Sepsis mmünopatogenezi - Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi

advertisement
Sepsis İmmünopatogenezi
Arzu Didem YALÇIN1, Bensu Gürsoy2
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
2
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
1
İmmun sisteme genel bakış
Bağışıklık sisteminin görevi, kendisinden olanı
olmayandan ayırt ederek konağı yabancı
organizmaların işgalinden korumaktır. Böyle bir
sistem yaşam için de gereklidir. İyi çalışan bir
bağışıklık sistemi konağı, mikroorganizmalar
veya toksinler gibi dış faktörler yanında, tümörler
veya otoimmün fenomenler gibi endojen
faktörlere karşı da korur. Canlı organizmalar
eksternal invazyona karşı iki düzeyde yanıt
verirler: doğuştan olan bir doğal bağışıklık ve
sonradan kazanılan adaptif bağışıklık. Doğal
bağışıklık doğuştandır ve nonspesifiktir. Cilt
yüzeyi doğal bağışıklık sisteminin ilk savunma
hattı iken, enzimler, altenatif kompleman sistemi
yolu, akut faz proteinleri, doğal öldürücü hücreler
ve sitokinler savunmaya ek hatlar sağlarlar. Daha
karmaşık yapıda olan organizmalarda, doğal
bağışıklık sistemi savunmasıyla karşılaşmış
yabancı antijenlerle tetiklenen
bir adaptif
bağışıklık sistemi bulunmaktadır. Adaptif
bağışıklık sistemi hem yabancı antijenin kendisine
spesifiktir hem de aynı veya benzer ajanlarla
tekrar karşılaşıldığında daha yoğun yanıta olanak
sağlayan bir immünolojik hafızaya sahiptir(1).
Adaptif bağışıklık sistemine gelen bir uyarı
lenfositlerin aktivasyonu, antikorlar ve etkili
hücrelerin
üretimi
ve
sonunda
uyaran
organizmanın eliminasyonu ile sonuçlanan bir dizi
karmaşık olayı tetiklemektedir.
Bağışıklık yanıtını uyarabilen yabancı maddelere
antijenler veya immünojenler adı verilir.
Antijenisite (immünojenisite), maddenin adaptif
bağışıklık sisteminin ürünleri (antikorlar gibi) ile
reaksiyon gösterme yeteneğini ifade etmektedir.
Karmaşık yabancı ajanlar farklı ve çok sayıda
immünüjenik bileşenler taşırlar. Çoğu antijenler
protein yapısındadır, ancak saf karbonhidratlar da
antijenik olabilir. Özel bir antijene karşı oluşan
immün yanıt, yabancı maddenin giriş yolu ile
ilişkili olabilir. Kandaki antijenler normal olarak
dalak tarafından uzaklaştırılır. Cilt yoluyla giren
antijenler, afferent lenfatik kanalları ve bölgesel
lenf nodlarını içeren bir lokal inflamatuar yanıt
uyarabilirler. Mukozal yüzeylerden (respiratuar
veya gastrointestinal sistem) antijenlerin girmesi
lokal antikorların üretimini uyarır. Sonrasında
aktive lenfositler lenfoid organlara taşınarak ilk
verilen yanıtı arttırlar(1,2).
Yabancı maddelerin tanınması ve takiben
eliminasyonu için özelleşmiş doku, organ ve
biyolojik faktörlerin karmaşık bir bağlantı ağına
gereksinim vardır(3). Çoğu yabancı immünojen
bağışıklık sistemince doğal halleri ile tanınmaz ve
yüzeylerinde yoğun olarak sınıf II MHC
molekülleri ve aksesuar kostimülatör molekülleri
ifade eden profesyonel antijen-sunan hücrelerce
tutulmaları ve işlenmeleri gerekir. Bu özgül
hücreler arasında makrofajlar, lenfoid dokudaki
dendritik hücreler, ciltteki Langerhans hücreleri,
karaciğerdeki Kupffer hücreleri, sinir sistemindeki
mikroglial hücreler ve B lenfositleri yer alır.
Dalak ve lenf nodlarındaki dendritik hücreler de
birincil immün yanıt sırasında primer antijensunan hücreler olabilirler. Diğer antijen-sunan
hücreler ikincil immün yanıtta daha önemli
olabilirler. İmmünojenlerle karşılaşma sonrası,
antijen-sunan hücreler yabancı maddeyi fagositoz
veya pinositozla içeri alır, ana yapıyı modifiye
eder ve MHC sınıf II molekülleri ile ilişkili olarak
proteinin yüzeyindeki antijenik fragmanları açığa
çıkarır . Polisakkaritler gibi T hücresinden
bağımsız antijenler, T hücrelerinin desteği
olmadan B hücrelerini aktive edebilirler. Bu
antijenler B hücre reseptörlerine bağlanırlar ve
çeşitli tipte hücrelerce üretilen aktivasyon
sinyalleri ile birlikte B hücrelerini doğrudan
aktive ederler. Ancak çoğu antijen önce içeri
alınarak B hücrelerince işlenmeyi ve sonrasında
CD4 T hücreleri tarafınca tanınmayı gerektirir(5).
Aktive yardımcı T hücreleri humoral veya antikor
aracılı yanıta aracılık eden B lenfositlerinin
büyümesini ve farklılaşmasını uyarırlar. CD4 T
lenfositlerince büyüme ve farklılaşma aktivitesi
ile sitokinlerin salınımı, B hücrelerinin
proliferasyonunu ve antijen-spesifik antikor
salgılayan ve yüksek oranda antikor üreten
hücreler olan plazma hücrelerine terminal
farklılaşmasını uyarır. B lenfositler aynı zamanda
yabancı antijene doğrudan bağlanarak içeri
alabilirler, antijeni işleyebilirler ve CD4 T
lenfositlerine sunabilirler. Aktive B lenfositlerinin
bir kümesi de, aynı veya çok yakın benzerlikteki
antijenik yapılarla tekrar karşılaşma durumunda
daha hızlı ve etkin yanıt verebilen hafıza
hücrelerini oluşturmak üzere farklılaşabilirler(5).
B lenfositlerinin primer görevi antikor yapmaktır.
Antikorlar spesifik antijenlere hedeflenen
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008;5(3):25-29
25
immünglobulinlerdir. Antikorlar humoral (antikor
aracılı) immün yanıtı başlatmak üzere spesifik
olarak
antjenlerle
birleşen
proteinlerdir.
Dolaşımdaki immünglobulinler, özel bir antijenik
yapı ile birleşmelerini sağlayan bir özgüllüğe
sahiptir. Humoral immün yanıtlar geniş bir antijen
grubu ile birleşebilen çok sayıda farklı antikor
üretimi ile sonuçlanırlar. Bu çeşitlilik erken
ontogenetik gelişim sırasında, B lenfositlerinde
kompleks DNA düzenlemeleri ve RNA
işlenmesinin bir sonucudur(2).
Tüm immünglobulin molekülleri iki ağır ve iki
hafif zincirden oluşan dört zincirli polipeptid
yapıdan oluşurlar. Her zincir değişken (V) bölge
taşıyan bir amino terminal bölümü ve dört veya
beş sabit (C) bölge taşıyan karboksi terminal
bölümü içerir. V bölgeleri antijene bağlanan
bölgeyi oluşturan yüksek oranda değişken
yapılarken, C bölgeleri moleküllerin etkin
fonksiyonlarına destek olur. İmmünglobulinlerin
beş tipi (izotipleri) IgG, IgA, IgM, IgD ve IgE’dir
ve ağır zincirlerin C bölgesindeki farklılıklar
zemininde tanımlanmıştır. Immünglobulinler
kompleman fiksasyonu, transplasental geçiş,
fagositozun kolaylaştırılması (opsonizasyon) gibi
hepsi hastalıklara karşı konak savunmasında yer
alan
çeşitli
sekonder
biyolojik
rollere
sahiptirler.IgE molekülü 190000 moleküler
ağırlığı olan, monomerik bir yapıdır. Serum
immünglobulinlerinin
sadece
%0,004’ünü
oluşturur ve mast hücreleri ve bazofiller
üzerindeki yüksek afiniteli Fcε reseptörüne , Fc
bölgesi aracılığı ile oldukça yüksek bir avidite ile
bağlanır.
IgE,
alerjik
hipersensitivite
hastalıklarında ve parazitlere karşı konak
savunmasında mast hücreleri ve bazofillerden
kimyasal mediatörlerin salınımına aracılık
eder(6).
Toll-like reseptörler (tlr)
Janawey ve arkadaşları 1997 yılında memeli
hücresinden o zamana kadar Drosofiliada
saptanmış olan Tollgenini izole etmiş ve bu genin
ürünü olan Tolllike reseptörünün (TLR)
makrofajın mikroorganizmaları tanımasında ve
bunu izleyen sitokin salınımında önemli bir rol
oynadığını göstermişlerdir. Kısa süre içinde
yapılan yoğun çalışmalar, memeli hücresinde
toplam 13 adet TLR bulunduğunu ve bu sayının
zaman
içerisinde
artış
göstereceğini
düşündürmektedir. TLR kalıp tanıyıvı bir
reseptördür (KTR) (Pattern Recognization
Receptor). Doğal immün sistemin hücresel
bariyerini oluşturan monosit, makrofaj, nötrofil ve
dentritik
hücrelerin
membranlarında
mikroorganizmanın tanınmasından sorumlu olan
reseptörler bu özelliğe sahiptir.
Doğal immün sistemde KTR’ler genler tarafından
kodlanır, bu nedenle reseptör repertuarı
kazanılmış immün sistemle karşılaştırıldığında
çok sınırlıdır. Fakat buna rağmen doğal immün
sisteme
ait
hücrelerin
tanıyamayacağı
mikroorganizma yok gibidir. Bunun nedeni
reseptörlerin mikroorganizmaların yapısında
bulunan ve evrimsel gelişim sırasında oldukça iyi
korunmuş moleküler kalıpları tanımasıdır.TLR,
ekstrasellüler,
transmembranöz
ve
intrasitoplazmik olmak üçere üç kısımdan
oluşur(1,6,7)
Sepsis patogenezinde sitokinler
Sepsis patogenezinde sitokinlerin önemli bir yeri
vardır. Sitokinler 8-4000 dalton arasında değişen
molekül ağırlığına sahip yapısal özelliği olmayan
proteinlerdir.Sitokinler
fonksiyonlarına
göre
inflamatuar ve antiinflamatuar olmak üzere ikiye
ayrılır. TNF alfa, IL-1,IL-6,IL-8,IL-12 ve IL-18
proinflamatuar;
IL-4,IL-10,IL-13
ise
antiinflamatuar sitokinlere verilecek başlıca
örneklerdir. Aslında fizyolojik şartlarda beraber
çalışırlar ve birbirlerinin etkilerini kontrol ederler.
Sepsis patogenezinde birçok sitokin rol almasına
karşın TNF alfa, IL-1, IL-6 ve IL-10 bunlardan en
önemli olanlarıdır(8,10).
TNF-Alfa, Ellibir kilodalton ağırlığında olup
başlıca makrofaj ve T lenfositlerden salgılanan bir
sitokindir.
Tümör
bulunan
hayvanlarda
endotoksin tedavisi sonrası tümöral dokuda
görülen nekrozdan sorumlu olması nedeniyle bu
ismi almıştır. Doğal immun cevapta rol oynayan
en önemli sitokin olup, ağır infeksiyonlarda
görülen sistemik komplikasyonlardan sorumludur.
Tek başına deney hayvanlarına infüzyonu sepsiste
görülen klinik bulguların ortaya çıkmasına neden
olur(11).
TNF alfa enfeksiyon sırasında makrofajlar
tarafından ilk salgılanan sitokindir(8,12). Yüksek
düzeydeki TNF miyokard kasılması ve vasküler
tonus üzerine olumsuz etki gösterir. Bu durum
kardiyak output ve periferik vasküler dirençte
azalmaya ve şok tablosunun gelişmesine neden
olur. TNF’nin bu etkilerinden indüklenebilir nitrik
oksit sentetaz (iNOS) enziminin aktive olması ve
bunun sonucunda sentezlenen NO’nun sorumlu
olduğu düşünülmektedir(10,13).
TNF’nin yüksek düzeydeki diğer bir etkisi yaygın
damar içi pıhtılaşmasıdır. TNF bir yandan doku
faktörü ve doku plazminojen aktivatör inhibitör 1
düzeyini arttırırken diğer yandan antitrombin,
aktive protein C ve doku plazminojen aktivatör
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008;5(3):25-29
26
düzeyini azaltmakta ve bu sayede tromboz
gelişimine olanak sağlamaktadır. Ciddi sepsisli
olguların yaklaşık %50’sinde görülen yaygın
damar içi pıhtılaşma bu hastalarda ortaya çıkan
multi organ yetmezliğinden başlıca sorumlu
mekanizmadır. Örneğin TNF alfa, IL-10 sentezini
arttırarak kendi etkisinin kontrolünü de sağlamış
olur.
TNF’nin uzun süreli yüksekliği iştahı azaltarak ve
endotel yüzeyinde bulunan lipoprotein lipaz
enzimini inhibe ederek kas ve yağ dokusunda
kayıplara ve kaşeksi gelişimine neden olur.
IL-1, 17 kilodalton molekül ağırlığında olup
başlıca makrofaj ve endotel hücresinden
salgılanır. TNF gibi doğal immun sistemin en
önemli sitokinidir. IL-1 ile TNF nin etkileri
hemen hemen tamamen aynıdır. Yapıları ve
reseptörlerinin farklı olmasına karşın, etkilerinin
bu kadar benzer olmasının temelinde her ikisinin
de aynı transkripsiyon faktörlerini aktive etmesi
yatmaktarır. Ancak TNF’den farklı olarak IL-1
apopitoza neden olmaz. Tam aksine apopitozu
önleyici bir özelliği sahiptir.
IL-6 ,Ondokuz – 26 kilodalton molekül ağırlığına
sahip IL-6 makrofaj ve endotel hücresinden
salgılanır. Başlıca görevi akut faz proteinlerinin
sentezini sağlamak ve granüloksit koloni stimule
edici faktör ile beraber çılaşarak kemik iliğinde
nötrofil üretimini arttırmaktadır. Koagülasyon
üzerine etkisi TNF ile benzerdir.
IL-10 ,34-40 kilodalton molekül ağırlığında bir
homodimer olup başlıca makrofaj, TH2 lenfosit
salgılanır. Diğer sitokinlerden farklı olarak
antiinflamatuar özelliğe sahiptir. Bu özelliğini
aktive olmuş makrofaj ve dentritik hücreleri
inhibe ederek gösterir. Bu sayede inflamasyonun
saldırgan patojen kaldırıldıktan sonra sonlanması
sağlanır. IL-12 salgılanmasını inhibe ederer
hücresel immun cevabın regülasyonunda rol
oynar (7,13).
Nötrofillerin
multi
organ
yetmezliği
sendromunda rolü
Güçlü fagositik özelliğe sahip olan nötrofiller üç
durumda bulunurlar; 1.istirahat durumu ,
2.kullanıma hazır durumda (bir inflamatuar
agonist veya mikrop kaynaklı ürün ile karşılaşmış
olup aktivasyon için düşük bir eşik uyarana
ihtiyaç gösterir), 3.aktive olmuş haldedirler.
Nötrofillerin dolaşımındaki istirahat durumundan,
infeksiyon bölgesindeki aktivasyon durumuna
geçişi C5a, lipopolisakkarid (LPS) ve sitokinler
tarafından tetiklenir. Bu etki damar dışı infeksiyon
bölgesinde nötrofillerin yararlı etkisini gösterirse
de damar duvarındaki aktivasyona hazır olan
nötrofiller damar duvarında hasara yol açabilir.
Sepsisli hastalardaki dolaşan nötrofiiller her
zaman kullanıma hazırdırlar ve oksidatif aktiviteyi
ve hücre içi transkripsiyon faktörlerini (NF-kB,
AP-1 gibi) ekspresyonunu arttırıcı etki gösterirler.
Diğer taraftan sepsisli hastalarda nötrofillerdeki
azalmış nükleer faktör kappa B (NF-Kb)
aktivasyonu düzelmiş yaşam ile ilişkilidir(9,13).
Mikroorganizmaların fagositlere bağlanmasını
kolaylaştıran antikorlara opsonin, bu olaya
obsonizasyon denir. Öldürme işi esas olarak
“süperoksid-miyeloperoksidaz”
sisteminin
kombine çalışmasıyla patlayıcı karakterdeki
solunumsal patlama (respitarory burst) olayları
sonucu oluşan güçlü oksijen radikalleri tarafından
yapılır. Bu sistemin zayıf olduğu kişilerde her
zaman öldürme olmayabilir. Örneğin klamidia,
riketsiya ölmeden uzun süre makrofajlarda canlı
kalabilir( 14).
Apoptosis ile nötrofillerin uzaklaştırılması sağlıklı
dokuda hasarı önlerken, aksi bir durumda nekrotik
hücre ölümü gelişir. Nötrofillerin apoptosisi
sistemik inflamasyonlu ve sistemik infeksiyonlu
ve de ağır sepsisli hastalarda önlenir ki, bu durum
MOYS gelişimi için bir risktir. Sepsis vakalarında
dokudaki nötrofillerin yaşamı lokal kaynaklı
antiapoptotik faktörler tarafından arttırılır. Bu
durum ARDS’li vakalarda bronkoalveolar lavaj
sıvısındaki interlokin 2 ile ilişkili olacak
akciğerlerde nötrofillerin düşük apaptosisine
neden olur. Sepsisli hastalarda kandaki artmış
tümör nekrozis faktör alfa (TNFa) nötrofil
migrasyonunu engellerken, normal nötrofillerin
TNFa ile inhibisyonu apoptosisi inhibe eder ve
serbest oksijen radikalleri (SOR) üretimini arttırır.
Bu bulgular ağır sepsis durumlarında nötrofil
disfonksiyonunun primer mekanizma olmadığını,
sistemik bir aktivasyon sonucu geliştiğini gösterir.
Özetle nötrofillerin yaşam sürelerinin uzatılması
ve damar dışına göçünün engellenmesi nötrofil
endotel etkileşmesini güçlendirir ve damar
hasarını arttırır (11-13)
Sepsisle ilgili organ yetmezliğinde nötrofil
Ağır sepsis durumlarında bateriyel infeksiyonlara
cevaba göre nötrofillerin fonksiyonel bir ikilemi
söz konusudur. Akciğer dışı dokularda infeksiyon
bölgesine nötrofillerin ekstravazasyonu aşırı
endotelial bağlanma ve azalmış kemotaktik cevap
dolayısıyla engellenirken, aksine olarak infekte
akciğer dokusu nötrofiller ile yaygın olarak
infiltre olur (11-13).
Nötrofillerin
sekestrasyonu
MOYS’nun
başlangıcında anahtar bir rol oynar. Nötrofillerin
damar duvarına bağlanmaları çeşitli adezyon
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008;5(3):25-29
27
moleküllerinin
anormal
ekspresyonuyla
düzenlenir. Bu artmış aderans kemotaktik
reseptörlerin downregulasyonuyla daha fazla
arttırılır. Bu durum bilahire mikrovasküler
tıkanıklıklara neden olarak bilahare doku
hipoperfüzyonu ve hipoksisine neden olur.
Nötrofil endotel bağlanmasının, mikrovasküler
dokularda fibrin birikim bölgelerinde olması
gerekir. Dolaşan faktörler tarafından nötrofiller
uyarılırsa, damar duvarında olayı hızlandıran
başka faktörler de ortaya çıkar. Bu durumda
nötrofillerden litik faktörler salınır ki, bu faktörler
endotel hücrelerinde hasara neden olur ve
vasküler geçirgenlik artar(10).
Diğer taraftan organ yetmezliği endotelial hücre
fonksiyonları üzerine nötrofillerin etkisi sonucu
da ortaya çıkar. Bu durum sepsisteki patolojik
mekanizmalarla
ilişkilidir.
Nötrofiller
proinflamatuvar sitokinlerin önemli bir kaynağıdır
ki, bu sitokinler sepsis vakalarında yüksek oranda
eksprese edilen NF-kB tarafından kontrol edilir.
Damar
duvarındaki
nötrofiller
tarafından
sitokinlerin sekresyonu, endotelial hücrelerin
nonkoagulan özelliğini değiştirerek, prokoagulan
özellik kazanmalarına neden olur ve yaygın damar
içi pıhtılaşmasına (DİK) zemin hazırlar. Bu durum
aynı zamanda hem endotelial hem de düz kas
hücrelerinde nitrikoksit üretimini uyarabilir.
Ortaya çıkan bu durum septik şok vakalarında
hipotansiyon gelişmesine yol açar ve mitokondrial
enzimlerin inhibisyonu ile doku metabolizmasını
bozar. Mitokondrial enzimlerin inhibisyonu,
nötrofillerin bizzat kendileri tarafından daha fazla
NO oluşmasına neden olur (12,13).
Sepsiste
hem
proinflamatuvar
hem
de
antiinflamatuvar sitokinlerin aşırı üretimi söz
konusudur. Sitokinlerin optimum miktarları
infeksiyonla mücadelede gerekli iken, aşırı
üretimleri
zararlı
etki
göstermektedir.
Antiinflamatuvar etkili sitokinlerin aşırı salınması
sepsiste gözlenen immünsüpresyonun nedeni
olabilir. Sitokinler; lenfosit, monosit, makrofaj ve
nonimmün hücreler gibi çeşitli hücre tiplerinden
salınan mediatörlerin önemli bir sınıfını
oluşturmaktadır. TNF, interlökinler, kemokinler,
interferonlar ve koloni uyarıcı faktörler (CSF)
sinyal iletici molekül ailesinin esas üyeleridirler.
Bu moleküller hedef hücreler üzerindeki, spesifik
reseptörleri ile etkileşerek otokrin, parakrin ve
endokrin aktiviteler gösterirler. Sitokinler immün
hücreler için kemotaktik etkiler gösterir, MHC
klas I ve II ekspresyonunu arttırır, B ve T
lenfositlerinin aktivasyon ve proliferasyonunda rol
oynarlar. Bu pleitrofik immün düzenleyici etkiler
invaze olan patojenlerin eliminasyonunda gerekli
olan doğal ve kazanılmış immün cevapların
koordinasyonunda esas rol oynarlar(7-11).
Kaynaklar
1. Shames RS, Kishiyama JL. Bağışıklık sistemi
hastalıkları. (çevirİ: Avcı AB ). Hastalıkların
patofizyolojisi. (Ed: McPee S..çevir iEd:Çoban
E,Süleymanlar G) 4. baskı 2006 31-57
2. Dinarello CA. Cytokines as endogenous
pyrogens. J Infect Dis.1999;179(Suppl 2):S294304.
3. H. P. Pircher, R. M. Zinkernagel, and S.
Tonegawa. Evidence for a differential avidity
model of T-cell selection in
the thymus. Cell 1994;74:577.
3. Dutton, R.W., L. M. Bradley, and S. L.
Swain. T-cell memory.Annu. Rev. Immunol.
1998; 16:201.
4. Ellmeier,W., S. Sawada, and D. R. Littman.
1999. The regulation of CD4 and CD8 coreceptor
gene expression during T-cell development.
Annu. Rev. Immunol. 17:523.
5. Lanzavecchia, A., G. Lezzi, and A. Viola.
From TCR engagement to T-cell activation: a
kinetic view of T-cell behavior. Cell 1999;96:1.
6.Osborne, B., A.Transcriptional control of T-cell
development.Curr. Opin. Immunol. 2000; 12:301.
7.Cohen J.İmmunopathogenesis of sepsis. Nature,
2002;420;885892
8. Dinarello CA. Cytokines as endogenous
pyrogens. J Infect Di.1999;179(Suppl 2):S294304.
7..Annane D, Sebille V, Charpentier C, Bollaert
PE, Francois B, Korach JM, at al. Effect of
treatment with low doses of hydrocortisone and
fludrocortisone on mortality in patients with septic
shock. JAMA 2002;288:862–871
8.Aldridge A.Role of neutrophil in septic shock.
Eur J Surg 2002;168; 204-214
9. Baggiolini M.Activation and recruitment of
neutrophil leukocytes. Clin Exp. Immuno l1995;
101; 5-6
10. Baykal Y.MOYS da nötrofillerin rolü.
Sepsiste yeni ufuklar.(ed:Erikçi S.)2007;14-24
11.Closa D, Folch pH. Oxygene free radicals and
the systemic inflammatory response. IUBMB Life
2004;56(4);185-91
12. Erdem G ve ark.Sepsis ve sitokinler.Sepsiste
yeni ufuklar.(ed:Erikçi S.)2007;5-13 .
13.Jaeschka H, Hasegawa T.Role of neutrophils in
acute inflammatory liver injury. Liver
İnternationale. 2006;26;912-919
14. Yalçın AD, Erbay H,Demir S,Yalcin AN..The
Effect Of Oxidative Stress Inhibition With
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008;5(3):25-29
28
Trimetazidine On Burn-Induced Intestinal
Mucosal Injury In Rats. .ANKEM Dergisi Cilt
19,Ek 1 s:33,P38, 2005
15.Hutchesan IR, Whittle BJR, Boughten-Smith
NK. Role of nitric oxide in maintaining vascular
integrity in endotoxin induced macute intestinal
damage in the rat. 1990;101:815-20.
Uzm. Dr. Arzu Didem YALÇIN
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Allerji-Romatoloji
–İmmunoloji Bilim Dalı
Dumlupınar Bulvarı. Posta kodu: 07059
/ANTALYA
E-MAİL: [email protected]
Tel:0-242-249 60 00 (6712)
Fax: 0-242-227 44 90
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008;5(3):25-29
29
Download