Altan Heper, Postmodernizm ve Hukuk -Kısa Bir Bakıș-, Hukuk Kuramı, C. 2, S. 2, Mart-Nisan 2015, ss. 1-6.
POSTMODERNİZM VE HUKUK –KISA BİR BAKIŞ-
Altan Heper*
*
Yard. Doç. Dr. Dr. Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Tübingen Üniversitesi.
Heper/ Postmodernizm ve Hukuk
sistemlerinin
1. Postmodernizm nedir?
akımlarının
tartışılsa da, ikinci dünya savaşından bu yanayı kapsadığını
ifade eder. Postmodernliğin bu anlamda modernliğin
sonrası, sonrası hatta karşıtı olduğu ifade edilebilir. Tabii
ikinci
dolu,
vaadini
hiç
gerçeklik
zaman
veya
yerine
fenomenlerin heterojenliği büyük anlatılarla ortadan
kaldırılamaz (Lyotard’a atfen Mahlmann, 2012: 219).
bir dönemde yaşamaktayız. Postmodern anlayışlar her
Postmodernistlere göre klasik teorilerde vücut bulan
türlü temeldenci felsefeyi (fundementalizmi), bilim teorisi
özcülüğe karşı çıkılmalıdır, özcülük bilimin, etiğin, siyasi
açısından aklı veya tecrübeyi bilginin kaynağı olarak esas
2008:
fantezi
iddiasını,
bulunamayışlıkları ve kültürel semantikler geçer, çünkü
günümüze değin post modern düşünürlerle, post modern
(Röhl/Röhl,
uydurulmuş,
doğruluk
yerine, farklılıkların bilinci ve farklı dil oyunlarının birlikte
dünya
savaşının sonuna kadar belirlediğimizde, o yandan
reddeder
kafadan
geçmiş, çağını aşmış devrini tamamlamış anlayışların
modernizmi ve modern dönemi belirlememiz gerekli.
başından
başarısızlık
getiremeyecek niteliktedir. Bunun yerine bu modası
post modernizmi ve post modern dönemi anlayabilmek için
aydınlanmanın
temellendirilmesindeki
“büyük anlatı” demek gerekir. Bu anlatılar etkileyici fakat,
(sonrası, ötesi) sözcüğü modern dönemin tamamlandığını
anlayışları
addetmektir
terminolojik olarak da gösterilmelidir, bu nedenle bunlara
söylemek mümkündür. Postmodern terimindeki “post”
alan
başarısız
(Güriz, 1997: 79 vd.). Postmodernizme göre bu düşünce
Postmodernizmin ne zaman başladığı her ne kadar
Moderniteyi
temellendirilişini
yönelimlerin belirli içeriklerini ve metotlarını önemli
6).
bulmaktadır, fakat bunlar gerçekte sadece tesadüfi tarihi
Postmodernizm kendi anlayışını konstrüktivizm üzerine
tespitlerin yansımalarıdır. Postmodern düşünce akımları
kurar. Postmodern kavramı bir nevi üst kavramdır, birçok
içinde önemli bir isim olan Richard Rorty’e göre her bir
türü barındıran, edebiyat, mimarlık, sanat ve insan
teorik temel yönlenme, birbirileriyle değiştirilebilecek “final
kültürün diğer alanlarında çok farklı fenomenlerle yakınlık
languages”dır (Rorty, 1989: 73 vd).
içinde bulunmaktadır. Postmodernizmin arkasında da
yapısalcılığın
(strüktüralizm)
bulunduğu
söylenebilir.
2. Postmodernizm ve Adalet
Bilindiği gibi yapısalcılık 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya
çıkan
bir
disiplinler
arası
araştırma
çizgisi
Postmodernist
olarak
74 vd.; Yıldırım/Nalbantoğlu, 2003: 101 vd.; Seibert, 2009: 27
transformasyon kuralları açısından inceler. 60’lı ve 70’li
vd.). Hatta yapısökümcülüğün adaletin kendisi olduğu
yıllarda yapısalcılık çok ilgi gören bir sosyal felsefe haline
yapısal
analizlerini
çok
söylenmektedir (Derrida’ya atfen Mahlman, 2012: 220).
farklı
Postmodernist görüşlerin hukuka eleştirileri Jacques
perspektiflerden yapmıştır. Bu perspektiflere örnek olarak
Derrida’nın “Force of Law: The Mystical Foundation of
Marksist perspektif açısından Louis Althusser, psikanalitik
açıdan
Jacques
Lacan,
tarihi
söylem
Authority” adlı kitabında özgün bir şekilde toplanmıştır.
formasyonları
Derrida’ya göre adalet soyut kurallarda formüle edilemez,
açısından Michael Foucault dikkat çekmekteydi. Fakat 70’li
yıllarda
artan
bir
şekilde
Foucault
ve
adalet sonsuz, hesabı kitabı olmayan, kurallara direnen,
Althusser
simetriye yabancı, çok yönlü ve “heterotropik” bir nitelik
yapısalcılıkla aralarına mesafe koydu, bir süreç içersinde
post
yapısalcı
oldular,
post
yapısalcılık
da
özellikle
oynar (Mahlman, 2012: 220, ayrıntılı olarak Yıldırım, 2005:
sistemlerdir ve yapısalcılık bu sistemlerin formasyonlarını
toplumun
içerisinde,
yapısökümcülükte (dekonstrüktivizm) adalet önemli bir rol
şekillenmiştir ve bu çizginin teorik objeleri yapısal
gelmiş,
öğretiler
taşır. Adaletin yasayla bir bağı da yoktur.
post
Yapısökümcülüğün temel formunu Friedrich Nietzche’de
modernizmde sonuçlandı (Mahlmann, 2012, 219).
görmekteyiz. Yapısökümcülük esas itibariyle dilsel bir
Felsefi olarak postmodernizm bir akım olarak 70’li yıllarda
işlem, bu işlem de cümle ve cümle biçimini esas alan bir
önem kazandı. En önemli tezleri modern dönemin büyük
yorumdur. Yapısöküm filolojik metin yorumlamalarından
sistemleri, örnek olarak aydınlanma, objektif idealizm,
ortaya çıkmıştır. Nietzche’nin bir klasik filolog olması da bu
Marksizm gibi sosyal ve siyasi düzenleri, uygulamaları,
bağlamda tesadüf değildir (Seibert, 2009: 30). Derrida için
ahlaki sistemleri, teorik konseptleri meşrulaştıran düşünce
de
2
Nietzsche
okumalarının
sonuç
itibarıyla
onu
Hukuk Kuramı, C. 2, S. 2, Mart-Nisan 2015
yapısökümcülüğe götürdüğünü söylemek mümkündür
eleştirir. Bu eleştiri hukuktan ari bir toplum ütopyası
(krş. Türkbağ, 2002: 31).
bağlamında yapılır. Fakat paradoksal olarak bu da hukuk
içerisinde düşünülür.
Postmodernistlere göre hukuk iktidarın kaynağı ve aynı
zamanda iktidarı meşrulaştırmanın tekniği ve böylece de
Derrida’ya göre hukuk esas olarak iki unsur tarafından
iktidarı görünmez hale getirmenin tekniğidir. Derrida bunu
belirlenir. Birinci unsur yasanın genelliğine bağlı olan
daha sonraları “Force of law” olarak adlandırmaktadır
kurallaşma, önceden hesaplanabilmesi, görülmesi ve ikinci
(Derrida`ya atfen Baer, 2011: 147). Postmodernizm hukuku
unsur fiili yürürlük (force) unsurudur. Derrida’ya göre
ve hukuki şekillenmelere genel bir eleştiri getirmektedir, bu
kendi içinde, a priori “güçle zorlama (enforced) imkanını
eleştirinin özü hukukun soyutluğu ve genelliğidir, hukuk
içermeyen, yani zorla veya zora dayanarak bir şeyi
bu genelliğinde münferit olanı, özel olanı ihmal etmektedir
yapmayı, yerine getirmeyi içermeyen hukuk yoktur”.
(Mahlmann, 2012: 211). Hatta bu durum insan hakları için
Derrida’ya göre hukukun var olması adildir. Derrida’ya
de geçerlidir. Anti-semitizm ve toplama kampları insan
göre hukuk ve adaletin karşılıklı iki yönlü temsili, çatışması
hakları idesi ile ilişkilendirilmektedir. Böyle bir ilişki insan
adaletin özelliklerini ortaya çıkartır. Saf adalet kural
olmayı soyut olarak görmekte ve özel olanı dışlamaktadır.
olmayan, kural olamayan, önceden bilinmeyendir. (Saf)
Hukuk sonuç olarak toplumsal, hatta dilsel gücün üstüne,
adalet önceden bilinmeyeni hesaba katmayı zorunlu kılar.
dışına çıkar. Bu durumda bütün hukuk düzenlerinin bir mit
Adalet adaletin zorunlu tecrübelerini ve gerçekleşme
olarak kaynağıdır. Derrida`ya göre hukuku meşru kılma,
ihtimali zayıf tecrübelerini içerir, yani adil ve adil olmayan
temellendirme ve hukukun yapılışını oluşturan kuruluş
arasındaki kararın hiçbir kural tarafından güvence altına
anında veya uygulanışındaki işlem (operasyon) gücün
alınmadığı, teminatının bulunmadığı
(coup de force) var olmasına bağlıdır, bu işlem performatifdir
Adalet hep özele, evrensellik iddiasına, talebine dikkat
(eyleyicidir) ve bu yüzden yorumlayıcı güç aslında ne
edilmeksizin ötekinin özelliğine yönelir. Adalet sonsuz –
adildir ne de adaletsizdir. Bu gücü herhangi bir adalet
kural, hesaplama ve karşılama olmaksızın- ötekinin
anlayışı ve daha önce konulmuş bir yasa garanti altına
özelliğine yönelmelidir. Tekliği inkâr eden, her bir fiil zorba
alamaz veya geçersiz addedemez. Meşru kılıcı hiç bir
ve haksız olarak nitelendirilebilir, çünkü bu fiil ortalama
diskur bir meta dilin kullanılan dilin performatifliğiyle
olay ve fiiller için uygun olmasına rağmen, birey için ve
(eyleyiciliğiyle)
münferit olay için uygun olmayabilir. Adaletin sonsuzluğu
veya
meta
dilin
baskın
yorumuyla
ilişkisinde güvence altına alamaz.
anları da içerir.
nedeniyle adalet kriterlerden ve kurallardan türetilemez:
Hukuk adalet değildir.
Postmodernliğin, rölativist konstrüktivizmin bir diğer
sonucu, hukuki çoğulculuğun belirli bir teorisidir. Pratik
Derrida’ya göre saf adalet bir inançtır ve bu inanç mevcut
olarak modern hukuk, özellikle global bakış açısıyla çok
bir adalet anlayışının belirli bir kesin bilgisine ait inançtır.
sayıda
kendini
Burada adalet idesinden, sonsuz adalet idesinden yola
göstermektedir. Burada dikkat çeken hukukun özel
heterojen
çıkılır, yani hareket noktası sonsuz adalet idesidir. Hukuk
aktörler
hukuk
olmayan, yani hukuka eşit olmayan bu adalet, bir adalet
çevrelerinden hiç birine daha yüksek bir meşruiyet
talebidir, yapısökümcülük hareketidir. Bu hareket hukukta
nedeniyle öncelik tanınamaz, yapılacak iş var olan çok
veya hukuk tarihinde faaliyet halindedir. Bu nedenle
sayıda
Derrida’nın anladığı anlamda adalet sadece, kuralların,
tarafından
hukuk
hukuk
çevreleriyle
oluşturulmasıdır.
çevreleri
arasında
Bu
koordinasyonu
sağlamaktır (Mahlmann, 2012: 211).
programların, hesaplamaların üstüne çıkan bir şeyler
olduğunda, gerçekleştiğinde söz konusu olur. Derrrida
Derrida’nın hukuk ve adalet konusundaki görüşlerine
kendi yapısökümcülük anlayışının etik nihilizm olarak
tekrar kısaca bakarsak, hukuk ve adalet birbirleriyle, aporie,
görülmesini istememektedir. Etik nihilizm yerine geçen bir
imkânsızlık ilişkisi içerisinde bulunur ve bu bir felsefi sorun
etik
olarak karşımıza çıkar. Derrida hukuk eleştirisi yapar ve
anlayışın
öngörülebilenin
hukukun adaleti anlamında bir hukuki adalet anlayışını
afirmatif
tekniğinin
düşüncesi,
ötesinde
hesaplanabilen,
bir
angajmanın
afirmatif düşüncesi olarak nitelendirilmesi gerektiğini
3
Heper/ Postmodernizm ve Hukuk
belirtmektedir. Bu angajman kendisini Derrida’nın adalet
geçerlidir. Fakat son aşama olarak bağlayıcılığı olması
ve hukuk arasında temel bir çelişme olduğunu ileri sürmesi
gereken bir normatif hukuk düzeninden vazgeçilemez.
ve
bu
çatışmada
adalet
tarafında
saf
tuttuğunu
Hukukun meşruiyet kaynaklarının güçle kaynaşması
belirtmesiyle kendini göstermektedir.
analitik
olarak
akla
uygun
gelmemektedir.
Hukuk
Derrida hukukun yapı söküme tabi tutulmasının talihsizlik
felsefesine kısa bir bakış zorlamaya yönelik pratik
değil, tam tersine tarihi ilerlemenin bir şansı olduğunu
yeteneğin hiç bir meşruiyeti yaratamayacağını gösterir.
düşünmektedir. Bu konuda şunları ifade etmektedir
Örneğin
“hukukun dışında veya hukukun ötesinde bir adalet, böyle
göstermektedir.
bir adalet gibi bir şey varsa, bu yapısöküme tabi tutulamaz.
kaynaşması tezi hukuk kültürü açısından hukukun
Aynı şekilde, böyle bir şey varsa yap –çözümün kendisi de
kuvvetlinin hukuku olması tehlikesini oluşturmaktadır.
yap- çözüme tabi tutulamaz. Yapısökümün kendisi
Postmodern teorinin en önemli özelliği olan maddi
adaletttir”.
ahlak
meşruiyet teorilerinin reddi ciddiye alındığında ve bu da
felsefesine ulaşmaksızın, yapısökümün burada yaptığı
postmodernizmin sahip çıktığı başkasına karşı saygıya
adalet sorununun kime, nereye yöneldiğini, adresini
uygulandığında,
belirtmektir.
iddiasına karşı hiç bir imkânı kalmamaktadır. Güce dayalı
Hazırlanmış,
formüle
edilmiş
bir
bunu
Rousseau
açık
seçik
Postmodernizmin
postmodernizm,
bir
biçimde
hukukun
gücün
güçle
egemenlik
egemenliklere karşı postmodernizmin etiğinin bu teorik
3. Postmodernizmin Hukuka Yönelttiği Eleştirilerin
Eleştirisi
zayıflığı meşruiyet teorilerine karşı ilgisizliğinin zorunlu
Postmodernizm hukuk normlarının genelliği ve genel
gösterilmesinde
geçerliğini eleştirmekle, hukukun genelliğinin liberal bir
meşruiyet teorisinin içine girecektir, ama böyle bir imkân
zorunlu sonuç olduğunu görmemekte ve anlamamaktadır.
postmodern
Bu sonuç tam da birey için bireysel özelliklerden bağımsız
(Mahlmann, 2012, 223). Postmodern teori böylece çıkmaza
olarak özgürlük olanakları sağlamalıdır. Postmodernizm
girmektedir.
sonucudur. Buna karşılık başkasına istenilen saygının
hukukun temel fonksiyonlarını anlamakta problemlerle
ısrar
teori
edilirse,
tarafından
postmodernizm
inkâr
bir
edilmektedir
Postmodern teorilerin hukuk alanındaki diğer bir güçlüğü,
karşılaşmakta, münferit hukuki olayların farklılığını ve
hukuk
özelliklerinin ele alınmasının hukuka yabancı bir şey
programlarının
postmodern
ilkelerden
türetilmesinin güçlüğüdür. Postmodern ilkeler metateorik
olduğunu ileri sürmektedir. Fakat postmodernizme göre
düzeyde tespit edilir ve bu ilkelere siyasi düzlemde
durum tam da tersine, her gün hukuk uygulamalarında,
rastlayamayız. Postmodern akımın diğer önemli bir
mesela mahkemelerde genel ve herkes için geçerli yasalarla
güçlüğü hukuk sistemlerinin yapısal olarak modernitenin
kendini göstermektedir. Yasaların genel ve herkes için
tasavvurlarıyla çok yakın bir ilişkisidir (Elsuni, 2009: 167,
genel geçerli olmasının çok önemli ve haklı nedenleri vardır
dn. 29).
(Mahlmann, 2012: 212) ve bunlar hukukçular için izahtan
varestedir.
Normatif düzenlerin çeşitliliği, çokluğu hukukun eskiden
4. Postmodernizmin Hukuk Uygulamalarında Ortaya
Çıkışı
beri meşgul olduğu bir konudur. Bu çokluk günlük
Postmodernizm ile birlikte anılan post-demokrasi Fransız
yaşamda
sistemlerinde
siyaset teorisyeni Jacques Rancieré’in yaklaşık yirmi yıl
örgütlenmektedir. Bu sistemlerin her bir seviyesinde belirli
federalizmin
önce gündeme getirdiği bir kavram olarak halen önem
bir düzeyde normatif otonomi gerçekleştirilmektedir.
taşıyor.
Örneğin ABD’de federal devletler veya İsviçre’de kantonlar
parlamentoların etkisi çok azalmıştır. Parlamentoların
bunun örneğidir. Bu çoğulculuk ilgili insanların kendi
etkisi azalırken, lobi gruplarının yasa koyucu üzerinde
kaderlerini belirleme yönünde önemli ve istenen, arzulanan
büyümektedir. AB düzenlemelerinde çok uluslu şirketlerin
bir özgürlüğün ifadesidir. Bu durum geçmişte saygı
lobicileri Brüksel’de, ulusal düzeyde yasal düzenlemelerde
gösterilmeyen,
başkentlerde lobiciler yasa tekliflerini hazırlamaktadır.
yerel
hukuk
farklı
düzenleri
için
özellikle
4
Post
demokraside
hukuki
bağlamda
Hukuk Kuramı, C. 2, S. 2, Mart-Nisan 2015
Yatırım yapılacak yerin belirlenmesinde, yatırımcı çekmede
aslında doğru ve gerçeğin olmadığı ifadesi doğru ve gerçek
demokratik kurallar bir yana bırakılmaktadır. Uluslararası
haline getirilmektedir (Erdoğan, 2012: 11). Doğru ve
büyük avukatlık büroları yasakoyuculuğa soyunmaktadır,
gerçeğin olmadığı önermesi kavramsal olarak çelişkilidir.
hükümetler de iktisadi açıdan önemli yasal düzenlemeleri
artık
ilgili
bakanlıkların
Eğer
hukukçularına
gerçekten
bir
postmodern
hukuk
teorisinden
bahsedilebilirse, bu teorinin iki temel dayanağı olduğu
hazırlatmamaktadır. 2000’li yılların başında Amerikan
söylenebilir, birincisi esaslı bir anti-temelcilik (anti-
avukatlık büroları Amerikan modellerine göre Almanya’da
fundementalizm) ve radikal kurguculuk (konstrüktivizm);
kamu özel teşebbüs ortaklığı yasasını (Public-Private
postmodern teori her iki eğilimi de bilim teorisinden alıp,
Partnership) hazırlamıştır. Bu model ülkemize de daha
kendi
sonra getirilmiştir. Silvio Berlusconi ve diğer batılı
metodolojisine
–metodolojiden
bahsedilebildiği
ölçüde- uygulamaktadır.
ülkelerde yönetimler kendi memurlarına güvenmedikleri
için endüstriden “ödünç memurlar” almaktadır. Alman
Postmodern anlayışı tarihi akış içerisinde Wittgenstein’da,
Federal Anayasa Mahkemesi Alman milletvekillerinin
Kripke’de, sonraları Quine, Davidson, Sellars, Brandom’da
Alman halkını yakından ilgilendiren AB mali koruma
görüyoruz. Postmodern anlayış Kant yerine Nietsche’yi
tedbirlerinde etkisizliğini demokrasinin zafiyeti olarak
esas alarak, Foucault, Deleuze, Derida ve Lyotard gibi esas
görmektedir (Assheuer, 2012).
temsilcilerini Fransa’da çıkartmıştır.
Postmodern hukuk teorisi, Kartezyen bilinç felsefesini ve
5. Sonuç
klasik hakikat teorilerini reddeder (Krş. Yücel, 2005:
Belirsizlik, güvensizlik ve sınırlılık postmodernizmin
281vd.), suje-obje ayrımını, olan ve olması gereken
karakteristiğidir.
yerelin,
düalizmini de inkâr eder. Dünyanın gözlenmesinde, hukuk
etnisitelerin korunması postmoderndir. Postmodernizmde
Yerel
bilgi,
uygulamasının gözlenmesinde post modern hukuk teorisi
akıl da artık iyi gibi çoğul olmuştur. Evrensel geçerli temel
kendisini extern ( harici gözlemci) olarak görür. Zaten bu
ilkeler
de
niteliğiyle de verimli olması beklenemez. Hukukun
bulunmaması anlaşmayı olanaksız kılar. Farklı diskur
gözlemlenmesinde devletçi, milli bir devletin sağladığı bir
türleri olduğundan diskurlar da birbiriyle çözülemeyecek
birliğin yok olduğu, hukukun çoğulculaştığını, toplumun
bir çatışma içindedir. Sistemler kendi içinde operatif olarak
küçücük parçacıklara ayrıldığı, birbirleriyle çatışan içsel
kapalı veya sadece enformatif olarak birbirlerine açık
rasyonelliklerin, parçacıklarda özgül mantıkların ortaya
olduğu için, farklı sistemler içinde iletişim olanaksızdır
çıktığı görüşündedir.
bulunmamaktadır,
yerel
evrensel
kültür,
düşüncenin
(Mastronardi, 2007: 195).
Postmodernizmin siyasal düzlemde sıkça dile getirilen
Postmodernizm suje-obje ayrımını kaldırmaya çalışarak,
eleştirileri sorgularak bu çalışmayı noktalamak istiyoruz.
özneyi yerinden ederek, insanı insanlığın yarattığı dilsel
Acaba
yapı içinde hapsetmeye çalışmakta, bunun yanında dilsel
emperyalist politikaları meşru kılma, ulus devletleri bölme,
yapıyı beyninde taşıyanın beynindeki gerçeğinin dışında
parçalama, emperyal hâkimiyetler için toplumu binlerce
gerçek olmadığını iddia ederler, bu noktada maddi gerçeği
mikro şehir devletlere, cemaatlere, kimliklere bölme,
inkâra kadar varırlar (Erdoğan, 2012: 10). Derrida`nın veciz
ayrıştırma, sosyal mücadeleleri etkisiz kılma, pazarları
anlatımıyla “metnin dışında gerçek yoktur”
dizginsiz talan etme, modern milli devletin sosyal
ifadesiyle
postmodernizm
globalleşme
döneminde
gerçek inkâr edilmekte ve postmodernizm idealizm-
kazanımlarını
materyalizm çatışmasında nesnelliğin reddi ile koyu
etmenin, sınırsız sömürünün ideolojisi midir? Bu yönüyle
idealist bir saf tutmaktadır.
çoğunlukla vaktiyle solda yer almış, Marksizme yakın
Postmodernizm doğrunun ve gerçeğin çoğulluğunu, farklı
düşünürlerin sol gösterip sağ vurdukları hiç de masum
kültürler, farklı insanlar için farklı doğrular ve gerçeklerden
olmayan bir düşünce akımı mıdır?
bahsederken, aslında doğru ve gerçeğin terkedilmesini
savunmakta, son tahlilde doğru ve gerçek yoktur derken,
5
törpüleme,
becerebildiği
ölçüde
yok
Heper/ Postmodernizm ve Hukuk
Yıldırım, E. ve H.Ü. Nalbantoğlu (2005) “Adaletin Kurgu
Kaynaklar
Sökümü Yapılabilir mi? Derrida’nın Bir Savı Üzerine
Assheuer, T. (2012). “Die Moderne ist vorbei”, Die Zeit, 31
Çeşitlemeler”, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi, 9:
Juli.
96-113.
Baer, S. (2011) Rechtssoziologie, Baden-Baden.
Yücel, M.T. (2005) Hukuk Felsefesi, Ankara.
Elsuni, S. (2009) “Feministische Rechtstheorie” içinde Neue
Theorien des Rechts Ed.: S.Buckel, R. Christensen, A.
Fischer-Lescano, ss. 157-178.
Erdoğan, İ. (2012) “Küresel pazarın küresel ideolojisi:
Postmodernizm”, Bilim ve Ütopya, 217: 7-17
Güriz, A. (1997) Feminizm, Postmodernizm ve Hukuk, Ankara.
Kronenberger,
M.
(2009)
“Theorien
der
radikalen
Fragmentierung” içinde Neue Theorien des Rechts Ed.:
S.Buckel, R. Christensen, A. Fischer-Lescano, ss. 229251.
Mahlmann, M. (2012) Rechtsphilosophie und Rechtstheorie,
Baden- Baden.
Mastronardi, T.F. (2007) “Postmoderne Rechtswissenschaft
als Kulturwissenschaft” içinde Werte Pluralismus,
Ed.: M. Senn ve D. Paskas, Rechtswissenschaft als
Kulturwissenschaft.
Ottmann, H. (2012). Geschichte des politischen Denkens, Das
20. Jahrhundert von der Kritischen Theorie bis zur
Globalisierung, Frankfurt.
Rorty, R. (1989) Irony, Contingency and Solidarity, Cambridge
University Press.
Röhl, K.F. ve H. C. Röhl (2011). Allegemeine Rechtslehre,
Köln.
Seibert, R. M. (2009), “Dekonstruktion der Gerechtigkeit.
Nietsche und Derida” içinde Neue Theorien des Rechts
Ed.: S.Buckel, R. Christensen, A. Fischer-Lescano, ss.
27-50
Türkbağ, A. U. (2002) “İki Soruda Postmodernizm ve
Hukuk Yansıması”, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi
Arkivi, 5: 28- 36.
Yıldırım,
E.
(2005)
“Adaletin
Kurgu
Sökümü
ve
Günümüzdeki Siyasi Anlamı”, Hukuk Felsefesi ve
Sosyolojisi Arkivi, 13: 72-84
6
Download

Postmodernizm ve Hukuk