Uploaded by User15594

OTOMOTİV MUHENDİSLİĞİNE GİRİS 23-24

advertisement
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ
OTOMOTİV MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
OTOMOTİV MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ
TEMEL MÜHENDİSLİK KAVRAMLARI
Dr. Öğr. Üyesi Selim DEMİRTÜRK
Temel Mühendislik Kavramları
❑Bilimsel dilde her kelimenin açık ve tek bir anlamı vardır. Bu yüzden bilimsel dilde günlük
hayatta kullanılan kelimelerden kaçınılır.
❑Örneğin kütle ve ağırlık iki farklı terimdir. Bir insanın kütlesi dünyada ve ayda aynıdır.
Fakat ağırlığı ayda daha az olur.
❑Benzer şekilde ısı ve sıcaklık günlük hayatta birbirleri yerine kullanılabilen kelimeler olsa
da bilimsel dilde çok farklı anlamlarda kullanılır.
❑Birimler mühendisliğin alfabesidir. Birimleri tam olarak anlamamış yerine oturtamamış
olanlar mühendislik yapamazlar.
❑Dünyada esas olarak iki birim sistemi vardır. Bunlar;
▪ SI birim sistemi (System International/Uluslararası Birimler Sistemi)
▪ BG birim sistemi (British Gravitational/İngiliz birim sistemi)
2
1. SI Birim Sistemi
❑Bizim de kullandığımız ve dünyada en yaygın olarak kullanılan, yakın
gelecekte ise diğer birim sistemlerinin yerine geçmesi kaçınılmaz olan sistem
bu sistemdir. SI birim sistemi sadece yedi temel birim üzerine kurulmuştur.
Bunlar;
• Uzunluk birimi Metre (m)
• Kütle birimi Kilogram (kg)
• Zaman birimi Saniye (sn)
• Akım birimi Amper (A)
• Sıcaklık birimi Kelvin (K)
• Işık yoğunluğu birimi candela (cd)
• Madde miktar birimi Mole (mol)
❑Belirtilen bu temel birimlerin ilk üçünden (Metre-Kilogram-Saniye) ötürü bu
sisteme MKS sistemi de denir. SI birim sistemindeki tüm diğer birimler bu yedi
temel birimden üretilmiştir.
3
4
Birimlerin Ondalık Katlarının Gösterimi
T
G
M
k
h
D
d
c
m
µ
n
p
f
a
tera = 1012 = 1 000 000 000 000
giga = 109 = 1 000 000 000
mega = 106 = 1 000 000
kilo = 103 = 1 000
hekto = 102 = 100
deka = 101 = 10
desi = 10-1 = 0,1
senti = 10-2 = 0,01
mili = 10-3 = 0,001
mikro = 10-6 = 0,000 001
nano = 10-9
piko = 10-12
femto = 10-15
atto = 10-18
5
2. BG birim sistemi (British Gravitational)
• Imperial sistem olarak da bilinen bu birim sistemi bugün sadece İngiltere ve bazı
teknik kitaplarda kullanılmakta ve kaynak olarak bu kitapları kullanan
araştırmacılar, çalışmalarında bu sistemi kullanmaya devam etmektedirler. BG
birim sistemi bugün Türkiyede daha çok boru ve boru diş ölçüleri için
kullanılmaktadır.
• BG birim sisteminde de kullanılan temel ölçülerin ilk üçü Kütle, Uzunluk ve
Zamandır. Ancak bu ölçülerden ilk ikisinin birimleri farklıdır. Bunlar;
• Kütle birimi Pound (Lb)
• Uzunluk birimi Feet (ft)
• Zaman birimi Saniye (Sn)
6
7
8
SI Birim Sisteminde Temel Mühendislik Kavramları
KÜTLE
SI birimi: kilogram
Sembol: kg
Temel büyüklük: gram
Ölçen araç: Eşit kollu terazi
• Kütle, bir cismin özündeki niceliklerin ölçüsüdür. Diğer bir deyişle kütle, madde
miktarıdır.
• Ayrıca nesnenin hareket etmeye karşı gösterdiği direnç olarak da adlandırılabilir.
• Kütlesi büyük olan nesneye aynı kuvvet uygulandığında hızlanması daha düşük olur.
Diğer bir deyişle kütlesi büyük olan daha büyük eylemsizliğe sahiptir.
• Günlük kullanımda kütle genellikle ağırlık ile karıştırılır. Kütle bulunduğu ortamın
yerçekimine göre değişmez bir değerdir. Skaler bir büyüklüktür.
9
AĞIRLIK
❑ Ağırlık, bir cisme yer yüzü tarafından uygulanan kütle çekim kuvvetidir. Ağırlık bir kuvvet
olduğu için birimi Newton'dur ve kısaca 'N' ile gösterilir.
❑ Kütle çekimi, nesnelerin birbirlerine doğru çekme kuvveti uygulamasına denir. Bu çekme
kuvveti, cisimlerin kütleleriyle doğru orantılıdır. Kütle, merkezlerini birleştiren uzaklığın
karesiyle ters orantılıdır.
G = m x g ( Ağırlık = kütle x yerçekimi ivmesi)
g = 9,80665 m/sn2 (Dünyada), g= 1,63444 m/sn2 (Ayda)
❑ Bir cismin madde miktarı (kütle) aynı kalmasına rağmen ağırlığı dünyada, Ay'da veya diğer
gezegenlerde farklı olacaktır.
❑ Örneğin: kütlesi 10 kg olan bir cisim dünyada tartıldığında 98 N gelirken, bu cismi Ay'da
tarttığımızda 17 N gelecektir. Bu da Ay'ın çekim kuvvetinin dünyadan düşük olduğunu
göstermektedir. Uzay mekiği ile Ay'a doğru yolculuk yapan bir astronot düşündüğümüzde, bu
yolculuk esnasında astronotun kütlesi değişmez. Astronot dünyadan uzaklaşıp Ay'a yaklaştıkça
dünyanın uyguladığı çekim kuvveti azalmaya Ay'ın uyguladığı çekim kuvveti ise artmaya başlar.
Ay ve dünyanın çekim kuvvetlerinin eşit olduğu noktada astronotun ağırlığı sıfır olur.
10
KUVVET
❑ Mühendislikte birinci kavram KUVVET tir. Çünkü tüm mekanik ve hidrolik sistemler kuvveti
aktarmak veya dönüştürmek için dizayn edilirler. Kuvvet kavramı Newtonun ikinci kanunu ile
tanımlanmıştır.
❑ Newton un ikinci kanunu: Bir kütle üzerine etki eden kuvvet, söz konusu kütle ile o kütlenin
sahip olduğu ivmenin çarpımına eşittir.
Yani kısaca
Bu formülde
F=m*a dır.
m= Kütle (Kg), a= ivme(m/sn2), F=Kuvvet (Kg-m/sn2)
Burada Kuvvet birimi olarak (Kg-m/sn2) yerine bu kavramı tanımlayan Newton un adına izafeten
kısaca Newton (N) denilmiştir.
Böylece kuvvet birimi olarak F = Kuvvet (N) kullanılmaktadır.
Bu birimle alakalı çok sık yapılan yanlışlık 1 kg lık kütlenin oluşturduğu kuvvetin 1 N olduğu
şeklindeki yanlış algıdır.
Yerçekimi ivmesi (a) : 9,81 m/sn2 alındığında,
F = m*a --------- 9,81*1= 9,81 Newton (N) olur.
11
❑ Kuvvetin vektörel bir değerdir. Yani kuvvetin büyüklüğü yanı sıra birde yönü vardır. Bunun
anlamı, bir cisim ancak ivmelendiği yönde bir kuvvet uygulayabilir.
İVME
İvme, hızın zamana göre değişim hızı veya zamana göre türevi olarak tanımlanır.
Büyüklüğü uzaklık/zaman2 olan bir vektörel niceliktir ve cismin hem hızının hem de yönünün
şiddetlerindeki değişimini gösterir.
İvmenin SI birimi m/s² (metre/saniye2) dir.
❑ Bazı teknik kitaplarda kuvvet birimi olarak “Kilogram Kuvvet” (Kgf ) kullanılmaktadır.
❑ 1 kg-f: 1 kilogramlık kütleye etki eden yer çekimi kuvvetinin büyüklüğü yani ağırlığıdır.
1 kg-f = 9,81 N
12
HIZ
• Hız, bir şeyin kat ettiği mesafenin, bu mesafe kat edilirken geçen zamana bölünmesiyle ölçülen olgudur.
• Hareketlinin herhangi bir andaki hızına ani hız, yol boyundaki hızların ortalamasına da ortalama hız adı verilir.
• Hız, vektörel bir büyüklüktür. Yönü ve büyüklüğü ile ifade edilir. Hız birimleri SI birim sisteminde m/s (metre/saniye) dir.
• Ancak araçlarda yaygın olarak kullanılan hız birimi 1 saatte alınan yolu kilometre cinsinden ifade eden km/h (kilometre/saat)
dir (1 m/s = 3,6 km/h).
• Mil, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, İngiltere, Liberya ve Myanmar ülkelerinde kullanılan bir uzunluk birimidir.
Diğer tüm ülkeler tamamen kilometre birimine geçmişlerdir.
• 1 mil, 1.609344 km'ye tekabül etmektedir. Kilometre cinsinden olan bir uzunluğu mile çevirmek için uzunluk değeri
1.609344'e bölünmelidir. Mil cinsinden olan bir uzunluğu kilometreye çevirmek içinse uzunluk değeri 1.609344 ile
çarpılmalıdır.
• 1 km/h = 0,62140 mil/h
13
TORK
• Tork, kuvvet momenti ya da dönme momenti bir cismin, bir eksen
etrafında dönmesine sebep olan etkidir. Bu etki, dönme eksenine olan
uzaklıkla ve dönmeyi sağlayan kuvvetle doğru orantılıdır. Torkun
sembolü Yunan alfabesindeki tau harfidir: τ
• Torkun büyüklüğü üç değişkene bağlıdır: uygulanan kuvvet, kuvvet
kolunun uzunluğu ve kuvvet koluyla kuvvet arasındaki açı.
• F kuvvetinin etkisinde dönen bir cisme, döndürme etkisini sadece
kuvvetin konum vektörüne dik olan bileşeni uygular.
τ=r×F
• Torkun SI birimi newton metre dir (N.m)
τ = r × F, τ = r F⊥ = r F sinθ
14
İŞ
• İş, bir cisme uygulanan kuvvetin cismi hareket ettirmesidir. Yani ne
kadar büyük bir yükün altına girmiş olursanız olun hiç yol almıyorsanız
hiçbir iş yapmıyorsunuz demektir.
• "İş" terimi ilk kez 1826'da Fransız matematikçi Gaspard-Gustave
Coriolis tarafından kullanılmıştır.
• İş skaler bir nicelik olup birimi kuvvet çarpı uzunluktur. Dolayısıyla işin
SI'daki birimi Newton.metre (N.m) dir. Bu çarpım tek kelime ile yani
Joule (J) ile ifade edilir.
• İş = Kuvvet X Yol
• W = F (N) * L (m)= F*L (N-m)
• Bu formülde F= Kuvvet (N), L= Yol (m), W= İş(N-m).
• Yapılan işin ısı ürettiğini veya tersine ısı nın iş üretebildiğini keşfeden
İngiliz bilim adamı Joule nin anısına bu birim için (N-m) yerine (Joule)
denilmiştir.
• Böylece iş birimi olarak W= İş(J) kullanılmaktadır.
15
GÜÇ
Gücün tanımı kısaca; birim zamanda üretilen iş demektir.
Formüle edersek GÜÇ= İŞ/ ZAMAN dır. Yani belli bir işi ne kadar kısa
zamanda yapıyorsanız o kadar fazla güçlüsünüz demektir. Bu formülde
birimleri yerine koyalım.
P= W (J) / T (sn) = W/T (J/sn) olur
Bu formülde W= İş(J), T= Zaman(sn), P= Güç(J/sn)
Eğer gücü kuvvet cinsinden formüle edecek olursak
Güç= Kuvvet*Hız
P=F(N)*V(m/sn)
P=F*V(N-m/sn)=> yine P=F*V(J/sn) olur
Daha önceki tanımlarda olduğu gibi bu tanımda da buhar makinasının
mucidi olan James Watt adına izafeten güç birimi olarak (J/sn) yerine
(Watt) denilmiştir.
Böylece güç birimi olarak P= Güç(W) kullanılmaktadır.
1000 W=1 kW (Kilowatt), 1kW = 1.341 hp, 1 hp = 0.746 kW
16
ENERJİ
❑ En genel anlamıyla ‘iş yapabilme gücü’ olarak tanımlanabilen enerji, her türlü üretim hatta
tüketimin gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan bir kaynak durumundadır. İnsanlar enerji
kaynağı olarak odun, insan ve hayvan gücü, akarsu, kömür, petrol, doğalgaz, nükleer
enerji, hidrojen ve bor benzeri gibi farklı maddelerden zaman içinde yararlanmıştır. İnsanlığın
günün bilim ve teknoloji olanaklarına bağlı olarak, değişik maddelerden ekonomik koşullarda
enerji üretmenin arayışını sürdürülmekte olduğu da bilinmektedir.
Enerji 8 temel başlık altında sınıflandırılır;
▪Kinetik Enerji
▪Potansiyel Enerji
▪Isı Enerjisi
▪Kimyasal Enerji
▪Elektrik Enerjisi
▪Elektromanyetik (Işık) Enerji
▪Ses Enerjisi
▪Nükleer Enerji
Isı hesaplarında enerji birimi olarak kalori ve joule kullanılmaktadır.
1 kcal = 4,185 kJ
17
Kinetik Enerji
Enerji iş yapabilme kapasitesidir. Hareket de bir iş kapasitesidir. Bir cismin hareketinden (hızından) dolayı sahip
olduğu enerjidir.
Ek=1/2.m.v2 formülüyle hesaplanır.
Ek=Kinetik enerji (joule), m=Cismin kütlesi (kg), v=Cismin hızı (m/s) dir.
Potansiyel Enerji
Cisimlerin durumları nedeniyle sahip oldukları enerjidir. Gerilmiş ya da sıkıştırılmış yayın, yukarıya kaldırılmış cismin,
barajda birikmiş suyun potansiyel enerjileri vardır.
Bir yayı gererken ya da sıkıştırırken, bir taşı kaldırırken iş yaparız. Yay ve taş, yapılan bu iş kadar potansiyel enerji
kazanır.
Belirtilen bir yere göre G=m .g ağırlığındaki bir cismin potansiyel enerjisi
Ep=m.g.h formülüyle hesaplanır.
Ep=Potansiyel enerji (joule), m=Cismin kütlesi(kg), h=Cismin yüksekliği(m) dir.
Cismi h yüksekliğinden aşağıya bırakırsak potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür.
Mekanik Enerji: Bir cismin ya da sistemin kinetik ve potansiyel enerjilerinin toplamıdır. Düz bir yolda ilerleyen bir
arabanın mekanik enerjisi kinetik enerjisine eşittir. Dördüncü katta pencerede duran bir saksının mekanik enerjisi
yalnızca potansiyel enerjisine eşittir. Yüksek bir uçurumdan attığınız bir taşın düşerken mekanik enerjisi, potansiyel
ve kinetik enerjilerinin toplamına eşittir.
18
Isı Enerjisi; Belirli bir sıcaklık sistemi içerisinde, sıcaklığı yüksek olan bir sistemden sıcaklığı düşük olan bir sisteme sıcaklık
farkından dolayı aktarılan enerjiye ısı enerjisi denir. Isı enerjisinde iş enerjisinde olduğu gibi bir transfer söz konusudur.
Kabaca ısı enerjisi, sıcak bir maddeden daha düşük sıcak bir maddeye geçen enerji miktarıdır.
Sıcaklık: Bir maddeyi oluşturan taneciklerden ortalama hareket(kinetik) enerjisini ifade den bir değerdir. Sıcaklık, bir
cismin sıcaklığının ya da soğukluğunun bir ölçüsüdür. Isı ile doğru orantılıdır ancak ısı gibi enerji değildir.
Endotermik tepkime (reaksiyon): oluşumu sırasında ısı alan ve genellikle yavaş yürüyen tepkimedir. Buzun erimesi buna
bir örnektir.
Ekzotermik tepkime (reaksiyon): ısı veren demektir. Bu tür tepkimelerin gerçekleştiği anda ortama ısı yayılır ve daha hızlı
yürüyen bir tepkimedir. Tüm yanma tepkimeleri ekzotermik reaksiyonlardır.
Kimyasal Enerji; Moleküller veya atomla arasındaki kimyasal bağların oluşması ve yıkılması arasındaki enerji farkından
kaynaklanan enerji çeşididir. Yakıtların yanması kimyasal bir reaksiyondur ve ısı enerjisi açığa çıkarır.
Elektrik Enerjisi; Atomdan atoma doğru elektron akışı seri halde olduğu zaman elektrik akımı oluşur. Akıma karşı
maddeler çeşitli miktarda direnç gösterirler. Akım dirençle karşılaştığı zaman ısı ortaya çıkar. Ya da elektrikten kaynaklanan
manyetik alan ile iş yapılır. İşte farklı türde enerji olarak karşımıza çıkan bu enerji elektrik enerjisidir. Sıcaklık, ışık, manyetik
alan gibi sonuçları karşımıza çıkarır.
19
Elektromanyetik (Işık) Enerji; Dünya enerjisini güneşten alır. Aldığı enerjiyi ışık yoluyla elde eder. Işık aslında
elektromanyetik radyasyondur. Işıkta foton denilen tanecikler vardır. Bu tanecikler dalga ile birlikte hareket
ederler ve enerji taşırlar. Elektron atom içerisinde yörünge değiştirdiğinde fotonlar açığa çıkar. Ayrıca yüklü
taneciklerin hareketiyle de fotonlar açığa çıkar. Fotonla beraber ortaya çıkan bu enerji elektromanyetik
enerjidir.
Ses Enerjisi; Ses dalgaları hava moleküllerini titreştirerek ilerlerler. Bu titreştirme, kinetik enerjidir aslında.
Elimizdeki sopayı bir tenekeye vurduğumuz zaman havada meydana getirdiğimiz dalga ona hareket potansiyeli
verir. Bu potansiyel sonra harekete dönüşür ve ses böylece yayılır. Sesin hava moleküllerini hareket ettirici etki
de ses enerjisidir.
Nükleer Enerji; Atom çekirdeğinin bölünmesi ya da iki atom çekirdeğinin birleşmesi sonucunda ortaya yüksek
miktarda enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer enerji atomun çekirdeğinde hapsolmuş enerjidir. Bir tek
atomda hapsolan enerji bile çok yüksektir. Atom çekirdeğinin parçalanması (fizyon) ile nükleer enerji açığa
çıkar. Atom bombası bu prensiple üretilmiştir. Atomun çekirdeğinin kaynaşması (füzyon) da yine büyük bir
enerji demektir. Hidrojen bombası ve güneş enerjisinin mantığı budur.
Kütle enerjisi: Kütlesi olan her cismin içinde devasa miktarda enerji depolanmıştır. Albert Einstein maddenin
bir tür enerji olduğunu göstermiştir ve E = m.c2 formülü ile açıklamaktadır. Bir cismin durgunken sadece
kütlesinden dolayı olan enerjisi, cismin kütlesiyle ışık hızının karesinin çarpımına eşittir.
20
ENERJİNİN KORUNUMU
❑Hiçbir enerji kendi kendine var olmaz, kendi kendine de yok olmaz. Fakat bir türden
başka bir tür enerjiye dönüşebilir (Termodinamiğin 1. kanunu).
❑Bu dönüşüm sırasında toplam enerji daima sabittir. Toplam enerjinin sabit olması
demek bir tür enerji azalırken başka tür enerjinin aynı miktarda artması demektir.
❑Örneğin belli bir yükseklikten yere doğru hızlanarak düşen bir cismin kinetik enerjisi
artarken, aynı miktarda potansiyel enerjisi de azalmaktadır.
❑Barajda birikerek potansiyel enerji kazanan su daha sonra yüksekten düşerek kinetik,
sonra elektrik ve oradan da ısı ve ışık enerjisine dönüşmektedir.
21
ISI ve SICAKLIK
Mutlak sıfır derecesi, yani evrende mevcut tüm hareketlerin atomik seviyede bile durduğu sıcaklığın suyun
donma sıcaklığından 273.15 derece daha düşük olduğunu keşfeden bilim adamı Lord Kelvin adına izafeten
sıcaklık birimi olarak Kelvin (K) kabul edilmiştir. Ancak sıcaklık derecesi olarak suyun donma sıcaklığı ile kaynama
sıcaklığı arasındaki farkın 100 de biri referans olarak alındığından ve bu tanımı Kelvin'den önce yapmış olan
Celcius un adına izafeten sıcaklık birimi olarak pratikte (oC) kullanılmaktadır.
❑Birim aralık olarak (K) = (oC) dir. Ancak başlama noktaları farklı olduğundan herhangi bir sıcaklığı Celcius
dan Kelvin'e çevirmek gerektiğinde 273.15 ilave etmek gerekmektedir. Örnek: 6.85(oC)=280(K)
❑Isı, belirli sıcaklıktaki bir sistemin sınırlarından, daha düşük sıcaklıktaki bir sisteme, sıcaklık farkı nedeniyle
transfer edilen enerjidir. Isı da iş gibi bir enerji transfer biçimidir. SI sistemindeki birimi Joule (J) dür.
❑Sıcaklık, bir cismin sıcak-soğukluğunun ya da başka bir değişle bir sistemin ortalama moleküler kinetik
enerjisinin bir ölçüsüdür. SI sistemindeki birimi Kelvin (K) dir. Yani ısı bir enerji, sıcaklık ise bir ölçüdür.
Aşağıdaki formülde bu daha iyi görülmektedir:
Q = m.c.ΔT
Q: verilen veya alınan ısı enerjisi miktarı, m: kütle, c: özgül ısı, ΔT: sıcaklık farkı
22
BASINÇ
❑Basınç, bir yüzey üzerine etkide bulunan dik kuvvetin, birim alana
düşen miktarıdır. Basınç belli bir kuvvetin belli bir alana homojen olarak
yayılması ile ortaya çıkan etkidir.
❑Katı, sıvı ve gazlar ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet
uygularlar. Kuvvetin kaynağı ne olursa olsun birim yüzeye dik olarak etki
eden kuvvete basınç (P), bütün yüzeye dik olarak etki eden kuvvete de
basınç kuvveti (F) denir.
Bu tanımın birimine hidrolik kaldırma prensiplerini açıklayan Pascal’ın
anısına basınç birimi olarak N/m2 yerine Pascal (Pa) denilmiştir. Pascal, SI
birim sisteminde temel basınç birimi olmasına karşın pratikte atmosfer
basıncının ancak 100,000 de 1’ni olmasından ötürü gazlar ve sıvılar için
basınç birimi olarak 100,000 pascal = 1 bar olarak kullanılmaktadır. (bar
köken olarak eski Yunancada ağırlık demek olan baros dan kısaltılmıştır).
Böylece Pressure (P) = Basınç (N/m2) = 1(Pa)=1x10-5 bar
• 1 atm = 14.6959488 pounds per square inch (psi)
• 1 Bar = 105 Pa = 0.98692316931 atm ≈ 1 atm
• Not: Araçların lastik basınçları genellikle psi birimiyle gösterilir.
23
Otomotiv Mühendisliği
Genel olarak, otomotiv mühendisleri çalıştıkları alana göre farklı dallara ayrılmıştır: Tasarım Mühendisliği,
Ar-Ge Mühendisliği, Kalite Mühendisliği ve Üretim Mühendisliği vb. gibi.
Tasarım Mühendisliği;
İngilizce ve Fransızca da ki “desing” kelimesi karşılığı olarak kullanılan tasarım kelimesi, aslen Latince
kökenlidir. Farklı tanımlara sahiptir. Örneğin:
• Algı ile kavram arasında bir bağlama aracıdır. Önemli özelliklere dikkat çeken tasarımın nesnel gerçeklik
ile doğrudan ilişkisi yoktur.
• Tasarım bilgi edinme öğesidir. Çünkü duyumsal tasarım ile zihinsel tasarım daima birbirini etkiler. Bu
nedenle duyumsal bilgi ile ussal bilgi her zaman iç içedir. Gerçek bilgi ise böylelikle oluşur.
• Tasarım, yaratıcı sürecin kendisi olup faaliyet için gerekli olan eskiz ve planların hazırlanması sürecindeki
çalışmaları kapsamaktadır.
• Tasarım, bir şeyi zihinde biçimlendirme, kurma, tasavvur etmedir.
• Bilgisayar alanında ise araştırma bürolarında, yeni bir ürünün tasarımı için kullanılabilen bilişim
tekniklerinin tümü.
24
Ar-Ge Mühendisliği;
Yeni bir sistem, hizmet, ürün, yazılım, süreç geliştirmek amacıyla tasarlanan yaratıcı projeler AR-GE yani
Araştırma ve Geliştirme çalışmalarıdır. Üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları, sanayi sektörü,
şirketler «Araştırma ve Geliştirme» çalışmaları yapılmaktadır.
Araştırma ve Geliştirme çalışmalarının amaçları;
• Teknolojik alt yapıyı güçlendirmek, yeni teknolojiler için bilgi üretmek
• Üretim sektöründe maliyeti düşürmek, kaliteyi ve verimi arttırmak
• Sektörlerin ihtiyacına yönelik teknoloji transferini ve uyumunu sağlamak
• Üretilen teknolojik, bilimsel bilgiyi ticarileştirmek
Araştırma ve Geliştirme sürecinde 3 aktivite vardır;
Temel Araştırma;
AR-GE yapılacak alanda deneysel, teorik çalışma sürecidir. Bu süreçte yeni bilgi edinme amaçlanır ve
uygulama yapılmaz.
Uygulamalı Araştırma;
Belirli bir amaca yönelik uygulamalı çalışmaların yapıldığı süreçtir.
Deneysel Geliştirme;
Temel araştırma ve uygulamalı araştırma süreçlerinde edinilen bilgilerle yeni bir teknoloji, ürün, sistem,
hizmet geliştirilmesine yönelik çalışma aşamasıdır.
25
Üretim Mühendisliği;
❑ Üretim mühendisi üretilecek ürünlerin imalatıyla ilgili metotları araştırır, tespit eder ve üretim
aşamalarını planlamakla yükümlüdür. Üretim mühendisi aynı zamanda kalite kontrolü yapan
kişidir. Üretilen ürünlerin taşıma, dağıtma, depolama gibi süreçlerini tespit etmek de üretim
mühendisinin görevleri arasındadır.
❑ Üretim esnasında işgücünün tespit edilmesi, üretime katkı sağlayacak kişilerin nitelikleri ve sayısı yine
üretim mühendisi tarafından hesaplanır. Firmanın insan kaynakları bölümü ile koordineli bir şekilde
çalışıp, üretim sürecindeki para, zaman, işgücü ve malzemelerin en iyi şekilde kullanılması için
işletmenin çıkarlarını en iyi şekilde planlayan üretim mühendisidir.
❑ Üretim mühendisi çalıştığı işletmede işletmenin ekonomi işlerine bakan bölümle koordineli çalışarak,
ekonomik incelemeler yapar. Günün şartlarına göre ortaya çıkacak tasarım ve imalat teknikleri
hakkında kendisini geliştirir, günceller. Yeniliklerin üretim aşamasında uygulanması için gayret sarf
eder. İşletmenin üretim performansını artırmak için gerekli istatistikleri tutar ve işletmesini çağın
gereklerine göre geliştirir.
26
Kalite Mühendisliği
• Kalite mühendisliği ürün ve süreç kalitesini belirlemek, ölçmek ve iyileştirmek
amacıyla fen ve mühendislik bilimlerinin kavram, teknik ve yöntemlerini
kullanarak, planlama ve kontrol sistemleri tasarlar, uygular ve geliştirir.
• Taguchi, “kalite mühendisliği” kavramının fikir babasıdır. Dr. Taguchi ise üç
tür tasarım üzerinde durmuştur:
• Sistem tasarımı (teknolojik, fonksiyonel).
• Parametre tasarımı (ürün ve süreçler).
• Tolerans tasarımı (sapmalar).
• Kalite mühendisleri firmalara göre mal, süreç ve hizmetlerin kalitesini uygun
mühendislik yöntemlerine göre ölçüp kontrol sistemlerini tasarlar ve bunları
uygulamaya koyar.
27
• Kalite Mühendislerinin kullandığı bazı standartlar:
• ISO 14001 – Çevre Yönetim Sistemi
• OHSAS 18001 – İş Sağlığı ve Güvenliği Standardı
• ISO 27001 – Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi
• ISO 50001 – Enerji Yönetim Sistemi
• ISO 16949 Otomotiv Sektörü Kalite Yönetim Sistemi
•
•
•
•
•
•
•
•
ISO/TS 16949 standardı ile,
otomotiv sektörünün bilgi birikimini bir araya toplamak
ürün kalitesini iyileştirmek
tedarikçi zincirini geliştirmek, tüm sektörün aynı kalite sisteminde buluşmasını sağlamak
verimliliği arttırmak
ana sanayinin farklı denetim tipleri uygulamasını önlemek
sektörün nitelik ve kalite düzeyini arttırmak
tüketiciye daha güvenilir ürünler sunmak
28
• Kalite Mühendisi unvanına sahip kişiler aşağıdaki görevleri yerine
getirir.
•
•
•
•
•
•
Ürün kalitesini test eder
Fabrikanın hijyen standartlarının yerine getirilmesini sağlar.
İşçi standartlarını belirler.
Kalite konusunda müşteri temsilciliği yapar.
Test ölçüm cihazlarını kullanır.
Uygunsuzlukları ve riskleri tespit eder ve düzeltilmesi için ilgili
kişilerle görüşür.
29
Otomotivin Tarihçesi
❑ Otomobilin tarihi 19. yüzyılda enerji kaynağı olarak buharın
kullanılmasıyla başlar ve içten yanmalı motorlarda petrolün
kullanılmasıyla devam eder. Günümüzde ise alternatif yakıtlar
(LPG, Doğal gaz, Hidrojen, Bio-dizel, Alkoller) ve alternatif enerji
sistemlerinin(Elektrik)
otomobillerde
kullanılması
hız
kazanmıştır.
❑ Otomobil, ortaya çıkışından itibaren gelişmiş ülkelerde insan ve
yük taşımacılığı konusunda ana ulaşım aracı olarak kendini kabul
ettirmiştir.
❑
❑
1910 model Ford Model T
Otomotiv endüstrisi II. Dünya Savaşı'ndan sonra en etkili endüstri kollarından birisi olmuştur. Dünya
üzerinde 1907 yılında 250.000 olan otomobil sayısı, 1914'te Ford Model T'nin ortaya çıkışıyla 500.000'e
ulaşmış, II. Dünya Savaşı'ndan hemen önce bu sayı 50 milyonun üzerine çıkmıştır.
Savaşın ardından geçen otuz yıl içinde otomobil sayısı altı katına çıkmış ve 1975 yılında 300 milyona
ulaşmıştır. Dünya üzerinde yıllık otomobil üretimi 2018 yılında 100 milyona ulaşmıştır.
30
❑ Otomobil tek bir kişi tarafından bulunmamıştır. Yaklaşık yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanında ortaya
çıkan buluşların bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Modern otomobilin ortaya çıkışının yaklaşık 100.000
patent alımı sonrasında gerçekleştiği tahmin edilmektedir.
❑ Otomobil ulaşımda bir çığır açtı ve bireylerin mekân ile olan ilişkileri başta olmak üzere derin sosyal
değişikliklere neden oldu. Ekonomik ve kültürel ilişkilerin gelişmesini kolaylaştırdı ve yollar, otoyollar ile
park yerleri gibi devasa yeni altyapıların geliştirilmesine yol açtı.
❑ Otomobilin sosyal yaşam üzerindeki etkileri her zaman tartışma konusu olmuştur. Yaygınlaşmaya başladığı
1920'lerden beri çevre üzerinde (kaza sonucu ölüm yüzdesinin artması, kirliliğe yol açması) ve sosyal yaşam
üzerinde (bireyselliğin artması, obezite, çevre düzeninin değişmesi) olan etkileri nedeniyle eleştirilerin
odağı oldu.
❑ 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başlarında önemli petrol krizleri ile karşılaşan otomobilin karşısında
petrolün kaçınılmaz azalması, küresel ısınma ve endüstrinin genelinde uygulanan kirlilik yaratan gazların
emisyonları üzerindeki kısıtlamalar gibi sorunlar bulunmaktadır.
❑ Bunların üzerine 2007 - 2009 yılları arasında yaşanan ve otomobil endüstrisini derinden etkileyen küresel
finans krizi eklenmiştir. Bu kriz önemli küresel otomotiv gruplarına ciddi zorluklar yaşatmaktadır.
31
Otomotivin Tarihçesi (Etimoloji ve Öncüller)
Otomobil sözcüğü Türkçe'ye, Yunanca αὐτός (autós, "kendi") ve Latince mobilis
("hareket eden") sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulan ve başka bir hayvan
ya da araç tarafından itilmek ya da çekilmek yerine kendi kendine hareket eden
araç anlamına gelen Fransızca automobile sözcüğünden geçmiştir.
Roger Bacon, 13. yüzyılda Guillaume
Humbert'e yazdığı bir mektupta at ile
çekilmeden, hayal bile edilemeyecek hızda
hareket eden bir aracın yapılabileceğinden
söz eder.
Bu araç büyük olasılıkla 1679 - 1681 yılları
arasında Ferdinand Verbiest tarafından
Çin imparatoru için bir oyuncak olarak
yapılan küçük buharlı araçtır.
Verbiest tarafından 1672'de çizilen
buhar çarklı oyuncağın resmi.
Bir oyuncak olarak tasarlanan bu araç, küçük bir ocağın üzerinde yer alan buhar
kazanı, buharın hareket ettirdiği bir çark ve dişliler ile hareket ettirilen küçük
tekerleklerden oluşmaktaydı.
32
1769'da Fransız Nicolas Joseph Cugnot
Ferdinand Verbiest'in düşüncesini hayata
geçirmiş ve 23 Ekim'de buhar kazanı ile
çalışan ve "fardier à vapeur" (buharlı yük
arabası) adını verdiği aracı çalıştırmıştır.
Kendinden tahrikli bu araç ağır topların
taşınması amacıyla Fransız Ordusu için
geliştirilmiştir. Yaklaşık olarak 4 km/h hıza
ulaşan fardier 15 dakikalık bir otonomiye
sahipti. Direksiyonu ve freni olmayan ilk araç
deneme sırasında kaza eseri bir duvarı
yıkmıştı. Bu kaza 7 metre uzunluğunda olan
aracın gücünü göstermektedir.
Le fardier de Cugnot, 1771 modeli,
Paris'te Arts et Métiers Müzesi'nde
sergilenmektedir.
❑ Fransa dışında diğer ülkelerde de benzer araçlar üretilmiştir. Ivan Kulibin, Rusya'da
1780'lerde pedallı ve buhar kazanı ile çalışan bir araç üzerinde çalışmaya başladı.
1791'de tamamlanan üç tekerlekli bu araç modern otomobillerde görülen volan,
fren, vites kutusu ve yataklar gibi özelliklere sahipti. Ancak, Kulibin'in diğer
buluşlarında olduğu gibi hükûmet bu aracın potansiyel pazar olanağını göremediği
için çalışmalar daha öteye gidememiştir.
❑ ABD'li mucit Oliver Evans yüksek basınç ile çalışan buhar makinelerini ortaya
çıkarmıştır. Fikirlerini 1797'da sergilemiştir ama çok az kişi tarafından desteklenmiş ve
icadı 19. yüzyılda önem görmeden önce ölmüştür.
33
❑ İngiliz Richard Trevithick, 1801'de buhar ile çalışan üç tekerlekli ilk İngiliz
aracını sergilemiştir. "London Steam Carriage" adını verdiği bu araçla Londra
caddelerinde 10 mil boyunca yol alır. Direksiyon ve süspansiyon ile ilgili temel
sorunlar ve yolların durumu otomobilin bir taşıma aracı olarak kenara
itilmesine ve yerini demiryollarına bırakmasına neden olur.
❑ Diğer buharlı otomobil denemelerinin arasında 1815'te Çek Josef Bozek
tarafından yapılan ve yağ ile çalışan bir buharlı araç ile 1838'de İngiliz Walter
Hancock tarafından yapılan dört kişilik buharlı fayton sayılabilir.
❑ Buharlı makineler alanındaki gelişmeler sonucunda yol araçları üzerine
yeniden çalışmalara başlanmıştır. Demiryollarının gelişmesinde öncü olan
İngiltere'nin buharlı yol araçlarının gelişmesinde de başı çekeceği düşünülse
de 1839'da çıkan ve buharlı araçların hızını saatte 10 km ile kısıtlayan yasa ve
otomobillerin önünden kırmızı bayraklı bir kişinin gitmesini zorunlu kılan
"Locomotive Act" bu gelişmeye ket vurmuştur.
❑ Dolayısıyla buharlı otomobiller Fransa'da gelişimine devam etmiştir. Buharlı
tahriğin örneklerinden biri 1873'te Amédée Bollée tarafından piyasaya
sunulan ve ilk gerçek otomobil sayılabilecek olan L'Obéissante'tır. Bu araç on
iki kişiyi taşıyabilmekte ve saatte 40 km hız yapmaktaydı.
34
❑ 1878'de Paris Dünya Fuarı'nda sergilenen bu yeni araçlar hem halkın hem de büyük
sanayicilerin ilgisini çekmiştir. Özellikle Almanya'dan olmak üzere her yerden siparişler
alınmaya başlanmış ve 1880'de Bollée Almanya'da da bir şirket kurmuştur. 1880 ile
1881 yıllarında Bollée Moskova'dan Roma'ya, Suriye'den İngiltere'ye dünyayı gezerek
modellerini tanıtır. 1880'de La Nouvelle adı verilen, iki vitesli ve 15 beygir gücünde bir
buhar motoruna sahip yeni bir model çıkarılır.
❑ 1881'de altı kişilik ve saatte 63 km hıza ulaşan "La Rapide" modeli piyasaya sunulur.
Bunu diğer modeller de izler ancak ağırlığa oranla elde edilen performansa
bakıldığında buharlı tahriğin bir çıkmaza doğru gittiği görülür. Bollée ve oğlu Amédée
alkol ile çalışan bir motor ile denemeler yapsalar da sonuçta içten yanmalı motor ve
petrol kendini kabul ettirir.
❑ Motorlarda sağlanan gelişmeler sonucunda bazı
mühendisler buhar kazanının boyunu küçültmeye
çalıştı. Bu çalışmaların sonunda, 1889 Dünya
Fuarı'nda
Serpollet
Peugeot
tarafından
gerçekleştirilen ve otomobil ile üç tekerlekli
motosiklet arasında sayılan ilk buharlı araç
sergilendi. Bu gelişme "anlık buharlaşma" sağlayan
kazanı geliştiren Léon Serpollet sayesinde elde
edilmiştir. Serpollet ayrıca kendi geliştirdiği araç ile
birlikte ilk Fransız sürücü ehliyetinin de sahibi
olmuştur. Hem sahip olduğu şasi hem de o
dönemdeki kullanım tarzı bakımından bu üç
tekerlekli araç otomobil olarak değerlendirilir.
35
İçten Yanmalı Motorun İcadı
❑ Bir çok prototip üretilmesine rağmen otomobilin gerçek anlamda yerini bulması için
1860'larda otomobil tarihinde çığır açacak olan buluşun yapılmasını beklemek
gerekmiştir. Bu önemli buluş içten yanmalı motordur.
❑ İçten yanmalı motorların öncülü sayılan, içinde bir piston bulunan metalik silindirden
oluşan bir düzenek 1673'te Paris'te fizikçi Christiaan Huygens ve asistanı Denis Papin
tarafından geliştirilmiştir.
❑ Alman Otto von Guericke'in geliştirdiği prensipten yola çıkan Huygens, vakum üretmek
için hava pompasından değil, barutun ısıtılmasıyla elde edilen bir yanma sürecinden
yararlanmıştır. Hava basıncı pistonun ilk konumuna dönmesini sağlar ve böylece bir
kuvvet oluşturur.
❑ İsviçreli François Isaac de Rivaz 1775'lere doğru otomobilin gelişimine katkıda
bulundu. Yaptığı buharlı birçok otomobil esneklikten yoksun olmaları nedeniyle
başarılı olamasa da "Volta tabancası"nın çalışmasından esinlenerek yaptığı içten
yanmalı motora benzeyen bir düzeneğe 30 Ocak 1807'de patent aldı.
❑ Belçikalı mühendis Étienne Lenoir 1859'da "Gazlı ve genleşmiş havalı motor" adı
altında iki zamanlı içten yanmalı bir motorun patentini alır ve 1860'ta elektrik ile
ateşlenen ve su ile soğutulan ilk içten yanmalı motoru geliştirir. Bu motor ilk olarak
gazyağı ile çalışıyordu ama daha sonra Lenoir gazyağı yerine petrol kullanılmasını
sağlayan bir karbüratör bulur. En kısa zamanda yeni motorunu denemek isteyen
Lenoir, kaba bir otomobile bu motoru yerleştirir ve Paris'ten Joinville-le-Pont'a kadar
yolculuk yapar.
36
❑ Ancak hem malî kaynakların hem de motorun veriminin
yetersizliğinden ötürü Lenoir araştırmalarına son vermek
zorunda kalır ve motorunu sanayicilere satar. İlk
Amerikan petrol kuyusu 1850'de açılsa da petrolü
kullanan etkili bir karbüratör George Brayton tarafından
ancak 1872'de yapılır.
❑ Gaz sıkıştırmasından yoksun olması nedeniyle verimliliği
çok kötü olan Lenoir'ın buluşunu Alphonse Beau de
Rochas iyileştirir ve bu sorunu emme, sıkıştırma, yanma
ve egzozdan oluşan dört zamanlı bir termodinamik
çevrim geliştirerek aşar. Teorisyen olan Beau de Rochas
çalışmalarını gerçek hayata uygulayamaz. 1862'de patent
alır ama maddî zorluklar nedeniyle koruyamaz ve ancak
1876'da ilk dört zamanlı içten yanmalı motorlar ortaya
çıkar.
❑ Dört zamanlı çevrimin teorisinin Beau de Rochas
tarafından ortaya konması sonucu içten yanmalı
motorlardan gerçekten yararlanılmaya başlanır.
❑ Alman Nikolaus Otto, 1872'de Beau de Rochas prensibini
uygulayan ilk mühendis olur ve bu çevrim artık "Otto
çevrimi" olarak bilinmeye başlar.
1. Emme,
2. Sıkıştırma,
3. İş,
4. Egzoz
37
❑ Tarihin ilk otomobilinin hangisi olduğunu söyleyebilmek oldukça zor
olsa da genel olarak Karl Benz tarafından üretilen Benz Patent
Motorwagen ilk otomobil olarak kabul edilir.
❑ Ancak Cugnot'nun "Fardier"sini de ilk otomobil olarak kabul edenler
vardır. 1891'de Panhard ve Levassor Paris sokaklarında Benz
motoruyla donatılmış ilk Fransız otomobilleriyle dolaşmaktaydı.
❑ 1877'de 4 zamanlı ve 1 beygir gücüne sahip motoru olan bir otomobil
geliştiren Alman mucit Siegfried Marcus ise ilk otomobil ile ilgili
tartışmaların dışında kalmıştır.
1886'da çıkan
Benz Patent Motorwagen İçten
yanmalı motoru kullanan ilk
otomobildir.
Güç: 2/3 ya da 0,9 bg
Maksimum hız: 12,8-16 km/h
Boş ağırlık: 265 kg
38
❑
❑
❑
❑
❑
❑
Türk Otomotiv Sanayisi
Türkiye’de ilk otomobil üretme girişimi 1929’da Ford tarafından İstanbul serbest bölgede denenmiş
montaj hattı kurulmuş fakat 1930’lu yıllardaki eknomik kriz ortamı (Büyük Buhran) içinde gelişim
gösteremeden sona ermiştir.
1954 yılında tarım alanında da kullanılmaya uygun olan Jeep modellerinin Türkiye’de üretilmesi için
Tuzla Jeep Fabrikası kurulmuş ve Türk Willys Overland askeri cip ve kamyonetleri ile Büssing
kamyonlarının yapımına başlanmıştır.
1955’te ise ticari kamyonet üretimine geçilmiştir. 1955 yılında kurulan Federal Türk Kamyonları AŞ
tamamı Türk olan kadrosu ile Çayırova'da Federal markası ile kamyon montajı ve imalatına başlamıştır.
1959 yılında Ford Motor Company ve Koç grubu girişimiyle Otosan kurulmuş ve otomobil üretimine
dönük yatırımlar bakımından ilk adım atılmıştır. 1960 yılında kadrosu bütünüyle Türk olan Otosan
fabrikasında günde 4 adet Ford Consul otomobil ile 8 adet Ford Thames kamyon üretimine, 1967
yılında da hafif ticari araç Ford Transit üretimine başlanmıştır.
1962 yılında Federal Türk Kamyonları AŞ OYAK tarafından satın alındı.Yerine İnternational Harvester
ortaklığıyla Kamyon, Otobüs, Minibüs, Traktör, Kamyonet, Pick-Up ve REO marka Askeri Araçlar ile
şase,radyatör,benzin deposu,tampon ve şase ara malzemesi üretecek olan Türk Otomotiv Endüstrileri
A.Ş. kuruldu.
1963 yılında ise Otobüs Karoseri A.Ş. tarafından Magirus otobüsleri montajı gerçekleştirilmeye
başlanmıştır.
39
İlk Yerli Otomobil: Devrim
1961 yılında dönemin Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in emriyle Eskişehir Devlet
Demiryolları Fabrikası'nda Türk mühendisler tarafından tamamıyla Türkiye'de
tasarlanıp, geliştirilen ilk otomobil üretilmiş ve araca Gürsel'in isteği üzerine
Devrim adı verilmiştir. O tarihlerde toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkede 135
gün gibi çok kısa bir zamanda son derece kısıtlı imkanlarla tamamen Türk yapımı
bir otomobil geliştirilmiş, bundan 4 tane üretilmiş; otomobilller için 3 farklı tipte
10 adet motor üretilmiştir.
"Devrim otomobilleriyle, "Türkler otomobil
yapamaz!" zihniyeti çürütülmüş, geri düşünce
mağlup edilmiştir. Şunu ileri sürebiliriz ki, Devrim'in
daha sağlam, daha güzel hale getirilmesi artık bir
yatırım işidir. Bu konuda karar vermek de
devletindir. Teşvik görmek bizleri şevklendiriyor.
Yapıcı tenkide daima hazırız. Şahsi hiçbir
menfaatimiz yok. Hedefimiz memleketimizin
gelişmesidir Takdir Büyük Türk Milletinindir.“
Türk milletinden hak ettiği ilgiyi gören Devrim otomobillleri ne yazık ki yatırım
konusunda aynı ilgiyi görememiş ve seri üretime geçememiştir. Buna rağmen
özel sektörde otomobil imali fikrini körüklemiş ve onlara cesaret vermiştir.
40
Gerçekleşemeyen İkinci Yerli Otomobil: Zafer
❑ 1960'ları ortalarına doğru TOE Volvo ile
ortak araç üretiminde bulunma çalışmaları
yapmış ve Volvo firmasıyla antlaşma
sağlanamayınca 1968 yılında Triumph
firmasının ortaklığı ile 'Zafer' marka yerli
otomobil üretme çalışmalarına başlamıştır.
❑ Önce sedan modelinin, daha sonra ise
station vagon ve pick-up modelinin
üretilmesi düşünülen aracın daha tanıtım
aşamasında iken bazı kişilerin ve çevrelerin
baskısı nedeniyle üretiminden vazgeçilmiştir.
İlk Başarılı Otomobil: Anadol
❑ 1966 yılına gelindiğinde Otosan, İngiliz
Reliant firmasına prototipini hazırlattığı ve
prensipte fiberglas gövdeli, iki kapılı, bütün
mekanik parçaları Ford’dan alınan, adı bir
yarışma sonucu belirlenen otomobilini
Anadol’u üretmeye başlamıştır.
❑ Üzerinde durulacak diğer bir husus, 1966
yılında üretime geçen ülkenin ilk seri üretim
otomobillerinden
Anadol'un
müteşebbislerinin, başlangıçta "Türkiye'de
otomobil yapılamaz!" diyenler oluşudur.
41
❑ Anadol’un üretime başlamasından sonra 1968 yılında
Tofaş kurulmuş, 1971 yılında Murat 124 modelini İtalyan
Fiat lisansı ile üretmeye başlamıştır. Yine 1969 yılında
kurulan Oyak Fransız Renault lisansı ile ilk modelini 1971
yılında Renault 12 olarak hayata geçirmiştir.
❑ Bu dönemde koltuk, döşeme, lastik, kauçuk parçalar ve
akü üretebilen Türk sanayisi motor aksamı, piston,
sekman, subap, dişli üretimine de geçmiş; MAN, Otoyol
Sanayi A.Ş., Karsan, Otomarsan, Genoto, Chrysler, BMC
Sanayi ve Ticaret A.Ş., Taşıt Sanayii A.Ş. faaliyete
başlamıştır.
❑ 1977 yılında Ford Otosan ve Reliant’ın Anadol için
kurulan ortaklığında Bertone imzalı FW11 prototipi
ortaya çıkmış ancak bu projenin maliyetini yüksek bulan
Otosan mühendisleri yeni bir çalışma başlatarak Anadol
16 adı verilen yeni bir örnek geliştirmişlerdir. Ancak bu
prototipin üretiminden de vazgeçilmiştir.
❑ 1980 yılında Devrim’den sonra motoru da dahil olmak
üzere bütünüyle Türkiye’de Otosan tarafından tasarlanan
"Çağdaş" modeli, endüstri tasarım ödülü almıştır. Çağdaş
modeli yeni bir Anadol modeli olarak tasarlanmıştı ve
motor olarak Wankel Tipi Motor kullanılmıştı.
42
❑ 1985 yılına gelindiğinde Otosan Ford Taunus
modelini, Oyak Renault ise ikinci bir model olarak
Renault 9 modelini üretmeye başlamıştır.
❑ İki yıl sonra 1987’de ise Türkiye’nin ilk hatchback
modeli olan Renault 11 bantlardan çıkmış ilk
dizel motor da Anadol pikap’a takılmıştır.
❑ 1989 yılında motor ve karoserde yapılan
değişikliklerle Renault 12 serisi , Toros modeline
dönüştürülmüş ve 2000 yılına kadar üretimi
devam etmiştir.
❑ 90’lı yıllarda Renault’nun üst sınıf modeli Renault
21’in üretimine başlanmıştır. İlk yerli üretim
Opel’ler ve Toyota Corolla yollara çıkmıştır.
❑ 1993 yılında TOE ve 1995 yılında Genoto
fabrikaları kapanmıştır.
❑ 1997 yılında yine ilk yerli üretim olarak Honda
Civic ve Hyundai Accent üretimine başlanmıştır.
43
Temel Taşıt Sistemleri
Konvansiyonel Taşıt Sistemleri
İnovatif Güç Yönetimi Sistemleri
44
45
TERMİK KUVVET MAKİNALARI (MOTORLAR)
Yakıtların yanması sonucu (kimyasal reaksiyon) açığa çıkan ısı enerjisini mekanik
enerjiye dönüştüren(basınç yoluyla) makinalara termik kuvvet makineleri denir.
Termik kuvvet makineleri yanmanın olduğu yere ve hareket şekline göre sınıflandırılır.
1. Yanmanın olduğu yere göre
a)Dıştan yanmalı makineler: pistonlu buhar makineleri, buhar türbinleri
b)İçten yanmalı makineler: pistonlu motorlar ve gaz türbinleri
2. Hareket şekline göre
a)Gidip-gelme hareketli (pistonlu) makineler: Pistonlu buhar makineleri, pistonlu
motorlar
b)Dönel hareketli (rotorlu) makineler: Buhar türbinleri, gaz türbinleri
❑Dıştan yanmalı makinelerde yakıt makine dışında bir buhar kazanında yakılır ve
elde edilen ısıyla basınçlı su buharı üretilir. Su buharı pistonlu buhar makinelerinde
pistonu iter veya buhar türbinlerinde rotoru çevirir. Dıştan yanmalı makineler buhar
kazanı nedeniyle fazla yer kaplar ve ağır olurlar. Ayrıca ilk harekete geçmeleri uzun
sürer. Ancak dıştan yanmalı makinelerde kömür, fuel-oil ve gaz yakıtlar gibi çoğu
46
düşük kaliteli ve ekonomik çeşitli yakıtların yanı sıra nükleer enerji de kullanılabilir.
❑ İçten yanmalı makinelerde yanma işlemi makinenin içinde yanma odası denilen yerde olur. Buhar
kazanı bulunmadığından hafif olur ve az yer kaplarlar. Ancak bu makinelerde benzin, mazot, LPG,
doğalgaz (CNG) gibi kaliteli yakıtların kullanılması gerekir.
❑ Pistonlu makinelerde pistonun silindir içerisindeki doğrusal hareketi krank-biyel mekanizması
sayesinde krank milinde dönme hareketine dönüştürülür. Bu hareket iletimi sırasında yön ve şiddeti
değişen kuvvet ve titreşimler oluşur. Bu nedenle pistonlu makinelerin çalışmaları titreşimi ve
gürültülüdür ve devir sayıları yüksek seçilemez.
❑ Dönel hareketli makinelerde doğrudan dönme hareketi üretilir. Makinenin tek hareketli elemanı
rotor olduğundan çalışması titreşimsiz ve gürültüsüzdür ve çok yüksek devir sayılarına ulaşılabilir.
Pistonlu Buhar Makineleri
1700’lü yıllarda ilk keşfedilen ısı makineleridir. Pistonlu
makine olduklarından devir sayıları düşük ve buhar
kazanı nedeniyle fazla yer kaplarlar ve ağırdırlar. Silindir
içinde su buharı düşük basınçlara kadar genişletilemediği
için verimleri düşüktür. Bu nedenlerle geçmişte uzun
yıllar gemilerde, lokomotiflerde ve bazı sanayi
kuruluşlarında kullanılmış olan bu makineler günümüzde
artık kullanılmamaktadır
47
Buhar Türbinleri
Buhar türbinlerinde kazanda üretilen basınçlı su buharı türbin
rotorun üzerinde bulunan kanatçıklara püskürtülerek doğrudan
dönme hareketi elde edilir. Çalışmaları titreşimsiz ve gürültüsüz
olup buhar kazanlarında düşük kaliteli yakıtlar kullanılabilir.
Ancak buhar kazanın sahip olduğu ağırlık ve fazla yer
kaplamalarından dolayı ilk harekete geçmeleri uzun sürer. Bu
nedenle buhar türbinleri yer ve ağırlık sorunu olmayan ve farklı
enerji
kaynaklarından
yararlanılmak
istenen
termik
santrallerde, büyük yük ve yolcu gemilerinde kullanılırlar.
Gaz Türbinleri
Gaz türbinlerinde türbin miline bağlı bir kompresör vardır.
Kompresörün hazırladığı basınçlı hava türbin rotorunun
çevresinde bulunan yanma odalarına gönderilir. Basınçlı hava
üzerine enjektörlerden püskürtülen yakıt bujilerle ateşlenip
yakılarak basınçlı yanmış gazlar üretilir. Bu basınçlı gazlar
türbin
rotorunun
çevresinde
bulunan
kanatçıklara
püskürtülerek doğrudan dönme hareketi elde edilir.
48
❑ Devir sayıları oldukça yüksek olup buhar kazanı bulunmadığından hafiftirler. Ancak basınçlı sıcak gazlar sürekli
kanatçıklara püskürtüldüğünden ve sürekli yüksek sıcaklıklara dayanacak malzeme bulunmadığından maksimum
çevrim sıcaklığı 1000–1200 K ile sınırlıdır. Maksimum çevrim sıcaklığının düşük olması ve kanatçıklardaki akış
kayıpları nedeniyle gaz türbinlerinin verimi düşüktür (≈ %20).
❑ Gaz türbinleri konfor ve hafiflik aranan ekonomikliğin fazla önemsenmediği yerlerde örneğin modern savaş
gemilerinde, lüks yolcu gemilerinde ve yedekte bekletilip kısa sürede devreye girmesi istenen elektrik
santrallerinde kullanılırlar. Ayrıca uçaklarda kullanılan jet motorlarının bir kısmı gaz türbinidir.
Pistonlu Makinalar (Motorlar)
Motorlar çeşitli yakıtların yanması (kimyasal reaksiyon) sonucu açığa çıkan ısı enerjisini (basınç yoluyla) mekanik
enerjiye dönüştüren pistonlu termik kuvvet makineleridir.
Pistonlu motorlar 5 temel sisteme sahiptir.
1)
2)
3)
4)
5)
Mekanik sistem (Silindir ve supap düzenlemesi)
Yakıt sistemi [Benzinli motor (doğal emişli, aşırı doldurmalı), dizel motor(doğal emişli, aşırı doldurmalı)]
Yağlama sistemi (Çarpmalı tip yağlama, basınçlı tip yağlama)
Soğutma sistemi (Hava soğutmalı, Su soğutmalı)
Ateşleme sistemi (Yalnızca benzinli motorlarda bulunur)
Motorlar genel olarak 5 temel sistemdeki farklılıklar üzerinden sınıflandırılır.
49
Pistonlu motorların temel kısımları
50
Silindir (motor) bloğu: Motorun ana gövdesini oluşturur. Motorun tüm
parçalarını üzerinde taşır. Genel olarak dökme demir yada alüminyum
dökümden yapılır. Motor kulakları vasıtasıyla şasiye bağlanır. Silindir bloğu
üzerinde motorun hareketli parçalarına yağlama sağının taşındığı yağlama
delikleri bulunur. Ayrıca su soğutmalı motorlarda motorun aşırı ısındığı
(silindir ve yanma odası çeperleri) bölgelerin soğutulması amacı ile soğutucu
akışkanın geçtiği soğutma kanalları bulunur.
Silindir kapağı: Silindir bloğunun üzerini kapatır. Genellikle yanma odaları
silindir kapağı üzerinde oluşturulur. Benzinli motorlarda enjektörleri ve
bujileri, dizel motorlarda enjektörleri, emme ve egzoz supapları ve
manifoltları (emme ve egzoz) Bazı motorlarda, kam milini ve külbütör
mekanizmasını üzerinde taşır. Yanma odalarının çevresinde su ve yağ
kanalları vardır.
Karter: Karter, motorun ait kısmını örterek; toz toprak, yağmur, çamur gibi
yabancı maddelerin motorun içine girmesini önler. Bunun yanı sıra motor
yağına depoluk eder ve motor yağının soğumasını sağlar. Karter, çoğunlukla
preslenerek şekillendirilmiş çelik saçtan yapılır. Bunun dışında, alüminyum
alaşımı ve dökme demirden dökülerek yapılan karter de vardır.
51
Piston, piston pimi ve segmanlar: Pistonlar silindir kapağı ile birlikte
yanma odasını oluşturur. Piston pimi ile biyele bağlıdır. Yanma esnasında
oluşan basınç kuvveti piston tarafından biyel koluna ve oradan da krank
miline iletilir. Piston üzerinde sıkıştırma ve genişleme esnasında
oluşabilecek gaz kaçaklarını önlemek amacıyla kompresyon segmanları
bulunur. Genellikle bir piston üzerinde iki yada üç kompresyon segmanı
bulunur. Kompresyon segmanının alt kısmında ise yağ segmanı için bir
kanal bulunur. Kanal uygun delik yada kısa kanallarla pistonun iç kısmına
açılır.
Biyel Kolu: Biyel kolu, piston pimi aracılığıyla krank mili kol muylusuna
bağlanır. Biyel kollara; pistona etkiyen gaz kuvvetlerini krank miline
aktararak krank milinde bir döndürme momentinin oluşmasını sağlar,
Pistonun silindir içindeki doğrusal hareketini krank milinde dairesel
harekete dönüştürür.
Krank mili: Krank mili motorun ana milidir. Piston, pim ve biyel vasıtasıyla
krank miline bağlanır. Krank mili ana muyluları ile motor bloğuna, kol
muylularına ise biyel bağlanır. Pistona etkiyen gaz kuvvetleri biyel
aracılığıyla krank milinin kol muylusuna aktarılarak mil çıkışında döndürme
momenti oluşturulur.
52
Volan: Krank milinin arka ucundaki flanş ile cıvatalarla bağlanan metal bir
tekerdir. Volanın 4 temel görevi vardır;
1) Motorda ölü noktaların aşılmasını sağlamak,
2) Marş motoru yardımıyla motora ilk hareketi vermek,
3) Kavrama yardımıyla motorun hareketini vites kutusu ve aksalar üzerinden
tekerleklere aktarmak aktarmak,
4) Motorun sarsıntısız çalışmasını sağlamak.
Emme ve egzoz supapları: Her silindirde emme ve egzoz supabı olmak
üzere en az iki tane bulunur. Emme supabı benzinli motorlarda yakıt-hava
karışımının, dizel motorlarda yalnız havanın silindire girmesini sağlar. Egzoz
supabı ise yanmış gazların çıkışını sağlar. Supaplar, supap tablası ve supap
sapından oluşur. Sap kısmında, supap yayı üst tablasının tutulduğu tırnak
yuvaları bulunur.
Kam mili: Kam (döner) mili üzerindeki kam ismi verilen çıkıntılar, çeşitli
mekanizmalar ile birlikte yada doğrudan supap saplarına basarak
supapların açılmasını sağlarlar. Kam milleri dişli, zincir yada dişli kayış
(triger kayışı) yardımıyla krank milinden hareket alırlar. Krank milinin iki
devrine karşılık kam milleri bir devir dönerler. Kam milleri krank milleri gibi
döküm yada dövme çelik malzemeden yapılır.
53
Kompresyon ve yağ segmanları: Segmanların üç temel görevi vardır. Bunlar;
1.Piston ile silindir arasında sızdırmazlık sağlayarak silindirdeki gaz basıncının kartere
inmesini ve silindir yüzeyini yağlayan yağın yanma odasına geçerek, yanmasını önler,
2.Silindir ve piston yüzeyleri arasında yağ filmi oluşturarak sürtünmeyi en aza indirir.
Yüzeydeki yağın fazlasını da kartere sıyırarak yanmasını önler,
3.Isınan pistonların soğumasını sağlar. Pistonlar segman bölgesinden silindire temas
etmezler. Pistonun en sıcak yeri olan piston başı ve segman bölgesi soğumasını
segmanların üzerinden yapar. Segmanlar, dökme demir ve alaşım çeliğinden yapılır. Her
iki malzemenin de sürtünmeye, basınca ve sıcaklığa karşı dayanımı yüksektir.
Emme ve egzoz manifoldları: Emme manifoldları benzin motorlarında benzin hava karışımını,
dizel motorlar ve manifoltdan enjeksiyonlu benzin motorlarında ise havanın silindire ulaşmasını
sağlar. Egzoz manifoldları ise yanma sonucu oluşan egzoz gazlarının egzoz borusuna geçmesini
sağlar. Egzoz manifoldları dökme demir, emme manifodları ise dökme demir yada alüminyum
alaşımından günümüzde ise artık plastik malzemden imal edilmektedir. Emme manifoldları yeni
motor teknolojileri ile birçok sensörü (emme basınç ve sıcaklık sensörü gibi) üzerinde taşır.
Manifoldlardan beklenen en önemli özellik gaz akışına engel olmayacak biçimde imal
edilmeleridir.
54
Motor yatakları; içerisinde dönen mili gerekli konumda tutarak
dönüşümünü sağlayan, üzerine gelen yükleri karşılayan, muylulardan
önce ve daha çabuk aşınarak onların kullanım süresini uzatan, kusunet
içine yumuşak metal yapıştırılarak oluşturulan hassas işlenmiş
değiştirilebilir motor parçalarıdır. Motorlarda krank mili, kam mili,
külbütör manivelası başta olmak üzere birçok kısımda yatak veya burç
kullanılmaktadır. Krank mili ana ve kol yatakları iki parçalı yapılmaktadır.
Kam mili yatakları ve burçlar ise genellikle tek parçalı yapılmaktadır. Bu
tip yataklara değiştirilebilir yataklar da denmektedir.
Contalar: Motorlarda kullanılan contalar statik sızdırmazlık sağlarlar.
Motorlarda kullanılan silindir kapağı soğutma sistemindeki suyu ve
yanma basıncını aynı anda içinde tutmalıdır. Çelik, bakır ve asbestten
yapılmış contalar silindir kapağı ve motor bloğu arasında kullanılır.
Motor ısınma ve soğuma ile genleşip, büzüldüğü için birleşme
yerlerinden sızıntı ve kaçaklar meydana gelebilir. Bunun için contalar
yumuşak ve genişleme ve büzülmeyi karşılayacak kadar esnek olmalıdır.
55
Pistonlu Motorların Sınıflandırılması
a-) Zamanlarına göre
1) 4 zamanlı motorlar
2) 2 zamanlı motorlar
b) Yanmanın başlama şekline göre
1) Buji ile ateşlemeli motorlar (Benzin, LPG motorları)
2) Sıkıştırma ile ateşlemeli motorlar (Dizel motorları)
c-) Silindir düzenlemesine göre motorlar
1) Sıra tipi motorlar
2) V tipi motorlar
3) Boksör tipi motorlar
4) Yıldız tipi motorlar
5) X tipi motorlar
6) W tipi motorlar
7) Wankel tipi motorlar
d-) Supap Sistemine Göre Motorlar
1) L tipi motorlar
2) F tipi motorlar
3) T tipi motorlar
4) İ tipi motorlar (Bugün çoğunlukla bu tip kullanılmaktadır.)
e-) Emme sistemine göre
1) Tabii emişli motorlar
2) Aşırı doldurmalı motorlar (Turboşarj, Süperşarj)
f-) Soğutma Sistemine Göre Motorlar
1) Sıvı ile soğutmalı
2) Hava ile soğutmalı
g-) Yağlama Sistemine Göre Motorlar
1) Çarpmalı yağlama sistemi
2) Basınçlı yağlama sistemi
56
❑ Üst ölü nokta (ÜÖN): Pistonun silindir içeresinde
çıkabileceği en üst noktadır.
❑ Alt ölü nokta (AÖN): Pistonun silindir içerisinde
inebileceği en alt noktadır.
❑ Strok (kurs - h): AÖN ile ÜÖN arasındaki mesafedir.
❑ Kurs hacmi (Vk): İki ölü nokta arasında kalan
hacimdir (Vk = h.d)
❑ Toplam kurs hacmi: Tüm silindirlerdeki kurs hacminin
toplamıdır. 1400,1600,2000 cc ifadeleri, toplam kurs
hacminin cm3 cinsinden gösterimidir.
❑ Sıkıştırma/Yanma odası hacmi (V2): Piston ÜÖN’da iken üst kısmında kalan hacimdir.
❑ Emme (silindir) hacmi(V0): Piston AÖN’da iken üst kısmında kalan hacimdir. V1=Vk+V2
❑ Toplam silindir hacmi (VT): Silindir sayısı (Z) ile silindir hacminin çarpımına eşittir. VT=V1.Z
❑ Sente: Emme ve egzoz supaplarının aynı anda kapalı oldukları zamandır. Sıkıştırma ve
genişleme sente durumunda yapılır.
❑ Supap bindirmesi: Pistonun, egzoz zamanını bitirip, emme zamanına başladığı anda; egzoz
ve emme supaplarının beraberce açık kaldıkları ana supap bindirmesi denir.
❑ Zaman: Pistonun, silindir içeresinde iki ölü nokta arasında yaptığı bir harekete zaman denir.
Bir zaman teorik olarak 180˚ dir.
57
Zamanlarına göre pistonlu motorlar:
4 zamanlı motorlar krank milinin iki devrinde
(720°KMA) bir iş yapılmaktadır. Silindire hava-yakıt
karışımı emme supabı vasıtasıyla, egzoz gazlarının
silindirden atılması egzoz supabı ile yapılmaktadır.
Bir iş çevrimin tamamlanması için emme,
sıkıştırma, iş ve egzoz gerçekleşmesi ile tamamlanır.
Teorik olarak her bir işlem 180°KMA’da
gerçekleşmektedir.
Emme zamanı: Piston ÜÖN’da iken emme supabı açılır. Piston AÖN’ya doğru hareketine devam ederken silindir içerisindeki
basınç atmosfer basıncının altına düşerek vakum oluşur. Vakumun etkisi ile hava-yakıt karışımı silindir içine alınır. Piston
AÖN’ya vardığında silindirin içerisi benzinli motorda hava-yakıt karışımı ile dizel motorda yalnızca hava ile dolar ve emme
supabı kapanır.
Sıkıştırma zamanı: Piston AÖN’dan ÜÖN’ya doğru hareket ederken silindir içerisine alınan dolgu (hava veya hava yakıt karışımı)
sıkıştırılmaya başlanır. Sıkıştırma işlemi esnasında silindir içerisinde bulunan dolgunun basınç ve sıcaklığı artar. Piston ÜÖN’ya
geldiği zaman sıkıştırma işlemi sona erer.
İş (genişleme) zamanı: Piston ÜÖN’daya varmadan bir avans ile benzinli motorda bujide kıvılcım çakar, dizel motorda ise
silindir içine yakıt püskürtülür. Yanma odasına sıkıştırılmış dolgu yanmaya başlar ve silindir içerisinde sıcaklık ve basınç artar.
Basıncın tesiri ile piston ÜÖN’dan AÖN’ya doğru hareket eder. Motor krank milinden iş elde edilmiş olur.
Egzoz zamanı: İş zamanı sonunda piston AÖN’da iken egzoz supabı açılır. Piston AÖN’dan ÜÖN’ya doğru hareket ederken
silindir içerisinde bulunan egzoz gazlarını süpürür ve silindirden atılmalarını sağlar. Piston ÜÖN’ya geldiğinde egzoz işlemi
tamamlanır ve egzoz supabı kapanır. Böylece bir iş çevrimi tamamlanmış olur.
58
Benzinli ve Dizel Motorların Karşılaştırılması
BENZİNLİ
• Benzin-Hava karışımı silindire emilir.
• Alınan karışım sıkıştırılır.
• Buji vasıtasıyla yanma olur.
• Egzoz supabı yanmış gazları tahliye
eder.
DİZEL
•
•
•
•
Sadece hava silindire emilir.
Sadece hava sıkıştırılır ve sıkışan hava ısını
Enjektörün motorin püskürtmesiyle yanm
olur.
Egzoz supabı yanmış gazları tahliye eder.
İki zamanlı motorlarda krank milinin her devrinde
(360°KMA) bir iş yapılmaktadır. İki zamanlı motorların en
belirgin özelliği genel olarak supap bulunmamasıdır.
Silindire emme dolgusunun alınması yada yanmış gazların
atılması emme ve egzoz portlarından olmaktadır. Taze
havanın yada yakıt-hava karışımının silindire alınması ve
egzoz gazlarının silindirden atılması süpürme sistemi ile
gerçekleşmektedir.
Sıkıştırma zamanı (1. strok): Piston AÖN’dan ÜÖN’ya doğru hareket ederken önce süpürme (emme) portu, daha
sonrada egzoz portu kapatır. Sıkıştırma işlemi pörtler kapandıktan sonra başlar. Piston ÜÖN’ya doğru hareket ederken
dolgu (hava yada hava-yakıt karışı) sıkıştırır. Sıkıştırma sonunda basınç 9-15 bar, sıcaklık ise 550-750 K civarlarında
olmaktadır.
Yanma ve genişleme (iş) zamanı (2. strok): Piston ÜÖN’daya varmadan bir avans ile benzinli motorda bujide kıvılcım
çakar, dizel motorda ise silindir içine yakıt püskürtülerek yanma başlar ve silindir içerisinde basınç ve sıcaklık artar.
Basıncın etkisi ile piston ÜÖN’dan AÖN’ya doğru hareket eder ve iş yapılmış olur. Piston AÖN’ya doğru hareket ederken
silindir içerisinde basınç azalır. Piston AÖN’ya gelmeden 45-50° KMA kadar önce egzoz portu açılır. Bu esnada yanma
odası içerisindeki yanmış gazların basıncı 4-6 bar dolaylarındadır. Egzoz portunun açılmasıyla silindir içerisindeki basınç
düşer. Daha sonra emme portu açılır. Hava-yakıt karışımı silindire, pistonun yaptığı basınç ile dolmaya başlar. Bu
esnada emme portundan silindir içerisine dolan hava-yakıt karışımının basıncı 1,1-1,3 bar civarındadır. Karterde
bulunan hava-yakıt karışımının üzerine basınç piston tarafından uygulanarak oluşturulmaktadır. Silindire dolmaya
başlayan hava-yakıt karışımı yanmış gazları egzoz portuna doğru sürükleyerek dışarı atılmasını sağlar. Bu esnada piston
AÖN’ya ulaşmıştır. Piston AÖN’dan ÜÖN’ya doğru hareket ederken önce emme portunu daha sonrada egzoz portunu
60
kapatır. Böylece bir iş çevrimi tamamlanmış olur.
Silindir düzenlemesine göre pistonlu motorlar:
(a) Tek silindirli motor (b) Sıra tipi motor
(c) V motor
(d) Karşı silindirli (Boxer) motor
(e) W motor
(f) Karşı pistonlu motor
(g) Yıldız (radyal) motor
61
Supap düzenlemesine göre pistonlu motorlar
❑ L tipi supap mekanizmalı motorlarda supaplar yanma odası
ve silindirlere ters dönmüş L harfi gibidir. Bu tip supap
mekanizması bütün supaplar bir tek kam mili ile çalıştırılır.
Günümüzdeki motorlarda bu tip supap mekanizması artık
kullanılmamaktadır.
❑ I tipi supap mekanizması olan motorlarda emme ve egzoz
supapları silindir kapağının üzerindedir. Supap başları silindirin
içine gelecek şekilde sıra halinde dizilmişlerdir. Bu motorlarda
yanma odaları istenildiği kadar küçültülebildiği için sıkıştırma
oranının artışına imkan sağlar. Bu nedenle günümüzde üretilen
motorların çoğunda I tipi supap mekanizması kullanılmaktadır.
❑ F tip supap mekanizması L ve I tiplerinin birleşmesinden
oluşur. F tipi motorlarda emme supapları I tipine göre egzoz
supapları ise L tipine göre çalışırlar. Yani emme supapları
silindir kapağında egzoz supapları silindir bloğunda bulunur.
Günümüzdeki motorlarda bu tip supap mekanizması artık
kullanılmamaktadır.
❑ T tipi supap mekanizması bulunan motorlarda emme
supapları silindir bloğunun bir tarafında egzoz supapları ise
diğer tarafında bulunur. İlk zamanlar çok kullanılan bu sistem
verimin düşüklüğü ve yüksek sıkıştırma oranına elverişli
olmayışı nedeni ile bugün artık kullanılmamaktadır.
L tipi supap düzenlemesi
F tipi supap düzenlemesi
I tipi supap düzenlemesi
T tipi supap düzenlemesi
62
Emme sistemine göre pistonlu motorlar
a) Doğal emişli motorlar
b) Aşırı doldurmalı motorlar: Turbo–şarj (genelde 4 zamanlı motorlarda
uygulanır), süper–şarj (genelde 2 zamanlı dizel motorlarda uygulanır) veya
günümüzde turbo ve süper şarjın birlikte uygulandığı 4 zamanlı motorlar da
bulunmaktadır.
63
Soğutma göre pistonlu motorlar:
Hava soğutmalı
Su soğutmalı
64
Yağlama tipine göre pistonlu motorlar
65
Güç ve Tork
• Benzin
motorlarında
gaz
kelebeğinin, dizel motorlarında
pompa
kramayerinin
konumunun; ayrıca motor yağ
ve
soğutucu
akışkan
sıcaklıklarının sabit tutulduğu
deney şartlarında krank mili
devrine bağlı olarak güç, tork
ve yakıt sarfiyatı değişimlerine
motor karakteristikleri denir.
67
Güç ve Tork
• Temel motor performansı, motor gücü ve torku gibi iki ana faktör ile temsil edilir.
• Genellikle, motor performansının en önemli bileşeni beygir gücü (hp) yada W (Watt) ile ifade
edilen motor gücüdür.
• Beygir gücü, belirli bir sürede yapılan iş miktarını gösteren iş verimliliğidir.
• Bu konsept, İngiltere'de buhar makinesini icat eden James Watt tarafından önerilmiştir. Bir beygir
gücü (HP), 75 kg'lik ağırlığı bir saniyede 1 m çekmek için gereken güçtür.
• Beygir gücü (HP) için daha sıkça kullanılan bir kısaltma Almanca "Pferdestarke" kelimesinden
türeyen PS'dir.
• SI birim sisteminde 1 PS yaklaşık 735.4 W'tır. Bu nedenle, 100 PS = 73.5 kW veya 100 kW = 136
PS'dir.
Güç ve Tork
• Motor gücü, bir zaman işlevidir. Motor gücü, devir/dakika ile orantılı olarak artacaktır, çünkü
devir/dakika yükseldikçe zaman başına düşen iş miktarı artar.
• Ancak, belirli bir değerin üzerinde dönemeyen dinamik parçalar nedeniyle, devir/dakika ve güç
çıkışında sınırlamalar vardır.
• Bu nedenle maksimum güç çıkışı devir/dakika ile gösterilir, örneğin 6000 RPM’de 100 kW gibi.
Güç ve Tork
• Tork (Moment), motorun döndürme kuvvetini ifade eder ve yaygın
kullanılan birimi “Newton Metre” (Nm)’dir.
• Pistonu iten kuvvetin artması, yanma odasındaki basınca bağlıdır.
Bu basınç; ana hatları ile
•
•
•
•
motorun devrine,
sıkıştırma oranına,
silindir içerisine alınan yakıt-hava karışımının miktarına ve
yanma verimine bağlıdır.
Güç ve Tork

Motor torku, devir yükseldikçe belli bir devire kadar artar ve bu devirden sonra, motor devri arttırılmaya devam edilirse
tork azalmaya başlar. İçten yanmalı benzinli motorlarda güç belli bir devre kadar devir ile birlikte artış gösterir. Ancak belli
bir motor devrinden sonra üretilen güç düşmektedir. Burada etkili olan, yüksek devirlerde sürtünme kayıplarının çok
artmasıdır. (Sürtünme kayıpları motor devrinin karesi olacak şekilde artar.)

Ayrıca motor gücündeki azalmanın bir nedeni de hacimsel verimin azalmasıdır. Yani yüksek devirlerde motorun nefes
alma kabiliyeti düşer.
Download