basel ıı`nin sermaye piyasalarına etkisinin değerlendirilmesi

advertisement
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İŞLETME
ANABİLİM DALI
BASEL II’NİN SERMAYE PİYASALARINA ETKİSİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Yüksek Lisans Tezi
Tevfik KINIK
Ankara-2006
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İŞLETME
ANABİLİM DALI
BASEL II’NİN SERMAYE PİYASALARINA ETKİSİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Yüksek Lisans Tezi
Tevfik KINIK
Tez Danışmanı
Yrd. Doç. Dr. Orhan ÇELİK
Ankara-2006
İÇİNDEKİLER
I. GİRİŞ....................................................................................................................... 1
II. BASEL DÜZENLEMELERİ ............................................................................... 8
II.I. BANKACILIKTA RİSK ............................................................................... 8
II.I.I. Kredi Riski.................................................................................................. 8
II.I.II. Piyasa Riski ............................................................................................... 9
II.I.III. Likidite Riski.......................................................................................... 11
II.I.IV. Operasyonel Risk ................................................................................... 11
II.I.V. Yasal Risk ............................................................................................... 12
II.II. SERMAYE YETERLİLİĞİ KAVRAMI.................................................. 13
II.II.I. BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DÜZENLEMENİN ÖNEMİ VE
SERMAYE YETERLİLİĞİ ............................................................................... 13
II.II.II. BASEL KOMİTE .................................................................................. 16
II.III. BASEL I UZLAŞISI.................................................................................. 18
II.III.I. Kredi Riski ............................................................................................. 20
II.III.II. Piyasa Riski .......................................................................................... 25
II.IV BASEL II UZLAŞISI ................................................................................. 29
II.IV.I. Genel Bilgiler......................................................................................... 31
II.IV.I.I. Genel Çerçeve.................................................................................. 31
II.IV.I.II. Kapsam........................................................................................... 35
II.IV.II. Asgari Sermaye Gerekliliği .................................................................. 36
II.IV.II.I. Kredi Riski ..................................................................................... 37
II.IV.II.I.I. Standart Metot.......................................................................... 38
II.IV.II.I.I.I. Hazine ve Merkez Bankalarından Olan Alacaklar ............ 38
II.IV.II.I.I.II. Bankalardan Olan Alacaklar ............................................ 39
II.IV.II.I.I.III. Şirketlerden Olan Alacaklar ve Perakende Krediler....... 42
II.IV.II.I.I.IV. Diğer Varlık Grupları ..................................................... 44
II.IV.II.I.II. İçsel Metotlar.......................................................................... 46
II.IV.II.II. Piyasa Riski................................................................................... 49
II.IV.II.III. Operasyonel Risk......................................................................... 49
II.IV.III. Denetimsel Gözden Geçirme .............................................................. 51
II.IV.IV. Piyasa Disiplini ................................................................................... 58
III. BASEL II’NİN SERMAYE PİYASASINA ETKİLERİ ................................ 60
III.I. BASEL II’NİN GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ETKİSİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER................................................................... 60
III.II. BASEL II’NİN BANKALARA OLAN ETKİSİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER ................................................................................... 69
III.III. BASEL II’NİN DERECELENDİRMEYE İLİŞKİN
DÜZENLEMELERİNİN SERMAYE PİYASALARINA ETKİSİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER ................................................................................... 76
III.IV. PİYASA DİSİPLİNİ (KAMUYA AÇIKLANACAK HÜKÜMLER)
KAVRAMININ SERMAYE PİYASALARINA ETKİSİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER ................................................................................... 79
III.V. BASEL II’NİN REEL SEKTÖR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER ................................................................................... 82
III.V.I. Şirketler Kesimine Etkileri .................................................................... 82
III.V.II. KOBİ’lere Etkileri ................................................................................ 83
I
III.VI. BASEL II’NİN BORÇLANMA PİYASALARINA ETKİSİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER................................................................... 87
III.VII. BASEL II’NİN SERMAYE PİYASASI ARACI KURUMLARINA
ETKİSİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER .............................................. 91
III.VIII. KONUT İPOTEĞİ KARŞILIĞI KREDİLER................................... 93
IV. SONUÇ ............................................................................................................... 95
KAYNAKÇA ............................................................................................................ 99
II
KISALTMALAR DİZİNİ
AB
:
Avrupa Birliği
ABD
:
Amerika Birleşik Devletler
BDDK
-
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
BIS
-
Bank for International Settlements
IMF
-
International Monetary Fund
IOSCO
-
International Organization of Securities Commissions
KİT
-
Kamu İktisadi Teşebbüsü
KOBİ
-
Küçük ve Orta Büyüklükte İşletme
OECD
-
Organisation for Economic Cooperation and Development
QIS
-
Quantitative Impact Study
SPK
-
Sermaye Piyasası Kurulu
SYR
-
Sermaye Yeterliliği Rasyosu
TBB
-
Türkiye Bankalar Birliği
TMSF
-
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
TSPAKB -
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği
III
TABLOLAR DİZİNİ
TABLO 1
-
Piyasa Riskinin Dahil Edildiği SYR'nin Hesaplanması
TABLO 2
-
Hazine ve Merkez Bankalarına Uygulanacak Risk Ağırlıkları
TABLO 3
-
Bankalardan Olan Alacaklarda Uygulanabilecek 1. Opsiyon
TABLO 4
-
Bankalardan Olan Alacaklarda Uygulanabilecek 2. Opsiyon
TABLO 5
-
Şirketlere Uygulanacak Olan Risk Ağırlıkları
TABLO 6
-
Standart Yaklaşımda İş Kolları için Uygulanacak Oranlar
TABLO 7
-
OECD Üyesi Olan/Olmayan Ülkeler Bazında Ülke Dereceleri ve Risk
Katsayıları
TABLO 8
-
Anonim Şirketlerden Olan Alacaklara İlişkin Sermaye Gerekliliği (SG)
TABLO 9
-
QIS 3 Sonuçları
TABLO 10 -
Basel II Standart Yaklaşım KOBİ’lerin Risk Ağırlıkları
TABLO 11 -
Bankaların Eurobond Stokları (Aralık 2004)
IV
I. GİRİŞ
Bankacılık sektörü, 1980’li yıllardan bu yana küreselleşme ve teknolojik
gelişmelere uyum sağlama çabaları nedeniyle hızlı bir değişim süreci yaşamıştır.
Özellikle gelişmiş ülkelerde, bankalar geleneksel faaliyetleri dışında fonksiyonlar
da üstlenmiş kuruluşlar haline gelmektedir. Bankacılık sektöründe yaşanan değişim
sürecinde, sisteme yeni finansal ürünler katılmış ve bankaların risk yapısında
değişiklikler meydana gelmiştir.
Diğer taraftan, 1990’lı yıllar ve sonrası, yoğun bir şekilde iktisadi krizlerin
yaşandığı bir dönem olmuştur. Söz konusu dönemde Japonya, Güney Kore,
Endonezya, Rusya, Türkiye ve Arjantin’de makroekonomik krizler yaşanmış ve bu
ülkelerde özellikle finans sektörü derinden etkilenmiştir. Reel sektör firmalarının
ödeme kabiliyetini kaybetmesi ve bankaların alacaklarını tahsil etmede büyük
sorunlarla karşılaşması gibi nedenlerle Japonya, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye
gibi ülkelerde bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması gerekmiş ve bunun
sonucunda kriz yaşanan ülkelerde ciddi maliyetlere katlanılmak zorunda kalınmıştır.
Ancak, finansal krizler sadece makroekonomik sebeplerle ortaya çıkmamaktadır.
Mikro düzeyde bir bankanın “kötü” yönetiminin de, büyük çaplı finansal krizleri
tetikleyebileceği veya mevcut krizleri derinleştirebileceği hususu göz ardı
edilmemelidir. Son dönemlerde giderek daha dinamik hale gelen ve karmaşıklaşan
finans sektöründe, finansal aracılık rolünü üstlenen bankaların, sahip oldukları
yabancı kaynakları yönetebilme “kalitesi” ve etkin risk yönetimi, finans sektörünün
istikrarı açısından büyük önem taşımaktadır (Yayla, Türker Kaya, 2005:1-2).
Bu nedenle, bankaların etkin risk yönetimlerinin kalitesiyle finansal sistemin
istikrarlı olması arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kredi, piyasa, likidite ve
diğer risklerin iyi yönetilememesi halinde bankalarda oluşabilecek zafiyetlerin diğer
sektörlere de sıçrama ihtimali, risk yönetimine özen gösterilmesini zorunlu
kılmaktadır.
Öte yandan, finans sektöründe yaşanan gelişmelere paralel olarak, var olan
bankacılık
düzenlemeleri
ve
denetim
mekanizmalarının
etkinlikleri
hızla
azaldığından düzenleme ve denetim otoritelerinin sistemde güven ve istikrarı sürekli
bir şekilde sağlayabilmeleri için, kendilerini sürekli yenileyebilmeleri ve yeni
koşullara uygun düzenlemeler yapmaları gerekmektedir (Değirmenci, 2003:1).
Küreselleşme
eğilimi,
ülkelerin,
bankacılık
düzenlemelerini
birbirine
yakınlaştırmasını da gündeme getirmiştir. Bu sürecin odak noktasında yer alan
unsurlardan biri de sermaye yeterliliğine yönelik düzenlemelerdir. Uluslararası
Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements, BIS) altında çalışan Basel
Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi (Basel Komitesi) 1980'li yılların
sonlarından
itibaren
sermaye yeterliliği
konusunda ortak bir uygulamanın
gerçekleştirilmesi için bir forum işlevi görmüştür. Komite, 1988 yılında, Sermaye
Uyumu adı altında ilk sermaye standardını yayınlamıştır.
Küresel finans sektöründe birçok ülkenin yürürlüğe koyduğu Basel I, bir
bankanın batması halinde mevduat sahiplerinin karşılaşabileceği maliyetleri en aza
indirgemek için asgari olarak tutulması gereken sermaye üzerinde odaklanmıştır.
Basel I’de, bankanın maruz kaldığı kredi riski, bankanın aktiflerinin ve bilanço
dışı kalemlerinin farklı risk sınıflarına ayrılması ve her sınıfa karşılık gelen risk
2
ağırlıkları olan %0, %10, %20, %50 ve %100 katsayılarıyla çarpılması suretiyle
hesaplanmaktadır. Sadece beş farklı risk ağırlığı kullanılması nedeniyle risk
duyarlılığı düşük olan Basel I, farklı faaliyet alanları olan bütün bankalara aynı
şekilde uygulandığından “herkese tek beden elbise” (one-size-fits-all) şeklinde
tanımlanabilecek bir sermaye düzenlemesidir. Ayrıca, Basel I’de, “OECD klüp
kuralı” şeklinde tanımlanmış olan uygulamadan dolayı OECD’ye üye ülkelerin
hükümetlerine yüzde sıfır, üye ülkelerin bankalarına olan borçlara ise yüzde 20 risk
ağırlığı verilmektedir.
Basel Bankacılık Denetim Komitesi’nin üyesi olan G10 ülkeleri tarafından
hazırlanan Basel I, halihazırda 100’den fazla ülkede, ulusal bankalar da dahil olmak
üzere uygulanmaktadır.
Bunun yanı sıra, 1994 Meksika krizine bir tepki olarak ortaya çıkan ve Basel
Komitesi tarafından 1996’da yayımlanan bir dokümanla sermaye yeterliliğinin
hesaplanmasına piyasa riski dahil edilmiş ve Uzlaşı riske daha duyarlı hale
getirilmiştir. Piyasa riski hesaplamasının eklenmesiyle Basel I’in gelişim süreci ivme
kazanmıştır.
Basel I, basit içerikli olması açısından gelişmiş ülkelerin uluslararası faaliyet
gösteren büyük oyuncularının ve akademik çevrelerin olumsuz eleştirilerine maruz
kalmıştır. Ancak, içerdiği standartların basit ve kolay uygulanabilir olması, Basel I’in
özellikle gelişmekte olan ülkelerce benimsenmesini kolaylaştırmıştır. Basel I, bu
ülkelerin düzenlemelerinin modernleşmesine ve finansal sektörlerinde rekabetin
artmasına katkıda bulunmuştur.
3
İlk uzlaşıya yönelik eleştirilerin temel dayanağını, bankanın taşıdığı farklı risk
kalemlerine karşı farklı sermaye tutarlarının ayrılması gerekliliği oluşturmuş ve 1999
yılında Basel Komitesi tarafından yayımlanan ve yeni sermaye yeterliliğine ilişkin
önerileri içeren ilk istişare metniyle Basel II’ye giden yolun yönü belirlenmeye
başlanmıştır.
Bu arada, 1997 yılında yine Komite tarafından yayımlanan “Etkin Bankacılık
Denetimi İçin Basel Temel İlkeleri” (Basel Core Prinsiples for Effective Banking
Supervision- BCPs), bir ülkenin bankacılık sisteminin sağlam ve istikrarlı olabilmesi
için bulunması gereken temel özellikleri ortaya koymaktadır.
Bu gelişmelerle beraber, Haziran 2004’te Basel Komitesi, sermaye yeterliliği
hesaplamasında “Yeni Basel Sermaye Uzlaşısı (Basel II)”nı yayımlamıştır. Sermaye
yeterliliğinin hesaplanmasında, 1988 yılında yayımlanmış bulunan ilk uzlaşıya göre
köklü değişiklikleri önermesinin yanı sıra “denetim otoritesinin incelemesi” ve
“piyasa disiplini” hususlarına özel önem atfetmesi sebebiyle, Basel II hem bankalar
hem de düzenleme/denetleme otoriterleri için özel gayret gerektiren bir alan ve yeni
bir süreç olarak değerlendirilmektedir (Yayla, Türker Kaya:2005:2-4).
Basel Komitesi, Basel I’e göre oldukça farklı bir yapıda olan Basel II’nin temel
amaçlarını şu şekilde sıralamaktadır:
ƒ
Basel II içerisinde yer alan alternatif yöntem önerileri “one-size-fits-all”
olarak ifade edilen tekdüzeliği ortadan kaldırmakta ve bankalara, yapıları ile uyumlu
olan yöntemi seçme imkanı vermektedir.
ƒ
Sektörden gelen değerlendirmelerin de ışığında, basit yaklaşımların önemli
faaliyetlere ilişkin riskleri yeterli düzeyde ölçemediği sonucundan hareketle, Basel II
4
içerisinde basitlik ile riske duyarlılık amaçlarının dengeli bir şekilde yer alması
sağlanmıştır. Bu çerçevede, Basel II’nin olabildiğince basit ve uygulanabilir olması,
ancak bu basitleştirmenin, temel amaçlarından olan riske duyarlılık ve esnekliğe
zarar verici mahiyette olmaması hedefleri gerçekleştirilmiştir.
ƒ
Sermaye yeterliliği ölçümlerine ilişkin olarak yapılması gerekli olan iki
önemli değişiklik Basel II ile gerçekleştirilmiştir. Bunlar, sermaye yeterliliği
ölçümlerinin yapısının genişletilmesi ve ölçümlerin riske daha duyarlı hale
getirilmesidir. Basel II’nin farklı ama birbirini tamamlayan ileride daha ayrıntılı
olarak değinilecek “asgari sermaye şartı”, “denetsel gözden geçirme” ve “piyasa
disiplini” olmak üzere üç ayaklı bir temel üzerine oturtulması ilk hedefe, Basel II
içerisinde yer alan yöntemlerin riske duyarlı olması da ikinci hedefe ulaşma
açısından oldukça önemlidir.
ƒ
Basel II ile bankaların etkin risk yönetim sistemleri kurmaları ve
geliştirmeleri teşvik edilmiştir.
ƒ
Farklı pozisyonlara ilişkin sermaye yükümlülüğünün hesaplanmasında,
Basel I’e göre daha gerçekçi bir teşvik mekanizması oluşturulmuştur. Bu kapsamda,
Basel I içerisinde yer alan “club rule-OECD kulüp kuralı” ortadan kaldırılmıştır.
ƒ
Kamuya açıklanan sermaye yeterliliği bilgilerinin kapsamı ve içeriği
genişletilmiştir.
ƒ
İkinci yapısal blok olan denetsel gözden geçirme ile etkin banka yönetimi
ve denetimi için vazgeçilmez faaliyetler olan banka sermaye yeterliliği düzeyinin
banka ve denetim otoritesi tarafından değerlendirilmesi sağlanmıştır.
5
ƒ
Sermaye yeterliliğine ilişkin bilgilerin kamuya açıklanması suretiyle
finansal ve ekonomik istikrara oldukça önemli katkılarda bulunulması amaçlanmıştır
(BDDK, 2004).
Özetle, Basel II, risklerin daha duyarlı ölçülmesi, her bankanın risk profilinin
ayrı ayrı belirlenmesi, banka üst yönetimine düşen sorumlulukların artırılması ve
finansal tabloların bankanın gerçek durumunu en iyi biçimde yansıtacak şekilde
açıklanması suretiyle finans sektörünün oyuncuları arasındaki asimetrik bilginin
asgariye indirilmesi ve bu sayede daha rekabetçi, sağlam ve istikrarlı bir finans
sektörüne erişilmesini hedeflemektedir. Basel II ilk etapta, uluslararası faaliyet
gösteren bankaları hedeflese bile, yeni düzenlemenin bu bankalarla finansal ilişki
içerisinde olan diğer bankaları da etkileyeceği ve uygulamanın yaygınlaşacağı
beklenmektedir.
Farklı fon aktarım mekanizmaları olmalarına karşın bankacılık ile sermaye
piyasalarının etkileşimi dikkate alındığında, banka sermaye yeterliliklerinin
ölçülmesi ve değerlendirilmesi hususunda düzenlemeler içeren Basel II’nin
bankacılık sektörü yanında getirdiği yeni düzenlemeler ile ülke borçlanmaları ve
sermaye piyasaları üzerinde de önemli etkiler doğuracağı açıktır.
Bu tez çalışmasında özellikle Basel II’nin getirmekte olduğu yenilikler ayrıntılı
bir şekilde ele alınarak, gelişmekte olan bir piyasa olan ülkemiz için oluşabilecek
etkiler ve özel olarak da sermaye piyasalarına ilişkin değerlendirmelerde
bulunulmaya çalışılacaktır.
Bu kapsamda giriş bölümünü takiben çalışmanın II. bölümünde öncelikle
bankalarda risk kavramı ve sermaye yeterliliği ile Basel II’ye de temel teşkil etmiş
6
bulunan Basel I hakkında özet bilgiler ile Basel II hakkında kapsamlı bilgi verilerek
Yeni Uzlaşı’nın üç bölümünün ayrıntısına girilecektir. III. bölüm ise, Uzlaşı’nın
genel olarak etkileri ve sermaye piyasaları açısından bir değerlendirmesi teşkil
etmektedir. Çalışmanın IV. ve son kısmında da ulaşılan sonuçlara yer verilecektir.
7
II. BASEL DÜZENLEMELERİ
II.I. BANKACILIKTA RİSK
Riskin pek çok tanımı olmakla birlikte, genellikle herhangi bir nedenden
dolayı sermaye piyasası aracının, portföyün ya da faaliyetin değerinde veya
getirisinde kayıp oluşması ihtimali olarak ifade edilebilir.
Piyasaların küreselleşmesi, artan işlem hacmi ve değişkenlik ile birlikte
karmaşık finansal ürünler ve işlem stratejilerinin ortaya çıkması bankaların
faaliyetlerindeki önemi artırmıştır. Bu faaliyetler en likit sabit getirili menkul
kıymetlerden, kredilere ve en karmaşık türev araçlara kadar bir dizi finansal ürünün
ve çeşitli stratejilerin kullanımını içermektedir. Söz konusu ürünlerin ve stratejilerin
risk boyutlarının mali kuruluşlar tarafından tam ve doğru bir şekilde anlaşılması,
izlenmesi ve kontrol edilmesi gerekmektedir (Çetin, 2001:1 vd).
Çok çeşitli risk kategorileri ve tanımlamaları olsa da bankaların karşılaştıkları
riskleri şu beş genel kategori altında incelemek mümkündür1.
II.I.I. Kredi Riski
Kredi riski, bir sözleşmenin gereklerini karşı tarafın sözleşmede yer alan
koşullara uygun olarak yerine getirmemesinden kaynaklanan ekonomik zarardır.
Kredi riskinin değerlendirilmesi şu üç tutarın tahmin edilmesine bağlıdır:
i) Karşı tarafın yükümlülüğünü yerine getirmeme olasılığı.
1
Gerek Basel Komitesi, gerekse IOSCO Teknik Komitesi asgari olarak piyasa riski,
kredi riski, likidite riski, operasyonel risk ve yasal risk için risk yönetimi ve
kontrolleri öngörmektedir.
ii) Yükümlülüğün yerine getirilememesi durumunda muhtemel telafi oranı:
Bu oranın belirlenmesinde teminatlar, yargı yoluna başvurulması halinde elde
edilebilecek tutar ya da karşı tarafla pazarlık gücü gibi hususlar dikkate alınmaktadır.
iii) Karşı tarafın yükümlülüğünü yerine getirememesi halinde riske maruz
piyasa değeri: Karşı tarafın yükümlülüğünü yerine getirememesi halinde
kaybedilecek olan ve alacağın “yerine koyma değeri” (replacement value) olarak da
nitelendirilebilen bu tutar, yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde alacak
tutarından telafi edilmesi beklenen tutarın düşülmesi suretiyle hesaplanır.
II.I.II. Piyasa Riski
Piyasa riski, piyasalardaki fiyat ve oran değişimlerinin alınan pozisyonların
değerini olumsuz etkileme potansiyelidir. Alım satım işlemlerinde piyasa riski açık2
veya riskten korunmamış (unhedged) pozisyonlardan ya da birbirini netleştiren
(offsetting)
pozisyonlar
arasında
tam
bir
korelasyon3
olmamasından
kaynaklanmaktadır.
Piyasa riskinin türleri aşağıda sunulmaktadır:
a) Faiz Oranı Riski: Faiz oranındaki değişimlerin bir finansal aracın ya da
portföyün değerini olumsuz yönde etkileyebilme potansiyelidir. Bu risk özellikle
borçlanma araçlarında veya dayandığı varlık bir borçlanma aracı olan ya da değeri
piyasa faiz oranlarına bağlı olan türev araç sözleşmelerinde söz konusu olmaktadır.
Genel olarak, uzun vadeli finansal araçlar kısa vadeli araçlara göre faiz oranı riskine
daha duyarlıdırlar (Federal Reserve, 1998:2010.1-2).
2
Bir finansal araçta alım yapan kişi “uzun pozisyon”, satım yapan kişi ise “kısa
pozisyon” almış olur. Uzun veya kısa pozisyon tutan kişi ise açık pozisyondadır.
3
Korelasyon iki değişken arasındaki ilişkiyi ifade eder. Bu ilişkinin derecesini ve
doğrultusunu ifade eden korelasyon katsayısı ise –1 ile +1 arasında bir değerdir.
9
b) Hisse Senedi Riski: Mali kuruluşun tuttuğu hisse senedi ya da hisse senedi
ile ilgili pozisyonları olumsuz yönde etkileyebilen hisse senedi riski, genel piyasa
riski (sistematik risk) ve özel (spesifik) risk olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel piyasa
riski, bir finansal aracın ya da portföyün hisse senedi endekslerindeki genel
değişimlere olan duyarlılığıdır. Öte yandan, özel risk ilgili hisse senedinin
ihraçcısından kaynaklanan risktir. Portföy çeşitlemesi yolu ile spesifik risk
azaltılabilirken, genel piyasa riski hiçbir şekilde azaltılamaz.
c) Döviz Kuru Riski: Döviz kuru riskinin kaynağı döviz kurlarındaki
beklenmedik değişimler ve özellikle dövize dayalı vadeli işlemler için uluslararası
faiz oranlarındaki dalgalanmalardır5. Bu nedenle döviz işlemlerinin değerlemesi, spot
döviz kurlarının yanısıra yerel ve ilgili ülkenin faiz oranlarının davranışlarına ilişkin
olarak da bilgi sahibi olunmasını gerektirir (Crouhy, Galai ve Mark, 2000:179).
d) Mal Riski: Mal riski, faiz oranı ve döviz kuru riskinden farklıdır. Bu
farklılığın en önemli sebebi, fiyat değişkenliğinin ilgili malın arz yoğunluğundan
etkilenmesidir. Buna ilave olarak, piyasadaki işlem derinliğindeki dalgalanmalar,
fiyat değişkenliğine eşlik etmekte ya da onu şiddetlendirmektedir. Bu nedenle, mal
fiyatları diğer finansal araçlarınkine kıyasla daha oynaktır ve fiyat devamsızlığıfiyatın bir adımdan diğerine geçme süresi- daha uzundur (Federal Reserve, 1998:
2010.1-2).
Forward ve spot döviz kurları ilgili ülkelerin faiz oranları arasındaki farkla
yakından ilişkilidir. Nitekim “faiz oranı paritesi”ne göre, forward ve spot döviz
kurları arasındaki fark olan forward primi, ilgili ülkelerdeki faiz oranları arasındaki
farka eşittir.
5
10
II.I.III. Likidite Riski
Bankalar iki tür likidite riskine maruz kalmaktadırlar. Bunlardan fonlama
likidite riski, nakit akımı uyumsuzluklarından kaynaklanan yatırım ve fonlama
ihtiyaçlarının karşılanamamasına ilişkin risktir. Bu durumda, bir borcun çevrilmesi
ya da nakit, özkaynak tamamlama veya teminat yükümlülükleri için gerekli nakdin
sağlanamaması söz konusudur. Bir diğer likidite riski türü olan piyasa likidite riski
ise, yeterli piyasa derinliğinin olmaması veya piyasadaki bozulmalar nedeniyle
bankanın bir pozisyonu kar edebileceği bir fiyattan kapatamaması ya da
denkleştirememesidir. Bu risk, bankanın piyasa riskini yönetebilme ve piyasa
riskinden korunma yetkinliğini azaltabileceği gibi, varlık tasfiyesi yoluyla fonlama
ihtiyacını karşılama kapasitesini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Çetin,
2001:6).
II.I.IV. Operasyonel Risk
Kredi ya da piyasa riski ile ilgili olmayan nedenlerden dolayı operasyonlar
sonucunda zarar oluşması ihtimali operasyonel risk olarak adlandırılabilir (Crouhy,
Galai ve Mark, 2000:475). Operasyonel riskin kaynakları arasında, kullanılan
sistemlerin yetersizliği, başarısız yönetim, personelin hatalı ya da hileli işlemleri gibi
kurum içi etkenlerin yanısıra, doğal afetler, rekabet koşulları, politik rejim değişikliği
gibi kurum dışı etkenler olabilir. Doğal olarak, mali kuruluş yönetiminin kontrol
etmesi gereken kurum içi etkenlere dayanan operasyonel risklerdir.
Operasyonel risk ile diğer riskler arasındaki ayrımın kesin bir şekilde
yapılması bu riskin yönetilmesi açısından oldukça önemlidir. Kredinin vadesinde
ödenmemesi genelde kredi riski ile ilişkilendirilir, ancak krediyi onaylayan kişinin
11
elindeki verilerle işleme onay vermemesi gerektiği halde prosedürlere aykırı olarak
kredinin verilmesi sonucunda böyle bir durumla karşılaşılması halinde, oluşan
zararın operasyonel risk kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kesin bir tanımının yapılmasının zorluğuna ek olarak, operasyonel risk
konusunda karşılaşılan bir diğer sorun bu riskin ölçülmesindedir. Operasyonel riski
oluşturabilecek olaylar tek tek sayılmak suretiyle belirlense bile, beklenen zararın
tahmin edilmesi oldukça güçtür. Bununla birlikte, kullanılan bilgisayar sistemlerinin
yedeklerinin oluşturulması, sorumlulukların etkin iç kontrol sistemleri ile birbirinden
ayrılması ve beklenmedik durum planlarının hazırlanması operasyonel riskten
korunmak için etkili yöntemlerdir.
Operasyonel risk nedeniyle oluşabilecek zarara ilişkin en çarpıcı örnek, 1995
yılında Barings Bank’ın Singapur’da görevli çalışanı Nick Leeson’ın Nikkei
endeksinde yetkilendirilmemiş vadeli işlem ve opsiyon pozisyonları alması
neticesinde bankayı 1.5 milyar ABD Doları tutarında zarara uğratması ve bankanın
iflasına neden olmasıdır. İşlemlerinin en yoğun olduğu dönemde Nikkei 22 Mart 95
vadeli sözleşmelerdeki açık pozisyonların %49’unu elinde tutmakta olan söz konusu
kişi, hem alım satım işlemlerini hem de bu işlemlerin kontrolünü gerçekleştirmesi
sayesinde gerçekleşen zararları fiktif hesaplar içerisinde gizleyebilmiştir (Peker,
1997:105-130).
II.I.V. Yasal Risk
Yasal risk, sözleşmelerin uygulanmasındaki belirsizliklere ilişkin risktir.
Yetersiz dokümantasyon, sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğinin ileri sürülmesi gibi
uyuşmazlıklar ile karşı tarafın sözleşme yapma yetkisinin bulunup bulunmadığı,
yükümlülüğün yerine getirilmemesi ya da iflas durumlarında sözleşmenin teminat,
12
netleştirme ya da üçüncü tarafların garantörlüğüne ilişkin hükümlerinin uygulanması
konularındaki
belirsizlikler,
düzenlemelerin
yanlış
yorumlanması
ya
da
düzenlemelerdeki önemli değişiklikler7 nedeniyle zarara uğranması yasal risk
kapsamındadır.
Yasal risklerin, önemli kararlar verilmeden önce bir hukuk danışmanına
başvurulması ya da standart sözleşmeler8 kullanılması yoluyla azaltılması
mümkündür.
II.II. SERMAYE YETERLİLİĞİ KAVRAMI
II.II.I.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DÜZENLEMENİN ÖNEMİ
VE SERMAYE YETERLİLİĞİ
Bankacılık sektöründe yapılan düzenleme ve denetimler, tasarruf sahiplerini
korumayı, finansal sistemde güven ve istikrarı sağlamayı ve bankalar arasında
oluşabilecek rekabet eşitsizliklerini gidermeyi amaçlamaktadır.
Bankaların, sıkı gözetim ve düzenlemelere tabi tutulmasının en önemli
dayanak noktası olarak ise, bankaların aktif ve pasif yapıları arasındaki likidite
uyumsuzluğu gösterilmektedir. Bankacılık, yukarıda açıklandığı üzere likidite riski
yanında kredi riski, piyasa riskleri ve operasyonel risklerin, bankanın sağlıklı, güvenli
ve karlı bir işletme olarak varlığını sürdürebilmesi amacıyla yönetilmesi üzerine
kurulmuştur. Diğer firmalardan farklı olarak bankacılar, kendi kaynakları ile değil
müşterilerinden sağladıkları kaynaklarla gerçekleştirdikleri plasmanlardan ötürü risk
İngiltere’de 1997 yılında vergi kanunlarında yapılan değişiklikle önemli bir vergi
avantajının ortadan kaldırılması sonucunda, yatırım bankası UBS büyük zararlarla
karşı karşıya kalmıştır (Crouhy, Galai ve Mark, 2000: 37).
8
Özellikle türev araç sözleşmelerinde mali kuruluşlar, Uluslararası Finansal Varlık
Takası ve Türev Araçlar Birliği (International Association of Swaps and Derivatives)
tarafından geliştirilen standart sözleşmeleri kullanmaktadırlar.
7
13
alırlar. Bu nedenle yüksek kaldıraç oranları ile çalışırlar ve aktif pasif yapıları diğer
işletmelerden farklıdır (Değirmenci, 2003:8)
Finansal aracılık faaliyeti, basit olarak tasarruf sahiplerinden mevduatlar
yoluyla
sağlanan
fonların,
krediler
yoluyla
firmalara
aktarılması
olarak
tanımlanmaktadır (Ersel, 1999:1). Bankalar, bu kredileri faiz ödeme taahhüdü ile
ve belli bir vade yapısı içerisinde topladıkları mevduatlarla finanse ederler.
Mevduat sahipleri bankanın da onayı ile vadeli mevduatlarını vadesi dolmadan çekme
hakkına sahiptirler. Dolayısıyla bankaların aktiflerinde yer alan krediler pasiflerinde
yer alan mevduatlara göre daha az likittir.
Sistemin işleyişi, sisteme olan güven ile mümkündür. Mudiler, toplu halde
mevduatlarını çekmedikçe bu işleyiş kırılmadan devam edebilir. Mevduat sahipleri,
belli bir problem yaşanması durumunda ve mevduat güvencesinin olmadığı bir
ortamda, ancak bankaya giden ilk kişilerin mevduatlarını tam olarak alacağını
bilmektedirler. Sisteme duyulan bir güvensizlik, mevduat sahiplerinin bankalara
yönelmesine neden olabilir. Böyle bir durumda, aktiflerinin likit olmaması nedeniyle
bankalar kolayca likidite riski ile karşı karşıya gelebilirler. Bankalar, açık pozisyonları
ile aktif ve pasifleri arasında vade uyumsuzluğunun bulunması nedenleriyle de likidite
riski ile karşılaşabilirler. Tüm bu koşullar, bankanın iflasına kadar gidebilecek bir
durumun ortaya çıkmasına, bunun da ötesinde, sistemde bir bankanın iflas etmesi
nedeniyle, diğer bankaların mevduat sahiplerinin de mevduatlarını çekmek üzere
sisteme yönelmelerine neden olabilir. Bu anlamda, bankacılık sektöründe sistemin bir
noktasında başlayan problemler, bulaşıcı bir şekilde sistemin tamamına yayılma
riskini de beraberinde getirmektedir.
14
Yukarıda anlatılan bu süreçlerin yaşanması, ülke ekonomisine çok önemli
zararlar verebileceğinden, hükümetler bankacılık sektörünün güven ve istikrarını
sağlayacak bir ortam oluşturmaya çalışmaktadır. Bu ortamın oluşturulması konusunda
ön plana çıkan iki uygulama; mevduat sigortası sistemlerinin devreye sokulması ve
merkez bankalarının son ödeme mercii fonksiyonunu üstlenmeleridir. Güvenlik ağı
olarak adlandırılan bu iki uygulamadan mevduat sigortası, mevduat sahiplerinin
sisteme
karşı
duydukları
güvensizlik
nedeniyle
bankalara
yönelmelerini,
mevduatlarını sigorta kapsamına alarak önlemeyi; son kredi mercii fonksiyonu ise
bankaların likidite sorunu yaşadıklarında merkez bankalarından istedikleri kadar
borçlanmalarını sağlayarak sistemde güveni tesis etmeyi amaçlamaktadır.
Hükümetler tarafından oluşturulan güvenlik ağı sistemleri, olumlu sonuçları
yanında hem banka sahiplerinde, hem de mevduat sahiplerinde bu sistemi kötüye
kullanma eğilimi yaratmaktadır. Yapılan düzenlemelerin yarattığı koruyucu
atmosfer, bu düzenlemelerin olmaması durumunda varolan piyasa disiplininin
etkinliğini azaltmakta ya da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Sadece mevduat
sigortası uygulamasının olması bile, bankaların daha riskli faaliyetlere yönelmesine
olanak sağlayan bir ortam yaratmaktadır. Mevduat sahipleri, mevduat sigortasının
varlığı nedeniyle, müşterisi oldukları bankalar iflas etseler dahi kendilerinin herhangi
bir kayba uğramayacaklarını bildiklerinden, bankaları, mevduat sigortası sistemi
olmadığında izledikleri gibi takip etmeyeceklerdir. Bankanın alması gerekenden
fazla risk alması durumunda bile, elde ettikleri yüksek getiriler nedeniyle bankadan
mevduatlarını çekmeyeceklerdir. Güvenlik ağlarının varlığı nedeniyle ortaya çıkan
ahlaki çöküntü piyasa disiplinini zedelemektedir (Bessis, 2002).
15
Hükümetler, sağlıklı işleyen bir bankacılık sistemi için açık ya da kapalı bir
şekilde güvenlik ağları kurmaktadır. Düzenleme otoriteleri ise, güvenlik ağlarının
neden olduğu ahlaki aşınmayı sınırlandırmak için ya mevcut düzenlemelerin yeni
formlarını kullanmakta (riske duyarlı mevduat sigortası sistemi gibi) ya da yeni
araçlar geliştirmektedir. Dolayısıyla bankacılık düzenleme ve denetimi, bankaların
güvenlik ağlarının varlığı nedeniyle riskli alanlara yönelmelerini engellemek ve
düzenli denetimlerle sistemi bütün olarak kontrol altında tutmak için oluşturulmuştur.
Bankacılık düzenlemelerinde kullanılan araçların başında sermaye yeterliliği
kısıtlamaları gelmektedir. Bu düzenlemeler, bankanın üstlendiği risklere göre sahip
olması gereken asgari sermaye oranının belirlenmesi esasına dayanmaktadır.
Bankanın sahip olduğu varlıklar nedeniyle üstlendiği kredi ve piyasa risklerinin realize
olması
durumunda,
banka
müşterilerinin
karşılaşacakları
kayıpların
tazmin
edilmesinde bankanın sermayesi doğrudan bir güvence sağlamaktadır. Banka
sermayesi, bankanın taşıdığı riskler ile ne ölçüde iyi ilişkilendirilirse, bankanın mali
yapısı o ölçüde güçlü ve banka müşterileri için sunulan güvence de o kadar fazla
olacaktır.
II.II.II. BASEL KOMİTE
Bankhaus I.D. Herstatt'ın, Almanya'da 1974 yılındaki iflası uluslararası para
ve bankacılık alanlarında ciddi problemlerin yaşanmasına neden olmuş ve aynı yıl G10 ülkelerinin Merkez Bankası Başkanları tarafından, bankacılık düzenlemeleri ve
gözetimi konusunda çalışacak uluslararası bir komite olan Basel Komitesi
kurulmuştur. Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Lüksemburg,
Hollanda, İsviçre, İsveç, İngiltere ve ABD'nin üyesi olduğu komite ilk toplantısını
16
1975 yılı Şubat ayında gerçekleştirmiştir. Bu tarihten itibaren Komite yılda 3-4 defa
düzenlenen toplantılar yoluyla çalışmalarını sürdürmektedir. Komitenin 1975 yılında
yayınladığı “Basel Concordat”ı bankacılık düzenlemeleri ve denetimi konusunda
gerçekleştirilen işbirliğinin ilk resmi belgesidir. Bu doküman, uluslararası bir
bankanın merkezinin bulunduğu ülke ile şubesinin yer aldığı ülkenin düzenleme ve
denetim otoriteleri arasındaki ilişkileri ve her bir otoritenin hak ve sorumluluklarını
açık bir şekilde tanımlamaktadır. 1983 yılının Mayıs ayında, bu belgenin bankacılık
alanında yaşanan değişikliklere paralel olarak güncelleştirilmiş ve geliştirilmiş
formu, "Yabancı Banka Şubelerinin Gözetim Prensipleri" adı altında yayınlanmıştır
(BIS,1997).
Bütün bu entegrasyon sürecinin yaşanmasının iki önemli nedeni vardır. İlki,
farklı ülkelerde farklı bankacılık düzenlemelerinin var olması sebebiyle bankalar
arasında yaşanan rekabet dengesizlikleri, diğeri ise bir ülkede yaşanan fınansal
problemlerin uluslararası bankacılık yoluyla diğer ülkelere de taşınmasıdır. İkinci
problem, özellikle bankaların yurtdışında açtıkları şube sayısının artmasıyla birlikte
daha yoğun olarak yaşanmaya başlamıştır.
Komite, üye ülkeler arasında bankacılık düzenlemeleri konusunda işbirliği
sağlamayı amaçlamaktadır. Komitenin ilk ele aldığı konu erken uyarı sistemlerinin
geliştirilmesi olmuştur. Daha sonra, ülkelerin bankacılık düzenleme ve gözetim
sistemleri arasındaki farklılıkların giderilmesi ve dünya çapında bankacılık
düzenlemelerinin
kalitesinin
artırılması
başlıkları tartışılmıştır. Komite bunu
gerçekleştirirken üç temel alanda adımlar atmaya karar vermiştir. Bu alanlar, ülkelerin
gözetim uygulamaları konusunda bilgi alışverişinde bulunmaları, uluslararası
bankaların gözetiminde kullanılan tekniklerin geliştirilmesi, etkinleştirilmesi ile
17
sermaye yeterliliği konusunda minimum standartlar getirilmesi ve bu tür standartların
uygulanabileceği diğer alanların araştırılmasıdır.
Basel Komitesi'nin, yasalarla kendisine verilmiş uluslarüstü bir gözetim
otoritesi statüsü bulunmamaktadır. Komite’nin ortaya koyduğu çalışmaların üye
ülkeler açısından yasal bir yaptırım gücü bulunmamaktadır. Komite, sadece kapsamı
oldukça geniş standartlar ortaya koyarak ve bunları ülkelere tavsiye ederek
uluslararası ölçekte düzenleme ve gözetim uygulamalarının birbirine yakınlaşmasını
sağlamaya
çalışmaktadır.
Bu
standartları
uygulayıp
uygulamamak
veya
uygulanacaksa, bunun hangi takvim ve yasal süreçlerle yapılacağına karar vermek
tamamen ülkelerin düzenleme otoritelerinin yetkisindedir (BIS, 1997).
Basel Komitesi, 1980'li yılların başında uluslararası bankaların sermaye
yapılarının, bu bankaların yüklendikleri risklere oranla zayıf olduğunu ve bunun
küresel fınansal sistem açısından bir tehlike oluşturduğunu tespit etmiştir. 1980'li
yıllar Komite'nin uluslararası ölçekte sermaye yeterliliği standartlarını oluşturmaya
dönük çalışmalara ağırlık verdiği yıllar olmuştur.
II.III. BASEL I UZLAŞISI
Özellikle uluslararası sahada faaliyet gösteren bankaların tabi olduğu
standartlar arasında bir yakınlaşmayı sağlamak amacıyla Basel Komitesi tarafından
1988 yılında ilk “Basel Sermaye Uzlaşısı” kabul edilmiştir. Uzlaşı, 1987 Aralık
ayında başlayan istişari sürecin sonucunda G-10 ülkeleri ve diğer ülkeler tarafından
getirilen eleştirilere ilişkin değişiklikler yapıldıktan sonra oluşturulmuştur. Üzerinde
birçok eklenti yapılmış olsa da ilk yayımlanan ana metin geçerliliğini günümüze
kadar sürdürmüştür.
18
Komite’nin tüm üyeleri tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiş olan Basel
I Sermaye Uzlaşısı’nın Komite’ye üye olan ülkelerde uygulanması kararlaştırılmış ve
uluslararası alanda faaliyet gösteren bankalara uygulanması konusunda tüm ülkelere
tavsiye niteliğinde gönderilmiştir. Komite’nin uluslararası bankalara uygulanan
standartlar arasındaki yakınlaşmayı sağlamaktaki başlıca iki amacı; güçlü ve istikrarlı
bir uluslararası bankacılık sitemi oluşturmak, bunun yanısıra değişik ülkelerde
bulunan bankaların birbirinden farklı düzenlemelere tabi olmasından kaynaklanan
rekabetçi olmayan unsurları ortadan kaldırmaktır.
Uzlaşı ile beraber bankaların uyması gereken asgari sermaye yeterliliği tabanı
oluşturulmuştur. Ancak, uygulayıcı ülkelerin ilgili otoriteleri bunun üzerinde bir
sermaye tutulmasını ilgili bankalardan isteyebileceklerdir. Basel I’in ilk çıktığı
haliyle sermaye yeterliliği rasyosunun hesaplanmasında dikkate aldığı risk kategorisi,
bankaların genelde maruz kalabileceği en önemli risk olan kredi riskidir. Bankacılığı
ilgilendiren faiz oranı riski, döviz kuru riski ve yoğunlaşma riski gibi diğer risk
kategorileri için her ülkenin özel düzenlemeler yapma inisiyatifi bulunmaktadır.
Bununla birlikte, sermaye yeterliliğinin hesaplanmasında piyasa riskinin de göz
önünde bulundurulmasına 1996 yılında yayımlanan eklenti ile başlanmıştır.
Komite, 1988 Uzlaşısı ile riske duyarlı bir sermaye yeterliliği yaklaşımını
benimsemiştir. Basel I’de sermaye yeterliliği rasyosunun hesaplanmasında bankanın
sahip olduğu sermaye, varlıklara ilişkin olarak sahip olunan riskler ve bu risklere
ilişkin olarak tanımlanmış olan risk ağırlıklarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Basel I’de sermaye iki kısma ayrılmıştır. İlk kısım sermaye öz sermaye ve
açıklanmış rezervlerden oluşmaktadır. İkinci kısım sermaye ise açıklanmamış
rezervler, yeniden değerleme rezervleri, genel provizyon/kredi-kayıp rezervleri, bazı
19
borçlanma
araçları
gibi
kalemlerden
oluşmaktadır.
Bankanın
hesaplanan
sermayesinin en az yarısı birinci kısım sermayeden oluşmak durumundadır. Bu
durum ikinci kısım sermayeyi oluşturan kalemlerin kullanımına dolaylı bir kısıtlama
getirmektedir. Ayrıca, menkul kıymetler üzerinde oluşan örtülü kazançlara ilişkin
yeniden değerleme rezervleri % 55 oranında iskonto edilerek sermaye eklenmektedir.
Bunun yanı sıra peştamallıkların birinci kısım sermayeden düşülmesi ve
konsolidasyona katılmamış yan finansal kurumlara ve diğer bankaların sermayelerine
olan yatırımların da toplam sermayeden düşülmesi hükme bağlanmıştır (İmişiker,
2005:4-8).
II.III.I. Kredi Riski
Basel I temel olarak bankaların korunması gereken risklerden en önemlisi ve
bilançolarında en çok yer kaplayan kredi riskini sermaye yeterliliği rasyosunun
hesaplanmasında göz önünde bulundurmuştur. Burada da en önemli kavram kredi
riskini oluşturan varlıklara ilişkin olarak belirlenmiş olan risk ağırlıklarıdır.
Basel I’de kredi riskine ilişkin risk ağırlıları Komite tarafından belirlenmiştir.
Bu risk ağırlıkları içerisinde en önemli kalemlerden birisini ülke risklerine ilişkin
belirlenen ağırlıklar oluşturmaktadır. Burada yaşanan tartışmalarda bankanın içinde
bulunduğu ülke ve diğer ülkeler ayrımının yapılması gerçeği pek yansıtmayacağı ve
bir takım başka çekinceler nedeniyle kabul edilmemiştir. Bunun yerine daha sonra
kulüp kuralı (club-rule) olarak da adlandırılan metot seçilmiştir. Buna göre OECD’ye
tam üye olan ülkeler ve IMF ile arasında özel ödünç verme anlaşması bulunan
ülkeler OECD ülkeleri olarak adlandırılmış ve sahip oldukları risk ağırlıkları diğer
ülkelerden farklılaştırılmıştır.
20
Komite risk ağırlıklarını olabildiğince sade tutmaya çalışmış ve toplam beş
adet risk ağırlığı saptamıştır: yüzde 0, 10, 20, 50, 100. Aşağıda her bir risk
kategorisine bilançoda yer alan hangi varlıkların girdiği, OECD üyesi olan ve
olmayan ülkeler ayrımı da gözetilerek ele alınacaktır.
1. Yüzde 0 risk ağırlığı uygulanacak bilanço aktifleri
Banka bilançosunda yer alan nakit değerler, ulusal para cinsinden merkez
bankalarına ve merkezi hükümetlere verilen ve ulusal para ile tahsil edilecek borçlar
bu sınıfa dahil edilmektedir. OECD üyesi ülkelerin merkez bankalarına ve merkezi
hükümetlerine
verilen
tüm
diğer
borçlar
ile
OECD
ülkelerinin
merkezi
hükümetlerince teminat altına alınan aktif kalemleri SYR hesaplanırken risksiz
kabul edilerek yüzde 0 risk katsayısı ile ağırlıklandırılırlar.
2. Yüzde 20 risk ağırlığı uygulanacak bilanço aktifleri
Basel Standardına göre, uluslararası kalkınma bankalarından olan veya bu
bankalarca teminat altına alınan varlıklar, OECD içinde yerleşik bankalardan olan ya
da bu bankalarca teminat altına alınan aktifler, OECD dışındaki ülkelerde yerleşik
bankalara kullandırılan veya bu bankalarca garanti altına alınan ve vadesi 1 yıla
kadar olan krediler, OECD içinde yer alan yerel yönetim ve KİT’lere verilen borçlar
ve tahsil edilmekte olan nakit aktifler yüzde 20 ile ağırlıklandırılarak SYR'nin
hesaplanmasına dahil edilmektedir.
3. Yüzde 50 risk ağırlığı uygulanacak bilanço aktifleri
Sahibi tarafından kullanılan veya kiraya verilen bir gayrimenkul ile teminat
altına alınan banka kredileri yüzde 50 risk katsayısı ile ağırlıklandırılmaktadır.
21
4. Yüzde 100 risk ağırlığı uygulanacak bilanço aktifleri
Özel sektöre kullandırılan krediler, OECD dışındaki bankalara kullandırılan
vadesi bir yıldan uzun krediler, OECD dışındaki ülkelerin merkezi hükümetlerine
yabancı para cinsinden kullandırılan krediler, mülkiyeti kamu kuruluşlarına ait
ticari firmalara kullandırılan krediler, bankanın kullandığı binalar, araziler tüm araç
gereçler ve diğer sabit varlıklar, gayrimenkul yatırımları, diğer bankalardan sağlanan
sermaye araçları ile tüm diğer varlıklar yüzde 100 ile ağırlıklandırılmaktadır.
5. Yüzde
0,
10,
20,
50
risk
ağırlıklarından
birinin
uygulanabileceği bilanço aktifleri.
Komite, merkezi hükümet dışındaki yerel yönetimlere ve KİT'lere verilen
borçlar ile bu kuruluşlarca teminat altına alınan aktif kalemlerinin nasıl bir risk
katsayısı ile çarpılacağını belirlemek üzere çalışmalar yürütmüştür. Komite, bu tür
aktif kalemleri için tek bir risk katsayısı saptamak yerine, bu konudaki inisiyatifi üye
ülkelere bırakmıştır. Ancak, bu inisiyatifin kullanılmasında ülkeler arasındaki
yakınlaşmayı sağlamak için tercih edilebilecek risk ağırlıklarını yüzde 0, 10, 20 ve 50
olarak tespit etmiştir (BIS,1988).
6. Bilanço Dışı Aktiflere Uygulanan Risk Katsayıları
Komite, bilanço dışı aktiflerin, SYR'nin hesaplanmasında dikkate alınmasına
çok büyük bir önem vermektedir. Son yıllarda bankalar bilançoda yer almayan
enstrümanları ağırlıklı olarak kullanmaktadırlar ve bu araçlar nedeniyle bankalarca
yüklenilen risk gittikçe daha önemli hale gelmektedir. Komite’nin bu konudaki
yaklaşımı, bu kalemlerin öncelikle uygun kredi dönüşüm katsayıları ile daha sonra
da bilanço içi kalemler gibi karşı tarafın niteliği göz önüne alınarak uygun risk
22
katsayıları ile çarpılmasıdır (BIS, 1988). Basel I, bilanço dışı enstrümanlar için sekiz
farklı kategori yaratarak bu kategorilerle yüzde 0, 20, 50 ve 100 oranlarından birini
kredi dönüşüm katsayısı olarak eşleştirmiştir. Üye ülkeler, kendi bankacılık
sistemlerinde kullanılan bilanço dışı kalemleri göz önüne alarak, hangi enstrüman
için hangi kredi dönüşüm katsayısının kullanılacağını belirleyeceklerdir. Türev
enstrümanların taşıdığı kredi riskinin hesaplanmasında toplam değerleri yerine,
karşı taraf riskinden kaynaklanabilecek nakit ihtiyacının dikkate alınması, bu
enstrümanlara ilişkin özel bir yaklaşımı gerektirmektedir. Üye ülkeler, Komite’nin
sunmuş olduğu iki yaklaşımdan birini tercih ederek, bu enstrümanlardan
kaynaklanan risklerini SYR'nin hesaplanmasına yansıtmaktadırlar.
Yukarıda sunulan risk ağırlıkları çerçevesinde dikkati çeken en önemli husus
OECD ülkelerine ve bu ülkelerde kurulu banka ve aracı kurumlara uygulanmakta
olan farklı statüdür. Karşılaştırmalı olarak sunulacak olursa OECD ülkeleri ve diğer
ülkeler kendi yerel paraları cinsinden yapacakları borçlanmalarda herhangi bir
ayrıma tabi tutulmaksızın % 0 ile ağırlıklandırılmaktadırlar. Ancak, yabancı para
cinsinden yapılan borçlanmalarda OECD ülkeleri için % 0 risk karşılığı ayrılırken,
diğerleri için % 100 risk karşılığı ayrılmaktadır. Bu kapsamda, OECD ülkeleri
haricindeki bir ülkenin hazine borçlanması için %100 risk karşılığı ayrılması
gerektiği için, SYR hesaplaması çerçevesinde bankaların bu ülkenin ihraç ettiği
borçlanma araçları için, borcun tamamının % 8’i kadar yasal sermaye tutmaları
zorunluluğu bulunmaktadır. Üstelik bu ayrıma, bu tip araçlarca teminatlandırılmış
borçlar da girdiğinden dolayı OECD ülkelerinin ihraç ettikleri bütün borçlanma
araçları, bankalardan borç alacak bütün kurumlar ve kişiler açısından önemli bir
teminat haline gelmektedir.
23
Bankalar tarafına baktığımızda da OECD ülkelerinde kurulu bankaların diğer
bankalara göre bir avantaja sahip olduğu görülmektedir. Bir yıla kadar olan
vadelerde bankalar eşit şartlara sahip olmakla birlikte, bir yıldan daha uzun vadeli
borçlar söz konusu olduğunda, OECD ülkelerinde kurulu bankalar % 20 gibi düşük
bir risk ağırlığına sahipken, diğer bankalara % 100’lük oran uygulanmaktadır.
Üstelik % 20 olarak OECD ülkelerinde kurulu bankalara uygulanan oran bu
bankaların garanti verdiği borçlara da uygulanmaktadır.
Ayrıca, OECD ülkelerinde kurulu bulunan aracı kurumlar da bu pozitif
ayrımdan nasibini alarak bankalara olduğu gibi % 20’lik risk ağırlığına tabi
tutulmaktadır.
Görüldüğü gibi bir ülkenin OECD’ye üye olması veya IMF ile arasında özel
ödünç verme anlaşması bulunması kendi hazinesine, bankalarına ve aracı
kurumlarına kaynak bulma hususunda büyük bir avantaj tanımaktadır. Mevcut
durumda OECD’ye üye olan 30 ülkenin bu durumdan şu ana kadar önemli bir
avantaj elde ettiği söylenebilir.
İleride Basel II’ye ilişkin bölümde de vurgulanacağı üzere, Yeni Uzlaşı ile
beraber OECD ülkelerine uygulanan bu ayrım, diğer adıyla kulüp-kuralı,
kaldırılmakta ve bunun yerine kredi derecelendirmesini esas alan yeni bir sistem
getirilmektedir.
Bir OECD ülkesi konumunda bulunan ve bugüne kadar yukarıda belirtilen
avantajlardan bu vasıtayla faydalanan ülkemizin de yeni Uzlaşı ile beraber bu pozitif
ayrımdan yoksun kalacağı ortadadır.
24
Ancak, şunu da açıkça vurgulamak gerekir ki, burada belirtilen risk ağırlıkları
sadece bankaların vermiş oldukları borçlara ilişkin olarak tutmaları gereken yasal
sermaye tespitinde kullanılmaktadır. Bankalar bu sayede ortak akılca belirlenmiş
olan ve gözetim merci tarafından da kayıt altında tutulan ve bankaların beklenen,
muhtemel kayıplarını karşılamak amacıyla yasal sermaye bulundurmaktadır. Bu
hükümden, kesinlikle aynı risk ağırlığına sahip bulunan ülkelerin, kurumların ve
kişilerin
aynı
maliyetler
çerçevesinde
bankalardan
kaynak
bulabilecekleri
anlaşılmamalıdır.
Bankalar
yasal
sermayelerinin
yanı
sıra,
beklenmeyen
kayıplarını
karşılayabilmek amacıyla da ekonomik sermaye tutmaktadır. İki OECD ülkesine
verilen borçlarda tutulması gereken yasal sermaye her ne kadar aynı olsa bile
bankaların bu iki ülke için belirledikleri risk ve buna mukabil tuttukları ekonomik
sermaye de birbirinden farklı olabilecektir. Her ikisi de OECD ülkesi olmasına karşın
Türkiye ve ABD’nin aynı maliyetle bankalardan borç bulamayacakları açıktır
(İmişiker, 2005:8).
Bu noktada kulüp-kuralı ile getirilmiş ayrıcalıklar için söylenebilecek şey
belki de diğer bütün şartlar sabit kalmak kaydıyla bir ülkenin OECD üyesi olması
durumunda bankalardan edineceği borçların maliyetinin OECD üyesi olmaması
durumuna göre daha düşük olacağıdır.
II.III.II. Piyasa Riski
Basel Standardı, uluslararası finansal sistemde yaşanan değişime paralel
olarak finansal kuruluşların taşıdıktan riskleri daha iyi yansıtabilmesi amacıyla
sürekli geliştirilmektedir. Bu çerçevede yapılan en önemli değişikliğin, 1996
25
yılında Standardın piyasa riskini içerecek şekilde güncelleştirilmesi olduğu kabul
edilmektedir. Bu konuda yayınlanan değişiklik metnine göre, Standart kapsamındaki
bankaların, 1997 yılının sonundan itibaren SYR'nin hesaplanmasında kredi riski
yanında piyasa risklerini de dikkate almaları gerekmektedir.
Daha önce de açıklandığı üzere, piyasa riski, bankaların bilanço içi ya da dışı
pozisyonlarında piyasa fiyatlarında görülen değişiklikler nedeniyle karşılaştıkları
kayıplar olarak tanımlanmaktadır. Faiz oranına bağlı enstrümanlar ve hisse senetleri
ile döviz kurundaki değişikliklerden etkilenebilecek her türlü bilanço içi ya da dışı
kalem bankalar açısından piyasa riski taşımaktadır.
Standarda göre, faiz oranına duyarlı enstrümanların ve hisse senetlerinin
taşıdıkları piyasa riski hesaplanırken, bu enstrümanların bankaların ticari
defterlerinde yer alan güncel piyasa değerleri dikkate alınacaktır. Bazı bankalarda,
ticari
faaliyetler
bankacılık
faaliyetlerinden
ayrı
birimler
tarafından
gerçekleştirildiğinden, ticari defterlerde yer alacak faaliyetlerin tanımlanması
gerekmektedir. Ticari faaliyetlerin gerçekleştirilme amacına göre tanımlanması en
doğru yaklaşım olmakla beraber, bankalara piyasa riskine dahil edecekleri ticari
olmayan faaliyetleri ve ticari faaliyetlerini garanti altına almak için kullandıkları
bilanço içi ve dışı araçları belirleme konusunda inisiyatif verilmesi gerektiği kabul
edilmektedir. Böylesi durumlarda, gözetim otoritelerinin bankaları yakından
izlemeleri ve sermaye miktarını en aza indirmeyi amaçlayan yaklaşımları
engellemeleri gerekmektedir.
Standarda göre, piyasa riskinin ölçülebilmesi için öncelikle ticari defterlerde
bulunan tüm kalemler piyasa değerleriyle ifade edilmelidir. Piyasa riskinin
hesaplanmasında bankalar konsolide bazda değerlendirilirler. Ancak, kimi yasal ya da
26
pratik zorlukların olması halinde Standart, işlemlerin grubun kalan kısmına karşı
herhangi bir netleştirme yapılmaksızın ele alınmasını mümkün kılmaktadır.
Bankalar piyasa risklerinin ölçümünde iki farklı yaklaşım uygulayabilirler:
standart yaklaşım ve içsel modellerin kullanılması yaklaşımı. İkinci yaklaşımın
kullanılması bankanın bir takım koşulları sağlaması ve denetim otoritesinin açık onayı
ile mümkündür (BIS:1996).
Basel
I
Standardı
çerçevesinde
sermaye
yeterliliği
rasyosunun
hesaplanmasında uygulanmakta olan yöntem aşağıdaki tabloda sunulmaktadır:
TABLO I - Piyasa Riskinin Dahil Edildiği SYR'nin Hesaplanması
A. Ana Sermaye (1. Kuşak)
• Ödenmiş sermaye
• Yedek akçeler
• Kamuya açıklanmış rezervler (dağıtılmamış karlar)
B. Katkı Sermaye (2. Kuşak)
• İhtiyari rezervler
• Yeniden değerleme
• Genel karşılıklar
• Sermaye benzeri krediler
C.3. Kuşak Sermaye
• Kısa vadeli sermaye benzeri krediler
D.Sermaye = (A+B+C)
E. Sermayeden İndirilen Kalemler
• Şerefiye
• Mali iştirakler
F. Sermaye Tabanı = (D - E)
27
G. Toplam Kredi Riskine Göre Ağırlıklandırılmış Varlıklar
H. Toplam Piyasa Riskine Maruz Varlıklar
Asgari SYR* = F/(G+(12,5 *H)) - Toplam Sermaye / Kredi Riski +Piyasa Riski
≥ 8%
28
II.IV BASEL II UZLAŞISI
Basel Komitesi’nin 1988 tarihli ilk sermaye yeterliliği düzenlemesi
çerçevesinde Basel I’de banka sermayesinin toplam miktarı üzerine odaklanılmış,
dolayısıyla bankaların iflas riskini ve mevduat sahipleri için oluşabilecek maliyeti en
aza indirmeyi amaçlayan bir düzenleme oluşturulmuştur.
Bir önceki bölümde anlatıldığı üzere Basel I’de, bankanın maruz kaldığı kredi
riski, bankanın aktiflerinin ve bilanço dışı kalemlerinin farklı risk sınıflarına
ayrılması ve her sınıfa karşılık gelen risk ağırlıkları olan %0, %10, %20, %50 ve
%100 katsayılarıyla çarpılması suretiyle hesaplanmaktadır. Sadece beş farklı risk
ağırlığı kullanılması nedeniyle risk duyarlılığı düşük olan Basel I, farklı faaliyet
alanları olan bütün bankalara aynı şekilde uygulandığından “herkese tek beden
elbise” (one-size-fits-all) şeklinde tanımlanabilecek bir sermaye düzenlemesidir.
Ayrıca, Basel I’de, “OECD klüp kuralı” (club rule) şeklinde tanımlanmış olan
uygulamadan dolayı OECD’ye üye ülkelerin hükümetlerine yüzde sıfır, üye ülkelerin
bankalarına olan borçlara ise yüzde 20 risk ağırlığı verilmektedir. Buna karşın,
OECD üyesi olmayan ülkeler için yüzde 100 risk ağırlığı öngörülmüş olması bu
düzenlemenin zayıf yanı olarak değerlendirilmiştir.
Basel I, basit içerikli olması açısından gelişmiş ülkelerin uluslararası faaliyet
gösteren büyük oyuncularının ve akademik çevrelerin olumsuz eleştirilerine maruz
kalmıştır. Ancak, içerdiği standartların basit ve kolay uygulanabilir olması, Basel I’in
özellikle gelişmekte olan ülkelerce benimsenmesini kolaylaştırmıştır. Basel I, bu
ülkelerin düzenlemelerinin modernleşmesine ve finansal sektörlerinde rekabetin
artmasına katkıda bulunmuştur.
Bu kapsamda, söz konusu eleştirileri ve uluslararası finansal sistemde
yaşanan gelişmeleri de dikkate alarak, Haziran 2004’te Basel Komitesi, sermaye
yeterliliği hesaplamasında Basel I’in “herkese tek beden elbise” yönteminin terk
edilmesi anlamına gelen “Yeni Basel Sermaye Uzlaşısı (Basel II)”nı yayımlamıştır.
Sermaye yeterliliğinin hesaplanmasında, 1988 yılında yayımlanmış bulunan ilk
Uzlaşıya göre köklü değişiklikleri önermesinin yanısıra “denetim otoritesinin
incelemesi” ve “piyasa disiplini” hususlarına özel önem atfetmesi sebebiyle, Basel II
hem bankalar hem de düzenleme/denetleme otoriterleri için özel gayret gerektiren bir
alan ve yeni bir süreç olarak değerlendirilmektedir.
Basel II’de, Basel I ile hedeflenen hususların yanında bankaların sağlıklı ve
etkin olarak çalışması için kendi iç kontrol ve yönetim sistemleri ile denetim işlevi ve
piyasa disiplini konularına yer verilmekte, bankaların asgari sermaye gereklerini
hesaplamada dikkate alacakları kredi ve faaliyet risklerini ölçebilmeleri için basitten
gelişmişe doğru bir dizi metodolojinin kullanılabilmesi öngörülmektedir. Bankalar
denetim otoritesinin gözetiminde olmak üzere kendi risk profillerine ve faaliyet
konularının karmaşıklığına göre uygun yaklaşımları tercih edebileceklerdir.
Düzenleme, güçlü ve doğru risk yönetimine sahip bankaların ödüllendirilmesi
temeline dayanmaktadır. Dolayısıyla yeni düzenleme ile bankaların düzenleyici
sermaye gereğini tutturmak için risklere karşı çok daha duyarlı olmalarını sağlayacak
yaklaşımlar getirilmektedir.
Basel II, temel olarak bankaların denetim ve gözetiminde daha sağlam bir
altyapının tesis edilmesini, risk yönetiminin güçlendirilmesini, piyasa disiplinini ve
dolayısıyla küresel düzeyde sürdürülebilir bir finansal istikrarın sağlanmasını
hedeflemektedir.
30
Özetle, Basel II, risklerin daha duyarlı ölçülmesi, her bankanın risk profilinin
ayrı ayrı belirlenmesi, banka üst yönetimine düşen sorumlulukların artırılması ve
finansal tabloların bankanın gerçek durumunu en iyi biçimde yansıtacak şekilde
açıklanması suretiyle finans sektörünün oyuncuları arasındaki asimetrik bilginin
asgariye indirilmesi ve bu sayede daha rekabetçi, sağlam ve istikrarlı bir finans
sektörüne erişilmesini hedeflemektedir. Basel II ilk etapta, uluslararası faaliyet
gösteren bankaları hedeflese bile, yeni düzenlemenin bu bankalarla finansal ilişki
içerisinde olan diğer bankaları da etkileyeceği ve uygulamanın yaygınlaşacağı
beklenmektedir (KPMG, 2003)
Bu kapsamda, tezin bu bölümünde, 1988 yılında Basel Komitesi tarafından
onaylanarak uygulanmaya başlanan ve modern bankacılıkta sermaye yeterliliği
rasyosuna dayalı bir gözetim ve denetim sistemini başlatan Basel I Sermaye
Uzlaşısı’nın günümüzde var olan dinamik finansal şartlarının ortaya çıkartmış olduğu
ihtiyaçları karşılaması amacıyla hazırlanan Yeni Uzlaşı, diğer adıyla Basel II,
hakkında ayrıntılı bilgiler verilecektir.
Basel II’ye ilişkin bilgiler verilirken yeri geldikçe Basel I ile karşılaştırmalara
değinileceği gibi, Basel II’nin ülkemize yönelik muhtemel etkileri hususunda da
değerlendirmelerde bulunulacaktır.
II.IV.I. Genel Bilgiler
II.IV.I.I. Genel Çerçeve
Basel II adı verilen Yeni Sermaye Uzlaşısı Haziran 2004 tarihinde, Basel
Komitesi tarafından yayımlanmıştır. Yeni Uzlaşıya geçiş açısından 2006 yılı sonu
31
hedef olarak belirlenmiştir. Ancak gelişmiş metotları kullanacak olan bankalar için
geçiş süreci 2007 yılı sonu olarak belirlenmiştir.
Basel II’nin üç dayanak noktası vardır. Bunlar:
i)
asgari sermaye yeterliliği,
ii)
sermaye yeterliliğinin denetimi ve
iii)
piyasa disiplini’dir.
Asgari sermaye yeterliliği konusunda Komite, Basel Uzlaşısı’nın bazı
bölümlerinde değişikliğe gitmiş, özellikle bankaların risk profilinin daha detaylı
olarak tanımlanması gereği üzerinde durmuştur. Bu bağlamda yapılan bir önemli
değişiklik de; riskin, faiz ve operasyon risklerini de kapsayacak biçimde daha geniş
bir biçimde tanımlanmış olmasıdır.
Sermaye yeterliliği çerçevesinin ikinci unsuru, “sermaye yeterliliğinin
denetimi” sürecidir. Bu süreç, gözetim ve denetim otoritesinin bankaların sermaye
durumunun genel risk profilleri ve stratejileri ile uyumlu olmasını sağlayacak
biçimde denetim yapmasını gerektirmektedir. Bundan beklenen ise, gözetim ve
denetim otoritesinin, bir bankanın sermayesinin riskini karşılamakta yetersiz kalması
durumunda erken müdahale edebilmesini sağlamaktır. Gözetim ve denetim
otoriteleri, bankalardan asgari sermaye yeterliliği oranından daha fazla bir sermaye
bulundurmalarını talep edebilecektir. Bunun yanısıra, Yeni Uzlaşı banka yönetiminin
bir iç sermaye değerlendirme süreci geliştirmesi ve bankanın risk profili ve çevresi
ile doğru orantılı hedefler belirlemesi gerekliliğine de işaret etmektedir. Bu içsel risk
değerlendirme sürecinin Basel II’nin amaçlarına ve kurallarına uygunluğunu
denetlemekten de düzenleyici otoritenin sorumlu olması önerilmektedir.
32
Uzlaşının üçüncü unsuru “piyasa disiplini”dir. Bu başlık altında bir bankanın
diğer
piyasa
katılımcıları
tarafından
durumunun
değerlendirilebilmesi
ele
alınmaktadır. Böyle bir değerlendirmenin anlamlı olabilmesi için, bankaların gerekli
bilgileri, zamanında açıklayacak saydamlıkta olmaları gerekmektedir. Bunun
sağlanması ise düzenleyici otoritenin sorumluluğunda olacaktır (TBB, 2000a:1).
Basel II’nin uygulanması için herhangi bir zorlayıcı hüküm yer almamaktadır.
Zaten uzlaşıların hazırlanmasındaki ana hedefin özellikle uluslararası alanda faaliyet
göstermekte olan bankaların tabi oldukları düzenlemelerde ve gözetimlerinde bir
yakınsama meydana getirmek olduğu düşünülecek olursa, böylesine zorlayıcı bir
hüküm Uzlaşının ana hedefine de aykırı olacaktır9.
Bununla birlikte, Basel II’de özellikle Basel Komitesi’ne üyelikleri
bulunmayan ülkelerin kendi denetimsel süreçlerini geliştirmek amacıyla önceliklerini
belirlemesi ve buna mukabil bir geçiş süreci tayin etmeleri tavsiye edilmiştir.
Basel Komitesi yeni Uzlaşıyı geliştirip, eskisine nazaran daha güçlü ve
sağlam bir risk yönetimi uygulaması ortaya koyarken, aynı zamanda Uzlaşının
özellikle
uluslararası
bankalar
açısından
önemli
bir
rekabetsel
eşitsizlik
oluşturmaması için de çaba göstermiştir. Tüm bu düzenlemeler ve beraberinde
getirilen güçlü risk yönetimi anlayışının bankaların öncelikle kendi menfaatlerine
uygun olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda Uzlaşının hazırlanması aşamasında
Öte yandan, Avrupa Birliği’nin banka ve yatırım şirketlerinin sermaye yeterliliğine
ilişkin düzenlemeler içeren direktifi “Yatırım Şirketleri ve Kredi Kuruluşlarının
Sermaye Yeterlilikleri Hakkında Direktif” (Capital Requirements Directive For
Credit Institutions and Investment Firms-Recast Directive 2000/12/EC ve Recast
Directive 93/6/EEC) Basel II düzenlemesi baz alınarak değiştirilmiş ve söz konusu
direktif, 28 Eylül 2005 tarihinde Avrupa Parlamentosunun onayından geçmiş olup,
2007 yılı başından itibaren yürürlüğe girmesi beklenmektedir.
9
33
olduğu gibi daha sonrasında gelen uygulanma aşamasında da bankalarla ilgili
otoriteler arasındaki fikir alışverişi en önemli kaynak olarak görülmektedir.
Yeni Uzlaşı ile beraber Komite tarafından riske daha duyarlı bir sermaye
gereksinimi hesaplaması getirilirken, daha önceki uzlaşının bazı temel kısımlarına da
bağlı kalınmıştır. Buna ilişkin olarak uzlaşıların en önemli hükümlerinden birisini
oluşturan bankaların risk ağırlıklı varlıklarının % 8’i kadar sermayeyi yasal olarak
bulundurma zorunluluğu yeni Basel Uzlaşısı’nda da korunmuştur. Bununla birlikte
risk ağırlıklı varlıkların hesaplanmasına ilişkin çok önemli değişiklikler Basel II ile
birlikte getirilmiştir.
Yeni Uzlaşıyla birlikte getirilmiş olan en önemli yeniliklerden birisi
bankaların kendi iç sistemleri dahilinde yapacakları risk değerlendirmelerinin
sermaye yeterliliği hesaplamalarında büyük oranda kullanılabilecek olmasıdır.
Üstelik daha önceki Uzlaşıda bankaların kullanabileceği standart bir sistem mevcut
iken, Yeni Uzlaşıda bankalara değişik riskler için kullanabilecekleri alternatif
metotlar sunulmaktadır. Bu da, bankaların kendi yapmakta oldukları işlerin
karakterine ve büyüklüklerine göre kendi tercih edecekleri sistemleri ilgili
otoritelerden de izin almak kaydıyla yapmalarına imkan tanımaktadır.
Basel II’nin getirmekte olduğu yasal sermaye gereksinimi rakamının yalnızca
asgari seviye oluşturmakta olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Her ülkenin kendi
bankacılık otoritesi bundan daha yüksek sermaye tutulmasını tüm bankacılık
sektöründen veya münferit bankalardan isteyebilir. Basel II’nin temel bölümlerinden
birisini oluşturan denetimsel gözden geçirme konusunda da vurgulandığı üzere, ilgili
otoritelerin buna ilişkin yetkileri bulunmaktadır.
34
Yeni Uzlaşı eski hükümlere nazaran günümüzün ihtiyaçlarını daha çok
karşılayacak biçimde geliştirilmiş bir kurallar bütünüdür ve ilgilendirdiği alan da her
gün ayrı gelişmelere sahne olan bankacılık ve finans sektörüdür. Bu kapsamda
hazırlanan Uzlaşı ileriye dönük ve dinamik bir karakter taşımaktadır. Bugüne kadar
oluşturulması aşamasında olduğu gibi, bugünden sonra da sektörle olan diyaloglar
kapsamında yeni değişikliklerin de yer alabileceği bir çerçeve çizilmiştir. Bu amaçla
Komite tarafından da bankacılık sektörün düzenlemelerin oluşturulmasına katkıda
bulunması teşvik edilmektedir (İmişiker, 2005:10-12).
II.IV.I.II. Kapsam
Basel II’de temel olarak amaçlanan, uluslararası alanda faaliyet göstermekte
olan bankalara Uzlaşı hükümlerinin konsolide bazda uygulanmasıdır. Alt gruplar
itibariyle de tam konsolidasyon uygulayacak olan bankalara 3 yıllık bir geçiş süreci
tanımlanmaktadır. Bir bankacılık grubunun tüm finansal aktiviteleri ile birlikte
konsolide edilmesi planlanırken sigortacılık faaliyetleri ise konsolidasyon haricinde
tutulmuştur. Bu kapsamda benzer düzenlemelere tabi olmak şartıyla, banka
tarafından kontrol edilen veya çoğunluk hissesi elde tutulan menkul kıymet
kuruluşlarının da genel itibariyle konsolidasyona tabi tutulması kabul edilmiştir.
Menkul kıymet kuruluşları da dahil bankanın finansal kuruluşlarda sahip olduğu
azınlık haklarının ise konsolidasyona tabi olup olmayacağı düzenleyici otoritenin
takdirine bırakılmıştır.
Bu
aşamada,
Komite
tarafından
sigorta
şirketlerinin
bankaların
bilançolarından çıkartılması uygun görülmüştür. Ancak, bankaların sigorta
35
şirketlerinde tutmakta olduğu fazladan sermaye, denetleyici otoritenin de izniyle
kapsama alınabilir.
Bankaların ticari işletmelere yapmış oldukları önemli düzeydeki yatırımların
ise ister çoğunluk, isterse azınlık payı iktisap etmiş olsun bilançodan çıkartılması
öngörülmüştür. Önemli düzeyde olmayan yatırımlar ise ilgili banka hangi yaklaşımı
uyguluyor olursa olsun % 100’den aşağı olmayacak şekilde risk ağırlığına tabi
olmaktadır.
II.IV.II. Asgari Sermaye Gerekliliği
Basel II’de asgari sermaye gereksiniminin hesaplanmasında temel olarak
kullanılan 3 risk grubu bulunmaktadır. Bunlar:
i)
kredi riski,
ii)
piyasa riski ve
iii)
operasyonel risklerdir.
Bunlardan ilk ikisi hali hazırda mevcut olan Basel I uygulamasında da
kullanılmakta iken, operasyonel risklerin sermaye gereksiniminin hesaplanmasında
kullanılması Basel II ile birlikte getirilmiş bir yeniliktir.
Basel II ile beraber her risk grubuna ilişkin olarak tanımlanmış basit ve
gelişmiş yöntemler getirilmiştir. Gelişmiş yöntemlerin uygulanması bankalar
açısından önemli bir hazırlık gerektirdiği gibi, bu yöntemlerin uygulanması
denetleyici otoritenin, kullanılacak yöntemi tam anlamıyla kavramasıyla beraber
iznini gerektirmektedir.
36
BDDK tarafından hazırlanan yol haritası çerçevesinde, ülkemizde basit
yöntemlerle Basel II’nin uygulanmasına 2008 yılının başında geçilmesi ve ardından
2009 yılından itibaren gelişmiş yöntemlere ilişkin başvuruların değerlendirmeye
alınacağı görülmektedir (BDDK, 2005a).
II.IV.II.I. Kredi Riski
Basel II Sermaye Uzlaşısı’nda bankaların asgari sermaye gereksiniminin
hesaplanmasında kullanılan risk gruplarından başta gelen grup kredi riskidir. Basel I
Uzlaşısı’nda da yer alan ve bankaların karşı karşıya bulunduğu en önemli risklerin
başında gelen kredi riskine ilişkin sermaye gereksiniminin hesaplanmasında mevcut
bulunan kulüp-kuralı bu Uzlaşı ile birlikte kaldırılmış bulunmaktadır. Bunun yerine
yeni Uzlaşı’da kredi riskine ilişkin risk ağırlıklarının belirlenmesinde en önemli
kriteri dışsal ve içsel kredi dereceleri oluşturmaktadır. Bu hüküm Basel II ile birlikte
getirilen en önemli yeniliklerden birisi konumundadır.
Kredi riskine ilişkin sermaye gereksiniminin hesaplanması esnasında her
varlık için öncelikle risk ağırlıkları belirlenmekte, daha sonrasında bu varlıklara
ilişkin olarak risk azaltıcı unsurlar ortaya konarak riske kaynak teşkil eden varlıktan
eksiltilmekte ve risk ağırlığıyla kalan varlık değeri çarpıldıktan sonra elde edilen
miktarın % 8’i kadar sermaye gereksinimi ortaya çıkmaktadır.
Kredi riskine ilişkin sermaye gereksiniminin hesaplanması standart metot ve
içsel derecelendirme metotları olmak üzere temel olarak ikiye ayrılmaktadır. Aşağıda
yer alan bölümlerde özellikle standart metoda ilişkin bilgi ve değerlendirmeler yer
almaktadır.
37
II.IV.II.I.I. Standart Metot
Kredi riskine ilişkin olarak kullanılan standart metotta risk ağırlıklarına temel
teşkil eden veriler dışsal kredi derecelendirme notlarıdır10. Uzlaşı’da belirlenen risk
ağırlıkları temel olarak bağımsız kredi derecelendirme kuruluşlarından borçlu tarafın
aldığı notlara göre sınıflandırılmıştır.
Aşağıda varlıkların (borçlu tarafların) sınıflandırılması itibariyle kredi riskine
ilişkin ağırlıklarının hesaplanmasına ilişkin bilgilere yer verilmektedir.
II.IV.II.I.I.I. Hazine ve Merkez Bankalarından Olan Alacaklar
Bankaların, ülkelerin hazinelerinden ve merkez bankalarından alacaklarına
uygulayacakları risk ağırlıklarında aşağıdaki tabloda yer almakta olan oranlar dikkate
alınacaktır.
TABLO 2 - Hazine ve Merkez Bankalarına Uygulanacak Risk Ağırlıkları
Kredi
AAA’den A+’dan
BBB+’dan BB+’dan B-’nin
Notu
Notu
AA-’ye
Risk
Ağırlığı
%0
A-’ye
% 20
BBB-’ye
% 50
B-’ye
% 100
altında
% 150
Olmayan
% 100
Kaynak: BIS (2005)
Denetleyici otorite, bağımsız kredi derecelendirme kuruluşlarının yanısıra
hazine ve merkez bankalarının risk ağırlıklarının oluşturulmasında İhracat Kredi
Kuruluşları’nın vermiş olduğu notları da benimseyebilecektir.
Burada görüldüğü üzere, her ülke aldığı kredi notuna göre bir risk ağırlığına
sahip olacaktır. Bugüne kadar Basel I hükümleri gereği bir OECD ülkesi olması
vesilesiyle kulüp-kuralına binaen % 0 gibi düşük bir risk ağırlığına tabi olan ülkemiz
10
Basel II Uzlaşısı’nda kullanılan derecelendirme notasyonu “Standard & Poor’s”’a ait olduğundan
dolayı burada yer verilen kredi notu örnekleri de buna uygun olarak kullanılmıştır.
38
de son durum itibariyle “Standard & Poor’s”’dan almış olduğu kredi notu BBolması nedeniyle Basel II’ye geçilmesinin ardından % 100 gibi yüksek bir risk
ağırlığına tabi tutulacaktır.
Ancak, Basel II ile ülke hazineleri ve merkez bankalarının, kendi yerel
paraları cinsinden borçlanmalarında kredi risk ağırlığının, gerektiğinden daha düşük
bir oran olarak belirlenebilmesini ulusal inisiyatife bırakılmıştır. Daha düşük bir
oranın belirlenmesi durumunda diğer ülkelerin ilgili otoriteleri de aynı oranı kendi
bankalarına ilgili ülkeden olan alacakları için kullanma yetkisi tanıyabilecektir. Bu
kapsamda, ülkemizdeki ilgili otorite olan BDDK isterse YTL cinsinden devlet
borçlanma kağıtlarına % 100’den daha az bir risk ağırlığı belirleyebilecektir (BIS,
2005).
II.IV.II.I.I.II. Bankalardan Olan Alacaklar
Yeni Uzlaşı ile birlikte bankalardan olan alacaklar için iki opsiyon ortaya
konmaktadır. Ulusal otoriteler istedikleri sistemi bütün bankalara uygulatacaklardır.
Uygulanabilecek iki opsiyonu gösteren tablolar aşağıda yer almaktadır.
TABLO 3 - Bankalardan Olan Alacaklarda Uygulanabilecek 1. Opsiyon
Ülkenin
AAA’den A+’dan
BBB+’dan BB+’dan B-’nin
Notu
Kredi Notu
AA-’ye
A-’ye
BBB-’ye
B-’ye
altında
Olmayan
1.
Opsiyonda
Risk
% 20
% 50
% 100
% 100
% 150
% 100
Ağırlıkları
Kaynak: BIS (2005)
39
TABLO 4 - Bankalardan Olan Alacaklarda Uygulanabilecek 2. Opsiyon
Bankanın
AAA’den A+’dan BBB+’dan BB+’da B-’nin
Notu
Kredi Notu
2.
AA-’ye
A-’ye
BBB-’ye
n B-’ye
altında
Olmayan
Opsiyonda
Risk
% 20
% 50
% 50
% 100
% 150
% 50
% 20
% 20
% 20
% 50
% 150
% 20
Ağırlıkları
2.
Kısa
Opsiyonda
Vadeli
Alacaklar için
Risk
Ağırlıkları
Kaynak: BIS (2005)
Tablolardan da anlaşılacağı üzere, 1. opsiyonun uygulanması durumunda
bankaların münferit olarak almış oldukları kredi notları yasal sermayenin
belirlenmesi aşamasında etkisiz hale gelmektedir. Bu durumda önceki bölümle de
karşılaştırıldığında görüleceği üzere, bankalara uygulanan risk ağırlığı ülkenin
hazinesine uygulanan orandan bir kademe daha yüksek olarak belirlenmiştir. Ancak
kredi notu BB+ ile B- arası olan ve kredi derece notu almamış olan ülkelerin
bankalarına uygulanacak olan risk ağırlığı % 100 olarak bırakılmıştır. Bu opsiyonda
ülkenin riski genel olarak bütün bankaların ve dolayısıyla sektörün borçlarının riskini
gösteren bir işaret olarak ele alınmaktadır.
2. opsiyonun kullanılması durumunda, bankaların münferit olarak almış
oldukları kredi notları ön plana çıkmaktadır. Bu durumda oluşan tablo incelendiğinde
ise bankanın diğer bankalardan orta ve uzun vadeli alacakları için uygulanacak risk
ağırlıkları 1. opsiyona nazaran değerlendirildiğinde, BBB+ ile BBB-, BB+ ile Barasında derecelendirilmiş ve derece notu bulunmayan bankaların, hazineleriyle aynı
nota sahip olmaları durumunda bir kademe daha iyi ağırlığa sahip olabilecekleri
görülmektedir. Bir ülkede bulunan bankaların ve şirketlerin kredi notunun içinde
40
bulundukları ülkenin kredi notunu geçemeyeceği düşünüldüğünde, 2. opsiyon
hazineleriyle aynı kredi notuna sahip olan bankalara, yani iyi bir finansal yapıya
sahip bankalara ve ayrıca ülke notu A-‘den daha düşük olup derecelendirilmemiş
bankalara avantaj sağlamaktadır.
Ayrıca 2. opsiyon ile birlikte 3 aydan kısa vadeli olarak sınıflandırılmış
alacaklara bir avantaj tanınarak, bunlar için genel olarak % 20 risk ağırlığı
belirlenmiştir. Münferit olarak bankaların risklerini değerlendirmeye alan, bu açıdan
riske daha duyarlı ve borcun vadesini de göz önünde bulunduran 2. opsiyon birçok
açıdan 1. opsiyona göre avantajlı görünmektedir.
Bunların yanı sıra daha önceki bölümde bahsedilen ülke hazineleri ve merkez
bankalarının kendi yerel paraları cinsinden borçlarına tanınan ulusal inisiyatif,
bankalar için de öngörülmekte olmakla birlikte, taban % 0 değil, % 20 olarak
belirlenmiştir (BIS, 2005).
Ülkemizdeki durumu değerlendirecek olursak; Basel I’e ilişkin kısımda da
vurgulandığı gibi, ülkemizde kurulu olan bankalara verilen krediler, ülkemizin
OECD’ye üye olması vesilesiyle şu ana kadar % 20 gibi düşük bir orana tabi
olmaktayken, Basel II’nin yürürlüğe girmesiyle 3 aydan uzun vadeli yabancı para
cinsinden olan kredilerde hangi opsiyon uygulanıyor olursa olsun % 100 gibi yüksek
bir orana tabi tutulacaklardır. Bu durum kısa vadede bir miktar maliyetlerin
artmasına neden olabilecektir.
Ayrıca Basel II uyarınca menkul kıymet şirketleri de benzer risk bazlı
sermaye gereksinimi uygulamalarına tabi olmaları şartıyla Uzlaşı kapsamında
41
bankalar gibi değerlendirilecekler ve yukarıda ayrıntıları verilen opsiyonlardan
birisine tabi olacaklardır.
II.IV.II.I.I.III. Şirketlerden Olan Alacaklar ve Perakende Krediler
Sigorta şirketleri de dahil olmak üzere şirketlerin tabi olacakları risk
ağırlıkları aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
TABLO 5 - Şirketlere Uygulanacak Olan Risk Ağırlıkları
Şirketin Kredi Notu
AAA’den A+’dan BBB+’dan BB-’nin
Risk Ağırlıkları
AA-’ye
A-’ye
BB-’ye
% 20
% 50
altında
% 100
% 150
Notu
Olmayan
% 100
Kaynak: BIS (2005)
Tablodan da anlaşılacağı üzere, şirketlere ilişkin risk ağırlıkları bölümleri
hazinelere ve bankalara nazaran daha az tutulmuştur ve BBB+’dan BB-‘ye kadar
olan bütün şirketlere % 100 risk ağırlığı uygulanmıştır (BIS, 2005).
Yine Basel I’e ilişkin bölümde vurgulandığı üzere, şu ana kadar geçerli olan
sistemde
şirketler
kesimine
OECD
ülkelerinde
bulunup
bulunmadıkları
ayırdedilmeksizin % 100 risk ağırlığı uygulanmaktaydı. Bu durumda şirketlerimizin
yabancı para cinsinden alacakları, borçlarda kredi notları, ülkemiz notunu
geçemeyeceğinden dolayı % 100 risk ağırlığına tabi olmaya devam edeceklerdir. Bu
nedenle, şirketlerimize verilen banka kredilerine ilişkin tutulması gereken yasal
sermaye tutarında herhangi bir değişiklik meydana gelmemektedir. Ancak, iyi bir
kredi notuna sahip bulunan diğer ülkelerdeki şirketler daha avantajlı konuma
geçeceklerdir. Bu sebeple, yabancı para cinsinden kredilerde, özellikle yurtdışındaki
bankaların kredi verme stratejilerinde bazı değişimler yaşanabilecektir. Bu durum ise
şirketlerimizin kredi maliyetlerini olumsuz etkileyebilecektir.
42
Yerel para cinsinden olan krediler ile ilgili olarak ise, Basel II’nin şirketlere
ilişkin hususları incelendiğinde, kredi notu bulunmayan şirketlere % 100 risk ağırlığı
uygulanmaktadır. Ayrıca, bankacılık otoritesi istemesi durumunda % 100’den daha
yüksek bir oran da belirleyebilmektedir (BIS, 2005).
Ülkemizde hali hazırda kredi notu sahip şirket sayısı oldukça düşük
bulunmaktadır. Ancak, Basel II çerçevesinde şirketler kredi notu almayı tercih
ederek risk ağırlıklarını % 100’den % 20’ye kadar çekme imkanına sahip
bulunmaktadır. Bu koşullarda mali yapısı kuvvetli olan şirketlerin, daha düşük
maliyetlerle borçlanmak amacıyla kredi notu almayı tercih etmeleri oldukça
muhtemel gözükmektedir. İlerleyen bölümlerde daha ayrıntılı değinilecek olmakla
birlikte, bu durumun şirketlerin kayıt altına girmesi ve şeffaflaşması hususlarında
önemli katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Şirketlere ilişkin yer alan bu hükümlerin yanısıra Basel II kapsamında
KOBİ’lere ayrıca bir yer verilmiş ve KOBİ kredilerinin belirli sınırlamalar
kapsamında perakende krediler içerisinde değerlendirilmesi imkanı tanınmıştır.
Basel I hükümleri uyarınca, perakende alacaklar ve kurumsal alacaklar,
aralarında herhangi bir fark gözetilmeksizin %100 standart risk ağırlığına tabi
tutulmaktadır. Basel II’de kredi risk grubu için uygulanacak metotlardan standart
metotta, bazı özellikleri karşılayan alacaklar düzenleme açısından perakende
portföyünde kabul edilerek % 75 risk ağırlığına tabi tutulmuştur. Bir alacağın bu
portföyde değerlendirilebilmesi için gereken şartlar aşağıda sayılmıştır.
-
Uyum Kriteri: Alacak bir gerçek kişi veya kişilerden veya küçük bir
işletmeden olmalıdır.
43
-
Ürün Kriteri: Alacak ilişkisi rotatif krediler, vadeli bireysel krediler ve
kiralamalar, küçük işletmelere verilen krediler ve bunların lehine verilen
taahhütlerden doğmuş olmalıdır. Menkul kıymetler borsalara kote edilmiş olsun ya
da olmasın bu gruba dahil edilmemektedir. Ayrıca, ipotekli krediler konut amaçlı
krediler kısmında değerlendirilmeleri durumunda burada yer almamaktadır.
-
Çeşitlendirilmiş
Olma
Kriteri:
Düzenleyici
otoritenin,
perakende
portföyünün % 75 risk ağırlığını hak edecek kadar çeşitlendirilmiş olduğuna ikna
olması gerekmektedir. Burada öneri olarak ise, münferit bir karşı tarafa bu portföyde
verilmiş olan kredinin, toplam portföyün % 0,2’sini geçmemesi getirilmiştir.
-
Kredi Miktarının Düşük Olması Kriteri: Banka tarafından bir kredinin
perakende portföyünde yer alabilmesi için karşı tarafa verilen toplam kredi
miktarının 1 milyon euroyu geçmemesi gerekmektedir (BIS, 2005).
Yukarıda yer almakta olan dört kriteri sağlayan krediler, bankalarca
perakende portföyünde değerlendirilerek standart metotta % 75 risk ağırlığına sahip
olabilecektir. Düzenleyici otorite bu kredilerde de daha önceki tecrübelere dayanarak
% 75’ten daha fazla bir risk ağırlığı uygulanmasını isteyebilecektir.
Burada ülkemizi en çok ilgilendiren hususların başında KOBİ’lerin durumu
gelmektedir. Bu konuya ilişkin ayrıntılı değerlendirmelere tezin bir sonraki
bölümünde ayrıntılı olarak yer verilecektir.
II.IV.II.I.I.IV. Diğer Varlık Grupları
Yukarıda sayılan varlıklar haricinde merkezi olmayan kamu sektörü
kuruluşları, ulusal otorite tarafından, bankalar için uygun görülen opsiyonlardan
birisinin seçilmesiyle değerlendirilecektir. Ancak, 2. opsiyonun seçilmesi durumunda
44
kısa vadeli alacaklar için uygulanan avantajlar uygulanmayacaktır. Ayrıca, bazı
kurumların hazine gibi değerlendirilmesi de ulusal inisiyatife bırakılmıştır.
Çok taraflı kalkınma bankalarından olan alacaklar için ise, temel olarak
bankalara uygulanabilecek olan 2. opsiyon, kısa vadeli alacaklar için öngörülen
avantajlardan yoksun olarak uygulanacaktır.
İpotekli konut kredileri ise, temel olarak % 35 gibi düşük bir oranla
ağırlıklandırılmaktadırlar. Bu uygulamada düzenleyici otorite, kredinin konut
edindirme kapsamında bulunmasına ve kredi karşılığında ihtiyatlı bir marjın devam
ettirilmesine dikkat etmek durumundadır. Bu kriterler sağlanmadığında veya
tecrübeler daha yüksek bir risk ağırlığının uygulanması gerektiğini gösterdiğinde %
35’lik oran artırılabilecektir.
Ticari gayrimenkul ipotek verilmek karşılığında alınan kredilerin ise, son
dönemde bankalar için önemli bir sorun teşkil etmesi nedeniyle % 100 risk ağırlığına
sahip olması hükme bağlanmıştır (BIS, 2005). Konut kredilerine ilişkin
değerlendirmelere tezin ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak yer verilecektir.
Basel II’de kredi riskinin değerlendirilmesine ilişkin standart metod ile ilgili
olarak
yukarıda
yer
alan
bilgilere
bakıldığında,
dışsal
derecelendirme
mekanizmasının çok büyük bir önem teşkil etmekte olduğu görülmektedir. Bu
amaçla, düzenleyici ve denetleyici otoritenin bu faaliyette bulunacak kuruluşlarda
araması gereken özellikler de yeni Uzlaşı’da yer almaktadır. Bunlar arasında
objektiflik, bağımsızlık, uluslararası bağlantı ve şeffaflık, kamuyu aydınlatma, yeterli
kaynak bulundurma ve yeterli kredibiliteyi haiz olma gibi unsurlar sayılmıştır.
45
Bu şartlara uygun olarak, ulusal otorite tarafından, Basel II kapsamında
derecelendirme faaliyeti gösterebilecek kuruluşlar belirlenecektir. Bu konu ile ilgili
olarak Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanmış olan Seri:VIII, No:40
“Sermaye Piyasasında Derecelendirme Faaliyeti ve Derecelendirme Kuruluşlarına
İlişkin Esaslar Tebliği” ile derecelendirme faaliyeti ve bu faaliyette bulunacak
derecelendirme kuruluşlarına ilişkin esaslar düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak,
kredi derecelendirmesine ilişkin farklı bir düzenleme yapılması gereklidir.
Gerek standart metotta olsun gerekse diğer içsel metotlarda risk ağırlıklarının
belirlenmesinin ardından kredi riski azaltılması metotları diye adlandırılan
teminatlar, bilanço içi netleştirme anlaşmaları, garantiler ve kredi türevleri hesaba
katılmaktadır. Bu metotların uygulanmasına dair teknik hususlara burada yer
verilmeyecektir; ancak, şu nokta önemlidir ki Basel II ile birlikte bu hesaplamalarda
teminat
ile
varlık
arasındaki
vade
uyumsuzlukları,
para
cinsi
açısından
uyumsuzluklar da dikkate alınarak bunlara ilişkin kesinti oranları belirlenmiştir. Risk
bazlı gelişmiş bir yönetim anlayışını getirme hususunda Basel II’de yer alan bu
hükümlerin çok önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, varlık ile teminat arasındaki
korelasyona da büyük önem verilmiş ve Basel Komitesi tarafından çifte iflasla ilgili
ayrıca bir metin de yayımlanmıştır (BIS ve IOSCO, 2005).
II.IV.II.I.II. İçsel Metotlar
Standart yaklaşımın aksine içsel derecelendirme yaklaşımını kullanan
bankaların sermaye gereksiniminin hesaplanmasında kullanılan riske ilişkin değerleri
kendilerinin bazı standartlara da uyarak hesaplamaları beklenmektedir. Hesaplanması
46
gereken risk unsurları arasında temerrüt olasılığı, temerrüt halinde kayıp, temerrüt
halinde riske maruz kalan kredi tutarı ve vade bulunmaktadır.
Bankaların içsel metotları uygulayabilmesi için öncelikle sahip oldukları
varlıkları
Basel
II’de
uygun
görülen
standartlara
göre
sınıflandırmaları
gerekmektedir. Ardından risk unsurları hesaplanarak risk ağırlığının tespit edildiği
formüller uygulanarak sermaye gereksinimi bulunmaktadır. Bunların yanısıra
bankaların ilgili varlık kalemlerinde içsel metotları uygulayabilmek amacıyla gerekli
şartları da taşıması gerekmektedir.
İçsel metotlar da kendi arasında, temel içsel derecelendirme metodu ve
gelişmiş içsel derecelendirme metodu olarak ikiye ayrılmaktadır. Temel içsel
derecelendirme metodunu uygulayacak bankalar, risk unsurlarından yalnızca
temerrüt olasılığı kalemini kendileri hesaplayacak diğer kalemlerin yerine ise
denetleyici otoritenin uygun gördüğü rakamları koyacaktır. Gelişmiş içsel
derecelendirme metodunu uygulayacak bankalar ise bütün risk unsurlarını kendi
geliştirmiş oldukları metotlar vasıtasıyla hesaplayacaklardır.
Bankaların içsel metotları uygulayabilmesi birçok şarta bağlı bulunmaktadır.
Bankaların
kendi
hesaplamalarını
kullanabilmeleri
için
karşı
tarafların
derecelendirilmesine yönelik olarak geniş bir altyapıya sahip olmaları gerekmektedir.
Bunun içerisinde teknolojik altyapı ve belli bir süre dahilinde veri toplanması da
bulunmaktadır. Bankaların bu kapsamda kurumsal yönetişime de büyük önem
vermeleri beklenmektedir. Derecelendirme ve tahmin metotları bankanın üst
yönetimi ve yönetim kurulu tarafından onaylanmalıdır. Bununla birlikte kullanılacak
sistemin denetleyici otorite tarafından da onaylanması gerekir.
47
Bu metotları kullanacak olan bankaların buna mukabil olarak iç ve dış
denetime tabi olması öngörülmektedir. Bankanın içerisinde bu sistemleri denetleyen
ve performansını değerlendiren bağımsız kredi riski kontrol birimi bulunması
gerekmektedir. Ayrıca bankaların değişik ekonomik koşullar altında sermaye
gereksinimlerinin nasıl değişebileceğine dair stres testleri yapması beklenmektedir.
Bu testler sayesinde ekonomide meydana gelebilecek yalnız krizler değil ufak
sayılabilecek durgunlukların ve bir takım olumsuz şartların dahi risk parametrelerini
nasıl etkileyebileceği ölçülmeye çalışılmaktadır (İmişiker, 2005:24-27).
Yukarıda kısaca özetlenen içsel derecelendirme metotları aslında Basel II
uygulaması ile birlikte bankacılık sektörünün asıl gitmesi beklenen yolu işaret
etmektedir. Görüldüğü üzere bu metotları kullanan bankalar yalnızca dışsal
derecelendirme
şirketlerinin
borçlular
hakkında
belirledikleri
notlara
bağlı
kalmayarak kendi tahminlerini geliştirmekte, stres testleri yaparak değişik ekonomik
şartlarda sermaye gereksinimlerinin nasıl etkilenebileceği ölçülmekte ve tüm
bunların aracılığıyla çok daha kendine özgü bir risk yönetimi sistemine
kavuşmaktadır. Ancak bu tip bir serbestiye kavuşmanın da bazı bedelleri
bulunmaktadır. Öncelikle içsel derecelendirme metotlarını kullanacak olan bankalar
çok geniş çaplı bir teknolojik altyapı, veritabanı ve en önemlisi bu konuda
uzmanlaşmış bir personel yapısına sahip olmak durumundadır. Bu bahsedilen
kaynakların ise bankaya önemli bir maddi külfeti bulunmaktadır. Ancak karşılığında
elde edilecek olan riske çok daha duyarlı olan yapının da çeşitli faydaları
bulunmaktadır. Bu yapı sayesinde karşı karşıya bulunduğu riskleri çok daha doğru
bir şekilde ölçebilen bankalar risk bazlı bir fiyatlama stratejisi geliştirebilecek ve
buna mukabil olarak da elde etmiş oldukları kaynakların çok daha etkin bir şekilde
48
kullanılmasını sağlayacaklardır. Şüphesiz ki, bu durum sadece ilgili bankalar
açısından değil tüm ekonomi açısından faydalı olacak bir gelişmedir. Ayrıca içsel
derecelendirme metotlarını uygulayan bankaların kredi riski için daha az sermaye
tutmaları hedeflenmektedir.
II.IV.II.II. Piyasa Riski
Basel II ile birlikte en az değişiklik getirilen alanlardan birisi piyasa riskinin
hesaplanmasıdır. Basel I’in ilk yayımlandığında uygulamaya dahil olamayan ancak
daha sonra 1996 yılında Uzlaşı’ya eklenen piyasa riskine ilişkin olarak Basel II’de
iki metot öngörülmüştür. Bunlar; standart yaklaşım ve riske maruz değer
yaklaşımlarıdır.
Piyasa riski, bankaların alım satım amacıyla elinde tuttukları veya buna
ilişkin koruma temin etmek için bulundurdukları finansal araçlar ve emtiadan
kaynaklanan risklerdir. Bu kapsamda önerilen standart yaklaşım daha basit ve Basel
I’de yer alan sisteme yakın bir çerçeve sunarken, riske maruz değer yaklaşımı ise
finansal gelişmelerle beraber daha modern bir çerçevede piyasa riskinin
hesaplanmasına imkan sunmaktadır.
II.IV.II.III. Operasyonel Risk
Operasyonel risk uygunsuz ve başarısız içsel süreçler, insanlar ve sistemler
veya dışsal hadiselerden kaynaklanan riskler olarak tanımlanmaktadır. Operasyonel
risk yasal riski kapsamakla birlikte stratejik ve unvan riskini kapsamamaktadır.
Basel
II
gereksinimlerinin
ile
beraber
operasyonel
hesaplamasına
riskler
katılmaktadır.
de
Basel
bankaların
I
sermaye
uygulamasında
hesaplanmayan operasyonel risklerin de uygulamaya dahil edilmesi ile birlikte
49
bankalar için bu risk unsuruna ilişkin olarak ekstra sermaye gereksinimi ortaya
çıkmaktadır.
Basel II’de operasyonel riskin ölçümü için 3 temel metot tanımlanmaktadır.
Bunlar:
i)
temel gösterge yaklaşımı,
ii)
standart yaklaşım ve
iii)
ileri ölçüm yaklaşımlarıdır.
Bunlardan, temel gösterge yaklaşımını benimseyen bankalar net faiz gelirleri
ve net faiz dışı gelirlerinin toplamından oluşan brüt gelirlerinin, pozitif olduğu süre
içerisinde, son üç yıllık ortalamasının % 15’i kadar sermaye tutmak zorundadır. % 15
oranı Komite tarafından belirlenmiş sabit oranı ifade etmektedir.
Standart yaklaşımı uygulayan bankaların ise faaliyet göstermekte oldukları
alanlar 8 iş koluna ayrılmaktadır. Bu yaklaşımda her bir iş kolu için yıllık brüt gelirin
aşağıdaki tabloda yer alan oranları miktarınca sermaye tutma gereksinimi
getirilmektedir.
TABLO 6 - Standart Yaklaşımda İş Kolları için Uygulanacak Oranlar
İş Kolu
Oran
Kurumsal Finansman
% 18
Alım-satım ve Satışlar
% 18
Perakende Bankacılık
% 12
Ticari Bankacılık
% 15
Ödemeler ve Takas
% 18
Acentelik Hizmeti
% 15
Varlık Yönetimi
% 12
Perakende Aracılık
% 12
Kaynak: BIS (2005)
50
Standart metodu uygulayabilmek için ise bankanın üst yönetiminin ve
yönetim kurulunun operasyonel risk yönetiminde aktif olarak yer alması, güçlü ve
bütüncül olarak uygulanmakta olan bir operasyonel risk sistemine sahip olunması ve
metodun her iş koluna uygulanabilmesi ve bunun denetlenebilmesi için yeterli
kaynağa sahip olması gibi şartların karşılanması gerekmektedir.
İleri ölçüm sistemini benimseyen bankalar için ise, tek bir operasyonel risk
ölçüm sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Banka, kendisi için uygun olan, iş
kolları bazında operasyonel risklerini gerçekçi olarak ortaya koyabilecek, geçmiş
tecrübelerine ve verilere bağlı, denetim otoritesinin onayını alan ve denetiminden
geçen ve üst yönetimin de aktif olarak rol aldığı bir sistemi benimseyebilecektir
(BIS, 2005).
II.IV.III. Denetimsel Gözden Geçirme
Basel II ile birlikte, Komite tarafından Uzlaşılarla amaçlanan hedef sadece
asgari yasal sermaye gereksinimini ortaya koymaktan çıkmış ve gelişmiş bir risk
yönetimi ortaya koymaya dönmüştür. Bu kapsamda, Uzlaşı’nın ikinci temel
bölümünü oluşturmakta olan denetimsel gözden geçirme süreci büyük önem arz
etmektedir.
Bu süreç 4 ana prensip üzerine oturtulmaktadır. Bu prensiplerden ilki;
bankaların risk profillerine uygun olarak sermaye yeterliliklerine ilişkin bir
değerlendirme sürecine sahip olmaları ve sermayelerinin devamını sağlamak için bir
stratejiye sahip olmalarıdır. Bu ise bankaların üst yönetimlerinin ve yönetim
kurullarının
öngörülerde
bulunmalarını,
risklerin
kapsamlı
olarak
değerlendirilmesiyle birlikte bankanın içerisinde güçlü bir izleme ve raporlama
51
sürecinin varlığını ve sağlam bir iç kontrol mekanizmasını gerektirmektedir. Bu ilk
prensip bankaların proaktif olmalarını, ileriye yönelik plan ve stratejilerinin olmasını
gerektiren önemli bir unsurdur. Bankanın kendi varlıklarına ilişkin riskleri
bilebilecek en iyi kurumun yine kendisi olduğu düşünülürse, bu tip bir kurumsal
anlayışın bankalara yerleştirilmesi kurumsal yönetişimin sağlanması açısından da
büyük bir önem arz etmektedir.
Denetimsel gözden geçirmeye ilişkin ikinci prensip, denetim otoritesinin
bahsi geçen banka içi sermaye yeterliliği değerlendirme, stratejiler geliştirme ve
bunlara ilişkin izleme süreçlerini değerlendirmesi ve gerekli gördüğü takdirde
gereken tedbirleri almasıdır. Bu prensiple beraber bankaların içsel mekanizmaları ve
stratejileri üzerinde denetleyici otoriteye önemli bir vazife yüklenmiş bulunmaktadır
ki, bu durum denetim otoritesinin de proaktif bir yaklaşıma sahip bulunmasını
gerektirmektedir. Bu kapsamda, denetleyici otoritelerin bankaları gerek yerinde
gerekse uzaktan incelemesi, gerek görüldüğü durumlarda banka yönetimiyle
görüşmesi ve bağımsız denetçilerin çalışmalarını değerlendirmesi gibi gereklilikler
ortaya çıkmaktadır.
Bu bölümde belirlenmiş olan üçüncü prensip, denetim otoritesinin bankaların
asgari sermaye gereksiniminin üzerinde çalışmasını istemeye yetkisinin olmasını ve
bunu istemesini getirmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi esas olan sadece asgari
yasal sermaye düzeyinin korunması değil bankaların tutması öngörülen ekonomik
sermaye rakamına yakın bir yasal sermaye tutmasını sağlamaktır.
Dördüncü prensip ise, yine denetim otoritelerinin bankaların sermayesinin
asgari sermaye düzeyinin altına düşmeden müdahale edebilmelerini ve gerek
tedbirlerin alınmasını isteyebilmelerini getirmektedir.
52
Görüldüğü üzere denetimsel gözden geçirme süreci ile birlikte önce bankalara
ve daha sonra denetleyici otoriteye önemli sorumluluklar getirilmektedir. Önce
bankanın kendisi, bulundurması gereken, ihtiyaç duyulan sermaye düzeyini ve buna
ilişkin stratejileri belirleyecek, daha sonra denetleyici otorite tüm bunları gözetimi ve
denetimi altında tuttuktan sonra gerektiğinde tedbirler alabilecektir.
Bu noktada denetleyici otoritelerin diğer ekonomik kurum ve kuruluşlarla da
büyük bir işbirliği içinde bulunmasının büyük bir öneme sahip olduğu
düşünülmektedir.
Denetim
otoritesi,
ülkedeki
ekonomideki
gelişmeleri
iyi
değerlendirip, bankaların tutmaları gereken sermaye düzeylerini ekonomik
gelişmelere uygun olarak ayarlayabilmelidir (İmişiker, 2005:29-31).
Bu kapsamda, Basel II düzenlemelerinin uygulanmasına ilişkin gözönünde
tutulması gereken ilkelere de bakmakta fayda bulunmaktadır. Basel Komitesi
tarafından Temmuz 2004’te yayımlanan “Basel II’nin Yürürlüğe Konulmasında Göz
Önünde Tutulması Gereken Hususlar” isimli rapor ile (BIS, 2004), Yeni Uzlaşıyı
uygulamak isteyen ve G10+ üyesi olmayan ülkelere yol gösterici tavsiyelerde
bulunulmaktadır.
Doğal
olarak,
ülkelere
ulusal
bankacılık
sektörlerinin
karakteristiklerine uygun planlama yapmaları önerilmekte ve mutlaka göz önünde
tutulması gereken “anahtar hususlar” hatırlatılmaktadır. Aşağıda, söz konusu
dokümandan ve bu alanda yapılmış diğer çalışmalardan derlenmiş olan ve önemli
görülen unsurlar özetlenmektedir.
¾
Temel İlkelere (BCPs) uyum konusunda gelişmekte olan ülkeler, G10+
ülkelerinin oldukça gerisindedir. Özellikle yeterli denetim ve düzenleme alt yapısının
oluşturulması, denetim otoritesinin bağımsızlığının tesis edilmesi, uluslararası
muhasebe ve bilgi standartlarına uyum, mali tabloların düzenli olarak kamuoyuna
53
sunulması, hızlı önlem alma imkanı bulunması Basel II’ye geçilmeden önce
sağlanması gereken ön şartlar olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, Basel II’ye
geçilmeden önce Temel İlkelere uyumun sağlanması, Basel II’nin başarısında önem
taşımaktadır.
¾
Bankacılıkta ulusal önceliklerin belirlenmesi gerekmektedir. Önemli
olan sektörde sağlam altyapı, etkin risk yönetimi, yeterli sermaye, piyasa disiplini ve
finansal istikrarın sağlanmasıdır. Bu nedenle, Basel II’ye geçiş için iyi bir denetim ve
gözetim sistemi gereklidir. Mevcut sistemin yeterliliği için Finansal Sektör
Değerlendirme Programları (FSAP) ve Basel Temel İlkeleri (BCPs)’nin girdi olarak
kullanılması önerilmektedir.
¾
Birinci yapısal blok tek başına yeterli değildir. Yeni Uzlaşının ikinci ve
üçüncü yapısal bölümlerine de aynı önem verilmelidir.
¾
1988 uzlaşısında kalınsa bile, risk odaklı denetime (risk-based
supervision) geçiş önerilmektedir.
¾
Bankaların kamuoyuna zamanında ve tutarlı bilgi açıklamaları ve
açıklamaların finansal performans, finansal pozisyon, risk yönetim stratejileri ve
pratikleri, maruz kalınan riskler, muhasebe standartları, iş alanları ve kurumsal
yönetişim alanlarını kapsaması önerilmektedir.
¾
Basel II’nin uygulama kapsamının ne şekilde olacağı belirlenmelidir.
Uzlaşının ABD’de olduğu gibi yalnızca büyük ve uluslararası piyasalarda aktif
bankalar için mi yoksa AB örneğinde olduğu gibi genel olarak sistemdeki tüm
bankaları mı kapsayacağı ülke koşullarına göre belirlenmek durumundadır. Bu
noktada denetçi otorite ülkedeki bankaların risk yönetimi kapasitelerini de dikkate
54
almak durumundadır. Ayrıca, Basel II içindeki blokların ne şekilde uygulanacağı ve
ülke otoritelerine bırakılan hususlarda alınacak kararlarda bankacılık sektörünün
görüşlerinin alınması önem arzetmektedir.
¾
Basel II’nin uygulanmasına ilişkin yapılan/yapılmakta olan nicel
analizlerin ortaya koyduğu sermaye yeterlilik rasyolarındaki değişimler geçiş
sürecinde dikkate alınmalıdır. Düşük bir sermaye düzeyi altında Basel II’nin
uygulanması ciddi bir sermaye gereği yaratıyorsa bu sermaye ihtiyacının ne şekilde
tesis edileceğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
¾
Yeni Uzlaşı sektördeki her banka için uygun olmayabilir. Yeni
Uzlaşının aynı anda sektördeki tüm bankalara uygulanması da gerekmeyebilir.
Mevcut Uzlaşı veya basit yaklaşımlar uluslararası olmayan bankalar için bir süre
daha uygulanabilir. Ancak, karmaşık düzeyde faaliyetleri olan bankaların zamanla
gelişmiş yaklaşımlara geçmesi için denetim otoritesi cesaret vermelidir. Basel II
bankalarını belirlerken dikkate alınacak ölçütler:
Bankanın büyüklüğü,
Operasyonlarının doğası ve karmaşıklığı,
Faaliyetleri ve iş alanları,
Uluslararası alandaki önemi (yabancı ülkelerdeki varlıkların oranı veya
elde edilen gelirin büyüklüğü)
Uluslararası piyasalarla etkileşimi,
Risk profili ve yönetim kapasitesi,
Diğer gözetim unsurları
55
şeklinde ifade edilmektedir.
¾
Bankalar ve resmi otoriteler geçiş stratejisi üzerinde beraber düşünmeli,
zamanında ve yumuşak geçiş sağlamalıdır. Resmi otorite ulusal tercihlerini
belirlemeli ve kararlarını bankalarla tartışmalıdır.
¾
Basel II’nin gerektirdiği mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır.
¾
Denetim otoritesinin yeterli kaynağa (bilgi birikimi, yeterli ve konu
üzerinde yetkin insan gücü, teknik yeterlilik, yönetim bağımsızlığı gibi) sahip olması
Basel II’ye geçmeden önce sağlanması gereken “olmazsa olmazlar” arasındadır.
Basel II’nin ikinci yapısal bölümünün uygulanabilmesi için gereken alt yapının
oluşturulması gerekmektedir. Örneğin, bankaların risk odaklı bir yapıda denetleniyor
olması, yerinden ve uzaktan denetim unsurları arasında azami işbirliğinin
sağlanması, bankaların periyodik raporlama yapması denetçi otoritenin Basel II’ye
geçmeden önce sağlaması gereken şartlar arasındadır.
¾
Resmi denetim otoritesi kaynaklarını artırmalı ve eğitim olanaklarını
Basel II’ye yönelik geliştirmelidir. Mevcut personel eğitilmeli ve periyodik
raporlama ve IT sistemlerinin nitelikleri yükseltilmelidir. Yetişmiş personelin
istihdam edilmesi, mevcutların seviyesinin yükseltilmesi ve kurumda tutulması
sağlanmalıdır. Bağımsız denetçilerle, iç kontrol elemanlarıyla ve danışmanlarla Yeni
Uzlaşının uygulanması konusunda işbirliği yapılması önerilmektedir.
¾
Basel II’ye geçmeden önce uluslararası teknik destek kanallarının
oluşturulması gerekmektedir. Ayıca, ülkelerin Basel II’ye geçişi konusunda Basel
Komitesi’nin yetkili/yönlendirici olması başarı şansını artıracaktır. Sınır ötesi
hususlara ilişkin çalışmaların yapılması, ana ülke (home) ve ev sahibi (host) ülke
56
resmi denetim organlarıyla anlaşma imzalanması yoluyla (Memorandum of
Understanding -MoU) bankacılık alanında işbirliği yapılması önerilmektedir.
¾
Basel II’ye geçiş sürecinin (hem denetim otoritesi hem de bankalar
itibarıyla) ayrıntılı bir yol haritasına dönüştürülmesi, ilgili tarafların uygulamanın
adım adım ne şekilde sağlanacağına ve bu kapsamda üzerlerine düşen sorumluluklara
ilişkin bilgi sahibi olmalarını sağlayacaktır.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, Basel II’ye geçiş açısından bir
önkoşul olmamasına rağmen, Basel Temel İlkelerine (BCPs) özel önem
verilmektedir. Temel İlkelere olan uyum derecesinin yüksekliğiyle Yeni Uzlaşının
daha karmaşık yaklaşımlarına geçiş arasında güçlü bir ilişki olduğu genel kabul
görmektedir. Diğer önemli faktör, derecelendirme kuruluşlarının piyasadaki
varlığının
derinliğidir.
Çok
sayıda
derecelendirme
kuruluşunun
varlığı,
derecelendirmenin nesnel ve doğru yapılması ile derecelendirmeye olan güvenin
yüksek olması, standart yaklaşımlara geçişi kolaylaştırabilecektir. Ayrıca, Basel
II’nin belli ölçüde derinliği olan sermaye piyasaları üzerinde olumlu bir dışsallık
yaratacağı düşünülmektedir. Risk azaltma tekniklerinin varlığı ve risklerin menkul
kıymetleştirilmesi nedeniyle sermaye piyasalarını geliştirmek isteyen ülkelerin Basel
II’yi hedeflemeleri anlamlı olabilecektir. Halihazırda, bankaların ve denetim
otoritelerinin takipteki alacakları izlemek için kullandıkları merkezi veri tabanları
varsa, bu ülkeler Yeni Uzlaşıya daha kolay uyum sağlayabilecektir.
57
II.IV.IV. Piyasa Disiplini
Basel II’nin üçüncü ve son temel bölümünü piyasa disiplini oluşturmaktadır.
Piyasa disiplini, bankaların gerekli bilgileri kamuya belirli periyotlarla açıklaması
gerekliliğinden oluşmaktadır.
Bilgilendirmeye ilişkin esaslar, sermaye yeterliliğinde bazı metotların
kullanılmasında ve bazı başka avantajlara sahip olunabilmesi hususlarında gerekli
şartlar arasında yer almaktadır.
Son temel bölümü oluşturan piyasa disiplini ile Komite tarafından amaçlanan
esas itibariyle önceki iki bölüm olan sermaye gereksinimi ve denetimsel gözden
geçirme süreçlerini tamamlamaktır. Komite ayrıca, bankalara daha çok inisiyatif ve
esneklik sağlanmış bulunan metotlarda bilgilendirme ve kamuya açıklama yapma
yükümlülüklerinin daha fazla olması gerektiğini düşünmektedir ki, bu nedenle bazı
metotların uygulanmasında bilgilendirme süreci bir ön şart olarak ortaya
çıkmaktadır.
Bu kapsamda, yapılacak olan açıklamalar bankaların karşı karşıya
bulundukları riskler hakkında piyasayı bilgilendireceği gibi aynı zamanda bankalar
arası karşılaştırılabilirliği de tesis etmiş olacaktır.
Ayrıca, Komite piyasa disiplini kapsamında yapılacak olan açıklamaların
ülkede
mevcut
muhasebe
standartları
dahilinde
yapılacak
açıklama
yükümlülükleriyle çelişmemesini de istemektedir. Bilgilendirmenin hangi vasıta ile
yapılacağı hususunda banka yönetimlerinin yetkileri bulunmaktadır. Ancak
bankaların bütün bilgileri mümkün olduğunca aynı kaynaktan vermeye dikkat etmesi
istenmektedir.
58
Bankaların, bilgilendirme sürecine ait yaklaşımlarını ve buna ilişkin iç
kontrol sistemlerini ortaya koyan bir politikaya ve bunun yanısıra bilgilerin
uygunluğunu değerlendiren bir sürece sahip bulunmaları gerekmektedir. Banka
yönetimleri tarafından açıklanan bilgilerin geçerliliklerinin bu süreçler vasıtasıyla
onaylanması sağlandığı ve diğer otoritelerce aksi belirtilmediği sürece açıklanan
bilgilerin geçerliliğinin dış denetimden geçme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Hangi bilgilerin açıklanacağına dair ise, Komite tarafından önemlilik prensibi
getirilmiştir. Bu doğrultuda, açıklanması ihmal edildiğinde veya yanlış olarak
açıklandığında bu bilgiye dayanarak ekonomik kararlar veren kullanıcıların
kararların etkileyebilecek olan bilgiler önemli bilgi olarak atfedilerek açıklanması
zorunlu tutulmuştur.
Temel bilgilendirme frekansı olarak Komite tarafından 6 aylık periyot
seçilmiştir. Ancak, amaç, politika ve sistem gibi genel konulara ilişkin
bilgilendirmeler yılda bir yapılabilecektir. Ayrıca uluslararası platformda aktif rol
oynayan bankalar ve diğer önemli bankalar ana sermayelerini, sermaye yeterlilik
rasyolarını ve bileşenlerini üçer aylık periyotlarda açıklamak durumundadırlar.
Bunun yanısıra açıklanacak bilgilere ilişkin hızlı değişimlerin yaşandığı dönemlerde
de bilgilendirme periyodu üç aya düşürülmektedir.
Tüm bunların yanısıra rakipleriyle paylaştığında bankanın yatırımlarının
değerini düşüren ve rekabetçi dezavantajlar getiren bilgiler özel bilgi kapsamında,
genel itibariyle müşterilere ilişkin bilgiler de gizli bilgiler kapsamında tutulmuş ve
açıklanmamalarına imkan sağlanmıştır. Açıklanması gereken tüm bilgiler ise, Basel
II kapsamında tablolar halinde ayrıntılı olarak tanımlanmıştır (İmişiker, 2005:31-33).
59
III. BASEL II’NİN SERMAYE PİYASASINA ETKİLERİ
Basel II ile genel olarak, küresel bankacılık sektöründe ve finansal
piyasalarda istikrarın, piyasalardaki disiplinin, şeffaflığın ve rekabetin artırılarak
güven ortamının sağlanması; daha etkin risk yönetimi ve uluslararası piyasalarda
daha güvenli ve etkin bankacılık faaliyetlerinin sürdürülmesi amaçlanmaktadır.
Ancak, anılan düzenlemenin, uluslararası faaliyet gösteren bankalar ile bu kapsamda
yer almayan bankalar üzerinde farklı etkiler yaratabileceği gibi, gelişmiş ülkelerle
gelişmekte olan ülkelerin bankacılık sektörleri üzerindeki etkilerinin de çok farklı
olacağı beklenmektedir.
Basel II’nin uygulanması durumunda bundan doğrudan etkilenecek olan
sektör bankacılık sektörü olmakla birlikte; Basel II’nin ülke borçlanmaları ve
sermaye piyasaları üzerinde de dolaylı etkilerinin görüleceği açıktır.
Bu kapsamda, bu bölümde öncelikle Basel II’nin gelişmekte olan ülkelere ve
bankalara etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunulduktan sonra, belirli alanlar
itibariyle sermaye piyasalarına etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunulacaktır.
III.I. BASEL II’NİN GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ETKİSİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
Basel I, uluslararası bankalar için yapılmış bir düzenlemedir. Ancak,
uygulamada hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerin ulusal bankacılık
sistemleri için model oluşturmuş ve 100'e yakın ülke tarafından benimsenerek
uygulanmıştır. Aynı şekilde, Basel II de gelişmiş ülkelerin deneyimleri üzerine
oluşturulmuş bir düzenleme standardıdır. Öncelikle G10+ ülkelerindeki uluslararası
faaliyet gösteren bankaların Basel II’yi uygulamaya koymaları hedeflenmektedir.
Gelişmiş ülkelerin uluslararası bankalarının Basel II’ye geçmesiyle beraber, küresel
finans sektöründe bir takım değişimlerin gerçekleşmesi ve bu değişimlerin,
gelişmekte olan piyasaları etkilemesi beklenmektedir.
Basel II’nin bir ülkenin finans sektörünü iki açıdan etkilemesi gündemdedir.
Yabancı sermaye akımı alan bir ülke Basel II’yi hemen uygulamaya koymasa bile,
ulusal piyasalara yabancı sermaye sunan uluslararası finans oyuncularının, mevcut
yaklaşımlarını Basel II’yle uyumlu hale getirmeleri beklenmektedir. Uluslararası
finans oyuncuları, borçluların (hazine, ulusal banka ve şirketlerin) derecelendirme
notlarını OECD üyeliğine bakmaksızın dikkate alacağından, mevcut düzenleyici
ortama göre daha fazla etki oluşacağı ileri sürülmektedir. Birinci etkinin bu kanalla
ortaya çıkması beklenmektedir. İkinci etkinin, ulusal bankaların da Basel II’ye
geçmesiyle yine borçluların derecelendirme notuna ihtiyaç duymaları veya ulusal
bankaların içsel derecelendirme yaklaşımlarını kullanmaları halinde ortaya çıkması
beklenmektedir. Bu hususlar ise, borçlunun borçlanma kapasitesini ve bankanın
ayırması gereken yasal sermaye tutarını etkileyecektir. Meydana gelebilecek toplam
etkinin; yerli ve yabancı kreditörler tarafından kullanılan yaklaşımlar, ulusal
tercihler, makro ekonomik koşullar, büyüme potansiyeli ve ülkenin coğrafi konumu
nedeniyle üstlendiği jeo-politik riskler gibi birden fazla faktör tarafından eşanlı
olarak belirleneceği düşünülmektedir (Yayla, Türker Kaya:2005, 19).
Bu kapsamda, Basel II’nin gelişmekte olan ülkelere etkisine ilişkin yapılan
çalışmalarda farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bu konuda Griffith-Jones ve Spratt’ın
çalışmasına dayalı ilk yaklaşım Basel II’ye geçilmesi halinde, gelişmekte olan
piyasalara açılan banka kredisinin önemli ölçüde azalacağını ve/veya uluslararası
borçlanma maliyetinin ciddi şekilde artacağını ileri sürmektedir. Powell (2004) ile
61
Liebig ve diğerlerinin (2004) çalışmalarına dayanan ikinci yaklaşım ise gelişmiş ülke
bankalarının “ortalama ekonomik” sermayelerinin “ortalama yasal” sermayelerinin
üzerinde olduğu, dolayısıyla gelişmekte olan piyasalara açılan banka kredisinin
sermaye üzerinde ek yük yaratmayacağını öne sürmektedir.
Bu farklı yaklaşımlara ilişkin ayrıntılı açıklamalara aşağıda yer verilmektedir.
1. Birinci Yaklaşım
Daha önce de ifade edildiği üzere Basel I, en çok getirmiş olduğu, OECD
üyesi/OECD üyesi olmayan ülkeler ayrımı ve bu ayrım üzerine oturan risk katsayıları
nedeniyle eleştirilmektedir. Yapılan çalışmalarda, bu yaklaşımın, OECD üyesi
ülkelerin borçlanma seçeneklerini geliştirirken, OECD üyesi olmayan ülkelerin kaynak
maliyetlerini artırarak kredi olanaklarını sınırlandırdığına değinilmektedir. Bu durum,
ülkelerde OECD üyesi olma eğiliminin artmasına yol açmıştır.
Özellikle Asya krizinden itibaren, gelişmekte olan ülkelere kullandırılan
özel sektör kredilerinde bir daralma gözlenmektedir. En büyük daralma da banka
kredilerinde ortaya çıkmaktadır. Bu daralmada, bankaların daha önceki krizlerde
uğradıkları kayıplar nedeniyle, riskleri daha iyi analiz etmeye başlamalarının yanında,
bu ülkelere kredi kullandırmak yerine, bu ülkelerde banka satın alarak ulusal para
cinsinden risk üstlenmeyi tercih etmeleri etkili olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelere
yönelen kredilerin, 1990’lı yıllardaki iki karakteristik özelliği; döngüsel bir seyre ve
kısa bir vade yapısına sahip olmalarıdır (Değirmenci, 2003). Kredilerin döngüsel bir
seyir izlemesi, kredi veren kuruluşların yükselen ekonomilere dönük stratejilerini
saptarken, uzun vadeli analizler yapmak yerine, ekonominin canlandığı dönemlerde,
riskleri daha az dikkate alarak fazla kredi kullandırmayı, ekonominin durgunluk
62
yaşadığı dönemlerde ise riskleri gereğinden fazla önemseyerek kredilerini azaltmayı
tercih etmelerinden kaynaklanmaktadır (Griffith-Jones, 2002a). Bu durum,
gelişmekte olan ülkelerde yaşanan durgunluğun daha keskin bir hal almasına ve uzun
sürmesine, ekonomik canlanmanın ise olması gerektiğinden daha olumlu bir hava
yaratmasına neden olmaktadır.
Kredilerin kısa vadeli bir seyir izlemesinde, 1988 Basel sermaye standardının
getirmiş olduğu risk katsayılarının yapısı önemli bir etken olmuştur. OECD üyesi
olmayan ülkelerdeki bankalara kullandırılan bir yıla kadar vadeli krediler için
uygulanacak risk katsayısının yüzde 20 olarak saptanmış olması ve bunun en düşük
maliyetli borçlanma stratejisi oluşu, bu ülkelere yönelen kredilerin bir yıla kadar
vadede yoğunlaşması sonucunu doğurmuştur. Bu koşullar altında, kredilerin kısa
vadeli bir yapıya sahip olmasının, bu ülkelerin kalkınma süreci üzerinde uzun
dönemli olumsuz etkilere neden olması söz konusudur.
Basel II ile, kredi riskinin hesaplanmasında OECD üyesi olup olmama
temeline dayanan sınıflandırma terk edilmekte ve yerine iki farklı yaklaşım
önerilmektedir: standart yaklaşım ve içsel derecelendirme yaklaşımı. Standart
yaklaşım, dış derecelendirme kuruluşlarının derecelerinin kullanılması yoluyla
saptanmış olan risk katsayılarının kullanılması esasına dayanmaktadır. İçsel
derecelendirme yaklaşımı ise, bankaların geliştirmiş oldukları içsel risk ölçüm
modellerinin sonuçlarına dayanılarak saptanan risk katsayılarının kullanılmasını
sağlamayı amaçlamaktadır. İçsel risk ölçüm yaklaşımlarını az sayıdaki gelişmiş
büyük bankanın kullanabileceği göz önüne alındığında, bankaların büyük
çoğunluğunun standart yaklaşımı uygulayabileceği, dolayısıyla gelecekte kredi
63
derecelerinin sermaye yeterliliği düzenlemelerinde çok önemli bir ağırlığının
olacağı ortaya çıkmaktadır.
Bununla
birlikte,
derecelendirme
kuruluşları,
çoğunlukla
gelişmiş
ülkelerdeki kuruluşların değerlendirilmesi üzerine uzmanlaşmışlardır ve gelişmekte
olan ülkelerdeki deneyimleri sınırlıdır. Derecelendirme kuruluşlarının yayınlamış
olduğu dereceler, Raghavan (2001)'ın da belirttiği gibi, döngüsel bir gelişime sahiptir.
Ülke ekonomisinde canlanma yaşandığı dönemlerde kredi dereceleri iyileşmekte,
ekonominin durgunluğa girmesi durumunda ise derecelerde hızlı bir kötüleşme
ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu kuruluşların vermiş oldukları kredi derecelerinin
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aynı etkinliğe sahip olduğunu varsaymak,
gelişmekte olan ülkeler zararına sonuçların ortaya çıkmasına yol açabilecektir.
Kredi derecelerinin kullanılması, OECD üyesi ülkelerde kurulmuş olması
nedeniyle avantajlı risk katsayılarına sahip ancak, kredi dereceleri BBB+ ve altında
olan finansal kuruluşların, bu avantajlarını yitirmelerine, kaynak maliyetlerinin
artmasına ve kredi olanaklarının azalmasına yol açacaktır. Yine bu derecelerin
kullanılması, kredi dereceleri A+ ve üzerinde olan ancak OECD üyesi olmayan
ülkelerde faaliyet gösterdiği için çok yüksek risk katsayılarına maruz kalan
kuruluşların avantajlı bir konum kazanmasına neden olacaktır.
Tablodan görüldüğü gibi, Türkiye için uygulanacak risk ağırlığı Basel II ile
birlikte artacaktır.
64
TABLO 7 - OECD Üyesi Olan/Olmayan Ülkeler Bazında Ülke Dereceleri ve Risk
Katsayıları
Seçilmiş Ülke Dereceleri
Dereceler
Varolan Risk
Önerilen Risk
Katsayısı (%)
Katsayısı (%)
BB+
0
100
A-
0
20
Macaristan
BBB+
0
50
Polonya
BBB
0
50
Kore
BBB
0
50
B
0
100
Şili
A-
100
20
Hong Kong
A
100
20
İsrail
A-
100
20
Singapur
AAA
100
0
Slovenya
A
100
20
AA+
100
0
OECD Üyesi
Meksika
Çek Cumhuriyeti
Türkiye11
OECD Üyesi Olmayan
Tayvan
Kaynak: Değirmenci (2003)
Bu kapsamda, Basel II ile birlikte kullanılacak risk ağırlıklarına ilişkin var
olan standardın uygulanmasıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelere kullandırılan
kredilerin tutarlarında ortaya çıkan daralmanın daha yapısal bir sorun haline gelmesi
söz konusudur (Griffith-Jones, 2002b).
Griffith-Jones (2002c)’un, Basel II’de gördükleri diğer bir diğer eksiklik ise,
portföylerin
uluslararası
çeşitlendirilmesinin
sağladığı
avantajların
dikkate
alınmamasıdır. Portföylerini yalnızca gelişmiş ülkeler arasında dağıtan yatırımcıların
11
S&P, 2 Mayıs 2005 itibarıyla Türkiye’nin, uzun dönem yabancı para cinsinden
borçlanma notunu BB- olarak belirlemiş olup, bu durumda da risk ağırlığı %100
olacaktır.
65
beklenmedik kayıplarla karşılaşma ihtimali, portföylerini gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkeler arasında dağıtan yatırımcılara göre daha yüksektir. Bu durum, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkeler arasındaki karşı taraf riskine ilişkin korelasyonun, gelişmiş
ülkeler arasındakine oranla daha düşük olmasından kaynaklanmaktadır.
Öte yandan, standart metodun dışında içsel derecelendirme modellerinin
kullanımının yaygınlaşması ile birlikte, gelişmekte olan ülkelere kullandırılacak
kredilerin hacimlerindeki daralma daha da hayati bir düzeye çıkacak, bu bankaların
kaynak maliyeti, standart yöntemin kullanılmasına nazaran çok daha fazla
artacaktır. Tablo 8'de anonim şirketlerden olan alacaklara ilişkin sermaye
gerekliliği, Basel I ile Basel II ile getirilen standart ve içsel derecelendirme
yaklaşımı kullanılarak hesaplanmıştır. İçsel derecelendirme yaklaşımında, BB ve
daha düşük risk katsayılarına sahip kuruluşlara kullandırılan krediler için ayrılması
gereken sermaye tutarının, BBB ve üstündeki derecelere sahip kuruluşlara
kullandırılan
krediler
için
ayrılması
gereken
sermaye
tutarları
ile
karşılaştırıldığında ne kadar yüksek olduğu Tablo 8'de görülmektedir.
TABLO 8 - Anonim Şirketlerden Olan Alacaklara İlişkin Sermaye Gerekliliği (SG)
Dereceler
Temerrüde
Var
Olan Standart
İçsel
düşme
Uygulamada
Metoda
olasılığı
SG
SG
Göre Derecelendirme
Yaklaşımına Göre
SG
AAA
0,03
8
1,6
1,13
AA
0,03
8
1,6
1,13
A
0,03
8
4,0
1,13
BBB
0,20
8
8,0
3,61
66
BB
1,40
8
8,0
12,35
B
6,60
8
12,0
30,96
CCC
15,00
8
12,0
47,04
Kaynak: Değirmenci (2003)
Bu kapsamda, Reisen tarafından yapılan bir çalışmada içsel risk ölçüm
modellerinin kullanılması durumunda, BBB- ve daha düşük derecelere sahip
ülkelerin, pratik olarak, uluslararası piyasalardan borçlanma kapasitelerini
tamamen yitirecekleri dile getirilmektedir (Değirmenci, 2003).
2. İkinci Yaklaşım
Bu yaklaşımda Basel II’nin gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye
akımları üzerinde ciddi değişiklikler yaratmayacağı savunulmaktadır.
Alman bankalarının yurtdışına sağladıkları kredilere ilişkin Liebig ve
diğerlerinin (2004) yaptıkları amprik çalışmada, Basel II’nin gelişmekte olan
piyasalara sağlanan borçlar üzerinde sınırlı bir etkisinin olacağı sonucuna varılmıştır.
Bu sonuca dayanak olan kanıt ise Basel II Uzlaşısı ile getirilen düzenlemeler
neticesinde düzenleyici sermayenin (regulatory capital) ekonomik sermayenin altına
düşmesinden kaynaklanmaktadır12. Çalışma kapsamında yüzde 99,5 güven aralığında
Alman bankalarının “ortalama ekonomik” sermayelerinin “ortalama yasal”
sermayelerinin üzerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Söz konusu sonucu
destekleyici olarak sunulan diğer bir kanıt ise, büyük bankaların kredilendirme
kararlarının alınmasında ekonomik sermayenin ana belirleyici olmasıdır. Bunun
Burada ekonomik sermaye ile kastedilen, risklerin neden olduğu ekonomik
maliyeti karşılayan sermayedir. Düzenleyici sermaye ise Basel Uzlaşısı’nda tavsiye
edilen sermayedir.
12
67
yanısıra çalışma kapsamında hiçbir bankanın Basel I kapsamında OECD üyesi
gelişmekte olan ülkelere verilmekte olan kredilerde risk ağırlığını yüzde sıfır olarak
belirlememesidir.
Hayes, Saporta ve Lodge (2002) tarafından yapılan çalışmada da, gelişmekte
olan piyasalara sağlanan kaynaklarda herhangi bir değişiklik olmayacağı öne
sürülmekte olup, Basel II kapsamında piyasa riskine ilişkin yeni bir değişiklik
olmaması nedeniyle de alım satım defteri kapsamında (trading book) sermaye
piyasalarına yapılacak yatırımlarda da herhangi bir davranışsal değişiklik olmayacağı
belirtilmektedir.
Bu tartışmalar çerçevesinde şunu belirtmek gerekir ki, Basel II Uzlaşısı
uluslararası bankaların ihtiyaçları gözönünde bulundurularak hazırlanmış ve riske
daha duyarlı bir sermaye tahsisini amaçlamıştır. Bu kapsamda, şunu da açıkça
vurgulamak gerekir ki, Basel II’de belirtilen risk ağırlıkları sadece bankaların vermiş
oldukları kredilere karşılık olarak tutmaları gereken yasal sermayenin tespitinde
kullanılmaktadır. Bankalar bu sayede ortak akılca belirlenmiş olan ve gözetim merci
tarafından da kayıt altında tutulan ve bankaların beklenen, muhtemel kayıplarını
karşılamak amacıyla yasal sermaye bulundurmaktadır. Bu hükümden kesinlikle aynı
risk ağırlığına sahip bulunan ülkelerin, kurumların ve kişilerin aynı maliyetler
çerçevesinde bankalardan kaynak bulabilecekleri anlaşılmamalıdır.
Özellikle uluslararası alanda faaliyet gösteren büyük bankalar zaten uzun
yıllardır yasal sermayelerinin yanı sıra, beklenmeyen kayıplarını karşılayabilmek
amacıyla da ekonomik sermaye tutmaktadırlar. İki OECD ülkesine verilen borçlarda
tutulması gereken yasal sermaye her ne kadar aynı olsa bile, bankaların bu iki ülke
68
için belirledikleri risk ve buna mukabil tuttukları ekonomik sermaye de birbirinden
farklı olabilecektir.
Dolayısıyla, Basel II Uzlaşısı’nın uluslararası bankalar tarafından gelişmekte
olan piyasalara sağlanan kaynakların akışında dramatik sonuçlara yol açmayacağı
düşünülmektedir.
III.II. BASEL II’NİN BANKALARA OLAN ETKİSİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER
Basel II standartlarına geçiş sırasında dikkate alınacak temel hususlar, ilgili
ülkenin bankacılık sektörünün temel karakteristiklerinden bağımsız değildir.
Dolayısıyla konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunulurken, sektörün risk
yönetimine bakış açısı, riskleri yönetme kapasitesi, kurumsal yönetişim ilkelerine
yaklaşımı gibi hususların dikkate alınması gerekmektedir.
Bu kapsamda, Türk bankacılık sistemine ilişkin değerlendirmelerde
bulunulmadan önce, Basel Komite tarafından yapılan “3. Sayısal Etki Çalışması
(QIS3)”na ilişkin bilgiler sunulacaktır. Ekim 2002’de, 43 ülkeyi kapsayacak şekilde
başlatılan çalışmaya, 13 tane G10 ülkesinde 188 banka, diğer 30 ülkeden de 177
banka katılmıştır. Söz konusu çalışmaya ülkemizden, sektörün aktif büyüklüğü
açısından %60’ını oluşturan 6 banka da katılmıştır.
QIS3’ün sonuçlarına göre standart yaklaşım çerçevesinde bütün ülkeler için
sermaye yükümlülüğü artışı görülmektedir. 1. Grup bankalar açısından mevcut
yükümlülüklerden küçük artışlar olmakla birlikte perakende çalışan bankaların
sermaye yükümlülüklerinde daha büyük artışlar tahmin edilmektedir. İleri içsel
derecelendirme yaklaşımında ise, sermaye yükümlüklerinde azalmalar oluşmaktadır.
69
Dolayısıyla, Basel II ile bankaların risklerini kendi içsel derecelendirme sistemi
çerçevesinde ölçmelerinin teşvik edilmesinin sonuçları, burada açıkça görülmektedir.
QIS3’ün sermaye yükümlükleri üzerindeki etkisine ilişkin tablo aşağıda
sunulmaktadır (BIS, 2003).
70
TABLO 9 - QIS 3 Sonuçları
Standart
Ortalama
Azami
İçsel Derecelendirme
Asgari
Ortalama
Azami
İleri İçsel Derecelendirme
Asgari
11%
84%
-15%
3%
55%
-32%
İkinci Grup
3%
81%
-23%
-19%
41%
-58%
AB Birinci Grup
6%
31%
-7%
-4%
55%
-32%
İkinci Grup
1%
81%
-67%
-20%
41%
-58%
12%
103%
-17%
4%
75%
-33%
G10 Birinci Grup
Diğer Ülkeler 1&2
Ortalama
Azami
Asgari
-2%
46%
-36%
-6%
26%
-31%
Kaynak: BIS (2003)
71
Konuya Türk bankacılık sistemi açısından baktığımızda sektördeki ulusal
bankaların
önemli
uygulayabilecekleri
bir
kısmının
standart
düşünülmektedir.
yaklaşımları
Ancak,
ileri
en
düzey
kısa
zamanda
yaklaşımların
uygulanmasının önünde veri kısıtlarının bulunduğu bilinmektedir. Türkiye’deki kayıt
dışı sektörün varlığı ve standart olmayan muhasebe kayıtlarına dayanan, eksik
verilerin oluşturduğu ve bankaların 2-3 yıldır kullandıkları mevcut “skoring”
sistemleri
ileri
düzey
yaklaşımların
benimsenmesini
zorlaştıracak
gibi
gözükmektedir. Dolayısıyla, ilk aşamada dışsal kredi derecelendirme notları önem
arzedecektir.
Sektördeki ulusal bankaların önemli bir kısmının notu BB- ile Türk
Hazinesi’nin mevcut notuna eşittir. Ulusal bankalar büyük ölçekli yabancı
bankalardan sendikasyon ve seküritizasyon kredileri kullanmaktadır. Söz konusu
kredilerin toplamı 2004 yıl sonu itibarıyla 10,1 milyar dolardır.
Ayrıca, insan kaynaklarına ve bilgi sistemlerine büyük çaplı yatırımların
yapılması gerekmektedir.
Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren uluslararası nitelikteki yabancı
bankaların, Basel II’ye geçişi kendi maliyetlerini düşürmek için fırsat olarak
görmeleri mümkündür. Özellikle, merkezlerinin daha önceden ileri düzey
yaklaşımları kullandığı yabancı bankaların, bu alanlara yapmış oldukları yatırımlar
ve tecrübeleri sayesinde ulusal bankalara göre avantaj kazanmaları ihtimali
mevcuttur (Yayla, Türker Kaya, 2005:41-43).
Türk bankacılık sektörünün Basel II’ye bakışına ilişkin BDDK tarafından
çeşitli çalışmalar yapılmakta olup, bu çalışmanın önemli ayaklarından birisini de
72
ülkemizdeki 50 bankaya uygulanan ve Aralık 2005’de sonuçları açıklanan Basel II 2.
Anket Çalışması (BDDK, 2005b) oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın sonuçlarına göre, Basel II uygulamasında Türk Bankacılık
Sektörünün konsolide bazda genel değerlendirmesine bakıldığında şu sonuçlar elde
edilmiştir.
1. Sektörün tamamına yakınının Basel II uyum çalışmalarına başladığı ve
yarısına yakın bir bölümünün ise süreci kapsamlı bir proje olarak ele aldığı
görülmektedir. Özellikle banka ölçeği büyüdükçe sürecin daha detaylı ve kapsamlı
ele alındığı görülmüştür. Sektör aktif toplamının tamamına yakın kısmı Basel II’ye
yönelik strateji ve politikaları belirlemiş, ilgili strateji ve politikaları yönetim kurulu
onayından geçirmiştir. Geçiş süreciyle ilgili sektörün yarısı yatırımlar için bütçe
tahsisi yapmış ya da planlamıştır. Bu yatırımlar özellikle bilgi işletim sistemi ve
yazılım-donanım konularında yoğunlaşmıştır. Süreç içinde karşılaşılan en önemli
sorun içsel derecelendirme ile ilgili veri gereksinimidir.
2. Sektörün 01.01.2007 itibariyle, kredi, piyasa ve operasyonel risk
hesaplama yöntemlerinden standart yöntemlerle konsolide hesaplama yapabileceği
belirlenmiştir.
3. Son dönemde bankaların, kredi riski üzerine çalışmalarını ve yatırımlarını
arttırdığı görülmüştür. Bankaların büyük çoğunluğu, kredi riski ölçümüne standart
veya basitleştirilmiş standart yöntemle başlamayı planlamaktadırlar. İlerleyen
dönemde sektör aktifinin önemli bir kısmını oluşturan bankalar ileri yöntemlerle
hesaplama yapmaya geçeceklerini beyan etmişlerdir. Sistemin tamamına yakın bir
çoğunluğu kredi riskini standart yöntemle hesaplama konusunda gerekli teknik
73
bilgiye sahiptir. Bunun yanısıra, içsel derecelendirme yaklaşımı ile ilgili olarak
biriktirilme yılı farklılaşmakla beraber, sektörün aktif toplamı itibariyle %70’e yakın
kısmı 1-3 yıl arası değişen temerrüt olasılığı verisine sahiptir.
4. Operasyonel risk hesaplanması açısından bankalar daha çok standart,
alternatif standart ve temel gösterge yaklaşımını tercih etmekte ve adı geçen
yöntemler konusunda sektör yeterli teknik bilgi ve altyapıya sahiptir. Standart
yöntem uygulamaya başlayacak bankalardan, sektörün toplam aktifinin yaklaşık
%90’ını oluşturan kısmı ileri yöntemlere geçme planı yapmaktadır. İleri yöntemlere
geçiş tarihi çeşitli olmakla beraber 4 yıl içinde sektörün büyük kısmı operasyonel
risk hesaplamasını ileri yöntemlerle yapmaya başlayacaktır. Bankalar ileri ölçüm
yöntemlerinden
daha
çok
kayıp
dağılımları
yaklaşımlarını
kullanmayı
planlamaktadır. Sektörün önemli kısmında işkolları ve faaliyet alanları belirlenmiş
olup, operasyonel risk kayıp olayı sınıflandırması yapılabilmekte ve her bir
işkolundan gerekli gösterge verisi elde edilebilmektedir.
5. Piyasa riski ölçümünde diğer risklere nazaran Türk Bankacılık
Sektörünün daha tecrübeli ve hazır olduğu görülmüştür. Sektörün tamamına yakın
kısmı içsel modelleri yoğun olarak günlük karar alma, limit belirlenmesi gibi
süreçlerde kullanmaktadır. İlgili modellerin kullanımı konusunda bankaların teknik
bilgi ve altyapıları yeterli olmakla beraber, modeller 3 yıl içerisinde büyük oranda
yasal sermaye hesaplamasında da kullanılmaya başlanacaktır.
Öte yandan, BDDK tarafından, Temmuz 2003’te aktif büyüklüğü açısından
sektörün %95’ini teşkil eden 23 bankanın katılımıyla yerel bir sayısal etki analizi
çalışması başlatılmış olup söz konusu çalışmanın sonuçları Aralık 2004’de
yayımlanmıştır (BDDK, 2004).
74
Sayısal etki çalışmaları sonucuna göre, Basel II bankaların sermaye
yeterliliklerini belirli ölçülerde azaltmakla birlikte, Türk bankacılık sisteminin
sermaye yeterliliğinin yüksek olması sebebiyle bu olumsuz etki önemli boyutlara
ulaşmamaktadır. Yerel sayısal etki çalışması (QIS-TR) sonuçlarına göre, çalışmaya
katılan 23 bankanın toplulaştırılmış sermaye yeterliliği rasyosu mevcut durumda
%28,8 iken, Basel II hükümleri uygulandığında bu oran %16,9’a gerilemektedir.
Sermaye yeterliliğine ilişkin asgari seviyenin %8 olduğu dikkate alındığında, Basel II
hükümleri çerçevesinde de asgari seviyenin iki katından fazla bir sermayenin mevcut
olduğu görülmektedir.
Sermaye yeterliliği rasyosundaki azalma temel olarak yabancı para cinsinden
(dövize endeksliler hariç) Hazine bono ve tahvillerinin Basel II’de yüksek sermaye
yükümlülüğüne tabi olmasından ve Basel II ile birlikte operasyonel risk sermaye
yükümlülüğünün yeni eklenmesinden kaynaklanmaktadır. Basel II çerçevesinde
sermaye yeterliliği oranında ortaya çıkan %11,9’luk azalışın 8,7 puanı yabancı para
cinsinden kamu menkul kıymetlerinin yer aldığı portföylerden, 2 puanı ise
operasyonel riskten kaynaklanmaktadır. Şirketlere verilen kredilerin tabi olduğu
sermaye yükümlülüğünde ise az miktarda artışlar meydana gelmiştir. Sermaye
yeterliliği rasyosunda şirketler portföyü dolayısıyla ortaya çıkan azalış %1,2’dir.
Sayısal etki çalışmalarında, Basel II hükümleri, bankaların bugünkü
portföylerine uygulanmıştır. Dolayısıyla Basel II’nin uygulanmasına fiilen geçilmesi
durumunda
bankaların
portföy
tercihlerinde,
banka
müşterilerinin
kredi
değerliliğinde, finans piyasalarında ve makro ekonomik çerçevede meydana
gelebilecek
olası
değişiklikler
hesaba
katılmamıştır.
İleride
bu
alanlarda
değişikliklerin ortaya çıkması durumunda, Basel II’nin bankaların sermaye
75
yükümlülüklerine etkileri de farklı olabilecektir. Örneğin ülkemiz Hazine’sine ait
derecelendirme notunun “yatırım yapılabilir (investment grade)” olarak ifade edilen
BBB kademesini aşması durumunda yabancı para cinsinden kamu kağıtlarının tabi
olacağı sermaye yükümlülüğü yarı yarıya azalacaktır (%100’den %50’ye düşecektir).
Bankaların müşterisi konumunda olan şirketlerin ileride alacakları iyi derecelendirme
notları da sermaye yükümlülüğün azalmasına sebep olacaktır. Bununla birlikte,
makro ekonomik ortamdaki iyileşmeyle beraber, bankaların portföylerindeki
kredilerin artması durumunda, Yeni Uzlaşının uygulanmasıyla risk ağırlıklı
varlıkların toplamı daha da büyüyebilecektir.
III.III. BASEL
II’NİN
DERECELENDİRMEYE
DÜZENLEMELERİNİN
SERMAYE
İLİŞKİN
PİYASALARINA
ETKİSİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
Basel II Sermaye Uzlaşısı kapsamında en önemli konuların başında
derecelendirme faaliyeti gelmektedir. Hali hazırda yürürlükte olan Basel I Sermaye
Uzlaşısı kapsamında basit yöntemlere dayalı olarak hesaplanan risk ağırlıkları, 2007
yılından itibaren bankaların uygulayacakları metotlara göre değişen, dışsal ve içsel
derecelendirme faaliyetlerinin sonuçlarına dayalı, gelişmiş risk ölçüm metotlarını
temel alan bir yapıya uygun olarak hesaplanmaya başlanacaktır.
Ülkemizdeki bankacılık sisteminin gelişmişlik düzeyi ve yapısı dikkate
alındığında, Basel II Sermaye Uzlaşısının uygulamaya başlanması ile Uzlaşının en
önemli ayaklarından biri olan kredi riskinin tespiti hususunda, bankacılık
sistemimizde
ağırlıklı
olarak
dışsal
derecelendirme
faaliyetine
bağlı
yürütülecek standart metotların uygulanması beklenmektedir. Bu kapsamda, fon
temininde banka kredilerinin ağırlığı ve derecelendirme faaliyetinin kredi
76
maliyetleri üzerindeki etkisinin Basel II ile birlikte artacağı da göz önünde
bulundurulduğunda,
derecelendirme
faaliyetlerinin
düzenlenmesine
ilişkin
çalışmaların büyük önem kazanacağı düşünülmektedir.
Derecelendirmenin bu denli önem kazanmasının olumlu olduğu kadar
olumsuz yanları olduğu da öne sürülmektedir. Öncelikle derecelendirmenin kazandığı
önemin yaratabileceği olumsuzluklara bakılacaktır.
Basel II’nin uygulanabilmesi için mevcut durumda toplam borçluların ne
kadarının derecelendirme notuna sahip olduğu önem taşımaktadır. Örneğin,
Avrupa’daki durumun tersine, şirketlerin yaygın olarak bir kredi notuna sahip
olmadığı bir yapıda doğrudan içsel derecelendirme yaklaşımlarının uygulanması
daha anlamlı bulunmaktadır. Ancak, söz konusu yaklaşımların uygulanmasının
özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından daha zor olduğu ileri sürülmektedir.
Ayrıca, standart yaklaşımda B-’nin altında derecelendirilmiş bir firmanın risk
ağırlığı %150 iken, derecelendirilmemiş bir firmaya %100 ağırlık verilmesinin, riskli
olduğunu düşünen firmaların not almaktan kaçınmalarına neden olabileceği
düşünülmektedir.
Derecelendirme
kuruluşlarının,
belirledikleri
notlarını
kamuya
açıklanmayacak şekilde şirketlere bildirmesine yönelik uygulamaların da riskli
firmaları not almamaya teşvik edebileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda, Basel II
ile derecelendirilmemiş firmalara %100 risk ağırlığı verilmesinin özellikle
KOBİ’lerin finansman maliyetlerini artırmamaya dönük olduğu düşünülmektedir.
Bu bağlamda, kredi notunun büyük firmalar için zorunlu tutulabileceği
düşünülmektedir. Bu notların farklı derecelendirme kuruluşları arasında tutarlı
77
olması güvenilirlik açısından önem taşımaktadır. Derecelendirme şirketlerinin artan
potansiyel talebi kendilerine çekmek üzere “iyi” not vermek için gerçekteki
derecelendirme notlarını abartmaları gibi çeşitli politikalarla güvenirliliği sarsmaları
ve artan talebi karşılayabilecek sayıda derecelendirme firmasının olup olmaması,
talep edilmeksizin not verilmesi, birden fazla not verilmesi standart yaklaşım
uygulamasında ortaya çıkabilecek sorunlardır.
Yapılan çalışmalarda, derecelendirme kuruluşlarınca ülke notlarındaki
değişimlerin piyasa hareketlerini gecikmeli takip ettiği, tüm kredi kuruluşlarının
notlarını değiştirmede yavaş davrandıkları görülmektedir. Ayrıca, özellikle Asya
krizi sonrasında tüm derecelendirme kuruluşları not sistemlerini yeniden
değerlendirmişlerdir. Yeni derecelendirmede kısa vadeli borçlara, bankacılık
sektöründeki sistemik risklere, likidite riskine duyarlılığa ve bulaşma etkisine daha
büyük önem verilmeye başlanmıştır.
Derecelendirme kuruluşlarına ilişkin bu sıkıntılar içsel derecelendirme
yaklaşımında bulunmamaktadır. Ancak, bu yöntemin daha önceki bölümlerde
anlatıldığı gibi, hem bankalar hem de denetleyici otorite için yüksek maliyetler
taşıması ve yöntemin gelişmişlik düzeyinin yüksekliği, uygun veri ve nitelikli
personel
ihtiyacı
gibi
nedenlerden
dolayı
gelişmekte
olan
ülkelerde
uygulanabilmesinin orta vadede bile zor gözüktüğü görüşleri de mevcuttur (Yayla,
Türker Kaya,2005:17-18).
Ancak, derecelendirmeye ilişkin bu tartışmaları bir kenara bırakacak olursak
şirketlerin daha düşük maliyetlerle bankalardan kaynak bulmak amacıyla dışsal veya
içsel derecelendirmeye tabi tutulması şirketlerin daha şeffaf bir yapıya kavuşmasına
ve kayıt altına alınmasına neden olabilecektir. Bu durum ise uzunca bir süredir
78
sermaye piyasasının da önünde büyük bir engel teşkil eden kayıt dışılık kaynaklı
rekabetçi dezavantajların azalmasını sağlayabilecektir. Bu nedenle, ilerleyen
dönemlerde şirketlerin sermaye piyasalarından daha fazla kaynak bulmaya
çalışmaları olası görülmektedir.
III.IV.
PİYASA
DİSİPLİNİ
(KAMUYA
AÇIKLANACAK
HÜKÜMLER) KAVRAMININ SERMAYE PİYASALARINA
ETKİSİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
Basel Komitesi tarafından hazırlanan "Basel II'nin Uygulanmasına İlişkin
Göz Önünde Tutulması Gereken Hususlar" başlıklı dokümanda (BIS, 2004),
bankaların sermaye yeterliliği ayağının kısa vadede uygulamaya geçirilememesi
durumunda dahi, hem sermaye yeterliliği hükümlerinin uygulanmasına geçişte
kolaylık sağlanması, hem de bankacılık sisteminin disiplin altına alınmasına
yönelik olarak diğer iki ayak olan denetimsel gözden geçirme ve piyasa disiplininin
mümkün olan en kısa sürede denetim otoriteleri tarafından uygulamaya konulması
önemle tavsiye edilmektedir.
Piyasa disiplini kavramı altında Basel II’de kamuya duyurulacak hususlar ana
başlıklar halinde verilmiş, ancak banka yönetiminin belirlediği ilkelere göre
önemlilik
kavramına
girmeyen
ya
da
bankacılık
sırrı
kapsamında
değerlendirilebilecek hususları açıklama zorunluluğu olmadığı belirtilmiştir.
Bankalar tarafından açıklanması istenen bilgiler genel olarak şunlardır:
ƒ
Her bir risk grubu için risk yönetimi hedefleri ve politikaları,
ƒ
Konsolidasyona tabi iştiraklerine ilişin bilgiler,
79
ƒ
Özsermayesine
ilişkin
bilgiler
(Özsermayeyi
oluşturan
kalemler,
sermayeden indirilecek ya da eklenecek kalemleri kapsayacak şekilde),
ƒ
Sermaye yeterliliği bilgileri (Kuruluşun faaliyetlerini sürdürmesine ilişkin
etkisi, her bir risk (piyasa, kredi, operasyonel) bazında asgari sermaye
yükümlülükleri, sermaye yeterliliği oranı)
ƒ
Kredi riskine ilişkin detaylı bilgiler,
ƒ
Piyasa riskine ilişkin detaylı bilgiler,
ƒ
İçsel Risk Değerlendirme Modelleri kullanılıyorsa buna ilişkin bilgiler,
ƒ
Operasyonel riske ilişkin bilgiler (BIS, 2005).
Bilindiği üzere, sermaye piyasalarının güven ve açıklık içinde faaliyet
göstermesi ve tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması için kamunun
zamanında, yeterince ve doğru bir şekilde aydınlatılması büyük önem arz etmektedir.
Bununla birlikte geçmiş dönemde, bankacılık sırrı kavramı çerçevesinde kamuyu
aydınlatmada yaşanan eksiklikler neticesinde özellikle sermaye piyasası
yatırımcılarının aleyhinde fiili bir durum ortaya çıktığı ve çeşitli mağduriyetler
yaşandığı açıktır.
Basel Komitesi'nin özellikle bankacılık sektöründe iyi yönetişimin
geliştirilmesi ve desteklenmesi konusuna büyük önem verdiği dikkate alındığında,
yeni sermaye uzlaşısının üçüncü ana ayağını oluşturan piyasa disiplini altında
bankaların kamuyu aydınlatıcı bilgileri, yatırımcılar da dâhil olmak üzere tüm
ekonomik birimlerle doğru, zamanında ve yeterli biçimde paylaşması büyük önem
arz etmektedir.
80
Bu konuda, Basel Komitesi'nin, piyasa disiplininin sağlanması hususunda
ilgili denetim otoritelerinden, muhasebe standartları ve borsalara kotasyon
şartlarının gelişmişlik düzeyini dikkate almaları ve ilgili yasal altyapıya uygun
biçimde şekillendirilmiş bir uygulama planı geliştirmelerini istemesi, sermaye
piyasası uygulaması açısından dikkat edilmesi gereken bir husustur.
Bu vesileyle, yeni Uzlaşı kapsamında bankacılık sırrı kavramının düzenleyici
otoriteler arasında uzlaşı sağlanarak tanımlanmasının mikro anlamda sermaye
piyasası yatırımcılarının doğru karar verebilmeleri, makro açıdan ise, tüm ekonomik
birimlerin mali piyasalar hakkında doğru bilgi edinebilmeleri açısından önemli bir
husus olduğu düşünülmektedir.
Basel II uyarınca denetim otoritelerine, gerekli gördüğü durumlarda,
bankalardan sermaye yenileme programı uygulanması, banka faaliyetlerinin ve
temettü dağıtımının sınırlandırılması ve ek sermaye konmasını isteyebilmek gibi
yetkiler tanınmaktadır. Bu noktada, özellikle hisse senetleri borsada işlem gören
bankalar hakkında, finansal varlıkların değerini ve yatırımcıların finansal kararlarını
önemli şekilde etkileyebilecek bu yöndeki denetimsel tedbirlerin gündeme gelmesi
ya da uygulanması durumlarında kamunun gerektiği şekilde aydınlatılmasına yönelik
düzenlemelerin yapılacak olması da sermaye piyasaları açısından önemli hususlardan
birisidir.
81
III.V.
BASEL II’NİN REEL SEKTÖR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
III.V.I. Şirketler Kesimine Etkileri
Yukarıda kredi riskine ilişkin olarak Basel II kapsamında yer alan standart ve
gelişmiş
metotlar
hakkında
bilgi
verilmiştir.
Şirketler
açısından
durum
değerlendirildiğinde, bankalar ister standart metotları kullanarak kredi riski
hesaplanmasında bağımsız derecelendirme şirketlerinin borçlular hakkında verdikleri
notları ve buna ilişkin Basel II kapsamında belirlenen oranları kullansın, isterse içsel
derecelendirme metotlarını kullanarak kredi riskine ilişkin parametreleri kendileri
belirlesinler, şirketlerin eskisine göre çok daha şeffaf bir yapıya kavuşarak kayıt
altına girmeleri bir gereklilik haline gelmektedir. Şirketler, bankalardan daha ucuz
kaynak temini imkanlarına kavuşmak için derecelendirme faaliyetlerine tabi olmak
durumundadırlar. Derecelendirmeyi yapan taraf ister banka isterse bağımsız
derecelendirme kuruluşu olsun bu durum şirketlerin daha sağlıklı bir mali yapıya
kavuşmalarını, mali yapılarını gösterir şeffaf bir finansal yapıya kavuşmalarını ve
dolayısıyla kayıt altına alınmalarını gerektirmektedir.
Kayıt
altına
alınmadan
sermaye
piyasalarından
faydalanma
imkanı
bulunmayan şirketler Basel II’nin uygulanmaya başlamasıyla bankalardan kaynak
temininde de zorluklar yaşayabilecektir. Ülkemizi ekonomisinin en önemli
problemlerinden birisi olan kayıt dışı ekonomi sorununun çözülmesine Basel II’nin
bu yönleriyle olumlu bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kaynak temininde şeffaflık ve kayıt altına alınma mevzularında Basel II ile
beraber eskisine nazaran daha eşit platformlarda yer almaya başlayacak olan sermaye
82
piyasaları ve bankacılık sektörü arasındaki rekabetçi farklılıklar da bu vesile ile
azalmış olmaktadır.
Bu sayede bankacılık sektöründeki kaynaklardan faydalanabilmek amacıyla
kayıt altına giren şirketler için sermaye piyasalarından kaynak bulma imkanları da
cazip gelebilecektir. Şu zamana kadar sermaye piyasalarından birçok şirketin uzak
durmasının başlıca nedenleri arasında yer aldığı düşünülen kayıt dışı kalmaktan
kaynaklanan rekabetçi avantajları bu düzenlemelerle bir nebze olsun azalmaktadır.
III.V.II. KOBİ’lere Etkileri
Tezin daha önceki bölümlerinde Basel II kapsamında perakende kredilere
ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulunulmuştur.
KOBİ’ler gelişmiş veya gelişmekte olan tüm ekonomilerde ve ülkemizde
önemli bir yere sahiptir. Uluslararası ekonomik ilişkilerde yaşanan gelişmeler,
rekabet koşullarındaki hızlı değişme, teknoloji alanındaki yenilikler yanında
ekonomik faaliyeti düzenleyen kurallardaki değişmeler KOBİ’lerin performansını
etkilemektedir. Son dönemde uluslararası finans sisteminde yoğun olarak
tartışılmakta olan Basel II düzenlemesi dolaylı olarak KOBİ’leri çok yakından
ilgilendirmektedir.
Türkiye’deki işletmelerin % 99,5’i, istihdamın % 64’ü, katma değerin % 36’sı
KOBİ’lere aittir.
Ülkemizde
değişik
KOBİ
tanımlamaları
bulunmaktadır.
Hazine
Müsteşarlığı’nın tanımına göre; imalat sanayiinde faaliyette bulunan ve yasal defter
kayıtlarında arsa ve bina hariç, makine ve teçhizat, tesis, taşıt araç ve gereçleri,
demirbaşlar vb. toplamının net tutarı 400 milyar Türk Lirasını aşmayan;
83
ƒ
1-9 işçi çalıştıran işletmeler çok küçük ölçekli,
ƒ
10-49 işçi çalıştıran işletmeler küçük ölçekli,
ƒ
50-250 işçi çalıştıran işletmeler orta ölçekli işletmelerdir.
En fazla 400.000 YTL. tutarında sabit yatırım harcaması yapan işletmelerin
tüm yatırımları KOBİ kapsamında değerlendirilir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı tanımına göre ise KOBİ’ler; imalat sanayiinde
faaliyet gösteren, 1-200 işçi çalıştıran, gerçek usulde defter tutan, arsa ve bina hariç
sabit sermaye tutarı bilanço net değeri itibariyle 2 milyon ABD doları karşılığı TL'yi
aşmayan işletmelerdir (TBB, 2004:4-5).
Ülkemizde şimdiye kadar yapılan KOBİ tanımlarından farklı olarak, Basel
II’de sermaye yeterliliğini belirlemek için kullanılan standart yöntemde SME (Small
and Medium Sized Entities-Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler) sınıfının sınırları
firmaların yıllık toplam satış cirolarına göre belirlenmeye başlanacaktır. KOBİ;
toplam cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar olarak tanımlanmaktadır. KOBİ
tanımına bağlı olarak “perakende-kurumsal” ayrımı çok önem kazanmakta olup, bir
bankadaki toplam kredisi (Nakit + Gayrinakit) 1 milyon Euro’nun altında kalan
KOBİ’ler “perakende portföy” içinde tanımlanmakta, ilgili bankadaki kredi miktarı 1
milyon Euro’nun üstünde olan KOBİ’ler ise “kurumsal portföy” içinde
tanımlanmaktadır (Aras, 2004:13).
84
TABLO 10 - Basel II Standart Yaklaşım’da KOBİ’lerin Risk Ağırlıkları
Sınıflandırma
Yıllık Ciro
Kredi Tutarı
Risk Ağırlığı
Derecelendirme Notuna
Kurumsal KOBİ
> 50 Mio €
> 1 Mio €
Göre Ağırlıklandırılır.
Perakende KOBİ*
< 50 Mio €
< 1 Mio €
Standart %75
*Birbiriyle aynı risk grubunda bulunan küçük işletmeler veya şahıslar tek bir işletme olarak
kabul edilmektedir. Bu tür firmalara verilen kredilerin tutarı toplam perakende portföyünün
%2'sini geçemez.
Kaynak: BIS (2005)
Bu kapsamda, Basel II içerisinde KOBİ kredilerinin durumuna ilişkin yapılan
amprik çalışmalarda, KOBİ’ler genel olarak standart yaklaşımda hem mevcut
duruma göre hem de büyük ölçekli şirketlere göre daha avantajlı konumda
bulunmaktadırlar. İçsel derecelendirme yaklaşımlarında ise büyük ölçekli şirketlere
göre daha avantajlı konumda bulunmakla beraber, mevcut mevzuata kıyasla tabi
olacakları sermaye yükümlülükleri derecelendirme notlarına bağlı olarak daha düşük
veya daha yüksek olabilmektedir. Ayrıca Basel II bankalara farklı ölçüm
yaklaşımlarının yer aldığı seçenekler sunmaktadır. Bu sebeple, Basel II ile birlikte
farklı ölçüm yaklaşımlarını ve farklı derecelendirme sistemlerini kullanan bankalar
olabilecektir. Bu farklılıklar KOBİ’ler açısından da farklı bankalarda farklı kredi
imkanlarına sahip olabilmeleri sonucunu doğurabilecektir.
Bankacılık sektörü tarafından KOBİ’lere kullandırılan toplam kredi hacmi,
ağırlıklı olarak makro ekonomik koşullara ve bankaların fon kaynaklarına erişim
imkanlarına bağlıdır. Benzer şekilde KOBi kredilerinin ortalama maliyeti de
ekonomideki genel faiz hadlerine, bankaların fonlama maliyetlerine ve operasyonel
giderlerine
oldukça
duyarlıdır.
Basel
II
sonrasında
bankaların
fonlama
maliyetlerindeki olumlu veya olumsuz değişimler ile Basel II uygulamalarına ilişkin
operasyonel
giderler
kredi
maliyetlerine
rekabet
koşulları
çerçevesinde
85
yansıyabilecektir. Bu çerçevede, Basel II’nin KOBİ kredilerinin hacminde ve
fiyatında oluşturması beklenen en önemli etki risk primlerinin artması ve kredi faiz
oranlarında işlemlerin risklilik düzeylerine bağlı olarak farklılaşmaların belirgin hale
gelmesi olacaktır.
Basel II ile birlikte içsel derecelendirme yaklaşımını uygulayacak bankaların
zorunlu olarak, standart yaklaşımı uygulayacak bazı bankaların da ihtiyari olarak
derecelendirme
sistemleri kurmaları veya mevcut sistemleri iyileştirmeleri
beklenmektedir. Bu sistemler, teknik alt yapıya, yeterli uzunlukta tarihsel veriye ve
yüksek gözlem sayısına ihtiyaç duyacaktır. Bu açıdan merkezi veri tabanları da önem
arz etmektedir. KOBİ’ler açısından Basel II sonrasında avantajlı koşullarda kredi
kullanmanın en etkin yolu iyi bir derecelendirme notuna sahip olma olacaktır. Bu
çerçevede KOBİ’lerin bankalarca veya bağımsız kredi değerlendirme kurumlarınca
kullanılan derecelendirme sistemleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve bu sistemlerin
gereklerini yerine getirme konusunda adım atmaları önem arz etmektedir.
Bu kapsamda, değerlendirilebilecek önemli hususlar KOBİ’lerde kurumsal
yönetişim, hesap ve kayıt düzeni, şeffaflık, finansal planlama ve risk yönetimi olarak
ortaya çıkmaktadır (Yüksel, 2005:39).
Bu nedenle, Basel II’ye geçiş sürecinde KOBİ’lerin faaliyetlerinden doğan
risklerini yönetecek finansal enstrümanların kullanılması, Basel II’nin öngördüğü
teminat yapısına uyum sağlanması, bağımsız derecelendirme kuruluşlarından ve
bankalardan derecelendirme notu almaya hazırlıklı olmaları ve iyi not alabilmek için
sermayelerini güçlendirme yoluna gitmeleri, uluslararası kabul görmüş standartlarda
ve güvenilir mali tabloların üretilmesi, kurumsal yönetim kültürünün en üst
yöneticiden tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım
86
yapılması, karar almada her türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan bir sistemin
kurulması ve Basel II ile öngörülen değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi
gerekmektedir.
Bugüne kadar KOBİ’lerin sermaye piyasalarından yararlandırılması yönünde
de birçok çalışma yapılmış ve KOBİ’lere ait hisse senetlerinin işlem göreceği ikinci
el piyasalar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte, kayıt dışı ekonominin
yaygınlığı bu konuda en önemli engeli oluşturmuştur. Zira, ülkemizde şirketler
üzerindeki vergi yükünün ağır olması, beraberinde kayıtdışılığı getirmekte ve kayıt
altına giren şirketler, hem vergi yükü hem de halka açılma gerçekleştiği takdirde
Sermaye Piyasası Kurulu kaydına girilmesine bağlı ek bir kamu otoritesinin gözetimi
sebebiyle kayıtdışı çalışan şirketlere göre rekabet dezavantajı ile karşı karşıya
kalmaktadırlar.
Ancak, Basel II ile birlikte KOBİ’lerin kurumsal yönetişim ilkelerini
benimseme ve güvenilir mali tablo üretme gerekliliği, söz konusu şirketlerin sermaye
piyasasından fon sağlama olanaklarının da artmasını sağlayacaktır.
III.VI.
BASEL II’NİN BORÇLANMA PİYASALARINA ETKİSİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
Tezin önceki bölümlerinde de belirtildiği üzere, Basel II kapsamında
Türkiye’nin uzun dönem yabancı para cinsinden borçlanma notunun BB- olması ve
Basel I’deki OECD üyesi olmanın avantajı kaldırıldığı için ülkemiz hazinesinden ve
merkez bankasından olan alacaklara daha önceki gibi % 0 değil de % 100 risk
ağırlığının uygulanacak olması ülkenin borçlanma maliyetlerini bir miktar
artırabilecektir.
87
Öte yandan Basel II kapsamında ulusal inisiyatife bağlı olarak, bankaların
faaliyette bulundukları ülke hazinesinden (veya merkez bankasından) olan ulusal
para cinsinden alacakları için - fonlamanın da bu para cinsinden olması kaydıyladaha düşük risk ağırlıkları kullanılabilecektir.
Bu ulusal inisiyatifin pek çok ülke tarafından kullanılacağı tahmin
edilmektedir. Özellikle ülkemiz bankalarının aktiflerinin önemli bir bölümünün
kamu menkul kıymetlerinden oluşması sebebiyle, bu tip alacaklar için kullanılacak
risk ağırlığının %0'dan daha yüksek olarak belirlenmesi yönünde karar alınması
halinde öncelikle, böyle bir uygulamadan bankaların sermaye yeterlilik oranlarının
ve Hazine'nin borçlanma maliyetlerinin nasıl etkileneceği hususunun çok iyi analiz
edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, BDDK tarafından, YTL cinsi alacaklar
(dövize endeksliler dahil) için söz konusu oranın sayısal etki çalışmalarında olduğu
gibi %0 olarak uygulanmasının ve ilerleyen yıllarda makroekonomik gelişmeler,
kamu sektörü borçlanma gereksiniminin seviye ve seyri, borçlanma maliyetinde
meydana gelecek değişiklikler ile ülke notundaki iyileşmeler çerçevesinde bu
tercihin tekrar gözden geçirilmesinin söz konusu olabileceği açıklanmıştır (Yetim ve
Balcı 2005, 26).
Ancak, bu husus YTL cinsi alacaklar (dövize endeksliler dahil) için söz
konusudur.
Basel
II
kapsamında
kredi
riskinin
standart
yönteme
göre
hesaplanmasında herhangi bir tercihe bağlı olmaksızın yabancı para kamu menkul
kıymetleri ülke notuna göre risk ağırlığına tabi olmaktadır. Bu bağlamda,
Türkiye’nin risk ağırlığı %100’dür. Aşağıdaki tabloda bankaların ellerinde bulunan
Eurobondların miktarı ve menkul kıymetler portföyü içindeki payları sunulmaktadır.
Tablo 11’den görüldüğü üzere, Eurobondların yaklaşık %79’u özel bankalarda,
88
%19’u kamu bankalarında tutulmaktadır (Yayla, Türker Kaya, 2005:42-43). Özel
bankalardaki Eurobondların menkul değerler cüzdanı içindeki payı %22 civarındadır.
Dolayısıyla, yabancı para cinsinden menkul kıymetlerin kredi riski hesaplamasında
yüksek risk ağırlığına tabi tutulmasına bağlı olarak, eurobondlara yerli bankalar
tarafından gösterilen ilginin azalacağı düşünülebilir.
Tablo 11 - Bankaların Eurobond Stokları (Aralık 2004)
Eurobond/Menkul Değerler
Eurobond (Milyon USD)
Cüzdanı (%)
Kamu
2.152
4,7
Özel
9.208
21,9
83
4,4
169
16,5
0
0
11.612
12,6
Yabancı
Kalkınma
TMSF
Toplam
Kaynak:BDDK
Öte yandan, piyasa riski hesaplamasında ulusal inisiyatife bağlı olarak, ulusal
para cinsinden olması ve banka tarafından da aynı para birimi ile fonlanması
durumunda kamu kağıtları için daha düşük spesifik risk12 yükümlülükleri
uygulanabilecektir.
Bilindiği üzere, ülkemizde uzunca bir süredir özel sektör bono ve tahvil arzı
hemen hemen hiç olmamıştır. Türkiye Bankalar Birliği tarafından 2000 yılında
12
Spesifik risk; getirisi faiz oranı ile ilişkilendirilmiş finansal araçlardan veya hisse
senetlerinden oluşan pozisyonlarda, geniş piyasa hareketleri dışında, bu pozisyonları
oluşturan finansal araçları ihraç veya garanti eden ve ödeme yükümlülüğünü üstlenen
kuruluşların yönetimlerinden ve mali bünyelerinden kaynaklanabilecek sorunlar
nedeniyle meydana gelebilecek zarar riskini ifade etmektedir.
89
yapılan bir çalışmada özel sektör bono ve tahvil ihracındaki artışın beklenilen
düzeyde olmamasının en önemli nedenleri olarak;
ƒ
Kamu sektörünün son yıllardaki yoğun borçlanmasına neden olan
ekonomik ortam,
ƒ
Talep yetersizliği,
ƒ
Maliyet artışına neden olan vergi ve diğer yükler,
ƒ
Sermaye Piyasası Kurulu’na yapılan başvurudan, tahvilin ihracına kadar
olan sürenin uzunluğu ve prosedürün yoğunluğu,
ƒ
"Kredi Derecelendirme Kuruluşları"nın eksikliği
olarak gösterilmiştir (TBB, 2000b:1).
Bu kapsamda, Basel Komitesi’nin de Basel II uygulamasında ülkelerin kendi
finansal piyasalarında geliştirilmekte olan yeni ürün ve hizmetler üzerindeki olası
etkilerini dikkate almalarını önerdiği dikkate alınarak, ulusal uygulama tercihlerinin
belirlenmesinde kamu kağıtları ile özel sektör bono ve tahvilleri arasında, bankaların
özel sektör bono ve tahvili almaktan tamamen kaçınmalarına yol açacak boyutta bir
dengesizlik yaratılmamasına özen gösterilmesinin ülkemiz açısından önemli olduğu
düşünülmektedir.
90
III.VII. BASEL
II’NİN
SERMAYE
KURUMLARINA
PİYASASI
ETKİSİNE
ARACI
İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER
Mevcut durumda sermaye piyasası aracı kurumlarının sermayelerine ve
sermaye yeterliliğine ilişkin şartlar AB’nin Basel I düzenlemelerini temel alan
direktifi ile tam uyumlu olarak düzenlenmiş ve uygulanmaktadır.
Öte yandan, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından Basel II esas alınarak
hazırlanan “Yatırım Şirketleri ve Kredi Kuruluşlarının Sermaye Yeterlilikleri
Hakkında Direktif” Ekim 2005 AB parlamentosu tarafından kabul edilmiş olup, 2007
yılı başından itibaren yürürlüğe girmesi beklenmektedir. Söz konusu düzenleme
bankaların yanı sıra yatırım şirketlerini de kapsamaktadır.
Bu sebeplerle, ülkemizin AB müktesebatı ile uyum sağlanması ve finansal
sistemde faaliyet gösteren kuruluşların ortak standartlara sahip olması amacı
çerçevesinde, sermaye piyasasında faaliyet gösteren aracı kurumların da Basel II ile
uyumlu sermaye yeterliliği standartlarına sahip olması beklenmektedir.
Bu kapsamda, Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği tarafından
tüm sektörün özsermayeleri toplamının %58’ini temsil eden 14 kurumun 31.12.2005
tarihli mali tabloları üzerinden bir sayısal etki çalışması yapılmış ve sonuçları Nisan
2005’de yayımlanmıştır. Söz konusu çalışma sonuçlarında, Basel II konusunda
sektörün
ciddi
bir
eğitim
ihtiyacı
içinde
olduğu,
özellikle
operasyonel
departmanlarda çalışanların genel anlamda risk kavramı ve temel finans eğitimlerine
konusunda ciddi eksiklikleri bulunduğu, öte yandan daha karmaşık hesaplama
yöntemlerine sahip olmasına rağmen Basel II kurallarının mevcut yükümlülüklere
91
göre daha düşük sermaye yeterliliği eşikleri öngördüğü, Basel II’nin aracı kurum
sektöründe uygulanması, mevcut koşullara göre daha esnek bir yapı sağlayacağı
sonuçlarına ulaşılmıştır (TSPAKB, 2006)13.
Sonuç olarak, sermaye piyasası aracı kurumlarının sermayeleri ve sermaye
yeterliliğine ilişkin düzenlemenin Basel II Uzlaşısı ile uyumlaştırılması sonucunda
sektördeki risk algılamasının değişeceği ve risk yönetimine ilişkin önemli adımlar
atılacağı
düşünülmektedir.
Bu
kapsamda,
aracı
kurumların
müşterilerini
kredilendirme sürecinde daha dikkatli davranacak olmaları ve temerrütten
sakınmaları neticesinde ikincil piyasalarda spekülatif amaçlı işlemlerin azalması
beklenmektedir.
Öte yandan, daha önce de ifade edildiği üzere Basel II ile getirilen sermaye
yeterliliği düzenlemeleri uluslararası alanda aktif bankalara konsolide bazda
uygulanacaktır. Buna göre sermaye yeterliliği yükümlülüklerinin hesaplanmasında,
uluslararası alanda aktif bir bankanın dahil olduğu bir bankacılık grubu ya da bu tür
bir bankanın banka, aracı kurum ve diğer finansal iştirakleri (sigorta şirketleri hariç)
konsolide edilecektir. Kontrol elde bulundurulmaksızın yapılan önemli azınlık
iştirakleri (significant minority ownership) ise konsolidasyona dahil edilmeyecektir.
Ancak, bazı durumlarda bu tür iştiraklerin iştirak oranı nispetinde konsolide edilmesi
mümkündür. Azınlık iştirakinin hangi iştirak oranında önemli kabul edildiği
13
Bu çalışmanın sonuçlarına tez içinde yer verilmiş olmakla birlikte, çalışmada bazı
önemli hususlarda eksiklikler bulunmaktadır. Maddi duran varlıkların sermaye
yeterliliği tabanı hesaplamasında özsermayeden düşülmemesi ya da risk ağırlığının
%100 olarak belirlenmesi, risk karşılıkları hesaplamasının Basel II ile tam uyum
göstermemesi ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun likit olmayan varlıklara ilişkin
düzenlemesinin dikkate alınmaması bu eksikliklere örnek olarak gösterilebilir.
92
ülkelerin
muhasebe
düzenlemelerince
veya
yetkili
otoriteler
tarafından
belirlenmektedir. Örneğin, bu oran AB’de %20-%50 arasıdır.
Basel II’nin ülkemizde uygulanması ile birlikte, Sermaye Piyasası Kurulu
tarafından yetkilendirilmiş 100 faal aracı kurumdan 27 adedinin banka bağlı ortaklığı
niteliğinde olduğu dikkate alındığında, bankaların çoğunluk hisselerine sahip olduğu
aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri gibi sermaye piyasası kurumları
konsolidasyon kapsamında olacaktır.
III.VIII. KONUT İPOTEĞİ KARŞILIĞI KREDİLER
Basel II’de borçlunun ikamet ettiği veya ikamet amacı ile kiralanmış bulunan
gayrimenkul ipoteği ile tümü teminat altına alınmış alacaklar için uygulanacak risk
ağırlığı %35 olacaktır. Bir konut kredisinin bu orandan faydalanabilmesi için;
ƒ
Konutun ikamet amaçlı kullanılıyor olması,
ƒ
Konutun kat mülkiyetinin tesis edilmiş olması ve kredinin birinci derece
ipotekle teminat altına alınmış olması,
ƒ
Konutun uluslararası değerleme standartlarına göre ve lisanslı değerleme
uzmanlarınca piyasa değerinin tespit edilmiş olması,
ƒ
Uzun dönemde konut değerindeki dalgalanmalardan dolayı kredinin
teminatının yetersiz kalmasını önlemek amacıyla, kredi tutarı ile konutun değeri
arasında belirli bir oranda marj bulunması
gerekmektedir (BIS, 2005).
Ülkemizde konut arzı ve konut niteliğine ilişkin sorunlar yanında, konut
ediniminde mali piyasalardan yeterince istifade edilmeksizin, alıcıların satın
93
alacakları konutları kendi kaynaklarıyla veya kişisel ilişkilerini kullanarak finanse
etmelerine yol açan bir finansman sorunu da bulunmaktadır. Bu kapsamda, mali
sistem aracılığıyla konut sahibi olunabilmesini sağlayacak ve “mortgage” olarak
bilinen konut finansmanı sistemine ilişkin çalışmalar yürütülmektedir.
Ülkemiz 2002 yılından itibaren düşen enflasyon ve yüksek reel büyümenin
yarattığı ekonomik bir canlanma sürecine girmiş, finansal piyasalardaki istikrar ve
rekabet sayesinde faizlerdeki düşüş, bankaların kaynaklarını ülkemizde daha önce
rastlanmayan uzunlukta vadelerle (15–20 yıl gibi) plase edebilmesine uygun bir
ortam sağlamıştır. Bu kredilerin yaygınlaşabilmesi için gerekli makro ekonomik
koşulların henüz sağlandığı ülkemiz, mali sistem aracılığıyla konut sahibi
olunabilmesini sağlayacak mortgage sisteminin yapısının kurulmaya çalışıldığı ve
konut piyasasının canlandığı bir sürecin başlangıç safhasında bulunmaktadır (SPK,
2005).
Söz konusu kredilerin yaygınlaşmasının ekonomik ve sosyal bir takım
iyileşmeleri de beraberinde getireceği ve önerilen % 35 risk ağırlığının konut sahibi
olunmasına aracılık etme konusunda bankaları teşvik edici olacağı düşünülmektedir.
Ayrıca, milli bankaların, ulusal mortgage piyasasında faaliyet gösterecek yabancı
ülke bankaları karşısında dezavantajlı konuma düşürülmemesi için de konut ipoteği
ile koruma altına alınmış alacaklar için %35’ten daha yüksek bir risk ağırlığının
uygulanmaması mortgage sisteminin teşvik edilmesi açısından uygun olabilecektir.
Bu kapsamda, özellikle bu kredilerin menkul kıymetleştirilmesi neticesinde,
sermaye piyasasında derinliğin ve yatırım alternatiflerinin artması beklenmektedir.
94
IV. SONUÇ
Bankacılık sektöründeki uluslararasılaşma sürecinde sermaye yeterliliği
düzenlemeleri önemli bir yere sahip olmuştur. Basel Komitesi 1980’li yılların
sonlarından itibaren sermaye yeterliliği konusunda ortak bir uygulamanın
gerçekleştirilmesi için bir forum işlevi görmüştür. Komite, 1988 yılında Basel
Sermaye Uzlaşısı (Basel I) adı altında ilk sermaye standardını yayımlamıştır. Ancak,
son yıllarda bankacılık, risk yönetimi uygulama ve teknikleri, denetim yaklaşımı ve
finansal piyasalarda önemli gelişmeler yaşanmış olup, bankaların bilançolarının daha
karmaşık hale gelmesi ve risk yapılarının değişmesi sonucunda söz konusu standart
etkinliğini yitirmiştir. Bu kapsamda, Basel Komitesi, finansal piyasalarda meydana
gelen gelişmeleri ve Basel I’in sermaye yeterliliğine ilişkin eksikliklerini dikkate
alarak Basel II Uzlaşısı’nı yayımlamıştır.
Genel olarak, Basel II’de, bankaların sağlıklı ve etkin olarak çalışması için
kendi iç kontrol ve yönetim sistemleri ile denetim işlevi ve piyasa disiplini
konularına yer verilmektedir. Bankaların asgari sermaye gereklerini hesaplamada
dikkate alacakları kredi ve faaliyet risklerini ölçebilmeleri için basitten gelişmişe
doğru bir dizi metodolojinin kullanılabilmesi öngörülmektedir. Bankalar denetim
otoritesinin gözetiminde olmak üzere kendi risk profillerine ve faaliyet konularının
karmaşıklığına göre uygun yaklaşımları tercih edebileceklerdir. Yeni düzenleme ile,
banka sermayesi ile üstlenilen riskler arasında kurulan ilişkiye kredi riski ile piyasa
riskinin yanında operasyonel risklerin de dahil edildiği görülmektedir. Basel II’nin
güçlü ve doğru risk yönetimine sahip bankaların ödüllendirilmesi temeline dayandığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yeni düzenleme ile bankaların düzenleyici sermaye
gereğini tutturmak için risklere karşı çok daha duyarlı olmalarını sağlayacak
yaklaşımlar getirilmektedir. Ayrıca, Basel I’de kredi risklerine ilişkin katsayıların
belirlenmesinde OECD üyesi olan ve olmayan ülke ayrımı yapılırken, yeni
düzenlemede, kredi riskinin ölçümünde iki yeni yaklaşımın (standart yaklaşım ve
içsel
derecelendirme
yaklaşımı)
önerildiği
ve
riskin
ölçülmesinde
kredi
derecelendirme kuruluşları tarafından ülke ve krediye taraf kuruluş için verilen
derecelerin kullanılması yönteminin benimsendiği görülmektedir.
Yeni sermaye düzenlemesi ile genel olarak, küresel bankacılık sektöründe ve
finansal piyasalarda istikrarın, piyasalardaki disiplinin, şeffaflığın ve rekabetin
artırılarak güven ortamının sağlanması; daha etkin risk yönetimi ve uluslararası
piyasalarda daha güvenli ve etkin bankacılık faaliyetlerinin sürdürülmesi
amaçlanmaktadır.
Ancak,
banka
sermaye
yeterliliklerinin
ölçülmesi
ve
değerlendirilmesi hususunda düzenlemeler içeren Basel II’nin bankacılık sektörü
yanında sermaye piyasaları üzerinde de önemli etkiler doğuracağı açıktır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Basel II’nin gelişmekte olan ülkelerin
borçlanması üzerinde olumsuz etkileri olabileceği öne sürülmekle birlikte, özellikle
uluslararası alanda faaliyet gösteren büyük bankalar risk yönetimine verdikleri
önemle bağlantılı olarak uzun yıllardır yasal sermayelerinin yanı sıra, beklenmeyen
kayıplarını karşılayabilmek amacıyla da ekonomik sermaye tutmaktadırlar.
Dolayısıyla, Basel II Uzlaşısı’nın uluslararası bankalar tarafından gelişmekte olan
piyasalara sağlanan kaynakların akışında dramatik sonuçlara yol açmayacağı
düşünülmektedir.
Bununla birlikte, Basel II kapsamında Türkiye’nin uzun dönem yabancı para
cinsinden borçlanma notunun mevcut durumda BB- olması ve Basel I’deki OECD
üyesi olmanın avantajı kaldırıldığı için ülkemiz hazinesinden ve merkez bankasından
96
olan alacaklara daha önceki gibi % 0 değil de % 100 risk ağırlığının uygulanacak
olması ülkenin borçlanma maliyetlerini bir miktar artırabilecektir.
Öte yandan, Basel II kapsamında özellikle bankacılık sektöründe iyi
yönetişimin geliştirilmesi ve desteklenmesi ile derecelendirme faaliyetine yapılan
vurgu neticesinde, “kurumsal yönetişim”, “şeffaflık”, “finansal planlama” ve “risk
yönetimi” gibi kavramların kazanacağı önemin finansal piyasalara hakim olan genel
düşünce yapısını olumlu şekilde etkileyeceği ve sermaye piyasalarına olumlu
katkılarının olacağı düşünülmektedir.
Örnek olarak, Basel II’nin üçüncü ana ayağını oluşturan piyasa disiplini
altında bankaların kamuyu aydınlatıcı bilgileri, yatırımcılar da dahil olmak üzere
tüm ekonomik birimlerle doğru, zamanında ve yeterli biçimde paylaşması
gerekmektedir. Özellikle geçmiş dönemde, bankacılık sırrı kavramı çerçevesinde
kamuyu aydınlatmada yaşanan eksiklikler neticesinde özellikle sermaye piyasası
yatırımcılarının aleyhinde fiili bir durumun ortaya çıktığı ve çeşitli mağduriyetlerin
yaşandığı ülkemizde, Basel II ile öngörülen kamuyu aydınlatma yaklaşımının
sermaye piyasalarının gelişimi açısından önem arzettiği düşünülmektedir.
Basel II’nin şirketler kesimine olan etkilerini incelediğimizde, şirketlerin de
uygulanan metoda göre dışsal ya da içsel olarak alacakları kredi notlarına göre risk
ağırlıklarına tabi tutulacakları görülmektedir. Yıllık cirosu 50 milyon eurodan düşük
olan şirketler KOBİ kapsamında değerlendirilerek standart metotta herhangi bir
bankadan almış oldukları 1 milyon euroya kadar olan borçları % 75 risk ağırlığına
tutulmuş olsa da, genel itibariyle şirketlerin kredi maliyetlerini aşağı çekmek
amacıyla dışsal veya içsel metotlarla belirlenen yüksek kredi notlarına ihtiyaç
duyacakları düşünülmektedir. Bu kapsamda, şirketlerin yüksek kredi notu almak
97
amacıyla daha şeffaf bir mali yapıya kavuşarak, daha yüksek oranlarda kayıt altına
girecekleri tahmin edilmektedir. Dolayısıyla, uzun süredir sermaye piyasasından
kaynak bulmak isteyen şirketlerin karşılaştıkları rekabetçi dezavantajlar azalmış
olacaktır. Bankacılık sektöründen ve sermaye piyasalarından kaynak bulma fırsatları
arasında meydana gelecek bu tip bir yakınsama şirketleri daha uzun vadeli kaynak
bulabilecekleri sermaye piyasalarına yaklaştıracak bir unsurdur.
Bunun yanısıra, ülkemiz sermaye piyasasında faaliyette bulunmakta olan
aracı kurumlarının sermayeleri ve sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemenin Basel II
Uzlaşısı ile uyumlaştırılması sonucunda sektördeki risk algılamasının değişeceği ve
risk yönetimine ilişkin önemli adımlar atılacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda,
aracı kurumların müşterilerini kredilendirme sürecinde daha dikkatli davranacak
olmaları ve temerrütten sakınmaları neticesinde ikincil piyasalarda spekülatif amaçlı
işlemlerin azalması beklenmektedir.
Ayrıca, Basel II ile ikamet amaçlı konut ipoteği karşılığı kullandırılan
krediler için önerilen % 35 risk ağırlığının konut sahibi olunmasına aracılık etme
konusunda bankaları teşvik edici olacağı düşünülmekte olup, özellikle bu kredilerin
menkul kıymetleştirilmesi neticesinde, sermaye piyasasında derinliğin ve yatırım
alternatiflerinin artması beklenmektedir.
98
KAYNAKÇA
•
ARAS, Güler, (2004), Basel II Uygulamasının KOBİ’lere Etkileri ve Geçiş
Süreci, Friedrich Ebert Vakfı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü
Çalıştayı’nda
(İstanbul,
24.12.2005)
Sunulan
Tebliğ,
www.sbe.yildiz.edu.tr
•
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, (2004), Basel II Sayısal Etki
Çalışması (QIS-TR) Değerlendirme Raporu, www.bddk.org.tr
•
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, (2005a), Basel II’ye Geçişe
İlişkin Yol Haritası, www.bddk.org.tr
•
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, (2005b), Türk Bankacılık
Sistemi Basel II 2. Anket Çalışması Sonuçları, www.bddk.org.tr
•
BESSİS, Joel (2002), Risk Management in Banking, New York: John Wiley
Sons Ltd.
•
Bank for International Settlements (1997), Principles for the Supervision of
Banks' Foreign Establishments, www.bis.org
•
Bank for International Settlements, (1988), International Convergence of Capital
Measurement and Capital Standards, www.bis.org
•
Bank for International Settlements, (1996), Amendment to the Capital Accord to
Incorporate Market Risks, www.bis.org
•
Bank for International Settlements, (2003), Quantitative Impact Study 3:
Overview of Global Results, www.bis.org
•
Bank for International Settlements, (2004), Implementation of Basel II:
Practical Considerations, www.bis.org
•
Bank for International Settlements, (2005), Basel II International Convergence
of Capital Measurement and Capital Standards: A Revised Framework,
www.bis.org
99
•
Bank for International Settlements, International Organization of Securities
Commissions, (2005), The Application of Basel II to Trading Activities and
the Treatment of Double Default Effects, www.bis.org
•
CROUHY, Michel, GALAI, Dan, MARK, Robert, (2000), Risk Management,
Mc Graw-Hill, New York
•
CROUHY, Michel, GALAI, Dan, MARK, Robert, (2001) Making Internal
Ratings Work, http://www.erisk.com
•
ÇETİN, Müge, (2001), Mali Kuruluşlarda Risk Yönetimi Bilgi Sistemleri,
SPK Yeterlik Etüdü
•
DEĞİRMENCİ, Nihal, (2003), Sermaye Yeterliliği Konusunda Basel
Standartları
ve
Seçilmiş
Bazı
Ülkelerdeki
Uygulamalarının
Değerlendirilmesi, TCMB Uzmanlık Tezi, www.tcmb.gov.tr
•
ERSEL, Hasan, (1999), Mali Sistem ve Finansal Aracılık, 17. Dönem SPK
Uzman Yardımcısı Eğitim Programı Notları
•
Federal Reserve, (1998), Trading and Capital Markets Activities Manual,
www.federalreserve.gov/boarddocs/supmanual/trading/trading.pdf
•
GRIFFITH-JONES, STEPHANY, SEGOVİANO, ANGEL ve SPRATT,
STEPHEN, (2002a), Basel II and Developing Countries: Diversification and
Portfolio Effects, Institute of Development Studies, University of Sussex
•
GRIFFITH-JONES,
STEPHANY,
SPRATT,
STEPHEN,
SEGOVIANO,
MIGUEL, (2002c), The Onward March of Basel II: Can the Interest of
Developing Countries be Protected?, Institute of Development Studies,
University of Sussex
•
GRIFFITH-JONES, STEPHANY, SPRATT, STEPHEN, (2002b), The New
Basel Capital Accord and Developing Countries, World Institute for
Development Economic Research, 2002/36
•
HAYES, Simon, SAPORTA, Victoria, LODGE, David, (2002), The Impact of
the New Basel Accord on The Supply of Capital to Emerging Market
Economies, Financial Stability Review: December 2002
100
•
İMİŞİKER, Serkan, (2005), Basel II ve Piyasalarımıza Olası Etkileri, SPK
Yeterlik Etüdü
•
KPMG, (2003), Basel II - A Worldwide Challenge for the Banking Sector,
www.kpmg.com
•
LIEBIG, Thilo, PORATH, Daniel, WEDER DI MAURO, Beatrice, WEDOW,
Michael, (2004), How Will Basel II Affect Bank Lending to Emerging
Markets? An Analysis based on German Bank Level Data, Bundesbank
Discussion Paper Series 2: Banking and Financial Supervision No:05/2004
•
PEKER, İbrahim, (1997), Türev Araçlar, Riskleri, Düzenlemeleri ve Kontrol
Sistemleri (Örnek Olay: Baring Grubunun Çöküşü), SPK Yeterlik Etüdü
•
POWELL, Andrew, (2004), Basel II and Developing Countries: Sailing
through the Sea of Standards, Universidad Turcuato Di Tela and The World
Bank, World Bank Policy Research Working Paper 3387
•
RAGHAVAN, Chakravarthi, (2001), New Basel Capital Accord Draft Faces
Continuing Concerns, www.twnside.org.sg/title/basel.htm
•
Sermaye Piyasası Kurulu, (2005), Konut Finansman Sistemine İlişkin Kanun
Değişiklikleri Kitapçığı, www.spk.gov.tr
•
Türkiye Bankalar Birliği, (2000a), Sermaye Yeterliliği Konusunda
BIS
Tarafından Getirilen Yeni Öneriler ve Değerlendirmesi, www.tbb.org.tr
•
Türkiye Bankalar Birliği, (2000b), Özel Sektör Bono ve Tahvil İhraçlarının
Gelişmemesinin Nedenleri, Alınması Gereken Önlemler ve Düzenlemeler,
www.tbb.org.tr
•
Türkiye Bankalar Birliği, (2004), Risk Yönetimi ve Basel II’nin KOBİ’lere
Etkileri,
Türkiye
Bankalar
Birliği
Basel
II
Yönlendirme
Komitesi,
www.tbb.org.tr
•
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği, (2006), “Aracı Kurumlarda
Basel II Sayısal Etki Çalışması”, Sermaye Piyasasında Gündem, Sayı:44 Nisan
2006, s:8-15, www.tspakb.org.tr
101
•
YAYLA, Münür, TÜRKER KAYA, Yasemin, (2005), Basel II, Ekonomik
Yansımaları ve Geçiş Süreci, BDDK ARD Çalışma Raporu: No:2005/3,
www.bddk.org.tr
•
YETİM, Sedat, BALCI, Aslı, (2005), Basel II Ulusal İnisiyatif Alanlarının
Anlaşılmasına Yönelik Açıklayıcı Rehber, BDDK ARD Çalışma Raporu:
No:2005/8, www.bddk.org.tr
•
YÜKSEL, Ayhan, (2005), Basel II’nin KOBİ Kredilerine Muhtemel Etkileri,
BDDK ARD Çalışma Raporu: No:2005/4, www.bddk.org.tr
102
Download