Finlandiya`da Kadına Şiddet Artıyor

advertisement
Meltem İ. Yenilmez
Finlandiya’da Kadına Şiddet Artıyor
Bu başlık ironi olsun diye yazılmadı. Hergün haberlerde ve
gazetelerde gördüğümüz kadınlara uygulanan fiziksel, psikolojik
ve cinsel şiddeti, toplumun en alt kademesinden en üst düzey
yetkilisine kadar normal karşılanır hale geldiğinden, Dünya’nın
refahı en yüksek ve eşitlikçi devletleri kategorisinde en iyi üç’te
yer alan Finlandiya’nın dikkatinizi çekeceğini düşündüm.
Namus cinayetleri komisyonları kuruldu. 2011 yılında Avrupa
Konseyi tarafından hazırlanan İstanbul Sözleşmesine kadına
yönelik şiddete son diyerek ilk imzayı atan ülke olduk. Bu
yaklaşımlar sayesinde bizler “Haklı dayak yoktur” cümlesini
kabul ettik ama bu pozitif ayrımcılığı ve toplumsal cinsiyet
eşitliğini ne yazık ki erkeklere kabul ettiremedik.
25 Kasım Kadına Yönelik Uluslararası Şiddeti Önleme Gününe
saatler kala “eşit olmadığımız” bir kere daha yüzümüze vuruldu.
Temmuz 2010 yılında ilk defa dile getirilen kadın ve erkeğin
hemen hiçbir alanda eşit olmadığı tartışmaları daha da ileri
noktalara taşınacak besbelli. Lakin Türkiye’nin yapmış olduğu
uluslararası anlaşmalar neticesinde böyle birşeyi vurgulamak
oldukça ironik. Hükümet tarafından açıklanan 2015 yılı
programının en dikkat çekici maddelerinden biri toplumsal
cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla hem sosyal hem de
ekonomik anlamda kadınların toplum içerisindeki yerini ve
rolünü arttırmak, aile içerisindeki konumunun güçlendirilip
toplum içerisinde bütünleşme yaratmaktı. Yıllardır kadının
işgücüne katılımını arttırmaya yönelik politikalar, iş ve aile
yaşamının uyumlaştırılarak kadınların sosyal ve ekonomik
hayatta aktif rol oynamaları ile kadına yönelik şiddetin
azalmasını önlemeye yetmemekle birlikte, son yıllarda artan
oranlarda şiddet, ölüm ve mobbing vakaları ile karşılaşır hale
geldik. 2015 programına dahil olan bu maddenin hedefi de
daha önce izlenen politikalardan çok farklı değil. Toplumsal
Cinsiyet Eşitliği Eylem Planının yenilenerek, kadınların
istihdamının arttırılması ve eşit işe eşit ücret politikası
çerçevesinde sosyal ve ekonomik fırsatlar sağlanması. Buraya
kadar yasal çerçevede herşey tamam. Biraz geriye gidelim.
Bakınız İstanbul sözleşmesinin maddeleri incelendiğinde, kadınerkek eşitliği ve toplum içerisindeki cinsiyet rolleri ile cinsiyete
dayalı yaşanan şiddetin eğitimin her seviyesine eklenmesi
gerektiğini özellikle vurguluyor. Hatta zorla gerçekleştirilen
evlilikler, psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddet, zorla yaptırılan
kürtaj ve kadın sünneti konusunda çok sert yükümlülükleri
beraberinde getiriyor. Şiddet mağduru kadınlar için ise yasal ve
psikolojik danışmanlıktan tutun da iş bulma desteğine kadar
tüm imkanlar sunuluyor. En önemli maddesi ise kadına yönelik
şiddet uygulayanların cezalandırılması. Size de garip geliyor
değil mi?
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi
(CEDAW) 1979 yılında BM tarafından kabul edildiğinde şiddet
konusunu gözden kaçırmıştı. 1992 yılında kadına yönelik şiddeti
ayrımcılık ile birleştirerek şiddetin önlenmesi için çalışmalara
başladı. 1986 yılında Türkiye’de yürürlülüğe giren sözleşmeye,
ancak 12 yıl sonra 1998 yılında 4320 sayılı Ailenin Korunmasına
dair Kanun ile kadına yönelik şiddet revize edilerek eklendi.
Evet, yasa üzerinde şiddetin önlenmesi ve şiddet uygulayanların
cezalandırılması yürürlülüğe girdi. Lakin yapılan bu yasa ve
caydırıcı yönetmelikler kadınlara yönelik şiddetin azalmasına
yeterli olmadı. Aksine son yıllarda şiddetin yanına ölüm ve
tecavüzde eklendi.
Ülkemizde kadın hareketleri ve kadın dayanışmaları,
1980’lerden beri kadına yönelik aile-içi şiddetle mücadele
ediyor. Birçok olumlu gelişmeye imza atan bu mücadeleler
neticesinde kadınların aile içi ve dışı yaşadığı şiddete dair yasal
düzenlemelerden tutunda, sığınma evlerinin düzenlenmesi ve
hizmet kalitesinin arttırılmasına kadar kadın hareketinin katkısı
oldukça büyük. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet ile Töre ve
http://www.mgkmedya.com
Birazda veriler üzerinden gidelim. Türkiye nüfusunun yarısını
kadınlar oluşturmasına rağmen, 37 milyon kadın eşit, şiddetsiz,
ayrım olmadan, taciz görmeden, ötekileştirilmeden hak ettiği
yaşamı istiyor. Erkek egemen bir toplumda yaşamanın ağırlığını
zaten sürekli hissederken, birde uygulanan şiddet, baskı ve
ölümler, kadınların yaşam alanlarını daha da daraltıyor. Her iki
kadından birinin dayak yediği, binlerce kadının tecavüze
uğradığı ve öldürüldüğü, kadın ile erkeğin yanyana geldiğinde
akla sadece seks geldiği, kahkaha atmasının dahi iffet ile
kıyaslandığı bir ülke olduk. Evet, sürekli eşitsizliği “eşit” hale
getirmek için yeni yasalar düzenliyor, anlaşmalar imzalıyoruz,
hatta yetmiyor birde bu anlaşmalarda öncü ülke oluyoruz. Lakin
yasaların düzenlenmesi ile iş bitmiyor arkadaşım.
Şiddetin en çok görüldüğü ülkelere bakıldığı zaman Türkiye,
Orta Doğu ve Afrika ile kafa kafaya ilerliyor. Sadece kadına
yönelik şiddet değil, çocuğa şiddet, kendinden olmayana şiddet,
mezhebi farklı olana şiddet, çalışana şiddet, itiraz edene şiddet,
özgürlük isteyene şiddet ve daha bir çok şiddetin
coğrafyasındayız. Ne yazık ki ülkemizde de bu bahsettiğim
şiddetleri yaşamakla beraber en yaygın olarak kadına olan
şiddetle karşılaşıyoruz. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce 51
ilde 13000 kadın ile yüz yüze yapılan görüşmeler neticesinde
hayatında en az bir kere duygusal şiddet yaşayan kadınların
oranı yüzde 45 iken yüzde 40’i fiziksel, yüzde 15’i cinsel ve yüzde
28’i psikolojik şiddete en az bir kere maruz kalmış. Kırsal alanda
şidddet yaşayan kadınların oranı yüzde 43 ve bu oran kentsel
alanda yüzde 38. Kentte fiziksel şiddet oranı yüzde 38 iken,
kırda yüzde 43. Yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda yaralanan
ve darp gören kadınların oranı yüzde 25. Şiddet yaşayan ve
kimseye anlat(a)mayan kadınların oranı ise yüzde 49. Eğitim
seviyesi yüksek olan kadınlara uygulanan şiddet oranında bir
Pazar, Kasım 30, 2014 - Sayfa 1 / 2
Meltem İ. Yenilmez
Finlandiya’da Kadına Şiddet Artıyor
düşüş yok. Her eğitim durumunda şiddet yaşayan kadınlar
mevcut. Kısaca bu şiddeti önlemenin yolu bu coğrafyada sadece
kadınların mücadele etmesi ile olmadı, olamayacak.
Duyarlılığınızı ve acıma duygunuzu bir kenara bırakın artık. Bu
yaşananların suç olduğunun toplum içerisinde gerek bireylerin
gerekse kurumların kabul etmesi gerekiyor.
Elbette insanların ekonomi odaklı yaşamaları, bölgeler arası
insan profillerinin değişmesi, eğitim, gelir ve yaşam
standartlarında ki farklılıklar sosyal ve kültürel bozulmalar ile
bireylerin birbirlerine karşı tahammülsüz hale gelmelerine
neden olabilir. Bu sorunlar ise önlem alınmadığı takdirde uzun
vadeli toplumsal kırılmalara, yapısal sorunlara, sosyal
problemlerin artmasına ve toplumsal çöküşe kadar gidebilir. Bu
söylemler akla çok uygun gelmekle birlikte, küresel dünyaya
uyum sağlamak için yapılan sosyal ve ekonomik değişikliklerin
sadece toplumsal refahı arttırması değil, ülkelerin geleceklerini
belirleyen sağlıklı, eğitimli ve mutlu bireyler yetiştirmek
olmalıdır asıl amaç. Bunun anahtarıda kadınlardır. Zira
toplumun, ebeveynlerin ve doğal olarak çocukların yaşam
biçimlerini etkileyen ve yön veren kişiler kadınlardır. Tam da bu
bakımdan kadına yönelik şiddetin her türü cezalandırılmalı ve
şiddet uygulayanlar gerekirse rehabilitasyon merkezlerine
katılmalıdır. Çünkü erkeklerin en büyük handikap’ı olan öfkenin
kontrol altına alınması gerekiyor. Evet siz, kadınlara şiddet
uygulayan, bunun da bir hak olduğunu savunan, tüm gücünü ve
egosunu kadınlar üzerinde deneyen, ötekileştiren, ayrıştıran,
ezen, zulmeden erkekler. Ölmüş duyarlılığınızı, duygularınızı ve
en önemlisi insanlığınızı yeniden kazanma vaktiniz geldi!
http://www.mgkmedya.com
Pazar, Kasım 30, 2014 - Sayfa 2 / 2
Download