KSÜ lahiyat Fakültesi Dergisi 1 (2003) s.167-190

advertisement
KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi
1 (2003) s.167-190
BOŞANMADAN SONRA ÇOCUĞUN VELAYETİ
Arş.Gör. Sultan AKSAKAL∗
ÖZET
Bütün milletlerin oluşumunda en temel sosyal yapıyı aile oluşturmaktadır. aileyi,
sevginin ürünü olan çocuklar geliştirmekte ve bu çocuklar yen, hak ve hukuk arayışlarının nedeni olmaktadır. Çocuğun aile içinde korunması yanında muhtemel olan evlilik
birliğinin sona ermesinde de çocuğun korunması temel gayedir. Bu amaçla tarih içerisinde velayet kurumu meydana getirilmiş ve bu alan çocuğun korunabileceği yönler açısından üçe ayrılmıştır: çocuğun şahsı, malı ve terbiyesi üzerindeki velayet. Bu üç ayrı sahada çocuğun güvenliğinin sağlanması elbette devletin kurduğu mekanizmalar tarafından
yerine getirilmelidir. Çünkü bütün bireylerin en güçlü koruyucusu devlettir.
Anahtar kelimeler: çocuk, aile, koruma, boşanma, sorumluluk, hukuk, kanun, velayet, kurumlar, devlet.
ABSTRACT
Family forms the most fundamental social structure in structuring of all nations.
Children, who are the most products of love, develop the family and they become the
reason of inquiring the new right and justice. Guarding of the child is the fundamental
aim in family and in the possibility of marriage unity end. For this reason, the institution
of the guardianship has been established in history and this field has been divided into
three parts to guard the rights of the child. The guardianshipon teh personality, property
and training of the child. In these different three fields guarding the child must be
certainly undertaken by the mechanism were established by the state. Because, state is the
strongest defender of all individuals.
Key Words: child, family, guarding, divorce, responsibility, justice, law,
guardianship, mechanisms, state.
GİRİŞ
İlk çağ toplumlarında olduğu gibi günümüz modern toplumunda da sosyal hayatın
çekirdeği olarak ‘aile kurumu’ kutsallığını ve önemini korumaktadır. Ömür boyu birliktelik, huzur ve mutluluk amacıyla kurulan aileler, çocuklar ile birlikte büyüyerek yeni görev ve sorumlulukların doğmasına neden olmaktadır. Tarihi seyrini de dikkate alarak baktığımızda aile kurumu içerisinde evliliğin gidişatında çocuğun önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Özellikle pek çok evliliklerde ‘çocuk merkezli’ bir yön belirlenmektedir.
Bu açıdan İslam hukukçuları küçükler için üç ayrı velayet sahasının varlığını kabul etmektedirler. Bunlar; çocuğun şahsı, malı ve terbiye edilmesi üzerindeki velayetler-
∗
KSÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim dalı, aksakalsultan@hotmail. com
168 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
dir.1 Çocuğun şahsı ve malı bakımından temsili, velayet ve vesayet bahislerinin konusudur. Fıkıh kitaplarının ‘hidane’ başlığı altında işlediği konu ise çocuğun fiilen bakımı ve
terbiyesini içine almaktadır.2 Hidane devresindeki çocuğun bakım ve yetiştirilmesi, başlı
başına bir dikkat ve özeni gerektirdiğinden, İslam Hukuku bu işte ücret ödeme esasını
kabul etmiştir.3 Bu durum nafaka yükümlülüğünü gerektirdiğinden çocuğun bu tür mali
sorumluluklarını velisi yerine getirecektir. Dolayısıyla, mal temsili olan velayet ile çocuğun bakımı olan hidanenin bu noktada birbirinden bağımsız olarak düşünülmesi eksik bir
yaklaşım olacaktır. Nitekim çocuğun menfaatinin ön planda olduğu4 boşanma durumlarında da bu iki kavramın fonksiyonlarının uygulama alanında paralellik arz ettiği görülmektedir.
1. VELAYETİN (HİDANENİN) TANIMI
El-hıdn kökünden türeyip göğüs, sine, bağır, kucak, terbiye edip korumak, bir şeyi
yanına almak5 gibi sözlük anlamları bulunan hidanenin terim (ıstılah) anlamı; küçüğün ve
bu hükümde olan kimselerin gerektiği şekilde büyütülüp yetiştirilmesi, korunup gözetilmesi ve eğitilmesi amacıyla hukuk düzeninin belli şahıslara tanıdığı hak, yetki ve sorumluluğu ifade eder.6 Bu hak ve sorumluluk kapsamına çocuğa uygun yetişme ortamı hazırlamak yanında onu, zarar verecek her türlü unsurdan (maddi-manevi) korumak da girer.7
1.1. Velayet ve Hak-Görev İlişkisi
Velayetin kime ait bir hak olduğu veya çocuğu gözetip yetiştirecek kimse için bir hak
mı yoksa sorumluluk mu teşkil ettiği öteden beri fakihler arasında tartışılmıştır.
Hidanenin hak ve görev olarak nitelendirilmesi, konuya hangi taraf açısından bakıldığıyla
doğrudan ilgili bir husustur. Nitekim meseleye daha çok çocuğun yetişmesi ve hukukunun korunması yönünden bakanlar velayetin haktan ziyade çok yönlü bir görev ve sorumluluk olduğunu vurgularlar.8
Şu durumda görev ve sorumluluğun ön plana çıkarılması daha önce de ifade ettiğimiz
gibi velayet ile hidaneyi bu noktada birleştirmektedir. Nitekim İslam Hukukunun klasik
1
Karaman, Hayrettin, Mukayeseli İslam Hukuku, I-III, İstanbul, 1986, I, 340
Karaman, Hayrettin, Ana Hatlarıyla İslam Hukuku, I-III, İstanbul, 1990, II, 140
3
Erbay, Celal, İslam Hukukunda Evlilik ve Hısımlık Nafakası, Bakü, 1995, s. 18
4
Tekinay, Selahattin Sulhi, Türk Aile Hukuku, İstanbul, 1982, s. 282
5
İbn Manzur, Cemalüddin Muhammed b. Mükerrem, Lisanu’l-Arab, I-XV, Beyrut, 1994, XIII, 122;
Bardakoğlu, Ali, “Hidane”, TDVİA., İstanbul, 1998, XVII, 467.
6
Bardakoğlu, XVII, 467.
7
San’ani, Muhammed b. İsmail, Sübülü’s-Selam, I-IV, Lübnan, 1986, III, 429; Bilmen, Ömer N., Hukuk-u
İslamiyye Kamusu, I-VIII, İstanbul, 1985, II, 425.
8
Bardakoğlu, XVII, 467.
2
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 169
eserlerinde hidane hakkının kadın olma özelliğinden dolayı kazanılması hakkın kapsamını
daraltmış, hidaneyi kadın için sadece bakım yükümlülüğü, erkek için ise bu yükümlülükte
nafakanın temini ve sonuçta velayet sorumluluğunu gündeme getirmiştir. Velayet ise erkek için sorumluluktan önce bir görevdir.
2. VELAYET HAKKI TANINAN KİŞİLER
Evlilik birliğinin sona ermesi durumunda çocuğun anne, baba ya da üçüncü şahıslara
verilmesi konusunda farklı görüşler ortaya konulmuştur. Hakimin karar yetkisinden ve
velayete etkisinden bahsedilmiştir. Klasik kaynaklarda yapılan sıralamalar ve Medeni
Hukukta karara bağlanan hükümler doğrultusunda konuyu aşağıda maddeli olarak incelediğimiz noktalarda ele alıp sonuca bağlamaya çalışacağız.
2. 1. Anne
Kocanın vefatı veya boşanma gibi bir yolla evlilik birliğinin bozulması halinde
hidane (terbiye) hakkının öncelikle anneye ait olduğu hususunda İslam hukukçuları arasında ittifak vardır.9 Hidane konusunda anneye öncelik tanınmasının temelinde, onun çocuğa olan şefkatinin başkalarıyla kıyaslanamayacak bir nitelik taşıması ve fıtraten çocuğun bakım ve terbiyesine ehliyetli olması yatar.10 Ana şefkatine daha fazla muhtaç yaştaki
küçük çocukları ondan ayırmamak, onun velayetinde bırakmak11 toplumsal açıdan da
önemlidir.
Ailede baba otoritesi anlayışına ve asabe geleneğine sıkı sıkıya bağlı olan fıkıh mezhepleri de hidanenin anneye ait bir hak olduğunu kabul ederler. Bu konuda Hz. Peygamber’in şu hadisini delil gösterirler:
Abdullah b. Amr’dan rivayetle bir kadın Rasul-ü Ekrem’e gelip “Ey Allah’ın Elçisi,
şu oğluma karnım yuva, göğsüm pınar, kucağım kundak olmuştur. Şimdi ise babası beni
boşamıştır ve çocuğu benden çekip almak istemektedir.” Diyerek müracaatta bulununca
Rasulullah (SAV) ona: “Sen evlenmedikçe daha çok hak sahibisin” cevabını vermiştir.12
San’ani, bu hadisin hidanede annenin öncelik hakkına sahip olmasına delil olduğunu
savunmakla birlikte, Peygamberin kadın lehine karar vermesinin bir nedeninin de kadının, çocuk üzerindeki haklarını anlatması olduğunu ifade etmektedir.13
9
Karaman, Mukayeseli, I, 341
eş-Şirbini, Muhammed Hatîp, Muğni’l-Muhtac ila Marifeti Meani’l-Elfazı’l-Minhac, I-IV, İstanbul, 1986,
III, 452; Bardakoğlu, XVII, 468
11
Tekinay, s. 283
12
Ebu Davud, Sünen, Talak, 35; San’ani, III, 429
13
San’ani, III, 430
10
170 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
Buna benzer bir olay da Hz. Ebu Bekir’in devlet başkanlığı sırasında meydana gelmiştir. Hz. Ömer ile boşadığı karısı Ümmü Asım arasında çocukları Asım’ın kimde kalacağı hususunda anlaşmazlık çıkmış nihayet halife Ebu Bekir, Hz. Peygamber’in uygulaması istikametinde çocuğun annesiyle birlikte kalmasına karar vermiştir. Hatta bu vesileyle halifenin Hz. Ömer’e; “Annenin kokusu, okşaması ve şefkati çocuk için büyüyüp
kendi tercihini kullanıncaya kadar senin yanındaki petekli baldan daha hayırlıdır.” dediği rivayet edilir.14
Dikkat edilirse yine klasik kaynaklı yorumlarda velayet ve hidane ayrılmış, terbiye
anlamındaki hidanede anneye öncelik tanınmıştır. Tasarruf hakkı ise babaya verilmiştir.
Bu da aynı evlilik çatısı altında, kendi iradeleriyle ortak hayat kuran insanların çocukları
üzerindeki hakların paylaşımına ters düşmektedir. Çünkü sadece nafaka, ücret, mesken
gibi mali konularda bütün külfeti babaya yıkmak velayet hakkı verilen kişiyi zarara uğratmaktan başka bir şey değildir. Ayrıca annenin zenginliği söz konusu olunca annenin
bazı yerlerde harcamaya ortak olması velayet hakkının sadece babaya ait olduğu konusuyla da bir ikilem doğurmaktadır.
2.2. Baba
Çocuğa şefkat bağlamında ele alınan hidane meselesinde anne hep ön planda olmuş,
baba ise anneden sonra dikkate alınmıştır. Babanın anneden sonraya bırakılmış olması
sadece fizyolojik olarak kadınların çocukların bakımına daha yatkın olmalarından kaynaklanır. Bunun dışında başka her hangi bir hukuki gerekçe yoktur.
Annenin olmadığı veya hidane hakkına sahip bulunmadığı durumlarda Vehbe ezZuhaylî’ye göre, hidane annenin kadın yakınlarının sonra mahrem mirasçıların
asabelerinin sıralanışına uygun olarak erkeklere intikal eder. Asabâttaki ilk sıra babanındır.15 Türk Medeni Hukukunda ise bu manadaki velayette anneden sonra her hangi bir
kadın aranmadan babanın velayetinden bahsedilir.16 Velayet sadece anne ve baba arasında
değerlendirilir.
Bizce de doğru olan velayetin anne ve baba arasında değerlendirilmesidir. Çocuğa
bakmada kadınlık özelliği aransa da her kadının kadın olması hasebiyle hak sıralamasına
dahil olması tutarlı bir davranış değildir. Baba dururken annenin her hangi bir yakınının
çocuk üzerindeki sevgi ve şefkati de ayrıca tartışma götüren bir konudur.
14
ez-Zeylai, Cemalüddin Ebî Muhammed Abdullah b. Yusuf, Nasbu’r-Raye li Ehâdîsi’l-Hidaye, I-IV,
Mektebetü’r-Riyadi’l-Hadisiyye, tsz., III, 266
15
ez-Zuhayli, Vehbe, İslam Fıkhı Ansiklopedisi (Çev.: Kurul ), I-X, İstanbul, 1990, X, 50-51
16
Tekinay, s. 281
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 171
2.3. Üçüncü Şahıslar
Aslında üçüncü şahıslar konusu İslam Hukuku kaynaklarımızda ayrı başlık altında
incelenmemiştir. Şahısların anne ve anne yakınları, baba ve baba yakınları şeklinde incelenmesi ve bu şahısların sıralamasındaki ihtilaf velayet konusunda hak ve sorumluluk
sahibi kişiler hakkında farklı düşüncelere yol açmıştır. Örneğin babanın sıralamalarda çok
sonra ele alınması bizde, anneden sonraki insanın babadan daha önemli ve yetkili başka
birisinin olduğu düşüncesini de uyandırmıştır. Konuyu belirginleştirmek için kaynaklardaki sıralamanın bilinmesinin faydalı olacağı açıktır. Bu bağlamda çocuğun bakımı anlamındaki velayet hakkı sıralaması şöyle olmaktadır:
Anneden sonra gelenler: Fakihlerin ve fıkıh mezheplerinin büyük çoğunluğu hidane
hakkının anneden sonra, hayatta ve sağlıklı olması şartıyla, anneanneye ait olduğu görüşündedir.
Hanefi ve Şafii fakihleri anneanneden sonra babaanneye, Hanefilerden Züfer ve bir
rivayette Ahmet b. Hanbel kız kardeşe veya teyzeye, eski görüşünde İmam Şafii kız kardeşe, Malikiler, İbaziler ve bir başka rivayette Ahmet b. Hanbel teyzeye, Hanbeliler Zahiriler ve Zeydiler ise babaya öncelik verirler.
Küçüğün yakınlarının hidanede öncelik sıralaması bundan sonra daha da ihtilaflıdır.
Mesela Hanefiler ve Şafiiler babaanneden sonra kız kardeşe, Malikiler teyzeden sonra
annenin teyzesine ve halasına daha sonra da babaanneye, babaya, kız kardeşe ve halaya,
Hanbeliler babadan sonra babaanne, kız kardeş, teyze ve halaya yer verirler. Hanefi,
Hanbeli ve Zahiriyye mezheplerinde zevi-l erham grubunda yer alan yakınlara da hidane
hakkı tanırlar.17
Bu ihtilafın tek ittifak noktası ise karabete (akrabalık bağına) dikkat edilmesidir.18
Konuyla bağlantısına inandığımız Bera b. Azib’den gelen “Teyze, anne yerindedir.” hadisini19 şöyle değerlendirmek istiyoruz: Hadis lafız olarak incelendiğinde teyze gerçekten
de babadan önce gelmelidir. Nitekim San’ani’nin bu hadis hakkındaki yorumu da teyzenin, baba ve babaanneden önce gelmesi gerektiği yönündedir.20 Şu durumda fakihlerin
anneden sonra anneanneyi sıralamaya almaları hadisle çelişki oluşturacaktır. Halbuki bu
hadis diğer kaynaklardaki varyantlarıyla21 bütün olarak değerlendirildiğinde söz konusu
olan Hz. Hamza’nın kızı hakkında anne-baba ve bunlara en yakın kabul edilecek teyzeden
17
Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz. kaynakçadaki eserler.
es-Serahsi, Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl, Kitabu’l-Mebsut, I-XXX, Beyrut, 1989, V, 210;
el-Kasani, Alâuddin Ebî Bekr b. Mes’ud, Bedaiu’s-Sanai fi Tertîbi’ş-Şerâî, I-VII, Lübnan, 1986, IV, 41
19
San’ani, III, 433
20
San’ani, III, 433
21
Ebu Davud, Talak, 35
18
172 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
başka kimse bulunduğu yolunda bir ifade bulunmamaktadır. Dikkat çekmek istediğimiz
nokta erkek yakınlardan Hz. Ali ve Hz. Cafer’in kızın amca oğulları olmasına karşın Peygamberimizin çocuğu, anne ve teyze arasında bir benzetme yaparak teyzeye vermiş olmasıdır. Ancak bu benzetmenin hukukî boyutları yansıttığını düşünmek yanlıştır. Çünkü Hz.
Peygamber ve sahabe velayet uygulamalarında durumlara göre karar vermişlerdir. Bu da
bizi ister istemez anne-baba dışındaki insanların anne yakını ya da baba yakını gibi sıralamalarla ele alınmasının isabetli olmayacağı düşüncesine götürmüştür.
Babadan sonra gelenler: Kadınlardan hidane sahibesi bulunmadığı takdirde hidane
hakkı, miras tertibi üzere asabâta intikal eder: Baba, ne kadar yükselirse yükselsin dedeler, erkek kardeşler, ne kadar aşağıya inerse insin onların çocukları, amcalar, amca oğulları... Aksi bir görüşe göre amca oğullarından mahrem olmayanlara velayet verilmez.22
Medeni Hukukun 148/II. Maddesine göre büyükbaba ve büyük anneler torunları ile
kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir. Fakat bu kişilerin velayet hakkına sahip olmadığı
açıktır. Çünkü TMK. 148. maddeye göre velayet ve velayete bağlı kararları yargıç belirler.
Bazı kaynaklar23 hakimin kız çocuklarını anne ve baba yakınlarından hiç kimsesinin
bulunmaması halinde çocuğun bakım velayetinin yabancı bir kadına verebileceği görüşüne yer verirler. Bu durum, çocuğun menfaatlerinin önde tutulduğu velayetin ruhuna ters
düşmektedir. Çocuğun ömür boyunca kişiliği üzerinde etkili, güvenli bir ortama ihtiyaç
duymasından dolayı her hangi (güvenli olduğu kabul edilse bile) bir kadına verilmekle
çocuğun emniyetinin sağlanmış olacağı şüphe götürür bir durumdur.
Bu konuda federal mahkeme, MK madde 148/I’i yorumlamak suretiyle, çocuğun
ana-babadan hiç birine verilmeyerek üçüncü bir şahsa (tüzel kişiler kastedilmiştir) verilmesini de mümkün görmüştür. Çocukların korunmasına ilişkin sosyal tedbirlerin artması
ve gerekli müesseselerin kurulması halinde memleketimizde de bu içtihadın uygulama
alanına kavuşacağı umulur.24 Tüzel kişilerin devlet destekli olması halinde velayette ehil
olan taraf bulunamayınca çaresiz çocukların, devletin gücü altında onlar için bakım ve
güven ortamının oluşmasını sağlayacaktır.
2.4. Hakimin Fonksiyonu
Aile fertleri arasında karşılıklı saygı ve sevginin varlığı, karı-kocanın gerek birbirlerine karşı, gerek çocuklarına karşı hak ve ödevleri yerine getirmesi, usul-füru ve civar
hısımları arasındaki mağdurların ihtiyaçlarının giderilmesi her ne kadar hukukun müdahalesi olmadan, taraflarca yerine getirilmesi arzu edilen bir durum ise de bunun her zaman
22
Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz. kaynakçadaki eserler.
Bilmen, I, 429
24
Tekinay, s. 285
23
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
için mümkün olmayacağı sosyal bir hakikattir.25
/ 173
İşte bundan dolayı Medeni Kanun, hakime boşanma ile birlikte velayet ve velayete
bağlı bütün hususları karara bağlamayı emretmiştir.26 Klasik literatürde müessese olarak
ele alınıp değerlendirilmiş olmasa bile, Peygamber ve sahabe uygulamaları hakim konumunda birisine ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Klasik İslam hukukçuları, kadı ya da
hakimin etkisini anlaşmazlık noktalarında ele almaları velayet sahibinin kim olacağı konusunun hakimden önce vazedilmiş olan hukuk kuralları tarafından çözümlenmiş olması
gerektiği üzerinde durmuşlardır. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de çocukların bakım, gözetim
ve terbiyesiyle ilgili genel hükümler27 yer almakla birlikte hidane konusuna özel olarak
temas edilmemiştir. Hadislerde de şartlara göre verilmiş hükümler ve uygulama farklılıkları vardır. Dolayısıyla kesin çözümü olmayan konuların toplum hakkını temsil yetkisinin
elinde bulunduğu hakime bırakılması yerinde bir davranış olacaktır.
Velayet gibi hassas bir konunun hem çocuk hem ebeveyn açısından doğru kararlarla
doğru şahıslar üzerinde uygulama alanı bulması selahiyetli bir hakim tarafından (mahkemece) gerçekleştirilebilecektir. Bu bağlamda hakim ve fonksiyonunu, fonksiyon alanlarını hemen hemen bütün konularıyla özetleyecek olursak şu sonuçlara varabiliriz:
1. Hakim, velayetteki takdir yetkisini çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak kullanmalıdır. Mesela, kız ve erkek çocukların cinsiyet farklarından kaynaklanan
bazı problemlerin çözümünde bir çıkar yol böylelikle bulunabilir. İleri yaşlardaki bir erkek çocuğun anneye faydalı olacağı düşünülerek bunun velayet hakkının anneye verilmesi yönündeki bir karar gibi.
2. Hakim, velayet konusunda karar verirken anne ve babayı dinlemelidir. Nitekim
Abdullah b. Amr’dan rivayetle gelen ve anne hakkından bahseden hadis28, karar vermeden önce peygamberimizin kadını dinlediğini göstermektedir.
3. Hakim, karar verirken çocuğun yaşını, cinsiyetini, karakterini, eşlerin oturdukları
yerlerin uzaklıklarını göz önünde bulundurmalıdır.
4. Boşanma sırasında eşlerin mali ve sosyal durumları göz önünde bulundurmalıdır.
5. Çocuğun anne ve babadan birine verilmesi arasında fark görülmezse boşanmada
kusurlu olan taraftan velayet hakkının men edilmesi daha uygun olabilir. Fakat bunun
25
Erbay, s. 2
TMK, md. 148
27
Bakara, 2/223; Lokman, 31/12-19; İsrâ, 17/31
28
San’ani, III, 429
26
174 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
dışında kusurun velayete etkisi yoktur. Bir başka görüşe göre fark görülmeyen durumlarda diğerine göre güç, ahlak vb. açılardan üstün olan tarafa verilecektir.29
6. Boşanma sırasında hakim, velayet hakkı olmayan taraf için görüşülecek ortam ve
zamanı kararında açıkça belirtmelidir.
7. Çocukla birlikte başka yere giden eşe karşı diğer eşin yeni istemi üzerine hakim,
bu konuda geçerli tedbirleri alır.
8. Velayet hakkına sahip olan taraf çocuğu değişen şartlara göre yetiştirme yetkisine
sahiptir. Bu imkanı sağlayan M.K.149. maddesinin hükmü şöyledir. “ana ve babanın başkası ile evlenmesi, başka bir yere gitmesi, ölümü gibi halin tahaddüsünde hakim, re’sen
veya ana babanın birinin talebi üzerine hadisenin iktiza ettiği ittihaz eyler.”
9. Boşanan eşler arasında istenmeyen temaslara yol açacak tedbirlerden özellikle kaçınmalıdır.
10. Ana ve babadan birinin hapsedilmesi, alkole veya içkiye düşmesi, ağır bir hastalığa tutulması, mali iktidarın çoğalması veya azalması gibi hallerde hakim, boşanma kararındaki tedbiri değiştirme yetkisine sahiptir.30
11. Anne ve babadan velayete uygun kimse yoksa hakim bunu üçüncü şahıslara devreder.31
Görüldüğü gibi hakim boşanmadan sonra, ebeveynin değişikliği gerekli görüldüğü
durumlarda mübadele eder. Velayetin düzeltilmesini sağlar. Böylece hakim, velayette
denetim yetkisine sahip olur. Hakların gerektiği gibi kullanıp sorumlulukların gerektiği
gibi yerine getirilmesinin bir otorite tarafından gerçekleştirilmesi, başka bir ifadeyle velayetin hakim gözetim ve denetiminde olması taraflara da hukuka göre davranma zorunluluğu getirecektir. Sonuç olarak da gerekli güven ve huzur ortamı sağlanmış olur.
3. ÇOCUĞUN TERCİH HAKKI VE VELAYETE ETKİSİ
Gerek İslam Hukuk doktrininde gerekse Türk Hukuk doktrininde genel olarak çocuğa tercih etme hakkını tanımakla birlikte, temyiz gücüne sahip olup olmamasında, cinsiyetin etkisinde farklı görüşler ortaya konmuştur.
Çocuğa ‘çocuk’ gözüyle bakıp onun tercihinin değerlendirilmemesi doğru bir davranış değildir. Çünkü çocuğun korunmasının planlanıp fakat çocuğun istemediği bir yerde
zorla alıkonması daha sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Çocuğun psikolojik dengesinde bozulmalar olabileceği gibi, istemediği kişilere karşı sert yada planlı davranışlarda buluna-
29
Karaman, Mukayaseli, I, 342
Bu maddelerin oluşturulmasında Tekinay’ın eseri temel alınmış ve diğer eserlerden de faydalanılmıştır.
31
İbn Abidin, Haşiyetü Reddi’l-Muhtar, I-VIII, İstanbul, 1984, III, 569
30
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 175
caktır. Bu yüzden çocukların istekleri de bir dereceye kadar göz önünde tutulabilir. Fakat
bunun için çocuklar ileri yaşta olmalı ve herhangi bir baskı altında hareket etmediğine de
hakim kanaat getirmiş bulunmalıdır.32
Ulema arasında ekseriyetin kabul ettiği tercih yaşı, çocuğun kendini idare edebilmesi,
yeme içme, temizlik gibi zorunlu ihtiyaçlarını tek başına yapabilmesi, iyi kötü ayrımı
yapabilmesi gibi şartların oluştuğu yedinci yaştır.33
Kasani’ye göre buluğdan önce kız ve erkeklerin tercih hakkı yoktur. Çünkü onlar daha çok isteklerine göre hareket ederler, eğlenmeyi, oyunu severler. Tercih ancak buluğdan
sonra olur.34
İmamı Şafii’ye göre ise, çocuklar tercih yapabilecek zihinsel gelişime ulaştığında seçim hakkına sahip kabul edilirler.35 O bu konuda şu hadisi delil olarak kullanmaktadır.
“Ebu Hureyre ‘ye oğluyla beraber Farisi bir kadın gelip çocuğun kendisinin olduğunu,
kocasının da kendini boşadığını anlatarak “Ey Ebu Hureyre, kocam oğlumu götürmek
istiyor.”dedi. Kadın, Ebu Hureyre ile Farsça konuşuyordu. Kadınla konuştuktan sonra
Ebu Hureyre çocukla da kendi dilinde konuşmaya başladı. Bu sırada kadının kocası geldi
ve “Çocuğum üzerinde kim hak sahibidir?” dedi. Ebu Hureyre de ona: “Ey Allah’ım, bu
konuda bir şey söylemiyorum. Ancak ben Peygamberin yanında iken bir kadın O’na gelip: “Ey Allah’ın Elçisi, kocam oğlumu benden alıp götürmek istiyor. O, bana Ebi İnabe
kuyusundan su getiriyor ve bana faydası oluyordu.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz
üzülerek çocuğa yönelip onunla ilgilenmeye başladı. Kadının kocası da “Çocuğum üzerinde kim hak sahibidir?” dedi. Nebi (SAV) de çocuğa “İşte bu annen bu da babandır,
istediğinin elinden tut” dedi. Çocuk da annesinin elini tuttu ve kadın çocuğuyla oradan
ayrıldı.”36
San’ani ve Şeybani’ye göre bu hadisin Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde gelen bir
rivayetinde ‘yâ ğulam’ ifadesi vardır. Buna göre sabilikten kurtulduğunu ifade eden
ğulam ile kayıtlılık çocuktaki mümeyyizlik vasfını göstermektedir ve seçimini bu çağda
yapmalıdır.37
32
Tekinay, s. 284
Serahsi, V, 207; San’ani, III, 431; Bardakoğlu, XVII, 471
34
Kasani, IV, 43-44; Kurul, el-Fetava’l Hindiyye (Çev.: Mustafa Efe), Ankara, tsz., III, 377
35
Serahsi, V, 208; Kasani, IV, 430
36
Ebi Davud, Talak, 35; eş-Şeybani, Ahmed b. Hanbel, el-Fethu’r-Rabbani mea Şerhi Bulûğu’l-Emânî, IXXIV, Beyrut, tsz., XV, 64; San’ani, III, 430
37
San’ani, III, 430; Şeybani, XV, 64
33
176 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
Hanefilere göre yedi yaşından önce ister erkek ister kız olsun çocukların tercih hakkı
yoktur. Bu yaşa kadar anne yanında kalmalıdır. Yedi yaşından sonra erkek babaya, kız ise
anneye verilmelidir.38
Malikiler, çocukların seçim haklarının olmadığı görüşündedirler. Hanefiler ile yedinci yaştan sonra kızın da erkeğin de bulûğ çağına kadar anneye verilmesi gerektiği noktasında farklı görüş ortaya koyarlar.39
Serahsi’ye göre çocuk zaruri ihtiyaçlarını gidermeye başladığında hak tartışmasız
babaya geçer. Özellikle erkek çocuklarına bu çağda tercih hakkı verilmemelidir. Çünkü
anneyi seçmesi durumunda çocuğun tabiatı kadınlaşacaktır. Bunda kadının erkeklere göre
bozuk yapıda olması etken olarak kabul edilir.40 Dolayısıyla kadın gibi davranabilme ihtimallerinden dolayı erkek çocuğa özellikle tercih yaptırılmaz.
Şafiiler, çocuğun temyiz yaşına girmesinden sonra (yedi-sekiz yaş kabul edilir.) anne
ve babasından birini seçme hakkı tanırlar; çocuk çekimser kalırsa anneye verirler.41
Hanbeli mezhebinde yedi yaşına girdikten sonra erkek çocuğa seçme hakkı verilir.
Kız çocukları ise evleninceye kadar babasıyla oturmak zorundadır. Babanın tercih edilmesi, kız çocuğunun temel haklarının velisi (babası) tarafından daha iyi korunacağı düşüncesine dayanır.42
Şirbini’ye göre de çocuk temyiz çağına gelince anne-babasından istediğini seçme
hakkına sahiptir. Şayet çocuk her ikisini seçmişse kuraya baş vurulur. Kimseyi seçmemişse bir görüşe göre anneye verilir.43
İbnü’l Hümam’a göre kız ve erkek çocukların tercih hakları yoktur. Erkekler yedi yaşından sonra babalarına verilir.44
Günümüz İslam Hukukçularından Karaman’a göre, erkek çocukları ergenlik çağına
ulaştıklarında ebeveynlerinden birini tercih edebilir; kız çocukları ise babasının yanında
kalır.45
Çocukların ergenlik (bulûğ) çağında tercih haklarını kullanmaları bizce daha doğrudur. Her ne kadar yedinci yaş temyiz yani iyiyi kötüden ayırt etme yaşı olarak belirlenmişse de bu dönem sadece bir başlangıçtır. Bulûğ çağı ise (genelde 12-15 yaş arası) tem-
38
San’ani, III, 431
San’ani, III, 431
40
Serahsi, V, 208 vd.
41
Bardakoğlu, XVII, 471
42
Bardakoğlu, XVII, 471
43
Şirbini, III, 456 vd.
44
İbnü’l-Hümam, Şerhu Fethi’l-Kadir, I-X, Lübnan, tsz., III, 318
45
Karaman, Mukayeseli, I, 342
39
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 177
yiz gücünün artık olgunluğa ulaştığı çağdır. Bu dönemle birlikte çocuklar kişiliklerini
oturtma, kendi haklarında kararlar verebilme yetisine sahip olurlar.
4. VELAYET HAKKINI KULLANAN TARAFTA BULUNMASI GEREKEN
ŞARTLAR
Çocuğun menfaati gerek bedenen gerek zihnen sağlıklı ortamlarda yetişebilmesi için
velayet hakkına sahip olan tarafın bazı vasıflara sahip olması gerekir ki bunlar kadın ve
erkeklerde ayrı vasıflarda arandığı gibi ortak vasıflarda da aranmaktadır. Bu vasıfları şartlar olarak incelememiz konuyu daha açık izah edecektir.
4.1. Kadınlarda Aranan Şartlar
1. Küçüğe yabancı olan veya mahrem olmayan bir kimse ile evli olmamak.
Bu konuda delil getirilen hadis Abdullah b. Amr’ın rivayetinde gelen Peygamberimizin “Sen evlenmediğin sürece” kaydıdır.46 Bu kayıt sadece lafza bakılarak kadınlar için
şart koşulmuştur. Fakat babanın yabancıyla evliliğinde konu tartışılmamıştır. Kadının
yabancı ile evliliğinin sakıncalı görülmesi ise yabancının çocuğa daha az şefkat göstereceği zannına dayandırılmıştır.47 Halbuki ‘yabancının şefkatinin azlığı’ yabancı kadın ile
evlilikte de aranmalıdır. Çünkü her halükarda anne ve babanın evlendiği başka kimseler
çocuk için ‘yabancı’ konumunda olacak ve şefkat azlığı bu durumda yabancı olmanın
illeti kabul edilecektir.
Hasan Basri ve İbn Hazm, nikahlanma ile velayetin düşmeyeceğini söylemişler ve
Enes b. Malik’in başkasıyla evli olan annesinin himayesinde olduğunu, Peygamberle evli
olan Ümmü Seleme’nin çocuğunun Peygamber yanında anneyle kaldığını, yine Hamza’nın kızı hakkında Peygamberin Cafer ile evli olan teyzesi lehine karar verdiğini48 delil
olarak gösterirler.49
Önemli olan velayet verilen tarafın şahıslarının ve ortamlarının uygun olmasıdır, erkek ve kadının yabancı ile evliliği değildir. Şirbini de bu konuda evlilik açısından fark
görmez; fakat yine yabancı ile evlilik şeklinde bir değerlendirmeyle her ikisinden de velayet hakkını alır.50
2. Küçüğün (kızın) nikahına giremeyeceği yakınlıkta birisiyle evli olmak. Küçük kızın
amcası gibi.
46
Ebu Davud, Talak, 35
Karaman, Mukayeseli, I, 340-341
Ebu Davud, Talak, 35
49
San’ani, III, 430
50
Şirbini, III, 455
47
48
178 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
Bu konunun da yabancı ile evlilikten bir farkı olduğuna inanmıyoruz. Çünkü bir insanın amca vs. gibi bir yakınının olması onun, doğrudan çocuğun menfaatini gözeteceği
anlamına gelmez.
3.Çocuğun ahlaki durumunu etkileyecek, fuhuş olarak nitelendirilecek durumda olmamak.
T.M.K.’na göre kötü bir eş, kötü bir anne veya kötü bir baba değildir. Evli bir kadının zina yapması ve boşanmanın bu sebebe dayanması halinde dahi çocukların velayeti
anneye verilebilir. Önemli olan çocuğun menfaatidir.51
Bu yoruma göre menfaatten kasıt sadece maddi anlamdadır. Manen menfaat düşünülse idi, toplum nazarında suç sayılan, kınanmayı gerektiren zina gibi bir eylemin velayete etkisinden bahsedilmesi gerekirdi. Bizce, kötü ahlakıyla tanınmış ve böyle bir yolla
geçimini sağlayan annenin velayet hakkı sınırlandırılmalıdır. Bu sınırlandırma ziyaret,
iştirak nafakası gibi durumlarda söz konusu edilebilir.
İbn Abidin annenin kötü ahlakı ile bilinen bir kadın olması durumunda bile çocuğun,
temyize varıncaya kadar yanında kalması gerektiği görüşündedir.52.
4.2. Erkeklerde Aranan Şartlar
Erkeklerde aranan şartlar bahsinde ele alınan tek husus cinsel arzu duyulacak gelişime gelmiş kız çocuğunun velayeti altında bulunduğu kimsenin kendisine mahrem olmasının gerektiği şartıdır. Bu şartın gerekçe de mahrem olmayan kimseyle kız çocuğunun
halvette kalabileceği ve bunun da fitne doğurabilme ihtimalidir.53
Aynı durumu kadınlarda aranan şartların 2. maddesinde değerlendirirsek, kadınlar
için de mahrem olmadığı takdirde halvet ve sonuçta fitne doğacağı yorumlarını yapabiliriz.
Her iki grup için söz konusu olan husus, bu durumlarda toplumsal yapıyı, kültürel
gelişimi dikkate almak ve yargı denetimindeki bir mekanizmayla bu şahıslar arasında
sürekli bir şahsi münasebet tesis etmektir. Böylece hem ebeveyn hem de çocuklar için
daha uygun ortamların oluşmasında dolayısıyla toplumsal huzurun artmasında sosyal barışın gelişmesine yardım edilmiş olunacaktır.
51
Tekinay, s. 282
İbn Abidin, III, 556
53
Zuhayli, X, 56
52
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 179
4.3. Ortak Şartlar
Hem anneyi hem babayı ilgilendiren şartları ortak şartlar başlığı altında değerlendirebiliriz. Klasik İslam hukuku kaynaklarında anne, baba, zevi-l erham ve asabe de ortak
şartlar kapsamında incelenmiştir. Buna göre;
1.Velayet hakkı sahibi kimse hür, baliğ, emin ve güçlü olmalıdır.54
Buna ek olarak Malikilere göre adil, reşit; Şafiilere göre velayet altında bulunanın
şehrinde oturmak, bulaşıcı, tehlikeli hastalıklara sahip olmamak da şarttır.55 Yine Şafiilere
göre namazı terk etmek suretiyle fasık olanların, işlerinde dürüst olmayanların velayet
hakkı yoktur.56 İş nedeniyle bütün gününü çalışmakla geçirenlerin velayet haklarının olmayacağı kanaatleri de hukukçuların görüşleri arasındadır. 57
2. Müslüman olmalıdır.
İslam hukukçularının üzerinde en çok ihtilaf ettikleri husus bu şarttır. Erkekte
müslüman olmayı şart koşan İslam hukukçuları kadın için böyle bir şartın varlığını gerekli görmezler. Şafiilere göre müslüman olmayanların velayet hakları yoktur.58 Bu ve buna
benzer görüşleri görüş sahipleriyle birlikte ele aldığımızda şu sonuçları ortaya koyabiliriz:
Serahsi’ye göre, hidane hakkında ‘şefkat’ ön planda olduğu için annenin müslüman,
kitabî veya mecûsî olması farklılık ifade etmez. Ancak anne kafir ise, çocuk din farkını
anlamaya başladığı vakit anneden alınır (İmam Muhammed ve Ebu Yusuf). Çünkü çocuk
annenin müslüman olmasıyla müslüman olur. Yani anne kendi dinini çocuğa öğretir.59
Şirbini’ye göre; müslüman birisi müslüman üzerinde hidane hakkına sahiptir. Kafirin, fasığın müslüman üzerinde hidane hakları yoktur. Ancak müslüman kafire velayetlik
yapabilir.60
İbnü-l Hümam’a göre; ister kitabi ister mecusi olsun çocuğu üzerinde en çok annenin
hak sahibi olduğunda icma vardır. Zimmi anne, din farkını anlayıncaya kadar müslüman
çocuğu üzerinde hidane hakkına sahiptir. Din farkı şefkate mani değildir.61
54
İbn Abidin, III, 555; Bilmen, II, 432
el-Ceziri, Abdurrahman, Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, (Çev. Hasan Ege), I-VII, İstanbul, tsz., VI, 459-460
56
Bilmen, II, 434
57
Karaman, Mukayeseli, I, 340
58
Bilmen, II, 434; Karaman, Mukayeseli, I, 340; el-Ceziri, VI, 459
59
Serahsi, V, 210
60
Şirbini, III, 453 vd.
61
İbn Hümam, III, 314 vd.
55
180 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
Kasani’nin ifadesinde Ebu Hanife’ye göre, asabede din birliği şarttır. Bir çocuk
yahudi olsa kardeşlerinden biri müslüman diğeri yahudi ise, velayet hakkı yahudiye verilir.62
Konu ile ilgili yoruma açık olan hadis şu şekildedir: Rafi b. Sinan müslüman olmuş
karısı ise müslüman olmaktan kaçınmıştı. Bunun üzerine Rafi b. Sinan karısını boşamış
ve çocuklarının durumu hakkında Nebi (SAV)’ye baş vurmuştu. Hz. Peygamber de anne
ve babayı karşısına oturtmuş çocuklarını da aralarına oturtmuştu. Bundan sonra
Hz.Peygamber anne-babaya “onu çağırın” dedi, anne-baba kızlarına seslendiğinde kız
annesine yöneldi. Hz. Peygamber ise “Allah’ım ona doğruyu göster” dedi. Kız babasına
yöneldi ve kızı babası aldı.63
San’ani’ye göre bu hadis gayr-ı müslim annenin hidane hakkının sübutu konusuna
delildir. Şayet kadının hakkı olmasaydı Peygamber, çocuğu tercihi konusunda serbest
bırakmazdı. Bu görüşü ehl-i rey ve Sevri benimsemiştir. Cumhur ise hidaneye hak sahibi
olanın kendi dinini çocuğa telkin edeceğinden kafir olan annenin hak sahibi olmadığını
söylemiştir. Delil olarak şu ayeti gösterirler: “Allah, mü’minlere karşı kafirlere asla yol
vermeyecektir.”64 Çünkü cumhura göre hidane bir velayettir.65
Cumhur ulema Nisa 4/141. Ayeti delil olarak alırken durumu tersinden düşünmemişlerdir. Diyelim ki anne müslümandır ve çocuk babaya verilmiştir. Genel kanaate göre
anne sadece çocuğu yanında bulundurma hakkına sahiptir. Baba ise çocuğun kişilik haklarında tasarrufta bulunur; yani genel velayet hakkı onundur. Şu şartlarda çocuk
müslüman olan kadına verilmiş olsa kafir olan çocuğun babasından velayet masrafları
düşecek midir? sorusu din farkı meselesini başka boyutlara taşıyacaktır.
Peygamberimizin hadiste geçen uygulamalarına dikkat ettiğimizde çocuğu seçiminde
serbest bırakmasının hem anne hem baba için eşit haklar doğurduğunu görürüz. Fakat
sonra Peygamberimizin dua etmesiyle çocuğun müslüman babaya yönelmesi kanaatimize
göre üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Allah’ın Elçisi’nin doğruyu tebliğ
eden bir nebi olduğuna inandığımızdan din noktasında, çocuk için doğru olan velayetin
müslüman olan tarafa verilmesidir.
5. VELAYET SÜRESİ
çocuğun velayetini üzerine alan tarafın ne zamana kadar çocuğu yanında bulundurmaya hakkı olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu süreden sonra çocuğun kime verileceği,
çocuğun cinsiyetinin velayete etkileri, sürenin kapsamı altında incelenecek konulardır.
62
Kasani, IV, 43; Bilmen, II, 432
Şeybani, XV, 64; San’ani, III, 432
64
en-Nisa, 4/141
65
San’ani, III, 432
63
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 181
Çünkü belirlenen bu süre zarfında hidaneyi düşürecek bir durumun ortaya çıkması halinde velayet değişimi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla yeni şahıs için yeni zaman dilimi
belirlenecektir.
5.1. Kız Çocuklarında Velayet Süresi
İslam hukukçularına göre ilk olarak anneye veya babadan önceki hidane hakkı sahiplerinden olan anneanneye verilen bir kız çocuğu kendi kendine yiyip içene, temizliğini
yapana kadar bu kişilerin yanında kalır. Sürenin bitiminde kız babaya teslim edilir. Bundan sonra da kız çocuğu bulûğ dönemine kadar babanın yanında kalır. Anne ve nineler
dışındakilerin de yedi yaşından sonra bulûğa kadar velayet hakları vardır. Bulûğ dönemiyle cinsel gelişim dönemine giren kız çocuğu, kendine güvense dahi babadan ya da
yanında bulunduğu asabeden ayrılmaz.66
Farklı dine mensup bir velinin yanında olan çocuk, din farkını anlayabilecek duruma
gelene kadar annenin yanında kalır. Malikilere göre normal şartlarda kız çocuğu dokuz ya
da on bir yaşına kadar anne yanında kalır.67
İlk olarak babaya verilen kız, bulûğ çağına kadar babanın yanında kalır. Bu süreden
sonra tercih hakkına sahiptir.68
Tercih hakkını kullanan çocuk Maliki ve Şafiilere göre kimi seçmişse onun yanında
kalır.69
Hanbelilerde yedi yaşına kadar anne yanında kalan kız çocuğu bu dönemden sonra
evlenene kadar baba yanında kalır.70
Şafiilerde kız çocukları reşit olsa bile evleninceye kadar velayetleri altında bulundukları kimselerin yanında kalırlar. Zahirilerde bulûğ dönemine kadar, Zeydilerde belirli bir
yaştan çok çocuk kendi kendine yeterli olana kadar, İmamiyyede yedi-dokuz yaşına kadar
velayet altında bulunurlar.71
5.2. Erkek Çocuklarında Velayet Süresi
Hidane hakkının ilk olarak annenin ve onun kadın yakınlarının hakkı anlayışıyla erkek çocuk öncelikle bu şahısların gözetimine verilmiştir. Kızlarda olduğu gibi erkek çocuklarıyla ilgili olarak da hidane süresinde alimlerin farklı görüşleri olmuştur. Ayrıca, kız
66
Kasani, IV, 43; İbn Hümam, III, 317; İbn Abidin, III, 566
İbn Abidin, III, 566; Bilmen, II, 435; Bardakoğlu, XVII, 470-471; Karaman, Mukayeseli, I, 342
68
Bilmen, II, 436
69
Bilmen, II, 437
70
el-Ceziri, VI, 463
71
Bardakoğlu, XVII, 471
67
182 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
çocuklarından farklı olarak erkeklerin bulûğdan ya da rüşt döneminden sonra annebabadan ayrı ev açabilmeleri ihtimali konu edilmiştir.
Anne yanındaki bir erkek çocuk yedi veya dokuz yaşına kadar anne yanında kalır.
İmam Malik süreyi bulûğ çağına kadar uzatmıştır. Süre bitiminde kimin yanında kalacağı
konusu ise ihtilaflıdır. İmam Şafii, çocuğu muhayyer bırakır, ana ve babadan hangisini
isterse onun yanında kalır. Çoğunluk, yanında alıkoymanın babanın hakkı olduğu görüşündedir. Buna göre çocuk erkek ise normal olarak ergenlik çağına ulaşıncaya kadar babasının yanında kalır. Buluğdan sonra normal ise müstakil ev açmak veya ebeveyninden
birini tercih etmek çocuğun hakkıdır. Sefahet veya bunaklık gibi ehliyet özürlüsü olanlar
babalarının yanında kalır.72 Başka bir görüşe göre erkek çocukların buluğa erdiklerinde
serbest kalmaları reşit olma yaşına bağlanmıştır.73 Serahsi de ise ayrı bir ev açabilme buluğ dikkate alınmadan reşit olmak şartına bağlanmıştır.74
Hanbeliler anne yanında geçen süreyi yedi yaş ile sınırlarlar ve bu yaştan sonra çocuğa tercih hakkı verirler.75 Zahiriyye akıllı olarak buluğa erdikten sonra erkek çocuğuna
tercih hakkı verir.76 İmamiyye Şiası ve İbaziyye mezheplerinde erkek çocuğun hidanesi
süt anne dönemi sonrasında babaya geçer. Süt emme döneminin süresinde herhangi bir
ifade yoktur.77 Hanefiler, çocuğun yedi yaşına girince namaz kılmalarının istenmesini
emreden hadisten (Ebu Davud, Salat, 26) hareketle hidanenin erkek çocuğun yedi yaşına
girmesiyle sona ereceği görüşündedir. Bu yaştan sonra babaya verilir. Zeydiler, bir yaş
belirlemekten çok çocuğun kendi kendine yeterli olmasını ölçü alırlar.78
Bu durumlardan başka çocuk sayısının fazla olması halinde, bunların imkan ölçüsünde birbirlerinden ayrılmamaları tavsiye edilmektedir.79
Bizce, velayetin şartlarını taşıyan kişilere verilen çocuk kız olsun erkek olsun bulûğ
dönemine kadar verildiği kişide kalmalıdır. Muayyen bir yaş belirleyip o zaman süresince
bir velinin yanında, süre bitiminde diğerinin yanında zorunlu olarak bulundurulmak istenen çocuklarda ciddi kişisel dengesizlikler ya da bunalımlar olabilir. Menfaat gözetilen
bir konuda çocuğun sürekli kişi ve yer değiştirmesi onun sosyal kimliğine de olumsuz
etkiler yapacaktır. Bundan dolayı bulûğ çağı olarak kabul edilen on iki-on beş yaş sınırına
kadar çocuk ister anne ister baba olsun bakım hakkını elde etmiş kişide kalmalıdır. Bu
dönemden sonra da çocuk, cinsiyeti ne olursa olsun anne-baba arasında tercih yapabilme-
72
Karaman, Mukayeseli, I, 342; İbn Hümam, III, 317
Bardakoğlu, XVII, 471
74
Serahsi, V, 212
75
el-Ceziri, VI, 462
76
Bilmen, II, 437
77
Bardakoğlu, XVII, 468
78
Bardakoğlu, XVII, 468
79
Serahsi, V, 207; Tekinay, s. 284
73
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 183
lidir. Hırçın tabiatlı çocukların üzerinde baba otoritesi uygun yollarla sağlanmalı, ya tamamen babada kalmalı yahut da babanın çocukla görüşme vakitleri artırılmalıdır. Bu
noktada özellikle babayı ele alışımızın nedeni realite olarak erkeklerin otoriter yapıda
olmalarıdır. Otoriter olmak sert yapıda olmak anlamında değildir.
Rüşt çağına gelmiş bir çocuğun ev açabilmesi imkanına gelince bu durumun sosyoekonomik yapıyla paralellik arz ettiğini düşünmekteyiz. Nitekim batı toplumlarının serbest yapıları ve ekonomik özgürlükleri, insanlarına tek başlarına geçimlerini sağlayabilecekleri ve toplumun da kabul edip örf haline getirdikleri gençlerin ayrı ev açmaları, doğu
toplumlarında kabul gördüğü tartışmalı bir konudur. İçine ülkemizin de dahil olduğu doğu karakteristiği taşıyan uluslarda ne sosyal yapı ne de ekonomik yapı batı uluslarının
kültürel yapısıyla uyuşur nitelikte değildir. Uyuşmaması ise gayet doğaldır; bırakın ulusları, toplumları küçücük bir yöre dahi diğer yörelerden farklı kültürel özellikler taşır. Bu
bakımdan insanlara rüşt çağına ulaştıktan sonra ev açabilme imkanlarının verilmesi hukuken kişiliğin tanındığını da gösterir. Bireylerin de hukuki kişiliklerini kullanmaları
dünyanın her yerinde ve her mevzuatta en tabii haktır. Bu bakımdan çocukların hukuki
kişiliğini ve bu hukukiliğin kendisine yükleyeceği sorumlulukların bilincinde olacağı ana
kadar onları velileri ile birlikte kamu kurumlarının korumasına almak gerekmektedir.
6. VELAYET MASRAFLARI
Örfle de bağlantılı olan yiyecek, içecek, giyecek, mesken, örfle bağlantılı olan emzirme gibi konuları kapsayan nafaka, şahısların mali durumlarına ve kadının iddet beklemesine bağlanmıştır.
İslam hukukçularının çoğunluğuna göre kocası ölen ve iddeti bitmiş kadına nafaka
verilmez.80 Kocasından boşama veya tefrik yoluyla ayrılmış kadına eski kocası ‘iddet
nafakası’ dışında nafaka vermez. Bu yüzden iddetin bitimiyle birlikte sadece çocuğun
masraflarının karşılanması açısından nafakanın varlığından söz edilir. Boşandıktan sonra
velayeti, çocuk üzerinde tasarruf hakkı olarak görenler boşanmadan önceki dönemde bu
hakkı tamamen babaya verdikleri için ayrılıkta da nafaka babaya aittir. Çocuk babadan bir
parça olduğu için bu nafakayı karşılamaya başkasını ortak edemez. Baba olmadığı takdirde çocuğun nafakası miras derecesine göredir.81 Boşanmadan sonra masrafları şu iki hususta ele alabiliriz: Emzirme ücreti, iştirak nafakası.
80
81
Fetava, III, 407 vd.
Serahsi, V, 209
184 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
6.1. Emzirme Ücreti
Arap toplumunda yaygın olan çocukların süt anneye verilmesi, annelerinin içinde bulunduğu toplumda emzirmemenin kadına hak olarak verilmesinden kaynaklanır. Yaygın
örflükten çıkıp neredeyse kaybolmaya başlamış süt anne kiralama, günümüz için çıkar bir
yol değildir. Tıp dünyasındaki ilerlemelerle ortaya koyulan anne sütünün direnç geliştirme özelliğinin hastalıkların atlatılmasındaki önemi annenin emzirmeye zorlanması ya da
zorlanmaması gibi konuların tartışmalarını bertaraf edecek niteliktedir. Babaya yüklenilen
velayet masraflarında emzirme ücretinin işlenmesi, annenin anne olma özelliğiyle bizce
zıt bir durum arz etmektedir.
Bu konu hakkında alimlerin ortaya koydukları görüşler kendi zamanlarındaki uygulamalarıyla doğru orantılıdır. Bunu da bizlere onların farklı görüş taşımaları yansıtmaktadır.
Ric’i talakla boşanmış bir kadın iddet süresi içerisinde kocasının nafaka temin etme
sorumluluğundan dolayı emzirme ücreti alamaz.82
Malik’e göre çocuğunu emzirme adetti olan kadınlar çocuğu emzirmesi için zorlanırlar. Buna delilleri “Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler.” 83 ayetidir.
Emzirmenin, sorumluluk kapsamından çıkarılıp çocuğun ihtiyacının giderilmesi için,
anneye ücretle tutulan her hangi biri imiş gibi yaklaşımlar günümüz açısından doğru değildir. Çocuğun menfaatinin gözetildiği bir konuda sorumlulukların paylaşılması için annenin üzerine düşeni yapması gerekir. Kendi çocuğunu emzirmesi için annenin kiralanması çok yanlıştır. Çünkü boşanma ile anneden anneliği düşmemektedir. Sorumluluk paylaşımı şeklinde bir değerlendirme hukuk literatüründe yer almadığından çocuğun masrafları ilk önce varsa çocuğun malından, yoksa babasının malından ve sıra ile asabeden karşılanır 84mantığı zorlukları tek şahsa yüklemekten başka bir anlam ifade etmemektedir.
Nitekim bir ayet-i kerimede “Onları sıkıntıya sokmak için zarar vermeye kalkışmayın"
buyurularak maddi külfetlerdeki dengesizliklerin ortadan kaldırılması vurgulanmaktadır.
Bir başka ayette:
“Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun zarif bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin
olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan,
çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmaz. Mirasçıya da aynı
şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse. İkisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı süt anneye vermek isterseniz, vereceğinizi
82
Bilmen, II, 441
Bakara, 2/233
84
İbn Hümam, III, 314; Karaman, Mukayeseli, I, 343
83
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 185
örfe uygun bir şekilde öderseniz size sorumluluk yoktur. Allah’tan sakının, yaptıklarınızı
gördüğünü bilin.”
Bu ayet ışığında, masrafları karşılama babında şu kuralları ortaya koyabiliriz:
a. Annenin iaşesini karşılama babanın üzerine bir borçtur.
b. Borcunu ifa etmeye çalışan baba, örfe göre hareket etmelidir.
c. Ne anne ne de baba maddi-manevi zararlara uğratılmamalıdır.
d. Anne-babanın da sıkıntılı olduğu durumlarda en yakın akrabalar yardımda bulunmalıdır.
e. Süt anne adeti olan yerlerde anneye emzirme tavsiye edilmelidir.
Ayetten hareketle çözüm bulmaya çalıştığımız bu kurallardan ebeveynin nafaka temininde zarara uğratılmaması hususu İslam hukukundaki nimet-külfet dengesini ve annenin de gerektiğinde nafaka teminine ortak olması gerektiğini açıklamaktadır
6.2. İştirak Nafakası
Klasik kaynaklarımızda maalesef masrafların paylaşımı anlamında bir iştirak nafakası yoktur. Nafaka, babanın olmaması ya da fakir olması durumunda miras tertibine göre
diğer kişilerce karşılanır. Bu kişilerin en başında da amca gelir. Bu tertibin bir yerde sona
ermesinden sonra velayet masrafları anneye yüklenir. Konunun burada da tek şahsa yüklendiğini görmekteyiz. İştirak nafakası değerlendirmesi, çalışan eşlerin sorumluluklarının
da eşit olduğunu, her ne kadar eşler ayrılsa da çocuklarının masraflarını ortak paylaşmaları gerektiğini aydınlatıcı ve hukuki açıdan şahıslara zarar vermeyecek şekilde ortaya
koymaktadır. Bu bağlamda Türk Medeni Kanunu’ndaki velayetin kullanılması kendisine
verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık,
eğitim ve ahlak bakımından yararları esastır. Hakim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (m. 182) hükmü kanaatimizce
önemlidir.
Bu hükümden anlaşılıyor ki, çocuğun bakımı ve geliştirilmesi için gerekli masraflar
ilk planda velayet hakkına sahip olan eş tarafından yapılmalı; diğer eş de bu masraflara
mahkemenin tayin edeceği miktarda katılmalıdır. Çocuk için verilmesi gereken bu miktara niçin iştirak nafakası dendiği böylece aydınlanmaktadır. Yargıç, iştirak nafakasının
miktarını tayin ederken şu üç noktayı göz önünde bulundurmalıdır:
a. Çocuğun ihtiyaçları
186 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
b. İştirak nafakası ödeyecek eşin mali gücü
c. Velayet hakkına sahip olan eşin mali gücü
Bu nafaka, çocuğun rüştünü elde etmesine kadar devam eder.”85
Daha önce de belirttiğimiz gibi Medeni Kanunda anne-babadan birinin hak önceliği
gibi bir durum işlenmemektedir. Kime verilmişse yukarda sayılan üç hususla birlikte değerlendirilecek velayette her iki taraf denk sorumluluklar üstlenmiş olacaktır. Adalete en
yakın olan da budur.
7. ÇOCUĞUN ZİYARET EDİLMESİ
7.1. Çocuğun Ziyaret Edilecek Olduğu Mekan
Bu konu için hidaneyi üstlenen kimseyle çocuğun velisinin evlilik sonrasında aynı
şehirde ikamet etmesi; bunlardan birinin başka bir şehirde oturması gerekiyorsa bu ikametgâh değişikliğinin haklı bir mazerete dayanması ve çocuğun bakım ve gözetimi açısından da sakınca teşkil etmemesi üzerinde durulur.
Annenin çocuğun velisinin bulunduğu yerden başka bir şehirde ikamet hakkı daha
kısıtlıdır. Ziyaret ve ticaret maçlı seyahatlerde Şafii ve Hanbeliler çocuğun ebeveynden
mukim olanın; Malikiler ve İbaziler ise hidane hakkına sahip bulunanın yanında kalmasını tercih ederler. Öte yandan seyahat ve ikametgâh değişikliğinin iyi niyetle ve tabii bir
ihtiyaca binaen gerçekleşmesi, sırf karşı tarafa zarar verme amacıyla yapılması halinde
ilgili ayetin de delaletiyle bunun hakkın kötüye kullanımı sayılıp hidane hakkının düşmesi, yine yol emniyetinin bulunmadığı veya çocuğa uygun olmayan bir ortamın mevcudiyeti halinde annenin çocukla birlikte seyahatine izin verilmeyeceği de bir çok fakih tarafından ifade edilir.86
Kadın boşanıp iddeti bittikten sonra çocuğu bulunduğu şehirden başka bir şehre götüremez. Şayet şehir babanın çocuğunu rahat görebileceği bir mesafeyse gündüzleri çocuğunu görebilir. Kadın da görmeyi yasaklayamaz. Erkek karısının iznini almadan çocuğu
şehir dışına götürüp sonra karısını boşadığında kadının çocuğunu isteme hakkı vardır.
Kadının izni ile gitti ise baba çocuğunu vermeyebilir.87
İddet bekleyen kadın çocuğu şehir dışına çıkaramaz. İddeti biten kadın çocuğu nikahlarının kıyıldığı şehir başka da olsa nikah kıyıldığı şehre götürebilir.88
85
Tekinay, s. 287-288
Bardakoğlu, XVII, 469-470
87
İbn Abidin, III, 569 vd.
88
Kasani, IV, 44
86
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 187
Kadının yabancı biriyle evlenmesi gibi bir sebeple babasına intikal eden çocuğu, annesinin bu hakkı tekrar kazanmasına kadar babası başka bir yere götürebilir. Kocası ölmüş kadın hakkında hakimin içtihadına müracaat edilir. Hakim maslahata uygun bulursa
nakle müsaade eder ya da etmez. Bir müslüman veya zimminin nikahlı karısı çocuğunu
alıp bir dar-ı harbe götüremez.89
7.2. Çocuğu Ziyaret Etme Süresi
Görüşme yer ve usulüyle ilgili ayrıntılar taraflar arası anlaşmaya, örf ve adete, anlaşmazlık zuhur ettiğinde de hakimin takdirine göre belli olur.
Hanefiler, evli kadının hafta da bir defa anne ve babasını görme hakkına kıyasen
ebeveynin haftada bir, diğer akrabalarının ise daha uzun araklıklarla çocuğu görmesi hakkından; Malikiler, ebeveynin küçük çocukları her gün, büyükleri ise haftada bir görebileceğinden söz ederler.90
Erkek ve kız çocukları babalarını seçtiklerinde baba, annelerin çocukları görmesini
engelleyemez. Annenin bu ziyareti iki günde bir defadır. Hastalıklarında ise anne hastayla
ilgilenme bakımından çocukların yanında olmalıdır. Erkek, annesini seçmiş ise gece annenin yanında gündüz babanın yanında kalır. Kız, gece ve gündüz annenin yanında kalır.
Baba, kızı normal ölçülerde (iki günde bir) ziyaret eder.91
Türk Aile Hukukunda örnek uygulama olarak anaya verilen çocuğun haftanın belli
bir gününde veya iki günde ve belli saatler arasında baba ile görüşmesine, cumartesi gecelerini, milli ve dini tatil günlerini babanın evinde geçirmesine, yaz aylarında belli bir
süre ile babanın yanında kalmasına karar verilmiştir. Tabiatıyla yargıç, bu hususta çocuğun yaşını, ihtiyaçlarını, tahsil durumunu, eşlerin oturdukların yerlerini göz önünde tutacaktır. 92
8. VELAYET HAKKININ DÜŞMESİ VE YENİDEN ELDE EDİLMESİ
Bu hakkın kaybedilmesi evlenme, ölüm, çocuğun velayetini hak kazanan tarafın ortam değişikliğine uğraması, ihmalkâr davranması gibi sebeplere bağlanmıştır:
a) Anne ve diğer kadın yakınların evlenmeleri, bu kişilerden hidane hakkını düşürür.93 Evlenilen kişinin çocuğun zi-rahmi olması durumunda hidane şahıslarının hakkını
89
Bilmen, II, 438-439
Bardakoğlu, XVII, 470
Şirbini, III, 457-458
92
Tekinay, s. 284-286
93
Serahsi, V, 210; İbn Hümam, III, 316; İbn Abidin, III, 557; Bilmen, II, 429
90
91
188 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
düşürmez.94 Zi-rahim olmayan kişilerden boşanılması durumunda hidane hakkı yeniden
kazanılır.95 Ayrıca ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka birisiyle gitmesi, ölümü
gibi bir halin ortaya çıkmasında hakim re’sen veya ana babadan birinin talebi üzerine
hadisenin gerektirdiği tedbirleri alır.96
b) Mürted olan kişi hakkını kaybetmekle birlikte tevbe etmesi halinde bu hakkını tekrar elde eder. Kitabînin hakkı da çocuğun din farkını anlamaya başlamasıyla düşer.97
c) Zamanının çoğunu dışarıda geçirenlerden ve çocuğu zararlı ortamlarda bırakanlardan hidane hakkı düşer.98
d) Velayetin anaya bırakıldığı fakat eylemli olarak baba tarafından kullanıldığı anlaşılırsa küçüğün alıştığı çevreden alınmasındaki sakıncalar göz önünde tutularak hakkın
babaya devredilmesi daha doğrudur.99
e) Çocuğun ihtiyaçlarının artması, velayet hakkından yoksun bırakılan eşin bulunduğu şehirdeki bir okula gitmesi, hastalanması, karakterinde ve eğilimlerinde bazı değişikliklerin bulunması gibi durumlarda velayet hakkının bunlar sebep gösterilerek düşmesi
söz konusu olmayıp bu konudaki değişiklik sadece hakimin tedbir alması yönündedir.100
Bu durum TMK 183. maddede şöyle ifade edilir: “Ana veya babanın başka birisiyle
evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölümü gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde
hakim re’sen veya ana babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”
Bu sebeplerle kaybedilen hak doğal olarak velayeti ilk elde eden kişiden sonraki sorumlulara geçmektedir.
“Velayet. Ana babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşama da ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.” (MK. 336)
“Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygular. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.” (MK. 339)
94
Kasani, IV, 42; İbn Hümam, III, 316
Kasani, IV, 42; İbn Hümam, III, 316
96
Tekinay, s. 289
97
Kasani, IV, 42; İbn Abidin, III, 565
98
İbn Abidin, III, 557
99
Tekinay, s. 290
100
Tekinay, s. 290
95
Sultan AKSAKAL
Yıl:1
Sayı:1
Ocak-Haziran 2003
/ 189
SONUÇ
Evliliğin güzel semeresi olan çocukların kişilik haklarının yerine getirilebilmesi için
onların uygun ortam ve şartlara sahip olması gerekir. Bu ortam ve şartları hidane ve velayet kavramlarıyla birlikte ele almak gerekmektedir. Çünkü çocuğun bakımı maddi ve manevi unsurlarla birlikte işlenmektedir. Velayetin getireceği yükümlülükler, sorumluluk
taşıyacak şahıslara göre değerlendirilmelidir. Bu şahısların belirlenmesi işini ise hakim
üstlenmeli ve hakim kararlarında çocuk ile ebeveynini dinleyerek, olası değişmeleri de
göz önüne alarak adil bir karar vermelidir.
Çocukların tercih haklarına itibar edilmeli fakat onların çocuk oldukları, çıkarcı davranabilecekleri akıldan çıkarılmamalıdır. Dini ne olursa olsun belli yaşa ulaşana kadar
çocuklar anne yanında bırakılmalıdır. Çünkü din farkı şefkate mani değildir.
Masrafların paylaşımı, eşlerin zarara uğratılmaması açısından karşılıklı olarak imkan
nispetinde sağlanmalıdır. Masrafların belirlenmesinde ise toplumsal ve ekonomik şartlar
dikkate alınmalıdır.
Çocuğun velayeti kime verilmiş olursa olsun, sorumlu olan kişiler birbirlerine zarar
verecek davranışlara zemin oluşturmamalı, bu konuda çocuk duygu sömürüsü aracı yapılmamalıdır.
Çocuk için hiçbir alternatifin olmadığı durumlarda devlet kurumları devreye girmeli
ve çocuğa sahip çıkmalıdırlar.
Her şeyden önce çocuğun menfaati göz önünde tutulmalı ve en önemli emanetin çocukların toplum insanı olarak yetiştirilmesinin olduğu unutulmamalıdır.
KAYNAKÇA
Bardakoğlu, Ali, “Hidane”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1998
Bilmen, Ömer Nasuhi. Hukuk-u İslamiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu, I-VIII, İstanbul, 1985
el-Ceziri, Abdurrahman, Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, (çev. Hasan Ege) I-VII, İstanbul, tsz.
Ebu Davud, Süleyman b. el-Eş’as b. İshak es-Sicistani el-Ezdi, Sünen,
Erbay, Celal, İslam Hukukunda Evlilik ve Hısımlık Nafakası, Bakü, 1995
İbn Abidin, Haşiyetü Reddi’l-Muhtar, I-VIII, İstanbul, 1984
İbn Manzur, Cemaleddin b. Muhammed b. Mükerrem, Lisanu’l-Arab, I-XV, 3. baskı
Beyrut, 1994
İbnü’l-Hümam, Şerhu Fethi’l-Kadir, I-X, 2. baskı, Beyrut, tsz.
190 / Boşanmadan Sonra Çocuğun Velayeti
Karaman, Hayrettin, Ana Hatlarıyla İslam Hukuku, I-III, İstanbul, 1990
-----------, Mukayeseli İslam Hukuku, I-III, İstanbul, 1986
el-Kâsâni, Alâuddin Ebî Bekr b. Mes’ud, Bedaiu’s-Sanaî fî Tertîbi’ş-Şerâî, I-IV, 2.
baskı, Lübnan, 1986
Kurul, el-Fetava’l Hindiyye (Çev.: Mustafa Efe) I-XVIII, Ankara, tsz.
es-San’ani, Muhammed b. İsmail, Sübülü’s-Selam, I-IV, 1. baskı, Beyrut, 1988
es-Serahsi, Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl, Kitabu’l-Mebsût, I-XXX,
Daru’l-Fiker, Beyrut, 1989
eş-Şeybani, Ahmed b. Hanbel, el-Fethu’r-Rabbani mea Şerhi Bulûğu’l-Emânî, IXXIV, Beyrut, tsz.
eş-Şirbini, Muhammed Hatîb, Muğni’l-Muhtac ilâ Marifeti Meâni’l-Elfazi’l-Minhâc,
I-IV, İstanbul, 1958
Tekinay, Selahattin Sulhi, Türk Aile Hukuku, İstanbul, 1982
ez-Zeylai, Cemalüddin Ebî Muhammed Abdullah b. Yusuf, Nasbu’r-Raye li
Ehâdîsi’l-Hidâye, I-IV, Mektebetü’r-Riyadi’l-Hadisiyye, 3. baskı, Baskı yeri yok, tsz.
ez-Zuhayli Vehbe, İslam Fıkhı Ansiklopedisi (Çev:Kurul), I-X, İstanbul, 1990.
Download