ÜNİTE 1-BESİN ÖĞELERİ

advertisement
Bu sunum;
Anadolu sağlık meslek liselerine
SONGÜR YAYINCILIK’ın
eğitime destek ve öğretmen meslektaşlarımıza
dayanışma hizmeti olarak hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek koşuluyla çoğaltılmasında sakınca
yoktur.
Hikmet GÜRBÜZ
SONGÜR YAYINCILIK
1. BESLENME İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Beslenme konusunu iyi anlayabilmek için enerji,
kalori, metabolizma, anabolizma, katabolizma, bazal
metabolizma gibi kavramları bilmemiz gerekir.
Enerji: İş yapabilme gücü olarak tanımlanır. Enerji
canlılığın sürdürülebilmesi, vücudumuzun çalışabilmesi
için temel koşuldur. Aldığımız besinlerle enerji ihtiyacımızı
karşılarız.
Kalori: Enerjiyi ısı birimi olan kilokalori ile ölçeriz.
Kilokalori, 1 litre saf suyun sıcaklığını 15 C den 16 C
yükseltebilen ısı enerjisine eşittir. Yani 1 litre saf suyun
sıcaklığın 1 C yükseltebilen ısı enerjisidir. Kilokalori “kcal”
ya da yalnızca “cal” şeklinde kısaltılarak gösterilir.
1. BESLENME İLE İLGİLİ KAVRAMLAR-2
Metabolizma: Organlarımızın çalışabilmesi, vücut ısısını
sürdürebilmesi, canlılığın devamı, hücrelerin yenilenmesi için
hücrede besin öğelerinden enerji oluşması ve harcanmasına denir.
Başka bir deyişle, canlı organizmada veya canlı hücrelerde
hareketi, enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal
değişimlerin bütünü, özümlemenin ve yadımlamanın toplamına
metabolizma denir.
Anabolizma: Küçük parçaların vitaminler ve mineraller
yardımıyla birleştirilerek hücrelerin yapılması ve yenilenmesi
sürecidir.
Katabolizma: Besin öğelerinin mineral ve vitaminler
yardımıyla yapı taşlarına ayrılıp yakılması ve enerji oluşması
sürecidir. Örneğin; proteinlerin aminoasitlere ayrılması vb.
Bazal Metabolizma: Hareketsiz bir şekilde sırt üstü yatarken
sadece organlarımızın çalışması canlılığını devam ettirebilmesi için
harcadığımız enerjiye verilen addır. Besinlerden aldığımız enerjinin
çoğunu canlılığı devam ettirmek için kullanırız.
1. BESLENME İLE İLGİLİ KAVRAMLAR-3
İnsanların yaşamak için yiyeceğe ihtiyacı vardır. İnsanların
yiyebildiği bitki ve hayvanlardan elde edilen yiyecek
maddelerine besin denir. Et, süt, yumurta hayvanlarda elde
edilen gıda maddesidir. Pirinç, nohut, mercimek gibi maddeler
bitkilerden elde besin kaynaklarıdır.
Besinlerde bulunan vücudumuzun ihtiyaç duyduğu
bileşiklere besin öğesi denir. Besinler alındıktan sonra sindirim
sisteminde öğelerine ayrılarak kana geçer ve dokulara taşınır.
Besin öğeleri solunumla alınan Oksijen ile enerjiye dönüşür ve
büyüme ve gelişmemiz için kullanılır.
Büyüme ve gelişmenin devam etmesi, sağlığın korunması
için besinlerin kullanılmasına beslenme denir. TDK sözlüğüne
göre beslenme, “vücut için gerekli besin maddelerini alma”
olarak tanımlanmıştır.
1. BESLENME İLE İLGİLİ KAVRAMLAR-4
Yeterli Beslenme: Bireyin ihtiyaç duyduğu
enerjinin besinlerden yeterince alınmasıdır. Bu
durumda kişi ihtiyaç duyduğu enerjiyi yağlı ve
tatlı besinlerden alabilir. Ancak ileri hayatında
sağlığı bozulabilir. Çünkü kişinin sağlıklı
kalabilmesi için sadece enerji yeterli değildir.
Dengeli Beslenme: Gerekli olan enerji ile
birlikte, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besin
öğelerinden yeterince alınmasıdır.
Diyet: Beslenme şekli, hastalıklara göre
uygulanan özel beslenme şekli.
1.1. Beslenmenin Önemi
Beslenme, insanların, büyüme ve gelişmesini sağlar.
Bir insanın sağlıklı ve aktif olarak uzun zaman yaşaması
için gereken maddeleri yeteri kadar alması gerekir.
Bebekler,çocuklar, ergenler, yaşlılar ve hamileler yetersiz
beslenmeye karşı oldukça duyarlıdır. Yetersiz ve dengesiz
beslenme nedeniyle sağlıklarını hızla yitirebilirler.
Beslenme toplumun ve onu oluşturan fertlerin
hayatlarını etkileyen önemli bir faktör ve temel bir
gerekliliktir. Sağlıklı bir toplum için sağlıklı bireylerin
olması ve dolayısıyla ve yeterli ve dengeli beslenme şarttır.
Yeterli ve dengeli beslenilmediğinde, sağlığın olumsuz
yönde etkilendiği kanıtlanmıştır. Yaşam çevrimi doğumla
başlar ve ölümle sona erer. Yaşam çevriminin doğru ve
sağlıklı işleyebilmesi için beslenme yeterli ve dengeli
olmalıdır.
Beslenme Yetersizliği ve Yeterli Dengeli Beslenen Çocuk
1.1. Beslenmenin Önemi-2
Hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında yetersiz ve
dengesiz beslenmenin fetüs ve yeni doğan bebeğin
sağlığı üzerine olumsuz etkilerinin bilinmektedir.
Hamilelik sırasında doğru beslenmenin önemini
daha yeni farkına varmış durumdayız. “Anne rahminde
geçen dönem canlının en hızlı büyüme dönemidir. İki
hücre ile başlayan hayatın 9 aylık dönem sonunda
ortalama 3 kg’lık bir bebeğe dönüşmesini sağlayan
büyüme hızı, hayatın başka hiçbir döneminde
yaşanmamaktadır. Bu gelişime döneminde genetik
faktörlerin etkisi olduğu kadar doğru beslenme de rol
oynamaktadır. Bebeğin genetik olarak öngörülmüş
potansiyeline ulaşabilmesi için uygun besin ortamını
sağlamak gerekir.
1.1. Beslenmenin Önemi-3
Dünyada yaklaşık 2,5 milyar insan yetersiz beslenme
nedeni ile sağlık sorunları yaşamaktadır. Demir eksikliğine
bağlı anemi, A vitamini eksikliği ve iyot eksikliği bu sağlık
sorunlarının nedenlerinin en başta gelenleridir. Gelişmiş
ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerle, geri kalmış ülkeler
arasında beslenmeye bağlı sağlık sorunu görülme oranları
farklılık göstermektedir. Bu sorunlar yaş ve cinsiyet
durumuna göre de farklılık gösterir.
Doğru olmayan beslenme anemi, şişmanlık, kolesterol
yüksekliği, diyabet, kanser, bağırsak hastalıkları, kalp ve
damar hastalıklarından diş problemlerine kadar birçok
soruna neden olur. Güçlü, enerjik ve sağlıklı olmak, yaşam
kalitesini sağlamak için herkesin yeterli ve dengeli
beslenmesi şarttır.
1.1. Beslenmenin Önemi-4
Yeterli ve dengeli beslenme, kişinin beden,
ruh ve sosyal sağlığını korur ve devamını
sağlar. Yetersiz ve dengesiz beslenme
durumunda ise beden sağılığınız bozulur,
beden sağlığınız ruh sağlığınızı etkiler, bozulan
beden ve ruh sağlığı bireylerin davranışlarına
yansır.
Oluşturduğu olumsuz davranışlar
nedeniyle sosyal sağlığımız tehlikeye girer.
1.1.1. Yeterli ve Dengeli Beslenme
Kişinin yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite ve
özel durumlarına göre besin öğelerinden
yeterince alınmasıdır. Kadınlar hamilelik
döneminde kendisi ve bebeği ihtiyaçlarını
dikkate alarak beslenmelidir. Fiziksel
aktivitesi çok olan kişilerin çok enerjiye
ihtiyaçları vardır ve besin öğelerini daha
enerji verenlerden seçmelidir.
1.1.2. Yetersiz ve Dengesiz Beslenmenin Zararları
Yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda vücudun büyümesi,
gelişmesi ve normal çalışmasında aksaklıklar olacağından “yeterli ve
dengeli beslenme sağlığın temelidir” diyebiliriz.
Yetersiz ve dengesiz beslenme birçok hastalıkların (beriberi,
pellegra, skorbüt, marasmus, raşitizm gibi doğrudan sebebi olduğu
gibi, diğer birçok hastalıkların (kızamık, boğmaca, verem, ishal gibi)
kolay yerleşmesinde ve ağır seyretmesinde önemli rol oynar. Yetersiz
ve dengesiz beslenen bir kişinin vücudu mikroorganizmalara karşı
dayanıklı değildir. Bu bakımdan bu gibi kimseler kolay hasta olurlar ve
hastalıkları ağır seyreder.
Yetersiz ve dengesiz beslenmenin yaşandığı toplumlarda sosyal
hayatta düzensizlikler olağan şeylerdir. Yetersiz ve dengesiz
beslenme, insanın çalışma, planlama ve yeni fikirler üretme
yeteneğini olumlu yönde etkiler. Ekonomik bakımdan gelişmiş
olmanın ilk şartı insan gücünü, üretimi artırmak için kullanabilmektir.
Yapılan çeşitli araştırmalar toplumumuzun önemli bir kısmının
dengesiz beslenmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Dengesiz
beslenmenin etkilediği grupların başında ise gelişmekte olan
çocuklar, gençler, gebe ve emzikli anneler gelmektedir.
1.1.3.Ülkemizde Beslenme Sorunları ve Nedenleri
Ülkemizde sağlık eğitimi yetersizliği, sosyal, ekonomik
yetersizlikler ve yanlış adetler sonucu birçok beslenme
problemi ile karşılaşmaktayız.
Bunlarda bilinenler;
• Ekonomik sıkıntılar nedeniyle kaliteli gıdalar alınamaması,
• Toplumsal adetler, dini inançlar nedeniyle besin seçiminde
doğru davranılamaması,
• Aile fertleri arasında düzgün olmayan besin dağılımı,
• Gıdaların saklama, hazırlama ve pişirilmeleri sırasında yapılan
yanlışlıklardır.
• Gebelik ve emzirme dönemlerinde artan ihtiyacı karşılayacak
şekilde beslenilmemesi,
• Mevcut gıda maddelerinden, yeterince yararlanmama
• Çevre koşullarının sağlık kurallarına uygun olmayışıdır.
Ülkemizde Sık Görülen Beslenme Sorunlarına Bağlı
Sağlık Problemleri
•
•
•
•
•
•
•
•
Protein enerji yetersizliğine bağlı büyüme ve gelişme geriliği,
İyot yetersizliği sorunları,
Gece körlüğü,
Raşitizm,
Demir eksikliği anemisi,
Şişmanlık,
Vitamin eksikliği,
Diş çürükleridir.
Yetersiz ve dengesiz beslenmenin nedenleri araştırıldığında
beslenme bilgisi yetersizliğinin diğer faktörler kadar önem taşıdığı
görülmektedir. Bu bakımdan yetersiz ve dengesiz beslenmenin
önlenmesinde beslenme eğitimi büyük önem taşımaktadır.
2.ORGANİK BESİN ÖGELERİ
Beslenme amacıyla birçok besin maddesi
alırız. Beslenmek amacıyla aldığımız bu besin
maddelerinin içinde ortak temel maddeler vardır.
Her çeşit besinin bileşiminde değişik miktarlarda
bulunan bu kimyasal molekülleri besin öğeleri
olarak tanımlarız.
İnsanların gereksinimi olan organik besin öğelerini
dört gruba ayrılmıştır.
• Proteinler
• Karbonhidratlar
• Yağlar
• Vitaminler
2.1. Proteinler
Proteinler, yaşayan sistemler içinde sudan sonra en fazla miktarda
bulunan ve en fazla göreve sahip moleküllerdir.
Proteinlerin Kimyasal Yapısı
Proteinler, vücudumuzda en fazla bulunan makro moleküllerdir.
Proteinlerin yapısında karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O2) atomları
bulunur. Ayrıca proteinlerin yapısında azot (N) da vardır. Bundan başka
kükürt (S) ve fosfor (P) elementleri de bulunabilir.
Proteinlerin yapı taşı aminoasitlerdir. Proteinlerin yapısında bulunan
20-22 adet aminoasidin ortak bir kimyasal yapısı vardır. Hepsinde bir
karboksil(-COOH) ve bir amin (-NH2) grubu bulunur. Sadece (R) diye
adlandırılan yan zincirleri farklı bir yapıya sahiptir.
İnsan vücudu tarafından yapılamayan ve dışarıdan besinlerle alınması
zorunlu olan aminoasitlere elzem aminoasitler denir. İnsan vücudu
tarafından yapılabilenlere ise elzem olmayan aminoasitler adı
verilmektedir. Elzem aminoasitler 8 adettir. Lösin, lizin, valin, izolisin,
metionin, fenilalalin, treonin, ve triptofan elzem aminoasitlerdir. Arginin ve
histadin ise bebekler için elzemdir.
Elzem olmayan aminoasitler; alanin, asparagin, aspartik asit, glisin,
glutamik asit, glutamin, prolin, serin, sistin, sistein, tirosin olmak üzere 11
adettir.
Protein Kaynakları
Protein kaynakları hayvansal ve bitkisel kaynaklar
olarak iki sınıfa ayrılır. Hayvansal ve bitkisel besinler,
içerdikleri protein miktarı ve kalitesi bakımından
farklılık gösterir. Elzem aminoasitleri yeterli oranlarda
bulunduran besinler yüksek kaliteli protein içerir.
Bunlar et, süt, balık, yumurta gibi hayvansal gıdalardır.
Bitkisel besinlerdeki elzem aminoasitler ise yetersiz
oranlarda olduğu için düşük kaliteli protein olarak
adlandırılır. Bitkisel kaynaklı proteinler; kuru baklagiller,
tahıllar ve kuru yemişler gibi besinlerde bulunur.
Hayvansal ve bitkisel besinlerin karıştırılarak
yenmesi protein eksikliğini ortadan kaldırır.
Hayvansal ve Bitkisel Protein Kaynakları
Proteinlerin Görevleri
• Proteinler insan vücudunda organların ve yumuşak dokuların
yapı unsurudur.
• Büyüme ve ergenlik dönemlerinde yeni dokuların
yapılmasında etkindir.
• Yıpranan dokuların onarılmasını sağlar.
• Enzimlerin ve hormonların yapısında bulunup
metabolizmanın çalışmasına katkı sağlar.
• Sinirsel uyarıların iletiminde rol oynar.
• Vücut savunmasında görev alan akyuvarların meydana
getirdiği antikorları oluşturur.
• Kanın pıhtılaşmasında rol oynar.
• Vücudun yapısal bölümlerini oluşturur (saç, tırnak, bağ
dokusu, kemik dokusu gibi).
• Hücre dışı ve hücre içi sıvıların osmotik dengesini sağlar.
Protein Metabolizması
Ağızda proteine ait sindirim enzimi olmadığı için yalnızca
mekanik sindirim olur. Proteinin kimyasal sindirimi midede
başlar. Midede salgılanan pepsin ve HCl’nin etkisiyle besinler
parçalanarak polipeptit ve az miktarda aminoasit oluşur.
Midede oluşan polipeptit ince bağırsağa geçer. Pankreastan
ince bağırsağa salınan tripsin ve kimotripsin enzimlerinin
yardımıyla polipeptidin bir kısmı aminoasitlere dönüşür. İnce
bağırsaklardan salınan aminopeptidazve karboksipeptidaz
yardımıyla polipeptid amino asitlere dönüşür.
Oluşan aminoasiteler, bağırsak epitel hücreleri yardımıyla
kan dolaşımına geçer. Kan yoluyla karaciğere gelen amino
asitlerin bir kısmı depolanırken bir kısmı da vücuttaki
hücrelere geçerek enerji olarak kullanılır. Enerji olarak
kullanılan aminoasitlerin yıkımı sonucu amonyak ve üre oluşur
ve bunlar idrarla atılır. Hücrelerin yıkımı sonucu oluşan atıklar
idrar ve ter yoluyla vücuttan atılır.
Proteinlerin sindirimi
Günlük Protein İhtiyacı
Vücudunuza alınan protein ile atılan arasında bir
denge vardır. Günlük protein gereksinimleri
hesaplanırken büyüme, cinsiyet ve aktivite göz önüne
alınmalıdır. Günlük ihtiyacımızdan daha az protein
alırsanız yetersizlik görülür. Özellikle büyüme ve gelişme
dönemlerinde, hamilelikte ve emzirme döneminde,
hastalık ve nekahet dönemlerinde protein ihtiyacı
artmaktadır. Kişi yeterli karbonhidrat alamadığında,
proteinleri enerji ihtiyacının karşılanmasında harcayacağı
için bu durum göz bulundurulmalıdır. Ayrıca günlük
protein hesaplamasında yemeklerin pişirilmesi ve
yenmesi sırasındaki kayıplar düşünülüp protein
gereksinimi ona göre ayarlanmalıdır. Protein
hesaplamasında günlük enerji ihtiyacının % 15 inin
protein alınması önerilmektedir.
Günlük Protein İhtiyacının Hesaplanması
Günlük protein ihtiyacı (gram) = Ağırlık x 1 gram
1 yaş için kg başına 2,1 gram, 10 yaş için kg başına 1. 35 gram, yetişkinler için kg başına 1 gram
yeterlidir. Erken doğmuş prematürelerde ise kilogram başına 4 gram protein gerekebilir.
Örneğin 60 kg ağırlığındaki Melek hanımın günlük protein ihtiyacını hesaplayalım.
60 x 1 = 60 gram proteine ihtiyacı vardır.
GÜNLÜK ENERJİ İHTİYACININ HESAPLANMASI
30 yaşına kadar: Ağırlık X 30 kcal
31 yaş ve üstü için: Ağırlık X 30 kcal-100(Her 10 yıl için)
Küçük çocukların günlük kalori hesaplanmasında ise 100 sayısı ile kilolarının çarpılması
gerekmektedir.
Örneğin 60 kg. ve 29 yaşındaki Melek hanımın günlük kalori ihtiyacı = 60 x 30 =1 800 kcal olarak
hesaplanır.
1 gram protein vücutta yandığında 4 kcal (kalori) verir. Günlük enerji ihtiyacınızın % 15 ini
proteinlerden alınması uygundur. Buna göre örnek bir hesaplama yapalım.
Buna göre Melek hanımın bir günlük protein ihtiyacı 60 gr. dır.
1800 X15/100= 270/4=67,5 gram proteine ihtiyacı vardır.
Bulunan bu rakamlara 5-10 gram pişirme ve yeme sırasında oluşan kayıpları ilave etmeyi
unutmayınız.
Protein Yetersizliği
Protein eksikliğinde vücut kendi dokularını kullanır. Sonuçta büyüme
durur, ağırlık azalır. Ayrıca, vücudumuzda doku, hücre, enzim gibi protein
kapsayan tüm elemanların etkinliği azalır veya kaybolur. Hastalıklara
yakalanma riski artar.
Protein kaynağı olan gıdaların pahalı olması ve zor bulunması
nedeniyle, en az bir miktar ile yüksek etkinlik sağlanılması istenilmekteyse,
iyi kalite protein alınmalıdır. Özellikle büyüme ve gelişme döneminde,
protein gereksiniminin yüksek olduğu çocukluk çağında, yetersiz ve/veya
düşük kalite protein alınması önemli sorunlara neden olmaktadır.
Proteinin kısıtlı alınmasına karşın, kalorisi yüksek olan şeker, nişasta
ile beslenenlerde kuvaşiorkor hastalığı görülür. Kalorinin proteine göre
daha kısıtlı alınması durumunda ise marasmus hastalığı oluşur. Ülkemizde
sıklıkla, protein eksikliği enerji eksikliği ile birlikte görülür.
0-6 yaş arası eksik protein alımı henüz beyin gelişiminin
tamamlanmadığı dönem olduğundan zekâ geriliğine yol açabilir. Protein
kan hücreleri ve hemoglobin yapımı için de gereklidir.
Protein yetersizliği gibi proteinin fazla alınması da bazı sağlık
sorunlarına neden olur. Protein fazla alındığında yağa çevrilerek,
vücudumuzda depolanmakta ve şişmanlığa neden olmaktadır. Özellikle
hayvansal kaynaklı proteinler kalsiyum emilimini azaltıp kemik erimesini
hızlandırır.
Protein Yetersizliği Sonucu Oluşan Hastalıklar
Protein yetersizliğinin ilk belirtisi
büyümenin durmasıdır. Çocuk uzun süre
protein alamazsa kuvaşiorkor (kwashiorkor)
hastalığı ortaya çıkar.
Sadece protein yetersizliği vardır. Enerji
ve protein yetersizliğinde ise marasmus
hastalığı oluşmaktadır.
Kuvaşiorkor Hastalığı
Çocuk büyüme ve gelişme döneminde uzun süre
protein alamazsa kuvaşiorkor (kwashiorkor) hastalığı
ortaya çıkar.
Kuvaşiorkor hastalığının belirtileri;
• Kanda protein miktarı azaldığı için ödem oluşur,
• Karaciğerde büyüme ve dokusunda bozulma
• Dalakta büyüme,
• Deri ve saçlarda ağarma, renk değişiklikleri,
• Gözlerde kızarma, sulanma ve ışığa bakamama,
• Dudaklarda kuruma, çatlama ve dudak kenarlarında
yaraların bulunmasıdır.
Marasmus ve Kuvaşiorkor hastalığı
Marasmus Hastalığı
Çocuk büyüme ve gelişme döneminde
uzun süre protein ve enerji alamazsa
marasmus hastalığı ortaya çıkar.
Marasmus hastalığının belirtileri;
• İştahsızlık
• Aşırı kilo kaybı
• Devamlı tokluk hissi
• Anemi
Bazı Besinlerin Protein Miktarı
2.2. Karbonhidratlar (CHO)
Karbonhidratlar şeker, nişasta olarak tanımladığımız yiyecek
maddeleridir. Yapılarında değişik oranda olmak üzere, karbon, hidrojen ve
oksijen vardır. Özellikle bitkilerden hazır olarak almaktayız.
Karbonhidratların Görevleri
• Karbonhidratların görevi enerji oluşturmaktadır. 1 gr. karbonhidrat 4 kcal
verir. Beyin, sinir sistemi ve alyuvarlar normal şartlarda enerji kaynağı
olarak yalnızca sadece glikozu kullanır,
• Karbonhidratlar vücutta depolanabilir, fazla alındığında yağa dönüştürülür,
• Karbonhidratların yeterli miktarda alınması, proteinlerin enerji olarak
kullanılmasını önler,
• Su ve elektrolitlerin, vücutta yeterince tutulmasını sağlar,
• Kanın asit-baz dengesinin korunmasında yardımcı olur. Çok düşük miktarda
karbonhidrat alındığında asit-baz dengesi bozulur.
• Kabızlığı önler. Karbonhidratlar bir türü olan posa-lif, bağırsakların
çalışmasını artırarak dışkılamayı kolaylaştırır.
Karbonhidrat Kaynakları
Karbonhidratlar, bitkilerde havadaki
karbondioksitle topraktan alınan suyun, yeşil
yapraklardaki klorofil pigmenti ile güneş
ışınlarının birleşmesi sayesinde oluşur. Şeker, bal,
reçel, gazlı içecekler, hazır meyve suları, rafine
besinler vücutta hızla emilip kana karışır. Bunlar,
kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten
karbonhidrat kaynaklarıdır. Tahıllar, kuru
baklagiller, meyve, sebze, ekmek, makarna,
börek, patates gibi besinler ise kana daha geç
karışarak kan şekerini yavaş yükselten
karbonhidrat kaynaklarıdır.
Bazı Besinlerin Ortalama Karbonhidrat İçerikleri
Karbonhidratların Kimyasal Yapısı
Karbonhidratlar şeker, nişasta olarak tanımladığımız
yiyecek maddeleridir. Yapılarında değişik oranda olmak
üzere, karbon, hidrojen ve oksijen vardır. Özellikle
bitkilerden hazır olarak almaktayız. Hayvansal
karbonhidratlar genellikle glikojen yapısında bulunur. İnsan
vücudunun en önemli enerji kaynağıdır. Günlük enerjinin %
55-60’i karbonhidratlardan sağlanır. Karbonhidratları başlıca
dört grupta inceleyebiliriz. Gruplandırma, biyokimyasal
yapılarına göre yapılmaktadır. Çünkü yapılarına göre
işlevleri ve özellikleri farklılıklar göstermektedir.
Karbonhidratların çeşitleri;
• Monosakkaritler,
• Disakkaritler,
• Polisakkaritler,
• Birleşik Karbonhidratlardır.
Karbonhidrat Metabolizması
Besin maddeleri ağızda çiğnenerek mekanik olarak
parçalanır. Karbonhidratların sindirimi tükürükte bulunan
amilaz sayesinde ağızda başlar. Polisakkaritler disakaritlere
dönüşür. Karbonhidrat sindirimi, midedeki yüksek asiditenin
tükrük amilazını inaktive etmesi nedeniyle burada
duraklamaya uğrar. Karbonhidratlar midenin peristaltik
hareketleri ile ince bağırsağa gönderilir.
Karbonhidratların sindirimi, pankreas enzimlerinin
etkilemesiyle ince bağırsakta devam eder. İnce bağırsak
mukoza hücrelerinde sentezlenen enzimlerle (izomaltaz,
maltaz, laktaz, sükraz,) karbonhidrat sindirimi sonlanır.
Karbonhidratlar ince bağırsakta monosakkaritlere dönüşür.
Karbonhidratlar ince bağırsaktan sadece monosakkarit
yapısında kan dolaşımına katılıp karaciğere gelir. Kan
dolaşımına katılan glikozun bir kısmı dokulara iletilir. Glikoz
dokularda oksijen ve enzimlerin etkisiyle oksidasyona(yanma)
uğrar. Oksidasyon sonucunda enerji, su ve karbondioksit
oluşur.
Karbonhidrat Metabolizması
Karbonhidrat Metabolizması
Kandaki glikozun fazlası, glikojene dönüştürülerek olarak
karaciğerde depo edilir. İhtiyaç duyulduğunda glikoza dönüştürülerek
kullanılır. Glikozun fazlası yağa dönüşerek vücut dokularında yağ
olarak depo edilir.
Karbonhidrat metabolizmasında rol oynayan insulin, glukagon,
adrenalin ve hidrokortizon hormonları vardır. Bunlardan en önemlisi
insulin hormonudur. İnsulin, glikozun kandan hücrelere girerek
oksidasyona uğramasını ve enerji oluşmasını, enerji harcamasının az
olduğunda da yağa dönüştürüp depolanmasını sağlar.
Pankreastan salgılanan glukagon hormonu insulinün tersi etki
gösterir. Yani karaciğerdeki glikojenden, glikoz yapımını artırarak kan
şeker seviyesini yükseltir. Böbreküstü bezlerinden salgılanan
adrenalin ise, heyecan ve stres durumlarında kas ve karaciğerdeki
glikojenin glikoza çevrilmesini sağlayarak kan şeker seviyesini
yükseltir.
Böbreküstü bezi korteksinden salgılanan hidrokortizon
hormonu, karaciğerdeki proteinlerden glikoz yapımını artırarak
glikojen halinde depo edilmesini sağlar.
Günlük Karbonhidrat İhtiyacı
Günlük karbonhidrat ihtiyacı, kişinin yaşına, cinsiyetine ve yaptığı
işlere(aktivite) bakılarak hesaplanabilir. Günlük ihtiyacınızdan az
karbonhidrat alırsak kilo kaybına uğrarsınız. Günlük ihtiyacınızdan fazla
karbonhidrat alırsak kilonuzda artış meydana gelir.
Günlük alınan karbonhidrat miktarı çok az olduğu zaman,
vücudumuz ihtiyacı olan enerjiyi protein ve yağlardan sağlar.
Vücudunuz, enerji ihtiyacını protein ve yağlardan karşıladığı zaman
oluşan oksidasyon sunucu üremi ve ketoasidoz tablosu ortaya çıkar. Bu
tablo böbrek sağlığımız için son derece tehlikelidir. Geleneksel yemek
menümüzde bol karbonhidratlı besinleri seçmekteyiz. Bu nedenle
karbonhidrat eksikliğine bağlı sağlık problemleri az görülmektedir.
Kişinin, günlük enerji ihtiyacının % 55-60’ ını karbonhidratlardan
alması tavsiye edilmektedir. Ağır işlerde çalışan bir kişinin günlük kalori
ihtiyacı 3000-4000 kcal dir. Vücudunu yormadan, fazla ağır iş
yapmayanların günlük kalori ihtiyaçları 2400 – 2500 kcal civarındadır.
Orta aktiviteli bir işte çalışan kişinin günlük ihtiyacı 2000 kcal dir.
Genellikle, kadınlar erkeklerden daha az kaloriye ihtiyaç duyarlar.
Günlük alınması gereken karbonhidrat miktarının hesaplanması
günlük protein ihtiyacının hesaplanması konusunda verildi.
2.3.YAĞLAR
Yağlar, en ekonomik enerji kaynağıdır.
Yağlar ayni miktarda aynı miktarda
karbonhidrat ve proteinlerden daha fazla
kalori vermektedir. İhtiyaçtan fazla alınan
yağlar depo edilir. Depo edilen yağlar ihtiyaç
olduğunda tekrar kullanılır. Protein ve
karbonhidratların 1 gramı 4 cal verirken,
yağların 1 gramı 9 cal vermektedir.
Yağ Çeşitleri
Yağlar, yağ asitleri ve gilserolden oluşur.
Besinlerimizdeki yağların bir kısmı 3 birim yağ asidi ve 1
birim gliserolden oluşur. Bu bileşime trigliserit adı verilir. 2
birim yağ asidi ve 1 birim gliserol oluşan topluluğa ise
digliserit adı verilir. Tek yağ asidinin gliserole bağlanmasıyla
oluşan birime monogliserit adı verilir.
Yağ asitleri karbon sayılarına ve karbonlar arasındaki
bağların özelliğine göre, doymuş ve doymamış yağ asitleri
olarak iki gruba ayrılır.
Doymuş yağ asitlerinin yapısında bulunan karbonların
tek bağ vardır. Karbon atomları hidrojenle doyurulmuştur.
Doymuş yağ asitleri 16-18 karbonludur. Tereyağı, margarin,
kuyruk ve iç yağları, et ve peynirdeki yağlar doymuş yağ
asidi içermektedir.
Yağ Çeşitleri
Doymamış yağ asitleri zincirindeki bir veya daha fazla karbonun birer
bağı hidrojenle bağlanmıştır. Doymamış yağ asitlerindeki çift bağ sayısı
önemlidir. Zincirde tek bağı çift bağ olan ve oleik asit olarak yağ asidi vücut
tarafından üretilebilmektedir. Fakat insan vücudu, karbon zincirindeki iki
çift bağı olan linoleik ve linolenik yağ asidleri yapamamaktadır. Linoleik
asit, büyüme ve sağlık için diğer bazı yağ asitleri ve prostaglandinler adı
altında toplanan hormonların yapımı için gereklidir ve dışarıdan alınması
gerekir. Bu nedenle bunlara elzem yağ asidi denir.
Linoleik (Omega 6) asit çoklu doymamış yağ asidi içeren bitkisel
yağlardan alınabilmektedir. Bunlar, susam yağı, ayçiçeği yağı, mısırözü yağı,
soya yağı ceviz ve badem gibi besinlerde bulunur.
Linolenik(Omega 3) yağ asidi ise en çok cevizde, balık ve balık
yağında ve anne sütünde bulunur. Bebeğin doğduğu andan itibaren anne
sütü alması merkezi sinir sistemi ve görme fonksiyonu için önem
taşımaktadır.
Son günlerde bazı bilim adamları tarafından ayçiçeği yağının omega 3
emilimini engellediği yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Bu nedenle
ayçiçeği ve mısırözü yağı özellikle balık yemeklerinde kullanılmamalı ve
balıkla birlikte yediğiniz salata vb. yiyeceklere de ilave etmememiz gerekir.
Yağların Görevleri
•
•
•
•
•
•
•
Yağlar, protein ve karbonhidratlara göre daha çok enerji verir.
Depolanabilme özelliği vardır. 50 kg ağırlığındaki bir insanın vücudunda
ortalama 7-8 kg. yağ depo edilebilir.
Yağlar vücut fonksiyonları için gereklidir. Sinir hücrelerini sarar, beyin ve
hücre zarlarının yapısında bulunur. Kadınlarda üreme organlarının ve
hormonların çalışması için gereklidir.
Vücudumuzda yapılamayan elzem yağ asitlerinin, besinlerdeki yağlarla
alınması gerekir.
Alınamazsa ciltte egzamaya benzer yaralar oluşmaktadır. Ayrıca elzem
yağ asitleri vücudumuzun düzenli çalışması için gerekli prostaglandinler
adı verilen hormonların yapımı için gereklidir.
Yağda eriyen vitaminlerin(ADEK), sindirimi ve kullanılması için yağlar
gereklidir.
Başta kalp, sinirler, böbrekler gibi birçok organın çevresini sararak,
onları dış etkenlerden korur.
Deri altında toplanan yağlar vücut ısısını düzenleyerek ısı kaybını önler.
Yağlar midenin boşalmasını geciktirerek doyma duyusunun oluşmasını
sağlar. Tam yağsız bir diyetle doyma duyusunun oluşması güçtür.
Günlük Yağ İhtiyacı
Günlük enerji ihtiyacının % 15 proteinlerden, % 55-60
karbonhidratlardan, % 25-30 yağlardan sağlanması
tavsiye edilmektedir. Ayrıca yağlar, yağda eriyen
vitaminlerin sindirimi için gereklidir.
Günlük yağ ihtiyacı kişinin yaşı, cinsiyeti ve yaşam
aktiviteleri ile doğrudan ilgilidir. Çalışma yaşantısı emek
yoğun olanların daha çok enerjiye dolayısıyla yağa
ihtiyaçları vardır. Az emek harcayan kişilerin daha az yağa
ihtiyacı vardır. Günlük yağ ihtiyacının hesaplanabilmesi
için kişinin günlük enerji ihtiyacı hesaplanmalıdır.
Günlük Yağ İhtiyacının Hesaplanması
GÜNLÜK ENERJİ İHTİYACININ HESAPLANMASI
• 30 yaşına kadar: Ağırlık X 30 kcal
• 31 yaş ve üstü için: Ağırlık X 30 kcal-100(Her 10 yıl için)
Küçük çocukların günlük kalori hesaplanmasında ise 100 sayısı ile
kilolarının çarpılması gerekmektedir.
Örneğin 60 kg ağırlığında ve 30 yaşındaki Ali beyin günlük
kalori ihtiyacı=60 X 30=1800 kcal olarak hesaplanır.
• 1800 X 30 / 100 = 540 kcal yağlardan alması gerekir. 1 gram yağ 9
kcal verdiğine göre 540/9=60 gram yağ alabilir.
Genellikle ihtiyacımız olan yağın yarısını besinlerle birlikte
alırız. Diğer yarısını ise yemeklerin ve salataların içinde alırız. Kan
yağlarının yükselmesini önlemek ve damar sertliğinden
(Ateroskleroz) kaçınmak için ihtiyacımız olan yağların %75’ini
doymamış yağlardan, %25’ini ise doymuş yağlardan almamız
gerekir. Fazla yağ aldığımızda vücudumuzda depolanmakta ve
şişmanlığa neden olmaktadır. Şişmanlık ise kronik hastalıklara zemin
hazırlamakta ve kas-iskelet sistemini zorlamaktadır.
Yağların Metabolizması
Yağların sindirimi ince bağırsakta başlar. Karaciğerden dökülen safra
asitleri ile mekanik sindirim olur. Daha sonra pankreastan dökülen lipaz ile
kimyasal sindirim gerçekleşir. Kısa zincirli olan yağ asitleri doğrudan
emilerek venaporta yolu ile karaciğere gelir. Uzun zincirli yağ asitleri ise
ductus torasikus ile dolaşıma katılır. Kanda taşınan yağlar ya enerji olarak
kullanılır ya da depo edilir. Yağ emiliminin ve sindirimin bozulmasına
karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, pankreas hastalıkları ve emilim
bozuklukları sebep olur.
Yağların Kaynakları
Yağlar, bitkisel ve hayvansal besinlerde
bulunmaktadır. Tereyağı, iç yağı, et yağı, süt,
yumurta peynir, balık sayabileceğimiz başlıca
hayvansal kaynaklı yağlardır. Zeytin, fındık,
ayçiçeği, mısır, soya, konola, ceviz, fıstık, badem
gibi kuruyemişlerde başlıca bitkisel yağ kaynağıdır.
En az yağ tahıllar, meyve ve sebzelerde bulunur.
Diğer bitkilerde de az miktarda yağ
bulunmaktadır. Bu yağların beslenme açısından
önemi yoktur. Daha çok aromaterapi, fitoterapi,
estetetik ve alternatif tıp uygulamalarında
kullanılmaktadır.
Yağların Sindirim Fonksiyonları
• Yağda eriyen vitaminlerin (ADEK), sindirimi için
yağlar gereklidir.
• Yağlar midenin boşalmasını geciktirerek doyma
duyusunun oluşmasını sağlar. Tam yağsız bir
diyetle doyma duyusunun oluşması güçtür.
• Bağırsak hareketlerini artırır.
• Mide ve bağırsaklarda gaz giderici etkisi vardır.
2.4.Vitaminler
Canlı organizmanın sağlıklı bir yaşamı devam ettirebilmesi için
karbonhidrat, yağ, protein ve vitaminlere ihtiyacı vardır. Vitaminin
kelime anlamı yaşam amin’dir. Vitaminin diğer organik besin
maddelerinden farkı, doku yapısına girmemeleri ve organizmaya
enerji sağlamamalarıdır. Genel olarak eksojen, yani dış kaynaklıdır.
Organizmaya bir vitamin yeteri kadar girmezse, hafif bazı
bozukluklar meydana gelir. Bu duruma hipovitaminoz denir. Bazı
vitaminlerin kendilerinden başka ön maddeleri de organizmaya
girerler ve burada vitaminlere çevrilirler. Bu ön maddelere
provitamin denir.
Yağda eriyen vitaminler gereksinimden fazla alındığı
durumlarda, vücutta birikim olur ve toksik etkileri gözlenebilir. Suda
eriyenler ise, idrarla atıldığından, birikim oluşmaz.
Vitaminler iki ana gruba ayrılır.
• Yağda eriyen vitaminler (A,D,E,K)
• Suda eriyen vitaminler (B grubu vitaminler ve C vitamini)
A vitamini
Suda erimez, kolay okside olur. Isıya dayanıklıdır. Hayvansal
dokularda retinol veya retinoik asit yapısında, bitkilerde karoten
şeklinde bulunur.
A vitaminin vücuttaki görevlerini;
• Gözün değişik ışık durumlarında, özellikle karanlıkta, görmesine
yardımcıdır.
• Epitel dokunun büyümesi ve gelişmesi için gereklidir.
• Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasına etkilidir.
• Serum ve kas proteinlerinin sentezini etkiler.
• Üreme önemli görevi vardır. Erkeklerde sperm gelişimi, kadınlarda
embiryo gelişimi için gereklidir.
• Bağışıklık sistemi hücrelerin çoğalmasında görevlidir.
• Antioksidan etkisi olduğu için damar tıkanıklığı ve sertliğini önler.
• A vitamini gereksinimi bebeklerde günde 600 mikrogram, yetişkinler için
günde 1500 mcg’dir. (1500 mikrogram = 5000 IU - İnternasyonel ünite)
A vitamini
En çok karaciğer, yağ, yumurta, süt, süt yağında
bulunur. Yeşil ve sarı renkli sebzelerde, meyvelerde
(havuç, domates, kayısı, portakal, ıspanak) bulunur.
A vitamini yetersizliğinde gece körlüğü oluşur.
Epitel hücrelerin eksikliğinde sindirim, solunum, ürogenital sistemde ve deride kuruma ve pullanma oluşur.
Ağız yaraları ortaya çıkar. Kemik ve diş gelişimi bozulur.
Epitel dokunun çalışmasında bozukluk dolayısıyla
enfeksiyon riskinde artma görülür. Sperm üretimi azalır.
Bağışıklık sistemi zayıfladığı için hastalıklara karşı direnç
azalır.
A vitamini yetersizliğinde, a vitamini içeriği zengin
besinler tüketilmelidir.
D vitamini
Vücut dokularındaki D vitamini ön öğelerinin
(7 dehidrokolesterol) güneş ışınları ile D
vitaminine (kolekalsiferol) çevrilmesi ile oluşur.
Karaciğerde ara metabolizması olup, son ürün
böbrekte ikinci defa hidroksillenerek olmaktadır.
Balık yağı dışında yiyeceklerde çok az bulunur.
Suda erimez. Isıya ve oksidasyona dayanıklıdır.
Vücuttaki görevi, kalsiyum metabolizması,
kalsiyum (Ca) taşınmasıyla ilgilidir. D vitamini
eksikliğinde iskelet sisteminde hastalıklar görülür.
Bunlar raşitizm ve osteomalazi’dir.
Raşitizm
Raşitizm: Kemiklerin gelişme ve büyüme
dönemlerinde gözlenir. Kemiklere kalsiyum çökmesi
olmaması, kalsiyum azalması sonucu, kemikler
yumuşar, kemik uçları genişler (büyüme yerleri), dişler
geç ve bozuk çıkar, fontanel geç kapanır.
İlk süt dişlerinin çıkmasının gecikmesi genellikle
anne karnındaki, kalsiyum ve D vitamininin eksikliği
gibi, sorunlardan dolayı olur.
Çocukların güneşe çıkartılması, sadece yüz, el, kol
gibi vücut yüzeylerinin güneş görmesi D vitamininin
sentezi için yeterlidir. Güneşin etki edebilmesi için, hava
kirliliği ve cam gibi engellerin olmaması gerekir. Kısaca
pencere arkasından gelen güneşin etkisi yoktur.
Raşitizm
Osteomalazi
Osteomalazi: Yaşlılarda, kemik büyümesinin
sonlanmasından sonra görülür. Raşitizmin erişkinlerde gelişen
tipidir. Vücuttaki kalsiyum (Ca), fosfor oranı bozulur, kalsiyum
azalır. Sık doğum yapanlarda ve dengesiz beslenenlerde daha
çok oluşur.
D vitamini ihtiyacı 0-3 yaş arasında artar. Yiyeceklerden
karşılanamadığı için de ek olarak D vitamini vermek gerekir. D
vitamininin günlük gereksinimi 0-6 yaş için 200-400 ünite, diğer
yaşlar için 100 ünite, gebe ve emzikliler için 400 ünitedir.
Bebeklere ilk aylardan başlamak üzere D vitamini preparatı
vermek faydalıdır. Ayrıca az güneş gören, yeterince balık ve süt
ürünü alamayan kişilerde ihtiyaç artmaktadır. Raşitizm ve
osteomalazi hastalığına yakalanmamak için kişileri güneşli
günlerde 20 dakika güneş banyosu yapması gerekir.
Yapılan araştırma sonuçlarına göre D vitamini kalp
hastalıklarına ve hipertansiyona karşı koruyucu etki
göstermektedir.
E vitamini
Suda erimez. Isı, alkali, asit ve ışığa dayanıklıdır.
Tokoferol yapısındadır. Kuvvetli antioksidandır. Bitki
ve hayvan dokularında yeterince vardır. En zengin
kaynakları yeşil yapraklı bitkiler, yağlı tohumlar ve
bunlardan elde edilen yağlar, tahıl taneleri ve kuru
baklagillerdir.
Vücutta bütün dokularda vardır. En çok kas
dokusunda, kalpte, testislerde ve adrenalde bulunur.
E vitaminin emilmesi için diyette yağ bulunmalıdır ve
safra salgısına ihtiyaç vardır. Vücuttaki en önemli
görevi antioksidan özelliği ile eritrositleri korumaktır.
A vitaminin oksidasyonunu engelleyerek etkinliğini
arttırır. Yağ asitlerinin oksidasyonunu önler.
Günlük ihtiyacınız 8-10 mg dır.
K vitamini
Kanın pıhtılaşmasını sağlayan bazı pıhtılaşma etmenlerinin
(faktörlerin) aktive olmasını, kısaca etkinliğini sağlamaktadır.
K1 ve K2 olmak üzere iki çeşidi vardır. K1 sebze ve tahıllarda bulunur
iken, K2 kalın bağırsaklarda gram pozitif bakterilerce sentezlenir.
Hayvansal ve bitkisel yiyeceklerin çoğunda bulunur. En zengin
olanları; yonca, ıspanak vb. yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, balıklar.
İnce bağırsaklardan yağ içinde safra tuzu yardımıyla emilir.
Karaciğerde oluşturulur ve depolanır.
Kan pıhtılaşması için önemli olan protrombinin yapımında görevlidir.
İnsanlarda eksikliğine pek rastlanmaz. Ancak yeni doğanın hemorajik
hastalığının başlıca nedeni olduğu için, doğumdan sonra K vitamininin tüm
bebeklere verilmesi gerekmektedir.
Aşırı kanama, doğum, yaralanmalarda, bağırsak florası
bozulduğunda, uzun süreli antibiyotik kullananlarda, kronik ishallerde
gereksinme artar. Yeni doğan bebeklerde bağırsak florası gelişmediği için
ve kanda pıhtılaşma etmenleri yetersiz olduğu için bir seferlik K vitamini
enjekte edilir.
2.4.2. Suda Çözünen Vitaminler
B- Kompleksi vitaminler, P vitaminleri ve C vitaminleridir.
• B1 (tiamin) vitamini
• B2 (riboflavin) vitamini
• Niasin
• B6 (pridoksin) vitamini
• Folik asit
• B12 (kobalamin) vitamini
• Pantotenik asit
• Biotin
• Kolin
• C (askorbik asit) vitamini
B1 Vitamini (Tiamin)
Doğada tiamin hidroklorür halinde bulunur. B1 vitamini en çok bira
mayasında ve buğday, pirinç, arpa gibi tahılların kabuklarında bulunur.
Gerek serbest gerekse bileşik halde kalp, karaciğer, böbreklerde ve daha az
miktarda olmak üzere iskelet kaslarında ve beyinde bulunur. Beyaz kristal bir
maddedir, suda kolay çözünür, ısıya dayanıklıdır.
B1 vitamini, tiamin pirofosfot denilen koenzimin yapısında yer alır. Bu
koenzin ise, iyokimyasal açıdan çok önemli birçok enzimin kofaktörü olarak
görev yapar. Enerji metabolizmasında enzimlere yardımcıdır. En çok
karbonhidrat metabolizmasında etkindir.
Günlük ihtiyacınız 1-2 mg dır.
Yetersizliğinde; sinir ve sindirim sistemi bozuklukları , polinevritis ve
beriberi hastalığı görülür. Eklemlerde şişme, ağrı, denge kaybı, kalp
yetmezliği görülür. Tahıla dayalı beslendiği için Türk halkında tiamin
yetersizliği pek görülmez.
Günlük gereksinme her 1000 Kal için 0. 4 mg’dır. Enerji metabolizması
hızlandığında ihtiyaç artar. İnfeksiyonlar, hypertroidi, gebelik ve emziklilik
gibi.
En zengin kaynakları; bitki tohumlarıdır. Tohumların dış kısımlarında ve
embriyolarında yoğundur. Bu nedenle kepeği çok ayrılan unlarda oranı
düşer. Ancak bulgur kepeğinden atılmaz. Çünkü kaynayan bulgurun iç
kısmına emilir. Yemeklerin pişme suları da atılmamalıdır.
B2 Vitamini (Riboflavin)
Riboflavin, sarı-portakal renkli, suda kolay çözünen ışığa
dayanıksız bir maddedir. Nötral ve asidik çözeltilerde ısıya
dayanıklı, alkali çözeltide ısıya dayanıksızdır.
Kaliteli protein içeren diyetlerde riboflavin yeterli alınır.
Günlük gereksinme 1000 kcal için 0.55 mg’dır. Metabolizma
hızlandığında gereksinme artar.
Günlük B2 vitamini ihtiyacı 1,4 mg kadardır. Riboflavin en
çok sütte, bira mayasında, ekmek mayasında, karaciğerde,
ıspanakta, kuru fasulye, balık ve yumurtada bulunur.
Riboflavin eksikliğinde insanda ağız kenarı çatlakları,
gözlerde katarakt’a kadar gidebilen damarlanma, dil iltihabı ve
deri iltihabı görülür.
Gebelik, emziklilik, alkolizm ve protein yetersizliğinde
ihtiyaç artmaktadır. B2 vitamini eksikliğinde, bu vitaminden
zengin gıdalarla beslenmek gerekir.
Pantotenik asit (B5)
Vücutta yardımcı enzim görevi yapar.
Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında
gereklidir. Bütün yiyeceklerde bulunur. Eksikliğine pek
rastlanmaz. Ancak yiyeceklerin pişirme ve
hazırlanmasında kayıplar oluşabilir.
Yetişkinler için günlük B5 vitamin ihtiyacı 5-10
mg’dır. Hayvansal ve bitkisel besinlerde pantotenik
asit yeterince vardır. Karaciğer, böbrek, yumurta, kuru
baklagiller, süt ve sebzelerde bulunmaktadır.
Yetersizliği, nadir görülen bir durumdur. Kas
seğirmeleri, kramplar, ayaklarda yanma hissi,
topuklarda hassasiyet, anksiyete, konsantrasyon
bozukluğu görülebilir. Eksikliğinde, B5 vitamin içeriği
zengin besinlerin tüketilmesi gerekir.
B6 (pridoksin) vitamini
Vitamin B6 (Piridoksin) suda erir. Isıya karşı duyarlıdır. Asit ve
alkalilere dayanıklıdır. B6 ‘nın çeşitli aktif şekilleri vardır.
Metabolizmada birçok reaksiyonda yardımcı enzimdir. Etkili olduğu
işlevlere örnek olarak merkezi sinir sistemini, karbonhidrat, protein
ve yağ metabolizmasını, triptofanın niasine dönüşmesini sayabiliriz.
Yetişkin bir insanın günlük ihtiyacı 2 mg kadardır. Gebelikte,
menapozda ve oral kontraseptif (gebeliği önleyici hap) kullananlarda
ihtiyaç artar.
Tahıla dayalı diyetle beslenenlerde hazırlama ve pişirme
esnasında oluşan kayıpların önüne geçilirse yeterli olabilir. Karaciğer,
böbrek, et, tam buğday unu, balık, bulgur, pirinç gibi pridoksinden
zengin kaynakları sayabiliriz.
B6 vitamini yetersizliğinde, bebeklerde havale görülür. Anemi,
ağız ve deride yaralar, kontsantrasyon bozukluğu, hafıza zayıflığı,
çabuk öfkelenme, uykusuzluk, kabızlık, çarpıntı mide ağrıları
görülebilir. Diyabetlilerde yetersiz alındığında, şekerin kullanımı
bozulur ve hastalık komplikasyonları ortaya çıkar.
Yetersizliğinde, B6 vitamini içeriği zengin besinler alınarak
eksikliği giderilebilir.
Biotin (B8)
B grubu vitaminlerindendir. İnce bağırsaklarda da
sentez edilebilen bir vitamindir. Suda erir.
Vücudumuzdaki çeşitli metabolik reaksiyonlarda
yardımcı enzimdir. Çiğ yumurta akındaki avidin denilen
bir protein biotinin absorbsiyonunu engeller. Yumurta
pişirilirse bu özelliği yok olur. Eksikliği pek görülmez.
Yetişkinler için günlük B8 vitamini ihtiyacı 60 mg
dır. Bütün besinlerde bulunmakla birlikte, sakatatlar, et,
yumurta sarısı, süt, karnı bahar, marul, domates,
karpuz, kuru baklagiller, kuru yemişlerde yeterli
miktarda bulunur.
Yetersizliğine pek rastlanmaz. Nadiren, ciltle ilgili
sorunlar, saç dökülmesi ve erken beyazlama görülebilir.
Yetersizliğinde, B8 vitamin içeriği zengin besinler
alınarak eksikliği giderilebilir.
Folik asit (B9)
Aktif şekli THFA (tetrahidrofolik asit) olup,
ışık ve oksidasyona duyarlıdır. Yemeklerin
pişirildiği suyu atılırsa vitamin kaybı olur.
Vücutta nükleik asitlerin ve bazı aminoasitlerin
birbirine dönüşmesini sağlar.
Folik asit yardımcı enzimi kan hücrelerinin
yapılması ve çoğalması için gereklidir.
Yetişkinler için günlük 0,3 mg dır. Gebelik
ve emziklilik döneminde 0,6 mg yeterlidir.
Folik asit (B9)
Yetersizliğinde megaloblastik anemi görülür. Kemik iliğinde
değişiklikler oluşur. Üç yaşından küçük çocuklarda demir (Fe)
eksikliğinden sonra megaloblastik anemi önemli sorun yaratır. C
vitamini eksikliğinde de, folik asit etkin şekline dönüşemez ve
dolayısıyla eksikliğe neden olur. Megaloblastik anemide,
eritrositler sayı olarak normal, ancak görünümleri normalden
büyük ve olgunlaşmamıştır. Şekilleri düzensizdir ve görevlerini
yapamazlar. Bu şekildeki eritrositlere makrosit denir. Lokopeni
görülür. Megaloblastik anemi tedavisinde folik asit kullanılır.
En zengin kaynaklar; karaciğer ve diğer organ etleri, balık,
yumurta, yeşil sebzeler, kıvırcık, domates, ıspanak, ceviz içi,
portakal sayılabilir.
Besinlerin pişirilmesi ile kayıplar oluşur. Kısa sürede ve az
suda pişirip, pişirme suyunu kullanmak gerekir.
Normal bir diyetle günlük gereksinme karşılanabilir.
Yetersizliğinde, B9 vitamin içeriği zengin besinler alınarak
eksikliği giderilebilir.
B12 (kobalamin) vitamini
Suda ve alkolde erir. Isı ile kayıplar oluşur. İçinde
kobalt minerali içermektedir. B12 vitamininin etkin
olabilmesi için, mide mukozasından salgılanan intrensek
faktöre gereksinimiz vardır. B12 vitamini DNA sentezi
için gereklidir. B12 vitamini intrensek faktör ile birlikte
ince bağırsaktan emilir. İnce bağırsaktaki emilme
bozuklukları, ilaçlar, bağırsak parazitleri emilimi
engeller. Vücutta bazı reaksiyonlara yardımcıdır.
Günlük gereksinme erişkinlerde 3 mikrogram
kadardır. Daha çok vejetaryenlerde yetersizlik belirtileri
görülür. Eksikliğinde pernisiyöz anemi görülür.
Pernisiyöz anemi
Pernisiyöz anemi kan, sindirim ve sinir sistemine ile ilgili belirtiler
görülür. Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin sayısında azalma,
eritrositler büyük fakat olgunlaşmamış, lökositlerin yapısı
bozulmuştur. Kanda eritrositlerin yıkım ürünü olan biluribin artmıştır.
Kişide halsizlik, çabuk yorulma, solgun cilt ve mukozalar, yorgunluk,
nefes darlığı, çarpıntı, dilde yanma ve kızarma, mide ağrısı, şişkinlik,
ellerde ve ayaklarda titreme, kaslarda zayıflık, dengesizlik vb.
belirtiler görülebilir.
Pernisyöz aneminin nedenleri;
• Sadece bitkisel besinlerle beslenmek,
• İntrensek faktör yetersizliği veya yokluğu, B12 vitaminin
emilebilmesi için intrensek faktöre ihtiyaç vardır. İntrensek faktöre
yokluğunda B12 vitamini emilememektedir.
• B 12 vitamini hayvansal kaynaklı yiyeceklerde bulunur. Yeterince
alınmazsa veya emilimi engellenirse eksikliği görülür. Bu eksikliği
gidermek için günde 2 bardak süt ve 1 yumurta yemeleri yeterli
olacaktır.
Niasin (PP vitamini-B3 vitamini)
Suda eriyen bir vitamindir. Sıcaklığa, ısıya, oksidasyona dayanıklıdır.
Yiyeceklerde serbest niasin olarak veya proteinlere bağlı olarak bulunur. Elzem
aminoasitlerden olan triptofandan niasin elde edilebilir. Vücuttaki görevleri;
protein, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında etkileri vardır.
Günlük ihtiyacımız 1000 kal için 6. 6 mg dır. Bir yetişkin içi günlük miktar
12-20 mg dır. Diyet, niasin ve triptofandan fakir ise pellegra hastalığı görülür.
Mısır ve mısır ürünlerine dayalı beslenmelerde pellegra hastalığı
görülebilir. Pellegra hastalığını önleyici etmene “PP” adı verilmiş iken, daha
sonra niasin olarak isimlendirilmiştir. Pellegra hastalığının tedavisinde
yoğunlaştırılmış maya kullanılmaktadır.
Bu hastalığın belirtileri; sinir, sindirim sistemi bozuklukları ve deride
yaralar oluşur. Pellegra hastalığının en önemli 3 belirtisi vardır. Bunlar demans,
diyare ve dermatit’dir. Bu hastalığın 3 önemli belirtisi olduğu için 3D hastalığı adı
verilmiştir. Bu belirtilerin dışında güneş gören yerlerde simetrik yaralar, kusma,
karın ağrısı olabilir.
Son yıllarda niasin (nikotinik asit) kolesterol düşürücü olarak da
kullanılmaktadır. Mayalı ekmek, mayasızdan daha zengindir. Hayvansal kaynaklı
yiyeceklerde triptofan çok vardır. Süt, yumurta, karaciğer, et, buğday, ekmek gibi
yiyeceklerde bulunur. Ülkemizde kepeği alınmamış ekmekle beslenme çok
olduğu için eksikliği çok görülmez.
Niasin eksikliğinde, niasin içeriği zengin besinler alınmalıdır.
Kolin vitamini
Safradan elde edilmiş, lipidlerin taşınması ve
metabolizması için gereklidir.
İnsanlarda eksikliği pek görülmez.
Fosfolipit bulunan yiyeceklerde çoktur. Yumurta sarısı,
süt, organ etleri gibi kuru baklagillerde ve tahıllarda
bulunmaktadır. Yetersizliğine rastlanılmamıştır.
C (askorbik asit) vitamini
Bir monosakkarit türevidir. Altı karbonlu
basit şekerlere benzer. Vitaminlerin en
dayanıksızıdır. Çabuk okside olur. Bitkilere
uygulanan kesme, soyma ve ezilmelerde
vitamin kaybı olur. Suda çok kolay erir. Pişme
suyuna geçer.
C vitamini gereksinimi günlük 80 mg
kadardır. Enfeksiyon, yanık ve ameliyatlarda,
gebe ve emziklilerde gereksinimi 5-10 kat
artar.
C (askorbik asit) vitamini
Vücut çalışmasındaki görevlerini şöyle sıralayabiliriz,
• Bağ dokularından olan kollajenin sentezinde görev alır.
• Kan damarlarının kuvvetli olmasını sağlar.
• Vücudu infeksiyondan ve bakteri toksinlerinden korur.
• Steroid hormonların sentezinde görev alır.
• Bazı vitaminlerin, demir ve kalsiyumun vücutta
kullanılmasında yardımcıdır.
• Aminoasitlerin metabolizmasında gereklidir.
• Kolesterol metabolizmasında gereklidir.
• Kanın pıhtılaşma mekanizmasında gereklidir.
C vitamini kaynakları
C vitamini kaynakları; sebze ve meyvelerdir. C vitamini
bulunan besinler, ülkemizde her mevsim bulunmaktadır.
Ancak hazırlama ve pişirme esnasında oluşan kayıplar eksikliğe
neden olur. En çok maydanoz, şalgam yaprağı, asma yaprağı,
yeşilbiber, karalâhana, karnı bahar, ıspanak, çilek, portakal
limon, kivi, greyfurt, mandalina, şeftali, domates, taze fasulye,
patateste bulunur.
Yetersizliğinde diş etlerinde şişme, kanama, diş kaybı,
kemik kırılmaları, eklemlerde şişlik ve ağrı, küçük kanama
odakları ve burun kanaması gibi belirtilerle ortaya çıkan
skorbüt hastalığı görülür. Ülkemizde hafif ve orta derecede
görülebilir. Ayrıca bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı
olarak gribal enfeksiyonlar, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk,
kansızlık, yaraların geç iyileşmesi gibi belirtiler görülebilir.
Yetersizliğinde, C vitamin içeriği zengin besinler alınarak
eksikliği giderilebilir.
Diş ve dişetlerinde skorbit hastalığı
3.İNORGANİK BESİN ÖĞELERİ
3.1. Mineraller
Vücudun işlevleri yerine getirebilmesinde
minerallerin önemli görevleri vardır. Bazıları
vücudun kemik ve diş gibi sert dokularının yapı
taşlarıdır. Çoğu hücrenin çalışması için gereklidir.
Bu mineraller, vücutta üretilmez. Çeşitli
miktarlarda besinlerle alınan mineraller, vücudun
sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gereklidir. İnsan
vücudunun yaklaşık %’1 ini oluştururlar.
Gerekli olan bu mineraller kalsiyum, fosfor,
demir, potasyum, sodyum, magnezyum, iyot,
çinko, bakır, krom, flor, selenyum, manganez
gelmektedir.
Minerallerin Görevleri
• Hücrelerin osmotik basıncını sabit tutar. Hücre içi ve hücre dışı sıvının
dengede olması önemlidir. Bu dengeyi elektrolit adı verilen hücre
içindeki potasyum ve hücre dışındaki sodyum ile bazı mineraller
sağlar. Hücre içindeki madensel tuz yoğunluğu arttığında, hücre
dışından hücre içine sıvı akışı olur ve denge sağlanır. Aşırı terleme,
ishal, kusma gibi nedenlerle su kaybı olduğunda, hücre içindeki sıvı,
hücre dışına çıkarak dengeyi sağlar.
• Su metabolizması asit-baz dengesi için önemlidir. Hücrenin
çalışabilmesi için hücre içi ve hücre dışı sıvının nötr ortamda olması
gerekir. Bu ortamı ise sıvıdaki proteinler ve bazı mineraller sağlar.
• Mineraller, enzimlerin yapım ve çalışmalarında görev alırlar. Enzimler,
kimyasal reaksiyonları katalize eden veya hızlandıran protein
yapısındaki maddelerdir.
• Kemik ve dişlerin yapısında yer alırlar. Kalsiyum, fosfor ve magnezyum
kemik ve dişlerin yapısında yer alan minerallerdir.
• Kas ve iskelet sisteminin uyarılmasında görev alırlar. Potasyum,
sodyum kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demir kas ve sinir sisteminin
uyarılmasında görev alır.
3.1.1. Kalsiyum ve Fosfor
Kalsiyum insan vücudunda en fazla bulunan
mineraldir. İnsan vücudundaki kalsiyumun çoğu
fosforla birleşik durumdan olduğunda fosforla birlikte
ele alınmıştır. Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemik ve
dişlerdedir. Geriye kalanı ise vücut sıvılarında
bulunmaktadır.
Görevleri
Kalsiyum ve fosfor, kemik ve dişlerin gelişimi ve
sağlığının korunmasında, kandaki kalsiyum kanın
pıhtılaşmasında etkindir. Hücre içi ve dışı enzimlerin
aktivasyonunu sağlar. Kalsiyum sinir iletimi ve kalp
atımının denetimi için gereklidir.
Fosfor, nükleik asitlerin temel yapılarını oluşturur.
Kas hareketi ve sinirlerin çalışması için gereklidir.
Ayrıca karbonhidrat metabolizmasında yer alır.
Kalsiyum ve Fosfor Kaynakları
Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve süt ürünleridir.
Ayrıca pekmez, susam, fındık vb. yeşil yapraklı
sebzeler ve kuru baklagillerde bulunur.
Fosforun en iyi kaynakları ise et, tavuk, balık,
yumurta, kuru baklagiller, süt ve süt ürünleridir.
Fosfor en çok bitkilerin olgunlaşmış tohumlarında
bulunur. Kemikler kalsiyum açısından çok zengindir.
Kemiklerdeki kalsiyumdan yararlanmak için
kemik bir miktar sirke veya limon ile kaynatılmalıdır.
Elde edilen kemik suyu yemeklere katılarak
yenmelidir.
Yeteri kadar kalsiyum içeren besinler
fosfor ihtiyacını da karşılamaktadır. Yetişkin bireyler
için günlük alınması gereken miktar 300–600 mg
arasında değişmektedir.
Kalsiyum ve Fosfor
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Kandaki kalsiyumun düşmesi hâlinde kas kasılmaları; yükselmesi
durumunda ise kalp ve solunum yetmezliği görülür. Yeterince kalsiyum
alınmıyorsa çocuklarda raşitizm (Bkz. 4 ünite), yaşlılarda osteoporozis
görülür.
Osteoporozis(osteoporoz), kemik dokusunun içinde anormal derecede
boşluklar oluşumuna denir. Paratroit hormonunun salgılanması, kandaki
kalsiyum düzeyine bağlıdır. Bu hormon azaldıkça kemiklerden kana kalsiyum
geçişi olur. Ayrıca diş çürüklerine yol açar. Bebeğin iskelet gelişimi için anne
kanından ve kemiklerinden kalsiyum bebeğe geçer. Anne yeterince kalsiyum
ve D vitamini alamıyorsa osteperoz ve diş çürükleri oluşur.
Kalsiyum emilimini artıran faktörlerin eksik alınması da kalsiyum
yetersizliğine neden olur. C ve D vitamini, sütteki laktoz ve bazı aminoasitler
kalsiyumun bağırsaktan emilimini kolaylaştırmaktadır.
Kalsiyum ve fosfor eksikliğinde, kişilere kalsiyum ve fosfor içeren
besinlerin alımını artırılması, gerekiyorsa kalsiyum içeren ilaçlarla tedavi
edilir.
Bazı Besinlerin 100 gr Kalsiyum miktarı
3.1.2. Demir
Ülkemizde özellikle kadınlarda demir
eksikliğine çok rastlanmaktadır. Yetişkin sağlıklı bir
bireyin vücudunda ortalama 3-5 g demir
bulunmaktadır. Bunun 2/3’ü kandaki
hemoglobinde bulunur. Geri kalanı ise karaciğer,
dalak ve kemik iliğinde depolanmıştır.
Demirin Görevleri
• Hemoglobinin yapısına katılır.
• Demirin vücuttaki en önemli görevi oksijen taşıma
özelliğidir.
• Bağışıklı sisteminin çalışmasında etkilidir.
• Antioksidan etkisi vardır.
Demir Kaynakları
Et, yumurta, karaciğer, kuru baklagiller, yeşil sebze
(özellikle ıspanak), pekmez, kuru üzüm zengin demir
kaynakları arasında sayılabilir.
Yetişkin kimselerin günlük alması gereken demir
miktarı 10 mg dır. Kadınlarda, hamilelerde ve yaşlılarda
bu oran artmaktadır.
Demir eksikliğinin en önemli belirtisi anemidir. Anemi
genellikle yorgunluk, halsizlik gibi şikâyetlere neden olur.
Demir eksikliğinin çeşitli nedenleri olabilir;
• Mide asit salgısının ve askorbik asit alınımının azalması,
• Besinlerle alınan demir miktarının dışkı ile atılan demir
miktarından az olması,
• Emilim bozukluklarında,
• Yemekle birlikte çay, kahve içilmesidir.
Demir Kaynakları
Demir Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Besinlerle alınan protein, C vitamini, B12 vitamini ve bakır,
demir emilimini artırır. Çayın demir emilimini azalttığı
düşünülmektedir. Bu nedenle yemeklerden 1 saat önce ve sonra çay
içilmesi önerilmektedir. Ayrıca yemeklerde çay içilecekse, 1 fincan
çayın içine 5-6 gramlık bir limon parçası atılarak demir emilimi
sağlanabilir.
Demir alımı ve emilim eksikliğinde anemi gelişir. Anemi belirtileri;
• Baş dönmesi, kulak çınlaması,
• Ağız kenarında çatlaklar,
• Tırnakların kaşık şeklini alması, çatlaklar oluşması,
• Dilde kızarma, çatlak ve kabarcık oluşumu,
• Yutarken zorlanma, ağrılı yutma,
• Gözün alt kapağının içinde matlaşma ve bayazlaşma.
• Demir eksikliği varsa demirden zengin besinler tavsiye edilir. Demir
eksikliği besinlerle yerine konulamayacak düzeyde ise demir içeren
ilaçlar alınır.
3.1.3. Sodyum ve Potasyumun
Sodyum hücre dışındaki sıvıların, potasyum hücre
içi sıvıların en önemli mineralleridir. Vücut sıvılarında
osmotik basınç oluşturmak ve asit baz dengesi için
gereklidir. Vücudumuzda 90 g kadar sodyum, 140 g
kadar potasyum bulunur. Normal diyetlerde günlük
ortalama alınan sodyum miktarı 3–7 g arasındadır.
Potasyum miktarı ise 2–4 g arasında değişim gösterir.
Görevleri
• Kanın nötr durumda kalmasını sağlar.
• Kas dokularının ve sinir iletiminin sağlıklı çalışmasında
görev alır.
• Vücut sıvılarının asit-baz dengesinin oluşmasında ve
osmotik basınç ayarına katkıda bulunurlar.
Sodyum ve Potasyumun
Kaynaklar;Tuz, yemek sodası ve kabartma tozu eklenmiş yiyecekler
sodyum yönünden zengindir. Ülkemizde ortalama tuz tüketimi 15 gr
dır. Günlük tuz tüketimi 6 gr olması gerekir. Potasyum ise muz, kayısı,
turunçgiller ve patateste bol miktarda bulunur. Ayrıca kahve, kuru
baklagiller, fındık, fıstık vb. meyve suları, yeşil sebzeler, et ve et
ürünleri potasyumca zengin kaynaklardır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Sodyum ve potasyum ihtiyaçtan fazla alınırsa vücuttan atılarak
denge sağlanır. Aşırı terleme, ishal ve kusma gibi durumlarda sodyum
ve potasyum kaybı artar. Sodyum yetersizliğinde kusma, kas
yorgunluğu ve kramplar, zihin bulanıklığı ve solunum yetersizliği
görülür. Sodyum eksikliğinde kişiye tuzlu ayran içirilir.
Potasyum yetersizliğinde, kas yorgunluğu, kalp ritminde
bozulma ve solunum yetersizliği görülür. Potasyumdan zengin besin
öğelerini alması tavsiye edilir.
Sodyum ve Potasyum Kaynakları
3.1.4. Magnezyum
Magnezyum kemik ve dişlerde bulunur. Yetişkin
vücudunda ortalama 20-25 gr magnezyum bulunur.
Yetişkinlerde günlük gereksinim 4,5 mg/kg dır.
Gelişme çağında olanlarda 6 mg/kg dır. Gebe ve
emziklilerde bu oran artmaktadır. İnsan vücudunun
günlük 280-350 mg magnezyuma ihtiyaç duyar.
Magnezyumun Görevleri
• Vücut sıvılarının osmatik basıncı ile asit-baz dengesini
düzenler.
• Kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur.
• Kemik ve diş yapısında kalsiyum ve fosfor mineralleri
ile birlikte bulunur.
• Kas ve sinir sisteminin düzenli çalışmasında görev alır.
Magnezyum Kaynakları
Magnezyum
Kaynakları
Fındık, ceviz vb. kuru baklagiller, tahıllar, peynir ve
yeşil yapraklı sebzeler magnezyum yönünden zengin
besin kaynaklardır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin
Giderilmesi
Diyetle fazla kalsiyum alımı magnezyum emilimini
azaltmaktadır. Alkoliklerde, protein-enerji yetersizliği
olanlarda, tiroit bezi fazla çalışanlarda ve kronik böbrek
yetmezliklerinde magnezyum eksikliği görülebilir.
Tetani, kalp ritminin bozulması, uykusuzluk ve sinirlilik
belirtileri görülür.
Magnezyum eksikliğinde, magnezyumdan zengin
besinler alması tavsiye edilir.
3.1.5. İyot
Tiroid bezinden salgılanan hormonların yapısında
iyot bulunur. Yetişkin bir bireyde ortalama 20–30 mg
iyot bulunmaktadır. Bunun dörtte üçü tiroit bezinde
bulunur. Yetişkin bir insanın günlük iyot ihtiyacı 150
mcg’dır. Bu oran gebelerde ve emziklilerde ortalama
30 mcg daha artmaktadır.
Görevleri; Bu hormonlar, bazal metabolizma hızını
denetlediği için iyot bazal metabolizma hızını
ayarlayıcı görev yapar.
Kaynakları
• İçme suyu, süt, yumurta, tavuk, et, deniz ürünleri,
kuru baklagiller, peynir ve ekmek iyot kaynakları
arasında sayılırlar. En önemli kaynak ise sofra iyotlu
tuzudur.
İyot
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
İyodun yetersiz alınması, iyot yetersizliğine bağlı hastalıklarına oluşmasına
neden olur. Ülkemizin bazı bölgelerinde (Karadeniz ve Akdeniz’in iç kesimleri ile
Doğu ve İç Anadolu bölgesinde) toprakta ve suda iyot yetersizliği olduğu için bu
bölgelerde yetişen besinlerle beslenen kişilerde basit guatr hastalığı görülür.
Guatr boynun ön tarafında bulunan tiroit bezinin büyümesidir. İyot eksikliği olan
bölgelerde yaşayan kadınlarda; düşük, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı, üreme
sorunları görülür. İyot yetersizliği olan gebe kadınların doğurdukları çocuklarda
kretenizm görülebilir. Çocuk yapısal bozukluklarla doğar, büyüme ve gelişmesi
geri kalır, sağırlık ve dilsizlik, şaşılık görülür zihinsel yetenekleri gelişemez ve geri
zekâlı olurlar.
İyot yetersizliği hastalıkları önemli bir halk sağlığı sorunudur ve çözüm yolu
ise iyotlu tuzun kullanılmasıdır. Sofra tuzundaki iyottan faydalanmak için
yemekler pişirildikten sonra tuzu konulmalıdır. Çünkü kaynatma sırasında iyot
uçmaktadır.
İyotlu tuz guatr tedavi etmez, guatr oluşmasını ve daha fazla büyümesini
önler.
Basit guatr
3.1.6. Çinko
Çinko birçok enzimlerin bileşiminde bulunur. Bu
enzimlerin işlevlerini yerine getirebilmesi için çinkoya
ihtiyaç vardır. Sağlıklı bir insanda ortalama 2-3 g çinko
bulunur. Yetişkin erkeklerde günlük 15 mg, kadınlarda
12 mg, 1-10 yaş arası çocuklarda 10 mg çinko alımı
önerilmektedir. Gebelik ve emziklilikte 15 mg dır.
Çinkonun Görevleri
• Karbonhidrat, protein metabolizması ve nükleik asit
sentezinde rol alan enzimlerin yapısında bulunur.
• Hücresel bağışıklıkların kazanılmasını sağlar.
• Yaraların iyileşmesinde yardımcı olur.
• Cinsiyet organlarının gelişimini sağlar.
• Tat ve koku duyusunun sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.
Çinko
Kaynakları
Buğday, bulgur, karaciğer, kırmızı et, kuru baklagiller,
süt ve süt ürünleri, yumurta, peynir, deniz ürünleri, susam
gibi yağlı tohumlar çinko yönünden zengindir. Hayvansal
gıdalardaki çinko emilimi bitkisel gıdalardan daha fazladır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğinin
Giderilmesi
Çinko yetersizliği durumunda bağışıklık sisteminde
bozulma, cücelik, büyüme geriliği, saç dökülmesi, gece
görme bozukluğu, cinsel organların gelişmemesi, kısırlık,
karaciğer ve dalakta büyüme görülür. Çinko yetersizliğinde,
çinkodan zengin besinlerin alınması gerekir.
3.1.7. Bakır
Yetişkin bir kişinin vücudunda yaklaşık 100-150 mg kadar bakır bulunur.
Bunun önemli bir kısmı beyin, karaciğer ve böbreklerde bulunur. Günlük
ortalama 2–5 mg arasında bakır alınmalıdır.
Bakırın Görevleri
• Demirin plazmada taşınmasından önce oksidasyonunu sağlar.
• Hemoglobin oluşmasında görev alır.
• Kemik gelişimine katkıda bulunur.
• Sinir sistemi ile ilgili görevleri vardır.
Bakır Kaynakları; Karaciğer, pekmez, kuru maya, balık, maydanoz, kuru kayısı ve
kuru üzüm önemli bakır içeren besin kaynaklarındandır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Bakır eksikliğinde, demir emilimi azaldığından hemoglobin yapımı da
azalır. Böylece demir yetersizliği bağlı anemi görülür. Bakır eksikliğinde
saçların erken beyazladığına dair bilgiler vardır. Bakırın toksikasyonları
insanlarda nadiren görülür. Wilson hastalığı adı verilen kalıtsal bir hastalıkta
organlarda fazla miktarda bakır birikmektedir.
Asitli sıvılar uzun süre bakır kaplarda tutulursa bazen bakır
zehirlenmesi görülebilir. Bu nedenle bakır kapların yiyecek ve içecek
hazırlanması ve saklanması için kullanılmaması uygun bir davranıştır.
Bakır yetersizliğinde, bakır içeriği zengin besinlerin alınması gerekir.
Bakır İçeriği Zengin Besinler
3.1.8. Krom
İnsan vücudunda milyonda 0.02–0.64 mg krom bulunur. En çok
bulunduğu organ karaciğerdir. Yetişkinlerde alınması gereken krom
miktarı 0,1 – 0,2 mg’dır. Yaşlılarda, gebelerde, sporcularda, az kalorili
diyetle beslenenlerde bu oran artmaktadır.
Görevleri
Vücuttaki glikozun kullanımı sırasında rol alarak kan şeker
düzeyini dengeler. Diyabetlerin her gün 1 elma yemesi kan şekeri
değerinin korunması açısından önemlidir.
Kaynakları
• Tahılların embriyosu ve baharatlar başlıca krom kaynaklarıdır.
• Kepekli ekmek, etler, yumurta, patates, elma, tereyağı, mantar ve
meyvelerde elma iyi krom kaynaklarıdır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Krom yetersizliğinde kandaki kolesterol miktarında artma,
damar sertliği, kilo alma ve idrar yolu enfeksiyonları gibi belirtiler
gözlenir.
Krom yetersizliğinde, kromdan zengin besinlerin alınması
gerekir.
3.1.9. Flor
Flor; vücutta çoğunlukla dişlerin ve kemiklerin yapısında bulunur.
Günlük flor ihtiyacı 1,5-4 mg dır.
Görevleri
• Florun en önemli görevi diş çürüklerinin önlenmesidir.
• Yeterli flor alımı osteoporozu önlerken aşırı flor alımı ise osteoporoza
neden olur.
Kaynakları
Besinlerin flor içeriği yetiştikleri toprağın flor içeriğine bağlıdır. Deniz
ürünleri ve çayda flor bulunur. Florun esas kaynağı sudur. İçme sularındaki
flor miktarı litrede 0. 7 -1. 2 mg arasında olduğunda, toplumda diş
çürüklerinin görülme sıklığı azalır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin Giderilmesi
Sularda flor miktarı litrede 0,7 mg’ın altına düşerse diş çürükleri sık
görülür, bu oran 2 mg üstüne çıktığında dişlerin yüzeyinde sarımsı
kahverengi lekeler görülür, bu belirtiye florozis denir. Ülkemizde Isparta,
Burdur yöresinde florozis sorununa rastlanmaktadır.
Florun yetersiz olduğu bölgelerde toplum sağlığı ve ekonomik yönden
en uygun yol içme sularına flor eklemektir.
Diş macunlarında bulunan florda, flor eksikliği gidermeye yönelik bir
uygulamadır.
FLOR KAYNAKLARINDAN BAZILARI
3.1.10. Selenyum
Vücut için hayati bir antioksidandır. Selenyum E vitamini
ile birlikte çalışarak, hücrelerin oksijenden zarar görmesini
engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve bazı tümoral
oluşumlara karşı koruyucu görev yapar. Erken yaşlanmayı önler.
Yetişkinlerde günlük alınması gereken selenyum miktarı 0. 87
mg/kg dır. 1 mg dan çok alınırsa toksik etki yapar. Tırnak
kırılması, saçlarda dökülme, sindirim ve sinir sistemi
bozuklukları toksik etkinin sonucudur.
Selenyumun Görevleri
• Lipitlerin oksidasyonunun önlenmesinde etkilidir.
• Tiroid hormonlarının etkinliğinin artmasını sağlayıcı enzimin
kofaktörüdür.
• Antioksidan özelliğinden dolayı kansere karşı koruyucudur.
• Vitamin E ile birlikte büyümede rol alır.
• Sperm oluşumu ve hareketi için gereklidir.
Selenyum
Kaynakları
Selenyumdan zengin kaynaklar, patates,
yumurta, ay çekirdeği, hindi ve tavuk göğsü eti,
ekmek, deniz ürünleri, sakatatlar, etler, kereviz,
mantar, turp, soğan ve sarımsaktır.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin
Giderilmesi
Kalp kası zayıflığı, kas ağrıları, karaciğer ve
pankreas bozuklukları, kolesterol düzeyinde
artma, kısırlık ve enfeksiyona yatkınlık görülür.
Selenyum eksikliğinde, selenyum içeriği
zengin besinler alınmalıdır.
Selenyum Kaynakları
3.1.11. Manganez
Yetişkin vücudunda 12 -20 mg kadar manganez
bulunur. Yetişkinlerde günlük ortalama 4 mg manganez
alınmalıdır. Bağ dokusunun oluşumu, büyüme, lipit ve
karbonhidrat metabolizmasında kullanılan enzimlerin
yapısında bulunur.
Görevleri
• Kan şekerini dengeler,
• Bağışıklık sistemini güçlendirir,
• Kemik dokusu sentezi ve normal büyüme için gereklidir,
• Üreme hücrelerinin yapımında rol almakta,
• Eritrositlerin yapımında rol almaktadır.
Manganez
Kaynakları
Bitkisel besinler, hayvansal besinlere göre
manganez yönünden daha zengindir. Kuru baklagiller,
çay, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlarda bulunur.
Eksikliğinde Meydana Gelen Belirtiler ve Eksikliğin
Giderilmesi
Eksikliğinde büyüme geriliği, kemiklerde yapısal ve
kimyasal anomaliler ve lipit metabolizmasında
bozukluklar ortaya çıkar. Yetersizliği nadir görülür.
Yetersizliğinde yüksek kolesterol düzeyi, yüksek
tansiyon, hafıza kaybı, kasılma ve ergenlikte büyüme
ağrıları görülür.
Manganez eksikliğinde, manganez içeriği zengin
besinler alınmalıdır.
Manganez Kaynakları
3.1.12. Diğer Mineraller
Vücudumuz için esansiyel olan başka minerallerde
vardır. Bunlara eser minareler denir. Bunlar, kobalt,
kükürt, molibden, silikon, vanadyum ve nikel gibi
minerallerdir.
Molibden yetersizliğinde sinir sistemi bozuklukları,
böbrekte kreatin taş oluşumu ve dişlerde çürüme görülür.
Kobalt, demirin metabolizmasında ve tiroid
hormonunun sentezinde rol alır. Silikon kalsiyum,
magnezyum ve flor ile birlikte kemik kalsifikasyonunda
görev alır.
Nikel, DNA ve RNA’nın yapısında yer alır.
Diğer minerallerin insan vücudundaki etkileri ve
eksikliğinde görülen durumlar hakkında araştırmalar
devam etmektedir.
Minerallerin Toksik Etkileri
İnorganik elementlerin gerekenden çok alınması
toksik etki gösterir. Kullanılan kaplara göre bakır, kurşun
ve kalay miktarı vücutta toksik düzeye gelir.
Cıva, elektrolitlerin böbreklerden geri emilmesini
engeller. Beyine giderek burada bozukluklara neden
olmaktadır. Kurşun akü, matbaa ve boya gibi fabrikalar
denetim altına alınmalıdır. Çünkü kurşun zehirlenmeleri
merkezi sinir sisteminde ve kan hücrelerinde bozukluğa
neden olur. Ayrıca bebeklerde mental geriliğe yol açar.
İyi kalaylanmamış kaplardan besinlere, kurşun, bakır,
kalay gibi mineraller geçerek, toksik etki yapabilirler.
Toksik etkiye maruz kalmamak için teneke kaplarda
alınana besinlerin, hemen cam kavanozlara geçirilmeleri
gerekir.
3.1.13. Su
Yeryüzündeki yaşam için gerekli su, son derece
önemli bir bileşiktir. Bir su molekülü iki hidrojen
atomu ile bir oksijen atomunun birleşmesinden
meydana gelir. Hücredeki yaşamsal faaliyetleri
sürdürebilmek için su çok önemlidir.
Suyun Vücuttaki Önemi
Su, vücudumuz için hayati önem taşımaktadır.
Susuz yaşam olmaz. Yetişkin bir insanın vücudunun %
65’i, çocuk ve bebeklerin ise % 75’i sudur. Vücuttaki
suyun % 60’ı hücre içinde, % 40’ı hücre dışı sıvılarında
bulunmaktadır. Çocukların vücudunun su oranı
yüksektir. Yaş ilerledikçe suyun yerini yağ alır.
Suyun Vücuttaki Görevleri
•
•
•
•
•
•
•
Suyun insan vücudunun yaşaması ve çalışması için
hayati öneme sahiptir. Bir insan susuzluğa en fazla 3
gün dayanabilir. Suyun vücuttaki görevleri;
Besinlerin sindirim, emilim ve hücrelere taşınmasını
sağlar,
Besinlerin vücutta kullanılması ve atıkların vücuttan
atılması sağlar,
Vücut ısısının denetimi yapar,
Elektrolitlerin taşınması sağlar,
Eklemlerin kayganlığını sağlar,
Kanın yoğunluğunu ayarlar,
Vücut metabolizmasında görev alan enzimlerin
çalışması için gereklidir.
Vücuttan Doğal Su Kaybı Yolları
•
•
•
•
Vücuttaki su miktarının yeterli düzeyde tutulması için
suyun belli miktarda vücuttan atılması gerekir. Vücuttan
atılan su miktarı kadar geri su alınması zorunludur.
Vücudun normal koşullarda ortalama olarak günlük;
Deri yoluyla 500 ml.
Akciğerlerle 300 ml.
Böbrekler vasıtasıyla idrarla 1500 ml.
Bağırsaklardan 200 ml su kaybı olur.
Bu miktarlar çalışma şartlarına, hastalık durumuna ve
vücudun hormon dengesine göre değişir. Sıcak ve soğuk
havalarda fiziksel aktivitesi ağır uğraşılarda ve enfeksiyon
hastalıklarında deri yoluyla su kaybı artar. Böbreklerden
su atılımı antidiüretik hormonun (ADH) kontrolünde
yapılır.
Günlük Su İhtiyacı
Günlük su ihtiyacı kişinin yaşına, fiziksel aktivitesine, kilosuna, havanın
ısısına ve nem oranına göre değişiklik gösterir. Enerji harcanmasına göre her
kcal için yetişkinler ortalama 1 ml, bebekler ise 1,5 ml kadar su alması
gerekir. Buna göre kişinin günlük su ihtiyacı 2-3 lt dir. Yeterli su içtiğimizin
göstergesi idrarımızın su renginde oluşudur.
Su ihtiyacı, su, sulu içecekler, besinler ve metabolizma sonucu oluşan
suyla karşılanmaktadır. İçtiğimiz suyun temiz ve mikroorganizmalardan
arınmış olması gerekir.
Bebeklere belli süre kaynatılıp soğutulmuş su içirilmelidir. Şebeke
suları klorlanarak kullanılır hâle getirilmelidir. Kırsal bölgelerde kullanılacak
su, kireç kaymağı ile evde klorlanabilir. En sağlıklı su, kaynak ve maden
sularıdır. Su ile bulaşan hastalıkları önleme açısından özellikle yaz aylarında
sağlıklı olduğu kanıtlanmış damacana sularını kullanmanız önerilir.
Su ihtiyacını değişik besinlerden de karşılayabiliriz. Bunlar süt, ayran ve
meyve sularıdır. Çay, ada çayı, kekik, ıhlamur, kuşburnu gibi bitkisel çaylar,
sıcak su ile demlenip içilebilir. Bu bitkilerin sindirimi kolaylaştırıcı kabızlığı
önleyici özellikleri de bulunmaktadır.
Su ihtiyacı sebze ve meyvelerden de karşılanır. Meyve ve sebzelerin %
90’ı sudur. Kavun, karpuz, portakal, mandalina gibi meyveler bol miktarda su
içermektedir.
Tebrikler,
1. Üniteyi bitirdiniz.
2.Üniteniz
Besin Grupları, Geçiniz.
Download