PDF formatı - Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

advertisement
OCAK 2015
Anavatanda güvende olmak için, denizde güçlü olmak; dünyada söz sahibi olmak için, tüm denizlerde var olmak...
ISSN 1300-2015 / Sayı: 621 / 4 ayda bir yayımlanır
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
1
SAYI: 621 I OCAK I 2015
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
2
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Dergisi • Ocak 2015 • Sayı 621 • ISSN 1300-2015
Genel Yayın Yönetmeni ve
Yönetim Kurulu Başkanı
Tüma. Macit ARSLAN
Genel Yayın Koordinatörü
Dz. Kd. Alb. S. Cahit GÖKGÖZ
Genel Yayın Koordinatörü Yrd.
Dz.Bnb. Serhan ARAS
Dz.Bnb. Ercan BİCAN
İnceleme Kurulu
Dz.Kur.Kd.Alb.Yaşar ANAR
Doç.Dr.Müh.Kd.Alb.Orhan KARASAKAL
Dz.Kd.Alb.Özay ÖYMEZ
Y.Müh.Alb.Devrim REHBER
Y.Müh.Alb.Yıldıray HAZIR
İsth.Bnb.Salih DAĞBAŞI
Dz.Bnb.Kubilay Erdinç KAMACI
Uz.Me.Arzu ORAK
Yayına Hazırlık
Dz.Bnb. Serhan ARAS
Dz.Yzb. Mehmet YÜKSEL
DenizUzm.Me.
Kuvvetleri
Dergisi’ne Gönderilen Makale / Yazılar İçin Uygulanan Esaslar;
Aynur GÜNER
1 - Deniz
Kuvvetleri
Dergisi yılda 3 defa Ocak, Mayıs ve Eylül aylarında yayımlanmaktadır.
Grafik
/ Tasarım Uygulama
Svl. Me. Emine
TOMBUL makale / yazılar; bilgisayar ortamında word dökümanı olarak, yazı içerisinde fotoğraf
2 - Dergiye
gönderilecek
kullanılıyorsa
fotoğraflar
ayrı bir dosyaya kaydedilmeli ve CD’ye yüklenerek iki nüsha bilgisayar çıktısı ile birlikte
Yayımlayan
ücret talep edilip edilmediğini belirten bir dilekçe ve feragatnameye ekli olarak makale / yazı sahibinin bağlı olduğu
Dz.K.K.lığı Per.Bşk.lığı
makam veya doğrudan yazarı tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Merkez Daire Başkanlığına gönderilmelidir.
Bakanlıklar - ANKARA
3 - Makale
/ yazılar
Tel: (0312)
403 2216
72 (A4) sayfayı geçmemelidir.
4 - Fotoğraf CD ile (Min. 300 dpi taranmış) gönderilmelidir.
Baskı, Cilt ve Dağıtım
5 - Başka
başlıkla
da olsa, herhangi bir yerde evvelce yayımlanmış makale / yazılar Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde
Denizbir
Basımevi
Müdürlüğü
yayımlanmak
üzere
gönderilmemelidir.
Pendik - İSTANBUL
6 - İntihal olduğu tespit edilen makale / yazılar Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde yayımlanmaz.
Dergideki makaleler Deniz Kuvvetleri
7 - Deniz
Kuvvetleri
Komutanlığının
resmiDergisi’nde
görüşünü yansıt-yayımlanması uygun görülen makale / yazılarda inceleme kurulu veya Dergi
maz,Kurulu
yazarlarının
şahsi fikirlerinigerekli
kapsar. görüldüğü taktirde makale / yazının özünü değiştirmeyecek şekilde değişiklik
Yönetim
tarafından
yapılabilir.
Dergideki makaleler kaynak göstermek
kaydıylayayımlanan
başka bir yayındaveya
kullanılabilir.
8 - Dergide
yayımlanmayan makale / yazılar yazara iade edilemez. Yayımlanmayan makale ve
yazılar altı ay saklandıktan sonra imha edilir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
3
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Dergisi • Ocak 2015 • Sayı 621 • ISSN 1300-2015
İÇİNDEKİLER
04
07
(17 Kasım 2014)
Deniz astsubay
okullarının 124’üncü
kuruluş yıldönümü
(18 Kasım 2014)
Deniz Harp Okulu ve
deniz lisesi’nin 241’inci
kuruluş yıl dönümü
09
12
çanakkale zaferi
denizde kazanıldı
(çanakkale’de
bahriyeliler ve deniz
savaşları
donanmada
cumhuriyet bayramı
24
18
orsa kurumsal kaynak
ve harekat planlama
(kkhp) projesi
osmanlı devleti
idaresinde cezayir
32
39
çanakkale savaşını
unutamayanlar...
mağrip’Teki şehit
denizcilerimiz: oruç ve
ishak reis
43
53
komutanlık ve karargah
subaylığı öğrenimi
26’ncı yüzyüze eğitim
dönemi akademik gezisi
tcg sakarya’nın noble
marıner-14 tatbikatına
iştirakİ
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
4
SAYI: 621 I OCAK I 2015
İÇİNDEKİLER
59
sat komandolarından
bir rekor daha
balkan harbi’nde türk
deniz harekatı ve topçu
kurmay subayı ali rıza
bey’in hatıratı
72
78
“bir başarı hikayesi”
kalahari’de kumla savaş
patlayıcıya yakın
korkuya uzak mayın
harbi dalgıçlığı özel
ihtisası
80
84
bilgi hakimiyeti
maksadıyla abd deniz
kuvvetlerinde yapılan
faaliyetler
kurumsal iklim
96
100
mustafa kemal’i bir de
böyle okumak
tcg karpaz’ın
iskenderun deniz üs
komutanlığına katılışı
103
deniz kuvvetleri
komutanı oramiral
bülent BosTanoğlu’nun
kabul ve ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
5
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Dergisi • Ocak 2015 • Sayı 621 • ISSN 1300-2015
57
Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi’nin 241’inci Kuruluş Yıl Dönümü
DENİZ HARP OKULU VE DENİZ LİSESİ’NİN
241’İNCİ KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ
(18 KASIM 2014)
Hazırlayan •• Öğ.Bnb.Cem KELEŞ
K
asım ayının en sıcak günüdür bizler için 18 Kasım törenlerinin icra edildiği gün... Öğrencilik yıllarımızın heyecanını, deniz subayı olmanın gururunu, dostluk ve arkadaşlığın birleştiriciliğini ve donanma fertlerinin kader birliğini bir
kez daha hatırımıza getiren gündür... Bu yıl Deniz Lisesi’nin
ev sahipliğini yaptığı 18 Kasım Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri, misafirlerimizin gönlünde
uyandırdığı coşku ve heyecanla bir kez daha icra edilmiştir.
Şanlı tarihimize uzanan köklü bir geçmişe sahip olan Deniz Harp
Okulu ve Deniz Lisesi’nin Kuruluş Yıl Dönümü Töreni; donanmaya hizmet etmiş personelin şahsında Deniz Kuvvetlerimizin
geçmişini ve geleceğini bir araya getiren geleneksel bir törendir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
6
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi’nin 241’inci Kuruluş Yıl Dönümü
Deniz Kuvvetleri ailesini bir araya getiren bu yegâne tören,
kardeşlik ve arkadaşlık duygularının yoğun olarak yaşandığı,
halen görevde olan ve emekli olmuş tüm mezunların birbirlerini görme fırsatı bulduğu, dostların özlemlerinin giderildiği,
birlikte anılara yolculuk yapılan eşsiz bir buluşma günüdür.
müteakip, yürekleri vatan ve millet sevgisiyle dolu Deniz Harp
Okulu ve Deniz Lisesi öğrencilerinin, “Genç Bahriyeliler”in
sert ve kararlı adımlarla gerçekleştirdikleri tören geçişi, izleyicileri gururlandırdı. Bu yılki törenin sürprizi ise, Amfibi Deniz
Piyade Tugayı Tüfekli Gösteri Takımının gerçekleştirdiği ve
konuklarımızın büyük beğenisini kazanan gösteriydi.
18 Kasım 2014 Salı sabahı bu güzel buluşma gününü yaşamak için Heybeliada, bir kez daha Deniz Harp Okulu ve Deniz
Lisesinin kuruluşunun 241’inci yılına uyandı. Okulun her yanı
bayrak ve flamalarla donatılmış, tarihi Yavuz Direği ise alay
sancaklarıyla süslenmiş olarak misafirlerini beklerken; alargada bekleyen Donanmamızın gözbebeği gemilerimiz tarihe
bir selam gönderiyor, anılarla dolu 241 yıl, Deniz Lisesi'nin
tarihi dokusuyla kucaklaşıyordu.
Törenin ikinci bölümü için Piri Reis Sinema ve Konferans Salonu’na intikal eden konuklarımızı fuayede yer alan “Barbaros
Türk Deniz Görev Grubu” ve “Anılar” sergileri karşıladı. Deniz
Kuvvetlerimizin 2014 yılı faaliyetlerini anlatan video gösterimi
ve Kuvvet Komutanımızın yapmış oldukları konuşma, Deniz
Kuvvetlerimizin etkinliğini ve parlak geleceğini gözler önüne
sererken; gücümüzün şanlı geçmişimizden ve bu yuvada yetişmiş nitelikli personelimizden geldiğini bir kez daha vurguladı. En kıdemli mezun sıfatıyla (E) Yüksek Mühendis Albay
Necip OLCAY tarafından yapılan duygu dolu konuşma, komutanımızın anılarıyla bir yandan Deniz Kuvvetlerimizin tarihine
ışık tutarken, diğer yandan da salonda bulunan konukların
anılarını bir kez daha tazeledi.
Tören, Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral Mesut ÖZEL
ve Deniz Lisesi Komutanı Deniz Kurmay Albay Mehmet Serter
TUÇALTAN’ın Atatürk Anıtı’na çelenk sunmalarıyla başladı.
Konukları getiren özel vapurun Heybeliada açıklarında görülmesi ve vapurun alargada bekleyen gemilerimiz tarafından
selamlanmasıyla tarih yolculuğu hız kazandı, mezunlar tarafından büyük bir gururla izlenen selamlama sonrası iskeleye
yanaşan vapurdan kol kola inen misafirlerimiz, bandonun çaldığı geleneksel gemici marşları eşliğinde yıllar önce mezun
oldukları okullarına girmeye başladılar. Konuklarımız, Deniz
Eğitim ve Öğretim Komutanı Tümamiral Adnan ÖZBAL ve
diğer komutanlarımızca okulumuzun tarihi kapısında karşılandılar.
Okulumuzu onurlandıran emekli Deniz Kuvvetleri Komutanlarımızın tören geçişi için yerlerini almaları ve Deniz Kuvvetleri
Komutanımız Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun teşriflerini
Sinema ve Konferans Salonundaki törene Deniz Harp
Okulu ve Deniz Lisesi Karma Korosu ve Bandosunun icra ettiği marşlar eşliğindeki “Anılar” slayt gösterisiyle devam edildi.
Önceki yıllardan farklı olarak, en yaşlı mezunlardan itibaren
her senenin mezunlarına yer verecek şekilde, arşivlerden
özenle seçilmiş fotoğraflarla yeniden hazırlanan ve ilk kez
bu sene icra edilen törenlerde gösterimi yapılan anılar slayt
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
7
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi’nin 241’inci Kuruluş Yıl Dönümü
gösterisi ve gösterim esnasında bahriye marşlarını seslendiren İstanbul Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı Bariton Caner
AKGÜN, konukların yoğun alkışıyla ödüllendirildi.
törenine geçildi. Nöbet görevleri Deniz Lisesi nöbetçi heyeti tarafından (E) Dz.Kur.Alb Reşit ÇAĞIN, (E) Dz.Alb Behçet
AKMANSOY, Müstafi Dz.Ön Yzb. Tayfun EVREN ve
Müstafi Dz.Ön Yzb. Ahmet ÖZŞEN’e teslim edildi.
Konukları geçmişe döndüren geleneksel öğle yemeği taburu
ve çalınan yemek borusu, tüm büyüklerimizi yeniden öğrencilik yıllarına döndürmüştü. Sınıf arkadaşları ile birlikte yenilen
geleneksel öğle yemeğinden sonra konuklar okulun dört bir
yanına dağılarak anılara yolculuk yaptılar. Bazı mezunlarımız
müzemizi gezerken, bazı konuklarımız tarihi dershaneleri ve
teneffüshaneleri, bazı konuklarımız ise alargada bekleyen gemilerimizi ve Yukarı Okul tesislerini ziyaret ettiler.
Tarihin sayfalarına eklenen bu önemli gün sona erdiğinde;
geride dostlukla, sevgiyle, kardeşlikle dolu unutulmaz anılarını bırakan mezun ve mensuplarımız dönüş vapurunda yerlerini aldılar. Deniz Lisesi’nin genç öğrencileri onları çımariva ile
uğurlarken, onlar da uzaklaşan vapurdan yuvalarını son kez
selamladılar ve 242’nci Kuruluş Yıldönümü Töreninde tekrar
buluşmak üzere okulumuzdan uğurlandılar.
En kıdemli mezun (E) Yüksek Mühendis Albay Necip OLCAY,
en kıdemli yönetici (E) Koramiral Atilla TUZMAN ve en kıdemli
öğretmen (E) Öğ.Yb. Günday HAMŞİOĞLU’na anı objelerinin
takdim edilmesini müteakip, geleneksel nöbet devir-teslim
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
8
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Astsubay Okullarının 124’üncü Kuruluş Yıl Dönümü Töreni
DENİZ ASTSUBAY OKULLARININ
124’ÜNCÜ KURULUŞ
YIL DÖNÜMÜ TÖRENİ
(17 KASIM 2014)
Hazırlayan •• Öğ.Kd.Bnb.Hayrullah ŞAHİN
B
ugün, yıllarca Deniz Kuvvetlerinde görev yapmanın gurur ve mutluluğunu yüreklerinde hisseden emekli astsubaylarımız, halen görev başında bulunan astsubaylarımız
ve yetişen astsubay adaylarımızın birbirleriyle buluşma günüydü. Tören için değişik noktalardan hareket eden konuklarımız, buluşma noktalarında toplanarak kendilerine tahsis
edilen vasıtalarla tek adrese “Deniz Astsubay Meslek Yüksek
Okulu Komutanlığı”na yönelmişlerdi.
Eğitim Merkezi Komutanlığı bünyesinde faaliyete geçen Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı, geçmiş ve
geleceği birlikte barındıran “çağdaş ve şanlı bir yuva” özelliği
taşımaktaydı.
Konuklarımız yol boyu hem sohbet ettiler, hem duygulandılar.
Bir an önce tören yerine varmak istiyorlardı. Lumbarağzına
geldiklerinde, nöbetçi heyet ve mihmandarlar karşıladı kendilerini. Hem konukların hem de karşılayanların yüzünde bir
tebessüm vardı.
Görev başındaki genç ve kıdemli astsubaylarımız için bu adres yabancı olmasa da; öğrencilik dönemlerini Kasımpaşa’da,
Mersin’de ve özellikle Beylerbeyi “Taş Mektep”te yaşamış
olan emekli astsubaylarımız için, 2003’te Karamürselbey
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Mihmandar öğrencilerin eşlik ettiği konuklar, geçit töreninin
yapılacağı alanda hazırlanmış tören platformunu da görecek
şekilde hep birlikte yerlerini aldılar. Tören alanı, yılların yor9
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Astsubay Okullarının 124’üncü Kuruluş Yıl Dönümü Töreni
gunluğuna meydan okuyan, ruhları hâlâ genç ve gözleri ışıl
ışıl parlayan konuklarımızla doluydu.
Komutanımız, Deniz Kuvvetlerimizin ileriye dönük planlı faaliyetlerinden de bahsederek konuşmasını bitirdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun tören alanını teşrif etmesi ile birlikte bandonun sesi
duyuldu. Kalabalık birdenbire hareketlendi. Tüm konuklar,
geleceğin astsubayları olacak gençlerden oluşan tören bölüğünün gelişini beklemeye başladı.
Deniz Astsubay Okullarının geçmişten günümüze tarih süreci
içerisinde gelişim ve değişimini içeren anılar klibi gösterilirken; Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Korosu, Donanma
Komutanlığı Bandosu eşliğinde; Deniz Kuvvetleri, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu ve Karadeniz Marşlarını söyledi.
Tamamı öğrencilerden oluşan boru-trampet takımının kulakları çınlatan muhteşem gösterisiyle tören yürüyüşü başladı.
Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı Öğrenci
Alay Komutanlığı Sancağının gözükmesi ile tören bölüğünün
gelişi, konuklarımızda heyecanı doruk noktasına ulaştırdı.
Gözleri dolanlar, heyecandan haykıranlar, alkış tutanlar…Konuklarımızın ne kadar duygu yüklü olduğu görülüyordu.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU tarafından; en kıdemli astsubay, Emekli Motorcu Astsubay Kıdemli Başçavuş Bekir EMLEK’e, en kıdemli öğretmen Emekli
Torpido Astsubay Kıdemli Başçavuş Mahmut ÜSTÜNTAŞ’a ve
en kıdemli yönetici Emekli DSA Astsubay Kıdemli Başçavuş
Erdoğan IŞIK’a Deniz Astsubay Okulları kuruluş yıl dönümü
124. yıl anı objeleri verildi. Bu duygu, tören geçişinin ardından, Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığı Tüfekli Gösteri Takımının, herkesi büyüleyen
muhteşem gösterileri ile doruk noktasına çıktı.
Sıra, nöbet devir teslim törenine geldiğinde; emekli astsubaylarımız sahnede yürüyüşleri ve devir teslim nöbeti esnasında
vermiş oldukları raporlar ile sanki, “Göreve hazırız!” diyor ve
bu seneki yıl dönümünde nöbet görevlerini genç meslektaşlarından alıyorlardı. Nöbet devir teslim töreni, onlara yıllarca
tuttukları nöbetleri ve gençliklerini hatırlattı, tebessüm ettiler.
Bu gösterinin ardından, devre arkadaşlarını arayan, karşılaştıklarında birbirlerine sarılan konuklarımız, Şehit Deniz
Kurmay Kıdemli Albay Turhan SUBAŞI Sinema ve Konferans
Salonu’nda toplanmalarına yönelik yapılan anonsla hararetli
sohbetlerini keserek salona yöneldiler.
Törenin sonunda, sinema ve konferans salonunun boşalması
ile konuklar, yemekhane önünde yapılan geleneksel yemek
taburuna geçtiler. Bu tabur ile devre arkadaşları, birbirlerini
daha rahat buldu ve hemen sohbete başladılar. Yapılan davet ile sohbetlerini kesmeden yemekhaneye girdiler ve oturacakları yerlerde mevki almaya başladılar. Tokmak sesinin
duyulmasının ardından yemek başladı. Özenle hazırlanmış
yemekler bile, bu sohbetleri kesemedi.
Konukların ve komutanların salonda yerlerini almalarının ardından tören başladı. Takdim subayı tarafından tören programının arzını müteakip, saygı duruşu ve Donanma Komutanlığı
Bandosu tarafından İstiklal Marşı’mızın çalınması ile salonu
dolduran konuklarımız tek bir ağızdan coşku içinde İstiklal
Marşımızı söyledi.
Yemeğin bitiminde ise emekli astsubaylarımız daha önce
görev yaptıkları, kursa geldikleri veya okumuş oldukları mahallerde anılarını tazelemek veya yeni öğrenim gören Deniz
Astsubay Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin eğitim öğretim
gördükleri dershane/laboratuvar, spor tesisleri, eğitsel kol
odaları ve yaşam mahallerini görmek üzere hareketlendiler.
Bu sıradaki sohbetler ise, genelde kıyaslama şeklinde ve eski
günleri yâd eder nitelikteydi. Öğrencilikleri adeta bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu.
Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanı
Dz.Kur.Kd.Alb.Osman ÖZYAZICI tarafından, Deniz Astsubay
Meslek Yüksek Okulu Komutanlığında son bir yıl içerisinde
yapılan faaliyetler ve okulun imkanlarını anlatan bir konuşma
yapıldı. Okul Komutanı’nın konuşmasının ardından, en eski
mezun olarak törende bulunan Emekli Motorcu Astsubay
Kıdemli Başçavuş Bekir EMLEK’in biyografisi okundu ve özgeçmişini kapsayan klip izlendi. Klibin izlenmesini müteakip,
Emekli Motorcu Astsubay Kıdemli Başçavuş Bekir EMLEK’in
duygu yüklü konuşması büyük bir dikkatle dinlendi.
Zaman hızla akmış ve ayrılma zamanı gelmişti. Değişik duygular içerisinde, gelecek sene de görüşmek umuduyla eski
dostlar birbirleri ile vedalaşarak, geldikleri araçlara yöneldiler.
Otobüsler hareket ettiğinde, yol kenarına dizilmiş olan Deniz
Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı öğrencilerinin
çımariva merasimine, otobüslerden aynı sıcaklık ve samimiyetle yanıt geliyordu. Gönüllerinden geçeni hareketleri ile dile
getirip “İnşallah, ömrümüz olur da seneye yine 17 Kasım’da
böyle toplanırız.” düşüncesini yansıtarak memnun, mutlu ve
biraz da hüzünlü lumbarağzından çıkış yaptılar.
Bu konuşmayı, Kuvvet Astsubayı Eln.Kd.Bçvş.Kadir BÜKÜLMEZ’in emekli astsubaylara, görevdeki astsubaylara ve astsubay aday öğrencilere yönelik anlam dolu konuşması izledi.
Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Bülent BOSTANOĞLU
yaptığı konuşmada, Deniz Kuvvetlerimizin, sağlam temellere
dayanan, kökleri mazide ve yüzü daima geleceğe dönük bir
kurum olduğunu, Kurum olarak öncelikli hedefimizin, milletimizin bizden beklediği görevleri, içinde bulunduğumuz
coğrafyanın zorluk ve değişkenliğini dikkate alarak yerine
getirmek olduğunu, belirtmiştir. Ayrıca konuşmasında, geçtiğimiz bir yılda, Deniz Kuvvetleri olarak birçok önemli faaliyet
icra ettiğimizi belirterek bu konularda ayrıntılı bilgi vermiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
10
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Donanma’da Cumhuriyet Bayramı
DONANMA’DA CUMHURİYET BAYRAMI
Hazırlayan •• Donanma Komutanlığı
U
lu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün liderliğinde girişilen milli mücadele sonucunda, her türlü
imkânsızlıklara rağmen, milletimizin büyük gayret ve fedakârlığıyla kurulan ve sonsuza kadar yaşatma azim ve
kararlılığında olduğumuz Cumhuriyetimizin 91’inci kuruluş yıl dönümü, tüm yurtta ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı tüm birliklerde olduğu gibi Donanma Komutanlığı
ve bağlısı birliklerin icra ettiği faaliyet ve etkinliklerle de,
28-29 Ekim 2014 tarihlerinde büyük bir coşku ve heyecanla
kutlanmıştır. Donanma gemilerini ziyaret eden halkla personelimizin omuz omuza, yürek yüreğe ve el ele vererek bu
Cumhuriyet coşkusuna ortak olması herkesi mutlu etmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
28 Ekim 2014 tarihinde 13.00’da, Gölcük Kent Meydanında bulunan Anıtpark’ta Atatürk Anıtı’na çelenk sunma töreni
ile başlayan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları 29 Ekim 2014
tarihinde 09.30’da Gölcük Kaymakamlığında icra edilen tebrikat töreninin ardından, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’nde
düzenlenen tören faaliyetleri ve etkinlikler ile devam etmiştir.
Kaymakam, Garnizon Komutanı ve Belediye Başkanının halkın bayramını kutlaması ile başlayan tören, günün anlam ve
öneminin belirtildiği konuşmaların yapılması ve şiirlerin okunması ile devam etmiş, mehteran gösterisi ve folklar ekibinin
dansları Gölcük halkının cumhuriyet coşkusunu artırmış ve
tören, büyük alkış alan tören geçişi ile son bulmuştur.
11
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Donanma’da Cumhuriyet Bayramı
Şehir merkezinde icra edilen faaliyetler hitamında, yapılan
duyurularla ve yerel basında yer alan haberlerle Cumhuriyet
Donanması gemilerinin halkın ziyaretine açılacağı halka duyurulmuş ve sadece Gölcük bölgesinde değil, Erdek Bölgesi
ve yurdumuzun dört bir yanında ziyarete açtığımız Donanma
Komutanlığı bağlısı gemilerimiz halkımızın yoğun ilgisi ile karşılaşmıştır.
Faaliyetler kapsamında; Gölcük/KOCAELİ’de Donanma
Komutanı Koramiral Veysel KÖSELE’nin ev sahipliğinde
TCG ORUÇREİS Fırkateyni’nde ve liman ziyareti icra eden
Donanma Komutanlığı bağlısı gemilerde şehit yakını ve
gaziler onuruna öğle yemeği düzenlenmiştir. Düzenlenen bu yemeklerde 90 şehit yakını ve gazi ağırlanmıştır.
TCG ORUÇREİS fırkateyninde yemeğe şehit yakını ve gazilerimizle birlikte Donanma Komutanı Koramiral Veysel
KÖSELE, Kuzey Görev Grup Komutanı Tuğamiral Ali Murat
DEDE, Gölcük Deniz Ana Üs Komutanı Tuğamiral Hayrettin
İMREN, 5’inci Muhrip Filotillası Komodoru Deniz Kurmay
Albay Ali Suat AKTÜRK ve TCG ORUÇREİS Komutanı Deniz
Kurmay Yarbay Mehmet ÖZEN de iştirak etmiştir.
28-29 Ekim 2014 tarihlerinde, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında;
TCG ORUÇREİS Fırkateyni, TCG GÜR ve TCG ANAFARTALAR
Denizaltıları,
TCG ALB.H.BURAK Lojistik Destek Gemisi, TCG MIZRAK ve
TCG ATAK Hücumbotları Gölcük/KOCAELİ’de,
TCG SALİHREİS Fırkateyni Rize’de liman ziyareti süresince
mülki ve idari erkâna makam ziyaretinde bulunmuştur.
TCG BÜYÜKADA Korveti İzmit/KOCAELİ’de,
Gemileri gezen vatandaşlarımız hem bir savaş gemisinin nasıl olduğunu (ki birçoğu ilk defa bir savaş gemisini yakından
gördüğünü ifade etmiştir) görme fırsatını bulmuş, hem de
görevli personel ile sohbet ederek gemi yaşamı ve icra edilen
görevler konusunda bilgilendirilmiştir. Donanma ve halkın bu
büyük buluşması faaliyete iştirak eden basın mensuplarımız
tarafından görüntülenmiş, vatandaşlarımızın duygu ve düşünceleri, çıkardıkları basın yayın sayfalarında yerini almıştır.
Bahse konu duygu ve düşüncelerin ulusal/yerel basında yansıyan satırları aşağıda belirtilmiştir.
TCG AMASRA, TCG ENEZ, TCG FİNİKE ve TCG SIĞACIK Mayın
Avlama Gemileri Erdek/BALIKESİR’de,
TCG BANDIRMA Korveti Leventler/İZMİR’de,
TCG SALİHREİS Fırkateyni RİZE’de,
TCG FATİH Fırkateyni Dolmabahçe / İSTANBUL ve
TCG GÖKOVA Fırkateyni Sarayburnu/İSTANBUL’da halkımızın
ve basının ziyaretine açılmış ve olumsuz hava şartlarına rağmen gemiler 5084 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
12
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Donanma’da Cumhuriyet Bayramı
mileri görünce ordumuza güvenimiz daha da arttı. Türkiye’nin
arkasında güçlü, kuvvetli bir ordumuzun olduğunu görmek
bizleri daha da rahatlattı” ifadelerini kullanmışlardır.
Etkinlikler kapsamında Gölcük Deniz Üssünde ziyarete açılan
Donanma Komutanlığı bağlısı gemileri kızı, gelini ve torunlarıyla gezen 58 yaşındaki Elmas DİLAVER etkinliklerden çok
memnun olduğunu belirterek, “Her zaman gurur duydum
ordumuzla. Askerimize bir şey olduğunda çok üzülüyorum.
Bu gemileri görünce ordumuza güvenim daha da arttı. İçim
ferahladı. Arkamızda güçlü kuvvetli bir ordumuzun olduğunu
bilmek çok önemli” olduğunu ifade ederek duygularını paylaşmıştır.
Sadece vatandaşlarımız değil personel aileleri de bu ziyarete
yoğun ilgi göstermiş, anneler oğullarının, çocuklar babalarının ve hanımefendiler eşlerinin nerede çalıştıklarını, nerede
yemek yediklerini, nerede uyuyup, çalışma ortamında nasıl
bir havayı soluduklarını yakından görme fırsatını bulmuşlar
ve aynı satırlara onların duygu ve düşünceleri de yansımıştır.
Eşi ve iki kızıyla gemileri ziyaret eden Veysel UYAR, “Duygulandık, gururlandık. Çok karmaşık bir sistem var gemilerde.
Askerlerimiz güç koşullarda görev yapıyor, bunu öğrendik.
Onlarla gurur duyuyoruz” demiştir.
Eşi subay olan Gülizar ÇETİN, “Çok güzel bir etkinlik, gemileri
gezip donanmamızı tanımak, gücünü görmek çok güzel, gurur duyduk. Çocuğumuza da bu duyguyu aşılamak istiyorum”
demiş, astsubay eşi ve oğlu Arda ile TCG GÜR denizaltısını
gezen Esen ESER, “Denizaltıda yaşam çok zor. Onu gördüm,
üzüldüm biraz ama vatan için çalışıyorlar. Allah yardımcıları
olsun. Donanma ile gurur duyuyorum. “şeklinde duygularını
ifade etmiştir.”
Songül AKARÇAY ve Dilek DOLGUN iki komşu olarak oğulları
ile birlikte ziyarete geldiklerini belirtmişler ve Songül AKARÇAY, “Buraya ilk defa geliyorum. Duygularımı anlatamam.
Gemileri gördükçe çok etkilendim. Oğlumun denizci olmasını
çok isterim” komşusu Dilek DOLGUN ise, “Milli duygularımız
kabardı. Oğlumun böyle bir gemide çalışmasını çok isterdim”
diyerek; ifade etmiştir duygularını.
Cumhuriyetimizin 91’inci kuruluş yıldönümünde ziyarete açılan donanmamız, halkımız tarafından çok büyük bir ilgi ile
gezilmiş, paylaşılan ve dile getirilen ortak duygu ise ‘’GURUR’’
olmuştur.
Ziyaretçilerden Hasan KABAYEL de ailesiyle gezme fırsatı
bulduklarını dile getirerek, Donanma Komutanlığına bu fırsatı sağladığı için teşekkür etmiş, gemileri ziyarete gelen
Ferhat TOSUN ise donanmanın böyle bir etkinlik düzenlemesinin ve gemileri vatandaşlara açmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etmiştir. Çocuklarının da savaş gemilerini
görme fırsatı bulduğuna değinen TOSUN, “Onlar da burayı
görmüş oldu, biz de tanıma fırsatı bulduk, askerlerimizin
gemilerde çok zor şartlarda çalıştıklarını gördük, denizaltıya
girdik, hakikaten biz orada nefes almakta zorlandık. Ancak
askerlerimizin uzun süreler orada kaldığını öğrendik, Allah
yardımcıları olsun” ifadesini kullanmıştır.
Dünya denizlerinde şan ve şerefle bayrağımızı dalgalandıran,
Türk halkının haklı gururu olan, çağdaş ve güçlü Cumhuriyet
Donanması ve onun güzide personeli, Ulu Önder ATATÜRK’ün
bize emanet ettiği kutsal emanetin bilincinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz alaka ve menfaatlerini korumak maksadıyla; harbe hazır deniz ve deniz hava kuvvetini idame edecek ve
bu kuvvetin etkinlikle kullanılmasını sağlayacaktır.
Donanma Komutanı Koramiral Veysel KÖSELE gemileri ziyaret eden aileler ve çocuklarıyla sohbet ederek hatıra fotoğrafı çektirmiştir. Savaş gemilerini ziyaret eden vatandaşlar,
gemileri gezmekten gurur duyduklarını belirterek; “Donanmamız savaş gemilerini yakından tanıma fırsatı verdiği için
çok teşekkür ederiz. Biz halk olarak Donanma Komutanımız
Koramiral Veysel KÖSELE’ye gönülden teşekkür ederiz. Buradaki bu güzel görünüm ve fırkateynleri, hücumbotları ve
denizaltıları yerinde görmek aynı zamanda bilgi sahibi olmak
mutluluk vericiydi. Bizler her zaman kahraman ordumuzla gurur duyduk. Askerlerimiz için her zaman dua ediyoruz. Bu geDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
13
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
ÇANAKKALE’DE BAHRİYELİLER
VE DENİZ SAVAŞLARI
Bütün mesele İstanbul’a kim hakim olacaktır.
(Napoleon Bonaparte)
Çanakkale’de Türk Bahriyesinin geçmişi Çakabey zamanına kadar uzanmaktadır.
Hazırlayan •• (E)Dz.Kur. Alb.Salih Murad HATİP
Ç
akabey Abydos kalesini fethederek boğazda Türk esintisini başlatmıştır. Çakabey’den sonraki asırlarda Türk
adımları Karesioğlularından Ece Bey ve Aydınoğullarından
Umurbey ile devam etti. Aydınoğlularının güçlü solukları Bizans’ın merkezi o zamanki adıyla Kostantinopol’de hissedilmeye başlanıldığında Hristiyan dünyasında büyük bir endişe
ortaya çıktı. Umurbey’in İstanbul’u almasını engellemek maksadıyla müttefik Haçlı ordusu donanmasıyla birleşerek İzmir’e
hücum etti. Umurbey’de Gelibolu’da elde ettiği bu avantajlı
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
durumu bırakarak İzmir'i savunmaya dönmek zorunda kalınca Bizansın aldığı rahat nefes uzun sürmeyecekti. Aydınoğlu
ve Karesi beyliğinden sonra çağdaşları Osmanlılar Orhan
Gazi’nin beyliği esnasında Çanakkale kıyılarına ayak bastılar. Yıldırım Bayezid zamanında Saruca Paşa tarafından da
Gelibolu Tersanesinin kurulması Çanakkale Boğazının gerçek
anlamda Türkler tarafından kontrolünün başlangıcı olmuştur.
Osmanlı Devletinin ilk deniz muharebesi bu sularda Çalı Bey
ile Venedik-Haçlı Donanması ile olmuştur. Bu deniz sava14
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
şından sonra Birinci Dünya Harbinin sonuna kadar Osmanlı
Devletinin savunma stratejisinin temel taşlarından biri olan
Çanakkale Boğazında onlarca deniz savaşı vuku bulmuştur.
Bu coğrafyada var olabilmek için boğazları elinde tutmaya
çalışan Osmanlı Türkleri, kendilerini Çanakkale Boğazından
atmaya çalışan Bizans, Müttefik haçlı güçleri, Ceneviz, Venedik, İspanyol, Fransız, İngiliz ve Rus güçleri ile neredeyse
birbirini takip eden aralıksız bir savaşlar zincirinde bulmuştur.
Birinci Dünya Harbindeki Çanakkale Kara ve Deniz savaşları
bu zincirin bir halkası olmuştur. Karlofça’dan sonra tüm Osmanlı antlaşmalarında Çanakkale Boğazı geçiş şartları mutlaka bulunan bir madde olmuştur. Çanakkale Boğazı adeta
Türk ulusunun bu coğrafyadaki kilit taşı olduğunun tüm tarihi
geçmiş açık birer delildir.
Bu tabyalar inşa edilirken stratejik öngörü ile eğitilmiş topçu personeli için 1895 yılında Çanakkale Kilitbahir değirmen
burnunda bir Topçu Okulu kurulmuştur. Cihan harbinin sert
rüzgârlarının Çanakkale’de hissedildiği esnada Osmanlı Devleti ise, Çanakkale Boğazı savunma sistemini takviyeye devam etmektedir. Bu nedenle önce Sahil Bataryaları ve Tabyaları elden geçirilir. Bu Bataryalar ile Tabyalar Merkez Tabyalar
Seyyar Bataryalar ve Boğaz Girişi Tabyaları olmak üzere iki
grupta toplanır. Muin-i Zafer, Asar-ı Tevfik, Mesudiye, Berk-i
Satvet ve Ertuğrul gemilerinden sökülen toplardan yeni sahil
bataryaları kurulur. Bu bataryalar gemi topçusu ve denizci personel komutasına verilir. Dünya kamuoyunun Gelibolu
Seferi olarak tanımladığı Çanakkale Harbi, her iki tarafta da
askerin direnci ve kayıpları nedeniyle destanlaşmıştır. Çanakkale Deniz savaşı denilince çoğumuzun aklına hemen kahraman Nusret mayın gemisi ve 18 Mart 1915 deniz zaferi gelir.
Ancak Birinci Dünya Harbinde Çanakkale cephesine bakacak
olursak SMS Goeben(Yavuz Sultan Selim) ve SMS Breslau
(Midilli)’nun boğazın medhalinden girmesinden itibaren başlayan deniz harekatı aralıksız 4 yıl sürmüştür. Osmanlı bahriye subayları üzerlerine düşen görevleri layık-ı veçhile fazlasıyla, fedakârca getirmişlerdir. Çanakkale cephesi denizden
kazanıldığını vurgulamakla bu fedakâr bahriyelilerimize karşı
şükran ve vefa borcumuzu bir nebzede olsa yerine getirebiliriz. Osmanlı Bahriyesi savaş boyunca, Mayın döküş harekâtı,
Denizaltı savunma harekâtı, Lojistik nakliyat (cephane nakli,
silah nakli, personel takviyesi, yaralı nakli), Kara savunma
harekâtını denizden aşırtma atışlarla destekleme, sahil tabyalarının gemi topları ile teçhiz ve batarya personelinin verilmesi, Deniz hava harekâtı, Liman savunma harekâtı. Osmanlı
beşinci ordusu Gelibolu yarımadasını kahramanca savundu.
Şair Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine şiiri tek kelimeyle harbi her yönüyle anlatan mükemmellikte bir eserdir. Bu
muhteşem yapıtta Mehmetçik’in kahramanlığını layık olduğu
övgüyü mısralarda olağanüstü betimlemişti.
Çanakkale Osmanlı Devletinin kuruluşundan son dönemine
kadar olmazsa olmazı, vazgeçilmezi olmuştur. Bazı ithamların
aksine Osmanlı Çanakkale Savunmasını ilk sıraya koymuş ve
asla ihmal etmemiştir. 14. Yüzyılda Orhan Gazi döneminde
Çimpe ve Gelibolu kalelerini fetheden Osmanlı, 15.yüzyılda
Fatih döneminde Kilitbahir ve Kala-i Sultaniye’yi inşa etti. 17.
yüzyılda Padişah Avcı Mehmet(VI.) zamanında boğaz girişine Kumkale ve Seddülbahir Kaleleri inşa edildi. 19. yüzyılda
Padişah II. Mahmud tarafından Mahmudiye Kaleleri Boğaz
ortalarına yapıldı. 19. yüzyılın ortalarından itibaren yelken
döneminden buharlı teknolojiye geçiş oldu, yelkenli tahta gemilerin yerlerini zırhlı ve stimli gemiler almaya başladı. Silah
teknolojisinde de gelişme ile birlikte topların menzilleri ve
tesirleri yani tahrip güçleri arttı. Bu değişim savunma konseptlerine de yansıdı. Osmanlı Devleti bu değişime anında
ayak uydurarak Çanakkale’de Kale savunmasından Müstahkem Mevki ve Tabya Düzenine geçmiştir. Bu savunma düzeninde Çanakkale Boğazı’nın Komutanları 19. asır sonları
ve 20. asır başlangıcında Müstahkem Mevki kumandanı unvanlarıyla görev yapmıştır. Sultan II. Abdülhamit döneminde
kaleler müstahkem tabya haline çevrilmiş ilaveten Hamidiye
Tabyaları başta olmak üzere onlarca tabya inşa edilmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
15
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
O ordunun kahraman askerlerini cepheye ulaştıran ve denizaltı tehdidine rağmen takviyesini sağlayan Osmanlı Donanmasının kahraman personeli idi. Yine ordu cephanesiz,
yiyecek desteği olmadan savaşamazdı bunlarda kısıtlı imkânlara rağmen ve büyük tehdide rağmen bahriye bu görevleri
başarı ile yerine getirdi. Çanakkale Deniz Savaşında sadece
kahraman Nusret’i ve 18 Mart’ı anımsamak bu kahraman
bahriyelilerin hakkını vermemek, tıpkı karadaki muharebeleri kazanmayı sadece birkaç komuta atfetmek gibi büyük bir
haksızlık olacaktır. Doğu cephesindeki savaş denizde kaybedilmiştir. Çünkü bu cepheye askeri kışlık giyim ve kuşamı ile her türlü lojistik malzemeyi taşıyan 3 büyük gemi Rus
gemileri tarafından Karadeniz’de Ereğli açıklarında 7 Kasım
1914 sabahında batırılmıştır. Mithatpaşa, Bezm-i Âlem ve
Bahr-i Ahmer adı taşıyan bu üç gemide bulunan malzemenin
ulaşamaması Sarıkamış’ta on binlerce askerimizin soğuktan
donarak şehadetindeki en büyük sebeplerden biri olmuştur.
Bu erzak, cephane ve asker taşıyan bu deniz lojistik konvoyu
Trabzon’a ulaşabilseydi belki de Birinci Dünya Harbinin kaderi farklı yazılacaktı. İngiliz İmparatorluk savaş Konseyi’nin ilk
hedefe koyduğu ve engel olamadığı deniz nakliyatı nedeniyle
Çanakkale Savaşının kesinlikle denizde kazanıldığını, Doğu
Cephesinin ise denizde kaybedildiğini ifade etmek tarihi bir
gerçektir.
Karadeniz’e çıkarıldı. Bu filonun 29 Ekim 1914 günü Rus Limanlarını bombardıman etmesi üzerine Osmanlı fiilen Birinci
Dünya Savaşına girer. Takip eden günlerde 3 Kasım 1914’de
İngiliz Akdeniz Filosu bir misilleme olarak Seddülbahir ve
Kumkale tabyalarına ateş açıldı. Seddülbahir’de cephaneliğin
patlaması üzerine 5 subay 81 er şehit olur, 23 er yaralandı.
Çanakkale Cephesine Yöneliş ve Müşterek Deniz
Armadasının oluşması
Bu arada Avrupa’da savaş sürmekte, Almanya ve İtilaf Devletleri arasında kilitlenen mevzii muharebelerini aşabilme çareleri araştırılmaktadır. Rusların güçlendirilmesi, Almanlar ile
Avusturya-Macaristan’ı iki cepheli savaşta, yıpratabilecektir.
Bunun için acilen, Rus buğdayının batıya nakli, Rusya’ya da
batıdan silah ve cephane sevk edilmesi gerekmektedir. Rusya’ya ulaşmak için alternatif yollar değerlendirilir ve en uygun
yolun Çanakkale deniz yolunun kuvvet kullanılarak geçilmesi olduğuna karar verilir. Boğaz önlerinde konuşlanan İngiliz
Akdeniz filosunda bulunan B-11 denizaltısı boğaza girerek
Kepez Sarısığlar’daki Mesudiye Firkateynini torpido ile batırırken bahriyede ilk deniz şehitlerini veriyordu. Mesudiye zırhlısı gemi komutanının diretmesine rağmen Sarısığlar’a yüzer
tabya olarak demirletilerek açık hedef durumuna sokulmuştu.
Çanakkale Harekâtı fikrinin babası ve savunucusu durumunda olan İngiltere Bahriye Bakanı Churchill ‘in çabaları sonucunda İngiliz Hükümeti Çanakkale Boğazına karşı girişilecek
harekâtın planlarını kabul eder. Churchill, İngiliz filosunun
sahil istihkâmlarını bombardımanla susturacağını, filonun
rahatlıkla İstanbul’a ulaşacağı hususunda çok emindir. Churchill’e göre kara kuvvetini kullanmadan ve riske sokmadan
savaş kazanılacaktır. Bu İngiliz kara kuvveti de Avrupa cephesinde kullanılacaktır. 18 Ocak’ta Fransızlar plandan haberdar
edilir pastadan payını almak ihtiyacı ile Fransız Hükümeti de
Amiral Sackville Carden’in emrine bir filo göndermeye razı
olur. 19 Ocak’ta Rusya’ya bilgi verilerek, aynı anda İstanbul
Boğazına karşı, Karadeniz’den bir taarruzu harekâta hazırlanmaları da istenir. Bu arada Rusya Askold adlı bir kruvazörü
Baltık’tan Ege Denizi’ne yollar ve bu gemi de Amiral Carden’in güçlü deniz armadasının bir parçası olur. Çanakkale’yi
Deniz Gücü ile aşma görevi verilen Amiral Carden’in emrinde,
tarihte ilk defa bir araya gelmiş toplam 102 parça tutarındaki
dünyanın en büyük armadası toplanır. Müttefik Deniz Kuvvetleri Şubat 1915’ten itibaren üs olarak seçilen Yunanistan’ın
Limni Adasına ve Selanik Limanı’na gelmeye başlarlar. Boğaz girişindeki kalelere 5 Kasım 1914’de yapılan misilleme
bombardımanını saymazsak; Müttefik Deniz Kuvvetleri, Boğaza karşı ilk büyük harekâtını 19 Şubat 1915’de yapar. Bu
18 Mart harekâtının adeta provasıdır. 25 Şubat’ta ve daha
sonraları da bu harekât tekrarlanır. Şiddetli bombardımanlardan elde ettikleri neticeler ve boğaz girişindeki Kumkale
ve Seddülbahir tabyalarına yapılan komando harekâtı başarı
için ümitlerini çok arttırmıştır. Meteorolojik tahmin harekâtın
18 Mart günü yapılabileceğini gösteriyordu. Boğazı zorlayan Düşman Filosunun Komutanı Amiral Carden durumdan
çok ümitliydi, hatta emindi. Nitekim 2 Mart 1915’de Amirallik
Birinci Lordu Churchill’e gönderdiği telgrafta 14 gün sonra
İstanbul’dayız diyordu.
Savaşa Giriş
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde; İngilizler, tersanelerinde inşa edilmekte olan ve bedeli halk yardımları ile
peşin olarak ödenen Sultan Osman 1 ve Reşadiye adlı, Ege ve
Karadeniz’de güç dengesini lehimize çevirecek iki Türk savaş
gemisine el koyduğunu açıklar. (3 Ağustos 1914)
Bu durumun halkta büyük öfkeye neden olması İstanbul’da
Alman Büyükelçisi Wangenhaym’ı harekete geçirir. İngilizlerin el koyduğu zırhlıların Osmanlı’da yarattığı hayal kırıklığını,
Alman çıkarları için kullanmakta hiç vakit kaybetmez. Enver
Paşa’nın Alman sempatisi ile gelişen bu durum, Osmanlının
Alman tarafına daha da yaklaşması, on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan Çanakkale Savaşlarına gidişin bir başlangıcı olur. İngilizlerin gemiler Almanlar, Akdeniz’deki Goeben
ve Breslau zırhlılarına derhal İstanbul’a intikal emrini verir.
Amiral Wilhelm Anton Souchon komutasındaki bu kruvazörler Ege’yi İngilizlerin takibinde geçerek Çanakkale’ye gelirler.
10 Ağustos 1914 günü Savaşçı Almanya’ya ait Goeben ve
Breslau gemilerine Boğazdan geçiş izni verilmesi, Osmanlının tarafsızlığını olumsuz yönde etkiler. Bir süre sonra Osmanlı Devleti tarafından bu gemilerin satın alındığı açıklanır.
Churchill, Osmanlı haricinde diğer devletler savaşın mutlak
eşiğinde iken ve de savaşın kaçınılmaz olduğu şartta, savaşa
katılması en uzak ihtimal olan Osmanlının savaşa girmesinin
anlamsız atladığını belirtmektedir. Birinci Dünya Harbi cadı
kazanına tarafsızlığını bozarak Osmanlının dalması tahmin
edilmeyen bir husustu. Şurası da gerçektir ki İngilizler sanki
Osmanlı Devletini bilerek Almanların tarafına itmişti. Alman
savaş stratejisinin bir parçası olarak Osmanlı Hükümeti ile
yapılan sıkı müzakereler sonucu zoraki baskıyla Amiral Souchon donanma komutanlığına getirildi. Osmanlı dört büyük
savaş tecrübesi geçiren Amiral Souchon komutasındaki filo,
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
16
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
Fakat meteorolojik tahminin dışında tahmin edemedikleri
sürprizler de vardı. Tüm masrafı Osmanlı Donanma Cemiyeti
tarafından karşılanan ve Türk mühendislerince Haliç Taşkızak
tersanesinde yapılan son 26 mayın, İstanbul’dan Selanik gemisi ile getirilmiş ve Yzb. Hakkı Bey komutasındaki Nusret
mayın gemisine yüklenmiştir. 7-8 Mart 1915 gecesinin şafağında, 360 tonluk Nusret mayın gemisi güçlükle elde edilen
son 26 mayını, 11 nci hat olarak 100’er metre arayla Müttefik Donanmasının manevra sahasına, Erenköy önlerinde sahile paralel olarak, büyük bir gizlilik içinde dökmüştü. Hattın bu
şekilde tesis edilmesinde; düşman gemilerinin bombardıman
sonunda mevki değiştirme manevralarını Erenköy Koyu’nda,
Karanlık Liman’da yapmalarının, çok iyi değerlendirilmesi
etkili olmuş ve Müttefik gemilerinin manevra sahasının kirletilmesi ile baskın tesiri yaratılması hedef alınmıştı. İtilaf
Devletleri mayınlar döküldükten sonraki 10 gün süresince bu
yeni mayın hattının varlığından haberdar olamamışlardır. Bu
mayınlar ileride tarihi değiştirecektir. İngiliz tarihçi Oglander
“Gelibolu Askeri Harekâtı” adlı eserinde aşağıdaki cümleleri
sarfetmiştir.
sonra da boğaz ağzındaki küçük bir adacığa baştankara etti.
Inflexible zırhlısının ise, aldığı isabetlerle pruvası hasar gördü.
Agamemnon, Lord Nelson, Albion ve Fransız Charlemagne
zırhlıları da isabet almış olmakla beraber, hasarları çok ciddi değildi. Saat 13.45 sularında, cephane zafiyeti nedeniyle
bataryalarımızın ateş yoğunluğu azaldığından, Amiral de Robeck mayın tarayıcıların mayın temizliği ve kontrolü için ilerlemelerini ve üçüncü gruptaki gemilerin, Fransız gemileriyle
yer değiştirmelerini emretti.
I. ve II. gruptaki gemiler görev değiştirmek üzere geri çekilip, her zaman yaptıkları gibi Anadolu sahillerine, yani Kepez-Erenköy tarafına doğru dönüşlerini tamamlarken, saat
1355’de, Fransız zırhlısı Bouvet, Nusret’in döktüğü mayınlardan birine çarparak, 630 kişilik personeli ile bir iki dakika
içinde boğazın sularına gömüldü. Kurtulan sadece 30 kişi idi.
Saat 15.35’de hatta bulunan İngiliz Irresistable gemisinin
pruvasında bir mayın, bundan bir iki dakika sonra da başka
bir İngiliz muharebe gemisi olan Ocean’ın pupasında diğer bir
mayın infilak etti. Ortaya çıkan mayın tehlikesi, muharebenin
akışını bir anda değiştirmişti. Bu durum Amiral de Robeck’i
yeni bir karar vermeye zorluyordu. Doğru karar; muharebeyi
kesip boğazın dışına çekilmekti. Müttefik Donanması’na bu
ağır sürprizi hazırlayan Yüzbaşı Hakkı komutasındaki 360
tonluk küçük ve mütevazi Nusret Gemisi ile onun cesur personeli idi. Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’a girmek için
sabırsızlananlar, geldikleri gibi değil, çelik devleri ateş ve alev
yığınları halinde tarihin gördüğü ender perişanlık içinde zafer umutlarını ve gururlarını Çanakkale’nin sularına gömerek
gidiyorlardı. İngiliz donanması Trafalgar deniz savaşından
sonra ilk defa bu kadar çok kayıp vermişti. Türk Ordusunun
zaferiyle biten günün bilançosu ağırdı. Müttefiklerin o güne
kadar Ganbot diplomasisi yoluyla topraklar fethedip zaferler
kazandıkları armadasındaki 3 çok değerli zırhlısı batırılmış, 4
zırhlısı ağır yara almış, beraberinde 666 denizci ölmüş 134
denizci yaralanmıştır. Ayrıca 7 adet düşman mayın tarama
gemisi batırılmıştır. Türk tarafında ise 44 şehit verilmiş, bu
arada 74 Türk ve 19 Alman yaralanmıştır. Elden çıkan top
sayısı 4’tür.
“Pek müsait başlamış olan gün bu meçhul mayın hattının o
fevkalade ve ortalığı kırıp geçiren başarısı yüzünden tam bir
başarısızlıkla sona erdi. Bu 26 mayının deniz savaşının talihi
üzerindeki tesiri ölçülemez.”
Churchill’e çektiği telgrafta “14 gün sonra İstanbul’da” olacağını belirten Amiral Carden’in yerine 17 Mart 1915 günü
yani harekâttan bir gün önce Amiral John Michael de Robeck atandı. Amiral de Robeck Ertesi gün komuta edeceği
armadayla tarihi bir zafer kazanacağı fikri içinde kendine çok
önemli bir fırsatın çıktığını düşünüyordu.
18 Mart 1915 Deniz Zaferi
18 Mart 1915 Perşembe sabahı, 270.000 ton tutarındaki
247 ağır topa sahip zırhlı gemiler armadası, 3 hat halinde
Türk Topçu Tabyalarını bombardımana tutarak Boğaza girmeye başladılar. Saat 10.30’da Filonun en kuvvetli 4 yeni
İngiliz zırhlısından oluşan birinci gruba verilen hedef, boğazın
en dar yerindeki Çimenlik ve Kilitbahir Kalelerinin tahrip edilmesi, Kepez-Soğanlıdere arasında mayın kontrol ve temizlik
taramasının desteklenmesi idi. Saat 11.00’den itibaren de
Queen Elizabeth’in 38 cm.lik dev topları Anadolu Hamidiyesi
Tabyası ile Çimenlik Kalesi’ni hedef alarak ateşe başladı. Bu
sırada ilk grupta bulunan İngiliz Agamemnon, Lord Nelson
ve Inflexible Zırhlıları da Rumeli Hamidiye’si ve Kilitbahir Kalesi’ni hedef almıştı. Fransız Bouvet Zırhlısı Dardanos, İngiliz
hedef taksimi tamdı. Henüz hiç biri, ateş altındaki tabyalarımızın top menzili içinde değildi.
Kara Savaşları Esnasında Deniz Muharebeleri
Bunun üzerine Çanakkale’yi doğrudan denizden geçemeyeceğini anlayan müttefikler, bir kara harekatı ile deniz geçişinin karadan emniyetini sağlama düşüncesine yöneldiler.
Bir amfibi harekât için plan ve hazırlık yapmaya başladılar.
Planlanan çıkarma harekâtının komutası General Ian Standish Monteith Hamilton’a verildi. Hamilton’un planlarına göre
daha önce İstanbul’un zaptında kullanılacak olan ve Mısır’da
bekletilen kara birliği böyle bir harekât için yeterli değildi.
Fakat Savaş Bakanı Mareşal Horatio Herbert Kitchener aksi
fikirdeydi. Ona göre yarımadadaki Türkler öylesine güçsüzdür
ki, bir İngiliz denizaltısı boğazdan geçmeyi başarıp Gelibolu
önünde İngiliz Bayrağını dalgalandırsa bütün Türkler siperlerinden fırlayacak ve soluğu Bolayır’da alacaktır. Fakat tarih İngilizlere düşmanını tanımamayı, ağır bir bedel ile öğretecektir.
Hamilton Türk tahkimatını arkadan vuracak, böylece Anadolu
tarafındaki tahkimata hâkim bir bölgeyi de elde etmiş olacaktı.
Amiral de Robeck daha yakın mesafeden ateş açma zamanının geldiğine inanarak; Fransız Amirali Émile Paul Aimable
Guépratte’e Filosunu ön safa geçirmesini emretti. Onları Suffren ve Charlemagne zırhlıları izledi. Fransız Filosu biraz daha
yaklaşarak ateşe başladı. Artık Müttefik Filosu, Türk toplarının
menzili içine girmişti. Saat 12.30’da düşman ilk kayıplarını
vermeye başladı. Gaulois Zırhlısı bir mermi isabetiyle su kesimi yakınından yara alınca, çekilmek zorunda kaldı ve bir süre
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
17
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
Amfibi harekât için Çanakkale’de toplanan donanma ise, bu
harekâtı bu defa daha da güçlü araçlarla, 409 harp gemisi
ve 42 uçağı ile destekleyecekti. İngiliz istihbaratı 1854 tarihinde yani kara harekatından 60 yıl önce Gelibolu yarımadası işgal harekatı taslağını hazırlamıştı.25 Nisan 1915’de
başlıyan bu işgal harekâtı 9 Ocak 1916 tarihinde son İngiliz
askerinin Seddülbahir’den çekilmesi ile başarısızlıkla neticelendi. Gelibolu Çıkarması esnasında Morto Limanı’nda İngiliz
Kara Kuvvetlerinin mevzilerde tutunabilmeleri maksadıyla
ateş desteği sağlayan HMS Goliath, 13 Mayıs 1915 gecesi
saatler 01.10’u gösterdiği sırada Muavenet-i Milliye gemisi
tarafından torpido hücumuyla batırılmıştır. İngiliz Donanmasının Çanakkale seferi boyunca maruz kaldığı en büyük felaket
HMS Goliath’ın batışı olmuş ve 600 den fazla subay ve er
hayatlarını kaybetmiştir. İngiliz donanmasına diğer bir darbede Alman U-21 tarafından vurulmuştur. 25 Mayıs 1915 günü
Kabatepe açıklarında U-21’in ateşlediği torpido Triumph’un
bordasında patlamıştır. Birden yana yatan Triumph’a diğer
gemiler yardıma koşmuş, ancak Triumph sadece 8 dakika
içerisinde batmıştır. Ne denize dökülen denizcilere, ne de gemiye Türk topçusu tarafından ateş açılmamasına rağmen 71
İngiliz denizcinin boğulduğu anlaşılmıştır.
döneminde Çanakkale bölgesinde yaklaşık 30.000 kişi toplamındaki bir kara birliği bulunmaktaydı. Cephe komutanlığına
getirilen Liman Von Sanders komutasında, karada düşmanın
hazırlıklarına paralel olarak büyük bir askeri hazırlık ve eğitim
yapılmaya çalışıldı. 8,5 ay süren savaşın sonuna kadar buraya getirilen asker sayısı 11 kat büyüyecek ve sağlanan birlikler 350.000’e ulaşacaktı. Bu kadar büyük asker nakliyatının
yanında o askerin kullanacağı, giyecek, yiyecek, cephane
silah, araç ve malzeme nakli ihtiyacı büyük bir deniz yolu
nakliyatını da vazgeçilmez kılıyordu. Ordunun başarısı için
Marmara Denizi’nin kontrol altında tutulması mutlak şarttı.
Gelibolu yarımadasındaki Osmanlı Kuvvetlerinin her bakımdan ikmalini sağlayacak nakliyat için 4 yol bulunmaktaydı;
27 Mayıs 1915 tarihinde ateş desteği sağlamak üzere Seddülbahir önlerinde bulunan Majestic Zırhlısında 06.40’da
bir patlama olmuştur. HMS Majestic 9 dakika içinde alabora
olarak ters bir şekilde dibe oturmuştur. 49 İngiliz denizcisi
hayatını kaybetmiştir. Kara harekâtı boyunca Barbaros ve
Turgutreis zırhlıların Eceabat’tan Kabatepe ve Saroz körfezine endirekt atışları cephedeki Osmanlı askerlerine büyük bir
destek sağlayarak rahat bir nefes aldırmıştır.
Ancak Osmanlı Donanması bütün gücüyle bu nakliyat hatlarına yönelmek imkânını kullanamıyordu. Çünkü Çanakkale
kara muharebeleri sırasında Osmanlı Deniz Kuvvetleri, esas
olarak Karadeniz’de harekât yürütmek üzere tertiplenmişti.
Kafkas cephesine personel ve mühimmat nakli ile gemilerin yakıtının Ereğli’de taşkömürü yataklarına bağlı olması ve
İstanbul’un bir Rus çıkarmasına karşı korunma mecburiyeti,
Karadeniz’de Donanmanın harekâtını zorunlu kılıyordu. Dolayısıyla sadece bir kısım harp gemileri ile Osmanlı Donanması
Çanakkale’deki görevlerini yürütmek durumunda kalmıştır.
Buna ek olarak, İstanbul-Çanakkale deniz nakliyatını devam
- İstanbul-Çanakkale deniz yolu,
- İstanbul – Bandırma deniz yolu ve Bandırma’dan Çanakkale’ye kara yolu
- Uzunköprü’ye kadar tren ve buradan Keşan yolu üzerinden
Bolayır ve Gelibolu’ya giden yürüyüş yolu,
- Karadan Boğazın Anadolu yakasına ve oradan Rumeli yakasına aktarma yolu.
Çanakkale Cephesine Lojistik Nakliyat
Osmanlı Ordusunda ise; 18 Mart deniz zaferinin kazanılması
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
18
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale’de Bahriyeliler ve Deniz Savaşları
ettirmek gibi hayati önemi olan bir görevi de üstlenmişti.
Çeşitli kaynaklara göre 7 ila 16 tümen kadar asker ile bunların malzemesi ve destekleyici lojistik nakliyat deniz yoluyla
yapılmış, Gelibolu’daki kara savunması için çok büyük katkı
sağlamıştır. Aksi takdirde bu nakliyat, tek tren hattına ve bundan sonra kara bombardımanı tehdidi altındaki bozuk kara
yollarına ve kağnı taşımacılığına dayanacaktı, eldeki araçların
azlığı da buna katılınca, durum Çanakkale savunması için oldukça kritik bir hal alacaktı. Marmara’daki deniz nakliyatı
ve bu nakliyatın korunması maksadıyla Karadeniz’deki mücadeleden tasarruf edilen 71 adet muhtelif tipteki gemi Çanakkale’deki Deniz Savaşına katılmıştır. İstanbul-Çanakkale
ikmal hattının kesilmesi, 5 nci Ordu’nun harp gücünü kritik
bir duruma sokabilecekti. Müttefik kuvvetler tarafından da
açıkça bilinen bu önemli nokta, onları denizaltılarını Marmara’ya göndererek bir denizaltı harbi yapmaya zorunlu kılmıştı.
Denizaltı hücumları ile Çanakkale Savaşları sırasında; Osmanlı Deniz Kuvvetleri’nin Toplam kaybı 21.000 ton tutarında
sekiz harp gemisi, Osmanlı ticaret filosunun kaybı ise toplam
38.000 ton tutarında buharlı ve 200’den fazla yelkenli tekne
olmuştu. Buna karşılık, İtilaf Devletleri 4’ü İngiliz, 3’ü Fransız
ve 1’i Avustralya Bahriyesine ait toplam 5018 ton tutarında 8
denizaltı gemisi kaybetmiş ve bir Fransız denizaltı gemisi de
(390ton) Türkler tarafından ele geçirilmişti.
Çanakkale Cephesinde Son Deniz Muharebeleri
Ocak 1918
Birçok kaynak Gelibolu Harekâtının 9 Ocak 1916 tarihinde
Seddülbahir’den son müttefik askerin geri çekilmesi ile tamamlandığını belirtmekte ise de, Çanakkale Boğazında ve
önlerindeki deniz muharebeleri 28 Ocak 1918 tarihine kadar
devam etti. 20 Ocak 1918’de Yavuz Sultan Selim ve Midilli
zırhlıları Gökçeada’ya bir akın harekâtına girişirler. Gökçeada’da konuşlu iki İngiliz kara bombardıman gemisi monitör
HMS M 28 ve HMS Raglan’ı batırırlar ancak dönüşte iki gemide İngiliz mayın mânialarına girer ve Midilli hemen batar,
Yavuz Sultan Selim Çanakkale Boğazı önlerine ulaşmayı başarır ve burada karaya oturarak batmaktan kurtulur. İngiliz
E-14 denizaltısı Yavuz’u batırmak için görevlendirilir ancak
Yavuz İstanbul’a intikale geçmiştir. HMS E-14 ise geri intikal
seyrinde Kumkale önlerinde sahil topçusu tarafından batırılır.
Çanakkale deniz muharebelerinin batan son gemisi olur.
Denizaltı Harbi
İngiliz İmparatorluk Savunma Komitesi için Haziran 1915 tarihinde hazırlanan raporda İstanbul’dan gelen lojistik nakliyatın kesilmesinin hayatiyeti vurgulanıyordu. Harekât esnasında
mayın ve denizaltı mânialarına rağmen 25 Nisan sabahından
itibaren İngiliz, Avustralya ve Fransız denizaltılarının Marmara’ya geçme çabaları olmuştur. Bunların bir kısmı Çanakkale Boğazı sularında batırılmış, bir kısmı da teslim alınmıştır.
Ancak Marmara’ya geçmeyi başaran denizaltılar da kuvvetlerimize ve Lojistik nakliyatımıza büyük kayıplar verdirmiştir.
Alaylar, taburlar, bölükler gerek donanma gerekse Şirket-i
Hayriye ve sivil ticaret gemileri ile cepheye taşınıyordu. Hatta
İngiliz denizaltı komutanlarına batırdıkları gemilerdeki boğulan her asker başına birer altın mükâfat vaat edildi. E-14
denizaltısının komutanı 5000 altın mükâfat almıştır. Çanakkale’de toprağın üstündeki gibi denizin dibinde de azımsanmayacak sayıda şehitler mevcuttur.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
“Çanakkale Savaşlarında vatan müdafaasında hayatını kaybeden tüm şehitlerimiz ile mezarları denizler, toprakları tuzlu
sular, mezar taşları dalgalar ve kitabeleri beyaz köpükler deniz şehitlerimizi rahmet ve şükranlarımızla anıyoruz.”
19
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
ORSA KURUMSAL KAYNAK VE
HAREKÂT PLANLAMA (KKHP) PROJESİ
Hazırlayan •• ORSA Proje Ofisi
1
NEDEN YENİ BİR PROJE ?
2014 yılı bilimsel gelişmeler kapsamında heyecan verici bir yıl oldu. Rosetta uzay aracının taşıdığı Philae isimli uzay
sondasının Churyumov-Gerasimenko isimli kuyruklu yıldızının yüzeyine inişi, insan benzeri robotlar, alternatif enerji kaynakları ve giyilebilir teknolojilerdeki gelişmeler gibi bilimsel
çalışmaların sonuçlarını gördüğümüz bir yılı geride bıraktık.
Bazıları bizleri hayrete düşüren bu gelişmeler, bilim ve teknolojinin neresinde olduğumuz sorusunu ister istemez aklımıza
getiriyor. Bu soruya vereceğimiz cevap bu bölümün başlığını
oluşturan “Neden Yeni Bir Proje” sorusunun cevabına da ışık
tutacaktır. Bolca soruyla başladığımız bu bölüme, cevapları
aramaya başlayarak devam edelim.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Philae isimli uzay sondasının Churyumov-Gerasimenko
isimli kuyruklu yıldızının yüzeyine inişi
20
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
uzmanlaşmasını sağlayarak kullanıcıların ihtiyaçlarını en iyi
şekilde karşılayan ürünler elde etmek olarak belirlenmişti.
Kurumsal çerçevede bilimin neresinde olduğumuz sorusuna
verilecek cevap, kurum olarak bilgiyi üretme, sahip olma ve
kullanma kapsamında nerede olduğumuzla yakından ilişkilidir. Birinci Dünya Savaşı’nın siper muharebeleriyle geçen
“yıpratma harbi”, hızlı hareket eden birliklerin kullanılması ile
İkinci Dünya Savaşı’nda yerini “yıldırım harbi” ne bırakmıştır.
Günümüz savaşları ise silah gücünden çok bilgi güçlerinin
çarpıştığı “bilgi harbi” şeklinde gerçekleşmektedir. Günümüzde, modern bir deniz kuvvetinin “gücü” sadece envanterindeki
silahların sayı ve özellikleri ile tanımlanmamaktadır. Kuvvetin
“gücü”, silah ve sistemler ile birlikte beklenmedik durumlara
kolay adapte olabilen bilgiye dayalı organizasyon, bu organizasyonun birbiriyle bütünleşik personel, eğitim, lojistik, istihbarat gibi fonksiyonları ve bu fonksiyonlarını destekleyen karar destek sistemlerinden oluşmaktadır. Tüm fonksiyonları ile
bütünleşik bir organizasyon, görevlerini yerine getirebilmek
için teknolojinin olanaklarını kullanan çeşitli bilgi yönetim sistemlerine ihtiyaç duymaktadır. Bu bakış açısıyla, sorularımıza
cevap vermek üzere, bilgi yönetimi kapsamında nerede olduğumuzu kronolojik bir yaklaşımla belirlemeye çalışalım.
Yazılım teknolojilerine hızlı geçiş ve teşkil edilen yazılım geliştirme birimleri ilk aşamada bilgi teknolojilerinin kullanımı
konusunda bir atılım yaşanmasına neden olmuştur. Halihazırda kullandığımız Deniz Lojistik Yönetim Bilgi Sistemi (DLYBS), Deniz Personel Yönetim Bilgi Sistemi (DPYBS), Deniz
Eğitim Yönetim Bilgi Sistemi (DEYBS) ve Harekata Hazırlık
Ölçüm Sistemi (HHÖS) bu atılımın bir sonucudur. Fakat her
bir yazılım birimi fonksiyon alanı için en ideal çözümü geliştirmeye çalışırken, işin tabiatı gereği diğer fonksiyon alanları
ile işbirliği ve eşgüdümü ikinci planda tutmuştur. Böylece,
zaman içerisinde birbirleri ile örtüşen işlevleri olan uygulamaların geliştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Kullanıma giren
yazılımlar, süreç entegrasyonundaki eksikliklerin katkısıyla
yürütülmekte olan manuel süreçlerin yerini alamamış, uygulamalar sadece veri depolama araçları olarak kullanılır hale
gelmiştir.
Yukarıdaki paragrafta özetlenen duruma bağlı olarak kullanılan bilgi sistemlerinde tutulan verilerin güvenilirliğinin yüksek
olmasını beklemek çok doğru olmayacaktır. Bu bağlamda, bu
verilerle yapılacak analizlerin sonuçları da bizleri bilgi üstünlüğüne götürecek yeterli seviyede olamayacaktır.
Gündelik hayatta “Teknoloji” kavramı ile neredeyse eş anlamlı
kullanılan bilgisayar teknolojisi ile ülkemiz ilk defa 1960 yılında tanışmıştır. O yıl Karayolları Genel Müdürlüğü yol yapım
hesaplamalarını daha hızlı yapabilmek amacıyla bir “IBM650 Data Processing Machine” tedarik ederek 12 yıl süreyle
bu kapsamda kullanmıştır.1 Görüldüğü üzere ülkemize bilgisayarın giriş sebebi, işlerimizi hızlandırmak ve doğruluğunu
arttırmak olan tasarım hedefleri ile örtüşmektedir. Bilim ve
teknoloji alanında ülkemize ve silahlı kuvvetlere öncülük
etmiş olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, bilgisayarın ilk
kullanıldığı tarih net olarak belli olmamakla birlikte, tarihçe
dokümanlarında 1970’li yıllarda Dz.K.K.lığı Karargâhında yazılımlar geliştirildiği görülmektedir.
Yazının başında sorduğumuz soruya geri dönersek, yaptığımız kısa değerlendirme sonucunda Deniz Kuvvetlerinin
teknolojik alt yapıyı kullanan ve bu alanda öncü bir kurum
olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak, verinin elde edilmesi ve yönetilmesi, veriden bilgiye, bilgiden anlamaya ve
geleceği planlamaya ulaşılması alanlarında eksiklikler olduğu, özellikle gelişmiş ülkelerle bir karşılaştırma yaptığımızda
bu alanda atılması gereken adımlar olduğu görülmektedir. Bu
sorun sadece bilişim altyapısının güçlendirilmesi ile ortadan
kaldırılabilecek bir sorun değildir. Bu sorun; insan, süreç ve
teknoloji altyapısının bir arada düşünülmesi ile çözümlenebilecek bir sorundur. Bu kapsamda, oluşturulacak teknolojik
altyapı ve süreçler ile organizasyondaki verinin toplanması,
güvenilirliğinin artırılması, verinin bilgiye, bilginin anlamlandırmaya dönüştürülmesi, insanın, yani organizasyonun bunu
kullanması ve bu unsurların tümünün yönetilmesini sağlayacak bir yeteneğe sahip olunması gereklidir.
İlk Bilgisayar ENIAC
Bu yeteneğin altyapısını, dünyada sivil ve askeri sektörde
kullanılan Kurumsal Kaynak Planlama (Enterprise Resource
Planning-ERP) sistemleri oluşturmaktadır. 1960’lı yıllarda envanter kontrolü maksatlarıyla ortaya çıkan, daha sonra malzeme planlama sistemlerine dönüşen bu sistemler günümüzde, iş süreci analiz modelleri, bulut bilişim, mobil uygulamalar
gibi bir çok imkanı içinde barındıran, organizasyonun tüm
fonksiyonları için çözümler sunan sistemlere dönüşmüştür.
Bilgi teknolojilerine sahip olunması ve yaygınlaştırılması konusunda Dz.K.K.lığı her zaman olduğu gibi en değerli varlığına, kendi personeline güvenmiş ve 1976 yılında Gölcük
Otomatik Bilgi İşlem Merkezi (GOBİM) ile başlayan süreçte
kendi bünyesinde sayıları sekize ulaşan yazılım geliştirme birimlerini teşkil etmiştir. Bu teşkilatlanmanın hedefi, geliştirici
personelin lojistik, personel, eğitim gibi fonksiyon alanlarında
Bilim ve teknolojinin neresinde olduğumuzu sorgulamamızla
çıktığımız yolda, Dz.K.K.lığının etkinliğini artıracak, tüm fonksiyon alanlarının entegrasyonunu sağlayan, iş süreçleri ile
uyumlu, modern bir kurumsal kaynak planlama sistemi bir
ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bu sistem Dz.K.K.lığının bilgiye
dayalı organizasyon hedefine ulaşma yönünde bir adım olma
görevini de yerine getirmelidir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
21
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
2. ORSA KKHP PROJESİ NEDİR?
Stratejik hedefler doğrultusunda, Planlama, Programlama,
Bütçeleme ve Uygulama Sistemi (PPBUS) süreçlerine istinaden 2007 yılından itibaren geliştirilen, Harekata Hazırlık Ölçüm Sistemi, Personel, Mali, Teknik ve Lojistik Yönetim Bilgi
Sistemleri ile entegre olan, hem stratejik hem de cari planlamaya karar desteği sağlayan mevcut Organizasyonel Stratejik Analiz (ORSA) Sistemi, problemlerin daha görünür hale
gelmesini sağlamış ve modern bir kurumsal kaynak planlama
sistemi ihtiyacını perçinlemiştir.
Bu bölümde ORSA KKHP Projesinin hedef ve yetenekleri ortaya konarak proje tamamlanmaya çalışılacaktır.
ORSA KKHP Projesi ile Dz.K.K.lığının tüm bilgi sistemleri
yetenekleri tek bir çatı altında toplanacak, böylece kurum
ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş kurumsal kaynak planlama
yeteneklerinin yanı sıra, harekat planlama, icra, kontrol ve
alınan dersler yeteneklerine de sahip olunacaktır.
İnsan, süreç ve teknolojinin bir arada düşünüldüğü ORSA
KKHP Projesi kapsamında oluşturulacak teknolojik altyapı ve
süreçler ile organizasyondaki verinin toplanması, güvenilirliğinin artırılması, verinin bilgiye, bilginin anlamlandırmaya
dönüştürülmesi ve bu unsurların tümünün yönetilmesini
sağlayacak bir yeteneğe sahip olunması hedeflenmektedir.
Böylece sisteminin üreteceği karar destek modülleri ile anlamlandırılarak analiz edilebilecek güvenilir veriler her türlü
kararın bilimsel temellere dayandığı kurum kültürü nihayetinde kuvvetlenecektir.
ORSA KKHP Projesi mevcut iş süreçlerinin incelenerek iyileştirilmesini ve mükerrerliklerinin giderilmesi ile daha etkin bir
çalışma kültürü oluşturmayı ve bu yeni kurumsal mimariyle
örtüşen destekleyen entegre bir bilgi sistemi edinilmesini hedefleyen bir projedir. Yapılan süreç incelemeleri sonucunda
Dz.K.K.lığının tüm birimlerindeki çalışma şekillerinin sadeleştirilmesi hedeflenmektedir. Proje tasarım prensiplerinden biri
olan “verinin sisteme sadece sahibi tarafından ve sadece bir
defa girilmesi” ile mükerrer yapılan işlemler ortadan kaldırılarak birçok personelin asli görevlerine daha fazla zaman
ayırması sağlanacaktır.
Mevcut ORSA Açılış Ekranı
Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler sonrasında, Komutan
Oramiral tarafından bahse konu sistem ihtiyacını karşılamak
üzere yol haritasının belirlenmesi direktifi verilmiştir. Verilen
direktif üzerine yapılan bir dizi toplantı ve inceleme sonucunda ORSA Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP)
Projesi adında yeni bir projenin başlatılmasına karar verilmiştir. Müteakiben TSK Planlama Programlama ve Bütçeleme
(PPBS) süreci kapsamında Harekât İhtiyaçları Planı (HİP),
Stratejik Hedef Planı (SHP) ve On Yıllık Tedarik Programına
(OYTEP) gerekli güncellemeler yapılarak, projenin gerçekleştirilme sürecinde önemli adımlar atılmıştır.
Projenin kazanımlarından biri de “kağıtsız ofisler” olacaktır.
ORSA KKHP Projesi önceki bilgi sistem tecrübelerimizin aksine rutin işlere ilave bir yük getirmeyecektir. Bu kapsamda,
ORSA sistemi üzerinden yapılan bir işlem için ilave bir belge
ya da form doldurulması talep edilmeyecek, sistem üzerinde
atılan sayısal imza kullanılmakta olan ıslak imzaya eşdeğer
olacaktır.
Projenin ilk safhasından itibaren temel hedeflerden birisi
olan “bütünleşik mimari” yaklaşımı ile sorumlusu tarafından
sisteme girilen bilgiler ihtiyacı ve yetkisi olan her birimin
paylaşımına sunulacaktır. Bu kapsamda yaşanacak iyileştirmeye örnek olarak atama süreci verilebilir. Mevcut durumda
atamalar Deniz Personel Yönetim Bilgi Sistemi’nde (DPYBS)
duyurulduğu halde ayrılış işlemlerine başlanması için resmi
Sorularla başladığımız bu bölüm projemizin ortaya çıkma sürecini kısaca ortaya koymuştur. Müteakip bölümlerde projenin hedefleri ve yapılan faaliyetler hakkında bilgi verilecektir.
Ayrıca dünya bahriyelerinin benzer projeleri ve bu projelerin
sağladığı kazanımlardan bahsedilecektir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
22
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
yazının gelmesi gerekmektedir. Personelin birliğinden ayrılış
süreci mutemetlik işlemleri, lojman teslimi, ilişik kesme gibi
elinde atama yazısı ile birim birim dolaştığı sıkıntılı bir süreçtir. Yeni sistemde atama bilgisinin sistemde olması personelin
elinde fotokopilerle dolaştığı tüm bu işlemlerin otomatik olarak yapılmasına yeterli olacaktır.
2014 tarihleri arasında çeşitli birlikler ziyaret edilmiştir. 22
gün süren tanıtım faaliyetleri kapsamında 5842 km yol kat
edilerek 17 farklı bölgede 43 birliğe sunum icra edilmiştir.
Yapılan tanıtım sunumlarına toplamda 1361 personel katılmıştır. Tanıtım faaliyetleri kapsamında icra edilen ziyaretler
sonucunda personelin projeye ilişkin durumsal farkındalığı
artırılmış, ayrıca birçok personelin hemfikir olduğu çeşitli sorun alanları tespit edilmiştir.
Sistemin siber saldırılara karşı güvenliği ve yedeklenerek
harp ve felaket durumunda kesintisiz hizmet vermesini sağlaması hakkındaki tedbirler projenin ilk safhalarından itibaren
dikkate alınmaktadır.
Projenin ihalesine esas olacak isterlerin hazırlanması amacı
ile kullanıcı ihtiyaçları birlikler tarafından ORSA Proje Ofisine
gönderilmiştir. Müteakiben bu ihtiyaçları dikkate alan Proje
Teknik İsterler Dokümanı hazırlanacaktır. Projenin kavramsal
tasarım faaliyetlerine 2016 yılı içerisinde başlanılması planlı
olup tamamlanan modüllerin peyderpey hizmete sunulması
hedeflenmektedir.
3. PROJE FAALİYETLERİ
ORSA (KKHP) Projesinin sağlıklı yürüyebilmesi için 31 Temmuz 2014 tarihinde Dz.K.BİLKARDES D.Bşk.lığı bünyesinde
ORSA Proje Ofisi teşkil edilmiştir.
Öncelikle, Dz.K.K.lığı personelini projenin başlatılma nedeni
ve hedefleri ile ister belirleme süreci hakkında bilgilendirmek
maksadıyla detaylı bir emir yayımlanmıştır.
Projenin başlangıcından sonuna kadar yüklenici firma ile
birlikte “kavramsal tasarım” çalışmaları yapılacaktır. Bu çalışmalar ile kurum çalışma süreçlerinin incelenerek iyileştirilmesi hedeflenmektedir.
ORSA KKHP Projesinin mümkün olduğunca fazla sayıda personele tanıtımını yapabilmek amacı ile 21 Ekim – 28 Kasım
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
23
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
4. DÜNYA DENİZ KUVVETLERİNDEN ÖRNEKLER
•Verilerin doğruluk ve tutarlılığının arttığı,
Bu bölümde diğer ülke Kurumsal Kaynak Planlama (KKP) yetenekleri ve elde edilen kazanımlar incelenmiştir. Dünya bahriyelerinde, KKP sistemleri kullanımına ilişkin mevcut durum
incelendiğinde, 28 NATO ülkesinden 19’unun ve diğer 25
ülkenin KKP çözümlerini kullandığı görülmüştür.2 Kullanılan
bu çözümlerin sonuçları incelendiğinde,
• İmkan ve kabiliyetlerin daha denetlenebilir ve ölçülebilir
hale geldiği, bilgilerine ulaşılmıştır.
İyileşmelerin daha iyi anlaşılması maksadıyla Fransa Deniz
Kuvvetlerindeki insan kaynakları kapsamlı uygulama ile dünyadaki en büyük ve kapsamlı KKP uygulaması olan Amerikan
Deniz Kuvvetlerinin KKP uygulamasına ilişkin elde edilen sayısal örnekler Tablo-1’de belirtilmiştir.
• Harekâta hazırlık süresinin önemli ölçüde azaldığı,
• Eldeki kaynakların daha etkin kullanıldığı ve mevcut kaynak durumunun daha takip edilebilir hale geldiği,
ÜLKE
KAZANIM
ETKİ
AÇIKLAMALAR
İnsan kaynakları uygulamalarında kağıt kullanımının azaltılması
-%100’e kadar
(bazı işlemlerde)
İyileşme etkisi tüm süreçler için geçerli olmayıp bazı süreçleri kapsamaktadır. Yıllık kullanım miktarı 30000 adeti bulan
ve dağıtım sürecinde 4-5 kez tıpkıçekim ihtiyacı olan bazı
formların kullanımı ortadan kaldırılmıştır.
Kişisel askeri bilgilerin doğrulanması için
ihtiyaç duyulan sürenin
kısaltılması
-%100 (gerçek
zamanlı bilgi)
Bu süre tamamıyla ortadan kaldırılmış olup, bilgiler gerçek
zamanlı olarak takip edilebilir duruma gelmiştir.
-%100
Bir veri tek bir kaynaktan sadece bir kez girilecek şekilde bir
yapı oluşturulmuştur.
İnsan kaynakları yönetimi
Fransa kapsamındaki mükerrer
veri girişlerinin azaltılması
İnsan kaynakları işlem
Ortalama 2 sn’lik
sürelerinin hızlandırılması işlem süresi
-
Maaş merkezlerinin
sayısının azaltılması
5 adet olan maaş merkezi sayısı 1’e düşürülmüştür. Bu
sayede farklı bölgelerde hizmet veren yaklaşık 250 adet
sunucu bilgisayar devre dışı bırakılmıştır.
-%80
Gemiler için orta kademe -%16
bakım onarım faaliyetlerinin süresinin azaltılması
Ortalamada 96 gün olan bu süre ortalama 81 güne indirilmiştir. Ayrıca 20 günlük bir gecikme ile duyurulan iş iptal
duyuruları ivedi hale getirilmiş ve icra edilen süreçlerde %43
seviyesinde bir azalma meydana gelmiştir.
Yıl sonu mali raporların
oluşturulma süresinin
kısaltılması
-%66
Mevcut iyileştirme ile mali raporların oluşturulma süresi 48
saate düşürülmüştür.
Sipariş emirlerinin işlenmesi için geçen sürenin
kısaltılması
≈ - %100
Bahse konu süre yaklaşık 40 günden 40 dk.’ya düşürülmüştür.
Yeni kurumsal kaynak
sisteminin devreye
girmesiyle mevcut sistemlerin kaldırılması
Yüzlerce eski bilgi
sistemi devre dışı
bırakılmıştır.
-
ABD
ABD
Tablo-1 Amerika ve Fransa Donanmasındaki İyileştirmeler 2
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
24
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Orsa Kurumsal Kaynak ve Harekât Planlama (KKHP) Projesi
5. SONUÇ
Kurumsal Kaynak Planlaması yazılımı kullanan ülkelerin diğer
önemli kazanımlarından bahsetmek gerekirse;
ORSA KKHP Projesi Deniz Kuvvetlerimizin sadece bugününün
değil, yarınının projesidir. Bu proje, dünya bahriyeleri arasında saygın bir yere sahip olan deniz kuvvetlerimizin gücünü,
cumhuriyetin ilanının 100’üncü yıldönümüne yaklaştığımız
bu dönemde bir kuvvet çarpanı olarak daha üst seviyelere
çıkaracaktır
•Farklı organizasyon birimleri arasında gerçek zamanlı bilgi paylaşımı,
•Finansal hesaplamalar ve tedarik zincirinin entegrasyonu,
•Finansal planlama ve maliyet kontrolünün entegrasyonu,
• Gemi bakım maliyetlerinin detaylandırılması ve personel
iş yükünün etkili bir şekilde yönetilmesi,
ORSA KKHP Projesi ile Deniz Kuvvetlerimiz yeni bir görev
seyrine yelken açmıştır. Her seyirde olduğu gibi bu seyirde
de çeşitli zorluklarla karşılaşılacaktır. Ancak, gücünü tarihsel
geçmişinden ve personelinden alan kuvvetimiz bu zorlukları
yenerek, görevi başarıyla yerine getirecek, böylece hedef limana, planlanan zamanda ulaşılacaktır. Rüzgârın tersten estiği zamanlarda ORSA seyrini kullanarak rotada kalacağımız
bu seyirde rüzgârımız bol, denizlerimiz sakin olsun.
• Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri arasında etkili iletişim,
• Geliştirilmiş esneklik,
• Etkin maliyet kontrolü ve varlık yönetimi,
• Azaltılmış Bilişim Teknolojisi (BT) bakım masrafları,
• Tüm yaşam çevrim maliyetlerinin %100 görünürlüğü,
• Durumsal farkındalığın arttırılması, gibi hususlar başta
gelmektedir.
DİPNOT
1 http://www.kgm.gov.tr/Sayfalar/KGM/SiteTr/Galeri /IlkBilgisayar.aspx
2 www.sap.com
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
25
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE CEZAYİR
Osmanlı Devleti beylikten itibaren güçlü merkez çerçevesinde çok yönlü genleşme stratejisi ile hareket etmiştir. Özellikle
İstanbul’un fethi ile Osmanlı Devleti’nin arzu edilen merkez coğrafyasını tamamlamasıyla çevreye doğru genleşmesi hız
kazanmıştır. Bu genleşme II. Beyazıd devrinde bir hazırlanma sürecinden geçerek Yavuz Sultan Selim döneminde ülkenin
arka mahallesi olarak görülen doğu sorununun halledilmesi, Mısır’ın fethi ve Memluk Devletine son verilmesi ile çevresel
genleşmede Kuzey Afrika, Tüm Akdeniz, Süveyş Kanalı dolayısıyla Hint Okyanusuna doğru istikamet belirlenmiştir. Aslında bu
sürecin güçlü bir donanma ile sürdürülebileceği de Fatih Sultan Mehmet döneminde değerlendirilmiş ve bu konuda kişilerle
kaim olmayan politikalar uygulanmaya koyulmuştur. Artık hazırlık dönemini geçiren Osmanlı Donanması Kanuni Dönemiyle
Batılı Güçlerin Akdeniz’de boy gösterememesine sebep olmuştur. Akdeniz’de İspanyollara karşı gösterdiği başarıyı Hint
Okyanusu’nda Portekiz’e karşı gösterememiş olsa da emperyal güçlerin eski dünyayı paylaşmalarını üç yüz sene geciktirmiştir.
Hazırlayan •• Dz.Yzb.Mehmet YÜKSEL
A
de Akdeniz ve kısmen Atlantik Okyanusuna yönelik siyasi ve
ticari nüfuzun sağlanmasında Cezayir ciddi bir rol oynamıştır.
frika kıtasının 2.381.741 km2 yüzölçümü ile en büyük
ülkesi olan Cezayir’in nüfusu 39 milyon(2013 sayımı)’dur. Cezayir’in kuzeyinde Akdeniz, batısında Fas ve Moritanya, güneyinde Mali ve Nijer, doğsunda ise Tunus ve Libya
yer almaktadır. Ayrıca 1025 km.lik deniz kıyısı ile Avrupa ve
Asya’ya denizden komşu halindedir. Cezayir M.Ö. X. yüzyıldan M.S. XVI. yüzyıla kadar Fenikeliler, Romalılar, Vandallar,
Bizanslılar ve Müslüman Arapların hakimiyeti altında bulunduktan sonra kendi isteği ile Osmanlı idaresine girmiştir.1
Bu kapsamda Osmanlı Devleti’nin Batı Akdenizle ilk ilişkileri
Granada Savaşı döneminde olmuştur. Özellikle Sultan Beyazıt
zamanında Endülüs Müslümanların gelecekleri hakkındaki
girişimler kapsamında Kemal Reis’in 1487 yılındaki uzun
seferi ile Batı Akdeniz kıyıları detaylı olarak tanınmaya başlanmış ve Cezayir ile Cerbe’de üsler kurmuştur. Bu çalışmalar
daha sonra Oruç Reis ile Mağrib’in Osmanlı nüfuzuna girmesinin temellerini oluşturmuştur.3
Arapça’da adalar anlamına gelen Cezayir, Afrika kıtası için
çevreye açılan bir kapı komunundadır.2 Osmanlı Devleti için
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
26
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
Osmanlı Devleti için denizcilik, Kuzey Afrika için idari açıdan
yeni bir dönem; İspanya’nın 1505-1513 yılları arasında Mersa el-Kebir, Vahran, Bicaye, Tilimsan’ı ele geçirmesine karşı
faaliyet gösteren Hızır ve Oruç Reislerin Cezayir’e gelmesi ile
başlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in kardeşi Şehzade Korkut
tarafından desteklenerek Akdeniz’de faaliyetlerde bulunan
Oruç ve Hızır kardeşler 1513 yılında Cerbe adasını fethetmişlerdir. Bu fetihten sonra Sultan I. Selim’in himayesine girmiştir. Daha sonra 1516 yılında Cezayir ve onun batısındaki
Şerşel’i ele geçirmişlerdir. Bu fetihten sonra Oruç Reis Cezayir’de Hükümdar ilan edilmiştir. Tenes ve Tilimsan’ı alan Oruç
Reis İspanyolların Tilimsan’ı geri almak için 1518 yılında yapılan savaşta hayatını kaybetmiştir. Cezayir’in yeni hükümdarı Oruç Reis’in kardeşi Hızır Reis olmuştur. İspanyol baskısı
karşısında Hızır Reis önceden de olduğu gibi 1519 yılında
Osmanlı Devleti’nden yardım istemiştir. Osmanlı Devleti bu
yardım talebini karşılıksız bırakmayarak gerekli askeri yardımı
Hızır Reis’in emrine göndermiştir. Aynı zamanda bu yardım
talebi Osmanlı Devleti’nin himayesine girme isteğini de barındırmakla birlikte Yavuz Sultan Selim tarafından Hızır Reis’e
“Hayrettin” ismi verilerek Cezayir hakimi olarak tanınmasına
ve Yavuz Sultân Selim adına Cezayir’de hutbe okutulmasıyla
bu bölge Osmanlı Devleti’nin nüfuzu altına girmesine sebep
olmuştur.4
Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki hakimiyeti 1830 yılına kadar
devam etmiştir. Bu dönemde Cezayir, Tunus ve Trablusgarp
“Garp Ocakları” adında yukarda da bahsedildiği gibi geniş
yetkilere sahip ayrı bir statü ile yönetilmiştir. Bahse konu bu
statü çerçevesinde Osmanlı hakimiyetinde Cezayir, yönetimsel açıdan dört dönem yaşamıştır. Bunlar; Beylerbeyiler
Devri (1518-1587), Paşalar Devri (1587-1659), Ağalar Devri
(1659-1671) ve Dayılar Devri (1671-1830) olmak üzere dört
ayrı dönemdir.6
Cezayir’deki Osmanlı hakimiyeti fiilen 5 Temmuz 1830 tarihinde Fransızlar’ın işgali neticesinde son bulmuştur.7
1827 yılındaki Navarin Deniz Savaşı ile Yunanistan’ın bağımsızlığının ilanı, Mısır sorunu ile aynı tarihlere denk düşmektedir. Nitekim Osmanlı Donanması’nın Batılı güçler tarafından
yok edilmesi bu olayların meydana gelmesine ciddi bir zemin
oluşturmuştur.
Cezayir’de 1830 yılında başlayan Fransız sömürge sürecinde
zayıfta olsa Osmanlı Devleti ile ilişkilerde bulunulmaya çalışılmış fakat Fransızların baskılı yönetimleri 1962 yılına kadar
devam etmiştir. Israrlı direniş hareketleri sonucunda Cezayir
1962 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur.8
Denizden Cezayir9
Osmanlı Devleti Döneminde Cezayir İdare Teşkilatı
Kânûni Sultan Süleyman döneminde ise Hızır Reis İstanbul’a davet edilerek Osmanlı Donanma Komutanı
(Kapudan-ı Derya) ve Cezayir Beylerbeyi olarak görevlendirilmiştir. Bu sayede Cezayir bir Osmanlı Beylerbeyiliği halini
almıştır. Bu bağlılık her ne kadar Beylerbeyliği şeklinde olsa
da Cezayir’e yönetimde geniş yetkiler verilmiş örneğin bu geniş salahiyet Mısır’a karşı gösterilmemiştir.5
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Oruç Reis Osmanlı Devleti himayesine girdikten sonra yalnız deniz akıncısı olarak değil bir hükümdar olarak Cezayir’i
idare etmiştir. İdare şeklinde öncelikle ülkede hakimiyetini
sağlamlaştırmak adına halkta bütünlük sağlamaya çalışmıştır. Bu sayede gerisini emniyete alarak fetih hareketlerine
27
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
Fransızlar tarafından işgal edilmesine kadar sürdüğü söylense de17 1825 yılında seyre çıkacak Osmanlı Donanması’na
Cezayir Garp Ocakları gemilerinin katılmasını Dayı Hüseyin’in
memnuniyetle karşıladığını şu ifadelerle belirtmiştir: “Ocağ-ı
mezkûr sefâyinini Donanma-yı Hümâyûnumuz ma‘iyyetine
göndereceklerini iş‘âr ediyor. İnşâallâh vaktiyle erişirler ve
hayli işe de yararlar.”18
başlamıştır.10 Buna benzer olarak Hızır Reis’te aynen ağabeyinin yaptığı gibi Cezayirliler arasında varlığını sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Ülkede kendisini emniyette hissettiğinde
ve donanması yeterli olduğunda savaşa başlamış ve ülkenin
karşısındaki kaleyi zapt ederek gemileri için güvenli bir liman
inşa etmiştir.11
Osmanlı yönetimine giren Cezayir ticaret alanında da genişlemiş, kozmopolit yapısı ve sürekli hareketli bir merkezi ülke
halini almıştır. Ülke Akdeniz’in Hindistanı olarak adlandırılmakla birlikte burada Türkler, Endülüslüler, Yahudiler, Avrupadan gelen Hristiyanlar, yerli Araplar ve Berberiler yaşamıştır.12
Resmi dil Türkçe’dir. Osmanlı Devleti bölgedeki yerel sanayi
ve tarımı geliştirme yönündeki çalışmalarla ticari hayatı canlandırmış ve bu konudan Fransa yararlanarak 1560 yılından
itibaren bölgede ticari konsolosluklar kurmuştur.13
Cezayir’i yöneten ilk dayılar denizci olmasına rağmen ilerleyen süreçte Yeniçeri Ocağı’ndan seçilen Dayılar idareyi almışlardır. Bu şekilde Cezayir’in asli gücü olan deniz kuvveti
zayıflamaya yüz tutmuş ve ülke denizciliği zayıflamaya başlamıştır.
Osmanlı Devleti’ne bağlanan diğer bölgeler gibi, Cezayir,
Tunus ve Trablusgarb’da Osmanlı idare teşkilatına geçilerek
eyâlet sistemi kurulmuştur. 1533 yılında Ülkenin güvenliği için 2000 civarında Yeniçeri Payitaht’tan gönderilmiş ve
Cezayir’de devlet teşkilatının temeli atılmıştır. Ayrıca ülke
güvenliğinin sağlanması konusunda Cezayir’in Osmanlı idaresine girdiğinden itibaren Yeniçeriler bu hususta tek yetkili
olmuştur.14
Yeniçeri sayısı ilerleyen süreçte yedi kışlada toplam 20.000’e
kadar yükselmiştir. Buradaki teşkilat yapısı İstanbul’daki Yeniçeri Ocağı’nın benzeri olarak bölük yapısı ve en üst
kumandan olarak yeniçeri ağası vardır. Cezayir’deki Yeniçeri
Ocağı’nda İstanbul’dan gelenlerden hariç Anadolu’dan gelen
Türkler’den müteşekkil süvâri bölükleri ve yerli halktan kurulmuş Mahazin isminde atlı bir askeri ve kolluk gücü vardır.15
Cezayir Deniz Filosu
Cezâyir’de biri Beylerbeyinin Paşa Divanı ki eyalet işleri ile
ilgili biri de Yeniçeri Ocağı’nın idaresine yönelik Ağa Divanı
vardır. Cezayir Beylerbeyi idarenin en üst makamı ve aynı
zamanda Kapudan-ı Derya olarak Osmanlı Donanma Komutanlığını yürütmektedir. 1588 yılından itibaren Cezayir’deki
yönetim üç yıllığına tayin edilen valiler tarafından sağlanmaya başlanmıştır. Valilerin yönetim zafiyetleri nedeniyle Payitaht’tan gelen Yeniçeri Ağaları idareye hakim olmuşlardır. Her
ne kadar 1711 yılına kadar İstanbul’dan vali tayin edilmişse
de gelen vali sadece şeklen mevcut olmuş fiili idare Yeniçeri
Ağaları tarafından yürütülmüştür. Osmanlı Devleti tarafından
Vali gönderilmesine son verilmesiyle Cezayir Yeniçeri Ocağı içinde seçilen ağa Padişah tarafından onaylanmış ve bu
şekilde idare ocağın eline geçmiştir. Ocakta bulunan en üst
rütbelilerden divan teşekkül edilmiş ve divan ülkenin en yetkili merci olmuştur. Bu yönetim şekliyle Cezayir’de “dayılık”
dönemi başlamıştır.16
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda inovatif bir girişim olarak
ortaya koyduğu devlet teşkilatı yapısını Batılı emperyal devletlerin aksine fetih ettiği tüm ülkelerde19 aynı olarak uygulamaya koymuştur. Bu kapsamda Garp Ocaklarının yukarda
belirtildiği gibi idare şekli Osmanlı Devlet teşkilatı ile benzer
olmuştur. Donanma teşkilatlanma yapısında da Kapudan Paşalık makamı ve Kaptan Paşa Eyaleti gibi yönetim şekilleri
devam etmiştir. Yıllarca devam ettiği şekilde gemi tipleri Marmara, Karadeniz ve Akdeniz’e göre, savaş stratejileri de kuvvet merkezinin sağlam tutulması ile manevra üstünlüğü kazanarak çevreleme şeklinde cereyan etmiştir. Osmanlı Devleti
hizmetine giren Hızır Reis yıllarca denizde tecrübe kazanarak
bu yapının eksikliklerini gidererek bahse konu temel üstünde
Osmanlı Donanması’nı geliştirmiştir.
Bu gelişme de Hızır Reis’in Beylerbeyi olduğu Cezayir eyaleti Merkez Donanma için hem eğitim yeri hem de ülkenin
sınır akıncısı olarak farklı yer tutmaktadır. Nitekim Osmanlı Devleti’nde Garb Ocakları olarak adlandırılan üç eyaletin
en güçlü filoya Cezayir sahip olmuştur. Ülkede devletin öncelik vermesi ile ticaret ve deniz muharebesinin öne çıkmasından dolayı denizcilik halk tarafından da benimsenmiştir.
Böylece Cezayir Filosu güçlü bir yapıya sahip olmuştur.
Cezayir Filosu’nun faaliyet alanı sadece Akdeniz’le sınırlı kalmamış, Cebelitarık Boğazı’nı aşarak Kanarya Adaları,
Tunus ve Trablusgarb’da olduğu gibi Cezayir’in idaresinde
belirli bir muhtariyet olmasına rağmen Osmanlı’ya tabiiyetlerine gösteren ritüellere dikkat edilmiştir. Örneğin Cezayir’de hutbeler Osmanlı padişahı adına okunmuş ve paralar
da Sultan adına basılmıştır. Son dönemlerde Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki hakimiyeti seçilen dayıyı onaylamanın
ötesine geçmediği ve bu durumun, Cezayir’in 1830 yılında
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
28
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
gücünün kırılmasına karar vermişlerdir. Bu kapsamda alınan
karar ve bu kararın takipçisi İngiltere 1816 yılında Cezayir’in
gemilerini batırarak deniz gücünü zayıflatmıştır.25 Neticede Cezayir, Osmanlı Devleti’nin içerde ve dışarıda yaşadığı
sorunlar ve 1827 yılında Navarin Baskını ile Donanmasının
yakılmasıyla istilaya açık bir hale gelmiştir. Aslında Navarin
Baskını ile sadece Yunanistan değil Osmanlı’nın bir diğer
denizci eyaleti Cezayir’de Osmanlı Devleti’nden koparılmıştır.
İngiltere, İrlanda, Flemenk, Danimarka ve İzlanda Adası’na
uzanan alanlara kadar akınlar gerçekleştirmiştir. Örneğin İngiltere yakınındaki Lundy Adası fetih edilmiş ancak bir süre
sonra İngiliz korsanlarına belirli bir para karşılığında satılmıştır.20
Garb Ocakları Filoları Osmanlı Devleti’nin Akdeniz savaşlarında Osmanlı Merkez Donanması’na mülaki olarak savaşlara
iştirak etmiştir. Diğer bir ifadeyle Garp Ocağı Filosu savaş halinde diğer filolar gibi Merkez Donanma’ya dahil olarak ayrı
bir yapı haricinde Osmanlı Donanması’nın asli unsurları şeklinde savaşmışlardır. Nitekim Padişah fermanı ile hazırlıklara
başlanarak Merkez Donamaya mülaki olmuşlardır.21
Cezayir Filosu Batılı filoların aksine çabuk hazırlık ve hızlı muhaberebe kabiliyetine sahip olmuşlardır. Bu özellikler Cezayir
Filosu’nu diğer güçlerden üstün tutmuş ve onlardan ayıran
temel özellikler olarak göze çarpmıştır. Cezayir Filosu gemi
tiplerine bakıldığında manevra gücü yüksek ve hafif gemilerden teşkil edilmiş, bu gemiler Batılı ağır gemilerin rüzgar ve
denizli havalarda düşük manevra kabiliyetine karşı üstünlük
sağlamıştır. Ayrıca Batılı denizcilerin sert ve aşırı davranışları
nedeniyle 1609-1619 tarihleri arasında 40.000 kişi İngiliz
Donanması’ndan ayrılmış, 1.835 kişi Müslümanlığı seçmiş
ve bunların belirli kısmı Cezayir Filosu’na katılmıştır.
Cezayir Filosu’nun organizasyon yapısı Kaptan Paşalık makamı ile benzerlik taşımaktadır. Osmanlı Devleti’nde olduğu
gibi denizcilik olaylarının takibi, gemilerin hazırlanması, personel ve tersane faaliyetlerini tek elden olmak üzere Cezayir
Filosunu yüksek rütbeli bir kumandan idare etmektedir. Aynı
zamanda bu kumandan uluslararası ilişkiler konusundan da
sorumludur. Cezayir Filosu’nun uyması veya takip etmesi gereken dahili ve harici kurallar/uygulamalar mevcuttur. Dahili
uygulamalar filonun hazırlanması, harici kurallar ise yabancı
ülkeler arasındaki ilişkileri düzenlemek ile ilgilidir. Dahili uygulamalar filo için gemi yapımı, filonun savaşta yapacağı manevralar, gemilerde mecburi askerlik yapılması gibi hususları
içermektedir.
Cezayir Beylerbeyi olan ve Donanma Kaptanlığı da tevcih
edilen el-Hac Hüseyin’e, yapılacak sefer için, geçen senelerde olduğu gibi Cezayir, Tunus ve Trablus Ocaklarının gemi ve
gazileriyle Osmanlı Donanmasına katılması ve din uğrunda
birlikte mücadele edilmesi konusunda 22 Aralık 1689 tarihinde verilen ferman.22
Harici uygulamalara bakıldığında ise Cezayir tarafından verilen özel bir pasaport ile gemilerin kontrolünün sağlanmasına
yöneliktir. Bu pasaport iki parçadan oluşmakta biri Cezayir
Filosunda diğeri ise anlaşma yapılan ülke gemisinde bulunmaktadır. Bu pasaport ile anlaşma yapan taraf gemilerin
liman ve seyir güvenliği sağlanmaktadır. Bahse konu pasaport alınması için ülkeler Cezayir’e yıllık belirlenen bir ödeme
vermektedir.26
Bu hazırlık süreçlerinde Garp Ocakları’na Osmanlı Devleti
tarafından Kaptanpaşa koordinesinde ihtiyaç duyulan gemi
levâzımı, top, barut, gemi ve hatta personel desteği sağlanmıştır.23 Ayrıca Garp Ocakları Osmanlı Donaması’nın mektebi
bahriyesi olarak görev yapmıştır. Nitekim “Büyük Türk Donanma Kaptanları” olarak adlandırılan devri açan kaptanlardan
bazıları Cezayir’de bulunduktan sonra bu makama gelmişlerdir: Örneğin; Barbaros Hayret-tin Paşa, Kılıç Ali Reis, Mezomorto Hüseyin Paşa ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa.24
Cezayir Filosu’nda bulunan gemiler; Reis kumandasında zabit, asker ve savaşçılar olarak toplam 18 kişiden müteşekkildir. Filo’nun gemi sayılarına bakıldığında karşımıza şu tablo
çıkmaktadır: 1571 yılında 50 gemi, 1619 yılında 75 gemi,
1659 yılında 23 gemi, 1681 yılında 19 gemi, 1800 yılında 65
gemi ve 1808 yılında 75 gemi mevcuttur. Bu gemilerde silah
olarak havan topu, yangın bombası ve çeşitli boylarda (0,6m7m) toplar bulunmaktadır.27
Cezayir Filosu’nun gaza ve cihad olarak yapılan muharebeler
zamanla Deniz Güvenliği konseptine dönüşmüştür. Özellikle
çevre ve ticaret amaçlı bölgede bulunan ülkelerle yapılan anlaşmalarla vergi alınması vergi vermeyen ülkelerin gemilerine
el koyularak güvenlik satın alınmasına zorlanılmıştır.Bundan
dolayı Hollandalıların 1662 yılında, İspanyolların 1783 yılında,
Amerika Birleşik Devletleri’nin 1815 yılında, İngiliz, Prusya
ve Hollandalıların 1816 yılındaki saldırısına maruz kalınmıştır.
1815 Viyana Kongresi ile başta İngiltere olmak üzere Batılı Devletler korsanlığı bitirme maksadıyla Garp Ocaklarının
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Filo tatbikat veya harekat için ilkbahar ve sonbaharda seyre
çıkmaktadır. Bu seyir süresi kırk ile elli gün sürdükten sonra
tekrar filonun hazırlanması için limana avdet etmektedir. Tersane de filonun bakım ve onarımı yapıldıktan sonra müteakip
seyirlere hazırlanmaktadır.
29
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
Barbaros Dönemi Yapılan Deniz Komutanlığı ve
Yerleşkesi
1515 yılında Cezayir önündeki adaları birleştirerek Barbaros Hayreddin paşa bu kısmı Deniz Komutanlığı olarak inşa
ettirmiştir. Daha sonra alanın üstü 1524 yılında Osmanlı ve
Endülüs mimarisinden etkilenen bir yapı ile kapanmıştır. Bu
yer deniz akıncıların kaldığı bir kışla şeklinde inşa edilmiş ve
Deniz Komutanlığı Merkezi olarak kullanılmıştır. Ayrıca amiraller odası da bu yerleşkenin hemen yanında bulunmaktadır.
Neticede Dayı Sarayı Yeniçeri ve kara birliklerinin kışlasıyken
şuan Cezayir Deniz Kuvvetleri içerisinde bulunan bu yerleşke
deniz akıncılarının merkezidir.
Dayı Sarayı
Dayı Sarayı 1516 yılında Barbaros ve Oruç Reis kardeşler
tarafından yapımına başlanmış ve 1598 yılında tamamlanmıştır. Bu saray Osmanlı Devleti’nden gelen yeniçerilerin kaldığı ve bölgenin yönetimini sağlandığı yerdir. Ayrıca Cezayir’in
yönetimini sağlayan divan toplantıları da burada yapılmıştır.
Topkapı Sarayının benzeri şeklinde inşa edilen Dayı Sarayı
Cezayir tarihinde Hüseyin Dayı’nın(1818-1830) Fransız elçisine yelpaze vurması sonucun-da Fransız işgalinin başlamasına sebep olan olayın ceryan ettiği yerdir. Fransa’nın
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
30
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
1827’de, Fransız Konsolosu Pierre Deval ile sert bir görüşme yapmıştır. Bu sırada öfkelenerek konsolosa yelpazesiyle
birkaç kez vurmuştur. Bu olay Fransa’nın Cezayir’i denizden
kuşatmasına bir gerekçe olmuştur. Şuan için bu sarayda
restarosyon çalışmaları devam etmekte olup ziyaretçiye açık
değildir.28
Cezayir’e borcunu ödememesinden kaynaklanan anlaşmazlık
nedeniyle Fransa Dışişleri Bakanlığı’na bu konuda birkaç kez
mektup yazan fakat yanıt alamayan Hüseyin Dayı, 29 Nisan
Rais (Reis) Sarayı
Osmanlı Devleti 1500’lü yılların başlarında Cezayir’i topraklarına kattığı vakit başta İspanyol ve Portekiz olmak üzere
Batılı Devletler Cezayir’in sahil bölgesine yönelik saldırılarda bulunmuştur. Bu durumdan sıkıntılı olan halkın şikayetleri Ramazan Paşa’ya (1573-1576) ulaşmıştır. Neticede
Ramazan Paşa denizden gelen düşman saldırılarına karşı denizden gözcülük ve topçu destegi ile korunmak amacıyla Kasbah’ta büyük bir kalenin inşasına karar vermiş
ve 1576 yılında kale yapılmıştır. Bu kalenin içine 1750’de
Mustafa Paşa döneminde yapımına başlanıp 1798 yılında
tamamlanan muhteşem iç dizaynı ile Rais (Reis) Sarayı veya
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
31
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
Bastion-23 sarayı yapılmıştır. Saray Osmanlı Mimarisine göre
yapılmıştır. Ayrıca Fransız işgalinden sonra şehirde yapılan
kadastro çalışmalarından dolayı Bastion-23 adını almıştır.
Cezayir Deniz Kuvvetlerinin yanında bulunan müze Cezayir
Kültür Bakanlığına bağlıdır. 15.000m2 alan üzerine kurulu
olan bu müze, 3 kasır ve 12 ev bulunmaktadır.29 1985 yılında
restorasyonu Yapı Merkezi isminde bir Türk firması tarafından
yapılmıştır.
DİPNOTLAR
1 Fuad Carım, Cezayir’de Türk’ler, Sanat Basımevi, 1962, s. 5-15; Nasırüddin Saiduni, Cezayir (Tarih), TDVİA, C. VII, s. 485486.
2 İstanbul Ticaret Odası, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Ülke Raporu, Temmuz 2013, s.1-4; Sırrı Erinç, Cezayir (Fiziki ve
Beşeri Coğrafya), TDVİA, C. VII, s. 483-485.
3 Por Park D. Meyerson, The War Against Islam And The Muslims At Home: The Mudejar Predicament In The Kingdom Of
Valencia During The Reign Of Fernando «El Católico», s. 103-113.
4 İdris Bostan, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, Kitap yayınevi, 2. Baskı, İstanbul, Mart 2008, s. 47-66.
5 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, TTK Basımevi, Ankara, 1988, s. 420-422.
6 Sabri Hizmetli, “Türklerin Yönetimi Döneminde Cezayir’in İdaresi ve Kurumları”, Belleten, 221, Cilt: LVIII - Sayı: 221 Yıl: 1994 Nisan, s.71-117; detaylı bilgi için bakınız. Mouland Gaid, Türkler idaresinde Cezayir, Çev. Faik Melek, ATASE Yayınları,
Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1996.
7 The Annual Register, or a View of the History, Politics, and Literature, of the year 1830, London, 1831, s.237-239.
8 A.e.
9 Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 115, Osmanlı Belgelerinde Cezayir,
Ankara, 2010, s.9.
10 Miguel Angel de Bunes IBARRA, Çev. Mehmet Necati Kutlu, Barbaros Hayreddin Paşa ve Mağrib’in Osmanlılaşması, s. 269.
11 Miguel Angel de Bunes Ibarra, Çev. Mehmet Necati Kutlu, Barbaros Hayreddin Paşa ve Mağrib’in Osmanlılaşması, s. 272.
12 Federico Cresti, “Algeirs In the Ottoman Period: The City And Its Population”, The City in the Islamic World, Volume 94/1 &
94/2, Edt. Salma K. Jayyusi, Renata Holod, Attilio Petruccioli, Andre Raymon Nether-lands, 2008, s. 407-443.
13 Miguel Angel de Bunes Ibarra, Çev. Mehmet Necati Kutlu, Barbaros Hayreddin Paşa ve Mağrib’in Osmanlılaşması, s. 275.
14 Güvenlik hizmetinin Yeniçerilere Mahsus olduğuna dair bakınız; BOA, Bâb-ı Âsafî Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi Defterleri 7, hüküm no: 67, 14 Ağustos 1567.
15 Bostan, a.g.e.
16 Seydi Vakkas Toprak, Osmanlı Yönetiminde Kuzey Afrika: Garp Ocakları, Türkiyat Mecmuası, C. 22, Bahar 2012, s.223237.
17 Mehmet Tütüncü, Cezayir’de Osmanlı İzleri (1516–1830), Çamlıca Basım Yayım, İstanbul, 2013, s. 16-20.
18 BOA, Hatt-ı Hümayun, 32910, 08 Şubat 1825
19 Fransa’nın Cezayir’i işgal etmesiyle birlikte ülke Kral’a bağlı olmaması ve Savaş Bakanlığı uhdesinde kalması açıkça göstermektedir. Bakınız; Sabri Hizmetli, “Türklerin Yönetimi Döneminde Cezayir’in İdaresi ve Kurumları”, s.71-117
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
32
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Osmanlı Devleti İdaresinde Cezayir
20 Ali Khelassı, The Algerian Navy and Its Place in History, The Central Museum Of The Army, s. 1-36.
21 ( BOA, Müzehheb Ferman-lar, 6/1)
22 Trablusgarb ve Cezayir beylerbeyilerinin sefere hazırlanarak, Kaptan-ı Derya Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanmasına
katılmak üzere haber beklemeleri konusunda bakınız; BOA, Bâb-ı Âsafî Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi Defterleri 7, hüküm
no: 1436,08 Temmuz 1567.
23 02 Aralık 1791 tarihindeki belge de gönderilen ağaç, demir ve top malzemelerinin ne kadar gönderildiğine dair liste mevcuttur. BOA, Cevdet-i Askeriye, 27356
24 Ali İhsan Gencer, Bahriye’de Yapılan Islahat Hareketleri ve Bahriye Nezareti’nin Kuruluşu(1789-1867), TTK, Ankara, 2001,
s.10-11
25 Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih(1789-2012), Der Yay., İstanbul, 2013, s. 184-186.
26 Ali Khelassı, The Algerian Navy and Its Place in History, The Central Museum Of The Army, s. 1-36.
27 A.e.
28 Amina Abdessemed-Foufa, Hayet Bendjedia, Seismic Vulnerability Of The Dey’s Palace (Algeirs, Algeria)
29 http://www.palaisdesrais-bastion23.dz/(Erişim 05 Kasım 2014)
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
33
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
ÇANAKKALE SAVAŞINI UNUTAMAYANLAR…
Çanakkale Savaşları dünyanın kaderini değiştiren ve savaşa katılan milletlerde derin izler bırakan bir savaş olarak tarih
sayfalarında yerini almıştır.
Hazırlayan •• Dz. Bnb.Serhan ARAS
S
avaşa katılan tüm devletler bu büyük savaşa tarihteki diğer tüm olaylarda olduğu gibi kendi gözlüklerinden bakmış ve kendi cephelerinden anlatmışlardır ve anlatmaktadırlar.
Zaten tarih yazıcılığı da budur. Tarih yazıcıları tarafından; başı
ve sonu belli olan tarihi olayların detayları anlatılır. Anlatana
göre olayın akışı değişir bazen anlam kaymasına uğratılır.
Ya da olması gerektiği şekilde objektif anlatılır.
Çanakkale savaşlarının sonucu bellidir. Ancak her savaş sonucu her ne olursa olsun. taraflara ait kahramanlar yaratır.
Savaşta verilen kayıpların büyüklüğü kahramanlık hikayelerini
de bir o kadar artırır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
34
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
Ulu Önderimiz Atatürk’ün dünyaya örnek yüce gönüllülükle söylediği sözler bizim için bir öğüt niteliğindedir.
“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler
ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” (1934)
Bu bağlamda bizim hiç unutmadığımız ve şehitlerimizi gururla andığımız Çanakkale Savaşlarını, savaşa katılan devletlerin ve
milletlerin de unutamadığını sizlerle paylaşmak istedik.
Anzak (Anzac) sözcüğü, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (Australian and New Zealand Army Corps) kelimelerinin baş
harflerinden meydana getirilmiş bir kısaltmadır.
Birinci Dünya Savaşı başlarında bu iki ülkeye ait birliklerin katılmasıyla kurulan kolordu, bu kısaltılmış isimle tarihteki yerini
almış; önce Çanakkale’de, daha sonra da Ortadoğu ve Avrupa savaş alanlarında müttefikleri hesabına savaşmıştır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
35
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
Zamanla bu kolorduya ait olmak üzere kabul edilmiş olan bu ANZAK kısaltması, çok geçmeden o kuvveti değil, aynı zamanda o
teşkilat içinde görev alan tüm askerleri de kapsayan bir anlam kazanmıştır. Böylece Anzaklar deyimi bu kolorduda görev almış
en büyük komutandan rütbesiz ere kadar tüm askerleri belirleyen bir anlam taşımıştır.
Avustralya’da Anzakların kahramanlık hikayeleri anıtlar ve sergilerle anlatılmaktadır. Özellikle Avustralya Savaş Anıtı Müzesi
koleksiyonun ana temasını Çanakkale Savaşları oluşturmaktadır ve çok sayıda fotoğraftan ve asker günlüklerinden oluşan bir
arşivleri mevcuttur.
Çanakkale Savaşına katılan Hint gruplar ki onlar Sihler olarak anılmaktadır. Avustralya’da “Avustralya-Sih Ortak Kültürel Miras
Merkezi”nde Çanakkale’de Hint askerlerin Anzaklar ile paylaştığı ortak kadere atıfta bulunarak bir sergileme yapılmaktadır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
36
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
Avustralya Savaş Anıtı müze alanında “Fransa’nın içindeki Anzaklar” sergisi açılmıştır.
Monitör 33 İngiltere Donanmasına ait gemidir ve Haziran 1915’de denize indirilmiştir. Kıyı bombardımanı için tasarlanmış bir
gemidir. İlk aktif görevine Ağustos 1915’de Gelibolu’da katılmış ve 1916 yılında harekatın sonuna kadar Gelibolu’da kalmıştır.
Halen İngiltere’de Portsmouth Tarihi Tersanesinde sergilenmektedir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
37
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
National Army Museum/Londra’da Çanakkale Savaşlarını anlatmak için tek bir vitrin kullanılmıştır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
38
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
General Sir Lan Hamilton birincil öncelikli gördüğü Ertuğrul Koyundaki çıkarmada ilginç bir yöntem denemiştir. Mevcut çıkarma
araçlarının kapasitesi üstünde asker çıkarabilmek için River Clyde adlı kömür nakliye gemisi kumsalda karaya oturtulacak,
gemide iki tabur gücünde, yaklaşık iki bin mevcutlu bir İngiliz birliği önceden hazırlanmış dubalardan sahile çıkartılacaktır.
İki saate yakın bir süre hazırlık ateşinde donanma, 4.650 top mermisi kullanmıştır. Hazırlık ateşi ardından İngiliz 29. Tümeni’ne
bağlı taburun İrlandalı askerlerini taşıyan filikalar ve River Clyde sahile yaklaşmaya başlamıştır. River Clyde, karaya vurduğunda filikalar da sahile 20 m kadar yaklaşmışlardı. O ana kadar beklemiş olan Osmanlı piyadesi bir anda filikalara ateş açmıştır.
Bu ateş kasırgasında filikaların içindeki tüm personel hayatını kaybetmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
39
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Çanakkale Savaşını Unutamayanlar…
River Clyde’da köprülerin kurulmasıyla kapaklar açılmış ve İngiliz askerleri bu köprü üzerinden koşarak kıyıya çıkmaya başlamıştır. Ancak Osmanlı tarafının ateşi bu yöne çevirmesiyle hiçbiri sahile ulaşamamıştır. Imperial War Museum’da bu gemiye
ait saat sergilenmektedir.
Imperial War Museum/Londra’da Lord Ashcroft Galerisinde Çanakkale Savaşındaki başarı hikayelerine yer verilmiştir.
Yine aynı müzenin kitap satış reyonunda çok sayıda Çanakkale Savaşı konulu kitap bulunmaktadır.
Çanakkale Savaşları Türk Milletinin zaferiyle sonuçlanmış büyük bir mücadeledir. Savaşın 100. yılında şehitlerimizi rahmet ve
saygıyla anıyoruz. Unutulmadılar ve unutulmayacaklar...
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
40
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Magrıp’teki Şehit Denizcilerimiz: Oruç ve İshak Reis
MAĞRİB’DEKİ ŞEHİT DENİZCİLERİMİZ:
ORUÇ VE İSHAK REİS
Milletler ancak köklerine ve dillerine sahip çıkarak tarih sahnesinde kalabilirler. Bu kapsamda yapılabilecek en önemli ve
kolay işlerden biri, dünyanın neresinde olursa olsun şehitlere sahip çıkmaktır. Onların mezarlarını kalıcı bir şekilde abat etmek,
korumak, onların tarihe mâl olan hizmet ve anılarını ziyaret ve anma törenleri ile yeni nesillere aktarmaktır.
Hazırlayan •• (E). Dz.Kur.Alb.Dr.Nejat TARAKÇI
G
iriş:
hakimiyetinde kalmış olan Mağrib topraklarında. Kimler için?
Mağribi Osmanlı topraklarına katan ve burada Hristiyanların
hemen dibinde yeni bir Türk – Osmanlı – Müslüman cephesi oluşturan Baba lakaplı Oruç Reis ile ağabeyi İshak Reis
ve diğer kahramanlar için. Peki, bu kahraman denizciler,
Osmanlı – Türk tarihine ne gibi katkılar sağladılar? Evet, işin
en önemli yönü bence bu, anıt şehitlik yapmak sadece izin
ve para işidir. Ancak onları tarihimizdeki hak ettikleri yere
oturtmak, değerleri yeni kuşaklara aktarmak ve her yıl anarak hatıralarını yaşatmak işin en zor yanıdır. Osmanlı Devleti,
Türkiye Cumhuriyeti şehitlerine sahip çıkmaktadır, bu
zamana kadar son derece hassas bir uygulama yürütmüştür.
Türkiye’nin dünyanın 34 ülkesinde ve üç kıtada şehitlikleri
var. Bunlar gayet güzel muhafaza ediliyorlar. Ancak Afrika’da
sadece Mısır’da İngilizlere esir düşenlerin yattığı iki şehitliğimiz ile Traplusgarp’ta Turgut Reis’in türbesi var.
Bunlara gurur ve şerefle eklememiz gereken yeni bir anıt
şehitliğe ihtiyacımız var. Nerede mi? Üç asrı aşkın Osmanlı
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
41
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Magrıp’teki Şehit Denizcilerimiz: Oruç ve İshak Reis
mücadeleyi daha da genişlettiler. Turgut Reis 30 yıl süreyle
(1535-1565) Orta Akdeniz’de İspanyol ve Venediklilere göz
açtırmadı. Onları sürekli baskı altında tuttu. Bir Fransız piskoposu 1561 tarihinde şöyle yazıyordu “Turgut, Napoli Krallığı’nı
öyle bir idam ilmiğinin içinde tutuyor ki Malta’dan, Sicilya’dan
ve başka komşu limanlardan çıkan gemiler onun tarafından
kontrol ve taciz edilmeden bir yerden bir yere gidemiyordu.”
büyük denizci Barboros Hayrettin Paşa’ya İstanbul’un en güzel yerinde bir türbe yaptı. Türkiye Cumhuriyeti de bahçesine
daha sonra güzel bir anıt dikti. Ancak bu kahraman denizciyi
Piri Reis’i ve diğerlerini Türk milletine tam olarak tanıtabildik
mi? Onların değer ve prensiplerini, taktik ve stratejilerini inceleyerek dersler çıkardık mı?
Mağrib topraklarında tanınmış denizcilerimizden sadece
Turgut Reis’in kabri var. Türbesi 1565’ten beri Trablusgarp’tadır. Barbaros Hayrettin Paşa’nın ağabeyleri Oruç ve
İshak Reis’in Mağrib’teki kabirleri de yeni bulundu. Hollanda’da yaşayan İslam ve Türk tarihi araştırmacısı Dr. Mehmet
TÜTÜNCÜ’nün1 bizzat bölgeye giderek uzun yıllar yaptığı
araştırmalar sonucunda bahse konu şehitlerimizin mezarları
bulunmuştur. İki yılı aşkın süren çalışmalar sonucunda CEZAYİRDE OSMANLI İZLERİ2 adı ile 2013 yılında yayınlanan
bu araştırmada aynı zamanda bölgedeki Türk kültürünün
hala devam eden etkisi ve yansımalarına da yer verilmiştir.
Bu araştırmada bölgede Barboros kardeşlerin (Oruç, İshak
ve Hızır) başlattığı Türk etkisi ve kültürünün hala devam ettiği
yerleşik toplulukların onlarla gurur duydukları ve son derece
saygı gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Oruç ve İshak Reisler ne
yapmışlardır ki, Türk milletine mal olmayı ve saygı görmeyi
hak etmişlerdir? Bunu sizlere anlatmaya çalışayım.
Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim tarafından verilen Hayrettin
ünvanı ile 1533-1546 yılları arasında 13 yıl süreyle Osmanlı Devletine kaptanı deryalık yaptı. Preveze Deniz Zaferi
başta olmak üzere nice zaferler kazandırdı. Turgut Reis’le
birlikte Akdeniz’de deniz üstünlüğünü yarım yüzyıldan fazla
sürdürdüler. Cebelitarık Boğazı’nın hemen dibindeki güçlü
Türk Deniz Kuvveti, 16. Yüzyıldan itibaren Amerika’dan İspanya ve İngiltere’ye gelen deniz ticaretini vurmaya başladılar.
Türk denizcileri Atlas Okyanusu’na açıldılar. Kanarya Adalarını
vurdular. 1625'te Murat Reis 15 parçalık filosu ile İngiltere’nin Bristol Körfezi ağzındaki Lundy Adası’nı işgal ederek
üs haline getirdi. Burada 4-5 yıl süre ile bu üsse dayanarak İrlanda, İzlanda, Danimarka ve İskandinav Limanlarına
akınlar yaptı. 1631 yılında yine Murat Reis Cebelitarık’tan
iki bin kilometre mesafedeki Baltimore Seferi’ni gerçekleştirdi. İngiltere, yıllarca Türkleri Scilly ve Lundy adalarından
atamadı. Böylece İngiltere adalarında Türkler iki üs edinmiş
oldular. Lundy üssünü elde eden Türkler, 1631’de birçok İngiliz limanını da vergiye bağladılar. 1654 yılında, 30 yıl sonra,
Türkler hâla Bristol Kanalı’nda idiler. İngiltere Kralı I. James
ve oğlu I. Charles’ın bütün gayretlerine ragmen, İngiltere kıyılarının sadece 10 kilometre ötesinde olan bu ada, bütün
gayretlerine ragmen, Türklerden geri alınamamış, bu yüzden
bir çok İngiliz amirali kral tarafından azledilmiştir. İngiltere ile
Fransa arasındaki Manş Denizi, Fransa ile İspanya arasındaki
Biskay (Gaskonya) Körfezi, Portekiz’in Atlas Okyanusu’ndaki
Azor ve Afrika kıyılarına yakın Maderia Adaları, Türk gemilerinin 16. ve 17. asırlarda devamlı gezdiği ve vurduğu yerlerdi.4
Cezayir filolarının Atlantik seferleri, 18. yüzyılda da devam etti.
Portekiz’e ait Yeşil Burun Adaları’ndan birini ele geçirerek burasını, Atlantik’e çıkış için ileri bir üs haline getirdiler. Osmanlı
Devleti ve donanması çöküşe geçerken Cezayir Donanması 18.yüzyılın ikinci çeyreğinde hala gücünü korumaktaydı.
Garp Ocakları Donanmanın Batı Akdeniz’deki akıllı stratejisi
Avrupa devletlerini son derece sıkıntıya sokmuştu. O dönemde İngiltere’nin 256 gemisini ele geçirmişlerdi. 1708’de kuzey Afrika’daki tek İspanyol üssü olan Vahran Limanı vire ile
teslim oldu. 200 İspanyol subayı ve Malta Şövalyesi ile 1800
er, Türklerin eline geçti. Bu surette İspanyolların Cezayir’de
iki asırdan beri ellerinde tuttukları tek üs, Vahran (Oran) şehri fethedildi.5 18. Yüzyılın ikinci yarısı başlarken , İngiltere
henüz Cezayir’le başa çıkacak güçte değildi. 14 Temmuz
1776’da Cezayir Donanmasının, İspanya’nın Cezayir’e saldırısını başarıyla durdurması üzerine, Osmanlı Hükümeti gemi
yapımında kullanılmak üzere stratejik malzeme göndermiş ve
bunlarla Cezayir tersanelerinde 12 kalyon yapılmıştır. 1780
yılında Cebelitarık’tan çıkarak, İspanya’nın Cadiz Limanı’na
taaruz eden Cezayir Donanması, İspanyol Donanmasını büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Böylece; İspanya, Afrika kıyılarına karşı 25 yıl süre ile harekât yapamaz hale getirilmiştir.
ORUÇ REİS’İN TÜRK TARİHİNDEKİ YERİ
Oruç Reis ve kardeşlerinin başlattığı (Barbaros Kardeşler)
bölgedeki Türk hakimiyeti kesintisiz 314 yıl (1516-1830) sürdü. Oruç, İshak ve Hızır Reislerin sayesinde Mağrib de oluşan
Türk-Müslüman cephesi Akdeniz’in en güçlü ve zengin devleti İspanya’yı sürekli bir yıpratma savaşına mecbur bıraktı.
Bu cephe 1492’den sonra İspanya’dan kovulan Müslüman,
Yahudi ve diğer topluluklar ile zenginleşti ve güçlendi. Oruç
Reis ve kardeşleri bu göçte de aktif rol oynayarak on binlerce
kişinin hayatını kurtardılar. Afrika’da oluşan Hristiyan karşıtı bu cephe için, Amerikalı tarihçi Andrew C. Hess “Beşinci
Osmanlı Hediyesi” adını kullanmaktadır.3 Oruç Reis’in açtığı
yoldan giden kardeşi Hızır Reis ve Turgut Reis onun başlattığı
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
42
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Magrıp’teki Şehit Denizcilerimiz: Oruç ve İshak Reis
İspanyollar Cezayir’e karşı 1783 ve 1784’de peş peşe yaptıkları iki saldırıdan Cezayir Donanmasının gücü nedeniyle bir
netice alamamışlardır.
raktı; Çicel ve dağlarında İspanyol tarihçi Diego de Haedo’nun
1612 yılında Cezayir Genel Tarihi ve Topografyası’nda yazdığı
ağıt gibi sözler Oruç’un düşmanları tarafından bile sevilen
ve saygı duyulan biri olduğunu ortaya koyar: Türkleri Berberi topraklarına getiren ve Berberilere batının zenginliklerini
tatmayı ve onlardan faydalanmayı öğreten ilk kişi olmuştur.
Onlara büyük bir çeviklik, kurnazlık ve cesaretle bugün sahip
oldukları muazzam gücü vermiştir. Şehit edilen Oruç Reis’in
kafası kesilerek Vahran’a daha sonra Madrid’e götürülüp
teşhir edildi. Naaşı ise bölge halkı tarafından ve belki de Fas
Kralı tarafından aşağıdaki resimde görülen geçici bir türbeye
defnedildi.
Mağrib Devleti’nin Stratejik Önemi
Eğer Oruç Reis’in Mağrib’de oluşturduğu bu Osmanlı-Türk-Müslüman Devleti olmasaydı, Osmanlı Devleti Balkanlar ve Avrupa’daki hedeflerini ele geçiremeyebilirdi. Rodos ve
Kıbrıs’ı alamayabilirdi. Çünkü hem kıta Avrupası’nda hem de
Akdeniz’de çok güçlü bir duruma gelecek olan İspanya, Hristiyanlık dünyasına liderlik yaparak, Osmanlı’nın Avrupa'daki
ilerlemesini durdurabilir, hatta Osmanlıyı Anadolu coğrafyasına hapsedebilirdi. Avrupa, Kuzey Afrika üzerinden Osmanlı’yı
güneyden kuşatacak, Mısır ve Kudüs’ü tehdit eder hale gelecekti. O nedenle Barbaros kardeşlerin bu çok hayati stratejik
hizmetleri asla unutulamaz. Osmanlı’nın hem doğuda hem de
Avrupa’daki fetihleri Avrupa’nın en güçlü devletinin Mağrib
cephesi tarafından kontrol altında tutulması ve yıpratılması
sayesinde olmuştur. Bu cephe olmasaydı, Malta Seferi asla
yapılamazdı. Çünkü Mağrib Donanması, Osmanlı Merkez
Donanması ile birlikte Malta Kuşatmasından beş yıl önce,
1560’da Cerbe’de İspanyol Donanmasını hemen hemen yok
etti. Bu nedenle İspanya, Malta Kuşatması’na süratle inşa ettiği ancak 25 gemi ile destek vermeye gelebildi. 1645-1667
yılları arasında 21 yıl süren Osmanlı-Venedik arasındaki Girit
Savaşı’nda Mağrib deniz gücünün desteği eksik olmalı. Mağrib’teki bu deniz gücü hem Osmanlı Devleti’nin güvenlik ve
bekasının sigortası, hem de dünya çapındaki ünü ve itibarı
oldu. Cezayir, ABD 1777 yılında yapılan antlaşma ile bu ülkeyi
yıllık vergiye bağladı. Türk-Müslüman Mağrib Cephesi Avrupa’nın birleşmesini önledi. Mağrib Cephesi 1815’te zayıflamaya başladı ve 1830’da tamamen çöktü. Bu tarihten sonra
Akdeniz’deki deniz üstünlüğü tamamen Hristiyanlara geçti.
Rusya da rahatça Akdeniz’e girdi. Balkanlardaki Ortodoks
azınlıklara destek vermeye başladı. Yunan isyanı Rusya’nın
teşvik ve desteği ile 1821’de başladı. 1827’de Navarin’de
Osmanlı Donanması Rus – İngiliz – Fransız müşterek deniz
gücü tarafından yok edildi. Mağrib Cephesi ayakta kalabilseydi, Osmanlı uzun bir sure daha güçlü kalmayı başarabilirdi.
Sonuç olarak Osmanlı ve Türklük adına bütün bu yaşananlar
ve başarıların yolunu, bedenleri Mağrib'de kalan şehit Oruç
Reis ve kardeşleri İshak ve Hızır Reisler açtılar.
Oruç Reis’e Ait Olduğu Sanılan Yıkık Türbe
Türk mezarı adıyla anılan bu türbe yıkık haliyle bugüne kadar
geldi. Barboros Hızır Hayreddin Paşa ise ağabeyleri İshak ve
Oruç Reis’in türbelerini yaptırmaya fırsat bulamadan İspanyol yandaşı yerli işbirlikçilerle mücadele için Cezayir’in Cicel
şehrine çekildi. Üç yıldan sonra tekrar Cezayir’e gelerek hakimiyetini ilan etti. Kaptan-ı Derya olarak tayin edilip İstanbul’a
gitti.
Oruç Reis’i Şehit Eden İspanyol Teğmenin Arması
İspanyollar Oruç Reis’ten o kadar çok korkuyorlardı ki, ölünce Oruç Reis’i şehit eden Teğmen Garcia Fernandez La Plaza’ya İspanya Kraliyet imtiyazı verildi. Bu imtiyazda yandaki
aile armasının Teğmen Garcia’nın kendisine, oğullarına, torunlarına ve soyundan
gelen herkese ebediyen
taşınması ve bulundurulması izni veriliyordu. Bu armada, Oruç
Reis’in başı, kılıcı ve
bayrağı ile dört Türk’ün
portresi yer almaktadır. Bu arma o kadar
değerli ve etkili olmuş
olacak ki, İspanya’nın
kuzeyinde yer alan 12
bin nüfuslu Teğmen
Mağribteki Türk İzleri
Mağrib’deki Osmanlı Türk varlığı üzerinde yapılan çalışmalarda ortaya çıkan görüntü ve belgelere her geçen gün yenileri
eklenmekte ve bizlerin bu kahramanlara karşı daha yoğun
minnet ve şükran duymamıza neden olmaktadır. İşte bazı örnekler:
Oruç Reis’in Şehadeti ve Mezarı
Öldüğünde henüz 44 yaşındaydı. Pek uzun boylu değildi, ama
çok iri, kaslı ve kızıl sakallıydı; pek parlak ve canlı gözleri vardı, burnu basık ve ten rengi esmerle beyaz arasındaydı; çok
canlı cesur ve yiğit, eli açık, Askerleri onu sever, kendisine
itaat eder ve ondan korkarlardı. Nitekim öldüğünde acı içinde
ağlamışlardır. Arkasında ne bir kız, ne de bir erkek evlat bıDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
43
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Magrıp’teki Şehit Denizcilerimiz: Oruç ve İshak Reis
Garcia’nın memleketi Tineo kasabasının armasında da aynen
yer almaktadır. Kasabanın armasının ortasında şehrin sembolü aslan, sol üstte kasabanın kalesi ve alt kısımda ise bu
bölgede faal olan manastırlar ve rahiplerin (solda Sistersiyan
ve sağda Fransiskan) sembolleri bulunmaktdır. Armanın sol
üst köşesinde ise kırmızı çerçeve içerisinde Garcia Fernandez de La Plaza’ya imtiyaz olarak verilen arma aynen yer
almaktadır.
Mücahitler Mezarlığı
Reis’in Gemisi
Oruç Reis’in Şerşel Kalesi’ndeki Kitabesi : Rahman ve Rahim Olan Allah’ın adıyla. Efendimiz Muhammed’e ve aline
salat olsun. Bu Şerşel Kalesi’ni 924 (1518) tarihinde, Allah’ın
emrini yerine getiren, Allah yolunda cihat eden, Yakup Oğlu
Oruç’un hilafeti zamanında, Kumandan Faris oğlu Mahmut
ez-Zeki inşa etti.
Kılat-ul Kale Köyü’nün biraz aşağısında bulunan mezarlık.
Tarihi ve eski mezar taşları var. Mezar taşlarında isim ve tarih yazılmamış. Fakat mezarlığın ismi Mücahitler Mezarlığı.
İspanyollar ile yapılan şavaşta katledilen İshak Reis’in 600
kadar askerinin toplu mezarlığı olarak değerlendiriliyor.
Oruç Reis’in Kitabesi
Bu etkinin canlı örneklerinden biri aşağıdaki resimde Cezayir’in Cicel şehrinin meydanında yer alan Baba Oruç Gemisi Anıtıdır. Anıta ait Arapça kitabede şunlar yazmaktadır Bu
Baba Oruç ve Hayrettin ‘in denizledeki kahramanllıklarını
İshak Reis’in Mezarı
Kalat-ul Kıla Köyü’nde İshak Reis’in mezarının bulunduğu
türbe. Türbe Seyyidi Dahman adı verilen Müslümanlığı bölgeye getiren aziz bir alimin türbesi. İshak Reis şehit olunca onun
Naaşı Sidi Dahman’ın türbesi defnedilmiş. Türbenin içinde oldukça büyük bir sanduka var onun yanında ise bir küçük iki
gülle var ki İshak Reis’in mezarını yerini belli etmek için bu
gülleleri kullanıyorlar.
İshak Reis, kendisiyle beraber şehit olan arkadaşlarıyla Kalatu’l-Kıla’da Seyyidi Dahman Türbesi’ne defnedildi.
ebediyete taşıyan bir hatıra olmak üzere dikilen bir anıttır. Zira
onlar birçok zafer kazanıp İslam’ı müdafaa ettiler. Bu zaferler
neticesinde Akdeniz’de Müslümanar için bir dayanışma ve
kardeşlik mıntıkası teşekkül etti.
Kalatu’l Kıla Köyü
İshak Reis şehit olduğu, Barbaros Hayrettin Paşa’nın hatıralarında Kalatu’l Kıla (Kalelerin kalesi) adıyla geçen köy
DİPNOT
1- Dr Mehmet TÜTÜNCÜ, Türk ve Arap Dünyası Araştırma Merkezi, Hollanda
2- Mehmet TÜTÜNCÜ, Cezayir’de Osmanlı izleri (1516-1830). Çamlıca Basım Yayın 2013
3- Paulino Toledo, Türkler ve Deniz, Kitap Yayınevi 2007 s.233
4- Yılmaz ÖZTUNA Büyük Türkiye Tarihi Cilt 3 ve 10, Ötüken Yayınevi İstanbul 1977 s.96-102
5- Öztuna s. 108.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
44
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
KOMUTANLIK VE KARARGAH SUBAYLIĞI
ÖĞRENİMİ 26’NCI YÜZYÜZE EĞİTİM DÖNEMİ
AKADEMİK GEZİSİ
Bilgi yüklü, duygu yüklü bir gezi...
Hazırlayan •• Dz.Bnb. Ali BAĞCI
H
15 Kasım 2014, Cumartesi, 1’inci Gün
arp Akademileri Komutanlığı bünyesindeki Deniz Harp
Akademisinde, pek güzide öğretim üyelerinden oluşan
akademik bir heyetten aldığımız Komutanlık ve Karargah
Subaylığı Öğrenimi(KOMKARSU)’ni nerdeyse yarılamıştık.
29 Eylül 2014 tarihinde başlayan eğitimimizin “Akademik
Gezi” safhası başlıyordu.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Yol Hazırlıkları ve Hareket
15 Kasım 2014 sabahı tüm müdavim subaylar 06.00’da otobüste hazır bir şekilde hareket etmeyi bekliyorduk. Kafile Komutanımız Deniz Albay Tahir GÖNCÜOĞLU’nun gelişiyle birlikte otobüsümüz Harp Akademileri Komutanlığı’ndan hareket
ediyor ve bir hafta sürecek gezimizin ilk durağı olan Afyon’a
doğru yol alıyorduk.
45
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Büyük Taarruz ve Afyonkarahisar
muzun başlangıcından önceki son durağımız bu ev oluyordu.
ilk gezi durağımız olan Zafer Müzesi’ne intikal ediyor ve müzeyi geziyorduk.
Gazi Mustafa Kemal, konakladığı Hacı Velioğlu Evi’nde silah
arkadaşlarıyla önemli bir toplantı yapmış ve Anadolu ile dış
dünya arasındaki bütün haberleşmelerin kesilmesi emrini
verdikten sonra, 26 Ağustos’un ilk saatleri olan 00.30’dan
önce Kocatepe’de olmayı düşündüğünden gece, el ayak
çekildikten sonra at, araba, kağnı gibi ilkel araçlarla Kocatepe’ye hareket etmiş, burada yatmamıştır. Bazı kaynaklar
ise Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Şuhut’ta bir gece
yattığını belirtmektedir.
Afyon Müzesi
Afyonkarahisar’ın şehir merkezinde “Zafer Anıtı” ile Afyonkarahisar Kalesi’nin karşısında yer alan müze binası
1915-1920 yılları arasında Cumhuriyet öncesi Saitoğlu Mehmet Sait Efendi tarafından iki katlı olarak yaptırılmış. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin planlandığı ve taarruz
emrinin verildiği bu yer plan itibariyle de tipik Anadolu evleri
tarzında yapılmış. Müzede hem Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile ilgili bilgi verilmekte hem de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşa,
Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ve Batı Cephesi
Harekât Şube Müdürü Tevfik Bıyıkoğlu anısına düzenlenen
odalar sergilenmekte.
Gazi Mustafa Kemal’in Yaveri Muzaffer Kılıç, Şuhut Hacıvelioğlu Evi’nde olup bitenleri şöyle anlatmaktadır:
“…25/Ağustos/922… Afyon’a takriben 20 kilometre cenubunda Şuhut kasabasında bir köy evinin ikinci kat sofrada;
Baş Komutan petrol lambasının ışığında mütevazi akşam yemeğini yerken saat 10’a geliyordu. Benden haritasını istedi.
Döğer ile Dumlupınar arasını ölçmemi emretti. Elindeki kalemi bir iki defa bu noktaya vurarak “Döğer. Döğer fakat dövemeyecekler. Bu kuvvetler hareketsiz kalmağa mahkûmdur.”
dedi ve bana dönerek: “Haritaları topla, hareket ediyoruz”.
emrini verdi.”
Gazi Mustafa Kemal’in, Şuhut’tan ayrıldığı gecenin sabahında
Afyon Müzesi’nde rehber tarafından
bilgilendirme yapılırken
Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi
Müzeden ayrılarak otobüsümüze biniyor ve biraz sonra tanıklık edeceğimiz tarihe, Büyük Taarruz emrinin verildiği Kocatepe’ye hareket ediyorduk. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Büyük
Taarruz’un hemen öncesinde 24 Ağustos’ta karargahını Akşehir’den buraya taşır. 25 Ağustos’ta Şuhut’ta Hacı Velioğlu
Evi’nde kalır. Bu ev 2005 yılında restore edilerek Atatürk Kültür ve Sanat Evi’ne dönüştürülür. Kocatepe’ye olan yolculuğu-
Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evinden Görünüm
(26 Ağustos 1922) Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz’un
sonucunda düşman orduları 9 Eylül 1922 günü İzmir’de denize çıkarılmıştır.
Atatürk Kültür ve Sanat Evi’ni ziyaretin ardından tekrar otobüsümüze binerek 1874 metre rakımlı, Başkomutan Mustafa
Kemal ATATÜRK’ün Büyük Taarruz’un emrini vererek savaşı
sevk ve idare ettiği tepeye tırmanmaya başlıyorduk.
KOCATEPE
Kocatepe, ismini hak eden bir yer. Otobüsümüzden inerken
esen rüzgar geldiğimiz yerin önemini adeta bir tokat gibi
çarptı yüzümüze ve hepimiz uyandık.
Burada dinlediğimiz Reşat Paşa (Çiğiltepe)’nın hikayesi çok
ilginçti. Bir Türk subayının vazife bilinci ve sorumluluğunun,
verdiği sözü yerine getirmeye olan inancının abideleşmiş
Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
46
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
haliydi adeta. Reşat Paşa, Büyük Taarruz sırasında Çiğiltepe’yi söz verdiği saatte alamaması üzerine intihar etmiş
komutandır.
Kocatepe’ye veda ederken hava kararmaya başladı ve bugünün programındaki son durağımız olan Yüzbaşı Agah Efendi
Şehitliği’ne doğru yola çıktık.
Yüzbaşı Agâh Efendi Şehitliği
Kazım Karabekir Paşa ve Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’nın
emrinde pek çok cephede savaşan Yüzbaşı Agah Efendi
Büyük Taarruzda 36. Alay, 6. Bölük Komutanı olarak görev
yapmış. Üsteğmen Agâh Efendi’nin emrindeki 150 kişilik
bölüğün görevi; Mustafa Kemal Paşa’nın taarruzu yönetmek
için Kocatepe’ye kurdurduğu Başkomutanlık Karargahını korumak ve bu karargaha tek geçit yeri olan Kurtkaya mevkiine
yakın, Afyon-Kalecik bölgelerini ele geçirmekti. Verilen görevin zorluğu imkânsız gibi görünse de, yerine gelmesi gereken
bir emirdi. Çünkü Üsteğmen Agah Efendi’nin bu görevi yerine getirmesi için 150 kişilik bölüğü ile 2500 kişilik düşman
ordusuna taarruz etmesi gerekiyordu. 2500 kişilik düşman
birliğine saldırmak, akılların almadığı ancak vatan sevgisiyle
yoğrulmuş yüreklerin hissedebileceği bir duyguydu.
Kocatepe’de bulunan Atatürk Anıtı
Kurtkaya mevkii 3 kat telle örülmüş, savunması güçlendirilmişti. İlk günkü saldırılarında başarısız olan Agah Efendi ve
bölüğü 36. Alay Komutanı Nuri Paşa’dan verdiği istirahat
emrini, görevi bir an önce başarma arzusu ile geri almasını
istemiş ve ikinci gün saldırılarında topçuların açtığı delikten
telleri aşmayı başarmıştı. Bölüğünün başında ve en önde çarpışan Agah Efendi bölüğüyle birlikte çarpışa çarpışa Kurtkaya
Tepesi’ni ele geçirdi ancak tam da görevinin bittiği o sırada kör bir kurşun gelerek başını buldu ve şehit oldu. Bölüğün başı, ayağı, her şeyi olan Agâh Efendi, yanında Sinoplu
Teğmen Feyzullah Hulusi ve Anadolu’nun dört bir yerinden
gelen en küçüğü 16 yaşındaki kınalı kuzular, hepsi toprağa
uzandı…
Çiğiltepe’yi düşmandan temizlemesi emrini söz verdiği sürede gerçekleştiremeyince hayatına son veren Reşat Paşa ölümünden sonra İstiklal Madalyası ile onurlandırılmış ve Atatürk
tarafından ailesine “Çiğiltepe” soyadı verilmiştir.
Yüzbaşı Agah Efendinin hikayesini dinlerken hepimizin yüreği
titredi, özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz ecdadımızın onuruna tüm müdavim subaylar olarak saygı duruşunda bulunduk.
16 Kasım 2014, Pazar, 2’nci Gün
Yıldırım Kemal Şehitliği
İlk durağımız Yıldırım Kemal Şehitliğiydi. Yıldırım Kemal, Konya’da hastaneden kaçarak Fahrettin Altay Paşa’nın bulunduğu cepheye gelmiş, Paşa onu İkinci Tümen’e göndermiş,
bu arada Küçükköy’de muharebe etmekte olan İkinci Alaya
katılmıştır. Yıldırım, 27 Ağustos 1922 tarihinde Küçükköy
Tren İstasyonu’ndaki Yunan birliklerini ortadan kaldırmak için
görevlendirilmiş, yapılan çarpışmalar sonucunda Küçükköy
düşmandan temizlenmiş, ancak Üsteğmen Yıldırım Kemal ile
dört subay ve 30 er burada şehit olmuşlardır.
Reşat Paşa (ÇİĞİLTEPE)
Atatürk 4 Ekim 1922’de TBMM’de Büyük Taarruz hakkında
yaptığı konuşmada bu konuya yönelik olarak; Reşat Bey’in
hedefe ulaşmak için, istediği yarım saatlik sürede başarılı
olamaması üzerine intihar etmesini kabul edilir bulmadığını
belirterek bir noktaya dikkat çekmeyi de ihmal etmemiş ve
“Ordumuzda zabitan ve kumandanların kendilerine verilen
vazifeyi ifada gösterdiği tehalükü (çok istekli olma hali) ve
hissî namusu göstermek isterim. Ordumuzdaki zabitan ve kumanda heyeti âliyesi yekdiğerine karşı böyle bir muhabbetle,
hürmetle, emniyet ve itimatla merbuttur (bağlıdır) ve mafevkten (üslerinden) aldıkları emri bir namus telakki ederek ifa
ederler” demiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Şehitlerimizin anısına saygı duruşunda bulunduk ve Dumlupınar bölgesine doğru intikalimize devam ettik. Kısa bir süre
sonra ulaştığımız Dumlupınar bölgesindeki ilk durağımız Zafertepe’ydi.
ZAFERTEPE
Başkomutan Atatürk Başkomutanlık Meydan Muharebesi
(Dumlupınar Muharebesi) adı ile anılan savaşı bulunduğumuz
Zafertepe’den sevk ve idare etmiştir.
47
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
29 Ağustos Salı gecesi düşmanın çarpışmaya zorlanarak
tamamen imha edilmesine karar verildi. Düşman darmadağın edilerek, Dumlupınar’ın kuzeyine, Aslıhanlar bölgesine
sürüldü. Kütahya istikametine gidişi durduruldu. Tek kaçış
istikâmeti olan Murat Dağı’nın kuzeyindeki Kızıltaş Deresi’ne
yığıldı. Murat Dağı, bu düşman sürüsünden Türk’ün zaferiyle muradına erecek, Kızıltaş Deresi ise düşmana kızıl ölümü
tattıracaktı!...
istikametteki üçgenler engelleri, aynı istikamette ve gittikçe
yükselen üçgenler ise milli iradeyi, beraberliği ve zaferi ifade
etmektedir.
Şehit Sancaktar Anıtı
Atatürk, 31 Ağustos 1922 günü muharebe meydanını gezerken şehitler arasında düşman topçu mermisinin açtığı çukura
gömülmüş bir sancaktar görür. Bu aziz şehit, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutmaktadır. Manzara
karşısında duygulanan Başkomutan, savaş sonrasında yapılacak Şehit Asker Anıtı için bunun sembol alınmasını emreder.
Atatürk, 30 Ağustos 1924 günü anıtın temel atma töreninde
yaptığı konuşmada, bu anıtın taşıdığı anlam ve önemle ilgili
olarak şu çok önemli ifadeleri söylemiş: ‘‘Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada sağlamlaştırıldı, ebedi hayatı burada taçlandı. Bu
sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları,
Devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız ‘‘Şehit Asker Abidesi’’ işte o ruhları, o ruhlarla
beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk Milletini temsil edecektir. Bu abide Türk Vatanına göz dikenlere,
Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, cesaretini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.’’
Zafertepe
30 Ağustos Çarşamba günü bizzat Atatürk’ün Zafertepe’den
idare ettiği harekât ile düşman yok edildi.
31 Ağustos Perşembe günü, savaşa girmeyerek dağılan düşman ordusu, 3 grup halinde İzmir istikâmetine doğru kaçıyordu. Bu durum karşısında Atatürk, Fevzi ve İsmet Paşalar
ile buluşarak, Çal Köy’de yıkık bir evin avlusu içinde, kırık bir
kağnının üzerinde durum değerlendirmesi yaptılar ve Mehmetçiğin önünden kaçan düşman ordusunun İzmir’e doğru
takibine ve imhâsına karar verdiler. Atatürk, bu toplantı sonrasında Türk Ordusuna o meşhur tarihi emrini verdi: Ordular,
ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!”
Şehit Sancaktar Anıtı
Dumlupınar Müzesi ve Atatürk Evi
Müze iki kattan oluşmakta, müzede: Kurtuluş Savaşı’na ait
çeşitli silah, kılıç vb. malzemeler ile, o günleri yansıtan fotoğraflar ve eserler sergilenmekte.
Zafer Anıtı
Zafer Anıtı 1962 yılında Milli Savunma Bakanlığının 30 Ağustos Zaferini genel manada anlatılması amacıyla açtığı bir
müsabaka sonucunda birinci gelen eserin yapımıyla oluşturulmuş ve 1968’de tamamlanarak ziyarete açılmış. Anıt
19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla başlayan Milli Mücadelenin içte ve dışta karşılaştığı engelleri ve
sonra milli iradenin azmi ve bütünlüğü ile kazanılan zaferi
simgelemekteydi. 10 adet üçgen plaktan oluşan anıtta, ters
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Dumlupınar Atatürk Evi Müzesi
48
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Müzeden hemen yakınında bulunan Atatürk Evi’ne geçtik.
30 Ağustos 1922 günü, 61. Tümen tarafından kurtarılan ilçede, Atatürk aynı gece bir evde konaklamış. Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün kaldığı ve Dumlupınar Başkomutanlık Karargahı olarak da kullanılan ev, aslına uygun olarak yeniden
inşa edilmiş ve 2003 yılında ziyarete açılmış. Atatürk burada
bir gece konaklamış, daha sonra ise kendi odasını Halide
Edip Adıvar’a bırakarak çadırda kalmış.
karşıladı burada bizi ve sıcak bir sohbet ortamında çaylarımızı
yudumlayıp Afyon gezimizin son durağı Dumlupınar Şehitliğine hareket ettik.
İlçe Halkıyla Sohbet Ederken
Dumlupınar Şehitliği
Şehitlikte 500 er ve erbaş ile, 100 subay için mezar taşı
bulunmakta. Şehit adları seçilirken, yurdun dört bir yanından temsilci bulunmasına özen gösterilmiş. Şehitlikte ayrıca
Atatürk, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü heykellerinden oluşan
Üçlü Komutan Anıtı, Milis Anıtı, Baba-Oğul Anıtı ve Mehmetçik
Anıtı bulunmakta.
Dumlupınar Kurtuluş Parkından Görünüm
Atatürk Evi Müzesi’ni gezdikten sonra yine yürüme mesafesinde olan ilçe merkezindeki Kurtuluş Parkına gittik. Bu parkta bulunan şehitlikte de şehitlerimizin anısına saygı duruşunda bulunduk. İlginç bir de olay yaşadık burada. Rehberimiz
şehitliğin hemen arkasında bulunan caminin o dönemde,
kaçan Yunan askerlerinin gizlenmek maksadıyla kullandığı bir
cami olduğunu ve bulunan bu askerlerin esir alındığını söyledi. Caminin kapısına esir alınan bu Yunan askerleri tarafından
kazınmış Yunanca bir yazı olduğunu, üzeri zamanla kapanan
bu yazıyı kendisinin kazıyarak ortaya çıkardığını ancak dili
bilmediği için orada ne yazılı olduğunu bilemediğini söyledi.
Bunun üzerine müdavim subaylarımız arasında bulunan ve
Yunanca bilen Dz.Yzb. Ünsal BAŞAK, rehberimizin imdadına
yetişti, hemen caminin kapısına kazınan o yazıyı görmeye gittik. Ünsal Yüzbaşımız yazıyı çözmüştü, kapıda “buradaydık”
manasına gelen bir sözcük yazılıydı.
İlçe merkezinden ayrılmadan önce kafile komutanımız Tahir
Albayla birlikte hem birer çay içmek hem de ilçe halkıyla
sohbet etmek için ilçenin kahvehanesine girdik. İlçe büyükleri
Dumlupınar Şehitliği
Kurtuluş Savaşı’nda savaşan Türk halkını temsil eden “Milis
Anıtı” mermer bir kaide üzerinde, bronzdan yapılmış, üçlü bir
heykel gurubu. Önde ortada, diğerlerine göre biraz daha ileriye çıkmış olan, genç bir milis (silahlı sivillerden oluşturulmuş
askeri güç), omzunda fişeklik ve sağ elinde tuttuğu bir tüfek
ile canlandırılmış. Sağında, biraz arkasında, kucağında çocuğu ile genç bir kadın, Kurtuluş Savaşı’ndaki çocuğunu, arkasına bağlayıp cepheye mermi taşıyan cefakar Türk kadınını
sembolize etmekte. Sol tarafta ise, yine biraz geride, yaşlı,
sakallı, başı kalpaklı, yarı asker giyimli, bir erkek sol kolunu
ileriye doğru uzatarak, parmağıyla ileriyi işaret etmekte olup,
Kurtuluş Savaşı’nın, genç-yaşlı demeden, topyekün bir mücadele olduğunu göstermekte.
İlçe Halkıyla Sohbet Ederken
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
49
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Akademik gezimizin bir safhasını da sınavlar oluşturmaktaydı. Yaşınız ve rütbeniz ne olursa olsun sanırım öğrenciliğin en
arzu edilmeyen faaliyeti olsa gerek bu sınavlar ve daima bir
stres nedeni. İki saat sürecek sınavımız başladı.
Sınavın ardından İnciraltı’nda bulunan Müze Gemiler Müdürlüğüne gittik. Girişte Müze Gemiler Müdürlüğü rütbeli personeli güleryüzle karşıladı bizi. Müdürlükte görevli personelle
daha önce görev yapmış olan müdavim subaylarımız hemen
kaynaşmış, bu kaynaşma bile kurum aidiyetinin önem ve gereksinimini gözler önüne sermişti.
Baba-Oğul Anıtı
Tepedeki “Mehmetçik Anıtı”na giden merdiven basamaklarının sağında ise bir trajediyi canlandıran “Şehit Baba-Oğul
Anıtı” var. 1912 yılında, oğlu Mehmet 8 yaşında iken askere
giden Çetmili Kara Ali Çavuş’un hikayesini anlatmakta bu
heykel. Balkan Savaşı’na giden Ali Çavuş, sırasıyla; Galiçya,
Hicaz, Yemen ve Kafkasya’da cepheden cepheye koşarak, 11
yıl, köyünden ve ailesinden uzak kalır. Milli Mücadele başlayınca da doğu cephesinden Kurtuluş Savaşı’na koşar. Dumlupınar’da, Başkomutanlık Meydan Savaşında, 19 yaşındaki
Alay Sancaktarı Mehmet Onbaşı ile karşılaşır. Mehmet onbaşı, onun 11 yıl önce, köyünde bıraktığı oğludur. Baba-Oğul’un
sevinci kısa sürer, 31 Ağustos günü, Kara Ali Çavuş, oğlunun
kolları arasında şehit olur. Oğlu Mehmet ise, 9 Eylül’de, İzmir’e giren birliğin başında şehit düşer. Bronzdan yapılmış,
bu ikili heykelde genç oğul şehit babasını kucağında taşımaktadır.
Müze Gemiler (EGE Müze Gemisi)
Münfesih Gemi Ege’nin sunum salonunda mevki almayı takiben müze müdürü tarafından genel bilgilendirme yapıldı.
Yapılan bilgilendirme ile Türk Donanmasına 1994-2005 yılları
arasında hizmet veren Ege Fırkateyni ile 1980-2004 yılları
arasında hizmet veren Pirireis Denizaltısının hizmet dışına
ayrılmayı müteakip, 1 Temmuz 2007’den itibaren İnciraltı
İskelesi’nde Müze Gemi olarak kullanılmaya başladıklarını
öğrendik. Halkın ilgisini sorduğumuzda müze müdürü tarafından yoğun ilgiyle karşılaştıkları, hatta havanın güzel olduğu
zamanlarda özellikle haftasonları 3000’i bulan ziyaretçi sayılarıyla karşılaştıkları ifade edildi.
17 Kasım 2014, Pazartesi, 3’üncü Gün
Güney Deniz Saha Komutanlığı ve Müze Gemiler
İzmir Orduvevi’nde yaptığımız kahvaltının ardından otobüsümüze binerek Yenikale mevkiinde bulunan Güney Deniz Saha
Komutanlığına intikal ettik. Burada Güney Deniz Saha Komutanlığındaki brifing salonunun önündeki tanışma çayından
sonra salona geçerek Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Bayram ÇETİN’in iştirak ettiği brifingde Güney Deniz Saha Komutanlığına ilişkin çok detaylı bir brifing aldık. Sorduğumuz
sorulara bizzat Kurmay Başkanımız tarafından çok açıklayıcı
cevaplar verildi ve netice itibariyla bizler için çok yararlı bir
brifing oldu.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Müze Gemiler (Ege Müze Gemisi)
50
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Müze Gemilere ilişkin aldığımız görsel sunumun ardından iki
gruba ayrıldık ve her bir gruba verilen mihmandarlar eşliğinde müze gemileri gezdik. Hem anlatım akıcıydı hem de müze
gemiler çok güzel dizayn edilmişlerdi. Ege Müze Gemisinin
bazı salonlarında oluşturulan görsellerle sadece gemiye yönelik değil, donanmaya ve denizciliğe yönelik kültür de aktarılıyordu ziyaretçilere. Müze Gemilerle donanmamıza ait
harp gemisi ve denizaltıların görev alanları ve yaşam şartları,
gemilerde ve denizaltılarda mevcut orijinal cihaz, manken
ve objelerle ziyaretçilere yansıtılıyor, ayrıca Türk Deniz Tarihi
Kültürü aşılanarak, Donanmamızın halka tanıtılması ve genç
neslin denizciliği sevmesi, benimsemesi ve denizciliğe teşvik
edilmesi sağlanıyordu.
Tuzla sınıfı karakol gemilerimizden TCG Karşıyaka’yı ve yeni
tip LCT’mizi gezecek, gezilerimiz esnasında biz brifing alırken
kafile komutanımız Amfibi Görev Grup Komutanı Tuğamiral
Sinan Azmi TOSUN’a, Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanı
Tuğamiral Halil İbrahim YILDIZ ve Batı Görev Grup Komutanı
Tuğamiral İrfan ARABACI’ya makam ziyaretinde bulunacaktı.
Amfibi Görev Grup Komutanlığının ardından Amfibi Deniz
Piyade Tugay Komutanlığının 3’üncü Amfibi Deniz Piyade
Taburu binasında yer alan Kıbrıs Barış Harekatı Müzesi ve
İç Güvenlik Harekatı Müzesini gezdik. Ziyaret edenlerde öyle
etkileyici ve kalıcı izler bırakıyor ki bu yer, çok zordu gözlerin
yaşarmaması. Mutlaka halkımız tarafından da gezilip görülmesi gereken bir yer diye düşünürken, girişte bulunan ziyaretçi defterine yazılanları okurken buluyordum kendimi. Son
dönemde üslerin de halkın ziyaretine açılması kapsamında
vatandaşlarımızın bu müzeyi de ziyaret ettiklerini anlıyordum
yazılanlardan.
18 Kasım 2014, Salı, 4’üncü gün
Çiğli, 2’nci Ana Jet Üssü
Foça güzergâhı üzerinde bulunan Çiğli’de, Hava Kuvvetleri
Komutanlığının 2’nci Ana Jet Üs’sü konuşlu.
Türk Silahlı Kuvvetlerine, verdiği son derece nitelikli eğitimle
başarılı pilotlar yetiştiren bu eğitim üssünün imgesi ”Arı”ydı
ve hemen karargâhın karşısındaki levhada yazan “To Bee Or
Not To Bee” yazısı dikkatimizi çekti ve slogandaki yaratıcılık
bizleri tebessüm ettirdi. Yine üssün hemen girişinde rastladığımız “Bu üste dünyanın en iyi pilotları yetiştirilmektedir.”,
“Bu birliğin personeli olmakla gurur duyuyorum” tabelaları
Üs’deki kurum kültürünü ve aidiyet bilincini gözler önüne seriyor, adeta girişte karşılaştığınız yazılar sizi bu aidiyete ortak
ediyordu.
Amfibi Piyade Tugay Komutanlığı bünyesinde Oluşturulan Kıbrıs Barış Harekatı’nda
Amfibi Piyadeler konulu sergi
Hava yavaş yavaş kararıyordu, planımıza göre milli imkanlarla üretilen üç gemimizi ziyaret edecektik. Bunların ilki Ada
Sınıfı Korvetlerimizden İlk Milli Gemimiz TCG HEYBELİADA,
ikincisi Tuzla sınıfı karakol gemilerimizden TCG TEKİRDAĞ ve
sonuncusu da yeni tip çıkarma gemimizdi. Bir kısmımız bu
gemileri daha önce gezip inceleme fırsatı bulmuş olsa da pek
çoğumuzun ilk tecrübesi olacaktı. Türk tersanelerinde, Türk
mühendisleri tarafından dizayn edilen ve Türk işçisinin emeğiyle hayat bulan projeler ne kadar güçlü bir kuvvete sahip
olduğumuzun bir kez daha farkına varmamızı sağladı. Her biri
gurur abidesi olan bu gemilerimiz, yapılmakta olan diğerleri
ile birlikte Ulu Önder’in 1924’lerde işaret ettiği kadir bir donanmaya malik olma gayesinin kararlı ve çok güçlü adımları,
adeta tünelin sonunda görünen ışık gibiydi.
2‘nci Ana Jet Üssü Eğitim Uçağı Önünde
Gezi kapsamında üsteki uçuş similatörü ve hava araçlarını
yakından görerek bilgi alma fırsatı bulduk. Üste yediğimiz
öğle yemeğinin ardından Foça’ya olan yolculuğumuza devam
ettik.
Yakın Geleceğin En Önemli Üslerinden Biri Foça
19 Kasım 2014, Çarşamba, 5’inci Gün
Öğleden sonra iki buçukta Foça Deniz Üssüne varmıştık.
Programa göre bugün Amfibi Görev Grup Komutanlığını, Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığını ve Batı Görev Grup Komutanlığı ile Ada Sınıfı İlk Milli Korvetimiz TCG Heybeliada’yı,
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Çanakkale Boğaz Komutanlığı ve Deniz Müzesi
Çanakkale Boğaz Komutanlığına intikal ettik. Kafile komutanımız Çanakkale Boğaz Komutanı Tuğamiral Hasan Nihat
51
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
DOĞAN’ı makamında ziyaret ederken bizler birliğe yönelik
brifing aldık.
TCG NUSRET’in ardından yine gemi komutanı ile birlikte Deniz Müzesini gezdik.. Müzenin bahçesinde sergilenen
denizaltı dikkatimizi çekmişti. 1’inci Dünya Savaşı sırasında
Almanlar tarafından Karadeniz’de kullanılan ve 1916 yılında
mayına çarparak battıktan sonra, 20 yıl önce Kemerburgaz
açıklarındaki bir kömür ocağı girişinde bulunan Almanlara ait
tarihi denizaltı, Çanakkale Deniz Müzesi bahçesinde sergilenmekteydi. Müze gezisi kapsamında Çanakkale Savaşlarına
ilişkin tabloların sergilendiği bir salona girdik. Sadece tablolardan oluşan bu salonu alelâde bir biçimde gezeceğimizi düşünürken, bir anda kulaklarımıza gelen hoş bir müzik sesiyle
birlikte bir askerin resimlere yönelik şiirsel anlatımı başladı ve
adeta önünden geçtiğimiz her bir tablo dile gelerek kendini
anlattı.
Çanakkale Boğaz Komutanlığı
Çanakkale Boğaz Komutanlığından ayrılmadan önce programımızın bir başka durağı olan Nara yolu üzerindeki Barbaros
Şehitliği’ne uğradık ve şehitlik hakkında bilgi aldık. Deniz
Kuvvetleri Şehitliği olarak yapılan düzenleme çalışmaları
2007 yılında tamamlanan ve 2008’de ziyarete açılan şehitlik
1182 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. Barbaros Şehitliğinin 1954 yılında yapılan restorasyonu sırasında, kazılar
sonunda şehitlerimize ait olduğu değerlendirilen kemikler
bulunmuş. Bu kemikler o tarihten bu yana Barbaros Şehitleri
Anıtı arkasında oluşturulan mahzende, sanduka içerisinde
muhafaza edilmekteymiş.
TCG Nusret
Sanduka içinde muhafaza edilenlerin dışında, 4 Nisan 1953
yılında yaşanan Dumlupınar Denizaltı Kazası nedeniyle şehit
olan 2 astsubayımızın mezarları da şehitlikte bulunuyor. Yapılan çalışmalar sonunda şehitlikte şehitlerimizin anısına saygı
duruşunda bulunduktan sonra Çanakkale Boğaz Komutanlığından ayrıldık.
20 Kasım 2014, Perşembe, 6’ncı Gün
Dönmeyi Düşünmeyenlerin Yurdu Çanakkale
Gelibolu yakasındaki ilk durağımız Çanakkale Destanı Tanıtım
Merkezi idi. Merkez 2012 yılında açılmış, merkezde Çanakkale Savaşlarının anlatıldığı 11 canlandırma odası, bu odaların ikisinde üç boyutlu gösterim yapılmaktadır, 147 kişilik bir
konferans salonu ve Çanakkale Savaşları malzemelerinden
oluşan bir müze bulunmakta. Bu canlandırma odalarında
Osmanlı Devletinin savaşa girişinden, savaşın gelişimi ve
savaştan günümüze yaşanan gelişmeler çeşitli görsellerle
ziyaretçilere anlatılmakta.
Çanakkale Tanıtım Merkezinden sonra Arıburnu Koyu 57.
Alay Şehitliği, Conk Bayırı, Şehitler Abidesi, Yahya Çavuş Şehitliği, Sargı Yeri Şehitliği, Alçıtepe Bakı Terası ve Şahindere
Barbaros Şehitliği
Programın son durağı Çanakkale Deniz Müzesi ve
TCG NUSRET’ti. Öncelikle TCG NUSRET’e girdik ve burada
Gölcük Tersanesi Komutanlığında aslına en uygun şekilde
inşa edilen gemi, geminin Çanakkale Deniz Savaşlarındaki
yeri ve Çanakkale Zaferi hakkında gemi komutanından detaylı bilgiler aldık. Gemi komutanı Dz.Yzb. Burak KANDAŞ’tı.
Gemi komutanının sesine yansıyan heyecanı ve şevki çok hoşumuza gitti, can kulağıyla anlattıklarını dinledik. Gemiyi gezerken salonlarda oluşturulan Çanakkale Savaşlarına yönelik
canlandırma ve sunumlar bizlere o günleri canlı canlı yaşattı.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
57.Alay Şehitliği
52
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Şehitliği başta olmak üzere tüm Gelibolu yakasını nerdeyse
adım adım gezdik.
Bu anekdotun ardından birçoğumuzun gözleri yaşardı ve bu
vatanı bizlere bağışlayanları bir kez daha saygı ve minnetle
andık.
Gelibolu gezimizin son durağı ise Şahindere Şehitliği idi. Günün akşama dönmeye başladığı zamanlardı Şahindere Şehitliğine geldiğimiz saatler. Şehitliğe geldiğimizde sabahtan
bu yana bizi üşüten o rüzgar dinmiş, güneş tekrar kendini
göstererek içimizi ısıtmıştı. Etrafta cıvıldayan kuşlarla beraber
ortama hakim olan tek bir duygu vardı o da huzur…
21 Kasım 2014, Cuma, 7’nci Gün
Edirne
Orduevine yakın mesafede olan Selimiye Camii Edirne gezimizin ilk durağıydı.
Selimiye Camii’nin ardından Arda Hudut Bölüğü’ne intikal
ettik. Bulgaristan’da doğup Yunanistan sınırında Meriç Nehri’ne katılarak Türkiye’ye giren Arda Nehri’nin kıyısında bulunan hudut bölüğümüz.
Bu bilgiyi de aldıktan sonra Pazarkule Hudut Karakoluna gittik otobüsümüzle. Karakolda da aynı hudut tekmilini bu sefer
gözetleme yapan nöbetçi askerden aldık ve hudut taşının bulunduğu sınır kapısına doğru yürüdük. Yunanistan tarafında
nöbet tutan askerlerin heyecanlı tavırları ve telefon görüşmeleri dikkatlerimizden kaçmadı. Aslında ilginçti, çünkü bu güne
kadar Yunanistan’la olan tanışıklığım hep denizden olmuştu.
Bu gezi ile kara ülkesi Yunanistan’la da tanışmıştım.
Şahindere Şehitliği
Hudut bölgesindeki gezimizin ardından Şükrü Paşa Anıtı ile
Balkan Müzesi’ne doğru yola çıktık.
Şahindere, muharebeler esnasında sargı yeri olarak kullanılmış. Şehitlik, buradaki tedavileri sırasında şehit düşen
Mehmetçiklerin gömülmesi ile oluşmuş. 2177 şehidimiz
yatmakta. Şehitlikte kimliği belli olan tek mezar; 18 Eylül 1915’te şehit olan 10’uncu Tümen’in 30’uncu alayından 1886 doğumlu, Ali Şadi oğlu Mülâzımı Sani (Teğmen)
Mustafa Efendi’ye ait. Diğer şehitliklerde olduğu gibi burada
da şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunduk ve şehitliğe
ilişkin anlatımı dinledik.
Edirne Müdafii olarak da anılan Mehmet Şükrü Paşa,
8 Ekim 1912-29 Eylül 1913 tarihleri arasında gerçekleşen
ve Bulgaristan Krallığı, Sırbistan Krallığı, Yunanistan Krallığı
ve Karadağ Krallığı’ndan oluşan Balkan Birliğinin Osmanlı
Devleti’ne karşı giriştiği Balkan Savaşları esnasında Edirne’yi
5 ay 5 gün süre ile savunmuştur.
Edirne’nin savunması görevi verilen Şükrü Paşa’ya şehrin kuşatılması halinde 50 gün savunma yapması emri verilmiş. Bu
sürede ya Bulgar ordularının geriletileceği ya da İstanbul’dan
destek gönderileceği öngörülmüş, ancak Mehmed Şükrü
Paşa, kurmayları Kâzım (Karabekir), Remzi (Yiğitgüden) ve
Fuat Bey ile, İstanbul’dan destek alamamasına rağmen, Bulgar ve Sırp ordularının saldırılarına 5 ay 5 gün süreyle direnerek tarihe geçen bir savunma gerçekleştirmiş. 26 Mart 1913
günü Bulgar Komutanlığına bir subay göndererek kalenin
teslimini teklif etmek zorunda kaldığında hürmetle karşılanmış. Şehri kahramanca savunması Avrupa basınında büyük
yer bulmuş ve kamuoyunda takdir uyandırmış.
“Safiye Hüseyin ELBİ ilk Türk Hemşiresidir. Öğrenimini Avrupa’da yapan Safiye Hüseyin 1964 yılında, 83 yaşında vefat
etmiştir.
Çanakkale Savaşı başladığında Safiye Hüseyin gönüllü hastabakıcı olarak yazılmış, Balkan Muharebelerinde de bu görevi
yaptığı için Reşit Paşa Hastane Gemisine baş hastabakıcı
olarak verilmiştir.
Çanakkale Savaşları sırasında bir çok vapur hastane gemisine dönüştürülmüştür. Reşit Paşa da bu vapurlardandır.
Hastane gemileri, Akbaş ve Kilya iskelelerinden yaralıları alıp,
İstanbul hastanelerine sevk ediyorlardı. Safiye Hüseyin’in anılarından bu vapurlarla sadece Mehmetçiklerin değil, düşman
askerlerinin de tedavileri için taşındığını anlıyoruz. Safiye Hüseyin anılarında gemiye getirilen tüm askerlerin ortak bir son
sözü olduğunu, şu ifadelerle yer veriyordu;
“Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehid olarak kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve
kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafa hattımız bozulmadan
şehid olursam kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu
mahalle gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir.” ifadeleri anıtın arka tarafına yazılmıştır.
“Yüzlerce yaralının önümde öldüğünü gördüm, hemen hemen
hepsi de aynı kelimeyi, bu sözü sayıklayarak, “Anne ” diyerek
öldüler.
Anıtın hemen yanında Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde oluşturulan ve Edirne’nin savunulmasında çok önemli
bir yer olan Kıyık Tabya ve Balkan Savaşı Müzesi bulunuyor.
Edirne halkı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağışlanan
silah, belge ve mühimmatın sergilendiği konu mankeni ve
seslendirme sistemiyle dönemin atmosferi canlandırılıyor.
Vapurda muhtelif milletlere mensup yaralılar vardı. Almanlar,
Avustralyalılar, cepheden topladığımız İngiliz yaralılar ve bizim
yaralılarımız… Hepsi kendi dilleri ile ekseriya tek bir kelime
sayıklardı,
- Anne !…“ "
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
53
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Komutanlık ve Karargah Subaylığı Öğrenimi 26’ncı Yüzyüze Eğitim Dönemi Akademik Gezisi
Buradan, Beyazıd Külliyesi diğer bir adıyla Edirne Darüşşifası
Sağlık Müzesi’ne intikal ettik. Külliye içinde 1488’den beri
yer alan darüşşifa (hastane), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar aralıksız 400 yıl boyunca önceleri her türlü hastaya; sonraları sadece ruh ve akıl hastalarına hizmet vermiş
bir sağlık kuruluşu. Geçmişte hastalarının müzik, su sesi ve
güzel kokularla tedavi edildikleri bu tarihi mekân, 1997 yılından bu yana Trakya Üniversitesi tarafından sağlık müzesi olarak düzenlenmiş, 2000 yılında Darüşşifa’nın Şifahane kısmı
Psikiyatri Tarihi Müzesi haline getirilmiş. Ayrıca Külliyenin bir
parçası olan ve darüşşifanın yanında yer alan tıp medresesi
de 2008 yılında, müzenin 15. yüzyılda tıp eğitimini sergileyen
bir bölümü olarak hizmete açılmış.
kılarak ölüme mahkûm edilen asker-sivil 20.000 şehidin aziz
hâtıralarını yaşatmak amacıyla Sarayiçi’nde yaptırılmış ve
14 Ocak 1994 tarihinde törenle halkın ziyaretine açılmış.
Şehitlikte 12 blok üzerine 100 subay ve 400 erin adı yazılı.
Burada şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunduk ve otobüsümüze binerek Edirne’ye veda ettik.
Darüşşifa’da Müzikle Tedavi
Sağlık Müzesi’nin ardından Edirne gezimizin hatta akademik gezimizin son durağı Sarayiçine gittik. Burada bulunan
Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin yapıldığı alanı, Adalet Kasrı’nı ve
Osmanlı Saray Kalıntıları’nı gezdik.
Edirne Balkan Şehitliği
Üç saatlik bir yolculuğun ardından İstanbul’a gezimizin başladığı ilk durağa, Harp Akademileri Komutanlığı’na geldik ve bir
haftadır süren ama tadı uzun süre belleklerimizde yer edecek
gezimizi sonlandırdık.
Sarayiçinde Bulunan Fatih Köprüsü
Şehitlik ziyaretleri ile başlayan gezimizi yine bir şehitlik ziyareti ile sona erdirdik, Kale içinde bulunan Edirne Balkan
Şehitliği. Balkan Savaşı’nda Bulgarlara esir düşen ve aç bıra-
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
54
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Sakarya’nın Noble Mariner-14 Tatbikatına İştiraki
TCG SAKARYA’NIN NOBLE MARINER-14
TATBİKATINA İŞTİRAKİ
23 Eylül 2014 tarihinde NATO’nun en kapsamlı tatbikatlarından birisi olan NOMR-14’e
Hazırlayan •• Dz.Ütğm.Arda HANAYLI
N
AUGUSTA/İTALYA LİMAN ZİYARETİ
oble Mariner-14) iştirak etmek üzere Gölcük Denizaltı
Filosu Komutanlığı denizaltı iskelesinden avara ettik.
Son halat alınıp vatan düdüğünü duyduğumuzda kalplerimizde sevdiklerimizden ayrılmanın hüznü ile birlikte icra
edeceğimiz meşakkatli görevin vermiş olduğu sorumluluk ve
ülkemizi temsil edecek olmanın gururunu aynı anda taşıyorduk. Sevdiklerimiz bizleri 62 gün sürecek görevimize gurur ve
gözyaşlarıyla uğurlarken Denizaltı Filosu Komutanlığındaki diğer denizaltılar TCG SAKARYA’yı düdükleriyle selamlıyorlardı.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Aksaz Limanında bütünleme ikmalinin yapılmasının ardından 28 Eylül sabahı ilk limanımız olan Augusta/İTALYA’ya
intikale geçtik. İntikalimizin başlarında karşılaştığımız fırtınalı hava 62 gün sürecek olan görevimizin ne kadar zor
bir görev olacağını bizlere göstermekteydi. 03 Ekim sabahı
Augusta/İTALYA Saurro denizaltı iskelesine ilk halatlar verildi.
Limana aborda olmanın verdiği mutluluk ile Kurban Bayramını kendi topraklarımızdan ve sevdiklerimizden uzak geçirecek
55
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Sakarya’nın Noble Mariner-14 Tatbikatına İştiraki
olmanın verdiği hüzün birbirine karışıyordu. Fırtınalı havanın
ardından ve tatbikat öncesi Augusta liman ziyareti personel
moral, motivasyonun yükseltilmesi açısından son derece faydalı olmuştu. Catania şehir merkezi, Etna Yanardağı, Taormina kasabasına düzenlenen kültürel geziler ile morallendiğimiz
4 günlük liman ziyaretinin ardından ikmalimizi tamamlayarak
yeni maceralara yol almak üzere Augusta limanından avara
ettik.
linanın adeta bizimle yarışa tutuşması oldukça keyifliydi. Atlas Okyanusuna çıkmayı müteakip diğer NOMR-14 unsurları
ile birlikte tatbikatın TACEX safhasının icra edileceği sahaya
intikal ettik. 26 Ekim günü tatbikatı başarıyla tamamlamayı
müteakip liman ziyareti icra etmek maksadıyla Malaga’ya intikale geçtik. 12 günlük yoğun eğitim periyodunun ardından,
Malaga tatbikattaki başarımızın ödülüymüşçesine tüm personel tarafından iple çekilen liman olmuştu.
CARTAGENA/ İSPANYA LİMAN ZİYARETİ VE NOMR-14
TATBİKATI
Augusta limanından avara edilmesinin ardından, tabiat ananın bizim yanımızda olduğunu düşünmeye başladık. Augusta
intikal seyrinin aksine yazdan kalma bir hava yaşıyorduk. Tam
bu düşüncelerle Cartagena’ya artık varıyoruz derken son 12
saatte yakalandığımız fırtına bizi yine zorluklarla başbaşa
bıraktı. 13 Ekim sabahı Cartagena / İSPANYA limanına halatlarımızı verdik. İlk dikkatimizi çeken, çok sayıda İspanya
Deniz Kuvvetleri personelinin bizi iskelede karşılamasıydı.
Sanki kendi üssümüze aborda olmuştuk. Yabancı ülke limanında şanlı bayrağımızı dalgalandırmanın verdiği mutlulukla
tatbikat öncesi olan son limanda hazırlıklarımızı tamamladık.
Denizaltının parolası olan sessizlik kavramını tüm personel
olarak tekrar gözden geçirdik. Tatbikata yönelik toplantı ve
brifinglere iştirak ettik. En ufak bir ayrıntıyı kaçırmamalıydık.
Tatbikata yönelik son hazırlıklar yapılarak 15 Ekim sabahı tatbikata iştirak etmek maksadıyla Cartagena limanından avara
ettik.
MALAGA LİMAN ZİYARETİ
27 Ekim sabahı Malaga limanının şehir merkezine en yakın
iskelesine aborda olduk. Gemimizi Madrid / İSPANYA Deniz
Ataşesi Dz.Kur.Alb.İsmail GÜLDOĞAN karşıladı. İspanya hal-
Tatbikat süresince Denizaltı- Denizaltı eğitimleri, Denizaltı-Hava unsurları ve DSH eğitimleri icra edildi. Portekiz,
Almanya ve İngiltere’ye ait denizaltılar ile 6 gün süresince
Denizaltı- Denizaltı eğitimi icra ettik. Oldukça başarılı geçen
eğitimlerden kendimize dersler çıkardık ve çok değerli kazanımlar elde ettik.
21 Ekim sabahı satha çıkmayı müteakip Cebelitarık Boğazına
intikale geçtik. Tüm personel Atlas Okyanusuna çıkacağımız
ve burada dalış yapacağımız için heyecanlıydı. Çok önemli bir
geçiş noktası olan bu boğazdaki seyrimiz esnasında bir ba-
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
56
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Sakarya’nın Noble Mariner-14 Tatbikatına İştiraki
kının ve turistlerin liman dışından gemimize ilgisi büyüktü.
Komutan, 2’nci Komutan ve Başçarkçı, Malaga Deniz Komutanı, Bölgesel Hükümet Temsilcisi, Liman Başkanı ve Malaga Belediye Başkanını makamlarında ziyaret ettiler. Endülüs
medeniyetinin kalbi olan Elhambra bölgesinde kültürel geziler düzenledi. 29 Ekim sabahı tüm personelin katılımıyla
ana vatandan 1500 deniz mili uzakta Cumhuriyet Bayramını
kutladık. 4 günlük liman ziyaretinin ardından 31 Ekim sabahı
Durres/ARNAVUTLUK’a intikal etmek üzere ziyaret ettiğimiz
en güzel limanlardan birisi olarak hatırımızda yer eden Malaga’dan ayrıldık.
lyon alışkın olduğumuzdan daha yüksek dalgalar ile bize
merhaba dedi. Iyon denizinde satıhta icra ettiğimiz 12 saat
intikalde deniz durumu 7’ye kadar yükselmiş gemimiz sanki
dalgalardan korumak istermişçesine her birimizi sarmalamış
ve doğayla mücadeleye tutuşmuştu. Dalışla birlikte denizin
etkisi azalmış olmakla birlikte dalgalar periskop umkunda tutunmayı dahi imkansız kılıyordu.
08 Kasım sabahı Adriyatik denizi, Iyon’dan çok daha uysal bir
tavırla karşılamıştı bizi.
5 günlük fırtına etkisini yitirmişti. 9 günlük seyrin ardından
9 Kasım sabahı Durres limanına aborda olduk. Arnavutluk
Ekip Başkanı Dz.Yb.Bora PAKKAN, Arnavutluk Askeri Ataşe
Yardımcısı ve Arnavutluk Deniz Kuvvetleri mensubu personelden oluşan heyet tarafından karşılandık. Durres liman
SON YURT DIŞI LİMANI DURRES/ARNAVUTLUK ZİYARETİ
3 Kasım 2014’te Toulon / FRANSA açıklarında ilan edilen Selmanreis sahasında karakol görevine başladık. Bir gün süren
karakol esnasında Fransız denizaltısı Safir ile CASEX S-5 eğitimi icra ettik. 3 Kasım’da başlayan fırtına şiddetini artırmış,
deniz durumu 6 olmuştu. Bonifaccio ve Messina geçitlerini
4/5 deniz durumunda geçmeyi müteakip 07 Kasım 2014’te
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
57
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Sakarya’nın Noble Mariner-14 Tatbikatına İştiraki
Ailelerimiz Aksaz’da olmasa da, büyük bir aile olan denizaltıcı
silah arkadaşlarımızın oluşturduğu kalabalık bir heyet tarafından karşılanmak neredeyse aynı duyguyu yaşattı bize.
ziyaretimizin ilk gününü dinlenmeye ayırdık. İkinci gün olan
10 Kasım sabahı saat 09.05’te tüm personel, Askeri Ataşe
Yardımcısı ve Arnavutluk irtibat personelinin de katılımıyla
Atatürk’ü anma töreni icra ettik. Gemi düdüğünü çaldığımız
anda limanda bulunan Türk ticaret gemisinin de bizimle birlikte gemi düdüğünü çalarak törene iştirak etmesi bizlere ayrı
bir mutluluk verdi.
ANA ÜS GÖLCÜK’E İNTİKAL
21 Kasım gece yarısı Aksaz’dan ayrılarak Gölcük’e intikale
geçtik. 24 Kasım sabahı gemimiz Yelkenkaya’yı bordaladığında ailelerimiz ve sevdiklerimizin bizleri karşılamak üzere
evlerinden ayrılmaya başladıklarını hissediyorduk. İskeleye
aborda olup sahile iskele verildikten sonra sevdiklerimize kavuşmamızla birlikte yaşadığımız zorluklar bir anda yerini haklı
bir gurura bırakmıştı.
Tören sonrasında Komutan, 2’nci Komutan, Başçarkçı ve
Gemi Kıdemli Astsubayı sırasıyla Arnavutluk Deniz Kuvvetleri
Komutanı, Durres Belediye Başkanı, Durres Valisi ve Durres
Bölge Valisini makamlarında ziyaret etti. İade-i ziyaret kapsamında Arnavutluk Genelkurmay Başkanı, Arnavutluk Deniz
Kuvvetleri Komutanı, Milli Savunma Bakanı Yardımcısı ve Arnavutluk Tiran Büyükelçimiz gemimizi ziyaret ettiler.
TCG SAKARYA her koşulda eğitim, personel ve materyal
olarak savaşa hazır olduğunu tatbikat süresince göstermiş
olduğu üstün çaba ve özveri ile bir kez daha kanıtlamıştır.
Tatbikat süresince icra ettiği eğitimlerdeki başarısı ile ulaştığı
yüksek eğitim seviyesini ve NATO usullerine ünsiyetini bir kez
daha gösteren TCG SAKARYA ayrıca 15 yılı aşkın bir süreden
sonra Cebelitarık Boğazı’nı geçerek okyanus sularında dalış
ve eğitim yapma imkanı bulan ilk denizaltımız olmuştur.
11 Kasım günü Komutan, 2’nci Komutan, Başçarkçı ve Gemi
Kıdemli Astsubayı Arnavutluk Deniz Kuvvetleri komutanı ev
sahipliğinde icra edilen öğle yemeğine iştirak etti. Öğleden
sonra ise yapılan planlamaya istinaden Durres bölgesinde
mevcut tarihi ve turistik yerleri kapsayan kültürel geziye iştirak ederek son gün faaliyetlerini tamamladık ve geri intikal
hazırlıklarına hız verdik.
12 Kasım sabahı Durres limanından ayrılarak Aksaz’a intikale geçtik. 6 günlük seyrin ardından Aksaz limanına aborda olduk. 56 günün sonunda Türkiye topraklarına varmıştık.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
58
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Sat Komandolarindan Bir Rekor Daha
SAT KOMANDOLARINDAN BİR REKOR DAHA
SAT Timleri harekata hazırlık seviyesini üst düzeyde tutmak ve kendisine tevcih edilecek görevlere daima hazır olmak
maksadıyla, SAT K.lığının kuruluş yılı olan 1963’ten bugüne eğitimlerini devam ettirmektedir. Her SAT personeli gönüllü olarak
iştirek ettiği SAT Özel İhtisas Kursu’nda başlamak üzere, zihni ve bedeni kabiliyetlerini üst düzeyde tutmak ve kendi sınırlarını
aşmak için çaba sarfetmektedir.
Hazırlayan •• Dz. Ütgm. Ahmet TURGAN
S
AT personeli canı pahasına, verilen emri yerine getirmek için eğitilmiş, savaşır gibi eğitim yapmayı, eğitim
yapar gibi savaşmayı prensip edinmiştir. Her geçen gün gelişen Dünya Özel Harekat Konseptini takip edebilmek için yeni
taktik ve teknikler denemek, SAT Özel İhtisasının temel yapı
taşlarını oluşturmaktadır.
ye sızma imkanı sağlaması, düşman üzerinde sürpriz etkisi
yaratabilmesi açısından Özel Harekat Konseptinde önemli yer
tutmaktadır.
Deniz Kuvvetleri K.lığı bünyesinde serbest paraşüt atlayış ünsiyetine sahip tek birlik olan SAT K.lığı bağlısı timler, bu alandaki kabiliyetlerini geliştirmek maksadıyla harekata hazırlık
idame eğitimlerine devam etmektedir. 12-20 Haziran 2014
tarihleri arasında Hava Kuvvetleri K.lığı tarafından tahsis edilen CN-235 CASA tipi uçak ile Sivrihisar Hava Meydan K.lığı/
Eskişehir’e istinaden icra edilen serbest paraşüt atlayış eğitimlerinde, SAT Komandoları bir rekora daha imza attılar. 8 kişilik bir SAT Görev Timi, tüm silah ve teçhizatı ile birlikte, irtifa
rüzgarları dikkate alınarak yapılan hesaplama gereği hedefe
20 km. mesafede, deniz seviyesi+23000 feet irtifada uçağı
Bir Özel Harekat birliği olan SAT K.lığının taktik intikal yöntemlerinden biri “Taktik Paraşüt Atlayışı”dır. Bu intikal yönteminde amaç, görev timinin toplu olarak, silah ve teçhizatı ile,
yüksek irtifada ana intikal vasıtası olan uçağı terk ederek, hedefe olan mesafeyi tespit edilmeden katedip, minimum enerji
sarfiyatı ile dinç olarak hedef bölgeye sızmasını sağlamaktır.
Bahse konu intikal yöntemi, gece şartlarında icra edilmesi ve
havada süzülerek son derece sessiz bir şekilde hedef bölgeDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
59
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Sat Komandolarindan Bir Rekor Daha
terk edecek ve düşman topraklarını tanzir eden inme bölgesine sızacaktı. Deniz seviyesi+23000 feet irtifada insan bedeninin oksijen yetersizliğine ancak 2 dakika dayanabileceği
dikkate alınarak, her bir personele “Bireysel Oksijen Sistemi”
kuşandırıldı. Serbest paraşüt atlayışı sadece paraşütle bile
yeterince tehlikeli iken, SAT Komandoları paraşütlerine ilave olarak, görev malzemelerini içeren 30’ar kg.lık çantaları,
görev silahları ve oldukça havaleli bir donanım olan bireysel
oksijen donanımını kuşanmışlardı. Bu teçhizatla 23000 feet
irtifada uçaktan atlamak ancak bir özel birlik personelinden,
SAT Komandolar’ından beklenebilirdi.
yap, paraşütün açıldıysa GPS-Pusula konsolunu aç ve seyrüsefere başla. Paraşütün açılmadıysa…” Hiçbir soru işareti
yoktu. Bütün tim personeli prosedürleri adı gibi biliyordu.
Yeşil rampa ışığı ve zil sesi… İşte gidiyordu. Zilin sesi giderek silikleşirken, rüzgarın sesi kulaklarında uğuldamaya başlamıştı bile. Artık uçakta değildi. Bir taş gibi düşüyordu. SAT
Özel İhtisas Kursunun ilk günüden itibaren stres altındayken
bildiklerini uygulama ve sakin kalma konusunda eğitilmişti.
Dikey hızının yaklaşık 200 km/sa olduğunu aklından geçirdi
ve prosedür uygulanmaya başlanmıştı bile. Altimetre kontrolü
yap, 21500 feet’te paraşütünü aç, kanat kontrolü yap, paraşütün açıldıysa GPS-Pusula konsolunu aç ve seyrüsefere
başla. Kanadın altında süzülürken hissettiği rüzgar öyle şiddetliydi ki, GPS ekranında yere göre süratini 85 km/sa olarak
ölçtüğü anlar oldu. Süratle hedefe yaklaşıyordu. Yaklaşık 20
dakika süren intikal sonrasında, hedef binanın yaklaşık bir
km mesafesine, tam da planlanan mevkiye ulaştılar. Tüm SAT
Komandoları 25m x 25m’lik kare içine inişlerini emniyetle tamamladılar. Hedefin hemen önüne de inebilirlerdi ancak son
yaklaşmanın taktik açıdan daha yavaş yapılması emredilmişti. Hedefe intikal safhası başarı ile sona erdi.
Her paraşütçü oksijen donanımı, teçhizat çantası ve silahını
paraşütünün üstüne kuşandı ve atlatıcı öğretmen kontrolünden geçti. Atlayış sırası dikkate alınarak paraşütçüler uçağa
alındı. Bedenlerinin saf oksijene vereceği tepkiyi ölçmek için
30 dakikalık ön soluma yapıldı. Herşey normal, paraşütçüler
atlayışa hazırdı. Paraşütçüler yüzlerine sımsıkı bastıran oksijen maskesi ve toplam 60 kg yük ile yaklaşık 45 dakika uçağın içinde hareketsiz kaldılar. Atlatıcı öğretmen 20 dakika, 10
dakika ve 2 dakika ikazlarını verdi ve o gaddar gürültüsüyle
uçağın rampası açılmaya başladı. Yer seviyesinde haziran ayı
ortalamalarında olan 25°C sıcaklık ölçülürken, 23000 feet
irtifada sıcaklık -5°C idi.
17 Haziran 2014 tarihinde icra edilen bu Yüksek İrtifa Atlayışı
ile bir SAT Timi ilk kez bu kadar yüksek irtifadan (DS+23000
feet) uçağı terkedip, bu kadar uzun bir mesafeyi (20 km) katetmiştir. Bu atlayış SAT K.lığı tarihine bir rekor olarak geçmiştir.
Atlatıcı öğretmenin “Ayağa Kalk” komutu ile tüm paraşütçüler ayağa kalktı ve son bir teçhizat kontrolü yapıldı. Uçağın
hızı bu irtifada yaklaşık 180 kts. idi. Bu süratte uçaktan çıkar çıkmaz paraşütü açmak paraşütlerin patlamasına sebep
olabilirdi. Paraşütlerin uçaktan çıkmayı müteakip 1500 feet
düşmesi emredildi.
Aynı SAT Timinin aynı mesafeyi yürüyerek katetmesi durumunda, intikalin 20 dakika yerine yaklaşık 5 saat süreceği,
çok daha fazla efor sarfedileceği, böylece hedefe taarruz
anında çok daha yorgun olunacağı bilinmektedir. Ayrıca düşman sahasında karadan intikal eden bir timin tespit edilme
ihtimali çok daha yüksektir.
Atlatıcının bir dakika ikazı ile uçağı ilk terk edecek paraşütçü
rampa ağzına kadar yaklaştı. Bir taraftan bulutların üzerine
kendini bırakacak olmanın heyecanını yaşıyor, diğer taraftan
da timin öncüsü olarak görevlerini zihninde tekrar ediyordu. Timinin hedefe ulaşabilmesi onun seyrüsefer yeteneğine bağlıydı. SAT olmak tim arkadaşına böylesi güvenmeyi
gerektiriyordu işte. Gecenin karanlığında sadece önündeki
paraşütçüyü takip ederek, doğru mevkiye ineceğinden emin
olmak… Bu ne büyük bir güvendi. Öncünün yapacakları zihninde bir film şeridi gibi geçiyordu. “Uçaktan çık, altimetre
kontrolü yap, 21500 feet’te paraşütünü aç, kanat kontrolü
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
SAT K.lığı personeli her geçen gün kendi sınırlarını aşmakta
ve dosta güven, düşmana korku verecek kabiliyetlere sahip
olmaktadır.
SAT Komandosunun düsturu, savaşır gibi eğitim yapmak,
eğitim yapar gibi savaşmaktır.
60
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
BALKAN HARBİ’NDE TÜRK DENİZ HAREKÂTI
VE TOPÇU KURMAY SUBAYI
ALİ RIZA BEY’İN HATIRATI
2 Mayıs 1925 günü Üsküdar Şemsipaşa Sahili’nden intihar ettiği anlaşılan Ali Rıza Bey’in hatıratı sadece Balkan Harbi’nin
savaş cephesini değil, ayni zamanda salgın hastalıkları da imâ etmektedir.
Hazırlayan •• (E) Gv.Yb.Osman ÖNDEŞ
B
alkan Harbi ağır yenilgisinin deniz cephesi konusunda
Deniz Kurmay Binbaşı Ali Rıza Bey’in beş defterden
oluşan hatıratı, 1925 yılındaki intiharını takip eden seneler
süresince ortaya çıkmış, fakat ailesi tarafından muhafaza
edilmesine karşın, değerlendirilmesi muhtelif gerekçelerle
geri bırakılmıştı.
ların hatıratları, Balkan Harbi sonrasında gazetelerde tefrika edildiği gibi, o yıllarda kitap olarak da yayınlanmıştır. Bu
eserlerin tamamı Alfa Yayıncılık tarafından 2012’de yeniden
neşredilmiştir.
Yine Balkan Harbi’nin kara harekâtları hakkında ATESE yayınlarında deniz harekâtlarına dair çok sayıda eserler de
yer almaktadır.
Balkan Harbi’ne ait kara harekâtını anlatan, değerlendirmeler
yapan, karşılıklı görüşlerle hatta birbirini eleştiren komutanDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
61
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Deniz subayı ve tarihçisi olan Ali Haydar Emir, Balkan Harbi
deniz harekâtlarına ait seyir jurnallerinden ve resmi belgelerden istifade ederek Deniz Harp Akademisi öğrencileri için
önce ders notları haline getirmiş, sonra bu önemli belgeleri
1932 yılında bir kitap halinde neşretmiştir. Ali Rıza Bey ise,
Balkan Harbi’nin deniz subaylarından biri olarak hatıratını
yazmıştır.
Ali Rıza Bey’in varlığı bilinen bu defterleri, o yıllarda Donanma Komutanı ve sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı olan
Oramiral Celâl Eyiceoğlu ve Oramiral Kemal Kayacan dahil,
Amiral Afif Büyüktuğrul tarafından Deniz Kurmay Albay Muzaffer Denizeli’ye hatırlatarak kayda alınmasını istenmişse
de, defterler ailede kalmaya devam etmiştir.
Defterler, kızı ve benim aile dostum Atıfet Çiloğlu’nun vefatı
üzerine ev eşyaları arasında bulunmuştur.
Deniz Harp Tarihçisi E.Tuğamiral Afif Büyüktuğrul, Balkan
Harbi’nde Türk Donanması hakkında tanıklığa dayalı Ali Rıza
Bey’in hatıratını defalarca oğlu Deniz Kurmay Albay Muzaffer Denizeli’den istemesine rağmen, nedense bu talebi ihmâl
edilmiştir.
Mesleğinde gösterdiği bunca parlak başarılara, madalyalarla
ödüllendirilmesine rağmen, her subayın düçar kaldığı maddi
sıkıntıların pençesinde çırpınan Deniz Kurmay Binbaşı Ali Rıza
Bey’in sicil kayıtlarda on sene önceki demirbaş kayıtlarına
göre İclâliye gemisi demirbaşlarında eksik çıkan malzeme
dolayısıyla dava açıldığı ve Divan-ı Harbe verildiği görülmektedir. Vakıa bu dava intiharı sonrasında sükût etmiştir.
Defterler, yakın senelerde vefat eden kızı Atıfet Çiloğlu’nun ev
eşyaları arasında bulunmuştur ve aile ferdi tarafından bana
emanet edilmiştir. Açıklayıcı kaynakların ilave edilmesiyle
300 sayfaya yakın bir eser meydana geleceği anlaşılmaktadır. Hatıratta Ali Rıza Bey’in donanmada topçuluk fennî ve
topçuluk durumu hakkındaki raporları ve değerlendirmeleri
geniş yer tutmaktadır.
Defterlerde dağınık olarak görülen bazı notlar, parasal sıkıntı
içinde olduğu işaretini vermektedir. Bu hususun, tüm ordu
mensupları için geçerli bir durum olduğu hatırlanmalıdır. Ali
Rıza Bey’in bir taraftan da İngilizce çeviriler yaptığı görülmektedir. Nitekim notlarından birinde şunlar yazılıdır; “İngilizce
tercümeden bir lira Reis’e kaldı. On lira bir meselenin halli
için aldım. Yarım lirasını Müfettiş Şükrü Efendi’ye verdim. Dokuz buçuk lirayı ben aldım. Arkadaşlara söylemedim. Öğleden
sonra 4.45 vapuruyla avdet ettim.
Defterler Hakkında
Deniz Kurmay Binbaşı Ali Rıza Bey’in hatıratı, Balkan Harbi
ağır yenilgisinin deniz cephesi konusunda yeni bir imkan
sağlamıştır.
Bugün 26 Kasım 1920 Pazar, Sabah 8.00 vapuruyla İstanbul’a indim. Bugün tercümeden beş lira aldık. Bir buçuk lirasını ben aldım. Niyazi ile Hakkı’ya bir buçuk lira verdim.”
E.Amiral Afif Büyüktuğrul Balkan Harbi’nde Deniz Harp Tarihi
konusunda şöyle demektedir; “Karacıların tarih yazması bize
nazaran çok kolay. Çünkü durum muhakemeleri, uzun uzun
kuruluş ve emirler ile harp cerideleri var. Ama Balkan Harbi’inde, I. Dünya Savaşı’nda ve hatta İstiklâl Harbinde deniz
tarihi için yararlanacak böyle bir vesika yok.Gemi jurnallerinde sadece komutan beylerin toplandıkları yazılı ama ne konuşuldu, hangi kararlara varıldığı belli değil. Toplantı tutanakları
da yok. Muharebe ve karakol raporlarında ‘Allah’ın izniyle
hareket ettikleri, kâfire top attıkları ve selâmetle döndükleri’
yazılı. Ağzı burnu yerinde tek rapor Donanma Komutanı Ramiz Bey’in verdiği ikinci muharebeye ilişkin rapor. Deniz Harbi
konusunda tek işe yarar bu kaynak, Başkomutanlık Karargâh
dosyalarında var. O da tamamiyle karacıların fikirleriyle dolu.”
“İngilizce istida ve evrak yazdıklarım; Şile’de Kâmil oğlu Hakkı
Ahmet vasıtasıyla Akçakoca’da bakkal Cemal Efendi, Mumhane’de Avusturya Hanı’nda Fotoğrafçı, Aksaray’da Yıldırım
motorcusu efradından, Cerrahpaşa’da Humbar Mahallesi’nde 58 numaralı hanede Nizamiye Kaymakamlığından emekli
Salih Bey, Galata Kürekçiler Küçük Yeni Han, Numara 2 Tirtad
Kalfa, Havyar Hanı’nda 5 numaralı yazıhanede Hüseyin Bey.
Şişli’de Boyacıoğlu Sokağı’nda Bahri Muhiddin Bey, apartmanda 5 numarada Hakkı Bey.”
“Dört tonluk Saadet motorunun sahibi Karamürselli Bekir
Efendi’nin oğlu Mehmet Sami’den ve Küçükpazar’da Asmalı
Karamürsel Kahvehanesinde Süleyman ve Hafız Efendilerden
sorulacak.”
Balkan Harbi deniz cephesi konusunda, Osmanlı Donanmasının bir kısım günlük harekâtını dahi kaydeden Ali Rıza Bey,
o sırada İngiltere’de topçuluk eğitimi görmüş bir kurmay
subaydır. O devrin en önemli meslek dalı topçuluk olduğu
gibi, hatta sınıf birincileri topçu olarak seçilirlerdi.
“1 Temmuz 1920’dan itibaren borç durumum ve ihtiyaç
masraflarım:
275 dirhem ete 110 kuruş
Mesleğinde gösterdiği bunca parlak başarılara, madalyalarla
ödüllendirilmesine rağmen, her subay gibi maddi sıkıntıların
pençesinde çırpınan Deniz Kurmay Binbaşı Ali Rıza Bey’in,
sicil kayıtlarda çok ciddi bir böbrek rahatsızlığından muzdarip
olduğu görülmektedir ve vefatının nedeni künye kayıtlarında
belirtilmiş bulunmaktadır.
10 dirhem ciğer
Geçen aydan borcum 160 kuruş
79 dirhem et
80 dirhem kıymalık
02 Mayıs 1925 günü Üsküdar Şemsipaşa Sahilinden intihar
ettiği anlaşılan Ali Rıza Bey’in hatıratı sadece Balkan Harbi’nin savaş cephesini değil, aynı zamanda salgın hastalıkları
da imâ etmektedir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Mustafa’ya borcum”
“23 Ekim 1920
Bu sabah bir kızım dünyaya geldi.
62
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Tarih 12 Rebiyülahir 1339- 23 Kanun-ı Evvel 1336 (1920)
Perşembe günü ezan vakti Saat 6.30’da doğdu. Doğumu
Ebe Velavos Hanım yaptırdı. Doktor Zoğragos tarafından kayda geçildi. Çocuk sol gözü biraz şaşı olarak doğdu. İsmi Fatma Atıfet olsun dedik. Sarıyer’de kaldık.”
Yüzbaşı Ali Rıza Efendi’nin atandığı tarihten beri topçuluk,
gemi idaresi ve seyir konularındaki bilgi birikimi son derece
takdire şayan bir seviyededir.
İngiltere’de topçuluk imtihanında en yüksek puan 1000 olup
850: Birinci derece
700: İkinci derece
600: Üçüncü derece olmasına nazaran Yüzbaşı Ali Rıza
Efendi 866 puan kazandığı cihetle birinci dereceden diploma
almıştır.”
Takdirname ve Atama
“Topçuluk Dersleri Öğretmeni Totenham Bey’in tedris ettiği
topçuluk dersinden birinci olarak diploma almak başarısını
gösteren yukarıda künyesi yazılı efendi, görevinde bulunduğu müddetçe gerek ahlak ve gerekse terbiye ve vazifesine
olan gayret ve faaliyetinden dolayı heyetimizin takdirini kazanmış ve bu defa adıgeçen talim heyetinin ve Bahriye Nezareti’nin onayı ile Peyk-i Şevket Torpido Kruvazörü’ne topçu
subayı tayin kılınmış olduğundan, iş bu bir sayfa takdirname
adı geçen efendinin kendisine verilmesine karar kılındı.
17 Nisan 1910.
İmzalar
Bahriye Mühimmat-ı Harbiye Müdürü Albay Ali Rıza, Yarbay
Safvet,Yarbay Ahmet Cemil Yüzbaşı Ahmet Faik, Binbaşı İsmail Hakkı, Binbaşı Mehmet Fethi, Kıdemli Yüzbaşı Abdullah
Neşet, Kıdemli Yüzbaşı Hasan Hüseyin,Yüzbaşı Haydar Mehmet,Çarkçı (Makine) Yüzbaşı Mehmet Seyfeddin.”
“Donanma-i Hümayun Kumandanlığı Vekaletine
Russell & Sons Royal Photographers &
Framers 43 Osborne Rd. Southsea.
Nezaret-i Umur-u Bahriye
8 Ağustos 1909
Evrak ve Dosya:152-9437
Kurmay Üsteğmen Ali Rıza Bey, ileri topçuluk öğrenimi başta
olmak üzere İngiliz Donanmasında eğitim almak üzere tayin
edilmek kaydıyla, diğer 25 subayla birlikte öğrenim amaçlı
olarak İngiltere’de Portsmouth Deniz Üssü’ne gitmiştir.
İzzetlü Efendim
Topçu Kurmay Üsteğmen Ali Rıza Efendi’nin gerek aşırma, gerek Boğaz haricinde icra olunan top atışlarında talimat tertip etmek ve iş bu talimatın gereklerini tamamen
tatbik ettirmek ve mezkûr top atışlarının sonuçlarını hâvi
raporlar tanzim eylemek hususunda gösterdiği gayretinden dolayı Bahriye 6’ncı Dairesince kendisine teşekkür
edildiği, ilgili dairenin ifadesiyle beyan olunur efendim.
10 Şevval 330 / 9 Eylül 328 [22 Eylül 1912]
Bahriye Nezareti Tercüme Kalemi’ndeki İngilizce Evrakın Çevirisi
Portsmouth’ta bulunan HMS Coachrane Zırhlı Kruvazörü Komutanı tarafından burada eğitim gören Yüzbaşı Ali Rıza Efendi
hakkında İngiltere İkinci Hafif Kruvazör Filosu Komutanı Amirale gönderilmiş 4 Ekim 911 tarihli belgenin çevirisidir:
Bahriye Nazırı Namına Müsteşar Rüstem”
“Donanma-i Hümayun Topçu Müfettişi Yüzbaşı Rıza Efendi
müddeti memuriyeti acizanemde hüsn-i hizmet ve dirayet
ibraz ile sevgi ve takdir kazanmış ve Donanma için güvene lâyık bir subay olduğunu ispat eylemiş olduğundan iş
bu takdirname şahsına tevdi kılınmıştır. 21 Kanun-i Sani
328 [3 Şubat 1913] Donanmayı Hümayun Kumandanı Vekili
Kalyon Kapudanı Osman Ramiz
“Efendim
İngiltere Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 270 numaralı 17
Haziran 1911 tarihli yazısına atfen Osmanlı Bahriye zabitanından Yüzbaşı Ali Rıza Efendi’nin ehliyet ve mesleki kabiliyeti hakkında 30 Haziran 911 tarihinde vermiş olduğum
raporu teyid etmekten mutluluk duyarım.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
63
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Ali Rıza Bey Kimdir ?
25 Kasım 1923’de Yavuz Kruvazörü Topçu subayı,
11 Mayıs 1924’de kısa bir süre Yavuz Komodor Vekili görevi yapmış, 11 Nisan 1925’de İsa Reis Ganbotu Komutanı
atanmıştır.
Halen Deniz Müzesi arşivindeki sicil kayıtlarında Memleketi,
İsmi ve Baba adı: “ Amasya Sancağı, Devehane Mahallesinden 1883 doğumlu, Amasyalı Ali Rıza bin Mehmet Efendi”
olarak yazılıdır.
İsa Reis bahriyedeki son görev yeridir. Rahatsızlığı nedeniyle
bu görevine başlayamamıştır.
Amasya Mekteb-i İdadisi’nden mezuniyetini takiben
14 Şubat 1904’de Bahriye Mektebi’nin Harbiye kısmına başlamıştır. 29 Ekim 1905 Güverte Teğmen, 9 Eylül 1907’de
Üsteğmen, 29 Ocak 1914’de Yüzbaşı, 26 Temmuz 1916’da
Kıdemli Yüzbaşı ve Kurmay, 1 Ağustos 1923’de Korvet Kapudanı olmuştur.
Almanya İmparatoru adına; Almanya Demir Haç Nişanı, Nikel
Harp Nişanı, Gümüş Liyakat nişanı, Gümüş İmtiyaz Nişanı ile
ödüllendirilmiştir.
Ali Rıza Bey’in Harbiye Sınıfı
Amasyalı Mehmet Ali Rıza Bey 14 Şubat 1904 tarihinde Bahriye Mektebi’nin Harbiye sınıfına geçmiştir. 52 kişilik bu sınıfın birincisi olan Mehmet Ali Rıza’nın Deniz Harp Okulu sınıf
kaydında Bahriyeden ayrılışı tarihi 2 Mayıs 1925 ve nedeni
olarak “İntihar” yazılıdır.
19 Mart 1906’da Heybetnüma Okul Gemisine “Topçu Sınıfı
Mühendisi” olarak atanmış, 9 Eylül 1907’de İdare-i Mahsusa
emrine verilmiştir.
26 Şubat 1909’da Erkân-ı Harbiye Dairesi emrine atanmış, 26 Temmuz 1909’da Merkez Sefinesi emrine ve
1 Ağustos 1909’da 3’üncü Daire Talim ve Terbiye Nizamat
Kısmı’na, 29 Ağustos 1910’da Peyk-i Şevket Kruvazörü’ne
tayin edilmek kaydıyla, diğer 25 subayla birlikte öğrenim
amaçlı olarak İngiltere’de Portsmouth Deniz Üssü’ne gitmiştir.
Bu sınıfın hemen tamamı emekli olmak suretiyle bahriyeden ayrılmışlardır. Aralarında meslekte iken 9 Temmuz
1914’de vefat eden Üsteğmen Hafız Mehmet Hasan;
18 Nisan 1927’de vefat eden Güverte Yarbay Süleyman
Mehmet Hilmi ve 1 Aralık 1931’de vefat eden Güverte Kıdemli Yüzbaşı Hafız Ahmet Tâlat vardır. Bu sınıftan
28 Eylül 1924 tarihinde Zuvare’li Güverte Yüzbaşı Hüseyin
Hüsnü disiplinsizlikten dolayı ihraç edilmiştir.
Bu sürede tayin yeri; Topçu Subayları İhtiyat Filosu ve Erkân-ı
Harbiye Dairesi kayıtlarında devam etmiştir.
İngiltere’den avdetten sonra 4 Ağustos 1913’de Efradı-ı
Cedide Mektebi Topçuluk Okulu Öğretmeni atanmış ve
6 Ocak 1914’e kadar bu görevi sürdürmüştür.
Yine bu sınıftan Koca Mustafa Paşa’lı Üsteğmen M. Tevfik
Halil İbrahim 11 Haziran 1913 günü şehid düşmüştür.
Bu sınıftan Asitaneli Mehmet Ali Ülgen bu sınıfın meslekte
en uzun süre görev yapan mensubu olmuştur. Oramiral rütbesine kadar yükselerek Deniz Kuvvetleri Komutanı olmuş ve
6 Temmuz 1950’de emekliye ayrılmıştır.
6 Ocak 1914’de İngiltere’den alınacak Sultan Osman-ı Evvel
kruvazörüne topçu subayı olarak atanmış, fakat İngiltere’nin
elkoyması nedeniyle 18 Ağustos 1915’de merkezde göreve
alınmış 5 Eylül 1915’de Karadeniz Boğazı’nda İclâliye Batarya Kumandanı görevine verilmişse de 9 gün sonra Merkez’e
alınmış ve 31 Ekim 1915’de Karadeniz Müstahkem Mevki
Komutanlığı emrine katılmıştır.
Bu sınıfın birincisi Güverte Albay rütbesine kadar yükselen
Canip Rahmi Yalım idi.
Ali Rıza Bey’in Kardeşi Deniz Güverte Albay Rüştü Ünlü
26 Ağustos 1916’da İclâliye Çırak Okul Gemisi’ne İkinci Komutan ve bir ay sonra Muin-i Zafer korvetine İkinci Komutan
yapılmıştır.
1 Eylül 1923 tarihinde Harbiye sınıfına geçen Ali Rıza Bey’in
kardeşi Rüştü Ünlü sınıfından yedi amiral çıkmıştır. Bu isimler
arasında Tümamiral Atıf Tevfik Sargut, Tümamiral Hamdi Kemalettin Arkun, Tümamiral Mehmet İzzet Saltun, Tümamiral
Hüsnü Şerafettin Karapınar, Tuğamiral İzzet Afif Büyüktuğrul,
Tuğamiral Hamdi Naci Seyhun vardır. Bu sınıfın 11 kişi olan
makine sınıfından Halit Kâzım Ögel ve Emin Burhanettin Tarı
Tuğamiral rütbesine kadar yükselmişlerdir.
25 Şubat 1917 ‘de Eğitim Gemisine tayin edilmiş olmasına
karşın Alman Donanması’nda eğitim amaçlı olarak Almanya’ya gitmiştir.
8 Mart 1917’de Preveze Eğitim Gemisi’nde topçuluk eğitimi
gören zabit namzetlerinin imtihan heyetinde yeralmış, 29
Temmuz 1917’de İclâliye Gemisi İkinci Komutanı olmuştur.
Ali Rıza Bey’in Oğlu;
26 Şubat 1918’de Güverte Okulu Müdür Yardımcısı ve 21
Ekim 1918’de Hamidiye Kruvazörü İkinci Komutanı tayin edilmiştir.
Deniz Kurmay Albay Muzaffer Denizeli
1 Nisan 1929 tarihinde Harbiye sınıfına yükselen Ali Rıza
Bey’in oğlu Muzaffer Denizeli 1 Kasım 1931’de subay
(Asteğmen) olmuştur. Mayın Filosu Komodoru iken 1960
İhtilali sonrasında Eminsu grubu içersinde Güverte Kurmay Albay rütbesiyle emekli olan Muzaffer Denizeli sınıfından; Güverte Kurmay Albay Alp Kun, Güverte Kurmay
Albay Hüsnü Heper, Güverte Kurmay Albay Emir Erkilet,
5 Ekim 1918’de Merkez’e ve 5 Nisan 1920’de İstanbul Liman Başkanlığı görevine atanmıştır.
25 Aralık 1922’de İzmit Müstahkem Mevki Şubesi Komisyonuna ve 29 Haziran 1923’de aynı Komisyon Müdürlüğü
görevine atanmıştır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
64
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
“Amasyalı Ali Rıza Bey’in oğlu Emekli Güverte Albay Muzaffer
Denizeli hayattadır. Babasının anıları olup olmadığını sorduğum zaman ‘ Evimizde üç beş sandık evrak ve not defterleri
var’ der, fakat bunları ne gösterir, ne de verir. Bu notların
Balkan Savaşı’nın deniz harekâtını aydınlatabileceğine inancım vardır.”
Tuğamiral Adnan Özelçin, Tuğamiral Zahit Kırağlı, Güverte
Albay Muhittin Darga, Güverte Albay Ulvi Tekeş, Güverte Kurmay Albay Muzaffer Grebene, Güverte Albay Rami Abrak,
Güverte Kurmay Albay Hasan Dengiz ve makine sınıfından
Tümamiral Nedim Hışankan, Makine Albay Selahattin Demirkol, Makine Albay Cahit Boran, Makine Albay Recep Baytalay, Makine Albay Ali Bora, Makine Albay Sedat Aytaman,
Makine Albay İsmail Üleskin gibi isimler sayılabilir.
Üsteğmen rütbesiyle Ali Rıza Bey’in Torpidobotlar Komodoru’na hitaben yazdığı yazı, hatıratında yer alan ve sayıları yüze
yakın raporundan biri olmakla beraber, nasıl bir ileri görüşe,
medeni cesarete ve iradeye sahip olduğunu da göstermektedir. Bu raporunda yüreği parçalanmış bir halde şöyle anlatır;
“Beyefendi, şahsınız ve yüce makamınız bizlerce pek kutsal
ve muhteremdir. Yüce emrinize bağlanmak ve itaat etmek görevimizdir. İtaat kelimesi rehberimiz, hizmet ise emelimizdir.
Eğer bizzat torpido atışlarında, hız denemelerinde ve denizin
değişen hallerinde ve daha pek çok gerekli şartlar altında
birçok tecrübeleriniz geçmiş olsaydı, elimizde bulunan filotillanın şuan ki ümitsiz durumu ve bu kıymetsiz, hırpalanmış,
zedelenmiş artık savaş hayatına ebediyen veda etmiş teknelerin hüzün veren durumları hakkında malûmatınız olurdu.
Sizden önce bu makamda bulunan Fırkateyn Kaptanı Hakkı
Bey’in idareleri esnasında birçok defalar muhtelif limanlarda
sabit hedef olduğu halde talim başlıklarıyla atış tecrübeleri
icra edilmiş, fakat hiçbir zaman harp başlığıyla bir torpido
feda edilerek atış yapılıp elimizdeki silahımızın patlama ve
tahrip kabiliyeti, ne yazık ki tecrübe edilememiştir.
Acaba gemilerimiz ümit edilen ve beklenilen muharebe görevini başarıyla yerine getirecek mi? Meçhul! Çünkü bilhassa
torpidobotlarımız tecrübe geçirmemiştir. Mağazalarımız torpidolarla dolu olduğu halde bir torpil feda edilememiştir. Bir
torpido istasyonu meydana getirileceği defalarca kulaklarımızı okşadığı halde, ne yazık ki bu söylenti hakikat görüntüsüne
bürünememiştir.
Ali Rıza Bey eşi Zeynep Hanım ve oğlu Muzaffer Denizeli ile
Elimizde mevcut bütün torpido gemilerinin muhtelif yaşlarındaki hayatlarının acı dolu maceralarını hatırlatmak gerekiyor.
Bu can sıkıcı ve başağrıtıcı ifademize, önce Fransız tarzında
inşa edilen muhriplerle torpidobotlardan başlanılacak, daha
sonraları sırayla diğerleri sayılacaktır.
Ali Rıza Bey hakkında eserlerinde kayıtlar düşmüş olan
E. Tuğamiral Afif Büyüktuğrul’un müteakip ifadeleri önem arzetmektedir: “Sonradan konuştuğum Donanma Komutan Vekili Ramiz Bey’in emir subayı, yine sonradan Emekli Binbaşı
Abdullah Bey de Binbaşı Hüseyin Rauf’un fikirlerini doğrular
gibi konuştu; ‘Komutanlar, kurmay görevi yapan güverte subayları Balkan Harbinin birinci muharebesi olan İmroz Deniz
Muharebesini kim idare etti, biliyor musun?
1905 yılı Temmuz’unda Fransa’nın Schenider Carels gemi
inşa tezgahlarından indirilerek torpido muhribi ve torpidobotu namıyla geçmiş dönemlerde hükümetimize teslim edilen
isimleri belli muhriplerle torpidobotlar bir hayli müddet kıçtankara halde Haliç’in yosunlu sahillerinde hareketsiz bırakılırken, kıymetli makine, tekne ve kazanlarıyla tevkif halinde
bulunmuş ve hatta makinelerinin çalıştırılmasına bile müsaade edilmemişti!
Bu muharebeden önce de Çanakkale Boğazı’ndan çok çıktık,
fakat düşman donanmasına ilişkin ilk belirtilerle karşılaşınca,
hemen geri döndük!
Nihayet, İmroz Muharebesini yapmak üzere Boğaz’dan çıkıp
da, köprüüstündekilerin oy birliğiyle geri dönmek kararının
verildiğini duyan Donanmanın Topçu Kurmay Erkânı Harbi
(Topçu Uzmanı) Kıdemli Yüzbaşı Amasyalı Ali Rıza Bey bağıra
bağıra ‘ Beyler aldığımız maaşlar haram olur. Muharebe yapınız!’ dedi de, muharebe yapmak kararı verildi.”
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Bu hususta malûmlarıdır ki, İtalyan inşası Yunus ve Hamidiye torpidobotlarının kazan boruları bahsi geçen gemilerin
bir defa çalıştırılmasına muvaffak olmaksızın çürütülmüş ve
yenilenmesi için hayli masraflar yapılmasına zaruret hasıl olmuştu.
65
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Osmanlı Ordusunda görevli Alman subayları ve ordu din görevlisi papazın Mesudiye Zırhlısı’na ziyaretleri. Alman subayları
Osmanlı askerî üniforması giymektedirler. Papazın sağındaki kişi Ali Rıza Bey’dir.
Bu torpidobotların geçmişteki harp kıymetleri sıradan bir
tekne derecesine indirilmişti. Bahsi geçen Fransız muhripleri ve torpidobotları da bu hayata mahkûm edilmek üzere
iken Meşrutiyet’le birlikte İngiltere’den gelen Amiral Gambel Paşa’nın yüce gayret ve büyük çabalarıyla yeniden işe
başlanılarak donanmamızda yenileştirilme çalışmalarına
girişilmiştir. Fakat heyhat, Yunan karşısında öylesine geri kalmış durumdayız ki!”
de kendi toplarının tesiriyle bir çok hasarı mucib oldu. Hatta
çarpışmada bulunan Barbaros’tan başka diğer gemiler, ilk
atışlarını yalnız baş taretleriyle icra edebildi.”
İlk atış teatisine başlandığı zaman, Mesudiye pruva hattından
sarktı. Tabii mevkiini Âsâr-ı Tevfik işgal etti ki bu hal sonra
icra edilen manevraların bozulmasını intaç etti.
İmroz Muharebesi Hakkında
“İmroz Deniz Muharebesi lehimize olmakla beraber, harp sırasında öylesine noksanlar vuku buldu ki, bunlar olmasaydı,
büyük bir başarı kazanılması mümkündü.”
Bu ifade Ali Rıza Bey’in kişisel görüşü olarak hatıratından
alınmıştır ve İmroz Deniz Muharebesi hakkındaki değerlendirmesine ait birkaç bölüm şöyledir: “Donanmamız Boğazdan çıkıp, düşman donanmasına karşı almış olduğumuz vaziyeti tamamlamak maksadıyla topları, tamamıyla bordadan
kullanabilmek üzere, rotamızı biraz daha sancağa almak için
emir verildi. Bu emir pek yolunda ve bütün gemiler toplarını
tam bordalarından kullanabilmeleri için tam mevkiinde verilmişti. Fakat Barbaros bu emri ifa etmekte gecikti. Bu sebeple
filomuz atış menziline girmiş olduğu halde dümen suyunu
takip eden gemilerden bazıları, henüz düşmana tamamıyla
borda gösterememiş olduğundan, ilk atışlar Averof üzerine
konsantre edilemediği gibi borda ve kıçta bulunan topların
ekserisi, Averof üzerine endaht için pruvalarına doğru en son
drisa derecelerini kullanmaya mecbur oldu. Bu hal gemilerDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Karadeniz Harekatına katılan Burak Reis Ganbotu ve
Giresun Torpidobotu Subayları
Süvari Hamdi Bey, Başçarkçı Refik Bey, İkinci Süvari Hüsnü
Bey, İkinci Çarkçı Mehmed Ali Bey, Güverte Yüzbaşı İhsan Bey,
Seyir Zabiti Nazif Efendi, Çarkçı Yüzbaşı Hüseyin Efendi, Kâtip
Yüzbaşı Ali Efendi, Güverte Mülâzım, Cerrah İsmail Efendi,Giresun Süvarisi Turgud Bey, Güverte Kıdemli Yüzbaşı Mehmed
Efendi, İnşaiye Kıdemli Yüzbaşı Yusuf Efendi.
66
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Gemiler atış sırasında sık sık sürat ve rota değiştirdi. Bu da ilk
verilen (sancağa devir) emrinin icra edilip gemilerin istenilen
rotada muhafaza edilmemesinden ileri gelmiştir ki, muntazaman çalıştırılmaya başlamış olan kontrol manzumesini ihlal
etti. İlk atışta Averof’a kümelendirilmeye çalışılmış olan atışların dağılmasına sebep oldu.
naleyh Donanma bu yıl içinde denizde seyirde iken yapılması
lazım gelen manevra sırasında atış talimlerinden mahrum
kalmıştır.
Bu harp zamanında topçuluk hususundaki görev başındaki
eğitim üç kısma ayrılabilir:
1) Nişancı ve muharebe atış talimleri
Sık sık icra edilen manevranın, daima değişik dümen kullanmanın, sıhhatle top atışına fena tesir edeceğine dikkat
edilmelidir. Atış sırasında fevkalade dikkate alınacak bir mesele varsa o da, verilen rotayı muhafaza etmek ve deniz harp
kuralları kati olarak icab ettirirse, tebdil etmek ve bu suretle
bir rota üzerinde seyir rotasını daima sabit tutmaktır. Aynı tesirledir ki çok mermi sarfedildiği halde isabet az olmuştur.”
2) Aşırtmalı atışlı talimler ve seyir muharebelerine iştirak
3) Gece torpido hücumu ve gece atış talimleri
Nişancı ve muharebe atışları talimleri ise muharebe atışlarına kadar donanmada nişancılar geceli gündüzlü atış talimleri
gibi gündüz donanmanın icra edeceği atışlı talimleri muntazam yapmaları gerekirken, birkez olsun icra edilememiştir.
Zaten topçuluk kısmını teşkil eden bu gibi atışlar Donanmamız’da henüz tamamıyla tasnif edilememiştir.
Balkan Harbi’nin getirdiği büyük felaket sonucu Türkiye ve
Yunanistan arasında aktolunan 14 Kasım 1913 tarihli bu
Atina Anlaşmasıyla Yanya, Selânik ve Girit Adası ebeden
kaybediliyordu.
Yalnız Donanmanın talim ve topçuluk eğitiminde görevli İngiliz öğretmen uzmanlar, zamanında nişancı yetiştirmek namı
altında münferid atış usulüyle, bilhassa üç bin metreyi geçen
kısa mesafelere atışlar yapılmaktaydı. Donanmada usta nişancıların bulunmaması hasebiyle, bu nice senede donanmada daimi hizmet edecek nişancı yetişememiştir.
Donanma Karadeniz ve Marmara ile kısmen Ege’ye çıkabilmek gibi bir çember içersinde cepheden cepheye yetişmek
için çaba gösterirken Âsâr-ı Tevfik zırhlısı Karadeniz Harekâtında görev almak üzere 7 Şubat 1913 tarihinde, Kanad
Komutanlığından görev hakkındaki emri almış ve Karadeniz’e
hareket etmiş, fakat haritada gösterilmeyen bir sığlığa oturarak 13 Şubat 1913’de tamamen sulara gömülmüş, su üstünde sadece bacası kalmıştır.
Biri İtalyan diğeri bize düşman Balkan Devletleri’yle yekdiğerini müteakib vuku bulan iki muhtelif deniz muharebesi zamanında Donanma Topçu Kurmay Subaylığını deruhte
eyledim. Filoyu meydana getiren gemilerle birlikte yapılması
icap eden bu atışlar gibi Donanmamızın yeni inkişaf eden
topçuluğuna pek büyük faydalar sağlanmış ise de, genel olarak gemi topçuluğumuz eğitim ve tatbikatlar bakımından çok
geride bırakılmıştır.
Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Ali Rıza Bey’in
25 Şubat 1913 Tarihli Raporu
Teknik olarak özellikle topçuluk konusundaki, raporlarını
içeren Hatırat’ta Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Ali Rıza Bey; “Donanmamızın topçu kurmaylığını üstlendiğim zamanlar hükümetimizin biri İtalya hükümeti, diğeri Yunanistan-BulgaristanSırbistan’dan oluşan Balkan İttifakı’yla yekdiğerini müteakip
vuku bulan iki muhtelif muharebe zamanına tesadüf eylemiştir. Binaenaleyh değerlendirmelerim ve gerekçelerini iki kısma ayırarak arz edeceğim.” diyerek Donanmadaki topçuluk
fenni ve eksikliklerini ortaya koymaktadır.
Bu ana kadar Donanma’da kontrollü hakiki mermi atışları
hakkında uygulamaya geçen bir çıkış fikri hasıl olamamışsa
da, bu hususa ait mesafe aleti, mesafe saati, mesafe ayarlama aleti, harita gibi gemiler için elzem malzeme temin edilmiş ve fakat bunların kaffesinin bir arada kullanılmasına ve
gemilerde denetleyici bir yöntemi tesis edilememiştir.
Eğer Donanma harpte bir deniz harbi icrasına memur edilmiş olsaydı, eski usul top atışlarından başka bir şey tatbik
olunamayacak ve atışların icrası her topçu ve batarya zabiti
tarafından müstakilen idare edilecekti. Veyahut işaret sancaklarıyla gemiler hep birden bombardıman edeceklerdi.
Makalenin sayfa imkanlarını dikkate alarak, raporundan aktarabileceğim bir bölüm şöyledir;
Birinci Kısım
İtalya Muharebesi Esnasında Donanmada Topçuluk:
Donanma topçu erlerine de bulunduğu müddetçe mezkûr
usul istimaline ve gemilerde topçu subaylarından müteşekkil kontrol kısmı teşkiline çalışmış ve birçok zaman gemiler
demirli olduğu halde stimbotlarla 6x4 ve 8x6 kadem ebadında hedefler hazır ettirilerek nişan namlularıyla talim ve atış
yapabilmek, haftada iki veya üç defa İngiltere Donanması’nda olduğu üzere top başlarında kuru sıkı mavzer atılmak şartıyla mahalli kontrollü atış talimi icra ettirilmiştir.
Bu muharebenin devam ettiği müddetçe harp gemilerimizin
İtalya Donanmasıyla denizde savaşmak gücüne sahip bulunmadığı hakikatiyle karşı karşıyayız. Denizlerdeki hakimiyeti tamamıyla elinde bulunduran İtalya Donanması tarafından
Çanakkale istihkamları etrafında vuku bulacak herhangi bir
zorlamaya ve taarruza karşı Donanmamız Çanakkale Boğazı’nda harbin süresince kalelere bağlı bırakılmış ve daimi
hareket üssü olarak Nara Limanı ittihaz edilmiştir.
Donanmaya yeni tatbik ve icrasından bu usül atışları takip
hususunda topçu subayları mühim birer vazife karşısında
bulundukları hakikatini takdir eyleyerek beyinlerinde bu usu-
Bu harbin devamı müddetince donanmadan bir geminin bile
hareket üssünden ayrılmasına müsaade edilmemiş, binaeDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
67
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
lün yerleşmesine ve gerekli uygulamaların yapılmasına dair
rekabet hasıl olmuş, her topçu subayı mensup olduğu gemi
dahilinde atış kontrol manzumesini düzeneği hakkında türlü türlü ıslahat ve teşkilatta bulunmuş, top taretlerinde ve
bataryalarda bulunan bölük subaylarına bu cins atışı talim
ettirmişlerdir. Hatta gemiler içerisinde bu hususta Turgud
Reis Zırhlısı topçu subayı en ileri gitmiş ve İngiltere Donanması’nda müşahede edip, tatbikini tavsiye eylediğim herşeyi
gemisinde ihzar ve tatbik eylemiştir.
lindeki savaş gemilerine karşı top atışı için pek etkili ve faydalı olan bu usul Donanma Kumandanlığınca tasvip ve teşvik
buyrularak, İtalya Savaşı devam ettiği müddetçe her hafta
topçu subayları kumandan gemisinde toplantı yapılarak fikir
alışverişinde bulunduruldu.
Bahsi geçen subayların görevli bulundukları gemilerde top
batarya subayı mühendislere ve erlere bu hususta uygulamalı ve nazari dersler, talimler vererek masabaşı talimler icra
ettirerek az çok bir fikir hasıl eylemişlerdir. Gemiler demirli
iken hareketli hedeflere, nişan namlularına atışlar icra edildikten sonra Barbaros, Turgud Reis, Mesudiye zırhlılarından
bir fırka ile birkaç defa Boğaz girişinde Galata Feneri ile Saltık
Limanı arasında muhtelif süratlerle seyredilerek ayrıca bir istimbot tarafından çekilen sürati bilinmeyen hedefler üzerine
nişan namlularıyla atış yapmak suretiyle talim ve muharebe
atışlarındaki deneyimler arttırılmış ve zabitan kontrollü atış
usulüne de bu tekrarlar sayesinde alışkanlık kazanmıştı.
Zırhlı gemilerimizden aynı sistemde bulunan Barbaros ve
Turgud Reis zırhlılarında kontrollü atışların yapılmasını sağlayacak az çok teknik broşür veya kitap ve telefonlar mevcut
olduğundan, bu şekildeki topçuluk mezkur iki gemide daha
ileri gitmiştir. Yalnız bu gemilerde mevcut olan savaş harekât
merkeziyle çanaklıklar arasında İngiltere Donanmasında
olduğu gibi doğrudan doğruya haberleşme vasıtaları olmadığından, kontrollü kısım ve ilgili donanım kıç zırhlıklarına
alınarak, burası harekât haberleşme merkezi ittihaz edilmişti.
Kontrollü atış usulünün ilk tatbikinde kıç direk çanaklıkları
uygun görülmüş ve mesafe aleti de kıç köprü üstüne yerleştirilmiştir. Bilahare bu mevkilerin harpte mahzurları olacağı
tecrübelerle anlaşıldığından pruva direklerinin kullanılmasına
mecburiyet görüldü ve aşağıda arz edileceği üzere Balkan
Harbi başlarında bazı tadilat icrası ve muhabere borularıyla
telefonlar ilavesiyle mesafe aleti subayı, topçu subayı mevkii
pruva direğine nakledilmiş ve kontrol kısmı da birlikte pruva
çanaklığına alınmıştır.
Donanma bu şekilde haftanın belirli zamanlarında kontrollü atış talimleri yaptığı gibi ayrı ayrı batarya zabitanı ve top
nişancılarına İngiltere’de uygulanmakta olan usul üzere hareketli hedef üzerine bir pusluk ve 7.65 milimetrelik nişan
namlularıyla atışlar icra ettirilmiştir. Bu suretle batarya subayları ve nişancı erler de mümkün mertebe bu usulün icrasına
alıştırılmış ve 1,000 ila 1,500 metreyi aşan bu atışlarda her
geminin isabet derecesi bizzat hedef bezi üzerindeki delikleri
saymak şartıyla yüzde 38 ila 85’i bulmuştu.
Mesudiye’de kontrol manzumesini teşkil ve toplarıyla haberleşmeyi temin için direğin de muharebe ve telefon donanımı
olmadığı gibi kule zırhı içerisindeki muhabere boruları da
harpte kontrollü atış icrasına müsait olamayacak derecede
bulunduğundan, bu gemide subayların ve sair personelin bu
cins endaht usulünde bilgi sahibi olmaları için yalnız sulh zamanında tatbik olabilen geçici donanım icrası cihetine gidilmiş ve o yolda talime devam edilmiştir.
Hamidiye ve Mecidiye kruvazörlerinin topları açık güvertede
bulunduğundan tertibat kontrolü pruva çanaklığında teşkil
edilmiş ve toplara verilecek mesafe ve muhabere boruları
yerine hedeften sapmayı kontrol ve flama usulüyle kontrollü
atış usulü talim ettirilmiştir.
Hamidiye Kruvazörü
Âsâr-ı Tevfik bu sırada topçu mühendis mektep eğitim okul
gemisi olduğundan bu gemide gerek topların yerleştirilmeleri ve gerekse direğinin bacasının arkasına pek yakın olması dolayısıyla bilfiil kontrol manzumesi teşkil edilememiş ise
de, gemi topçuluk öğretmeni tarafından topçu mühendislere
donanımı tarif ve uygulattırmış, bu usul atışların diğer gemilerde kullanılmasını gösterilmek şartıyla bilgilerinin arttırılmasına çalışılmıştır.
Donanmanın Çanakkale Boğazı gibi dar olan bir mahalde nişan namlularıyla atış talimini tabiatıyla kısa mesafede icra
etmeye mecbur olduğundan nişancıların gözü kısa mesafelere atışa alıştığı gibi, batarya subayları da yakın mesafeden
İngiliz usulü atış icrasıyla meşgul olmuştur. Böyle kısa menzilli atışların bilahare uzun menzillerde icra edilecek muharebe
atışları için sakıncaları olduğu düşünülmüş ve nitekim müteakiben icra edilen uzun menzil atışlarında da bu çekincenin
hakikat olduğu tecrübeyle sabit olmuştur.
Berk-i Satvet esasen küçük bir gemi olması hasebiyle kontrollü atış usulünün tatbiki cihetine gidilememiş ve zaten bu
hususta lâzım olan alet ve edevat da mevcut değildi. Harpte atış kontrolü topçu zabitinin kişisel kararına bırakılmıştır.
Kontrollü atışın ehemmiyet derecesi ve faydası ve seyir haDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Asıl nişancıların senelik muayene atışları öncesini teşkil eden
liman dahilindeki atışları müteakip o zamanın müsaadesine
göre büyük kıtada bez hedefler imal ettirerek gemiler birer
68
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
birer büyük top talim mermileri ile atışa çıkarılmıştır. Bu atışlar için seçilen menzil, gerek İngiliz Donanması’nda ve gerek Osmanlı Donanması’nda şimdiye kadar tatbik ve takip
edilmekte bulunan usulün hilafında olarak 2.500 metreden
yukarı olmak üzere tensip edilmiştir.
Sırf filotillada topçu ve nişancı yetiştirmek ve topçulara ilmi
ders vermek hususunda uzun talimnameler, filo muhtıraları
şeklinde görev yazıları basılmış ve dağıtılmıştır. Liman dahilinde sabit saç hedefe nişan namlularıyla atış yaptırmak ve
sık sık boğaz dahilinde Nara ile Galata Feneri arasında seyirler icra ettirerek sabit hedefe asıl top talim mermileri ile
atışlar icra ettirilmek gibi bilfiil atışlı talimlerinden hali kalınmamasını ve hatta birkaç defa da dört beş torpido Çanakkale
Boğazı haricine çıkarılarak, diğer torpidoyla çekilen küçük
kıtada hedefe konsantre ateş etmek şartıyla nişancılara müstakil atış talimleri yaptırılmış ve bu şekilde bütün sene bunlar
da mümkün olduğu kadar atışlarla meşgul edilmiştir.
Mermilerin Hiçbiri Hedefe İsabet Etmedi.
Zira Hatalı Onarım Yapılmıştı!
Evvela Hamidiye Kruvazörü 25 Mart 1912 tarihinde
Çanakkale Boğazı’ndan çıkarak İmroz Adası ile Toprak Adaları arasında bahsi geçen gemiler tarafından dikilen 1,238
kadem ebadındaki sabit hedefe batarya personeli marifetiyle atışlar yapmış ise de, sarf edilen 76 mermiden hiçbiri
İtalya Savaşı devam ettiği müddetçe torpidobotlarımız ve
muhriplerimiz her gece Çanakkale Boğazı ağzında karakol
beklemek ve Çanakkale Limanı’nda projektörlerle Boğazı
aydınlatmak vazifelerine memur edilmiş bulunduklarından
haftanın birkaç günü de kömür almak ve gemi temizliği ile
meşgul olmak gibi hizmetlerin tesiriyle devamlı bir surette
talim ve tedrisleri cihetine gidilemiyordu. Bununla beraber bu
gemilerimizde topçuluğun gelişmesi için, Filotilla Komodorluğu maiyetinde bizzat torpidobotlarda topçuluk talim ve tedrisatına memur ayrıca bir topçu kurmay zabitinin bulunması,
lüzumunu hissettim.
Bu atışlarda Çanakkale Ordusu Kumandanı Korgeneral (Ferik)
Ali Rıza Paşa da bulunmuşlar. Bu atışlar bilhassa icra edilmiş
ve isabet sıhhatinden ziyade atış sürati göz önüne alınmış ve
nişancılara denizde atış unsurları hakkında dersler verilmiştir.
Gece Torpido Hücumu, Gece Top Atış Talimleri
ve Projektör Kullanımı
Donanma, Nara Limanı’nda bulunduğu müddetçe geceleyin, düşman torpidolarına yapılması gereken, icrası mümkün
her türlü harp hazırlıkları ile gece müdafaasını icra etmeye
devam etmiştir. Geceleri Donanmanın bulunduğu mevkii
düşmana göstermemek için Ana Donanmamız kesinlikle
projektör kullanamamıştır. Düşman torpidolarının donanmaya hücum edeceği daimi güzergahı aydınlatılmış bir saha
haline getirmek hususu Seddülbahir ve Kumkale’den, Kilitbahir ve Çanakkale’ye kadar olan kısmı aydınlatmak görevi, sahilin muhtelif cihetine yerleştirilen sabit projektörlerle
Donanmanın ileri karakolunu teşkil eden torpidobotlarda ve
bazen kruvazör gemilerimizde bulunan projektörlere ihale
edilmişti. Binaenaleyh birçok zaman mevkiini terk etmeyen
Ana Donanmamız gece projektör kullanımı ve gece atışlarından mahrum kalmıştır. Zaten icra ettiğim incelemeye nazaran faaliyet başlangıcından bu ana kadar Donanmamız ancak
birkaç defa gece hücumları talimlerinde bulunmuş ve gece
torpidobotlara veyahut torpidobot şeklindeki hedeflere top
atışını icra edememiştir.
Kurmay Üsteğmen Ali Rıza Bey top taretinde
hedefe isabet etmemişti. Bahsi geçen kruvazör hedefe 2.500
ila 3.000 metre mesafeye dikilen mesafe şamandıraları istikametinde 10 mil süratle seyrettirilmiş ve atış neticeleri Donanma Kumandanlığı vasıtasıyla üst makama rapor edilmiştir.
Subayların Büyük Kısmı Topçuluk
Eğitiminden Geçmemiştir.
Top sesinden bile çekinen bir devlet hükümdarı varken, topçuluk talimi yapmaya kalkışmaya da imkan yoktu! Gemilerde
bu yüzden topçuluk pek geri kalmıştı. Örnek alırsam, torpidobotlarda bulunan topçu subaylarının büyük kısmı hiçbir
kurstan geçmediğinden, personele topçuluk talim ve tarzı
öğretmesini ve ilmi nişancı yetiştirmek usulünü bilmiyordu.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Açıkcası Donanmadaki cephanelerin kullanılma müddetleri
çoktan geçmişti! Bu halin umum cephaneye mahzuru olacağı
anlaşılarak her top başında mahfuz mevkilerde gemi asansörlerinin top başına yetiştirmek hususundaki sürat ve sarf
69
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
edeceği zamana nazaran daha az miktarda cephane bulundurulması, icabında bu cephane sarf edilince asansörler hemen cephane yetiştirebilmek üzere işlemeye hazır bulunmak
üzere tertibat alınması Donanmaya bildirilmiş ve bir müddetde bu halde vazife icra etmeye devam edilmiştir.
Topların teknik açıdan hayatı az kaldığından ayarlanmaları
imkansızdır.
Şimdi yapılabilecek iş topları, atış menzilinde denemek ve
iyi netice verecek olursa, bulunacak ortalama hatayı menzil
farkı olarak, o menzilde kullanmak gerekecektir. Bu gerçeğin
dışındaki atışlarda top atışlarında hedefi vurma şansı sağlıklı
olamayacaktır. Evvelce aynı raporun Bahriye Nezareti Altıncı
Topçu Dairesine takdim kılındığı arz olunur. “
Geceli gündüzlü hazır tutulan bu cephaneler cephaneliklerine
tekrar iade edilmeyerek, gemiler atış talimine çıktıklarında
sarf olunmuş ve tekrar bunların yerine diğer cephane ikame edilmiştir. Donanmamızda hakikaten gece savunmasına
mahsus cephane pek noksan ve gece kontrollü atış icrası
mahdut denilemeyecek derecededir. Aynı zamanda zaten
top guruplarının idaresine kafi adette olmayan projektörlerin
aydınlatma sahası zamanı hazır mayın menzillerine nispeten
pek kısa, ziyaları ekseriyeti otomatik olmamakla beraber mayın ağları, projektör adetleri, muhabere donanımları, muntazam gece nişangahları projektör yakmak hususunda deneyimli ve uzman personel de yok gibidir.
“Tarihi: 8 Ocak 1913 Çarşamba gecesi
Mevkii: Nara - Barbaros Zırhlısı.
Vasıf Bey bu sabah bizi çağırdı; iki mesele üzerine Selahaddin Bey’le birlikte bir plan tertip etmemizi söyledi. Biri Limni’ye doğru hareket etmek, diğeri Dedeağaç’a giderek ihrac
edilmekte bulunan asker ve erzakın zaptı hususunda Donanmanın oraya kadar süratle hareketiydi.
Selahaddin Bey’le evvela bu programı tertip ettik. Sonra Vasıf ve Hamdi Beylere gösterdik. Muvafık gördüler ve tümüyle
kabul ettiler. Yalnız son 16’ncı maddeyi ilave ettiler.
“Halihazırda donanmada topçu subayı seçimi hakkında bir
usul yoktur. Hatta Osmanlı Donanması’nda en kolayı ve arzu
eden subay için hiçbir kayda bağlı olmadan, ikinci derecede
kalmış bir meslek gibi telakki edenler vardır.
Programın düzenlenmesi ve Donanmanın faaliyeti onlar tarafından da arzu ediliyor. Fakat her nedense icrası geri bırakılıyor. O programı tertip ettik. Fakat filo muhtırası kopyalar
çıkartılarak tüm gemilere neşredilecek. Vakıa tatbiki malum
değil. Kendilerine sordum; Tekraren “Bakalım düşünürüz,
olmazsa yarın veya öbür gün” gibi baştan savıcı sözlerle uygulama zamanını beyan etmediler. Uygulama şekli hakkında
işi kumandana bıraktılar. Bakalım uygulama zamanı ne gün
olacak.”
Bir mühendis gemiye gelir, topçu zabiti maiyetine verilir. Bu
mühendis artık intisab etmediği, teşkilatını bilmediği bölük
idaresini, gündüz vardiya beklemesini, filika ve stimbot idaresini bütün bütün terk ederek, teğmenliğe terfi edinceye kadar, topçu mühendisi namıyla daimi topçu kalır. Gemide top
temizliği zamanlarında, gerekli malzemeleri vermek, cephane
mevcudunu yazmak bunların görevidir.”
23 Şubat 1913
Ali Rıza Bey’in hatıratında yeralan müteakip satırlar, Gelibolu
Yarımadası savunması adına Donanmanın kara hedeflerini
aşırtmalı olarak bombardıman etmesi için yapılan eğitimleri özetle vermektedir. Açıkcası kendi topraklarımızı nasıl
bombalayacağımızın talimleri yapılmakta ve atışların isabetli
olması üzerine Donanma tebrik edilmektedir; “Aşırma atışlarında sabit olmayan hedefe karşı ateş edecek gemiye mevkiini bildirmek için, bilinmesi gerekenler de böylece anlaşılmış
oldu.
Donanma Kumandanlığı Vekaleti Yüksek Katı’na
Topların Tophane-i Amire’den memur ile celb edilen özel ölçüm aletleriyle ölçümlerinde, setlerine nazaran namlu kuturları, asıl ölçülerinden hayli artmış olduğu görülmüştür.
Halbuki evvelce Tophane’den celbolunan memurların ölçtükleri miktarın ellerinde bulunan şuradan buradan tedarik
ettikleri bir aletle olduğu, memurların ifadesinden anlaşılmış
ve setlerin artmasına o memurlar tarafından gözetimim altında ve özel aletiyle bu defaki ölçümünde müteakip veriler
bulunmuştur:
Merminin düştüğü noktayı tarassud için karada bir gözetleme yeri tesisi, ateş edilecek hedef istikametinde gözetleme
mevkileri ve bu gözetleme mevkileri ile gemi arasında haberleşmeyi temin için işaret istasyonları ve telefon donanımı
gibi işler yapıldı.
Barbaros, Turgud Reis ve Mesudiye zırhlılarının topları yivlerinin aşınması mevcut alet ile femden itibaren 4 m'ye ve kuyruktan yivlerin başladığı noktadan itibaren 90 ile 100 cm.’ye
kadar ölçülebilmiştir. Üç metreye kadar bir kısım ölçülememiştir. Mamafih bu kısımda dahi aşınmaların tahminen aynı
tarzda olacağı tabiidir. Mamafih umum topların yekdiğerinden farkları yok gibidir.
Düşmanın askerî harekât icra edeceği tahmin edilen mevkinin, Maydos Kolordu Erkanı Harbiyesi tarafından temin edilmiş haritalar incelendi ve koyları kopya edilerek gemilere ve
gözetleme mevkilerine bildirildi.
Bu gemilerin toplarında ciddi aşınmalar vardır. Bu halde topların teknik ölçüleri değişmiş ve yıpranmış olduğundan sıhhatli top atışı yapmanın zorlaşacağı ve topların kıymet ve
harp kudretinin hayli azalmış olduğu aşikardır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Düzenlenen program gereğince Barbaros, Turgut, Mecidiye;
Maydos ve Kilya sırtlarından, Kabatepe sahilini, Âsâr-ı Tevfik,
Hamidiye, Berk-i Satvet de; Bolayır bölgesindeki Saros Körfezi’nin kuzeyini savunmaya memur edilmişti.
70
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
3 Mart 1913 tarihinde Barbaros, Turgut Maydos önünde,
Mecidiye Kilya Limanı içinde bulunarak birkaç gün sürdürülen aşırtmalı ateşler, tepeler arkasına tahtadan yapılmış
olan, piyade avcı hedeflerini, top bataryalarını muvaffakiyetli
tesir altında bulundurmuştu. Hatta Donanmanın şimdiye kadar meşgul olmadığı böyle bir aşırtmalı top atışının başarılı
neticeler vermesi, kara ordumuz nezdinde umudu hasıl ettiği,
maneviyatlarının dahi artmasına hayli yardım ettiği, düşman
tarafından vuku bulacak böyle bir muhtemel harekata karşı,
donanmanın savunma sağlaması hususunda orduya kuvvetli bir etki olacağı, Maydos Kolordu Kumandanlığı tarafından
gerek resmi surette, gerekse hususi olarak bildirilmiş ve atış
sonuçları hakkında yazılar neşredilmişti.”
Fakat geceli gündüzlü güvertede kalan bu cephaneler, cephaneliklerine tekrar iade edilmeyerek gemi atış talimine
çıktıkça başta boş yere harcanmış ve bunların yerine diğer
cephaneler ikame edilmiştir.
Filotillada Topçuluk
Bununla beraber top başında vardiya bekleyen personel,
gece düşmana karşı kullanacakları topların nişangah vs. gibi
ince edevata ait teknik hakkındaki bilgilerini bir tarafa bırakın,
devrin tekniğinin bir bütünü olan bu harp gemilerinde böyle
cihazların, topların ve donanımların nasıl kullanılacağına dair
mevcut talimatları dahi okuyup anlayacak öğrenimden uzak
cahiller olduklarından maalesef acizdiler. Bu nedenle gece
nişangahlarının doğru şekilde kullanılması ve idaresi bütün
bir sene topçu subaylarını pek müşkül mevkide bırakmıştır.
Donanmamızda hakikaten torpido ağları, projektör adetleri,
haberleşme aletleri, muntazam gece nişangahları gibi, gece
müdafaasına mahsus vesait pek noksan ve gece kontrollü
top atışı icrası yok denilebilecek derecededir. Aynı zamanda
zaten top gruplarının idaresine kafi adette olmayan projektörler, torpido menzillerine nisbeten pek kısa, ışıkları kuvvetsiz,
ekserisi otomatik olmamakla beraber projektör yakmak ve
kullanmak için de yetişmiş ve eğitimli personeli yok gibidir.
“Filotillada topçuluk pek geri kalmıştır. Çünkü torpidobotlarda
bulunan topçu subaylarının hepsi topçuluk kurslarından geçmemiş, bulundukları müddette filo topçu topçularına nazaran
daha az bilgi sahibi olduklarından, erler topçuluk talimini ve
nişancı yetiştirmek usulünü takip edememektedirler. Sırf filotillada topçu ve nişancı yetiştirmek ve topçulara uygulamalı
ders vermek hususunda uzun talimatlar, filo emirleri şeklinde
görevleri belirten duyurular çoğaltılarak gemilere dağıtılmıştır.
Subayların tüm mesailerine ve top personeline verdikleri her
türlü talimata rağmen, durmadan bozulan gece nişangah
donanımları her gemide defalarca değişmiş ve bu hususta
Bahriye Nezareti de hayli masraflar etmiştir.
Liman dahilinde sabit saç hedefe, atışlar yaptırılmak gibi
ateşli talimlerde bulundurulmuş ve hatta birkaç defa da 4-5
torpidobottan mürekkep bir fırka ile Çanakkale Boğazı dışına
çıkılarak diğer bir torpidobotla, küçük boyda hedefe konsantre ateş etmek şartıyla, nişancılara müstakil ateş talimleri yaptırılmış ve mümkün olduğu kadar topçu personeli atışlarla
meşgul edilmiştir. Bu son atışlar bilhassa dalgalı havalarda
icra ettirilmiş ve isabetten ziyade, sürat dikkate alınmış ve
nişancılara denizde atış yapmak hakkında dersler verilmiştir.
Gemiler muhtelif zamanlarda birer ikişer, Nara arkasında ve
Akbaş ve Saltık Limanı cihetlerine alınarak demirli iken, orada projektör talimleri ve stimbotlarla gecenin gayrı muayyen
zamanlarında gemi üzerine hücumlar icra ve projektörlerle
bu stimbotların izlenmesi usülü ve her vardiyaya ayrı ayrı
stimbotlarla gerilen küçük seyyar hedeflere nişan namlularıyla, gece nişangahları kullanarak, gece atışı yaptırılmış, bu
cihetle gece torpido hücumuna karşı riayet edilmesi lazım
gelen hususlar hakkında, erlere ve subaylara az çok uygulamalı fikirler gösterilmiştir.
İtalya Harbi devam ettiği müddetçe torpidobotlarımız ve muhriplerimiz her gece Çanakkale Boğazı ağzında karakol beklemek, Çanakkale Limanı’nda projektörlerle Boğazı aydınlatmak vazifeleriyle de görevli olduklarından, haftanın birkaç
günü kömür almak ve gemi temizliğiyle meşgul olmak gibi
işlerden, devamlı talim ve eğitim yoluna gidilememiştir.
İngiliz Donanması’nda tatbik edilmekte olan usuller hakkında müteaddid filo talimnameleri neşrettirilmiştir. Mamafih
bu küçük talimler, gece hakiki torpido hücumuna karşı, top
atışını mükemmel isabet ettirebilecek derecede olabilmek
için yeterli görülmemiştir. Filotillamız gece atışıyla hiç meşgul
olamamıştır.
Donanmada harp devam ettiği müddetçe gece vardiyası
beklenilmiştir. Akşamları güneşin batmasıyla beraber, usule
uygun, bir gemide bulunan küçük çaptaki topların her biri
için 40’ar atım cephane çıkarılmış ve sabahları tekrar cephaneliklerine alınmışsa da, bir sene mütemadiyen adedi yüzlere
ulaşan bu cephanelerin devamlı güverteye çıkarılması ve tekrar mevkiine gönderilmesi gemi asansörlerini harap etmiş ve
cephaneler de ardı arkası kesilmeyen kötü havalara maruz
kaldığından, esasen garanti sürelerini doldurmaya başlayan
ekseri gemi cephaneleri bozulmaya başlamıştı. Bu mahzurun
tüm cephaneye sirayet edeceği anlaşılarak her top başında
ve korumalı bir mevkide daha az miktarda cephane bulundurulması, icabında bu cephane sarfedilinceye kadar asansörlerle hemen cephane yetiştirebilmek üzere işletmeye hazır
bulunmak üzere önlem alınması Donanmaya bildirilmiş ve bir
müddet de bu halde vazifeye devam olunmuştur.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Umumiyetle her büyük gemimizde mevcut batarya topları
üzerinde aşırtmalı atışlar için kullanılan drisa ve irtifa derece
donanımları mevcut değildi. Barbaros, Turgud Reis, Mecidiye toplarının irtifa dereceleri Mesudiye, Hamidiye, Mecidiye,
Asarı Tevfik toplarının drisa taksimatı olmadığından bunlar
topçu subaylarının şahsi gayretleri sayesinde, her gemideki
makine memurları tarafından, pirinç çemberler üzerine kazınarak ve mümkün olduğu kadar sıhhatle toplara bağlanarak,
topların bu eksiği tamamlandı.
71
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
Düşman Bütün Adalarımızı İşgal Etmiştir.
Düşmanın ana filosu veya esas kuvveti tahrip edilmedikçe
harekat üssünün değiştirilmemesi lazımdır. Çünkü donanmamızın asıl vazifesi adaları kurtarmaktır, adaları kurtarmak için
de düşmanın asıl kuvvetinin tepelenmesi gereklidir. Bugün
donanmamız savunma harekatından ziyade hücum harekatı
icrasına mecburdur. Hücum harekatı ise mutlaka düşmanın
deniz gücüne karşı olacaktır. Düşmanın deniz gücü ile çarpışmadan gerek adalar sahiline ve gerek Yunanistan sahiline
taarruz etmek bizim için istenilen yararı temin etmez.
O halde düşmana denizde rast gelmek, onu arayıp bulmak lazımdır. Düşmanı aramak için harekât üssünün değiştirilmesine lüzum yoktur. Çünkü hangi harekât üssü seçilirse seçilsin
donanmamız gece seyri olmadığından mutlaka güneş batarken limana geri dönmeye mecburdur. Şimdiye kadar esaslı ve
yek diğerini takiben tertip edilmiş bir planımız yoktur.
Amaç nedir, donanma ne iş görecektir? Düşman donanmasını nasıl bulacaktır, bu hususta ortaya konulan sorulara gemi
süvarilerinden hiçbiri kesin ve etraflı bir yanıt verememiştir!
Donanmamız bu ana kadar birkaç defa boğazdan çıktığı halde hiçbirisinde kararlı bir usul takip etmedi, boş yere zaman
kaybedildi ve boş yere harcama yapıldı. Yapılacak her çıkışı
müteakip ikinci çıkış ara verilmeden yapılmalı ve belirli noktalarla maksatlar takip edilmelidir.”
Salgın Hastalıklar ve Vefatı Üzerindeki Sırra Dair
Ali Rıza Bey, Salacak’ta intihar etmeden önce hazırlamış olduğu iki mektubu, kılıcını ve üniformasını kıyıdan biraz gerideki taşların üzerine bırakmıştır. Bu mektuplardan biri, Deniz
Kuvvetleri Komutanlığına hitap etmektedir. Diğeri de kayınvalidesine hitaben yazılmış bir mektuptur ve tüm aile mensuplarından teker teker özür dileyerek, verdiği geri dönülmez acı
kararı nedeniyle kendisini affetmelerini dilemektedir.
Ali Rıza Bey’in Deniz Müzesi arşivinde yeralan künyesi;
“Amasyalı Ali Rıza bin Mehmet Efendi’ye ait Tercüme-i
Hâl”başlığıyla İstanbul Deniz Müzesi Künye Defterleri
D.4 S.757-0209’da yeralmaktadır.
Bu mektuplar halen İstanbul Deniz Müzesi Arşivinde olmalıdır.
Ayrıca Ali Rıza Bey’in sicil dosyasını içeren kayıtlar, bildirildiğine göre; halen belgelerin tasnifi tamamlanmadığından,
tasnif dışı belgeler arasında yeralmaktadır. Muhtemeldir ki,
diğer kayıtlar da tasnif edilmiş hale gelmiştir.
kelime üzerinde durarak bir araştırma yaptım. Halen Uşak
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı görevini sürdürdüğüne
dair bilgi sahibi olduğum Prof. Dr. Ramazan Çalık ve Doç.Dr.
Muzaffer Tepekaya’nın “ I. Dünya Savaşı Esnasında Anadoludaki Salgın hastalıklar …” başlıklı makaleleri, önemli bir
kaynak eser olmaktadır.
Bir defterde orduda ve bağlantılı olarak donanmada görülen
bazı salgın hastalıkların çok kırıcı olduğunun yarım kalmış
cümle halinde işaret edilmesi üzerine, orduyu saran hastalıklar konusunda yayınlanmış makaleleri araştırmayı gerekli
buldum.
Nitekim bu makalede anlatıldığı üzere, 1889-1902 yıllarında Osmanlı Devleti’nde görev yapan Alman dermatologu
Ernst von Dürin, Anadolu’da bulunduğu süre içerisindeki
frengi hastalığı bağlamındaki gözlemlerinden yola çıkarak
yaptığı değerlendirmesinde şu cümlelere yer vermektedir;
“Suriye, Fırat, Dicle havzası hariç Küçük Asya’da Osmanlı
nüfusu 1844’den 1890 yılına kadar 12 milyondan 7 milyona
düşmüştür. Bunun sebebi bütün Türkler için geçerli olan ağır
askerî hizmet ve diğer taraftan syphilis (frengi) hastalığıdır.
Ayrıca İstanbul’dan Düzce’ye kadar olan seyahatimde, bölgede hızlı bir nüfus düşüşünün olduğu dikkatimi çekmiştir. Zira
Osmanlı Ordusuyla, Bahriye efradını etkileyen salgın ve bulaşıcı hastalıklar üzerine muhtelif kaynaklar var. ATESE Tarih
Uzmanları Alev Keskin, Fatma İlhan ve Özlem Demireğen
imzasını taşıyan “Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Salgın Hastalıklar: Kolera ve Kolera ile Mücadele” başlıklı
bir makale bu konudaki araştırmalardan biri olarak, gösterilebilir.
Ancak, “Bilhassa birkaç efratta görülen Frengi hastalığı..”
gibi sonu gelmeyen yarım bir cümle dikkati çekmektedir. Bu
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
72
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Balkan Harbi’nde Türk Deniz Harekâtı ve Topçu Kurmay Subayı Ali Rıza Bey’in Hatıratı
bölgede bulunan çok sayıdaki Türk mezarlıkları bunu teyid
etmektedir. Bugün buralarda Tatarlar ve Çerkezler bulunmaktadır. Artık buralarda Türk kalmamıştır. Türk halkı tamamen
ölmüş.
Ali Rıza Bey’in 1920 yılında daha da ciddi hâl aldığı anlaşılan böbrek iltihabı rahatsızlığı görevini yapamayarak istirahat
verildiği ve bu tedavi süresinin müteakiben daha da uzatıldığı
anlaşılmaktadır.
Bir Çerkez muhtar bana kendi köyünün nüfus defterini gösterdi. Defterdeki kayıtlara göre 30 yıl önce 100 hanede toplam 500 insan yaşamaktaymış. Ertesi gün bu köyü ziyaret
ettik. Köyde 3 hanede 7 kişinin kaldığını gördük ve evde bulunan yaşlı bir adam bize bütün halkın frengi hastalığından
öldüğünü söyledi. Bunun sebebi Avrupalı bayanların Selanik,
Edirne, İzmir, İskenderun ve Beyrut’ta yerleşmeye başlamasından beri frengi hastalığının yayılmaya başlamış olmasıydı.
Bunlar Yahudi bayanlar ile, Fransız, İspanyol, İtalyan ve Yunan
kadınlarıydı. Polis kayıtlarına göre bu kadınların sayısı Pera ve
Galata’da 5.000, İzmir’de ise 2.000 olarak bildirilmektedir.
Frengi hastalığının Suriye, Kastamonu ve Sivas’ta ve hatta
bütün Karadeniz sahili boyunca yaygın olduğu ve bulaşıcı hal
aldığı görülmektedir.”
Mezkûr kayıtların 23 Eylül 1335 (1919) ve müteakiben
1 Kanuni Sani-1 Ocak 1920) tarihli hanelerinde “İcra ettirilen
muayenesinde hastalığı müşahade edildiğinden berayı istirahat ve müdaveten 2 ay müddetle terhisi sıhhiyeden iş’ar
olunmakla, mucibince ferman sadır olmuştur. Yukarıda geçen
hastalığından tekrar icra ettirilen muayenesinde “zat-ül-kilye
[böbrek iltihabı] hastalığı” müşahade edildiğinden 3 ay müddetle icrayı terhisi ve önceki 2 mahlık izni esnasında, o zaman
Hamidiye Kruvazörü’ndeki vazifesinden ayrılış tarihine nazaran hesap edilmek üzere izninin sonundan itibaren eklenmesi
ferman sadır olmuştur.” kayıtları görülmektedir. Son tayin yeri
olan İsa Reis Süvariliği görevine de katılamamıştır.
Ali Rıza Bey’in vefatıyla ilgili evrak şöyledir: “Meşruhat
(Açıklama),Bahriye Vekalet-i Celilesi, Evrak ve Dosya:6176/
6844;Teşkilat-ı Ahire mucibince İsa Reis Süvariliğine tayin
edilip, henüz mahal-i memuriyetine azimet etmemiş olan
Korvet Kapudanı Amasyalı Ali Rıza Bey’in mah-ı hallin 2’nci
Pazar gecesi, Üsküdar’da Şemsi Paşa Sahili’nde sivil pardesüsü, kamış bastonunu terk ederek kendisini denize atmak
suretiyle intihar eylediği ve pardesüsünün cebinde ele geçirilen bir mektupta intiharı zikredilmekte bulunduğu ve cesedin
elyevm zuhur ( Halen bulunamadığı) etmediği ve binaenaleyh taharri (Aranmakta) edilmekte olduğu Şemsi Paşa Karakolundan icra ettirilen tahkikattan anlaşılmış ve arz edilmiş
mektup kopyasıyla, Muayene-i Sıhhiye Komisyonu tarafından
mürsel (Gönderilmiş) istida ve raporun leffen takdim kılındığı
maruzdur efendim. 6 Mayıs 1341 [6 Mayıs 1925]
Von Düring, Kastamonu vilayetinde halkın yüzde 70-80’inin
frengi olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, İstanbul’a yakın bir
bölge olan Çanakkale ve çevresinde de frengi hastalığının etkisini gösterdiğini, Biga, Koza ve köyleriyle Çan Nahiyesi’nde
frengi hastalığı yaygınlaştığını yazmıştır. Hükümet, bu hastalığın yaygınlaşması üzerine Kale-i Sultaniye’de (Çanakkale)
de “Kastamonu Vilayeti ve Bolu Sancağı Frengi Mücadelesi
Teşkilat-i Sıhhîyesi Nizamnamesi”nin uygulanmasını kararlaştırmıştır. Hatta Goeben (Yavuz) Zırhlısında görevli birkaç
Alman bahriye efradında da frengi hastalığına rastlanıldığı,
hastalığın karada köylere kadar sirayet etmiş olduğu belirtilerek, şöyle denilmektedir: “Memleketin birçok noktasında bu
yüzden nice yaşamlar ve aileler sönüp geçmiştir.”
İstanbul Bahriye Kumandanı Celal.”
KAYNAKLAR
(Ali Rıza bin Mehmed Efendi’nin hastalığı, İstanbul Deniz Müzesi Arşivi D.4.S.757).
(Büyüktuğrul, E.Tümamiral Afif, 2005:Sf.960)
Büyüktuğrul, Amiral Afif (1980), Balkan Savaşı Deniz Harekatı Üzerine Gerçekler 1912, TTK Yayını 1980, Sf.174.
Büyüktuğrul Amiral Afif (1983) Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması, C.4. Sf.174., Deniz Matbaası,
İstanbul.
Çalık, Doç.Dr. Ramazan- Yrd. Doç.Dr. Tepekaya,Muzaffer, (2007) I. Dünya Savaşı Esnasında Anadoludaki Salgın Hastalıklar ve Ermeniler, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı :16, Konya.
Deniz Müzesi Komutanlığı Arşivi, İstanbul
Emir,Ali Haydar (1932) , “Balkan Harbi’nde Türk Filosu”, Deniz Harp Akademisi 11 No’lu Neşriyatı,Deniz Matbaası/Kasımpaşa,İstanbul.
Keskin,Alev - İlhan, Fatma - Demireğen, Özlem, Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Salgın Hastalıklar: Kolera
Ve Kolera İle Mücadele,(2012) Gnkur. ATESE Bşk.lığı Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl 10, Şubat 2013, Sayı 19,
Sf.85-100.
(Kolera, ATESE Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl 10, Şubat 2013, Sayı 19, Sf.85-100)
(Salgın hastalıklar, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2007 Sayı :16)
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
73
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
“ BİR BAŞARI HİKAYESİ ”
KALAHARİ’DE KUMLA SAVAŞ
Son 500 metre 7 gün boyunca çantamda taşıdığım bayrağımızı çıkartarak bitiş noktasından ay yıldızımızın gölgesinde geçtim.
Hazırlayan •• Dz. Yzb. Sezgin ARSLAN
K
30 Ekim geçen yıl KAEM koşanlar ve yeni koşacak sporcular
ile buluştuk. Bir buçuk saatlik uçuştan sonra Uphilton’daydık.
Sonrasında otobüs ile Kalahari National Park’a yolculuğumuz
yaklaşık iki saat sürdü. Eski dost ve yeni arkadaşlarla keyifli
bir akşam yemeğinden sonra istirahate çekildik.
alahari Augrabies Extreme Maraton (KAEM) bu yıl koştuğum ilk çok etaplı ultramaraton oldu. Yıl boyunca bir
çok tek etaplı ultramaraton koştum. Aslına bakarsanız çok
etaplı koştuğum son ultramaraton da KAEM-2013 idi. Geçen
yılki yarıştan sonra bu seneki yarışa gelmeden önce kumda
antrenman yapmaya kendi kendime söz vermiştim. Tabi ki iş
yoğunluğundan dolayı bunu gerçekleştiremedim.
31 Ekim günü malzeme kontrolü yapıldı. Benim çantam her
zamanki gibi diğerlerininkinden daha ağırdı. Ama taşıyacak
olduğum ağırlığın; yiyeceğim yemeğin kalitesine ve lezzetine
değeceğini biliyordum ki bu da bana psikolojik güç kaynağı
oldu.
27 Ekim THY İstanbul-Johannesburg uçağına bindiğimde
ikinci KAEM yolculuğu başlamış oldu. Dokuz buçuk saatlik
yolculuktan sonra diğer sporcu arkadaşlarım Bakiye DURAN
ve İhsan ŞAL ile birlikte Johannesburg’daydık.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
74
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
1 Kasım günü sabah erken kalkıp hep beraber kahvaltı yaptık.
Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı tamamlayıp başlangıç noktasının yolunu tuttuk. Saatler 9:00’u gösterirken yarış başladı.
Bu yıl da geçen yılki gibi sıkı rakiplerim vardı. Hedefim birincilikti, ama yarış psikolojisine çok da fazla girmek istemiyordum. Çünkü bu tarz uzun etaplı yarışlarda yarış psikolojine girmek yarışmacıları etkileyebiliyor.
Yarışın başlamasıyla beraber öne doğru fırladım. Yaklaşık
geri dönüp son işareti buldum. Son işaretin olduğu yerde yukarı doğru ayak izleri vardı. Ayak izlerini takip ederek yukarı
çıktım. 100 metre sonra işareti görünce rahatladım. İkinci
kontrol noktasına ulaştığımda kendimi çok yorgun hissettim.
Sanki Orange Nehri tüm enerjimi almıştı. Kontrol noktasından
su alarak yoluma devam ettim. İlk günü bir şekilde bitirmek
istiyordum. Üzüm bahçelerinin yanında koşarken dans eden
köylüleri gördüm. Afrika dilinde bir şeyler söylediler. Üzüm
800 metre sonra dere yatağından geçerken ayakkabılarım
kaydığı için yavaşlamak zorunda kaldım. Fransız Stephan ve
Güney Afrikalı Dirk önüme geçti. Dere yatağını geçtikten sonra tempomu artırıp onları yakaladım. 1 km sonra ikinci dere
yatağı karşımıza çıktı. Düşmemek için yine yavaşladım. Bu
sefer Dirk de kaydığı için benim gibi dere yatağından yürüyerek geçti. Birlikte tempomuzu artırdık. Kısa bir süre sonra
Stephan’ı yeniden yakaladık. Saatime baktığımda başlangıç
için hızlı gidiyorduk. Bu tempoda biraz daha devam edip
sonra yavaşlamaya karar verdim. Çünkü yarışın ilk günüydü, çantalarımız ağırdı ve ilk günden kendimi yıpratmak istemiyordum. Yavaşladım diyorum aslına bakarsanız pek de
yavaş koşmuyordum. Ben ilk 10 km’yi 48 dakikada geçerken
onlar 46 dakikada geçti. Düşündüğümden hızlı koşuyordum.
Ama ilk 13-14 km’de çok kum olmadığından dolayı rahat
koşuluyordu. Stephan ve Dirk ile aradaki farkın çok da açılmasını istemediğimden ve bu tempoda rahat koştuğumdan
14’üncü km’deki Orange Nehri’ne kadar bu şekilde gitmeye karar verdim. Dere yatağına gelince istemesem bile
tempom düşecekti. Nitekim öyle oldu. Orange Nehrinin kenarından koşarken parkur düşündüğümden daha teknik bir
hal aldı. Çok fazla kum yoktu, ama sürekli kayalıklardan ve
ağaçların arasından geçtik. Patikayı takip etmek çok zordu.
Patika bazı yerlerde kayboldu. Ağaçların arasına dalıp yoluma
devam ettim. Tek başıma olduğum için işaretleri takip etmekte oldukça zorlandım. Arada Dirk ve Stephan’ı görsem de kısa
bir süre sonra tekrar kayboluyorlardı. Dere yatağı yaklaşık
3 km devam etti. Dere yatağının çıkışını kaçırdığım için yaklaşık 200 metre fazla koştum. Çitlere kadar koştuktan sonra
bahçelerinden sonra tırmanış başladı. Çok dik olmasa da
yorgun olduğumdan ara ara yürüyerek tepeyi çıktım. Tepeyi
çıkarken Dirk’ü gördüm. Demek ki çok da önümde değiller
diye düşündüm. Dirk de tepeyi çıkarken yürüyordu. Tepeden
sonra 4 km’lik bir yol kalmıştı. Dirk’ü görsem de Stephan
ortalarda yoktu. Koşmaya devam ettim. İlk günü 2 saat 21
dakikada tamamladım. Hızlı başlayan gün yavaş bitmişti.
Stephan yaklaşık 4 dakika, Dirk ise 2 dakika önümdeydi.
Bu farklar çok da önemli değildi. Çünkü sadece birinci gün
geride kalmıştı. İlk günü İhsan Abi 3.13.40 Bakiye Abla ise
3.15.50 ile tamamladı. Kampta bizi bekleyen bir sürpriz vardı. “Never Rain’in Kalahari”de (Asla Yağmur Yağmayan Kalahari) yoğun bir yağmur başladı ve yaklaşık 1 saat boyunca
devam etti. Kalahari’de koşarken yağmurun yağması güzel,
ancak kamp yerinde yağması pek de hoş olmadı. Yağmur süresince eşyalarımız ıslanmasın diye yoğun bir çaba sarf ettik.
Yağan yağmur altında kamp alanında koştuğumuz bölümün
değerlendirmelerini yaparken Bakiye Abla’ya “Çok hızlı koşuyorlar, böyle devam ederlerse yapacak pek de bir şeyim
yok.” dedim.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
2 Kasım güne yağmurla başladık. Sabah 5 gibi başlayan
yağmur yaklaşık yarım saat boyunca aralıksız yağdı. Aslında iyi de oldu. Bu günün serin geçeceğinin işaretiydi. Ama
bulunduğumuz yer Kalahari ve burada 15 dakika içerisinde
her şey değişebilir, deli gibi yağmur yağarken bir anda güneş
açıp sıcaklık 35-40 dereceyi bulabilirdi. İkinci günden itibaren başlangıç saatleri ilk günkü performanslara göreydi. Koşucular 3 gruba ayrıldı. Yavaş koşucular 7:00’da start alırken
biz 8:00’da start aldık. Start ile beraber Stephan ve Dirk ile
75
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
öne geçtim. 400-500 metre sonra Stephan temposunu artırıp önümüze geçti. Bu sefer ona eşlik eden biri vardı; Martin.
Onu yakalamakla kalmadı, hatta önünde koşmaya başladı.
Ben ise Dirk’in arkasına geçtim. Dirk ile koşmaya çalıştım.
İlk 3 km kendimi çok kötü hissediyordum. Bacaklarımda bir
numu kapattığım aklıma geldi. Telefonuma yeltendiğimde
ise kaçıp gittiler. Bitiş noktasına ulaştığımda mutluydum.
Kumlu ve zor geçmesini beklediğim bir gün yağmur sayesinde güzel geçmişti. Dirk ve Stephan’ın hemen arkamda
olduğunu sanıyordum. Yarışmadaki çekimleri yapan Dave,
ben bitiş noktasından geçtikten sonra “Dirk en az 3 km arkanda, Martin 3’üncü, Stephan 4’üncü geliyor.” dedi. Yaklaşık
30 dakika sonra Dirk, 3 saat 24 dakikada etabı tamamladı.
Dirk’ten yaklaşık 15 dakika sonra Martin ve Stephan geldi.
Bu etap sonunda ilk gün kaybettiğim zaman farkını fazlasıyla
geri aldım. Yarışmada ipler elime geçmişti. Yakaladığım bu
avantajı yarış sonuna kadar kullanmayı düşündüm. Artık kendimi çok rahat hissediyordum. Ara ara tempomu yükseltsem
de genelde kontrollü koşmuştum. Kendimi fazla yormadan
bunu başardığımdan dolayı içim rahattı. Çünkü daha sadece 2’nci etap bitmişti. Önümüzde uzun etap da dahil olmak
üzere 4 etap vardı. 2’nci gün ben ne kadar iyi koştuysam,
rakiplerim de kendilerine göre bir o kadar kötü koşmuşlardı. Bu, psikolojik olarak bana büyük bir avantaj sağlamıştı
ve ben bu avantajı sonuna kadar kullanmayı düşünüyordum.
Tentenin altında yatarak Bakiye Abla ve İhsan Abinin gelişini
beklemeye başladım. Bakiye Abla da bu etabı çok iyi koştu
ve kadınlarda bir sıra yükselerek 2’nci sıraya yükseldi. Daha
sonra İhsan Abi finişe sağlıklı bir şekilde ulaştı. Öğleden sonra ben masaj yaptırıp bir sonraki gün koşacağımız 40 km’lik
etaba konsantre olmaya çalıştım.
yorgunluk vardı. Yavaşlamak istedim ama diğer taraftan da
ön gruptan kopmak istemiyordum. İlk 3 km rahat koştuğumu söylesem yalan olur. 3’üncü km’de jeep yoluna çıktık ve
Stephan’ı yakaladık. Martin yaklaşık 100 metre önümüzde
koşuyordu. Sert toprağa çıktıktan sonra rahatladım. Artık
kendimi rahat hissediyordum. Bacaklarımdaki yanma uçup
gitti. 1 km sonra Stephan gruptan koparak gerimizde kaldı.
Kısa bir süre sonra Martin’i de yakaladık ve geçtik. Dirk ile
beraber en önde kalmıştık. Ama Dirk’in rahat olmadığını hissediyordum. İlk gün Stephan ile beraber tempolu koşmuştu
ve yorgunluğunu rahat nefes alamadığından dolayı hissettim
ve tempomu 1 km boyunca artırmaya karar verdim. Eğer Dirk
kopmaz ve atağıma cevap verirse tekrar tempoyu düşürecektim. 200 metre sonra Dirk arkada kaldı. Birinci kontrol
noktasına gelmeden 300 metrelik bir tırmanış vardı. Tepeyi
arkama bakmadan çıktım. Kontrol noktasında numaramı söyleyerek su almadan hızlı bir şekilde geçtim. Kumlu dere yatağına kadar farkı biraz daha açmak için kontrol noktasından
sonra tempomu biraz daha arttırdım. Kumlu dere yatağına
ulaştığımda, zemin yeteri kadar sertti. Bastığımda dağılmıyordu. Akşam ve sabah yoğun yağan yağmur işe yaramış ve
kumları sertleştirmişti. Dere yatağından çıktıktan sonra ikinci kontrol noktasına ulaştım. Su şişemi doldurduktan sonra
oyalanmadan kontrol noktasından ayrıldım. Patika yoldan
koşarken manzara çok güzeldi. Patikanın sağında solunda
grup halinde koşuşturan Afrika ceylanlarını gördüm. Etrafta
daha ismini bile bilmediğim bir çok hayvan da vardı. Afrika
ceylanları grup halinde gezseler de genelde safari yapanlar
tarafından nadiren görülüyormuş. Benim sadece 50 metre
önümden 20-25 tanesi grup halinde geçti. Aklıma fotoğraflarını çekmek gelse de telefonun şarjı bitmesin diye telefoDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
3 Kasım rakiplerim için biraz kritik olacaktı. Bir karar vermeleri gerekiyordu. Ya farkı kapatmak için bugün tempolu koşacaklardı ya da yarışın kaderini uzun etabın koşulacağı güne
bırakacaklardı. Ben kendi tempomda koşmaya karar verdim.
Hatta mümkün olursa tempomu biraz düşürüp uzun gün öncesi kendimi çok fazla yıpratmak istemiyordum. Saatler 8:00’i
gösterirken yeni bir etap daha başladı. Stephan koşuya başlar başlamaz öne fırladı. Yaklaşık 4:15 pace ile koşuyordu.
Dirk ve Martin ise temkinli koşmayı tercih etmişti. Onlarla kalıp 3 kişilik bir grup oluşturduk. Ortalama 4:45-4:50 pace ile
koşuyorduk. Bundan dolayı Stephan’ın hangi tempoda gittiği76
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
ni pek de önemsemedim. Birinci kontrol noktasından geçerken Stephan gözden kaybolmuştu. Kontrol noktasından sonra
kumlu dere yatağına girdik ve bu zeminde yokuş aşağı koştuk. Aynı zamanda kayalıklı kısımlar vardı. Bu kısımlar da ben
temkinli koşmayı seçerken Dirk ve Martin tempolarını artırıp
beni geride bıraktılar. Kayalık kısım bittikten sonra 10’uncu
km bitmişti. Geçen yılın 4’üncüsü Allwyn bu yıl eşiyle birlikte
koşmayı tercih etmişti. Bizden önce çıktıkları için onları 10
km’de yakaladık. Allwyn bana “Stephan 7 dakika önünde”
dedi. “Tempom güzel, Stephan’ı pek önemsemiyorum.” diye
cevap verdim. Kumlu dere yatağının sonuna doğru Dirk ve
Martin’i yakaladım. Dere yatağından sonra sert bir patika
üzerinde ve üzüm bahçelerinin yanından koştuk. 200 metre
sonra Dirk geride kaldı. Martin ile 2’nci kontrol noktasına birlikte ulaştık. Burada Stephan’ın sadece 2 dakika önümüzde
olduğunu öğrendik. Kontrol noktasından sonra yine kumlu bir
dere yatağına girdik. Bu sefer kumlu dere yatağından yukarı
doğru çıktık. Martin’in arkasına geçtim ve onun bastığı yerlere basarak onu takip etmeye başladım. Yaklaşık 2 km sonra
Stephan’ı yakaladık. Stephan’ı yakaladıktan sonra bu sefer
Martin geride kaldı. Stephan yavaş koşuyordu. Kumda koşabildiğim kadar hızlı koşup bir an önce Stephan’dan da kurtulmak istedim. Nitekim 1 km sonra Stephan da koptu. Kumlu
dere yatağı bittikten sonra 3’üncü kontrol noktasına kadar
yokuş yukarı koşmaya devam ettim. Kontrol noktasında arkama baktığımda Martin görünmüyordu, Stephan ise yaklaşık
200 metre arkamdaydı. Kontrol noktasından su aldıktan sonra tempolu bir şekilde koşmaya devam ettim. 4’üncü kontrol
noktasına kadar yol çok güzeldi ve tempomu koruyup 4’üncü
kontrol noktasına ulaştım. Bu noktadan sonra bitiş noktasına
kadar kalan kısım inişli çıkışlıydı. Son 5 km’ye geldiğimde
dik bir yokuşla karşılaştım. Yokuştan geriye doğru baktığımda yaklaşık 3 km’lik bölümde kimsecikler yoktu. Tempomu
düşürmeye karar verdim, böylece ertesi gün koşulacak uzun
etap öncesi biraz olsun dinlenmiş olacaktım. Hatta tepenin
son 50 metresini yürüyerek çıktım. Tepeden sonra patikadan
yaklaşık 2 km yokuş aşağı koştum. Artık dikkat ettiğim tek
şey işaretleri kaçırmamaktı, çünkü kontrol kartında dönüşlere
dikkat edin yazıyordu. Son 3 km tekrar dere yatağına girdim.
Çantamı çıkartıp su içerek kendime geldim. Yaklaşık 11 dakika sonra Dion geldi. Stephan, Martin veya Dirk’in gelmesini
beklerken Dion’un gelmesine şaşırdım. Martin 20, Stephan
56, Dirk ise 62 dakika sonra bitiş noktasına ulaştı. Hiç hesapta yokken Dion ikincilik koltuğuna oturdu ve aramızdaki fark
1 saat 13 dakika idi. Uzun etap öncesi çok rahatlamıştım.
Martin tecrübesizdi, Stephan ve Dirk ise rahatsızlık geçirdikleri için kontrol noktalarında beklemek zorunda kalmışlardı.
Keyifli bir şekilde kendimi Orange Nehri’nin sularına attım.
4 Kasım Uzun etap gününde ilk koşucular sabah 6:00’da
koşmaya başlarken son grup ise 13.00’da çıkacaktı. Son
grup olarak ilk 5 sporcunun beraber çıkacağı beklenirken
akşam çıkış saatleri açıklandığında 13:00’da sadece Dion
ile benim çıkacağımı öğrendik. Martin, Stephan ve Dirk ise
12:30’da çıkış yapacaklardı. Organizasyona bu kararın yanlış
olduğunu anlatmaya çalışsak da verilen cevap “Karar karardır ve değiştirilmez” oldu. 3 günün performanslarına bakılarak 3 sporcunun performansında düşüş olduğu için böyle bir
kararın alındığı söylendi. 2 nci sıradaki Dion ile 5’inci sıradaki
Martin arasında sadece 16 dakika fark vardı. Bu karar benim
için aslında kötü bir karardı, çünkü Stephan ve Dirk’i kontrol
etme şansım olmayacaktı. Stephan ve ben karara itiraz etsek
de değişen bir şey olmadı. Bakiye Abla ve İhsan Abi de bugünü düşündükleri gibi geçirmişlerdi. 3’üncü gün sonunda
Bakiye Abla, Locja iyi koştuğu için kadınlarda 3’üncü sıraya
geriledi. Uzun etaba Bakiye Abla ve İhsan Abi 11:30’da birlikte çıkacaklardı.
Uzun günde sporcuları tek tek gönderdikten sonra Dion ile
birlikte kendi çıkışımızı beklemeye başladık. Dion’a “Yarıştan
önce uzun güne son grupta başlamayı düşüyor muydun?”
diye sorduğumda cevap açıktı. “Hayır.” Dion son derece tecrübeli bir sporcuydu. İlk üç gün boyunca kendi temposunda
koşarak bir anda kendini ikinci sırada bulmuştu. “Bugün nasıl
koşmayı düşünüyorsun?” diye sordu. “Başlarda biraz kontrollü koşacağım sonrasında gerekirse tempoyu artıracağım.”
diye cevap verdim. Saatler 13:00’ı gösterirken uzun etap bizim içinde başlamış oldu. Uzun etaba Kalahari gibi bir çölde
gün ortasında 36 derece sıcakta başlamak bizim için kötü
olsa da başka bir şansımız yoktu. Birinci kontrol noktasına
kadar kumlu dere yatağından koştuk. Dion’un temposu iyi
olduğu için onun arkasına geçip onu takip etmeye başladım.
Kontrol noktasına birlikte ulaştık. Dion kontrol noktasında su
almak için durdu, ben ise direk devam ettim. Böylece Dion
arkamda kaldı. Kumlu dere yatağı bittiği için kontrol noktasından sonra ister istemez biraz tempom arttı. Yavaşlamak
istesem de rahat koştuğum için bu tempoda koşmaya devam
ettim. 2’inci sonra 3’üncü kontrol noktasına planladığım süreden daha kısa sürede ulaştım. 3’üncü kontrol noktasına
geldiğimde Martin’i yakaladım. Kontrol noktası dere yatağındaydı. Kontrol noktasından çıktıktan sonra tel çitin altından
geçip diğer başka bir dere yatağına girdik. Dere yatağından
100 metre gittikten sonra sola dönmemiz gerekiyordu. Fakat
dönüşü kaçırdığımız için dere yatağından devam ettik. Dere
Bu dere yatağı beni doğruca Orange Nehri kenarındaki kamp
alanına götürdü. Bir etabı daha bitirmiş oldum. Bitiş noktasında biraz bekledikten sonra kaldığımız tentelere doğru gittim.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
77
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
yatağı çok kumluydu, bazı yerlerde ağaçların arasından geçip
kayalıklardan tırmandık. Ağaçlara ve kayalıklara konsantre
olduğum için işaretlere pek dikkat etmedim. Kayalık kısım
bittikten sonra kumda koşmaya başladık. 200 metre gittikten
sonra işaretleme olmadığını fark ettim. 100 metre daha devam edip işaret görmezsem geri dönmeye karar verdim. Martin’in arkamdan gelmesi ve kumda ayak izlerinin olması içimi
Avusturya bayrağını görünce bu Dion dedim ve tempomu
artırıp Dion’u yakaladım. Kaybolduğumda Dion beni geçmiş
ve Dirk’i geçerken kaybolduğumu öğrenmiş bundan dolayı
temposunu artırarak bana yakalanmamaya çalışmış. Dion’u
yakaladıktan sonra arkasında koşmaya başladım. Tek başına
koşmaktan sıkıldığım için onunla birlikte gitmeye karar verdim. 45’inci km’de Bakiye Abla ve İhsan Abiyi yakaladık. İhsan Abi “Stephan yaklaşık 8 km önünde” dedi. Kumlu patikanın bitmesi ve bu söz adeta beni ateşledi. Tekrar tempolu bir
şekilde koşmaya başladım. Mesafeler ilerlerken diğer koşucuları yakalamaya başladım. Artık daha çok kişi görüyordum.
Her geçtiğim yerde “çok iyi koşuyorsun” deyip beni motive
ettiler. Kısa bir süre sonra 52’inci km’deki kontrol noktasına
ulaştım. Artık finish ile beraber üç kontrol noktası kalmıştı
ve güneşte etkisini kaybetmeye başlamıştı, yol koşulabilirdi
ve Stephan ile aramdaki farkı kapatmam gerekiyordu. Tüm
bu etmenler bir araya gelince bir anda kendimi tekrar 5:155:20 pacelerde koşarken buldum. Artık kontrol noktalarına
daha hızlı ulaşmaya başladım. 58’inci km’deki kontrol noktasını geçtikten sonra midem ağrımaya başladı. Son 12 km
deyip kendimi motive ettim. Midem ağrıdıkça ben tempomu
artırdım. Kısa bir süre sonra 64’üncü km’deki son kontrol
noktasına ulaştım. Kontrol noktasına ulaştığımda Stephan’ın
7 dakika önümde olduğunu söylediler. Ben de onlara “Ben
onun 23 dakika önündeyim.” diye cevap verdim. Bu cevaptan
sonra kontrol noktasındakiler gülmeye başladı. Kontrol noktasından hemen sonra dik bir tepe vardı tepeyi yarıya kadar
koştuktan sonra son kısmını yürüyerek çıktım. Tepe bittikten
sonra hava kararmaya başladı. Dolunay vardı ama kafa feneriyle koşma zorunluğu olduktan sonra çantamdan kafa
feneri çıkartıp yoluma devam ettim. Artık kontrollü koşmaya
başladım. Çünkü son 6 km’de bir aksilik olmasını istemedim.
Dolunay yeteri kadar ortamı aydınlattığından dolayı genelde kafa feneri kapalı koştum. Son 6 km’yi de katedip bitiş
noktasından geçtim. Zorlu bir gün böylece bitmiş oldu. Bitiş
noktasından geçmiştim ama bende bitmiştim. Özellikle son
12 km’deki karın ağrısı adeta beni bitirmişti. Çantamı tenteye
bıraktıktan sonra yüzümü yıkadım. Bir taraftan midem ağrıyordu diğer taraftan üşüyordum. Ateşin başında çay içersem
kendime gelirim diye düşündüm. İki bardak çay içmeme rağmen midem hala ağrıyordu. Gün içerisinde çok su içmekten
dolayıdır diye düşündüm. Çantamdaki malzemelerimi sağa
sola saçtıktan sonra mat ve uyku tulumunu çıkarttım. Isınırsam kendime geleceğimi düşündüğüm için uyku tulumunun
içine girdim. Kısa bir süre sonra uyandım. Midemdeki ağrı
azalmıştı. Bir şeyler yemem gerekiyordu ama midem yemek istemiyordu. Söylene söylene kalktım ve çorba içtikten
sonra uyku tulumuna geri döndüm. Biraz daha uyuduktan
sonra kendime gelmiştim. Etabı bitiren herkes benimle aynı
durumdaydı. Hemen yatacak bir yer bulup olduğu yere sızıp
kalıyordu. Uzun etap sonunda ben 1’incilikteki yerimi Dion’da
2’ncilikteki yerini sağlamlaştırdık. Stephan ise Martin’i geçerek 3’üncülüğe geçmişti. Kadınlarda ise sıralama değişmedi
ve ilk üç sporcu yerini korudu.
biraz rahatlatırken diğer taraftan kafam da soru işaretleri vardı. 100 metre daha devam ettikten sonra 200 metre ilerdeki
ağaçta işarete benzer bir şeyler gördüm. Ağaca kadar koştuğumda gördüğümün işaret değil ağaç dalı olduğunu fark
ettim ve geri dönmeye karar verdim. Martin’e işaret görüp
görmediğini sordum. Martin bana boş bakınca Martin’e yanlış
yerdeyiz ben geri dönüyorum dedim ve dere yatağından aşağı
doğru koşmaya başladım. En son işarete kadar geri dönmeye
karar verdim. İşareti kaçırmak istemediğim için dikkatli bir
şekilde aşağı indim. Yaklaşık 600 metre aşağı indikten sonra
sağ tarafta çekim ekibini gördüm. Çekim ekibine doğru koşarken “Hangi yöne koşmam gerekiyor.” diye bağırdım. Beni
duyan çekim ekibi doğru yolu gösterdi. Kısa bir süre sonra
medikal ekibi gördüm. Yanlarından “Kayboldum.” diyerek
geçtim. 32’inci km’de Dirk’i yakaladım. Onu bu kadar kısa
sürede yakalamayı beklemiyordum. Çünkü 23’üncü km’deki
kontrol noktasında 23 dakika önümdeydi ve ben sonrasında
kaybolmuştum. Dirk’in yanından geçerken “İyi misin?” dedim.
“Sıkıntısının olmadığı sadece bugünü bitirmek istediğini” söyledi. Yol patikaydı ama kumlu bir patikaydı. Söylene söylene
kontrol noktasına ilerledim. Kontrol noktası bir türlü gelmek
bilmedi. Kontrol noktasına ulaştığımda noktadaki görevli “Soğuk su mu istersin normal su mu istersin?” diye sordu. Bu soruyu beklemiyordum. Çok şaşırarak “Tabi ki soğuk su istiyorum.” dedim. Soğuk suyu şişeme doldurduktan sonra bir kaç
yudum içtim. Suyu içerken boğazım böyle bir şey beklemediği
için tepki gösterdi. Ama ayaklarımın pek de tepki gösterdiğini söyleyemem. Kumlu patikada debelene debelene koştum.
42’nci km’ye geldiğimde Dion’u gördüğümü fark ettim. Kendi kendime bunun Dion olmaması gerekiyor dedim. Çünkü
3’üncü kontrol noktasına gelmeden 1 km’den fazla arkamdaydı. İster istemez tempomu artırdım. Dion olmaması gerekiyor diyordum ama çantası ve koşu stili ona çok benziyordu.
Yaklaşık 500 metre sonra çok yaklaşmıştım. Çantasındaki
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
78
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kumla Savaş
5 Kasım uzun etap sonrası dinlenme günüydü. Kamp alanı
Orange Nehri kıyısında olduğundan yüzme ve eşyalarımızı yıkama şansını yakaladık. Gün boyu dinlenme şansı yakaladık.
7 Kasım 21 km’lik bir etap kaldı. Dion, Stephan, Martin ve
ben son grup olarak 9:30’da çıktık. Dion “Toplu gidelim.”
dedi. “5:30 temposunda koşarsak beraber gidebiliriz.” dedim. Stephan “Tam bize uyar.” dedi. 1’inci kontrol noktasına
giderken çantamdaki cep telefonu çıkartıp ekibin fotoğraflarını çektim. 1’inci kontrol noktasına hep beraber ulaştık.
Stephan kontrol noktasında çok vakit geçirince Dion Stephan’la kaldı. Ben de noktadan oyalanmadan çıkan Martin’i
yakalamaya koyuldum. 500 metre sonra Martin’i yakaladım.
13’üncü km’deki kumlu dere yatağına kadar beraber koştuk. Kumlu dere yatağında Martin temposunu arttırdı. Martin 50 metre önümde koşuyordu. Dere yatağının sonlarına
doğru İhsan abiyi yakaladım. “İyi misin abi” diye sordum.
“İyiyim sen devam et.” diye cevap verince yoluma devam
ettim. Kontrol noktasına Martin’in 50 metre arkasında ulaştım. Martin kontrol noktasında oyalanınca Martin’i geride
bıraktım. Moon Rock’ın tepesine çıktığımda Bakiye Ablayı
yakaladım. Moon Rock’tan sonra işaretleri takip etmek zordu.
Bakiye Abla ile işaretleri bulmaya çalışırken Martin bizi yakaladı ve önümüze geçti. İnce patikadan ilerledik. Sonrasında son 2 km’lik bölüme girdik. Bakiye Abla geçen yıl olduğu
gibi kadınlarda 3’üncü oldu. 70 kişi başlayan bu yarışmada
16’sı kadın sporcu (tüm kadın sporcular) olmak üzere 65 kişi
bitiş noktasından geçti.
6 Kasım Kalahari gerçek kimliğine büründü. Sıcaklık sabahın
ilk saatlerinde kendini göstermeye başladı. Bizim grup güne
8:00’de başladı. Start ile birlikte Stephan 2’ncilik için son şansını denemek için öne fırladı. 3’üncülükteki yeri sağlamdı, acaba
2’nci olabilir miyim diye hızlı bir başlangıç yaptı. Etabın ilk
km’leri kumlu dere yatağıydı ve kum etkinliğini gösteriyordu.
Kumlu dere yatağından Stephan ve Martin ile birlikte çıktım.
Kum bitmişti ama tepe devam etti. 1’inci kontrol noktasına
gelmeden Stephan geride kaldı. Martin ile birlikte hızlı bir şekilde 2'nci ve 3’üncü kontrol noktalarına ulaştık. 3’üncü kontrol noktasına ulaştığımızda Martin oturdu. Kontrol noktasında
su aldıktan sonra fazla vakit kaybetmeden ayrıldım. Martin’i
kopartmak istiyordum. Çünkü Martin yanında biri varken iyi
koşuyordu. Patika kumlu olduğu için tempo yapamasam da
Martin geride kaldı. Herhalde yarışın en sıkıcı 10 km’sini
3’üncü ve 4’üncü km’ler arasında koştum. Etrafta görülecek
hiç bir şey yoktu. İlk 5 km sadece elektrik hattını takip ettim.
Kontrol noktasına ulaştığımda "dünya varmış" dedim. Sıcaklık etkisini her geçen an biraz daha artırdı. Kontrol noktasına
ulaşmadan kumlu patika bitti. Sıcaklık artıkça tempomda arttı. Bir an önce bugünü bitirmek istedim. Kısa bir süre sonra
5’inci kontrol noktasına ulaştım. Noktadan vakit kaybetmeden çıktım. Sıcaklıktan dolayı çok su kaybettim. Uzun etapta
bile bu kadar zorlanmamıştım. Bir taraftan koşayım bitsin
derken diğer taraftan yavaş yavaş koşup bitireyim dedim.
Ama kesin olan bir şey vardı koşu uzadıkça işkence artacaktı.
Bundan dolayı tempomu düşünmeden bitişe kadar koştum.
Bitiş noktasını gördüğümde çok şükür bugün de bitti dedim.
Koşu biter bitmez çantamı çıkarıp yere attım ve sandalyeye
oturdum. 5 dakika oturduktan sonra kendime geldim. Kendime gelmek için tentelerin altına gittim. Tentelerin altı adeta
yanıyordu. Bundan dolayı çantamı bırakıp kamp alanındaki en
serin yer olan bitiş noktasına gidip orada oyalanıp Bakiye Abla
ve İhsan Abiyi beklemeye koyuldum. Bakiye Abla geldikten
sonra tentelerin altına gittik. İhsan Abiyi beklemeye başladık.
İhsan Abi bir türlü gelmek bilmedi. Acaba bir şey mi oldu diye
merak etmeye başladığım anlarda İhsan Abi de bu zorlu günü
bitirdi. Sıcaklık 42 dereceleri gösterdiği için yarışma boyunca
en zorlandığım gün bugündü. Kontrollü bir şekilde koşmayı
planlarken etabı bir an önce bitirmek için tempolu koştum.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
8 Kasım akşam ödül töreni vardı. Gün boyunca dinlendik ve
kirlenen malzemelerimi temizleme şansı bulduk. Ödül töreni
çok güzel geçti.
09 Kasım günü sabahı Uphilton’dan Johannesburg’a geri
döndük. Akşam büyükelçimiz bize evinde akşam yemeğine
davet etti. 10 Kasım günü Atatürk’ü Anma Töreni’ne ve akşam Askeri Ateşimizin akşam yemeğine katıldık.
11 Kasım günü akşamı yuvaya dönüş günüydü. 2 haftalık
maceramız sona erdi. Bu macerayı yaşamamızda büyük
emeği olan T. C Büyükelçiliği’ne ve bizleri Güney Afrika’da
sıcaklıkla karşılayan Askeri Ateşemize ve çalışanlarına çok
teşekkür ederim.
DESTEKLERİNİZLE NİCE MACERALARA
ve BAŞARILARA…
79
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Patlayıcıya Yakın Korkuya Uzak Mayın Harbi Dalgıçlığı Özel İhtisası
Patlayıcıya Yakın Korkuya Uzak
Mayın Harbi Dalgıçlığı Özel İhtisası
Ülkemizde “Engin” sınıfı Mayın Avlama Gemilerinin Fransa’dan alınması hitamında oluşan ihtiyaca binaen 1999 yılında
başlatılan Mayın Harbi Dalgıçlığı Özel İhtisası da, dalgıçlığın harp alanında kullanımının genişleyen zorunlu bir parçasıdır.
En iyisi olmak seçenek değil mecburiyettir...
Hazırlayan •• Dz.Bnb.Taner ÖZGİN
D
ünyanın %80’ine yakın bir kısmı sularla kaplıdır, bunun
doğal bir sonucu olarak insan yaşadığı kara sınırlarının
da ötesine giderek bilinmeyeni keşif etme isteğiyle, sürekli
çeşitli cihazlar icat ederek, suyun altında daha uzun süreler
kalabilmeyi hayal etmiş ve bununla birlikte dalgıçlık serüveni başlamıştır. Kayıt altına alınan bilgilerin ekseriyetle savaşlarla ilgili olmasındandır ki, ilgili literatür incelendiğinde,
M.Ö. 500’lü yıllarda sırasıyla Asurlular, Eski Yunan ve Romalıların düşmana gizlice zarar vermek maksadıyla dalış faaliyetleri icra ettikleri görülmektedir. İleriki dönemlerde, özellikle
son 500 yıl içersinde, askeri kullanım alanı genişleyen dalgıçlık faaliyetleri, düşmana sinsi taarruz icra ederek, zarar
vermenin yanı sıra koruyucu ve karşı tedbirler maksatlı olarak
da kendini göstermiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Hem dünya hem de Türk tarihinde ilk olarak gerçek anlamıyla, dalgıç marifeti ile icra edilen mayın temizlik harekatı
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi zamanında gerçekleştirilmiştir. 12 Aralık 1877 tarihinde, Poti Limanı bombardımanı
esnasında limanın sahilden elektirikli olarak kontrol edilen
mayınlarla korunduğu anlaşılmıştır. Özellikle düşman limanları önündeki mayınların kesilip suüstü birliklerinin limanların
içine rahat girebilmeleri ve kıyı bombardımanı yapabilmelerine imkan vermek maksadıyla Karadenizli balıkçılara mayın
başına 1000 kuruş (10 Altın Lira) ücret ödenerek denize daldırılmış, mayınların sahil irtibat kabloları kesilmek suretiyle
etkisiz hale getirilmiş ve gemilerimiz limana yaklaşarak karadaki hedefleri ateş altına almıştır.
80
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Patlayıcıya Yakın Korkuya Uzak Mayın Harbi Dalgıçlığı Özel İhtisası
“Ne zaman MHD olunur:
işte o zaman MHD Brövesini takmaya hak kazanarak, Mayın
Filosu K.lığı bünyesindeki Mayın Avlama Gemilerinde MHD
Personeli olarak haklı bir gururla göreve başlarsınız. Mayın
karşı tedbirlerinin esas gayesi olan deniz mayınlarını teşhis
ve imha faaliyetlerinde son noktayı koyması beklenen kilit bir
personel haline gelirsiniz. Kurs boyunca çektiğiniz bütün şınavlar, bitmek bilmeyen koşular, paletli yüzmeler, artık dalışta
refleks haline getirdiğiniz “emercensi” reaksiyonlar bir gün
“body”nizin hayatını kurtardığında kursta hocalarınızın sizinle
niye o kadar uğraştığını anlarsınız. Eğitimlerle koruduğunuz
beden kondisyonunuzun ve MHD becerilerinizin, her gün taktığınız o brövenin anlamının, düşman sahasındaki bir mayını,
üzerinizde silahlar atılır, bombalar patlarken, kendi canınızı
hiçe sayıp, gözünüzü karartmak suretiyle dalış yaparak, imha
etmek ve bu sayede üzerinden geçecek binlerce silah arkadaşınıza güvenli sular açmak olduğunun bilinciyle yaşarsınız.
Bir gün gelir de eğer bunu başarıyla gerçekleştirirseniz işte o
gün MHD oldunuz demektir.
Spora ve sualtına duyulan tutku, patlayıcılar konusunda uzmanlaşma isteği, tehlikeli ve aktif görevlere atılma arzusu ile
birleştiğinde kendinizi MHD (Mayın Harbi Dalgıcı) olma yolculuğuna çıkmış buluverirsiniz. Önceki birliğinizden ayrılmış
ve Kurtarma ve Sualtı K.lığı emri altına girmiş ve bir sualtı
kursiyeri olmuşsunuzdur. Saçlarınız bir numaraya vurulmuş,
rütbeler çıkarılmış halde kamuflajınızı ilk giydiğiniz an sizi
bekleyen, bilinmez bir 20 haftanın heyecanını sonuna kadar
hissedersiniz. 20 hafta süresince, patlayıcılar, deniz mayınları, torpidolar, dalgıçlık, PAP cihazı (Uzaktan Kumandalı Sualtı
Robotu) ve tahrip konusunda teorik bilgiler ve uygulamalar ile
yoğrulursunuz. Bu süre zarfında hayatınızın bir parçası haline
gelen, deniz ve kara kondisyon eğitimlerinde fiziksel olarak
yapabildiklerinizi gördükçe kendinize inanamaz hale gelirsiniz. Yaşadığınız yoğun, zorlu fiziksel ve zihinsel süreci, psikolojik olarak kararlığınız ve inancınızla destekleyebildiyseniz
14 Mart 2004’te görev esnasında şehit olan MHD Rad.Kd.Çvş.Özgür KAHRAMAN’nın anısına…
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
81
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kurumsal İklim
KURUMSAL İKLİM
Kurumlar zamanla kendilerine özgü bir kişilik geliştirmekte ve bu kişilikler görevin gerekleri, kurumun yapısı ve amaçlarıyla
etkinleşmekte, bunun sonucunda kurumda bir iklim yaratılmakta, yaratılan bu iklim hem kuruma bir kimlik kazandırmakta
hem de personelin davranışlarını etkilemektedir.
Hazırlayan •• Öğ. Alb.İ. Levent BÜLBÜL
K
urum, üyeleri tarafından kurulan bir koalisyon olarak
görülebilir. Bu koalisyonun koşulları; uzlaşma, uyma ve
kontroldür. Planlı biçimde koordine edilmiş güçler ve faaliyetler topluluğu bir kurum meydana getirir. Kurumun; amaç,
yapı, süreç ve iklim (hava) boyutları vardır. İklim (hava)
boyutu; kişiler ve gruplar arası ilişkilerin ürünüdür. Ayrıca kurum amaçlarının gerçekleşmesi ile üyelerin ihtiyaçlarıDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
nın karşılanması arasındaki oranın da bu iklim (hava) üzerinde etkisi büyüktür.
Kurum iklimi genelde, “kuruma kimliğini kazandıran,
personelin davranışlarını etkileyen ve onlar tarafından
algılanan, kuruma egemen olan tüm özellikler dizisi”
olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım doğrultusunda, personel,
82
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kurumsal İklim
kendilerine ve çevrelerindekilere neler olduğunu gözlemleyip,
kurumlarının öncelikleri hakkında bazı bilgiler elde ederler ve
buna bağlı olarak da kendi önceliklerini belirlerler. Bu algılamalar personelin, düzenleme ve yönlendirme ile birlikte enerjilerini ve becerilerini hangi noktalara adamaları gerektiğini
anlamalarını sağlar. Bu, bir iklimin yaratılmasında en önemli
faktör olarak görülmektedir.
Kurumsal İklimin Boyutları;
Forehand (1968) ve Gilmer (1964) daha kapsamlı ve ayrıntılı
bir kurum iklimi tanımı vermektedir. “Kurum iklimi; çevresel
değişkenler, bireysel değişkenler ve sonuç değişkenleri gibi üç ayrı değişkeni kapsamaktadır. Bu değişkenler kümesi ele alındığında ise, kurum iklimi çevresel ve
bireysel değişkenler arasında bir etkileşim alanı olarak
görülmektedir. Kurum iklimi; kurum üyelerince duyulan,
onların davranışlarını etkileyen ve kurumun belli bir
takım özelliklerine verilen öneme göre tanımlanabilen,
kurumun iç çevresinin oldukça kararlı değişmez bir niteliğidir.”
Yönetici Davranışları;
Kurum iklimini, katılımcı algısı yönünden tanımlamaya çalışanlardan Litwin ve Stringer (1968)’e göre “kurum iklimi;
doğrudan veya dolaylı olarak iş çevresinde yaşanan ve
çalışan insanlar tarafından algılanan, onların isteklendirilmesini ve davranışlarını etkileyen, iş çevresinin ölçülebilir özellikler kümesidir.”
* Yakından Kontrol; Yöneticinin sıkı kontrol ve empoze edici
davranış biçimidir. Yöneticiler, personeli ve kurum etkinliklerini yakın ve sıkı takibe alırlar, en ince ayrıntılarına kadar
incelerler. Direktif veren yönetici davranışı katı ve despottur.
Tek yönlü iletişim biçimini açıklar.
Kurumsal iklimin üçü yönetici, üçü de personel davranışlarını
betimlemek üzere oluşturulan altı alt boyutu bulunmaktadır.
Yönetici Davranışları; Destekleme, Yakından Kontrol ve
Engelleme’dir. Personel Davranışları ise; Mesleki Dayanışma, Samimiyet ve İlgisizlik’tir.
* Destekleme; Kurumu dinamik ve başarılı hale getirme ile
personele insanca davranma çabasında olan yönetici davranışlarını yansıtmaktadır. Yönetici, personelin görüşlerini dinler
ve onlara karşı açık ve samimidir, personelini sık sık över,
eleştirileri genelde yapıcıdır, başarılarına saygı duyar ve destekler, personele kişisel ve mesleki ilgi gösterir. Destekleyici
davranış, hem sosyal gereksinimlere hem de görev başarısına cevap verir. Yönetici kurumu dinamik hale getirme çabası
içindedir. Yönetici örnek davranışlar göstererek personeli güdüleme çabası içindedir.
* Engelleme; Yönetici personele lüzumsuz işler, rutin görevler yükler, onların davranışlarını kısıtlar ve onların sorumluluklarına karışır. İşleri kolaylaştıracağı yerde zorlaştırır böylece
personelin sorumluluklarını yerine getirmesine engel olur.
Personel, kurum üyeliği sonucu kuruma katılımdan önce
kazandığı köklü inanç ve tutumlar dışında, değişik davranış
kalıpları inanç ve tutumlar kazanabilir. Benzer biçimde personel de şu ya da bu biçimde kurumsal iklimi etkiler. Sonuçta,
kurumsal iklim ile personel arasında çift yönlü bir etkileşim
oluşur.
Personel Davranışları;
* Mesleki Dayanışma; Personel meslektaşlarına karşı açık,
destekleyici davranır, profesyonel ilişkiye girerler. Kurumlarıyla gurur duyarlar, meslektaşlarıyla çalışmaktan hoşlanırlar ve
onların başarılarına saygı gösterirler ve çoşkuyla karşılarlar.
Personelin morali yüksektir, coşkulu, kabul edici ve meslektaşlarıyla karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki içindedirler.
Kurumsal iklim, personelin görev yerleri ile ilgili sahip oldukları genel algılamalara temel olmaktadır. Kurumsal iklimin bir
kurumdaki personelin davranışlarının anlaşılmasında yardımcı olan faktör olarak önemli bir yeri vardır.
Her kurum kendi tabuları, gelenek ve görenekleri ile kendi
iklimini yaratmaktadır. Kurumsal iklim, biçimsel yapının ilke
ve değerlerini ve bunların doğal sistem içindeki yapılarını
ele almaktadır. Ayrıca iklim, iç ve dış çekişmeleri, iş sürelerini ve fiziksel düzeni, iletişim yönetimini ve sistem
içindeki otoritenin kullanımını da yansıtmaktadır. Çünkü
iklim; yöneticinin liderliğinden etkilenmekte, personelin
davranışlarını etkilemekte ve ortak algılamalara dayanmaktadır.
İklimin kurumsal performans üzerinde önemli etkisi vardır.
Çünkü personelin motivasyonu ile iklim arasında önemli bir
ilişki bulunmaktadır. Bu sebeple günümüzün modern yöneticileri personelin gereksinimlerini karşılayacak bir iklim yaratmak ve bunu güçlendirerek sürdürmek zorundadır.
* Samimi (içten); Personel birbirleriyle samimidirler, birbirlerinin iyi tanırlar, yakın arkadaştırlar. Birbirlerini sosyal açıdan
etkilerler ve birbirlerine güçlü bir destek verirler. Aralarında
güçlü bir işbirliği vardır. Birlikte çalışmaktan hoşlanırlar.
Kurum yöneticisinin etkili bir liderlik ortaya koyarak, kişiliği ile
görevini bağdaştırdığı, kurum amaçları ile personel gereksinimlerini dengede tuttuğu ortamlarda, personel davranışları
da olumlu yönde etkilenmektedir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
* İlgisiz (Çözülme); İşle ilgili birlik beraberlik oluşturamama,
yaşamda plansızlık, başarıya önem vermeme, boş yere vakit
harcama, üretici olmama, ortak bir amaç oluşturamama gibi,
personele ilişkin davranış biçimlerini kapsar. Bu tutumda ge83
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kurumsal İklim
nelde davranışlar olumsuzdur. Personel, meslektaşlarına ve
kuruma eleştirel bir gözle bakar.
(çok kısıtlayıcı), az konuşurlar. Personelin kararlara katılımı
azdır (çok ilgisiz). Yöneticinin yönetimi sert, kontrolcü ve emredicidir (çok emir verici), ayrıca antipatik ve az cevap veren
bir tavrı vardır (az destekçi), liderlik davranışları göstermez.
Çalışmalarıyla iyi örnek olmaz ve güdüleyiciliği yoktur. Kişisel kurallar koyar. Tutarsız davrandığından beklenen başarıyı
göstermez. Personelin davranışı ise; ayrılıkçı, duyarsız, hoşgörüşüzdür ve samimi değildir. Moralleri düşüktür (az içten
ve az mesleki)
Kurumsal İklim Tipleri Nelerdir ?
Kurumsal iklim tipleri açık, ilgili, ilgisiz ve kapalı olmak
üzere dört tipte incelenmektedir.
Açık İklim;
Belirleyici özelliği; işbirliği saygı ve personel ile yöneticiler
arasındaki açıklıktır. Yönetici, personeli dinler, fikirlerini alır,
onlara sık sık övgülerde bulunur ve saygı duyduğunu gösterir
(çok destekleyici).
Açık iklime göre, ilgisiz, emir verici, kısıtlayıcı boyutlarının çok
yüksek; samimi, mesleki ve destekleyici boyutların çok düşük olduğu iklim tipidir. Bu tip kurumlardaki personelin çoğu
atama istemekten söz ederler. Çözülme davranışı yüksektir.
Yönetici ve personel gereksiz ve rutin işlerle uğraşırlar. Bu
iklim tipi, gerçek bir tedaviye, ameliyata gereksinimi olan iklim tipidir.
Gereksiz bürokratik işlemlerden uzak durur, kişisel kurallar
koymaz. Bu durum onların liderlik yapmalarını kolaylaştırır (az
kısıtlayıcılık). Personel ise birbirlerinin mesleki davranışlarını
destekler (çok mesleki), birbirlerini iyi tanırlar ve arkadaştırlar
(çok samimi) ve kendilerini çalışmaya, yani görevlerine adamışlardır (az ilgisiz).
Sağlıklı Kurumsal İklimin Oluşturulmasında Dikkat Edilecek Hususlar;
Sonuç olarak hem yöneticinin hem personelin davranışları içten ve açıktır, uyum ve işbirliği içindedirler. Personelin morali
yüksektir. Çok biçimsel ve rutin işlerle uğraşmazlar, görevlerini büyük bir zevk ve gayretle yaparlar, birbirlerine destek
verirler.
Bir kurumda sağlıklı bir kurumsal iklimin olması birçok faktöre bağlı olmakla birlikte başarının ilk koşulu olarak görülür.
Kurum ikliminin sağlıklı olması aşağıda sıralanan on boyut
üzerinde yapılacak değerlendirme ile saptanabilir;
* Amaçlar: Kurum amaçları açık, kolay anlaşılır, benimsenebilir, ulaşılabilir, ölçülebilir ve geliştirilebilir olmalıdır. Amaçların kurumun gereksinimlerine uygun olması beklenir.
İlgili İklim;
Bu iklim tipinde; yönetici sert ve otoriterdir, personelin mesleki gelişmelerine ve gereksinimlerinin karşılanmasına ilişkin
çok az destek verir (çok emir verici az destekleyici). Buna
ek olarak yönetici, önemsiz işlerin sorumluluğunu taşır gibi
görünür (çok kısıtlayıcı). Buna karşılık personel yöneticinin bu
başarısız kontrol edici davranışlarını görmezler ve kendi kendilerini bir profesyonel gibi yönetirler. Birbirlerine saygı duyar
ve desteklerler, kurumlarından gurur duyar ve işlerinden zevk
alırlar (çok mesleki). Sadece birbirlerini severler (çok içten).
Personel, birleşip kendilerini görevlerine adamışlardır (çok
ilgi). Kısmen otoriter, zayıf yönetime karşılık yaratıcı personel,
kendilerini görevlerine vermişlerdir, destekleyici ve ilgilidirler.
* Yeterli İletişim: Kurumda dikey ve yatay iletişim kanallarının kullanılması, personelin gereksinim duyduğu bilginin elde
edilmesini sağlar. Kurum içi ve dışı birimler arasındaki iletişim
kalitesi kurum çalışmalarında etkili olur.
* Güçleri Dengeleme: Bir kurumda görev yetki ve sorumlukların uygun bir şekilde dağılımı personel arası çatışma ve
anlaşmazlıkları önler, bu durum da kurumun sağlıklı olmasında önemli bir etkendir.
* Kaynakların Kullanılması: Kurumun girdilerini oluşturan
personel, araç, para ve enerji gibi kaynakların etkili bir şekilde yerinde zamanında ve uygun bir biçimde kullanılması
gerekir. Görevli personele yapacağı çalışmalarda her zaman
gereksinim duyduğu ortam sağlanabilmelidir.
İlgisiz İklim;
İlgili iklim tipinin tamamıyla zıttır. Yöneticinin liderliği; güçlü
destekleyici ve ilgilidir. Yönetici personeli dinler, onların fikirlerine açıktır (çok destekleyici) onlara mesleki bilgileri doğrultusunda hareket etme özgürlüğü verir (az kısıtlayıcı). Personel ise, sorumluluklarını isteksizce kabul eder, yöneticinin
yetkilerini bilmezlikten gelir. Yöneticinin liderlik davranışlarına
engel olmaya çalışırlar. Personel ne yöneticiyi ne de birbirlerini severler (az samimi) birbirlerine meslektaş olarak saygı
duymazlar (az mesleki). Kurumun işleriyle ilgilenmezler, yönetici destekleyici, esnek (örneğin açık) olduğu halde personel, hoşgörüsüz, bölücü, fikrini söylemeyen bir tavırdadırlar.
Böyle bir iklim sergileyen her kurum genellikle yaratıcı etkili
bir yönetici alma taraftarı değildir.
* Bağlılık: Kurumda çalışan personelin kendini tanıması,
kurumun amaçlarını bilmesi, benimsenmesi kendi amaçları
ile tutarlı ve dengeli hale getirmesi beklenir. Personel kendi
amaçlarına ulaşabildiği ölçüde kurum amaçları da gerçekleşir.
* Moral: Kurumda personelin görevine uyum sağlaması kendisini iyi ve başarılı hissetmesi beklenir. Personelin görevlerinde temkinli, tedbirli ve istekli olması bir bakıma moralin
yüksek olmasına bağlıdır.
* Yenilikler: Kurum bir yapı olarak çevredeki ve toplumdaki
değişme ve gelişmelerden etkilenir. Kurumun bu değişmelerden yararlanması ve uyum sağlayabilmesi için amaçlarını
geliştirmesi yeni politikalar geliştirmesi, yöntemler bulması ve
uygulaması gerekir.
Kapalı İklim;
Açık iklimin tam tersi özelliklere sahiptir. Bu iklim tipinde yönetici ve personel rutin, gereksiz ve önemsiz işlerle uğraşırlar
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
84
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Kurumsal İklim
* Özerklik: Kurumda görev alan personel, kurum amaçlarını
gerçekleştirmek üzere yapacağı çalışmalarda kendisinin serbest ve bağımsız olduğunu hissetmelidir. Kurumdaki mesleki
uzmanlık kapsamındaki özerklik başarıyı sağlayan önemli bir
etkendir.
birimlerle ilişkisi ve uyum içinde bulunması karşılaşılabilecek
sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır.
* Sorun Çözme Yeterliği: Kurum yönetimi çeşitli sorunlarla
karşılaşır. Her sorunun önemsenmesi zamanında ve uygun
biçimde çözülmesi gerekir. Önemsenmeyen ve çözümü ihmal edilen sorunlar gelecekte daha önemli sorunlara neden
olabilir. Kurumun ve personelin çalışmalarını engelleyen her
sorun çözülür ve sonucu değerlendirilir.
* Uyum: Kurumda hizmet üretilirken, çevreden de yararlanılır.
Kurumun içinde personelin uyumlu olması, ayrıca çevredeki
Kaynak: BÜLBÜL İ.Levent, “Kurumsal İklim Kavramı”, (Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Bitirme Projesi, İstanbul, 2000)
(Bursalıoğlu, 1991,s.23)
(Akyüz, 1996,s.25)
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
85
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
BİLGİ HAKİMİYETİ MAKSADIYLA ABD DENİZ
KUVVETLERİNDE YAPILAN FAALİYETLER
Muharip unsurların doğru bilgiyi, doğru zamanda ve doğru yerde elde edebilmesi, bilgi akışının eksiksiz olarak sağlanabilmesi,
sensörler ve platformların aynı ağ içerisinde koordineli bir şekilde kullanılabilmesi ve bu sayede bilgi ve karar üstünlüğünün
sağlanabilmesi maksadıyla, dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Gary Roughead tarafından 26 Haziran 2009
tarihinde İstihbarat (N-2) ve MEBS (N-6) Başkanlıklarının “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı (N-2/N-6)” adı altında yeniden
birleştirilmesi emredilmiştir. Bahse konu yeni yapılanma sürecinin başına ise dönemin İstihbarat Başkanı (N-2) olan Kora. Jack
Dorsett getirilmiş ve “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı”nın 01 Ekim 2009 tarihinden itibaren aktif hale getirilmesi emredilmiştir.1
Hazırlayan •• Dz.Kur.Bnb. Veysel KOCAMAN
M
aksat ve Kısa Geçmiş
dadır. Aslında, günümüz dünyasında terör saldırıları intihar
bombacılarından ziyade bilgisayar başında oturan ve çağımızın kitle imha silahı olarak adalandırılabilecek siber teröristlerden gelmektedir.” sözü hatırlatılmış; bilgi hâkimiyeti adına
atılacak adımların başında siber güvenliğe ilişkin hususların
geldiği belirtilmiştir.
Yeni yapılanmanın başındaki isim olan Kora. Dorsett
tarafından 14 Nisan 2010 tarihinde “Bilgi Hâkimiyeti Vizyonu”2 adı altında bir rapor yayınlanmış ve yeni yapılanmanın
ardında yatan nedenler, ulaşılmak istenen hedefler ve izlenecek olan yol haritası özetlenmiştir. Bu dokümanda, öncelikle
küreselleşme ile birlikte bilgisayar ve iletişim sistemlerindeki üstel artışın bilgi ortamını araç olmaktan çıkararak harbin kalbine yerleştirdiği yeni bir çağa girildiği vurgulanmış;
El-Kaide, Taliban vb. terör örgütlerinin dahi geçici, asimetrik
ve taktik çapta avantajlar elde etmek maksadıyla bilgi harekâtını ustalıkla kullanarak sonuç almakta olduklarının altı
çizilmiştir. Bilgi teknolojilerine ve ağlara daha fazla bağımlı
bir durumda bulunan ABD Silahlı Kuvvetlerinin bu tehditlere
daha hassas bir konumda olduğu belirtilerek hâlihazırda ulusal bilgi sistemlerinin hemen her gün siber saldırılara maruz
kalmakta olduğu; bu nedenle çok uzun süre devam edeceği
düşünülen bir siber harbin ilk evrelerinde olunduğu hatırlatılmıştır. Söz konusu yapılanmanın maksat ve vizyonu aşağıda
açıklanmıştır3.
Bahse konu yeniden yapılanmanın ardında yatan nedenler
sıralanırken son teknoloji sensörler, silahlar ve kontrol sistemlerinin envantere katıldığı ancak bu teknolojileri tek bir
platform tipine uygun olarak tasarlayarak ve işleterek performanslarından istenen verimin alınamadığı; bu platform
tabanlı yaklaşım ve kuvvet yapılanmasının harekât yeteneğini
olumsuz etkilediği ve çoğu zaman verinin bir uçtan diğerine
aktarımını sekteye uğrattığı itiraf edilmiştir. Gerçekten de askerî ve siyasi olarak güçlü bir muhasımı alt etmenin yolunun
onu asimetrik olarak yıpratarak konvansiyonel olmayan yollardan etki altına almak olduğunun bilincinde olan kuvvetlerin
bilgiyi silah olarak kullanmaktan çekinmeyeceği ve modern
harp silah araç ve gereçlerine milyarlarca dolar yatırım yapmak yerine daha az maliyete sahip olan bilgi teknolojilerine
yatırım yapacağı üzerinde özellikle durulmuştur.
Maksat: İstihbarat, siber harp, komuta kontrol, elektronik
harp ve bilgi yönetimi konusunda en etkin konuma yükselmek ve bu sayede Deniz Kuvvetlerinin ana harp enstrümanı
olan bilginin gelecekteki etkileri konusunda farkındalık sağlamak.
ABD Donanmasının bilgi imkân ve kabiliyetlerinin 20’inci
yy’daki destekleyici rolünden sıyrılarak 21’inci yy Amerikan
Deniz Gücünün ana itici gücü olacağı; 21’inci yy harplerinde
başarılı olabilmek için, Deniz Kuvvetlerinin tamamen entegre edilmiş bir komuta kontrol, bilgi, istihbarat, siber, çevre
farkındalığı ve ağ harekâtı kabiliyetine kavuşarak bilgiyi bir
silah olarak kullanabilecek duruma gelmesinin zaruri olduğu
ve bilgi merkezli bir donanmanın etkin bir deniz gücünün ana
gereksinimi olacağına inanan dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Gary Roughead 26 Haziran 2009 tarihinde
yeniden yapılanmaya ilişkin ilk direktifini şu cümlelerle vermiştir:
Vizyon: Muhasıma karşı bilgi hâkimiyetini elde etmek ve komutanlara, muharip birliklere ve hükûmete karar üstünlüğü
kazandırmak maksadıyla oyunun kurallarını değiştirebilecek
etkinlikte yetenekleri devreye sokmak ve bu konuda öncü
olmak.
Aynı dokümanda ayrıca ABD Başkanı Barack Obama’nın “Teknolojik avantajımız Amerika’nın askerî hâkimiyetinin anahtarıdır. Savunma ve askerî ağlarımız devamlı bir saldırı altınDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
86
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
“İstihbaratı ve harekâtı paralel hale getirmek ve ağları optimize etmek platformlardan daha öncelikli bir hedeftir. İstihbaratı ve bilgiyi doğru edinemezsek, platformu kapasitesinin
altında kullanmış oluruz. Şimdi bunu kurumsal hale getirme
zamanı”4
Söz konusu direktifte ayrıca günümüzde harekâtın doğasının,
kuvvetlerin nasıl planlama ve kaynak planlamasının yaptığı
ile harekât yeteneklerini nasıl değerlendirdiğine kapsamlı ve
tümden bir yaklaşımı gerekli kıldığı; Deniz Kuvvetlerinin harekât ortamlarının tümünde birden (S/Ü, S/A, hava, kıyı, siber,
bilgi) harekât icra edebilecek kabiliyete erişmesi gerektiği ve
bu maksatla gerekli yenilik ve entegresyonu başarabilecek
bir organizasyona kavuşulması gerektiği belirtilerek 01 Ekim
2009’da yeni başkanlığın “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı
(Deputy Chief of Naval Operations for Information Dominance-N-2/N-6)” adı altında kurulmasını ve tüm kurumsal
geçişlerin ve altyapının 18 Aralık 2009’a dek (direktifin verilmesinden sadece 4 ay sonra) tamamlanması emredilmiştir5.
Ora. Roughead tarafından, yeni yapılanmanın ilave bir insan
gücüne veya bütçeye ihtiyaç duymayacak şekilde ve mevcut
imkânların birleştirilmesi/aktarılması vasıtasıyla yerine getirilmesi emri verilmiş6, öncelikle tüm başkanlıkların temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubu oluşturulmuştur.
2. Bilgi Hâkimiyeti Konsepti ve Temel Prensipler
İlk olarak “Bilgi Hâkimiyeti Vizyonu” başlıklı dokümanda detayları verilen bilgi hâkimiyeti konseptinde bilgi hâkimiyetinin
tanımı yapılmıştır. Bu tanıma göre
Şekil 1: Mayıs 2010’da yayınlanan “Bilgi Hâkimiyeti
Vizyonu” dökümanlarında yeni yapılanma sürecine ilişkin
temel prensipler detaylı bir şekilde belirtilmiştir.
Bilgi Hâkimiyeti7:
olmayan sensör yönetim modlarına müsade edecek esneklikte olacaktır.)
“Deniz kuvvetlerinin, görevlerini tam anlamıyla yerine getirebilmek ve bu sayede muhasıma üstünlük kurabilmek maksadıyla bilgi ortamını ihtiyaç duyulan yer, zaman ve şekilde
kullanabilmesidir.”
- Her ateşleyici (vurucu) ve silah sistemi herhangi bir sensörden veya veri bankasından gelen hedef bilgisini derleme,
değerlendirme ve kullanma yeteneğine sahip olacaktır.
Daha basit ifade edilecek olursa bilgi hâkimiyeti; doğru bilginin doğru zamanda ve doğru yerde karar vericilere ulaştırılması ve bu sayede komutanların doğru yeteneği kullanarak
geleceğin tehditlerine karşı koymasını sağlamaktır8.
- Veri işleme, doğrulama, kullanma, birleştirme ve analizi ağ
tabanlı olarak dinamik olarak yönetilecektir. (Veri, görev ve
koşullar için en uygun yerde (gemi veya ağ olabilir) toplanacak ve kullanılacaktır.)
Aynı dokümanda ayrıca, yeni yapılanma esnasında dikkat
edilmesi gereken temel prensipler ve ulaşılması istenen hedefler de belirlenmiştir. Bu prensipler ve hedefler:
- Uzaktan kumanda edilebilen, otonom ve insansız platformlar, sensörler ve iletişim yeteneklerine önem verilecektir.
- Küresel olarak entegre edilmiş, servis sağlama merkezli
omurga mimarisi uygulanacaktır. (Dağıtık eş ağlardan oluşan
ve bulut bilişim prensipleri çerçevesinde birleştirilmiş, ağ ve
servis merkezli modüler bir mimari dizayn edilecektir. Bu sayede isteğe bağlı hizmetler, kullanıcı dostu arayüzler, veriler
arasında kolay gezinme, arama bulma, erişim ve kullanım
kolaylıkları güvenlik yönetimi esasları doğrultusunda sağlanacaktır. Harekât ortamının ve tehdidin doğasında meydana
gelen değişmelere anında cevap verebilmek maksadıyla gerekli uygulamalar süratle geliştirilerek muhariplerin bilginin
tüm avantajından istifade etmesi sağlanacaktır.)
- Her platform bir sensör vazifesi görerek algılayacak ve rapor edecektir. (Her bir donanma platformu, coğrafi mevkisi ne
olursa olsun veri ve bilgi toplama vasıtası olarak hizmet vererek bilginin anında başka kullanıcılar tarafından kullanılabilir
hale getirilmesini sağlayacaktır.)
- Her bir sensör ve işlemci bir ağ içerisinde birbirine bağlı
olacaktır. (Her bir unsur birbirine ağ içerisinde bağlı bir şekilde, yerel bilginin küresel bilgi olarak kullanılmasına yönelik
gayret sarfedecektir.)
- Algılayıcılar ve sensörler küresel bir ağ üzerinden dinamik
olarak görevlendirilecek ve yönetilecektir. (Veri toplama ve
sensör yönetim disiplinleri, süreçleri ve faaliyetleri birleştirilecek; uyarlanabilir ağ konfigürasyonu merkezi veya merkezi
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
- Hâlihazırda sadece üzerinde konuşlu olduğu platform ve
silah sistemini destekleyebilen sensör, data link, terminal ve
işlemci sistemleri ağ merkezli bir mimari içerisinde küresel
ölçekte birbirine bağlı hale getirilecektir.
87
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
yapılanma sürecinin koordinasyonu ve yönetimi maksadıyla
bir seri yol haritası hazırlanmıştır. Bu yol haritaları sayesinde münferit birliklerin faaliyetleri senkronize edilerek amaç
birliği oluşturulacak; ilgili her alanda hâkimiyetin tesis edilebilmesi maksadıyla konsept, mimari, ağ, sensör, insan gücü
ve platformların planlaması ve yönetimine odaklanılacaktır.
Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı tarafından yayınlanan ilerleme
raporunda, hedeflenen bilgi üstünlüğüne erişebilmek maksadıyla on dört basamaktan oluşan bir yol haritası belirlenmiş
ve 02 Ekim 2009 tarihini takip eden on sekiz ay içerisinde bu
basamakların tamamlanması hedeflenmiştir. Söz konusu yol
haritalarının odaklandığı başlıklar temel olarak bilgi altyapısı
(omurgası), durumsal farkındalık ve bilginin harp silahı olarak
kullanımına yöneliktir9.
- Tüm veri ve bilgiler evrensel olarak işlenecek, şeffaf ve
erişilebilir olacaktır. Verinin denizciliğin her alanında (sivil ve
askeri) standart hale getirilmesi sağlanacaktır. (Karar verme
süreçlerini hızlandırmak ve karar üstünlüğü sağlamak maksadıyla bilginin herkese açık olması sağlanacaktır. Kapsamlı
ve dinamik bir veri stratejisi, veritabanlarının etkin kullanımına olanak tanıyacaktır.)
- Silahlı Kuvvetler, Savunma Bakanlığı ve istihbarat teşkilatlarına bağlı görev yapan kurumlar ve veri kaynaklarının donanmanın görev ve harekâtına destek sağlaması sağlanacaktır.
(Bu sayede kaynakların ortak kullanımı sağlanarak donanmanın ağ, altyapı ve veri kaynaklarına ilişkin ayrıca ilave yatırım
yapmasına gerek kalmayacaktır.)
- Ağ merkezli harekâta bağlı olarak ortaya çıkan hassasiyetler
ve risklerin azaltılması için yoğun gayret gösterilecektir.
Bahse konu basamaklar10:
- Bilgi tabanlı hava üstünlüğü (hava ve uzay alanında icra
edilen deniz harekâtın bilgiye uyumlu hale getirilmesi)
- Deniz kuvvetlerinde bilgi alanında uzmanlaşan personel
dünya çapında eğitim alarak tecrübe kazanacak ve bu sayede deniz kuvvetlerinin muharebe gücünün ayrılmaz ve önemli
bir parçasını teşkil edecektir.
3. Geleceğin
Varsayımlar
Harekât
Ortamına
Yönelik
- Kullanıcılar ile C4ISR sistemlerini birleştiren kusursuz ve tek
bir Deniz Kuvvetleri ağının tesisi (kullanıcıların ve platformların, görevin gerektirdiği gizli ve açık bilgilere küresel anlamda
erişim sağlaması),
Temel
- Siber harekât imkân ve kabiliyetine kavuşulması (bilgi hâkimiyetinin tesisine olanak tanıyacak maliyet etkin ve çevik
yaklaşım sergilenerek verinin, bilginin ve ağların dinamik olarak korunması),
Bilgi hâkimiyetinin tesisine yönelik yapılan atılan adımlara
geçmeden önce geleceğin harekât ortamına yönelik vizyon
belgesinde yer alan bazı varsayımlardan bahsedilmesi yerinde olacaktır:
- Ham verileri bilgiye çeviren ve işlenmiş bilgiyi harbin her
seviyesine ulaştıran bilgi çevrimi ile karar üstünlüğünü yeteneğinin kazanılması,
- Stratejik büyüme gösteren rakipler ve potansiyel muhasımlar hâlihazırda bilgi hâkimiyetinin asimetrik avantajını kendi
menfaatleri doğrultusunda kullanmak üzere çaba göstermektedirler.
- Yüksek eğitim seviyesine sahip dünya standartlarında bilgi
uzmanlarının yetiştirilmesi,
- Geleceğin harekât ortamında komutanlar doğru bilgiye doğru zamanda ihtiyaç duymaya devam edeceklerdir.
- Elektromanyetik spektrumun yönetimi,
- Coğrafi olarak geniş bir alana yayılmış bulunan kuvvetlerin
stratejik ve operatif kontrolü, ikaz süresini azaltmak ve durumsal farkındalığı artırmak maksadıyla yeni bilgi teknolojilerine ihtiyaç duyacaktır.
- Muharip unsurların harekât alanında optimal yönetimi (kaynakların optimal kullanımına olanak tanıyan süreçlerin ve mimarinin oluşturulması. Görevin gereklerine en fazla hizmet
edecek konuma erişilerek komuta kontrol süreçlerinin desteklenmesi),
- Uzaktan kumanda edilen insansız hava, kara ve deniz araçları bir ağ içerisinde etkinlikle kullanılacak ve sayıları artacaktır.
- Suustü sensörlerinin entegre bir yapıya kavuşturulması
(yüzer unsurlar için ağa bağlı sensör, veri transferi, işleme,
gösterim ve karar destek kabiliyetlerinin sağlanması),
- Muhasıma ait ağların ve sistemlerin dikkatli bir şekilde izlenmesi ve derinliğine etki altına alınabilmesi deniz harekâtının temel gereksinimi olacaktır.
- Ham verilerin bilgiye dönüştürülmesi ile İstihbarat ve Keşif
Gözetleme üstünlüğü,
- Siber tehdidin deniz (askeri) boyutu önem kazanacaktır.
- Bilginin harekâtın her safhasında daha iyi ve etkin bütüncül
kullanımı ile denizden balistik güdümlü mermi savunmasının (Anti-Balistik Missile Defense/ABMD) geliştirilmesi (Füze
Kalkanı projesinde izlenen Uyarlanabilir Aşamalı Yaklaşımı
mümkün kılmak ve harekâtın her safhasında balistik füze
savunmasını mümkün kılmak maksadıyla bilginin daha etkin
kullanımı),
- Bütçe kısıtlamaları, materyal ve insan gücü ihtiyaçlarının
daha maliyet etkin yöntemlerle giderilmesini dikte edecektir.
- Donanmayı, bilginin stratejik avantajına hazırlamak yeni yatırımların yapılmasını gerektirmektedir.
4. Bilgi Hâkimiyeti Yol Haritası
- İstihbarat, bilgi ve ağ altyapılarının biraraya getirilmesi ile
denizde durumsal farkındalık üstünlüğünün sağlanması,
Bilgi hâkimiyetine yönelik faaliyetlerin, girişimlerin ve yeniden
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
88
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
- Muhabere sistemlerinde spektrum kullanımının optimize
edilmesi,
hâkimiyetinin tesisine yönelik ABD Deniz Kuvvetlerinde atılan
organizasyonel adımlar 3 başlık altında toplanabilir13:
- Darbe yeteneğine sahip komuta kontrol üstünlüğünün sağlanması,
- İstihbarat ve MEBS Başkanlıklarının lağvedilerek14 Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı (N-2/N-6) adı altında yeni bir birimin teşkil
edilmesi,
- Sualtı üstünlüğünü sağlayacak şekilde ağ kabiliyetinin geliştirilmesi,
- Siber Filo Komutanlığı (FLTCYBERCOM/10th Fleet)’nın
kurulması,
- İnsansız araç ve sistemlerin ağ yapısına entegrasyonu.
- Bilgi hâkimiyeti alanında uzmanlaşmış yeni bir personel
sınıfının teşkil edilmesi (Information Dominance Corps/IDC).
Müteakiben Nisan 2011’de yayınlanan ilerleme raporunda,
başlangıçta 14 olarak belirlenen yol haritası sayısının 10’a
düşürüldüğü açıklanmıştır. Mevcut yol haritaları aşağıdaki
şekilde belirlenmiştir:
Bu organizasyonel adımların yanı sıra bilgi hâkimiyetinin tesisine etki edecek bilgi teknolojileri, bilgi sistemleri ve C4ISR
sistemleri alanında da birçok teknik ve kurumsal yeniliğe
imza atılmıştır.
- Balistik Füze Savunması
- Sualtı Hâkimiyeti
a. Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı (N-2/N-6)’nın Kurulması
- Elektronik Harp
Bilgi Hâkimiyetinin tesis ve idamesine kapsamlı bir yaklaşımın benimsendiği bu adımlar atılmadan önce Deniz Kuvvetlerinde bir kısım insanlar sensör ve silahları geliştiriyor,
diğeri bir kısım insanlar ise ağları ve muhabere sistemlerini
kontrol ediyordu. Uç kullanıcılar ise sensör dizayn edenlerle muhabere sistemi dizayn edenlerin koordineli olduklarını
ümit ediyorlardı. Ancak, farklı birimlerce dizayn edilen tüm
bu sistemleri kullanan operatörler çoğu zaman uyumsuzluk
yaşayabiliyorlardı. Milyar dolarlık harp silah araç ve gereçlerini birbiri ile konuşturmak için yama yapmak yerine; üretilen
bilginin işlendiği, kullanıldığı ve dağıtıldığı bir sisteme ihtyaç
duyulmaktaydı15. ABD Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, nihayet
bu eski sistemin çok yavaş olduğuna ve denizdeki kullanıcılara daha fazla ve hassas istihbarat ulaştırmada yetersiz kaldığını görerek istihbarat ve bilgiye olan bakış açısını tümüyle
değiştirmek maksadıyla yeni bir yapılanmaya gitmeye karar
verdi. Bu kapsamda atılan adımların ilki ve de en önemlisi
“Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı (N-2/N-6)”nın teşkil edilmesi olmuştur.
- Siber Harekât
- Tek Bir Deniz Kuvvetleri Ağının Tesisi
- İnsansız Sistemler
- İstihbarat ve Keşif Gözetleme
- Denizde Durumsal Farkındalık
- Spektrum Kullanımı
- Entegre Hedef Tahsisi ve Ateş Kontrolü
Bu yol haritaları içerisinde en fazla üzerinde durulması gereken başlığın “Denizde Durumsal Farkındalık” olduğu ifade
edilmektedir12. Hâlihazırda sivil ve askerî kuruluşlarla ortaklaşa bir şekilde, bahse konu yol haritalarına ilişkin konsept dokümanlarının (white paper) yazılmasına devam edilmektedir.
5. Bilgi Hâkimiyetinin Tesisine Yönelik Yapılan Kurumsal
Faaliyetler
Yeni yapılanmaya yönelik verilen direktif ile bahse konu temel varsayımlar, prensipler ve problem sahaları ışığında bilgi
01 Ekim 2009 tarihinden önce ayrı başkanlıklar olan İstihbarat Başkanlığı (N-2) ve MEBS Başkanlığı (N-6), yukarıda
bahse konu ihtiyaçlar nedeniyle “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı
(N-2/N-6)” adı altında yeni bir başkanlık olarak birleştirilmiştir. İstihbarat ve MEBS Başkanlıklarının yanı sıra Harekât Başkanlığı (N-3)’den Siber Güvenlik ve Bilgi Harekâtı’na ilişkin
birimler, Yetenek ve Kaynak Entegrasyon Başkanlığı (N-8)’ndan ise İnsansız Sistemler’e ilişkin birimler bu başkanlığın
sorumluluğuna verilmiştir. Bu sayede bilgi hâkimiyetinin tesisine hizmet eden ancak farklı başkanlıklar altında bulunan
ilgili tüm birimler tek bir çatı altına toplanmıştır.
Bu başkanlığın başına getirilen ilk isim olan Kora. Dorsett
tarafından “muazzam bir değişim” olarak adlandırılan yeni
yapılanma süreci evrimsel değil “devrimsel” niteliktedir. Nihayetinde ulaşılmak istenen durumun, önceki parçaların
(N-2, N-6, N-8 vb.) toplamından çok daha büyük ve etkin bir
sinerjiye sahip olacağı her fırsatta vurgulanmaktadır. Dorsett
tarafından verilen mülakatta bahse konu yeni yapılanmanın
ABD Deniz Kuvvetleri için yelkenli gemilerden buharlı gemilere geçiş veya nükleer takatli sistemlerin donanma en-
Şekil 2: Bilgi hâkimiyeti yol haritalarının realize
edilmesine yönelik zaman çizelgesi.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
89
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
Yeni yapılanmanın stratejik hedefleri şöyle sıralanmıştır20:
vanterine girmesi kadar önemli bir gelişme olduğu, bilginin
silah olarak kullanılabilmesi için atılan ilk adım olduğu, bilgi
üstünlüğünün kendilerine büyük bir hareket serbestîsi kazandıracağı, denizdeki komutanlara karar ve icra üstünlüğü
sağlayacağı ve kendi elektromanyetik spektrumunu yöneten
birlikler yerine bu spektrum üzerinde ortak bir komuta kontrol sağlama yeteneğine sahip bir savaş gücüne erişilmesinin
hedeflendiği belirtilmiştir16.
- Bilgiyi temel harp kabiliyeti haline getirmek,
- Bilgi çağı harekâtının icrası için istihbarat, bilgi harekâtı,
bilgi-ağ yönetimi, oşinografi ve coğrafi bilgi sistemlerini fonksiyonel olarak icra etmek,
- Operatif kuvvetlere güvenilir komuta kontrol ve bilgi erişimi
sağlamak,
Yeni yapılanmaya geçilmeden önce, komuta kontrol, istihbarat ve keşif gözetleme (C4ISR’ın C2ISR kısmı) faaliyetleri N-2’nin; muhabere ve bilgisayar sistemlerine
(C4ISR’ın C2 kısmı) yönelik faaliyetler ise N-6’nın sorumluluğun bulunmaktaydı17. Yeni yapılanmayla birlikte ABD Deniz
Kuvvetleri çapında yürütülen istihbarat ve keşif gözetleme
sistemleri, elektronik harp, bilgi harbi, siber, komuta kontrol, muhabere ve bilgi sistemleri, oşinografi, uzay, durumsal
farkındalık ve insansız sistemler alanında yürütülen tüm faaliyetlerin yönetimi ve koordinasyonu yeni kurulan başkanlığın
sorumluluğuna verilmiştir18. Bu yeni yaklaşımda ilk öncelik
sensörlere verilmiş; ardından muhabere sistemleri ve tüm bu
sistem ve teknolojilerin bir ağ içerinde birbiriyle konuşturabilmesine olanak tanıyan ağlar büyük önem kazanmıştır. Ardından bu sistem ve teknolojilerin komuta kontrolünden sorumlu olan insanlar gelmekte; bu denkleme en son giren ise
gemiler ve uçaklar olmaktadır19. Böylece ana vurucu platformlar olan gemiler ve uçakların, bilgiden daha önemli
olmadığı vurgulanmaktadır.
- Oyunun kurallarını değiştirecek konseptler, stratejiler ve kabiliyetlere kavuşmak,
- Bilgi merkezli kabiliyetlerin ve rekabetçi avantajların sağlanması maksadıyla kaynak yatırımını koordine etmek,
- Deney ve yeniliği bilgi vasıtasıyla hızlandırmak,
- Derinliğine istihbarat elde ederek potansiyel düşmanları
anlamak,
- İnsansız sistemlerin ağ içerisinde kullanımı.
Yeni yapılanmanın iki bacağı bulunmaktadır: İnsan gücü yönetimi ve organizasyon içi uyumla ilgilenen “İdari” (Corporate)
bölüm ile vizyon geliştirme, stratejik yol haritası oluşturma,
tedarik planlama ve kabiliyetlere yönelik programların yönetimi ve koordinasyonundan sorumlu olan “İşletme” (Business)
bölümü21.
“Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı” teşkil edilmeden önce bilgiye
ilişkin kaynakların birimler arasında dağılım ile sonrasındaki
durum Şekil 3 ve Şekil 4’de gösterilmiştir.
Şekil 5: Yeni Yapılanmanın iki bacağı bulunmaktadır:
“İdari” ve “işletme”
Burada akla şu soru gelebilir: Tüm bu faaliyetler mutlaka bir
organizasyon değişikliğine ihtiyaç gösteriyor mu? Neden iki
ayrı başkanlık münferiden ancak koordineli olarak tüm bu
faaliyetleri yürütmesin? Geçmişte yaşanan tecrübeler ve
Şekil 3: “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı” teşkil edilmeden önce
bilgiye ilişkin kaynakların birimler arasında dağılımı
Şekil 4: “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı”
teşkil edildikten sonraki durum
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Şekil 6: “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı” Teşkilat Şeması
90
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
Siber tehdidin askerî boyutu incelendiğinde bilgi teknolojilerine yönelik temel problem sahaları olarak şu hususlar ön
plana çıkmaktadır25:
alınan dersler, muharebe hâkimiyeti ve oyununun kurallarını
değiştirebilecek bilgi imkân ve kabiliyetlerine kavuşmak için
tek bir yapının şart olduğunu göstermektedir22. Bu birleşme
sadece iki başkanlığın birleşmesinden ziyade birçok değişik
birimin aynı çatı altında toplanmasını gerekli kılmaktadır. Bu
nedenle her iki başkanlık da daha önce kendilerinde olmayan
yeni yetenekler kazanacaktır23.
- Bilgi teknolojilerinin çok hızlı değişmesi bilginin hacmini
artırmakta; bu durum ise fırsatlarla birlikte sıkıntıları da beraberinde getirmiştir.
- Bilgi teknolojilerinin artan önemi, bilgiyi gelecekteki çatışmaların asıl hedefi haline getirecektir.
Bu teşkilatma, verilen direktif gereğince ilave kadro ve
personele ihtiyaç duymadan (zero-sum) gerçekleştirilmiştir. N-2’den boşalan kadrolar N-2/N-6’ya tahsis edilirken;
N-6’dan boşalan kadrolar ise Siber Filo Komutanlığı (FLTCYBERCOM) ile doldurulmuştur.
- ABD Savunma Bakanlığı ağlarına 2010 yılı içerisinde 360
milyondan fazla sızma tespit edilmiş; bu kapsamda son 6 ay
içerisinde uğranılan zararın onarımı için 100 milyon dolardan
fazla harcama yapılmıştır.
- Mevcut ve muhtemel rakipler bilgi teknolojilerini esas alan
bilgi harekâtı uygulayarak askerî gücü zayıflatmaya çalışmaktadır.
- Silahlı kuvvetlerin, gücünü ve etkisini ileriye aktarabilmesi
için ortak alanlara (denizler, uzay, siber uzay) güvenilir erişimi
hayati öneme haizdir.
- Stratejik rakipler bilgi teknolojilerine yatırım yaparak bu
ortak alanlara güvenilir erişimi zayıflatmayı veya kısıtlamayı
hedeflemektedir.
- 21’inci yy deniz gücü, denizler, uzay ve bilgi alanına hâkimiyeti gerekli kılmaktadır. Bilgi alanındaki hâkimiyet ise açıkça
risk altındadır.
Her geçen gün envanterine yüksek teknolojiye sahip hassas
harp silah araç ve gereçlerini katarak bu alanda öncü konumda bulunan ABD Deniz Kuvvetleri, siber uzayın ciddi sorunları ve riskleri de beraberinde getirdiğini, devlet ve devlet
dışı aktörlerin siber uzayı bir harp alanı olarak kullanabilme
kapasitelerinin neden olabileceği muhtemel tehditleri26 ve
devletlerin milli güvenlik algılamaları üzerindeki yansımalarının farkına varmış ve teşkilatlanmasını bu doğrultuda yeniden
dizayn etmiştir.
Şekil 7: “Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı”nın
kurulması sonrası ABD Deniz Kuvvetleri
Karargâhının Teşkilat Şeması
Kora. Dorsett’in görev süresinin dolmasına yakın bir zamanda,
ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Roughead, Dorsett’den
yeni başkan için en nitelikli amirali önermesini istemiş; hatta Dorsett ilk atandığında halefini de seçmesi ve şimdiden
yetiştirmesi istenmişti. Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı’nın teşkil
edilmesine yönelik faaliyetlerin tüm koordine ve planlamasını başarıyla yürüten isim olan Kora. Dorsett, bu görevini
emekli olana dek başarıyla yürütmüş ve yerine aynı başkanlıkta Konsept Şube Müdürü olarak görev yapmakta olan
Kora. Kendall Card’ı tavsiye ederek atanmasını sağlamıştır.
Kora. Dorsett’in yardımcılığını yapan David Weddel’in yerine
ise yine sivil bir isim olan Mark Clark atanmıştır24.
ABD Savunma Bakanlığının Haziran 2009’da verdiği direktif üzerine ABD Stratejik Komutanlığı’na bağlı olarak kurulan
Siber Komutanlık (U.S. Cyber Command- USCYBERCOM)
01 Ekim 2009 tarihinde faaliyete geçmiştir. USCYBERCOM’un
teşkilât yapısı aşağıdadır27.
b. Siber Filo Komutanlığı (FLTCYBERCOM)’nın Kurulması
Bilgi teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelere duyarsız
kalamayan sivil ve askerî kurumlar, uluslararası örgütler ve
özel sektörler her geçen gün bilgi sistemlerine ve bu sistemleri birbirine bağlayan ağlara daha da fazla bağlı kalmakta;
bu durum ise kurumları siber saldırılara karşı daha da hassas ve zayıf konuma düşürmektedir. Söz konusu tehditleri
göz önünde bulunduran bir çok devlet ve uluslararası kuruluş
bünyelerinde çeşitli sivil ve askerî organizasyon değişiklikleri
ve yapılanmalara gitmişlerdir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Şekil 8: ABD Siber Komutanlığı (USCYBERCOM)’nın
Teşkilat Şeması
91
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
ABD’nin 8 müşterek muharip komutanlığından biri olan Stratejik Komutanlığa bağlı olan Siber Komutanlığın başındaki komutan çift şapkalı olup aynı zamanda Ulusal güvenlik sistemlerinin korunması ve yabancı sinyal istihbaratından sorumlu
olan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA)’nı da yönetmektedir. Siber
Komutanlık, ABD Savunma Bakanlığına bağlı ağların siber
güvenliğinden sorumludur. Sivil ağların siber güvenliği ise
ayrı bir bakanlık olan İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından
sağlanmaktadır.
Askeri ağların yönetimi, savunması ve bakım ve tutumu31
olarak özetlenebilecek bu görevleri daha detaylı inceleyecek
olursak32;
- Askeri ağlar, istihbarat, kriptoloji, sinyal istihbaratı, bilgi
harekâtı, siber, elektronik harp ve uzay konularında operatif
merkezi otorite olarak kıyı ve deniz birliklerini desteklemek,
- Güvenli ve karşılıklı çalışabilir ağların işletimini sağlamak,
- Siber, bilgi ve ağ harbi, elektronik harp ve uzay konularında
komutanlara operatif destek sağlamak.
Bu komutanlık ilk teşkil edildiğinde kuvvet komutanlıklarının
sadece bu komutanlığın yönlendirmesi doğrultusunda kendi
ağlarını savunacağı ve işleteceği ön görülmekteydi. Ancak,
siber tehdidin askerî boyutunun çeşitlilik kazanması, her kuvvetin kendine özgü güvenlik tedbirleri almasını gerekli kılmaya başlamış ve müteakiben her kuvvet süratle kendi siber
yapılanmasını gerçekleştirmiştir. Bu komutanlığın altında ve
siber uzayda faaliyet göstermek üzere28:
Kora. Bernard Mc Cullough komutanlığında tesis edilen Siber Filo Komutanlığının operasyonel görevleri yeni aktive
edilen 10’uncu Filo (10th Fleet) tarafından yerine getirilmekte olup Siber Filo Komutanı tarafından (çift şapkalı olarak)
yönetilmektedir. 10’uncu Filonun emrinde görevli herhangi
bir silahlı kuvvet bulunmamakta olup emrinde görevli uzman
personel tarafından kıyı ve yüzer birliklerin siber saldırılara
karşı korunması faaliyetleri yerine getirilmektedir33. Siber Filo
ve 10’uncu Filo’nun ilk komutanı olan Kora. Mc Cullough
30 Eylül 2011’de görevden ayrılarak emekli olmuş ve yerine
Kora. Michael S. Rogers atanmıştır34.
− Deniz Kuvvetlerinde Siber Filo Komutanlığı,
− Deniz Piyade Komutanlığında Siber Komutanlık,
− Hava Kuvvetlerinde 24’üncü Hava Komutanlığı,
Operatif siber faaliyetlerin yürütülmesinden sorumlu olan
filoya “10’uncu Filo” adı verilmesinin 2’nci Dünya Savaşı’na yönelik bir anlamı bulunmaktadır. Alman U-Botları ile
mücadelenin had safhaya ulaştığı dönemlerde ABD, denizaltı teknolojisine yönelik bilgi eksikliğinin farkına varmış ve
U-Botlarla mücadelenin prensiplerini belirlemek ve farkındalığı artırmak maksadıyla 10’uncu Filo adı altında yeni bir
birlik teşkil edilmişti. Soğuk Savaş döneminin sona ermesini
müteakip bu komutanlık lağvedilmiş ve faaliyetlerine son verilmiştir. 2’nci Dünya Savaşı’nda bilinmeyen güncel tehditin
U-bot teknolojisi; günümüzde ise siber (daha geniş anlamıyla
“bilgi”) olduğu göz önünde bulundurularak çağrışım yapması
açısından yeni kurulan birime 10’uncu Filo adı verilmiştir35.
− Kara Kuvvetlerinde 2’nci Ordu
teşkil edilmiş ve/veya bu müşterek yapının harekât kontrolüne tahsis edilmiştir.
Siber Filo Komutanlığı çalışanları bir bakıma halâ içinde
çalıştıkları ve harekât icra ettikleri alanı ve ortamı anlamaya çalışmaktalar. Emrinde herhangi bir gemi veya platform
bulunmayan 10’uncu Filo, harekât alanını şekillendirmek
maksadıyla harp silah araç ve gereçleri yerine insanları ve
bilgiyi kullanmakta; sorumluluk alanı ise çok geniş bir alanı
kapsamaktadır.
Şekil 9: ABD Siber Güvenlik Yapılanması
Görüldüğü üzere Siber Filo Komutanlığı, ABD Siber Komutanlığının (USCYBERCOM) Deniz Unsur Komutanlığı olarak görev yapmaktadır. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı (CNO)
tarafından 23 Temmuz 2009 tarihinde verilen direktif gereğince teşkil edilmesi emredilen ve 29 Ocak 2010 tarihinde29
faaliyete geçen Siber Filo Komutanlığının idari (menejmen)
kontrolü Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı (N-2/N-6)’nda yani Deniz
Kuvvetleri Komutanlığında, harekât kontrolü ise Siber Komutanlıktadır. Bu düzenlemenin ilgi çekici yönü, ABD Dz.K.K.lığı,
USCYBERCOM ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) Direktörünün
bu birlik ile doğrudan bağlantılı olmasıdır.
2011 yılı için 1 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olan Siber
Filo Komutanlığı, bu büyüteçin büyük bir kısmını band genişliği tahsisleri için harcamakta ve geriye sadece yıllık 40 milyon
dolar harcanabilir parası kalmaktadır.36. Herhangi bir paltform
tedariği için takip edilen yoldan daha farklı bir yol izlendiği
için bu komutanlığın geleceğini görmek çok zor. Sadece bir
tek telefon görüşmesi neticesinde dâhi yeni bir siber yetenek
kazanılabilmektedir. Yani harp silah araç ve gereçlerinin tedariği gibi yıllarca beklenmek zorunda değil.
ABD Siber Savunma Komutanlığının bağlısı olarak kurulan Siber Filo Komutanlığının (Fleet Cyber Command – FCC) görevi
karada ve denizde görev yapan tüm muharip unsurlara istihbarat, bilgi harekâtı, sinyal istihbaratı, kriptoloji, elektronik
harp ve uzay alanlarında operasyonel destek sağlamaktır30.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
14.000 personelin görev yaptığı Siber Filo Komutanlığının
(FCC/C10F) görev alanına C4ISR ve muhabere ağlarının savunması, Bilgi Harekâtı, Elektronik Harp, kriptoloji, istihbarat
(SIGINT), MEBS desteği ile uzay yetenekleri girmektedir. Krip92
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
toloji ve SIGINT görevleri nedeniyle bu komutanlığın Ulusal
Güvenlik Ajansı/Merkezi Güvenlik Hizmetleri (NSA/CSS) ile
de doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Siber Filo Komutanlığı
bu anlamda “Kuvvet Kriptoloji Unsuru” (Service Cryptologic
Component) olarak görev yapmaktadır.
Komutanlık çift karargâhlı olarak çalışmakta ve Fort Meade/Maryland’daki Siber Filo Komutanlığı Karargâhı NSA
ile aynı mahalde bulunmaktadır. 10’uncu Filo karargâhı ise
Little Creek/Virginia’daki “Joint Expeditionary Base” de bulunmaktadır. Her iki karargâhta sivil ve asker toplam 450 personel görev yapmaktadır. Siber Filo Komutanlığının teşkilât
yapısı ve görev bağlantıları aşağıda gösterilmiştir37.
- Deniz Ağ Harbi K.lığı (Naval Network Warfare Command
(NNWC)).
Şekil 11: 10’uncu Filo’nun
Birleşik Daimi Görev Kuvveti (CTF) Yapısı
- Deniz Siber Savunma Harekât K.lığı (Navy Cyber Defense
Operations Command (NCDOC))
Siber alandaki diğer unsur komutanlıklarına bakıldığında;
Hava Kuvvetlerine bağlı 24’üncü Hava Kuvveti “Air Force
Cyber Command” adı altında görev yapmaktadır. ABD Hava
Kuvvetlerindeki siber savaşa yönelik yapılanmada, uzay ve
hava alanında siber harekâttan sorumlu olacak birlik olarak belirlenen 24’üncü Hava Kuvveti, Lackland/Texas Hava
Üssünde konuşludur. Bu komutanlık Hava Kuvvetleri Uzay
Komutanlığının (Air Force Space Command–AFSPC) idari,
USCYBERCOM’un ise harekât kontrolünde olacaktır. 24’üncü
Hava Komutanlığı bağlıları 67’nci Ağ Harbi (ağ savunması,
saldırısı ve kullanımından sorumlu), 689’uncu Harp Muhabere ve 688’inci Bilgi Harekâtı birlikleridir38.
- Deniz Bilgi Harekâtı Komutanlıkları / AR-GE, Test ve Değerlendirme Merkezi (Navy Information Operation Commands
(NIOC) / NIOC Suitland)
- Deniz Siber Savunma Geliştirme Grubu (Navy Cyber Defense Development Group, Washington DC)
- Kuvvet Keşif Destek Merkezi (Forces Surveillance Support
Center, Virginia)
FCC/C10F’in en büyük bağlısı olarak görev yapan Deniz Ağ
Harbi K.lığına (NNWC) bağlı birim ve birlikler aşağıdaki gibidir:
USCYBERCOM’un Kara Unsur Komutanlığını oluşturan ve Fort
Huachuca/Arizona’da bulunan 2’nci Ordu, “Army Cyber Command” adı altında yaklaşık 20.000 personelden oluşmakta
ve Kara Kuvvetlerine bağlı sistemlerin siber saldırılara karşı
güvenliğini sağlamaktadır. Bünyesinde 1’inci Bilgi Harekâtı
K.lığı, 9’uncu Sinyal K.lığı ve ABD İstihbarat ve Güvenlik K.lığı bulunmaktadır. Buna ilaveten Deniz Piyade Birliklerine ait
sistemlerin siber güvenliğinden sorumlu “Marine Corps Cyber
Command”de 800 personel görev yapmaktadır39.
- 2 adet Deniz Bilgi Sistemleri ve Muhabere Alan Ana İstasyonu (Naval Computer and Telecommunications Area Master
Station)
- 7 adet Deniz Bilgi Sistemleri ve Muhabere İstasyonu (Naval
Computer and Telecommunications Station)
- Deniz Uydu Harekât Merkezi (Naval Satellite Operations
Center, California)
c. Bilgi Hâkimiyeti Sınıfı Personel Kadrosunun Tahsis
Edilmesi (Information Dominance Corps/IDC)
Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı ve Siber Filo Komutanlığı ile bilgi
merkezli çözümler üreten birimlerde görev yapacak personelin bilgi ağırlıklı alanlarda kapsamlı becerilere sahip olarak
daha etkin ve profesyonel bir şekilde temin, yetiştirme ve
yönetimine olanak sağlamak maksadıyla40 teşkil edilen Bilgi Hâkimiyeti kadrosu, bilgi, istihbarat, karşı istihbarat, insan
kaynaklı bilgi, ağlar, uzay ve oşinografi alanlarında yoğun bir
eğitim programına tabi tutulmaktadırlar.
Tesis edilen kadroda bilgi yönetimi, bilgi harekâtı, istihbarat,
oşinografi, uzay ve kriptoloji alanlarında uzman personel yetiştirilecek olup ayrıca sivil üniversitelerde ilgili alanlarda eğitime personel tefriki yapılacaktır. Bu kapsamda siber savunma sınıfı mühendis subay yetiştirilmesine yönelik çalışmalar
yapılmaktadır41. Bilgi Hâkimiyeti kadrosunda yer alan branşlar
ve uzmanlık alanları:
Şekil 10: Siber Filo Komutanlığının teşkilât yapısı
ve görev bağlantıları
C10F’in Birleşik Daimi Görev Kuvveti (Task Force) yapısı Şekil
11’dedir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
93
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
- Bilgi Uzmanı
Şuana dek 5000’den fazla subay ve astsubay ile 700’den
fazla sözleşmeli uzman personel bu sınıfı için yeterlilik sertifakası almış ve göreve başlamıştır. Bu sınıfta görev yapan
personelin uzmanlaşması için sivil ve askerî yüksek öğretim
kurumlarında ilgili branşlarda yüksek lisans ve sertifika eğitime verilmektedir. Ayrıca Deniz Harp Okulu ve diğer askerî
okulların müfredatı siber güvenlik başta olmak üzere ilgili konuları da içerecek şekilde revize edilmiştir.
- Bilgi Harbi Uzmanı
- Deniz İstihbarat Uzmanı
- Oşinografi Uzmanı
- Bilgi Teknolojileri Uzmanı
- Kriptoloji Teknisyeni (Siber)
Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığını yürüten Kora. Card’ın, göreve
başlamadan önce uzman bir heyet tarafından mülakata alındığı ve gerekli eğitimleri alması sağlanarak “Bilgi Hâkimiyeti”
brövesini takmayı hak etmesi sağlanmıştır. Bir bakıma, birimin başındaki isim, kendi yöneteceği ekip tarafından test
edilmekte ve onaylanmaktadır. Bu durum, uzman bir kuruluşu
yönetenlerin de ilgili alanda uzmanlık sahibi olmasının önemini gözler önüne sermektedir.
- İsithbarat Uzmanı
- Hava Grafik Uzmanı
- Uzay Sistemleri Uzmanı
Bu branşlardan ilk dördü subay ve astsubaylara; diğerleri ise
sözleşmeli personele tahsisli olacaktır. Bu kadro sayesinde
bilgiyi ilgilendiren tüm uzmanlık alanlarını aynı çatı altında
toplayarak eğitim ve öğretim faaliyetlerinin senkronizasyonu42 hedeflenmektedir. Ayrıca, sivil kaynaktan personel temini esnasında siber yetenek yarışmaları (“cyber challenge”)
düzenlenmekte ve başarılı olanların Deniz Kuvvetleri bursuyla
üniversitelerde öğrenim görmesi ve müteakiben göreve başlatılması öngörülmektedir. “Bilgi Hâkimiyeti” adı altında oluşturulan bu personel sınıfı için bir de bröve dizayn edilmiştir.
Bahse konu bröve aşağıdadır.
Şekil 13: Bilgi Hâkimiyeti sınıfında görev yapan astsubay ve
sözleşmeli personel için branş işaretleri ve kodları
6. Sonuç
Bilgi hâkimiyetinin tesisine yönelik atılan bu adımların hayata
geçirilmesi, sivil ve askerî sanayi firmaları ile yoğun işbirliğini
gerektirmektedir. Sivil ve askerî sanayi firmalarının ABD Deniz
Kuvvetleri için bilgi hâkimiyetinin tesisinde izlenecek yol haritalarına ne oranda katkıda bulunabilecekleri hakkında fikir
alış verişinde bulunmak ve güncel bilgi teknolojilerine yönelik gelişmeleri yakından takip edebilmek maksadıyla yılda iki
defa fuar (Industry Day) düzenlenmektedir.
Şekil 12: Bilgi Hâkimiyeti sınıfında görev yapan personel
tarafından kullanılan bröveler.
Sanayiye yönelik başlıca beklentiler şöyle özetlenmektedir44:
- Karşılıklı çalışabilir sistemlerin dizaynı,
Bilgi Hâkimiyeti sınıfı personel kadrolarının açılmasını müteakip, ABD Deniz Kuvvetlerine ait tüm birlikler gezilerek bilgilendirici brifingler verilmiş ve personelin farkındalığını artırıcı faaliyetler icra edilmiştir. Halen görevde olan personel
için birliklere mesaj çekilmekte ve sınıf değişikliği için gerekli
şartlar ve sunulan fırsatlar sıralanmaktadır. İstekli personel,
gerekli şartları taşıması halinde, eğitim merkezlerinde ilgili
alanlarda eğitime tabi tutulmakta ve başarılı olanlar bilgi hâkimiyeti sınıfına alınmaktadır.
- Kaliteli çözümler (oyunun kurallarını değiştirici ve maliyet
etkin),
- Ortaklık ve işbirliği,
- Diyalog (fikir alış-verişi).
Her platformun bir sensör olduğu; her sensör ve işlemcinin
bir ağ içerisinde birbirine bağlı bulunduğu; her sensörün bu
ağ içerisinde dinamik olarak görevlendirilebildiği, yönetilebildiği ve son olarak her bir vurucu unsurun bu sensörler vasıtasıyla toplanan hedef bilgisi ve veriyi sorunsuz bir şekilde
kullanabildiği bir organizasyon yapısına ve düşünce biçimine
kavuşulması adına atılan adımlar, ilk düğmeye basılan günden bu yana çok hızlı bir aşama kaydetmiştir.
Bu alanda görev yapacak personelin uzmanlık seviyesinin çok
yüksek olması gerekmektedir. Daha düşük rütbelerde sadece
kendi alanlarına yoğunlaşırken diğer alanlar hakkında yüzeysel bilgiye sahip olmaları; yüksek rütbelerde ise çapraz eğitim
(cross-tarining) vasıtasıyla diğer alanlar hakkında daha kapsamlı bilgiye sahip olmaları hedeflenmektedir43.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
94
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
Platformdan ziyade o platforma monte edilen sensörlerin
bilgi toplama, işleme ve dağıtma imkân ve kabiliyetlerinin
önem kazanması45 platform merkezli harpten, bilgi merkezli
harbe geçişi hızlandırmıştır. Bilginin deniz harekâtında oynadığı rolün artması ve C4ISR sistemlerinin bu konuda en fazla
rol alan aktör olduğunu göz önünde bulunduran ABD Deniz
Kuvvetleri, gemilerin sinyal istihbaratı ve EH kabiliyetlerinin
artırılması için 2010 yılında 2 milyar dolar bütçe ayırmıştır46.
Kora. Dorsett tarafından gemileri yakmak yani “geri dönüş
yok” olarak adlandırılan bu girişim, yüksek teknoloji sistemlere aşırı bağımlı bulunan ABD Deniz Kuvvetlerinin değişen
çağa ayak uydurması ve rakiplerine karşı rekabetçi üstünlüğünü muhafaza etmesi adına bugüne dek oldukça başarılı bir
aşama kaydetmiştir.
DİPNOT
1 Jack DORSETT ile Mülakat (23 Mart 2010), “Talking with Vice Adm. Jack Dorsett Deputy Chief of Naval Operations for Information Dominance Director of Naval Intelligence”, CHIPS, Nisan-Haziran 2010, s.6, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/
PDFs/ CHIPSApr10.pdf.
2 The U.S. Navy’s Vision for Information Dominance, www.insaonline.org/assets/files/NavyInformationDOminanceVisioın.pdf, Mayıs
2010, s.5-6.
3 “Establishing the Deputy Chief of Naval operations for Information Dominance”, Naval Intelligence Professionals Quarterly, Volume
XXVI, Sayı 1, Ocak 2010.
4 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
5 Geoff Fein, “Navy Reorganizing OPNAV Staff, Merging N-2 and N6”, Defense Daily, 02 Temmuz 2009.
6 US Department of Navy, ”The Information Dominance Corps” konulu ve 6 Ekim 2009 tarihli memorandum, Washington, DC: Office
of The Chief of Naval Operations
7 The U.S. Navy’s Vision for Information Dominance, www.insaonline.org/assets/files/NavyInformationDOminanceVisioın.pdf Mayıs
2010, Syf. 5-6.
8 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
9 Tuğa. Michael Broadway ile Mülakat, “Interview with Rear Adm. Michael Broadway, Deputy Director, Concepts and Strategies
for Information Dominance (N-2/N6F)”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/CHIPSApr11.pdf,
Nisan-Haziran 2011.
10 Jack Dorsett, Notes From the DCNO for Information Dominance, www.navintpro.net/wp-content/uploads/2010/11/DCNO-Note_OCT2010, Ekim 2010
11 Jack Dorsett, DCNO for Information Dominance Update, www.navintpro.net/wp-content/uploads/2011/April/DCNO-Note_
APR2011, Nisan 2011.
12 Geoff Fein, “N-2/N6 to Become Lead for Navy’s Maritime Domain Awareness Efforts”, Defense Daily, 10 kasım 2009.
13 Jack Dorsett, “Background on DCNO/DNI Nomination From VADM Dorsett”, Information Dominance Corps Panel, http://www.
idcsync.org, 06 Mayıs 2011.
14 Yeni kurulan Bilgi Hâkimiyeti Başkanlığı bünyesinde İstihbarat ve MEBS Başkanlıklarının yanı sıra diğer başkanlıklardan da (N-3,
N-8 vb.) personel ve kaynak bulundurması nedeniyle “birleştirilerek” ifadesi yerine “lağvedilerek” ifadesi kullanılmıştır. İleride de
anlatılacağı üzere yeni başkanlık N-2/N-6’dan çok daha fazlasını içermektedir.
15 Jim Hodges, “Hard Corps: US Navy Assembles IDC to İmprove İntel”, C4ISR Journal, Haziran 2010.
16 Kora. Jack DORSETT ile Mülakat (23 Mart 2010), “Talking with Vice Adm. Jack Dorsett Deputy Chief of Naval Operations for
Information Dominance Director of Naval Intelligence”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSApr10.pdf, Nisan-Haziran 2010, s.6.
17 Jack Dorsett, “Background on DCNO/DNI Nomination From VADM Dorsett”, Information Dominance Corps Panel, http://www.
idcsync.org, 06 Mayıs 2011.
18 Jim Hodges, “Hard Corps: US Navy Assembles IDC to İmprove İntel”, C4ISR Journal, Haziran 2010.
19 Jim Hodges, “Hard Corps: US Navy Assembles IDC to İmprove İntel”, C4ISR Journal, Haziran 2010.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
95
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
20 ABD Deniz Kuvvetleri İç Yazışması, Sayı: NAVADMIN 316/09
21 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
22 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
23 Robert K. Ackerman, “Navy Builds Around Intelligence, Information Consolidation”, SIGNAL Magazine, Mayıs 2010.
24 Jack Dorsett, “Background on DCNO/DNI Nomination From VADM Dorsett”, Information Dominance Corps Panel, http://www.
idcsync.org, 06 Mayıs 2011.
25 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
26 Albert Angel, “Can the Navy’s Tenth Fleet Effectively Combat the Cyber Threat?”, US Army War College Thesis, 2010.
27www.stratcom.mil
28 Gregory Conti, “Army, Navy, Air Force and Cyber”, IANewsletter Vol 12 No 1,Bahar 2009.
29 Kora. Bernard McCullough ile Mülakat, “Interview with VADM Bernard McCullough, Commander, US Fleet Cyber Command/US
10th Fleet”, CHIPS Magazine, Temmuz-Eylül 2011.
30 Richard Burgess,”The New Main Battery”, SEAPOWER Magazine, Aralık 2009.
31 Kora. Bernard McCullough ile Mülakat, “Interview with VADM Bernard McCullough, Commander, US Fleet Cyber Command/US
10th Fleet”, CHIPS Magazine, Temmuz-Eylül 2011.
32 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
33 Richard Burgess,”The New Main Battery”, SEAPOWER Magazine, Aralık 2009.
34 Kendall Card, Information Dominance Coprs Update, 30 Eylül 2011, www.idcsync.org.
35 Walter Perry, David Signori, John Boon, “Exploring İnformation Superiority : A Methodology for Measuring the Quality of İnformation and İts İmpact on Shared Awareness”, RAND Report, 2004.
36 Daniel Taylor, “Walking Upright”, SEAPOWER Magazine, Aralık 2010.
37 James Mills, “Make way for the cyber fleet”, USNI Proceedings Magazine 136, Ocak 2010.
38 Dan Dieterle, “An Anatomy of US Cyber Command”, http://www.infosecisland.com, 10 Nisan 2012, erişim 20 Nisan 2012.
39 Dan Dieterle, “An Anatomy of US Cyber Command”, http://www.infosecisland.com, 10 Nisan 2012, erişim 20 Nisan 2012.
40 ABD Deniz Kuvvetleri İç Yazışması, OPNAV 5300.12, Establishmentof IDC
41 ABD DzKK tarafından yayınlanan ”The Information Dominance Corps” konulu ve 6 Ekim 2009 tarihli memorandum.
42 Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/
CHIPSJan10.pdf, Ocak-Mart 2010.
43 Jack DORSETT, “US Navy Vision for Information Dominance”, www.insaonline.org/assets/files/ NavyInformationDominanceVision.pdf, Mayıs 2010
44 Tuğa. Michael Broadway ile Mülakat, “Interview with Rear Adm. Michael Broadway, Deputy Director, Concepts and Strategies
for Information Dominance (N-2/N6F)”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/CHIPSApr11.pdf,
Nisan-Haziran 2011.
45 Tuğa. Michael Broadway ile Mülakat, “Interview with Rear Adm. Michael Broadway, Deputy Director, Concepts and Strategies
for Information Dominance (N-2/N6F)”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/CHIPSApr11.pdf,
Nisan-Haziran 2011.
46 Hillary Lamb, “VADM Dorset Visits IDCs on Oahu Info Domain”, http://www.navy.mil, Yaz 2011.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
96
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Bilgi Hakimiyeti Maksadıyla ABD Deniz Kuvvetlerinde Yapılan Faaliyetler
Faydalanılan Kaynaklar
1. ABD Deniz Kuvvetleri İç Yazışması, Sayı: OPNAV 5300.12, “Establishment of IDC”.
2. ABD Deniz Kuvvetleri İç Yazışması, Sayı: NAVADMIN 316/09
3. ABD DzKK tarafından yayınlanan ”The Information Dominance Corps” konulu ve 6 Ekim 2009 tarihli memorandum.
4. Albert Angel, “Can the Navy’s Tenth Fleet Effectively Combat the Cyber Threat?”, US Army War College Thesis, 2010.
5. Bernard McCullough ile Mülakat, “Interview with VADM Bernard McCullough, Commander, US Fleet Cyber Command/US 10th
Fleet”, CHIPS Magazine, Temmuz-Eylül 2011.
6. Dan Dieterle, “An Anatomy of US Cyber Command”, http://www.infosecisland.com, 10 Nisan 2012, erişim 20 Nisan 2012.
7. Daniel Taylor, “Walking Upright”, SEAPOWER Magazine, Aralık 2010.
8. Establishing the Deputy Chief of Naval operations for Information Dominance, Naval Intelligence Professionals Quarterly, Volume
XXVI, Sayı 1, Ocak 2010.
9. Geoff Fein, “N-2/N6 to Become Lead for Navy’s Maritime Domain Awareness Efforts”, Defense Daily, 10 kasım 2009.
10. Geoff Fein, “Navy Reorganizing OPNAV Staff, Merging N-2 and N6”, Defense Daily, 02 Temmuz 2009.
11. Gregory Conti, “Army, Navy, Air Force and Cyber”, IANewsletter Vol 12 No 1,Bahar 2009.
12. Hillary Lamb, “VADM Dorset Visits IDCs on Oahu Info Domain”, http://www.navy.mil, Yaz 2011.
13.Jack DORSETT ile Mülakat (23 Mart 2010), “Talking with Vice Adm. Jack Dorsett Deputy Chief of Naval Operations for Information Dominance Director of Naval Intelligence”, CHIPS, Nisan-Haziran 2010, s.6, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/ CHIPSApr10.pdf.
14.Jack Dorsett, “Background on DCNO/DNI Nomination From VADM Dorsett”, Information Dominance Corps Panel, http://www.
idcsync.org, 06 Mayıs 2011.
15.Jack DORSETT, “US Navy Vision for Information Dominance”, www.insaonline.org/assets/files/ NavyInformationDominanceVision.pdf, Mayıs 2010
16.Jack Dorsett, DCNO for Information Dominance Update, www.navintpro.net/wp-content/uploads/2011/April/DCNO-Note_
APR2011, Nisan 2011.
17.Jack Dorsett, Notes From the DCNO for Information Dominance, www.navintpro.net/wp-content/uploads/2010/11/DCNO-Note_OCT2010, Ekim 2010.
18.Jack N. Summe, “Navy’s New Strategy and Organization for İnformation Dominance: Information Emerges as a Core Warfighting Capability Equivalent to Seapower and Airpower”,
19.James Mills, “Make way for the cyber fleet”, USNI Proceedings Magazine 136, Ocak 2010.
20.Jim Hodges, “Hard Corps: US Navy Assembles IDC to İmprove İntel”, C4ISR Journal, Haziran 2010.
21.Kendall Card, Information Dominance Coprs Update, 30 Eylül 2011, www.idcsync.org.
22.Michael Broadway ile Mülakat, “Interview with Rear Adm. Michael Broadway, Deputy Director, Concepts and Strategies for
Information Dominance (N-2/N6F)”, CHIPS Magazine, http://www.public.navy.mil/usff/chips/Documents/PDFs/CHIPSApr11.pdf,
Nisan-Haziran 2011.
23.Richard Burgess,”The New Main Battery”, SEAPOWER Magazine, Aralık 2009.
24.Robert K. Ackerman, “Navy Builds Around Intelligence, Information Consolidation”, SIGNAL Magazine, Mayıs 2010.
25.US Department of Navy, ”The Information Dominance Corps” konulu ve 6 Ekim 2009 tarihli memorandum, Washington, DC:
Office of The Chief of Naval Operations
26.Walter Perry, David Signori, John Boon, “Exploring İnformation Superiority : A Methodology for Measuring the Quality of İnformation and İts İmpact on Shared Awareness”, RAND Report,
27.www.stratcom.mil
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
97
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Mustafa Kemal’i Bir de Böyle Okumak
MUSTAFA KEMAL’İ BİR DE BÖYLE OKUMAK
Hazırlayan •• Dz.Kur. Alb.Hüseyin DEMİRTAŞ
“H
‘talim’ manasının yanında ‘öğretim’in karşılığı, ‘terbiye’ ise
‘eğitim’in karşılığı olarak kullanılmıştır. Yani Mustafa Kemal;
asker yetiştirirken takip edilecek eğitim ve öğretim sisteminde esas alınması gerekli hususlara değinmiştir.
er hâlde askerlik en büyük dehâlara sâha-yı inkişâf
olabilecek hakâiki câmi’ ve uzun iştiğalâtı mûcib mâhiyeti hâizdir”1
Askerlik sanatı ve mesleğini hakkınca genişlik ve derinliğiyle
ifadenin müthiş bir örneği!..
Standart öğrendiğimiz Durum Muhakemesi bakışıyla baktığımızda kitapçığın ilk cümlesinin, durum muhakemesindeki
‘vazife’nin ‘maksat’ kısmını tanımladığını görüyoruz: “İcrâ’
olunan bil-cümle ta’limlerden maksad-ı aslî, harbde istihsâl-i
muvaffakıyet için, efrâd ve zâbitânın hâiz olmaları lâzım gelen
evsâf ve mezâyâyı onlara bahş etmekdir.”3
Atatürk daha 35 yaşlarında, tarihin en büyük harplerinden biri
tüm acıtıcılığıyla devam ederken bir kolordu kumandanı olarak, dönemin talimnamelerine yaptığı mütalaalarını ‘Ta’lim ve
Terbiye-i Askeriyye Hakkında Nokta-i Nazarlar’2 ismini verdiği
kitapçıkta böyle ifade ediyor.
Yani bir yetiştirme sisteminin ürünü olan fertler, özellikle de
subaylar, harpte muvaffakiyete ulaşmaya odaklı yetiştirilmelidir. Aksi takdirde sistem maksadına hizmet etmiyor demektir.
Kitapçık toplam dokuz sayfa ama okudukça ve üzerinde düşündükçe niceliğin nitelik karşısında nasıl boyun eğmek zorunda kaldığını görüyorsunuz.
‘Maksat’ yanlış tespit edilirse ‘vazife’ de yanlış olacak, nihayetinde üretilen tüm hareket tarzları, karar ve harekat tasarısı
da hatalı olacaktır.
Bu noktada bir hatırlatma yapmak gerekiyor: Kitapçığın isminde bulunan ‘talim’ ve ‘terbiye’ kelimeleri günümüzdekinden
biraz daha farklı bir mana taşımaktadır. ‘Talim’ günümüzdeki
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
98
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Mustafa Kemal’i Bir de Böyle Okumak
Personel yetiştirme sistemlerinde ürünlerin ancak 10-15 yıl
sonra elde edileceğini de düşünürsek tesirini kısa vadede
hissedemeyebileceğimiz bu hataların uzun dönemde sistemi
çökertmesi kaçınılmazdır.
yoruz. Yirminci yüzyılın başında, böyle birinin ‘asker’ kabul
edilemeyeceği yargısı herhalde günümüzde de kıymetini ve
geçerliliğini korumaktadır.
Sorumluluk açısından kitabın ruhuna baktığımızda görüyoruz
ki ‘asker bir sorumluluk abidesi’dir. Tüm benliğiyle kendisini
memleketine adamıştır ve “memleketinin tevessü’ ve tekemmülü ve muzafferiyyâtı hissiyâtından başka bir his ve fikirle
mütehassıs olmaz!” Yani askerin kalbinde memleketini yüceltmekten başka duygu ve düşünceye yer yoktur. İşte yukarıda ifade ettiğimiz yetiştirme sürecinde rol üstlenenler asker
adaylarının kalplerine bakacaklar, oraya nüfuz edecekler, ayrık duygu ve düşünce varsa ayıklayıp yok edecekler ve gelecekte de muhtemel sızmalara karşı girişleri kapatacaklardır.
Böylece kendini memleketi ve milletine adamış, aidiyet hissi
örnek seviyede bir asker silueti ortaya çıkacak, hiçbir maddi
ve manevi konjonktürel değişim bu aidiyet ve adanmışlık meziyetini sarsamayacaktır.
Kitapçığın bütününe bakılınca, asker yetiştirirken temel olarak üç şeye şekil verilmesi üzerine odaklanıldığı görülmektedir: ‘Dimağ, beden ve ruh.’
· Asker Yetiştirme Sistemi Aktörlerinin Fonksiyonu
· Dimağ Yaratmak, Ruh Yetiştirmek
Mustafa Kemal bu konulardan (asker yetiştirmekten) sorumlu
olanlar için şu cümleleri kuruyor:
· Disiplin
· Subayların Sorumluluk ve Fonksiyonları
“Milletin tekâmül-ü akliyyesi ve derece-i terbiyesi nisbetinde evsâf-ı matlûbeyi hâiz asker yetiştirmekle mükellefdirler!
Ta’lîm-hâne meydânında, Veli Çavuş’un kumandasıyla hareket etdirilen efrâdına uzaktan bakmakla me’lûf olan zâbit
bilmelidir ki ta’lîm ve terbiyenin bu kadarıyla kalmış insân bu
zamânda asker değildir! Ve yine o zâbit bilmelidir ki askere
yalnız san’atını öğretmek kâfî değildir. Daha ileri, pek çok ileri
gitmek lâzımdır. Bir dimâğ yaratmak, bir rûh yetiştirmek iktizâ’ eder!”
- Subay örnek insandır
- Subay personelini psikolojik ve sosyolojik açıdan
tanımalıdır
- Askerin sevk ve idaresi subayın namus ve şerefidir
- Komutan ve subayların en büyük meşguliyet sahası birliğinin eğitimidir
Dimağ Yaratmak, Rûh Yetiştirmek
Her bir kelimesi, her bir tanımlaması ve her bir cümlesi evrensel doğrular ve yıllar geçse de hep çağdaş kalacak yargılar içermektedir.
Mustafa Kemal bu arada askere sadece sanatını öğretmenin
yeterli olmadığını da vurgulamaktadır: “Daha ileri, pek çok
ileri gitmek lâzımdır. Bir dimâğ yaratmak, bir rûh yetiştirmek
iktizâ’ eder!”
Şimdi yukarıdaki paragrafı cümle cümle okuyalım…
Asker Yetiştirme Sistemi Aktörlerinin Fonksiyonu
Dolayısıyla burada bir yetiştirme sisteminde akıl, ruh ve beden senkronizasyonunun, bunların birlikte şekillendirilmesinin gerekli olduğunu okuyoruz. Gerçekten de bu üç unsur bir
arada, birbiriyle orantılı ve dengeli bir biçimde şekillendirilmelidir. Akıl donatılırken ruh ve beden bunun gerisinde kalırsa, beden şekillenirken ruh bundan istifade edemezse ortaya
bir tarafı zayıf ürünler çıkacaktır. Birinde sadece mantık hesabı yapılarak insani mülahazalardan mahrum karar verecek
kişiler, diğerinde sadece fiziki kuvvetin çekiciliğine kapılmış
karar vericiler üçüncüsünde ise duygusal dirayeti zayıf yöneticiler ortaya çıkacaktır. Bu üç unsur arasında makul bir
denge sağlanamadığında bünyesel travmalar da kaçınılmaz
olacaktır. Yöneticilerin yaşadıkları travmalar kumanda ettik-
Asker yetiştirme sisteminde rol üstlenmiş eğitimciler, müfredatı hazırlayanlar, öğretmenler, planlayıcılar, karar vericiler,
seçimleri yapanlar… Hepsinin ciddi bir sorumluluğu var; o
da milletin akli gelişimi ve eğitim derecesi nispetinde arzu
edilen vasıflara sahip asker yetiştirmek. Arzu edilen vasıfların
milletinin gerçekleri ile özdeşleştirildiğine, arada bir münasebet kurulmuş olduğuna özellikle dikkat edelim. Askerde bulundurulacak vasıflar, milletinin değerlerine ve gerçeklerine
‘münasip’ olmalıdır.
Aynı paragrafta sorumluluk kaymasına ilişkin bir örnekle
devam edildiğine ve sorumluluğunun ağırlığını hissetmeyen
bir insanın ise ‘asker’ olamayacağının belirtildiğine şahit oluDENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
99
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Mustafa Kemal’i Bir de Böyle Okumak
leri personele sirayet edecektir. İşte istikbalin ‘yükselen yeni
nesilleri’nin şekillendirildiği okullar ve eğitim-öğretim kurumlarında görev alan her bir eğitimcinin, rehberlik uzmanının,
planlayıcıların ve diğer rollerdeki bireylerin nasıl bir sorumluluğun altına girdiklerini burada görmek mümkün olmaktadır.
Burada ‘dimağ yaratmak’ sadece fen bilimleriyle donatılmayı,
‘ruh yetiştirmek’ de sadece sosyal bilimlerle donatılmayı ifade etmemektedir. Bu donatılma aslında eğitim ve öğretimin
nispeten kolay ve sadece müfredatla halledilebilecek kısmıdır.
Özellikle ‘ruh yetiştirmek’ çok daha derin bir süreci işaret
etmektedir. Kahramanlık, cesaret, azim, pozitif bakabilme,
en ümitsiz anlarda dahi umudunu ve inancını koruyabilme,
dayanıklılık, öz motivasyon, irade, insani vasıflara sahip olma,
disiplin, mertlik, aidiyet, vefa, dürüstlük, liderlik ve bir askerde bulunmasının hayati olduğu daha nice vasıf ancak mükemmel bir ‘ruh yetiştirme’ sürecinin ürünü olabilir. Burada
okullarda görevli rehberlik uzmanlarına, psikoloji öğretmenlerine çok büyük sorumluluk düşmektedir. Bu vasıflar, sadece
kendilerine ilişkin teorik bilgilerin genç beyinlere transferi ile
ruhlarda hayat bulamayacaktır. Dolayısıyla “daha ileri, pek
çok ileri gitmek lâzımdır.”
Ruh yetiştirmenin bir diğer boyutu da “Neferi muhârebede
bütün kuvâ-yi mâddiyye ve kuvâ-yi ma’neviyyesini sarf ve isti’mâl edecek sûretde yetişdirmek işte ta’lîm ve terbiye bu iki
nokta-i nazardan icrâ’ edilmek lâzımdır!” prensibidir. Yani bir
asker öyle yetiştirilmelidir ki, muharebede hiç pes etmeden
maddi ve manevi tüm gücünü kullanabilmelidir. İstanbul’da
işgalci devletlerin donanması karşısında ‘geldikleri gibi giderler’ dedirten, Kurtuluş Savaşı’nda da kendisine “cephanemiz kalmadı” diyenlere “süngünüz de mi yok” dedirten
düşünce de herhalde bu olsa gerek…
Maddi ve manevi güçten bahsedilirken çoğul yapı kullanılmıştır. Dolayısıyla buradan maddi ve manevi kuvvetlerin çok
boyutlu ele alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Kitabın büyük kısmında, bazı yerlerde dolaylı, bazı yerlerde de doğrudan bu konunun işlendiğini görüyoruz. Genel itibariyle maddi
kuvvetten bedeni kabiliyeti ve muharebe için gerekli vasıtalar
ile imkan kabiliyetleri anlayabiliriz. Manevi kuvvetler4 ise çözümlemesi biraz daha zor olan bir konudur. Çünkü bir askeri
manen kuvvetlendirecek veya zayıf düşürecek faktörler çok
daha fazladır. Ruh yapısı mükemmel şekillendirilmiş bir asker
maddi tüm imkansızlıklara rağmen yılmayacaktır. Yetiştirilirken donandığı tüm vasıflar onu ‘yılmaz, sarsılmaz ve yıkılmaz’
kılacaktır.
“Kuvâ-yi mâddiyye mahv olunca, kuvâ-yi rûhiyyenin bunu
tazmîn edecek bir derecede olması lâzımdır; uyuşukluk
müstevlî olunca fikri, hâl-i fa’âliyyetde bulunduracak ancak
o kuvvetdir”. Fiziki imkan kabiliyetler, maddi kuvvetler azalınca, cephanemiz tükenmeye yüz tutup personel ve platform
zayiatı artınca, mevzi ve lokal başarısızlıklar ardı ardına gelmeye, ümitsizlik ve karamsarlık dalga dalga yayılmaya başlayınca birliklerin ve fertlerinin ayakta durmasını sağlayacak
en önemli faktör komutanlarının ruhsal dirayetinin temin
edeceği güç ve kuvvettir. İşte enerjisini “kuvâ-yi rûhiyye”DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
den alan, ondan beslenen bu güç ve kuvvet, tükenen maddi
kuvvetlerin yerini almalıdır. Fikri ve zihni fonksiyonları, maddi
imkansızlıkların doğuracağı ümitsizliğin sebep olacağı uyuşukluğun istilasından koruyarak ‘faal ve işler’ halde tutacak
olan kuvvet ancak bu “kuvâ-yi rûhiyye” olarak tabir edilen
ruhsal dirayettir. Bu ruhsal dirayet, dünyanın dört bir yanında
yüzyıllarca arka arkaya gelen mağlubiyet ve kayıpların, millette baş gösteren ‘ümitsizlik’ salgınının, önce Çanakkale’de
ardından nihayet Anadolu’da bir zafere ve yeniden doğuşa
dönüşmesine olanak tanımıştır.
Disiplin
Yine askerliğin esası olan ‘disiplin’in askerin kumanda altında bulundurulabilmesi, sevk ve idare edilebilmesi için hayati
olduğu ifade edilirken de disiplinin ancak ruh terbiyesi sayesinde tesis edilebileceği ifade edilmektedir. Hatta mükemmel
ruh terbiyesinin sonucunda ulaşılan mükemmel disiplin sayesinde “muhârebenin en buhrânlı devirlerinde, ric’atın en elîm
safhalarında bile kuvve-i ma’neviyyesi tezelzülden masûn kalır ”5 denilmektedir. Demek ki; bir ordunun fertlerinin muharebenin gidişatı ne şekilde olursa olsun sarsılmaması, ‘dimağ,
ruh ve bedeni’ şekillendirilirken kazanacakları ‘ruh terbiyesi’
ve bunun doğuracağı “kuvâ-yi rûhiyye”ya bağlı disiplin ile
sağlanabilecektir.
Subayların Sorumluluk ve Fonksiyonları
Atatürk’ün subaylarla ilgili düşünceleri esas olarak 1918
yılında hazırladığı ‘Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hâl’ adlı
eserinde yer almaktadır. Onun okunmasını başka müstakil bir çalışmaya bırakarak onu 31 Temmuz 1920’de
Afyonkarahisar’da subaylara hitap ederken dinleyelim;
“Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattır: Ordunun
ruhu subaylardadır!” Yine bu yazıda incelediğimiz kitabının
bazı kısımlarında da Mustafa Kemal ordunun ruhu olan bu
subayların birtakım fonksiyon ve vasıflarına değinmektedir;
* Subay örnek insandır. “Kumandanlık eden zâbitin tavır ve
hareketi efrâdın tahsîl-i emniyyeti, itâati, inzibâtı ve bil-cümle ahvâl-i rûhiyye ve gayret-i mâddiyyesi üzerinde büyük bir
te’sîri hâizdir”. Bir birliğe komuta eden subay tavır ve hareketleriyle personelinin kendisine güven duymasını, itaat
etmesini, birliğinde disiplinin tesisini, personelin ruh halinin
ne olacağını ve gerektiğinde göstereceği gayreti etkiler. Dolayısıyla bir birlikte gayret eksikliği, güvensizlik, disiplin ve
itaat sarsıntıları, motivasyon azalması varsa bu öncelikle o
birliğe komuta eden subayın tavır ve hareketlerinden kaynaklanmaktadır.
* Subay personelini psikolojik ve sosyolojik açıdan
tanımalıdır. “Zâbit rûhları kalbleri terbiye ve tehzîb etmek ve
âmâl ve hissiyâta nâfiz ve hâkim olmağla mükellef bulunduğu
için; terbiye-i rûhiyye ve ictimâiyye ulemâsı, zâbitin beşerî,
ilm-i ahvâl-i rûhiyye ve ictimâiyye nokta-i nazarından dahi
tanımasını taleb eder.” Bir subayın personelinin kalbini de
eğitmesi (terbiye) gerektiği daha önce de açıklanmıştı. Şimdi ise yeni bir bakış açısıyla ‘kalplerin süslenmesinden’6 söz
edildiğini görüyoruz. Burada Mustafa Kemal subaylara çok
önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bir subay, personelinin
100
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Mustafa Kemal’i Bir de Böyle Okumak
kalbinin terbiye edilmesi ve süslenmesinin yanında, onların
fiil ve duygularına nüfuz etmek ve hakim olmaktan da sorumludur. Bu açıdan bakıldığında subay insanları psikoloji ve
sosyoloji bilimleri açısından tanımalıdır. Tabi subaylara yüklenen bu sorumluluk, o subayları yetiştirmekle yükümlü olan
kişilere de geleceğin ‘kumanda heyeti’ne bu vasıfları daha
okullarda iken kazandırma sorumluluğunu yüklemektedir.
gayret sarf etmeye mecbûr olduklarını takdîr ederim.” Subaylar ve birlik komutanları günlük mesai programlarında neye
daha fazla zaman ve enerji tahsis etmesi gerektiğini bu prensip doğrultusunda belirlemelidir. Bu prensibi bir önceki madde ile birlikte ele aldığımızda, Atatürk’ün bu hususu ‘subayın
namus ve şerefi’ olarak nitelendirdiğini dikkate alınca konunun ehemmiyeti daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
* Askerin sevk ve idaresi subayın namus ve şerefidir.
“Ordunun ta’lîm ve terbiye ile bir kumanda altında sevk ve
idâre olunabilmekdeki kâbiliyyet derecesini yükseltmek kumanda ve zâbitân hey’etleri için nâmûs ve şeref mes’elesidir.” İşte her bir subayın ve yetiştirme sistemindeki her bir
ferdin kendini sorgulaması gereken çok orijinal bir nokta!
Özetlemek gerekirse; lider, asker, insan ve komutan olarak
Mustafa Kemal, bizlere bıraktığı hacimce küçük ama muhteva olarak muhteşem eserinde; askerliğin niteliklerini son
derece orijinal bir biçimde betimlemiş, arkasından yetiştirme
sisteminde ilgili kişilere neler yüklediğini yine kendine has ve
her dönem çağdaş kalacak mahiyette açıklamış, sonrasında
da subayların fonksiyonlarına değinmiştir. Her bir satırında,
her bir kelimesinde kendimize ‘bu benim için ne anlama geliyor’ diye sorduğumuzda yaşımız, statümüz ve rütbemiz ne
olursa olsun gerçekten ciddi anlamda kendimizi yenileme
ihtiyacı hissedeceğimiz çok açıktır.
* Komutan ve subayların en büyük meşguliyet sahası
birliğinin eğitimidir. “Ölüm karşısında titremeden hasmına
saldıran kahramânların bu harekâtının vatan için, millet için
daha müsmir, daha parlak netâyicle tetvîcini ârzû ediyorsak
her kumandan her zâbit ma’iyyetinin ta’lîm ve terbiyesiyle
iştigal etmelidir… Fi-l-hakika büyük kumandanlar, dâimâ,
evvelâ ma’iyyetindeki ordunun ta’lîm ve terbiyesiyle meşgul
olmuşlardır… Zâbitlerimizin, askerin ta’lîm ve terbiyesinde
diğer milletlerin ordularında olduğundan ziyâde himmet ve
Son olarak yine o muhteşem komutanın kitabının son sözüyle
yazımıza nokta koyalım: “Mesleğimizi sevelim, san’atımızda çalışalım; ordu himmetimize muhtâcdır.”
DİPNOT
1 ‘Her hâlde askerlik en büyük dehalara kendilerini geliştirme alanı olabilecek hakikatleri içeren ve uzun uğraşlar gerektiren bir
mahiyete sahiptir.’ Mustafa Kemal; Ta’lim ve Terbiye-i Askeriyye Hakkında Nokta-i Nazarlar, Edirne Sanayi Mektebi Matbaası,
Edirne 1916.
2 Anılan eser 2011 yılında; günümüze uyarlanmış hali, orijinalinin çevirim yazısı ve belge görüntüleri halinde üç bölüm olarak
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanmıştır. Bu yazıdaki alıntılar çevirim yazısı versiyonu esas alınarak yapılmıştır.
3 ‘İcra edilen bütün öğretim faaliyetlerinin asıl maksadı, harpte muvaffak olmak için, bireylerin ve subayların taşımaları gereken
vasıf ve meziyetleri onlara kazandırmaktır.’
4 Burada “kuvâ-yi ma’neviyye”den İngilizce ‘moral’ (ahlaki) ve Fransızca ‘morale’ sözcüklerinin toplamının karşılığını anlamalıyız.
5 ‘Muharebenin en buhranlı dönemlerinde, ricatın (geri çekilmenin) en acı safhalarında bile manevi kuvveti sarsılmaz’.
6 Askerlik mesleğinin aynı zamanda bir sanatın icrası olduğunu dikkate aldığımızda bu estetik bakış çok daha anlamlı bir hal
kazanmaktadır.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
101
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Karpaz’ın İskenderun Deniz Üs Komutanlığına Katılışı
TCG KARPAZ’IN İSKENDERUN
DENİZ ÜS KOMUTANLIĞINA KATILIŞI
Hazırlayan •• Dz. Yb. Mustafa UÇAR
C
umhuriyetin ilanı ile birlikte yeni Türkiye’nin tüm kurumlarında başlayan yenileşme sürecinde Donanma’da
yeniden yapılanmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin
Osmanlı’dan devraldığı donanmanın büyük kısmı onarıma
muhtaçtı. Silah imkan ve tonajı itibaryle Ege ve Karadeniz’de
görev yapabilecek nitelikte tek gemi HAMİDİYE idi.1
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
Atatürk, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuvvetli bir donanmaya sahip olması gerekliliği ile deniz
kuvvetinin diplomasi alanındaki önemini; çeşitli vesilelerle
gündeme getirmiştir. 11-29 Eylül 1924 tarihleri arasında
HAMİDİYE ile Karadeniz’de yaptığı seyahatte geminin hatıra
defterine “Hudutlarının mühim ve büyük kısmı deniz olan
102
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Karpaz’ın İskenderun Deniz Üs Komutanlığına Katılışı
Türk Devleti’nin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin
olacaktır. Mükemmel ve kadir bir Türk Donanmasına sahip
olmak gayedir.”2 2 Kasım 1924 tarihinde Meclis açılış nutkunda ise “Efendiler! Bahriyeyi esaslı ve ciddi bir biçimde
geliştirip, düzenlemek düşünülmelidir. Bu konuda başlangıç
noktası, özellikle seçkin elemanları hak ettikleri gibi yetiştirip,
onlardan memleketin ivedi gereksinimlerinden yararlanmak
ve herhalde memleketin gücünün üzerinde hayallerden de
uzak durmak olmalıdır”3 ifadeleri ile donanmanın önemini
vurgulamıştır.
Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda, üç kıtanın geçiş noktası
üzerindeki bir coğrafyada yer alan ve zengin kaynaklara sahip
olan ülkeler arasında enerji köprüsü oluşturan “Türkiye için
güçlü ve üstün yetenekli bir donanmaya sahip olmak vazgeçilmez bir ihtiyaçtır” ilkesini benimseyen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bu coğrafyada geniş bir yelpaze içinde tevdi edilen
görevlerin ve taahhütlerin icra edilebilmesi için en son teknoloji silah, sistem ve sensörlerle donatılmış platformlardan
oluşan savaş gemisi inşa programlarını uygulamaya başlamıştır. Bu kapsamdaki gemi inşa programlarından biri de sahillere yakın bölgelerde karakol ve DSH görev fonksiyonlarını
karşılamak üzere tasarlanan Tuzla Sınıfı Karakol Gemisi inşa
programıdır.4
Projenin 16 gemisinden 14’üncüsü olan TCG KARPAZ (P1213) ismini Kıbrıs Adası’nın kuzey doğu ucundan Anadolu’ya doğru sivri bir şekilde uzanan Karpaz yarımadasından almaktadır. TCG KARPAZ’ın; inşa aşamasına 19 Nisan
2012 tarihinde çelik, sac ve profil kesimi ile başlanmıştır.
26 Şubat 2013 tarihinde teknenin ana güverte dahil inşası,
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
103
26 Temmuz 2013 tarihinde ana makine ve sevk sisteminin
gemiye montajı, 4 Kasım 2013 tarihinde sonar, cayro, radar ve
parakete sistemlerinin montajının tamamlanmasını müteakip
4 Aralık 2013 tarihinde denize indirilmiştir. 4 Şubat 2014 tarihinde gemi personelinin de katılımı ile HAT (Liman Kabul
Testleri) testlerine, HAT testlerinin başarıyla bitmesini müteakiben de 5 Mayıs 2014 tarihinde SAT (Seyir Kabul Testleri)
testlerine başlanmıştır. TCG KARPAZ, 12 Ağustos 2014 tarihinde DEARSAN A.Ş.’de icra edilen komutanlık flandrasının
toka edilmesi ve geçici teslim töreni ile Dz.Yzb.Bekir ERGÜN
komutasında mavi vatan, engin denizlerdeki görev hayatına
başlamıştır.
TCG KARPAZ için seçilen “Akdeniz Efsanesi” sloganı, Deniz Kuvvetlerimizin 1081’den günümüze Türk Sancağı’nı
şerefle dalgalandırdığı ve elde edilen başarıların devamının
teminatı olarak Tuzla Sınıfı Karakol Gemisi projesi kapsamında inşa edilen 16 karakol gemisinden 14’üncüsü olan TCG
KARPAZ’a verilen görevlerin ifasında ülkemizin güvenliği ve
bekası için geçmişten alınan güç, tecrübe ve güven ile Türk
Sancağı’nın şerefle dalgalandıracağı konusundaki kararlılığı
ifade etmektedir.
TCG KARPAZ, 3 Ekim 2014 tarihinde ona ruh veren personeli ile birlikte konuş yeri olan İskenderun Deniz Üs Komutanlığı emrine katılmıştır. İskenderun Deniz Üs Komutanlığı
Barbaros Rıhtımı’nda icra edilen katılış töreninde İskenderun
Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Kadir YILDIZ tarafından “İskenderun’a hoş geldiniz. Sizinle güç kazanacağız. Zorlu bir
inşa ve eğitim döneminden geçtiniz. Bugüne kadar yaptığınız
faaliyetlerde göstermiş olduğunuz başarıların devam edece
SAYI: 621 I OCAK I 2015
TCG Karpaz’ın İskenderun Deniz Üs Komutanlığına Katılışı
ğine, tüm faaliyetlerinizde Atatürk ilke ve inkılâplarının ışığı
doğrultusunda yürüyeceğinize ve bu doğrultuda hedeflerinize
ulaşacağınıza inancım tamdır.” ifadeleri ile
TCG KARPAZ personelini onurlandırmıştır.
TCG KARPAZ, başarıların daim, pruvan neta olsun.
1.Cemal KUTAY; Yüzyılımızda Bir İnsanımız, III, Kazancı Kitap Tic.A.Ş., İstanbul, 1992, S.647.
2.Arif BÜYÜKTUĞRUL; Cumhuriyet Donanması (1923-1960), Dz.Basımevi, İstanbul, 1967, S.22.
3. İskender TUNABOYLU, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yavuz (Goeben) Zırhlısı, Deniz Basımevi, İstanbul, 2006, S.70.
4. http://www.dzkk.tsk.tr
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
104
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
TANZANYA DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI
TÜMG. ROGASTIAN SHAABAN LASWAI’NİN
DZ.K.K.LIĞINI ZİYARETİ (04 KASIM 2014)
Hazırlayan •• Deniz Kuvvetleri Genel Sekreterliği
D
eniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun resmi davetlisi olarak Türkiye’de bulunan Tanzanya
Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Rogastian Shaaban LASWAI ve beraberindeki heyet, 04 Kasım 2014 tarihinde
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nu makamında ziyaret etmiştir.
Konuk Komutan ve heyeti 05 Kasım 2014 tarihinde Gölcük/Kocaeli’de, 06-08 Kasım 2014 tarihleri arasında İstanbul Bölgesi’nde konuşlu çeşitli askeri birliklerde tetkik ve incelemelerde bulunmuştur.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
105
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
106
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
DENİZ KUVVETLERİ BAKANI RAY MABUS’UN
DZ.K.K.LIĞINI ZİYARETİ
(12 KASIM 2014)
A
merika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri Bakanı Ray MABUS ve beraberindeki heyet, 12 Kasım 2014 tarihinde Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nu makamında ziyaret etmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
107
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
108
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
PAKİSTAN DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI
ORAMİRAL MUHAMMED ZAKAULLAH’IN
DZ.K.K.LIĞINI ZİYARETİ
(10 ARALIK 2014)
P
akistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Muhammed ZAKAULLAH ve beraberindeki heyet, 10 Aralık 2014 tarihinde
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nu makamında ziyaret etmiştir. Ayrıca Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU tarafından konuk Komutana TSK Liyakat Nişanı tevcih edilmiştir.
Konuk Komutan ve heyeti 11 Aralık 2014 tarihinde Gölcük/Kocaeli’de, 12 Aralık 2014 tarihinde İstanbul Bölgesi’nde konuşlu
çeşitli askeri birliklerde tetkik ve incelemelerde bulunmuştur.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
109
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
110
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
GAZİLERİMİZİN
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI’NI
ZİYARETİ (24 ARALIK 2014)
M
alul Gazi J.Kur.Bnb. Ethem KARA, J.Bnb. N.Bedri ALUÇLU ve J.Yzb. Alper KÜR 24 Aralık 2014 tarihinde Dz.K.K.
Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nu makamında ziyaret etmiştir.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
111
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
112
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
BULGARİSTAN DZ.K.K.
TÜMAMİRAL DİMİTAR DENEV’İN
DZ.K.K.LIĞINI ZİYARETİ
(19 OCAK 2015)
B
ulgaristan Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümamiral Dimitar DENEV ve beraberindeki heyet, 19 Ocak 2015 tarihinde Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nu makamında ziyaret etmiştir.
Konuk Komutan ve heyeti 20 Ocak 2015 tarihinde Gölcük/Kocaeli ve İstanbul’da konuşlu çeşitli askeri birliklerde tetkik ve
incelemelerde bulunmuştur.
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
113
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent BOSTANOĞLU’nun Kabul ve Ziyaretleri
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
114
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Deniz Kuvvetleri Dergisi’ne Gönderilen Makale / Yazılar İçin Uygulanan Esaslar;
1 - Deniz Kuvvetleri Dergisi yılda 3 defa Ocak, Mayıs ve Eylül aylarında yayımlanmaktadır.
2 - Dergiye gönderilecek makale / yazılar; bilgisayar ortamında word dökümanı olarak, yazı içerisinde fotoğraf
kullanılıyorsa fotoğraflar ayrı bir dosyaya kaydedilmeli ve CD’ye yüklenerek iki nüsha bilgisayar çıktısı ile birlikte
ücret talep edilip edilmediğini belirten bir dilekçe ve feragatnameye ekli olarak makale / yazı sahibinin bağlı olduğu
makam veya doğrudan yazarı tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Merkez Daire Başkanlığına gönderilmelidir.
3 - Makale / yazılar 16 (A4) sayfayı geçmemelidir.
4 - Fotoğraf CD ile (Min. 300 dpi taranmış) gönderilmelidir.
5 - Başka bir başlıkla da olsa, herhangi bir yerde evvelce yayımlanmış makale / yazılar Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde
yayımlanmak üzere gönderilmemelidir.
6 - İntihal olduğu tespit edilen makale / yazılar Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde yayımlanmaz.
7 - Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde yayımlanması uygun görülen makale / yazılarda inceleme kurulu veya Dergi
Yönetim Kurulu tarafından gerekli görüldüğü taktirde makale / yazının özünü değiştirmeyecek şekilde değişiklik
yapılabilir.
8 - Dergide yayımlanan veya yayımlanmayan makale / yazılar yazara iade edilemez. Yayımlanmayan makale ve
yazılar altı ay saklandıktan sonra imha edilir.
2015
.
IS
ES
RC
TURK
H
.
O
N AVA L F
Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yıl Temalı Pul ve Zarf Tasarımları
DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ
116
SAYI: 621 I OCAK I 2015
Download