Slayt 1 - İdris YAVUZYİGİT

advertisement
Hz. Peygamber
Tevhid Ve Vahdet
Gelin Birlik Olalım
Idris Yavuzyigit
/idrisyavuzyigit
GÜNÜMÜZ İSLAM COĞRAFYASINI ANALİZ
İslam dini ve İslam ümmeti bugün, tarihinin en zor süreçlerinden
birini yaşamaktadır. Ümmetin ocağına ateşler düşmüş, fitne ve
tefrika ateşi İslam coğrafyasını her taraftan kuşatmıştır.
Öyle ki Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Yemen’de, Nijerya’da ve İslam
coğrafyasının diğer köşelerinde çatışmalar, Allahü ekber nidalarıyla
intihar saldırıları, masum kız çocuklarını kaçırmalar, camileri
bombalamalar, tarihî mekânları tahrip etmeler, şiddet, vahşet ve
dehşet durmaksızın devam etmektedir.
Müslümanların kanı dökülmekte, masum canlar heder olmakta,
İslam kültür ve medeniyeti talan edilmekte, Müslümanların izzet ve
onuru tarihte hiç olmadığı kadar bizzat birbirlerinin eliyle yok
edilmektedir.
Milyonlarca insan yerinden, yurdundan, evinden, barkından ve
hayatından olmakta; yaşanan kaos ortamı bütün dünyada İslam ve
Müslüman algısını tahrip etmektedir. (Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ)
ECDAT YADİGARI TOPRAKLARDA
MÜSLÜMANLARIN İÇİNDE BULUNDUĞU
KORKUNÇ DURUM
SURİYE, MISIR VE IRAK’I HATIRLAYALIM
• Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 18 Mart 2011’den Ağustos
2015’e kadar kesin tespit edilen ölü sayısı 240.381 kişi olmakla
beraber, isimleri tespit edilemeyen 90 bin kişinin daha öldüğünü
tahmin etmekte. Suriye ordusunun ve rejim güçlerinin
•
•
•
•
•
kaybı toplamda 88.616’yı buluyor.
İngiltere'de bir araştırma şirketi, ABD işgalinin başladığı 2003 yılından beri
süren kanlı saldırılarda ölen Iraklı sayısının 1.2 milyona ulaşmış olabileceğini
bildirdi.
2013 Mısır katliamı ya da Rabia Katliamı olarak adlandırılan 14
Ağustos 2013 tarihinde Sisi komutasındaki Mısır'da ordunun yönetime el
koyduğu günden bu yana darbe karşıtlarına yönelik katliamlarda 3 bin 533 kişi
hayatını kaybetti.
Saddam Hüseyin (Iran ve Kuzey Irak 1980-1990) 600,000 ölü-kayıp.
Humeyni (Iran, 1979-1989) 20,000 ölü-kayıp.
Hafız Esad (Suriye 1980-2000) 25,000 ölü-kayıp
SURİYE, MISIR VE IRAK’I HATIRLAYALIM
ABD’de sinek ilacının kullanılmasının yasak olduğunu öğrendim.
'Ne kadar güzel' dedim. Tabiatın dengesi bozulmasın diye karar
alınmış. 'Ne kadar güzel' dedim.
'Keşke aynı hassasiyet Irak'ta katledilen bir buçuk milyon insana da
gösterilseydi' dedim.
Keşke biz insanlar yeryüzünde hiçbir canlıya dokunmasak, keşke biz
aynı hassasiyeti Suriye'de katledilen 500 bin insana karşı da
yapabilseydik.
Keşke biz Afrika'da katledilen milyonları bulan insana karşı da aynı
şefkati merhameti de gösterebilseydik. (Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ)
SURİYE, MISIR VE IRAK’I HATIRLAYALIM
İyilikle kötülük bir değildir.
Bütün kötülükleri ortadan kaldırmanın en iyi yolu iyilik yapmaktır.
Karanlığı ortadan kaldırmanın yolu mum yakmaktır.
Şiddet şiddetle ortadan kalkmaz.
Kan kanla temizlenmez.
Kötülük kötülükle ortadan kaldırılmaz.
Bütün kötülükleri ortadan kaldıracak yegane güç iyiliktir.
Çirkinliği ortadan kaldırmanın yolu güzellikte ısrar etmektir.
Yanlışları ortadan kaldırmanın yolu doğruluktur.
BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
ُْ َ َ
َُ
ٰ ً ُ ْ َ َْ ْ ََ
ُ
َ ََ
َ
َ
ٰ
َ
َ
ْ
ْ
َ
َ
ْ
ُ ُْ
َ ْ َ َ ‫َ علنك‬
ُ
ْ
ْ
ْ
‫ل‬
َ
ُ
َ
‫ي‬
‫ك‬
﴾٥٩﴿ ‫لقد ارسل َنا نوحا اِ لى قو ِمه۪ فقال يا قو ِم اعندوا اّٰللهَ ما م ِمن اِ ل ٍه غيره۪ اِ ن۪ي احاف م عذاب نو ٍم عظ۪ ٍم‬
"Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka
hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından
“Andolsun, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de,
korkuyorum" dedi.”
َ (A'râfَّ 59)
ً َ َُ
۪‫كانوا ق ْوما َم۪ي َن‬
ْ ‫َ َ َّ ُ ُ َ ْ َ ْ َ ُ َ َّ َ َ َ ُ ِ ْ ُ ْ َ َ ْ َ ْ َ َّ َ َ َّ ُ ٰ َ َ ن ُه‬
‫فكذنوه فانجيناه والذ۪ين معه في القل ِك واغرقنا الذ۪ين كذنوا ِياياتِنا۪ اِ م‬
Biz de onu ve gemide onunla
beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda
"Derken kavmi onu yalanladı.
boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler." (A'râf 64)
BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
ُ
َ ُ ‫َ َلك ْ ِ ْ ٰ َ ْ ُ ُ َ َف َ تَ َّت‬
ْ ْ َ َ َ َ ً ُ ْ ‫َ ٰ َ َ َ ُه‬
ُ
ُ
﴾٦٥﴿ ‫واِ لى ع ٍاد احا م هودا۪ فال يا قو ِم اعندوا اّٰللهَ ما م من اِ ل ٍه غيره۪ ا َل قون‬
“Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u peygamber olarak gönderdik.
Onlara, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için ondan
başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakınmaz
mısınız?" dedi.” (A'râf
ُ 65) ْ
ُ
ُ
َ
ٰ َ َ
َ
َ ُ
ْ َ
‫َفالوا ا ِج ْئيَ َنا ِل َت ْع ُن َد اّٰللهَ َو ْح َده َو َيذ َر َما كان ي ْع ُن ُد ا َياؤ۪ َيا۪ َفأتِ َنا ِب َما ي ِع ُد َيا اِ ن ك نْ َت ِم َن ال َّص ِادق۪ي َن‬
"Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet
edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden
isen haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler. Hûd, "Artık size
Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah'ın, haklarında hiçbir delil
indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu bir takım
isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?
Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber
bekleyenlerdenim!" dedi." (A'râf 70-71)
BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
ُْ
َُ
ْ‫َواِ ُ ٰلى َم ْد َي َن َا َحا ُه ْم ُش َ ْ ًنا۪ َف َال َيا َق ْوم ا ْ ُن ُدوا اّٰللهَ َما لك ْم ِم ْن اِ ٰله َغ ْي ُر ُه۪ َف ْد َح َاءيك ْم َ ِّ َن ٌة ِمن‬
‫ع‬
‫بن‬
َ
‫ي‬
‫ع‬
ِ
ٍ
ْ
ْ
َ
َ
ْ
َ
َ
َ
ْ
ُ
ِّ
ُ
َ
ُ
َ
ْ
َ
ْ
َ
ْ
ْ
َ
َ
َ
َ
ْ
ُ
ْ
َ
َ
َ
َ
َ
ْ
ُ
َ
َ
‫ي‬
ْ
‫ل‬
ْ
‫ت‬
‫ن‬
َ
َ
َّ
‫ك‬
ِ
‫ه‬
‫ل‬
‫ك‬
‫ص‬
‫ي‬
‫ي‬
‫ب‬
۪‫ض عد اِ َل ِحها‬
ُ ‫ر م فاوقوا ا ل وا م۪يز‬
ُ ‫ان وَل خ َس ُوا الن‬
ِ ‫اس ْا ُ ْشن ْاء م وَل ف ِسدوا في اَلر‬
ٰ
ْ
ْ
ْ
َ
َ
‫ل‬
‫ل‬
‫ك‬
ْ
ُ
ِ
ٌ
‫ي‬
۪‫ذ كم خير كم اِ ن تم مؤ ِمن۪ين‬
"Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak
gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin
için ondan başka hiçbir ilah yoktur. Rabbinizden size açık
bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın.
İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan
sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz
bunlar sizin için hayırlıdır." (A'râf; 85)
َ ََ ََ ‫اّٰلل َي ْر َف ُع ب ٰه َذا ْل ُق ْرآن ْالك َتباِ َا ْْ ََ ااًبا‬
َ ‫إ َّن ه‬
َََ‫َ ُع ِِ ٰا ََر‬
ِ
ِ ِ ِ
ِ
ِ ِِ
“Allah bu kitapla (Kuran)
bazı kavimleri yüceltir,
diğer bazılarını da alçaltır.”
(Safvet’üt Tefasir 3/345)
•
•
•
•
•
Hz. Nuh peygamberin kavmi sulara gömüldü.
Hz. Hud peygamberin kavmi Ad, şiddetli bir rüzgarla
Hz. Salih peygamberin kavmi Semud, şiddetli bir gök gürültüsüyle
Hz. Lut peygamberin kavmi Sedom, gökten indirilen bir azapla
Hz. Musa peygamberin kavmi suda boğularak
helak
olmuşlardır.
HELAK EDİLENLERDEN İBRET ALMAK
ُ ‫َ َ ُ ْ ٰ َ َ ُ َ ْي‬
َ
ُ
ْ
َ‫﴾ َو َما ظل ْم َناهم َول ِك ْن ظلموا ا فسهم َفـما‬١٠٠﴿ ‫ٰذ ِل َك ِم ْن َا ْي َـن ِاء ا ْل ُق ٰرى َي ُق ُّص ُه َع َل ْن َك ِم ْن َها َفا ِي ٌم َو ََ ۪ي ٌد‬
َّ ُ ُ ‫َ ْ َ ْ َع ْن ُ ْ ٰ ل َِه ُن‬
ُ َْ
ََ ْ ْ ‫ِ ْ َ ْ َ َّ َ َ َ ْ ُ َ ِّ َ َ َ َ ُ ُه‬
َ
ُ
ْ
‫ون اّٰللهِ من شي ٍء لما حاء امر ريك۪ وما زادو م غير‬
ِ ‫اع نت هم ا هم الت۪ي يدعون ِمن د‬
ْ ‫تَ ن‬
﴾١٠١﴿ ‫ب‬
۪
‫ب‬
‫ت‬
ٍ
"İşte sana anlatmakta olduğumuz eski beldelerin haberleri!
Kiminin izleri hâlâ ayakta, kimi de biçilip yere serilmiş.
Onlara biz zulmetmedik; onlar kendi kendilerine
zulmettiler. Rabbinin hükmü geldiğinde Allah’ı bırakıp
da taptıkları tanrıları onlara hiçbir şey sağlamadı;
ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.." (Hûd 100-101)
Nice İnsanlar
Dünyayı
Bırakıp
Gittiler
َ َ َ َ ُ ُ َ ُ ُ َ َّ َ ْ ُ َ َ ْ َ
َ ُ َ َْ ََ
َ‫ن ز‬
‫رَم َنعم ٍة كبانَا فيهبا‬
ٍ ‫كم تركَا ًَِ جن‬
ٍَ ‫بات َ َعيَ ٍ َ َ ر ٍْع ًَق َ ٍبام ك‬
َ ‫َفباك‬
َََ‫هين كذل َك ََا َْ َرث َن َباهبا ْ َْ اًبا اَر‬
ِ
ِ
"Onlar, geride nice şeyler bıraktılar;
bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel makamlar ve
zevk ü sefa sürecekleri nice nimetler.
İşte böyle oldu ve biz onları başka topluma miras
verdik."
(44/Duhân, 25-28)
‫اتنا‬
‫آيَِ‬
‫واِبَ‬
‫ذبْ‬
‫كُ‬
‫ينََّ‬
‫الذَ‬
‫َوَِّ‬
‫ون‬
‫َمَ‬
‫ْعُ‬
‫َْ‬
‫يثَالَي‬
‫حُ‬
‫ِّنَْ‬
‫م‬
‫جهم ْ‬
‫رُ‬
‫دُ‬
‫تِ‬
‫سْ‬
‫نَ‬
‫سْ‬
‫ََ‬
‫‪“Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince,‬‬
‫”‬
‫‪(Araf,7/182).‬‬
«Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in
kavminin; Medyen halkının, ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı?
Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti.
Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi; ama onlar kendilerine
zulmediyorlardı.»(Tevbe / 70)
PEYGAMBERLER TOPLUMLARIN BOZULDUĞU EN ŞİDDETLİ
DÖNEMLERDE ORTAYA ÇIKMIŞLARDIR
PEYGAMBERLER: MÜJDECİ/UYARICI
َ
ْ
َ
َّ
َ
ُ
ُ
ٌ ْ َ ‫َ َف َ ْ ٰ َ َ َ َ ْص َ َف‬
ُ
َ
َ
َ
َ
َ
ُ
ِّ
ْ
ُ
‫س‬
‫س‬
َ
ْ
ْ
ِ
‫م‬
‫ل‬
‫وما ير ل ا مر ل۪ين اِ َل ب َشرَ ْ۪ي َن و ُمن ِذ َر۪ين۪ من امن وا لح َل خوف‬
َ ُ َ ْ ْ ‫علن ِه ْ َ ه‬
‫م وَل م نحزنون‬
"Biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar
olarak göndeririz. Kim iman eder ve halini
düzeltirse onlara korku yoktur, onlar üzüntü de
çekmeyecekler." (En'âm; 48)
Tevhid, tüm Peygamberlerin ortak çağrısıdır.
Peygamberler değişir, muhataplar değişir,
hitaplar değişir, şeriatlar değişir, ahkamlar
değişir, usuller değişir, üsluplar değişir,
değişmeyen tek hakikat tevhiddir.
Şüphesiz ki vahdet Müslümanların
asırlardır özlemini çektiği, hasretle
beklediği sılasıdır, gurbetidir.
TEVHİD NEDİR?
Sözlükte “tek ve bir olmak” anlamındaki vahd (vahdet, vühûd)
kökünden türeyen tevhîd “bir şeyin bir ve tek olduğunu kabul etmek”
demektir.
Kur'ân'da, “Allah'a iman edin”, “Allah'a itaat edin” ve “Rabbinize
ibadet edin” buyrulmaktadır. İnsanın Allah'a iman edip ibadet ve
itaat edebilmesi için önce O'nu tanıması gerekir. Allah'ı tanımak
insanın temel görevidir.
Tevhid, Allah'ın
varlığına, birliğine, bütün niteliklerin
kendisinde toplandığına, eşi ve benzeri
bulunmadığına inanmaktır. Bu inancı açıklayan Lâ İlâhe
İllallah cümlesine kelime-i tevhid denir.
TEVHİD NEDİR?
Kişi tevhid inancıyla
• Allah dışında önünde eğilecek,
• ibadet edilecek hiçbir varlığın olmadığını kabul etmekte ve
• her şeyin sahibinin yegâne yaratıcı olan Allah olduğunu kabul
etmektedir.
Bunun dışında Allah'tan başkalarına,
peygamberlere, evliyalara, şeyhlere, Salihlere, putlara ve kabirlere
ibadet etmenin batıl olduğunu ilan eder.
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
Tevhid, sadece bir inanç ve düşünce sistemi değil, aynı zamanda bir hayat tarzı ve
yaşama biçimidir. Tevhid inancının toplumsal hayattaki karşılığı
vahdettir. Vahdet şuurunu toplumsal hayatta gerçekleştirmenin yolu da sosyal
adalet ve ahlâk bilincinin fertlere yerleşmesinden geçmektedir.
• Vahdet; kardeşlik, dostluk, sevgi, yardımlaşma ve dayanışmadır.
• Birlikte yaşama, paylaşma, ortak değerlere sahip olma ve ortak ideallere
yönelmedir.
• Tevhidin sancağı altında toplanma, Allah’ın dini yolunda her türlü dünyevi
menfaati bir kenara bırakmadır.
• İslam dünyasında yaşanan acıları ortak, dertleri ortak ve duaları ortak kılmaktır.
• Müslüman kanının dökülmesini önlemekten daha değerli bir stratejinin,
Müslümanların parçalara ayrılmasını engellemekten daha önemli bir siyasetin
olmadığını bilmektir.
• İslam ümmetinin inşa ettiği mümtaz medeniyetlerin, bu medeniyetlerin ortaya
koyduğu büyük tecrübelerin farkında olmaktır.
Unutulmamalıdır ki yeryüzündeki bütün muhtaçlara, bütün mazlumlara, bütün
insanlığa huzur ve saadet getirecek yegâne nizam İslam’dadır, imandadır, İslam’ın
tevhid ve vahdet anlayışındadır. (Mehmet GÖRMEZ)
TEVHİD NEDİR?
‫َن‬
‫ُدِم‬
‫ْش‬
‫ين الر‬
َ‫ب‬
َّ‫ت‬
ََ‫قد‬
َْ‫ين‬
ِ۪‫اهِفي الد‬
َ‫كر‬
َ‫ا‬
ِْ‫اَال‬
‫باّلل‬
‫منِه‬
ْ‫ؤ‬
ِ‫ي‬
ْ‫و‬
َُ‫وت‬
ِ‫اغ‬
ُ‫الط‬
َّ ‫فرِب‬
ْ‫ك‬
ُ‫ي‬
َْ‫من‬
ْ‫ف‬
ََِِ۪‫الغي‬
َْ
‫ثقىَ۪ال‬
‫وه‬
ْ‫ال‬
ُْ ‫وة‬
ِ‫ر‬
َ‫ْع‬
ْ‫ال‬
ُْ‫سكِب‬
َ‫م‬
َ‫ت‬
ْ‫اس‬
َْ ‫قد‬
َِ
‫َف‬
‫يم‬
ٌ۪‫يعَعل‬
ٌ۪‫واّللَسم‬
‫َه‬
ُ۪‫لها‬
ََ‫ام‬
َ‫َص‬
‫ِف‬
‫ان‬
ْ
"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan
iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp
Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir
kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla
bilendir." (Bakara; 256)
۪‫ركواِبه‬
ُ‫ش‬
ِ‫ت‬
ُْ‫وال‬
ََ‫واهاّلل‬
َ ‫بد‬
ُ‫اع‬
ُْ‫َو‬
‫ًٔا‬
‫شيـ‬
َْ
"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın..."
TEVHİD: BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
ُ َّ ُ َ ْ ِ َ ْ َ ْ ِ َ ْ َ ْ َ َ َ
ْ َ َ َ َّ َ ٰ َ ُ َّ َ ْ َ
ُ
ُ
﴾٢٥﴿ ‫ون‬
ِ ‫ول اِ َل نوح۪ي اِ لن ِه انه َل اِ له اِ َل ايا۪ فاعند‬
ٍ ‫وما ارسلنا من قن ِلك من رس‬
“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere,
"
diye vahy etmişizdir.”
(Enbiyâ 25)
TEVHİD: BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
Resulü Ekrem’in bütün peygamberlerin yeryüzüne getirdiği
o büyük inanç ilkesi Tevhid ve Vahdet.
Tevhidin üç merhalesi var:
1. Birincisi, dünyadaki bütün müminleri ve Müslümanları
kardeş kılan o muhteşem sözün ilk cümlesi “La İlahe
İllallah,” Allah'tan başka ilah yok.
2. Tevhidin ikinci merhalesi, bizi kardeş kılan bizi ümmet
kılan o muhteşem ikinci cümledir; Muhammedun
Resulullah’dır.
3. Tevhidin üçüncü merhalesi vahdettir. İnsanlığın
vahdeti bütün insanlığı, Adem ile Havva'nın çocukları
olarak kabul eder. Vahdet, kainatın birliği, tevhidi,
teslimiyeti, secdesi ve tesbihidir.
TEVHİD: BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
“La İlahe İllallah” demek, kul köle olanlara kul köle olunmaz demektir.
“La İlahe İllallah” demek, Rabbimden başka güç ve kudret tanımıyorum
demektir.
Bu sözü mazlum söylediği zaman manası başka, bir zalim söylediği
zaman manası başka, bir âlim söylediği zaman manası başka, bir idareci,
yönetici söylediği zaman manası başka olur.
• Mazlum “La İlahe İllallah” dediğinde “Allah'tan başka sığınak
tanımıyorum. Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah'ı var” demek
istiyor.
• Zulmeden zalim, “La İlahe İllallah” dediği zaman “Ondan başka
kudret yok. O bir gün beni de hesaba çekecek” demektir.
• Âlim “La İlahe İllallah” dediği zaman mutlak bilgi, doğru bilgi ona
aittir.
• İdareci, yönetici “La İlahe İllallah” dediği zaman Endülüs Sultanlarının
her kapıya nakşettiği “Allah'tan başka galip olmaz. Güç ve kudretin
mutlak sahibi Allah'tır” demiş olur.
TEVHİD: BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ORTAK DAVASI
Yeryüzünde Allah'ı tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur.
Biz insanlar, namazımızla, orucumuzla, ibadetlerimizle, dualarımızla
sadece kainatın tesbihine, kainatın teslimiyetine, kainatın ibadetine
katılmış oluruz.
İşte bu kainatın, insanlığın, toplumun vahdeti demektir.
Vahdet medeniyeti, dünyayı doğu-batı diye ayırmaz.
Vahdet medeniyeti, insanları ırkına, rengine, diline göre tasnif etmez.
Vahdet medeniyeti, insanları parasına, şöhretine, makamına, mevkiine
göre tasnif etmez.
Bütün insanlar Allah'ın eşit kullarıdır. Bütün insanlar Allah'ın
yeryüzündeki halifeleridir.
İşte bugün İslam dünyasının kaybettiği, tevhidin üçüncü merhalesidir.
Tevhid bize selam, vahdet getirir. Ama bugün İslam coğrafyasında selam
yok, barış yok eman yok, güven yok, vahdet yok, birlik yok. Çünkü biz
Tevhidin bu üçüncü merhalesi olan vahdeti ihmal ettik.
VAHDED BİRLİKTİR
Vahiyle aklını Vahdet'e erdiremeyen,
dünyası ile ahiretinin vahdet bağını kuramayan,
kalbiyle aklının vahdetini buluşturamayan,
Kur’anla ahlakını birleştiremeyenlerin
durumu ne hazindir.
Tevhid toplumun özellikleri nelerdir?
• Allaha bağlı
• Kurana uygunluk
• Hz. Peygamber örnekliği
• Ahlaki değerlerle yoğrulmuş
• Haramların pençesinden uzaklaşmış
• Ayrım ve ayrıcalıkların bulunmadığı
• Sınıf, cins ve ırk ayrımı olmayan
Allah Resulü, Medine şehrinde vahyin aydınlığında örnek hayatı,
ahlak ve maneviyatıyla, insani ilişkileriyle; doğruluk, dürüstlük,
yardımlaşma, dayanışma, paylaşma ve kaynaşma gibi değerler
etrafında bütün müminlerin gönlünü fethederek yeni bir medeniyet
kurmuştur.
Böyle bir medeniyetin evlatları gökteki yıldızlar gibi insanlığı
aydınlatmış ve halen aydınlatmaya devam ediyor:
Tevhid toplumun özellikleri nelerdir?
• Ebubekir’de sıdkın, Miraç sonrası iman safiyetinin ve sadakatle teslim olmanın ne
olduğunu, rızaya ermek için elde olanı hesapsız vermenin değerini bulduk.
• Hz. Ömer’de öldürmeye gelirken İslamda yeniden dirilmenin ve şereflenmenin
esasını, adaletin, kurana bağlılığın, sabrın nasıl olması gerektiğini, “komşusu açken
tok yatan bizden değildir” hadisinin hayat bulduğuna şahit olduk.
• Hz. Osman’da iffet ve hayânın nasıl hayat bulduğunu, meleklerin imrendiği bir
sahabi, erdem ve olgunluğunu, kurana adanmış bir ömrün kuran başında
sonlandığını öğrendik.
• Hz. Alide yiğitliğin, mertliğin, ilim ehlinin irfan ve faziletini, İslam
sancaktarlığının nasıl temsil edilmesi gerektiğini bizlere öğretiyor.
• Yolunda en sevdiği varlık olan canını seve seve feda edebilme olgunluk ve
erdemini, imanın zafere ulaştığını ve sonsuz nimetlere erişildiğini Hz.
Sümeyye’de gördük.
Kur’an-ı Kerim, 1400 yıldır var. Ancak Müslümanlar
arasında ne vahdet var ne tevhid.
• Onlar, Kur’an’ı bilgi edinmek, genel kültürlerini arttırmak için
değil ‘yaşamak için’ okudular.
• Onlar, İslam’ı din olarak seçtiler ve cahiliyenin kalıntılarını ve
pisliklerini arkalarında bıraktılar.
• Onlar, Medine’de eşi benzeri görülmeyen Kardeşlik uygulamasını
başlattılar. “ben” anlayışından “Biz” topluluğuna ulaştılar.
• Onlar, Nefislerinin arzuladıklarını, dünyevi isteklerini, her türlü
görüş, anlayış, hurafe gibi Tevhide aykırı davranışları Kur’an’la
değiştirdiler.
• Onlar, en çok sevdikleri canlarından Kur’an uğrunda vaz geçtiler.
• Onlar “kitabına uydursak yerine kitaba uymak” anlayışıyla hareket
ederek medenileştiler.
GELİN MEDİNEDE OLUŞUP DÜNYAYA MEDENİYET ÖĞRETEN
YILDIZLAR TOPLULUĞU TOPLUMUNU YENİDEN OLUŞTURALIM
Bir ve tek olan, eşi ve benzeri olmayan, her şeye güç ve kudreti olan
Allah’a inanmış ve kul olmuş,
• Aynı Dine İnanmış,
• Aynı Kıbleye/Kabe’ye Yönelmiş,
• Aynı Peygambere/ Hz. Muhammed Mustafa’ya Ümmet Olmuş
• Aynı Kitabı/Kur’an-ı Kerimi Kutsal Olarak Kabul Etmiş,
• Aynı Ahirete İnanmış,
• Aynı Hedefe Doğru Giden
biz
Müslümanların
birbirimizden
ayrılması asla düşünülemez.
GELİN MEDİNEDE OLUŞUP DÜNYAYA MEDENİYET ÖĞRETEN
‫أيها الناس‬
YILDIZLAR TOPLULUĞU !
TOPLUMUNU
YENİDEN OLUŞTURALIM
‫كم‬
َْ‫احد! ك‬
ِ‫اكمَو‬
ْ ‫أب‬
ََ‫واحد! وإن‬
ِ ‫ربكم‬
ََّ‫إن‬
َّ
‫َّّلل‬
‫ندِا‬
َ‫ع‬
ِْ‫كم‬
ْ‫رم‬
ُ‫ك‬
َ‫أ‬
َْ!‫تراب‬
َ ‫من‬
ِْ‫آدم‬
َُ‫َو‬،‫َم‬
‫َد‬
‫ِِل‬
‫ِبي‬
ٍّ
‫َر‬
‫لْع‬
َِ‫يس‬
َ‫ل‬
َْ.‫خبير‬
َِ‫عَيم‬
َِ‫اّلل‬
َّ ‫إن‬
َّ .‫اكم‬
ْ ‫تق‬
َ‫َأ‬
‫ْل‬
‫أالَه‬
ََ.‫قوى‬
َ‫الت‬
َّْ ‫ضلِإالِب‬
ٌ‫ف‬
َْ‫ي‬
ٍّ‫جم‬
ِ‫ع‬
ََ‫عَى‬
ََ
.))!‫هد‬
ْ‫اش‬
َْ ‫َهم‬
َّ ‫ال‬
ََّ‫غت؟‬
ََ
ْ‫ب‬
ََّ
“Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki, Rabbiniz birdir, atanız birdir.
Hepiniz Âdemdensiniz. Âdem ise topraktandır. Allah
katında Üstünlük ancak takva iledir. Muhakkak ki Allah her
şeyi bilir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a,
beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Dikkat
edin! Tebliğ ettim mi? Allah’ım Şahit ol.” (İbn Hanbel, V, 411.)
BİZ MÜSLÜMANLAR AYNI GEMİDEYİZ
BİZ MÜSLÜMANLAR BİNANIN YAPI TAŞLARI GİBİYİZ
‫َمؤمن‬
ِ
‫ؤمنِل‬
ُِ‫الم‬
ُ
‫ضه‬
ُ‫ْع‬
ُ‫ب‬
َْ‫يشد‬
َُ‫نيان‬
َ‫الب‬
ُْ ‫َك‬
‫ضا‬
ً‫بْع‬
َْ
“Mü’minin
mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer
parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”
(Nesâî, Zekât 66)
BİZ MÜSLÜMANLAR TEK VUCUT OLMALIYIZ
Bir vücudun azaları gibi bütünlük arz eden toplumlar, birlikler her
zaman dirlik içerisinde olmuşlardır.
‫ِّهم‬
ْ‫اد‬
ِ ‫تو‬
ََ‫ين في‬
َ‫من‬
ِ‫ؤ‬
ِ‫الم‬
ُْ ‫ثل‬
ُ‫م‬
ََ
‫سد‬
ِ‫ج‬
ََ
‫ثل ال‬
ُ‫م‬
ََ‫هم‬
ْ‫ف‬
ِ‫ْعاط‬
ُِ ‫وت‬
ََ‫هم‬
ْ‫م‬
ِ‫اح‬
ُِ‫تر‬
َ‫و‬
ََ
‫ُه‬
‫اعىَل‬
َ‫تد‬
ََ‫ضو‬
ٌ‫ع‬
ُْ‫نه‬
ُ‫م‬
ِْ‫تكى‬
َ‫اش‬
َْ ‫إذا‬
َ
.‫الحمى‬
َُّ ‫هرَو‬
ِ‫الس‬
ََّ ‫سدِب‬
ِ‫الج‬
ََ ‫ائر‬
ُِ‫َس‬
“Mü’minler birbirlerini sevmekte,
birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta
bir vücuda benzerler.
Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman,
diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve
BİZ MÜSLÜMANLAR BİRBİRİMİZİ SEVMELİYİZ
‫وال‬
ََ‫منوا‬
ُ‫ؤ‬
ِ‫ت‬
ُْ‫حتى‬
ََّ‫نة‬
َ‫ج‬
َّ‫ال‬
َْ ‫ون‬
ََ‫خ‬
ُ‫د‬
ُ‫ت‬
َْ‫َال‬
‫كم‬
ْ‫ل‬
ُ‫أد‬
َُ‫وال‬
َ‫أ‬
ََ‫تحابوا‬
ََ‫حتى‬
ََّ‫منوا‬
ُ‫ؤ‬
ِ‫ت‬
ُْ
‫تم‬
ْ‫ب‬
ُْ
‫اب‬
َ‫تح‬
ََ‫وه‬
ُ‫تم‬
َُ
ُ‫ْع‬
ْ‫ف‬
ََ‫إذا‬
َِ‫يء‬
ٍ‫ش‬
َْ‫عَى‬
ََ
‫كم‬
ْ‫ن‬
ُ‫ي‬
َ‫ب‬
َْ‫َلم‬
َ‫الس‬
ََّ ‫فشوا‬
ُ‫أ‬
َْ
"Allah'a yemin ederim ki;
sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz.
Birbirinizi sevmedikçe de
gerçek iman etmiş olamazsınız.
Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi?
Aranızda selamı yayınız."
BİZ MÜSLÜMANLAR KENDİMİZ İÇİN
İSTEDİĞİMİZİ…
‫حب‬
َّ‫ي‬
ُِ‫حتى‬
ََّ‫كم‬
ْ‫د‬
ُ‫ح‬
ُ‫أ‬
ََ‫من‬
ُ‫ؤ‬
ِ‫ي‬
ُْ‫«َال‬
» ‫سه‬
ِ‫ف‬
ِ‫ن‬
ْ‫ل‬
َِ‫يحب‬
ُِ‫يهَما‬
ِ‫ألخ‬
َِ
“Sizden biriniz,
kendisi için arzu edip istediği şeyi,
din kardeşi için de arzu edip istemedikçe,
gerçek anlamda iman etmiş olmaz.
(imanın tadına eremez)”
BİZ MÜSLÜMANLAR MERHAMETLİ OLMALIYIZ
‫يرحم‬
َْ ‫من ال‬
َْ«
‫َّّلل‬
‫حمه ا‬
ُْ‫ير‬
ْ ‫الناس ال‬
َّ
»
“İnsanlara
merhamet göstermeyen
kimseye
Allah da
merhamet etmez.”
(Buhârî, Edeb 18)
VAHDET’İ SAĞLAYAN VE SAĞLAMLAŞTIRAN FAKTÖRLERİMİZ OLMALI
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Birbirimize Karşılıklı Saygı Duymak
Farklılıkları Zenginlik Olarak Görmek
Ulusal Şuur Ve Anlayış Geliştirmek
Tarihi Bağlara Dayanmak
Birlik İçinde Dayanışma Ve Kaynaşmayı Sağlamak
Adaleti Tesis Etmek
Hak Ve Hukuka Riayet Edip Sorumlulukların Gereğini Yapmak
Hoşgörülü, Müsamahalı Ve Affedici Olmak
Güven Verip Merhametli Davranmak
İyilikten Yana Tavır Almak, Paylaşmak, İhtiyaç Görmek
Birbirimizin Eksiklerini Tamamlamak, Kolaylaştırıcı Olmak
Kendini Başkalarının Yerine Koymak, Sana Yapılmasını İstemediğini
Başkalarına Yapmamak
• Farkındalık Ve Bilinç Oluşturmak
• Toplumun Her Kesimini Kabullenmek
• Kendini Başkalarından Üstün Görmemek
َ
َ َ
َ
َ
َّ ‫تْط‬
َ
‫ت‬
‫م‬
‫ت‬
‫ع‬
ْ ‫فا‬
‫ست ِقمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تابَ مَعَكَ وَالَ َْْْْْ إِنهُ بِمَا ْ َلُْنَ َِصِرر‬
“Öyle ise emr olunduğun gibi dosdoğru ol.
Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar.
Hak ve adalet ölçülerini aşmayın.
Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür”
( Hud, 11/112).
40
Doğru yol “Tevhid
Ve Vahdet”
ُ‫ف‬
َ ْ ً َ ْ ُ َْ َ ً َ
ْ
« :‫ فال‬. ‫يا رسول اّٰللَِّ ل ِلي ُفي اإلِس َِلم قوَل َل أ ُسأل ْ َغنه أحدا غيرك‬
ْ‫ف‬
ْ ‫ي َّ ست ِق‬
َ
ْ
» ‫ م ا م‬:َِّ‫ آم نت ياّٰلل‬: ‫ل‬
Ebû Amr (veya Ebû Amre) Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu
bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç
hissetmeyeyim, ” dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!”
buyurdu. (Müslim, İmân 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61; İbni Mâce, Fiten 12.)
41
Doğru yol “Tevhid
Ve Vahdet”
Kur’an’ın ilk suresinde, kılmış olduğumuz 5 vakit
namazda günde 40 kez okuduğumuz Fatiha
suresinde cenabı hak َ
‫ل‬
َ
‫ت‬
‫س‬
‫م‬
‫ق‬
‫ي‬
‫ل‬
“ َ‫”ْهدِتــــا ْ صِّرَْطَ ْ ُ ِ م‬
“…Bizi dosdoğru yola ilet…” diye dua etmemizi
emrederek, bizlere her gün hangi hal üzere
olduğumuzu ve olmamız gerektiğini en açık
şekliyle bildirmektedir.
42
Allah’a Giden Yol
“Tevhid Ve
Vahdet
”
Bir gün Peygamberimiz (s.a.s), düz bir çizgi çizerek “İşte
bu, Allah’ın dosdoğru yoludur.” buyurdu. Ardından bu
çizginin sağından ve solundan başka çizgiler çizdi
ve “Bunlar da, dosdoğru yolun haricindeki yollardır. Bu
yolların her birinin başında ona çağıran bir şeytan
vardır.” şeklinde açıklamada bulundu. Sonra da En’âm Suresi 153.
âyeti
okudu: ُ
ُ
ُ ‫ ه‬kerimeyi
ُ
َ
َ
َ
َ
ْ
ُّ
َ
َ
ٰ
ُ
ْ ‫ِلك ْ َ صنك‬
ْ
َّ
ً
َّ
ُ
ُ
َ ٰ َّ َ َ
َ
ُ
َ
ْ
َ
َ
َ
َ
‫ي‬
‫ن‬
ِ
َّ
َ
‫ت‬
‫ت‬
‫ب‬
‫س‬
‫س‬
‫م‬
‫ك‬
‫ي‬
‫ت‬
‫ل‬
‫ت‬
‫ت‬
ِ
ِ
‫ق‬
‫وان هذا ِصراط۪ي ق۪بما فا عوه۪ و ََل َ َّ ُعوا ا ل قرق م عن سب۪ي ِله۪۪ ذ م و م‬
َ ُ ‫لعلك ْ تَ َّت‬
﴾١٥٣﴿ ‫ِنه۪ م قون‬
“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun.
Başka yollara sapmayın. Onlar sizi Allah’ın yolundan
uzaklaştırır. İşte günahtan korunmanız için Allah size
böyle öğüt verdi.” (Dârimî, Mukaddime, 23)
43
“Tevhid
Ve Vahdet Yolu”
KURAN VE SÜNNET
TALİ YOLLAR
TALİ YOLLAR
KURAN VE SÜNNET,
ŞEYH, TARİKAT VE
CEMAATİN KURAL VE
KANUNLARI, KİTAPLARI,
İLMİYLE AMİL OLMAYAN
TALİ YOLLAR
İSLAMIN ANA YOLU
44
KİMİMİZ CEMAATİNİ YÜCELTİYOR
KİMİMİZ TARİKATINI YÜCELTİYOR
KİMİMİZ MEZHEBİNİ YÜCELTİYOR
KİMİMİZ ŞEYHİNİ YÜCELTİYOR
KİMİMİZ LİDERİNİ YÜCELTİYOR
OYSA HERGÜN DİNLEDİĞİMİZ EZANLAR ALLAH’I YÜZELTMEMİZ GEREKTİĞİNİ BİZLERE
BİLDİRİYOR.
َ َ َ ََ
ِّ
َّ
ْ
﴾٣﴿ ۪‫وريك فـكير‬
(Müddessir 3)
Gittiğimiz Yol Hangisi ?
ْ
َ ْ ُ َ ْ ُ َ ْ َ ُ َ َّ
َّ
َ
ُ
َ
َ
ُ
َ
ً
ْ
َ
ْ
ُ
ُ
ْ
َ
ْ
َ
َ
َ
ْ
‫ن‬
َ
َ
َ
َ
‫ه‬
‫ه‬
ِ
‫ون ا َّّٰللهِ والمس۪ نح اي ُن ُم ْريم۪ و َما ا ِم ُروا اِ َل ِل تع ُندوا‬
‫د‬
‫ن‬
‫م‬
‫ا‬
‫اي‬
‫ي‬
‫ر‬
‫ا‬
‫م‬
‫ا‬
‫ن‬
‫ر‬
‫و‬
‫م‬
‫ار‬
‫ن‬
‫ا‬
‫وا‬
‫ذ‬
‫خ‬
ِ‫ا‬
‫ه‬
‫ج‬
‫ن‬
ِ
َ ْ َّ َ ُ َ َ ْ ‫ٰ ً َ ً َ ٰ َ ُ َ ُش‬
‫اِ لها وا ِحدا۪ َل اِ له اِ َل هو۪ بخانه َما يشِركون‬
“(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını;
(Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu
Mesih'i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir
olan Allah'a ibadet etmekle emr olunmuşlardır.
Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak
koştukları her şeyden uzaktır." (Tevbe; 31)
46
“Tevhid Ve Vahdet”’in Kaynağı
‫تضَوا ما‬
َِ‫لن‬
َْ‫أمرين‬
ِ
‫يكم‬
ُْ‫تركتِف‬
ُ
،‫ْعالى‬
َ ‫ابِاّللَت‬
َ‫كت‬
َِ:‫هما‬
َ‫ب‬
ِِ‫كتم‬
ُْ‫تمس‬
ََ
.‫وله‬
ِِ‫رس‬
َُ‫نة‬
َ‫وس‬
َُ
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Size iki şey bırakıyorum.
Bunlara uyduğunuz müddetçe asla
sapıtmayacaksınız:
Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti.
(Muvatta, Kader, 46, II, 899)
“Tevhid
Ve Vahdet”’in Kaynağı
Allah’ın dosdoğru yolu, Sırât-ı müstakimi bize öğreten
Kur’an’ın yoludur. Peygamberlerin yoludur. Allah’a
verdikleri sözden bir an olsun ayrılmayan, sadakatle
sembolleşen sıddıkların yoludur. Sırât-ı müstakim,
şühedanın, salih amel işleyenlerin, ilahi lütuf ve
nimetlere talip olanların yoludur.
Sırât-ı müstakim dışındaki yollar ise şeytanın davet
ettiği yollardır. Bu yollar, gayr-ı meşru arzu ve isteklerin,
hırsların, kin ve düşmanlığın, fitne ve fesadın, ayrılık ve
gayrılığın, bencilliğin adreslerine uzanan yollardır.
48
VAHDET TOPLUMUNU OLUŞTURAN BEŞ HUSUS
1. GÜVENİLİR
2. SEVGİ
3. ADALET
4. İSAR (Diğergamlık)
5. AFFETMEK
49
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
Müslümanların bugün
• küfrün karşısında tek ses,
• hainin karşısında tek yürek,
• zalimin karşısında yekvücut olabilmesi,
her şeyden önce mezhebini, meşrebini, ırkını, dilini,
coğrafyasını ve ideolojisini değil, İslam’ın tevhid ve vahdet
anlayışını esas almasıyla mümkün olabilecektir.
Birliğe, dirliğe ve huzura giden yol da; dostu düşmanı tanımanın yolu da;
emperyalistleri değil, ümmetin yüzünü güldürmenin yolu da buradan geçmektedir.
(Mehmet GÖRMEZ)
EFENDİMİZİN OLUŞTURDUĞU MEDİNE’NİN
MEDENİYETİNİ NİÇİN YAKALAYAMIYORUZ.
•
•
•
•
•
•
•
•
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözünden komşularını tanımayan,
dertleriyle ilgilenmeyen bir topluma;
“Bizi aldatan bizden değildir” bakış açısı ve yapısından sömüren, kazanmak için her şeyi
mubah gören, üçkâğıtçı ticaret anlayışına;
“Haksız yere cana kıymanın tüm insanlığı öldürmek” buyruğundan farklı düşünüyor
diye Müslümanın Müslüman canına kıydığı topluma nasıl dönüştük.
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez” buyruğuna karşılık gözü yaşlı
yetimler, sokağa terkedilmiş “Göz Aydınlığı” ciğerpareler, evlat hasretiyle kavrulan
ebeveynler, evlat yolu gözleyen gözü yaşlı anaların olduğu bir topluma dönüşüyoruz.
Abdullah İbn Ummi Mektum’a “Ezanını duyarsan gel” emrine itaat eden ama sahabinin
kalbi olduğundan işlerden fırsat bulabilirsek icabet edebildiğimiz ibadet çağrısına uyan
anlayışa düştük.
“Allah ve Resulüne itaat edin” emrine uyup her biri gökteki yıldızlara dönüşen
sahabeden cemaat liderinin sözünü Kuran ve Allah’ın sözünün üstünde tutan bir hale
dönüştük.
İçki hadisesinde olduğu gibi Haramların yasaklığı işitildiğinde anında terk edildiği bir
toplumdan sokaklarda açıkça içki satılan ve tüketilen, kumar oynayan ve oynatılan bir
topluma dönüşüyoruz.
“Bölünüp parçalanmayın” ayetinden ırkçılığa, kabileciliğe, mezhep, cemaatçiliğe kadar
sayamayacağımız guruplara ayrıldık.
EFENDİMİZİN OLUŞTURDUĞU MEDİNE’NİN
MEDENİYETİNİ NİÇİN YAKALAYAMIYORUZ.
Bizi birleştirecek Kuranın sarsılmaz ve kopmaz ipini aramaktayız.
Özümüze dönmek zorundayız. Ümmet merkezli hareket ederek,
dini değerleri hâkim kılarak, kuran ve sünnet rehberliğinde yol
alarak, İslam ahlakıyla ahlaklanan, haramsız ve günahtan uzak bir
yaşam arzulayarak, ibadetleri ve farzları yerine getiren bir toplum
oluşturmak zorundayız.
Bize düşen görev; İslam’ı, Kur’an’ı ve Peygamberi doğru anlamalı,
onlarla hayat bulmalı ve temsil etmeliyiz. Bilgi, iman, ibadet ve ahlak
dengesini iyi kurarak yeryüzünde iyiliği ve adaleti egemen kılmak için
gayret göstermeliyiz. Güven peygamberinin güven veren toplumunu
oluşturan ensar ve muhacirleri olmalıyız.
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
ُ
ْ ُ
ْ
ُ
َ
َ
َ
ْ
َ
َْ ‫َع َل ْنك ْ ْ ُكيْ ُت ْ َ ْ َ ً َ َ َّ َ َ ْ َ ُف ُ ِيك ْ َ َ ص َب ْح ُت ْ ت ِِت‬
َ
ُ
ْ
ْ
ُ
َ
‫َواع ت ِصموا ِنحن ِل ُاّٰللِ َجم ت ًعا َوَل يق َّرقوا َواذك ُروا ِيع َم َت ُاّٰللِ م اِ ذ َ م اعداء َفا ُلف بي َن َ َّ ُلو م فا م عم ِنه‬
َ ُ َ ْ ‫ْ َ ً َ كيْ ُت ْ ع َش َ َُ ْ َ ِ َ َّ َ َ ْي َ َ ك ْ ْ َ َ تُ َئ ِّ ُ لك ْ َ لعلك ْ َن‬
‫اِ خوايا و م لى قا قر ٍة من الن ِار فا قذ م ِمنها ك ِذلك ين اّٰللُ م اي ِانه م هندون‬
“Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın.
Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini
düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O,
kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde
kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam
kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size
âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”
(Al-i İmran, 3/103)
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
İbn-i İshak “Siyret” adlı eserinde ve başka rivayetlerde bu ayetin Evs ve Hazreç
hakkında nazil olduğunu anlatır; yahudilerden birisi Evs ve Hazreç'ten bir
topluluğa rastlar.
Onların uzlaşmaları ve ittifakları yahudinin hoşuna gitmez. Yanında bulunanlardan
birisine yanlarına gidip oturmasını ve "Buâs Günü"ndeki savaşlarını hatırlatmasını
söyler. Adam söylenenleri yapar. Böylece toplulukta bulunanların nefislerinde
hamiyyet duygusunu canlandırır. Birbirine kızar ve birbirlerine düşerler.
Cahiliyye’deki armalarıyla birbirlerini çağırıp silahlarını isterler ve "Harre" denilen
yerde buluşmak üzere sözleşirler.
Bu durum Rasulullah’a haber verilince yanlarına gelip onları sakinleştirdikten sonra
"Ben aranızda olduğum halde cahiliyye davası mı?" buyurur ve arkasından
yukarıdaki ayet-i kerimeyi okur. Bunun üzerine her iki taraf da pişman olur.
Barışıp birbirlerine sarılarak silahlarını bırakırlar. Allah ta onlardan hoşnut olur.
Tevhid toplumundan uzaklaşma nasıl gerçekleşti?
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Allah İnancının Zayıflaması
Hz. Peygamber Öğretilerinden
İslam Ahlak Ve Değerinden Uzaklaşmak
Kuranın Hükümlerinden Ayrılmak
Doğru Bilgiden Ayrılmamız
Çıkar Ve Menfaatlerin Etrafı Kuşatması
Hırslarımız, Dünya Çıkarlarımız, Egolarımız, Benliklerimiz, Siyasi Yönelişlerimiz,
Müslümanların yalnızlaşmaları
Sen ben diyerek birbirimizden kopmamız
Müslümanların Cemaatlere, Hiziplere ve Gruplara ayrılması; Cemaat, Tarikat,
Mezhep, Siyaset, Gurup Vb. Taassuplarımız
• Kur’an’ın önüne kendi kitaplarını, düşüncelerini, tarikatlarını, âlimlerini,
liderlerini vb… geçirmek,
• Kur’an’ terk edilmiş bırakmak, mezhep taassubu, bidat ve hurafeleri din
edinmek, geçici olan dünya hayatına meyletmek
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
Bir nükte: nemelazım, hünkarım
Zamanın hükümdarı, ülkesinde ortaya çıkan kargaşa ve kötüye gidiş konusunda
ulemanın reisine bir mektup yazarak söz konusu durumun sebeplerini sorar.
Reisü’l-Ulema da mektubun hemen arkasına “nemelazım, hünkarım” diye yazar
ve mektubu geri gönderir. Hükümdar bu cevaba çok kızar, küplere biner ve alim
kişiyi saraya çağırtır;
- Ben sizlere memleket ahvalinin perişanlığına sebep nedir diye sorarım, siz:
“nemelazım” dersiniz. Bu ne lakaytlıktır hoca’m der. Hoca, padişahın cevabı
anlamadığını fark etmiştir.
- Haşa! Devletlim, der. Ben, cevaba niyetle öyle arz etmiştim. Çünkü sualinizin tek
cevabı vardır, o da memleketimizi sarmış olan nemelazımcılık hastalığıdır, der.
(Gemi ashabının, alt kattakilerin gemiyi delmesine ses çıkarmaması ile bağlantı
kur.)
TEVHİDDEN UZAKLAŞTIRMAK İÇİN ÇALIŞANLAR
َ َْ َ ُ ُ ََ
َ
ُ
ْ
َّ ‫َف َسيُ ْتق ُ َ َ ُي‬
َّ
َّ
ْ
َ
ْ
ُّ
َ
َ
ُ
‫ل‬
َ
‫ي‬
ُ
‫ت‬
‫ه‬
‫ك‬
‫ق‬
‫ت‬
‫ت‬
ِ
ِ
‫ن‬
‫ي‬
‫ق‬
‫ر‬
‫وا‬
‫ق‬
‫ون‬
‫ا‬
‫م‬
‫ص‬
‫و‬
‫د‬
‫ا‬
‫ع‬
‫وا‬
‫ن‬
‫م‬
‫ن‬
‫۪ ِل ُاّٰللهِ۪ ِ قونها م‬
‫ال‬
‫ب‬
۪
‫ذ‬
ِ‫ا‬
‫ل‬
‫س‬
َ
َ
ُ
َ
ٰ
ُ
َ
َ
َ ُ َ ْ َ ‫َي ُ عل ْن ِه ْ َ ْ َ ً ُي َّ ي ْعل ُ َ َ َّ َ ك َ ُ ح َه َّت‬
﴾٣٦﴿ ۪‫كون م حشرة م تون۪ والذ۪ين قروا اِ لى م نخشرون‬
“Hak dine inanmayanlar servetlerini,
insanları Allah’ın yolundan engellemek için
harcarlar, yine harcayacaklar, sonra bu
onlara yürek acısı olacak, daha sonra da
yenilecekler. İnkâra sapanlar sonunda
cehenneme sevk edilecekler.” (Enfâl 36)
BİZİ BİZE DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞANLARA FIRSAT
VERMEMELİYİZ
İngilizlerin Hindistan’da oynadıkları bir oyun bu konuya ışık tutucu mahiyettedir.
Müslümanlara kurban olarak öküz kesmenin faziletlerini ballandırarak anlatıyor,
telkin ve teşvik ediyor; karşı taraf Hindu, inancına göre öküz mübarek hayvan..
Koyun, keçi, deve gibi hayvanları bırakıp illa da öküzü niye kesiyorlar diye
Hinduların hamaset damarları kabartılıyor.
Bizimkiler kurban bayramlarında özellikle öküz kesmeye çalışınca onlar da domuz
kafaları atmaya başlıyorlar camilere..
Cehalet ve aymazlığın neticesi iki toplum yan yana yaşarken amansız düşmanlar
oluveriyorlar birbirlerine. Şikayete gelip yardım isteyene göz kırpıp önce Hindu’nun
sonra da Müslümanın hakkından geliyor İngilizler. Daha sonra bütün Hindistan
İngiliz Genel Valiliği’ne bağlanıyor.. İngilizler daha önce yapamadıklarını iki kesimi
birbirine düşürerek rahatça başarıyor, Hindistan’a yerleşiyor.
Cihat; terörün, vahşetin ve öldürmenin değil;
diriltici bir gayretin, hayat veren bir mücadelenin adıdır.
Bugün, Müslümanların topyekûn başvuracağı en
büyük cihat; cehalete, taassuba, ırkçılığa, fitne ve
tefrikaya karşı yapacakları cihattır.
Bugün yapılması gereken, tarihten alacağımız
ders ve ibretle istikametimizi belirlemektir.
(Mehmet GÖRMEZ)
EFENDİMİZİN OLUŞTURDUĞU MEDİNE’NİN
MEDENİYETİNİ NİÇİN YAKALAYAMIYORUZ.
Özellikle bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birlik
olmaktır. Geçmişte yaşananları unutmak, Allah’ın
ipine hep birlikte sarılmak, zorluklara birlikte göğüs
germek, saflar halinde küfre karşı durmaktır.
Asr-ı Saadet’in Muhacir ve Ensar’ı gibi, temeli
Mekke’de atılan ardından Medine’de tamamlanan
binanın taşları gibi kaynaşmak, dost olmak, kardeş
olmaktır.
VAHDET’İ SAĞLAYAN VE SAĞLAMLAŞTIRAN FAKTÖRLERİMİZ OLMALI
İstiklal Marşımızın şairi Akif birlik ve beraberliğin önemini vurguladığı dizelerinde bakın ne
diyor:
Girmedikçe tefrika bir millete, düşman giremez.
Toplu vurdukça sineler; onu top sindiremez.
‘Sen-ben’ desin efrad, aradan vahdeti kaldır,
Milletler için işte kıyamet o zamandır.
Bir Müslümanın başına bir sıkıntı, musibet, felaket gelirse bütün
Müslümanların bundan üzüntü duyması gerekir. Bu konuda soy-sop,
cinsiyet, bölge ve ülke, farkının hiç önemi yoktur. "Müslümanların
derdi ile ilgilenmeyen onlardan değildir."( İsmail Muhammed b. elAclûnî, Keşfü'l-Hafâ ve Müzîlü'l İlbâs, Beyrut, ts. II, 277.)
BİRLİK OLMAK GEREKİR
“Allah'a
ve Resulü'ne itaat edin.
Ve birbirinizle didişmeyin.
Sonra içinize korku düşer ve
kuvvetiniz elden gider.
Sabırlı olun,
çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”
(Enfal, 8/46)
BÖLÜŞEMEYENLER BÖLÜŞÜLÜYOR VE YOK OLUYORLAR.
‫ين‬
َ۪‫الذ‬
َّ‫ونواَك‬
ُ‫تك‬
َُ‫وال‬
ََ
‫ْعد‬
ِْ
‫منَب‬
ِْ‫َفوا‬
ُ‫ت‬
َ‫اخ‬
َْ‫رقواَو‬
ُ‫ف‬
َّ‫ت‬
ََ
‫ئك‬
َ‫ل‬
ِ‫ه‬
‫واو‬
َُ‫ات‬
ُ‫ِّن‬
َ
‫البي‬
َْ ‫هم‬
ُ‫اء‬
َُ‫َماَج‬
‫يم‬
ٌ۪‫ابَعظ‬
ٌ‫عذ‬
ََ‫هم‬
ْ‫ل‬
َُ
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra
parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.
İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”
( 3/Ali İmran105 )
HELAK EDİLENLERDEN İBRET ALMAK
ُ َ ُ َ ْ َ ِّ َ ُ ْ َ َ ً َ َ َ ‫َ َ ْ ُ َ ِّ َ َ َ َ ْ َ ِ ْ َ ْ َ َم َت‬
َّ
َّ
‫َ" سألت رب َي يَل ًي َا فأع َط ِابي َبيئ ُي َِّن و ْ عنِي وا َ ِحدة سألت َربي أَن ََل ن َ ْ ْه ِلك أ ْم َنِي ِيا َل ْس َن ِة‬
ْ ‫َ ْ َ َ َ َ ْ ُ ُ ْ ُ ْ م ِ ل َ َ َ ْ َ َ َ َ ْ ُ ُ ْ نج َع َ َ س ُه ْ بي َن ُه‬
‫فأعطاتِنها وسألنه أن َل نه ِلك أ ني ِيا َغر ِق فأعطاتِنها وسألنه أن َل ل يأ م م‬
َ
َ
َ
" ‫فم تعيِن َها‬
"Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi. Birini
vermedi.
1. Rabbimden ümmetimi açlıkla helak etmemesini
istedim, onu bana verdi.
2. Ondan ümmetimi suda boğmakla helâk etmemesini
diledim, bunu da verdi.
3. Felâketlerini kendi aralarında vermemesini diledim.
Bunu bana vermedi."
(Müslim, Fiten, 26; Tirmizi, Fiten, 33/18)
“Tevhid Ve
Vahdet”
• Tevhid Ve Vahdet, Allah’ın Âdem’i yarattıktan sonra tereddüt
etmeden secdeye kapananların yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, kınayanların ve alay edenlerin kınamasına ve
alaylarına kulak asmadan Hz. Nûh’un gemisine binenlerin
yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, Nemrud’un karşısında dimdik duran ve tek
başına bir ümmet olan İbrahim’in yanında olabilmek ve onunla
beraber ateşe atılmayı göze alabilenlerin gittiği yoldur.
• Tevhid Ve Vahdet, ateşe atılan İbrahim’e destek olduğunu
gösterebilmek ve o alev alev yanan ateşi söndürebilmek için
ağzında su taşıyan karınca ve gagasında su taşıyan serçe gibi
tarafı belli olanların yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, İbrâhim’in elindeki bıçağa bakmadan Rabbin
emrine teslim olan ve sabreden İsmail’in yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, İslâm yoludur, iman yolculuğudur.
“Tevhid Ve
Vahdet”
• Tevhid Ve Vahdet, Firavun karşısında hakkı savunan, onun zulmünü yüzüne
haykırarak, mazlumları zulümden kurtaran Hz. Musa’nın gittiği yoldur.
• Tevhid Ve Vahdet, Miraç sonrası müşriklere cevabı «O söylüyorsa Doğrudur»
diyerek tereddütsüz Peygambere teslim olan Ebubekir’in, öldürmeye geldiği
kişinin huzurunda İmanla hayat bulan Hz. Ömer’in yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, hicret sırasında öldürüleceğini bile bile Allah Rasûlü’nün
yatağına girip ölümü göğüsleyen Hz. Ali’nin yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, sırf Allah’a inandığı ve putları yüceltmeyi reddettiği için
kızgın kum çöllerinde yere yatırılıp göğsünün üzerine konulan ağır taşlara
rağmen “Ehad! Ehad” diye bağıran Bilallerin yoludur.
• Tevhid Ve Vahdet, kolları ve bacakları iki farklı deveye bağlanarak ortadan
ikiye ayrılıp Allah yolunda canını feda etmek ve kanını davasına şâhit kılabilen
Sümeyyelerin davasıdır.
“Tevhid Ve
Vahdet”
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Obur kimselerin sofralarına üşüşmelerine benzer bir
halde, diğer milletlerin sizin üzerinize üşüşmelerine az
kaldı.”
Dinleyenlerden biri; “Ey Allah’ın Resulü! Biz o gün az olduğumuzdan mı bu
duruma düşeceğiz?” diye sorar.
Peygamber efendimiz: “Aksine sizin o zaman sayılarınız çok
olacak fakat selin üzerindeki çör-çöp gibi değeriniz
olmayacaktır. Allah onların sizden duyduğu korkuyu
kalplerinden çekip alacak, sizin kalbinize de “vehen”
verecektir ” buyururlar.
Dinleyenlerden biri: “Vehen”nedir?” diye sorunca Peygamber
efendimiz:
“Dünya sevgisi ve ölüm isteksizliğidir”
(Buhari, İbni Mace, Ebu Davud)
buyururlar.
67
“Tevhid Ve
Vahdet”
Hz. Abbas şöyle anlatıyor:
“Bir gün Allah Resulü (a.s.m.) ile çarşıya gitmiştik. Yanında on dirhemi bulunan Peygamberimiz dört dirhem vererek kendine bir
gömlek aldı. Onu üzerine giydikten sonra yolumuza devam ettik. Yolda Ensar’dan biriyle karşılaştık. Adam gömleği görünce:
– Ya Resulallah! Şu gömleği bana giydirsene! Allah onun yerine sana cennet gömleklerinden birini giydirsin, dedi.
Allah Resulü (a.s.m.) üzerindeki gömleği çıkararak ona verdi. Tekrar dükkâna döndük. Satıcıya dört dirhem daha verip başka bir
gömlek aldı. Geriye iki dirhemi kalmıştı. Yola devam ederken ileride ağlayan bir cariye olan küçük bir çocuk gördük. Efendimiz cariyeye
yaklaştı:
– Niçin ağlıyorsun, diye sordu. Cariye:
– Ya Resulallah! Ailem bana iki dirhem verip un almak için çarşıya gönderdi. Çarşıya giderken paralarımı kaybettim, dedi.
Kızın gözyaşlarını silen Allah Resulü (a.s.m.) onu teselli etti, kalan iki dirhemi ona verdi. Ancak biz oradan ayrılırken çocuk hâlâ
ağlıyordu. Allah Resulü (a.s.m.) kızın ağladığını duyunca geri döndü. Kızı yanına çağırdı:
– İstediğin iki dirhemi aldıktan sonra hâlâ niçin ağlıyorsun, diye sordu. Cariye kaybettiği parayı ararken eve gecikmişti. Bunun için
korkuyordu:
– Sahiplerim beni döver, dedi.
Allah Resulü (a.s.m.) küçük kızı yanına aldı, elinden tutup onunla birlikte eve kadar gitti. Selam verdi. İçeridekiler sesi duymuş, kimin
geldiğini anlamışlardı. Ama cevap vermiyorlardı. Allah Resulü (a.s.m.) ikinci kez selam verdi. Yine cevap veren olmadı. Üçüncüde cevap
geldi. Allah Resulü (a.s.m.) sordu:
– Selamı mı duymadınız mı?
– Duyduk ama tekrarlamanı istedik. Anamız-babamız sana feda olsun ya Resulallah, içeri buyur, dediler. İçeri girip hal hatır sorduktan
sonra ev sahipleri:
– Buraya niçin teşrif ettiniz ya Resulallah, diye sordular. Peygamberimiz cariyeyi gösterdi.
– Şu cariyeye şefkatimden dolayı geldim. Korkmuş, kendisine dayak atacağınızı sanmış. Onu rahatlatmak (olmaz ya olursa) dayaktan
korumak için geldim.
Cariyenin sahibi olan sahabe çok duygulandı. Sevgili Peygamberimizin hatırı için canını bile vermeye hazır olan sahabe:
– O Allah için hürdür, diyerek küçük kızı kölelikten azat etti. Olanlardan memnun kalan Allah Resulü (a.s.m.) onlara hayır duada
bulundu ve:
– Allah, şu on dirhemi ne kadar bereketli kıldı. Onunla Peygamberi, kendine ve Ensar’dan birine birer gömlek aldı, sonrada bir köle
azat etti, buyurarak sevincini ifade etti.”
68
“Tevhid Ve
Vahdet”
Konferansımıza son verirken Sevgili Peygamberimizin (sas) Mescid-i
Nebevi’sinde yaşanan bir tabloyu canlandırarak bitirmek istiyorum.
Allah Rasûlünün (sas) mescidinde sahabeden bir grup halka kurmuş
oturmuşlardı. Aralarında sohbet ediyorlardı. Kapıdan Selman-ı Farisi
girdi.
Sahabeden birisi Selman ile arasında bir münakaşa olduğu için
etrafındakilere ‘herkes kendi nesebini anlatsın’ dedi. Selman
duyacak şekilde başta oturana nesebi, ırkı soruldu. O da iftiharla
‘ben filan kabilesinden falanın oğlu’ diye atalarını, dedelerini
saymaya başladı.
Bir başka sahabe, ‘Falan kabilesinden falanın oğluyum’ diye
atalarını dedelerini saymaya başladı.
Bir başkası, ‘Ben insanların en şereflileri olan Kureyş kabilesinden
filanın oğluyum’ diye herkes soyunu nesebini anlattı.
69
“Tevhid Ve
Vahdet”
Sonra aynı sahabi, Selman’a dönerek ‘Senin nesebin, senin ırkın ne?’ diye sordu.
Selman, bütün Müslümanlara örnek olabilecek, kıyamete kdar kulaklarına küpe olacak bir
cevap verdi; Elini göğsüne koydu ve iftiharla dedi ki:
ْ َ ‫َ َ َس ْ َ ْ ْ ُ ْس‬
‫‘ ُ ايا ل ًمان اِ ين ِإ َُلم‬Ben de İslamoğlu Selman’ım’ dedi.
َّ‫ ك نْ ُت َصاَل َف َه َد ِاب َي هال ُه ِبمحمد‬Çünkü ben delaletteydim. Allah, Peygamberi Muhammed (sas) ile
ٍ
beniُ hidayete erdirdi.
ُ
َّ‫ َوك نْ ُت َف ِقي ًرا َ َفا ْع َن ِاب َي ا هُّٰلل ِبم َحمد‬Ben fakirdim. Allah, Muhammed Mustafa (sas) ile beni
ٍ
zenginleştirdi.
َ ْ
ُ
َّ‫َ َفاع َتقنِ َي اّٰللهُ ِبم َحمد‬
ٍ
kavuşturdu.
َ َ
ً ُ ‫َ ُ ْ ُ َ ْم‬
‫وك نت م لوكا‬
Ben köleydim. Allah, beni Hz. Muhammed (sas) ile özgürlüğüme
َ َ َ َٰ
‫ فهذا حسنِى ويسنِى‬İşte bu benim soyum ve nesebimdir.
Bu tabloya uzaktan şahit olan Hz. Ömer, topluluğa dönerek,
‘Benim
nesebimi
öğrenmek
ister misiniz?’ dedi. ‘Evet’ dediler.
ُ
ْ
ُ
َ
َْ ْ de
َ
ْ
َ
َ
ْ
ْ
َ
َ
ُ
َ
‫س‬
‫‘ ايا َمر اِ سَلم اخ لم ِان ي ِن اِ سَلم‬Ben de İslamoğlu Ömer’im.
İslamoğlu Selman’ın kardeşiyim’ dedi.
70
“Tevhid Ve
Vahdet”
İnsanlığı
• Diriltmek için
• Yaşatmak için
• Yüceltmek için
Gelin birlik olalım
71
“Tevhid Ve
Vahdet”
Bugün insanlık bir değersizleşme, değersizleştirme girdabına girmiş
bulunmakta. Sadece değerlerini değil, kendisine değer
kazandırmak için gelen ilahi dinleri de değersizleştiriyor.
Bugün insanlık merhametini kaybediyor.
İnsanlık sadece merhametini değil, aynı zamanda Allah'ın
yeryüzüne rahmet olarak gönderdiği dinlerin merhametini de
bozuyor.
İnsanlık eliyle dinler değişiyor. Dinler bozuluyor.
Dinler yeryüzüne barışı, adaleti, hakkı, merhameti getirdiği halde
insanlar dinleri kendi hevalarına göre yorumlayarak, kendi
ideolojilerinin yanlışlarını Allah'ın dinlerine onaylatmaya kalkışıyor.
Merhametsizlik girdabı içinde insanlık. Yeryüzünde büyük zulümler
işleniyor. Hem Müslümanlar hem bütün insanlar yapıyor bu hatayı.
72
“Tevhid Ve
Vahdet”
Dünyadaki bütün Müslümanları kan kardeşliğinden daha fazla
birbirine bağlayan bir kelime var. Biz ona ‘Kelime-i tevhit’ diyoruz.
Yeryüzünde nerede yaşarsa yaşasın, her Müslüman’ı bir bine
bağlayan bir kelimedir. "La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah”
Rabbim bu muhteşem kelimeyi dilimizden, kalbimizden ve
çocuklarımızın yüreğinden hiçbir zaman eksik etmesin.
73
“Tevhid Ve
Vahdet”
Tevhid bir medeniyettir. Tevhid bir tarihtir. Tevhid bütün kainatı doğru
okumaktır.
Tevhid, kul ve köle olanlara kul ve köle olmamaktır. Tevhid bize bunu öğretiyor.
Tevhid, kul ve köle olanlara kul ve köle olunamayacağını gösterir.
Tevhid medeniyetinin mensupları, var oluşun gayesini bilirler.
Tevhid medeniyetinin çocukları yaratılışın anlamını kaybetmezler.
Tevhid medeniyetine göre dünya doğu ve batı diye ikiye ayrılmaz. İnsanlığın bir
kısmı bir başka kısmının bütün nimetlerini sömürüyor, sonra da insanları tasnif
ediyor; ‘gelişen ülkeler, gelişmemiş ülkeler, geri kalmış ülkeler’ Tevhid
medeniyeti dünyayı böyle tasnif etmez.
Tevhid medeniyetine göre insan insanın kurdu değil, insanın yurdudur.
Tevhid medeniyeti insanları ırkına göre, diline göre, rengine göre tasnif etmez.
Tevhid medeniyetine göre zengin olmanın Allah katında hiçbir değeri yoktur.
Tevhid medeniyetine göre güç sahibi olmanın Allah’ın katında bir değeri yoktur.
Makamın, mevkiin, dilin, ırkın, kabilenin, aşiretin hiçbir değeri yoktur.
Tevhid medeniyetine göre insanlar sadece erdem ve faziletlerle değer bulurlar.
Tevhid medeniyetine göre insanlar sadece iyi işler yaptıkları zaman Allah’ın
katında değer bulurlar.
74
Download