PowerPoint Sunusu

advertisement
EGE ÜNİVERSİTESİ
FEN FAKÜLTESİ
BİYOLOJİ BÖLÜMÜ
TEMEL VE ENDÜSTRİYEL MİKROBİYOLOJİ ANABİLİM DALI
KÜRESEL ISINMA
04.08.8883 Ece ERCAN
04.08.8851
Gizem BULDAN
04.08.8908 Gizem DEMİR
04.088799
Hatice Zeynep YILMAZ
04.08.8815
Senem KOÇAR
04.09.230
S.Aydan GÜNER
04.08.8854
Sibel CEYLANDAĞ
04.08.8862
Yeşim CİHAN
Bornova,İZMİR
2012
Küresel Isınma Nedir?
İnsanlar tarafından atmosfere salınan
gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya
yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma
denir.
1860’li yıllarda yaşanan sanayi devrimiyle
birlikte antropojen faaliyetlerin artması,
insanların durmak bilmeyen “daha fazla”
istemleri, hızlı nüfus artışı, sanayileşme, çarpık
yerleşme ve kentleşme, yanlış arazi kullanımı,
ormansızlaşma ve doğal çevrenin hızlı tahribatı
doğal iklim değişiminde istikrarı bozmuştur.
Bunun sonucunda antropojen faaliyetlere dayalı,
geri dönüşümü zor hatta imkansız olan ”küresel
ısınma ve küresel iklim değişikliğinin”
gerçekleştiği karmaşık bir sürece girilmiştir.
Bu antropojen faaliyetler sonucu artan sera gazı
emisyonları sıcaklık artışı ile birlikte yağış, nem, hava
hareketleri vb ekstrem koşulları da beraberinde
getirir. Bu da ekosistem ve canlılar için potansiyel
tehlike oluşturan “küresel iklim değişikliği” olarak
karşımıza çıkar.
1827- Sera Etkisi Teorisi
1957- Küresel Isınma Teorisi
1990- Birleşmiş milletlerin düzenlediği Uluslar
arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) : Geniş
ölçüde kabul edilen bir rapor sundu. Bu rapora
göre; 21. yüzyıl boyunca küresel ortalama hava
sıcaklığındaki artış oranı, her on yıl için
yaklaşık 0.3 0C olarak belirlenmiştir. Ayrıca
ortalama deniz seviyesinin de 65 cm. kadar
yükseleceği öngörülmektedir.
Küresel ısınmanın
kaynağı, insan
faaliyetleri sonucu
açığa çıkan karbon
dioksit (CO2),
metan (CH4),
kloroflorokarbon
(CFC), ozon (O3)
gibi sera gazlarının
emisyonlarındaki
aşırı artıştır.
Yerküre’nin sıcak yüzeyinden
salınan uzun dalgalı yer ışınımının
bir bölümünü, uzaya kaçmadan
önce atmosferin yukarı
seviyelerinde bulunan çok
sayıdaki doğal sera gazı
tarafından emilir ve sonra
tekrar salınır. Doğal sera gazları
bu özelliği ile yerkürenin doğal
sıcaklık dengesini ayarlayarak
dünyayı yaşanabilir kılmaktadır.
Ancak sera gazları
emisyonlarında meydana gelen
aşırı artış yerkürenin normalden
daha fazla ısınmasına neden olur.
Bu artışın kaynakları:
%49 enerji kullanımı,
%24endüstri,
%14 ormansızlaşma,
%13 tarımsal faaliyetlerdir .
CO2
(ppm)
Ch8
(ppm)
CFC-118
(ppt)
(FC-12
(ppt)
N2O
(ppb)
Endüstri öncesi
atmosferik konsantrasyon
(1750-1800)
280
0,8
0
0
280
1990 yılı hesaplamalarına
göre atmosferik
konsantrasyon
353
1,72
280
484
310
1,8
0,015
9,5
17
0,8
50200
10
65
130
150
Atmosferik birikiminde
yıllık artış (%)
Atmosferik ömrü (yıl)
İnsan Aktivitelerine Bağlı Olarak Sera Gazlarının Artış Miktarları (IPCC, 1990)
Sera Gazları
Katkı Oranı (%)
Emisyon Kaynakları
CO2
%50
* Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımı
* Ormanların yok edilmesi
CFC
%22
* Sprey kutularındaki aerosoller
* Buzdolaplarındaki soğutucu maddeler
* Elektronik sanayiinde kullanılan
temizleme maddeleri
* Aircondition sistemleri
CH4
%14
*
*
*
*
*
*
O3
%7
* Trafik
* Termik santrallerdeki yanma olayları
* Tropikal ormanların yok olması
N2O
%4
Su buharı
%3
Pirinç tarlaları
Hayvanların mideleri
Biyokütlenin yakılması
Çöp sahaları
Doğal gaz boru hatlarındaki kaçaklar
Maden ocakları
* Suni gübreler
* Fosil yakıtlar
* Naylon üretimi
Sera Gazları, Bunların Küresel Isınmaya Katkıları ve Emisyon Kaynakları
KÜRESEL ISINMA ve ÇEVRE
ÜZERİNDE ETKİLERİ
Sıcaklık Değişimleri
 Küresel ısınmayla oluşan sıcaklık artışının, yüksek
enlemlerde ve kutup bölgelerinde daha şiddetli olması
beklenen bir sonuçtur.
 Bu artışın, dünya ortalamasının iki katı kadar olacağı
tahmin ediliyor. Yani dünyanın ortalama sıcaklığı 3,5 0C
artarsa kutup bölgelerinde ortalama sıcaklık 7 0C
kadar artacaktır.
 Sıcaklığın bu artışı, Arktik Denizi ile Antartika’ daki
buzların ve dağlardaki buzulların erimesine neden
olacaktır. Ve belki de uzun zaman sonra bu bölgeler
bitki ve ormanlarla kaplanacaktır.
 Ekvatordaki sıcaklık artışının ise dünya ortalamasının
çok altında olacağı tahmin ediliyor.
 Sıcaklık artışı kışları, yazlara göre birkaç derece fazla
olacaktır. Gece sıcaklıklarındaki artışın da gündüzden
%10 daha fazla olacağı öngörülen bir sonuçtur.
 Ve sonuç olarak yazla kış, geceyle gündüz arasındaki
sıcaklık farkının azalması, bütün dünyadaki rüzgar
desenlerini etkileyecek, belki de fırtınaların sıklığı,
şiddeti ve rotaları değişecektir.
 Ayrıca küresel ısınmayla bazı bölgeler, mesela kuzey
yarım küredeki kıtaların iç bölgeleri, çok ısınıp kuraklık
çekerken, bazı bölgeler ılıman bir iklimin, bazıları da
aşırı yağışların ve taşkınların etkisinde kalabilir.
Deniz Seviyelerindeki Artış
 90’lı yıllardan sonra küresel ısınmanın artmasıyla
dünyadaki buzların erimesi hızlanmıştır.
 Buz erimesindeki artışın en kolay gözlendiği yerlerden
birisi, Antartika’dır. Antartika’nın batısındaki buz
tabakaları 1973 ile 1993 yılları arasında %20
küçülmüştür. 1940 yılından 2000 yılına kadar bölgenin
yıllık hava sıcaklık ortalaması ise 2,5 0C artmıştır.
Hesaplamalara göre 3-4 0C ‘
lik bir sıcaklık artışı, 2050
yılında denizlerin düzeyini en
fazla 35 cm yükseltecektir.
Deniz seviyesinin
yükselmesinde sıcaklık artışı
nedeniyle okyanus sularının
ısıl genleşmesinin de payı
olacaktır. Bu yükselme ise kıyı
şeritlerinin değişmesine ve
kış ülkelerinin toprak
kaybetmesine yol açacaktır.
 Deniz seviyesinin yükselmesiyle kıyılara yakın
temiz su kaynaklarının denizle birleşmesi,
temiz su sorununu ortaya çıkaracaktır.
 Artan buharlaşma yüzünden de göl ve ırmak
sularında %20’ye varan bir su kaybı olması
beklenen bir sonuçtur.
Okyanus Akıntılarındaki Değişiklikler
Bilim adamları, küresel ısınmanın
taşıyıcı bant yani okyanus akıntı sistemi
üzerinde etkili olmasından
korkmaktadır.
Deniz suyu sıcaklıklarının artışı taşıyıcı bantın alttan ve
üstten giden akıntıları arasındaki sıcaklık farkını azaltırsa ve
bu sırada okyanusların daha fazla yağış almasına yol açarak
tuzluluk oranını düşürürse, bu dev akıntı sistemi durabilir.
Geçmiş dönemlerde taşıyıcı bantın birkaç kez durmuş olduğu
bilinmektedir. Eğer böyle bir durum olursa küresel sıcaklık
artışının sonuçlarından birinin, Kuzey Avrupa’nın şiddetli bir
şekilde soğuması olarak tahmin edilmektedir.
 Küresel ısınma, tropiklerden daha fazla suyun
buharlaşmasına, subpolar ve polar bölgelerde daha
fazla yağışa ve yüksek enlemlerde daha fazla buzun
erimesine neden olur.
 Hidrolojik döngüdeki bu değişikliklerin sonucunda,
tropikal bölgelerin kaybettiği tatlı su, yüksek
enlemlerde okyanuslara eklenmektedir.
 Atlas Okyanusu’nun kuzeyindeki bu ek tatlı su, sıcak
suları kuzeye taşıyan akıntıları kesintiye uğratarak ya
da yeniden yönlendirerek, okyanus dolaşımının bugünkü
dağılış desenlerini değiştirebilir.
 “Atlantik ısı kaynağının” yönünün değiştirilmesi ya da
yavaşlatılması, ABD’nin kuzeydoğusunda ve Batı
Avrupa’da daha soğuk kışların görülmesi demektir.
 Sonuç olarak ise, gelecekte daha sıcak bir yerküre,
daha soğuk bir Kuzey Atlantik olabilir. Ancak,
atmosferdeki yüksek sera gazı birikimlerinden
(kuvvetlenmiş sera etkisi) elden edilen ısı, henüz iklim
sistemindedir.
 Birleşmiş Milletler, Hükümetler Arası İklim
Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından 1996 da yapılan
çalışmada; gel-git ve deniz seviyesi ölçüm kayıtlarına
göre, küresel ortalama deniz seviyesi 19. yüzyılın
sonundan başlayıp geçen yüzyıl süresince yaklaşık 1025 cm kadar yükselmiştir.
 Dönem boyunca, ortalama sıcaklıklardaki ısınma ve
bunun sonucunda okyanuslarda oluşan termal
genişleme, deniz seviyesinde gözlenen yükselmenin 2-7
cm‘ lik bölümüne karşılık gelir.
 Dağ buzullarındaki ve örtü buzullarındaki erime ise
yükselmenin 2-5 cm'sini oluşturur.
 Yüzey ve yeraltı suyu birikimindeki değişikliklerse,
deniz seviyesinde geçen yüzyıl boyunca küçük bir
değişikliğe neden olmuştur.
 Birleşmiş Milletler, Hükümetler Arası İklim
Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından ortaya konulan
senaryolara dayanan öngörülere göre ise, atmosferdeki
CO2 birikimlerinin, yüzey sıcaklıklarının ve deniz
seviyesinin 21. yüzyıl süresince yükseleceği, kara ve
deniz buzlarının ve buzullarının alansal ve hacimsel
olarak azalacağı belirtilmektedir.
 Söz konusu öngörülere göre küresel ortalama yüzey
sıcaklıklarında 1990- 2100 yılları arasında 1,4 - 5,8 °C’
lik bir artış olacağı bildirilir.
 İklim senaryolarına göre ise küresel ortalama deniz
seviyesinin, 1990 ve 2100 arasında 0.09 ile 0.88 m
kadar yükseleceği düşünülür.
Diğer Etkiler
 Çevrenin etkisinde olan canlı varlıkların bir parçası olan insanlar
özellikle sanayi devriminden sonra çevreden etkilenmekten fazla
çevre üzerine etki ederek düzeni bozmakta ve doğaya adeta
hükmetmektedir.
 Enerji üretim biçimlerimiz, tüketim alışkanlıklarımız gibi bir çok
etkiyle CO2 döngüsünü bozmakta, asit yağmurlarının oluşumunu
artırmakta ve dolayısıyla diğer canlılara hatta dolaylı olarak
kendimize zarar vermekteyiz.
CO2 döngüsü;
 CO2 döngüsünde dünya üzerindeki C rezervleri
şöyledir;
Okyanuslar …….. %71
Fosil yakıtlar …… %22
Yaşayan canlılar …….. %3
Ölü ve çürümüş materyaller ….. %3
Atmosfer …….. %1
 Doğadaki bu düzenin insan etkisiyle bozulmasıyla
atmosferde CO2 miktarı artmaktadır. Bunun sonucu
olarak da son 150 yıldan beri artan bu miktar dünyanın
%30 oranında ısınmasına neden olmuştur.
Asit yağmurları;
 İnsanların faaliyetleri sonucu oluşan diğer bir etken
ise asit yağmurlarıdır. Bu yağmurlar atmosfere yayılan
SO2 ve NO2 gazlarının bulutlardaki su damlacıkları ile
emilmesiyle tipik yağmurdan farklı olarak pH’ı 5,6 nın
altında oluşur.
 Asit yağmurları toprak ve suların asit dengesini
bozarak buralarda bulunan tüm canlılara zarar vermesi
dışında insan ve hayvanların içme sularına dahi etki
etmektedir.
 En büyük kaynağı ise insan etkisiyle endüstri, sanayi,
ulaşım araçları, fosil yakıt kullanımı gibi etkenlerle
havaya etkili gazların salınımıdır.
TÜRKİYE’DEKİ ETKİLER
 Yapılan araştırmalarda, Türkiye’nin ortalama hava
sıcaklıklarında güney ve güney batıda yer alan
bölgelerde anlamlı artma eğilimleri saptanmıştır.
 Ülke genelinde 2-3 0C lik sıcaklık artışı öngörülürken,
bu artışın kışın 2 0C, yazın ise doğu bölgelerine göre
batı bölgelerindeki sıcaklık artış eğiliminin 3 ile 4 0C
arasında olacağı tahmin edilmektedir.
 İlkbahar mevsiminde gözlenen ısınma eğilimi Akdeniz,
Güneydoğu Anadolu ve Marmara bölgelerinde etkili
olurken, sonbahar mevsiminde gözlenen zayıf ısınma ve
soğuma eğilimleri, alansal olarak bir bütünlük
sağlamamaktadır.
 Türkiye ikliminin etkileneceği bir diğer durum ise yağış
rejiminde gerçekleşecek olası değişimlerdir. İklim
modelleri yağışlarda genel olarak Ege ve Akdeniz
kıyıları boyunca bir azalma, Karadeniz kıyısı boyunca
da bir artış öngörmektedir.
 2001-2006 dönemleri arasında genel olarak normal
sınırlar arasında gerçekleşen yağışlar, 2007 kış,
ilkbahar ve yaz aylarında Türkiye’nin bir çok yöresinde
uzun süreli ortalamaların altında kalarak, yeni bir dizi
kuraklık olaylarının yaşanmasına neden olmuştur.
 2006-2007 dönemleri arasında gerçekleşen son
kuraklık olayları Türkiye’de özellikle en fazla, Ege,
Marmara, İç Anadolu, Batı Akdeniz, Batı ve Orta
Karadeniz bölümlerinde etkili olmuştur.
 Ve elde edilen verilere göre Karadeniz yağış rejimi
bölgesinde gözlenen azalma eğilimleri, Türkiye’de
kuraklaşma eğilimlerinin giderek kuzey enlemlere
doğru kaydığını göstermektedir.
KÜRESEL ISINMANIN İNSAN
ÜZERİNE ETKİSİ
 Küresel ısınma, hava sıcaklığında, okyanus
akıntılarında, deniz seviyesinde, çevresel
sistemler, ekonomi, ziraat, sanayi, yerleşim ve
bütün bunlarla ilgili olarak sağlık ve yaşam
üzerinde değişikliklere neden oldu.
 Isınan dünya üremek için uygun bir atmosfer
yarattı ve çeşitli virüs, bakteri ve bulaşıcı
hastalık taşıyıcılarının yaşam alanı genişledi.
 Küresel ısınmanın insan sağlığı üzerinde yaptığı olumsuz
etkilerden birkaçı aşağıdaki gibidir:
 Bulaşıcı hastalıkların dağılım yönleri küresel ısınmayla
değişikliğe uğramıştır.
 Küresel ısınmanın kuraklık, sıcak ve soğuk hava dalgaları,
fırtına, sel, yangın gibi çeşitli zorlu koşulları artarken
ölü sayıları, yaralanmalar ve hastalıklarda artacaktır.
Küresel ısınma sıtma, diyare, kolera, humma, beyin
yangısı ve diğer hastalıklarda artışa yol açacaktır.
Çocukların kötü beslenmeleri ve bozuk gelişimleri
küresel ısınmanın birkaç uzun vadeli sonuçlarından
biridir.
Küresel Isınma-Evrim?
 Çevrenin değişen koşullarına uyum sağlamak için türler
değişiyor ve yeni türler oluşuyor fikri» evrim teorisinin
çekirdeğini oluşturur. Bir bilim adamı;
 Charles Darwin'in evrimle ilgili fikirlerini göz önünde
bulundurulacak olursa, evrimde bir hızlanmanın söz
konusu olduğunu belirtmiştir ve «küresel ısınmayı
tetiklediğimiz için değişim daha çabuk olacak. Dünyanın
soğuduğu ve ısındığı jeolojik devirler daha önce de
yaşandı. Sadece o zaman hızlandırıcı olarak insan
faktörü ortada yoktu.» şeklinde açıklama yapmıştır.
KÜRESEL ISINMA BİRÇOK CANLI
TÜRÜNÜN YOK OLMASINA DA
NEDEN OLACAK!
İngiltere hükümeti tarafından yapılan
bir araştırmaya göre küresel ısınma,
göçmen kuşlar da dahil birçok hayvan
türü soyunun tükenmesine yol
açacağını öne sürüyor.
 Raporda küresel ısınmanın, şimdiden bazı
kuşların ve diğer bazı hayvanların göç
yollarında değişikliğe yol açtığı
kaydediliyor.
 Örneğin normal olarak daha sıcak ülkelerde
görülen bazı kuş, kaplumbağa ve balık
türleri artık giderek artan bir şekilde
İngiltere’de de görülmeye başlandı.
 Küresel ısınma nedeniyle bir çok
deniz kaplumbağaları ve birçok kuş
türü göç yollarını değiştirerek
kuzeye kaydırıyor.
 Aslında birçok tür göç yollarını kuzeye
kaydırarak yeni iklim koşullarına uyum
sağlamayı başarıyor.
 Fakat yapılan araştırmada bazı
hayvanların bunu yapamayacağına dikkat
çekiliyor.
 Örneğin kutup ayılarının veya fok
balıklarının doğal çevreleri, Kuzey
kutbundaki buzulların erimesiyle giderek
yok oluyor.
 Küresel ısınmayla buzsuz sezonun kutup
ayılarını aç bırakıyor. Yem bulamayan
kutup ayıları birbirlerini yemeye
başlıyorlar
 Örneğin sinekkapan adı verilen göçmen kuşlar,
baharda üreyen tırtıllarla beslenir. Ancak küresel
ısınma milyonlarca yıllık bu dengeyi bozdu. Tırtıllar
baharın erken gelmesiyle erken önceki yıllara göre
daha önce ürüyor. Ancak göçmen kuşlar üreme
döneminde tırtılların ritmine ayak uyduramayınca
yem bulamıyor ve aç kalıyor.
 Bu bulgu küresel ısınmayla doğadaki
değişimlere ayak uyduramayan bazı hayvan
türlerini ne gibi tehlikelerin beklediğini
göstermesi açısından oldukça düşündürücüdür.
 Sonuç olarak, aslında doğa milyonlarca yıldır iklim
değişikliklerine uyup evrimleşerek var olmuştur.
Fakat uzmanlar son değişikliklerin çok hızlı olduğunu
bu nedenle birçok türün kendilerini yeni koşullara
uydurmaya vakit bulamadığına dikkat çekiyorlar.
 İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin sınırları
yoktur ve bu olumsuz etkiler yeterince
önemsenmediği sürece her alana hızla
yayılmaktadır, tüm canlılar için önemli olan bitkiler
ise iklim değişikliğinden oldukça fazla
etkilenmişlerdir.
 özellikle küresel ısınmaya bağlı olarak bitki
türlerinde yüzde 10 azalma riski göz önüne
alınırsa bu canlılar için ciddi boyutta bir tehdittir.
 Küresel ısınmanın bitkiler üzerine başlıca etkileri
ise şöyledir :
*Aşırı yağışlar sonucu topraktaki su oranının artması
toprağın uzun süre suya doygun kalması ile birlikte
topraktaki oksijen miktarının azalması ve bitkilere
oksijen miktarındaki azalmanın olumsuz etkileri.
* Aşırı sıcaklıkların fotosentezi yavaşlatması bunun
sonucu olarak bitki büyümesinin yavaşlaması ve
döllenme yeteneğinin düşmesi
*Ormanlarda toplu ağaç kurumaları ve hastalık
salgını
* Aşırı sıcaklıkların orman yangınlarına neden olması
Yükselen sıcaklıkların tropiklerde ürün kaybına
neden olması
* Aşırı yağışlar nedeniyle ürün hasadının zarar
görmesi *Tarımsal ürün potansiyelindeki değişme
görülmesi
*Temel gıdaların aşırı sıcak altında kalması ,bunun
sonucu olarak ta insanlığın açlıkla savaşması
*Bitki göçlerinin görülmesi
*Aşırı yağışlar sonucu nem artışı ve bunun
neticesinde bitkiler üzerine böcek ve hastalığın
musallat olması
*Bazı bölgelerde yaygın olarak yaşanacak daha sıcak,
nemli ve yağışlı iklim koşullarının, zararlı
mikroorganizmaların üremesine ve çoğalmasına
neden olması
*Büyük üretim kayıplarına yol açması
 Bu etkilerde de görüldüğü gibi küresel ısınmanın
bitkiler üzerinde önemli derecede olumsuz
etkileri vardır .Özellikle son zamanlarda aşırı
orman kaybı neticesinde (çeşitli etkenlerden
dolayı) küresel ısınmaya olumlu bir etken olmuştur;
oysa ormanların korunması küresel ısınmaya karşı
savaşta önemli bir etkendir.
 Ormanların tahribi her geçen gün artmakta ve
buna bağlı olarak orman arazilerindeki ciddi
anlamlarda kayıp olmaktadırlar.
 Korular ve ormanlar, fotosentez işlemiyle atmosferden
karbondioksiti emerler, dönüştürürler ve atmosferdeki
korbondioksitin emilmesi ve yeniden çevrilmesinde en
temel aracı oluştururlar. Son yıllarda,her yıl İsviçre
büyüklüğünde bir alanın çölleştiği hesap edilmektedir.
 Ormanların diğer faydaları su düzenini korur,
yaban türleri için habitat vazifesi görür, iklim
sistemlerinde kilit rol oynar. Ayrıca bitki ve
hayvan türleri için bir barınaktır.
 Ormanların bilinçsiz olarak katledilmesi veya
küresel ısınmanın etkisiyle yok olmaya başlamaları
alınacak önlemlerin daha hızlı bir şekilde hayata
geçirilmesini gerektirmektedir.
 Bir takım toprak koruma tebirleri alınmadığı, verim
imkanı genişletilmediği takdirde entansif tarım,
üst toprağı yorar, bozulmasına neden olur. Böylece
tarımın görevi yanlızca biyolojik ürünü elde etmek
değil, toprak bereketinin korunması ve sürekliliğin
artırılmasına katkıda bulunmaktır.
 Bitkiler üzerine sera gazlarının yanı sıra diğer
insan etkenlerini de eklediğimiz zaman sonucun
daha da vahim olduğunu görürüz özellikle son
zamanlarda bitki türlerine çeşitli böceklerin
musallat olması ve bilinçsiz ilaç kullanımı
neticesinde toprakta zararlı kimyasalların
oluşumunu görebilirz.
 Şu anda alınacak tedbirler kamu bilincini
yükseltme, ulusal politakalar için destek sağlama,
emisyon artışını yavaşlatmak için çok uluslu
geliştirme gibi süreçlerin uygulanmasıdır.
Sera gazlarının
salınımı sonucu
küresel ısınmanın
etkileri yaşamın
her alanını
etkilemeye
başlamıştır, ve
gelecekte daha
da tehlikeli
boyutlara
ulaşacaktır. Sera
etkisinin
potansiyel
sonuçları felaket
niteliğindedir.
 Hiçbir ülke önlemleri tek başına alacak kadar
yeterli güce sahip değildir çünkü gaz salınımı tüm
yeryüzünden yapılmaktadır ve tüm dünyayı
ilgilendiren bir konudur.
 Şu anda sera gazının etkisini yok etmek mümkün
değildir, ama bu etkiyi minumum seviyeye
düşürmek ve olabildiğince küçük zararlarla
atlatmak olanağı vardır, bunun için gerekli olan
anlaşmalara, protokollere tüm ülkelerin destek
vermesi gerekmektedir.
 Bu hızla iklim değişikliği devam ettiğini düşünürsek
yeni nesillerin açlıkla sıkıntıyla başbaşa kalmaları
içten bile değildir, çünkü dünyamız tehdidin
boyutlarını şimdiden hissetmeye başlamıştır.
Özellikle kullanacağımız alternatif kaynaklar sera
gazı salınımı önemli oranda düşürebilir bunlardan
bazılarını sıralarsak alternatif yakıtlar olarak
biodizel, biyogaz rüzgar, güneş enerjileri bunlara
örnek olarak verilebilir.
Sonuç olarak
küresel ısınmayı
küresel felaketler
zinciri olarak
değerlendirebiliriz
ve gerekli önlemler
alınmadığı takdirde
bu felaketlerin son
halkası ise insan
neslinin yok
olmasına kadar
uzanan zincirleme
ve tehlikeli bir
süreçtir.
Mikroorganizmalara Etkisi
 Alaska boreal ormanlarında karın
altına gömülü çoklu miktarda donmuş
ölü materyal bulunmaktadır. Bu tarz
kuzey ekosistemlerinde (Siberya’daki
tundralar da dahildir.) karbon miktarı
neredeyse atmosferdeki karbon
miktarına eşittir.
 Sıcaklığın artması ile ölü materyal
çözülür ve mikroorganizmaların
dekompozisyonuna uğrayarak karbon
açığa çıkarırlar. Ancak bir süre sonra
topraktaki nitrojen miktarı artar ve
bu fungal aktivite ve dekompozisyonu
baskılar.
 Sıcaklıktaki artış aynı zamanda kar tabakası ve
buzların erimesine ve bunların altında yaşayan
mikroorganizmaların habitatlarının zarar
görmesine neden olur. Bu mikroorganizmalar
çalışılmalarına fırsat bulunamadan nesilleri
tükenme tehlikesiyle karşı karşıya gelir.
 Koniferik ormanların ekosistemlerinde kar
fungusları çok önemlidir. Toprak ısındıkça su
miktarı azalır ve kar fungusları daha az
karbondioksit üretirler. Bu iyi bir şey gibi görünse
de ormandaki ağaçların da suya ihtiyacı vardır. Bu
nedenle karbon fiksasyonunda düşüş gözlenir veya
ağaçlar ölürler.
 Microdochium nivale (Pembe kar fungusu)
 Typhula spp. (Gri kar fungusu)
Artan CO2 bitkilerin daha hızlı büyümesine neden
olur. Bu da topraktaki mikroorganizmaların
metabolizmalarını arttırır. Bitkilerin depoladığı
ekstra karbon mikroorganizmalara fazla besin
olarak döner ve nitröz oksit ya da metana
dönüşerek atmosfere geri verilir. (Metan, CO2’ten
25 kat daha kuvvetli bir sera gazıdır.)
 Kutup okyanuslarında yaşayan
mikroorganizmalar organik materyalin
çok az bir miktarını kullanır, kalanı
denizin dibine çöker. Sıcaklığın artışıyla
bu mikroorganizmaların metabolizması
hızlanır ve karbon salınımı artar.
 Ancak bu görüşler çoğunlukla hipotezdir
ve araştırmalar sonucunda
mikroorganizmaların sıcaklığın
artmasıyla strese girdiği ve beklendiği
kadar karbon salınımı yapmadığı
görülmüştür. Küresel ısınma daha çok
komünitelerinde değişiklik yapmıştır.
KÜRESEL ISINMANIN ÖNLENMESİ KONUSUNDA
BİLİM ADAMLARININ ÇALIŞMALARI
 İnsan gen dizisini çözerek adını dünyaya
duyuran bilim insanı Amerikalı Dr. Craig
Venter, küresel ısınma sorununu çözmek
için çalışıyor.
 Dr. Venter‘ın araştırmakta olduğu
bakteri atmosferde sera etkisi yaparak
ısınmaya neden olan karbondioksit gazını,
kolayca tutuşabilen bir yakıta çeviriyor.
Dr. Venter çok basit
organizmaların gen
yapısı üzerinde
oynayarak onları
karbondioksit tüketir
hale getirebileceğini
söylüyor. Bu sürecin
yan ürünüyse oktan
temelli yakıtlar
olacak. Doğada bu tür
bakteriler zaten var
ama Amerikalı bilim
insanı gen yapılarıyla
oynayarak, ürettikleri
yakıt miktarını ciddi
derecede
arttırabileceğini
söylüyor.
Küresel ısınmaya karşı altı proje
SENTETİK AĞAÇLAR
 Karbondioksit emen ağaçlar dikmek, ekoloji için önemli bir
etkinlik haline geldi. Ama şimdi, bilim adamları başka bir
teknoloji öneriyorlar: Sentetik ağaçlar. Bu ağaçlar büyümüyor,
çiçek vermiyor ama karbondioksiti emiyorlar.
 Columbia Üniversitesi’nden Klaus Lackner, bu fikri ilk olarak
Bilimin Gelişmesi İçin Amerikan Birliği (American Associaton of
Advencement of Science) yıllık toplantısında verdi. Lackner’in
ağaçlarından sadece bir tanesi, yılda 90 bin ton karbondioksit
emebiliyor. Bu da 15 bin aracın yaydığı karbondioksite eşit.
Bu oranda karbondioksiti ancak binlerce doğal ağaç emebiliyor.
 Lackner’in projesi, karbonu tutup onu yeraltına gömme üzerine
kurulu. Bununla birlikte, karbondioksiti sıvılaştırıp eski
madenlere ve petrol sahalarına gömme projeleri de var.
Lacner’in sentetik ağaçları da filtre görevini görecekler. Ancak
projeyi eleştirenler, karbondioksiti elde etmek için çok fazla
enerji gerektiğini söylüyorlar.
 Başarı şansı: 4/5. Sentetik ağaçlar yoluyla
olmasa da karbon ayrıştırılması, küresel
ısınmaya karşı mücadelede önemli rol
oynayacağa benziyor.
SÜLFÜR ÖRTÜLERİ
 Büyük volkanik patlamalarda yeryüzü soğuyor. Örneğin
Filipinler’deki Pinatubo Yanardağı, 1991’de patladığında, dünya
çapında ısı 0.6 C düştü. Bilim adamları, bunun, volkanın
stratosfere püskürttüğü 10 milyon ton sülfür yüzünden
olduğunu söylüyor.
 O zaman, neden kendi Pinatubo’muzu yaratmayalım?
 Bu, 1995’te ozon tabakasıyla ilgili çalışması yüzünden Nobel
ödülü alan Profesör Paul Crutzen’in önerisi. Crutzen, güneş
ışınlarının dünyaya ulaşmasını engelleyecek bir sülfür örtü
yaratmak gerektiğini belirtiyor. Bunun için de sülfür dolu
yüzlerce roket stratosfere gönderilecek. Yaklaşık bir milyon
ton sülfür, dünyayı kurtarmak için yeterli olacak.
 Ancak bu fikir, bu kadar fazla sülfürün, asit yağmurlarına yol
açacağını ve ozon tabakasına zarar vereceğini iddia eden bilim
adamlarını endişelendiriyor.
 Başarı şansı: 1/5. Asit yağmurları ve ozon
tabakasının uğrayacağı zararlar, küresel ısınma
etkilerinden daha fazla olabilir.
BULUT KALKANI
 Colorado Uluslararası Atmosfer Araştırmaları
Merkezi’nden John Latham ve Edinburgh
Üniversitesi’nden Stephen Salter, deniz suyundan
spreyler kullanarak bulut miktarını yüzde dört
artırırlarsa, dünyayı güneşin radyoaktif ışınlarından
yeterince koruyabileceklerine inanıyor. Plan,
karbondioksit salınımını aza indirecek en ucuz
projelerden biri ve bilgisayar simülasyonları sonuç
verirse, beş yıl içinde deneme aşamasına geçilecek.
 Ancak Latham, bu projenin hava değişikliklerine yol
açabileceğini söylüyor.
 Başarı şansı: 2/5. Başarılı olmak için küresel bir
uzlaşma gerekiyor.
UZAY AYNALARI
 Güneşin yaydığı radyasyon, dünyayı ısıtıyor ve yaşamın
devam etmesini sağlıyor. Ancak dünya ısındıkça, bilim
adamları dünyaya ulaşan radyasyon miktarını kısıtlamak
istiyorlar. Bunun yollarından biri de uzaya dev aynalar
yerleştirmek. Projenin fikir babası, California Lawrence
Livermore Ulusal Laboratuvarları’ndan fizikçi Lowell
Wood, alüminyum ipliklerle yapılan binlerce metrelik çapı
olan ekranları uzaya yerleştirmek. Bu ekran, güneş
ışınlarını bloke edecek ve radyasyonu filtreleyecek.
 Bu aynanın maliyeti biraz yüksek. Ancak bir kere
yerleştirildiğinde, çalıştırılması çok kolay ve ucuz olacak.
Güneşten gelen radyasyonun yüzde birini kısacak aynalar,
yaklaşık 1 milyon kilometrekare yer kaplayacak. Ancak
bilim adamları, sonucu belli olmayan bir projeye çok
fazla para yatırmayı mantıklı bulmuyorlar.
DENİZ
ORMANLARI
Planktonlar ve yosunlar okyanusların
meraları. Karbondioksiti emiyor,
ölüyor, sonra da emdikleri
karbondioksitle birlikte deniz dibine
iniyorlar. Bu alanların sayısını
artırmak, atmosferden daha çok
karbondioksit emilimini sağlayacak.
Planktonlar oluşturmak için önerilen
yol, demir gübreler kullanmak.
Az miktar demirin bile okyanusta
planktonların büyümesini sağladığı
biliniyor. Ancak dünyanın birçok
yerinde, denizlerde demir
bulunmuyor ya da çok az var.
Amerikalı bazı girişimciler, denize
tonlarca demir pompalama
denemelerine başladılar bile. Ancak
bu yolla atmosferdeki
karbondioksitin çok az miktarının
yok olacağını, buna karşılık
yöntemin, ciddi kirlenmelere yol
açacağını söyleyenler de var.
 Başarı şansı: 2/5. Yöntem deneniyor ama deniz
yaşamını olumsuz etkileyeceği iddiaları da var.
OKYANUS POMPALARI
 İngiltere’nin önemli çevre düşünürlerinden, Bilim
Müzesi Başkanı Chris Rapley ve ‘Gaia’ konseptinin
yaratıcısı James Loverlock, deniz yüzeyine soğuk su
pompalayacak yatay borular öneriyor.
 Bu sayede soğuk su, özel bazı yosunlar sayesinde,
bazı yaşam formlarıyla etkileşime girerek
karbondioksit emilimini sağlayacak. Bu yaşam
formları, daha sonra okyanusun dibine çökecek ve
karbonu bin yıllığına denizin derinliklerine gömecek.
 Bazı biyologlar, bu yöntemin deniz yaşamını olumsuz
etkileyeceğini söylüyor.
Başarı şansı:
3/5 Deniz
yaşamı
üzerindeki
etkileri
yüzünden
gerçekleşme
yebilir.
 Küresel ısınmanın yaratacağı felaket senaryolarından
çok azının bile oluşmasını istemiyorsak en başta sera
gazlarının artışını sınırlandırmak hatta miktarlarının
azaltmak zorundayız.
Peki Bize Düşen Görevler?
•Enerji dostu ampuller kullanılmalı
•Televizyonlar bekleme konumunda bulundurulmamalı
•Doğru ışıklandırma kullanılmalı
•Klima yerine vantilatör kullanılmalı
•Evler ısı kaybına karşı yalıtılmalı
•Eşyalar radyatörleri kapatmayacak şekilde
yerleştirilmeli
•Bilgisayar bekleme konumunda
•bırakılmamalı
•Kurşunsuz benzin tüketen araçlar
•tercih edilmeli
•Tüketiciler uzun ömürlü
ürünler tercih etmeli
•Geri dönüşümü olmayan
ambalajlı ürünler alınmamalı
•Başta PVC olmak üzere
plastik ambalajlardan
kaçınılmalı
•Şişe ve kavanoz gibi cam
ürünler tercih edilmeli
•Plastik poşet ve yiyecek
kapları gibi ürünler yeniden
kullanılmalı
•Alışverişlerde plastik
poşetler kullanılmamalı
•Çamaşır suyu tüketimi en aza
indirilmeli
Kaynaklar:
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/47/1155/13590.pdf
http://e360.yale.edu/feature/the_microbe_factor_and_its_
role_in_our_climate_future/2279/
http://southasia.oneworld.net/news/indian-scientistsdiscover-bacteria-to-fight-global-warming#.UMt_7m9dAix
http://www.cinarsogutma.com.tr/haber.php?hid=7
http://www.forumalev.net/kuresel-isinma/237141-kureselisinmaya-karsi-alti-proje.htm
http://www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/Havaiklim.pdf
http://www.veteknoloji.com/kuresel-isinma-evrimihizlandiriyor-15527--0.html
http://arsiv.indigodergisi.com/77/kuresel-isinma-saglik-leylafetihi.htm
Download