Büyüteç, İnce kenarlı mercek kullanarak cisimleri büyütmeye

advertisement
Mercek ya da lens ışığın yönünü
değiştiren (kıran), ışık ışınlarını
birbirine yaklaştıran ya da
uzaklaştıran optik alet.
Basit mercek tek bir optik elemanın
kullanıldığı, bileşik mercek ise iki
optik elemanın bir arada olduğu
mercek tipidir. Bileşik mercek, basit
mercek kullanıldığında ortaya çıkan
sapınç olayının etkisini azaltmak
için kullanılır. Mercekler genelde
camdan ve saydam plastikten
yapılır.
TARİHÇE
Lens(mercek) kelimesinin kökeni Latince'deki lentil kelimesinden gelmektedir. Lentil
Latince'de mercimek demektir.
İnsan yapımı en eski mercek antik Asur kentlerinden Nimrud'da bulunmuştur. David
Brewster bu merceğin büyüteç olarak ya da ateş başlatma amaçlı kullanıldığını
düşünmektedir çünkü Asurlular zamanında bulunan ince işlemeli oyma resimlerin
büyüteç kullanılmadan yapılması imkansızdır.
İçinde merceklerin geçtiği ilk yazılı eser Antik Yunan
filozoflarından Aristo'nun Bulutlar(MÖ 424)'ıdır. Bu
eserde bir mercek, yangın çıkartma amacıyla
kullanılmıştır.
MERCEK ÇEŞİTLERİ
Bir merceğe gelen ışın merceğe girerken ve mercekten çıkarken olmak üzere iki defa
kırılır. Işınları toplayacak şekilde kıran merceklere ince kenarlı mercek, dağıtacak
şekilde kıran merceklere kalın kenarlı mercek denir.
İNCE KENARLI MERCEKLER
Üzerine gelen ışınları bir noktada
toplayan mercek, dışbükey mercek
veya yakınsak mercek olarak da
bilinir. Hipermetropluk göz kusuruna
sahip insanların gözlüklerinde
kullanılır.
Merceklere gelen ve mercekler
tarafından kırılan ışınların yolu asal
eksen adı verilen bir doğruya göre
tanımlanır. Asal eksen, merceklerin
tam ortasını kürenin merkeziyle
birleştirdiği düşünülen bir eksendir.
 İnce kenarlı merceğe sonsuz uzaktan gelen
paralel ışık ışınları mercekten geçerken kırılarak
bir noktada toplanır ve buradan tekrar yayılır.
Kırılma, merceklerde iki kez gerçekleşir. İlki
merceğe girişte, ikincisi ise mercekten çıkışta
meydana gelir.

 İnce kenarlı merceklerde kırılan ışınların
toplandığı bu noktaya ince kenarlı merceğin odak
noktası denir. Işık ışınları merceğin sağından
gönderildiğinde solundaki bir noktada, solundan gönderildiğinde ise sağındaki
bir noktada toplanır. Bu sebeple ince kenarlı merceğin iki odak noktası vardır.
Odak noktasının merceğe olan uzaklığına odak uzaklığı denir.




İnce kenarlı mercekler; mikroskoplarda, büyüteç olarak, slayt makinelerinde,
video, dürbünlerde ve hipermetrop göz kusurunun düzeltilmesi için üretilen
gözlüklerin yapımında kullanılır.
İnce kenarlı mercekler belirli mesafelerdeki cisimlerin düz ve büyük
görüntülerini oluştururlar. Bu nedenle büyüteç görevi yaparlar.
İnce kenarlı mercekler ışık ışınlarını odak noktasında topladığı için bu noktada
yüksek bir sıcaklığın oluşmasını sağlar. Bu sayede kağıt tutuşturulabilir. Fakat
ormanlarda bırakılan ve ince kenarlı mercek görevi görebilen cam kırıkları
bırakılırsa tehlikeli orman yangınlarına sebep olabiliriz.
Su damlası, cam şişe, cam küre ince kenarlı mercek gibi davranır.
KALIN KENARLI MERCEKLER
Üzerine gelen ışınları dağıtan mercek,
içbükey mercek veya ıraksak mercek
olarak da bilinir. Miyopluk göz kusuruna
sahip insanların gözlüklerinde kullanılır.


 Sonsuz uzaktan gelerek kırılan
mercek üzerine düşen paralel ışık ışınları
bir noktadan çıkıyormuş gibi dağılarak
kırılır. Kırılan ışınların uzantıları ışığın
geldiği taraftaki bir noktada kesişir.
Kalın kenarlı mercekte, kırılarak dağılan ışık ışınlarının uzantılarının kesiştiği
bu noktaya kalın kenarlı merceğin odak noktası denir. İnce kenarlı mercekte
olduğu gibi kalın kenarlı merceğin de iki odak noktası vardır.
 Odak noktasının merceğe olan uzaklığına
odak uzaklığı denir.
 Kalın kenarlı mercekler; teleskoplar,
mikroskoplar, kameralar ve miyop göz kusurunun
düzeltilmesi için üretilen gözlüklerin yapımında
kullanılır.
Kalın kenarlı mercekler cisimlerin düz ve küçük görüntülerini oluşturur.
Cisimleri daha küçük göstererek sürücünün görüş alanını arttırdığı için
araçların arka camlarına konulur.
NOT: Merceğin odak uzaklığı merceğin eğrilik yarıçapına, yapıldığı malzemeye ve
bulunduğu ortamın cinsine göre değişir. Ayrıca farklı renkte ışıklar için merceğin odak
noktası farklıdır.
Göz kusurlarını gidermede kullanılan bu mercekler hava ortamında kullanılmak üzere
tasarlanmıştır. Farklı ortamlarda kullanıldıklarında ışıkları kırma açıları
değişeceğinden aynı sonucu vermezler.
BÜYÜTEÇLER
Büyüteç, İnce kenarlı mercek kullanarak cisimleri büyütmeye yarayan araçtır.
Büyüteçler, ışığın kırılma özelliklerinden yararlanırlar. Çoklukla küçük cisimleri daha
büyük görebilmek için, bu cisimlerle göz arasına konan yakınsak mercek. Büyüteçlerde
odak uzaklıkları küçüktür. İncelenecek cisim büyüteç ile bunun odaklarından birisi
arasına yerleştirilir; öbür odak tarafına da gözleyicinin gözü gelir. Böylece cismin
zahirî, büyük ve doğru bir görüntüsü görülmüş olur.
Basit büyüteç, sadece tek bir yakınsak mercekten oluştuğu için
tüm optik aletlerin en temeli ve en basit olanıdır. İsminden de
anlaşıldığı gibi, bu aygıt, bir cismin görünen boyutunu artırmak
için kullanılır. Varsayalım ki gözden s uzaklığında bir cisim
olsun. Gözde oluşan görüntünün boyutu, ufuk çizgisi ile cisim
arasında gözde oluşan Ø açısına bağlıdır. Cisim göze
yaklaştırılırsa , Ø artar ve gözün gördüğü görüntüde büyür.
Fakat, normal bir göz 25 cm den ( yakın nokta ) daha yakındaki
bir cisim üzerine odaklama yapamaz. Bunun uygulamasını
herkes kendi yapıp görebilir. Dolayısıyla, Ø yakın noktada en
büyük değeri alacaktır.
GÖZLÜKLER
Gözlük, çerçeveli mercek ya da merceklerden oluşan bir
aksesuar, bir araçtır.
Türk Dil Kurumu, gözlüğü şu şekilde tanımlar: "Görme
bozukluğu olan bir kimsenin gözlerinin daha iyi
görmesine veya gözleri korumaya yarayan, bir çerçeveye
yerleştirilmiş çift camdan oluşan araç".
Gözlüğün kullanım amacı, görme bozukluğunu gidermek ya da gözleri dış etkenlerden
korumaktır. Miyop, hipermetrop ya da astigmat gibi göz bozukluklarında, duruma göre
yakını ya da uzağı görmeyi sağlayan gözlük, aynı zamanda güneş ışığı parlaklığı, UV
gibi Elektromanyetik ışınımlardan koruma amaçlı ya da bir aksesuar olarak
kullanılmaktadır.
Gözlük, plastik ya da metal vb. bir çerçeve içine
oturtulmuş, cam, plastik ya da cam ve plastik
karışımı malzemeden özel olarak yapılır. Kaynakçı
ya da dalgıç gözlüğü gibi özel amaçlı kullanılanları
da bulunan bu araç, bir göz doktoru tarafından
yapılan ölçüm ve araştırma sonucunda, yazılan
reçeteye göre, konunun uzmanı olan yetkin kişilerce
(optisyen) bilimsel yöntemlerle kişiye özel olarak
Miyopide odak noktası, ve içbükey mercek ile
düzeltilmesi
hazırlanır.
Miyopi bir göz kusurudur. Miyop bir gözün ön arka çapı kırma gücüne göre daha
uzundur, bu nedenle göze paralel gelen ışınlar retinanın önünde göz yuvarlağı
içerisindeki bir noktada odaklanmaktadır. Miyoplarda, gözün kırıcı bileşenleri gözün
ön-arka çapına göre fazla güçlüdür, veya gözün ön-arka çapı gözün kırıcı bileşenlerine
göre fazla uzundur. Bazen bu her iki durum bir arada bulunabilir. Yakındaki
nesnelerden yayılarak gelen ışınların, retinada odaklanabilmesi için uzağa bakıştan
daha çok mercek gücü gerekir, miyop bir gözün kırıcı bileşenleri, diğer bir deyişle
mercek gücü fazla olduğu için yakından gelen ışınları retina üzerinde odaklayabilir,
işte bu nedenle miyop kişiler yakını net görebilirler. Uzaktan gelen ışınlar 6 metreden
sonra göze paralel olarak geliyor olarak kabul edilebilir, bu paralel ışınlar retinada
odaklanamayacağı için miyoplar uzağı net göremezler. Kalın mercekli gözlükle geçici
olarak düzeltilebilir. Ayrıca lazer yöntemi ile tamamen tedavi edilebilir. Miyopluk
kalıtsaldır. Akrabalardan birbirlerine geçebilir.
Hipermetropide odak noktası, ve dışbükey
mercek ile düzeltilmesi
Hipermetropi, kelime köken anlamı, aşırı görme
olan bir göz kusurudur. Hafif hipermetropların
uzağı çok iyi görmeleri nedeniyle halk arasında
böyle isimlendirildiği düşünülmektedir. Göz ya
normalden daha kısa ya da korneası daha düz
(kırıcılığı normalden daha az) olduğu için göze
yakın cisimlerden gelen diverjan, birbirinden
uzaklaşan ışınlar retinanın arkasında sanal bir
noktada odaklanır. Bu durumda retina üzerinde
oluşan görüntü bulanıktır.
DÜRBÜNLER
Dürbün, birbirinin aynı veya simetrik olan mercekler
grubunun aynı noktaya odaklanacak şekilde
yerleştirilerek gözlem yapacak kişinin her iki gözünü de
kullanarak baktığında uzaktaki nesneleri yakındaymış
gibi görmesine olanak veren cihazlara verilen genel addır.
TELESKOPLAR
Teleskop, uzaydan gelen her türlü radyasyonu alıp görüntüleyen astronomların
kullandığı, bir rasathane cihazıdır. 1608 yılında Hans Lippershey (Hollandalı gözlük
üreticisi) tarafından icat edilmiş, 1609 yılında Galileo Galilei tarafından ilk defa,
gökyüzü gözlemleri yapmakta kullanılmıştır. Uzaydaki
cisimlerden yansıyarak veya doğrudan doğruya gelen,
gözle görülen ışık, ultraviyole ışınlar, kızılötesi ışınlar,
röntgen ışınları, radyo dalgaları gibi her türlü
elektromanyetik yayınlar kainat hakkında bilgi
toplamak için çok lüzumlu delillerdir. Bu deliller ya
klasik manada optik teleskoplarla veya çok daha
modern radyo teleskoplarla incelenir.
Teleskop yapı olarak objektif, oküler ve bu mercekleri
muhafaza eden bir tüpten meydana gelmiştir. Objektif
cinsine göre iki tür teleskop vardır. Uzaydan gelen
ışıklar teleskop içinde bir aynaya çarpıp, prizmadan
geçtikten sonra göze geliyorsa bu türe yansıtıcı teleskop
denir. Uzaydan gelen ışıklar merceklerden doğrudan
geçip göze geliyorsa bu türe de kırıcı teleskop adı verilir.
Radyo teleskopları, yapı itibariyle optik teleskoplara benzer. Uzaydan gelen
elektromanyetik yayınları alabilmek için 100 metre çapında antenler kullanılır. Anten,
ışığın ayna vasıtasıyla odaklanması biçiminde elektromanyetik yayını, odakları ve çok
hassas radyo alıcılarında yükseltilerek incelenmesine imkân tanır.
MİKROSKOPLAR
Mikroskop (Yunanca: μικρός; σκοπεῖν), çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük
cisimlerin birkaç çeşit mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini
sağlayan bir alettir. Öncelikle adından da anlaşılacağı üzere, mikro, yani çok küçük
hücrelerin incelenmesinin yanı sıra, sanayi, menakür, genetik, jeoloji, arkeoloji ve
kriminalistik alanında da büyük hizmetler görmektedir.
Mikroskobu, ilk önce Hollandalı Zacharias Janssen'in,
1590 olaylarında bir teleskobu tadil etmek suretiyle
meydana getirdiği kabul edilmektedir[1]. Ancak bu
sıralarda başka Hollandalı, Alman, İngiliz ve İtalyan
bilginleri de, mercek sistemi tersine çevrilmiş bir
teleskobun, cisimleri büyütmek için kullanılabileceğinin
farkına varmışlardır.
Nitekim dünyanın güneş etrafında döndüğünü açıkladığı
için, engizisyon işkencesine tabi tutulan ve dünyayı güneş
etrafında döndüğünü iddia etmekten vazgeçmesi şartıyla
Papa tarafından serbest bırakılan meşhur İtalyan bilgini
Galilei Galileo (1564-1642) iki mercek kullanarak bazı
tecrübelerde bulunmuştu[2]. Bugünkü mikroskobun ana
prensiplerini ise 17. asırda Hollandalı Anton van
Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır[3].
İnsan gözü doğal bir mikroskoptur. Uzaktaki cisimler ufak gözükürler. Cisimler
yaklaştıkça teferruatı daha iyi seçilmeye başlanır. Göz, sonsuz bir uyum özelliğine
sahip olsaydı mikroskoba ihtiyaç olmazdı.
Genel olarak mikroskop iki büyük kısma ayrılarak incelenir: mekanik kısım ve optik
kısım.
KAMERALAR
Kamera, birkaç temel öğeden oluşur: biri boş, öbürü
görüntü kaydedilmiş filmi içeren makara (verici ve alıcı
makaralar); dişlerin filmin deliklerine girip dönmesiyle
filmi ışık penceresi önünde değişik hızlarda harekey
ettiren mekanik düzenek; çekilecek nesneden ışık
ışınlarının filmin duyarlı bölümünde toplanmasını
sağlayan optik sistem. Bunlara modele göre çeşitli
tamamlayıcı veya ikinci derecede önemli düzenekler
eklenir. 1920'li yıllara kadar kameralar elle döndürülen
bir kolla çalıştırılırken, sonradan bu kolun yerini motor
sistemi almıştır. Günümüzde aşağı yukarı tüm
kameralarda refleks vizörler kullanılmaktadır. Çok hızlı
görüntü kaydı için (de bir kameranın normal hızı
genellikle saniyede 8-48 görüntü arasında değişir) özel kameralar (optik dengeleyicili;
bir dizi elektrik sinyali; elektronik) yapılmıştır.
Televizyon kamerası, optik görüntüyü bir dizi elektrik sinyaline dönüştürür.
Görüntülenecek sahne önce bir objektif yardımıyla, boş bir tüpün içine yerleştirilmiş
ışağa duyarlı bir yüzey üstüne yansıtılır. Işık ışınları, aydınlatılmış yüzeyin her
noktasına ışığın gücüyle orantılı yoğunlukta elektronlar yayar. Yayılan elektronların
oluşturduğu artı (pozitif) elektrik yükleri bir katot ışınıyla taranıp yansızlaştırılır.
Sonra bir yükselteç
tarafından yükseltilir.
Fotoğraf makinesi ışık
ile resim çizmeye
yarayan alettir.
Basit bir ayna veya
merceğin işleyişinin
anlaşılması yönünden
çok önemli olan
görüntü kavramı,
optik sistemlerin analizlerinde de o derece önemlidir. Kullanımı en yaygın olan optik
aletlerden biri cismin görüntüsünü bir film veya elektronik olarak bir çip üzerine
kaydeden fotoğraf makinesidir.
Fotoğraf, belgelenmek istenen objeden yansıyan ışığın duyarlı yüzey üstüne düşmesi ve
duyar kat üstünde sabitlenmesi işidir. Fotoğraf makinesinde, belgelenmek istenen
objeden yansıyan ışık; objektifte ulaşır ve odaklanır,sonra,hemen objektifin içinde
bulunan ve adına diyafram denen diske ulaşır. Bu diskin amacı; gelen ışığın şiddetinin
ayarlanabilmesidir. Bu işi ise ortasında bulunan ve kullanıcı tarafından ayarlanabilen
bir delik sayesinde yapar. Objektifte toplanan ve odaklanan ışık diyaframdan geçerek
örtücüye ulaşır. Örtücü perde çekim sırasında önceden seçilen bir süre boyunca açık
kalarak, ışığın film üzerine düşmesini sağlar.
Fotoğraf Makinesi Lensleri (Mercekleri) Nasıl Çalışır? Lensler ışığı toplamda belirli bir
açıda kırarlar, ışığın hangi açıda geldiği önemsizdir. Toplam kırma açısını lenslerin
yapısı belirler. Yuvarlak lensler daha fazla kırılma açısına sahiptir. Temel olarak,
kavisli lensler lens üzerindeki farklı noktalar arasındaki mesafeyi arttırır. Bu, ışığın
bir kısmının hareket süresine diğer kısmının hareket süresinden daha fazla olmasına
neden olur, böylece ışık daha keskin bir dönüş yapar.
Kırılma açısını arttırmak açık bir etkiye sahiptir. Belirli bir noktadan gelen ışınlar
lenslere daha yakın bir noktada birleşirler. Düz bir lenste ışınlar keskin bir kırılma
yapamazlar. Dolayısıyla ışınlar lensten daha uzak bir noktada birleşir.
Merceklerle gerçek resim arasındaki mesafeyi arttırmak, resmin boyutlarını da arttırır.
Projektörleri düşünecek olursak, projektörü ekrandan uzaklaştırırsak, görüntünün
büyüdüğünü görürüz.
Temel olarak fotoğraf makinesinde de aynı şey olur, lenslerle gerçek görüntü
arasındaki mesafe artarken ışınlarda daha fazla genişler ve daha geniş bir gerçek
görüntü oluşturur. Fakat fotoğraf filminin boyutları sabittir. Eğer makineye çok katlı
bir lens takarsanız, geniş bir görüntü yansıtacaktır, fakat film bunun orta kısmını
gösterecektir. Lenslerin başlangıç noktası çerçevenin orta noktasındadır. Dairesel
mercekler daha küçük resimler oluştururlar, böylece film yüzeyi daha geniş bir alanı
görebilir.
Profesyonel fotoğraf makineleri ekranda çeşitli büyüklüklerde resim görebilmeniz için
farklı lensler takabilmenize olanak sağlar. Lenslerin yakınlaştırma gücünü üzerlerinde
yazan ‘Odak Mesafesi’ tanımlar. Fotoğraf makinelerinde, Odak Mesafesi lensler ile
uzaktaki bir nesnenin gerçek görüntüsü arasındaki mesafe olarak tanımlanmıştır.
Yüksek odak mesafesi daha yüksek bir görüntü yakınlığını belirtir.
Uygun Ortamlarda Uygun Lensler (mercekler) Kullanılarak Kaliteli Resimler
Çekilebilir. Farklı lensler farklı durumlarda uygunluk sağlar. Eğer bir dağın resmi
çekilmek istenirse, telefoto lensleri kullanılmalıdır, bu lensler özel olarak uzak odak
mesafesine sahiptir. Eğer yakın bir resim çekilmek istenirse, geniş açılı lensleri
kullanılmalıdır, bu lensler çok daha kısa odak mesafesine sahiptir, böylece görüntüyü
önünüzde küçültür.örneğin bir insan yüzü çekiyorsanız, yüz hemen önünüzde olmasına
rağmen bütün bir görüntüyü filme aktarabilirsiniz. Standart bir 50mm lik mercek
önemli bir derecede yakınlaştırma ya da küçültme işlemine olanak tanımaz, bu
merceklerle fazla uzak ya da yakın olmayan ideal bir resim çekilebilir.
Web Kamera veya kısaltılmışı Webcam, bilgisayarlara USB girişleri üzerinden
bağlanan video aygıtı.
İlk kez 1991 yılında Cambridge Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü'nde
geliştirilmiştir. Bu kamera 22 Ağustos 2001 tarihine kadar açık bırakıldı ve bu tarihten
sonra kapatıldı. Kamera tarafından çekilen son görüntü hala kendi ana sayfasından
ulaşılabilir durumdadır.
Genellikle sohbet programlarının ek özellik olarak
sunduğu görüntülü haberleşme ihtiyacına yönelik üretilir
ve kullanılır. Değişik kalite ve ebatlarda üretilen bu
cihazların dahili mikrofon ve aydınlatma gibi özellikleri
içeren gelişmiş modelleri de bulunmaktadır. Çalışma ilkesi
olarak sayısal fotoğraf makineleri ve video kaydedicilere
benzerlik gösterir. Işık basit bir optik düzenekten
geçtikten sonra CCD ya da CMOS ışık algılayıcı üzerine
düşürülür. Cihaz içerisinde ya da bilgisayarda gerekli
formatlarda işlenen görüntü program arayüzü ile
kullanıcıya ulaşır.
PROJEKTÖRLER
Projektör belirli bir yöntemde ışık demetinin yaklaşık paralel ışınlarını etkili bir
şekilde göstererek yansıtan ve genellikle çevresinde döndürülülebilir olarak
tasarlanmış bir aygıttır.
Projektörler ilk olarak Birinci ve II. Dünya Savaşı'nda
yapay ay ışığı yaratarak gece saldırısı fırsatlarını
artırmak için kullanıldı. Yapay ay ışığı tarihçi ve tank
teoristi Gen. J.F.C. Fuller tarafından icad edildi.
Projektörler yaygın bir şekilde II. Dünya Savaşı
boyunca geceleri hava bombardımanı baskınlarına karşı
savunma olarak kullanıldı. Yeni teknoloji olan radarlar
Edison'un klasik projektör arabası.
yalnız erken uyarı amacıyla kullanılıyordu, uçaksavar
silahları görsel olarak hedefi saptayabilme ihitiyacı duyuyordu, hedefi saptayabilmek
için jenaratörler gökyüzünde uçakları aydınlatıyor böylece silahlar onları görebiliyordu,
ayrıca kuvvetli ışıklar bombacıların görme alanlarını iki misli kısıtlıyordu.
II. Dünya Savaşı'nda projektörlere General Electric'in 1942-A projektörleri dahil oldu.
Bu projektör 152 cm'lik çaptaki lambası ile 800,000,000 kandela üretebiliyordu. 45 ile
56 kilometreye kadar doğrudan görünürlük kabiliyeti vardı ve 15KW jeneratörle
çalışıyordu.
Son zamanlarda jeneratörler sıklıkla reklamcılıkta kullanılmakta, örneğin otomobil
satıcıları; ışık ışınları geniş alanlarada görünebilir ve (en azından teoiride) ilgilenen
insanlar jeneratör ışıklarını satıcıların ve mağazaların ışınlarını takip ederek ışığın
kaynağı olan mağazaları ve satıcıları bulabilirler. Hem de film prömiyerlerinde
kullanıldı; dalgalanan jenaratörler ışınları 20th Century Fox movie studio'nun
logosunda tasarımsal öğeler olarak halen görülmektedir.
KAYNAKÇA
1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Mercek
2. http://www.fenbilimleri.org/component/k2/item/400-mercekler-ve-kullan%C4%B1malanlar%C4%B1.html
3. http://efikinci032.blogspot.com.tr/p/genel-bilgiler.html
EKLER
MERCEKLER
İki küresel yüzey veya bir düzlemle bir küresel yüzey arasında
kalan saydam ortamlara mercek denir.
Şekildeki gibi yüzeyler kesişiyorsa ince kenarlı mercek olur ki bu
mercek üzerine gelen bütün ışınları her iki yüzeyden kırarak asal
eksenine yaklaştırır. Mercekler yüzeylerin şekline göre iki tip
olabilir.
Şekildeki gibi yüzeyler kesişmiyorsa bu merceklere
kalın kenarlı mercek denir. Kalın kenarlı mercek ışığı
her iki yüzeyden kırarak asal eksenden uzaklaştırır.
Kısacası ince kenarlı mercekler ışığı toplar, kalın kenarlı mercekler ışığı dağıtır.
Bu durum merceğin kırılma indisinin ortamın kırılma
indisinden büyük olması halinde mümkündür.
i merceklerde ışığın toplandığı nokta odak noktası ve bu
noktanın merceğe uzaklığı odak uzaklığıdır. Fakat burada
odak uzaklığı küresel yüzeylerin yarıçapının yarısı kadar
değildir ve merceğin hem sağından gelen ışınlar hemde
solundan gelen ışınlar her iki yüzeyde de eşit miktarda
kırıldıkları için mercekten eşit uzaklıklarda odaklanırlar. Bir
mercekte odak uzaklığı;
1. Merceğin yapıldığı maddenin ve içinde bulunduğu ortamın kırılma indisine
2. Merceğin yan yüzeylerinin eğirilik yarıçapının büyüklüğüne ve cinsine (Çukur veya tümsek)
3. Kullanılan ışığın cinsine (Camın bütün ışıklar için kırıcılık indisi farklıdır.) bağlıdır.
Merceğin havaya göre odak uzaklığı, suya göre odak
uzaklığından daha küçüktür.
Merceğin bulunduğu ortamın kırılma indisi artarsa odak uzaklığı da artar ve ortamın kırılma indisi
merceğin kırılma indisine eşit olduğunda, ışık hiç kırılmaz. İster ince, isterse kalın kenarlı mercek
olsun. Eğer dış ortamın kırılma indisi merceğin kırılma indisinden büyük olursa, ince kenarlı mercek
kalın kenarlı mercek gibi, kalın kenarlı mercek de ince kenarlı mercek gibi davranır.
Yani mercek karakter değiştirir.
Eğrilik yarıçapı büyük olan merceğin odak uzaklığı daha büyüktür. Aynı boydaki şişman merceğin
odak uzaklığı zayıf merceğin odak uzaklığından daha küçüktür. Ayrıca bir mercek ortadan ikiye
bölünürse, bölünen merceklerin odak uzaklıkları ilk durumdakine göre daha büyük olur.
Ortamların ışıklara karşı gösterdikleri kırılma indisi aynı değildir. Bunu prizmadan hatırlıyoruz.
nmor > .... > nkırmızı olduğundan odak uzaklığı ışığa göre de değişir.
Şekil (a) ve (b) de görüldüğü gibi merceğin kırmızı ışığa göre odak uzaklığı, mor ışığa göre odak
uzaklığından daha büyüktür.
İnce Kenarlı Mercekte Özel Işınlar:
İnce kenarlı mercekte özel ışın ve görüntüler çukur aynanın aynısıdır. Sadece aynada yansıma,
mercekte ise kırılma olayı vardır.
1. Asal eksene paralel gelen ışın, odaktan geçecek
şekilde kırılır.
2. Odaktan geçecek şekilde gelen ışın, asal eksene paralel gider.
3. Odak uzaklığının iki katı mesafede gelen ışın, yine
odak uzaklığının iki katı mesafeden geçecek şekilde
kırılır.
4. Merceğin optik merkezinden geçecek şekilde gelen ışın doğrultu değiştirmeden gider.
Herhangi bir ışının davranışını bulmak için şekildeki
gibi ışına parelel ve optik merkezden geçen bir yardımcı
eksen çizilir.
Sonra gerçek eksenin odağından dikme çıkılır. Yardımcı odak bulunur ve ışın bu odaktan geçirilir.
Veya, ince kenarlı mercek asal eksene doğru, kalın kenarlı mercek de asal eksenden uzaklaştıracak
şekilde kırar. Bu bilgiyi ve özel ışınları dikkate alarak yardımcı eksen çizmeden de herhangi bir ışının
izleyeceği yol bulunabilir.
Kalın Kenarlı Mercekte Görüntü Çizimi:
Şekilde görüldüğü gibi cisim nerede olursa
olsun görüntü her zaman cismin olduğu
taraftaki odakla mercek arasında düz, zahiri
ve boyu cismin boyundan küçük olur. Cisim
merceğe yaklaştıkça görüntü de merceğe
yaklaşır ve boyu artar. Cisim sonsuzda iken
görüntü odakta olur.
Kalın Kenarlı Mercekte Özel Işınlar:
Kalın kenarlı mercekteki özel ışınlar ve görüntü çizimleri tümsek aynadaki özel ışınlar ve görüntü
çizimlerinin aynısıdır. Sadece tümsek aynada yansıma, merceklerde ise kırılma neticesinde
görüntüler oluşacaktır.
1. Asal eksene paralel gelen ışın uzantısı odaktan
geçecek şekilde kırılır.
2. Uzantısı odaktan geçecek şekilde gelen ışın asal eksene paralel gidecek şekilde kırılır.
3. Uzantısı 2F noktasından geçecek şekilde gelen ışın yine uzantısı 2F noktasından geçecek şekilde
kırılır.
4. Optik merkeze gelen ışın kırılmadan gider.
İnce Kenarlı Mercekte Görüntü Çizimleri:
1. Cisim 2F noktasının dışında ise görüntü F ile 2F
arasında ters, gerçek ve boyu cismin boyundan
küçüktür.
2. Cisim 2F de ise görüntüsü 2F de ters, gerçek ve boyu
cismin boyuna eşittir.
3. Cisim 2F ile F arasında ise görüntüsü 2F nin dışında,
ters, gerçek ve boyu cismin boyundan büyüktür.
4. Cisim F de ise görüntüsü sonsuzda olur.
5. Cisim sonsuzda ise, görüntüsü F de, gerçek ve noktasaldır.
6. Cisim mercekle F arasında ise, görüntü cismin
arkasında, düz, zahirî ve boyu cismin boyundan büyüktür.
Özel Durumlar
1. Cisim ince kenarlı mercekten 3f kadar uzakta ise,
görüntüsü mercekten 3f/2 kadar uzakta olur ve boyu
cismin boyunun yarısı kadar olur.
2. Cisim ince kenarlı mercekten 3f/2 kadar uzakta ise,
görüntüsü mercekten 3f kadar uzakta olur ve
görüntünün boyu cismin boyunun iki katı olur.
3. Cisim ince kenarlı mercekten f/2 kadar uzakta ise, görüntüsü
cisimle aynı tarafta, mercekten f kadar uzakta ve görüntünün
boyu cismin boyunun iki katı olur
4. Cisim kalın kenarlı mercekten f kadar uzakta ise görüntü mercekten f/2 kadar
uzakta ve boyu cismin boyunu yarısı kadar olur.
http://yazarlikyazilimi.meb.gov.tr/materyal/mersin/kasim2008/mercekler/index.
html
Merceklerin Kullanıldığı Yerler:
Dışbükey mercekler fotoğraf makinelerinde kullanılır. Fotoğraf makinesinde, merceğin hemen
arkasında bir fotoğraf filmi bulunur. Fotoğraf makinesinin boyutları ve film ile mercek arasındaki
uzaklık göz önünde tutlacak olursa, fotoğrafı çekilecek görüntünün makineye oldukça uzak olduğu
kavranabilir. İşte mercek bu uzaktaki cisimlerden, insanlardan ya da manzartadan gelen ışık ışınlarını
toplayarak ardındaki film üzerinde ödaklar ve burada görüntünün baş aşağı, yani ters bir resmini
oluşturur. Refleks tipi makinelerde, birincisinin aynısı ikinci bir mercek daha bulunur; bu mercek,
aynı görüntüyü arkadaki bir cam ekranın üzerine düşürerek fotoğrafçının odaklama ayarını iyi
yapabilmesine ve çekeceği resmi tam olarak görebilmesini sağlar.
Zoom objektifliği makinelerde ise odak uzaklığının değişmesini sağlayan ayrı bir mercek sistemi
bulunur.
Sinema filmi göstericilerinden ya da slayt makinelerinde parlak biçimde aydınlatılmış filmden gelen
ışık üzerine düşürmeye yarayan dışbükey mercekler kullanılır. Film yalnızca 35 mm genişliğindedir,
ama ekran üzerine düşürülen görüntünün genişliği metrelerce olabilir.
Gözdeki Mercek :
Gözde de, görüntüyü oluşturan bir dışbükey mercek sistemi vardır. Öndeki kavisli, saydam katman
(kornea) ile arasındaki suyumsu sıvı bir sıvı mercek oluşturur; gözbebeğinden (iristeki küçük delik )
göze giren ışık, ilk aşamada bu mercek tarafından odaklanır. Sonra ışık, gözbebeğinin ardında yer
alan, içteki dışbükey göz merceğinden geçer. Bakılmakta olan cismin görüntüsünün odaklama
ayarının yapılabilmesi için, küçük kaslar göz merceğinin eğriliğini ve biçimini değiştirebilir.
Görüntü, gözün arkasında, ağtabaka denen ışığa duyarlı bir alanın üzerinde oluşur. Mercek sistemi
dışbükey olduğundan görüntü baş aşağı gelmiş durumdadır;görüntüyü doğru konuma getiren
beyindir.
Merceğin Oluşturduğu Görüntü:
Elinize dışbükey, yani yakınsak bir mercek alın ve merceği bir cisme iyice yaklaştırın; öyle ki,
mercek ile cisim arasındaki uzaklık, merceğin odak uzaklığından daha küçük olsun. Bu durumda
cismi doğal konumunda, am büyültülmüş olarak göreceksiniz. Daha sonra merceğin ardına, yani sizin
baktığınız tarafına bir kart koyun; bu durumda, kartın üzerinde cismin görüntüsünün oluşmadığını
fark edeceksiniz(oysa pencereye tutulan mercek örneğinde görüntü oluşmuştu ). Kart, film yada
ekran üzerine düşürülebilen görüntülere “gerçek “ görüntü denir. Bu tür yüzeylerin üzerinde
oluşturulamayan görüntülere de sanal görüntü adı verilir yada eski adıyla zahiri görüntü denir. Sanal
görüntüler ancak merceğin içinden bakılarak görülebilir.
Bir büyüteç ya da oyuncak bir teleskopla bakarken, gözlenen cismin çevresinde genellikle
renkli saçakların oluştuğunu görürsünüz. Bunun nedeni farklı renklerden ışık ışınlarının mercekten
geçerken farklı açılarla kırılmasıdır. Örneğin, mavi ışık ışınları kırmızı ışık ışınlarından daha büyük
bir açıyla kırılmaya uğrar. Beyaz ışık, gökkuşağındaki bütün renklerin karışımından oluştuğu için,
görüntünün çevresinde bir gökkuşağı saçağı oluşur. Bu saçağı gidermek için mercek, her biri ayrı tür
camdan yapılmış iki katman halinde hazırlanır. Bu tip merceklere bileşik mercek denir. Bunların
üretimi oldukça zor ve masraflıdır; kaliteli fotoğraf makinelerinin ve dürbünlerin pahalı olmasının
nedeni de budur.
Merceklerin Yapımı ve Tarihi:
Mercekler, cam bloklarının karborundum (silisyum karbür) ya da korindon (alüminyum oksit)
gibi aşındırıcı bir tozla zımparalanmasından sonra, demir oksitli bir cila macunuyla
perdahlanması(parlatılması) yoluyla hazırlanır. Bu işlemlerden bazıları makineyle gerçekleştirilir,
ama gene de mercek yapımsüreci yavaş ve pahalıdır; son perdah işlemi ve merceğin sınanması büyük
hüner ister. Günümüzde, gözlük camı, kontak lens ve büyüteç yapımında plastiklerden de
yararlanılır; bu tür gözlük camlarına piyasada organik cam denir.
Eski Yunanlılar ve Romalılar, güneş ışınlarını odaklıyarak ateş yakmak için bazen içi su dolu
cam kaplardan yararlanırlardı. Gözlük ve büyüteç 1300’den önce; teleskop 1608’de icat edildi. Çok
güçlü bir büyüteç türü olan MİKROSKOP;TELESKOP kendi maddelerinde ayrıntılı olarak
işlenmiştir. Topluiğne başı büyüklüğündeki merceklerden, 1 metre çapındaki merceklere kadar çok
değişik boyutlarada mercekler yapılabilir. ABD’de, Wisconsin’deki Yerkes Gözlemevi’nde bulunan
büyük teleskopun objektif büyüklüğü 1 metredir.
TELESKOP
Teleskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar uzakta olan cisimlere bakmak için kullanılan bir
aygıttır. Optik teleskoplar, uzaktaki cisimden gelen ışık ışınlarının toplanması ve bu ışınların cismin
büyütülmüş bir görüntüsünü elde edecek biçimde odaklanması ilkesine dayalı olarak çalışır. Ama
radyo dalgaları gibi başka ışınım türlerini toplayan teleskoplar da vardır. Örneğin; radyoastronomi
alanında kullanılan radyoteleskoplar çok önemli aygıtlardır. Optik teleskopların en önemli kullanım
alanı astronomidir; bunlardan ayrıca, karada ve denizde uzak cisimlerin görüntülerini büyültmekte,
yerölçümü aygıtlarında ve sekstantlarda da yararlanılır. Dürbünler aslında, yan yana getirilmiş iki
teleskoptan başka bir şey değildir.(bkz.dürbün)
Teleskopu kimin bulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bir söylentiye göre, 1608’de
Hollanda’da Hans Lippershey adındaki Middelburglu bir gözlük yapımcısı, bir gün rastlantı sonucu,
art arda duran iki mercekten bakmış ve yakındaki kilisenin rüzgargülünün çok büyük olarak görmüş,
böylece de teleskopu keşfetmiştir. Ama bazılarına göre, teleskop 1608’den önce de bilinmekteydi.
Teleskop bulunduktan sonra hızla başka ülkelere de yayıldı. İtalyan bilim adamı Galileo Galilei
teleskopun astronomi için çok yararlı olabileceğini fark etti. Galileo 1610’dan başlayarak kendisi
için çeşitli teleskoplar yaptı ve bunlarla pek çok önemli astronomi keşfinde bulundu. Ay’daki dağları,
Jupiter’in en büyük dört uydusunu, Venüs’ün evrelerini, Samanyolu Gökadası’ndaki yıldız alanlarını
ve Güneş lekelerini de içine alan bu keşifler astronomi tarihinde bir dönüm noktası oluşturur.
Önceleri bütün teleskoplar bir içbükey mercek (ortası uçlarından daha ince olan ıraksak mercek
) ile bir dışbükey mercekten (ortası uçlarından daha kalın olan ıraksak mercek ) yapılırdı. Bunlara
Galileo teleskopu denirdi. Alman astronom Johannes Kepler, bir içbükey ve bir dışbükey mercek
yerine iki dışbükey mercek kullanılarak daha iyi bir teleskop yapılabileceğini ileri sürdü ve bu türden
ilk teleskop 1630 dolaylarında gerçekleştirildi. Kepler teleskopu denen bu tür bir teleskopun
astronomi için Galileo teleskoplarından daha uygun olduğu ortaya çıktı ve Kepler teleskopu kısa
sürede yaygınlaştı.
Mercekli Teleskoplar:
Galileo ve Kepler teleskoplarının her ikisi de mercekli teleskoptu ve ışık ışınlarının kırılması
temeline dayalı olarak çalışıyordu. Objektif denen büyük mercek, uzaktaki cisimden gelen ışık
ışınlarını kırılmaya uğratarak belirli bir odakta toplar. Gözlemci, göz merceği denen ve objektifin
oluşturduğu görüntüyü büyütmeye yarayan daha küçük mercekten bakar. Mercekli teleskoplar ışığın
kırılması ilkesine dayalı olarak çalıştığı için kırılmalı teleskop olarak da adlandırılır.
Galileo bütün gözlemlerini, merceklerinin çapı 5 cm den daha kısa olan küçük teleskoplarla
yapmıştı. Sonraki astronomlar, daha çok ışık toplayabilen daha büyük mercekler kullandılar.
İlk mercekli teleskop yapımcılarının ve kullanıcılarının karşılaştığı en büyük sorunlardan biri,
farklı renklerdeki ışığın farklı miktarlarda yada açılarda kırılması olgusuydu. Mavi ışığın kırmızı
ışıktan daha çok kırılması yada benzeri durumlar, ilk kırılmalı teleskop yada merceklerinin hafif
bulanık bir görüntü vermesi ve görüntünün çevresinde bir renk saçağı oluşmasına neden oluyordu.
Bu sorunu 18.yy’ın sonlarında iki İngiliz mucit çözdü. Chester Moor Hall ve John Dollond
birbirlerinden habersiz sürdürdükleri çalışmalar sonucunda, farklı cam türlerinden yapılmış
merceklerin kullanılmasıyla görüntüdeki bulanıklığın ve renk saçaklarının ortadan kaldırabileceğini
buldular. Sonraki teleskop yapımcıları da daha büyük çaplı mercek yapma yöntemleri geliştirdiler.
Mercekli teleskop bugün de önemini korumaktadır, çünkü bunlara başka aygıtlar takılarak
gökcisimlerinin
doğrudan
ölçümleri
yapılabilmektedir.
Aynalı
Teleskop:
Aynalı teleskoplarda ışık ışınları, bir çukur aynadan yansıtma yoluyla toplanır ve odaklanır. Bu
tür teleskoplara yansımalı teleskop da denir. İlk aynalı teleskopu 1668’de büyük İngiliz bilim adamı
Sir Isaac Newton yaptı. Aynalı teleskopun, bütün renkleri aynı biçimde yansıtmak ve ilk mercekli
teleskoplarda görülen türden bir bulanıklığa ve renk saçaklanmasına yol açmamak gibi büyük bir
üstünlüğü vardı. Alman asıllı büyük İngiliz astronom Sir William Herschel da aynalı teleskop
yapımını geliştirenler arasındadır. Sir Herschel aynalarını kendisi taşlar ve parlatırdı. 1781’de Uranüs
gezegenini keşfettiğinde kendi yaptığı teleskoptan yararlanmış ve sonraki 30 yılda da sistematik bir
yıldız
ve
bulutsu
kataloğu
hazırlamıştı.
Günümüz
Teleskopları:
İyi bir astronomi teleskopu net bir görüntü verebilmeli ve soluk cisimlerin açıkça
görülebilmesini sağlayacak kadar çok ışık toplayabilmelidir. Mercekli teleskopta net görüntü, tek
objektif yerine iki ya da daha çok mercek kullanılarak ve bu mercekler titizce taşlanıp parlatılarak
elde edilir. Aynalı teleskopta ise bu, aynanın titizce taşlanmaşı ve parlatılmasıyla sağlanır. Objektif
merceklerinin
ya
da
aynanın
alanı
büyüdükçe
ışık
toplama
gücüde
artar.
Bugün kullanılmakta olan büyük teleskopların çoğu aynalı teleskoplardır. Bunun bir nedeni,
kusursuz bir ayna yapmanın kusursuz bir mercek yapmaktan daha kolay olmasıdır. Bir başka neden
de, aynanın belirli bir yüzeye yerleştirilerek doğru konumda kolayca tutulabilmesidir; oysa
mercekler, ışık geçişini engellememek için ancak kenarlarından tutturulabilir ve büyük, ağır
mercekleri
sağlam
bir
biçimde
bir
yere
oturtabilmek
çok
güçtür.
Cam aynalar 19.yy’ın ortalarında, cam yüzeylerin gümüşle kaplanması yönteminin
bulunmasından sonra yaygınlaştı. Daha önceleri teleskop aynaları, yüzde 68 oranında bakır ve yüzde
32 oranında kalaydan oluşan bir alaşımdan yapılırdı. Günümüzde büyük aynalar genellikle gümüş
yerine alüminyumla kaplanır; çünkü alüminyum daha uzun ömürlüdür, kısa dalga boylu ışığı daha iyi
yansıtır
ve
kolayca
kararmaz.
Büyük teleskoplarda, objektif merceklerinin yada aynanın bulunduğu tüp bölümü, gökyüzünün
her yönüne dönebilen bir sehpanın üzerine yerleştirilir; böylece, seçilen gökcisminin, Dünya’nın
dönmesinden kaynaklanan hareketi sırasında da izlenmesi olanaklı olur. Teleskoplar bir çark sistemi
yada elektrik motorlarıyla döndürülür; büyük teleskoplarda her konum değişikliği elektriksel olarak
gerçekleştirilir
ve
bilgisayarla
denetlenir.
Teleskoplar genellikle kameralarla, bazen de gelen ışığın rengini kaydetmekmek için,
spektrograflarla donatılır. Kameralı teleskopların üstünlüğü, gözle doğrudan görülemeyecek kadar
solgun yıldızların fotoğraflarının çekilebilmesidir, bunun için objektif uzun bir süre açık bırakılır.
Kalıcı bir kayıt biçimi olan fotoğrafın geçmişte astronomide büyük bir önemi olmuştur. Bugün
fotoğraf tekniklerinin yerini almış olan özel elektronik aygıtların yardımıyla çok daha solgun
cisimlerin varlıkları belirlenebilmektedir. Teleskop görüntüleri televizyon ekranına aktırılabilmekte
ve
bilgisayarda
saklanabilmektedir.
Belirli amaçlar için özel teleskoplar geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları, parlaklığı ve ısısı
nedeniyle ancak özel aygıtlarla gözlemlenebilen Güneş’in fotoğraflarını çekmekte kullanılır.
Gökyüzünün geniş bir kesiminin fotoğrafını anında çekmeye yarayan özel teleskoplar da vardır; bu
teleskop türü 1929’da Alman astronom Bernhard Schmidt(1879-1935) tarafından bulunmuştur ve
Schmidt
teleskopu
olarak
anılır.
Ünlü
Teleskoplar:
Dünyanın en büyük mercekli teleskopu 1897’de ABD’de Wisconsin eyaletine bağlı William
Bay’deki Yerkes Gözlemevi’nde kurulmuştur. Bu, 102 santimetrelik bir teleskoptur. (verilen
büyüklük, mercekli teleskoplarda objektif
çapını, aynalı teleskoplarda ise aynanın çapını
gösterir.) Teleskopun mercekleri taşıyan tüpünün uzunluğu 18 metredir. Artık çok büyük mercekli
teleskop
yapılmamaktadır,
ama
bu
aynalı
teleskoplar
için
geçerli
değildir.
En büyük aynalı teleskoplardan biri, 1935-48 arasında, ABD’de California’daki Palomar Dağı
Gözlemevi’nde kurulmuş olan 5,1metrelik Hale teleskopudur. Teleskopun yalnızca aynasının ağırlığı
18 tondur, aynayı taşıyan tüp 17 metre uzunluğundadır ve 140 ton ağırlığındadır. Sehpasıyla birlikte
teleskopun toplam ağırlığı 500 tona ulaşmaktadır. Ama bu büyük kütle, küçük bir kuvvetle
döndürülebilecek
kadar
duyarlı
bir
biçimde
dengelenmiştir.
ABD’de Arizona eyaletindeki Kitt Peak’te kurulu olan gözlemevinde bir düzineden çok
teleskop vardır. Bunların en büyüğü, yapımı 1973’te tamamlanan 4 metrelik Mayall aynalı
teleskopudur. Güneş etkinliklerini incelemek için kullanılan, dünyanın en büyük Güneş teleskopu da
Kitt
Peak’tedir.
Çok aynalı teleskop sistemlerinin gerçekleştirilmesiyle teleskop tasarımında büyük bir ilerleme
sağlanmıştır. Bu sistemde bir kaç ayna ışığı ortak bir odak noktasının üzerinde toplar. Her ayna çok
duyarlı bir biçimde bilgisayarla denetlenir ve böylece verdikleri görüntülerin tam olarak üst üste
düşmesi(örtüşmesi) sağlanır. Arizona eyaletindeki Hopkins Dağı’nda bulunan altı aynalı teleskopun
gücü, 5 metrelik bir teleskopunkine eşdeğerdir; ama maliyeti çok daha düşüktür. Toplam olarak 15
metrelik çapa eşdeğer, birden çok ayna kullanan teleskop tasarımları geliştirilmiştir.
Modern teleskopların kurulması için harcanması gereken para çok büyük olduğundan
astronomlar bunları olabildiğince verimli bir biçimde kullanmak isterler. Gözlemlerde bugün artık
fotoğraf tekniklerinden pek fazla yararlanılmamaktadır, çünkü ışığı algılamak ve löçmek için duyarlı
elektronik aygıtların kullanılmasına dayalı daha iyi yöntemler geliştirilmiştir. Ama bugün de Schmidt
teleskoplarında
fotoğraf
tekniklerinden
yararlanılır.
Teleskoplar bulutların, su buharının ve atmosfer kirliliğinin olumsuz etkilerini azaltmak için
dağların tepesine kurulur. Örneğin; İngiliz optik astronominin ana merkezi, Britanya Adaları’daki
koşulların gözlem için elverişsiz olmasından dolayı Kanarya Adaları’na aktarılmıştır. Bir teleskop
için en iyi yer, gözlem koşullarının kusursuz olduğu uzay karanlığıdır. Günümüzde balonlarla ve
yapma uydularla uzaya teleskoplar gönderilmektedir. ABD’nin fırlattığı insansız uzay aracı
“Yörünge Astronomi Gözlemevi 2”de (OAO-2) 11 teleskop bulunmaktadır. 1990’da ise, Hubble
Uzay Teleskopu fırlatılmıştır; ama teleskopun aynalarından biri arızalı çıkmıştır. Gelecekte belki
de Ay’da teleskoplar kurulacak ve böylece herhangi bir atmosfer etkisinden uzak, son derece net
görüntüler
elde
edilebilecektir.
Uzaydaki cisimlerin yaydığı pek çok ışınım türü, Dünya’yı çevreleyen atmosferin içinden
geçemez. X ışınları, morötesi ve kızılötesi ışınlar bunlardan bazılarıdır. Bu dalga boylarındaki
astronomi çalışmaları, yörüngedeki yapma uydulara yerleştirilen özel teleskoplarla gerçekleştirilir.
DÜRBÜN
Dürbün, uzaktaki cisimlerigözlemlemekte kullanılan ve içine gözmercekleri(oküler)
yerleştirilmiş iki tüpten oluşan optik alete denir. Aynı çerçeveye yerleştirilen tüplerdeki mercek
sisteminin odak noktası çoğunlukla tak bir ayar halkasıyla yapılır, ama her tüpü ayarlanan dürbün
türleri
de
vardır.
Çoğu dürbünde her tüpün içinde iki prizma vardır. Bu prizmalar, gözmerceğinin ters çevirdiği
görüntüyü yeniden doğrultur. Prizmalar, ışık ışınlarının tüpün içinde katedeceği uzaklığı arttırarak,
dürbünün uzunluğunu azaltır. Ayrıca, objektif mercekleri arasındaki uzaklığın, gözmercekleri
arasındaki uzaklıktan daha fazla olmasını olanaklı kılarak daha iyi bir stereoskopik etkiye(uzak
mesafelerdeki
görüntülerde
derinlik
özelliği)
yol
açarlar.
Dürbünler genellikle, 6*30, 7*50 ya da 8*30 olarak sınıflandırılır. İlk sayı objektif merceğinin
büyütme oranı, ikicisi ise milimetre cinsinden çapını belirtir. Merceğin çapı, dürbünün ışık toplama
gücünün bir ölçüsüdür. Derinlik etkisinin önemli olmadığı durumlarda, tekgözmercekli(monoküler)
dürbünler kullanılır. Bunlar temelde çift tüplü dürbünlerin yarıya bölünmüş türleridir. Basit ve ucuz
mercek sistemlerinden yapılan tiyatro dürbünlerinin görüş açısı dardır ve büyütme oranları 2,5-4
arasında
değişir.
MİKROSKOP
Mikroskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük cisimleri görmeye ve incelemeye yarayan
aygıttır. MERCEK madddesinde anlatılan basit büyüteçler bazen “basit mikroskop” olarak
tanımlanır; ama mikroskop deyimini, daha büyük, daha karmaşık ve çok daha etkili bir alet olan
“bileşik
mikroskop”
için
kullanmak
daha
doğru
olur.
Mikroskopun oluşturduğu görüntüye doğrudan yada bir ekran üzerine yansıtılılarak yada
fotoğrafı çekilerek bakılabilir. Mikroskopla incelenen maddeler saydam yada saydamsız olabilir.
Bileşik mikroskoplarda bakteri boyutlarındaki cisimler incelenebilir, öte yandan elektron
mikroskopuyla çok küçük virüslerin ve büyük moleküllerin görülmesi olanaklıdır.
Optik Mikroskop: (tarihçe) İlk mikroskop türü 15.yy’ın ortalarından başlayarak büyüteç olarak
kullanılan tek mercekli mikroskoptu. Geliştirdiği tekniklerle çok yüksek nitelikli mercekler yapmayı
başaran Felemenkli doğabilimci Antonie van Leeuwenhoek(1632-1723), bunlara 2-3
mikrometre(0,002-0,003mm) çapındaki bakterileri incelemeyi başardı. O dönemde böyle tek
mercekli mikroskoplar renkser sapınç(aberasyon) sorununu artıran bileşik(iki yada daha fazla
mercekli) mikroskoplara yeğlenmekteydi. İlk bileşik mikroskop, 1590-1609 arasındaki dönemde
Felemenk’te yapıldı; bu tür mikroskopu Hans Jansen, onun oğlu Zacharias ya da Hans Lippershey’in
bulduğu kabul edilir. Bulunuşundan kısa süre sonra İtalyan ve İngiliz optikçilerin yaptıkları bileşik
mikroskoplar yaygın olarak kullanılmaya başlandı; ama bu mikroskoplarda kullanılan merceklerin
renkser sapıncı görüntünün renklenmesine ve bozulmasına yol açıyordu. İlk olarak teleskoplarda
kullanılan ve renkser sapıncı büyük ölçüde ortadan kaldıran renksemez(akromatik) mercekler
mikroskoplarda 18.yy’ın sonlarında Hollanda’da kullanılmaya başladı.
Ayrılımı(farklı dalgaboylarındaki ışığın kırılma indisinin farklı olması nedeniyle değişik renklerin
farklı miktarlarda kırılarak birbirlerinden ayrılması) düşük crown camından yapılmış bir
dışbüke(tümsek) mercek ile ayrılımı yüksek flint camından yapılmış bir içbükey(çukur) merceğin
birleştirilmesiyle oluşturulan renksemez merceklerin yapımına ilişkin ilk kurumsal çalışmayı İngiliz
optikçi Joseph Jackson Lister gerçekleştirdi. (1830) mikroskop tasarımında en önemli gelişme Alman
fizikçi Ernst Abbe (1840-1905) tarafından gerçekleştirildi. Abbe, yağa daldırılmış objektif tekniğini
(objektif ile incelenecek cisim arasına bir yağ damlasının yerleştirilmesi yöntemi) buldu, cisim
üzerinde ışığın yoğunlaştırılmasını sağlayan kondansörü geliştirdi, merceklerin ayırma gücü ve ışık
toplama yeteneklerinin belirlenmesini sağlayan “sayısal açıklık” kavramını ortaya koydu ve yüksek
nitelikli, sapınçsız apokromatik mercek sistemini geliştirdi.
Abbe,mikroskopta ayırma gücünün optik sistemin sayısal açıklığının büyütülmesi ya da daha kısa
dalgaboyu ışık kullanılmasıyla yükseltilebileceğini de belirledi. Görünür ışık kullanılarak birinci
yöntemin kuramsal sınırlarına ulaştıktan sonra, ikinci yolun denenmesine geçildi, böylece morötesi
ışınımdan yararlanan mikroskoplar gerçekleştirildi, ama bu tür mikroskopların yapımında önemli
teknik zorluklarla karşılaşıldı.1924’de Fransız fizikçi Louis-Victor Broglie, elektron demetinin bir
dalga demeti özelliği gösterdiğini ortaya koydu. Elektron demetinin dalgaboyunun ışığın dalga
boyuna oranla çok daha kısa olmasından yararlanarak 1930’lu yıllarda elektron mikroskopu
gerçekleştirildi. Elektron mikroskopuyla elde edilen büyütme gücü 50 binin üstündedir.
Bileşik Mikroskop: Tek bir yakınsak mercekten oluşan ve yalın mikroskop olarakta bilinen
büyüteçlerle 20’den yüksek büyütme gücü elde edilmesinde merceğin sapınç özelliklerinden
kaynaklanan önemli sorunlar ortaya çıkar. Günlük yaşamda kullanılan büyütme gücü düşük
büyüteçlerin yanı sıra duyarlı mekanik aygır yapımcılarının gözlerine kıstırarak kullandıkları ve
saatçi gözlüğü denilen büyüteçler yalın mikroskopların günümüzde yararlanılan örnekleridir. Çift
dışbükey yada düzlem dışbükey (bir yüzü düzlemsel diğeri dışbükey) bir yakınsak mercek olan
büyüteçte görüntü sanal ve düzdür. Bileşik mikroskopta temel olarak iki yakınsak mercek bulunur.
Bunlardan incelenecek cisme bakan merceğe objektif(cismin merceği) , göze yakın olanada
gözmerceği(oküler) denir. İncelenecek cisim üzerine ya bir içbükey ayna yada bir ışık kaynağı ile bir
yakınsak mercek sisteminden(kondasör) oluşan aydınlatma sistemi aracılığıyla odaklanmış ışık
düşürülür. Objektif ile gözmerceği uygun bir mekanizma aracılığıyla birbirlerine göre ileri-geri, yada
örneğin yerleştirildikleri tabla aşağı-yukarı hareket ettirilebilir ve böylece objektif ile cisim
arasındaki
uzaklık
çok
duyarlı
bir
biçimde
ayarlanabilir.
Objektifin odak uzaklığı büyütme gücü düşük mikroskoplarda 25-75mm,orta büyütmeli
mikroskoplarda 8-16mm, yüksek büyütmeli mikroskoplarda ise 2-4mm’dir. Çok küçük odak
uzaklıkları yağa daldırılmış objektiflerde kullanılır. Cisim objektifin odak noktasının önüne ve odağa
çok yakın olarak yerleştirilir, bu durumda objektifin arka odak düzleminin gerisinde, cisme göre ters
ve büyük bir gerçek görüntü elde edilir. Bu görüntünün cisme oranla büyüklüğü, 2 ile 100
arasındadır. Bu görüntü, büyüteç olarak çalışan ve sanal görüntü oluşturan gözmerceği tarafından
daha
da
büyütülür.
Bir mikroskopun yalnızca cismin büyütülmüş bir görüntüsünü vermesi yeterli değildir;cisme
ilişkin ince ayrıntıların da görülebilmesi, bu nedenle de görüntünün keskin olması gerekir.
Görüntünün keskinliğini sınırlayan ise merceğin sapınç kusurlarıdır. Bu kusurların başında faklı
dalgaboyundaki ışık ışınları için(kırılma indisinin farklı olmasından dolayı ) odak noktalarının farklı
olmasından kaynaklanan ve görüntünün kenarlarında renk saçakları oluşmasına neden olan renkser
sapınç gelir. Renkser sapınç, yakınsak merceğe, ayrılımı daha yüksek camdan yapılmış uygun bir
ıraksak merceğin eklenmesiyle giderilebilir.
Mercek yüzeylerinin küresel olmasından kaynaklanan küresel sapınçta görüntünün bulanıklaşmasına
neden olur. Sapınçları ortadan kaldırmak için tasarımlanan mercek sisteminin yapısı merceğin
büyütmesi yükseldikçe karmaşıklaşır, dolayısıyla yapım maliyeti yükselir. Yüksek ayırma gücü elde
edebilmek için düzeltilmesi gereken dört sapınç türü daha vardır:Koma(görüntü ekseninin belirli
bölümlerinde görüntünün bozulması), astigmatlık, distorsiyon(görüntünün çarpılması) ve alan
eğriliği. Bütün bu sapınçları belirli ölçüde düzeltmek amacıyla çeşitli mercek sistemleri
tasarımlanmıştır. Bunları renksemez(akromatik), apokramatik ve yarıapokromatik(flüorit) mercekler
olarak üç genel sınıfa ayırmak olanaklıdır.
Fotomikroskopide büyük sakıncalar yaratan alan eğriliği kusurunu gidermek amacıyla “düz alanlı
mercek” olarak adlandırılan özel mercek sistemleri geliştirilmiştir. Gözmerceği genellikle iki ayrı
mercekten oluşur; bunlardan göze yakın olanı renkser sapıncı engellemek amacıyla crown-flint
camlarından yapılmış mercek çifti biçimindedir. Objektifte tam olarak giderilemeyen kusurları
dengelemek üzere özel olarak tasarımlanan gözmerceği ayrıca görüntüde yer belirlemeye yarayan
göstergeler ya da görüntü üzerinde kafes biçiminde bir desen oluşturan çizgiler içerir.
Özel Mikroskop Türleri: Stereoskopik mikroskoplar birbirine özdeş iki mikroskoptan oluşur.
Bunların eksenleri arasında yaklaşık 16 derecelik bir açı vardır, böylece iki eksenin incelenecek cisim
üzerinde kesişmesi sağlanır, bu tür mikroskoplarla cismin stereoskopik bir görüntüsü elde edilir.
Gözlenen cismin düz görüntüsünü elde etmek için prizma kullanılır. Tek bir objektifi bulunan ve ışık
ışınlarını ikiye ayırarak iki gözmerceğine yönelten türden stereoskopik mikroskoplar da yaygın
olarak
kullanılır.
Ultramikroskop, koloit (asıltı) parçacıklarını incelemek amacıyla 1903’te geliştirilmiştir. Adi
mikroskopla gaözlenemeyecek kadar küçük olan bu parçacıklar, güçlü bir ışık kaynağı aracılığıyla
mikroskop eksenine dik doğrultuda ışıkla aydınlatılır. Parcacıkların saçılıma uğrattığı ışık karanlık
zemin önünde oluşan parıltılar biçiminde gözlenir. Bu yöntemle 5-10 milimikron çapındaki
parçacıkların
oluşturduğu
parıltıların
gözlenmesi
olanaklıdır.
Metalurji mikroskopları ışık geçirmeyen malzemelerin, özellikle metallerin yapısını incelemek
amacıyla kullanılır. İncelenecek örnek, yüzü aşağı gelecek biçimde yerleştirilir ve alttan düşey olarak
aydınlatılır. Bu tür mikroskoplar genellikle fotoğraf makinesiyle donatılmışlardır.
Mikroskopta oluşan görüntünün kontrastlığı, örneğin ışığı soğurma niteliğinden kaynaklanır;
kontrastlığı artırmak için genellikle örneğin boyanması gerekir. Canlı hücrelerin ve benzer saydam
cisimlerin incelenmesinde, boyamanın olanaksızlığından dolayı büyük zorlukla karşılaşılır. Faz
kontrastlı mikroskoplar ve girişimli mikroskoplar örneğin herhangi bir işlemden geçirilmesine gerek
kalmaksızın, kontrastın optik yöntemlerle yükseltilmesini sağlayan ve özellikle biyolojide yaygın
kullanım
alanı
olan
mikroskop
türleridir.
Mikroskopun ayırma gücünü yükseltmenin bir yolu kısa dalga boylu ışık kullanmaktır. Bu
amaçla gerçekleştirilen ve mor ötesi ışınımdan yararlanan mikroskoplarda incelenecek örnek mor
ötesi ışınımla aydınlatılır. Bu tür mikroskopta merceklerin kuvarstan yapılmış olması gerekir.
Morötesi ışınım mikroskopu adi mikroskopa oranla iki kat yüksek ayırma gücü sağlar; ama bu
mikroskop türü, odaklama güçlükleri ve görüntünün yalnızca fotoğraf aracılığıyla elde edilebilmesi
yüzünden yaygınlaşamamıştır. Morötesi ışınıma duyarlı televizyon kameralarının geliştirilmesiyle
morötesi ışınım mikroskopu daha kullanışlı bir yapıya kavuşmuştur. Morötesi ışınımın örnekte
oluşturduğu flüorışımadan yararlanan flüorışımalı mikroskoplar da özellikle biyoloji ve tıpta
kullanılır.
Aynalarda renkser sapınca hiç bulunmaması, odak uzaklığının görünür ışık içinde, morötesi ve
kızılötesi ışınımlar ıçin de aynı kalması yansıtıcı (mercek yerine ayna kullanan) mikroskop yapımı
düşüncesini doğurmuştur. Böyle bir mikroskopta ayna kullanma zorunluluğu vardır; küresel olmayan
aynaların yapımı ise oldukça zordur. Ayrıca ayna yüzeylerinin atmosfer etkisiyle bozulup kararması
büyük
bi
sorun
olmaktaydı.
Öteki mikroskop türleri arasında özellikle jeoloji ve kristalografide kullanılan ve incelenecek
örneğin kutuplanmış ışıkla aydınlatıldığı kutuplayıcı mikroskop; daha çok silisyum kristallerindeki
kusurların incelenmesinde ve sahte sanat ürünlerinin belirlenmesinde yararlanılan kızılötesi ışınımın
mikroskopu; laser ışını ve x ışınları kullanan mikroskoplar ile çok yüksek frekanslı sesüstü
dalgalardan yararlanan çok yüksek ayırma güçlü akustik mikroskoplar sayılabilir.
Elktron Mikroskopu: Fransız fizikçi Louis-Victor Broglie 1924’te, o döneme değin maddesel
parçacık olarak kabul edilen elektronların ve öteki parçacıkların aynı zamanda dalga özelliği
gösterdiğini ortaya koydu. Elektronların dalga yapısı 1927’de deneysel olarak hesaplandı.
Parçacıkların bir dalga olarak sahip oldukları dalga boyunu veren ve Broglie’nin ortaya koyduğu
eşitliğe göre, örneğin 60.000 voltla hızlandırılmış elektronların etkin dalga boyu 0,05 angströmdür,
bir başka deyişle yeşil ışın dalga buyunun 100.000’de 1’ine eşittir. Bu nedenle mikroskopta ışık
yerine böyle bir dalganın kullanılması durumunda ayırma gücünün çok büyük ölçüde artması
beklenebilir.
Elektrostatik ve magnetik alanların elektronlardan ya da başka yüklü parçacıklardan oluşan demetleri
saptırabildiği ve odaklayabildiğinin 1926’da kanıtlanması üzerine ayrı bir fizik dalı olarak
elektronoptiği ortaya çıktı. İlk elektron mikroskopu 1933’te gerçekleştirildi; optik mikroskoplarla
elde edilebilen ayırma gücü elektron mikroskopu kullanılarak bir kaç yıl içinde aşıldı. İlk ticari
elektron mikroskopunun yapımına 1935’te İngiltere’de başlandı. Bunu Almanya ve ABD izledi.
Günümüzde elektron mikroskoplarıyla 3 angströmden küçük uzunluklar seçilebilmekte, böylece
büyük
moleküllerin
doğrudan
gözlenmesi
olanaklı
olmaktadır.
Optik Mikroskopa Göre Farklar: Elektronlar hava içinde heve molekülleri ile çarpışmalarından
ötürü yol alamadıklarından, elektron demetinin geçtiği yolda havanın boşaltılmış olması gerekir. Bu
nedenle canlı örnekler elektron mikroskopuyla incelenemez. Optik mikroskopta merceklerin odak
uzaklıkları sabittir ve odaklama için örneğin objektife uzaklığı değiştirilir. Elektron mikroskopunda
kullanılan elektrostatik ya da magnetik alan merceklerin odak uzaklıkları değişkendir ve kolaylıkla
ayarlanabilir; bu nedenle mercekler arasındaki uzaklık ve örneğin objektife uzaklığı sabit tutulur.
Optik teleskoplarda genellikle sanal görüntü elde edilir; elektron mikroskopunda ise görüntü
gerçektir, bu nedenle flüorışın bir ekran üzerinde oluşturularak doğrudan görülür duruma getirilebilir
ya da film üzerinde oluşturularak fotoğrafı elde edilebilir.
Optik mikroskopta görüntü, ışığın, incelenen örnek tarafından soğurulması sonucunda oluşur;
elektron mikroskopunda ise görüntüyü oluşturan, elektronların, örnekteki atomlar tarafından saçılıma
uğratılmasıdır. Ağır (atom numarası yüksek) atomlar elektronları daha kolay saçılıma uğrattığından
incelenen örnekte ne kadar çok ağır atom varsa görüntünün kontrastlığı da o oranda yüksek olur.
Elektron mikroskopunda elektron demetini saptırma yada odaklama amacıyla kullanılan mercekler
elektrostatik ya da elektromagnetik merceklerdir. En yalın elektrostatik mercek iç içe iki eşeksenli
metal silindirden ya da art arda yerleştirilmiş iki metal levhadan oluşur.
Geçişli Elektron Mikroskopu: Elektron demetini incelenen örneğin içinden geçerek görüntü
oluşturduğu çeşitli elektron mikroskoplarında başlıca üç bölüm bulunur: 1) Elektron demetini üreten
ve örneğe odaklayan bölüm 2) Görüntüyü oluşturan bölüm 3) Görüntü izleme bölümü
Elektron demetini oluşturan bölüm elektron tabancası olarak adlandırılır. Mikroskopun elektron
tabancasından ekrana ya da filme kadar tüm bölümlerinin elektronlarının serbestçe yol almalarını
sağlamak
üzere
havası
boşaltılmış
bir
sistem
içinde
bulundurulması
gerekir.
Yüksek Gerilimli Mikroskoplar: Alışılagelmiş elektron mikroskoplarında elektronları
hızlandıran gerilimin değeri 100 kilovolt civarındadır. Buna karşılık, 1.200.000 voltluk gerilimler
kullanan mikroskoplarda yapılmıştır. Yüksek gerilim kullanmanın üstünlüklerini şöyle sıralayabiliriz:
1) Gerilim yükseldikçe, elektron hızı büyür 2) Hızlı elektronlar alın örneklerden daha çabuk geçer 3)
Enerji kayıplarından kaynaklanan renkser sapınç artar 4) Örnek daha az ısınır, bozucu etkiler azalır 5)
Elektron kırınım desenlerinin ayırma gücü yükselir. Yüksek hızlı elktronların yolu üzerindeki
cisimlere çarpmasıyla ortaya çıkan x ışınlarının mikroskop kullananlara zarar vermemesi için de
gerekli
önlemlerin
alınması
gerekir.
Tarıyıcı Elektron Mikroskopu: Cisimlerin yüzeyini incelemek üzere geliştirilen tarıyıcı elktron
mikroskopunda uygun bir saptırıcı düzenek aracılığıyla bir elktron demetinin incelenecek yüzeyi
sürekli olarak taraması sağlanır. Yüzeye çarpan elektronlar yüzeyden ikincil elektronların fırlamasına
yol açar. Bu ikincil elektronlar bir kırpışım kristaline (elektronların çarpmasıyla kısa süreli ani ışık
parlamaları oluşturan kristal) gönderilir.kristalde ortaya çıkan parlamalar bir fotoçoğaltıcı lamba
aracılığıyla yüzbinlerce kez yükseltilerek elektrik sinyaline dönüştürür. Bu elektrik sinyali bir katot
ışının lambadaki (televizyon görüntü tüpü) görüntünün parlaklığını denetler.
Katot ışınlı lambanın ekranını denetleyen demetin mikroskopla incelenecek yüzeyi tarayan demetle
eşzamanlı tarama yapması sağlanır. Böylece lamba ekranındaki bir noktanın parlaklığı örneğin
yüzünde bu noktaya karşılık gelen noktada salınan ikincil elektronların sayısıyla orantılı olur. Sonuç
olarak ekranda incelenen yüzeyin
yapısını gösteren bir görüntü elde edilir.
Elektron Sondalı Mikroçözümleyici: 1947’de geliştirilen elektron sondalı mikroçözümleyici
örnekteki elementleri büyük bir ayırma gücü ile belirleyebilmektedir. Elektron sondali
mikroçözümleyici
özellikle
mineraloji
ve
metalurjide
yaygın
olarak
kullanılır.
Alan Etkili Mikroskop: Alan etkisiyle salım olgusundan yararlanarak çalışan bu aygıt, temel
olarak, bir katot ışınlı lamba içine yerleştirilmiş çok ince bir telden oluşur. Güçlü bir elektrik alanının
etkisiyle telin ucandan elektronlar fırlar; bu elktronlar lambanın flüorışın ekranına düşerek ekranda
ince telin ucunu görüntüsünü oluşturur. Böyle bir aygıtta büyütme, flüorışın ekranının eğrilik yarı
çapı ile telin ucunun yarı çapı arasındaki orana eşittir. Bu yöntemle yalnızca yüksek sıcaklıklara
dayanıklı tungsten, platin, molibden gibi metaller incelenebilir, çünkü telin ucunda ortaya çıkan
yüksek
akım
yoğunluğu
yüzden
büyük
ısı
açığa
çıkar.
Alan etkili mikroskopun değişik bir tür de kristal yapısındaki kusurları doğrudan incelenmesine
olanak sağlayan alan etkili iyon mikroskopudur.
http://www.egitimpusulasi.net/?pnum=1467&pt=Mercekler%20ve%20Aynalar
Download