van allen ışınım kuşakları

advertisement
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
FEN FAKÜLTESİ
ASTRONOMİ ve UZAY BİLİMLERİ
ÖZEL KONU
VAN ALLEN IŞINIM KUŞAKLARI
ÖZKAN DEMİRTAŞ
98055039
DANIŞMAN: Yrd. Doç. Dr. FEHMİ EKMEKÇİ
ANKARA - 2002
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER ............................................................................................................... 2
ÖNSÖZ: ........................................................................................................................... 3
1. GİRİŞ: .......................................................................................................................... 4
2. YER’İN MANYETİK ÇEVRESİ .............................................................................. 7
2.1. Manyetosfer ........................................................................................................... 7
2.2. Manyetik Kuyruk ................................................................................................... 9
2.3. Plazma Küresi ...................................................................................................... 10
3. IŞINIM KUŞAKLARI .............................................................................................. 11
4. AURORALAR ........................................................................................................... 14
5. VIZILTILAR ............................................................................................................. 16
6. MİKRO ZONKLAMALAR ..................................................................................... 17
7. MANYETOSFERİN PRATİK ETKİLERİ ............................................................ 18
8. GÖK BİLİMİNİN BERMUDA ÜÇGENİ ............................................................... 19
9. UZAY ARAÇLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLER ..................................................... 22
9.1. Manyetik Etkiler ................................................................................................... 24
9.2. Etkileri Azaltmak .................................................................................................. 25
10. TYCHO YILDIZ HARİTALAMA ARKA FON ANALİZİ .............................. 28
10.1. Verilere Genel Bir Bakış................................................................................. 28
10. 2. Yörüngeye Bağlı Bileşenler ............................................................................. 29
10. 3. Zodyaksal Işık Bileşeni ..................................................................................... 29
10.4. Genel Bakış ........................................................................................................ 30
11. SONUÇ ..................................................................................................................... 34
KAYNAKLAR .............................................................................................................. 35
2
ÖNSÖZ:
Bu tezde, Yer‟i kozmik ışınlardan koruyan ve Yer‟i saran Van Allen Işınım
Kuşakları anlatılmıştır. Ayrıca Yer‟in manyetik çevresi, auroralar, Yer üzerindeki
etkiler, uydu ve haberleşme sistemlerine olan etkileri ve Tycho yıldız katolaoğunun arka
fon analizi incelenmiştir.
Van Allen Işınım Kuşakları elektrik yüklü parçacıklardan oluşmuştur. Dıştaki
kalın ve büyük kuşak daha çok elektronlardan, içteki kuşak ise daha çok protonlardan
oluşmuştur. Bu yüklü parçacıkların kaynağı Güneş‟in kendisidir. Güneş, dev kütlesiyle,
sadece elektromanyetik dalgaları (sıcaklık ve ışık) değil, proton ve elektrondan oluşan
tanecikli ışınları da hızla uzaya salmaktadır. Bu parçacıklar Yer‟in manyetik alanı
tarafından tuzaklanarak bir kalkan oluşturur. Bu kalkan Van Allen Işınım Kuşaklarıdır
ve Yer‟de yaşamı sağlayan etkenlerden biridir.
Bu tezin hazırlanmasında bilgi ve deneyimleri ile bana her konuda yardımcı
olan değerli hocam Yrd.Doç.Dr. Fehmi EKMEKÇİ‟ye, tezde kullanılan yabancı
kaynaklı makalelerin Türkçe‟ye çevirilmesinde ve bilgisayar ortamında yazılmasında
yardımcı olan çok değerli arkadaşlarım Gülin DİNÇ ve Ceren DİNÇ‟e teşekkürlerimi
bir borç bilirim.
ÖZKAN DEMİRTAŞ
HAZİRAN, 2002
3
VAN ALLEN IŞINIM KUŞAKLARI
1. GİRİŞ:
Yaklaşık 1950‟li yıllarda, Yer‟in çevresindeki uzay anlaşılmaya başlandı.
Güçlü roketlerin ve uyduların icadına kadar, gezegenimizin yüzeyinin bir kaç yüz km
üstünde olan fiziksel durumlar geniş ölçüde bilinmiyordu. Güneş, yıldızlar ve nebula
hakkında yüzyıllardan beri ve hatta binlerce yıldan beri çalışıldığı halde bunun böyle
olması tuhaftır .
Bu görünen çelişkinin açıklanması şudur: Yer‟i çevreleyen uzay, iyonlaşmış
maddeler, bir veya daha fazla elektronlardan oluşan atomlarla doludur. Bu tek
parçacıklar elektriksel olarak yüklüdürler ve gezegenimizin manyetik alanı tarafından
belli bir düzende dizilirler. Farklı olarak yıldızlardaki, nebulalardaki ve galaksilerdeki
maddelerin kontrolü başlıca yer çekimi tarafından yapılır. Yer çekiminin etkisi altında
sezilebilir miktardaki ışınım, görünür ışık şeklinde yayılır. Böylece çıplak gözle bile çok
çeşitli cisimler uzak mesafelerden gözlenebilir. Diğer yandan, manyetik kuvvet etkisi
altındaki sistemler, öncelikle sadece Yer‟in iyonosfer tabakası üzerinde çatı
oluşturan(çatılanan) araçlar tarafından incelenebilen radyo dalga boylarında ışınım
yaparlar.
Normal olarak görülmeyen ve algılanamayan; ancak coğrafik enlemlere göre
ibresi değişen pusula ile yönü anlaşılabilen Yer‟in manyetik alan çizgileri, sık bir ağ ya
da kafes şeklinde, Yer‟i, kutuplar hariç hemen hemen çepeçepre sarar. Manyetik alan
çizgileri, bu manyetik kutplardan, yeryüzüne girmektedir. Alan çizgileri, manyetik
kutplardan hemen hemen dik olarak çıkmakta, belirli bir yükseklikte ekvatora doğru
yatay olarak kıvrılmakta ve daha sonra da aynı şekilde karşı kutuptan içeri girmektedir.
Güneş rüzgarlarını incelemeyi öngören uzay çalışmalarında, bu manyetik alan
çizgilerinin sınırları konusunda da ayrıntılı bilgi edinildi (Demirsoy, 1998). Güneş
rüzgarları yüklü parçacıklardan oluşmuştu ve bu parçacıklar manyetik alanda bir
sapmaya ya da tuzaklanmaya uğruyordu. Bu da, Yer‟den itibaren, hem atmosferi hem
de Yer‟i çevreleyen yakın uzay boşluğunu yeniden tanımlama ve özellikle bir manyetik
atmosferin sınırlarının saptanması gereğini ortaya koyuyordu. Manyetik atmosferin
4
kalınlığı kimi zaman değişiyordu. Bu kalınlığın değişiminin, Güneş‟in yüzeyinde ortaya
çıkan olaylarla çok yakından ilişkili olduğu saptandı(Demirsoy, 1998). Bilinen en iyi
gerçek, Güneş üzerinde bulunan lekelerin artmasına bağlı olarak, Yer‟deki manyetik
alanın düzensizleşmesidir. Çünkü bu lekelerden, çok miktarda sert yapılı ışın uzaya
savrulmaktadır. Bu nedenle Güneş lekelerinin arttığı dönemde, Yer‟deki canlı varlıklar,
mutasyon miktarını arttıran ışınlara daha çok maruz kalmaktadırlar. Güneş sadece
görünebilir ışınları değil, canlı evriminin ana kaynağını oluşturan mutasyonları ortaya
çıkaran proton ve elektronları da uzaya salmaktadır (Şekil-1 ve Şekil-2).
Şekil-1:Güneşteki tipik lekeler.
Şekil-2:Lekelerin artmasına bağlı olarak Yer‟deki manyetik alan
düzensizleşir. Çünkü bu siyah lekelerden, çok miktarda sert
yapılı ışın savrulmaktadır.
1958 yılında Amerika, ilk uydusu olan Explorer-1 uzay sondasını Yer
yörüngesine yerleştirdi. Bu sonda, atmosferin üst bölgesinde yüklü parçacık arayan bir
aygıt taşımaktaydı. Bu aygıttan gelen veriler James A. Van Allen ve arkadaşları
tarafından (Iowa Üniversitesi) derlenip incelendiğinde Yer‟i çevreleyen yüksek enerjili
parçacıkların yoğun olduğu iki kuşak tespit edildi. Bunlara “Van Allen Işınım
Kuşakları” denir. Ekvatorda simit biçimli bu bölgeler, gezegenimizin merkezinden
yaklaşık 1.5 ve 6 yer yarıçapı uzaklıklarında bizi kuşatmaktadır (Şekil-3). Van Allen
Kuşakları, Güneş‟ ten kaynaklanan yüklü parçacıkların manyetik alan (atmosfer) içinde
tutulduğu bölgelere denktir. Explorer(Kaşif)-I ve III uydularının verdiği bilgilerin
sonucunda, saptanmış bulunan Van Allen Kuşakları‟nın birincisi Yer‟den 2600 km.,
ikincisi ise Yer‟ den 13000-19000 km uzakta yer alır. Van Allen Kuşakları, kutup
bölgelerinde “Borealis” ve “Australis” adı verilen iki tane aurora oluşmasına sebep
olduğundan dolayı insanoğlunun dikkatini çekmiştir.
5
Şekil-3: Yer‟de üretilen manyetik alanın, Güneş‟ten gelen yüklü tanecikleri tuttuğu iki önemli bölge vardır.
Bunlar sırasıyla birinci ve ikinci Allen Kuşaklarıdır(şekilde noktalı bölgede). Bu kuşaklarda büyük miktarda
yüklü parçacıklara (proton ve elektron) rastlanır. Güneşteki lekelere bağlı olarak, manyetik alan çizgileri ile
birlikte, Allen Kuşaklarının kalınlığı da değişir.
6
2. YER’İN MANYETİK ÇEVRESİ
2.1. Manyetosfer
Yer‟in atmosferi temel olarak yaklaşık 80 veya 90 km‟ye uzanan nötr gazlardan
(çoğunlukla Azot ve Oksijen) oluşur. Yüksekliğin artmasıyla hava, moröte ışınları ve
Güneş‟ten gelen x-ışınları tarafından gittikçe daha da fazla iyonlaştırılır.
Yaklaşık olarak 100 km yüksekliğin üzerinde iyonlaşmış madde, nötr haldeki
maddeyi etkisi altına alır ve buradan birkaç 1000 km‟ye kadar olan bölgeye “iyonosfer”
denir. Bu tabakadaki madde plazma halindedir. Bunların hepsi bir hacimde nötr olsa da
tek parçacıklar elektriksel olarak yüklenmiştir.
Onlarca
yıldan
beri
bilim
adamları,
iyonosferin
ötesindeki
plazma
yoğunluğunun yüksekliğin artmasıyla hızlı bir şekilde azalacağına inanırdı. Bu görüşe
göre gezegenimiz ve onun manyetik alanı, temel olarak bir boşlukta yer alırdı. Bununla
birlikte uzay aracı ve roket uçuşları Yer‟ı çevreleyen uzayın boş olmadığını
göstermiştir. Daha doğrusu bu çevre, farklı sıcaklık ve yoğunluklara sahip çeşitli plazma
bölgelerinden oluşur ve sürekli değişim içerisindedir. Bazı bölgeler çok yüksek enerjili
atomlar içerir. Mevcut manyetik ve elektrik alanları içerisinde plazma ve bu parçacıklar
arasındaki etkileşmeler “manyetosfer” denilen çok dinamik bir sistemi oluştururlar.
Manyetosfer, iyonlaşmış maddeyi içeren temel süreçleri araştırabileceğimiz
büyük bir uzay laboratuvarıdır. Bunların çoğu uygulamalarda önemlidir; termonükleer
füzyon enerjisinin kontrollü üretimi bir örnektir. Manyetik olarak organize edilmiş
madde, evrende yaygın olduğuna dair delil gittikçe belirgin olmaya başladığı için Yer‟in
manyetosferinin incelenmesi aynı zamanda astronomlar için de önemlidir.
Manyetosfer içindeki çeşitli bölgeler nelerdir? Nerede ve nasıl oluşurlar?
Herşeyden önce Güneş‟in koronası (tacı), sıcaklığı 106 K‟yi aşan bir plazmadır. Bu
madde, Güneş çekimi tarafından tutulamayacak kadar büyük bir enerjiye sahipitr.
Böylece Güneş‟ten ayrılan bu plazma, gezegenler arasındaki uzayı doldururlar. Bu
“Güneş Rüzgarı” tipik olarak yaklaşık 400 km/s‟lik bir hıza sahiptir fakat; Güneş aktif
olduğu zaman daha hızlı olabilir. Yer‟in yörüngesi yöresinde bu plazma genel olarak,
her cm3‟te 5 ile 10 elektron ve proton ve bir He iyonundan oluşmaktadır. Bu rüzgar,
aynı zamanda Güneş‟in manyetik alanını gezegenlerarası uzaya sürükler.
7
Güneş Rüzgarı Yer‟e yaklaşırken gezegenimizi ve onun manyetik alanının kendi
yolu üzerinde bir engel olarak hissetmeye başlar (bkz..Şekil-4). Eğer plazma ses
hızından daha yavaş hareket etseydi, bizim çevremizdeki hareketini ayarlayabilecek
zamana sahip olurdu, tıpkı hareket eden bir geminin etrafında akan su gibi. Bununla
birlikte rüzgar yanımızdan sesten hızlı bir şekilde geçer, tıpkı sesten hızlı bir uçağın
etrafında oluşturduğu gibi.
Şekil-4:Baştan başa Yer‟in manyetosferinin yapısı. Auroralar iyonosferi geçemeyen fakat uzaydan gözlenebilen
radyo dalgaları yayar. Güneş‟ten çıkan ışınlar, özellikle yüklü parçacıklar, Yer‟in manyetik alanını Güneş‟e bakan
tarafında sıkıştırır, ters tarafında ise Güneş sisteminin dışına doğru sürükler ve böylece ortaya asimetrik bir durum
çıkar. Güneş ışınlarının manyetik alanla çarpıştıkları yere, şok cephesi denir. Güneş‟teki patlamaların miktarına bağlı
olarak şok cephesi Yer‟e doğru sıkıştırılır ve buna paralel olarak kuyruk kısmı daha fazla uzar. Cephe kısmındaki
kalınlık 15.000 km.ye kadar düştüğü zamanlar kuyruk kısmı da 6.000.000 km. Kadar dışa doğru sürüklenebilmektedir.
Bu “şok cephesi” Güneş‟e doğru gezegenimizin önünde 14-16 Yer yarıçapına
kadar oluşur. Bu şok cephesinin yeri oldukça değişkendir çünkü; Güneş etkinlik
düzeylerine göre değişen rüzgar hızına bağlıdır. Şok cephesini manyetik ısıtma denilen
bölgeye doğru geçen plazma tamamen çalkantılıdır.
Manyetopause denilen diğer bir bölge, manyetoferin dıştaki sınırını belirler.
Onun Güneş‟e yakın kısmı normal olarak gezegenimizden aşağı yukarı 10 Yer yarıçapı
uzaklığındadır. Fakat şok cephesi gibi onun konumu, değişken Güneş Rüzgar
koşullarıyla değişebilir.
Güneş‟e bakan manyetopause Güneş Rüzgarı‟nın basıncı ile Yer‟in manyetik
alanının uyguladığı kuvvetin dengelendiği bir yer olarak tanımlanabilir.
8
2.2. Manyetik Kuyruk
Manyetosfer, atmosfer ve iyonosfer gibi küresel değildir. Gerçi atmosfer ve
iyonosfer yaklaşık olarak küreseldir. Manyetosfer, Yer‟in Güneş‟e bakan tarafında (öğle
vakti de denilen) kapalı bir boşluğa yaklaşır fakat gece yarısı, 1000 Yer yarıçapından
daha fazla olan bir uzaklığa kadar uzanır. Ay, bizden yaklaşık olarak 60 Yer yarıçapı
yörünge çizdiği için, Ay manyetik kuyruk içerisinde her ay, bir hafta kadar yol alır.
Şekil-5:Güneş Rüzgarları içinde kalmış Dünya. Bu ölçek içerisinde, Güneş, şeklin son kenarından 50 cm
uzakta, 45cm‟lik bir ateş küresi halinde olcaktır. Oradan çıkan proton ve elektronlar 300 km/sn hızla Yer‟e
ulaşmaktadır. Böylece Güneş‟e bakan tarafta, manyetik alan, ışınım miktarına bağlı olarak 15000 – 150000 km
arasında sıkışmaktadır. Arkada ise bir mum alevi gibi kenarları titreyen manyetik koni (kuyruk) oluşmaktadır.
Bu koni çok defa Ay‟ı da içine almaktadır.
Güneş Rüzgar‟ı gezegenimiz etrafında yol alırken Yer‟in manyetik alanına
giderek eğimli bir şekilde teğet olduğu için manyetik kuyruk oluşur. Sonuç olarak artık,
alanı sıkıştırmayacak ama; bunun yerine manyetik alanı çok büyük uzaklıklara
sürükleyecektir. Bu etkileşim manyetosferde yaklaşık olarak 50000 voltluk yoğun ve
büyük bir elektrik alanı oluşturur.
Manyetosferin çok büyük uzaklıklarda ipliksi bir yapıya sahip olduğunu
gösteren bir kanıt vardır. Öyle ki; eğer onu gözümüzle görebilseydik manyetik kuyruk
bir kuyruklu yıldıza benzerdi. Benzer plazma süreçlerinin her iki türden yapıyı
vermeleri muhtemeldir.
Manyetik kuyruğun diğer bir ilginç özelliği kuyruk boyunca manyetik alanın
yönündeki bir değişimdir. Alan, kabaca kuyruğun kuzeydeki yarı kısmında Yer‟e doğru,
güneydeki yarı kısmından da Yer‟den uzaklaşacak doğrultuda yönlenmiştir (Şekil-4).
9
Bu zıt yönelimler yüzünden, alan şiddeti, kuyruğun merkezinde hemen hemen sıfıra
düşer. Zayıflamış alanın bir sonucu olarak, plazma basıncı, dengeyi sağlamak için
yükselir. Plazma basıncının en yüksek olduğu bölge “plazma yüzeyi” olarak
adlandırılır. Tipik parça enerjileri olarak 10000eV veya daha fazla değerler vardır. Bu
yüzey bölgesinin kalınlığı bir kaç Yer yarıçapı kadardır ve genellikle Yer‟in gece yarı
kısmında gezegenimizden kabaca 7 ila 8 Yer yarıçapına kadar uzanabildiği
belirlenebilen bir iç sınıra sahiptir.
Manyetik kuyruğun kuzey ve güney lobları arasındaki plazma tabakasının
oluşumu çok ilginç durumlar gösterir, çünkü bu konfigürasyon enerji depo edebilir. İki
kanattaki manyetik loblar birbirlerine değerse, birbirlerini yok edebilir. Bu olduğu
zaman, alanlarda depo edilmiş enerji, plazma taneciklerine aktarılır; rastgele
hareketlerini hızlandırır ve böylece onları ısıtır. Böyle enerji yüklü parçacıklar aşağıda
anlatıldığı üzere auroralarda ve manyetik fırtınalarda rol oynamalarından dolayı
uygulama alanında önemlidirler.
2.3. Plazma Küresi
İyonosferin hemen ilerisinde (önünde) başlayan diğer bir özellik plazma
küresidir. Yer‟le ortak dönen bu bölge esas itibariyle iyonize olmuş H atomlarından
oluşur. Bu protonlar bir kaç eV‟luk enerjiye sahip olabilirler ve yoğunlukları her cm3‟te
1000 veya daha fazla olabilir.
Plazma küresi, iyonosfer ile birlikte yaklaşık olarak dengededir. Bu nedenle
yoğunluğu, daha alt katmandaki iyonizasyonun azalması yüzünden, gece biraz düşer.
Çünkü direk Güneş ışığı yoktur. İyonosfer, iyonlaşmış ve nötr gazlar arasındaki
çarpışmalar aracılığıyla üst atmosferle birleşir ki bu üst atmosfer sırayla Yer‟in yüzeyi
ile birleşir. Böylece, sanki bir zincirleme birleşme sonucunda gezegenimizin yüzeyi
çevredeki uzayla gizlice bağlantılı olur.
10
3. IŞINIM KUŞAKLARI
Tuzaklanmış elektronların iki kuşağı, ilk Amerikan uydusu Explorer-I „in
üstündeki bir aygıt aracılığıyla James A. Van Allen ve arkadaşları tarafından 1958‟ de
keşfedildi. Ekvatorda simit biçimli bu bölgeler, gezegenin merkezinden yaklaşık 1,5 ve
6 Yer yarıçapı uzaklıklarında bizi kuşatmaktadır. İçteki kuşak plazma küresinde gömülü
bulunur ve birkaç MeV kadar yüksek enerjili elektronlar içerir. Plazma kürenin ötesine
uzanan dıştaki kuşak içinde tipik enerjiler yaklaşık 1 MeV yöresindedir. Daha yüksek
enerjideki sayıca daha az elektronlar her iki bölgede bulunabilir. Plazma kürenin, iki
kuşak arasındaki sınırı oluşturmada önemli rol oynadığı görülmektedir.
Van Allen kuşaklarındaki yüklü parçacıklar Yer‟in manyetik alanı tarafından
tuzaklanır. Yüklü parçacıkların üzerindeki kuvvet manyetik alan çizgilerine diktir. Bu
yüksek enerjili yüklü parçacıklar aslında manyetik alan çizgileri etrafında helezoik
yörüngelerde hareket ederler. Yüklü parçacıklar, Yer‟ in manyetik kutuplarına
yaklaştıkça, üzerindeki kuvvet gittikçe artar ve parçacık hareket edemez hale gelip diğer
kutba doğru itilerek orada da aynı hareketi tekrarlar. Eğer yüklü bir parçacığın manyetik
alan çizgilerine paralel bir hız bileşeni var ise, daha önce belirtildiği gibi helezonik bir
yörünge izler. Bu paralel bileşen, sarmalın eğimini, dik bileşen de sarmalın yarıçapını
belirler(Şekil-6 ve Şekil-7).
Şekil-6: Yüklü parçacıkların manyetik kutuplar rasındaki hareketlerinin şematik gösterimi.
11
Şekil-7: Yüklü bir parçacığın manyetik alan çizgilerine paralel bir hız bileşeni
var ise helix bir yörünge izler. Bu paralel bileşen, sarmalın (helixin) eğimini, dik
bileşen de sarmalın yarıçapını belirler. Bu şekil (a) ve (b) de gösterilmiştir. Yer‟in
manyetik alanı gibi, tekdüze olmayan bir manyetik alana giren yüklü parçacık öne
ve geriye doğru sallanmaya başlar. Bu da şekil (c) de gösterilmiştir.
Şekil-8:Van Allen Işınım Kuşakları‟ndaki parçacıklar Yer‟in manyetik alanı
tarafından hapsedilmiştir ve üç tip hareket yapar. Manyetik alan çizgileri etrafında
dairesel bir hareket (“cyclotron” hareketi), her iki yarım kürede bulunan ayna noktaları
denen noktalar arasında ileri geri bağlı hareket ve gezegen etrafında sürüklenme hareketi.
12
Manyetik alan çizgilerinin arasındaki mesafe manyetik alanın kuvvetini gösterir.
Alan çizgileri ne kadar yakın olursa alan o kadar kuvvetli demektir. Manyetik alan
çizgileri birbirine yaklaştıkça alan kuvveti artar. Parçacık ilerlerken alanın en kuvvetli
olduğu noktaya ulaştığında geriye doğru itilir. Eğer parçacık manyetik alanın iki ucunda
da böyle itilip duruyorsa o parçacığın manyetik bir şişede tuzaklandığı söylenir. Uzay
çalışmalarında yüklü taneciklerle dolu bölgeler diye tanımlanan Van Allen Kuşakları,
bu parçacıkların etkin olarak tuzaklandığı bölgelerdir.Bu son bölgede yüklü taneciklerin
büyük bir kısmının kinetik enerjisi hemen hemen bitmiştir, fakat hareket etmeye yine de
devam ederler. Ama bu hareket dikine değil, iki kutup arasında uzanan kuvvet
çizgilerine paralel olacak şekilde, yani bir kutuptan(kuzeyden) diğer kutba(güneye)
gidip gelme şeklindedir.
Elektronlardan farklı olarak, tuzaklanmış yüksek enerjili protonların sayısı
sürekli olarak Yer‟den uzaklaştıkça, az ya da çok düşer. İçteki elektron kuşağında
protonlar birkaç yüz MeV enerjisine sahiptirler, fakat daha uzaklara hareket ettikçe
enerjileri sürekli azalır.
Taneciklerin bir kutuptan diğerine gidip-gelmeleri bir saniyeden biraz fazla
sürer. Yüklü tanecikler, bu şekilde, bu iki kuşaktan birinde, haftalarca, aylarca hatta
yıllarca bir kutuptan diğer kutba gider gelir. Böylece, bu yüklü parçacıklar, uzay
çalışmalarında rastladığımız tanecikli ışın katmanlarında (Allen Kuşaklarında), bir çeşit
dengeye ulaşmıştır. Bu denge, bir gün Güneş‟teki güçlü bir patlamanın sonucunda
uğranılan şiddetli bir bombardımana ya da manyetik alanın herhangi bir nedenle
zayıflamasına kadar devam eder.
Güneş
rüzgarındaki
değişimlerden
kaynaklanan
manyetik
tedirginlikler
esnasında, yaklaşık 100000 e V‟ luk enerjilere sahip olan başka protonlardan oluşan bir
“kuşak”, plazma küresinin hemen dışında olur. Onlar hareket halinde olduğundan
protonlar gezegenimizin merkezinden 3 veya 4 Yer yarıçapında elektrik akım halkası
oluştururlar. Bu akım, ekvatorun yakınından, Yer‟ de yüzey manyetik alan şiddetinde
büyük değişmeler meydana getirebilir. Böylesi akımlar, manyetosferin plazma
dinamiklerinin öylesine ilginç bir örneğidir ki Yer‟ in yüzeyinden gözlemlenebilir.
13
4. AURORALAR
Gökyüzünde hareket eden ışıklar ve auroralar, en azından Aristo zamanından
beri kaydedilmiştir. Auroralar, Yer‟in manyetik alanı tarafından tanınan simetrileri ile
birlikte her iki kutup bölgelerinde simetrik olarak ve aynı zamanda oluşurlar.
Auroralar, manyetik kuyruk ve dıştaki Van Allen kuşağından gelen elektron ve
protonların üst atmofere çarpmasıyla oluşturulurlar. Oksijen ve Azot atomları enerjik
parçacıklara çarptığında uyartılır veya iyonlaşır. Sonra bunlar kendi temel durumlarına
dönerken karakteristik dalga boylarında ışıma yaparlar.
Bir
kaç
bin
eV‟luk
enerjiye
sahip
elektronlar
Azot
atomlarıyla
çarpışmalarından mavi ve kırmızı salmalar, bazen yaklaşık olarak 110 km‟lik bir
yükseklikte görülürler. Hızlı-hareket eden Aurora‟nın çok tipik olan yeşil renkli ışınları
110 ile 250 km arasındaki uyartılmış Oksijen atomlarından ileri gelir. 300 km‟den 400
km‟ye kadar yükseklikte oldukça sabit kırmızı parıltı, daha az enerjik parçacıklarının
Oksijen atomları ile çarpışmasıyla oluşturulur(Şekil-9).
Şekil-9:Kutup ışığı (aurora borealis)
Atmosferimiz,
böylece
manyetosferik
süreçlere
bağlı
olarak
oluşan
“görüntüleri” kaydeden TV ekranı gibi iş görür. Kusursuz mekanizma hala belirsiz
olmasına rağmen, biz bazen büyük bir voltaj düşmesinin (10 bin volt veya bu yörede)
auroral bölgelerde atmosferin birkaç bin km üzerinde oluştuğunu biliyoruz. Böylesi
voltajlar parçacıkları manyetosferden aşağıya doğru yüksek atmosferinin içine
ivmelendirebilirler. (hızlandırabilirler).
Auroralar gerçekten her gece her iki manyetik kutuplarda auroral ovaller içinde
oluşurlar(Şekil-10). Güneş aktif olduğu zaman ve Güneş Rüzgarının istisna olarak
değişken olduğu zaman, auroralar daha sıcak enlemlerde görülebilirler. %10‟u
manyetosferden içeri geçer. Manyetik fırtınalar boyunca, gerçekten tüm bu enerji,
14
auroralarda harcanabilir. Böyle şiddetli olaylar birkaç saat sürebilir ve yüksek
enlemlereki Yer‟in manyetik alanın doğrultusu ve şiddetinde büyük dalgalanmalar
oluşturulabilirler. En şiddetli tedirginlikler bir gün veya daha fazla sürebilir ve büyük
bir halka akımı oluşturabilirler. Böyle olaylar manyetik fırtınalar olarak bilinirler.
Şekil-10: Bu şematik görüntü auroradaki elektrik akımlarının ve bunların
manyetosferdeki manyetik alan çizgileri boyunca sıralanan akımlar arasındaki
ilişkileri göstermektedir.
15
5. VIZILTILAR
Yer‟den alınan plazma dalgaların en eski örnekleri gerçekten ıslık gibi
fısıldayan vızıltılar oldu. Vızıltılar atmosferdeki ışık çarpışmalarından kaynaklanırlar.
Radyo salmalarının bir kısmı enerjinin manyetik alan çizgileri boyuna yöneldiği
manyetosfere,
iyonosfer
yarımküresindeki
boyunca
iyonosfere
ulaştığı
geçerek
zaman
kırılırlar.
Dalgalar
(başlangıçtaki
Yer‟in
noktaya
zıt
manyetik
kavuşumda) bir kısmı orijinal yolu boyunca geri yansıtılır ve Yer‟e aşağı doğru kırılır.
Bu süreçte radyo dalgaları, beyaz ışığın prizmadan geçişinde olduğu gibi yayılırlar. Bu
işlem yüksek frekansların düşük alıcıda tipik bir “vızıltı” oluşmasına sebep olur.
Bir saniye içerisinde, başlangıç frekansı 1500‟den 30000 Hz‟e kadar olan bir
vızıltı frekansı 1000 Hz‟e düşebilir. Vızıltılar manyetosferin içine doğru yayıldğı için bu
uzak bölgelerdeki plazmaların yoğunlukları ile sıcaklıklarını ölçmede önemli bir
yöntem sağlar.
Telgrafın ilk günlerinde, özellikle gök gürültüsü ve şimşeğin çok olduğu
fırtınalı gecelerde uzun tel hatlarına bağlı alıcılardan vızıltılar duyuluyordu.
Manyetosferin keşfinden önce bile, operatörlerin bu tuhaf gürültülerin uzaydan geldiğini
düşünmeleri şaşırtıcı değildir.
16
6. MİKRO ZONKLAMALAR
Yeryüzünde aletler gezegenimizin manyetik alanının 50000 ‟de birinden küçük
alanların yoğunluk ve yönlerindeki değişimlerini ölçtüler. Genelde periyodik olan böyle
küçük dalgalanmalar son yüzyılda ölçüldü ve “mikro zonklamalar” olarak adlandırıldı.
Bunların dönemleri, tipik olarak bir saniyeden bir kaç dakikaya kadar olan aralıktadır.
Genel olarak, dönem ne kadar kısa olursa genlik de o kadar küçük olur.
1975‟de İngiliz jeofizikçi James W.Dungey bu mikro zonklamaların sadece
plazma içinde yayılabilen özel bir dalga tarafından oluşturulabileceğini öne sürdü.
Böylesi tedirginlikler başlangıçta İsveçli fizikçi Hannes Alfen tarafından 1940‟da öne
sürülmüştü. Nobel ödüllü Hannes Alfen bu dalgaboyların özelliklerini teorik olarak
Güneş‟in dış atmosferindeki yüksek sıcaklığı açıklamak için öne sürmüştü.
Uzay aracı ölçümleri, Dungey‟ın mikro zonklamaların Yer etrafındaki uzaydan
gelen sinyaller olduğu varsayımını kanıtladı.
Bu olay bugün hala manyetosferin
ölçümlerinde, hatta Güneş rüzgarların ölçümünde bile kullanılmaktadır. Bu son
uygulama, manyetosferde yayılabilen ve uyartılabilen dalgaları kuvvetli bir şekilde
etkileyen rüzgar koşullarından dolayı mümkündür.
17
7. MANYETOSFERİN PRATİK ETKİLERİ
İyonosfer ve manyetosfer 19.yy‟da telgraf operatörleri için umulmadık
problemlere neden oldu. Uzun hatlar üzerindeki sinyallerde bazen görülen büyük
dalgalanmalar sık sık iletişimi karıştırırdı. Arasıra mesajlar, tellerle bağlantılı olan
bataryalar olmaksızın bile gönderilebiliyordu.
Şu anda bu olağanüstü olaylar için doğru açıklamalar yapılabilmektedir.
Değişmeler, manyetik fırtınalar esnasında iyonosferdeki dalgalı akımlar arttığı zaman
oluşurlar. Bu akımlar Yer‟in yüzeyindeki manyetik alanlarda değişikliklere neden
olurlar. Alan değişimi daha sonra gezegenin bu akımların altında bulunan kısmında
voltajın düşmesine neden olur. Eğer bir telgraf veya telefon teli hattında olduğu gibi
uzun bir iletken böylesi bir bölgeden geçiyorsa sinyal şiddetleri dalgalanacaktır.
Böylesi
olayların
incelenmesi,
son
yüzyılın
sonuna
doğru
telgraf
mühendislerinin çalışmalarında önemliydi. Bugün bile iyonosferik akımların etkilerini
hesaba almak için uzun iletişim hatlarının kurulması gerekmektedir. Örneğin farklı
düzenlemeler Yer‟de farklı manyetik enlemler için kullanılmaktadır. Bu işlem,
1956‟daki büyük bir manyetik fırtına boyunca Kuzey Amerika‟dan İskoçya‟ya
gidebilen ilk Atlantik ötesi ses, birkaç kez bozulduğunda meydana gelen durumlardan
kaçınmak için yapıldı. 1972‟deki diğer bir karışıklık da Orta Batı Amerika‟da işleyen
bir kablo sistemini kapattı. Bunun elektrik gücü dağıtım sistemlerinde de pek çok ters
etkileri oldu.
Uzay araçlarının elektronik yapıları enerji yüklü parçacıklar tarafından
özellikle Van Allen Kuşağı içerisinde zarar görmesin diye korunmalıdır. Bir iletişim
uydusunun yönlendirilmesi bir bilgisayar devresi hasar gördüğünden dolayı sık sık
etkilenmektedir.
Yer, sadece manyetosfer tarafından çevrelenmiş bir astronomik cisim değildir.
Güneş Sistemi‟mizdeki diğer gezegenler, özellikle gaz halindeki dev gezegenler, iyi
belirlenmiş manyetik çevrelere de sahiptirler. Bundan başka, pulsarlar ve galaksiler gibi
cisimlerin aynı zamanda manyetosfere sahip olduklarına ilişkin deliller vardır. Yer‟in
etrafındaki plazmaların incelenmesi, evrenin içine dağılmış sistemlerin manyetik olarak
dizilmiş olmalarını anlamak için önemli bir bilgiyi sağlar.
18
8. GÖK BİLİMİNİN BERMUDA ÜÇGENİ
Atlantik Okyanusunun üzerinde bir yerde yörüngedeki bir uzay aracının içindeki
bilimsel bir aygıt aniden işe yaramayan sinyaller yaymaya başladı. Haftalar sonra aynı
noktanın yakınlarında, başka bir uydunun bilgisayarı esrarengiz bir şekilde güç
seviyesini kendini idame ettirecek seviyeye düşürdü. Daha sonra ise bir uzay
teleskobunun reaksiyon tekerlekleri, aynı bölgeden geçerken, tehlikeli bir hızda
dönmeye başladı. Teleskop kendini korumak için üç gün boyunca kendi kendini
kapattı(Sherrill,1991).
Brezilya sahilinde odaklanan bu elektronik karmaşa aslında çok iyi bilinen bir
olgudur. Güney Atlantik Anamoli (SAA;South Atlantic Anomaly) olarak bilinen bu yer,
uzay mühendisleri ve bilim adamları arasında kötü bir üne sahiptir.SAA halk arasında
her ne kadar bilinmese de yörüngede bulunan bir çok uzay aracının felaketi olmuştur.
SAA sadece iç Van Allen ışınım kuşağının Yer yüzeyine doğru uzanan en yakın
bölgesidir. Bu, Şekil-11‟de gösterildiği gibi Yer‟in manyetik alanının, merkezinden
kayması ile oluşur. Öyle ki Yer‟in dönme eksenine 11 eğik olmanın yanı sıra manyetik
eksen, ekvatoral düzlemi, Batı Pasifiğe yaklaşık 500 km mesafede keser. Bu kayma yer
kürenin diğer tarafında batı Atlantiğin üzerinde 30 güney enlemleri civarında içteki
ışınım kuşağının Yer‟in üst atmosferine 200 km mesafeye kadar çekilmesi anlamına
gelir.
Norveçli jeofizikçi Carl Störmer‟in 1907 yılında belirttiği gibi dipol bir
manyetik alana giren elektrik yüklü bir parçacık eğer doğru miktarda enerjiye sahip ise
tuzaklanıp, gerekirse sonsuza kadar manyetik alan çizgileri etrafında helezonik
yörüngeler çizmek zorunda kalır. Yer‟in dipol manyetik alanında 1 elektron volttan (eV)
10 milyonlarca eV‟ye kadar enerjiye sahip olan parçacıklar bir kaç saatten 10 veya daha
fazla yıla kadar hapsolabilirler. Parçacıklar kademeli olarak enerji kaybeder ve bazıları
atmosfere dağılırken diğerleride uzaya kaçar.
1962 yılından sonraki bir kaç yıl boyunca iç Van Allen kuşağında ilginç, yüksek
enerjili bir iç elektron kaynağı bulunmuştur. O yıl ABD‟nin üst atmosferde çok güçlü
bir nükleer savaş başlığını patlattığı sene idi. Nükleer testler serisinin en sonuncusu olan
“Denizyıldızı” projesi ; çok büyük sayıdaki yüklü parçacıkları serbest bıraktı. Uzun
19
yıllardır denizyıldızı kalıntılarının radyoaktif bozunması alt kuşaktaki 1 milyon eV‟tan
yüksek enerjili eletronların ana (başlıca) kaynağı olmuştur. Her nasılsa 1970 yılına
kadar bu elektronların çoğu enerji kaybetmiş ve atmosfer tarafından emilmiştir. Bu
tarihten saonra elektron sayısı normale dönmüştür.
Şekil-11:Yer‟in manyetik ekseni merkezinden yaklaşık 500 km kayıktır.Bunun sonucunda iç Van Allen
Kuşağının bir yanı gezegenin yüzeyine öteki yanından daha yakındır.(Şekil ölçeksizdir.) Güney Atlantik
Anamali (SAA) olarak adlandırılan bu bölge , uyduları 30 yıldır etkilemektedir.
SAA‟nın keşfinden beri, iç Van Allen kuşağının geri kalanı ile birlikte kapsamlı
bir şekilde haritası çıkarılmıştır. Manyatosferin proton coğrafyasının en yeni modeli
1976‟da geliştirilmiştir, elektron coğrafyasının modelinin geliştirilmesi ise takip eden
bir kaç yıl içinde olmuştur. Bu modeller ışınım kuşaklarının izafi olarak dengede
kalmasından dolayı 1970‟den beri geçerli kalmıştır. Ancak güneş -çevrim değişimleri
yeni anlaşılmıştır.
Günümüzde çevresel modellerin anahtarını elinde tutan isim; çoğu kuruluşun
bilimsel uzay araçlarını yöneten NASA‟nın Greenbelt, Maryland‟deki Goddard Uzay
Uçuş Merkezi‟nde bulunan Epaminondas G. Stassinopoulos‟tur. Tuzaklanmış ışınımın
uzay aracının bilimsel aygıtlarında veya diğer parçalarında yaratacağı etkinin
değerlendirilmesi gerektiği zaman Stass ve personeli iş başı yaparak ilgili yüksek
parçacık enerji aralıkları ve zamanları ile ilgili detaylı haritalar yapmaktadırlar.
SAA, 1000 km altındaki yükseklik için üretilmiş haritalarda en belirgin şekilde
kolayca görülür. Örneğin aşağıdaki Şekil-12‟de 600 km yükseklikte bir dairesel
20
yörüngeyi kapsayan, Hubble Uzay Teleskobu (HST) için geliştirilimiş bir proton
haritası gösterilmektedir. HST‟nin 28,5 aşağı doğru eğimli olması uydunun SAA‟dan
günde 9 veya 10 kez dolanması yani her karşılaşmanın yarım saat kadar sürmesi
demektir. Tüm bunlar gösteriyor ki HST tüm zamanının %15‟ini SAA içinde
harcamaktadır.
Şekil-12: 600 km yükseklikten biraz yüksekte HST , SAA‟yı 9 veye 10 kez dolanarak kateder.
Epinondas G.Stassinopoulos (NASA-Goddard Uzay Uçuş Merkezi)‟nin çizdiği eğriler
saniyede cm2‟ye 10 milyon eV‟tan yüksek enerjiye sahip proton sayısını göstermektedir. Bu yüksek
enerjili protonlar HST‟nin (ince ayar) algılayıcılarının işlemesini bozar ve bunların nereyi gösterdiğini
“şaşırmasına” neden olur. Önlem olarak ,teleskobun bilgisayarı SAA geçişi sırasında ve dışında
algılatıcıların hafızalarını 5sn‟de bir güncellemektedir.
21
9. UZAY ARAÇLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLER
Bazı ışınım uzmanları SAA „daki enerji yüklü parçacıkların hiç bir zaman
yörüngedeki bir uzay aracının kaybına yol açmadığını iddia ederken; diğerleri bu
parçacıkların hafif hasarlı kazaların baş sorumlusu olduğunu öne sürmektedir. Işınım
etkileri çok ve çeşitlidir ve günümüzde bunların herbiri uzay araçları tasarlanırken
dikkate alınmaktadır. Görülen o ki, aygıtlar karmaşıklaştıkça parçacıkların etkisi daha
da kötüleşmektedir.
1965 ve 1970 yılları arasında SAA‟daki elektronlar NASA‟ya göre ışınım
problemlerinin başlıca sebebi idi. İlk kurbanlardan bazıları Yörüngedeki Jeofizik
Gözlem (OGO) serisinin fotokatlandırıcı tüp dedektörleri kullanarak deneyler yapan
uydularıydı. Dedektörün fotokatodunun camlarındaki veya aynalarındaki belirli
maddeler (özellikle safir) SAA‟dan geçerken görüntülerde buğulanmaya yol açacak
şekilde ışıklanmıştır.
Yaklaşık aynı zamanda fırlatılan ilk başarılı Yörüngedeki Astronomik
Gözlemevi (OAO2) de dedektör olarak fotokatlandırıcı tüpleri kullanmaktaydı. Optik
duyarlılığı daha kısa dalga boylarını algılayabilecek şekilde arttırmak için bir fotokatot
aynası, ışıma özellikleri ultroviyole fotonlarını “görünür” kılan bir madde olan
lityumflorürden yapılmıştır. Ne yazık ki bu, SAA elektronlarını da görünür kılmıştır.
Aslında bu parlaklık, ışınım kuşağını terk ettikten sonra da uzun bir süre kalan ve
kızıllık oluşturan bir ışıldamadır.
OAO2‟den gelen ilk fotometrik verilerden bazıları bu kızıllık SAA‟dan
geçtikten sonra yavaşça sönümlendiği için uyumlu olmuştur.
Daha çok Kopernik adı ile bilinen OAO3 Ağustos 1972‟de fırlatılmış ve
dedektör camlarından bir kaçı benzer şekilde elektron kaynaklı kızıllığa maruz
kalmıştır. Böyle olmakla birlikte fotokatlandırıcı dedektörlerinde SAA‟daki operasyon
yüzünden hasar oluşmadığı görülmesine rağmen belirli ultroviyole filitreleri zamanla
buğulanmıştır.
Nihayet mühendisler, ek bir kalkanın, (ekstra bir kaç milimetre kalınlığında
alüminyum) tüm SAA elektronlarını hemen hemen (fiilen) durdurduğunu buldular.
Bugünlerde bir uydunun dış yüzeyi, iç yapısı ve normal elektronik donanımı
elektronlara karşı yeterli korumayı sağlamaktadır. Yine de bazı yüksek enerjili protonlar
geçebilmektedir.
22
Bu kalkanın yeterliliği genellikle, uzay aracı dizaynının ilk aşamalarında görev
sırasında iç bileşenlerin maruz kalacağı toplam ışınım dozajının mühendislerce
belirlendiği zaman tayin edilir. Yüksek dozaja maruz kalması muhtemel hassas aygıtlar
aracın içerisinde daha iyi korumalı olan bölgelere taşınır. Bunun uygulanmadığı
zamanlarda; ekstra ışınım kalkanı eklenebilir. Bu seçeneklerden hiç biri uygun değilse
(gerçekleştirilemiyorsa) bu tür hassas aygıtlar tüm SAA geçişlerinde kapatılabilir.
SAA, bazı kamera türlerine veya spektrograf dedektörlerine ve yıldız
izleyicilerine kalıcı hasar verebilir. Bunun tersine, fotokatlandırıcı veya görüntü
yoğunlaştırıcı tüpler gibi interferometrik aygıtlar toplam hasara duyarsızdır ama fondaki
yüksek gürültüden etkilenirler. HST‟nin hassas rehber algalıyıcıları sönük cisim
kamerası bu tür aygıtlara birer örnektir.
Bazı uzay aracı bileşenleri kendi doğaları gereği ışınımlı ortama maruz
kalmalıdır. Örneğin Güneş hücre dizileri, yüklü parçacık iyanizasyonu, Güneş moröte
ışınları ve yörünge yüksekliklerinde bulunan atomik oksijenin yaptığı
erozyondan
dolayı kademeli olarak azalır. Isı kontrollü malzemeler ve antenler genellikle yüksek
ışınıma dayanıklıdır. Ama düşük enerjili parçacıklara dahi uzun süre maruz kalmaları
yüzeylerini belirgin bir şekilde yıpratabilir. Magnezyumflorür veya lityumflorür gibi
optik dış kaplamalar , bu malzemelerin performansını düşürecek şekilde ışıldamaya
eğilimlidirler.
SAA‟nın parçacıklarının taşıdığı yüklerin hali hazırda neden olduğu bir başka
tür problem de çeşitli dış yapılar arasında yüksek elektrik potansiyellerinin meydana
gelmesidir. SAA‟nın içinden geçen bir uydu bir balonun bir kazağa sürtüldüğünde
ürettiği kadar statik elektrik üretir. Böylesine bir yüklemedeki en büyük tehlike 1984‟de
“ Solar Max ” adlı uzay mekiğinde olduğu gibi bir uzay aracını, uzay mekiği ile geri
getirirken oluşmuştur. Yıllardır yörüngede bulunan bir uydu mekiğinkinden belirgin
şekilde farklı bir yük taşıyabilir. Böyle bir durum için mekiğin üstündeki robot kolda
koruma için paralel bağlanmış iki adet 10000 ohm‟luk direnç bulunur.
Bilimsel aygıtlarda bunlardan daha garip bir yığın etki oluşabilir. OAO uzay
aracı malzemelerinin elektronları soğurmasından dolayı az miktarda x-ışını ışınımından
etkilenmiştir. Bundan daha önemli olarak ise bu malzemelerdeki yüklü parçacıkların
hızının ışık hızından fazla olması nedeni ile aynalarda oluşan Çerenkov ışınımıdır.
23
Mikroelektroniklerin kullanılmasından dolayı aygıtların karmaşıklaşması yeni
radyasyon etkilerini ortaya çıkarmıştır. Tek bir yüksek enerji yüklü parçacık bir mikro
işlemcinin kararlı durumunu küçük bir nükleer reaksiyon başlatarak veya mikroçipin
duyarlı bölgesini çapraz çizerek değiştirebilir. Böyle olaylar ilk olarak 1970‟lerin
ortalarında meydana gelmiştir. Bu olaylardan başlıcası uzay aracının bileşenlerinin
kontrolsüz bir şekilde açılıp kapanmasına (çalışıp, çalışmamasına) yol açan; “ bit flips ”
olarak adlandırılan ikilik sistem hafızasındaki 1‟lerin 0‟a, 0‟larında 1‟lere dönüşmesidir.
Yakın tarihte bu tip bir olay Macellan uzay aracının, Venüs‟e ulaştıktan hemen sonra
geçici bir süre kontrol edilememesine yol açmıştır.
Hata oranları büyük ölçekli entegre devreler araç tasarımına dahil edildikten
sonra artmıştır.SAA parçacıklar veya kozmik ışınların neden olduğu “bit flip” lerden bir
düzineden fazla ABD uydusunda şüphelenilmiştir.
Denetleyici yazılımda oluşan hafif hataların yanı sıra devrenin mantık durumunu
(beynini) kalıcı olarak kilitleyen büyük hatalar meydana gelmektir. Günümüz de uzay
mühendisleri bu tip problemleri azaltmak için parçacık hızlandırıcılarda ışınım testleri
yürütülmesine karar vermişlerdir.
9.1. Manyetik Etkiler
SAA‟nın son olarak değineceğimiz dolaylı etkisi tuzaklanmış ışınımdan çok
SAA‟nın manyetik alanı ile ilgilidir. İç Van Allen Kuşağı‟nın atmosferin üst kısmına
çıkıntı yapması demek aynı zamanda Yer‟in manyetik alan çizgilerinin de çıkıntı
yapması anlamına gelir. Nitekim SAA manyetik alanın en zayıf olduğu yerdir. Örneğin;
HST, SAA‟ya girdiğinde çevresindeki manyetik alan kuvveti maximum değerinin,
yaklaşık olarak %45‟ine düşer.
Öyle ise neden önemlidir? Çoğu uydu noktasal kontrol (denetim) yapmak için
Yer‟in manyetik alanını kullanır. Örneğin Uhuru isimli x-ışını teleskobunda dönüş
hızını ayarlamak için büyük elektro mıknatıslar kulanılmıştır. Manyetik döndürücü
denen bu aygıtlar Yer‟in manyetik alanıyla aynı yönde ve ters yönde hareket ederek
uzay aracının hareketini yönetirler. Diğer uzay araçları taşıtın bir hedeften diğerine
hareket etmek için kullandığı dönme reaksiyon tekerleklerinde biriken aşırı açısal
momentumu indirgemek için benzer manyetik çeviriciler kullanır.
24
Şekil- 13:Astronomik görevlerde uzay aracı ışınım kuşağından SAA‟nın içindeyken yapılan operasyonlar ile
ilgili problemler, gözlenmeyen (Yer‟in arkasında kalan) hedefler seçilerek engellenebilir. Göğün uygun (orta gölgeli)
veya çok uygun (az gölgeli) bölgeleri HST‟nin yörünge düzleminin iz düşümünün en kuzeyindeki uç noktasında
odaklanmıştır. Bir çok hedef adayına (noktalarına) sahip olduklarından , astronomlar tuzaklanmış radyasyonun
etkilerini azaltabilirler.
9.2. Etkileri Azaltmak
Kalkan oluşturmak ışınım etkilerine karşı alınabilecek etkili bir önlemdir. Böyle
olmakla birlikte; bir bilimsel aygıtın fotonları içeri almak için temiz bir yörüngeye
ihtiyacı vardır ve bir çok durumda protonlar ve elektronlar fotonların girdiği her yere
girebilirler. Görsel veya görsele yakın gözlemlerde aygıtlarda biraz koruma sağlayan
bükülür
optikler
kullanılmakta
fakat;
yüksek
enerjili
dedektörlerde
bu
yapılamamaktadır.
Tuzaklanmış parçacık ışınımını azaltmak için SAA içindeyken aleti kapalı
tutmaktan başka ne yapılabilir? Cevaplardan biri bu ışınıma duyarlı olmayan aletler
kullanmak olabilir. Örneğin Solar Max‟ın koronograf polorimetresinde göreceli olarak
etkilenmeyen bir vidicon dedektörü kullanılmıştır. Bunun yanı sıra HST‟nin iki
spektrografı ve yüksek hızlı fotometresi rehber algılayıcılardan ziyade jiroskoplar
yardımıyla noktasal dengeyi koruyarak bazı deneyleri gerçekleştirebilmiştir (HST‟de
kullanılan ikinci yöntemin SAA radyasyonuna karşı beklenilenden daha dayanıklı
25
olduğu görülmüştür). Bazı örneklerde bu aygıtlarla teleskobun SAA‟da çalışabilen basit
yıldız izleyicileri bile kullanılmıştır.
Bir başka başarılı yöntem de görüntüleri iki veya daha fazla parçaya bölmektir.
Bu yolla tek yüklü parçacık olayları daha kolay ayırdedilebilir hale gelir. Çünkü bir
görüntüde beliren buğulanma diğer görüntülerde olmaz. Bununla beraber bu yöntem
SAA‟nın içindeki bombardımanı belirlemekten çok SAA‟nın dışındaki kozmik ışın
çarpmaları gibi izole edilmiş parçacık olaylarını belirlemek için daha uygundur.
Üçüncü bir teknik SAA‟nın içinde oluşan hasarı “tamir etme” dir. Yarı iletken
hasarlarının bir çok türü ısı yardımıyla azaltılabilir veya düzeltilebilir. Kızılöte
Astronomik Uydunun yanındaki foto iletken dedektörler SAA‟yı her geçişinden sonra
gürültüde on kat artışa uzun bir süre maruz kalabilirlerdi. Ancak proje mühendisleri bu
dedektörlerden büyük akım geçirmenin ışınım etkilerini sileceğini buldular.
HST‟nin iki spektrografı içine uygulanan farklı bir yaklaşım da şüpheli
okumaları eleyen bir devre sistemi kullanmaktır. Eğer spektrografın 512 diyotlu
dedektör dizisindeki bir çok kanaldan eş zamanlı (mikro saniyelik aralıklarla) sinyaller
alınıyorsa bunlar muhtemelen yüklü bir parçacığı veya diğer gürültü olayını ifade eder
ve bu sinyaller otomatik olarak elenir.
SAA‟nın etkilerini azaltmak için son bir yaklaşım da en azından astronomik
uydular için SAA geçişleri ve görüntülenecek gök cisimleri arasındaki geometrik
ilişkileri teşhis etmektir. Lockheed çalışma planının bir parçası olarak ve aygıtların
kalibrasyonunu kontrollerini ve gözlemlerin ilk grubunu içeren HST‟nin 5 aylık
bilimsel araştırma dönemi, programlamanın bir parçası olarak bu geometrik ilişkileri
analiz etmiştir (S&T:Aralık 1986, sayfa 562).
Lockheed‟de bulunmuştur ki; bir tarih ve HST‟nin yörüngesel konumu
verildiğinde gökyüzünün ışınım kuşağından diğerlerine göre daha az etkilenen
bölgelerini tanımlamak mümkündür. Yüklü parçacık olaylarının geçerli gözlem süresini
HST, SAA‟dayken gök cisimleri Yer tarafından örtülürse %5 gibi küçük bir miktar
etkilenmesi umulmaktadır.
Lockheed çalışmaları göstermiştir ki Güneş (50 den daha yakın olmamak
üzere), Ay (15) ve Yer‟in parlak yüzü (15), için oluşan parlak nesne
engellemelerinden sonra SAA engellemesi HST‟nin en önemli süreç (programlama)
kısıtlamasıdır. Tipik bir 24 saatlik dönemin sadece yaklaşık %15‟ı SAA içinde geçer.
26
Fakat durum bundan daha ciddidir. Eğer bu karşılaşma, gözlemler sırasında
gerçekleşirse kuşağın (alanın) suçu %35 veya daha fazlaya ulaşabilir. Çünkü mukayese
yıldızlarını tekrar ayarlaması gerekir.
SAA‟nın uzay araçları üstündeki çeşitli etkileri (zararları) belgelendikçe
mühendisler ve bilim adamları bu etkilerle başa çıkmayı öğreniyor. Yazılımlar ve uzun
zamandır beklenen uzay uçuşları için hazırlanmış en gelişmiş bilimsel aygıt olan 1.5
milyar dolarlık HST içinde bu az bilinen gizeme karşı sabit özellikler bulunduruyor. Hal
böyle iken bile SAA önümüzdeki yıllarda uzay görevleri planlayanlar için bir baş ağrısı
olmaya devam edecektir.
27
10. TYCHO YILDIZ HARİTALAMA ARKA FON ANALİZİ
Hipparcos Yıldız Haritalama dedektörünün arka fon sinyali, yaygın galaktik
ışık yardımıyla Tycho indirgemelerinde analiz
edilmiştir. Teleskobun iki görüş
alanından alınan görüntüler, Van Allen Işınım Kuşakları nedeniyle oluşan arka fon
değişimleri elenerek oluşturulmuştur.
Hipparcos uydusu daha önce tanımlanmış bir tarama şekli (Perryman ve
Voghi,1989) ile göğü yakından taramıştır. Bu tarama yöntemi teleskobun iki görüş
alanını Güneş doğrultusundan en az 47 uzakta tutarak her 6 ayda bir, tam kapsamlı
gökyüzü taraması sağlar. Bu, uydunun z ekseni etrafında her 2sa 8da‟da bir dönmesi,
uydunun z ekseninin Güneş doğrultusu etrafında 43‟ lik sabit bir açı yaparak, Güneş‟in
ekliptik boyunca görünen hareketini izleyerek dönmesi ve yılda 6.4 dönüş yapmasıyla
elde edilmiştir.
Teleskobun odak düzlemindeki dedektörler her bir an gökyüzüne temelaçı
denen (58) aralıklı iki doğrultuda bakmaktadır. Böylece; arka fonun ölçümleri
yapıldığında bu ölçümler doğrudan (bir ayrım olmadan) gökyüzünün iki farklı görüş
alanından ileri gelen verileri içermektedir. Yörüngeden ve ışınım kuşaklarındaki aktivite
düzeyi değişiminden dolayı, uydunun ışınım (radyasyon) ortamı sürekli değişmektedir.
Bu özellikle Güneş aktiviteleri ve patlamalarından hemen sonra görülen durumdur.
Yapılan çalışmada temel olarak ışınım kuşağı etkilerinin ve yaygın galaktik
arka fonun etkilerinin elimine edilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Daha sonra galaktik
fondan Zodyaksal ışığı ayırmak üzerine bir çalışma sürdürülmüştür.
10.1. Verilere Genel Bir Bakış
Hipparcos uydusundaki yıldız haritalama dedektörleri üzerinde ışığı görünen
(VT) kanal ve mavi (BT) kanal olarak ikiye bölen bir prizma bulunmaktadır. Tycho
deneyinde yıldız haritalama verileri, gökyüzünün limit büyüklüğüne kadar giden tam
bir astrometrik ve fotometrik araştırma yapmak için kullanılan ana veri kaynağıdır(Hg
vd.,1989).
28
Çizelge.1. Yıldız haritalama arka fonuna ek katkılar.
Faktörler
Dönme dönemi
Maksimu
m
2sa08da
3
2sa08da
2.4
10sa40da
15.
10sa40da
.doyma
Galaktik
Zodyaksal
Parazit
ışık
Işınım
Uydunun Van Allen kuşaklarından dönemli olarak geçmesi arka fonun dönemli
olarak yükselmesine sebep olmaktadır ve yörünge döneminin bilinmesini sağlamaktadır.
10. 2. Yörüngeye Bağlı Bileşenler
Yörüngeye bağlı bileşenlerin ayrılmasında ardışık dönüşler için arka fonun
dönemliliği bilgisinden yararlanılmıştır. Yaklaşık bir günlük ham arka fon verisi
toplayarak bir referans çemberi (RC) oluşturulmuştur.
RC, uydunun seçilen gün içindeki tüm dönüşlerinde ölçülen en düşük arka fon
değerlerini toplamalı ve göreceli olarak tüm ışınımlı ortam etkilerinden arınmış
olmalıdır. Şekil14 herhangi bir keyfi noktadan başlamak üzere bir günden biraz fazla bir
sürekli arka fon verisinin uydunun dönüş çemberlerine bölünmüş halini gösterir. Şekil
15 ise Şekil 14‟de kullanılan veriler için olan RC (tam çizgi) yi göstermektedir.
10. 3. Zodyaksal Işık Bileşeni
Zodyaksal ışık (ZL) bileşeni, yörüngesel bileşenin yanında arka fonun en
yüksek artışına sebep olur. Bu, gerçek gökyüzü arka fonu özelliği olmasına rağmen
araştırmalar, gök arka fonun diğer daha uzak kaynaklarından daha az etkilenir. ZL‟nin
uydunun Güneş etrafındaki hareketiyle birlikte bariz bir şekilde değişmesi nedeniyle
haritalamadaki yapı düzensiz görünür.(bkz. Şekil-16). ZL bileşeninin ayrılıştırılması bu
değişim bilgisiyle ve bir takım kalibrasyonlarla mümkündür. Yine de bu işlem verinin
ekliptik koordinat sistemine dönüştürülmesini ve tekrar indirgenmesini gerektirir.
ZL‟nin değişimi ve gökyüzünü taramanın süperpozisyonundan dolayı meydana gelen
yapı şekil 16‟da açıkça görülebilmektedir.
29
10.4. Genel Bakış
Farklı bilşenlerdeki ham veriler ayrıştırıldığından (düzeltilmeden), bu
bileşenler için ham verilere ayrıca ulşılabilmektedir. Bu demektir ki zodyaksal ışık (ZL)
gibi parçacık bileşenine de ulaşılabilmektedir. Böylece, Güneş‟in aktivitelerinin, uydu
ortamına doğrudan etkisi, dış manyetosferdeki parçacıkların sürüklenme hızı veya dış
manyetosferin şekli bu verilerden yararlanarak araştırılabilmektedir.
Zodyaksal ışık (ZL) Güneş ve gezegen doğrultusu etrafındaki ik koni dışında
tüm küre üzerinde taranmıştır. Zodyaksal ışık (ZL) bileşeni, uydu hareketlerinden
kaynaklanan değişimler bilgisi ve bir zodyaksal ışık modeli kullanılarak ayrıştırılmaktır.
Zodyaksal ışık bileşenini eledikten sonra; entegre yıldız ışığı (gökteki
yıldızların ışığının bileşimi), dağılmış galaktik ışık ve ekstra galaktik ışık geri kalan
arka fon ışığının kaynaklarıdır. Bu bileşenlerin her biri ayrıdır ama yine de bunları
ayırdetmek(çözmek) zordur veya sadece çok kısıtlayıcı varsayımlar yaparak mümkün
olmaktadır.
30
Şekil 14: Bu şekil veri indirgemesindeki ilk adımlardan bazıları göstermektedir.Küçük çarpılar 8783
telemetri formatı boyunca x ekseninin altında elde edilen orijinal B-kanalı arka fon verilerini işaret
eder. Noktalı eğri Van Allen Kuşağı etkilerini düzeltmek için orijinal değerlere eklenen tekil düzeltme
değerlerinin tümünü göstermektedir. “1sayım/örnek” lik noktalı yatay çizgiler veride kalite
azalmasından dolayı, arka fonun ileri(sonraki) indirgenmeler için kullanılmadığı bölgeleri işaret eder.
Bu şekilde, düzeltilmiş fon verilerinin rastgele uydu dönüşlerine bölünmesi dik çizgilerle
gösterilmiştir.
31
Şekil 15: Uydunun bir dönüşü içerisinde yörüngesel bileşenin düzeltmeleri (ilk dönüş Şekil 14‟dedir)üstteki
eğri (küçük karelerle belirtilen) orijinal verilerdir, küçük çarpılar düzeltilmiş dönüş çemberini kesiksiz çizgi de
RC‟yi göstermektedir. Detaylar metinde anlatılmıştır.
32
Şekil 16: Hipparcos uydusunun güvertesinde yapılan Tycho deneyinden gökyüzünün B-Arka fonunun
görünüşü. Renk kodlaması S10(B)AOV birimleriyle 25‟ten 350 ‟ye kadar bir aralık içindedir. Zodyaksal ışık
çıkarılmadığından, ortaya ekliptiği takiban düzgün olmayan bir yapı çıkar. Bu harita, boylamın merkezden
sola doğru arttığı galaktik koordinatlar izdüşümlenmiş bir Aitoff‟dur. Renk skalası en düşük seviye için
maviden başlayarak, daha sonra yeşil, sarı ve kırmızı takip ederek en yüksek seviye için siyahta biter.
33
11. SONUÇ
Güneş‟in yıkıcı enerjisinden bizi, Yer‟in manyetik kuşakları korumaktadır.
Yüksek enerjili tanecikli ışınlar, bu kuşaklarda bir çeşit tutuklanmaktadır. Zaman
zaman, gerek Güneş‟te oluşan şiddetli patlamalar, gerekse manyetik alanda meydana
gelen zayıflamalar sonucunda, bu ışınların pek az bir kısmının Yer‟e ulaşarak kalıtsal
yapılarda mutasyonlara neden olabiliyor. Van Allen Kuşakları, bizim gelişmiş canlılar
olarak ortaya çıkmamızdaki en etkili yapılardan biridir.
Yüksek enerjili parçacıklar uzay araçlarını da etkilemekte, onların elektronik
yapılarını bozmaktadırlar. Uzay araçları bu yüksek enerjili parçacıklara karşı
korunmalıdır. Uzay araçlarıyla elde edilebilecek yıldız haritalamalarında, Van Allen
Kuşakları dolayısıyla oluşan arka fon değişimleri elenmelidir.
34
KAYNAKLAR
1. Demisoy, A. 1998. “Evrenin Çocukları”. Meteksan yayınları, 5. Baskı,
Ankara.
2. Hg E., Bastian U., Egret D., Grewing M., Halhwachs J.L., Wicenec A.,
Bässegen U., Bernacca P.L., Danati P., Kovaleysky J., Van Leeuwen F.,
Lindegren I., Pedersen H.,Perryman M.A.C., Petersen C., Scales D., 1992,
Astronomy and Astrophysics v.258, s.117
3. Lanzerotti, Louis J. 1998. “Earth‟s Magnetic Environment”. Sky and
Telescope, vol. 76, s.360-362.
4. Perryman M.A.C., Vagni s., 1989. in ESA SP.IIII.I(II)
5. Sherrill, Thomas J. 1991. “Orbital Science‟s „Bermuda Triangle‟. Sky and
Telescope, vol.81, s.134-139.
6. Wcienec, A. ; Van Leeuuven, F. 1995. “The TYCHO Star Mapper
Background Anlaysis”. Astronomy and Astrophysics, v.304, s.160.
7. http://www.louisville.edu/~djmonr01/vanallen.html
35
Download