.. .. .. .. .. . OLUM . . . . OLUM OTESI PSiKOLOJiSi • ve DiN '-�em DEGERLER EGİTİMİ MERKEZİ YAYINLARI 51 © Eserin Her Türlü Basım Hakkı Anlaşmalı Olarak Değerler Eğitimi Merkezi Yayınlarına aittir. ISB N : 978-605-0077-04-9 Sertifika Na: 0107-34-007151 Kitabın Adı Ölüm, Ölüm Ötesi Psikolojisi ve Din Kitabın Yazarı Prof. Dr. Hayati Hökelekli Mizanpaj Ensar Kapak Düzeni Erhan AKÇAOGLU Baskı Step Ajans 1. Basım Mayıs2008 Dem Yayınları Ensar Neşriyat Tic. A. Ş. Organizasyonudur. İsteme Adresi Değerler Eğitimi Merkezi Yayınları Kıztaşı Cad. No: 10 Fatih/ İstanbul Tel: ( O 2 1 2 ) 491 19 03-04 Faks: ( O 2 1 2 ) 491 19 30 www .degerleremtimi.org e-mail:[email protected] • • .. .. .. • • OLUM . . . . OLUM OTESI PSiKOLOJiSi • ve DiN Prof. Dr. Hayati HÖKELEKLİ İstanbul 2008 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ G İ RİŞ ................................... ..... ....... ................................... ............... ........ .................................................... . ........ . ........ .. . . . . . 7 -.................................................................................................................................................. 9 Birinci Bölüm ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSiKOLOJiSi Gİ RIŞ ..................................................................................................................................................................... . 21 .................................................................................. .................................. ........ ......... .. Ö LÜ M Ü N A N LAMI HAYAT DEVRELERİ N E GÖRE ÖLÜ M Ü N AN LAMl 1 . Çocuk ve Olüm 2. Genç ve Ölüm . 3. Yetişkin ve Ö l ü m . . . . . . 22 .. . 26 26 . . 28 . 30 .............................. .............. .... ...... ....... . ........... ..... . . . . .................................................................................................................................... .... ............................................................................... ................................ ...... ......... . . ....................... ....................................... ................................................... ........... . ......................................................................................................................................... 4. Yaşlı ve ölüm ÖLÜM KORKUSU ÖLÜM KARŞISIN DAKI TUTUMLAR 1 . Ö l ü m ü i n kar Etme 2 . Ölüme Meydan Okuma 3. ölümü isteme ...............................................................................................•.............................................. ............................................................................ ........... ..................... . . ........................................•............................................................................•........ ............................................................................. .......... .......................... . . ...................................................... .............................................................................. . 31 34 42 42 44 46 4. "öl ü m ü Kabu llenme ........................................................................................................................... 48 ........................................................................................ .............................. ....................... 5. Yas Tutma Ö LÜ MSÜZLÜ K ARZUSU . . ........................................................ .................................... ............. ..................... . . . 51 53 ikinci Bölüm ÖLÜME YÖNELİK İLGİLER VE DINDARLIK Giri ş ............ ... ........................... ..... ........ ........................... .. ...... .................. .......... ......... .................. .... .. . . . . . . . . . . . . . . . 59 1 . D i n i i nanç Kaynağı Olarak Ö l ü m ............................................................................................................ 60 2. Tecrübi Araştırmalar ............. ................................ .................................................... ........... .............. ......... 63 3. Ölümsüzlü k Arzusu ve Ölüm ötesine İnanç Sonuç .... ............ .. ....................................... .. ...... ............... . . . ......................... .... .......................................... .. ..... .. . . . . . .. . .... .. .. . . ........ ..... ...... . . .. .... .. . .. . ..... .... ............. .......... . . . 74 77 Üçüncü Bölüm ÖLÜMLE iLGiLi TUTUMLAR VE DINDARLIKLA iLiŞKiSi ÜZERiNE BiR ARAŞTIRMA .. GIRIŞ .. ....... .. .. .. . .. ......... .. ...... ........ .............. .. ..... ..... ...... . . . . . . . . . . ... . . ... ... .... . ....... ............ . . . ... .. .. . . . . . . ........ .............. .. .. 79 . ARAŞTIRMAN iN AMACI VE METODU ....................... .............. ... ................................ ........ ....... ........ ......... 80 .. .. .. 1 . Yöntem ve materyal . .. . . .. 2. örneklem . . ..... .. .. . ...... ......... . . .. . ....... . . . ........... ........... ......... .... ... ...... . .. ... .... . . .. . . . . ... ................ .... ..................... .... ....... .. . .... ... ............ .. ... . . . . . . . .. ... . . .. .. 8 1 . . 81 ...... ........ ............ ........... .. ...... . . ARAŞTI RMA B U LG ULARl .. .. ........ . ........ . ........ ....... .......... ........... . . . . . . . . .. .. ......... ...... ....... .......... .... .... .... . .. 1 . Dini i nançlar . 2. Dindarl ık Seviyesi . . . . . ... .. . . ..... ...................................... ............ .. . . .. ... .... ................. ............... . . 3. Ölüm Düşü ncesi . . 4. Ö l ü m ü n Anlamı: . . ... . ... ... . .. . . . . .. . . .. . . . .... . . .. ... . . .... . . .. . . . . .. . . ....... .. ... . . .. .. . .... ...... . . . . . . . . .. .. . . .. . . b- Ö l ü m karşısındaki çaresizl ik ve d i n i g üven . . ... .. . .. . . . . . ..... ........... .... .... ................ . . ......... . ......... .. .. . 2. Dindarl ık Seviyesi ... .......... ................. . . . . . ... . . . .......... ... .. ....... .. . .. 111 ... 1 1 3 .. . . . . . .. 1 1 5 . . 1 17 . . . .. . . . 1 20 . . ... .. . . ... ........ ... ...... .. . . . . .. . 1 22 . . .... . .. . 1 24 .. . . 1 25 ... ................ ............. .. ......... ... . .. .. ........ . ..... . . ...................... . .. ...... .......... ..... . . . . . . .. . ... .. .. . .. ...... .. . ... .... . . .... ........ ............ .. ... ........... .. ... ... . ... .... . ................ ... . .... .. . .... .. ... . ..... .. ............ ....... ....... f- Sosyal mahrumiyet ve a h i ret tesellisi... .... . . YORUM VE DEGERLEN DIRME . . . . . .. .. . .. . . .. ... 1 . Dini i nançlar .... . . .. . . . ... . . .. . . . ... . . 1 1 O . . .. ... ........... ... . ..... c-Ö l ü m karşısındaki çaresizli k, korku ve dine yöneliş ... . . . d-Öl ümle ilgili inançlar ve hayat tarzı . . .. . .. . . . . . . . . e- Ölüm üzerine d ü ş ü n me ve dünyevi mutl u l u k .. . .. . . . .. .. .. . .. ... .. ...................... . . . . .... ... . . .. .. ... ........ ......... ...... ...... ....... . ................. .. . . . .... ..... ... ... ... . ...... . . 1 04 . . . . . . . 1 07 ......... . ....... .......... ..... . . ........... . ... 1 1 . Ö l ü m le İ l g i l i Tutum ların Dini Davran ışa Etkisi.. . .. . . . . . . . .. ... . .. . . .... . . 1 01 . .... 90 . . .. . . .... . 98 . .................... . .. . .... ................ ................ .... ... ... 87 . . .. .... 94 . . . .. . .. . ... . .. ....... .... ............. .... ... . ..... .. . ...... ........ . ......... ........................... .. ... . 84 .. .. 84 .. . . ....... .... .... . .... ...... . a- Ölümle ilgili kayg ılar ve d i n i yöneliş ...... ....... .. ................................. 9. Ölmüş Bir Yakı n ı n Uyand ırdığı Tepkiler . . . . . . .. .. 1 O. Ölü msüzlüğün Anlamı: .. .. .. . . . . .. . ... .. .. ............ . . .. . . . .......... ...... ........... . .. ... ........... .. . ....... 8. Ölmüş Birinin ya da Meza rlığın Uyandırdığı Tepkiler ........... . .. . ....... . .. . . . .. . ..... . . 82 . . 82 ........ .. ......................................... . .. .. .. .. . . . ........ ....... .... ........ . . ........ .................................... ....... ... .. ..... ...... ......... . . . ... ... ............ . . . . . .. . .. . . . . . . . ..... ... ... .. ...... ....... ......... .. . . .. ...... . .. ........... ... . ........... ... . .... ... 7. Ö l ü m Arzusu . .. . .. .. .................................... ...... . . ... 5. Ö l ü m ü n Uya ndırdığı Tepkiler: 6. Ölüm Korkusu: . . ..... .. .. ...................... ................................ . ..... ........ ..... . . ... . ................. .......... ... ... . .. . . .... ........ ............ . . . .. .. 1 28 ................ ... .... .. . . 3. Ölüm Düşüncesi . .. . . . ..... . .... . . ... .. ... . . . .. .. .. ... . . . . .. . 1 29 4. Ö l ü m ü n Anlamı .. .. . . .. .. . . . ..... .. . . . .. . . . . ... . . . . . . 1 30 5. Ö l ü m ü n Uyandırdığı Tepkiler . . . . ... . . . . .. . . ... . . ... 1 3 1 6 . Ölü m Korkusu . . . . . . .. . .... .. . . . .. . .. .... . . . . . . . . .. .. . ... .. 1 3 1 7 . Ölüm Arzusu . . . . . 133 ......... .. . ............ . . ....... . ......... .. .... . .. .. . . . . .... . ............ .... .. .. ... . ... ... . .. . .................. .... ....... .... ... ... ..... ....... .. ... . .. ....... . .. . ... .... ... . .. .. . .. .. .. . . . ..... . ... ......... . .... . ........ . .. .... ..... ..... ... . ........... ........ ....... ...... .... . .. . .. ... . ..... .. ........ ... .... ... .. ..... ... ..... .. .................................................... .......... .... ....................................... .............. ........ 9. Ölmüş Bir Yakının Uyandırdığı Tepkiler .. . .. . . .. . 1 O. Ölü msüzl üğün Anlamı . . .. . . . .. .. . . . . .......... . .. ... . ...... . ........ ...... . .. . .. ... . ... .. . . ...... ......... ... .. . . . . . ... .. .. . . .......... ..... .... .. .. . . .. . ... . .. .. ... .. .... . ...... . . . .. . .. . .. ..... . ... . .. .. 1 1 . Ö l ü m le İlgili Tut u mların Dini Davranışa Etkisi .. . . .. . .. . .. SON UÇ .. . . . .. . . . . .. . . . ... . . .. 1 35 . .. . .. . . . . . . . . . .. 1 35 .. ... .. .. . .. .. . . . . ... . . 1 34 ... . .... ........ . ............ ...... ... .. . 8. Ölmüş Birin i n Ya da Mezarlığın Uyandırdığı Tepkiler . . . . . .. ........ .. ........ .. . .. .... .. . . ..... . . ... .. ...... ..... ... . . . .. . ........... ... .......... ..... . .. . .... ..... . . ... ...... .. . . . ... .. ...... .. . 1 37 . . . . . .. . 1 39 ... ..... . .. . .. .. ... Dördüncü Bölüm AHİRET İNANCININ PSIKOLOJİK TEMELLERİ 1 . Ahiret i nancı ve Ölümü Kabullenme ....... ... . .......... .. ... 2. Ö l ü msüzl ü k Arzusu ve Ahiret i nancı ......... ............ .............. .. . .. . . ... . 3. A h i ret i nancı ve Hayata Anlam Verme . .............. . .. .............. . ................. .... .. .. .... .............. .... .. . . . . . .. . .... .. ... .. ... . . . 1 50 .. .. . . .... ... . .... 1 53 .................. ... ._. . ..... ..... ..... 1 56 .. . .... . 4. Hayatın Acı ve Sıkıntıla rıyla Başa Çıkma ve Ahiret i nancı . .. . 1 47 . ... ............................ .......... . . .. . . . .. . .... . ...... .. . . ....... .. .. ............. . . . .. . . ... ................... ................ ............ . 5. Ahlakın Kurucu ve Koruyucu Ögesi Olarak Ahiret i nancı . . . . . 1 60 1 64 .............................................................. .............. 1 67 .............................................................................................................................................................. 1 69 7. i nsan i Arzu ların N i hai Tatm i n i ve Ahiret i nancı SON U Ç . ... ............................ ..................................... ..... 6. Mutlak Adalet, Hakikat Arayışı ve Ahiret i nancı . KAY NAKLAR . . . . . . . ............................ ..................... .. ... ...... ....................................................................... .... ... .. . . . 171 ÖNSÖZ Ölüm, bizler için güncelliğini hiç yitirmeyen ve yitirmeyecek olan bir konudur. Fels efenin ölüm s orusundan ortaya çıktığı söylenir. Varo­ luşçu çağdaş düşünce açısından "ölüm korkusu" ya da "ölüm kaygısı" ins anın en temel soruns alıdır. Bütün dinler bir bakıma insana kendi ölümlülüğünü hatırlatmaktan öte, onunla başa çıkmalarına yardımcı olan inanç ve öğretiler sunmaktadır. "Ölüm" konusuna yönelik akademik ilgim 90'lı yılların başında başladı. Batılı sosyal bilimciler ve din bilimcileri o yıllarda bu konu üzerinde önemli araştırmalar gerçekleştirmişlerdi. Fakat ülkemizde bu yıllarda ölüm konusu henüz keşfedilmiş gözükmüyordu. Uzmanlık alanım olan din psikolojisi bakış açısıyla önce konuya teorik yaklaşan bir-iki makale yazdım, Batı' da yapılan araştırma s onuçlarını ve üzerin­ de çalışılan teorileri özetlemeye çalıştım. Sonra bu çalışmaların verdiği ilhamla ve yine daha çok bu çalışmalarda kullanılan kavramsal çerçe­ veyi dikkate alarak bir anket hazırlayıp ülkemizde bu alanda ilk alan araştırmasını gerçekleştirdim ve bunun s onuçlarını da yayınladım. Benden sonra iki genç meslektaşım aynı konuda araştırmayı sürdürdü ve bunlar da art arda yayınlandı. Bu arada, konuyu s osyolojik, psiko­ lojik, felsefi ve psikiyatrik açılardan ele alan Batı'lı yazarlarca kaleme alınmış az da olsa bazı çalışmalar dilimize çevrildi. Y akın zamanlarda da iki d ergi ölüm konusunu özel s ayı yaparak bu alandaki çalışmalara katkı s ağladı. 8 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ ve D İ N Geçtiğimiz yaz yapılan Kelam anabilim dalı toplantısında " Ahi­ ret İnancının Psikolojik Temelleri" konulu bir bildiri sunmam istendi. Bu talep, ölüm konusunu yeniden gündemime almama vesile oldu ve bana yeni bazı yayınları gözden geçirme fırsatı verdi. Ayrıc a, geçtiği­ miz günlerde bir televizyon kanalında ölüm konusunda bir söyleşiye katıldım. Böylece bu konuyu yeniden düşünme ve inceleme imkanı buldum. Elinizdeki bu kitapta, daha önc e yayınlamış bulunduğum üç ma­ kalenin yeniden gözden geçirilmiş ve güncelleştirilmiş yeni metinleriy­ le, ilk defa bu kitapla birlikte yayınlanan ve ahiret inancının psikolojik temellerini konu alan son bir makale yer almaktadır. İlk tasarlandığı zamandan itibaren makaleler birbirini tamamlayıcı bir bütün olarak düşünülmüştü . Fakat onların bir bütün olarak yayınlanması elinizdeki bu kitapla mümkün oldu. Makalelerin yeniden düzenlenmesinde emeği geçen Arş.Gör. Ce­ lal Çayır ' a ve bu alandaki yeni yayınlardan beni haberdar eden Öğrt. Grv.Akif Hayta'ya teşekkür borçluyum. Dileğim bu kitabın, her gün yaşadığımız şu dünyanın hengameleri içerisinde unutulan, gözden ka­ çırılan ölüm gerçeğini hatırlamamıza imkan veren bir ses, sonsuzluk yürüyüşümüzde önümüzü aydınlatan bir ışık olmasıdır. Prof Dr. Hayati HÖKELEKLİ Şubat, 2008 Bursa GİRİŞ İnsan v e ölüm. Doğum ve ölüm, yeryüzündeki her canlı için de­ ğişmez, evrensel bir gerçek, varoluşun temel şarhdır. İns anların başı­ na gelen en belirleyici, en eşitlikçi, en kaçınılmaz ve en nihai gerçektir ölüm. Ölüm tüm ins anlar için gerçekleşmesi en muhtemel olan şeydir. Var olmak sürekli ölümlü olmakhr, ölüme aday olmaktır, ölümle iç içe olmakhr, ölüme mahkum olmakhr ve hatta ölümde olmakhr. Doğum ve ölümün dışında her şey ins an için bir s eçim konusudur, en azından ins ana bir direnme, davranma hakkı verir. Ölüm ise seçilen bir şey de­ ğil katlanılan bir şeydir, olums al değil zorunludur. Yaşamak biraz da kendini ölüme göre kurmak ya da ölümün içinde oluşturmakhr. Ölüm her zaman bizim içimizdedir, biz onu unuts ak ta dünya bize onu ikide bir hahrlatır. Zaman geçiciyi duyurur, geçici de ölümü hahrlahr. Ölü­ mü unutanlar şurada burada onu hahrlamak zorunda kalırlar: s ala ve­ rilir ya da çanlar çalar. Buna göre ölüm var olmanın zorunl u bir şarhdır. Her yerde doğal bir olgu olarak ya da en doğal olgu olarak karşımıza çıkar.1 Tarihin birçok döneminde ölüm en az hayat kadar aşina, tanıdık ve anlamlı olup, ölüme ve ölmeye karşı olumlu, dirençli ve gerçekçi bir tutum yaygındı. Dinler ölüm ve ölüm ötesine yönelik öğretiler dile ge­ tirmiş, Felsefe ilk döneminden beri ölümü sorgulama sınırlarına almış­ hr. Fakat çağdaş Bah toplumlarında genellikle ölüm yakın zamanlara kadar üzerinde konuşulması ve düşünülmes i yas ak bir "tabu" olarak 1 Tımuçin, Afşar "Bilinç ve Ölüm", Felsefelogos 2000/ 4, S. 12, s.27, 29,30, 32. 10 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİ KOLOJ İSİ v e D İ N görülmüştür. Aynı şekilde ülkemizde d e gerek felsefe gereks e sosyal bi­ lim çevreleri çok yakın zamanlara kadar ölüm konus unda suskun kal­ mışlardır. Son üç asra damgasını vuran sektiler dünya görüşü öl ümü inkar ve redde dayalı bir kültür üretmiştir. Bu çağdaş kültürün t elkin ettiği bakış açısı içerisinde dünya içi ve dünyaya yönelik ilgi ve amaçlar olabildiği kadar abartılmış, bireys el bilinçlerde nerdeys e ölüm için hiç yer bırakılmamıştır. Fakat son kırk yıl içerisinde bu tutumun zayıfladı­ ğım ve ölüm konusuna yönelik ilgilerin arttığım görüyoruz. Gelişmiş Batı toplumları ölümü yeniden keşfetti ve "Tanatoloji" adı verilen ölüm konusundaki inceleme ve araştırmalar nerdeyse bağımsız bi r uzman­ lık alam olarak gelişmeye başladı . Artık doğumdan ölüme kadar süren insanın gelişim süreci bir bütün olarak bilimsel olarak incelenmeye ve anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu gün geldiğimiz noktada araştırmacıların çoğunun ulaştığı ka­ naat, ölümün hayattan uzaklaştırılmasının yanlış olacağıdır. "Ölümü mit olmaktan çıkarmak ve onunla birlikte yaşamayı öğrenmek gere­ kir." Bu da çocukların küçük yaşlardan itibaren bu yönde eğitilmelerini gerektirir. Bu, bütün ins anların yalnızca doğru dürüst bir hayat sürme­ leri için değil, aynı zamanda huzur içinde ölmeleri için de mücadele etmelerinin gereğini ortaya koymaktadır. Ölümün, canlıları yenileyen büyüleyici bir gücü vardır. Ayrıca ölüm, düşüncelerimizin ve s anat es erlerimizin hemen hemen tamamına ilham kaynağı olur. Öte yandan ölümün incelenmesi, çağımızın zihniyetinin ve düş gücümüzün kuş­ ku götürmez kaynaklarım kavramak için temel bir yoldur. Eğer hayat seviliyor ve ölüm s evilmiyors a, bunun hayatı gerçekten sevmediğimiz anlaınına geldiğini söylemek kesinlikle doğrudur. 2 Gündelik ilgilenmeler içinde ölüm zamanının belirsizliği yüzün­ den gündelik yaşamdaki işler ve imkanlar ölümün önüne geçmekte­ dir. Her gün birçok ölüm olgusu ile karşılaşıyoruz; yakınımızda, yö­ remizde, basın yayın organlarında ölüm hep var olan, gündemden hiç düşmeyen bir konudur. Fakat "başkasının ölümü" bizi bir ölçü_ d e ilgi­ lendiriyor ya da düşündürüyor, kendi ölümlülüğümüzü çoğu zaman unutuyor ya da bilincimizden kaçırıyoruz. Gündelik hayat içinde ölüm 2 Thomas, Louis-Vincent, Ölüm {çev.lşın Gürbüz), İletişim Yayınlan, lstanbµl 1991,s. 124-125. GİRİŞ 11 "bilindik" bir şey ise de, aslında ondan tam da emin olunamamakta­ dır. "Ölüm kesindir ama bizim için henüz değil" diye düşünüyoruz. Böyle düşündüğümüzde de ölüm üzerine sahici düşünce daha ileri bir vadeye ertelenmekte, ölümün kendine özgü kesin oluşu herkes tara. fından perdelenmektedir. Böylece kendi ölümümüzden kaçınmayı sür­ dürüyoruz. Kendi varlığımızın geçiciliğini ve sınırlılığını inkar etmek­ ten daha büyük bir yanılgı olamaz . Oysa ölüm her an mümkündür; ölümün "daha s onra" sı ya da "şimdi değil"i yoktur. Bu yadsıma bir kez aşıldı mı günlük gerçekliğin korkunç bir dipsizliği bizden sakladığı yolundaki bazen ani ve gözü kapalı, bazen de yavaş ve sinsice gelen duygu ardındaki radikal çelişkiyi hissetmeye başlarız. Yaşanan, sıklıkla bu duyguya heyecan katan ölümle girilen küçük bir mukaveledir. Yine de ölüm daha s onra ortaya çıkacak bir şey değil her zaman var olan bir gölgedir.3 Gerçekte ölüm bize pek çok şey anlahyor fakat kendi ölümümüz gerçek dışı gibi geliyor bize ve onun s esini duymak istemiyoruz. Bir yazar bu algı körlüğünden kurtulmanın yolunu şöyle özetliyor: "Ö lüm daha çok ders veren bir öğretmen gib idir. Ön sıraya gelene dek neler söylen­ diğini gerçekten duyamazsınız" .4 O halde ön sıralara oturmak ve ölümün bize öğrettiklerini can kulağı ile dinlemek gerekiyor. Çünkü ins anın kendi kişisel ölümüyle yüzleşmes i, dünyada onun yaşama şeklinde büyük bir değişim yapma gücüne s ahiptir. Anlamlı yaşam, kendini öl­ meye hazırlamış ve ölümle yeni doğuşun varlığına hazırlanan bir ya­ şamdır. Öleceğimizi bilmek bize hayahmızı anlamlı ve dolgun bir şekil­ de yaşamamız gerektiğini kabul ettirecektir. Ölümün mevcudiyetinin bilincinde olmak, onun gölgesini görmek, yaşamın kendisini doğru bir bakış açısına yerleştirir. Ölümün fizikselliği bireyi yok ets e de, ölüm fikri onu koruyabilir. Ölüm, ins anı bir varoluş durumundan daha yük­ seğine çıkarabilen bir katalizör olarak hareket eder: yani her şeyin oluş şekline değil, oluşuna hayran olma duygusuna geçiş. Ölümün farkın­ da oluş ins anı önemsiz meşguliyetlerden uzaklaştırıp hayata derinlik, 3 4 Kovel, Joel, Tarih ve Tın, (çev. Hakan Pekine!), Ayrıntı Yayınlan, İ stanbul 1994, s.127. Bkz. Yalom, lrvın, Varoluşçu Psikoterapi, (çev. Z. İ yidoğan Babayiğit) Kabalcı Yayı­ nevi, İ stanbul 1999, s.290. 12 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTE S İ P S İ K O L OJ İ S İ v e D İ N lezzet v e tamamen farklı bi r bakış açısı kazandırır.5 Ölümün. gerçekliği ile yüzleşmek günlük yaşantının getirdiği yanılsamaları paramparça eder. Ölüm bize varoluşun ertelenemeyeceğini hatırlatır. Ve yaşamak için hala zamanımız var. Normalde s ahip olduklarımız ve yapabildik­ lerimiz farkında lığımızdan kayıp gider, sahip olmadıklarımız ve ya­ pamadıklarımızın düşüncesine çekilir, ilgimiz ya da önems iz kaygılar ve s aygınlığımız veya gurur sis temimize yönelik tehditlerle küçültülür. İns an ölümü aklında tutarak varoluşun s ayısız getirilerine karşı takdir etme ve minnettarlık durumuna geçer. "Nasıl yaşanacağını öğrenmek istiyors an ölümü düşün" derken Stoa ekolü düşünürlerinin kastettiği budur. Burada söylenen şey sürekli olarak hastalıklı bir ölüm meşgu­ liyeti değil, varlığın bilinçli ve hayatın daha zengin hale gelmesi için . zemin ve figürün odakta tutulmas ı ısrarıdır.6 Sağ duyu s ahibi bir insan için gerekli olan, Fromm'cu anlamda bir "ölüms everlik" ya da dünya yaşamını değers izleştiren bir ölüm s ap­ lantısı değil, ders ve ibret konusu olarak gerçekçi, canlı bir ölüm dü­ şünces idir. Var oluşçu düşüncede dile getirildiği gibi, ölümün imkanını sürekli akılda tutma herkesin içindeki kaybolmuşluğunu açığa çıkarır ve gündelik ilgilenmelerle biraradalıkların desteği ve y ardımı olmaksı­ zın onu kendi olma imkanıyla karşı karşıya getirir. Kendi ölümlülüğü­ nü düşünmek, kişiyi gerçek anlamda ölüme doğru var olmaya özgür bırakmaktadır. Bu özgür bırakılış, rastlantısal imkanlar içinde kay­ bolmaktan kurtuluş anlamına gelmektedir. Bu şekilde bütün olgus al imkanlar s ahici olarak idrak edilip tercih edilebilir hale gelmektedir. Sahici bir ölüm düşüncesi, varoluşa en uç imkan olarak kendini feda etme imkanını açımlayarak her türlü varoluşsal kazanımlara s aplanıp kalmayı ortadan kaldırır.7 İnsan, "ölümü kendi içinde taşıyan bir varlık" olduğuna göre, ölüm insanın kendilik bilincini tamamlayan bir olgudur. H ayatın sonu olarak görülen ölüm bir bitiş olmaktan öte bir tamamlanma ya da bü­ tünlenmedir. Bir kimsenin kendi varlığının yapıcı bir elemanı olan 5 6 7 Yalom, a.e., s.260-261. A.e., s.264-266. Ökten, Kaan H .. Heidegger'in Varlık ve Zaman' daki Ölüm Çözümlemesi, Cogito, Yaz 2004, S. 40, s.152-154. GİRİŞ 13 ölümden kaçması, kendi bütünlüğünü parçalaması ve kendini kan­ dırması demektir. Bir kimsenin ölümle yüz yüze gelmesi, onu hayat bütünlüğünün bir parçası olarak algılaması anlamlı bir hayat yaşamak için kaçınılmazdır. Denebilir ki, ölüme hazır olmayan bir kimse hayatın değerini ve anlamını kavrayamaz. Ö lüm insanın kendini tam ve doğru olarak tanımada en önemli araç ve en güçlü yardımcıdır; ölümü göz ardı ederek insanın kendini tam olarak tanıyabilmesi mümkün değil­ dir. Ö lüm düşüncesini, yapbğımız iyilik ve kötülükler için bir "bekçi" ya da "gözcü" yaptığımızda, bütün davranışlarımızı anlamlandıran ve yönlendiren bir etkl:fi lik kaynağına dönüşür. Kendisinin ölmek zorunda olduğunu düşünen insan için zaman önem ve değer kazanır. Mademki ölümlüyüz o halde zamanı iyi değerlendirmemiz, hayat tasarımımızı yoğunlaşhrmamız gerekir. Öleceğimizi bilmek bize, yaşayışımızın zen­ ginliğini ve zengin olması gerektiğini telkin eder. Ö lüm düşüncesi ha­ yata daha gerçekçi bir bakış açısının gelişmesine katkıda bulunur. Ölü­ mü gerçekçi bir şekilde kabul etmek kişinin duygusal olgunlaşmasının belirtisidir. O halde özellikle kişide "ölüm farkındalığını arhrmak" ve "kişiyi ölüm gerçeği ile yüzleştirmek" yönündeki çabalara her zaman­ kinden daha çok ihtiyacımız bulunmaktadır. Ancak insanların ölüm karşısındaki bilinç düzeylerinin bireyden bireye farklılık göstereceği de bir gerçektir. Çağdaş toplumlar bürokratik düzenlemelerle ölüm olayını dene­ tim albna almaya çalışmaktadırlar. Eski dönemlerde insanlar normal şartlarda kendi evlerinde, akraba ve tanı dıkları arasında ölümü kar­ şılıyorlardı. Günümüzde ise huzur evi, yaşlılar yurdu ve hastaneler ileri derecede hasta olanlarla ilgilenmekte ve ölüm bunalımlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yaşayan birçok ins an için ölüm daha yabancı bir yaşanb haline gelmiş olup, onunla nasıl başa çıkılacağı da gitgide daha az bilinir hale gelmiştir. Ne ölmek­ te olan kişi ne de ailesi ve yakınları ölüm yaşantisıyla uğraşmayı s ağ­ layacak anlayış ve bilgiye sahiptirler. Hasta ve yaşlı insanlarla kişisel ilişkilerin zayıflaması ve esasen iyileşmeleri mümkün olan hastaların toplums al, duygus al ve teknik bakımdan terk edilmesi böylece onlar açısından s evgi objelerinin yitirilmesi sonu cu ortaya çıkan bir tür sos­ yal ölüm, fiziksel ölümü hızlandıran bir faktör olmaktadır. Artık ölmek 14 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ PS İ K O LOJ İ S İ ve D İ N üzere olan kişinin ve ces edin çevresinde uzun geceler beklenmiyor. Ce­ naze törenleri ünlüler haricinde çok az kişinin katılımına konu oluyor. Ünlülerin cenazeleri ise alkışlar ve sloganlar eşliğinde bir şov, gösteri ve gösteriş yarışına s ahne oluyor. Cenaze törenleri eski anlam ve öne­ mini yitirmiş durumda; cenaze yemekleri masraflı, yersiz ve gereksiz olarak kabul edilmeye başlandı. Es kiden törenin merkezinde yer alan ölü, bugün duyguların toplums al hareketine bir düzen getirme yoluyla acıya ve üzüntüye karşı mutlak korunması gereken hayatta kalanla­ rın lehine olarak önemini yitirdi. Kucaklaşmalar ve hıçkırıklarla yapı­ lan baş s ağlığı dilekleri zayıfl adı ya da biçim değiştirdi, bunun yerine gazetelere ilan vermekle yetiniliyor. Böylece yas tutan kişiyi belirten toplumsal işaretlerin yok olmasının yanı sıra, yas tutan kişi acısını di­ ğerlerine bulaştırmaktan kaçınmak ve tek başına s essizlik içinde acısını çekmek zorundadır. G eçmişte yası reddetmek s izi toplumun gözünden düşürürdü; bu gün is e yası göstermek, sizi düşkünler, bulaşıcı hastalık taşıyan kişiler, asosyaller içine s okar.8 Onun için bireysel olduğu kadar toplumsal kavrayış ve yaklaşımlarımızda da ölüm hakkında yeni bir bilinç geliştirme ve ins an onuruna yaraşır daha sahici bir ölüm algısı oluşturma önemli bir ihtiyaç olarak kendisini ortaya koymaktadır. Din ve Ölüm. Ölüm ve ölüm sonrası hayat dinlerin en önemli inanç ve öğretileri arasında yer alır. İlahi dinler ölümü bir son değil, sons uz hayatın başlangıcı için bir geçiş, yeni bir doğuş ve başlangıç olarak gör­ müşlerdir. Dini bakış açısıyla hayatın kendi içinde, yalnız başına bir anlamı yoktur; onu asıl anlamlandıran ölüm ve onunla başlayacak olan ölüm ötesi bir hayattır. Dolayısıyla din dışı düşünce tarzları genelde ölümü bir son, ötesi olmayan bir yok oluş ve hiçlik olarak görürken din açısından ölüm s ons uzluğun kapısı ve insan da sonsuzluğa aday bir varlıktır. "Süreklilik" duygusu kolay kolay ins an bilincinin dışına atılamaz ve insan ondan yakasını kurtaramaz. Ölümü bilinçten kov­ mak bir ölçüde mümkündür ama onu hiçe indirgemek katlanılabilir bir şey değildir. Bu yüzden din dışı ve karşıtı düşünce tarzının bazı örnekleri bakımından ancak "zaman", "bilinçler arası etkileşim" ya da "maddenin sonsuzluğuna" duyulan inançla, ölümün getirdiği yokluk tehdidinin uyandırdığı korku ve sıkıntının altından kalkılabilir. En çok 8 Thomas, Ölüm, s. 104. 15 GİRİŞ ta, giderken iz bırakmak y a da b i r şeyler bırakmak, insanlığın ortak tarihine katılıyor olmak, en c. zından başkalarında yaşıyor olmak ölüm karşısında en büyük avuntudur.9 Ahiret inancı, İslam'ın temel es as larının başında gelir. Bu inanç ve öğretinin esası, dünya hayatının bütünüyle sona ereceği ve Kıyamet adı verilen ins anlığın yeniden dirilişinin gerçekleşeceği ve daha sonra bu dünyada yapılan işlerin eksiksiz s orgulanıp, herkesin yaptıklarının karşılığını eksiks iz alacağı sonsuza kadar devam edecek olan bir başka hayat tarzını içermektedir. Çağdaş din karşıtı düşüncede is e, "ölüm, benim dünyamın sonu ve kıyamet, yani dünyanın sonu iç içe geçmiş durumdadır. Her şey bu dünyadır, bu dünyadadır ve bu dünyadan ibarettir. Böylece, çağdaş düşüncenin ölümle ilgili tüm çözümlemeleri "dünyevi" sınırlar içerisinde k alır; ölümden sonra bir şey olup olmadığı vb, varlıks al ihtimaller açık bırakılmıştır. "Ontik olarak ne < öte dünya> ve onun imkanı ile ilgili bir şeye karar verilmiştir ne de bu dünya ile ilgili ." 10 Eğer varlığın bir s onu olacaks a o da bu dünyada gerçekleşecek ve sonrası da bir hiçliktir. Bu yüzd endir ki, atom bombasının keşfi ile birlikte, kıyamet mitolojik bir beklenti olmanın ötesine geçerek gerçek bir olasılık haline gelmiştir. Artık kıyamet Tanrı'nın irades i s ebebiyle, ins anın s uçu yüzünden ya da doğa yas alarının bir koşulu olarak ger­ çekleşecek bir olay değildir. İns anın doğrudan doğruya kendi irades iy­ le vereceği kararın sonucudur. 11 İslami öğretiye göre ölüm bu dünyada bütün canlı varlıkları ku­ şatan evrens el, kaçınılmaz, mutlak zorunlu bir kanundur. (A l-i İmran 3 / 1 85; Enbiya 21 / 359 "Her nefis ölümü ta dacak tır Sonunda bize döndürü leceksiniz" (Ankebut 29 / 57) Ö lüm herkes için kaçınılmaz s ondur ama . bitiş değildir. İns an " Allah' tan gelmiştir ve yine O'na dönücüdür" (Ba­ kara 2 / 156; Hud 11 / 4; Fecr 89 / 27-28) . Ayrıca bu içinde yaşadığımız dünyanın da bir sonu vardır fakat bu yok oluş yepyeni bir var olmayı beraberinde getirecektir. Dünyanın ölümü yeni bir dirilişle( kıyamet) varlığın sonsuza kadar sürüp gitmesinin başlangıcı olacaktır. Bireysel 9 10 11 Tımuçin, Afşar "Bilinç ve Ölüm",.a.g.d., s.34. Bemasconi, Robert, "Felsefe ve Ölüm Kültürleri", (çev.E.E.Ç.), Cogito, Yaz 2004, S.40, s.179. Illich,Ivan, "Ölüme Karşı Ölüm" (Çev.E.E.Ç), Cogito, Yaz 2004, S.40,s.107, 118. 16 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ v e D İ N anlamda da ölüm, v arlığın ya da ruhun geldiği kaynağa, asıl sahibi­ ne geri dönmesi ve yaşamın bir başka boyutta v arlığını sürdürmeye devam etmesidir. Ölüm mümin için ne kaçılacak bir " sonsuz bunalb kaynağı", ne de unutulup bir kenara. ahlacak fantazyadır. Ölüm sonrası hayat, bu dünyadaki hayat kadar somut ve aşikardır, ikisi arasında bir devamlılık v ardır ve ölüm ikisi arasında bir ge çittir. İslam inancına göre, ilahi bildiri ve öğretilere uygun şekl ide yaşa­ yıp iyi işler yaparak ömrünü tam amlayan inananlar için ölüm sonrasın­ da sonsuz bir mutluluk, ilahi buyrukları reddederek kendi dürtülerinin ve benmerkezci düşüncelerinin yönlendirdiği yaşam tarzına saplanıp kalan inkarcılar için ise şiddetli a cı ve azaplar v ardır. Ölüm sonrası bu iki farklı yaşam süre ci Cennet ve Cehennem kavramları çerçevesinde ifadele ndirilmiştir. Ölüm mümin için sadece zulüm ve yaradılışı boz­ maya yönelik günahlar işlemişse korkutu cudur. İnanmış, Allah rıza­ sına uygun iyi ve güzel iş ve davranışlar gerçekleştirmiş kimseler için ölüm dosta v arışhr (Fe cr 87 / 27-28) . Kuran-ı Kerim, 'hayat ve ölümün insanlardan hangisinin daha iyi ve güzel işler başaracağının denenip sınanması için yaratıldığını' haber vermektedir (Mülk 67 / 2) .Böyle ce hayat, değerlerin keşfe dilmesi, güncelleştirilmesi ve böyle ce iyilikle­ rin, güzelliklerin geliştirilip çoğalhlması için bireylere fırsatlar sunar. Ölümle başlayan süreç ise bütün bu yapılanların de ğerlendirildiği ve karşılıklarının verildiği sonsuz bir yaşamı barındırır. İslam kültüründe ölümün izi ve kabirler de korkutucu de ğildir. Mezarlar evlerin kıyısında, dirilerle yan yana ibret verici lev halar ha­ linde kendilerini gösterirler. Mezarlardan hortlak çıkmaz, dolayısıyla mümin için kuzey ülkelerinin o derin korku edebiyatının bir anlamı yoktur. İyi insanların kabrinin ne denli küçük ve mütev azı de olsa çev­ reye huzur ve ferahlık verdiğine, kötülerin kabrinin ise ne denli büyük ve muhteşem de olsa tiksinti, soğukluk ve kaçma hissi uyandırdığına inanılır. Kabrin küçük ve sevimli olanı makbuldür. Dev asa kabirler boş ve anlamsız bir gurur hissinin dışa yansımasından ibarettir. İbret al­ mak, ölümü ve ötesini hatırlamak için mezarlar ziyaret edilir. Ölüm çeşitli dini törenlerle anımsanan, içselleştirilen bir şeydir ama bu içsel­ leştirme günlük hayabn ana uğraşlarından ve zevklerinden vazgeçme anlamına gelmez. Ölünün arkasından aşırı tepkiler göstermek, bağırıp GİRİŞ 17 çağırarak ağlamak bilinçli bir mümine yakışmayan ve uzak durulması gereken bir davranışhr (Buharf, Cenfüz 36,38,39; Menakıb 8; Müslim, İman 1 65) . Mümin için yaşam ölümle iç içe dir ve doğaldır, ancak bu durum, ölümü iste me nin ya da ölüm peşinde koşmanın iyi bir tavır ol­ duğu anlamına gelmez. Hayat ciddi bir iştir ve ancak gerektiğinde ölü­ me gidilir. İnsan oğlu şu kısacık hayabnda en yakınlarını kaybetmekten sakat kalmaya, tecav üzden iftiraya kadar bedensel ve ruhsal pek çok acıyı tadabilir. Hz. Peygamber de oğlu İbrahim'i çok sevmiş ve yavru­ cak öldüğünde gözyaşı dökmüştür(Buharf, Cenfüz 43; Müslim, Fedail 62) . Acısı ne olursa olsun sıkıntılı bir hayat yaşayanlara tavsiyesi şu olmuştur: "Başa gelen bir sıkıntı sebebiyle h içbiriniz ölmeyi istemesin! Eğer ölümü arzulatacak kadar b üyük b ir acıyla kıvranıyorsa: 'Ey Rabbim! Yaşa mak benim için hayırlı oldukça yaşat beni! Ö lüm b enim için hayırlı olduğu zaman canımı al!' desin"( Buharf, Merda 1 9, Daav at 30; Müslim Zikir 10) Aynı şekilde, bir müminin ölümü istemesi, ölüm kendiliğinden gelme den önce de öleyim diye dua e tmesi, temennide bulunmasını doğru bir dav­ ranış olarak görmemiş ve yasaklamışhr.(Buharf, Temenni 6; Müslim Zi­ kir 1 0, 13) Kısacası, samimi bir mümin için ölüm, hayabn içinden çıkıp gelen, alabildiğine tanıdık bir gerçektir. Ona hazırlıklı olmak ve ondan ibret almak gerekir. Onu sakin bir ruh hali ve tevekkülle karşılamak en doğrusudur. Bu sakin ve mütevekkil tavır, yaş amı sevmemekte n değil, hayabn ölümle bir anl am kazandığına inanmaktandır.12 Ölümün kaçınılmazlığına ve ölüm sonrası yeni bir hayabn de vam­ lılığına yönelik çok sayıda vurgunun, bir Müslüman'ın bireysel ve top­ lumsal davranışlarının düzenlenme sinde çok önemli yönle ndirici e tki­ ler yapabildiği bir gerçektir. Bu etkinin sınırı elbette ki, kişilerin ahiret bilinci ve dini değerleri kendilerine mal etme, içselleştirme düzeyleriyle oranblı şekilde çeşitlilik göstere ce ktir. Hangi seviyede olursa olsun bir Müslüman'ın dünya g örüşü, yalnızca bu dünyanın gerçekleri ile sınırlı kalmayıp, ölüm sonrasını da içine alan bütüncül bir bilinç olarak şekil­ lenmekte dir. Dolayısıyla ölüm düşüncesi, dini bakış açısının ayrılmaz bir unsuru, ölüm sonrasına yönelik kaygı ve ge rilim dini dav ranışların etkili bir motiv asyonudur. Bir Müslüman' dan ideal olarak "hiç ölmeye12 Aykut, A.Sait, "Ölüm:Aşk ve inanç Renginde", Cogito, Yaz 2004, S.40., s.207-209. 18 ÖLÜM, ÖLÜM Ö T E S İ P S İ K OLOJİSİ ve D İ N cekmiş gibi dü nya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için" hazırlıklı bir tutum geliştirmesi beklenir. Buna göre ölüm, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi, ibret alınması ve sonuçta da ölüm ötesine yönelik bir dikkat ve bilinçlilikle hareket edilmesi gereken bir olgu olarak anlam ifade eder. Bir müminin ölüme yönelik bu tutumlara sahip olması dini gelişmenin en önemli görevle­ rinden birisidir. Bu yüzden "ölümü çokça hatırlamak" (Zühd 4;Nesfil, Cenfü z 3; İbn Mace, Zühd 31), "ölüme hazırlıklı olmak" ( Buharf, Ve­ saya 1, Rikak 4; Tirmizi, Zühd 3) fakat aynı zamanda hayatın de ğerini de bilmek (Buharı, R ikak 3; Tirmizf, Zühd 25) gerekmektedir. Dünyaya yönelik istek ve arzulara gömülere k ölüm düşüncesinden uzaklık ve öte dünyaya hazırlıksız yakalanma aklı başında bir müminin hayat tar­ zı de ğildir. Bütün bu açıklamalarda asıl amaç, dini bilinç ve yaşayışın güçlenpirilmesi, ilahi hede flere uygun şekilde bir Müslüman'ın haya­ tının dönüştürülmesi ve düzenlenmesidir. Bu anlamda ölümün v arlı­ ğının güçlü bir e ğitici / öğretici e tkisi v ardır ve bunun gözden uzak tutulması düşünülemez. İslam gelene ğinde ölüm en çok sufiler tarafından üzerinde konuş­ ma ve değerlendirmeye konu e dilmiştir. Sufi anlayış açısından ölüm güzeldir çünkü o beden zincirinden kurtulma, mutlak varlıkta fani olma ve R ahman' a kavuşmadır. Son ne fes, Hakk' a giden yolda bir tür taç giyme merasimi, ya da "düğün gecesi(şeb-i arus) de ğil midir? Can uçar, ruh cesedi terk e der; artık yeni bir başlangıcın tüm güzellikleri­ ne kapı aralanmıştır.13 Sufi düşüncede ölüm önce iki farklı anlama ge­ lir: Birincisi olan ruhi ölüm, ilahi yansıma ve kalbi açılışl arın bitimini, her tür mahrumiye t ve perdelenme halini ifade eder. İkincisi ise nefsin ölümü olup, bedenin arzularına köle olmaktan kurtuluşu ifade e der. Böylece, kim tutkularına köle olmazsa nefsini öldürmüş ve kendi ışığı ile özünü yeniden diriltmiştir.14 Bu olumlu yaklaşım içerisinde İslam Tasavvuf geleneği ölüm olgusunu, dini / manevi gelişimin ilerletilme­ sinde sistemli ve etkili bir yöntem olarak kullanmıştır. Derin bir şe13 14 El-Hakim, Sua.d, el-Mu'cemu's-SUfi el-Hikıne Fi HudO.di'l-Kelime, Beyrut 1981, s.1028; Aykut, "Ölüm:Aşk ve İnanç Renginde", a.g.d., s.200. El-Hafeni, Abdu'l-munim, Mu'cemu'-1-Mustalahati's-SO.fiyye, Beyrut 1981, s.250; Aykut, a.g.d., s.200. 19 GİRİŞ kilde "ölümü hatırlama" ("tezekkürü'l- mevt) ve "ölümü düşünme" (tefekkürü'l- mevt) sufi e ğitimin ne re deyse ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yüzde n " ölümle bağlantı kurma" ( "rabıta-i mevt") uygulamasının çoğu tarikat eğitiminde yer aldığı görülmekte dir. Burada yapılmak istenen ölüm te crübesi teknikleri oluşturarak ölüme hazırlık yapma ve kişisel bir dönüşüm sağlamadır. Sufiler arasında, Hz. Peygamber'e ait bir ha­ dis olduğu kabul edilen "ölmeden önce öl ünüz" sözü çok kabul görmüş ve yaygınlaşmıştır. Bu söz genel olarak köklü bir ruhsal de ğişim ve arınmayı sağlayacak zorlu ve çileli bir hazırlık uygulamasına girişme olarak anlaşılır. Sonuçta kişisel arzu ve alışkanlıkl ardan kurtulmuş, her türlü be densel bağdan özgürleşmiş, ilahi erdemlerle ahlaklanmış bir kişilik yapısının or taya çıkması amaçtır. Bu sürece "iradi ölüm", "gö­ nüllü ölüm"(mevt-i ihtiyari )denilmiştir. "Bu fa ni dünyada b ir yabancı ya da yolcu gibi ol ve kendini kab ir ehli arasındwsay anlamındaki bir hadis, çoğu sufi yazarların te fekkürü'l-mevt bölürrfünde yer alır.15 "- 15 Zarcone, Thıerry " Tasavvufta Ölüm Deneyimi ve Ölüme Hazırlanma. Türkiye Nakşibendileri Örneği", Yay. Haz.Gılles Veinsteın, Osmanlılar ve Ölüm, 1Ietişim Yayınları, İstanbul 2007, s. 163-185. Birinci Bölüm ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ GİRİŞ Varoluş ve ölüm, tüm insanların müşahe de sine açık iki gerçeklik alanıdır. Biri diğeriyle anlam kazanan ve bütünlenen, dünya gerçe ğinin iki boyutud ur. Ölüm en az hayat kadar insanların derin ilgi, te crübe ve düşüncelerine konu olan bir olaydır. Şüphe siz ölümün doğrudan doğruya te crübesi yapılamaz; doğum gibi o da te crübeye sığ maz. Çün­ kü ölüm, bilimse l anlamda her tür tecrübenin sonudur; o yaşa nan bir te crübe de ğil ancak dışarıdan müşahede e dilip farkına v arılan objektif bir bilgi konusudur. Bu bakımdan, ölüm hakkında ancak müşahede ve tasavvura dayalı bir yolla bilgi temin edilebilir. Yani ölümü yalnızca, insanların onu tasavvur ettikleri ve başkasının ölümü karşısında etki­ lendikleri tarzda az ya da çok tanımak mümkündür. Ölümle ilgili müşahe de ve düşünceler insanlık tarihi kadar e skidir. Çağlar boyu düşünürler, şu ya da bu anlamda ölüm gerçe ği ile hesap­ laşmak zorunda kalmışlardır. Antik Yunan döneminde Epikti r, ölümle ilgile nmeyi hayatın tadını kaçıran gereksiz bir durum olarak görür ve onun doğurabilece ği endişeyi aşmak için bir tür "maskeleme" gayreti­ ne girişir.1 Buna karşılık Eflatun için ölüm, hayahn gerçek anlamı ve tek 1 Bkz. Weber, Alfred, Histoire de la Philosophie Europeenne, Paris 1905, s. 134-136. 22 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKO LOJİ S İ ve DİN gaye sidir.2 Genel ol;:ı.rak İslam düşüncesinde, ölümün her zaman aşina bir yüzü vardır. Ölüm şuuru ve ölüm ötesine hazırlık endişesi, çoğu Müslüman düşünürler gibi, Muhasibi'nin önemli e serlerinin hareket merkezini teşkil eder.3 İbn-i Sina, "Ölüm Korku sundan Ku rtu luş" isimli risale sinde hemen her insanın ölüm karşısında hissettiği çeşitli korku ve e ndişelerin çıkış noktalarını gös terme kle kalmayıp, bunlardan kur­ tulmak için gerekli olan düşünce ve tutum de ğişikliğini de ortaya ko­ yar. Geçen asırlarda olduğu gibi, çağımızda da ölüm insan şuurunu meşgul etmektedir; nitekim bu, v aroluşçu filozofların en çok irdeledik­ leri bir kavramdır. Bununla birlikte, insan ilimlerinin bu konuyu e le almaları nispeten yenidir. Uzun bir zaman ölüm konusunda suskun kalan çağdaş bilim ancak altmışlı yıllardan sonra konuya e l atmış ve incele me lerini bu alana da yaymıştır. ÖLÜMÜN ANLAMI Evrensel bir gerçek olan ölüm, kendisiyle müşahede ya da düşün­ ce pHl.nında karşılaşan her insanda belli bir tepkiyi açığa çıkarır. İlk na­ zarda ölüm insana tabi! bir olay gibi görünse de, herkes böyle bir ger­ çek karşısında kendisini kolayca boyun eğmeye hazır hissetmez. Her insanda içgüdüsel olarak v arlığını hissettiren, "hayatını koruma" ve "sonsuza kadar yaşama" dürtü ve arzusu, hayatın önünü çelen ölüme karşı gösterilen tepkilerin ilk ve derin kaynağını teşkil eder. Bu tepkiye, otomatik ve psikolojik ifade şekilleri kadar, şuurlu benlik seviyesindeki yapılanmalar da katılırlar. Ölüm karşısındaki tepkiyi herkes, hayata karşı kendi tavrına göre gösterir. Bu kişisel tavrın belirlenmesinde dinf, tıbbi', iktisadi ve ideolojik de ğişik etkiler altında sosyal ve kültürel çev­ renin ölümü çevrelediği kavramların, tenkitçi hükümlerin veya duygu­ sal de ğerlendirmelerin büyük rolü bulunmaktadır. 2 3 Platon, Phedon (Oevres completes içinde), Paris 1 950,l, 764-856 Bkz. Haris el-Muhıisibi, er-RH\ye, Kahire 1970, s. 155-162; aynca bkz., Aydın, Hüse­ yin, Muh1lsibi'nin Tasavvuf Felsefesi, Ankara 1976, s. 38-41 . ÖLÜM VE Ö LÜM ÖTESİ P S İ KO L OJ İ S İ 23 Varoluşçu bir bakış açısıyla hay at ve ölüm birbirine bağımlıdır; aynı anda v ardır, birbirine ardışık olarak de ğil; ölüm, hayatın perdesi altında sürekli olarak sesini duyurmakta ve yaşantı ve davranış üze­ rinde büyük etkide bulunmaktadır. Dolayısıyla ölüm ilk endişe (ank­ siyete) kaynağı ve bu sıfatla ilk psikopatoloji kaynağıdır.4 Bu bakım­ dan denebilir ki, v aroluşa verilen anlam ölüme yaklaşımı belirlerken, ölüm de insanın hayat ve v aroluş karşısındaki tutumunu etkilemekte­ dir. Ölümle ilgili tutumların anlaşılmasında bu k arşılıklı ilişkinin göz önünde bulundurulması gerekmekte dir. İnsan için ölüm ne kadar tabii ise, o kadar da musibet olarak gözükmektedir. Bu noktada psikolojik bir çelişki yaşanmaktadır; aynı anda hem ölümün v arlığı kabullenilmekte fakat hem de ondan kur­ tulmak istenmektedir. Esasen bilinç dışımızda ölüm asla ke ndimiz için olası kabul edilme mektedir. Bilinç dışımız için bu dünyadaki yaşantı­ mızın fiilen sona ermesi tasavvur e dilemez bir şeydir ve e ğer yaşamı­ mız sona ermek zorundaysa, bu son her zaman dışarıdan birinin kötü niyetli müdahalesine atfe dilebilir. Daha basit bir deyişle, zihnimizin bilinç dışı bölümüne göre yalnızca öldürülebiliriz; doğal bir nedenden veya yaşlılıktan ölmemiz düşünüle mez. Bundan yola açarak ölümün kendisi kötü bir eylemle, korkutucu bir olayla, hatta misille meyi ve ce­ zalandırmayı gerektiren bir durumla ilişkilendirilir.5 Açıkçası, ölümü inkar eden de ve yine onu kabul eden de aynı şuurdur. İnsan şuuru ölü­ mü, "yok olma" olarak inkar e diyor, fakat büyük ve önemli hadise ola­ rak da onu kabul e diyor.6 Elbette bu ölümü tanımama, onu yok sayma değil, f akat onu aşma ve telafi etme iste ğidir. Ölümün insan şuurunda uyandırdığı bu çe lişkili gerçeği dikkate almaksızın, ölüm karşısındaki tutumları ve bunların din ile olan muhtemel ilişkilerini anlamak pek mümkün olmayacaktır.7 Çünkü "ölüme boyun e ğme" ve ona itiraz etme tavırları çoğu zaman aynı anda canlanmaktadır. 4 5 6 7 Yalom, Irvın, Varoluşçu Psikoterapi, (çev. Zeliha İyidoğan Babayiğit) Kabala Yayı­ nevi, İstanbul 1999, s.51-52. Kübler -Ross, Elisabeth, Ölüm ve Ölmek Üzerine (çev. Banu Büyükkal) Boyner Holding yay., İstanbul 1997, s.24-25. Morin, Edgar, L'Homme et la Mart dans l'Histoire, Paris-Correa, 1951, s. 15. Vergote, Antoine, Religion, Foi, Incroyance, Bruxelles 1983, s. 62 . 24 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ ve DİN Gere k ferdin şuuraltında gerekse toplumun kültürü seviyesinde ölüm hiçbir zaman basit bir olay olarak anlaşılmamıştır. Her devirde insan, kendi hayatı gibi ölümün de basit tabiliğini reddetmiş ve dünya­ ya gelen kimseye bir isim vererek, ölümü ayin ve merasimlerle kuşata­ rak, ona sembolik bir anlam vermiştir. Müşahe de lerin uzanabildiği en e ski zamanlara kadar gidildiğinde karşılaşılan sembolik işaretler, ölü­ mün basitçe bedenin ölümüyle e şzamanlı olmadığı şuurunu ispat e t­ mektedir. Hayatın tabii düzenini aşma şuuru, bütün kültürlerin ke ndi­ siyle uğraştıkları temel mesele olmuştur8 Ferdf ve kolektif şuur dışında ölümle ilgili sembolik bağlantılar ve anlamlar, ölüm ötesine dönük gizli bir şuurun v arlığını ortaya koymaktadır. Burada ölüm saldırma, iğdiş e tme, bozma; yola çıkma, yolculuk; istirahat, uyku; ikinci karşılama; yeniden doğuş ... gibi manalar ifade etmekte dir.9 Ölümün anlamının, bir kültürden diğerine, devirden devire nispi olarak değiştiği görülmekte dir.10 Geleneksel kültürler ölümü bir son olarak de ğil, yeni bir hayatın başlangıcı olarak görmüşler; hayatı, dah a sonra bir başka v aroluş biçimiyle yer de ğiştire ce k bir sürekliliğin parça­ sı olarak kabul etmişlerdir. İlkeller, her ölümün dış bir irade v asıtasıyla gerçekleştirilen kötü büyünün eseri olduğunu düşünürler. Zamanla hiçbir şeyin ebedi olmadığını pekala müşahede edebilirler. Fakat bu kolektif kaderi büyücülerin, kötü niyetli atalarının veya düşman kutsal güçlerin öne mli rol oynadıkları özel mutsuzlukların bir sonucu olarak görürler. Onların nazarında ölümsüzlük normal bir hal, hatırasını bir e fsanenin intikal ettirdiği, muhtemelen fizik veya ah lakı herhangi fe la­ ket sonucu kaybolmuş bir haldir.11 Çağdaş Batı kültürü ise, ilahı dinlerin bildirdikleri ölüm ötesi ha­ yatla ilgili inançlara karşı büyük bir şüphe geliştirmiştir. Eski dönem­ lerde ölüm, Tanrı'nın bir çağrısı, ilahi takdirin belirlediği ecelin son bul­ ması ya da mukadderat idi. Günümüzde ise ölüm "doğal" bir olaya, bir doğa gücüne dönüşmüştür. Doğal ölümün tarihi, ölüm karşısında verilen mücadelenin tıbbileşmesinin tarihidir. Ölümün tıbbileşme si 8 9 10 11 Vergote, a.e., s. 63-64. Godin, Andre, "La mort a-t-elle change?" (Mort et Presence, Bruxelles 1971, kitabı içinde), s. 245. Bkz. Aries, Phillippe, L'Homme devant la mort, edt. Seuil, Paris 1977. Fabre-Luce, Alfred, La mort a change, Paris 1966, s. 80-l03. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ Sİ 25 aracılığı ile sağlık hizme tleri diğe r tüm inançları dışlayan bir dünya dini haline getirilmiştir; bu dinin kuralları zorunlu derslerde öğretilir ve ahlaki çerçevesi, çevrenin bürokratik yeniden yapılandırılmasına uygulanır. Çok yakın bir döne mde ortaya çıkmış olan "doğal ölüm" imge si, ileri bir yaşta ama henüz sağlıklıyken, lıbbi gözetim allında öle ce ğimize yöne lik bir beklenti, bir idealdir Dolayısıyla ölüm ancak sağlıksız ve yaşlı kişide doğal görülme kte bunun dışında her ölüm "za­ mansız" ya da "gereksiz" olarak nitelendirilmektedir. Arlık ölümün sebebi doktorun tanımladığı belirli hastalıkların sonucudur. Ölüm kav­ ramı allında değerlendirile n genel doğa gücü, klinik ölüme ne den olan bir dizi özel etkene dönüşür.12 Bu yüzden çağdaşlarımızın birçoğunun nazarında ölüm, kaçınılmaz bir son ve varoluşun yok oluşu anlamını taşımaktadır. Böyle bir anlayışın uyandırabile ceği hayalın anlamsızlığı ve ölümün ürküntü verici yüzüne karşı durabilmek için yeni psikolojik dayanaklara ihtiyaç duyulmuştur. Çağdaş kültür şimdilik kişiler arası cinsellik ve aşk ilişkilerine verdiği birinci derecede önem ve anlam ile bu yeni dayanak noktasını sağlamış gözükmektedir. Godin'in ifadesiy­ le; "ke ndisiyle sürdürülen sevgi dolu bir ilişki v asıtasıyla anlamlı bir başkası tarafından dev am e ttirilmiş olan v arlık ve ölüm, şahsi ölümün kabulüne hazırlayan tecrübe haline gelmektedir."13 Böylece, günümüz­ de s anki her şey fani de ğilmiş gibi, ya da sev diklerimiz hiç ölmeyecek­ miş gibi yaşanan bir hayat tarzı sürüp gitmektedir. Kişi için ölümün anlamı hem kişisel hem de sosyo-kültürel pek çok belirleyiciye bağlıdır. Ölümün anlamı, ölüm olayının yaşanmasına de­ ğil daha çok ölüm olgusu karşısındaki duygulara ve yorumlara bağlıdır. Ölüm kimileri için bedensel yaşamın sona ermesi ve yeni bir yaşama, başka bir dünyaya geçiştir. Kimileri daha önce ölmüş sevilen bir kişiye kavuşma, onunla yeniden birleşme inancını dile getirmektedir. Bu her iki anlayışta da ölüm daha iyi bir v aroluş durumuna geçiş olarak görülmek­ te dir ve daha çok dini inançlara bağlı bir düşünce şeklidir. Buna karşılık ölümü bir son, hiçlik, yok oluş, kişiliğin sona ermesi olarak görenler de v ardır. Böyleleri için ölüm, yaşamı ve ilişkileri kesen, bozan, sona erdiren bir "''düşman", "zalim bir efendi" anlamına gelmektedir. 12 13 Aries, L'homme devant la mort, , s.109-112; Illich, Ivan."Ölüme Karşı Ölüm" Cogi­ to, Yaz 2004, S.40,s.107, 114, 119; Godın, a.g.e., s. 250. 26 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ ve D İ N HAYAT DEVRELERİ NE GÖRE ÖLÜMÜN ANLAMI 1. Çocuk ve Ölüm Çok erken yaşlardan itibaren çevresindeki canlı v arlıkların ölümü­ nü müşahede eden çocuğu ölüm fikri çok meşgul e der. Araşhrmacılar, çocukların ölümle olağanüstü bir şekilde ilgili olduklarını görmüşler­ dir. Çocukların ölümle ilgili kaygıları çok yaygındır ve yaşanh dünya­ larında geniş kapsamlı bir etki yarahr. Bu kaygının çok erken yaşlarda başladığı kabul e dilmektedir. Üç yaşındaki bir çocukta ölümün bir kor­ ku ve olasılık olarak öne mli etkiler doğurmaya başlamış olduğu kayde­ dilmektedir.14 Fakat çocukta nesnel zaman dünyasına tam olarak kahl­ ma henüz mümkün olmadığından bu durum onun ayrılma ve ölümle ilişkisini zorlaştırır. Çocuk, önemsiz ayrılıkların ölümü çağrışhran et­ kilerinden gözlemci bir yetişkinin düşündüğünde n daha fazla yarala­ nabilir, önemli ayrılıkların etkilerinden ise yetişkinin d üşündüğünden daha fazla korunmuştur. Ölüm çocuk için büyük bir gizemdir ve en önemli gelişimse l ödevlerinde n biri çaresizlik ve yok olma korkularıyla başa çıkmadır. Fakat gene llikle ölüm fikri çocuğun v aroluşu dışında kalmaktadır. Çocuğun ölümle bağlantısı duygusal bir tepki seviyesin­ den öteye pek ge çmez. Çocuk, yaşadığı bu hayatın bir sonu olduğunu idrak edemez ve insanların ölümle hayatlarının sona ere ceğini zihnin­ de tasarlayamaz. Çocuk çoğu zaman ölümü "ge çici" bir durum ol arak görür; onun zihninde ölüm bir uyku, etkinlik azalması, ya da ertelenen canlanmadır ve bu nedenle anne veya babasının ölümünü, onu yeni­ den görme şansının bulunduğu ge çici bir "ayrılık" olarak algılar. Bir yakınının ölümünü müşahede etmesi veya ailesinden birinde n bu ola­ yı işitmesi ya da buna benzer bir durum onun için bir fırsat meydana getirir. Fakat her durumda ölümün onda uyandırdığı, sırf bir duygu olarak kalır. Erke n yaşlarda çocuğun ölüm tasavvuru, ebedf yolculuk veya hayatın sona ermesi manalarını içine almaz; aksine, hayat gerçe­ ğinden çıkarılmayan bazı unsurları ihtiva eder. Çocuk nazarında ölüm, "ceza", "hastalık", "olağanüstü hadise", "uyku", "yolculuk", gibi ma­ nalara işaret e der. 14 Bkz. Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.129-132, 144; Çileli, Meral "Ölüm", Onur, Be­ kir, Gelişim Psikolojisi, Verso Yayınları, 2 .bas., Ankara 1991,s.209. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O LOJ İ S İ 27 Çocuğun ölüm fikrini kabullenme si kısa zamanda ve kolay gerçek­ leşmez; yav aş yav aş ve belli bir sıra tertibi içerisinde onu kendisine mal eder. Ailevi etkilerin bu sırayı de ğiştirmede büyük bir etkisi olmadığı müşahede edilmektedir. Dini' açıklamalar, daha önce çocuğun geçmi­ şinde olumlu veya olumsuz olarak yönlendirilmiş psikolojik kavrayışı gözle görünür şekilde de ğiştirmeksizin, "yolculuk", "seyahate çıkma" veya "kapıp götürme" gibi diğer se mbolik algılama biçimleriyle üst üste gelirler.15 7-8 yaşından önce ölüm çocuğun benliği ile zaruri ola­ rak ilişkili de ğildir; her insanın ölümlü olduğu gerçeğini idrak edemez. Yaşlılık ile ölüm arasında bir bağ kurmakta da güçlük çeker. Bütün canlılara şamil, hayatta mündemiç bir ölüm fikrine on yaşından önce ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Ancak 14-15 yaşlarına doğru ye tişkinler seviyesinde ve hakikatine uygun bir tarzda ölüm fikri gelişmektedir. Böyle ce, çocuğun zihninde tasarlanan ölüm kavramının şu gelişim sı­ rasına göre üç bileşeni olduğu tespit e dilebilmekte dir: • Uyku ve yolculuk olarak ölüm, • Dışarıdan benimsetilmiş köklü kişise l de ğişme olarak ölüm, Hayah n kaybedilmesi olarak ölüm.1 6 • Küçük çocuğun ölüm karşısındaki tepkisi, "korku ve sıkıntı" tar­ zında kendisini gösterir. Ölüm çocukta, diğer ölümlü şeylerle kurduğu ilişkiler, başkası için ölüm dilekleri dolayısıyla hak edilen bir "misille­ me korkusu" uyandırabilmektedir. 7 yaşına doğru, ke ndisinin ölümü ihtimalini düşünmezden önce, çocuğun ölüm fikrine hakim olan duy­ gusallık bir "ayrılık endişesi"dir. Çocuk ölümü kendi şahsıyla ilişkiye ge çirecek duruma geldiğinde hakim tepkisi arhk, "saldırganlık kar­ şısındaki sıkınh" şeklinde kendisini gösterir. Ölüm olayının çocuğun te crübesi içerisinde göründüğü tarz her ne olursa olsun, onu güç duru­ ma düşürür. Bu durum onun, dünyada her şeye gücü yeten ni ye tlerin hakim olduğu sanısını altüst eder ve onu bu tür bir sebe p öncesi açık­ lamayı, dünyadaki işlerde kazalara bağlı unsurların varlığını kabullen­ mek suretiyle, de ğişmeye zorlar. 15 16 Portz, Alex, "Le sens de la mort chez l" enfant" (Mort et Presence) içinde, s. 158. Portz, a.g.e., s. 156. 28 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ ve DİN Denebilir ki, çocukların ölümle başa çıkma stratejileri her zaman inkar temellidir; öyle görünüyor ki hayat ve ölümün açık gerçekleri­ ne katlanarak büyüyemiyoruz. Önce çocuk sonra yetişkin olarak özel olduğumuzu düşünüyoruz. Hayatın başlangıcından itibaren güçlü ha­ rekete geçiriciler ve aynı zamanda ebe di hizmetçiler olan ve kendimi­ zi başkalarını bekleyen kaderden kurtaracak bir dış güç olarak "nihai kurtarıcı" nın v arlığına inanıyoruz. Çocukların ölüme karşı bağışıklık­ ları olduğu, küçüklerin ölmeye ceği, ölümün yaşlılarda görüle ce ği ve yaşlılığın da çok uzakta olduğu tesellileri ile büyüyoruz.17 Bu ve ben­ zeri savunma mekanizmaları ile büyüyen çocuklarda gerçekçi bir ölüm kavramı oluşması, dolayısıyla ölümü kabullenmeleri ve katlanmaları kolay bir durum değildir. Bu yüzden, çocukların ölüm konusundaki e ğitimleri hususunda uzmanlar arasında ciddi anlaşmazlıklar v ardır.ıs Bazıları, çocuklara ölümcül bir hastanın bulunduğu evde kalmalarına izin verilmesi, konuşmalara, tartışmalara ve yaşanan korkulara dahil edilmeleri, ölümle ilgili sorularına gerçe ğe uygun ve onlarm anlaya­ bile ce ği cev aplar verilmesi gerektiğini dile ge tirmekte dirler. ı9 Onlara göre bu yaklaşım, onlara yas tutarken yalnız olmadıkları duygusunu verecek ve sorumluluklarla yasın paylaşılması onları avutacaktır. Böyle bir yaklaşım, çocukları yav aş yavaş hazırlar ve ölümü yaşamın bir par­ çası olarak görmelerine yardımcı olur. 2. Genç ve Ölüm Çocukluğun son döneminden itibaren ölüm düşüncesinin sınırları genişlemeye başlar ve ölüm ötesi hayat zihni çokça meşgul eder. On yaş dolaylarında çocuk, yalnızca ölümün bir son olduğunu anlamak­ la kalmaz, kendisi de içinde olmak üzere her canlı yaratığın de ğişmez kaderi olduğunu kavrar. Böyle ce ergenlik dönemine girildiğinde, kişi­ n in bizzat kendi ölümü merkezi bir ilgi ve kaygı konusu haline gelir. 17 18 19 Kübler-Ross, Ölüm ve Ölmek Üzerine, s 29-30 Yalom, Varoluşçu Psikoterapi s.129, 160-162. Aynca bkz.Dolto, Françoise, Ölümü Nasıl Anlatmalı / parler de la mort (çev.A.Tarcan- U.Yönten) Ark Kitapları, Özgü yay., İstanbul 2004, s.33-45 Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.179-182 ÖLÜM VE Ö LÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ 29 Erge n ölümü, sade ce bütün insanların v aracağı son durak olarak de­ ğil, fakat apaçık zaruri bir yarablış kanunu olarak idrak etmeğe başlar. Bu idrak tarzının başlangıcı ergenin kendi zab, v arlığı ve benliğidir. Onu kendi zatının ölümlülüğüne inandıran düşünce tarzı genişleyip derinle şerek, kendi zab da dahil, ölümün bütün insanların ve bütün kainabn başına gelecek olan tabii bir hadise, sıradan bir olay, bir yara­ blış kanunu olarak düşünmeye sevk e der. Genelleşmiş olan bu ölüm telakki ve düşüncesi, ölüm karşısında duyulan sıkıntıyı ortadan kaldır­ maz, aksine daha fazla tahrik e der. Bazı psikologlar ilk defa ciddi ölüm korkusunun 11 yaşında belirdiğini müşahede etmişlerdir.20 Ülkemizde 15-17 yaşlarındaki liseli gençle r arasında yapılan bir ankette, ölüm ve ölüm ötesiyle ilgili düşüncelerin, ön sıralarda gelen ilgi ve kaygı ko­ nusu olduğu görülmekte dir.21 Gençlerin % 40'a yakınının, acı çekerek ölme k, dünya sav aşı ve ölüm sonrasıyla ilgili sürekli korkuları v ardır. A.B.D. de bir grup üniversite öğrencisi üzerinde en yaygın korkuyla il­ gili olarak yapılan bir çalışma, ölümle ilgili korkuların bu gençlerde son dere ce önemli olduğunu göstermektedir. Bu ve benzeri veriler dikkate alınarak diğer yaş gruplarına göre ergenlerin daha yüksek ölüm en­ dişesi gösterme e ğilimi taşıdıkl arı22 değerlendirmesi yapılabilmektedir. Gençlerin ölümden korkmalarının birçok sebebi vardır. Normal olarak genç insanda hayata dönük ilgiler ve uzun emeller bir coşkunluk içe­ risinde v arlıklarım hissettirirler. Genel olarak, ölümle şahsf v arlığının sona ere ce ğini ve hayatin zevklerinden mahrum kalacağını düşünmesi, gencin ölümü korku ve sıkınb ile karşılamasına yol açmaktadır.Çe şitli vesilelerle farkına v ardığı ölüm olgusunu genç insan,tüm hayallerini, planlarını, gelecek umutlarını tehdit e de n bir konumda algılamaya başlar.Bu tehdit edici algılama biçimi genci kaygıya, ruhsal saplanb ve zorlamalara ve hatta çöküntüye kadar götürebilir. Gençlik dönemi sıkınblarının yol açbğı gerginlikler, hayata karşı güvensizlik ve hatta bir "yaşama korkusu" uyandırabilmektedir. İntiharların genel nüfus 20 21 22 Sandström, C.I., Çocuk ve Gençlik Psikolojisi (Çev. Refia Semin), İ. Ü. Edebiyat Fak. Yay., İstanbul 1971, s. 194 Özkan, Mahir, 15-17 Yaş Ergenlerinde Görülen Korku v e Kaygılar (Yüksek Lisans Tezi), Ank. Üniv. Sos. Bil. Enst., 1984, s.57-59. Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.87, 89. 30 ÖLÜM, ÖLÜM Ö T E S İ P S İ K O L OJ İ S İ ve DİN içerisinde en fazla gençlik döneminde görülmesi,23 sorunlarıyla başa çıkmada güçlük çeken gençlerimizin ölümü bir sığınak ve kaçış . yolu olarak gördüklerine işaret etmektedir. Fakat bazı gençlerde bu davranış eğilimi, kahramanca kendini gerçekleştirme arzusunun bir ifadesi ola­ rak ta ortaya çıkabilmektedir. Hangi niyet ve durum içerisinde olursa olsun, ölüm konusu gençlerin temel ilgi alanlarından birisidir. Onlar ölüm düşüncesiyle sık sık karşı karşıya gelmektedirler. 3. Yetişkin ve Ölüm İlk yetişkinlik dönemi hayat ilgilerinin en üst düzeyde seyrettiği yaşları içine alır. Evlilik, iş, meslek ve kariyer, toplumsal statü, çocuk­ ların yetiştirilmesi ve eğitimi gibi uğraşlar çoğu zaman ölümü dikkat­ lerden kaçırır. Ergenler ve genç yetişkinler tatsız olayları uzak bir ge­ leceğin olayları olarak düşünürler; yetişkinliğin ilk yılları bireyi orta ve ileri yılların sonlarına hazırlamakta yetersizdir. Fakat orta yaşlara gelindiğinde hayatın anlamı üzerine düşünme ihtiyacı kendisini his­ settirir. O ana kadar hayattan elde edilen tecrübeler ışığında yeniden durumunu gözden geçirme ve gelecekle ilgili görev ve sorumlulukla­ rın, beklenti ve umutların araştırılması kaçınılmaz olur. Bireyin gerile­ me, kayıplar ve ölüm engeline geçerli bir çözüm, tatmin edici anlamlar bulması temel sorun olarak ortaya çıkar. Yaşla birlikte ölüm varlığını daha fazla hissettirmekte ve bu da çoğu yetişkin insanda derin endi­ şe ve korkuların yaşanmasına yol açabilmektedir. Duygusal telaş, piş­ manlık, karamsarlık, ümitsizlik gibi duygular yanında, kişinin kendini eli kolu bağlanmış ve ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez durumda hissetmesi de söz konusu olabilir. Bu yüzden genç yetişkinlerin yaşlı arkadaşlarından daha fazla ölüm kaygısına sahip oldukları görülmüş­ tü r.24 Geniş katılımlı bir araşhrmada ilk ergenlerle genç yetişkinlerin ve çok yaşl ıların diğer yaş gruplarından daha fazla ölümden korktukları 23 24 Bkz. Türkiye istatistik Yıllığı, 1985, s. 98; Arkun, Nezahat, İntiharın Psikodinarnik­ leri, 2. bas., lst., 1978, s. 72; Çileli, "Ölüm", a.g.e.,s.212. Kogan, N. ve Shelton, R, "Belief about 'Old Peuple' ", Jomal of Genetic Psychology (1962), 100: 93-111; Yalom, a.g .. e, s.92. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 31 ortaya çıkmıştır.25 Öyle anlaşılıyor ki, ölüm kaygısı önce ergenlik ve ilk yetişkinlik yıllarında zirveye çıkıyor daha sonra azalıyor, orta yaşlarda tekrar yükseliyor ve kişler 70'ine vardıklarında tekrar düşüyor. Bu dönem insanının çoğu kez bilinçsiz olarak, artık büyümeyi bıraktığı ve yaşlanmaya başladığı' düşüncesiyle meşgul olduğu bir dönemdir. İnsan hayatın ilk yarısını bağımsız yetişkinliği başarmaya harcamış olarak hayatının en güzel evresine erişebilir, ancak bu kez de birdenbire ölümün ileride olduğunun farkına varır. Kişinin mesleğine yönelik bir tehdit ya da emeklilik, ciddi bir hastalık ya da kaza durum­ ları kişinin ölümün farkında oluşunu artıran güçlü bir hızlandırıcı ola­ bilir. Bu yüzden yetişkinlik döneminde yaşanan çoğu kaygılara "ölüm korkusu"nun kaynaklık ettiği söylenebilir. Bu korku ile başa çıkma ko­ nusunda geliştirilen tutum ve davranışlar, kişilerin psikolojik özellikle­ ri ve dini inanç seviyelerine göre farklılaşmaktadır. Hayatın kaçınılmaz olarak ölümle son bulacağını kavrayan her insan, varlığının anlamı üze­ rinde düşünmeye zorlanır. Bu da yaşamın yeniden gözden geçirilmesi sürecini gerektirir. Bu süreç genellikle sessizce gerçekleştirilmekte ve kişiliğin yeniden örgütlenmesinde olumlu bir güç yaratmaktadır. Ya­ şamın yeniden gözden geçirilmesi, bir bireyin ölüme uyu mu, yaşamın sonuna doğru kişilik gelişiminin sürekliliği açılarından önemlidir. Fa­ kat ciddi düşünce alışkanlıkları geliştirmemiş kimseler için ölüm tabii bir olay gibi gözükür ve herhangi bir tutum değişikliği telkin etmez. 4. Yaşll ve ölüm Yaşlılık bedensel, ruhsal ve toplumsal yönden pek çok olumsuzlu­ ğun yaşandığı bir dönemdir. Bedensel güç ve kuvvette gerileme, duyu organlarının işlevlerinde azalma, çeşitli rahatsızlıklarda artışla birlik­ te, düşünme ve hafıza etkinliği ve toplumsal alandaki kayıplar sonucu yaşlılar, hayatlarının en zor ve kırılgan dönemini tecrübe ederler. Yaş­ lılar, ilerleyen yaşla birlikte ölüme d aha çok yaklaştıklarını hissederler. Ayrıca, birçok tanıdık, dost ve yakınlarını kaybetmiş olmaları dolayı25 Belsky, Janet K.,The Psychology of Aging: Theory, Research and Practice Belmont, Califomia:Wadsworth 1984; Köylü, Mustafa, Yetişkinlik Dönemi Din Eğitimi, Dem Yayınlan, İstanbul 2004, s.89. 32 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KO L OJ İ S İ v e DİN sıyla ölümle ilgili pek çok gözlem ve tecrübeye sahip olmuşlardır. Bu durum onların, diğer yaş gruplarına göre ölümü daha çok düşünme ve ölüm hakkında daha çok konuşmalarına yol açar. Dolayısıyla ölüm yaşlılar için sıklıkla habrlanan, ilgi ve önem arz eden bir konu olarak kendisini gösterir. Aslında yaşlılık ile ölüm her zaman yan yana, bir arada düşünülen iki kavramdır. Bu, ölme riskinin yaşlı insanlarda daha yüksek olmasındandır. Her ne kadar insanlar yaşlılık sebebiyle değil, hastalık sonucu ölseler de ileri yaş dönemi ölüme yakın olma anlamına gelmektedir. Yaşlı insan, olumlu veya olumsuz duygular içinde de olsa bir şekilde ölüm hazırlığı içinde olan bir bireydir. Yaşlılar genel olarak ölümü kaçınılmaz bir gerçek olarak görürler ve çok fazla ölüm korkusu duymazlar. Bazı araştırmalar, yaş grupları içerisinde ölümden en az korkanların ileri yaştakiler(65-74) en çok kor­ kanların ise orta yaştakiler(45-54) olduğunu ortaya koymuştur. Hatta ölüm zamanı yaklaşsa bile yaşlı kişilerde ölüm korkusunda herhan­ gi bir artışın olmadığı belirtilmiştir.26 Yaşlı insanların neden ölümden daha az korktuklarına dair üç sebep öne sürülmüştür. Bunl ardan birin­ cisi, yaşlı insanlar hayata daha az yer verirler ve geleceklerinin sınırlı olduğunu kabul ederler. İkincisi, uzun süre yaşadıktan sonra, birçok yaşlı insan yaşayabilecekleri kadar yaşadıklarını düşünür. Dolayısıyla ondan sonraki ömürlerini bir "ikramiye ve bahşiş" olarak kabul eder. Son olarak da, insanlar yaşlandıkça hep diğerlerinin ölümleriyle ilgi­ lenmek durumunda kalırlar. Bu da onların artık ölüm sırasının kendile­ rine de geleceğini ya da kendi ölümlerinin de doğallığını kabul etmeye sevk eder.27 Denebilir ki, yaşlıların ölümden korkmamalarının sebebi daha çok gelecekle ilgili fazla beklentilerinin olmayışı, birçok durum­ larda ne geleceklerinin ne de mevcut durumlarının kendilerinden daha genç kişilerinki gibi cazip olmadığı ve şimdiki durumlarında sayısız kayıpları olduğundan, ölümün de herhalde bunlardan çok daha fazla dehşetli olmadığı fikrine sahip olmalarıdır. Bununla birlikte kişinin kendisini yaşlı olarak kabul etmesinde ve yaşlılığın getirdiği sıkıntılara katlanıp uyumlu bir tutum geliştirmesin26 27 Bkz.Harris, Diana K. And Cole William E., Sociology of Aging, Boston, Houghton Mifflin, 1980, s.395; Köylü, age., s .. 87-88. Haris ve Cole, age., s.396; Köylü, age.,s.88. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O LOJ İ S İ 33 de "süreklilik" duygusunun korunması çok önemlidir. Başarılı bir yaş­ lanma gelecek hedef ve gayelere ihtiyaç gösterir. Yaşlı ve ölümcül ola­ nın yitirdiğine karşılık bir şeyler alabilmesi "ödünleme ilkesi" gereği bir kuraldır. Ölenin ve kalanların ortak referans çerçevesi olan "sonsuz­ luk inancı" bu telafiyi sağlayan en önemli kaynak olarak anlam taşır.28 Bu yüzden, ölümden sonra devam eden bir hayatın varlığına inanmak, yaşlıların içinde bulunduk.lan duruma başarılı uyum sağlamaları açı­ sından büyük önem taşımaktadır. Ölümle yaşlılık eş anlamlı değilse de aralarında yakın bir iliş­ ki olduğu da bir gerçektir. Ölme ihtimali en yüksek olanlar elbette ki yaşlılardır. Fakat günümüzde yaşlanma ile ölüm arasında yakın bir bağın olduğu unutulmuş, yaşlandığını kabullenen fakat ölebileceğini kabullenemeyen insanların sayısı artmıştır. Bunun yanınsa, orta ve ile­ ri yaşlarda artan bağımlılık korkusu ve umutsuz hastalık intiharların kaynağını oluşturmaktadır. Ölümden sonraki yaşama inanmamak ileri yaşlarda intihar olaylarının önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Özellikle yaşlanmayı korkunç bir şey olarak algılayan ve yaşlılıktaki rol beklentileri olumsuz olanlarda intiharlar daha fazla olmaktadır.29 Eskiden yaşlılara verilen değere paralel olarak onların ölümüne de de­ ğer veriliyordu. Günümüzde ise toplumdan soyutlanan ve yapayalnız kalan yaşlı insan hiçlik, değersizlik duygusu hissetmekte ve bu duygu­ lar da ölümle simgeleşerek ölüm korkusunu beraberinde getirmekte­ dir. Günümüz şartlarında anlam yokluğunu en ağır biçimde hisseden­ ler yaşlılar olmaktadır. Kaçınılmaz olan kayıplar ve yaklaşan ölüm kar­ şısında dini inançların desteğinden mahrum kimselerin hayata uyum ve denge sistemleri çok dayanaksız kalmaktadır. Bu yüzden de ölüm korkusu bu tür yaşlıların yakasını kolayca bırakmamakta ve yaygın bir şekilde kendisini hissettirebilmektedir. Özellikle duygusal bozukluklar ve psikiyatrik sorunlar yaşayan yaşlılarda ölüm korkusuna daha çok rastlanmaktadır. Böylece yaşlı kişiler ölüm karşısında tek biçimli değil bir örüntü değil, çok çeşitli yönelimler göstermektedirler.30 28 29 30 Çileli; "Ölüm", s.201. Çileli, Meral "Ölüm", s.214 ,218. A.e., s.219 32 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ v e DİN sıyla ölümle ilgili pek çok gözlem ve tecrübeye sahip olmuşlardır. Bu durum onların, diğer yaş gruplarına göre ölümü daha çok düşünme ve ölüm hakkında daha ço k konuşmalarına yol açar. Dolayısıyla ölüm yaşlılar için sıklıkla hahrlanan, ilgi ve önem arz eden bir konu olarak kendisini gösterir. Aslında yaşlılık ile ölüm her zaman yan yana, bir arada düşünülen iki kavramdır. Bu, ölme riskinin yaşlı insanlarda daha yüksek olmasındandır. Her ne kadar insanlar yaşlılık sebebiyle değil, hastalık sonucu ölseler de ileri yaş dönemi ölüme yakın olma anlamına gelmektedir. Yaşlı insan, olumlu veya olumsuz duygular içinde de olsa bir şekilde ölüm hazırlığı içinde olan bir bireydir. Yaşlılar genel olarak ölümü kaçınılmaz bir gerçek olarak görürler ve çok fazla ölüm korkusu duymazlar. Bazı araştırmalar, yaş grupları içerisinde ölümden en az korkanların ileri yaştakiler(65-74) en çok kor­ kanların ise orta yaştakiler(45-54) olduğunu ortaya koymuştur. Hatta ölüm zamanı yaklaşsa bile yaşlı kişilerde ölüm korkusunda herhan­ gi bir arhşın olmadığı belirtilmiştir.26 Yaşlı insanların neden ölümden daha az korktuklarına dair üç sebep öne sürülmüştür. Bunlardan birin­ cisi, yaşlı insanlar hayata daha az yer verirler ve geleceklerinin Sınırlı olduğunu kabul ederler. İkincisi, uzun süre yaşadıktan sonra, birçok yaşlı insan yaşayabilecekleri kadar yaşadıklarını düşünür. Dolayısıyla ondan sonraki ömürlerini bir "ikramiye ve bahşiş" olarak kabul eder. Son olarak da, insanlar yaşlandıkça hep diğerlerinin ölümleriyle ilgi­ lenmek durumunda kalırlar. Bu da onların artık ölüm sırasının kendile­ rine de geleceğini ya da kendi ölümlerinin de doğallığını kabul etmeye sevk eder.27 Denebilir ki, yaşlıların ölümden korkmamalarının sebebi daha çok gelecekle ilgili fazla beklentilerinin olmayışı, birçok durum­ larda ne geleceklerinin ne de mevcut durumlarının kendilerinden daha genç kişilerinki gibi cazip olmadığı ve şimdiki durumlarınd a sayısız kayıpları olduğundan, ölümün de herhalde bunlardan çok daha fazla dehşetli olmadığı fikrine sahip olmalarıdır. Bununla birlikte kişinin kendisini yaşlı olarak kabul etmesinde ve yaşlılığın getirdiği sıkınhlara katlanıp uyumlu bir tutum geliştirmesin26 27 Bkz.Harris, Diana K. And Cole William E., Sociology of Aging, Boston, Houghton Mifflin, 1980, s.395; Köylü, age., s .. 87-88. Haris ve Cole, age., s.396; Köylü, age.,s.88. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 33 de "süreklilik" duygusunun korunması çok önemlidir. Başarılı bir yaş­ lanma gelecek hedef ve gayelere ihtiyaç gösterir. Yaşlı ve ölümcül ola­ nın yitirdiğine karşılık bir şeyler alabilmesi "ödünleme ilkesi" gereği bir kuraldır. Ölenin ve kalanların ortak referans çerçevesi olan "sonsuz­ luk inancı" bu telafiyi sağlayan en önemli kaynak olarak anlam taşır.28 Bu yüzden, ölümden sonra devam eden bir hayatın varlığına inanmak, yaşlıların içinde bulundukları duruma başarılı uyum sağlamaları açı­ sından büyük önem taşımaktadır. Ölümle yaşlılık eş anlamlı değilse de aralarında y akın bir iliş­ ki olduğu da bir gerçektir. Ölme ihtimali en yüksek olanlar elbette ki yaşlılardır. Fakat günümüzde yaşlanma ile ölüm arasında yakın bir bağın olduğu unutulmuş, yaşlandığını kabullenen fakat ölebileceğini kabullenemeyen insanların sayısı artmıştır. Bunun yanınsa, orta ve ile­ ri yaşlarda artan bağımlılık korkusu ve umutsuz hastalık intiharların kaynağını oluşturmaktadır. Ölümden sonraki yaşama inanmamak ileri yaşlarda intihar olaylarının önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Özellikle yaşlanmayı korkunç bir şey olarak algılayan ve yaşlılıktaki rol beklentileri olumsuz olanlarda intiharlar d aha fazla olmaktadır.29 Eskiden yaşlılara verilen değere paralel olarak onların ölümüne de de­ ğer veriliyordu. Günümüzde ise toplumdan soyutlanan ve yapayalnız kalan yaşlı insan hiçlik, değersizlik duygusu hissetmekte ve bu duygu­ lar da ölümle simgeleşerek ölüm korkusunu beraberinde getirmekte­ dir. Günümüz şartlarında anlam yokluğunu en ağır biçimde hisseden­ ler yaşlılar olmaktadır. Kaçınılmaz olan kayıplar ve yaklaşan ölüm kar­ şısında dini inançların desteğinden mahrum kimselerin hayata uyum ve denge sistemleri çok dayanaksız kalmaktadır. Bu yüzden de ölüm korkusu bu tür yaşlıların yakasını kolayca bırakmamakta ve yaygın bir şekilde kendisini hissettirebilmektedir. Özellikle duygusal bozukluklar ve psikiyatrik sorunlar yaşayan yaşlılarda ölüm korkusuna daha çok rastlanmaktadır. Böylece yaşlı kişiler ölüm karşısında tek biçimli değil bir örüntü değil, çok çeşitli yönelimler göstermektedirler.30 28 29 30 Çileli; "Ölüm", s.201. Çileli, Meral "Ölüm", s.214 ,218. A.e., s.219 34 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE S İ P S İ KO L OJ İ S İ ve D İ N ÖLÜM KORKUSU Ölüm genellikle korkunç, ürkütücü bir olay ve ölüm korkusu da evrensel bir korku olarak kabul edilir. Bilimin ilerlemesi, sağlık alanın­ daki iyileşmelere rağmen günümüz insanının ölümden daha çok kork­ tuğu ve ölümün gerçekliğini daha fazla inkar ettiği31 bir gerçektir. Hızlı teknik gelişmeler ve yeni bilimsel başarılar sayesinde insanoğlu yeni beceriler geliştirmenin yanı sıra, vahşice ölmekten duyduğu korkuyu hrmandıran kitlesel silahlar da geliştirdi. İnsanlar artan ölüm korkusu­ na ve ölümün yaklaştığını görüp kendini koruma yeteneğindeki azal­ maya rağmen, psikolojik açıdan kendilerini çeşitli yollarla korumak zorunda bırakıldı. Ölüm korkusu gerek hemen hemen her insanda varlığını hissettir­ mesi, gerekse şiddet ve tesirinin kuvveti bakımından diğer bütün kor­ kulardan ayrılır. Yaşadığımız bütün korkuların temelde sadece ölüm korkusu olduğunu düşünenler vardır. Bu anlayışa göre ölüm korkusu insanın en temel endişesidir ve hayatın erken dönemlerinden itibaren kendisini hissettirir, karakter yapısının oluşumunda önem taşır ve ha­ yat boyu belirgin bir sıkınhyla ve savunma mekanizmalarının oluştu­ rulmasıyla sonuçlanan kaygıyla devam eder.32 Çünkü ölüm varoluşa yönelik bir tehdittir ve bundan dolayı da varlığı korku ve kaygı uyan­ dırıcıdır. Arhk var olmayacağının, varoluşunun yıkılabileceğinin, ken­ disini ve dünyayı kaybedebileceğinin, bir hiç olacağının farkına varan insanda uyanan bir duygudur ölüm korkusu. Temelde bilinç dışı bir kaygı olarak her yerde ve yaygın olarak varlığın en derin düzeylerinde bulunur ve yoğun bir şekilde bashrıldığından tam anlamıyla nadiren hissedilir. Geçmiş kültürlerde olduğu gibi zamanımızda da ölümle ilgili birçok adet, ayin ve törenlerin oluşmasında ve işlemesinde korku un­ surunun önemli bir faktör olduğu görülmektedir.33 Kendi ölümünü 31 32 33 Kübler-Ross, Ölüm ve Ölmek Üzerine, s.27, 30. Zulliger, Hans, Çocuklarımızın Korkulan (çev. Kamuran Şipal), Bozak yay., İs­ tanbul 1975, s.25.; Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.52-94, 303 vd.; Ökten, Kaan H .. Heidegger'in Varlık ve Zaman' daki Ölüm Çözümlemesi, Cogito, Yaz 2004, S. 40, s.141 . Örnek, S. Veyis, Anadolu Folklorunda Ölüm, A.Ü.DTCF Yay., Ankara 1971, s. 108; Zulliger, a.g.e., s.26-28. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ 35 düşünmek, bir yakınının ölümüne tanık olmak, ölümle çeşitli ortam­ larda karşı karşıya gelmek ölüm korkusunu artıran önemli sebepler arasında sayılabilir. Ölüm hakkında hiç düşünme fırsatı kalmayacak şekilde kişinin kendisini çeşitli uğraşlara kaptırması suretiyle bu kor­ kuyu "maskeleme"si, ya d a ölüm düşüncesini şuurundan tamamen atarak "bastırma"sı, onun varlığının etkisini büsbütün ortadan kal­ dırmaz. Bilinçaltında sürüp giden bir kaygı olarak varlığını hissettir­ meye devam eder. Çünkü ölüm karşısında insan çaresizdir; güç ve ye­ tenekleri ile ölümle başa çıkabilecek durumda değildir. Böylece ölüm gerçeği karşısında hayatın sınırlı olmasından dolayı insan kendisini sürekli ölümle tehdit altında olduğunu hisseder. Buna bağlı olarak ta korku, kaygı gibi duygusal tepki lerin yanında, intihar, delilik, sal­ dırganlık, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, kahramanca bireyselcilik, zorlantılı işkoliklik, narsizm, depresyon gibi davranış bozuklukları ve uyum sorunları da geliştirebilir.34 Kendi döneminde insanların pek çoğunda açık ya da gizli ölüm korkusunun varlığını müşahede eden İbn-i Sina müstakil bir risalesini bu konuyu incelemeye ayırmıştır. Ona göre ölüm korkusu şu sebepler­ den kaynaklanır: 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 34 35 Ölümün hakikatini bilmemek. Öldükten sonra kişinin başına neler geleceğini kestirememek. Beden çürüyüp yok olduktan sonra kişilik ve benliğin de ta­ mamen hiçliğe kavuşacağını, buna karşılık kendisinden sonra alemin varlığının devam edeceğini zannetmek. Ölümden önce ve ölüme yol açan hastalıkların acı ve ızdıra­ bından başka ayrıca ölüm için de bir elemin var olduğunu zannetmek Öldükten sonra kendisine bir ceza ve işkence edileceğine inanmak. Öldükten sonra nereye gideceğini ve başına ne geleceğini bile­ meyip, şaşkınlık içerisinde olmak. Arkada bırakacağı mal ve miras üzerine üzüntü duymak.35 Adler,Alfred, Kişilik Bozuklukları ve Toplumsal Bütünleşme (çev.B.Çorakçı) Say yay.,İstanbul 1983, s.299; Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.195-212. İbn-i Sina, Risale fi def'i ğami'l-mevt / Ölüm Korkusundan Kurtuluş (çev. M.Hazmi Tura) Burhaneddin Matbaası, İstanbul 1942. Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K OLOJİSİ v e DİN 36 Gazzali de az-çok farklı şekilde, bu korkunun kaynaklarını şu şekilde tespit etmektedir: • Hayatın zevklerinden mahrum kalma korkusu, • malını kaybetme korkusu, • öldükten sonra nereye gideceği ve başına neler geleceği endi­ şesi; • önceden yapa geldiği isyanından korku duyması.36 İbn-i Miskeveyh de insanın en büyük korkusunun ölüm korku­ su olduğunu belirttikten sonra, bunun sebebini de aşağı yukarı İbn-i Sina'nın belirttiği hususlar olarak dile getirir. Ayrıca bu sebeplerin her birini ayrı ayrı ele alarak, bundan dolayı korkmanın yersiz ve akıl dışı olduğunu açıkl amaya çalışır.37 Ebu Bekir Razi de ölüm korkusunun en önemli sebebinin, kişinin öld ükten sonra bu dünyada elde ettiği haz ve lezzetleri yitireceğine inanmasından kaynaklandığını ifade eder. Ölüm sonrası daha üstün bir hayata inanmayan kişiler için ölüm ciddi bir üzüntü ve korku kay­ nağıdır. Bu kişilerde ölüm üstüne düşünme beklenenden daha fazla elem verir. Ölümü bu şekilde tasavvur eden ve ondan korkan kimse, her tasavvur etmede yeniden ölür. Uzun zaman boyunca ölümü ta­ savvur etmesi ona birçok defa ölüm getirir. Ona göre bundan tam ola­ rak kurtuluş yolu öldükten sonra devam eden daha üstün bir hayata inanmak ve dinin ortaya koymuş olduğu ilke ve değerleri tam olarak yerine getirmeye çalışmaktır. Bunu yol olarak seçmeyen kimseler için ise ölümün meydana getirdiği üzüntüden uzaklaşmanın tek çıkar yolu dikkatini ölümden büsbütün kaçırarak, ölümü tamamen unutup, hatır­ lamamaktır. Çünkü üzüntünün sebebi ortadan kaldırılması mümkün olmayan bir şey olduğunda, düşünceyi başka tarafa çevirmek, kişiyi bir ölçüde teselli eder ve üzüntüyü giderir.38 Jung'a göre ölüm korkusunun esası "yaşama korkusu" dur; ölüm­ den en çok korkan kimseler, yaşamaktan en fazla korkanlardır. Bu, nor36 37 38 Gazzali, Miziinü'l-Amel, Dımeşk-Beyrut 1407/ 1986, s.142. İbn-i Miskeveyh, Tehzib-i Ahlak, Mısır 1299, s.81-84. Riizi, EbCt Bekir , et-Tıbbu'r-Ruharu/ Ruh Sağlığı, (çev. Hüseyin Kahraman) İz ya­ yınlan, İstanbul 2004, s.137-140. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 37 mal ruhi gelişim içerisinde, hayatın gayesine yönelik eğilimin herhan­ gi bir şekilde geçmişe takılması ya da tespit edilen gayelerin zorunlu kıldığı kaçınılmaz riskler karşısında korkup geri çekilme durumunda ortaya çıkar. Yaşama korkusunun hayali bir kaynaktan beslenmediğini ileri süren Jung, bunun daha ziyade yaşanan hayata tam uyum sağ­ layamamanın bir eseri olduğunu belirtir. Bununla birlikte bu korku şuur dışıdır ve sonuç itibariyle yansıtılmış olduğu için oldukça ölçüsüz gözüken çok gerçek bir paniktir. Bir daha ele geçmeyecek olan gençli­ ğin kaybolup gitmesi ve geriye saymaya başlama, sıkıntıyı doğurur ve sıkıntı halini alır. Gerçeklik karşısında insanın şuur dışı olarak tecrü­ be ettiği bu sürekli gerileme, hayatı gerçek anlamıyla yaşayamama ve ölmek korkusu içerisinde bunalmadan başka bir şey değildir.39 Buna göre, ölüm korkusunun bir kişilik zaafı ve uyum sorunu olarak kendi­ sini gösterdiği söylenebilir. Nitekim onun gözlem ve değerlendirmele­ rine göre hayattan korkan gençlerin daha sonraları kesinlikle ölümden korkan insanlar haline gelmeleri40 böyle bir değerlendirmeyi kendi açı­ sından haklı çıkarır. Fromm iki türlü ölüm korkusunun varlığına dikkat çeker: Birincisi, her insanın ölüm karşısında yaşadığı, ölmek zorunda olduğuna ilişkin normal korku; ikincisi de, insanları sürekli olarak tedirgin eden ölüm korkusudur. Ona göre bu ikinci tür korku akıl-dışı bir özelliğe sahiptir ve hayatı iyi bir şekilde değerlendirememek, yaşama konusunda başa­ rısız olmak sonucu suçlu vicdanın dile gelişidir.41 Fromm ölüm korku­ sunu daha ziyade ahlaki nitelikte bir problem olarak değerlendirir. Ona göre, gerçekte ölümden korkmak, sanıldığı gibi hayatı sürdürememek korkusundan doğmaz. Bu duyulan korku ölümden değil, sahip oldu­ ğumuz şeyleri, bedeni, mal-mülkü, benliği yitirmekten dolayıdır ve hiçbir şeye sahip olamayacağımız bir uçuruma, yok olmaya sürüklen­ mekten korkmaktır. . . Sahip olmak anlayışına bağlı olduğumuz oranda, ölümden korkarız ve bunun akılcı bir açıklamasını da bulamayız. Sahip olmak tı.rtkusundan ve ben-merkezcil bir hayat anlayışından sıyrıldığı 39 40 41 Jung, C.G., Metamorphose De L'fune Et Ses Symboles (fr. çev. Yves Le Lay), Gen�ve, 1953, s. 496-497. Jung, Phenomenes Occultes (fr. Çev. E. Godet-Y. Le Lay), Paris 1939, s. 96. Fromm, Erich, Kendini Savunan İnsan (çev. Necl a Arat), İstanbul 1982, s.177 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K OLOJ İ S İ v e DİN 38 oranda kişi, ölümden korkmayacakhr Çünkü ölümle yitire ce ği bir şey yoktur" .42 Fakat konu, böylesi basit formüllere indirgenemeye cek kadar karmaşık gözükmektedir. Şüphe siz belli bir ahlaki yöneliş ölüm kor­ kusunun hisse dilmesinde az ya da çok belirleyici veya destekle yi ci bir etkide bulunabilir. Bununla birlikte, psikolojik sebepleri de göz önün­ de bulundurmak gerekir. "Kendini koruma" dürtüsüyle hareket eden insan açısından, varoluşun yok olması anlamına gelen ölüm elbette ki bir ürküntü ve endişe doğuracaktır. Ancak, inanç ve düşünce unsurla­ rıyla şekillenmiş olan insan dav ranışı, hiçbir zaman dürtüsel seviyede ve bütün çıplaklığı ile kendisini göstermeyecektir. Kişinin sahip olduğu psikolojik ve ahlaki özellikler kadar, bağlanılan dini inançların ve fel­ se fi görüşlerin ve ki şinin bunlara bağlanma dere ce sinin de bu hususta büyük önemi v ardır. Dini inançların kendisi de ölümle ilgili kaygı ve endişele ri arhrabilmekte ya da azaltabilmektedir. Ölüm düşüncesiyle içice olma, devamlı ölümü düşünme ve onu içine sindirmeye çalışma, ya da tam aksine onu şuurdan bütünüyle uzaklaştırmaya çalışma da ölümle ilgili korku duygusunun v arlığını ortadan kaldırmaya yetmez. Çoğu zaman ölüm insan için bir belirsizliği haber vermektedir. Belki de insanı asıl korkutan ve ürküten, ölümün getire ce ği belirsiz bir gele­ cektir. Çünkü ölüm her durumda bilincin kavrayamadığı şeydir. Ölüm bilinç açısından tam bir biline mezdir. Yokluğu ya da yokluğunu kavra­ yabilecek bilinç yoktur. Hiçbir veri, hiçbir dayanak, hiçbir gerekçe ölü­ mü anlaşılır kılmaya katkıda bulunamaz. Kısacası ölüm bir sırdır.43 Ölüm korkusu aslında değişik birçok korku ve kaygıyı bünyesinde toplayan karmaşık bir duygusal yapı olarak da ele alınıp tasv ir e dilebi­ lir. Bu karmaşık yapıyı oluşturan unsurlar şu şeki lde tasvir e dilmiştir: • Belirsizlik korkusu: Bir şey hakkında belirsizlik kaygıya yol açar; ölüm ve öldükten sonra ne olacağı insan için belirsiz bir konu olması dolayısıyla korku ve kaygı kaynağıdır. • Bedeni kaybehne korkusu: Benlik imgesinin önemli bir par­ çası olan bedenin bir parçası herhangi bir sebeple kopup e k42 43 Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak (çev. A.Antan), İstanbul 1982,s.198-200. Tımuçin, Afşar "Bilinç ve Ölüm",a.g.d., s.30. ÖLÜM VE Ö LÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 39 sildiğinde, bu insanda utanç, küçüklük, yetersizlik gibi birçok olumsuz duyguların yaşanmasına, benlik saygısının azalma­ sına yol açar. Ölümle birlikte bütün. bir bedenin yok olacağını düşünen kimse için, ölüm fazlasıyla korku ve kaygı uyandıra­ bilecek bir durumdur. • Acı duyma korkusu: Genellikle ölümün bir hastalık sonrası meydana gelmesi ölüm ile hastalık arasında bir ilişki kurul­ masına yol açmıştır. Özellikle günümüzde yaygın olan kanser, AIDS gibi ağrısı-sızısı ve bedendeki tahribatı şiddetli olan has­ talıklar ölümle sonuçlandığı için, ölümün acı verici bir tecrü­ be olduğuna inanılmaktadır. Bunun yanında bazı dini görüş ve açıklamalar içerisinde yer alan, ölümün çok acı verici bir durum olduğu, ölüm sonrasında dehşetli azapların varlığına yönelik tasvirler'" ölümle ilgili kaygı ve korkuların artmasına yol açabilmektedir. • Yalnızlık korkusu: İnsan hastalandığında kendisinden ve çevresinden soyutlanma duygulan yaşar Çoğu zaman bu durum insanların kendisinden uzak durmasıyla pekiştirilir. Bu kopukluk ölmekte olan kişide daha da belirginleşir. Üste­ lik çağdaş kent kültürü, çoğu insanın son günlerini sevimsiz bir hastane odasında, ailesinden ve alışageldiği eşyalarından uzakta geçirmesine neden olur. Bir bakıma hastaneler birçok insanın ölüm döşeği olma görevini üstlenmiştir. Genel olarak hastane şartları insanların kendilerini soyutlanmış ve yalnız bırakılmış olarak hissetmelerine yol açar. Böylece, önce ölümle yüzleşmenin daha sonra da insanlar tarafından terk edilmenin getirdiği yoğun bir korku yaşanır. Eğer bir hastanın yaşamıni tanıdığı ve sevdiği çevrede sonlandırmasına izin verilirse, bu kendisi için çok daha kolay olur.45 • Yakınlarım kaybetme korkusu: İnsanları en çok keder ve üzüntüye sevk eden olaylar eşin, çocuğun, anne babanın, bir 44 45 Bkz.Gazzali, İhyau 'ulumi'd-Din (çev.Ahmed Serdaroğlu) Bedir Yayınevi, İstanbul 1975, c.N, s.880-888. Kübler-Ross, Ölüm ve Ölmek Üzerine, s.28. 40 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ P S İKOLOJİSİ v e DİN aile yakını ya da yakın bir arkadaş ve dostun ölümüdür. Böy­ lece bir yakının ölümü günümüz insanı için en çok stres ve kaygı uyandıran bir durumdur. Bu yoğun duygular kişinin kendisinin ölümü ile tüm yakınlarından ve sevdiklerinden ay­ rılması söz konusu olduğunda da aynen yaşanabilmektedir. Özellikle kendi ölümüyle geride bakıma ve yardıma muhtaç eş, çocuk ya da bir yakını olan kimseler için bu korku ve kay­ gının düzeyi son derece yüksek olabilmektedir. • Denetimi kaybebne korkusu: Ölümcül bir hastalık durumun­ da ileri safhalarda kişinin kendisini denetleyebilmesi giderek zorlaşır. Bilinç bulanıklığının yanı sıra beden denetiminin de azalması ego tarafından bir tehdit olarak algılandığından kişi­ de kaygı ve korku yoğunlaşır. • Kimlik duygusunu kaybebne korkusu: İnsanlarla ilişkiden yoksun kalmak, yakınları ve dostları kaybetmek, kişiliğin de­ netimini kaybetmek gibi durumlar insanın kimlik duygusunu sarsar. Ölmekte olan kişinin kimlik duygusu birçok yönden sarsılır. Bu nedenle, ölüme gidiş denilen hayatın bu son döne­ minde kişinin, bütünlüğünü, kendine olan saygısını ve onu­ runu koruyabilmesi büyük önem taşır. Eğer kişi bu dönemde kimlik duygusunu sürdüremezse, kendisine olan saygısını yitirir, ümitsizliğe düşer ve geçmişte değerli bir insan olarak yaşamasının önemi kalmaz. • Gerileme korkusu: Ölüm yaklaştıkça her insand a içgüdüsel olarak bulunan ve kişiyi gerçekler dünyasından koparıp za­ man ve mekanın olmadığı, benlik sınırlarının ve �iğer insan­ ların bulunmadığı bir farklı varoluşa (yok oluş) dönüştürme eğilimi ürkütücü bir canlılık kazanır. Ölümle yüzleşen kişi, özellikle son döneminde bir geriye kayma sürecine kapılmak­ ta olduğunu fark etmeye başladiğında büyük bir korkuya ka­ pılabilir. Bu gerilemeyle savaşmaya ve gerçeklerle ilişki duru­ munda bulunan somut benliğine sıkıca sarılmaya çalışır. Bu olguya "ölüm agonisi" denir.46 46 Bkz.Pattison, E.M. Help in The Dying Process, , American Handbook of Psychiatry,1. N.Y, Basic Booksl974; Geçtan Engin, Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar, Ankara 1981, s.182-186; Köylü, age., s.90-92. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O LOJ İ S İ 41 Ölüm korkusunun en tipik tezahürlerini, ölüme çok yaklaşmış bu­ lunan insanlarda müşahede etme imkanı vardır. Ölmekte olan hastalar üzerinde birkaç yıl boyunca yapılan müşahedelere dayalı bir araşhr­ mada, çok yakında ölebileceği kendisine haber verilen kişilerin çok bü­ yük sarsınhlar geçirdiği ve beş psikolojik safhadan sonra ancak ölümü kabullendiği ileri sürülmüştür. Önce şüpheli bir hayret, sonra isyan duygularıyla sarsılan ölümcül hasta, daha sonra bir çöküntü içerisinde şiddetli sıkınh ve üzüntüler yaşamaktadır. Bu arada, ölüme yaklaşan kişinin geçmişte çözümlenememiş psikolojik sorunları yeniden canlan­ makta ve abartılmış bir biçimde yaşanmaktadır. Böylece kişi ölümün yanı sıra geçmişten getirdiği türlü çatışmalarla da başa çıkmak zorunda kalmaktadır. En son safhada kişi kendisini bu karşı konulmaz akıbete teslim olmaya hazır hale gelmektedir.47 Ölümün yol açabileceği maddf-manevf, psikolojik acı ve ızdıraplar hemen her insanda karşı konulmaz bir endişe ve korkuya yol açmak­ tadır. Hatta, belli bir dinf / tasavvufi bağlanma ve kavrayış içerisinde bulunan ve ölüme arzu duyan kişilerde bile buna yakın bir korkunun hissedildiği bir gerçektir.48 Kısacası, ölüm korkusu sıradan bir korkudan çok d aha başka bir şeydir. Basit bir tehdit değil, varoluşun geleceğine yönelik bir tehdittir. İnsan yalnızca kendi ölümüyle değil, kendine yakın bulduğu kimse­ lerin ölümüyle de sorunludur. Hatta kimileri kendi ölümlerinden çok sevdiklerinin ölümünden etkilenirler. Ölümle ilgili korkulara dair bü­ tün bu görüşler gözden geçirildiği zaman üç tür ölüm korkusunu belir­ lemek mümkün gözükmektedir: 47 48 • Ölümden sonra meydana gelecek şeylerle ilgili korku • Ölme olayı ve süreci ile ilgili korku • Var olmanın sona ermesi (yok olma, ortadan kaybolma, imha olma) ile ilgili korku. Bkz.Kübler-Ross, E., On Death and Dyninig, New York-London 1969 ; Türkçesi, Ölüm ve Ölmek Üzerine {çev. Banu Büyükkal) Boyner Holding Yay., İstanbul 1997, s. 61-168 Bkz. Mutasavvıflara Göre Ölüm" {Çev. Mehmet Demirci), İslami Araştırmal ar Der­ gisi, 3(1987), s. 100-101. ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İKOLOJ İ S İ ve DİN 42 Ölümle birlikte varlıklarının tamamen ortadan kalkacağına ve bi­ lincin ancak bedenle var olabileceğine inanan kimseler, büyük bir bu­ nalım içine düşerler. Ölümden sonra ruhun devam edeceğine inanan kimselerin ise ölümün acısını yenebildiklerini gösteren araşbrma so­ nuçları vardır. Aile içinde sevdikleri kimselerin arasında son nefesini vereceğini bilen kimseler daha huzurludur. Bir hastane köşesinde yal­ nız başına öleceğini bilen kimse, daha fazla acı çeker.49 ÖLÜM KARŞISINDAKİ TUTU MLAR Günümüzde ölüme karşı dört tip tutum geliştirildiği müşahede edilmektedir: 1 . Ölümü İnkar Etme Çağdaş Bab kültürü ölümü inkar etme, onun varlığını gözler­ den ve düşünceden uzaklaşbrma ve kaçırma hususunda oldukça uz­ manlaşmış görünmektedir. Eski kültürlerde merkezi' bir ilgi konusu olan ve bu yüzden varlığını her yerde hissettiren ölüm, günümüzde reddedilmektedir. Çocukların psikolojisinde hakim olan ölümün kaçı­ nılmazlığını ve sürekliliğini reddetme ve onun nesnel varlığını değiş­ tirme eğilimi günümüz yetişkinlerince de sürdürülen bir yaşam biçimi halini almışbr. Öyle ki, ölüm korkusu karşısında geliştirilen ve esası inkar olan savunma mekanizmaları çağdaş insanın kişiliğinin oluşma­ sında belirleyici bir rol oynamaktadır.50 Cinsellik, refah ve mutluluk düşüncesinin hakim olduğu çağdaş dünyada, ölümü habrlatan ve ha­ brlatabilecek olan her şeyden uzak kalmak çağdaş bir davranış biçimi olarak yaygınlık kazanmışbr. Utanç verici bir olgu olarak algılanmaya başlanan ölüm, adeta sosyal olarak kendisinden bahsedilmesi yasak bir tabuya dönüşmüştür.51 Ölüm gerçeğinin inkar edilmesinde kültürün 49 50 51 Cüceloğlu, Doğan, İnsan ve Davranışı, Ramzi Kitabevi, İstanbul 1991, s.368. Yalom, lrvın D., Din ve Psikiyatri (çev.Ôzden Arıkan) Merkez Kitaplar, İstanbul 2000, s.46. Bkz. Aries, Philippe, "La mort interdite: le changement des attitudes devant la mort dans !es societes occidentales". Archives Europeennes de Sociologie, 8, 2 (1967), s. 169-195. ÖLÜM VE Ö LÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 43 sekülerleşmesi ve dini değerlerin gücünü yitirmesinin de önemli bir etken olduğu açıkbr. Her şeyi dünya hayab ile sınırlayan bir kültürel ortamda insanların ölümü kabullenmeleri kolay bir yol değildir. Mutluluk düşüncesi, üzüntü veya endişe doğuran her nedenden kaçınarak, ortaklaşa mutluluğa katkıda bulunmaya yönelik toplumsal bir görev ve yüküml ülüğü zorunlu kılmaktadır. Böylece, mutsuzluk insanı derinlemesine kuşatmış olsa bile her zaman mutlu görünme zo­ runluluğu vardır. Üzüntü işaretleri göstererek insanlar mutluluğa karşı günah işlemekte, onu tehdit etmekte ve böylece toplum varoluş nede­ nini kaybetme tehlikesiyle karşılaşmaktadır. Bu yüzden ölen kişilerin cenazelerinin makyajlanarak güzelleştirilme işlemi, gösterişli cenaze törenleri ve defin merasimlerinin arka planında aynı niyetin varlığı gö­ rülebilir. Bunlar, zihni ölüm fikrinden uzaklaştırmak için hayabn işle­ riyle derinden meşgul etmek suretiyle ustaca kurulmuş olan bir hileden başka bir şey olmadığı52 değerlendirmesini haklı çıkarabilir. Tarihi çok eskilere giden mumya uygulaması ya da ölen kişilerin heykellerinin dikilmesinin gerçek anlamı da, ölümün inkar edilmesidir. Bu tutumun, değişik etkenler dikkate alındığında fertler ya da gruplar üzerindeki dağılımı .farklı tezahürleri ortaya koyabilmektedir. Mesela, doktorların diğer meslek mensuplarına göre daha fazla ölüm fikrini anlamlı bir şe­ kilde zihinlerinden uzaklaşbrdıkla:rı ve ölüme diğerlerinden daha fazla korku ile tepki gösterdikleri görülmüştür.53 Psikolojik olarak insan kendi ölümünün gerçekliğini bir süre için inkar edebilir, ancak komşumuzun ölümünü algılayabiliriz. Bu şekilde savaşlarda ve trafik kazalarında ölenlerin sayısını duyunca ürpeririz fakat böylesi haberler aynı zamanda yalnızca kendi ölümsüzlüğümü­ ze olan inancımızı pekiştirir ve -bilinç dışımızın derinliklerinde- sevinç duymamıza neden olur: "Ölen ben değilim, bir başkası" . Günümüzde ölümün gerçeğinin sistemli inkarı için zımni bir uzlaşma ortamı oluş­ muş gözüküyor. Bunun göze çarpan birçok yansımaları vardır. Kübler­ Roos'un tespitleriyle; ölüm ve ölmek yerine yumuşablmış sözcükler kullanılıyor, ölüler sanki uyuyorlarmış gibi gösteriliyor. Hasta tanıdığı 52 53 Melici, Abdulaziz A., et-Tatavvuru'ş-Şuuri'd-Dini inde'! Tıfl ve'l-Mürllhik, Mısır 1955, s. 187. Bkz. Godın, a.g.e., s. 239-240; Geçtan, a.g.e., s, . 179. 44 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ ve DİN ve alışhğı çevreden koparılıp bir sürü makinelerle donatılmış soğuk ve sevimsiz, bir hastane odasında duygusal yalnızlığa ve acıya terk edili­ yor. Çocukların ölmekte olan anne babalarını hastan ede ziyaret etmele­ rine izin verilmiyor, hastalara gerçeğin söylenmesi gerekmediği konu­ sunda uzun ve zorlu tartışmalar yapılıyor. Kısacası günümüzde ölüm birçok açıdan daha itici, daha yalnız, mekanik ve insanlıktan uzak bir hale gelmiştir.54 Kısacası, ölümü inkar etmenin onun varlığını reddetmenin iki · tarzından söz edilebilir. Birincisi, "maskeleme" dir. Maskeleme, ölü­ mü hahrlamamak, onunla hiç karşı karşıya gelmemek, onun hakkınd a düşünme fırsatı bulmamak için kendini günlük işlerine, çalışmalarına vermek, hayatı çok yoğun olarak yaşamakhr. Böylece bir kısım insan­ lar ölümle yüzleşmemek için zorlantılı işkolik ya da hazcı(hedonist), zihni uyuşturucu ve oyalayıcı bir yaşam tarzını benimsemektedir. Ölü­ mü inkarın ikinci şekli ise "bastırma" dır. Bu, ölüm kavramını şuurdan atarak etkisiz hale getirmektir. Çoğu insan ileriye dönük planlarında ölümü hiç düşünmemekte, bu dünyada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir yaşama arzusu sergilemektedir. İçinde yaşadığımız sektiler kül­ türde, iş, başarı, zenginlik, şöhret, cinsellik, mutluluktan çokça konu­ şulduğu halde günlük hayatta ölümden hiç söz edilmemesi adeta onun yok sayılması bu tutumun açık belirtisidir. 2 . Ölüme Meydan Okuma Bazılarına göre ölüm alt edilmesi gereken bir düşmandır. Son yıl­ larda hp bilimi yaşamı uzatma konusunda oldukça önemli gelişmeler kaydetmiş, yaşam destek ve yoğun bakım üniteleri sayesinde birçok kritik hastalıkta ölümlülük oranını azaltmışhr. Bunun yanında, henüz tedavisi bulunmayan hastalıklardan ölen ya da ölmek üzere olan kişi­ lerin dondurularak saklanmaları (hibernasyon) uygulaması sayesinde, ilerde geliştirilecek tekniklerle bu kişilerin çözülerek tedaviye alınıp, böylece yaşam sürelerinin uzahlmış olacağına inanılmaktadır. Böylece, 54 Kübler-Ross, Ölüm ve Ölmek Üzerine, s.30-32,35-36; aynca bkz. Aries, Philippe,Batılının Ölüm Karşısında Tavırlan (çev.M.A;i Kılıçbay) Gece Yayınlan, Ankara 1991,s.88 ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K OLOJ İ S İ 45 "dondur, bekl e, canlandır" sloganıyla ifade edilen bir süreç içerisinde canlılığın sürdürülmesinin insanın elinde olduğuna ve ölümün er ya da geç yenilebileceğine olan umutlar ateşlenmektedir. Ölümü yenme­ nin ya da geriletmenin cazibesi o kadar sürükleyicidir ki bu durumun doğuracağı etik sorunlar şimdilik kulak ardı edilerek55 büyük bir istek­ lilikle bu yöndeki çalışmalar sürdürülmektedir. Ölüme karşı durma eğilimi, her konuda en hızlı ve en uç noktalara ulaşmayı hedef edinen günümüz kültürünün tabii bir parçasıdır. Mut­ lak güç ve ölümsüzlük için duyulan isteğin alabildiğine kışkırtıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Her gün televizyon programlarında yüzlerce ölme ve öldürme olayına tanık oluyor ve sıradanlaşmış bir ölüm algısı ge­ liştiriyoruz. Savaş haberleri, terör, cinayetler, şiddeti kutsayan filmler, ölümü onurlu bir şekilde kabul etme yeteneğimizi zayıflatıyor ve ina­ nılmaz bir duruma getiriyor. Filmlerde, sanal savaş oyunlarında ölüm olayına bu kadar yoğun şekilde şahit olmak, ölümün gerçek olmadığı, senaryonun bir parçası olduğunu kabul etmeye yol açabiliyor ve gerçek ölüm olaylarıyla karşılaşıldığında bilinçsiz olarak ölüm olgusu gerçek dışı gibi algılanabiliyor. Ölüme karşı bir tür "sistemli duyarsızlaştırma" araçları devreye sokulmuş oluyor. Böylece sadece yıkıcı olan savunma mekanizmaları harekete geçirilmiş oluyor. Süpermen, Rambo, Heman, Harry Poter, vb. film ve hikaye kah­ ramanlarının maceralarında ön planda gözüken bu eğilim, geniş kit­ leleri bu yönde tahrik etmekte ve şartlandırmaktadır.Öte yandan, oto­ mobil, uçak, deniz motoru .. gibi motorlu taşıtlarla yapılan hız yarışları ve ölümle burun buruna gösteriler birçok çağdaş insanın büyük zevk duyduğu uğraşı alanlarıdır. Özellikle çok sayıda kişilerin ölümüne yol açan kaza ve yıkımlardan sağ çıkanlarda bu ölüme meydan okuma tu­ tumu çok belirgin olarak görülür. Bu kişiler, ölümle kumar oynamış ve kazanmış olma duygusu içerisinde yaşarlar. Bazıları, daha sonra kar­ şılaştıkları benzer durumlarda bu yenilmezlik duygusunun etkisi ile kendilerini gereksiz yere tehlikeye atabilmektedirler. Tehlikeye atılma, ölüme meydan okuma, ölüm ve yaşama içgüdüleri arasındaki tutarsız bir denge, kısa aralarla birinin diğerine baskın gelmesi şeklinde yo55 Bkz. Bodur, Selim, "Ölüm Üzerine Tıbbi Çeşitlemeler", Cogito, Yaz 2004, S.40, s.9597. 46 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN rumlanmaktadır. Baş döndürücü, hem de hoşa giden ve insanın ken­ dini kuvvetle duyduğu oranda hoşuna giden tehlikeye atılma zevkini veren, bu ölüm içgüdüleridir. Kişi, ölüm korkusunu hissettiği oranda kendinde yaşama arzusunun gücünü duyar. İşte zaten tehlikelerin zev­ kini veren de budur. Ölümün yanından böylesine sıyırtarak geçmek insana yaşama temposunu bir bakıma daha hızlı hissettirmektedir.56 Eskiden beri milletlerin kültürlerinde yer alan kahramanlık hikaye ve destanları, düşman karşısında, ölüm tehlikesine aldırış etmeksizin kendisini ortaya koyan örnek şahsiyetleri günümüze kadar taşımıştır. Ancak bu örneklerde hazza yönelik bir macera ruhu değil, daha çok, yüce bir dava uğruna ve başkalarının yaşamı ve kurtuluşu adına ortaya konan cesaret ve fedakarlıklar anlatılır. Günümüzde ölüme meydan okuma, karşı çıkma tutumunun en iddialı şekli, "soğukla tedavi" teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çık­ mıştır. Bazı gelişmiş ülkelerde, yeni ölmüş olanların bir gün yeniden hayata döndürülebilecekleri düşüncesiyle dondurulmaları yönünde faaliyette bulunan dernekler kurulmuştur.57 Biyomedikal bilimlerin bir gün yaşlanmayı önleyeceği ve bir hastalık gibi görünen ölümü ortadan kaldıracağına inanların sayısı giderek artmaktadır. Her insana sonsuz bir hayat vermek için çalışmalar yapmak amacıyla kurulan şirketler ve komiteler iş başındadır. Çalışmalar özellikle genler üzerine yoğunlaş­ mış bulunmaktadır. �···'" f 3. Ölümü isteme Şuurlu ya da şuur dışı olarak yaşanan ölüm isteği, çağdaş kültürde sanıldığından daha yaygındır. Freud'un "ölüm içgüdüleri" dediği şey, bir anlamda (yaşamaya olduğu kadar) ölüme, yani ona göre, hayatın aslı olan cansız maddeye dönmeye duyulan istek ve eğilimdir. Jung, bu anlamda biyolojik temele bağlı bir ölüm içgüdüsünü hiç kabul etmez; fakat ona göre manevi hayata işaret eden pek basit bir başka içgüdü 56 57 Arkun, Nezahat, İntiharın Psikodinamikleri, 2. bas., İstanbul 1978, s. 148-149. Bkz.Hick, John, "Değişen Ölüm Sosyolojisi" (çev. Turan Koç), Erciyes Ü.İlahiyat Fa­ kültesi Dergisi, 1990, S.7,s.241. ÖLÜM VE Ö LÜM Ö T E S İ P S İ K OLOJ İ S İ 47 vardır.58 Bunun dışında, insanın şuuraltında varlığını kuvvetle hisset­ tiren ölüm isteği ve özlemini, ana rahmindeki rahat ve huzurlu hayata dönüşün bir ifadesi olarak yorumlar. Jung'a göre bu eğilim psikolo­ jik hayatın ileri gelişimini engelleyen bir "gerileme" (regression) dir. Hayat mücadelesinde insanın düşmanı kendi dışında değil, kendi için­ dedir; onu beraberinde taşımaktadır. Bu, kendi iç derinliklerine doğru tehlikeli bir özlem duyma, kendi iç kaynağında yok olup gitme özlemi, anneler cennetinin aşağılarına doğru çekilme özlemidir. İnsanın hayatı devamlı pusuda bekleyen gecenin geçici ve şiddetli rahatlığı, yitip-git­ me ile sürekli bir mücadeledir. İnsanda sakinliğe, sessizliğe, rahatlığa, denge ve uyuma olan eğilim, ölüme duyduğu özlemdendir. İnsan hare­ ketsizliği, tamamlanmayı ve rahatı aramaktadır. İşte bu noktada dinle­ rin insan psikolojisine yaptığı önemli yardım kendisini göstermektedir. En ilkel dönemlerden beri bu geriye dönüş eğilimine karşı, büyük ruh! tedavi sistemleri olan dinler tarafından savaşılmaktadır.59 Bundan anlaşılmaktadır ki, insan ölüme tutkun olduğu için değil yaşamı beceremediği için, özellikle bozuk bir bilinçle yaşama katılmak zorunda olduğu için ölmek isteyebilir.Nitekim bir kısım gençler için ölümün cezp edici bir yüzü vardır. Her yaş ve gruptan tedirgin ve ça­ tışmalı kişilerin başvurduğu çözüm yolu da çoğu zaman ölümü isteme olmaktadır. Böylece ölüm bazen kişinin yaşamakta olduğu çatışmalar ve yaşadığı sıkıntılardan bir kurtuluş yolu olarak görülebilir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyada intiharların gi­ derek artmakla olduğu60 göz önüne alındığında, günümüz insanının ölüm isteğinin ne kadar güçlü ve yaygın olduğu daha iyi anlaşılır. Kişi­ leri intihar fikrine zorlayan sebepler çok ve değişiktir. İntihar çoğu za­ man bir cezalandırma isteğinin dışavurumudur. İntihara yönelen kişi ya kendini ya da bir başkasını cezalandırmak ister. Kimi insan, başka­ larından intikam almak ve onları üstesinden gelemeyecekleri suçluluk duyguları içine atmak için kendini öldürebilir. Ağır bedensel sakatlık­ ları tedavisi çok güç hastalıkları olan kişilerde ve kendini işe yaramaz 58 59 60 Jung, C.G., Metamorphose de l:fune et Ses Symboles s.542 (dipnot) Jung, a.e., s.591-592. Arkun, a.g.e, s. 39-41; Fromm, Erich, Sağlıklı Toplum (Çev. Y. Salman-Z. Tanrısever) İstanbul, 1982, s. 19-21; Ziyalar, Adnan, Sosyal Psikiyatri, İst. 1980, s. 263. 48 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ PSİKOLOJİ S İ v e D İ N bulan mutsuz yaşlılarda d a ölme isteği sıklıkla görülür. Öfkesini ifade etmek ya da diğerlerinin suçluluk hissetmesi için intihar eden kişi, in­ tiharın tadını çıkarabilmek için bilinçliliğin var olmaya devam ettiğini düşünebilir. Böylece intihar eden insanların birçoğu ölüme karşı sihirli bir bakış açısına sahiptir ve onu geçici ve dönüşü olan bir şey olarak görürler. Bunun dışında, intihar fikri korkudan biraz olsun kurtuluş sağlar. Birçok insan "ölümden o kadar korkuyorum ki intihar etmeyi düşünüyorum" anlamına gelen sözler söyler. Bu aktif bir harekettir, ki­ şiye kendisini kontrol eden şeyi kontrol etme fırsatı verir.61 Hayatın güçlükleri, bunlarla gelen gerilim ve zorlanmalar, açmaz­ da kalmışlık duyguları, sayısız çirkinlikler ölümü düşündürür hatta özlettirir. Ölüm isteğini doğuran şartlar ve sebepler bireylere, kültürle­ re ve devirlere göre çok farklı olabilmektedir. Harakiri yaparak canına kıyan bir Japon savaşçı açısından bu davranış, toplumsal bir değerin gerektirdiği sorumluluğun yerine getirilmesinden ibarettir. Ayrıca, ki­ milerinde nevrotik bir ' itibar kazanma' ya da sevilen kişilere ölümle ulaşma şekli olarak anlam kazanan ölüm isteği, iHl.hi aşk duygusuyla kıvranan bir silfıde, bir an önce Allah' a ulaşmanın derin ve samimi bir arzusu olarak kendisini gösterir.62 Ölüme duyulan arzunun sebepleri gibi, ifade ediliş biçimleri de farklıdır. Kendi hayatına son verme ile so­ nuçlanan intihar olayları ile Allah aşıklarının bütün dünyevi ilgilerden kendilerini soyutladıkları " iradi ölüm " ya da "ihtiyari ölüm" denilen zühd yaşantısı elbette ki birbirine hiç benzem :_z. 1 4. Öİümü Kabullenme Daha önce tasvir edilen tutumlarda genellikle hayat ve ölüm bir­ birinden ayrı olgular olarak ele alındığı halde, ölümü kabullenme tu­ tumunda, ölüm hayatın bir parçası olarak kabul edilir. Ölümü kabul­ lenme tutumuna çeşitli var oluş felsefelerinde rastlanır. Bunlardan bazıları ölümü, hayatı sürdürmemizdeki temel sebep olarak görür. Bazıları ise ölüme yaklaşmanın fizyolojik bir son değil, bir var olmama tehdidi olarak algılandığı görüşünü savunur. Heidegger, her insanın 61 62 Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.203. Bkz. Mutasavvıflara Göre Ölüm", a.g.d ., s. 101. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ 49 kendi ölümlülüğünü iç bir tecrübeyle kavraması gerektiğini, ancak bu durumda hayatın gerçek anlamını bulabileceğini savunur. Çünkü ölüm bütün hayatı kucaklayan ve ona sorumluluk getirerek değer ka­ tan bir olaydır. İnsan "ölüm yönünde varlık" olduğunun iç denemesine sahip olduğu ölçüde dünyadaki sorumluluklarının farkına varacaktır. Kierkegaard da benzer şekilde ölüm olgusunu sübjektif yolla kavrama­ nın önemi üzerinde durur. Bu şekilde kavranan ölüm insana ahlakf bir görev, ahlakf hareket için biricik bir vesile imkanı taşır. Ölüm hissedilir ve insan hayatını değiştirecek derecede önceden yaşanılan bir fikir ola­ rak kendisine bağlanılırsa, ancak bu durumda ölüm kendisine has bir mana ve önem kazanır.63 Kısacası ölümün eşi ve benzeri yoktur; ölüm hayatımızı sahici bir tarzda yaşamamızı bizim için olası kılan bir du­ rumdur. Ölüm inkar edildiğinde hayat küçülür. Ölüm dışlandığında, kişi için içindeki riskleri gözden kaçırdığında hayat zayıflar. Ölümün kabul edilmesi hayata bir keskinlik hissi vermekte, hayat görüşünde kökten değişikler yapmaktadır ve insanı oyalanmalar, sakinleştiriciler ve önemsiz kaygılarla belirlenen bir yaşam tarzından daha sahici bir tarza taşımaktadır. 64 Ölümü kabullenme, ancak ölümle birlikte bir baş­ ka varlığa açılma, daha iyi bir hayata kavuşma, varlığını sonsuza kadar devam ettirme ümidi veren bir düşünce ve inanç yapısı içerisinde geli­ şen bir tutum olmaktadır. Genel olarak hayatını iyi bir şekilde değerlendirdiği duygusuna sahip olan kimseler, ölümü sükunetle kabullenme tutumu gösterirler. Dinf bakış açısının ölüme yaklaşmada sükunet, boyun eğme ve kabul tutumunu doğuracağı tahmin edilebilir. Bununla birlikte bütün din­ darlarda aynı eğilimin ortaya çıkmasını beklemek de gerçekçi dmaz. Yaşanan dinin özelliği ve kişinin dinf inanç ve görevlere kendisini veriş derecesi bu hususta önemli bir etken olarak gözükmektedir. Ölümden dönme tecrübesi Ölümü kabullenmeyi kolaylaştıran bir takım uygulamalara, birçok din ve düşünce geleneğinde eskiden beri rastlanmaktadır. "Ölümle 63 64 Bkz. Magill, Frank, Egzistansiyalist Felsefenin Beş Klasiği (Çev. Vahap Muta!), İs­ tanbul 1971, s. 38, 58-60. Yalom, Irvın, Varoluşçu ve Psikoterapi, s.55, 69. · 50 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KOLOJİSİ v e DİN yüzleşme", "ölümü düşünme ve en üst düzeyde ölümlülüğün farkına varma", "iradi olarak sürekli ölüm halinde bulunmaya özen gösterme" tarzındaki uygulamalar mistik/ tasavvufi geleneklerde sıkça başvuru­ lan bir eğitim yöntemi olarak bilinir. Böylece, tüm arzulardan ve korku­ lardan özgür olma anlamında "ölmeden önce ölme" yi gerçekleştiren bir süreçten geçilerek ölüme hazırlanılmış, onu kolayca kabul edilebilir bir duruma gelinmiş olunmaktadır.65 Böylesi sistemli düşünce ve uygulamalara bağlı olmadan da bazı insanların ölümün kıyısına kadar varıp yeniden hayata döndüğünü gösteren olaylarla karşılaşılmaktadır. Burada söz konusu olan önce­ likle tıbbi müdahalelere bağlı olarak "ölümden dönme" olaylarıdır. Yani ruhun bedenden ayrıldığı ve farklı daha hoş bir yaşam içerisinde var oluşunu sürdürdüğü izlenimini veren tecrübelerin yaşanmasıdır. Farklı inanç ve kültür düzeyinde birçok insanın yaşamış olduğu bu tecrübelerde birçok ortak nokta tespit edilmiştir. Yeniden canlandırı­ lan kişilerle yapılan araştırmalar sonucu elde edilen verilere göre, bu "uç" ya da "sınır durumlar"ı yaşayan kişilerde olumlu yönde önemli kişisel dönüşümler ortaya çıkmaktadır. Bu dönüşümler kısaca hayatı ve ölümü kabullenme, insani ve ahlaki bakımdan olgunlaşıp yücelme, dini-manevi değerlere daha fazla önem verme yönündedir.66 Benzeri kişisel değişimlere, intihar girişiminde bulunup şans eseri kurtulan, dağa tırmanırken düşme tehlikesi geçirip ölümün kıyısından geri dö­ nen, ölüme mahkum olan ve ölüm hücresinde beklerken son dakika­ da cezası ertelenen mahkumlarda ve ölümcül kanser hastalarında da rastlanmıştır.67 65 66 67 Bkz., Zarcone,Thıerry. "Tasavvufta Ölüm Deneyimi ve Ölüme Hazırlanma", (Yay. Haz) Gılles Veınsteın, Osmanlılar ve Ölüm (çev.EHi Güntekin), İletişim Yayınlan, İstanbul 2007, s.163-185. Bkz.Moody, Raymond A., Ölümden Sonra Hayat (çev.Gönül Suveren) İnkılap ve Aka Kitabevi, 2.bas.,lstanbul 1983; Randles,Jenny. ve Hough,Peter.,Öteki Dünya (Ölümden Sonraki Yaşamın Gizlerini Açıklayan Bilimsel Araştırma), (çev. Mehmet Harmana), Say Yayınlan, İstanbul 1994; Karaca ,Faruk, Ölüm Psikolojisi, Beyan Ya­ yınları, İstanbul, 2000, s.123-141. Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.58-63. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTE S İ PSİKOLOJ İ S İ 51 5. Yas Tutma Bir yakınının, tanıdığı ve sevdiği birinin ölümünü görmek, yaşa­ mak insan için oldukça acı verici bir durumdur. Oniarın ölümünün ar­ dından şiddetli ruhsal acı ve elemler yaşamak doğal bir tepkidir. Ölüm nedeniyle bir akraba ya da arkadaşından yoksun kalan kişinin ilişki­ lerinde ve davranışlarında bir yavaşlama, içe kapanma, üzüntülü bir dönem başlar ki buna "yas" adı verilir. Dini ve hukuki düzenlemelerde kişilerin yaşadığı bu ölüme bağlı ruhsal sarsınh dikkate alınmış ve bu dönemi kapsayan hükümler ortaya konmuştur. Böylece yas tutma, bi­ reysel bir davranış olmanın ötesinde kalıcı, toplumun geneline yayılan düzenlemelerin konusu da olmuştur. Bazı durumlarda da bir kişinin ölümüne duyulan acının belirtilerini ortaya koyma biçimi toplum tara­ fından düzenlenir ki bu da "matem" olarak adlandırılır. Bütün ölümler elbette ki aynı oranda etkili değildir. Yaşlıların ölü­ mü daha kolay kabul edilir. Yaşlılıkla ölüm arasında daha kolay bağ kurulması da bunda önemli bir rol oynar. Genç ölümler daha zor ka­ bullenilir. Bu yüzden yaşlı ana baba yitirmenin eş ve çocuk yitirme­ ye kıyasla daha az keder verici olduğu söylenebilir. Yetişkinin eş ve çocuğuna kıyasla ana baba yitimine daha az tepki göstermesi, yaşlı ana babasının potansiyel ölümünü sık sık düşünmesine, olayın bir tür provasını yapmasına bağlanabilir. Bilişsel ve duygusal öksüzlük dü­ şüncesi çok önceden başlar ve bu sürecin kişiyi kendi ölümüne hazır­ ladığı söylenebilir. Şüphesiz yas sırasında yaşananlar, kaybedilen kişi ile yürütülen ilişkinin tipine göre değişir. En acı duyguları ebetteki en sevdiğimiz kişileri yitirdiğimizde yaşarız. Ölüm anlayışı dini inanç ya da inanç eksikliği, ölenin yaşı, ölümün ani ya da beklenir olması du­ rumu, aile içinde ölümlerin sıklığı vb etkenler, yasın ifade biçimlerini yönlendirir ve bunların duygusal rengini değiştirir. Yas ve keder, " öncelenmiş yas" olarak, zaten bir yanıyla ölmek üzere olan sevilen birinin can çekişme sürecinde yaşanır ve ölümünün hemen ardından gelen dönemde de önemli bir etki yarahr. Geride ka­ lanlar fiziksel ve ruhsal hastalıklara ve ölüme karşı daha duyarlı ol­ maktadırlar. Bu özellikle ansızın ve beklenmedik biçimde gelen yaslar için doğrudur. Bu yüzden yas sürecinde acılı duyguların hafifletilmesi ve duygusal destek süreci çok önemlidir. Aile ve arkadaş desteğini gö- 52 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN ren kişiler yası izleyen fiziksel ve ruhsal bozuklukları daha az göster­ mektedirler. Yas içindeki kişiler tipik olarak birtakım evrelerden geçmektedir­ ler. Birinci evre şok, uyuşukluk, inkar ve inanmama evresidir. En yo­ ğun duygu olan şok ve uyuşukluk genellikl e birkaç hafta sürmekte, yadsıma ve inanmama ise günlerce ve aylarca sürebilmektedir. Ölümü takip eden ilk birkaç günde geride kalanlar şok etkisi altında olurlar ve o kişinin öldüğüne inanamazlar. Bu safhada donukluk, uyuşmuşluk, hayret, korku, afallama, boşluk, anlamsızlık, şaşkınlık duyguları yaşa­ nabilir. Solunumla ilgili sıkıntı, somatik üzüntü, gırtlaktaki düğümlen­ meden dolayı nefesi kesilmek ve solunum yetersizliği gibi fizyolojik belirtiler de bunlara eşlik eder. Ayrıca, ölenin hayaliyle zihnin çokça meşgul olması, sevdiği kişinin ölümüne sebep olduğu ya da ihmali ol­ duğu düşüncesiyle suçluluk ve günahkarlık duyguları hissetme gibi belirtiler de görülebilir. İkinci evre özleme, hasretini çekme ve depres­ yon evresidir. Genellikle 5-14 gün arasında doruk noktasına çıkmakta ama daha uzun sürebilmektedir. Bu evredeki yaygın duygular ağlama, umut, gerçek olmama duygusu, empati, insanlardan uzak durma, ilgi yokluğu, ölenin anısına bağlanma vb.dir. Diğer belirtiler öfke, kızgın­ lık, korku, huysuzluk, iştahsızlık, uykusuzluk vb. olabilir. Ölen kişiyi ülküleştirmeye de yas tutanlarda çok rastlanır. Bu safhada yas tutanlar ölen yakınlarının ölümüne anlam vermeye çalışırlar. Ölen kişiye bağ­ lılık, özellikle beklenilmediği anda meydana gelen ölüm türünde daha güçlüdür. Yasın üçüncü evresi sevilen kişiden kurtulma ve yeni şartlara uyum sağlamadır. Bu dönemde kişi kaynaklarını harekete geçirir, in­ sanlarla ve etkinliklerle yeniden ilgilenir, yeni bir denge kurmaya ça­ lışır. Kimileri için bu evre 6-8 hafta, kimileri için de aylar hatta yıllar sürebilir. Dördüncü evre, kimliğin yeniden kurulması evresidir. Kişi yeni ilişkiler gerçekleştirir ve sevdiği biriyle yeni roller üstlenir. Geride kalanların yaklaşık yarısının bu evrede yas yaşantısından bazı yararlar ya da deneyimler edindikleri tespit edilmiştir.68 Fakat bütün yaslar normal bir seyir izlemezler; bazıları çok karma­ şıklaşır, bazıları patolojik bir hal alır. Karmaşık denen yaslar özellikle 68 Bkz. Çileli, "Ölüm", a.g.e., s.222-223; Thomas, Ölüm, s.99-101; Yıldız, Murat, Ölüm Kaygısı ve Dindarlık, İzmir İlahiyat Vakfı Yayınlan, İzmir 2006, s.4�4. ÖLÜM VE Ö LÜM ÖTESİ P S İ K OLOJ İ S İ 53 açığa vurulmamış dönemde çocukta ve yaşlıda sıkça görülür. Bu du­ rum, içselleştirme, suçluluk veya donanımsızlık süreçlerini güçleştirir ve baş ağrısı, hipertroidi, güçsüzlük, uykusuzluk, asbm, kolit, mide kanaması gibi sağlık sorunlarına yol açar. Ayrıca çok uzun bir zaman bu kişilere yardım ve destek çalışmasını da engeller. Patolojik yaslara gelince, zihinsel yaşamın işleyişini önemli ölçüde bozarlar, dolayısıyla benlik algısını ciddi olarak yıpratırlar. Ölçüsüz ve sürekli bir şekilde, yaşanan şeylerin bazı anlarına girerler. Bazı kimseler ölen kişinin ölü­ münü bir türlü kabullenemez, onun her zaman hayatta olduğunu var­ sayar. Bazıları da kendisinin bir parçasını kaybetmiş gibi bir duyguya kapılır. Ölenin arkasından acı çekmeyi ve yası gereksiz olarak değer­ lendiren "ölümün önemi yoktur" diye düşünenler vardır. Böylelerine göre zaten ölen kişinin hayattayken hiçbir faydası yoktur, dolayısıyla üzülmeye değmez. Ölenin arkasından kendisini suçlayan, bu ölümden kendisini sorumlu tutanlar vardır. Bunlar kendinden tiksinir, kendini iğrenç hisseder, kendine ve diğerlerine karşı saldırganlaşır. Son olarak kafası ölü ile tamamen meşgul olan, yas döneminde kendini onunla özdeşleştiren, onun hastalığını ve ölümünü yeniden yaşayan, kendini onun yerine koyan ve ona benzemeye çalışan kimselere de rastlanır. 69 ÖLÜMSÜZLÜK ARZUSU Dinlerin ya da felsefelerin "ruhun ölümsüzlüğü", "ölümden sonra yeniden dirilme", "ölümden sonraki hayat" vb . inanç ve düşünceleri bir tarafa, bütün insanlarda "ölümsüz olma arzusu" psikolojik bir gerçek olarak varlığını hissettirmektedir. İnsan bir yandan ölümle uzlaşma­ ya çalışırken bir yandan da ölümsüzlüğü özler. İlk insan Hz. A dem ve eşinin Allah'ın buyruğu dışına çıkarak Şeytan'ın telkinleri albnda dav­ ranmaya sürükleyen ve Cennetten bu dünyaya düşüşlerine yol açan bu arzunun ta kendisidir ( A'raf 7 / 20; Taha 20 / 120). Gılgamış destanı, insanın ölümsüzlük arzusunun ne derece güçlü olduğunu ortaya ko­ yan edebi bir üründür. Gılgamış ölümsüzlüğü her nimete tercih etmeye hazır bir evrensel ilk örnektir; onun aradığı yalnızca ölümsüzlüktür. Her insan içinde bir Gılgamış barındırır. Denebilir ki, ölümsüzlük ar69 Thomas, Ölüm, s. 102. 54 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ ve DİN zusu, insanoğlunun bitmez-tükenmez bir rüyası, en derin ve güçlü bir hayali, geçici ve sınırlı varlığından kurtulma umudu ve tutkusudur. j Günümüzdeki teknolo ik gelişmelere bağlı olarak insan ömrünü uzat­ ma ya da ölmüş olanların gelecekte bir gün yeniden diriltilebilecekleri düşüncesiyle "dondurma" yönündeki arayış ve çabalar bu tutkunun bir ifadesi olarak anlaşılabilir. Tıbbın kendisi de ölüme karşı insanın bir mücadelesi ve varlığı sürdürmenin bir aracı durumundadır. Bu arzuyu besleyen "yaşama isteği", sonsuza kadar var olma özlemi insanın en derin ve güçlü arzusudur. Hayabn sürekliliği ve bu sürekliliğin korun­ ması, hayabn yapısında mevcut olan ana çizgilerden birisidir. Hayalın sınırlı oluşuna herkes tepki gösterir ve bu tepkiyi de herkes hayata kar­ şı kendi tavrına göre gösterir. Ölümlü varlık yapısına rağmen sonsuza kadar kesintisiz yaşama, hiç yok olmama duygu ve arzusu, hayatın sü­ rekliliği algısı beraberinde, çocukluktan itibaren yaşanan psikolojik bir gerçektir. Çocuk genellikle hayabn sürüp gideceğinden şüphe e tmez; o şuur dışı olarak kendisini ölümsüz kabul eder. Onun için kabullenilme­ si ve sindirilmesi çok zor olan şey hayahn sürüp gideceğine inanmak değil, ölüm gerçeğidir. Ölüm gerçeği karşısında hiç eksik olmayan te­ mel endişe, ölümlülüğün şuuruna vardıkça daha da artmaktadır. Neti­ ce itibariyle insanı korkutan, ürküten, endişelendirip rahatsız eden şey hayatın sürüp gideceğine inanmak değil, onun bir yerde son bulacağını hissetmek ve düşünmektir. Her ne kadar ölümü bir uyku ya da varo­ luşun mutlak yok oluşu olarak düşünmekle bu korkunun etkisinden kurtulacağını zannedenler varsa d a,7° şuur dışı ölümsüzlük arzusu ko­ lay kolay onların peşini bırakmamaktadır. Çünkü hayabn sürekliliği algısı, narsistik özellikte şuur dışı bir dilekten daha fazla bir şeydir. Bu, varlığın ö kadar hayati bir arzusudur ki, kararlı muhalifleri bile onun elinden kaçıp bütünüyle kurtulmakta zahmet çekmektedirler. Gele­ cek hayatın, ölüm ötesinin en kah inkarı, daha ölçülü ve d enebilirse akılcı düşünce için d aha küçük düşürücü bir başka tür "ölümsüzlük anlayışı"run kabulü ile beraber bulunmaktadır.71 70 71 Bkz. Ci!siye 45 / 24; krs. Schrnidt, Heinrich, Epikür'ün Yaşama Sevinci Felsefesi (Çev. Y.K. Kfuli) Tan Matb. lst. 1964, s. 80-81. Gregoire, François, L'Au-Del§, P.U.F., 5. bas., Paris 1977, s. 11,12-14. ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ 55 Bir olgu olarak ölümün evrenselliği ne ölçüde gerçekse, bir duygu ve arzu olarak ölümsüzlük isteği de o ölçüde evrensel bir psikolojik gerçektir. Jung bunu şöyle dile getirir: İnsanların pek büyük bir çoğun­ luğu, her zaman hayabn devamlılığına inanma ihtiyacını duydular... Hayabn ölümü aşbğını düşündüğümüz zaman, bu düşüncenin anlamı bizden kaçıp kurtulsa, aklımızla tam olarak kavrayamasak bile, yine de hayabn anlamı içinde hareket ediyoruz. Ölüm ötesi bir hayata inanma insan için kaçınılmaz, zorlayıcı bir durumdur. Çünkü bu düşünce ve inanç kolektif şuuralbnın arketiplerinden birisidir.72 Godin, ölüm gerçeği karşısında insanlarda oluşan iki farklı hareket tarzını tespit etmektedir. Birincisi, kaçınma ve narsistik korunma hare­ ketidir. Bu, köklü bir yaşama isteği, daha yaşama ve ölümü saf dışı etme ihtiyacının bir ifadesidir.. İnsanda gerçek bir ebedi yaşama, sonsuzca yaşama arzusu vardır. İkincisi, "tamamlanma arzusu" dur. Bu, daha iyi yaşamak, başka yaşamak arzusu şeklinde kendisini açığa vurmaktadır. Bu, tamamlanmış bir hayat içinde kendini gerçekleştirme eğilimidir.73 Her iki durumda da insan, hayatını kesintiye uğratmaksızın devam et­ tirme ve sonsuza kadar var olma özlemini dile getirmektedir. Fromm' a göre ölüm ve ölümle ilgili bazı ftdet ve uygulamalar da aynı arzuyu dışa vurmaktadır. Çeşitli törenlerde ve inançlarda sergilenen, insan bedenini konserveleyerek saklama fikri, ölümsüzleşme arzusunun en belirgin biçimidir. Günümüzde ve özellikle A.B.D. de rastlanan, ölüm şuurunu basbrmak ve. ölüme karşı duyulan korkuyu azaltmak için uy.� gulanan, ölüyü gömmeden önce, onu süsleme ve güzelleştirme çabası da,74 esasen ölümsüzlüğe duyulan özlemi anlatmaktadır. Evrensel bir psikolojik olg u olan ölümsüzlük arzusu, inanç ve dü­ şünce seviyesinde farklı şekillerde dile getirilmiştir. Bunlardan belli başlıları şunlardır: a. Maddi ölümsüzlük. İlk dönem atomcularından günümüz Mark­ sistlerine varıncaya kadar pek çokları tarafından ileri sürülen bu görüşe göre, ezelf ve ebedi olan sadece maddedir; insan 72 73 74 Jung, C.G., Problemes de L' Ame Modeme (fr. Çev., Yves Le Lay), Correa 1%0, s. 241. Godin, "La mort a-t-elle chang�?" a.g.e., s. 251-252. Fromm, Sahlp Olmak ya da Olmak, s. 198-199. · 56 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKO L OJ İ S İ v e DİN da maddi özü bakımından ölümsüz olabilir. Mesela Lucrece' a göre, atomik madde hareketlerinin sonsuzluğu ve zamanın sonsuzluğu yüzünden, insan da tam bir ölümsüzlüğe eriş­ mektedir. Nietzsche'nin görüşü de buna yaklaşmaktadır: Kai­ nattaki oluş ezeli ve ebedi bir devir içinde, ezeli ve ebedi ola­ rak yeniden başlar ve Bütün' ün parçaları olan biz, bu ezeli ve ebedi Dönüş' e ezeli ve ebedi kahlırız. b. Biyolojik ölüms üzlük: Ölümden sonra yeniden dirilişe, bir başka alemde ölümsüz olarak hayahn devam edeceğine inan­ sın ya da inanmasın çoğu insan, bu dünyada biyolo­ jik bir çerçevede de olsa ölümsüz olmaya arzu duyar. Ana-babalık duygusunun temelindeki güçlerden birisi de bu arzudur. Neslinin ve sulbünün kendi evlatları va­ sıtasıyla bu dünyada sonsuza kadar sürüp gideceğine inanan ana-baba için bu inanç, kendi faniliğini unutturan ve ölüm karşısında teselli veren önemli bir duygudur.75 c. Sos yal ölümsüzlük: Kimi insanlar, kendilerinin ölümünden sonra geride başkalarına faydalı olacak eserler ve çalışmalar bırakmakla ölümsüz olacaklarına inanırlar. Copmte, ferdin ezeli ve ebediliğini ret ederken, insanlığa, "Büyük Varlık" a bel bağlamaktadır. Ona göre, insanın ölümsüz ruhu yoktur, fakat insanlığın gelişme ve ilerlemesine katkıda bulunan fiille­ riyle ebedi yaşayabilir. Guyau da, bizim ölümümüzden sonra hayahn bizsiz, fakat belki biraz da bizimle sürüp gideceğini söyler. Hayat kaynağı olan kainah ahlaki faaliyetimizle ayak­ ta tutmak için "yoğun ve çeşitli bir hayat yaşamak" gerekti­ ğini düşünür. Ateist varoluşçu filozof ve sanatçılar da, ben­ zer bir şekilde, "sanat eseri vasıtasıyla ölüm ve sonluluktan kurtulma" dan söz ederler. 76 Bu anlayış çerçevesinde ölümle insanlığın ortak tarihine ka­ vuşmak, ölümlülük karşısındaki en büyük avuntudur. Gider­ ken iz ya da bir şeyler bırakmak duygusu ölümün ağırlığını 75 76 Bkz. Taha 20 / 120; A'raf 7/ 19-20. Gregoire,age., s. 12-14. - ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ PSİKO LOJ İ S İ 57 hafifletme isteğinin dışa vurumudur. Bu da en azından baş­ kalarında yaşıyor olmak doygunluğunu getirir. Böylece her bilinç verimli üretimiyle başka bilinçlerde ölümsüzlüğe kavu­ şur. İnsanlığın ortak bilinciyle bütünleşen bireysel bilinç katkı payı ne olursa olsun görünür ya da görünmez koşullarda son­ suza kadar yaşayacaktır.77 d. Ruhi ölümsüzlük: İnsanı meydana getiren asıl cevher olarak ru­ hun ölümsüzlüğü inancı çok eskilere dayanır. Ancak bunun çok farklı şekilleri vardır. Bedenin ölümünden sonra ruhun yaşamaya devam edeceği ve sonsuza kadar varlığını sürdü­ receği hususu, bu konudaki inançların ortak noktasını teşkil eder. Ferdin ölümünden sonra ruhunun (insan, hayvan veya bitki) bir başka bedene, ondan da bir diğerine geçeceğini (= tenasüh; metampsychose); ya da belli bir olgunluğa ulaşıncaya kadar ruhun çeşitli bedenlere bürünerek dünyada tekrar doğacağı­ nı (=reincarnation) kabul eden inançlardır. Bunların dışında, ruhun ferdiyetini kaybederek Külli Ruh'a katılmak suretiyle varlığını sürdüreceği; ya da tek başına bedensiz olarak yaşa­ maya devam edeceğini ve sonsuza kadar öyle kalacağını sa­ vunan inançlar geçmişte ve günümüzde birçok insan tarafın­ dan paylaşılmaktadır. e. Ferdi-Şahsı ölümsüzlük: Bir başka dünyada Ruh-beden bütün­ lüğü halinde dirilme, azap ya da mutluluk içerisinde sonsuz bir hayat sürme inancı, ilahi dinlerin tebliğlerine dayanır. Bu­ radaki ölümsüzlük, halihazırda ferdin sahip olduğu "ben" ile, insanı insan yapan hakikatle, onun psikolojik ve manevi varlığı ile ilgilidir. Ölümden sonraki devamlılık bu "ben"liğin, insanı insan yapan kimliğin ölümsüzlüğü ve devamlılığıdır. 77 Timuçin, Afşar "Bilinç ve Ölüm", Felsefelogos 2000/ 4, S.12, s.34. İkinci Bölüm ÖLÜME YÖNELİK İLGİLER VE DİNDARLIK Giriş Son birkaç asırdan beri hızla gelişen teknolojinin ortaya koydu­ ğu geniş imUnlar sayesinde, hayat şartlarında eski dönemlere göre gözle görülebilir maddi iyileşme ve refahın yaygınlaşması müşahede edilmektedir. Tabiat şartlarına hakimiyetin artması, tıp alanındaki ge­ lişmeler, yaygın savaş tehlikesinin nispeten azalması gibi durumlar, dünyaya gelen insanların yaşama şansını bir ölçüde artırmış görün­ mektedir. Ni tekim bugün dünya ülkelerinin birçoğunda, insanların ölme riski normal şartlarda eski dönemlere göre biraz azalmış, yaşa­ ma ve uzun yaşama imkanları artmıştır. Günümüz insanı hayatının süresini uzatabilmek için daha geniş imkanlara ve ne zaman öleceği konusunda daha fazla seçim hakkına sahiptir. Son otuz-kırk yılın is­ tatistikleri bu konuda bir fikir verebilmektedir.1 Çağdaş kültüre damgasını vuran "mutluluk ve refah" düşüncesi her ne kadar insanın dikkatini maksatlı bir şekilde ölüm ve ölümle ilgili şeylerden uzaklaştırmaya ve onu bu dünyanın uğraşı ve zevkleri içinde 1 Bkz. Lunderberg, George A. ve arkadaşları, Sosyoloji (Çev: ô. Ozankaya, Ü. Gürkan) Ankara 1970, c.11, s.14-17; Thomas, Ölüm, s.64-70. 60 ÖLÜM, Ö L Ü M Ö T E S İ P S İ K OLOJİ Sİ v e DİN kaybolmaya yöneltmekte ise de, yine de insan şuurunun derinliklerinde saklı bir korku ve endişe zaman zaman varlığını hissettirmektedir. Her gün bir yenisi eklenen baş döndürücü gelişme ve maddi ilerlemelere rağmen, insan ölüm karşısındaki korku ve çaresizliğini yenememekte­ dir. Gerek geçmiş te gerekse günümüzde evrensel boyutlarda müşahe­ de edilen ölümle ilgili sosyal inanç ve adetlerin oluşmasında ve işleme­ sinde, bu "korku" faktörünün büyük rol oynadığı" ileri sürülebilir.2 Öte yandan, insandaki "ölümsüzlük arzusu", sonsuza kadar ya­ şama isteği de psikolojik bir gerçektir. Bunların din ile olan alakası ne­ dir? Freud ve daha başkalarının ileri sürdüğü gibi din, ölümlü insa­ nın ölümsüzlük arayışında düzenlediği bir telafi sistemi3 midir? Dini inançlar ve törenler vasıtasıyla mümin, ölüm korkusunu ve sıkınhsını al t etmeye mi yönelmektedir? Ölüm, Allah'ı daha fazla düşündürür mü? Müminler ölümü da:ha fazla mı düşünürler? İnançsızlara kıyasla müminler ölümden daha fazla mı yoksa az mı korkarlar? Bu incelememizde, işte bu ve benzeri sorular etrafında ortaya çı­ kan bazı araşhrma sonuçlarını gözden geçirmeyi ve değerlendirmeyi uygun gördük. 1 . Dini İ n a n ç Kaynağı O l a ra k Ö l ü m Dinin objektif varlığını reddeden v e her tür dini tezahürü psiko­ lojik ve sosyal faktörlere indirgeyen yaklaşımlar, dini kendi muhteva­ sından uzaklaştırmakla kısır sonuçlara ulaşmışlardır. Bunun en tipik örneği Freud ve takipçilerinin ortaya athğı teorilerdir. Freud dini, ha­ yattaki çeşitli olaylar karşısında "çaresizlik" içerisinde kalan insanın, bu "engellenme" durumunun doğurduğu sıkınhları alt edebilmek için icat edip geliştirdiği bir "savunma mekanizması" olarak kavramlaştı­ rır.4 Ölüm ve ölüm ötesiyle ilgili inançları da Freud, aynı çerçevede yo­ rumlar: Hayatın tehlikeleri karşısında baş gösteren sıkınh, iyilik ve yar­ dımsever bir Tanrı hakimiyeti düşüncesiyle yahşır. Bu inanç, ahlakf bir 2 3 4 örnek, S. Veyis, Anadolu Folklorunda Ölüm, Ankara 1971, s.108-109. Frcud, Sigmund, L' Avenir d'une illusion, P.U.F. 6. bas, Paris 1983, s.43 Freud a.e.,s.26-27 ÖLÜME YÖNELİK İ L G İ LER VE DİNDARLIK 61 dünya düzeninin kurulması, insan medeniyetinde çoğu zaman gerçek­ leşmemiş olan adalet taleplerinin gerçekleşmesini garanti eder ve "bu dünyadaki varlığın gelecekteki bir hayatla devam edip gitmesi, bu ar­ zuların doyuma ulaşacağı yer ve zaman çerçevelerini hazırlar." Freud' a göre Tanrı inancının fonksiyonlarından biri de, ölüm ve ölüm ötesiyle ilgili endişeleri yatıştırmaktır. Bu inanç sayesinde artık " ölümün kendisi bir yok oluş, cansızlığa, inorganik duruma bir dönüş değil, daha üstün bir yol üzerindeki bir konak yeri, yeni bir varoluş şeklinin başlangıcı­ dır." Dinin insana kabul ettirdiği ölümden sonraki hayat ve bu hayatta çekilen ıstırapların orada son bulacağı inancı da aynı maksada hizmet ederler: "Sonuçta, bu yaşanan hayatta olmasa bile, hiç olmazsa ölüm­ den sonra başlayan daha sonraki hayatta, her zaman iyilik mükafatı­ nı, kötülük de cezasını bulur. B Ö ylece hayatın bütün acıları, dehşetleri, zulümleri silinecektir; tıpkı renk kuşağının görünme) en bölümünün görünenle bitişmesi gibi, dünya hayatını izleyen «ölüm sonrası hayat» bu dünyada elimizden kaçırmış olduğumuz bütün mükemmellikleri getirecektir."5 Tabii ki, Freud'a göre bu boş bir avuntu, bir "yanılsama", hayali bir tatmin arayışından başka bir şey değildir. Aynı çizgi üzerinde bulunan Morin de, daha açık şekilde, ölüm­ süzlükle ilgili inançların, ölümün uyandırdıgı büyük korku ve dehşet­ ten, bu inançların iyileştirmeye yöneldikleri sarsıntıdan kaynaklandığı­ nı ileri sürer: "Ölümün yol açtığı psikolojik sarsıntıyi kanalize etme ve ölümsüzlük efsanesini sürdürme konusunda gittikçe uzmanlaşan din, ölüme bir şekil ve sıhhat verirken, bu sarsıntıyı ele almakta ve ölümün berbat hakikatinin reddinde hayali bir yol oynamaktadır. Din, ölüm­ süzlük törenleri içerisinde ferde sıkıntısını aşma imkanı veren bir iyim­ serlik üretmektedir... Din, sosyal açıdan ne kadar marazı ise, ferdi açı­ dan da o kadar şifaya kavuşturucudur. Müminin sağlam dengesi (mev­ cut olduğu zaman) dinin marazı coşkunluğu üzerine kurulur."6 Fakat bir başka bakış açısından din, ölümün ferdı marazı sıkıntısını teskin eden sosyal sağlıktır. Karşılıklı bir ilişki vardır; din, ölüme karşı insanın uyumsuzluğunu dile getiren iyi bir uyum, kendi uyumunu ·bulan bir uyumsuzluktur. Bu görüş açısına göre, ölümsüzlüğe inançlar ve ölüm 5 6 Freud, a g e., s.25 Morin, Edgar, L 'Homıne el La Mort, edt. Seuil. Paris 1970, s. 92-93 .. 62 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ ve DİN mitolojileri, «ölümlü durumun hayali ret ve inkarlarından başka bir şey olmayan ruhl ürünler" dir.7 Bergson da ölüm düşünce ve tasavvurunun ilkel (statik) mahiyet­ teki bir dinin kaynaklan arasında sayar. Ona göre, tabii gelişimi içeri­ sinde "din, zekanın ölümü kaçınılmaz olarak tasavvur etmesine karşı tabiatın savunucu bir tepkisidir."8 Ölüm düşüncesi, gelişmenin ileri bir merhalesi, zekanın bir ürünüdür; zira "hayat itmesi ölümü tanımaz ama bu itmenin baskısı altında zeka ortaya fışkırınca, ölümün kaçınıl­ mazlığı fikri belirir." Gelişmenin devamı, bu fikrin insanı davet ettiği gerçeklere tam bir uyum sağlama ve ölüme rağmen hayatın devam­ lılığım müşahede ederek uygun tepkiler geliştirmeye bağlıdır. Böyle­ ce, "hayata atılmasını geri vermek için, ölüm fikrine karşılık bir tasav­ vur zekanın önüne dikilmekte, bundan da ölüm üzerine ilk inanışlar doğmaktadır."9 Sonuçta, devamlı bir faaliyetin zaruri olduğu fikrine ulaşan insan, ölümden sonra yaşamaya da inanmaya başlamaktadır.10 Bergson'un felsefi açıdan dini inanışların ilkel şekilleri için kurma­ ya çalıştığı böyle bir alakayı, herhangi bir ayırım yapmaksızın genel olarak her dinin ayırıcı özelliği olarak ele alma eğilimi, günümüzde'" ki bazı din psikologları nezdinde giderek güç kazanmaktadır. Öyle ki, ölüm dinin ana konusu olarak görülmeye başlandı. Son yıllarda ya­ yınlanan bazı din psikolojisi kitaplarında bu konunun önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Buradaki ana fikir, "ölüm kadar dinin ana konu­ sunu teşkil eden az gerçekler vardır; ölümün varlığının iddiası bile dini inancı meydana getirir"11 şeklinde özetlenebilmektedir. Bu düşüncenin tabii bir sonucu olarak dinin tarifi de, ölümü merkez alan bir açıdan yapılır hale gelmiştir: "Din, canlı varlıklar olduğumuzu ve mutlaka bir gün -bizimle birlikte diğer canlı varlıkların- öleceğimizi bilmemiz olgusundan doğan sorunların sorumluluğunu tek tek şahsen yüklen­ meye bizi sevk eden her şeydir."12 7 8 9 10 11 12 Le Du, Jean, Les croyances face a la mort, Approchcs (Attiiudcs et croyances face a la mort) 14,2 trimestre, Paris 1977, s.37 vd. Bergson, Henri, Les Deux Sonrces de la Morale et de la Religjon, Paris 1932, s.137. Bergson, a.e., s.145 A.e. , s. 140. Meadow, M.J., Kahoe. RD, Psychology of Religioıı, New York 1984 , s. 330. Batson, C. Daniel-Ventis, W. Lary, The Religious Experience. A socio-psychological Perspective, New York-Oxford University Press, 1982, s.7 ÖLÜME YÖNELİK İLGİLER VE DİNDARLIK 63 Buna göre, ölümün uyandırdığı korku ve gerginliği aşmak için yü­ rütülen her fikir ve başvurulan her hareket "dinı"'' olarak nitelendiril­ melidir. Hatta ölümle ilgili olarak kurumlaşmış bazı adet ve işlemler konusunda resmi din kurumu ve sahih dini metinlerde dile getirilen görüşlerle, halkın görüş, inanış ve yorumlayışı arasında çelişkiler, bir­ birine ters düşmeler tespit edilmiş bile olsa13 durum değişmeyecektir. Bir kere din psikolojiye indirgenince, neyin dini neyin din dışı oldu­ ğunu ayırt edecek bir ölçü de bulunamayacakhr. "Bedeni yok oluş tehdidiyle ortaya çıkan endişelerin yanı sıra, ferdi ölümle ilgili varlık probleminin, sıkı sıkıya temel dini alakalarla iç içe olduğu",14 iddiası, tarhşmaya oldukça açık bir konudur. Ölüm ve ölüm ötesi psikolojisi ile dini inanç ve uygulamalar arasında kurulmak istenen tek yönlü ilişki­ nin tabiah ve genel geçerliliği konusunda çok şeyler söylemek müm­ kündür. Ancak bu konudaki tecrübi araşhrmalar, problemin çok yönlü boyutlarının anlaşılmasında daha aydınlahcı veriler sunmaktadır. 2. Tecrübi Araştırma l a r Ölüm v e din alakaları üzerine i l k araşhrmalar, izlenimlere dayalı ya da tek boyutlu dindarlık ölçekleri veya akıl hastaları ile yaşlılar gibi dar çerçeveli örnekleri kullandılar. Elde edilen sonuçlar çelişkiliydi . Dini inanca sahip olanlar, dinsizlere oranla bazen daha fazla ölüm kor­ kusu içindedirler bazen de dindarlık ile ölüm alakaları arasında bir iliş­ ki görülmemiştir. Diğer bir araşhrmada, daha temel dini inançlara ve en çok dini etkinliğe sahip olanların, dini etkinlikle az meşgul olanlara kıyasla daha az ölüm korkusu içinde oldukları ve ölümü dört gözle bek­ ledikleri görülmüştür. İngil tere' de ölümcül derecede hasta olanlarla il­ gili bir araşhrmada, inançlarında son derece sağlam olanların ve haf­ talık dini ayinlere kahlanların % 10'u en az derecede ölüm korkusuna sahip oldukları, fakat gevşek bir dini inanca sahip olanların bu konu­ da en çok endişe içinde bulundukları tespit edilmiştir. Bu araşhrmaya 13 14 Bkz. örnek, Anadolu Folklorunda Ölüm, s.107. Bkz.Kahoe, Richard D.Dunn, Rebecca F., "The fear of death and religious attitudes and behavior". Journal for ıhe Scienüfıc Study of Religion, 1975,14, s.379-382; Feifel, Herman, The meaning of death. New York. Mc Graw fiili, 1959, s.1. 64 Ö LÜM, Ö LÜM ÖTESİ P S İKOLOJ İ S İ ve D İ N göre dinsizler, ölüm kaygısında orta seviyededirler.ıs Kendilerini çok dindar kabul eden ve dini görevlerini sıklıkla ve eksiksiz yerine geti­ ren, ahret inancına sahip olan kimselerin öteki gruplardan daha düşük ölüm kaygısına sahip olduklarını ortaya koyan daha birçok araştırma sonuçlarıyla karşılaşmak mümkündür. Aynı şekilde dini inançlara sa­ hip kişilerin ölüm korkularının, dini inançları olmayan bireylerde daha fazla olduğunu, dindarlık düzeyi yüksek olanların düşük olanlara göre ölüm kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortay� koyan çalış­ ma sonuçları da vardır.ı6 Donovan tarafından 137 araşhrma üzerinde yapılan bir inceleme sonucunda, bu çalışmalardan sadece %9'unda dindarlığın ölüm korku­ sunu artırdığı % 57 sinde (78 araştırma) ise dini inanç ve uygulamaların ölüm korkusunu azalttığı tespit edilmiştir .. Bu çalışmaların %32'sinde ise dindarlık ile ölüm korkusu arasında bir ilişki bulunmadığı veya or­ talama bir ilişki bulunduğu görülmüştür.ı7 Ülkemizde yapılan iki araş­ hrmadan birisinde dindarlıkla ölüm kaygısı arasında olumsuz bir ilişki tespit edilmiştir. Yani dindarlık düzeyi yükseldikçe ölüm kaygısında bir azalma söz konusudur. Ayrıca dindarların ölümü daha çok düşün­ dükleri, ölümle içli dışlı oldukları yine bu araştırma sonuçları arasında yer almaktadır.ıs İkinci araşhrmada ise dindarlıkla ölüm kaygısı arasın­ da olumlu bir ilişki ortaya çıkmışhr. Ancak bu iki yönlü bir ilişki olup, dindarlık düzeyi ölüm kaygısı düzeyini artırırken, ölüm kaygısı düzeyi de dindarlık düzeyini arhrmaktadır.ı9 Konuyla ilgili olarak ABD' de yapılan çok sayıdaki araşhrma so­ nuçlarını gözden geçiren bir yazısında Lester, bunların çelişkili olduk15 16 17 18 19 Meadow-Kahoe, Psychology of Religion, s.330 ; Feifel, Herman, The meaning of de­ ath. New York, Mc Graw fiili, 1959, s.1 14-130; Christ, Adolph E., "Attitudes toward death among a group of acute geriatrick psychiatric patients". Journal of Geron­ tology, 1961, s.16,56-59;. Swenson, Wendell M., "Attitudes toward death in an aged population", Joumal of Gerontology, 1 961, s.16, 49-52 , Hinton, John, Dying, 2. bas., Baltimore 1972. Bkz. Yıldız, Murat, Ölüm Kaygısı ve Dindarlık, İzmir 2006,s.102-104. Donovan, J.M, Sussing Out of Religion,New Orleans 1996, s.137-138; Karaca, Faruk, Ölüm Psikolojisi, Beyan Yayınlan, İstanbul 2000, s.252; Yıldız ,a.g.e,s.102. Karaca, a.g.e,s.334. Yıldız, a.g.e,s.132-135, 197-1 99. ÖLÜME YÖNELİK İ L G İ LE R VE DİNDARLIK 65 lannı ve bazılarının da çok yönlü bir ilişkiyi ortaya koyduğunu tespit ettikten sonra, şu değerlendirmeyi yapar: Üniversite öğrencilerinde ölüm korkusu, dinf davranışlarla ilgili ne olumlu ne de olumsuz hiçbir ilişkiyi açığa vurmazken, ileri yaşlardaki kişilerde dinf bir bağlanma, ölüm korkularında azalmayla daha fazla ilişkili halde gibi gözükmektedir. Hayatta dini bir yöneliş, ölümle ilgili kaygıları zaruri olarak azaltmıyor, fakat daha ziyade ölüm konusunda daha olumlu bir tonda. bahsetmeye imkan veren düşüncenin özel çiz­ gileri boyunca, bu kaygıları kanalize etmektedir. Zaten bazı araşhrma­ cılar, genellikle dinf bir yönelime sahip kimsenin muhtemelen, ölüm düşüncelerini hatırlayarak, daha kolayca sıkınhlı bir hale gelme eğili­ mi göstereceğini ileri sürerler. İnançlı kimse, şuur dışı olarak özellikle ölüm korkusuyla daha fazla meşgul bulunma eğilimine sahip olacaktır. Doktorların kendi meslek seçimlerini yaparken aynı zamanda kendile­ rinin ölümünden ürküntü duydukları için bu alana yöneldikleri biraz da olsa söylenebileceği gibi, dinf bağlanmanın da, ölüm sıkıntısından bir ürküntü duyma tarzı olduğu söylenebilir. Pek tabii, bir inanç sistemi veya bir meslek seçiminde ölüm kaygısının tek belirleyici, hatta önemli bir faktör olduğunu söylemek söz konusu değildir. Bununla birlikte, ölüm korkusu gibi bir kaygı, bir hayat üslubu seçmemizde belli bir rol oynayabilir.20 İnançlı (Katolik, Protestan, Yahudi) ve inançsız iki ayrı grupla ya­ pılan bir ankette, "kendi ölümünüzü sık sık düşünür müsünüz? Sorusuna verilen cevaplar arasında farklı eğilimler müşahede edilmiştir. Bunun­ la birlikte, her iki grupta da müspet cevaplar yüksek nispette bulun­ muştur. Ölümü, korku veya sıkıntılı bir ruh hali içerisinde düşündükle­ rini belirtenler, belli bir dine bağlı kimseler grubunda çok daha yüksek orandadır. Halbuki inançsızların cevaplarının yarı nispetinde, "sakin bekleyiş" ifade edilmektedir. Buna karşılık, inançsızlar başkalarının ölümünden daha fazla acı duymaktadırlar, inançlılar grubunda ise, başkalarının ölümüne "skandal", "güç durum", "şok" tepkisi göste­ renlerin nispeti daha yüksek görünmektedir. İnançsızların büyük bir bölümü, ölümden sonra bir hayatın varlığını kabul etmemektedir; ka20 Lester, David, "Attitudes devant la mort et conduites religieuses" (edt. A. Godin. Mort et Presence, Bruxelles 1971 içinde), s.110-125. 66 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ PS İ K O L OJ İ S İ v e DİN bul edenler çok küçük bir nispettedir. İnançlı gruptan, düşük nispette de olsa bunu kabul etmeyen ve şüphede olanlar (Yahudi) bulunmakta­ dır.21 Sonuçlar üzerinde genel bir değerlendirmede bulunan araşhrma­ cı, şu nihai sonuçlara ulaşmaktadır: l .Ne ölüm düşüncesinin sıklığı ve ne de ölümün düşünüldüğü an­ daki ruh hali (sükunet, sıkınh, isyan) inançsız grupla toplu olarak mu­ kayese edilen dindar grupta, gözle görülür bir fark ifade etmemektedir. İnançlılarda; ölümden korku veya sıkınh ifade eden ifadeler, inançsız­ larda da sakin kabul yönündeki ifadeler daha fazla göze çarpmaktadır. · 2 . Başkalarının ölümü, hatta başkaları için hayat dileği, şahsf ölüme ger­ çek ve tedrici hazırlığa imkan vermektedir.3. Başkalarının ölümü karşı­ sında isyan, inançsızların durumu tam olarak anlaşılmamakla birlikte, bazı insanlarda daha kolay tezahür etmektedir. 4. Ölümün yanılsamalı ve narsistik başından atma fonksiyonu içinde, ferdi ölümsüzlük, inanç­ sızların tamamınca reddedilmektedir. 5. Ahirete inancın hali hazırdaki hayat tarzını değiştirebileceği fikri, müminlerin bütün konuşmalarında pratik olarak mevcut değildir. Buna karşılık, bizim dünyayı değiştirici faaliyetimiz için, "uyarıcı bir fonksiyon" içinde, fiili olarak mevcut eze­ li hayata kahlma, birçok müminin her açıklamasında kendiliğinden or­ taya çıkan bir konudur. Bu, birçok inançsız tarafından "önemli" olarak kabul edilmiş olan ölümsüzlük şekillerine (eserler, çocuklar, hahra, di­ ğer varlıklar) benzer, psikolojik bir rol oynuyor gibidir. "Ölümümüzden sonra her şey bitmemektedir" veya "bu hayattan so nra ebedi bir hayat önemli şey dir" gibi cümleler, sıkı sıkıya müminlere mahsus cümleler değildir. İ 6.-Süreki b ir var olma içinde insan hayalının sürüp gitm�sj, birkaç is­ tisnai inançsızın konuşmalarında "teselli edici" fonksiyona sahip gö: zükrn.ektedir. Sosyal bakımdan seçkin bir kesimde gerçekleştiril.en bu soruşturmada, ahirette (veya kendi kendinin narsisik bir uzanhsı olarak tarih içinde) bir ölümsüzlük fikrinin, psikolojik olarak !<endi varlığı içiri ölümü kabullenmeyi kolaylaşhrrnada hiçbir etkisi gözükm.emekledir. Üstelik şüpheli olarak mülahaza edilen bu öte dünyadaki ölümsüzlük fikri, sosyal olarak Hıristiyan inançlarının reddi olarak mimlenen bazı tepkilerin temelinde yer alabilmektedir.22 21 22 Danblon, Paul- Godin A., "Comment parle+on de la mort", a.g.e., s.41-48. Danblon-Godin, "Comment parlc-t-on de la mort", a.g.e., s.60-62 ÖLÜME YÖNELİK İ L G İ LER VE DİNDARLIK 67 1 8-65 yaşlan arasında, her sosyal çevreden kadın ve erkek, biri­ si dindar ve ruhun ölümsüzlüğüne inanan, diğeri ateist ve dinsiz iki ayrı grup üzerinde yapılan karşılaşbrmalı bir araştırmada, mezarlı­ ğın uyandırdığı çağrışımlara dayalı duygu ve düşünceler incelenmiş­ tir. Birinci grupta yer alan gençler mezarlıkta, ölümün verdiği izleni­ mi bulmaktalar. Onlara göre ölüm saçma fakat mezarlık anlamlıdır. O hayat gibi "zengin" veya "derin" dir; hayattan bir şeylere sahiptir. İkinci grupta yer alanlarda bu ilişki tersine dönmektedir. Onlar için ölüm daha "anlamlı", mezarlık ise "saçma" dır; hayattan daha acı ve umutsuzluk ifade edici, hatta ölümden de daha fazla umutsuz ve acı ifade edicidir. Gelecek bir hayatın varlığına inananlar için mezarlık, hayattan daha manevi, inanmayanlar içinse hayattan, hatta ölümden daha "maddi' dir. Ateistler için mezar sadece, varoluşla sürüp giden bir düzeni ifade etmektedir; fakat in<�manlar için mezar, hayata yakla­ şıldığını belirtir. Orada bir tür uzlaşma meydana gelir; mezar hayatı ve ölümü birleştirir. Kendileriyle mülakat yapılan 18�25 yaş arasındaki gruptan %40'ı, düşünmeye yardımcı olduğu için bazen bir mezarlığa girdiklerini belirtmektedirler. Bu tür bir tefekkür inançsızlarda (%61), inananlardan daha yüksek (%23) orandadır. Araştırmacı bu sonuçlan şöyle değerlendirir: Öyle görünüyor ki, mezarlık hemen hemen inançsızlara da bir tür tedavi, bir boşalım ve arınma sağlamaktadır. 'orası barış, her türlü gürültüden uzak bir dinlenme yeri � ir. ]3öylece, bir mezarlıkta tefek­ kür din dışı insanın "dini" bir 9)7irii olarak kendisini göstermektedir. Yabancılaşma konusundaki v a roluşçu teoriler bu durumu anlama� yı kolaylaşbracaktır. Günümüz insanındaki trajik şey, onun yalnızlık tecrübesidir. Mezarlık tecrübesi içerisinde her insan hürriyet, geçmiş ve gelecek, fosil ve canlı, ben ve sen arasındaki sınırların çözülmesi ile "hemen hemen mutlu bir duyum" yaşanmaktadır. Netice itibariyle bu psikolojik araştırma; inananlar ve inançsızlar arasında ortak eğilimler ortaya çıkarmıştır.23 Bu araşbrma sonuçlarından anlaşılacağı gibi, ölüm olgusu ile kar­ şılaşma ve dini inanç ve yönelim arasında bazen hiçbir bağ müşahede 23 Gustafsson, Bemdt, "Le cimetiere: lieu de meditation" (Mort et Presence), s.93-%. 68 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ P SİKOLOJİSİ v e D İ N edilemezken, bazen de bir bağ olduğu görülmektedir Fakat ilişkinin tabiahna gelince bunların sonuçları birbiriyle çelişmektedir. Görünüşte çok sayıda değişken -dinf inanç seviyesi, duygusal durum, yaş . . .sonuçları etkileyebilmektedir. Her ne kadar Lester, ölüm konusunda dindar kimselerin dindar olmayan kimselerden nicelik ve nitelik ba­ kımından farklı tecrübelere sahip olduklarını fark ettiren hiçbir a apri­ ori sebebin mevcut olmadığını ileri sürmekteyse de24 bu her durumda doğru değildir. Tahmin edilebilir ki, ciddf bir şekilde ve yeniden diril­ me ümidiyle yöneltilmiş bir dinf hayat, ölümü daha müspet olarak göz önünde tutturabilir. Fakat dinf inancın muhtevasında yer alan öte dün­ yadaki ilahi mahkemede yargılanma bakış açısı, suçluluk ve günahkar­ lık duygusunun yol açacağı sıkıntıyı besleyecek tabiatta olduğu için ölüm korkusunu arhrabilmektedir.25 O halde, kabul edilen dinf imanın özelliği ve kişinin ona bağlanma derecesine göre, değişik etkilenme L.urumları ile karşılaşrrı'ak mümkündür. Yani, dinf imanın etkisi, ölüm ötesiyle ilgili kendi mesajı üzerinde ısrarla durup durmaması yahut ta bu mesajın benimsenme derecesine göre daha çok ya da az olabilir. Öte yandan, kişilik tipleri de bu konuda önemli bir etken olabilmektedir. Dış kaynaklı bir dindarlık özelliğine sahip olanların, içten kaynaklı din­ darlık özelliğine sahip olanlardan daha fazla ölüm kaygısı hissettikleri müşahede edilmiştir.26 Dinf inançta iç ya da dış güdülenmelerin etkili olması durumunda ölüm endişe ve korkusunda ortaya çıkan durumla ilgili araşhrmalar göstermektedir ki, dıştan motive olmuş bir dini inanca sahip olanlar, daha yüksek seviyede ölümden korkmaktadırlar. Buna karşılık, içten doğma yüksek güdülerin hakim olduğu bir dinf inanca sahip kimse­ lerde ölüm korkusu daha az bulunmaktadır.27 Bununla birlikte, bazı araştırmalar ölüm endişesinin dış kaynaklı ve iç kaynaklı din ile iliş­ kisinin çeşitli gruplar arasında farklılıklar gösterebileceğini haber ver­ mektedir.28 Sonraki araştırmalar da öncekileri destekler mahiyettedir. Buna göre, olumlu ölüm tepkileri (hayat sonrası mükafat, cesaret) dış 24 Lester, "Attitudes devant la mort", a.g.e., s. 108-109 Godin, Andre, "La mort a-t-elle change?" (Mort et Presence içinde), s.240-251 25 26 . Magni, KJas G., "La peur de la mort" (Mort et Presence içinde), s. 140. Bkz.Batson-Venbs, The Religious Experience, chapter 6. 27 28 Meadow-Kahoe, Psychology of Religion, s.334. 336. Ö LÜME YÖNELİK İ L G İ LE R VE DİNDARLIK 69 kaynaklı hariç, diğer bütün eğilimlerle bir arada bulunmuştur. Ölümle ilgili olumsuz tepkiler, düzenli bir şekilde dış kaynaklı dini yönelim il e bir arada bulunurlar.29 Bazı araştırmacılar dindar olmayan kişilerin ölümden daha fazla korktuklarını ortaya çıkarmıştır. Ölüm korkusu ile baş etme konusun­ da da farklı eğilim ve tutumlar tespit edilmiştir. Dindar olmayan kişiler, ölümü hayatın tabii bir sonucu olarak görmekte ve tüm dikkatlerini bu dünyadaki hayata, dünyevi zevk ve uğraşlara yöneltmektedirler. Böylece, ölüm gerçeği karşısında bir savunma tepkisi ortaya koymak­ tadırlar. Bunun da başlıca iki şekli vardır: Birincisi, "maskeleme" diye isimlendirilebilecek bir davranış biçimidir ki, bu durumda kişi kendi­ sini günlük işlere bütünüyle kaptırmakta ve ölüm hakkında düşünme fırsatı kalmayacak şekilde kendini meşgul etmektedir. İkincisi ise, "bas­ tırma" d avranışıdır; kişi ölüm kavramım şuurdan atarak etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. Buna karşılık dindar kişiler ölüm problemini şuurlarında daha çok canlı tutma eğilimi göstermekte ve ölümle ilgili berrak hatıralara sahip bulunmaktadırlar. Aynı zamanda, ölümle yüz yüze geldikl erinde daha çok hassasiyet göstererek konu ile ilgili tartış­ malarda çok daha rahat davranabilmektedirler. Ancak, kişinin bizzat kendi ölümü söz konusu edildiğinde kaygı düzeyinde değişmeler mü­ şahede edilmektedir.30 Ölümle ilgili tutumların anlaşılmasında farklı dinler, inançlar ve mezheplerin görüş açılarının hesaba katılması da büyük önem taşımak­ tadır. Patrick'in bir Budist grupla yaptığı ölüm korkusu araştırması, ölüm araştırmasının teoloji ile bütünleşmesinin gerekli olduğunu gös­ termektedir. Şahsi dinin nispeten iyi incelenmiş boyutlarına ilaveten, doktrine! ve teolojik farklılıklar, bir kimsenin dininin, ölüm hakkındaki hislere etki tarzını biçimlendirebilir. Meadow ve Kahoe'nin belirttiği gibi," böyle bir yaklaşım tarzı, din psikolojisinde çok ihmal edilmiş bulunun tecrübi bir teoloji psikolojisine (psiko-teoloji) başlangıç kabul edilebilir."31 29 30 31 Alexander l.E. and Adlerstein A.M., "Death and Religion" (Hennan Feifel, The Me­ aning of Death içinde), New York 1959. Patriek, John W. "Personal faith and the fear of death among divergent religious population", Joumal for ıhe Saentifıc Sıudy of Religion, 1 979, 18,298-305 Meadow-Kahoe, Psychology of Religion, s.336. 70 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PS İ K O L OJİSİ v e DİN Bu bakış açısı ile Müslüman sofilerin ölüm anlayışına yaklaştığı­ mızda, tasavvufun ihtiva ettiği değerlerin, sıradan bir dini anlayış ve yaşayışa göre ifade ettiği farklılığı anlamak mümkündür. Sofilerde, ölüm korkusundan çok ölüm arzusunun hakim bir temayül olduğu ve olli m ü sükunet ve sevinçle karşılamaya hazır bir ruh hali yaşadıkları görülmektedir.32 Çünkü tasavvufi anlayışa göre ölüm, Allah aşkıyla tutuşan sofiyi Allah'a kavuşturacak olan biricik vasıtadır. Mevlana'nın kendi ölüm vaktini "düğün gecesi" (şeb-i arfıs) olarak adlandırması bundan dolayıdır. Ölüm korkusu ve dini' davranış arasındaki ilişkiyi etkileyen önem­ li bir faktör de yaş durumudur. İleri bir yaşa gelen insanlar, uçuruma yaklaştıklarını, pek uzun bir yürüyüşün yorgunluğu sebebiyle yığılıp kalmak ve bir boşluğa düşmekle son bulacak günün yaklaşmakta ol­ duğunu büyük bir korku ve ürküntüyle keşfedebilirler. Hayatın z;evk­ leri sona ermeye başladığı bir safhada, ölüm gerçeği bir gerilime yol açabilir. Genelde geleceğin ne getireceği konusunda kaygı vardır ve bu konu zihnf bir problem olarak yaşanabilmektedir. Hayatın ansızın son bulması anlamsız gibi gözükür. Bundan dolayıdır ki, insanlar yaşlan­ dıkça çoğu kez gittikçe daha dindar hale gelmekteler. Bazı araştırmalar bu hususu aydınlatmaktadır.33 Denebilir ki, yaşla birlikte "ölümsüzlük güvencesi" daha fazla ağırlık kazanmaktadır. Hatta dine ve dini' uy­ gulamaya düşman kişiler bile yaşlandıkça belli bir ölümsüzlük şekli­ ne olan kesin inançlarını yavaş yavaş dile getirmektedirler. Bu yüzden altmış yaşından yukarıya doğru dinf ilgi ve ölümden sonraki hayata inançta artma görülmektedir. Bir araştırmada, doksan yaşın üstündeki kimselerin % l OO'ünün ölüm ötesine inandıkları tespit edilmiştir.34 Ay­ rıca dua edenlerin nispeti de yaşla birlikte düzenli bir artış göstermek­ tedir. ôİü m yaklaştıkça anlam arayışı ve bütünleşmeye yönelik hareket _ kaçınılmaz olmaktadır. Bu gerçeğin farkına en iyi varan J ung olmuştur. 32 33 34 Bkz. "Mutasavvıflara Göre Ô!Qrn" (Çev. Mehmet Demirci), lslfuni Araştırmaiar Dergi­ si, 1 987, 3, 89-103. Bkz. Vergote, Antoine, Psyclıologie Religieuse, 3. bas., Bruxellcs 1969, s.130; Argyle, Michael-Hallahmi B.B., The Soda! Psychology of Religion, London and Boston 1975, s.68, 69, 196-198. Cavan R.S., "Personel Adjustment in Old Age. Srience Research Assodate, Chicago 1940 (nakleden: Vergote, Psychologie Re!igieu�e, s.1 �0.). Ö LÜME YÖNELİK İLGİLER VE DİNDARLIK 71 O, yetişkin yaştaki insanın gençlerinkinden tamamen farklı motiflerin etkisi altında davranışta bulunduğunu kabul eder. Ona göre bireyleş­ me / bütünleşme süreci genç bir kişi için kaçınılması gereken bir günah en azından tehlikelerle dolu bir girişim iken, yaşlı bir kimse için tam tersine yerine getirilmesi zorunlu bir görevdir.35 Yetişkin insanı en fazla meşgul eden, cinsiyet ya da başarı gibi dürtüsel düzenin çatışmaları değil, fakat kendi varoluşunun anlamı ve ölüm meselesidir. Bu konu­ da dindar olmayan insan cevapsız kalmakta ve hasta hale gelmektedir. Bundan dolayı Jung' çu tedavi yöntemi, insanı, ölüm sıkıntısının tek ila­ cı olan belli bir dini yönelişe yeniden kavuşturmayı esas almaktadır. Acaba dini' bağlanma ve dini' değerleri esas alan bir hayat tarzı yaşlı insanlarda gerçekten ölümle ilgili kaygıları azaltmakta ve insanı rahatlatmakta mıdır? Lester'in araştırması bunu bir ölçüde doğruluyor gözükmektedir. Onun tespitine göre, yaşlı kimselerde belli bir dini' bağ­ lanma, ölüm karşısında korkunun azalmasıyla ilişki halindedir.36 Dini' kanaatler, ölüm karşısında daha elverişli bir tutuma sevk edebilmek­ tedir, fakat ölümle ilgili olarak elverişli bir şekilde yönlendirilmiş bir kişilik, dine daha kolayca uyum sağlayabilir. Böylece, kişilik yapısı da önemli bir faktör olarak, dini' bağlanma ve ölüm karşısında elverişli bir tutumla ortak temeli kullanabilir. Dindar olan yaşlı insanların aynı_ za­ manda daha düzenli ve daha mutlu olduklarına dair gözlemler vardır. Yaşlı dindarlar, ölüm hakkında daha az endişeli ve hatta onu arzu eder durumdadırlar.37 Bütün bunlar, ölüm korkusunun dini' inançların bir temeli olduğu teorisine bir destek temin ediyor gibi gözükebilir. Fakat konu geniş bir açıdan değerlendirildiğinde, böyle tek yönlü bir açıklamanın yetersiz­ liği çok kolay anlaşılır. Ölüm düşüncesi karşısında sükunet veya korku ve sıkıntı, bütün varoluşun içine yayılan psikolojik bir durumu ifade ederler. Bio-psişik kaynaklı şuur dışı teessüri' hayat, bazı kişi!i k tip lerini, ölüm karşısın­ da kendine has veya genel bir sıkıntı çizgisi içerisinde yönlendirebilir. 35 36 37 Fordham, Frieda, Jung Psikolojisinin Ana Hatları (çev.Aslan Yalçıner), İstanbul 1983, s. 108-109. Lester, "Attitudes devant la mort..", Mort et Presence, s.112. Argyle-Hallahmi, The Soda! Psychology of Religion, s.55-- 72 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ P S İ K O LOJİSİ ve DİN Diğer bazılarında, özellikle kahramanca bir ölüm içerisinde kendini gerçekleştirme arzusunun nadir olmadığı bazı ergenlerde, telafiler ve yüceltmeler hakim olabilir.38 Bir dinf imanın varlığı ya da yokluğunun bu durumu kökten değiştirebildiği de pek görülmez. Daha doğrusu, sahip olduğu iman ya da bilgelik sayesinde varoluşu kökten değişikli­ ğe uğrayan insanlar pek nadir ve istisnaidirler. Mümin ya da inançsız her insan için ölüm, kendisine bağışlanan biricik varoluş olarak anlam taşıyarak hayata bir değer verebilir. Aynı şekilde, hayatını iyi bir seki­ de doldurduğu şuurunun, ölümü sükunetle karşılamayı desteklediği müşahede edilmiştir.39 Maslow da, hayatları boyunca yüksek seviye­ de kendilerini gerçekleştiren kimselerde bir ölüm arzusunun varlığı­ nı ortaya çıkarmaktadır; hatta ölüm bu insanların varoluşuna belli bir ebediyet değeri vermekte ve ithaf etmektedir.40 Ölüm düşüncesi hayat projesini yoğunlaşbrır veyahut ta ölüm düşüncesini basbrma hayab bozar; zira bu şekilde kendini savunan kimse ölümle karşılaşmamak için ölüyormuş gibi olur. Deniz insanlarının davranışlarıyla ilgili etnolojik bir inceleme, ölüm karşısındaki tutumların dinf inanç ve davranışlarla ilişkisinde tabii ve coğrafi çevrenin rolünün açığa çıkarılması bakımından önem taşımaktadır. Araşbrmacı, tabii engellenmelerin dinf inanç ve özellikle halk tipi adet ve uygulamalara nasıl etkide bulunduğunu şu şekilde dile getirir: Bir toplum, üstesinden gelecek vasıtalara sahip olmadığı ölüm tehlikeleriyle sürekli karşı karşıya bulunduğu ölçüde hakimiye­ ti albna alamadığı güçlerden, kendi dışında yüksek çareler aramaya yönelir. Mesela, dağ adamları, çöl adamları ve denizciler gibi, kendi coğrafi çevreleri ve teknik ve kültürel malzeme yetersizliği sebebiyle tabiat güçlerinin saldırılarına maruz kalmak tehlikesiyle karşı karşıya bulunan çevrelerde durum böyledir.41 Bu üç kategori insanlarda ölüm tehlikesinin sıklığı, diğer insanların dünya görüşünden farklı, kendile­ rinin tabiat karşısındaki küçüklüklerinin duygusundan yapılmış, onları 38 39 40 41 Danblon et Godin, "Comment parle-t-on de la mort?", Mort et Presence, s.60. Godin, "La mort a-t-elle change." a.g.e., s.241-242. Maslow, A. Toward a psychology of being. Princeton, Van Nostrand, 1962 (nakle­ den:A. Vergote, Religion, Foi, Incroyance, Bruxelles 1984, s.66). Mollat, Michel, "Les attitudes des gens de mer devant le danger et devant la mort". Ethnologie Françoise, 1979, IX, 2, s.191-199 73 ÖLÜME YÖNELİK İ L GİLER VE DİNDARLIK çeviren sessizlikle ağırlaşmış bir dünya görüşünü belirler. Çöl ve deniz insanı için, mutlak şuurunun belirtisi olan sınırsız büyüklük duygusu bu görüşe eklenir. Tabiat karşısındaki dayanıksızlıklarının şuurunda olarak deniz insanlarının dinf pratikleri, tabiatüstü güçlere doğrudan başvurmalar, diğer insanlardan daha fazladır.42 Ölüm korkusu ve me­ zarlıktan mahrum olma korkusu sebebiyle bu insanlar, tehlike öncesin­ de ve tehlike boyunca güvenceler ararlar. İlk bakışta bu müşahedeler, ölüm korkusu ile dinf inanç arasında zaruri bir ilişkinin varlığını ortaya koyuyor gibi görünse de, bu ilişkinin tabiatı incelendiği zaman, bunun fonksiyonel bir bağdan öteye geçmediği, sürekli ve kalıcı bir dindarlı­ ğı garanti etmediği görülür.43 Nitekim aynı incelemede yer alan bazı örnekler, bunu çok iyi aydınlatmaktadır. Denizde büyük bir fırtına ile karşılaşma ya da korsan saldırısının sebep olduğu ölümle karşı karşıya kalma durumunda günah ve hatalarından pişmanlık ve üzüntü duya­ rak, halisane Allah' a yalvarıp yakaran, hatta kurtuluşu halinde bütün servetini din yoluna adamaya söz veren bazı kimselerin, tehlike ya da tehdi t geçtikten sonra işledikleri günahları ya da verdikleri sözleri artık hatırlamaz oldukları görülmektedir. Bir başka araştırmada da, gelecek muhtemel bir ölümün bildirilmesine bağlı olarak, Allah' a karşı isyan müşahede edilmiştir.44 Bu durum, inançlı kişinin insanların mutsuzlu­ ğundan Allah'ı sorumlu tutma eğilimine sahip olduğu, kendiliğinden bir süreç olarak değerlendirilebilir. Esasen, diğer acı ve sıkıntılar kar­ şısında olduğu gibi, ölüm karşısında da bu bunalım ya Allah'ı inkar ya da imanın arınmasıyla çözülür.45 Konuyla ilgili birçok araştırmanın sonuçlarını gözden geçiren Vergote, haklı olarak hiçbir basit teorinin, ne dinf inanç veya dinf davranış için ölümün taşıdığı anlamı ne de dinf imanın ölüm karşısındaki tutum üzerine etkisini açıklayabilecek du­ rumda o l duğu sonucuna ulaşır.46 Eldeki verilerden de anlaşıldığı gibi, ölüml e ilgili düşünce ve tutumlarla dinf inanç ve davranış arasındaki ilişki son derece karmaşık ve çok yönlüdür. Bu bakımdan, fonksiyo­ nelliği esas alan ve indirgemeci yaklaşımlar, olayın bir yönünü açıklar 42 43 44 45 46 Mollat, a.g.m., s.1%-197. Krş. Yunus 10/ 12-21, 22, 23; En'fun 6 / 63-64; Lokman 31 / 32; Zümer 39/ 49 . Bkz. Kübler-Ross E., On death and dying, London, Tavistock 1 970. Vergote, Religion, Foi. İncroyance, s.67. Vergote, a.e., s.61 . 74 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PS İ K O LOJ İ S İ v e D İ N görünürken, daha önemli ve esas yönlerini gözden kaçırmak gibi bir çıkmazın içine düşmektedir. 3. Ölümsüzl ü k Arzus u ve Ö l ü m Ötesine İnanç Dinin ölümden sonra yeniden dirilme, ferdi ölümsüzlük, ceza ya da mükafat gibi ölüm ötesiyle ilgili inançlarını psikolojik bir kaynağa indirgeyenler açısından, bütün bunlar insan zihninin ürünleri olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda onları açıklayan şey, bazı psikolo­ jik fonksiyonlara sahip olmalarıdır. Ölüm ötesiyle ilgili inançlar, ölüm karşısında hissedilen korku ve sıkınhyla ne ölçüde alakalıdır? Belli bazı dini inançlara sahip her insanda ölüm ötesiyle ilgili dini kavramlara psikolojik uyum aynı ölçüde kolay olmakta mıdır? Belli başlı Avrupa ülkelerini içine alan sondaj çalışmaları, ölümden sonr9.ki hayata inananların oranlarını, Allah' a inananların oranından daha aşağı seviyede olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, cehen­ nemin varlığına inanların oranı, cennetin varlığına inanlardan daha düşüktür. Hz.İsa'nın yeniden dirilişini kabul edenlerin ancak % 1 7.6'sı, gelecekteki yeniden dirilişe inanmakta ve %25' den daha fazlası da bundan şüphe etmektedir. Dini görevlerini yerine getirenlerin üçte biri (%33.3) ölümden sonra yaşama konusunda kararsız, yarıdan fazlası da yeniden diriliş konusunda kararsız bulunmaktadır. Bu durum her yaş­ ta, her ülkede, her din ve mezhepte, papazlar da dahil her meslekte aynı tarzda müşahede edilmektedir.47 Allport'un ABD' deki kolej öğrencileri üzerinde yaphğı araştırma­ da, gençlerin ancak dörtte birinin şahsi ölümsüzlüğe, yani ruhun bir fert olarak devam edecek olan mevcudiyetine inandıkları görülmek­ tedir. Buna karşılık öğrencilerin büyük çoğunluğunun (% 68) bir Allah inancına (deist veya panteist) sahip oldukları anlaşılmaktadır.48 1 961 yılında, 18-34 yaşları arasında 1524 Fransıza uygulanan bir ankette yer 47 48 Delooz, Pierre, "Qui croit a l'au-dela?", Mort eı Presence, s.17-38; Aequavıva, S., L'Eclipse du sacre dans la Civilisation Industrielle, Paris, Mame 1967, s. 107; Berse­ van, M, "Le Traitc:ınent des mort dans la socıete socialiste", Social Compass, 1982, xxıx, 2-3, s. ıs4. Allport, Gordon W., The Individual and his Religion, New York-London 1960, s.47 ÖLÜME YÖNELİK İ L G İ LER VE DİNDARLIK 75 alan ahiret inancıyla ilgili sorulara verilen cevapların, fonksiyonel bir bağı ortaya çıkarmadığı anlaşılmıştır. Araştırmaya göre; ahiret inancı­ na sahip kişiler içerisinde, şimdiki hayatlarının gelecekteki hayatlarına kesin olarak etkide bulunacağına inanan ve ölümden sonra sevdikleri şeyleri yeniden bulacaklarını düşünenlerin oranı fevkalade düşük bu­ lunmaktadır.49 Fransız liseli gençler üzerinde yapılan bir başka araştır­ mada ise, gençlerin ancak %26'sının ölümden sonra bir başka hayatın, ebedf hayatın varlığına kesin olarak inandıkları tespit edilmiştir. Aynı araştırmada; gençlerin %38'i, ölümden sonra bir şeylerin var olduğunu, fakat bunun ne olduğunu bilmediklerini belirtmişlerdir. Buna karşılık % 18'i "kesin olarak", %33'ü "kuvv:etle", % 20'sı '�orta derecede''., %17'si "biraz" olmak üzere Allah' a-,inanmaktadı_rlar. İnançsızlarıii:�ispeti ise % 11' dir. Kesin olarak Allah' a inananlardan ölümden sonra bir başka hayatın, ebedf hayatın varlığına inananlar ancak %64'dür. Bunların %12'si, ölümle her şeyin biteceğini kabul etmektedirler.50 Bütün bu araştırmalar gösteriyor ki, Batı Hıristiyan toplumlarında Allah'a inanan, hatta Hz. İsa'nın yeniden dirileceğini kabul ettiklerini ifade edenlerin önemli bir bölümü, ahirete inanmaktadır. Bu durum, psikolojik açıklama isteyen anlamlı bir veridir. Çünkü burada basitçe bir inanç yokluğu değil, fakat benimsenen din ile çelişki halinde bir olumsuzluk söz konusudur. Vergote bunun açıklamasını şöyle yapar: Ölüm fikrine kopmazcasına bağlı olan ölüm ötesi fikri, duygusal di­ rençler ve buna bağlı tereddütler uyandırabilir. İnsan bu dünyada ebe­ di olarak yaşayamayacağını bilir fakat yine de şuurunun derinlikleri içerisinde kendisini ölümsüzmüş gibi görür. Bu ölümsüzlük arzusu, insan tabiatındaki "narsizm" in bir ifadesidir. Bu hayali ölümsüzlük narsizmi, çağdaş dünyada ölümü bir tabu haline dönüştürmüştür. Böylece, hayat arzusu, ölüm ötesi sorununa her zaman biraz ölüm ses­ sizliğini kabul ettirmeye çalışır. Bundan dolayı Freud'un tam aksine Vergote, dinin ahiretle ilgili inançları muhtevası içinde yer alan "ilahi mahkeme" fikrinin, ölüm ötesine inançtan çok inançsızlığa motive etti49 50 Martıns, Antonia A., "L'analyse hierarchique des attitudes religicuses", Archives de Sociologıe des Religions, 1 961, VI, 82-84. Couisin, P., Boutinet, J.P., Morfin M., Aspıratıon Religıeuse des Jeunes Lyceens, Paris 1985, s.31-34. 76 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ P S İ K O LOJ İ S İ ve D İ N ğini ileri sürer. Çünkü ölüm ötesi konusunda konuşmak birçok sebeple narsizmi yaralamaktadır; bu da ilahi mahkemenin (ve cehennemin var­ lığının) duygusal olarak reddedilmesinde fark edilmektedir. Böylece, ilahi dinlerin bildirdiği "yeniden diriliş" fikri, duygusal dirençlerle kar­ şı karşıyadır.51 Anketler yoluyla müşahede edilen, belirli ya da belirsiz, bir hayalın devamına ve yeniden dirilmeye inanç bir tarafa, şüphe ve şüpheciliğin kendine has entelektüel sebepleri de vardır. Akıl planında, herhangi bir şeyin hayalını devamlı sürdürebileceği fikri kabul edilebi­ lir, fakat hiçbir tasavvuru yapılamayan, kökten değişikliğe uğramış bir bedene inanç, aynı yolla desteklenemez. Ayrıca, ölümden şonra diriliş fikri, çağdaş kültürün güvensizlik duyduğu bir mucize mahiyetinde kendisini göstermektedir. Bütün bunlar, ölümden sonra yeniden dirili­ şe iman özleminin, fiilf inançtan daha az kuvvetli olmasını anlaşılabilir kılmaktadır. Aynı zamanda, ölümden sonra yeniden dirilişe inanma ar­ zusu, tasavvura konu bir muhteva ile doldurulamadığı için, içi boş bir çerçeve gibi, içi boş bir inanma biçimi olarak da düşünülebilir.52 Allah tarafından yeni bir bedenin yaratılmasını öne süren yeniden dirilme fikri, zihnin tabialı tarafından sınırları çizilen ölümsüzlük fikrinden o kadar farklıdır ki, dinin mesajı bu yüzden kendine mahsus zihinsel güçlüklerle karşılaşmaktadır. Şuur dışı olarak çocuk ve yetişkini, kendisini ölümsüz olarak ta­ savvur etmeye sürükleyen psikolojik etken, insan tabialındaki "nar­ sizm" dir. Buna karşılık, dinin yeniden dirilme fikri ve inancı ancak, dini yönelişin derin bir yeniden gözden geçirilmesi çabasıyla yerleş­ mesi mümkün olan ve bunca dirençlerin üstesinden gelmek zorunda olduğu fevkalade ciddi bir iç gayretin sonucudur. Belki, daha iyi bir dünyada hayalını devam ettirme tarzındaki dinf umut, bu hayalın ada­ letsizlikleri veya ölümün kalılığı karşısında kolayca egosantrik bir dav­ ra ni ş halini alır. Buna karşılık, dinin ahiret inancı çerçevesinde yer alan ilahi mahkemede yargılanma (ceza-cehennem; mükafaat-cennet) bakış açısı, belli bir suçluluk ve günahkarlık duygusunun yol açabileceği sı­ kınlıyı besleyecek tabiattadır. Bundan dolayı, ahiret inancının ihtiva ettiği fikirler, normal psikolojik faaliyetin sınırlarını aşan mahiyettedir. 51 52 Vergote, Religion, Foi, İncroyance, s.70-71 Vergote, Religion, Foi, İncroyance, s.72-73. ÖLÜME YÖNELİK İ L G İ LER VE DİNDARLIK 77 Zaten günümüzde yapılan tecrübf araşhrmalardan elde edilen veri­ ler çerçevesinde, şahsf yeniden dirilme inancının birtakım psikolojik fonksiyonlarla açıklaması arhk pek mümkün görünmemektedir ya da, Godin'in belirttiği gibi, "psikolojik olarak bu fonksiyonların artık ihti­ yaçlara uygun düşmedikleri veya d aha uygun şekilde, bu ihtiyaçların başka türlü tatmin edilebildiklerini"53 farz edebiliriz. Sonuç Bütün bu verilerden hareketle denilebilir ki, ölüm karşısında du­ yulan korku ve sıkıntının, dinf bir inanç ya da ahiret inancını doğu­ racak tabiatta olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Araştırmaların ortaya koyduğu gibi, ne dini' inançlar ne de dini' pratiklerle, ölmek korkusu, ölümü hahrlama hatta ölüme yaklaşma sıkınhsının azalması aynı de­ recede olmaktadır. Esasen, bir konuda kişinin hissettiği duygu ve he­ yecanların özelliği, doğrudan doğruya onun kişilik yapısıyla alakalı bulunmaktadır. Yapı itibariyle sıkıntılı bir şahsiyet (mesela; . mahkeme ve yargılanma konusunu içine alan) bir inanç içerisinde veya (bazen eksiklik veya isyan olarak algılanmış olan) inançsızlıkta yeni sıkınh se­ bepleri bulurken, bunun aksine sıkınhlı olmayan bir şahıs da, inancın­ da ya da inançsızlığında, yeni ölümden korkmama sebepleri bulabilir. Ölüm karşısında sıkınh duyan fert, eğer bu sıkıntıdan dolayı kendini felce uğramış durumda bulmazsa, savunma mekanizmaları kendili­ ğinden faaliyete koyulurlar. Fakat bundan, ölüm ötesinde bir varoluş fikrine nasıl geçilebilir? Bunun için önceden, basitte olsa tabii' hayatla zamandaş olmadığının şuuruna sahip olmak gerekir. Ölüm korku ve sıkınhsının, ölümsüzlük arzusuna, bunun da ahiret inancına yol açlığı­ nı ileri sürmek, meydana getireceği şeyi korku ve sıkınhnın içine gizlice dahil etmektir. A hiret inancı ve ölüm korkusu arasında bir ilişki müşa­ hede edilse bile, bu öncekinin sonrakini doğurduğu anlamına gelmez. Dini' inanç ve değerlerin bazı psikolojik etki ve fonksiyonları olması son derece tabiidir; ancak bu sebeple dini kendi psikolojik fonksiyonlarına indirgemek ve onu psikoloji ile aynılaşhrmak gerçekleri birbirine ka53 Godin, Psychologie des Experiences Religıeuses. Paris 1981, s.64-66. 78 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN rıştırmak olur. İnsan tabiatındaki ölümsüzlük arzusunun, dinin ölüm ötesiyle ilgili bütün açıklamalarıyla tam olarak çakışmadığı, hatta bazı noktalarda (ilahi mahkemede yargılanma, cehennemin varlığı . . . gibi) büyük sıkıntılar uyandırdığı da bir gerçektir. Böylece, bu ölümlü hayatı aşma şuurunun, az ya da çok düşünülmüş bir fikir olduğu, bu yolla oluşan tasavvurların korku ve sıkıntıyla açıklanmasının mümkün ol­ madığı anlaşılmaktadır. Din, yapı ve muhteva olarak psikolojiden ba­ ğımsız ve her bakımdan onu aşan bir tabiata sahiptir. Din psikolojisi alanında yapılacak her araştırma bu gerçeği göz önünde bulundurdu­ ğu ölçüde verimli sonuçlara ulaşacaktır. Üçüncü Bölüm ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA GİRİŞ Hayat ve ölüm, insan psikolojisini derinden etkileyen sayısız tec­ rübelerin ana konusunu oluştururlar. İçinde yaşadığı alemle uyum arayışı içerisinde olan insan, tarihin her döneminde ölüme, bu uyumu tamamlayan bir anlam yükleyerek varlığın! garanti altına almak iste­ miştir. Geleneksel kültürler ölümü bir son değil, yeni bir hayatın baş­ langıcı olarak görmüşler, hayatı, daha sonra bir başka varoluş biçimiyle yer değiştirecek olan bir süre kliliğin parçası olarak kabul etmişlerdir. Çağımıza damgasını vuran hümanistik kültür ise, kendi taleplerinin gerçekleşmesi yolunda, bilinçli bi!: _ş �kilde ölümü insanl arın ilgi ve dik­ kat ıiazarlarından _uzaklaştırmıştır. 1 Çağdaş insanı n davranış sistemi --. � -....... - içerisinde ölüm dü ŞUnc_esinin ciddi ve etkili bir psikolojik yansımasının '---.. - , olduğunu ileri sürmek güçl:üi": Hatta_ dini inanç ve eğilimler taşıyan bir kısım kimseler için bile, bu gözlemin geçerli olduğunu söylemek müm­ kündür. Çünkü çağdaş batı kültürü, ilahi dinlerin temel öğretilerinden birisi olan ölüm ötesi hayat ve yeniden diriliş konusunda büyük bir şüphe ve duyarsızlık geliştirmiştir. Jung'un ifade ettiği gibi, her ne ka1 Bkz. Aries, 1%İ lippe "La mort interdite: chaı;ıgemefifd es attitutes devant la mort dans !es societes occidentaı{f'Archives Europeentıes de Socioiogie, 8, 2 (1967), s. 169-198. 80 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ P S İ KOLOJİSİ ve DİN dar hayatın en üst derecede yükseltilmesi ve genişletilmesi günümüz insanına makul gözüküyorsa da, ölümden sonra devamlı bi İ' hayat, aynı ölçüde inanılmaz ve şüpheli görünmektedir.2 Bundan dolayı çağdaşlarımızın birçoğunun nazarında ölüm kaçı­ nılmaz tabii bir son ve varoluşun yok oluşudur. Bu zihniyetin, İslam öncesi dünya görüşü ile benzerliği oldukça ilgi çekicidir3 Yakın zamana kadar ölüm konusunda suskun kalan çağdaş bilim, ancak altmışlı yıllardan sonra bu konuya ilgi duymaya başladı. Günü­ müzde, insan ve toplum bilimlerinin çeşitli alanlarında bu konuda ya­ pılan ar aştırmalar ihmal dilemeyecek bir birikim oluşturmuştur. Fakat ülkemizde bu konuyla ilgili henüz belli bir alan araştırması yapılmış durumda gözükmemektedir. Bu araştırma bu yönde atılmış ilk girişim olması bakımından önem taşımaktadır. ARAŞ TIRMANIN AMACI VE METODU Ölüm ve ölüm ötesiyle ilgili meselelerin dinin ana konularından olduğu göz önüne alındığında, dini bir bağlantı içerisinde bulunan kimselerin, bu bağlantının nicelik ve niteliğine uygun olarak bir inanç ve tutum geliştirmesi beklenir. Her konuda olduğu gibi, insanın ölümle ilgili düşünce, kanaat, tutum ve tepkilerinin oluşmasında çok değişik faktörler etkili olabilmektedir. Esasında, kişinin hayata karşı tutumu ile ölüm karşısındaki tutumu arasında da sıkı bir ilişki vardır. Bu konu­ da tek yönlü ve basite indirgeyici teorilerin fazla bir geçerliliği yoktur. Bu anlayış içerisinde, kendi kültürümüzün çevrelediği ve telkin ettiği davranış sistemi içerisinde ölümle ilgili kanaat, anlayış, tepki ve tu­ tumların Allah inancı ve dindarlık seviyesi ekseninde hangi ilişkileri ortaya koyduğunu açığa çıkarmaya çalışmak araştırmamızın amacını oluşturmaktadır. Ayrıca yaş ve cinsiyet değişkeni de dikkate alınmıştır. Amacımız, ölüme yönelik ilgiler ve davranış eğilimleri konusunda bel­ li bir örneklem grubundan elde ettiğimiz veriler ışığında insanımızın 2 3 Jung, C.G., Problemes de !' Ame Modeme (fr. çev; Yves Le Lay), Correa, 1%0, s. 239 Bkz Ra'd 13/5; İsra 17/49; Meıyem 19/ 66; Müminfın 23/35-37,74, fQ; Nemi 'Zl/67; Secde 32/ lO; Sebe 34 / 3, 7; Duhan 44/ 35; Casiye 45 / 24-25.32; KM 50/ 3. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 81 özelliklerini tespit etmek, tasvir etmektir. Bunun yanında, elde ettiği­ miz bulguları Batı' da yapılan araştırma sonuçlarıyla karşılaştırmalar yaparak, bu konuda kültürlere göre değişen ya da ortak özellik göste­ ren davranış kalıplarına da işaret etmeyi uygun gördük. 1. Yöntem ve materyal İlgili kaynaklar tarand ıktan sonra araştırmamızda kullanılmak üzere 25 soruluk bir anket düzenlendi. Bu soruların bir kısmı ölümle ilgili ilgi, tepki ve duyguları bir kısmi ise tutumları ölçmeye yöneliktir. Bunun için daha önce yapılan araştırmalarda kullanılan soru cümle­ ciklerinden yararlanıldı. Bunlar içerisinde kendi projemiz ve kültürel değerlerimiz için uygun olanlar belirlendi, yeni bazı sorularla birlikte yeni soru formları oluşturuldu. Cevaplar için Likert tipi beşli seçenek­ ler kullanıldı. Dindarlık düzeyini ölçmek için katılımcıların kendileri hakkındaki "öznel dindarlık algıları" esas alınmıştır. Cevaplar bilgisa­ yara yüklendikten sonra düz ve çapraz tablolar elde edildi. Belirlenen değişkenler arasındaki ilişkinin anlamlılık derecesi Chi-kare analiz tekniğine başvurularak hesaplandı. Daha sonra da sonuçlar buna göre yorumlanıp değerlendirildi. 2. Örneklem Anketimizi, (1 990 yılında) Bursa il merkezinde hepsi yüksek öğre­ nim görmüş 7 değişik iş ve meslek kolunda çalışan toplam 378 kiŞiye uyguladık.(Bu, SOO'e yakın dağıtılan anket kağıdından elde kcı.lan ve . değerlendirme için uygun olan kısımdır. Bunlar içerisinde de cevap­ sız bırakılan bazı soruların yer aldığı kağıtlar vardır. Diğer soruların tam ve doğru olarak cevaplandırıldığ 1 ancak bir-iki s o runun cevapsiz . bırakıldığı birkaç anket kağıdı da değerlendirmeye katılmıştır. Bu ba­ kımdan ankete cevap verenlerin toplam sayısı sorulara göre bazı küçük farklılıklar göstermiştir.) Anketimiz 24-60+ yaş dilimin d e yer alan bir kesime uygulanmışhr. Tesadüfi örneklem yoluyla seçilen katılımcılarımızın yarısinı (% 50.1) 30-40 yaş arası "orta yetişkinler" oluşturmaktadır. Bunları, 40-60 yaşla- 82 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN rı arasındaki "ileri yetişkinler" (% 26.8) izlemektedir. Araştırmamızda 30 ve daha genç yaştakiler % 22.2 lik bir oranla üçüncü sırada temsil edilmektedir. 60 yaşından daha yaşlı sadece üç kişi (% 0.8) anketimize cevap vermiştir. Böylece bu araştırmamız, daha ziyade "ilk yetişkinler" ve "orta yaş" kesim üzerinde yapılan bir çalışmadır. Dolayısıyla sonuç­ lar da bu çerçevede bir anlam ve yorum kazanacaktır. Anketimi ze cevap verenlerin büyük çoğunluğu erkek (% 80.3), az bir bölümü ise (% 1 9.7) kadındır. İş ve meslek koluna göre dağılım ba­ kımından, ilk sırayı orta dereceli okul öğretmenleri (% 37.3) alırken, bunları, hukuk ve iktisatçılar (% 18.2) izlemektedir. Sağlık (doktor, ve­ teriner, eczacı vs.) kesimine mensup olanlar % 10, teknik (her tür mü­ hendislik) elemanlar % 12.2, subaylar % 12.2, ilahiyatçılar % 10 luk bir oranda temsil edilmektedir. � � ARAŞTIRMA BULGULAR! 1. Dini İnançlar Anketimize cevap verenlerin tamamına yakını (% 96.6) Allah'ın varlığına inandıklarını belirtmişlerdir, (bkz. Tablo: I) Şüpheci (% 1 .9) ve inançsız (% 1.1) olanlar birbirine yakın ve oldukça düşük bir oranda yer almaktadırlar. Cennete ve iyi insanların sonsuza kadar orada yaşayacağına ina­ nanlar % 79.8 dir. Bu konuda şüphe içerisinde bulunanlar (% 13.3) ve inançsızlar (% 7) az da olsa dikkati çekecek orandadır. Cehenne­ me ve kötü insanların sonsuza, kadar orada kalacağına inananlar ise, % 52 dolaylarında kalmaktadır. Deneklerimizin % 27.6'sı bu konuda şüpheci, % 15.l'i kuvvetle olmak üzere toplam % 20.5'i ise inançsız gözükmektedir.Ayrıca bu cehennem sorusuna 6 kişi hiç işaretlemede bulunmamıştır. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 83 Tablo: 1 - Dini inançlar iNANÇ KONULAR! iNANÇ DERECESi Kuwetle Kuvvetle Şü pheci İnançsız İ nançsız ina nçlı İ nançlı 3 24 39 7 4 2 86.2 1 0.4 1 .9 1 .1 .53 1 99 1 00 50 16 10 53.1 26.7 1 3.3 4.3 2.7 99 93 1 02 56 20 26.8 25.1 27.6 1 5.1 5.4 ilahi mahkemede hesaba 270 72 16 12 6 çekileceğine inananlar 7 1 .8 1 9.2 4.3 3.2 1 .6 Dine karşı akıl ve bilimin güç ve 12 37 19 1 48 1 53 rehberliğine inananlar 3.3 1 0.0 5.2 40.1 41 .5 9 17 58 111 1 79 2.4 4.6 1 5.5 29.7 47.9 Alla h'a inananlar Cennete i nananlar Cehenneme inananlar Bilimsel çalışmaların gelecekte insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini o rtadan kaldıracağına inananlar Toplam 376 375 370 376 369 374 Cennet ve cehennem inancında ortaya çıkan sonuçlarla pek uyuşmaz bir şekilde anketimize cevap verenlerin % 91'i, "öl ümden sonra insanların Allah huzurunda, bu dünyada yaptıklarının he� sabını vereceklerine inandıklarını belirtmişlerdir. Ahiretteki "ilahi mahkeme"nin varlığından şüphe içerisinde bulunanlar (% 4.3) ve bunu bütünüyle inkar edenler (% 4.8) eşite yaki n oranlarda ve dü­ şük değerlerde gözlenmektedir. Örneklem grubumuzun % 1 3.3'ü sorunlarının çözümünde akıl ve bilimin rehberliği ile yetinmekte olup, dini değerlere hiçbir şekilde baş­ vurmadığım belirtirken; % 5.2' si ise, bu konuda kararsızlıklarını dile getirmektedirler. Buna karşılık, büyük çoğunluk (% 81 .6), akıl ve bili­ min sınırlan dışında dini hakikat alanının varlığına ve kişisel hayatla­ rındaki önemine inanç beslemektedir .Bu soruya cevap vermeyen 7 ka­ tılımcının, bu konuda belli bir kanaatleri oluşmadığı anlaşılmaktadır. 84 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KOLOJ İ S İ ve D İ N Bilimsel çalışmaların gelecekte insanın ölüm karşısındaki çaresizli­ ğini ortadan kaldıracağına inananlar, akıl ve bilimin mutlak otoritesine inananlardan daha düşük olarak, % 7' dir. Ancak, bu konuda kesin bir ka­ naat ve görüş sahibi olmayanlar % 15.5 ile dikkat çekecek bir oranda yer almaktadır. Katılımcılarımızın büyük çoğunluğu (% 77.6), bilimsel geliş­ melerin hiçbir zaman ölümün önünü alamayacağına inanmaktadırlar. 2. Dindarlik Seviyesi Tablo : il' de, anketimize katılanların kendi öznel değerlen­ dirmelerine göre dindarlık durumları gösterilmektedir. Buna göre, örneklemimizin büyük çoğunluğunu, kendilerini bütün dini görev­ lerini (% 21 .2) veya dini görevlerin önemli bir kısmını yerine getiren (% 45.8) "dindar" kimseler olarak kabul edenler oluşturmaktadır. Dini inanç sahibi olmakla birlikte, dini pratiklerden genellikle uzak bulunan "ilgisiz"lerin oranı % 23.3 olarak tespit edilmiştir. Hiçbir dini inanca sahip bulunmadığını(% 6.6) ve dine karşı bir tutum benimsediğini(% 2.7) belirten kimseler de küçük bir grup oluşturmaktadır. Tablo: il - Dindarlık Seviyesi DINDARLIK SEVİYESİ s o/o Kuvvetle Dindar 79 2 1 .2 Dindar 171 45.8 i lgisi z 87 23.3 Dindar Değil 26 6.6 Din K a rşıtı 10 2.7 TOPLAM 375 3. Ôlüm Düşüncesi "Ölüm düşüncesi sık sık zihninizi meşgul eder mi ? tarzında düzen­ " lenen bir soruya verilen cevaplar incelendiğinde (bkz. Tablo: III), ara . sıra da olsa ölümü düşünenlerin % 5 1 . 8 ile en yüksek oranda ol_d ukları . ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 85 görülmektedir. Bunu, ölümü sık sık düşündüğünü belirtenler (% 31 .8) izlemektedir. Ölümle ilgili zihninde hiçbir düşünceye yer vermeyenler ise % 16.3 ile en alt sırada da yer alsa, önemli bir sayıya ulaşmaktadır. Bu soruya verilen cevapların yaşlara göre dağılımında şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır. 24-30 yaşlarındaki katılımcılar en yüksek oranda (% 12.7) ölümü bazen düşünmekte; ölümü sık sık düşünenler (% 6.5) ikinci sırada yer almakta; ölümü hiç düşünmeyenler ise (% 3.2) en dü­ şük oranda bulunmaktadır. 30-40 yaş (% 24.7; % 16.5; % 8.4) ve 40-60 yaş grubunda (% 14.6; % 7.8; % 4.6) da sıralamanın aynı doğrultuda olduğu gözlenmektedir. 60 + yaştakilerin cevapları da belirgin bir özel­ lik göstermemektedir. Cevapların yaşa göre dağılımında ortaya çıkan farklılaşmanın anlamlı olmadığı görülmektedir. Ölüm düşüncesinin sıklığının cinsiyet değişkenine göre dağılımın­ da da yaşta olduğu gibi aynı sıralama göze çarpmaktadır. Buna göre kadınlar (% 11.1) ve erkekler (% 41 .2) en yüksek oranda ölümü bazen düşünmekte, ölümü sık sık düşünenler kadınlarda % 5.2, erkeklerde % 26.3 ile ikinci sırayı almakta, ölümü hiç düşünmeyenler kadınlarda % 3.3, erkeklerde % 13 ile en düşük oranda yer almaktadır. Elde edilen istatistiki değerler, cinsiyet farkının bu konuda önemli bir rol oynama­ dığını ortaya koymaktadır. Allah inancındaki derecelenmeye göre dağılımda, kuvvetle inançlı kimselerin en yüksek oranda (% 44.4) ölümü bazen düşündükleri, % 30.l ile ölümü sık sık düşünenlerin bunları izlediği, en düşük oranda ise (% 11 .6) ölümü hiç düşünmeyenlerin yer aldığı görülmektedir. İnançlı grupta ise bu sıralama biraz farklılaşarak, en yüksek ölümü bazen dü­ şünenler (% 6.5) en düşük ise, (% 1 .6) ölümü sık sık düşünenler şeklinde kendini göstermektedir. Ölümü hiç düşünmeyenler ise (% 2.4) ortada yer almaktadır. Şüphecilerde, ölümü hiç düşünmeyenler ve bazen dü­ şünenler eşit oranda bulunmaktadır. (% .81) ölümü sık sık düşünenler (% .27) en düşük orandadır. İnançsızlarda ölümü hiç düşünmeyenler çoğunluğu oluşturmaktadır. (Altı kişiden beşi bu durumdadır) . Bunlar içerisinde sadece bir kişi ölümü bazen düşündüğünü belirtmiştir. Ölü­ mü sık sık düşünen ise hiç yoktur. Ölüm düşüncesindeki sıklık derece­ sinin Allah inancındaki farklılaşmaya bağlı olarak gösterdiği istatistik­ sel değerlerin anlamlılık seviyesine ulaştığı görülmektedir. 00 · °' Ta blo: 1 1 1 Ölüm Düşüncesi ve Değişken lere Göre Dağ ı l ı m ı - ÖLÜ M DÜŞÜNCES İ N i N SI KLIC I G. TOP. YAŞLAR 0 0 � Ö l ü m düşüncesi sık s ı k zihnimi meşg u l ediyor CİNSiYET ALLAH I NANCI D İ N DARLIK SEViYESi ı--�-ı-��....-�-.-��,--�-+�-�-,.��.-�--t��-.-�--.��"'"T""�-�� a.ı ·a.ı N 0 � � � "'? 119 24 3 1 .8 6.5 � � � c 1 :rl -B, � 19 97 1 12 6 5.2 26.3 3 0.1 1 .6 � � "5 � ;ij C � � i + � -o 61 29 1 1 6.5 7.8 . 27 °Ü 5 � � c � --g � ;o - .ı-J 14 3 1 3.8 .51 .27 N 1 � 6 -g ô :� -g ;a c � � ô � ô � 1 - 39 61 .27 - 1 0.6 1 0.5 61 12 31 17 48 43 9 3 5 5 25 16 8 6 1 6.3 3.2 8.4 4.6 . 27 12 hiç meşg u l etmiyor 3.3 1 3.0 1 1 .6 2.4 .81 1 .4 1 .4 6.8 4.3 2.2 1 .6 Ö l ü m ü bazen 1 94 47 92 54 1 1 52 1 65 24 3 1 34 83 56 15 3 5 1 .8 1 2.7 24.7 1 4.6 . 27 41 1 1 .1 41 .2 44.4 6.5 .8 1 .27 9 .. 2 22.S 1 5.2 4.1 .81 374 83 1 84 1 00 3 72 297 320 39 7 6 78 1 63 86 26 10 1 00 22.4 49.7 27.0 .81 1 9.S 80.5 86.0 1 0.5 1 .9 1 .6 21.1 45.8 23.3 7.1 2.7 Ö l ü m düşü ncesi zih n i m i düşündüğüm oluyor TO PLAM Chi-ka re Değerleri X2 =01 9 s.d. = 6 p > 0.05 1 X2 = 1 . 1 02 X' = 32.305 s.d.=2 p>0.05 s.d. = 8 p < 0.05 X' = 45.944 s.d. = 8 p < 0.05 o ('"' C::: ,aı:: o ('"' C::: aı:: o >-l t'1 {/l "il· {/l �· o ('"' .9 ...... . {/l -· < il> o s:· ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 87 Bu konuda dindarlık seviye farklarına göre dağılımda şu değerler gözlemlenmektedir. "Kuvvetle dindarlar" % 1 0.6 ile en yüksek oranda ölümü sık sık düşünmekte, bunu % 9.2 ile bazen düşünenler izlemek­ te, en düşük oranda ise (% 1 .4) ölümü hiç düşünmeyenler gelmekte­ dir. Dindar grupta ise, en yüksek oranda ölüm bazen�düşünülmekte (% 22.5), ikinci sırada sık sık düşünülmekte (% 10.5), ölümü hiç dü­ şünmeyenler en alt sırada (% 6.8) yer almaktadır. İlgisiz gruptaki sıra­ lanma öncekilerin her ikisinden de farklı olarak Şu şekilde olmuştur: Ölümü bazen düşünenler (% 15.2), hiç düşünmeyenler (% 4.3) ve sık sık düşünenler (% 3.8) . Dindar olmayan gruptaki sıralanma da, ilgi­ siz grupla aynı doğrultudadır (% 4.1; % 2.2; % 51) Din karşıtı grubun büyük çoğunluğu (% 1 .6) ölümü hiç düşünmemektedir. Ölümü bazen düşünenler (% .81) ikinci sırada yer almaktadır. Bu gruptan sadece bir kişi ise, ölümü sık sık düşündüğünü belirtmiştir. istatistiksel verilere göre, dindarlık seviye farklarının ölüm düşüncesindeki sıklık derecesi ile anlamlı bir ilişkisi vardır. 4. Ölümün Anlamı: Örneklem grubumuz içerisinde, ölümün "so nsuz · bir hayatın başlangıcı" olduğu inancını taşıyanlar % 70.9 ile büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. "Hakkında kimsenin bir şey söyleyemeyeceği bir sır" ol­ duğu seçeneğini işaretleyen "bilinemezci" eğilimde olanlar % 19.9 ile önemli bir oranda yer almaktadır. % 5.l lik bir grup içinse ölüm, "yok­ luk ve hiçlik" anlamı taşımaktadır (Tablo: iV). ' Ö İümün anlamı konusundaki görüşlerin yaşlara göre dağılımı şöyledir. Bütün yaş gruplarında en yüksek oranda "ölümün sonsuz bir hayatın başlangıcı" (24-30 yaş % 16.4; 30-40 yaş % 35.9; 40-60 yaş % 17.9; 60+ yaş % .54) seçeneği işaretlenmiştir. "Hakkında kimsenin bir şey söyleyemeyeceği sır" seçeneği bütün yaş gruplarında ikinci dere­ cede yüksek oranlarda (24-30 yaş % 4.4; 30-40 yaş % 9.3; 40-60 yaş % 5.9; 60 + yaş % 27) işaretlenmiştir. Ölümün, "sonrası olmayan yokluk ve hiçlik" olduğu görüşünü benimseyenler, bütün yaş gruplarında en düşük oranlarda (24-30 yaş % .54; 30-40 yaş % 2.7; 40-60 yaş % 1 .2) yer almaktadır. Cevapların yaşlara göre dağılımında ortaya çıkan farklı- 88 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ ve DİN laşmanın anlamlı olmadığı hesaplanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre cevapların dağılımında da yaşta olduğu gibi aynı doğrultuda bir sıra­ lanma müşahede edilmektedir, Buna göre, kadınlar ve erkekler ölümü, en yüksek oranda "sonsuz bir hayatın başlangıcı" (% 9.0; % 61 .5) olarak görmekteler. Bu konuda ''bilinemezci" olanlar her iki grupta da ikinci sırada yer almaktadır (K. % 7.7; E. % 12.6) . Ölümü, yokluk ve hiçlik olarak görenler en düşük oranda olarak, kadınlarda % 1 .6, erkeklerde % 3.6 d�r. İstatistiksel bulgulara göre, cinsiyet değişkeni bu konuda an­ lamlı bir ilişki ortaya koymamaktadır. Allah inancındaki dere 2elenmeye göre bu konudaki cevapla­ rın dağılımı incelendiğinde; kuvvetle Allah' a inananların en yüksek oranda (% 68.3) ölümü sonsuz bir hayatın başlangıcı gördükl eri, "bi­ linemezci" lerin % 14,6 ile bunları izlediği, ölümü yokluk ve hiçlik olarak görenlerin en düşük oranda (% 1 .4) yer aldığı anlaşılmaktadır. Allah'a inanan grupta, ölümün anlamıyla ilgili olarak "bilinemezci" bir eğilim taşıyanlar en yüksek oranda {% 4.9)' dır; ölümü sonsuz bir hayatın başlangıcı olarak düşünenler ikinci sırada (% 2.9) yokluk ve hiçlik olarak düşünenler' ise en alt sırada (% 1 .4) yer almaktadır. Şüp­ heci ve inançsızlar için ölüm, genel olarak, bir "yokluk ve hiçlik" an­ lamını taşımaktadır. Şüpheci gruptan sadece bir kişi "bilinemezci" bir eğilim göstermektedir. Kişilerin Allah' a inanma dereceleri ile ölüme verdikleri anlam arasında çok kuvvetli bir ilişki olduğu, bulunan ista­ tiksel değerden anlaşılmaktadır. Ta blo: iV- Ölümün Anl a m ı YAŞLAR G. TOP. CINSiYET ÖLÜ M Ü N A N LAMI o '<t o "' .ı- KON U S U N DAKi GÖRUŞLER o <O o "' N c i5 + o n:ı � o <O '<t ALLAH 1 NANCI DIN DARLIK SEViYESİ Q) Q) .::.:. Q) � � -= > v> ::ı � UJ c n:ı .5 ·o Q) � o. :::ı vı- u c n:ı .5 ';::; N v; '-" c n:ı - .5 - Sonsuz bir hayatın 263 60 1 32 66 2 33 225 252 11 başlangıcıdır. 70.9 1 6.4 35.9 1 7.9 .54 9.0 6 1 .5 68.3 2.9 - - 19 2 10 7 5.1 .54 2.7 74 16 1 9.9 Sonrası olmayan bir yokl u k ve hiçliktir. Hakkında kimsenin b i r şey söyleyemeyeceği bir sırdır. Fikrim yok Başka TO P LA M Chi-kare Değerleri - 6 13 5 5 5 4 1 .2 - 1 .6 3.6 1 .4 1 .4 1 .4 34 22 1 28 46 54 18 4.4 9.3 5.9 .27 7.7 1 2.6 1 4.6 4.9 5 2 3 - - 1 "4 2 3 1 .4 .54 .82 - .27 1.1 .54 10 2 4 4 7 2.7 .54 1.1 1 .1 - 3 .82 371 82 1 83 99 3 1 00 22.3 49.9 26.9 .82 X ' = 6.242 s.d. = 1 2 p > 0.05 - Q) > > ::ı � � n:ı "O c o ·- � n:ı "O Q: r< � n:ı o ·- 7 1 1 9. 1 36.9 1 3.4 1 .9 .27 - 3 3 5 7 1 .1 - .82 .82 1 .4 1 .9 1 - 5 26 29 10 1 .27 - 1 .4 7.1 7.9 2.7 .27 - 1 2 2 .81 .27 .55 4 2 1 2 1 1 .9 1.1 .54 .27 .54 71 295 317 39 7 1 9.4 80.6 86.1 1 0.6 1 .9 p>0.05 s.d. = 16 p < 0.05 � 49 - s.d. = 1 2 ;:; � n:ı 1 35 - X' = 203.229 c o ·- 70 - x' = 25.8 1 9 - "O · c - •Ol Q) · o o "' ·eı .!::l c - - .55 - - 2 2 4 1 .27 .55 .55 1 .1 .27 6 77 1 68 85 26 lb 1 .6 2 1 .0 45.9 23.2 7. 1 2.7 x ' = 1 68.2 5 1 s.d. = 1 6 p < 0.05 c::: a::: r< l:T1 r< () r< - · · · 1 ı;: :o::ı � c:ı :z· c:ı ;ı.. :o::ı c: ::-:: r< ;ı.. - r< · .u;· ::-:: c;; -· c:::· N l:T1 :o::ı :z· l:T1 c;ıı "' 90 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O LOJ İ Sİ v e D İ N Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz gruplarda, ölümü sonsuz bir ha­ yatın başlangıcı olarak görenler en yüksek orandadır. (KD. % 19.1; D. % 36.9; i. % 13.4); buna karşılık bu seçenek dindar olmayan ve din karşıb olan gruplarda ikinci yüksek oranda işaretlenmiştir. Dindar olmayan grupta ölümün bilinemez-ligi (% 2.7); din karşıtı grupta ise, "yokluk ve hiçlik" tarzındaki anlamının (% 1 .2) en yüksek oranda benimsendi­ ği müşahede edilmektedir. Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz grupta, ölümle ilgili bilinemezci eğili n:ı taşıyanlar (K.D. % 1 .4.l; D. % 7.1; i. % 7.9) ikinci sırada gelmektedir. Kuvvetle dindarlar içerisinde ölümü bir yokluk ve hiçlik olarak gören kimseye rastlanmazken, dindar ve ilgi­ sizler arasında az da olsa (% .82) bu görüşü taşıyanlar bulunmaktadır. Dindarlık seviye farkları ile ölümün anlamı konusunda benimsenmiş bulunan değişik görüşler arasında sıkı bir ilişkisel bağın varlığı, istatik­ sel değerlerde kendini göstermektedir. 4- Ölümün Uyand1rdığı Tepkiler: Ölümü hatırlamaya bağlı olarak örneklem grubumuzda uyanan hakim duygu ve düşüncelerle ilgili cevapların dağılımı Tablo: V'de görülmektedir. Buna göre deneklerimizin büyük çoğunluğu (% 70.4) bu durumda "sessiz ve sakin, bir şekilde, kaçınılmaz ve tabii bir sona yaklaşhğını hissetmekte" dir. Ölümü her hahrlayışında korku, sıkınh ve ürperti duyanların oranı % 13.9'dur. Ölüm düşüncesini zihninden kovmaya çalışarak hiç hatırlamayan çalışanlar % 1 0.7 ile dikkat çekici bir sayıdadır. Diğer seçenekleri işaretleyenlerin önemli bir sayıya ulaş­ madığı görülmektedir. Cevapların yaşlara göre dağılımında, genel tabloya uygun olarak bütün yaş gruplarında ölümü sakin bir ruh hali içerisinde algılama eği­ liminin en yüksek oranda tecrübe edildiği müşahede edilmektedir. 2430 ve 30-40 yaşlarda ölümü korku ve sıkıntı içerisinde hahrlayanlar (% 5.3; % 6.7) ikinci sırada yer alırken, 40-60 yaşlarında biraz farklı olarak ölümü bastırma eğiliminin (% 3.1) daha fazla (% 3.1) yaşandığı görül­ mektedir. Bu yaşlar grubunda korku ve sıkıntı tecrübesini yaşayanlar, ikinci sırada bir sayı oranıyla yer almaktalar (%2.5) ve 30-40 yaşlarında bu bashrma mekanizmasına başvuranlar daha düşük oranlarda yer al- ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 91 maktadır (% 2.5; % 5.3). Ayrıca, ölümü "isyan ve öfke" duyguları içe­ · risinde ya da "arzulu" bir şekilde hatırlayan birer cevaplayıcı, bu yaş grupları içerisinde yer almaktadır. 60+ yaştaki toplam iki kişi de ölümü sakin ve tabii bir tarzda algıladıklarını belirtmişlerdir. İstatiksel veriler, ölümü hatırlamanın uyandırdığı tepkilerin yaşlara göre dağılımında ortaya çıkan farklılaşmanın önemli olmadığına işaret etmektedir. "' N Ta blo: V - Ölümün Uya n d ı rd ı ğ ı Tepkiler ÖLÜ M Ü H ATIRLAMAN IN DOG U R- YAŞLAR G . TOP. CİNSiYET DUGU TEP KİLER o o ..., � Sessiz ve sakin bir şekilde, kaç ı n ı l maz ve tabii bir sona ya klaştı ğ ı m ı h issederi m. Ölümü her hatı rlad ığı mda içimde biri lerine ya da bir şeylere karşı isya n ve öfke uya n ı r. Ölüme arzu duymaktayım ve bir an önce gerçekleşmesini istemekteyim. Zihnimden kovmaya ça l ı ş ı r, hiç hatırlamak istemem TOPLAM Chi - kare Değerleri 52 19 <:t 24 c 9 - 1 3 .. 9 5 .. 3 6.7 2 .. 5 264 49 1 35 75 2 2 1 1 .. S3 .. 28 ..28 2 1 1 LJ.J - - - - - u. c "' ::.:: .E 44 D İ N DARUK SEViYESİ N ·o w ..c o. :;;J Vl- u. c "' c .!!/ 1U s: :J v; ._,. c "' c ::.:'. � � c o ·- ;;; ;;; N ·v; -o c -o c ·o · eı o ·- = •Ol w c o ·o p v;. � "' ::.:'. 7 - - 1 .. 9 - -' 3 .. 1 6 .. 2 5 .. 1 - .. 28 239 19 1 1 59 1 26 58 14 3 50.4 66 .. 8 5 .. 3 .. 28 .. 28 1 6 .. 6 3 5 .. 5 1 6 .. 3 3.9 .. 85 24 19 7 .. 1 8 .. 9 1 2 .. 3 49 1 3S .. 56 1 8 .. 3 - > > :J � "' ::.:'. - 70.4 1 3 .. 8 37 .. 9 21 .. 1 -"' w iJ + o \() 6 o ..., N Ölü mü her hatırlayışımda korku ve sıkıntı duyarım, içim ü rperir. o \() '1" ALLAH INANCI 1 1 1 - - 3 . .37 . .37 .. 28 - - .. 84 1 1 1 1 - 1 11 22 - 18 1 .. 28 - 2 - - - - - - - 1 1 .. 28 - Q: t"' e· :::::: , Q: t"' e: a::: Q: ...:ı tr1 [fl -· '"d [fl �· o t"' - . .37 .. 28 .. 28 9 19 25 9 - 3 .. 4 7 .. 1 6 .. 9 95 2 81 1 87 310 26.7 .56 30.2 69.8 86.6 .. 28 .. 28 40 9 19 11 1 0.7 2 .. 5 5 .. 3 3 .. 1 375 79 1 80 22.2 50.6 1 00 - .. 37 .. S3 - x' = 1 1 .855 r = 6. 1 65 s.d. = 1 2 p > 0.05 s.d.=5 p>0.05 - - - - - 3 14 8 9 5 .. 28 .. 85 3 .. 9 2 .. 3 2 .. 5 1 . .4 6 75 1 63 84 23 10 1 .7 21.1 45.9 23.7 6.5 2.8 .. 28 . .56 5 1 2 .. 5 1 .. 4 36 6 1 0. 1 1 .7 x' = 1 3 7.1 82 s.d. = 16 p < 0.05 X' = 69.296 s.d. = 1 6 p < 0.05 o '--< -· f:!l. < ID 9. z ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 93 Kadın ve erkek grubunda ölümü hatırlamaya bağlı olarak yaşadık­ ları tecrübelerdeki farklılaşma ortak bir çizgi üzerinde yer almaktadır. Her iki cinste de, ölümü "sessiz ve sakin" karşılama eğilimi en yüksek orandadır (K . % 1 8.3; % 50.4) . Ölümden korku ve sıkıntı duyanlar, ka­ dınlarda % 7.1, erkeklerde % 8.9 ile ikinci sırayı almaktadır.. Ölümü bastırma eğilimi kadınlarda % 3.4, erkeklerde % 7.l' dir. Her iki cinste de, ölümü isyan ve öfke duyguları içerisinde hatırlayan ve ölüme arzu duyan birer kişi yer almaktadır. -Cinsiyet farklılığının bu konuda önem­ li bir rol oynamadığı anlaşılmaktadır. Kuvvetle Allah'a inanan grupta ölüm en yüksek oranda (% 66.8) "sakin" bir ruh hali içerisinde hatırlanmaktadır. % 5.3 ile inançlı grupta da aynı durum söz konusudur. Buna karşılık, tamamı altı kişi olan şüp­ heci kimselerin beşinin, ölümün varlığını "bastırma" yoluyla unutma eğilimi içerisinde bulundukları müşahede edilmektedir. İnançsız gru­ bun yarısında en yüksek oranda "isyan ve öfke" duygularının yaşan­ dığı anlaşılmaktadır. Kuvvetle inançlı grupta % 12.3 ile ölümü korku ve sıkıntı içerisinde hatırlayanlar ve bundan daha düşük oranda da (% 6.9) ölüm gerçeğini "bastırma" yoluyla kendinden uzaklaştırma eğilimi taşıyanlar bulunmaktadır. Bu grupta ölümü, "isyan ve öfke" duyguları içerisinde hatırlayan ve ölüme arzu duyan birer kişi yer al­ maktadır. İnançlı grupta % 2.5 ile ölümü bastırmaya çalışanlar, % 1 .9 ile de ölümden korku ve sıkıntı duyanlar daha düşük oranlarda yer almaktadır. Allah'a inanma derecesindeki farklılaşmanın, ölümü hatır­ lamaya bağlı olarak yaşanan değişik tepki türleri ile çok kuvvetli bir ilişki bağı içerisinde bulunduğu, eldeki istatiksel verilerin ortaya koy­ duğu bir sonuçtur. Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz k.imsel �rde, ölümü ha İ:ı rlama en yüksek oranda "s ak.in" bir ruh halini ve ölümü tabii olarak kabullen­ . me tutumunu açığa çıkarmaktadır (K.D . % 1 6 .6; D. % 35.5; i. % 1 6.3). Dindar olmayan grupta da, % 3.9 ile aynı eğilim, en yü ksek oranda yer almaktadır. Din karşıtı grupta ise, ölüm guçeğini zi hinden kovma tutumunun, en yüksek oranda ve on kişilik grubun yarısının (% 1 .4) bir davranış özelliği olduğu müşahede edilmektedir. Kuvvetle dindar grupta % 3,1, dindar grupta % 6.2 ve il gisiz gru p­ . ta % 5.1 ile ölümü her hatırlayışında korku ve sıkıntı duyanlar yer al- 94 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİ KOLOJİSİ v e DİN maktadır. Dindar olmayan grupta ikinci derecede işaretlenen seçenek ise % 2.5 ile, ölümü zihinden atma, din karşıh grupta tabii bir şekilde ölümü kabullenme (% .85) dir. Ölüm gerçeğini bashrma eğilimine, kuv­ vetle dindar, dindar ve ilgisiz grupta en düşük oranlarda rastlanmak­ tadır. İstatistiksel verilere göre, dindarlık seviyesindeki farklılık, ölümü hahrlamaya bağlı olarak yaşanan tepkinin niteliğini belirleyici - Allah inancından daha az k�vvetle- bir öneme sahip gözükmektedir. 6. Ölüm Korkusu: " Ölüm, sizde herhangi bir korku ve sıkıntı uyandınyorsa sizce bunun sebebi nedir ? " tarzında düzenlemiş olduğumuz soruya verilen cevaplar ve bunların değişkenlere göre dağılımı Tablo: VI' da gösterilmektedir. Buna göre, ömeklemimizin büyük çoğunluğu (% 57.6) "Ölümden son­ ra Allah huzurımda hesaba çekileceğimi düşünerek korkuyorum" seçeneğini işaretlemişlerdir. "Ölümle sevdiğim şeylerden ve kişilerden ayrılmak­ tan, korkuyorum" seçeneği de % 23.5 ile dikkat çekici bir oranda işaret­ lenmiştir. Ölümden hiçbir şekilde korkmadığını belirtenler % 11.8 dir. Ölümle her şeyin sona ereceğini düşünerek korku. hissedenler (% 6.3) az da olsa önemli bir sayıya ulaşmaktadır. "Ölümden sonra bedenimin başına gelecek şeyden korkuyorum'; seçeneği sadece üç kişi tarafından, en düşük oranda işaretlenmiş göz�kmektedir. Genel olarak bütün yaş gru plarında, genel tablodaki sonuçlarla aynı sıra düzeni gösteren bir t cih dağılımı göze çarpmaktadır. 2430 yaş % 15.6; 30-40 yaş % 26.9f 40-60 yaş % 14.5 ile en yüksek oran­ da, ölümden sonra Allah huztirunda hesap vermekten korkmaktadır. Ölümle sevilen objelerden ayrılmanın yol açhğı korku, 24-30 yaşta % �f , 4.4; 30-40 yaşta % 12.8; 40-60 yaşta % 6.4 oranında tecrübe edilmektedir. ; 24-30 yaşta, ölümle her şeyfrı sona ereceğini düşünerek korku duyan­ lar ve ölümden hiç korkn;ı'ayanlar eşit orandadır (% .87) . 30-40 yaşta birinci seçeneği işaretleyenler % 2.9, sonuncu seçeneği işaretleyenler % 7.8; 40-60 yaşta birinci seçenek % 2.3, sonuncu seçenek % 2.9 oranında işaretlenmiştir. Ölümden sonra bedenin başına gelecek şeyden korkan bir kişi de bu yaş grubu içerisinde yer almaktadır. 60+ yaşta olan üç de­ neğin her biri son üç seçenekten birisini işaretlemiştir. Ölümden kork- ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 95 ma sebepleri ile farklı yaş gruplarında yer alma arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı tespit edilememiştir. Kadınlarda; sevilen objelerden ayrılık ve Allah'ın huzurunda he­ saba çekilme dolayısıyla uyanan ölüm korkusu en yüksek oranda ve yaklaşık eşit düzeydedir (% 8 .4; % 8.7) . Buna karşılık erkeklerde, ila­ hi huzurda hesap verme korkusu % 48.8 ile en yüksek olup, sevilen objeden ayrılma korkusu çok daha düşük (% 15.4) bir oranda yaşan­ maktadır. Kadınlarda, ölümle her şeyin sona ereceğini düşünerek kor­ kanların sayısı (% 5.2), hiç ölüm korkusu yaşamadığını belirtenlerin sayısının (% 10.1) ancak yarısı düzeyindedir. İstatiksel verilere göre cinsiyet farkı, ölümden, korkma sebeplerinin farklılaşması üzerinde önemli bir rol oynayabilmektedir. "' °' Ta blo: VI - Ölüm Korkusu ÖLÜM KORKUS U N U N CİNSİYET G. TOP. YAŞLAR ALLAH İNANCI SEBEPLERİ Q) o ,.,, o N o "1" � Ölümle her şeyin sona ereceğini d üşü nerek korkarım Ölü mden sonra bede n i m i n başına gelecek şeyden korkuyorum. Ölümle sevdiğim şeylerden ve kişilerden ayrıl m a ktan korkuyoru m. Ölü mden sonra Allah h uzurunda hesaba çekileceğ i m i düşünerek korkuyorum. Ö l ü mden hiçbir şekilde korkmuyorum. TOPLAM '° o ,.,, -"" "' U:i � -= > v- Q) -"" :.:: \() '<!" c: -6 + o c: "' > ::ı ..E � ·c:; ..c: a. c: "' c: '::ı V)o � N "' "O c: ·- · v; "6> ·- o o ·> Ol c: Q) ·- o 9 3 1 1 .2 5.2 2. 2.6 .86 .29 - 2 1 - - - - .58 .29 - .86 - - - .58 .29 - 22 1 29 53 57 16 4 4 5 32 22 13 1 2.8 6.4 .29 8.4 1 5.4 1 6.4 4.6 1 .2 1 .2 1 .2 9.3 6.4 3.8 93 50 1 30 1 68 1 95 6 61 97 41 2 .29 8.7 48.8 5 6.2 1 .7 6.3 .87 2.9 2.3 3 2 .86 .58 - .29 82 15 44 23.5 4.4 201 54 - - 1 - 3 57.6 1 5.6 26.9 1 4.5 41 3 27 10 1 4 35 35 4 1 1 .8 .87 7.8 2.9 .29 1 .2 1 0. 1 1 0. 1 1 .2 349 77 1 74 91 3 69 275 296 24.3 50.4 26.4 .87 20. 1 79.9 85.3 1 7.376 = o � "' "O c: 96 8 s.d. :.:: ro "O c: ·- 18 10 = > ::ı 4 3 1 00 Q) � > v; vc: "' c: Q) u. - 22 x2 Chi - kare Değerleri o D İ N DARLIK SEVİYESİ N 1 2 p > 0.05 - - 5 2.3 2.0 1 .5 2 1 1 7.7 28. 1 - 1 1 .9 .58 11 ıs 10 4 - .29 3.2 4.4 2.9 1 .2 38 7 6 77 1 54 81 24 1 0.9 2.0 1.7 22.3 44.6 23.5 6.9 x ' = 1 07.3 1 1 s.d. =4 s.d. = - 7 1 x 2 = 2 1 .405 p<0.05 - 8 4 p < 0.05 x2 = 72.3 6 1 s.d. = 1 6 p < o.as o ij ;;;. � "' :.:: o r-' C::: '� o r-' C::: � Q: ..., trl r:rı ....... ""d r:rı �o r-' o ....... ...... . r:rı ....... < "" 8. z ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 97 Kuvvetle Allah' a inanç besleyenlerin büyük çoğunluğu (% 56.2) ilahi mahkemede hesap vermekten dolayı korku duyarken, inanan gıu­ bun yarıya yakını en yüksek oranda (% 45,8) ölümle sevilen objelerden ayrı düşmekten dolayı korku doymaktadırlar. Kuvvetle inançlı grupta ise, bu sebebe bağlı olarak korku duyanlar % 16.4 ile ikinci sırada gel­ mektedir. Bu grupta, ölümden hiçbir şekilde korku duymayanlar da, % 1 . 1 ile önemli bir sayıda yer almaktadır. İnançlı grupta, ölümle her şeyin sona ereceğini düşünerek korku duyanlar, ikinci sırada ve önemli bir sayıda (% 2.6) bulunmaktadır. Bu grupta ilahi huzurda hesap ver­ me korkusu içerisinde bulunanlar % 1 .7 ile ancak üçüncü sırada yer almaktadır. Ölümden sonra bedenin maruz kalacağı acılar dolayısıyla korku duyan üç kişi yalnızca inançlı grupta yer almaktadır. Kuvvetle inançlı grupta, ölümle her şeyin sona ereceğini düşünerek korkanlar % 2.6 ile en düşük orandadırlar. Şüpheci ve inançsızların en fazla ölüm­ den korkmaları, sevilen objelerden ayrılma sebebine dayanmaktadır (% 1 .2). Şüpheci grupta, ölümü bir hiçlik ve yokluk olarak algılayarak bundan ürküntü duyanlar, toplam sayının yarısına yakındır. İnançsız­ larda da aynı sebebe bağlı olarak korku duyan bir kişi ve ölümden hiç­ bir korku duymayan bir kişi yer almaktadır. İstatiksel analizler, Allah' a inanma derecesi ile ölümden korkma sebepleri arasında kuvvetli bir ilişkisel bağın varlığını haber vermektedir. Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz grupta yer alanların en yüksek oranda ölümden ilahi huzurda hesap vermekten dolayı korktukları gözlemlenmektedir (K.D. % 1 7.7; D. % 28.l; İ. % 11 .9) Dindar olmayan ve din karşıtlarının büyü}' çoğunluğu ise, en yüksek oranda sevilen objelerden ayrılmanın korkusunu yaşamaktadırlar. Kuvvetle dindar grupta, ölümden hiçbir şekilde korkmayanlar % 3.2 ile ikinci sırada yer almaktadır. Bu grupta sevilen objelerden ayrılma korkusu en düşük orandadır (% 1 .2) ve ilk iki seçeneği işaretleyen kimse bulunmamakta­ dır. Dindar ve ilgisiz grupta. cevapların dağılımı, benzer bir sıralanma göstermektedir. Her iki grupta da sevilen objelerden ayrılık korkusu (D . % 9.3; İ. % 6.4) ikinci sıradadır. Ölümden hiç korkmayan dindarlar % 4.4, ilgisizler % 2.9; ölümle her şeyin sona ermesinden korkan din­ darlar % 2.3, ilgisizler % 2 lik bir oran oluşturmaktadır. Bu iki grupta da, ölümden sonra bedenin başına geleceklerden korkanlar en düşük 98 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İKOLOJİSİ v e DİN orandadır. Dindar olmayanların önemli bir bölümü için korku sebe­ bi, ölümle her şeyin sona ermesi düşüncesidir. Bu grupta ölümden hiç korkmadığım belirtenler az da olsa önemli bir sayıya ulaştığı gözlem­ lenmektedir. İlahi mahkemede hesaba çekilme korkusunu yaşayanlar ise en düşük orandadır. Din karşıtları grubunda, ölümle her şeyin sona ereceğinden korkan ve ölüm korkuşu duymayan birer kişinin olduğu görülmektedir; bunun dışındaki ikinci ve dördüncü sıradaki seçenekle­ ri işaretleyen olmamıştır. İstatiksel verilere göre, dindarlık seviyesinde­ ki farklılaşma ile ölümden korkma sebepleri arasında anlamlı bir ilişki söz konusudur. 7. Ôlüm Arzusu "Herhangi bir şekilde ölüme arzu duyuyorsanız sizce bunun sebebi ne­ dir ? " tarzında düzenlemiş bulunduğumuz bir soruya verilen cevap­ ların dağılımı Tablo: VII' de görülmektedir. Buna göre, örneklemimizin yarıdan fazlası (% 54.1) ya birkaç seçeneği birden işaretlemek ya da "ölüme arzu duymuyorum" şeklinde veya bu anlama gelecek ifadeler­ le, belirtilen seçenekler dışında bir eğilim taşıdıklarım belirtmişlerdir. Ölüme arzu duyanlar en fazla (% 26.9) "ölümle sônsuz mutluluğa ka­ vuşacağı" ümit ve beklentisi içerisinde bu duyguyu yaşamaktadırlar. Ölümü hayatın güçlüklerinden bir kaçış yolu olarak gördüğü için arzu duyanlar % 9.5; ölümü hayattan daha anlamlı bulduğu için arzu eden­ ler % 7.5 ile önemli bir sayıda yer almaktadır. Örneklemimizin % 2.5'i de, başkalarının kendisini ölümden sonra daha iyi anlayacaklarını san­ dığı için ölümü arzu etmektedir. 60+ yaş dışındaki bütün yaş gruplarında ölüm arzusu en yüksek oranda "sonsuz bir mutluluk" beklentisine bağlı olarak yaşanmaktadır (sırasıyla: % 7.5; % 12.9; % 6.9) 24-30 yaşta % 4.7, 40-60 yaşta % 2.2 ile, ölümü, hayatın güçlüklerinden bir kurtuluş yolu olarak algılayıp onu arzu edenler ikinci sırada gelmektedir. 30-40 yaşta ise, ölümü hayattan daha anlamlı bulduğu için arzu duyanlar % 4.3 ile ikinci sıradadır. 60+ yaşta, mevcut seçenekler içerisinde sadece "ölümü hayattan daha an­ lamlı bulma", bir kişi tarafından ölüm arzusu sebebi olarak işaretlen- _ ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 99 miştir. İstatiksel veriler, değişik yaş gruplarına mensup olmanın, ölüme arzu duyma sebepleri üzerinde etkili olmadığını göstermektedir. Kadınlarda ölüm arzusu en yüksek oranda (% 3.3) hayalın güçlük­ lerinden kurtulma ümidine bağlı olarak yaşanmakta iken, erkeklerin ölüm arzusu en yüksek oranda (% 24.6) ölümle sonsuz bir mutluluğa kavuşma ümidi sebebine dayanmaktadır. Kadınlarda, diğer seçenekle­ rin yaklaşık eşit oranlarda (% 1 .4 ve % 1 . 1) işaretlenmiş olduğu görül­ mektedir. Erkeklerde ise, ölümle hayalın güçlüklerinden kurtulma (% 7.1) ve ölümü hayattan daha anlamlı bulma (% 6.8) sebebine dayalı olan ölüm arzusu, birbirine yakın oranlarda sıralanmaktadır. Her iki cinste de "ölümden sonra daha iyi anlaşılma" sebebine bağlı olarak yaşanan ölüm arzusu en düşük oranlarda yer almaktadır. Cinsiyet farkı ile ölüm arzusu sebepleri arasındaki ilişki - çok güçlü olmasa da - anlamlıdır, diğer bir deyişle, istatiksel verilere göre, cinsiyet farkının ölüm arzusu sebepleri üzerinde etkili olduğu müşahede edilmektedir. Kuvvetle Allah' a inananlar, en yüksek oranda (% 26.9), ölümü son­ suz bir mutluluk vasıtası olarak gördükleri için ona arzu duymaktadır. İnançlı grupta ise, bu seçeneğin hiç işaretlenmediği gözlenmektedir. Bu grupta ölüm arzusu en yüksek oranda (% 2.1) hayalın güçlüklerinden kurtulma isteğine bağlı olarak yaşanmaktadır. Kuvvetle inançlı grupta; hayalın güçlüklerinden kurtulma (% 7.1) ve ölümü hayattan daha anlamlı bulma (% 6.8) sebebine dayalı ola­ rak ölüm arzusu taşıyanlar birbirine yakın oranlarda yer almaktadır. · Her iki grupta da ölüm arzusunu en düşük oranda uyandıran sebep, "ölümden sonra daha iyi anlaşılma" ümididir. Şüpheci ve inançsızların · tamamına yakınında ölüm arzusuna rastlanmamaktadır. Şüpheciler­ den sadece bir kişi, hayatın güçlüklerinden kurtulma, inançsızlardan da yine bir kişi "sonsuz mutluluğa kavuşma" ümit. ve beklentisi içeri­ sinde ölüme arzu duyduklarını belirtmişlerdir. istatiksel veriler, Allah'a inanç derecesindeki farkların, ölüme arzu duyma sebepleri üzerinde etkili olmadığını haber vermektedir. ... Q Q Tablo:Vll-Öl ü m Arzusu ÖLÜ M ARZUSU VE SEBEPLERi G. TOP. o rrı Ölü mle hayatın güçlü klerinden kurtulacağımı d üşü nerek, onu arzu ediyorum. Ölümü, hayatta n daha a n l a m l ı bulduğum için arzu ediyorum. Başkalarının, beni öl ü mden son ra daha iyi an layacağ ı n ı düşü nerek, a rzu ediyorum. Başka TOPLAM Chi-kare Değerleri CİNSiYET o c: o � 6 rrı 76 21 36 17 26.9 7.5 1 2.9 6.9 N Ölümle sonsuz bir m utl u l uğa kavuşacağım! d üşünerek, onu arzu ediyorum. YAŞLAR 6 "" c: c:• > "' "' -t: "' ::.:: ID � -=..,. � cıı > � cıı -0 + o ALLAH INANCI � ,§ g w ' u. c: "' ... cıı > > :::ı ::.:: ..= - 4 68 7S - - - 1 .4 24.6 26.9 - - - cıı N "' ..,. c: "' u .c ıı : :; \il- .!: D İ N DARLI K SEViYESİ � "' 'O c: o ·- ;:;; N 'O c: i:5 · ;:;; - ·- cıı o ,=::: ·;;; 'O •·Ol - 0 0 c: '6' 1 23 37 13 2 .36 8.2 1 3.2 4.6 .71 3 14 8 2 1 .1 4.9 2.9 .71 - t"" o o t"" o 9 18 20 6 1 - 3.3 6.5 7.1 2.1 , .36 - 2 1 4 16 19 1 - - s 12 3 4.3 .72 .36 1 .4 5.8 6.8 .36 - - 1 .8 4.3 1.1 - "ti Cll 1 4 2 - 3 4 s 2 - - 2 3 2 - o 2.5 .36 1 .4 .72 - 1 .1 1 .4 1 .8 .71 - - .71 1.1 .71 - TS3 29 87 34 2 34 117 121 21 s 4 27 62 40 16 54. 1 1 0.4 3 1 .2 1 2.2 .72 1 2.3 42.2 43.1 7.5 1 .8 1 .4 9.6 22. 1 1 4.2 5.7 283 69 1 46 61 3 54 223 240 30 6 5 60 1 28 66 20 1 00 24.7 52.3 2 1 .9 1.1 19.5 80.5 85.4 1 0.7 2.1 1 .8 2 1 .4 45.6 23.5 7.1 27 13 7 6 9.5 4.7 2.5 2.2 20 s 12 7.1 1 .8 7 X2 = 1 9.344 s.d. = 1 2 p 0.05 X' = 1 5.525 s.d.=4 p<0.05 x' = 25.3581 X' = 20.057 s.d. = 16 p > 0.05 s.d. = 1 6 p > 0.05 =::: O• --ı ı::d Cll ...... �· t"" .g ..... . Cll ..... . < � o :z:· ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 101 Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz grupta ölüm arzusu en yüksek oranda ve "sonsuz bir mutluluğa kavuşma" ümidine dayalı olarak ya­ şandığı gözlenmektedir (K.D. % 8.2; D. % 13.3; 1. % 4.6) Kuvvetle din­ dar grupta, ölümü hayattan daha anlamlı bulduğu için arzu duyanlar (% 1 .8), ölümle hayatın güçlüklerinden kurtulacağını düşünerek arzu duyanlardan (% 1 .1 ) biraz yüksektir. Buna karşılık dindar ve ilgisiz grupta; "hayatın güçlüklerinden kurtulma" temeline dayalı ölüm arzu­ su (D. % 4.9; i. % 2.9) öncekine göre biraz daha yüksek oranda (D. % 4,3; i. % 1 .1) dır. Bu üç grupta da "ölümden sonra daha iyi anlaşılma" bek­ lentisine bağlı ölüm arzusu, en düşük oranlarda yer almaktadır. Dindar olmayan grupta, çok düşük sayıda da olsa, 1 . ve 2. seçenekte dile geti­ rilen düşüncelere bağlı olarak ölüme arzu duyan kimseler vardır; an­ cak büyük çoğunlukta böyle bir arzunun varlığına rastlanmamaktadır. Din karşıtı grupta da, "sonsuz mutluluk" beklentisi içerisinde ölüme arzu duyan bir kişi dışında çoğunluğun böyle bir arzuya uzak kaldığı müşahede edilmektedir. Dindarlık seviyesindeki farkların, ölüme arzu duyma sebepleri üzerinde etkili bir rol oynamadığı, istatiksel veriler­ den anlaşılmaktadır. 8. Ölmüş Birinin ya da Mezarllğm Uyand1rdığı Tepkiler Ölmüş bir insanla karşılaşma veya bir mezarlıkta hazır bulunma durumları kişilerde hangi tecrübe ve d avranışlara yol açmaktadır? Bunu açığa çıkarma amacıyla düzenlenmiş bulunan soruya verilmiş olan cevaplar Tablo: Vlll' de görülmektedir. Buna göre; ölmüş birisi ya da mezarlık örneklem grubumuzda % 44,6 ile en fazla, ölüm sonrasını düşünmeye ve buna bağlı olarak ta iyilik ve ibadete yönelme niyetinin canlanmasına yol açmaktadır. Bu durumlar karşısında� ölümün tabii olduğunu düşünerek etkilenmeyenler, % 29,6'lık bir oran göstermek­ tedir. Tepkisi, ölüm sonrasını düşünerek duygusal bir sarsıntı (% 1 5,9) veya daha belirgin korku ve heyecan (% 5,9) ile sınırlı kalanlar, az da olsa önemli bir sayıya ulaşmaktadır. Kadınlarda, belirtilen uyarıcı durumda, ölümden sonrasını düşü­ nerek iyilik ve ibadete yönelenler ile ölümün tabii olduğunu düşünerek etkilenmeyenler en yüksek oranda ve eşit sayıdadır (% 5,5) . .... Q N Tablo: Vlll - Ölmüş Birinin veya Mezarlığın Uyandırdığı Tepkiler YAŞLAR G. TOP. ALLAH INANCI CiNSİYET CI> o o """ � l".j Korku ve heyecan d uyarım Ü rperme iyilik ve i badete yönelme Etkilenmem Başka TOPLAM Chi-kare Değerleri o � o "" + o \O o � c i5 "' ::.:: - � = > ..,. _,,,,_ CI> c "' > ::ı � ::.:: .E. w N v; ·o CI> .r:. a. :::ı ..,,. u. c ,,, .E. ,,, c 15 16 5 1 1 .9 4. 1 4.3 1 .4 .27 40 46 9 2 3.8 - 18 4.9 1 0.9 1 2.4 2.4 .54 82 46 1 20 1 43 1 63 4 9.5 22.3 1 2.5 .27 5.5 39.1 43.8 1 .1 - 1 10 ıs 62 29 2 23 85 85 17 29.6 . 4. 1 1 6.9 7.9 .54 5.5 23.2 22.9 4.6 16 7 5 3 4 u 10 4 7 9 6 5.9 1 .9 2.5 1 .6 58 18 26 14 1 5.9 4.9 7.1 1 66 35 44.6 - - ... ..,. c 7 22 DINDARLI K SEVİYESİ CI> - CI> > > ::ı ::.:: � "' -o c o ·- :;; -o � "' -o ·c >Ol CI> N ·v; ·51 c o ·0 = 0 c o ·- <= � "' ::.:: - Q: r"' 1 9 10 2 .27 2.5 2.7 .54 1 7 24 22 3 1 .27 1 .9 6.5 5.9 .82 .27 - 59 75 27 3 1 1 6. 1 20.4 7.4 .82 .27 tT1 fil 4 2 8 54 26 14 5 1 .1 .54 2.2 1 4.7 7.1 3.8 1 .4 "d fil 2 4 4 2 4 2 - - - c:: ,a:: 4.3 1 .9 1 .4 .82 1.1 3.0 2.7 1.1 - .54 1 .1 1 .1 .54 1 .1 .54 372 82 1 84 98 3 72 294 319 39 7 5 79 1 66 87 26 9 1 00 22.3 50.1 26.7 .82 1 9.7 80.3 86.2 1 0.5 1 .9 1 .4 2 1 .5 45.2 23.7 7.1 2.5 Q: r"' c:: a:: Q: ...,ı -· �· o r"' o ';:::::. i:!). < il> o T? = 1 5 .8 1 6 X' s.d. = 1 2 p > 0.05 s.d.=4 = 1 3 .089 X' = 5 1 .976 s.d. = 1 6 p < 0.05 X' = 78.507 s.d. = 1 6 p < o.os :z· ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 103 Ölüm sonrasını düşünerek ürperenler de (% 4,9) öncekilere yakın oranda ve önemli sayıdadır. Erkeklerin, çoğunluğu (% 43,8) belirtilen durumlarda, ölüm sonrasını düşünerek iyilik ve ibadet yapmaya yö­ nelmektedir. Ölümün tabii olduğunu düşünerek etkilenmeyenler % 23,2 ile ikinci sırada, ölüm sonrasını düşünerek ürperenler ise % 10.9 ile üçüncü sırada gelmektedir. Korku ve heyecan duyanlar en düşük oranda (% 4, 1 ) yer almaktadır. İstatiksel veriler cinsiyet farkının bu ko­ nuda önemli bir rol oynamadığını, fakat az da olsa etkili olabileceğini ifade etmektedir. Kuvvetle Allah'a inananlar, belirtilen durumla karşılaştıkları za­ man. % 43,8 ile en yüksek oranda iyilik ve ibadete yönelirken, inançlılar (% 4,6), şüpheciler (% 1,1) ve inançsızlar (% .54) en yüksek oranda ölü­ mü tabii görerek etkilenmemektedirler. Kuvvetle inanan grupta, ölümü tabii olarak görüp etkilenmeyenler de % 22,9 ile ikinci sırada önemli bir sayıya ulaşmaktadır. Ölüm sonrasını düşünerek ürperenler kuvvet­ le inançlı grupta 3. sırada (% 12,4); inançlı (% 2,4); şüpheci (% .54) ve inançsız (% .27) grupta ise 2. sırada, yer almaktadır. Bütün bu grup­ larda korku ve heyecan duyanlar en düşük oranda yer almaktadırlar. İstatikse1 verilere göre, Allah inancındaki farklılık, ölmüş birinin ya da mezarlığın uyandırdığı tepkiler üzerinde etkili olabilmektedir. Kuvvetle dindar, dindar ve ilgisiz grupta belirtilen uyaranlar en yüksek oranda iyilik ve ibadete yönelmeye yol açmaktadır (K.D. % 1 6,1; D. % 20,4; i. % 7,4). Dindar olmayan grupta % 3.8 ile, din karşıtı grupta ise % 1 .4 ile en yüksek oranda ölümün tabii olduğunu düşü­ nerek etkilenmeyenler, kuvvetle dindar grupta (% 2.2), dindar grupta (% 14,7), ilgisiz grupta ise (% 7,1 ) ile 2. sırada yer almaktadırlar. Korku ve heyecan duyanlar, din karşıtı grubunda hiç bulunmamakta, diğer gruplarda ise en düşük oranlarda yer almaktadır. İlgisiz grupta önemli bir sayıya ulaşan 3. seçenek arasındaki sayı farkları, kuvvetle dindar ve dindar gruba kıyasla çok daha az ve birbirine yakın olduğu gözlemlen­ mektedir. İstatiksel verilere göre, dindarlık seviyesindeki farklılaşma ile ölmüş birinin, veya mezarlığın uyandırdığı tepkiler arasında anlam­ lı bir ilişki mevcuttur. 104 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ v e DİN 9. Ölmüş Bir Yakmm Uyand1rdığı Tepkiler Ölmüş olan kişi, sıradan herhangi birisi değil de, eş, dost, akraba., gibi kendimize çok yakın birisi ise, bu durumun uyandırdığı duygu ve heyecanlar nelerdir? Tablo: IX' da konuyla ilgili cevapların dağılımı yer almaktadır. Örneklemimizin yarıdan fazlası için (% 51,5) bu durum, kişinin kendi "çaresizlik ve güçsüzlüğü" nü derinden, hissetmesine yol açmaktadır. Böylesi durumlarda "acı ve üzüntü" ile sınırlı bir tecrübe yaşayanlar % 39 dur. Örneklemimizin % 4.3 de böyle bir olayın "şok" etkisi yapbğı, toplam iki kişide ise "hınç ve isyan" duyguları uyandır­ dığı müşahede edilmiştir. Belirtilen seçenekler dışında başka, görüş bil­ direnler de % 4,6' dır. Bütün yaş gruplarında böyle bir olay, en yüksek oranda "çaresiz­ lik ve güçsüzlük" tecrübelerine yol açmaktadır. (24-30 % 11,2; 30-40 % 26; 40-60 % 14,3; 60+ % 27) 24-30 yaşta % 8,2, 30-40 yaşta % 20,3; 40-60 yaşta % 1 0 . 1 ile "acı ve üzüntü" hissed enler ikinci sıradadır. Bu durumda "şok" etkisi yaşayanlar 24-30 yaşta % 2,2, 30-40 yaşta % 1,2, 40-60 yaşta % .27 dir. Hınç ve isyan duyguları yaşayan iki kişiden biri­ si 24-30 yaş diğeri ise 30-40 yaşlar arasındadır. 60 + yaştaki iki kişiden birisi birinci seçeneği diğeri ise ikinci seçeneği işaretlemiştir. !statiksel veriler yaş faktörünün bu konuda önemli bir rol oynamadığını ortaya koymaktadır. Ta blo: IX - Ölmüş B i r Yak ı n ı n Uyandırdığı Tepkiler o Bu bana, insa n i n çaresizliğini ve güçsüzlüğ ü n ü hatırlatan bir olayd ı r. "' "' """Q) """ ""fü -= > V' c: "ü N c: > "' ::::ı :,.:: .E u. � .E V). v; V' c: "' c: "' Q: r< C:: D I N DARLIK SEViYESİ "' -;:; � � "' "' > -o > c: ::::ı · :,.:: o -o c: i5 ·- N =::: "' -o · - ;:::; .ı- 6 ""'" ,.., 6 ""'" + o \() 1 44 30 74 37 1 31 111 115 19 5 3 22 60 38 13 8 39.0 8.2 20.3 1 0. 1 .27 8.5 30.6 3 1 .3 5 .2 1 .4 .82 6.0 1 6.5 1 0.4 3.6 2.2 1 90 41 95 52 1 28 1 59 1 74 14 2 - 47 93 38 11 - 5 1 .5 1 1 .2 26.0 1 4.3 .27 7.7 43.8 47.4 3.8 .54 - 1 2.9 25.6 1 0.4 3.0 - 10 6 13 3 - - 1 7 6 1 - N bir olayd ı r. ALLAH İ N ANCI o \() ,.., Bu benim için acı ve üzüntü verici CiNSiYET YAŞLAR G. TOP. o -6 :,.:: w c: "' o. ,:::;ı · v; ·0ı c: • Ol c: � · - "' ·- "' o o o :,.:: 16 8 7 1 - zor ve şok etkisi ya pan bir olayd ı r. 4.3 2.2 1 .2 .27 - 2.8 1 .7 3.5 .82 - - .27 1 .9 1 .7 .27 - Bu bende hınç ve isyan duyg u ları 2 1 1 - - 1 1 - 1 - 1 - - 1 - 1 .27 - - .28 - .27 - .27 - - .27 - .27 i 5 7 4 1 - Bu benim için kabul edilmesi çok uyandıra n bir olayd ı r. Başka TOPLAM C h i - kare Değerleri .54 .27 .28 r< tT1 ;::: Gi ....... r< . ...... · d d =::: � ::ı:ı <"! tT1 ı:ı 52· ı:ı ;ı.. ::ı:ı r< � r< ;ı.. 17 2 7 6 1 2 14 14 2 - 4.6 .55 1 .9 1 .6 .27 .55 3.9 3.8 .54 - .27 1 .4 1 .9 1.1 .27 - 369 82 1 84 96 3 72 291 316 39 7 5 75 1 67 87 26 9 �I 1 00 22.5 50.4 26.3 .82 i 9.8 80. 1 86. l 1 0.6 1 .9 1 .4 20.6 45.8 23.9 7.1 2.5 N tT1 x2 = 1 7.258 x2 = 23.1 38 x 2 = 1 1 8.362 x2 = 42.- 508 s.d. = 1 2 p > 0.05 s.d.=4 p<0.05 s.d. = 16 p < 0.05 s.d. = i 6 p < 0.05 ;:::· .en· :;.: C:: ::ı:ı 52· tT1 .... o "' 106 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN Kadınlarda bir yakının ölümü % 8,5 ile en fazla "acı ve üzüntü" doğururken, erkeklerde % 43,8 ile en fazla "çaresizlik ve güçsüzlük" tecrübelerine yol açmaktadır. Bu ikinci tecrübeyi yaşayanlar kadınlar­ da % 7,7 ile �kinci sıradadır. Erkeklerde ise, bir yakının ölümü % 30,6 ile ikinci sırada "acı ve üzüntü" ye yol açmaktadır. Şok etkisi her iki cinste de düşük oranlarda (K. % 2,8; E. % 1,7) yaşanmaktadır. İstatiksel verile­ re göre, cinsiyet farkı bir yakının ölümüne bağlı olarak uyanan tecrübe­ ler üzerinde etkili görünmektedir. Buna göre, kadınların erkeklere göre bir yakının ölümünden çok daha fazla etkilendiği söylenebilir. Kuvvetle Allah' a inananların büyük çoğunluğu (% 47,4) bir yakı­ nın ölümü karşısında "çaresizlik ve güçsüzlüklerinin farkına daha iyi varmaktadırlar. İnançlı grupta % 5,2, şüpheci grupta ise % 1,4 ile en fazla "acı ve üzüntü" tecrübesi yaşanmaktadır. Kuvvetle inançlı grup­ ta bu tecrübeyi yaşayanlar % 31,3 ile ikinci sırada gelmektedir. İnançlı grupta "çaresizlik ve güçsüzlük" tecrübesini yaşayanlar % 3,8, şüpheci grupta ise % .54 dür. Şok etkisi yaşayanlar % 3,5 ile kuvvetle inançlı, % .82 ile inançlı grupta yer almaktadır; şüpheci ve inançsızlar içerisin- . de bu seçeneği işaretleyen olmamıştır. İnançsızların çoğunluğu için bir yakının ölümü % .82 ile, "acı ve üzüntü" verici bir olaydır. Hınç ve isyan tepkisinin sadece inançlı ve inançsız gruplarda birer kişi tarafın­ dan tecrübe edilmiş olduğu gözlemlenmektedir. İstatiksel veriler, Allah inancındaki farklılaşmanın bir yakının ölümü üzerine yaşanan duygu ve tepkilerin niteliğini kuvvetle belirleyici bir öneme sahip olduğunu haber vermektedir. Kuvvetle dindar ve dindar grupta, bir yakının ölümü en fazla (K.D. % 12,9; D. % 25,6) "çaresizlik ve güçsüzlük" tecrübelerine yol açmakta­ dır. İlgisiz grupta "acı ve üzüntü" ile "çaresizlik ve güçsüzlük" tecrübe­ leri eşit sayıda (% 10,4) yaşanmaktadır. Din dışı grupta % 3,6, din karşıtı grupta ise % 2,2 ile en fazla "acı ve üzüntü" tecrübesi hissedilmektedir. Din dışı grupta "çaresizlik" tecrübesini yaşayanların sayısının (% 3,0) öncekilere yakın olduğu müşahede edilmektedir. Kuvvetle dindar ve . dindar gruplarda "acı ve üzüntü" tecrübesi yaşayanlar ikinci sırada (K.D. % 6; D. % 16.5) gelmektedir. "Şok" tecrübesi din karşıtlarında hiç görülmezken diğer gruplarda da en düşük oranlarda yaşanmaktadır. Bi r yakının ölümü karşısında "hınç ve isyan" duygularına kapılanlar ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİ ŞKİSİ ÜZERİNE 107 (birer kişi) sadece ilgisiz ve din karşıtı denekler arasında yer almakta­ dır. !statiksel verilere göre, dindarlık seviyesindeki farklarla bir yakının ölümünün uyandırdığı tepkiler arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur. 1 O. Ôlümsüzlüğün Anlamı: "Sizce ölümsüzlüğün anlamı nedir?" sorusunun seçeneklerine verilen cevaplar Tablo: X'da görülmektedir. Buna göre, deneklerimizin büyük çoğunluğu (% 65), "ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz bir hayat var­ dır" seçeneğini işaretlemişlerdir. " Ölümle birlikte insanın ferdiyeti yok olur fakat eserleri ve başarılan sonsuzdur'' düşünce ve inancını benimseyenle­ rin % 17,6 ile önemli bir sayıya, ulaştığı görülmektedir. Sosyal ölüm­ süzlük inancı taşıyanlar % 5,7; "maddi ölümsüzlüğe" inananlar % 4,3; "tenasühe"e inananlar % 4,1; "her şeyin yokluk ve hiçliğe dönüşeceği sonsuz bir zamana inananlar ise % 1 .9'dur. Örneklemimizin % l .4'de mevcut seçenekler dışında başka görüşler belirtmişlerdir. Bütün yaş gruplarında "yeniden diriliş" temeline dayalı ölümsüz­ lük anlayışının en yüksek oranda paylaşıldığı görülmektedir. (24-30 % 15,9; 30-40 % 31,8; 40-60 % 16,5+ 5.55) 24-30 yaşta "insani eser ve başa­ rıların sonsuzluğu" % 3,9; 30-40 yaşta % 9,3; 40-60 yaşta %4.4 ile ikinci sırada gelmektedir. Diğer sonu çlarda genel tablodaki sıralanmaya uy­ gun bir özellik göstermektedir. İstatiksel veriler yaş faktörünün bu ko­ nuda önemli olmadığını ortaya koymaktadır. Kadınlarda. % 9.9, erkeklerde % 54,8 ile yeniden dirilişe bağlı son­ suzluk en yüksek oranda paylaşılan bir anlayıştır. Her iki cinste de ikinci sırayı "insan eser ve başarılarının sonsuzluğu"nu benimseyenler almakladır (K. % 5,2; E. % 12,4). Kadınlarda, maddi ve sosyal anlam­ da bir ölümsüzlük inancı taşıyanlar % 1,4 ile eşit sayıdadır. Zamanın sonsuzluğuna inananlar ise en düşük oranda (% .82) yer almaktadır­ lar. Erkeklerde sosyal ölümsüzlük anlayışını taşıyanlar (% 4,4), maddi ölümsüzlük anlayışına sahip olanlardan (% 3) daha fazladır. Bu grupta tenasühe inananlar % 3, zamanın sonsuzluğuna inananlar % 1,1 ile en düşük oranlarda yer almaktadırlar. İstatiksel verilere göre cinsiyet far­ kının ölümsüzlüğün anlamı konusundaki görüşler üzerinde belirleyici bir etkisi yoktur. 108 ÖLÜM, ÖLÜM Ö T E S İ P S İ K O L OJİ Sİ v e D İ N Kuvvetle Allah' a inanan örneklemimiz en fazla (% 62,7) yeniden dirilişle birlikte yaşanacak olan sonsuz bir hayatın varlığına inanmak­ tadırlar. İnançlı grupta ise "insani eser ve başarıların sonsuzluğu" inan­ cını taşıyanlar (% 3) en yüksek oranda yer almaktadır. Şüphecilerde "sosyal ölümsüzlük", inançsızlarda ise "insani eser ve başarıların son­ suzluğuna inanç en yüksek orandadır. (S: % 1,1; İ % .54) . Bu iki grupta yeniden dirilişe inananlar bulunmamaktadır. Kuvvetle inançlılar ara­ sında % 13,4 ile "İnsani es�r ve basanların sonsuzluğuna inananlar" ikinci sırada gelmektedir. Bunları % 4, 1 ile "tenasüh"e inananlar, % 2,7 ile toplumun sonsuzluğuna inananlar, % 2,2 ile maddi ölümsüzlüğe inananlar izlemektedir. İnançlı grupta yeniden dirilişe inananlar % 2,7 ile ikinci sıradadır. Bu grupta, maddi ölümsüzlüğe inananlarla (% 1,9), sosyal ölümsüzlüğe inananların sayısı (% 1,6) birbirine yakın bir ilişki içerisinde olduğu, istatiksel verilerden anlaşılmaktadır. Tablo: X - Ölü msüzlüğün A n l a m ı G . TO P. YAŞ LAR o M o ..;- M '° N M ..;- .!!- Maddi öl ümsüzlük Tenasüh inancı Yeniden d i riliş ve sonsuz hayat Eserler ve etkilerin öl ümsüzlüğü Topl u msal ö l ü msüzl ü k Ebedi hiçlik Başka 16 6 1 Chi - kare Değerleri ı:: 6 9 ro o '° ::.: 6 .27 2.5 1 .7 15 3 8 4 - ALLAH İNANCI aı -;:::; aı > > ::> -"' aı -"' -6 + 4.3 s w ::.: 11 1 .4 3.0 4 il 8 2.2 ıs Dİ N DARLIK SEVİYESİ ·o N ;;; \,.)' ı:: ro ı:: 1 - 7 aı -;:::; aı > > ::> N ;;; '-" ı:: ro ı:: aı ..ı:: o.. :::> vr ::.: 1 � ro ı:: "O o ·- 1 ro � ro ·Ol ı:: > aı ı:: ·"O 0 0 o N · ;;; ı:: "O o "öı ·- ·- 7 4 - .27 .27 1 .9 1 .1 .82 - - - i 1 .9 1 - 1 .6 7 - .27 6 .27 - - 69 1 16 49 4 .82 2.2 1 .1 - 1 .1 3.0 4.1 - 240 58 1 16 60 2 36 1 99 230 10 ;:; ;;;. � ro ::.: 1 65.0 1 5 .9 3 1 .8 1 6.5 .55 9.9 54.8 62.7 2.7 - - 1 8.9 3 1 .8 1 3.4 1 .1 .27 65 14 34 16 - 19 45 49 li 2 2 6 26 20 7 5 1 7.6 3.9 9.3 4.4 21 3 10 8 5.7 7 1 .9 5 .82 2 .55 - 2.8 3 2.2 2 - .82 ,55 - 3 1 .82 5.2 ,.12..4 1 3.4 3.0 .54 .54 5 16 10 6 4 1 f.6 1 7.1 5.5 1 .9 1 .4 6 4 7 2 1 .4 4.4 2.7 1 .6 1 .1 .27 .27 1 .6 1 .1 1 .9 3 4 2 3 1 1 - 2 .55 3 - .55 2 .82 1 1 1 1 1 .55 .54 .82 .27 l 5 2 2 - .27 .27 1 .4 .54 .54 - - .27 . 27 .27 .27 .27 .27 t"" C::: � t"" rr1 ....... t"" G) ; � :;:::ı � o �- ;ı.. :;:::ı !::: )'\ � ...... . 1 .1 .83 Q: ...... . t"" ....... 3 1 .9 4.1 1 .4 TOPLAM CİNSiYET t"" ....... "JJ )'\ ....... C/l ....... 369 89 1 83 97 3 72 291 316 39 7 5 79 1 64 87 26 9 c::: 1 00 22.3 50.3 26.6 .82 1 9.8 80.2 86. 1 10.6 1 .9 1 .4 2 1 .6 44.9 23.8 7.1 2.5 :;:::ı X' = 30. 1 47 s.d. = 1 2 p > 0.05 X' = 1 2.452 s.d.= 1 6 p>0.05 X2 = 1 45.3 3 1 s.d. = 2 4 p < 0.05 X' = 1 00.229 s.d. =-24 p < 0.05 N rr1 z· rr1 ...... o "' 110 ÖLÜM, Ö LÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN Şüphecilerin benimsediği diğer ölümsüzlük anlayışları, % 1,1 ile sosyal, % .54 ile insani eser ve başarıların sonsuzluğu ve (tekbir kişi) za­ manın sonsuzluğudur. İnançsızlarda ise sosyal ve zamanda sonsuzluk, benimsenen diğer sonsuzluk anlayışı olarak gözlemlenmektedir. Allah inancındaki farklılığın, ölümsüzlüğün anlamı konusunda benimsenen görüşlerle önemli bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. . Kuvvetle dindar (% 18,9), dindar (% 31,8) v e ilgisizlerde (% 13,4) ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz bir hayata inananlar en yük­ sek orandadır. Dindar olmayanlarda, "insani eser ve başarılar" ile top­ lumsal varlığın sonsuzluğu inancı en yüksek oranda yer almaktadır. Bu grupta yeniden dirilişe inananlar % 1,1 ile daha alt sıralarda yer almak­ tadır. Din karşıtı grupta ise, "insani eser ve başarıların sonsuzluğu"na inananlar % 1,4 ile çoğunluktadır. Bu grupta yeniden, dirilişe inandığı­ nı belirten bir kişinin varlığı da dikkat çekmektedir. Kuvvetle dindarlar arasında, az da olsa (% 1,6) insani eser ve başarıların sonsuzluğuna inananların olduğu görülmektedir. Bu grupta, zamanın sonsuzluğuna inanan bulunmamaktadır. Dindar grupta, "insani eser ve başarıların sonsuzluğu"na inananlar % 7,1 ile ikinci sırada gelmektedir. Bunları, % 1,9 ile maddi sonsuzluğa inananlar tenasüh ve sosyal ölümsüzlüğe inananlar (% 1,6) izlemek­ tedir. Sonsuzluğu anlayışları eşit sayıda (% .82) benimsenmiş gözük­ mektedir. Zamanın sonsuzluğuna inananlar bütün gruplarda en düşük oranlarda yer almaktadır. İlgisiz grupta insani eser ve başarının son­ suzluğuna inananlar % 5,5, tenasühe inananlar % 1,9, toplumun de­ vamlılığına inananlar ise % 1,1 olarak sıralanmaktadır. Dindar olmayan grupta, maddi ölümsüzlük ve zamanın İstatiksel verilere göre, dindar­ lık seviyesindeki farklar, ölümsüzlüğün anlamı üzerindeki görüşlerde önemli bir rol oynayabilmektedir. 1 1 . Ôlümle İlgili Tutumlarm Dini Davramşa Etkisi Tablo: XI de, ölümle ilgili olarak benimsenmiş olan bazı inanç ve tutumların kişinin dini hayatında nasıl bir etki meydana getirdiğine dair cevapların dağılımı yer almaktadır. Bu soruda sadece "dindarlık" değişkeni dikkate alınmıştır. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 111 a- Ölümle ilgili kaygılar ve dini yöneliş Örneklem grubumuzun % ll .9'u kuvvetle olmak üzere toplam % 47.3'ü ölümle ilgili düşünce ve kaygılarının, dini ilgi ve yönelişlerin­ de olumlu bir etkide bulunduğunu % 38.8'i ise böyle bir etki yaşama­ dıklarını belirtmişlerdir. Bu konuda "kararsız" olduklarını belirtenler de (% 1 3,8) önemli bir sayıya ulaşmaktadır. Kuvvetle dindar grupta, % 13.8 ile (% 8.2'si kuvvetle olmak üzere) ölümle ilgili düşünce ve kaygılardan dini yönde olumlu olarak etkile­ nenler en yüksek orandadır. Etkilenmeyeler ise % 5,8 ile çok daha dü­ şük orandadır. Kararsızlar % 1 .9 ile önemsiz sayıdadır. Dindar grupta; kuvvetle etkilenenlerin oranı düşük (% 3.3) olmakla birlikte % 23.4 ile en fazla etkilendiklerini belirtmişlerdir. Ancak, etkilenmeyenlerin sayısı da (% 16.7) yüksek bir oranda yer almaktadır. Bu grupta kararsız olan­ ların da (% 4.9) önemli bir sayıya ulaştığı görülmektedir. İlgisiz grupta etkilenenler % 9.3 ile en fazladır; fakat bu etkiyi kuvvetle yaşayanlar (% .53) önceki gruplara kıyasla çok daha düşük olduğu gibi, etkilenme­ yenlerin oranı da (% 8,9) etkilenenlere çok yakındır. Aynca kararsızlar da % 6,7 ile biraz yüksektir. Dindar olmayan grupta; ölümle ilgili dü­ şünce ve kaygıların etkisiyle dini ilgi ve yönelişinde olumlu bir gelişme yaşamayanlar % 5.2 ile en fazladır. Bu grupta olumlu yönde etkilendi­ ğini belirtenler en düşük (% .55) ve önemsiz bir sayıdadır. Kararsızlar ise % 1 .4 dür. Din karşıtlarının büyük çoğunluğu için (% 1 .1; ku vvetle % 2.2) bu yönde olumlu bir etkinin olmadığı müşahede edilmekted ir. Bu grupta sadece bir kişi (% .27) tarafından bu konuda olumlu bir gö­ rüş belirtilmiş, diğer bir kişi de kararsızlığını ifade etmiştir. İstatiksel veriler, dindarlık seviyesinin, ölümle ilgili düşünce ve kaygıların etkisiyle dine yöneliş davranışı üzerinde kuvvetle etkili ol­ duğunu göstermektedir. (bkz. Tablo: XI / a) ..... ..... N Ta blo:Xl/a OLUMLE i LGİLİ iNANÇ VE DENIMSEME TUTUMLAR DERECELERi >. "' vı Ölüm kon usundaki düşü nce ve kaygılarım beni çok derinden etkilediği için d i n e olan ilgi ve yönelimim artmıştır. ı Kuvvetle Beni mseyen QJ ..,, QJ � Ch i-care DİNDARLIK SEVİYESİ TOPLAM � "' � "' > "'O > c :ı ·:,.:: o ;;; N ·v; "'O c i5 Değ. "'O c ·- g ·­ ' °' QJ c ·- o "'O ;::; � "' Q: o -"' X'= l 1 1 .47 1 44 1 1 1 .9 30 1 8.2 12 1 3.3 21 - · .55 Beni mseyen 1 30 1 35.3 21 1 5.6 74 1 20, 1 32 I 8.8 21 ,55 .27 Kara rsiz 5 1 1 1 3.9 71 1 .9 18 / 4.9 19 / .5..2 5/ 1 .4 .27 Reddeden 1 1 3 1 30.7 12 I 33 55 I 1 5. 1 25 / 6.7 15 / 4, 1 41 1.1 30 1 8/ 2.2 61 1 .6 8/ 2.2 41 1 .1 41 1.1 86 I 20.4 26 / 7.1 10 1 2.8 Kuvvete Reddeden GENEL TOPLAM 1 368 8.2 s.d= 1 6 p < 0.05 t"" c. -� Q: t"" Ç: � Q: >-ol tn C/l. ..... "'l:I C/l ...... :;.::: o t"" 78 / 2 1 .2 I 1 65 I 44.8 1 o ._ . ..... �< 11> 9. z ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 113 b- Ölüm karşısmdaki çaresizlik ve dini güven Örneklemimizin yarıdan fazlası için (% 25.1 kuvvetle + % 32.4 % 57.5) din, ölümün aşılamazlığı ve çaresizliği karşısında güven verici ve telafi sağlayıcı bir anlam taşımaktadır. Bu inanç ve kanaati paylaşma­ yanlar ise (% 10.5'i kuvvetle olmak üzere) % 32.6 ile önemli bir sayıda yer almaktadır. Bu konuda tam bir görüş belirtmeyen "kararsız'lar (% 9.9) ise daha düşük orandadır. = Kuvvetle dindar grupta, bu kanaati kuvvetle taşıyanlar % 11.9 ile en yüksek orandadır. Normal kuvvet derecesinde bu kanaate sahip olanlarla (% 4.4) birlikte bu oran % 16.3' e ulaşmaktadır. Bu konuda kararsız olanlar hiç yoktur. Kuvvetle dindarlarda bu görüşün dışında kalanlar % 5.2 ile düşük bir oran göstermektedir. Dindar grupta, bu görüşü kuvvetle benimseyenler (% 9.8) daha düşük olmakla birlikte % 27 ile en yüksek oranda olduğu müşahede edilmektedir. Dindarlar arasında dini, ölümün aşılamazlığı ve çaresiz­ liği karşısında sığınılacak tek güven kapısı olarak görmeyenler, % 13.4 ile, görenlerin yansı kadardır ve bu, kuvvetle dindar grupla kıyaslandı­ ğında, oldukça yüksek oranda önemli bir sayıdır. Bu grupta kararsızlar da % 5.2 ile en düşük orandadır. .... .... � Tablo:Xl/b Bana göre din, ö l ü m ü n aşılamazlığı ve çaresizliği karşısında sığı nacak tek Kuvvetle Benimseyen 93 25.1 44 x2=97.439 1 1 .9 36 9.8 9 2.5 2 .54 - - s. d .= 1 6 p < 0.05 g i iven kapısıd ır. Benimseyen 1 20 32.4 16 4.4 63 1 7.2 33 8.9 7 1 .9 1 .27 o !"' o Kararsız .37 9,9 Reddeden 82 22.1 19 5.2 14 3.8 3 .82 34 9.3 20 5.5 12 3.3 � o !"' Kuvvetle Reddeden 39 G E N E L TOPLAM 371 1 0.S 12 3.3 3 .82 7 1 .9 ıs 4. 1 9 2,5 2 .54 6 1 .6 79 21.1 1 67 45.0 85 22.9 26 7.0 10 2.7 o � o .....ı rol fil - '"a fil · �o !"' .9 -· fil -· < ,,, o :z· ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 115 İlgisizlerin yansı için (% 11 .4) belirtilen görüşün olumlu bir anlamı olduğu görülmektedir. Bu görüşün dışında ters yönde bir kanaate sa­ hip olanlar % 8 ile öncekine yakın sayıdadır. Bu gruptaki kararsızlar da % 3.8 ile en düşük oranda yer almaktadır. Dindar olmayanlarda % 3.8 ile en yüksek oranda bu görüşün dışın­ da bir eğilimin, varlığı müşahede edilmektedir. Olumlu görüşte olanlar % 2.4 ile öncekilerin yansından biraz fazladır. Bu grupta da kararsızlar en düşük (% .81) sayıda yer almaktadır. Din karşıtlarının tamamına yakını (yaklaşık % 2.5), ölümün anlam­ sızlığı ve çaresizliği karşısında dini bir güven kapısı olarak görmemek­ tedirler. Bu yöndeki olumsuz tutumu şiddetle savunanların sayısı da en fazla ve diğerlerinin iki katına eşittir. Bu grupta sadece bir kişi (% .27) normal seviyede olumlu bir tutum göstermektedir. Kararsız kimse yoktur. İstatiksel verilere göre dindarlık seviye farkları ile dini, "ölümün aşılamazlığı ve çaresizliği karşısında sığınılacak tek güven kapısı gör­ me "inancı ve tutumunu benimseme tarzı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. c-Ôlüm karş1S1ndaki çaresizlik, korku ve dine yöneliş Ölüm karşısındaki kendi çaresizliğini tecrübe etme sonucunda ki­ şide uyanan korku ve endişeler, dini faaliyetlere ne ölçüde kaynaklık etmektedir? İlgili cevaplar incelendiğinde, örneklemimizin yarıdan faz­ lasının (% 16.1 kuvvetle + 37.4 % 53.5) dini faaliyetlere yönelmesinde bu korku ve endişelerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Örneklemimizin % 36.l'i ise, kendi şahsi tecrübeleri içerisinde böyle bir etkilenmeye ma­ = ruz kalmadıklarını belirtmişlerdir. Bu konuda kararsızlıklarını belirten­ ler de % 1 0.4 ile önemli bir sayıya ulaşmaktadır. Kuvvetle dindar grupta büyük çoğunluğun (% 15.4) bu yönde bir tecrübeyi yaşadığı müşahede edilmektedir ve burada», kuvvetle olum­ lu ve olumlu tutumlar eşit (% 7.4) orandadır. Böyle bir tecrübeyi ya­ şamadıklarını belirtenler ise % 5.2 ile, öncekilerin üçte birisi kadardır. Kararsızlar ise son derece düşük (% .83) bir oranda yer almaktadır. .... .... °' Ta blo:Xl/c Ölüm karşısındaki ça resizli ğ i m i h issettiğim zamanlarda içimi büyük bir korku Kuvvetle Ben imseyen ve endişe kaplamaklad ır. İşte böylesi d u ru m ların dine sarılmamda büyük rolii olmaktad ı r. X' = - - 59 1 6. 1 28 7.7 23 6.4 7 1 .9 Beni mseyen 1 3 7 37.4 28 7.7 65 1 7.9 36 9.9 4 1.1 Kararsız 38 1 0.4 3 .83 15 4.1 14 3.9 5 Reddeden 1 00 27.3 11 3.0 54 1 4.3 19 5.3 14 1 92.833 s.d. = 1 6 p<0.05 .28 o - - 1 .4 1 .28 -� 3.9 2 .56 C:: o ..., t"" C:: o t"" Kuvvetle Reddeden 32 GENEL TOPLAM 366 8,8 8 2.2 78 2 1 .3 6 1 .7 1 63 44.5 2.5 3 .83 6 1 .7 85 23.2 26 7. 1 1 .0 2.7 9 � t%1 r:rı -· 'ı:1 r:rı �o t"" g r:rı -· <d il> ı::ı 2· ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 117 Dindar grupta da bu yönde olumlu bir tecrübe geçirenler % 24.3 ile en fazladır. Ancak burada, bu tecrübeyi kuvvetle yaşayanların (% 6.4), normal şiddet derecesinde yaşayanlardan (% 17.9) çok daha düşük bir oranda olduğu görülmektedir. Bu grupta dikkati çeken bir başka husus ta, tecrübeyi hiç yaşamayanların sayısının (% 16) yüksekliğidir. Ayrıca kararsızlar da. (% 4.1) önceki gruba kıyasla daha fazladır. İ lgisiz grupta, yarıdan fazlasının (% 11 .8), ölüm karşısındaki çaresizliğin sonucunda uyanan korku ve endişelere bağlı olarak dini faaliyetlerinde bir canlan­ ma yaşadıklarını görüyoruz. Ancak kuvvetle dindar ve dindar gruptan farklı, olarak, bu tecrübeyi kuvvetle yaşayanların sayısı % 1 .9 ile ol­ dukça düşük kalmaktadır. Bu grupta böyle bir tecrübeyi yaşamadığını belirtenler de % 7.8 ile biraz yüksektir. Kararsızların oranı da (% 3.9) önceki iki gruba kıyasla daha yüksektir. Dindar olmayanların büyük çoğunluğunun (% 4.7) böyle bir tecrübeyi yaşamadıkları; yaşayanların çok düşük (% 1 .1 ) oranda bulunduğu görülmektedir. Bu grupta karar­ sızlar (%1 .4) belli bir sayıya ulaşmış gözükmektedir. Din karşıtlarının büyük çoğunluğu da (% 2.2) bu yönde bir tecrübe yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Bu grupta sadece bir kişi, böylesi bir tecrübeyi kuvvet derecesinde yaşadığı, bir kişinin, de bu konuda karar­ sız olduğu görülmektedir. İ statiksel verilere göre, dindarlık seviye farklarının, ölüm karşısın­ daki çaresizliği tecrübe etmeye bağlı olarak kişide uyanan, korku ve en­ dişeleri telafi etmek için dini faaliyetlere yönelme davranışında önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır (bkz. Tablo: XI / c). d-Ölümle ilgili inançlar ve hayat tarz1 Ölümle ilgili inanç ve düşüncelerin, örneklemimizin yarıdan faz­ lasının (% 55.3) hayat tarzını önemli ölçüde etkilediği anlaşılmaktadır (bkz. Tablo: XI / d). Bundan etkilenmeyenler % 29, bu konuda bir karara varamayanlar ise % 15.8 olarak tespit edilmiştir. Kuvvetle dindar grupta yer alanların % 17.3 ile en yüksek oranda, hayat tarzları üzerinde ölümle ilgili, inançlarının önemli etkisini yaşa­ dıkları görülmektedir. Burada, bu etkiyi şiddetle yaşayanlar (% 11.1) normal bir şekilde yaşayanların (% 6.2) sayısının yaklaşık iki katıdır. 118 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ ve DİN Böyle bir etkiyi yaşamadığını belirtenler % 2.4 ile düşük bir sayı göster­ mektedir. Kararsızlar da % 1,4 ile en düşük orandadır. Dindar grupta da, ölümle ilgili düşünce ve inançlarının bayat tarz­ larını önemli ölçüde etkilediğini belirtenler % 27.l ile en yüksek oran­ dadır. Ancak, bu etkiyi kuvvetle yaşayanların (% 7.3) normal ölçüde yaşayanların (% 1 9.3) yan katına bile ulaşamadığı görülmektedir. Böyle bir etkiyi yaşamadığını belirtenlerin sayısı da % 10.9 ile yüksek denile­ bilecek bir değer göstermektedir. Burada kararsızların sayısında da (% 7.6) bir artış olduğu gözlenmektedir. İlgisiz grupta bu yönde bir etkilenme yaşayanlar (% 9.2) daha faz­ la gözükmekle birlikte, yaşamayanların da (% 7.6) buna yakın olduğu ve kararsızların sayısının da oldukça (% 6.8) yüksek olduğu müşahede edilmektedir. Dindar olmayanlard a; büyük çoğunluğun (% 5.6) böyle bir etki­ lenme içerisinde bulunmadığı, etkilenenlerin (% 1 .6) çok düşük sayıda olduğu ve kararsız kimse bulunmadığı görülmektedir. Din karşıtı grupta yer alanların tamamına yakinı (% 2.5) böyle bir etki yaşamadığını belirtirken, sadece bir kişinin bu konuda kararsız kaldığı tespi t edilmektedir. Bu konudaki cevaplarla ilgili istatiksel analiz sonuçlarına göre, dindarlık seviye farkları, öl ümle ilgili düşünce ve inançların hayat tar­ zını önemli ölçüde etkilemesi konusunda çok kuvvetli rol oynamakta­ dır (bkz. Tablo: XI/ d). Tablo:Xl/d Ölüm konusundaki düşünce ve davranışlarımın ha yat tarzımı önemli - - 6 1 .6 - - 5.7 16 7 1 .9 87 23.3 Kuvvetle Benimseyen 73 1 9.6 41 1 1 .1 27 7.3 4 1 .1 Benimseyen 1 33 35.7 23 6.2 73 1 9.8 30 8.1 Kararsız 59 1 5.8 5 1 .4 28 7.6 25 6.8 Reddeden 85 22.8 6 1 .6 35 9.5 21 Kuvvetle Reddeden 23 6.2 3 0.. 8 1 5 1.4 GENEL TOPLAM 373 78 20. 1 1 68 45.0 - X'= 1 42.508 - ölçüde etkilediğini söy leyebilirim. - - s d= 1 6 p < 0.05. o � -· !"' G') 1 .27 4.3 5 1 .4 4 1.1 4 1.1 26 6.9 10 2.7 -· ı:. � s: ::ı:ı � � z �::ı:ı c: :ıı:: s: -· !"' �gJ. �::ı:ı �· ..... ..... \O 120 Ö LÜM, Ö LÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ v e DİN e- Ölüm Üzerine Düşünme ve Dünyevi Mutluluk Anketimize katılanların % 21 .7'sine göre, ölüm üzerine düşünme mutluluklann zevkini kaçıran gereksiz bir davranıştır. Fakat büyük ço­ ğunluk (% 64.9) bunun önemli ve gerekli olduğa kanaatine sahiptir. Bu konuda karar veremeyenler de % 13.4 ile önemli bir sayıdadır. Kuvvetle dindar örneklemimizin önemli bir bölümü (% 16.6) ölüm üzerine düşünmenin gereğine inanmakta ve bunun mutlulukların zev­ kini ortadan kaldırmayacağı kanaatini paylaşmaktadır. Bu şekilde ter­ sine olumlu görüş belirtenler içerisinde kuvvet derecesi yüksek olan­ ların (% 8.7) da daha fazla olduğu müşahede edilmektedir. Bu yönde olumsuz görüşü belirtenler (% 3) i önemsiz bir sayıdadır yer almakta­ dır. Kararsızlar da (% 1 .6) aynı şekilde düşük orandadır. Dindar grupta; % 28.2 ile en yüksek oranda belirtilen görüşün reddedildiği görülmektedir. Ancak kuvvetle reddedenlerin (% 7.7) sayısının çok daha düşük olması dikkat çekmektedir. Belirtilen görüş yönünde, ölüm üzerine düşünmeyi rahatsız edici bulanlar % 9.5 ile, kararsızlar da % 5.7 ile kuvvetle dindar gruba kıyasla çok daha yüksek orandadır. İlgisizlerde; % 13.3 ile en yüksek oranda, belirtilen görüş reddedi­ lirken kabul edenlerin % 5.1 ile biraz yüksek olduğu müşahede edil­ mektedir. Bu grupta kararsızların da (% 5.2) önemli bir sayıya ulaştığı görülmektedir. Dindar olmayan grupta; belirtilen görüşü reddederek, ölüm özetine düşünmenin gerekliliği kanaatini taşıyanların (% 4.1) en yüksek oranda bulunması dikkat çekicidir. Ancak, belirtilen olumsuz görüşü benimse­ miş olduğunu belirtenler de (% 2.4) önemli bir sayıda yer almaktadır. Bu grupta kararsızlann önemli bir sayıya ulaşmadığı gözlenmektedir. Din karşıtı grupta; ölüm üzerine düşünmenin huzur bozucu ge­ reksiz bir davranış olduğu kanaatini taşıyanlar (%1 .6) çoğunluğu oluş­ turmaktadır. Aksi yönde olumlu görüş taşıyanlarla, kararsızların eşit sayıda (% .54 ) ve biraz daha düşük olduğu görülmektedir. İ statiksel veriler, dindarlık seviye farklannın, "ölüm özerine dü­ şünmenin, mutluluklann zevkini kaçıran gereksiz bir şey okluğu "ka­ naat ve tutumunun benimsenmesi ile - çok kuvvetli olmasa da - anlamlı bir ilişki içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır (bkz. Tablo: XI / e). Ta blo: Xl/e Olüm i izerine düşünmenin, m utlu l u kların zevkini kacıran gereksiz bi rşey olduğunu söyleyebilirim. Kuvvetle Beni mseyen 16 4.3 4 1 .1 4 1 .1 3 x•=5 3 _ 1 98 .81 3 81 2 .54 Benimseyen 65 1 7.4 7 1 .9 31 8.4 16 4.3 6 1 .6 4 1 .1 Kararsız 50 1 3.4 6 1 .6 21 5.7 19 5.2 . 2 .54 2 .54 29 ' - 8.3 22,5 41 10 2.7 2 .54 - - 10 2.7 Reddeden = s.d. 1 6 p < 0.05 o t""' C::: � t""' m ...... t""' G") ...... t""'. ..... 1 67 44.8 Kuwetle Reddeden 75 GENEL TOP LAM 373 20. 1 32 8.7 29 7.7 8 2.2 5 1 .4 78 20. 1 1 68 45. 1 87 23.3 26 6.9 el el � � � � o �-;ı:.. � t""' � � ;::: · ...... "fil :ı::: -· rJJ -· C::: N m � :z:· m ..... N ..... 122 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN f. Sosyal Mahrumiyet ve Ahiret Tesellisi Ömeklem grubu muz içerisinde, bu d ü n y a d a gÜçlük ve sıkınh çe­ ken, insanların ölümden sonraki hayatta rahat edece kle rine inananla­ rın (% 21 .8}, i n a nm a y an l a rd a n (% 40.5) çok d a h a düşük sayıda o ld u ğu m ü şah e de edil mektedir. Bu konuda ka ra rs ı z olanlar da % 37.6 ile di k­ kat çeken yüksek sayıda yer a l mak ta d ır. Kuvvetle d i n d a r grupta; bu inancı ta şıya nl a rın - genel tabl od an farklı olarak ( % 8.1) - en yüksek ora n d a olduğu müşahede edilmek­ tedir. Bu i nancı kuvvetle beni mseyenl erl e (% 3.9), n o rm a l derecede be­ n i m seyenl er (% 4.2) arası nd a önemli bir fa rk görül m emekte d ir. Böyle bi r inanç taşım a yanl ar (% 5.6) ise biraz daha düşük dü z ey d e bulun­ m ak ta d ı r. Kararsızların sayısı da (% 6.7) ikinci sırad a gelmektedir. Dindar grupta yer ala n l a rda, bu d ü nyad a mahrumiyet i çerisinde bulunan kişilerin ahirette mutlu olacaklarına ina n ç besley en l erin sa­ yısı, (%10.6), böyle bir şeye inanmayanlardan (% 1 7) ç ok daha düşük olduğu görülmektedir. B u r a d a kararsızlar (% 1 7.6) en yü ks ek oranda bulunma ktadır. grup ta; kararsızların s a ı n (% 1 2) b el irgi n bir artı ş gös­ ter d i ği müşahede edilmektedir. B e l i r ti l en inançta o l m a y anl ar (% 10 ) ikinci sırada ve önemli bir s a y ı d a d ı r. Bu inançta olmadığım belirtenler ise ( % 2.2) ise en düşük s a y ı d a yer alma ktad ı r. İ l gi si z y sı ın Dindar olmayan gruptakilerin büyük çoğunluğu, bu d üny a d a sı­ kıntı çeken kişil erin öteki dünyada rahat edeceklerine in anm am akta d ı r (% 5.3); buna ina nç bes l ey en ler en d ü şü k (% .56) sa yıd a yer almaktadır. Az da o ls a bu konuda kararsızlar da (% 1.4) önemli bir sayı dadır. Din karşıtlarının tamamına y a kı n ı (% 2.3), böy le bir inancı taşımamaktadır. Bu grup ta sadece bir ki şinin olumlu görüş b eli rttiği gözlenmektedir. !sta tiksel verilere göre, dindarl ık seviye farkları ile, sosyal mahru miy e tlerin öteki dünyada telafi edileceğine d a ir bir inanç benim­ seme durumu arasında yü ks ek s a yılab ilecek anlamlı bir ilişki bulun­ maktadır {bkz.Tablo:XI / f} Tablo:Xl/f Bu dllnyada g ü ç l ü k ve sıkıntı çeken kimseler, ölümden son raki hayatta Kuvvetle ta l i h leri n i n d üzeldiğin i gö recek- Benimseyen l e rd i r. 24 6.6 14 3.9 9 Ben i mseyen 55 1 5 .2 15 4.2 29 Kararsız 1 36 37.6 24 6.7 63 Reddeden 1 00 27.6 10 2.8 Kuvvetle Reddeden 47 1 2.9 10 2.8 GENEL TOPLAM 362 73 ıo.ı - 2.5 8. 1 8 - - 2.2 1 .56 1 2.0 5 1 .4 - x2= 1 00.335 - s.d= 1 6 p < 0.05 o r" C::: $'. r" tT1 ...... 1 .28 - - 1 7.6 43 53 1 4.8 2.3 6.4 11 3.1 1 .2 8 8 2.2 13 3.6 8 2.2 8 2.2 1 62 44.8 87 24 .0 26 7.2 10 2.8 r" G') ...... r"' ..... . --ı c:: --ı c:: E:: ı- > ::ı::ı � o :z· o > ::ı::ı r" � > r::· .u;· ;ı::. ..... CJl .... . C:: N tT1 :ı::ı · :z tT1 .. "' (H ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KOLOJİ Sİ v e DİN 124 YORU M VE DEGERLENDİRME İ lk yetişkinlik (20-40 yaş) ve orta yaş (40-60 yaş) döneminde yer alan yüksek öğrenim görmüş kişiler üzerinde yürüttüğümüz araşhr­ mada elde edilen bulguların yorumlanması, bu yaş dönemlerinin ge­ lişim özellikleri göz önünde bulundurularak yapılacaktır. Şüphesiz ki ölümle ilgili olarak geliştirilen tepki ve tutumlarda yaştan çok kişilik yapısı, cinsiyet, hayat tecrübesi, sağlık durumu ve dini inançlar önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte elbette ki yaşın da aynca önemli bir yeri vardır. Nitekim yapılan araşhrmalar kadınların erkeklerden, ilk ergenlerle yetişkinlerin ve çok yaşlıların diğer yaş gruplarından daha fazla ölümden korktuklarını ortaya koymaktadır.4 Bu ve benzeri veriler ışığında denebilir ki, ölüm kaygısı önce ergenlik ve ilk yetişkinlik yılla­ rında zirveye çıkmakta, daha sonra bu duygu azalmakta, orta yaşlarda tekrar yükselmekte ve kişiler 70'li yaşlara vardığında tekrar düşmek­ tedir. Sağlık durumuyla ilgili olarak konuya bakıldığında, zihni ya da hissi sorunları olan kişilerin daha çok ölümden korktukları söylene­ bilir. Kişilik türleri de kişilerin ölüme bakışını etkileyebilmektedir. Bir şeyi başarma konusunda çok hırslı olan kişilerin ölümden daha çok endişelenecekleri ya da daha fazla tehdit edilecekleri düşünülse de, ya­ pılan araştırmalar bunun böyle olmadığını ortaya koymuştur. Aksine kişisel etkinlik, olgunluk ve güç konusunda kendilerini eksik hisseden kişiler, ölümden daha çok korkmaktadırlar.5 İlk yetişkinlik döneminin başlarında, din ile ilgili olumlu ya da olumsuz kesin tutumlar oluşmuş olur. 30 yaşlarına kadar dini ibadet ve uygulamalara karşı bir ilgisizlik, dini faaliyetlere katılmada bir dü­ şüş gözlenirken, bu yaştan sonra, giderek yükselen bir ilgi artışı ve dini hayatta bir canlanma göze çarpar. Dini ilgideki bu artış orta yaş döne­ minde daha belirgin hale gelir. Bu dönem aynı zamanda ölüm gerçeğini derinden kavramaya imkan veren gelişmelere bağlı olarak, ölüm dü4 5 Bkz. Belsky, Janet K., The Psychology of Aging:, Califomia 1984, s.297; Köylü, a.g.e, s.89. Kastenbaurn, Robert J., Death, Society and Hurnan Experience, Colurnbus: Cgarles E. Merrill, 1886, s.229; Köylü, a.g.e, s.89. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE. 125 şüncesinin önem kazandığı ve ölümle ilgili kaygıların giderek yoğun­ laşmaya başladığı bir dönem olarak bilinir.6 Dindarlıkla ölüme yönelik ilgi ve tutumlar arasındaki ilişkiyi araştıran pek çok araştırma, dindar­ lığın samimiyet ve derinlik ölçüsüne göre bu konuda etkili olan önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin bir çan eğrisi şek­ linde olduğunu dile getiren bazı çalışmalar ışığında şöyle bir açıklama yapılmaktadır: Çok dindar olan kişiler ölümden en az korku duyarken, dinsizler (ateist ve agnostik) orta seviyede bir korku duymaktadırlar. Dış güdümlü, dini değerleri yeterince içselleştirmemiş ve dini görevle­ rini tam olarak yerine getirmeyen dindarların ise en fazla ölüm korku­ suna sahip olduğu söylenebilir.7 Genelde araştırmaların vardığı ortak sonuç şu yöndedir: Yeniden dirilişe ve ahiret hayatına inanan bir kişi, inanmayan bir kişiye oranla ölümden daha az korkar. Kişi ne kadar sa­ mimiyetle dinini yaşıyorsa, ölümden de o kadar az endişe duyar. 1. Dini İnançlar Araştırmamızda Allah'a inandıklarını belirtenlerin sayısı olduk­ ça yüksek {% 96.5) bulunmuştur. Örneklem grubumuzun tamamen yüksek öğrenimli kişiler olduğu göz önünde bulundurulduğu zaman bunun önemi açıkça anlaşılır. Allah'ın varlığına inanç, genelde psiko­ lojik bir zorunluluk olarak hissedilmektedir. Bu yüzden, hangi yaş ve sosyokültürel gruptan olursa olsun, günümüzdeki sektiler kültür ve çevre şartları içerisinde bile ülkemizde Allah' a olan inançta önemli bir sarsıntının yaşanmadığı başka araştırmalar tarafından da doğrulan­ maktadır.8 Ancak, Allah dışında, ölümden sonraki hayatla ilgili inanç konularına karşı şüphecilik ve inkarcılık tutumlarında belirgin bir artış görülmektedir. 6 7 8 Bkz. Özbaydar, Belma, Din ve Tanrı İnanarun Gelişmesi Üzerine Bir Araşbnn a, s. 17; Ar­ gyle M., B. Beit-Hallalımi, The Soda! Psychology of Religion, s. 64-65; Taplamaaoğlu, Meh­ met, "Yaşlara Göre Dini Yaşayışın Şiddet ve Kesafeti Üzerine Bir Araşbnn a" A.ü."t.F.D. 1962, X., s.141-151; Cüceloğlu,Doğan İnsan ve Davraruşı, s. 398; Köylü, Mustafa, Yetişkinlik Dönemi Din Eğitimi, Dem yayınları, İstanbul 2004; Kı­ lavuz, M.Akif, Yaşlanma Dönemi Din Eğitimi, Arasta Yayınları, Bursa 2003 Haris ve Cole, Sociology og Aging, Boston 1980, s.396; Köylü, a.g.e, s.92. Bkz.Ôzbaydar,a.g.e.,s.53, 57. 126 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN Buna göre, Allah inancı ile cennet inancı arasındaki fark % 17, ce­ hennem inancı arasındaki fark ise % 45' e kadar yükselmektedir. Çeşit­ li Batı ülkelerinde yapılan araştırmalarda da benzeri sonuçların elde edilmiş olması9 oldukça dikkat çekicidir. Burada, benimsenen dinin inançlarıyla çelişen bir durum görülmektedir. Allah'a inanan bir kısım insanların cennet ve cehennemin varlığı konusunda şüphe içerisinde bulunması ya da tamamen inkar tutumu göstermesi, bir yönüyle; çağ­ daş bilimin tabiat alanıyla sınırlı kalan "gerçeklik" anlayış1 ve bunun sonucu olarak deneye konu olmayan, her şeye karşı bir güvensizlik tu­ tumu telkin etmesiyle ilişkili olabilir. Öte yandan, özellikle cehennemin varlığının kişilerde bazı psikolojik dirençler uyandırmış olması ihtimali de yüksektir. Bazı çocuklarda da açıkça müşahede edildiği gibi, "ce­ hennem" ve "şeytan" gibi kavramlar, kişilerde duygusal bir tepkiye yol açabilmektedir. Gerçek anlamda varlığını inkar etme niyeti taşımasalar bile, kendi, insani istek ve arzularının gerçekleşmesi önünde bir engel olarak gördükleri cehennemin varlığının gerçek olmamasını isteme, ya da "cehennem olmazsa daha iyi olur" tarzında bir duygu içerisinde bulunmaktadırlar.10 Dini bakış açısıyla kendisini iyi bir durumda his­ setmeyen kişiler için cehennem kavramının, suçluluk ve günahkarlık duygularını açığa çıkarıcı ve korkutucu bir etkisi de olabilir. Bu durum­ da inkar, korkuyu, bastırmak için geliştirilen bir savunma mekanizma­ sı olarak kendisini gösterebilir. Cennet ve cehennem konusunda ortaya çıkan inanç krizine rağ­ men örneklem grubumuzun % 91'inin "ölümden sonra insanların Allah huzurunda bu dünyada yaptıklarının hesabını vereceklerine inandıkları"nı, belirtmiş olmaları oldukça dikkat çekicidir. Aynı za­ manda bu durum, öte dünya ile ilgili olarak benimsenmiş inançlarda bir çelişki yaşandığını ya da dinin kendi açıklamalarından farklı kişisel yaklaşımlara başvurulduğunu göstermektedir. Bir defa, insanın Allah karşısındaki sorumluluğu ve ilahi mahkemenin varlığı kabul edildik­ ten sonra, bunun mantıki bir uzantısı olan ilahi ceza ve mükafat yeri olarak cennet ve cehennemin varlığından şüphe duyulması, açıklan­ ması güç bir psikolojik olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. 9 10 Bkz. Delooz Pierre, " Qui croit a !' au-dela" A. Godin (Edt.) Mort et Presence, s. 17-38 Bkz, Yavuz, Kerim, Çocukta Dini Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, s. 237-239. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 127 Burada dikkati çeken bir başka nokta da, Allah'ın varlığına inan­ dıklarını belirtenler içerisinde % 5 oranında bir kesimin, öte dünyadaki ilahi mahkemenin, dolayısıyla insanın bu dünyadaki sorumluluğunun varlığına inanmamalarıdır. Örneklem grubumuzun tamamının yüksek öğrenim görmüş kişiler olmaları dolayısıyla, bilimsel görüş ve gelişmelere yakınlık içerisinde bulundukları söylenebilir. Bununla birlikte, sektiler bir karaktere sahip olan çağdaş bilimin bakış açısı ve dinden bağımsız bir akılcı düşünce­ ye hayatlarında merkezi bir yer vererek, dini açıklamaları bütünüyle dışlayanlar ancak % 13.3 oranında bir sayıya ulaşmaktadır. Büyük ço­ ğunluk için (% 81 .6) akıl ve bilimin rehberliği tek başına yeterli gözük­ memektedir; dini hakikat alanının ve dini değerlerin gerçekliği ve şahsi sorunların çözümündeki önemi açıkça kabul edilmektedir. Bir adım daha ileri gidildiğinde, bilimsel çalışmaların gelecekte in,. sanın ölüm karşısındaki çaresizliğini ortadan kaldıracağına inananların % 7 ye düştüğü görülmektedir. Bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu yeni imkanlar ve keşifler, birçok insana, ölüm olgusunu reddetme ce­ saretini ve bu dünyada ölümsüzlüğe ulaşma ümidini vermektedir. Bu konudaki ümit ve beklentiler, özellikle yeni soğukla tedavi (cryonics) teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yöntemin hararetli savu­ nucularından birisi şöyle demektedir: "İnsan organizmasının zedelen­ meden, nasıl dondurulacağını görmek için daha fazla beklememeliyiz. Bu iş gerçekleştiğinde mezarlıkları yatakhaneye çevireceğiz; böylece her birimiz ölümsüzlük şansını elde edilebilecektir. Öyle görünüyor ki, mevcut bilgimiz bunu vaat etmektedir." 11 Aynı şekilde, bu tür bilimsel gelişmelere aşırı bir umutla bağlanan bir başkası: "Ölüm insan üstüne bir yüktür; bundan böyle ondan kurtulmalıyız"12 diyebilmektedir. Bu­ gün A.B.D. ve Fransa gibi ülkelerde, yeni ölmüş olanların, gelecekte bir gün teknolojik gelişme elverdiğinde yeniden diriltilebilecekleri dü­ şüncesiyle, gömülme ya da yakılmaları yerine dondurulmalarını teşvik 11 Bkz.flick, John , "Değişen Ölüm Sosyolojisi" (Çev. Turan Koç) E.0.1.F.D., 1990, s. 12 241. Hick., a.g.m, s. 241. 128 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K OLOJİSİ ve D İ N etmek ve sağlamak amacıyla faaliyet gösteren bazı derneklerin varlığı bilinmektedir.13 Ôrneklem grubumuzun % 77.6 ile büyük çoğunluğu­ nun, bilimsel çalışmaların ölüm olgusunu ortadan kaldıramayacağına inanmalarına rağmen, az da olsa bir kısmının böyle bir gelişmenin ola­ cağına kesin olarak inanmaları, % 15.5'1ik bir grubun ise bu konuda kararsızlığını ifade etmiş olması yine de dikkat çekici bir durum olarak gözükmektedir. 2. Dindarflk Seviyesi Araştırmamızda, kendilerine anket uyguladığımız kişilerin din­ darlık seviyeleri, kendilerinin öznel değerlendirmeleri esas alınarak tespit edildi. Bu yolla elde edilen sonuçların gerçeği tam olarak yansıt­ mama ihtimali vardır. Belli bir dindarlık ölçeği kullanılarak örneklem grubumuzun dini inanç yönelimleri tespit edilmiş olsaydı durum nasıl olurdu, kestirmek zordur. Ancak elde edilen sonuçlara bakıldığında yine de dindarlık seviye farklarının ülkemizde yapılan çeşitli araştırma sonuçları ile uygunluk arz ettiği ve diğer cevaplarla da uyumlu bir da­ ğılım gösterdiği söylenebilir. Anketimize cevap verenlerin yarıya yakınını (% 45.8), dini bir bağ­ lanma içerisinde bulunan ve çok düzenli ve devamlı olmasa da dini görevlerini yerine getirmeye çalışan kişiler oluşturmaktadır. İnançlı ol­ makla birlikte, dini görevlerini genelde ihmal ettiklerini belirtenlerle (% 23.3), bütün dinf görevlerini düzenli olarak yerine getirmeye çalıştığını belirtenler (%21 .2) birbirine yakın sayıda bulunmaktadır. Dini haya­ tın büsbütün dışında bir hayat tarzını benimseyenlerle (6.6) tamamen din karşıtı olanlar (2.7) da toplam % 9.3'1ük bir sayıyla araştırmamızda temsil edilmektedir. Böylece araştırmamızda, farklı dini tutum ve ilgi sahibi kimselerin yeterince temsil edilmiş olduğu söylenebilir. 13 Hıck, a.g.m., s. 241. Ayrıca bkz. Lous-Vincent Thomas, Ölüm (Çev. Işın Gürbüz), İletişim Yay., İstanbul 1991, s. 115-116. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 129 3. Ölüm Düşüncesi Tablo; III'deki verilerden, örneklem grubumuzun büyük çoğun­ luğunun (% 83.6, % 3 1 . 8 sık sık ve % 5 1 . 8 ara-sıra olmak üzere) zihin­ lerinde ölüm konusunun yer tuttuğunu belirtmiş olduklarını görüyo­ ruz. Geneli bakımından yetişkin ve orta yaşlılardan oluşan örneklem grubumuzun gelişim özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, . ölüme duyulan ilgideki bu yükseklik beklenen bir sonuçtur. Şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğunda bu yönde verilerin elde edilmiş olduğunu görüyoruz.Orta yaşlard an itibaren insanlar genel olarak ölümlü oldukl arının farkına bilinçli olarak d aha yakından varmakta ve ölümle sık sık ilgilenmelerini gerektiren durumlarla karşı karşıya gelmektedirler.14 Bu yönde eğilim taşıyan büyük çoğunluğun yanında ölümün varlığını hiçbir şekilde hatırlamak ve düşünmek istemeyenlerin (% 1 6 .3) sayısı da dikkati çekecek bir orandadır .. Anketimize cevap ve­ ren bir bayan avukatın yazdığı şu not bu eğilimde olan birçok kişinin duygu ve düşüncelerine tercümanlık yapabilecek durumda gözük­ mektedir " Yaşamın güzellikleri ve mutluluklar varken, böyle bir konuyu araş tırmanın ne anlamı var!. . . " Aslında bu, bu kimselerin ölümle ilgili olmadıklarını değil, belki onu inkar etme tutumu içinde ol duklarını göstermektedir. Çünkü ölüm gerçeği ile düşünce planında bile olsa karşılaşma, bazı kimseler için rahatsız edici, ürkütücü bir durumdur. Böylesi bir tutumun, şuur dışı "ölüm korkusu" ndan kaynaklanan bir savunma mekanizması olduğu söylenebilir. Bu mekanizmaya en faz­ la başvuranlar da, inançsızlar, şüpheciler ve dini görevlerini yerine getirmekten uzakta bulunan kişiler olarak gözükmektedir. Araştır­ mamızın sonuçları arasında yer alan Allah' a duyulan inanç ve dini görevleri yerine getirmedeki yükselişe paralel olarak, ölümü düşün­ me sıklığında görülen artış, dinin ölümle ilgili davranışlar üzerinde­ ki belirleyici etkisini açığa vurmaktadır. Tek başına Allah inancı bu konuda çok önemli bir rol oynamazken, özellikle bütün dini görevle14 Bkz Jung,, CG "Ruh ve Ölüm", Ölümün Anlamı ( Çev. Doğan Özkan),. s. 7; Hick, a.gm.., s. 242; Çileli,"Ölüm". Gelişim Psikolojisi s201 vd;. Karaca, Ölüm Psikolojisi, s.215-224; Yıldız, Ölüm Kaygısı ve Dindarlık, s.23-27, 130 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ ve DİN rini yerine getiren dindar kimseler için ölüm, sürekli bir ilgi konusu­ dur. Dindar insanlar ölümü, dindar olmayan kimselerden daha fazla düşünmektedirler. Batılı araştırıcılar da, genel olarak, dini yönelişin ölümle ilgili meşguliyetleri şuurlu ya da şuur dışı olarak daha fazla artırdığı kanaatini ulaşmışlardır.15 Buna göre denebilir ki, dindarlık seviyesi arttıkça ölümle ilgilenme, ölümü düşünme ve ölümle yüzleş­ me tutumlarında da bir artış söz konusu olmaktadır. 4. Ölümün Anlamı Ölümün varlığı tartışılmaz bir gerçek olmakla birlikte, kişilerin bu gerçeği derinlemesine fark etme ve bilinçlerinde yaşat­ ma durumu gibi, onun anlamı üzerindeki görüş ve düşünceleri de çok farklı olabilmektedir. Ôrneklem gurubumuzun en yüksek oran­ da (% 70.9) ölümü, "sonsuz bir hayatın başlangıcı" olarak görmeleri, bu konuda dini bakış açısının büyük ölçüde benimsenmiş olduğuna bir işaret sayılabilir. Nitekim istatiksel analizler, Allah'a inanç ve dini görevleri yerine getirme derecesi ile ölüme verilen anlam arasındaki yakın ilişkiyi açığa vurmaktadır. Allah'a inanan ve dini görevlerini yerine getirenler içerisinde ölümü, "sonrası olmayan yokluk ve hiç­ lik" olarak görenler bulunmadığı gibi, inançsız, ilgisiz ve din karşıtı kişiler içerisinde de ölümü sonsuz bir hayatın başlangıcı olarak gören­ ler yoktur. Bu durum, dini inanç ve uygulama sahibi kişilerin ölümü açıkça inançsız ve dindar olmayan kimselerden farklı anlamlar içe­ risinde algıladıklarını göstermektedir. Allah' a inanan, ara sırada da olsa dini görevlerini getiren kimseler arasında ölümü, "bilinemez sır" olarak görenler az da olsa vardır. Büyük bir ihtimalle bu kişiler, "dış güdümlü" bir din anlayışına sahip olup, kendi dini inanç ve değerleri konusunda derinlemesine bir anlayış geliştirememiş olan kimseler­ dir. Dindeki inanç ve inançsızlık boyutu kadar, dini inancı benimse­ me ve bunu uygulamaya koyma derecesinin de, ölüme verilen anlamı önemli ölçüde belirlediği anlaşılmaktadır. 15 Lester, David, "Attitudes devant la mort et ronduites religeuses", A. Godin (Edt), Mort et Presence, s. 12 ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 131 5. Ölümün Uyandlfdığı Tepkiler Ölümü habrlamaya bağlı olarak kişide uyanan tepkiler, hem kişi­ lik yapısıyla hem de dini inanç ve değerlerle ilişkili olabilir. Dini inanç ve kanaatler, ölümle ilgili olarak daha olumlu bir tutuma sevk edebi­ lirler; fakat ölüm karşısında olumlu olarak yönlendirilmiş bir kişilik de dini inançları daha kolayca içselleştirebilir16• Anketimizi cevaplayanla­ rın büyük çoğunluğunun (% 70.4) ölüm karşısında "kabullenme", tu­ tumu içerisinde bulunmaları ve bu tutumu benimseyenlerin de genel olarak inançlı ve dindar kimseler olması (Bkz. Tablo: V) bu bakımdan anlamlı olarak gözükmektedir. Şüpheci ve inançsız kimselerin ölüm karşısındaki hakim tepkisi ise daha çok ölüm gerçeğini "basbrma" yoluyla unutma ve "isyan ve öfke" tarzında kendisini göstermektedir. Bir uyarıcı olarak ölüm düşüncesinin bir savunma ya da saldırı meka­ nizmasıyla alt edilmeye çalışılması, buna başvuran kişilerdeki psikolo­ jik problemleri de açığa vurmuş olmaktadır. Böylece ölüm gerçeği ile karşılaşma, inançsız ve dinden bağımsız bir hayat yaşayan kimselerde rahatsız edici ve kabullenmesi son derece zor bir etki meydana getirmiş olmaktadır. 6. Ôlüm Korkusu Ölüm gerçeği, narsist bir tabiata sahip, bilinçalbnda kendisinin ölümsüzlüğü hayalleri ile yaşayan insan için bir tehdit oluşturur. Çelişkili bir şekilde, insandaki esrarengiz "mutlak güçlülük duygu­ su" bir yandan ölüme karşı durabilmek için insanın geliştirdiği bir savunma mekanizması, fakat diğer bir yandan da ölümle ilgili korku ve endişelerin varlığından da en fazla sorumlu olan bir eğilimdir17• Dini inanç ve değerlere göre yaşayan kişilerde bu korkunun büsbü­ tün ortadan kalkacağını düşünmemizi gerektiren zorlayıcı bir sebep . yoktur. Hatta, bazı araştırmacıların dile getirdiği gibi, dindar bir kim­ se muhtemelen, ölüm fikirlerini hatırlayarak daha kolayca endişeli bir hale gelecek, şuur dışı olarak ölüm konusuyla daha fazla meşgul 16 17 '&ester, a.e., s. 112. °W\hl, C.W., "Ölüm korkusu", Ölümün Anlamı (Çev. Doğan Özkan), s. 24. 132 ÖLÜM, Ö LÜM Ö T E S İ P SİKOLOJİSİ v e D İ N olma eğilimi taşıyacaktır.18 Bununla birlikte, düşünce ya da gözlem planında ölümle karşılaşmanın doğuracağı duygusal tepkilerin, kişi­ nin dini inançları benimseme ve özümseme tarzı ve derecesi ile yakın bir ilişkisi olabileceği de tahmin edilebilir. Nitekim yapılan bazı araş­ tırmalar, dindarlık tipi ile ölüm korkusu arasında anlamlı bir ilişkinin varlığını açığa çıkarmıştır. Buna göre, dış güdümlü bir dindarlık eğili­ mine sahip bulunanların, iç güdümlü dindarlardan daha fazla ölüm­ den korktukları müşahede edilmektedir.19 Bunun yanında, kişilerin ölümden korkma sebepleri de farklı fark­ lı olabilir ve bu konuda da çeşitli faktörler rol oynayabilir."Ölümden sonra Allah huzurunda hesaba çekilme"nin endişesini en yüksek oran­ da taşıyanların (% 57.6) bu eğilimi, kendi dini yönelişleriyle de uygun­ luk göstermektedir. Bu tutum özellikle, Allah'a kuvvetle inanan ve dini g 5revlerini yerine getiren kimselerin bir davranış özelliği olarak karşı­ mıza çıkmaktadır. İnanç ve uygulamanın kuvvet derecesinin düşmesi­ ne paralel olarak ölümden korkma sebeplerinin de din dışı konulara, kaydığı görülmektedir. Şüpheci, inançsız ve din dışı hayat yaşayan kimselerin ölüm korkularına kaynaklık eden en önemli sebep, "sevilen objelerden ayrılma" dır. Ölümü, sonrası olmayan bir hiçlik ve yokluk olarak algılayan bu kişilerde, ölümle birlikte her şeyin sona ereceği dü­ şüncesine bağlı endişe de önemli bir yer tutmaktadır. Böylece, dini ba­ kış açısının bu konuda geliştirilen tutumlar üzerinde de çok önemli rol oynadığı anlaşılmış olmaktadır. Bu konuda cinsiyet farklılığının da önemli olduğu görülmektedir. (Bkz. Tablo: VI) kadınlarda erkeklere nispetle ölüm korkusunun daha yaygın olduğu söylenebilir. Ayrıca, "sevilen objelerden ayrılma" kadın­ larda en yüksek oranda ölümden korkma sebebini oluştururken, er­ keklerde bunun çok alt seviyelerde bulunması, kadınların "duygusal" yapı özelliğini ve sevgi objelerine bağlanmadaki kuvvet derecesini açı­ ğa vurması bakımından anlamlı bir sonuçtur. 18 19 Lesteı; a.g.e., s. 125. Magni, "L a P eur d e la mort", Mort et Presence, s. 136, 140. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 133 7.,. Ölüm Arzusu Tablo: VII' de yer alan verilere göre, ölüm arzusu daha çok dini inançlarla bağlantılı olarak yaşanan bir tecrübe karakterine sahiptir. Dini görevleri gereği şekilde yerine getirmiş olmanın verdiği huzur, güven ve umut duyguları içerisinde ölüm, arzu konusu haline gelebil­ mektedir; çünkü dini inanç, inanan insan için gerçek ve sonsuz mut­ luluğun ölümden sonra olacağını telkin etmektedir. Burada da yine çelişkili bir tutum yaşanmaktadır. Bir yandan öldükten sonra Allah huzurunda hesap vermenin endişesi yaşanırken, diğer yandan ölüm­ le birlikte ulaşılabilecek olan sonsuz mutluluğun umudu, ölümü arzu edilebilir kılmaktadır. Bunun yanında ölüm, bazı insanların içinde bu­ lundukları psikolojik sorunların çözümü için bir anlam ifade etmesi ba­ kımından da arzu konusu olabilmektedir. Bu insanlar açısından ölüm, hayatın ağır yükünden kurtulmak için kendisine başvurulan bir ''sı­ ğınak" olarak anlam taşımaktadır. Ölümün bu tarzda algılanarak ona arzu duyulması, kişilik yetersizlikleri dolayısıyla hayat görevinden bir "kaçış" tutumunu açığa vurmaktadır. Ölüm arzusu, az da olsa bir kısım kimseler için de, kendi yalnızlık ve yüzüstü bırakılmışlıkları içerisinde başkalarına karşı bir tepkiyi dile getirmektedir. İstatiksel olarak anlam­ lı bir ilişki tespit edilememiş olsa bile, bir kaçış ve öfkenin ifadesi olarak ölüm arzusunun daha çok inançsız ve dindışı hayat yaşayan kimselerin bir tutumu olduğu söylenebilir. Cinsiyet farkının bu konuda da etkili olduğu görülmektedir. Ka­ dınlarda ölümün, hayatın güçlüklerinden kurtulmayı sağlayan bir yol olarak görülmesi sebebiyle daha yüksek oranda arzu konusu olması onların yaşadıkları hayat içerisinde erkeklere kıyasla daha fazla örse­ lendikleri ve yıprandıkları şeklinde yorumlanabilir. Nitekim intihar girişimlerinin kadınlarda daha yüksek oranlarda görülmesi 20de bu yo­ rum çerçevesinde ele alınabilir. 20 Bkz. Nezahat Arkun, İntihann Psikodinamikleri, s. 43-57. 134 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN 8. Ölmüş Birin in Ya da Mezarllğm Uyand1Tdığı Tepkiler Mezarlığın anlamı ve kişilerde çağrışım yaphrdığı duygu ve dü­ şüncelerin, dini inanç ve bağlanma derecesine göre farklılaşması tabii gözükmektedir. Bir araştırmada elde edilen sonuçlara göre, mezarlık inançsız kimseler için, yalnızca varoluşta hüküm süren bir düzeni ifade ederken, inançlı kimseler için hayatla yakınlık ve dostça ilişkiler kurul­ duğunu belirtmektedir; yani mezarlık, ölüm ve hayah birleştiren bir tür uzlaşmadır. Bazı inananlar mezarlıkta, kendi varoluş ve imanları­ nın mahiyetini kavramakta, inançsızlar ise, kendi sonlu varoluşlarının acı ve umutsuzluğunu tecrübe etmektedirler.21 Örneklem grubum uzun bu konudaki tepkilerinin dini inanç ve uygulama derecelerine bağlı olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı gö­ rülmektedir (Bkz. Tablo: VIII) . Ölmüş bir insan veya mezarlık, inançlı dindar kişilerde, günlük sıradan şuurun üstünde, ölüm sonrasını hesa­ ba katmaya yönelik tutum ve davranışlara sevk edici olumlu bir dini "uyaran" etkisini göstermektedir. Buna karşılık şüpheci, inançsız ve din dışı hayat süren kimseler için ölmüş bir insan veya mezarlık, daha çok varoluşta hüküm süren tabii bir olay olan ölümü hahrlahcı olma­ nın dışında bir anlam taşımamaktadır. Esasen bu davranış ifade edildi­ ğinden daha karmaşık bir özelliğe sahiptir. Çünkü ölümü tabii bir olay olarak görme, aynı zamanda beraberinde bir başka tecrübeye daha yer vermektedir. Morin'in dile getirdiği gibi, ölüm insan için ne kadar "ta­ bii" ise, o kadar da "musibet" olarak gözükmektedir.22 Psikolojik bir çelişki halinde, ölümün varlığı hem tabii olarak kabullenilmekte fakat hem de ondan kurtulmak istenmektedir. Oysaki inançlı kimseler ölümün varlığını kabullenmenin yanında, onunla birlikte ve ondan sonra yaşanacak yeni ve sonsuz bir bir hayata bel bağlayarak, varoluşu anlamlı kılan, gelecekle ilgili umut ve iyim­ serlik telkin eden bir düzende hayatlarını sürdürmektedir. Dolayısıyla, inançsızlar için bir çıkış yolu olarak gözüken "inkar" mekanizmasının yerini, inançlı kimselerde "başa çıkma", yaşanan hayat ve gelecekteki varoluş için sorumluluğunu üstlenme" davranışı almaktadır. 21 22 Bemdt Gustafsson, "Le dmetiere: Lieu de meditation" Mort et Presence, s. 94-95. Edgar Morin, L'Homme et la Mort dans l'Histoire, s. 51. ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 135 9. Ölmüş Bir Yakmm Uyand1Td1ğı Tepkiler Bir yakınının ölümü ile karşılaşan kişilerin yaşadıkları tecrü­ beler daha derin ve sarsıcı olabilir. Bu konuda bizim araşhrmamız­ da elde edilen bulgular, dini inanç ve bağlanma derecesi ile cinsiyet faktörünün önemini açığa çıkarmış bulunmaktadır. Böyle bir durum da, çoğunlukla inançlı-dindar kişilerin, en fazla tecrübe ettikleri "acz ve çaresizlik" duyguları neyi ifade etmektedir? Şüphesiz ki bu varoluşsal bir tecrübedir ve kişinin kendi varoluş ve kaderinin kendi iradesi dışın­ da Allah' a bağımlılığını hatırlatıcı önemli bir olay karakterine sahiptir. Sonuç itibariyle acz ve çaresizlik tecrübeleri, iç güdümlü bir dini yöne­ lişe sahip olan kimselerde dini inanç ve uygulamayı daha pekiştirici bir rol oynarken, dış güdümlü dini yöneliş sahibi, ilgisiz veya dinsiz kişi­ lerde olumsuz etkiler bırakabilmektedir.23 Nitekim bu durum içerisinde "hınç ve isyan" duygularına kapılanların özellikle ilgisiz ve din karşıtı kimseler olması, bu gerçeği teyit edici niteliktedir. Dini inanç ve bağlan­ ma derecesindeki azalmaya paralel olarak müşahede edilen tepkilerin "acı ve üzüntüden hınç ve isyana doğru kayması, dikkat çekicidir. Öte yandan, kuvvetle inançlı bir kısım kişilerin "şok" tecrübesi geçirmeleri de, bu kişilerin sahip oldukları kişilik yapısıyla veya ben merkezli bir Allah tasavvuru geliştirmiş olmalarıyla açıklanabilir. Bir yakının. ölümü erkeklerde acz ve çaresizlik gibi varoluşu sorgu­ layan bir tecrübeye yol açarken, kadınlarda daha çok "acı ve üzüntü" şeklinde kendini gösteren tabii bir duygusal etkilenmeyi doğurmakta­ dır. Bu durum, kadınların "duygusal" özelliğine uygun düşen bir eği­ lime işaret etmektedir. 1 O. Ölümsüzlüğün Anlamı Jung gibi bazı psikologlara göre, ölüm ötesi bir hayata inanma in­ san için kaçınılmaz, zorlayıa bir durumdur.24 Bu bakımdan ölümsüz­ lük arzu ve düşüncesi evrensel bir tarzda fakat farklı ifade kalıpları 23 24 Bkz. Vergote, Antoine, Religion, Foi, Incroyance, s. 4S-56. Jung, Problemes de I'Ame Modeme, s. 241. 136 ÖLÜM, Ö L Ü M ÖTESİ PS İ K O LOJ İ S İ v e DİN içerisinde kendisini gösterebilmektedir. Dini inançların dile getirdiği, ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz bir hayatın varlığını inkar eden kimselerin de, maddi, biyolojik, sosyal, veya daha başka türlü bir ölümsüzlük anlayışına sahip bulunmaları,25 bu köklü eğilimin insan­ dan söküp atılamayacağını göstermektedir. Araştırmamızın bulgularına göre, (Bkz. Tablo: X), örneklem gru­ bumuzun % 65 i, İslami inançların çerçevesini çizdiği, "ölümden, son­ ra, yeniden diriliş ve sonsuz bir hayat" anlamındaki bir ölümsüzlük anlayışına sahip bulunurken, % 35'i de, bu dini anlayışın dışında ka­ lan, farklı, ölümsüzlük düşünceleri taşımaktadırlar. Dini inanç ve bağ­ lanma derecesinin bu konuda da önemli bir rol oynadığı açıkça görü­ lebilmektedir. Ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz bir hayatın varlığına inananların büyük çoğunluğu aynı zamanda Allah'ın varlığı­ na inanan ve dini görevlerini yerine getiren kimselerdir. Buna karşılık şüpheci, inançsız, dini hayattan uzak ya da tamamen onun dışında ve aleyhinde bulunan kimseler, bu eğilimlerine uygun düşecek şekilde genel olarak din dışı ölümsüzlük modellerinden birisini benimsemiş durumdadırlar. Bununla birlikte, Allah'a inananların yaklaşık % 30'u, dini görevlerini yerine getirenlerin ise % l .S'i, yeniden dirilişe bağlı ola­ rak öte dünyada gerçekleşecek olan bir ölümsüzlüğü tanımamaktadır. Benzeri bulguların çeşitli Batı ülkelerinde gerçekleştirilmiş olan araş­ tırmalarda da elde edilmiş bulunması26 günümüz insanındaki ortak bir davranış eğilimine işaret etmektedir. Çağdaş kültürün, ilahi dinlerin, haber verdikleri ölümden sonra yeniden, diriliş konusunda güvensiz­ lik ve şüpheler uyandırdığı söylenebilir. Öte yandan, bazı kimselerde yer etmiş bulunan şuur dışı "suçluluk ve günahkarlık" duyguları, böy­ le bir inancın benimsenmesini engelleyen psikolojik dirençler oluştura­ bilir veya kişilerin bu konudaki bilgisizlikleri de söz konusu olabilir. 25 Bkz. Gregoire, François, L'Au-Delıl, s. 11, 12-14; Aydın, Mehmet, Din Felsefesi, s. 26 190-191; Koç, Turan Ölümsüzlük Düşüncesi, s. 10-11, 231. Bkz. Delooz, "Qui Croit a l'au-dela", Mort et Presence, s. 37-38; hick, a.g.m., s. 246; ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 137 1 1 . Ölümle İlgili Tutumlarm Dini Davramşa Etkisi Ölüm olgu ve düşüncesi kişilerin kendi eğilim ve yönelişlerine uygun tepki ve tecrübelere yol açabilmektedir. Ölümü korku ve en­ dişe içerisinde veya sükunetle karşılama her şeyden önce bir kişilik özelliği olarak gözükmektedir. Şuur dışı duygusal hayat, bazı kişilik tiplerini, ölüm karşısında kendine has veya genel bir sıkıntı içerisin­ de yönlendirebilir. Fakat dini inançlar da kişiyi, ölüm ve ölüm ötesi konularda daha kaygılı ve sıkıntılı hale sokabilir. Dini inancın muh­ tevasında yer alan "öteki' dünyada ilahi mahkemede yargılanma" ile ilgili açıklamalar, bir yandan kişinin, bu dünyada karşılaştığı haksız­ lıkların ve mahrumiyetlerin acısını katlanabilir hale koyan teselli ve telafi edici bir fonksiyon yerine getirirken, diğer yandan, şahsi kusur ve günahları dolayısıyla suçluluk ve günahkarlık duygusunun yol aça­ cağı sıkıntıyı besleyecek tabiata sahip olduğu için, ölüm korku ve kay­ gısını da artırabilir. Bu durumda, dindar insanların ölüm problemini · şuurlarında daha c anlı olarak yaşamaları ve buna bağlı olarak da dini _ faaliyetlerini yoğunlaştırmak suretiyle yine din seviyesinde psikolojik bir güven duygusu elde etme arayışları daha belirgin olarak kendisini gösterebilecektir. Nitekim araştırmamızın bu son bölümünde elde et­ tiğimiz bulgular, yukarıda belirtilen görüşü doğrular niteliktedir. Ör­ neklemimizin önemli bir bölümü, ölümle ilgili kaygılar ve ölüm kar­ şısında hissettiği çaresizlik ve korku sebebiyle dini faaliyetlerinde bir artış kaydetmiş bulunmaktadır (Bkz. Tablo: XI/ a,b,c). Sonuç itibariyle de, ölümle ilgili inançların, yine önemli bir çoğunluğun (% 55.3) hayat tarzı üzerinde belirleyici bir etkide bulunduğu tespit edilmiştir (Bkz. Tablo: XI/ d). Bu etkilenmenin derecesi, dini görevleri yerine getirme derecesiyle sıkı bir ilişki halindedir. Dini bağlanmanın kuvvet derecesinin azalma­ sına paralel olarak ölümle ilgili korku, kaygı ve çaresizlik durumları­ nın dini ilgi ve yönelişe sevk etme etkisi de anlamlı bir şekilde düşüş göstermektedir. Ölümle ilgili kaygılar ve inançlar, özellikle dindar kimseler için dini faaliyetlere güdüleyici bir etkide bulunurken, dindar olmayan kişilerde bu yönde etkilenenlere nadiren rastlanmaktadır. An­ cak, dindar grup içerisinde, kendi dini hayatlarında ölümle ilgili kaygı 138 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ PSİKOLOJİSİ v e DİN ve inançlardan fazla etkilenmeyenlerin sayısı da az değildir. Bunlar da daha çok dini görevlerini tam olarak yerine getirmeyen kimselerdir. Buna göre, ölümle ilgili kaygı ve inançlar dinin dışında olup, kişiyi dini inanca güdüleyici değil, dinini yaşayan ve uygulayan kişinin bu konu­ daki şuur ve samimiyetine göre etkili olan bir motif statüsündedir. Ölüm üzerine düşünmeyi gerekli gören ve bunun dünyevi mut­ luluğu gölgelemeyeceğine inananlar yine en fazla dindarlardır. Ancak bir kısım dindar olmayan kişilerin de bu kanaati taşımaları (Bkz. Tablo: XI / e), felsefi bazı görüşlerle beslenmiş olabileceklerini akla getirmek­ tedir. Fakat din karşıh grupta aynı eğilim [,örülmemektedir. Dini inanç­ ların dışında, özellikle varoluşçuluk gibi bazı felsefi akımlar, ölümü alabildiğine irdelemiştir. Bu düşünceler, doğrudan dine başvurmadan, kişiye ölüm karşısında belli bir ölçüde olumlu bir tutum geliştirme im­ kanı verebilir. Ölüm sonrasına bağlanan umutların bu dünyadaki mahrumiyetle de ilişkili olabileceği bazı psikolojik teorilerde sık sık dile getirilmiştir. Buna göre, kişinin hayal kırıklığı bu hayatta ne kadar büyükse, gelece­ ğe, bir öte dünyaya inancı da o kadar büyüktür.27 Örneklemimizin çoğunluğunun (% 40.5) böyle bir düşünce ve tutu­ mun kendi durumları açısından uygun olmadığını belirtmeleri, önemli bir bölümünün de bu konuda kararsızlıklarını dile getirmeleri (% 37. 6), belirtilen teoriye destek sağlamıyor gözükmektedir. Ömeklem grubu­ muz içerisinde yalnızca dini görevlerini tam olarak yerine getirenler, en yüksek oranda, bu dünyada güçlük ve sıkınh çekenlerin ölümden sonraki hayatta rahat edeceklerine inanmaktadır. Bu gösteriyor ki, ölüm sonrası için beslenen umudun büyüklüğü, dini görevleri yerine getirmedeki tamlıkla ilişiklidir. Dini görevlerini daha az sıklıkla yerine getirenlerde bu yöndeki inanç ve umudun çok belirgin olarak azalma­ ya başlaması ve diğer gruplarda bu azalmanın daha da artması ve sıfır noktasına yaklaşması anlamlı bir şekilde kendini göstermektedir. 27 Bkz. Argyle B.Ball aluru . The Soda! Psychology of Religion, s. 191. - , ÖLÜMLE İLGİ Lİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 139 SONUÇ Yaptığımız araştırmada elde edilen verilere göre, çoğunluğunu ilk yetişkin ve orta yaştan kimselerin oluşturdu ğ u örneklem grubumuzu ölüm konusunun oldukça ilgilendirdiği ve düşündürdüğü anlaşılmak­ tadır. Bu konuya kayıtsız kalanlar varsa da bunlar küçük bir azınlığı oluşturmaktadır. Bu dönem içerisindeki yaş farklarının, sonuçları etki­ leyici anlamlı bir rolü görülmemekle birlikte, 30-40 yaşlarında ve 40-60 yaşlarında insanların ölümle daha yakından ilgili oldukları söylene­ bilir. Allah inancı ve dindarlık seviyesi ile ölüm farkındalığı arasında yakın bir ilişki vardır. İnanç ve dindarlık seviyesindeki yükselmeyle orantılı olarak bireyler ölümü c aha sık düşünmektedirler. Dine ilgisiz, şüpheci ya da inançsızların ölümü daha az düşündükleri ya da hiç dü­ şünmedikleri anlaşılmaktadır. Allah' a inanma ve dini görevleri yerine getirmedeki şiddet ve kuv­ vet derecesi, ölüme verilen anlamı etkileyen önemli bir faktör olmak­ tadır. Buna göre, inançlı dindar kimseler için ölüm daha çok "sonsuz bir hayatın başlangıcı" olarak anlam kazanırken, şüpheci ve inançsızlar için ölüm bir "yokluk ve hiçlik" ten ibarettir. İnançlı dindarlar genellikle ölüme tevekkül ve sükunetle yaklaşır­ ken, inançsız kişilerin hakim tepkisinin " isyan ve öfke" olduğu gö­ rülmektedir. Şüpheci ve ilgisiz, din karşıtı kimseler ölüm karşısında­ ki endişe ve tedirginliği, en çok onun düşüncesini zihind.en kovarak, "bastırma" mekanizmasına başvurarak alt etmeye çalışmaktadırlar. Ölüm karşısında "korku ve sıkıntı" inançlı dindar kişilerin önemli bir kısmının hakim tepkisi olarak gözükmektedir. Bu korkunun temel­ de günahkarlık duygusuyla, dini sorumluluk bilinciyle yakın ilişkisi vardır. Bu yüzden "ölümden sonra Allah'ın huzurunda hesaba çeki­ leceğimi düşünerek korkuyorum" cümlesiyle ifade edilen bir tutum açığa çıkmaktadır. Şüpheci ve inançsızlar en fazla sevilen objelerden ayrılmaya yol açtığı için ölümden korku duymaktadırlar. Dindar olma­ yanların önemli bir bölümü için ölüm korkusu, ölümle her şeyin sone ereceği düşüncesine dayanmaktadır. Cinsiyet farkının anlamlı bi r şekilde etkili olduğu bir-iki durum­ dan başta geleni bu ölüm korkusudur. Elde edilen verilere göre ölüm 140 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PS İ K O LOJ İ S İ v e DİN korkusu kadınlarda daha yüksek düzeylerde olup, kadınların ölüm­ den korkma nedenleri arasında en yaygın olanı "sevilen obj elerden ayrılma"dır. Dini sorumluluk bilinci de buna yakın bir korku sebebi olmakla birlikte, erkeklere kıyasla d aha alt düzeyde yer almaktadır. Ölüme arzu duyma, ya dini inanç ve öğretilerin vaat ettiği "son­ suz mutluluk" kapısı olması ya da "hayatın güçlüklerinden bir kaçış" olması dolayısıyla yaşanmaktadır. Bu iki tutumun her ikisine de inançlı ve dindar kimselerde rastlanmaktadır. Buna karşılık şüpheci ve inanç­ sızlarda ölüm hiçbir şekilde arzu edilmeyen bir olgudur. Kadınlar, en çok hayatın güçlüklerinden kurtuluş olarak gördükleri ölüme erkekler­ den daha çok arzu duymaktadırlar. Ölmüş bir insanla karşılaşma ya da bir mezarda hazır bulunma, inançlı dindar kişilerde en fazla ölüm sonrasını düşünmeye, iyilik ve ibadetleri çoğaltma isteğinin uyanmasına yol açan bir etki meydana getirmektedir. Dindar olmayan, şüpheci ve inançsız kimseler açısından ölümün tabii bir olgu olması dışında bir anlamı olmadığı için, herhangi bir yönde etkilenme de olmamaktadır. Aynı şekilde inançlı ve dindar insanlar için sevilen bir yakının ölümü kişinin ilahi irade karşısında kendi, "güçsüzlük ve çaresizlik" durumunun bilincine yakından ulaş­ tıran ibret verici bir olaydır. Din karşıtı kimselerde sevilen bir yakının ölümü çaresizlik tecrübesinin yaşanmasına yol açmakla birlikte, dine ilgisiz ve inançsız kimseler için böylesi bir ölüm "hınç ve isyan" duy­ gularını açığa çıkaran bir etkiye sahiptir. Kadınlarda sevilen bir yakının ölümünün hakim tepkisi, erkeklerden farklı ve anlamlı bir şekilde en fazla " acı ve üzüntü" olarak kendisini ortaya koymaktadır. İnançlı dindar kimseler, ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz bir hayatın varlığına inanç be.s lemektedir. Şüpheci ve inançsızlarda ölüm ötesi bir hayatın varlığı reddedilirken, "insani eser ve başarıların sonsuzluğu" na duyulan inanç en üst seviyededir. Elde ettiğimiz veriler, günümüz aydınının ölüm ötesi ile ilgili ciddi, inanç problemleri yaşadığını ortaya koymaktadır. Allah'a ina­ nanların dörtte biri cennete, yarısına yakını da cehennemin varlığına inanmamaktadır. Dinin çerçevesini belirlediği ölümsüzlük düşüncesi­ ne uygun düşmeyen biyolojik, sosyal, fiziki vb . ölümsüzlük anlayışına sahip olanlar, toplam sayının üçte biri kadardır. Bu bulgular, Batı' da da ÖLÜMLE İLGİLİ TUTUMLAR VE DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ ÜZERİNE 141 benzeri örneklerini gördüğümüz şekilde, çağdaş kültürün, ölüm ötesi ile ilgili olarak geleneksel dini inançların haber verdiği bilgilere karşı büyük bir güvensizlik geliştirdiğini ortaya koymaktadır. İnançlı dindar kimselerin ölümle ilgili olmaları ölçüsünde, bu konudaki düşünce ve kaygıların onları dini daha iyi yaşamaya ve uy­ gulamaya yönelik bir etkiye yol açtıkları anlaşılmaktadır. Dindar ol­ mayan kimselerin ise, ölümü düşünerek ya da ondan etkilenerek dine yönelmeleri söz konusu değildir. Böylece, ölüme yönelik ilgilerin ancak dini bağlanma ile bir arada işleyen bir motif olduğu görülmektedir. Bu bakımdan denebilir ki, dindarlık ölümle ilgilenmeyi ölüm de dindar­ lığı artıran bir ilişki içerisinde yer almaktadırlar. Buna uygun olarak, ölümün aşılamazlığı ve çaresizliği karşısında dinin güven sağlayıcı faydasından en çok dindarlar yararlanmaktadır. Ölümle ilgili inanç ve düşünceler dindarların hayat tarzını önemli ölçüde etkilemekte­ dir. Fakat normal şartlarda dine ilgisiz bir kısım kimselerin de dinin güven sağlayıcı atmosferinden zaman zaman yararlandıkları, ölümle ilgili inanç ve düşüncelerin etkisiyle geçici de olsa dine yöneldikleri anlaşılmaktadır. Buna karşılık din karşıtı kimselerin dünyasında ölüm karşısında güven sağlayı cı bir sığınak olarak dinin hiç yerinin olmadı­ ğı gibi, ölümle ilgili inanç ve düşüncelere hayat tarzlarını etkileyecek şekilde yer vermeleri de söz konusu değildir. Dindarlar ölümü daha çok düşünmekte, ondan korkup kaygı duymakla birlikte, ölüm üzeri­ ne düşünmeyi sürdürmektedirler. Dindarlar arasında belli bir oranda ölümün varlığını rahatsız edici bul anlar olduğu gibi, dindar olmayan kimseler arasında da ölüm üzerine düşünmenin gereğine inananlar vardır. Büyük bir ihtimalle bunlar günahkarlık duyguları ağır basan ya da yaşam tarzı itibariyle daha sektiler olan bir gruptur. Buna karşı­ lık inançsız kimseler en çok, ölüm üzerine düşünmenin huzur bozucu gereksiz bir davranış olduğunu düşünme eğilimi taşımakta, rahat ve huzuru ölümü inkarda bulmaktadırlar. Onlar ölümü inkar etmek yo­ luyla bir rahatlığı tercih etmektedirler. Örneklem grubumuzda yer alan kişilerin büyük çoğunluğu sosyal mahrumiyet içersisinde yaşayan in­ sanların, ölümden sonraki hayatta rahat edeceklerine inanmamaktadır. Böyle bir inanç taşıyanların diğerlerinin ancak yarısı kadar olmaları, dindarlığı "engellenme teorisi" çerçevesinde ele alan görüşlere destek 142 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ P S İ K O L OJİ S İ ve DİN sağlamamaktadır.Çok güçlü bir dini inanca sahip kimseler açısından böyle bir dini tesellinin anlamı vardır; daha alt seviyede dindar ya da ilgisizler açısından böyle bir inanca bel bağlama ya düşük oranlardadır ya da bu kararsız kalınan bir konudur. Kısaca, araştırmamızda, ölümle ilgili olarak geliştirilen_ duygu, dü­ şünce ve tutumlarla, dini inanç ve uygulamalar arasında sıkı ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Dini inanç ve uygulamadaki kuvvet ve sıklık derecesine göre anlamlı bir şekilde farklılaşan tutumlar söz konusudur. Dindar kişiler genel olarak ölümle daha fazla meşgul olmakta, buna karşılık ölüm karşısında daha olumlu tutumlar geliştirmektedir. Dördüncü Bölüm AHİRET İNANCININ PSİKOLOJİK TEMELıERİ İman psikolojik bakımdan, duyu ve algı alanının ötesinde bir ger­ çekliğe sahip bulunan şeylerle ilgili bir inanç besleme durumu olarak tanımlanabilir. Yani iman, hazır ve burada olmayan, insan idraki tara­ fından kuşatılamayan aşkın bir obje(=ğayb) ile ilgili kabul ve tasdik edi­ ci bir tutumdur. İmana konu olan hususların tamamı "mebde ve mead" denilen meselelerle ilgilidir. Bu bakış açısıyla, imanın ana konusunun Allah ve ahiret olduğu söylenebilir. Kur'an'da ahirete imanın çoğu kere Allah' a imanla birlikte zikredildiği (Al-i İmran 3/ 113-114; Nisa 4/ 38; Tevbe 9 / 19;Haşr 58 / 22) görülmektedir. Ahireti inkar etmenin ise Allah'ı inkar anlamına geldiği( Ra'd 13 / 5; Nahl 1 6 / 22), Allah'a ve ahi­ rete inanmayanların aynı kişiler olduğu ( Bakara 2/ 264; Tevbe 9 / 29, 45) kaydedilmektedir. Bu durum, dirilişe ve ahiret gününe imanın, Allah' a ve O'nun kudret, hikmet ve adalet gibi sıfatlarına inanmakla, Allah'a imanın da ahiret gününe imanla doğrudan ilgisi olduğunu ortaya koy­ maktadır. Öyle anlaşılıyor ki, inanan bir insan açısından ahirete olan inancımızın mahiyeti ve derecesi genelde Allah' a olan inancımızın ma­ hiyeti ve derecesini yansıtır ( Bakara 2/ 28; A'raf 7/ 158; Yasin 36 / 78-79). Ahirete iman, Allah'ın varlığına imanla birlikte vardır. Bununla birlik. . te, Allah' a inanmak ile ahirete inanmak mahiyetçe aynı şey değildir. Bir başka deyişle, ahirete inanmanın psikolojik olarak kendine has bir tabiatı vardır. 144 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTE Sİ P S İKOLOJİSİ v e DİN Allah'ın varlığına iman genelde insanların çoğu tarafından psiko­ lojik bir zorunluluk olarak hissedilmektedir. Tanrıtanımazlık(=ateizm), imkansız değilse bile çok ender bir durumdur ve genel olarak ta rasyo­ nel olmaktan çok duygusal temellere dayanmaktadır.1 Günümüzde ya­ pılan araşbrmalar, hangi yaş ve sosyo-kültürel kesimden olursa olsun, günümüz sektiler kültür ortamında bile Allah inancında ciddi bir sar­ sınb yaşanmadığı, dini inançlar manzumesi içerisinde en yüksek oran­ da Allah'ın varlığına inanıldığını ortaya koymaktadır. Buna karşılık, ölümden sonraki hayatla ilgili inanç - yeniden diriliş, ilahi mahkemede yargılanma, cennet ve cehennem- konularında şüphecilik ve inkarcılık tutumlarında belirgin bir arbş görülmektedir. Gerek batı toplumların­ da gerekse ülkemizde, dini bakımdan inançlı nüfusun önemli bir kıs­ mının, ölüm ötesi hayatı tanımlayan inanç konularının bir kısmına ya da bütününe inanma güçlüğü yaşadıkları görülmektedir. Bu konudaki inançsızlık, her ülkede, her dinin mensuplarında, her yaş ve meslekte hatta bazı yerlerde din adamları arasında bile, -oranları eşit olmamakla birlikte-, arbş kaydetmektedir. Özellikle cehennem konusu, bazı kimse­ ler tarafından bağışlayıcı Allah fikri ile bağdaşamaz gözükmektedir. Bu kimselerin cehennemin varlığına karşı çıkmayı gerektiren bazı psikolo­ jik durumlar içerisinde bulunduğunu kabul etsek bile sonuçta, yeniden diriliş, hesaba çekilme, cennet ve cehennemin varlığına inanç düzeyi, anlamlı bir şekilde Allah'ın varlığına inançtan daha düşük düzeylerde benimsenmektedir. 2 İslam öncesi puta tapıcı Arap toplumunda da benzeri eğilimin güçlü bir şekilde kendisini gösterdiği bilinen bir gerçektir. Onların çoğu yaratıcı ve düzenleyici bir Allah fikrine karşı çıkmamakla birlikte (Ankebut 29 / 61; Lokman 31 / 25; Zümer 39/ 38; Mü'minun 23 / 84-85; Fussilet 41 / 50; Zuhruf 43 / 9), yeniden dirilişi imkansız görerek bunu kesin olarak reddediyorlardı. (Yasin 36/ 78; Vakıa 56 / 47-48; En'am 6 / 29) Bu inançsızlıklarını haklılaşbrmak için de birtakım akıl yürüt1 2 Bkz. Vergote ,Antoine. ,Psychologie Religieuse, 3.bas., Bruxelles 1969, 2.277-283; Mehmet Aydın, Din Felsefesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınlan, İzmir 1987, s. 162183. Bkz. Delooz. Pierre, "Qui croit a l'au-dela", A.Godin(edt.) Mort et Presence, etudes de psychologie, Bruxelles 1971, s.17-38; Vergote, Antoine, Religion, Foi, İncroyance, Bruxelles 1983, s. 68-74. AHİRET İNANCININ P S İ K O LOJİK TEMELLERİ 145 melere, tecrübe dünyasının verilerine başvuruyorlar, itirazlarına cevap oluşturacak somut, elle tutulur deliller talep ediyorlar ve böylece (Du­ han 44 / 36; Casiye 45 / 25) çok güçlü şüphe ve inkarcı tutumlar sergili­ yorlardı (Yunus 10 / 7; Nahl 1 6 / 22,38; İsra 17 / 98; Mü'minun 23 / 82-83; Neml 27 / 66; Sebe 34/ 7; Casiye 49 / 23-24;; KM 50 / 2-3; Kıyame 75 / 5-6) . Bu yüzden, bu dünya hayahnın ötesinde bir hayahn varlığı, insanların öldükten sonra diriltilip kaldırılmaları, hesaba çekilme, Allah ile karşı­ laşma, müşrik Arapların Kur'an öğretisi içerisinde oldukça rahatsız ol­ dukları ve en sert tepki gösterdikleri konulardan birisi olmuştur (Alak 96 / 8; Tekasür 102 / 8) . Tabiah itibariyle ölüm ötesi hayahn dünyevi zihniyete sahip kim­ seler açısından ciddi bir inanma güçlüğü arz ettiğini söylemek müm­ kündür. Ancak bu konunun inananlar açısından da bir anlama gü çlü­ ğü ihtiva ettiğini yine Kur'an'daki örneklerde görmek mümkündür. Sıradan inançlı insanların yanı sıra (Bakara 2/ 259), Hz.İbrahim gibi bir peygamberin bile "Rabbim ! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana gös ter'' diye Allah' tan talepte bulunması ve bunun da şüphe ya da inançsızlığından dolayı değil " tatmin arzus u nd a n kaynaklandığını belirtmesi(Bakara 2/ 260) burada kayda değerdir. Görüldüğü gibi, dini inançlar manzu­ mesi içerisinde ahiret inancı, insan psikolojisi açısından en problemli " alanların başında gelmektedir. Çünkü burada basitçe bir inanç yokluğu değil, kabul edilen dinin temel öğretisi ile tezat teşkil eden bir inkar söz konusudur. İnanma durumunda ise, ilk planda akıl ve tecrübe alanı dışında kalması bakımından, hiç tasavvur edilemeyen kökten değişmiş bir vücudu anlama güçlüğü ortaya çıkmaktadır. Bedensel olarak bir ye­ niden var oluşun Allah tarafından yarahlmasını tasdik ederek yeniden dirilme düşüncesini benimseme, kendine has birtakım zihinsel güçlük­ lerle karşılaşmaktadır.3 Ölüm ötesi dünyanın varlığı ve oradaki hayahn nasıl olacağı ile il­ gili açıklamaların, ölüm sonrası varoluştan bağımsız olduğu bir gerçek­ tir. Başka bir deyişle, öte dünyaya ilişkin kanıtlarla bu dünyanın varlığı arasında bir bağlanh yoktur. Bununla birlikte, öte dünyanın varlığı ve oradaki varoluşun nasıl olacağına ilişkin inanç ve kanaatimiz, bu dün3 Bkz. Koç Turan, Ölümsüzlük Düşüncesi, İz yayınalık, İstanbul 1 991,s. 163-205 146 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN yadaki hayabmızı köklü bir biçimde etkilemektedir. Dolayısıyla, ahiret konusunda dinin, nübüvvetin bildirdiklerini kabul etmenin dışında ya­ pılacak bir şey yoktur; çünkü onlar başka bir yolla ispatlanamaz. İnsan­ gayb ilişkisi bağlamında düşünüldüğünde, sonlu bir alandan örnekler sunmak ya da benzetmeler yapmak suretiyle sonsuzun anlablmaya ça­ lışılması, zorunlu bir keyfiyettir. Çünkü, sonsuz boyutu ya da aşkınlık alanını insanın kavraması mümkün değildir. İşte bu imkansızlık dola­ yısıyla, ğayb alanının insana ancak, onun bildiği şeylerle benzetmeler ve örneklemeler yapılarak anlablması zorunluluğu doğmaktadır. Bu yüzden Kur'an'ın anlabmlarında, bizim için ğayb kategorisinde yer alan gerçekleri, algı alanımıza giren nesnelerle somutlaşbrmak suretiy­ le anlatıldığı görülmektedir. Normal insanın, sonuçta ahirete inanmak zorunda olduğunu kabul etsek bile, bunun ancak belli bir süreçten ge­ çerek mümkün olabileceğini ifade etmemiz gerekiyor. Bu yüzden ye­ niden dirilme düşüncesi, ruhun tabiatıyla belirlenmiş bir sonsuzluk ya da ölümsüzlük fikrinden çok farklı olup, ancak bir yığın psikolojik di­ rençlerin aşılması ve dini yönelimin derinden bir gözden geçirilmesi ile mümkün olabilmektedir. Zihinsel düzeyde yaşanan zorlanmanın ya­ nında duygusal dirençleri de göz önünde bulundurmak gerekmekte­ dir. Ahiret inancı çerçevesinde yer alan "ilahi mahkemede yargılanma" (cehennemde ceza çekme ihtimali) bakış açısı, belli bir "suçluluk ve gü­ nahkarlık duygusu" sıkınbsını besleyecek tabiattadır. Bundan dolayı, insan psikolojisinde kendiliğinden yer alan "ölümsüzlük arzusu"ndan, dindeki ahiret inancının ihtiva ettiği fikirlere ulaşma her zaman kolay­ ca gerçekleşebilen bir durum olarak gözükmemektedir. Şüphesiz ki, bu inanma ve anlama güçlüğü aşılamaz bir durum değildir. Yeryüzündeki Allah'ın işaretlerine dikkatini yönelten ve ilahi mesaja kulak veren kimseler açısından ahiret inancı hayab anlamlan­ dıran ve davranışları yönlendiren çok güçlü imalar ihtiva etmektedir. Ölümün bir son değil, geçici hayattan sonsuz hayata giden yolda bir ara durak olarak tanıblması bakımından, ahiret hayab ile ilgili inançlar Müslüman için çok önemli psikolojik dayanaklar sağlamaktadır. AHİRET İNANCININ P S İ K O LOJİK TEMELLERİ 147 1 . Ahiret İnancı ve Ölümü Kabullenme Dünyada tüm insanların müşahedesine açık en önemli iki olay şüp­ hesiz doğum ve ölümdür. Ölümün kaçınılmazlığı evrensel ve önü alına­ mayan bir gerçek olduğuna göre (Al-i İmran 3 / 185; Enbiya 21 / 35) ona verilecek anlamın, kişinin bireysel ve toplumsal hayalında çok önemli yönlendirici etkiler meydana getireceği kolaylıkla ifade edilebilir. Fakat ölüm psikolojik olarak kabul edilmesi çok zor bir gerçektir. Çünkü in­ san, kendi yok oluşunu ve tükenişini düşünmek bile istememekte, geç­ mişteki anıları ve gelecekle il gili ümitleriyle yaşamaktadır. Bu yüzden ilk nazarda ölüm insana tabii bir olay gibi görünse de, herkes böyle bir gerçek karşısında kendisini kolayca boyun eğmeye hazır hissetmemek­ tedir. Freud'un ifadesiyle, "kimse kendisinin öleceğine inanmaz" veya " bilinçdışında herkes kendi ölümsüzlüğüne inanır" .4 ve bu yüzden de hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız. İnsan için ölüm ne kadar tabii ise o ka­ dar da musibet olarak gözükmektedir. Bu noktada psikolojik bir çelişki yaşanmaktadır; aynı anda hem ölümün varlığı kabullenilmekte fakat hem de ondan kurtulmak is tenmektedir. Açıkçası insan şuuru ölümü "yok olma" olarak inkar ediyor, fakat büyük ve önemli hadise olarak ta onu kabul ediyor.5 Böylece "ölüme boyun eğme" ve ona "itiraz etme" tavırları aynı anda yaşanmaktadır. Ölüm genel olarak insanlarda korku ve kaygı uyandıran bir et­ kiye sahiptir. Ölüm korkusu gerek hemen hemen her insanda var­ lığını hissettirmesi, gerekse şiddet ve tesirinin kuvveti bakımından diğer bütün korkulardan ayrılır. Yaşadığımız bütün korkuların te­ melde sadece ölüm korkusu olduğu, ölüm korkusunun diğer bütün korkuların anası olduğuna dair görüşler vardır6 Geçmiş kültürlerde olduğu gibi zamanımızda da ölümle ilgili birçok adet, ayin ve tö4 5 6 Freud, Sigmund, "Ölüme Yönelik Tutumumuz", Uygarlık, Din ve Toplum (çev.Sel­ çuk Budak) Öteki Yayınevi Ankara 1995, s.75. Morin, Edgar, L'Homme et la Mort dans l'Histoire, Paris-Correa, 1951, s.15; Bau­ man, Zygmunt, Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri (çev. Nurgül Demirdöven), Aynntı Yayınlan, İstanbul 2000,s.24 vd. Zulliger Hans, Çocuklanmızın Korkulan (Çcv. Kamuran Şipal), Bozak yayınları, İs­ tanbul., 1975, s. 25 Thomas, Louis -Vincent, Ölüm (Işın Gürbüz), İletişim Yayınlan, İstanbul 1991; Yalom, Irvın, Varoluşçu Psikikoterapi, (çev. Zeliha İyidoğan Babayi­ ğit) Kabala Yaymevi, İstanbul 1999s.52-94. 148 Ö LÜM, Ö L Ü M ÖTESİ PS İ K O L OJ İ S İ v e D İ N renlerin oluşmasında ve işlemesinde korku unsurunun önemli bir faktör olduğu görülmektedir.7 Kendi döneminde insanların pek çoğunda açık ya da gizli ölüm korkusunun varlığını müşahede eden İbn-i Sina, müstakil bir risalesini bu konuyu incelemeye ayırmışhr.8 Ölüm korkusunun en tipik tezahür­ lerini, ölüme çok yaklaşmış bulunan insanlarda müşahede etme imkanı vardır. Ölmekte olan hastalar üzerinde birkaç yıl boyunca yapılan mü­ şahedelere dayalı bir araştırmada, çok yakında ölebileceği kendisine haber verilen kişilerin çok büyük sarsınhlar geçirdiği ve beş psikolojik safhadan sonra ancak ölümü kabullendiği ileri sürülmüştür. Önce şüp­ heli bir hayret sonra isyan duygularıyla sarsılan ölümcül hasta, daha sonra bir çöküntü içerisinde şiddetli sıkınh ve üzüntüler yaşamaktadır. Bu arada, ölüme yaklaşan kişinin geçmişte çözümlenememiş psikolojik sorunları yeniden canlanmakta ve abarhlmış bir biçimde yaşanmakta­ dır. Böylece kişi ölümün yanı sıra geçmişten getirdiği türlü çahşmalarla da başa çıkmak zorunda kalmaktadır. En son safhada kişi kendisini bu karşı konulmaz akıbete teslim olmaya hazır hale gelmektedir. Bir başka araşhrmada da ölmekte olan kişinin yaşadığı çok karmaşık duygular içerisinde şunlar ayırt edilmektedir: Bilinmezliğin korkusu, yalnızlık korkusu, yakınları yitirme korkusu, bedeni yitirme korkusu, deneti­ mini yitirme korkusu, acı duyma korkusu, kimlik duygusunu yitirme korkusu, gerileme korkusu .9 Bu korku uyandırıcı ve ürkütücü tabiah dolayısıyla ölüm gerçeği ile karşılaşmak ve onu kabullenmek çoğu insan için oldukça zor bir durumdur. Bu yüzden, ölümü hiç düşünmemek, ölüm hiç yokmuş gibi yaşamak ya da ölüm sonrasını bir "hiçlik" olarak varsayıp, haya­ tın zevkini çıkarmak düşüncesiyle hareket eden kimi insanların ölüm gerçeğini reddedici bir tutum geliştirdikleri görülmektedir. Ölümün varlığını inkar etme özellikle günümüzde Batı toplumlarında görülen 7 8 9 Örnek, S. Veyis, Anadolu Folklorunda Ölüm, Ankara 1971, s. 108; Zulliger, a.g.e., s. 26-28. Bkz. İbn-i Sina, Risale fi defi ğami'l-mevt (Ölüm Korkusundan Kurtuluş) çev. M. Hazmi Tura, Burhilneddin Mtb,, lst., 1 942. Ayrıca bkz. İbn-i Miskeveyh, Tehzib-i Ahlilk, Mısır 1299, s. 81-84 Bkz . . Hökelekli, " Ölüm ve Ölüm ötesi Psikolojisi",.UÜİFD,c.3 (1991) 5.3, s. 158. AHİRET İNANCININ P S İ K OLOJİK TEMELLERİ 149 en yaygın tutumlardan birisidir.1° Cinsellik, refah ve mutluluk düşün­ cesinin hakim olduğu çağdaş dünyada, ölümü hatırlatan ve hatırlata­ bilecek olan her şeyden uzak kalma çağdaş bir davranış biçimi halini almıştır. Utanç verici bir olgu olarak algılanmaya başlanan ölüm, adeta sosyal olarak kendisinden bahsedilmesi yasak bir tabuya dönüşmüş­ tür.11 Genel olarak, ölümün gizlenmesi, bütün toplumsal davranışlarda az veya çok ustalıkla kendisini göstermektedir. Bireysel düzeyde ise, ahirete inanmayan kimseler ölüm hakkında hiç düşünme fırsatı kalma­ yacak şekilde kendilerini çeşitli uğraşlara kaptırmak suretiyle bu kor­ kuyu "maskeleme" ya da ölüm düşüncesini şuurundan tamamen atarak, onu hiç hatırlamamaya çalışarak, "bas tırma" yoluyla onun kaygı verici varlığının etkisinden uzaklaşmaya çalışmaktadırlar. Şurası bir gerçek­ tir ki, ölüm düşüncesinin bastırılması hayatı örseler, zira kendisini bu şekilde savunan kişi ölümle karşılaşmamak için bir bakıma ölü taklidi yapmaktadır.12 Bir başka deyişle, ahret inancına sahip olmadan ölümü düşünen kişi, ölümü her düşündüğünde ölecektir. Oysa ki ölümün ha­ yatla birleştirilmesi hayatı zenginleştirir; bireylerin kendilerini önem­ siz şeylerle bunaltmaktan kurtarmalarını, daha anlamlı ve daha sahici olarak yaşamalarını sağlar. Ölümün tam farkında olmak kökten kişsel değişimlere neden olabilir.13 Araştırmalar, güçlü bir dini uyuma sahip olanların ve samimi dindarların, ölümü daha kolay kabul ettiklerini göstermektedir. Ölüm anları, hayatın, cesaretin ve inancın test edildiği durumlar olarak al­ gılanmaktadır. Böyle bir algı, ölümün yok olma, acı çekme ve sevdik­ lerinden ayrılma gibi yorumları engellemektedir.14 Ahiret inancının, ölümü sık sık hatırlama ve ölümle yüzleşmeye yol açması bakımından belli ölçüde kaygı uyandırıcı ya da artırıcı olduğu söylenebilir. Ancak, 10 11 12 13 14 Bkz. Aries, Philippe, Batılının Ölüm Karşısında Tavırları (çev.MehmetA!i Kılıçbay) Gece Yayınları, Ankara 1991. Aries,, Philippe "La mort interdite: le changement des attitudes devant la mort dans !es societes occidentales" . Archives Europeennes de Sociologie, 8, 2 (1 967), s. 169195. Vergote, Antoine, Religion, Foi, İncroyance, Bruxelles 1983, s.66. Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.94. Bkz. Hood, Ralph F. Spilka, Bemard. Hunsberger, Bruce. Gorsuch, Richard. The Psychology of Religion, 2.bas., New York-London, 1996, s.389. 150 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİK OLOJ İ S İ v e DİN inanan bir insanın ölüm olgusunun yol açbğı korku ya da kaygıyı, ölü­ mün varlığını inkar ederek, ölüm gerçeği ile kendi zihni arasına duvar örerek değil, ölümden sonra devam edecek bir hayat vadine bel bağ­ layarak aşmaya çalışması son derece akla uygundur. Ölüm gerçeği ile yüzleşme cesareti gösteren, ölüm düşüncesi ile sık sık karşılaşan, ölü­ mü kabullenen ve belli düzeyde ölümden kaygı duyan inanan bir insan için .bu durum dini faaliyetlere güdüleyici bir etki yapar. Böylece, ahi­ ret inancının çift yönlü bir etkisinden söz etmek mümkündür. Ölümü hatırlama, ölüm düşüncesi ile daha çok içli dışlı olma, ölüm gerçeğini kabullenmeye bağlı olarak bir yanda belli bir kaygı yaşanırken, öbür yanda ölüm sonrası için hazırlık yapma, dini görevlerini yerine getir­ meye çalışma arzusunu uyandırma bakırrundan da olumlu bir yönelişe yol açmaktadır. Böylece dindarlık düzeyi ölüm kaygısını, ölüm kaygısı da dindarlık düzeyini etkilemekte15 fakat sonuçta Allah inancı ve bera­ berinde Ahiret inancı, ölüm korku ve kaygısını azalbcı, 16 ölüm ötesi ile ilgili umutları arbrarak kişiyi rahatlabcı bir işlev görmektedir. 2. Ö l ü msüzl ü k Arzus u ve Ahi ret İ nancı Ölüm korkusu nasıl insanın en temel korkusu ise, ölümsüzlük ya da sonsuzluk arzusu da en temel arzusudur. İnsanda gerçek bir ebedi yaşama, sonsuzca yaşama isteği vardır. Bir olgu olarak ölümün evren­ selliği ne ölçüde gerçekse, bir duygu ve arzu olarak ölümsüzlük isteği de o ölçüde evrensel bir psikolojik gerçektir. Ölümlü varlık yapısına rağmen i nsan sonsuza kadar kesintisiz yaşama, hiç yok olmama duy­ gu ve arzusuna sahiptir. Çocuk, genellikle hayatın sürüp gideceğin­ den şüphe etmez; onun öğrenmek ve içine sindirmek zorunda olduğu şey ölüm gerçeğidir. Hz. Adem'i Allah'ın buyruğu dışına çıkmaya ve Şeytan'ı n telkinleri altında davranmaya sürükleyen de bu arzunun ta kendisidir ( A'raf 7 / 20; Taha 20 / 120). İnsanı korkutup ürküten, en­ dişelendirip rahatsız eden şey hayabn sürüp gideceğine inanmak de­ ğil, onun bir yerde son bulacağım hissedip düşünmektir. Bu yüzden 15 Yıldız Murat, Ölüm Kaygısı ve Dindarlık, İzmir İlahiyat Vakfı yayınlan, İzmir 2006, 16 Bkz. Karaca,Faruk Ölüm Psikolojisi, s.334, 364. s.181-184. AHİRET İNANCININ PSİKOLOJİK TEMELLERİ 151 Filozof Unamuno, yok olmaktansa ebediyen cehennemde yaşamaya razı olduğunu, çünkü hiçbir şeyin kendisine, hiçliğin kendisi kadar korkunç görünmediğini ifade etmiştir.17 Jung da ölüm ötesi bir hayata inanmanın insanın varlık yapısına eşit olduğunu şöyle dile getirir:" İn­ sanların büyük çoğunluğu her zaman hayatın devamlılığına inanma ihtiyacı duydular( . . . )Hayatzn ölümü aştığını düşündüğümüz zaman, bu düşün cenin anlamı bizden kaçıp kurtulsa, aklımızla tam kavrayamasak bile, yine de haya­ tın içinde hareket ediyoruz. Ölüm ötesi bir hayata inanma insan için kaçınıl­ maz, zorlayıcı bir durumdur."18 Hayabn sürekliliği algısı, yaşarrun her döneminde insan tabiabnın derinliklerinde kök salmış çok belirgin bir eğilimdir. Tüm insanlığın dini ve ahlaki tecrübesini göz önünde bulunduracak olursak, genelde insanın manevi ve ahlaki değerlerinin kaybolacağını bir türlü kabul edemediği görülmektedir. Yani insanın tüm çalışma ve gayretlerinin sonunda başarısızlıkla sonuçlanacağı, her şeyin sanki hiç olmamış gibi, tekrar başladığı yere geleceği duygusu dini ve ahlaki tecrübeye ters düşmektedir. Öte yandan, yaşlılık dönemine gelmiş bir kimsenin geri­ leme, kayıplar ve ölüm karşısında yaşadığı sıkınblara geçerli bir çözüm bulması "süreklilik" duygusunu koruyup korumaması ile çok yakın­ dan ilgilidir. İnsanın payına düşen bir "adalet" olması gerektiği inan­ cı, kaybedilenlere karşı önemli bir telafi imkanı sağlar. Yani, yaşlı ve ölümcül olanın yitirdiğine karşılık bir şeyler alabilmesi genel kuraldır. Bu anlamda "sonsuzluk inancı" telafi ilkesinin sonuçlarından birisidir Sonsuzluk kavramı, ölenin ve kalanların ortak bir referans çerçevesi­ ni paylaşmalarını sağlar; diğerlerinin, çevredekilerin kaygısını azalbr; ölenin hakkım aldığı düşüncesiyle çevreyi rahatlahr; gerileyici mü­ dahale için pekiştirme sağlar("Yapacak bir şey kalmamışh!"); ölen ve ölüm yüzünden doğabilecek toplumsal kesintiyi engeller ( "Yas tutacak vakit yok, o şimdi daha mutlu!" ) . 1 9 Bu yüzden ölüm sonrası sonsuza kadar süren yaşam düşüncesi en çok yaşlıların sarıldığı bir inanç olarak değer kazanır İşte Ahiret inancı gücünü büyük ölçüde böyle bir duy17 18 19 de Unamuno, Miguel, Yaşamın Trajik Duygusu (çev. Osman Derinsu) İstanbul 1986, s.20-24;50. Jung C.G, Problemes de l' Ame Moderne (Fr.çev.. Yves Le !ay) Corr�a 1%0, s.241. Çileli, Meral, "Ölüm", Bekir Onur, Gelişim Psikolojisi, Yetişkinlik. Yaşlılık.Ölüm. Verso Yayınlan, 2.bas.,Ankara 1991,s.200-201. 152 ÖLÜM, Ö L Ü M ÖTESİ P S İ KOLOJİSİ v e DİN gudan almakta ve bu temel arzusuna seslenmektedir. Ahiret inancına sahip kişiler, hiçliğin, yok oluşun dehşet verici ve hayah anlamsızlaş­ brıcı tehdidinden kurtularak, varlıklarının ve değerlerinin sürekliliğini güvence alhna almış olmaktadırlar. Böylece ölüm sonrasında da devam eden sonsuz bir hayat fikri ve inancı, her şeyden önce inanan bireye ki­ şisel kimliğinin asla yok olmayacağı, tam bir kişi olarak arzu duyduğu sonsuzluğa ulaşacağı müjdesini vermektedir Ahirete inanmayan, ölüm ötesi hayah inkar eden en kararlı muha­ lifler bile ölümsüzlük arzusunun etkisinden kaçıp bütünüyle kurtul­ makta çok zorluk çekmektedirler. Ahiret hayahnın, ölüm ötesi varlığın en kah inkarı, daha ölçülü ve denebilirse akılcı düşünce için daha küçük düşürücü bir tür ölümsüzlük inancı ya da anlayışının kabulü ile birlik­ te olmaktadır.20 Böylece ortaya maddi, biyo lojik, so syal, ruhi. ölümsüzlük anlayış ve doktrinleri çıkmışhr. İlk çağlardan beri bazı filozoflar mad­ di bir ölümsüzlük fikri geliştirerek, insanın da maddi özü bakımından ölümsüz olabileceğini savunmuşlardır. Kendi neslinin ve sulbünün ço­ cukları vasıtasıyla yeryüzünde sonsuza kadar sürmesi arzu ve inancı içerisinde pek çok ana-baba için bu inanç, kendi faniliğini unutturan ve ölüm karşısında teselli edici bir rol oynayan önemli bir duyg udur. Kimi insanlar da, kendilerinin ölümünden sonra geride bıraktıkları eserler sayesinde sonsuza kadar yaşayacaklarına inanırlar. İnsanı meydana ge­ tiren saf cevher olarak ruhun ölümsüzlüğü ve bu çerçevede ortaya çı­ kan ruh göçü(=tenasüh; metampsychose) ya da farklı bedenlere bürü­ nerek dünyada tekrar tekrar doğma(reincarnation) türü inançlar varlı­ ğını sürdürmektedir. Tarafımızdan yapılan bir araştırmada, örneklemin üçte birinin, ahiret düşüncesine alternatif bu gibi ölümsüzlük inançla­ rına sahip oldukları tespit edilmiştir.21 Yakın zamanlarda ise, gerçeklik ile temsil, gösterge ile anlam ve sanal ile "gerçek'' arasındaki karşıtlığın gittikçe kaybolduğu bir ortamda "sanal ve teknik ölümsüzlük"ten söz edilir olmuştur.22 20 21 22 Gregoire, François, L' Au-Dela, P.U.F., 5. bas., Paris 1977, s. 11,12-14; Aydın, Mehmet, Din Felsefesi, İzmir 1987, s.190-191. Bkz.Hökelekli, Ölümle l!gi!i Tutuml ar ve Dindarlıkla İlişkisi Üzerine Bir Araştırma (Bu kitabın 3. bölümü), Bauman, Zygmunt, Postmodemlik ve Hoşnutsuzlıkları (çev.ismail Türkmen) Ay­ rıntı Yayınlan, İstanbul 2000, s.228-233. AHİRET İNANCININ P S İ K OLOJİK TEMELLERİ 153 İnanan insan açısından Ahiret inancı, hangi türden olursa olsun bütün ölümsüzlük arzularını kuşahcı bir nitelik taşır. Ebedilik özle­ mi ve bu konuda duyulan tedirginlik ya da arayış insanı hep meşgul ederken, insanın yokluk kabul etmez gerçekliğinin de bir göstergesi durumundadır. Ölümlü bir varlığın kendi şartlarında ölümsüz olması imkansızdır; ancak ona sonsuz yarahcı bir güç kaynağından bir lütuf olarak verilmesi müstesna. Bu bakımdan ölümsüzlük özlemi, yeniden dirilişi ve hayahn devamını elinde tutan Yüce Allah'a inanç olmaksızın "narsistik bir arzu" olarak anlaşılmanın dışında bir anlam ifade etme­ yecektir. Ölümden sonra da hayatın devam edeceğine inanç aynı za­ manda, varoluşşsal kimliğimizin hep sürüp gitmesine müsaade eden Allah'ın iyilikseverliğinin de kabul ve tasdiki anlamına gelir. 3 . Ahiret İ n a ncı ve H ayata Anlam Verme İslam inancına göre ölüm olgusu, dünya ve ahiret olmak üzere iki aşamadan ibaret olan hayat sürecinin ilkinin sona ermesi ve ikincisinin başlamasına geçişi sağlayan bireysel tecrübedir Ahiret hayahna geçişin kapısı niteliğindeki ölüm, ahiret kavramının ayrılmaz bir parçasıdır. Hayahn sürekliliği içerisinde tekrarlanan yaşam ve ölüm olayının var kılınışının dinf anlamı " kimin daha iy i iş ve davranışlarda bulunacağının denenmesi" (Mülk 67 / 2) olarak Kuran' da zikredilmiştir. Kendimizi, dünyayı ve davranışlarımızı anlamlandırma bakımından ahiret dü­ şüncesi çok önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Ahiret düşüncesi insa­ na bu dünyada bir amaç ve hayat için bir anlam sunmaktadır. Ahiret yüksek/ yüce değerleri temsil eder. Başka bir ifadeyle, dünya, hayatın salt maddi yönünü, sırf dünyevi kazanımları ve geçici tatminleri ifade ederken, ahiret bu hayatın öbür tarafına, yani hayatın daha yüce ve ah­ laki değerlerine, sonsuzca sürecek olan huzur ve tatmine işaret eder. Bu yüce değerler, daha alt seviyedeki değerlerin kendisi için var olduğu ve peşinden gidilmesi gereken gayedir.Dünya zaman açısından "hemen, şimdi" ve "az değerli"; ahiret ise " henüz gelmeyen ve "yüce bir değere sahip olan" dır. "Dünyevilik", insanın en büyük zaaflarından birisidir. Bütün çaba­ larını sırf maddi hayatın içine gömen, hemen gelene itbar edip, sonra 154 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN gelecek olanı terk eden(Kıyamet 75 / 20-21;A'la 87/ 16-17), kısa vadeli bir düşünce ve anlayış içerisinde hayatını tüketen insanlar gerçekte kendilerini kandırma ve avutmadan başka bir şey yapmamaktadırlar. Eğer insan davranışları, ölüm sonrasını da hesaba katan bu uzun vadeli bakış açısına yerleştirilirse, çoğunun anlam ve değerden yoksun oldu­ ğu görülür. Eğer bir insan, ölüm sonrasını da içine alan uzun vadeli bir bakış açısı geliştirebilirse, zihnini ve dikkatini hayahn yüksek gaye ve hedeflerine yöneltir ve içinde bulunduğu durumun anlık ve kısa vadeli beklentilerine dalmaz. Çünkü dünyevilik insanı dar görüşlü yapar ve gerçek hedefleri unutturur. Ahiret olmaksızın insan anlık yaşama" du­ rumuna düşer ve sedece "dar görüşlü" olarak kalmayıp aynı zamanda "hayvanlar gibi" olur. Ahiret inancının anlamı, "dünyaya dalma" deni­ len dar ve başıboş hayat görüşlerinin tam tersine, görülmeyeni, gelecek olanı, ileride karşılaşılacak olan tehlikeleri devamlı zihinde tutarak in­ sanın kendini çözülüp dağılmaktan kurtarmasıdır.23 /1 Ahirete iman, insan davranışları için bir yön ve hedef belirler. İn­ san ancak nereden geldiği ve sonuçta nereye gideceğinin bilgisine sahip olduğu ölçüde kendisine bir gaye ve hedef belirleyebilir. Ahiret inancı, henüz ulaşılmamış, ancak ulaşılmak istenen yüce amaçlara işaret edereJ<, insanı bu amaçlar üzerinde düşünmeye ve onları gerçekleştirme yolun­ da etkin olmaya yönlendirir. Dünya hayatını aşan, ölüm sonrasına yö­ nelik hedefler göstererek, kişide güçlü bir amaçlılık duygusu yaratır ki, sağlam bir kimlik duygusunun gelişimi açısından bu son derece önemli­ dir. Ahiret inancının verdiği böyle bir amaçlılık duygu ve düşüncesinden uzak çoğu insanlar için hayat "boş ve anlamsız" dır. Hayatta bir anlam, herhangi bir hedef ve yön bulamama, insanın yaşamaya, mücadele et­ meye, ümit etmeye değecek hiçbir şeyi olmadığı duygusu; yaptığı işte çok çabalasa da çok isteyecek bir şeyi olmaması duygusu ruhun acı çek­ mesine yol açar. Evrenin amaçsız akışına karşı varoluşumuzun boşuna olduğu düşüncesinden gelen boşluk dayanılamazdır ve düşünülemez. Anlamsızlık, hayatın tamlığını engeller. Bu yüzden anlam arayışı insanın en temel ruhsal ihtiyaçlarının başında gelir. İnsan karşılaştığı her duru­ mu ve olayı, tanıdık açıklayıcı bir çerçeveye yerleştirerek bir anlam bul23 Çiftçi,Adil, Fazlur Rahman ile İslamı Yeniden Düşünmek, Kitabiydt, Ankara 2000,s.213-216. AHİRET İNANCININ PSİK OL OJİK TEMELLERİ 155 maya çalışır. Bunlardan herhangi biri belli bir kalıba girmediğinde kişi kendini gergin, kızgın ve tatmin olmamış hisseder. Daha tam bir anlayış, insanın durumu daha geniş tanınabilir bir kalıba sokmasına izin verene kadar sıkıntı durumu devam eder. Kişi uyumlu bir kalıp bulamadığında, kendini yalnızca kızgın ve tatminsiz değil, aynı zamanda çaresiz de his­ seder. İnsanın anlamın şifresini çözdüğü inancı her zaman bir egemenlik duygusu getirir. Kişinin keşfettiği anlam şeması kendisinin zayıf, çaresiz veya gereksiz olduğu fikrini içerse bile bilmeme durumundan daha ra­ hatlatıcıdır. Din dışı düşünce tarzlarıyla "insan yaşamının amacı ve anla­ mı" sorusu sayısız kere sorulmuş ama hiçbir zaman doyurucu bir cevap alınamamışbr. İnsanın ötesinde, hayatın ve ölümün ötesinde bir şeyden kuşku duyuldukça insanoğlunun kozmik anlam sistemini kucaklaması o kadar zorlaşmıştır. Bu yüzden bazıları ölümü hayatta kazanılan her türlü başarıya son noktayı koyan bir felaket olarak görmüşlerdir: "Ma­ demki ölüm vardır, o halde hiçbir şeyin nihai noktada bir anlam ve de­ ğeri yoktur" diyenlerin sayısı tarih boyunca az olmamıştır.24 Psikiyatrik inceleme ve gözlemler, hayata gaye bulmaya yönelik projelerde, kişi ken­ dini ne ölçüde aşarsa, yani kendi dışında bir şeye ya da birine ne kadar çok yönelirse (dava aşkı, yaratıcılık süreci, bir başkasına ya da ilahi öze bağlanma), söz konusu projenin de o kadar derinleşip kuvvetlenmesi­ ne şahit olunmuştur.25 Aşkın olana yer vermeyen, kendi üzerine dönü­ şümlü ve kendi içine kapalı bir düşünce tarzı ile bu sorunu aşma imkfuu olmadığı pek çok kez görülmüştür. Dolayısıyla bu dünyanın yaşamaya değer olup olmadığı sorusu, dinin dışında çok tarbşmalı bir konu olarak Mla güncelliğini korumaktadır. Çağımıza damgasını vuran naturalist­ nihilist anlayışlar i nsanı büyük bir çıkmaza ve bunalıma sürüklemiştir. _ Çünkü ölüm ve yaşam karşısında bir yol göstericiden mahrum olan kim­ se köksüz ve dayanaksızdır. Aşkın olanla bağını koparmış bir düşünce ve inanç evreninde, "psikiyatri pratiğinde her gün artan sayıda insanın " anlamsızlık", "boşluk" duygularından yakınmalannın26 sebebi budur. 24 25 26 Aydın, Din Felsefesi, s.184. Bkz.Frankl, Viktor E., İnsanın Anlam Arayışı (Çev.S.Budak) Öteki Yayınevi, İstan­ bul 1992, s.90-100; Duyulmayan Anlam Çığlığı, İstanbul 1994, s.23-36;. Yalom, Varo­ luşçu Psikoterapi, s.661-668 ; Yalom, Irvın D, Din ve Psikiyatri (çev.Ôzden Ankan) Merkez Kitaplar, İstanbul 2000, s.38. Yalom, Varolouşçu Psikoterapi, s.701-724; Tura, Saffet Murat, Şeyh ve Arzu, Metis yayınlan, İstanbul 2002, s.154-156. 156 ÖLÜM, Ö L Ü M Ö T E S İ PSİKOLOJ İ S İ v e D İ N Bu soruya yalnızca dinin cevap verebildiğini, en katı din muhalifleri bile itiraf etmek zorunda kalrnışlardır.27 Hayatına anlam bulamayan kimsele­ rin içine düştükleri "depresyon" hali, ölümle sonuçlanan intihar girişim­ lerinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.28 Dünya hayatı eksiklik ve sınırlıklarla doludur; bu haliyle yaşam insan için tatmin edici olmaktan uzaktır. Bu dünya içinde arzulanan hedefler olumsuz bir tecrübe ile gerçekleşme imkanı bulamayabilir ya da arzulanan doğrultu ve düzeyde sonuçlanmayabilir. Daha da önem­ lisi, ölüm her şeyi alıp götürebilir. Bu yüzden dünya hayatı başlı başına bir amaç ya da hedef olmaktan uzaktır. Bunun bilincinde olan insan, kalıcı amaçlara ihtiyaç duyar. İşte ahiret inancı insana dünya ötesi kalıcı hedefler göstermek suretiyle, dünya hayatını da bu amaçlara ulaşma­ da bir vasıta kılarak, anlamlı hale getirmektedir. Ölüm ötesini hesaba katmayan bir bakış açısı insanı ya anlam boşl uğuna, "saçma" bir dün­ yaya, nihilist bir yaşam tarzına mahkum etmekte ya da temelden ve dayanıklılıktan yoksun, bireylerin kişisel tercih ve yönelimlerine göre şekillenen kısa vadeli ya da oyalayıcı hedeflerde bir anlam bulmaya zorlamaktadır. Ölüm ötesini dikkate almamakla birlikte geçiciliğine rağmen yaşama evet diyebilecek bir anlam ve gaye öneren dindışı düşünce tarzı, bu olumlu şekliyle "trajik bir kahramanlık"la en fazla bugünü kurtarır. Dinin ahret inancı öğretisi ise, insan için sonsuz bir hayatın garantisidir. 4. Hayatın Acı ve S ı kı ntıla rıyla Başa Çıkma ve Ahiret İ nancı Hayat insanı birçok acıyla, sıkıntıyla, dert ve ıstırapla, hayal kırıklığı ile karşı karşıya bırakır (Bakara 2/ !55). Hayatın yüküne katlanabilmek kolay değildir; bunun için hafifletici ya da direncimizi güçlendirici araç­ lara ihtiyaç duyarız. Freud, bu türden üç aracın varlığından söz etmiştir: 27 28 Psikanalist Lacan'ın görüşleri için bkz. Sauret, Marie-Jean, Croire, Approche Psy­ chanalitique de la Croya�ce, Privat, Toulouse,1982, s.14-15; Freud, Sigmund ,Uy­ garlık, Din ve Toplum "Uygarlık ve Hoşnutsuzluk.lan" (çev. Selçuk Budak) Öteki Yayınevi, Ankara 1995, s.259. Ekşi, Aysel, Çocuk, Genç, Ana Babalar, Bilgi Yayınevi, Ankara1990,s.174-175; Kök­ nel,. Özcan, Kimliğini Arayan Gençliğimiz, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul 2001, s.354. AHİRET İNANCININ P S İ K O L OJ İ K TEMELLERİ 157 Çektiğimiz acılan hafife almamızı sağlayan güçlü saphrmalar(oyalanm alar); bu sefaleti azaltan ikame doyumlar ve bizi buna karşı duyarsızlaş­ tıran sarhoş edici maddeler.29 Dini inançların, özellikle ahiret ve kader inancının, acılan teselli etme ve acıdan korunma yolunda insana yardım­ cı olan güçlü bir etkiye sahip olduğu genelde kabul edilen bir durumdur. Ahirete inanan insanın ümidi ve yaşama sevinci her zaman yenilenir. Her türlü musibetin, dert ve acının, mahrumiyetin geçici olduğu, ayrıca bunların anlamdan yoksun olmayıp; ilahi plarun birer parçası olduğu, sabır ve rıza ile bunlara katlanıldığı takdirde ahirette bunların karşılı­ ğının Allah tarafından verileceğinin kabul edilmesi insanı rahatlatır ve olaylarla başa çıkma gücünü artırır. Özellikle ölüm gibi kontrol edilemeyen durumlarda dini inançla­ rın, önemli bir başa çıkma aracı olduğu görülmektedir. Çoğu insana, ölümün hbbi açıklaması yeterli gelmemektedir. Çünkü hbbi açıklama­ lar, insana hiçbir umut veya gelecek vaat etmemektedir. Buna karşılık dini inançlar ve yorumlar, ölen insan için potansiyel bir yaşam, ödül ve dünyevi manada bir huzur vaat etmektedir. Dini inançların bu vaatleri geride kalanları da rahatlatmaktadır. Ahiret inancı insanı, sadece ken­ di ölümü korkusuna karşı korumakla kalmayıp, aynı zamanda yakın birisini kaybeden insanları da fiziki ölümün neden olduğu ve toplum tarafından da desteklenen yıkıcı fantezi ve yanılsamalardan koruduğu kabul edilmektedir. İnsan sahip olduğu iyiliklerden, güzelliklerden, değer verdiği ya­ kınlarından ve sevdiklerinden büsbütün uzak kalmak istemez; bu ona çok zor gelir. Başka bir deyişle, o, sevdiklerinin yaşamaya devam et­ mesini ve kendisinin de er veya geç onlarla birlikte olmasını arzu eder. Bu dünyada çok sevdiğimiz varlıkların ölümüne şahit olmak, onların gözümüzün önünden ve hayahmızdan çekilip gittiğini görmek, katla­ nılması çok zor bir durumdur. Ana babadan birinin kaybı bizi kendi savunmasızlığımızla yüzleştirir; eğer anne babamız kendilerini ko­ ruyamıyorlarsa bizi kim koruyacakhr? Onlar da gidince mezarla ara­ mızda bir şey kalmaz. Evlat kaybı insan için bütün kayıpları içinde en acısıdır ve aynı zamanda ana babalar hem çocukları hem de kendileri 29 .Freud, a.g e., 258. .. 158 Ö LÜM, Ö L Ü M Ö T E S İ PSİKOLOJ İ S İ v e DİN için yas tutarlar. Hayat bir kerede her yönden kişiye darbe indirmiş gi­ bidir. Anne babalar önce evrendeki adaletsizliğe söylenirler, fakat kısa süre içinde adaletsizlik gibi görünen şeyin gerçekte kozmik kayıtsızlık olduğunu anlamaya başlarlar. Ayrıca kendi güçlerinin sınırının farkına da varırlar: hayatın hiçbir döneminde bir şeyler yapmak için bundan daha büyük motivasyonları yoktur ama çaresizdirler, savunmasız bir çocuğu koruyamazlar. Evlat kaybının anne babalar için başka bir anla­ mı daha vardır: en büyük ölümsüzlük projelerinin başarısızlığına işaret etmektedir bu olay: ileride hatırlanmayacaklardır, tohumları gelecekte kök satmayacaktır. 30 Çocuğunu kaybeden ana-babaların genel olarak bu olayı Allah ve ahiret inançlarıyla bağlantı içerisinde anlamlandır­ maya çalışarak, olayın verdiği acıyla başa çıkmaya çalıştıkları görül­ mektedir. ,Bu inançlar şu üç başlık altında dile getirilebilir: 1) Ölenle ahirette tekrar buluşacağına inanma; 2) ölümü ilahi maksatlı bir olay olarak düşünme; 3.ölümü, Allah'ın emirlerine uymayanlar için bir ceza olar �� değerlendirme.31 Doğal afetler, sıkça karşılaşılan ve insanlara büyük kayıplar ve acılar yaşatan durumlardır. Allah ve ahiret inancı, başa gelen olum­ suz olayları anlamlandırmada insana psikolojik destek sağlamak ve belirsizliğin doğuracağı boşluk duygusundan kurtarmakla kalmayıp, felaketlerin neden olduğu kayıplara ve acılara göğüs germe sürecine de katkılarda bulunmaktadır. Bu inançlar kayıpların kabullenilmesini kolaylaştırmakta ve felaketzedelere iyimserlik ve umut gibi ruh sağlığı açısından olumlu duygular kazandırmaktadır. Kendi kontrol yeteneği dışında olumsuz deneyim yaşayan inançlı kişiler özellikle bu olaylar doğal felaketler gibi geniş ölçekli ise, kayıpları çok fazla bile olsa bun­ lara metafizik bir anlam yüklemekte ve başlarına gelen şeyin Allah'tan geldiğine inanmaktadırlar. Özellikle ahiret inancı, doğal felaketlerde hayatını kaybedenlerin şehit olacağı öğretisi ve tevekkül anlayışı gibi manevi unsurlar, stresle başa çıkmada önemli bir psikolojik kaynak oluşturmaktadır. Bir felaket ortamındaki acılı insanlara ahiret inancı umut vermekte, geleceğe yönelik vaatlerde bulunarak, insanların için­ de bulundukları olumsuz koşulların stresini daha hafif hissetmelerini sağlamaktadır. Bu inançlar hayata küsmemeyi, ona umutla bakmayı 30 31 Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, s.277-278. Bkz.Hood ve diğ., The Psychologie of Religion, s.390. AHİRET İNANCININ PSİKOLOJİK TEMELLERİ 159 telkin ederler. Bu nedenle inançlı insan kendisinde hayata tekrar sarıl­ ma, zorluk ve acılara göğüs germe gücü bulur. Böylece, dini inançlar insan için bir güç kaynağıdır, onu hayata bağlayan bir sığınaktır.32 Ölümcül hastalar ve onların yakınlan için ahiret hayatına inanma­ nın önemi ve koruyucu fonksiyonu birçok araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Hastanın hayatından ümidin kesildiği durumlarda bile ahiret inancının insanlara ümit kaynağı olduğu ve endişeyi azalttığı, vicdan azabı ve korkularını yatıştıracak teselliler oluşturduğu tespit edilmiştir.33 Yaşlılık dönemi, hayatın en zor ve sıkıntılı yıllarıdır. Hayatının son dönemlerindeki insan, fiziki ve zihinsel yeteneklerini, çalışamaz du­ rumda olması nedeniyle kişisel önemini, ölüm nedeniyle yakınlarını ve arkadaşlarını kaybetme durumuyla karşı karşıyadır ve üstelik ya­ kın zamanda da öleceğini bilmektedir. Dolayısıyla yaşlı insan, olumlu veya olumsuz duygular içinde de olsa, bir şekilde ölüm hazırlığı içinde olan birisidir. Bu nedenle insanların önemli bir kısmında, yaşlandıkça ölüme ait düşüncelerde ve ölüm korkusunda artış görülmektedir. Bir insanın öleceğini bilmesi açık bir tehdittir ve yaşlı bir insanın öleceğini düşünmesi onun ölüm ötesine yönelik dini inançlarına daha çok sarıl­ masına ve dini etkinliklerini arbrmasına yol açar. Nitekim bazı araş­ tırmalar yaşlılarda ölüm sonrası hayata, cennet ve cehennemin varlı­ ğına, ilahi mahkemeye duyulan inancın önceki gelişim dönemlerine göre daha yüksek olduğunu ve yaş arttıkça bu inançlarda da bir artışın kaydedildiğini göstermektedir.34 Fakat, dini inançlara ve görevlere il­ gisiz, hayatını dünyevi zevk ve ihtiraslar uğruna tüketmiş ve sonun­ da yorgun, yaşlı ve hasta bir insan olarak kendisini bulan kimselerin ölüm korkusu ve endişesinin daha şiddetli olacağı söylenebilir. Böyle insanlar, dersine hiç hazırlanmamış bir talebenin imtihan kapısındaki heyecanını yaşar.35 Ölümden sonraki yaşama inanmamak ileri yaşlarda intihar olaylarının önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Özellikle 32 33 34 35 Küçükcan, Talip - Köse, Ali, Doğal Afetler ve Din, İSAM Yayınları, İstanbul 2000, s. 148142-145. Bkz., Karaca, Ölüm Psikolojisi, s.250. Bkz. Argyle M.-.Hallahmi B.B, The Socal Psychology of Religon, London and Bos­ ton, 1975, s.69. Ayhan Halis, Din Eğitimi ve Ôğretimi(İman-İbadet), Diyanet İşleri Başkanlığı Yay Ankara 1985, s.137. .• 160 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN yaşlanmayı korkunç bir şey olarak algılayan ve yaşlılıktaki rol beklen­ tileri olumsuz olanlarda intiharlar daha fazla olmaktadır. Orta ve ile­ ri yaşlarda artan bağımlılık korkusu ve umutsuz hastalık intiharların kaynağını oluşturmaktadır.36 Genelde yaşlılar yaşadıkları strese karşı dini inançlarından güç alırlar ve bu da onları huzurlu kılar. Bir insanın dini inançlarına yönelmesi, onun olumlu yaşam olaylarını tecrübe et­ mesini sağlamaktadır. Bu yüzden denebilir ki, yaşlılardaki dini inancın gücü, kendilerini iyi hissetmelerinden daha anlamlıdır. 5. Ahlakın Kurucu ve Koruyucu Ögesi Olara k Ahiret İ nancı Diriliş inancı ve düşüncesi hayahmıza yeni bir boyut kazandır­ makta, ona hiçbir şeyin veremeyeceği bir anlam ve ciddiyet vermekte­ dir. Yeniden diriliş ve ilahi mahkemede hesaba çekilme inancının insan zihninde d�vamlı olarak canlı tutulmaya çalışılması, hafiflik ve dikkat­ sizlik yerine, ahlaki görevlerin yerine getirilmesinde sorumluluk için tam bir isteklilik ve duyarlılık uyandırabilecek etki gücüne sahiptir. Denebilir ki, insanı insan kılan ve ahlaki bir varlık oluşunu pekiştiren, onun ölüm ötesiyle ilgili metafizik bir gerilim içinde olmasıdır. Gaybı zihinde tutma, işlerin sonunu düşünme, bugünden yarına bir şeyler hazırlamanın gayreti içerisinde olma insan davranışlarının ahlaki bir düzene kavuşması için zorunludur. Bu yüzden, Allah ve son yargı fi­ kirleri olmaksızın gerçek bir ahlakiliğin mümkün olmadığı söylenebi­ lir. Bu dünyada yapılan küçük-büyük her iş ve davranışın hesabının verileceği bir yargı gününün varlığına duyulan inanç, kişide içsel bir kontrol duygusu yarahr. İnsanın en zayıf yönü ahlaki alanda kendisini gösterir. İnsan davranışları kendini kandırma (ğurur) ya da başkala­ rını kandırma(riya) hastalığından kolay kolay kendisini kurtaramaz. Ahlaki bozulmaya karşı korunma, ileride karşılaşacağı tehlikelere kar­ şı teyakkuz halinde bulunarak, yani "görülmeyen"i devamlı zihinde tutarak, kendini çözülmekten koruyarak mümkün olabilir. İşte Ahiret fikri, tamamen bu bilinç hali üzerine inşa edilmiştir. İnsanın dünya­ daki bütün yapıp etmelerinin önceleri hiç fark edemediği ve hissede­ mediği şekilde ani olarak bilincine varacağı bir an(es-s§.'a) gelecektir. Bu durumda insan hayah boyunca yaphklarını ve yapmadıklarını çok 36 Bkz. Çileli Meral, "Ölüm", Bekir Onur, Gelişim Psikolojisi, s.214-215. AHİRET İNANCININ P S İ K O LOJİK TEMELLERİ 161 açık bir şekilde önünde bulacağı, yani kendi davranışları ile yüz yüze geleceği bir durumla karşılaşacaktır. İyilik ve kötülüklerin ölçülüp tar­ tılacağı (Karia 101 / 6-9) ve en küçük bir iyilik ya da kötülüğün karşılığı­ nın görüleceği (Zilzal 99 / 7-8), en küçük detayına kadar tutulmuş olan amel defterlerinin herkesin eline verileceği(İ sra 17 / 71;Hakka 69/ 19-29; Vakıa 56 / 27-44) insan benliğinin gizli kalmış bütün yönlerinin saydam bir şekilde ortaya çıkacağı (Kıyamet 75 / 13,14,15), bedeni uzuvların her birinin kişinin yaptıklarına şahitlik edeceği( Nur 24/ 24; Yasin 36 / 65; Fussilet 41 / 20-22) bir hesap günü anlayışı "takva" kavramıyla dile ge­ tirilen çok güçlü bir sorumluluk duygusunun kaynağıdır. Kimi insan iyi ve kötünün bilgisine akli düzeyde sahip değildir; kimileri de bu bilgiye sahiptir. Ama her iki durum da iyiyi yapma ve kötüden sakınma için yeterli neden oluşturmaz. Çünkü, davranış ya da etkinlik, bilişselliğin ötesinde bir durumdur. İnsan bir hedefe an­ cak arzuları ve korkuları ile güdülenir. İ ç dünyada işleyen inanç ve duygu sistemlerinin yokluğu ya da yetersizliğinde insan davranışları ancak toplumsal düzenlemelerin dışsal şartlarına bağımlı "mekanik" bir ahlaka konu olabilir. Toplumsal yaptırımların gücüne rağmen, hem ölümden sonra hayata inanan hem de inanmayanların birçoğu kötülük işleyebilmektedir. Deneyimler, ölüm ötesine inanmayan insanların, vic­ danlarında bir huzursuzluk, suçluluk duygusu duymakla birlikte, yap­ tırı:ö:tların caydırıcı etkisinin kendilerini bağlamadığı ya da kendilerine, yaptığı kötü eylem nedeniyle, yasalardan maddi ve manevi bir zararın gelmeyeceğini sezinledikleri an, söz konusu kötü eylemlerini ısrarla sürdürebildiklerini doğrulamaktadır.37 Dini ve metafizik referansı ol­ mayan hümanist ahlak anlayışlarının rasyonel bir ahlaki pratiği imkan­ sız kıldığı günümüzde çok açık olarak görülmektedir.38 Dini inançların özellikle ahiret inancının zayıfladığı içinde yaşadığımız çağın en temel sorunu, birçok uzmanın dile getirdiği gibi, ahlak ve değerler sorunu­ dur. Bugün bilimsel, teknik ve sosyal gelişmelere ayak uyduramayan bir ahlakf gerilik sorunu ile karşı karşıyayız. Jung'un ifadesiyle, günü­ müz insanı, kötülüğe eğilimini harekete geçirmek için eskisiyle kıyasla37 38 Yasa, Metin, Ölüm Sonrası Yaşam, Felsefi ve Deneysel Dayanaklarla Ölüm Sonrası Yaşam, Ankara Okulu Yayınlan, Ankara 2001 s.107(Derveze' den nkl.). Nuttal, John, Ahlak Üzerine Tarhşmalar (Çev.Abdullah Yılmaz), İstanbul 1997, s.17,23; Poole Ross, Ahlak ve Modemlik,(çev.Mehmet Küçük) Aynntı Yayınlan, İs­ tanbul 1993, s. 1 90-194. 162 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KOLOJİSİ v e DİN namayacak kadar güçlü araçlara sahiptir. Bilinci ne kadar genişlemiş ve farklılaşmış ise, ahlaki yapısı o denli geri kalmıştır.39; işte bugün önü­ müzdeki asıl sorun budur. Çünkü insan sonu gelmez arzulara, kon­ trolü çok zor olan içsel dürtülere sahiptir ve her bir arzunun tatmini kısa sürede yeni bir arzuyu kışkırtmakta ve döngüsel olarak bu du­ rum sürüp gitmektedir. Çağdaş toplumsal düzen içerisindeki değer ve düşünce sistemlerindeki yetersizlik, iştah dolu arzulan engelleyip bas­ tıramadığı için bu arzular, kendilerini durdurması gereken sınırların nerde bulunduğunu bilemez hale gelmişlerdir. Tam böyle bir ortamda yalnızca genel dinamizmlerinin niteliği gereği daha yoğun olması bile, . onları doğal aşırı coşkunluk halinde bulundurmaya yetmektedir. Refa­ hın artması nedeniyle arzular da taşan bir coşkunluk içerisindedir. Bu istek ve arzulara sunulan daha da vaad edici ödüller onları dürtmekte, daha zor beğenir bir duruma sürüklemekte, geleneksel kuralların yet­ ke ve gücünü yitirdiği bir dönemde, tüm kurallar karşisında daha da sabırsız kılmaktadır. DüzensizJik ve anomi hali, ihtirasların daha güçlü bir disipline girmesine ihtiyaç duyulmaları gereken bir dönemde, aksi­ ne giderek sınır tanımamaları nedeniyle daha da pekiştirilmiş olmak­ tadır.40 insani arzu ve istekler ne kadar güçlü olursa, iradenin zorbalığı o kadar şiddetli şekilde ortaya çıkar; bu istek ve arzuların tatminine olan ihtiyacı da en yüksek oranda artırarak egoizmi kışkırtır; egoizm kışkırtıldıkça da iradenin zorbalığı genişler. Bu yüzden denebilir ki, dinin sınırlamalarından ve ahiret endişesinden bağımsız yaşayan bir insanın doğru davranışlar için kendisine sağlam bir temel ve rehber bulması son derece zordur. Çünkü bir kimse, davranış ve tavırları için tutunulacak bir dal olan ilahi yüceliği ve ölüm ötesine yönelik düşünce derinliğini kaybedince, ya " kendi sübjektif arzularına tapmaya başlar ( Furkan 25 / 43; Kehf 1 8 / 28; A'raf 7 / 176; Kasas 28 / 50) veya kendi ar­ zularını genelleştirip nesnel bir hale getirmişse, bir toplumun kendini yansıtmaları olan toplumsallaştırılmış arzulara tapmaya başlar. Bu bakımdan Cehennem fikrinin insan davranışlarını düzenleyici çok önemli bir işlevi olduğu söylenebilir. Cehennem, insanı sürekli ola39 40 Jung, C.G, Keşfedilmemiş Benlik (çev. C.E.Sılay) than Yayınlan, İstanbul 1999, s. 114-115, 124. Durkheim ,Emile, lntihar(çev.Ôzer Ozankaya ) İmge Kitabevi Yayınlan, Ankara 1992, s.252-262. AHİRET İNANCININ P S İ KOLOJİK TEMELLERİ 163 rak çabalamaya zorlayan bir pazarlıkhr aslında. Eğer insan bir son nok­ ta olduğunu yani ölümün bir son olduğunu düşünürse, o zaman ruhu­ nu kaybeder. Ama Cehennem aynı zamanda insana sınırlar, hudutlar koyar; çünkü sınırlar, hudutlar olmazsa hayat çekilmez olur. Sonsuz özgürlük veya sınırsız tecrübe hissi, atlıkarıncaya binen şu kimsenin haline benzer. O kimse ki, atlıkarıncaya ilk bindiğinde çok neşelidir, büyük bir zevk yaşar. Ama bir müddet sonra atlıkarıncayı idare eden mekanizma bozulur ve durdurulamaz . Atlıkarıncanın üzerindeki kişi mekanizmanın durdurulamadığını fark edince az önce yaşadığı zevk bir korkuya, bir ıstıraba dönüşür.41 Böylece sonsuz zevkin, aslında son­ suz bir işkenceden başka bir şey olmadığı tecrübe edilmiş olur. Çoğu insan özellikle, başkalarının denetim ve yargılamasından uzak ve ye­ tersiz kaldığı ortamlarda "yapılması gereken"i değil de, yapmak istedi­ ğini yapar. Kişinin vicdanında sürekli gözetleyen ve denetleyen aşkın bir bilinç yoksa istediğini yapması için onu engelleyen bir mekanizma oluşturmak çok zordur. Dolayısıyla, insanları taşkınlık yapmaktan, çir­ kin ve kötü eylemde bulunmaktan alıkoyan, iyi ve doğruyu yapmaya teşvik eden şeyin, ölümden sonra var olan cennet ve cehennem inan­ cı olduğu söylenebilir. Herkesin her istediğini yaphğı, davranışlarını d üzenleyici bir yargı günü düşüncesinin dikkate alınmadığı bir hayat anlayışı sonuçta daha bu dünyada büyük acılar ve toplumsal hayatta kargaşaların yaşanmasına neden olur. Cennet fikri toplumsal hayat açısından ele alındığında, toplumun huzur ve refahı için ihtiyaç duyulan pek çok hizmet ve fedakarlığın önemli bir kaynağı olduğu görülür. Öldükten sonra da amel defterine kaydedilmeye devam eden bir sevap anlayışı ile inanan kimseler ha­ yır ve iyilik işlerine koşmaktadır. Böylece dini ilhamla geçmişte ve gü­ nümüzde toplum yararına yönelik sayısız hizmetler ve eserler ortaya çıkmışhr. Cennette sonsuz hayat ve mutluluk vaadi, şehitlik gibi, dini değerler uğruna kişinin en değerli varlığı olan canını hiçe saymayı göze aldıran kahramanca davranışların en güçlü güdüleri arasında yer alır. Toplumun yararı ve geleceği için ortaya konan gayretleri bir gösteri ve gösteriş tuzağından kurtarıp( İnsan 76 / 9-10) fazilet yarışına dönüştüren de öldükten sonraki hayat hakkındaki bu duygusal bilinçliliktir. Buna 41 Beli, Daruel ,"Kutsalın Dönüşü", (haz.) Ali Köse, Laik Ama Kutsal; Etkileşim Yayın­ lan, İ stanbul 2006, s.64. 1 64 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ KOLOJ İ S İ ve D İ N karşılık, ahirete inanmayan kimselerin toplum yararına yaphkları işler "gösteriş" manhğının dışına çıkmaz.(Nisa 4 / 38). Ahiret inancı zayıf ya da olmayan kişilerin zenginlik, makam, itibar, iktidar gibi bu dünya­ ya yönelik hedeflere ulaşma dışında amaçları olmadığı için yaphkları işleri insanlara duyurma, gösterme ve açıklama gayreti davranışların asıl belirleyicisidir. Bu ise insanlar arası ilişkilerde birçok istismarı, iki yüzlü bir kişiliği, bozgunculuğu ( Bakara 2/ 8-12;Hadid 57/ 13-14;Maun ·�. 07 / 6-7) ve ortama ve şartlara göre değişen temelsiz bir ahlaki yapıyı( Bakar 2 / 14) beraberinde getirir. 6. M utlak Ada l et, H a kikat Arayışı ve Ahiret İ n a ncı Adalet ve hakkaniyet duygusu insanın çok öne �li değerlerinden, çok köklü özlemlerinden birisidir. Tarih boyunca bu ideal uğruna in­ .>anlar sayısız mücadelelere girişmişler, düzenler kurup düzenler de­ ğiştirmişlerdir. Fakat bu dünyada karşılaşılan zulüm ve adaletsizlikler çoğu zaman kişilerin kendi güç ve imkanlarıyla bütünüyle ortadan kaldırılamaz nitelikte olduğu görülmektedir. Ne dünyamız mükem­ mel ve eksiksizdir ne de insanın ortaya koyduğu olumlu ve olumsuz her davranış bu dünyada hak ettiği karşılığı bulmaktadır. Dünyada iyi insanlar da kötü insanlar da vardır. Başkalarının hak ve hukuku­ nu gözeten, adaletle davranmak için her türlü zorluğu, sıkınhyı göze alanlar da vardır, almayanlar da. Tam olarak adaletin gerçekl eşmesi­ ni engelleyen pek çok neden vardır. İnsan tecrübesi bu dünyada her şeyin tam olarak karşılığını bulamadığını ortaya koymaktadır. iyi in­ sanların birçoğu sıkınh içinde yaşarken, kötüler refah ve bolluk içinde yüzmektedirler. Adaleti sağlamak için de töreler, kanunlar vs. yeterli olmamaktadır. Adaletin tam olarak tecelli edeceği bir dünyanın var­ lığına inanmak, adalet özlemi ve değerinin yerini bulması açısından olduğu kadar, insanın ahlaki çabalarının bir anlam ve değer ifade etme­ si bakımından da önemlidir. İyinin tam olarak mükafaahnı alamadığı kötünün ise cezasını bulmadığı, bazen kötülüklerin faziletlerin önüne geçtiği bir dünyada yaşamamıza rağmen, içimizde bizi iyiliğe çağıran bir ses varsa bunu sağlayan nedir? Şüphesiz ki bu, bu dünyanın son­ suz hayahn bir ara durağı olduğunu kabul ve ölüm sonrasında daha AHİRET İNANCININ P S İ K O L OJİK TEMELLERİ 165 uzun ve herkese yapbğı iyiliğin karşılığının verileceği, kötülüklerin de cezasız kalmayacağı bir hayata beslenen imandan başka bir şey değil­ dir. Onun için insanın bu dünyada yapıp ettiklerinin hesabını vereceği, haklı ile haksızın ayırt edileceği, gücü elinde tutan, hile, desise ve zor­ balık.la başkalarının haklarını gasp eden kimselerin yapbk.ları haksızlık ve adaletsizliklerin yanlarına kar kalmadığı bir yargı günü fikri fazilet ve adalet arayışının en önemli dayanağıdır. İnsan davranışları ancak ilahi mahkeme huzurunda değerlendirilmek.le gerçek adalet sağlana­ bilir. Maruz kalınan haksızlıkların sonunda telafi edileceği, gasp edilen hakların yerini bulacağı, hiç kimsenin yapbğı yanlışların yanına kar kalmayacağı bir yargı gününe inanmak, insanlarda umudun ve sabrın önemli bir kaynağını oluşturur. Güç, makam, servet, sağlık,zeka ve yetenek.gibi alanlarda insanlar arasında pek çok farklılık ve eşitsizliklerin olduğu bir gerçektir.Bazı insan­ lar belli bir konuda çok büyük çabalar ortaya koymasına rağmen başarılı olamayıp, amaçlarına ulaşamazken, bunun tam aksine bazıları da ciddi bir gayret göstermeden birçok alanda nimet ve imkanları önlerinde hazır bulmaktadırlar. Sakatlık, yoksulluk, güçsüzlük gibi durumlar toplum ha­ yabnda hiç eksik olmamaktadır. Bir kısım insanlar genellik.le güçlerinin en yüksek düzeyine ulaştıklarında ansızın ölürler, diğer bir kısmı da güçleri tam olarak gelişmeden, bebek ya da çocuk iken ölmekteler. Bu gibi durum­ lar ister · doğuştan ister sonradan ortaya çıksın bunları kişilerin yalnızca kendi beceriksizliğine bağlamak ya da haksızlığa uğradığına hükmederek açıklamak ve olayları da bu anlayışla değerlendirip buna göre yön vermek, bu kişileri daha da kötü bir duruma düşürebilir. Bu durumda bu insanlar olayların albnda büsbütün ezilir, kötümser, karamsar, endişeli ve muzda­ rip bir hayabn içinde sürük.lenir.42 Gerçi toplumsal psikolojide "insanların bu dünyada hak ettiklerini bulduğu, bulduklarını da hak ettikleri" ne dair zımni bir dünyanın adilliği" inancı vardır.43 Fakat bu inanç, bireysel seviyede kendilerini mağdur, mahrum ve haksızlığa uğramış durumda hisseden pek çok insanın hayata, kadere, başkalarına karşı öfke ve isyan duygula" 42 43 Ayhan, Din Eğitimi ve Öğretimi, s.134-135. Bkz . . Lemer, Melvin J. The Belief in. a Just World.A Fundemental Delusion,New York,Plenum Press, 1980; Chantal Chalot, "La croyance en un monde juste comme variable intermediaire des reaction au sort d'autrui et a sort propre sort",Psychologie Française, 1980,25, l,s.51-71. 166 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ v e DİN engellemeye yetmemektedir. Şans, talih, kader, kısmet gibi kavramlar insanlar arasındaki bu eşitsizlik ve farklılıkları açıklamak için kullanılsa rıru bile, bunların dağılınurun hangi adalet ve hikmet ölçüsüne göre olduğunu bilme ve anlama isteğini ortadan kaldırmamaktadır. Eşitsizlikler ve talih­ sizliklerle dolu bir dünyada, kötülerin, despotların ve liyakatsizlerin gö­ rünüşte refah, mutluluk ve azgınlık içerisinde yaşamaları, zorunlu olarak tam adaletin, herkese layık olduğu karşılığın verileceği bir sonsuz hayatın özlemi ve inancını güçlendirmektedir. Ancak böyle bir inanç, kişileri kade­ rine razı olmaya, görevlerini gereği gibi yerine getirmeye, hayır, iyilik ve güzelliklerin peşinde koşmaya motive edebilir. Nihai ve mutlak adaletin ancak ahirette gerçekleşebileceği, bu dün­ yanın bir "imtihan dünyası" olduğu, herkesin sahip olduğu nimetler­ den sorguya çekileceği bir hesap günü anlayışı, bireysel ve toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesi, huzur ve barışın sağlanması açısın­ dan çok büyük bir manevi destek sağlamaktadır. Bu inanç, bir yandan insanın yeryüzünde "adalete dayalı ahlaki bir düzen kurma" görevini hatırlatırken, öte yandan asıl mutlak adaletin ancak Allah tarafından ve öteki dünyada gerçekleştirilebileceği gerçeğini dile getirmektedir. Buna karşılık, yeryüzündeki eşitsizlik ve adaletsizlikleri, kötülük ve acıların sorumluluğunu Tanrı'ya yükleyerek, Tanrı'nın iyi niyetten mahrum ya da güç ve yetkinliği sınırlı bir varlık olduğu ya da Tanrı'nın gerçekte hiç olmadığı sonucuna varan ateist düşünceler büyük bir kaosa ve anarşi­ ye yol açmıştır. Yeryüzüne cenneti getirme, adalet ve eşitliği sağlama iddia ve söylemleriyle yola çıkan dünyevi ideolojiler hiçbir zaman ger­ çekleşmeyecek bir ütopya uğruna insanlığa düşmanlık, kan, gözyaşı ve hayal kırıklığı yaşatmaktan başka bir iş görmemişlerdir. İ nsanlar arasında dinf, mezhebi, fikrf, pek çok anlaşmazlık ve ayrı­ lık konuları bulunmaktadır. Anlayış, uzlaşma, birlik ve ortak değerlere ulaştıran fikir ayrılıkları örneklerine az da olsa rastlanmakla birlikte ge­ nelde insanlar arasında anlaşmazlık ve aykırılıklar hakim durumdadır. Çoğu zaman insanlar arasında ortaya çıkan bu ayrılıklar, bencillik ya da grupsal, toplumsal veya milli çıkarlar gibi ve katı gelenekler ya da yüzlerce şekilde kendini gösteren ön yargılı, basmakalıp, aşırı fikirler gibi etkenler tarafından körüklenmektedir. İnsan ahlakının en hastalık­ lı yönü ise, insanın sık sık kötü vasıtalar ve bilinçdışı güdülenmelerle AHİRET İNANCININ P S İ KOLOJİK TEMELLERİ 167 iyi olanı yapmaya çalışmasıdır. Onun için böyle inanç ve fikir ayrılıkla­ rının anlayış içerisinde çözümlenebilmesi, arkasındaki gerçek niyet ve sebeplerin açıkça ortaya dökülmesi ile olacaktır. Kıyamet günü insanın tüm içyapısı şeffaf bir şekilde ortaya dökülerek görülebileceği için bü­ tün bu motivasyonlar da aynı şekilde ortaya dökülecektir. Fakat bunun dışında o Hakikat saatında hakikat kendini bütün çıplaklığı ile göstere­ cektir (Sebe 34/ 25-26; Hace 22 / 17). Yalnızca bireysel davranışların de­ ğil, inançların, hayat tarzlarının, fikiderin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğu hususunda kesin ve son kararın verildiği bir oturuma ihtiyaç vardır. İşte Kur 'an'ın "Karar Günü" dediği ve Allah'ın, "ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceği.m " diye haber ver­ diği (Bakara 2 / 48;; En'am 6 / 1 64;Al-i İmran 3 / 55; Saffat 37 / 21; Duha.o 44 / 40 ; Zümer 39 / 30-31) bu günde her sorunun cevabını bulacağı, her gizli ve saklı niyet ortaya çıkacağı, her işin aslının ve esasını anlaşılaca­ ğı, insanın "keskin bir görüş" e ulaştırılacağını bilmek, insanın çabala­ rına samimiyet, dikka t ve ciddiyet katma gücüne sahiptir. 7. İnsani Arzu ların N i hai Tatmini ve Ahiret İ n ancı İnsanın arzularının sayısız ve sonsuz olduğu bir gerçektir. "Bir ar­ zuyu doyurduktan sonra ancak geçici bir doygunluk hissi yaşar, he­ men ardından yine can sıkıntınsın tutsağı oluruz, ta ki yeni bir arzu benliğimizi sarıncaya dek."44 Ne yaparsak yapalım insani arzuların pek çoğu bu dünyada karşılıksız kalmakta, tam bir doyuma ulaşama­ maktadır. Bununla birlikte arayış hep sürüp gitmektedir. Tam bir doy­ gunluk ve mutluluk arayışı içinde çoğu zaman insanların gerçekliğin ötesinde bir hayaller dünyasının büyüsüne kapılarak "yabancılaşma" süreci yaşadıkları görülmektedir. İnsanların en mutlularırun bile, ha­ yatta buldukları zevkler ve tatminler içerisinde, dünyada hiçbir şeyin dolduramadığı bir eksiklik şuurunu muhafaza ettikleri görülmektedir. Bu noktada edebiyat, sanat, tiyatro ve sinema gibi ürünler insani arzu­ lara seslenmektedir. Arzu gerçekliğe boyun eğmediği için, bütün bir hayal alemi gerçekliği aşan bu ilgiler içerisinde kendisine geniş bir yer bulmaktadır. 44 Yalom, Din ve Psikiyatri s.52. 168 ÖLÜM, Ö L Ü M ÖTESİ PS İ K O LOJ İ S İ v e D İ N İnsanın bütün bir rüya ve hayal dünyasını kuşatan arzulan bir ba­ kıma onu geleceğe bağlayan, ümitlendiren ve gayrete getiren bir etki gücüne sahiptir. Bu arzu ve isteklerin hiçbir zaman tatmin olamayaca­ ğı, bunların boşa çıkacağını ya da "yaradılış" planında insanın "mut­ lu" olması amacının yer almadığını söylemek45 büyük hayal kırıklığı ve karamsar bir dünya görüşüne yol açacakbr. Bu arzuların bütünüyle yok edilmesi ya da inkar edilmesine dayanan bir sistem ise kişiliği za­ yıflatarak etkisiz kılacakbr. İnsani arzuların tatminsiz kalması ise hu­ zursuzluk, acı, endişe ve ahlak dışı arayışları arbracakbr. İnsanın ger­ çek dünyada, uyuşturucu ve sarhoş edici maddeler aracılığı ile, hayal veya rüya aleminde aradığı ve bulduğu pek çok zevkin, güzelliklerin, onu mutlu eden nesne, olay ve davranışların, kısacası mutluluk arayı­ şının gerçekliğini tasdik etmek, insan doğasının tabii düzeni içerisinde hareket etmek olacakbr. Ancak bunun bu dünyada değil de ahirette gerçekleşme imkanı bulacağını vaat etmenin çok önemli sonuçları var­ dır. Böylece,- inanan bir insanın dikkatini dünyadan gaybe yönelterek arzularının akışını orada sürdürmesi, hem yaşadığı sürece gelecekteki bir mutluluk umudunu koruması ve hem de dinin kuralları içerisinde arzularına bir düzen ve disiplin vererek kişiliğinin dağılıp çözülmesini önlemesi bakımından kayda değerdir. Dünyadaki nimet ve güzellikleri haz ve zevkleri tecrübe eden in­ sanın bunların devamını ve tamamını, daha büyüğünü ve daha mü­ kemmelini arzu etme duyarlılığı içerisinde olması, buna . tam olarak uygunluk arz eden bir öte dünya inancı ile öıtüşmektedir. Daha iyiyi, daha güzeli, daha tam ve devamlı olanı özleyen insan için a hiret, ken­ disine ulaşmak için can ablan, onu elde etmek için sürekli bir çaba ve gayret içerisine girilen sonsuz kemal ve iyilik yurdu olarak anlam ve değer kazanmaktadır. Cennet, insanın bütün arzularının eksiksiz tat­ mininin mümkün olacağı bir yaşam tarzını simgelemekte ve böylece insanın ebedi mutluluk arayışını kesin bir gerçeğe dönüştürmektedir. Cennet mutluluğunun, insanın en yüce güçlerinin, tüm iyilik ve güzel­ liğin sonsuz kaynağı ile olan mutlu birleşimindeki doyum46 olduğunun inanç ve duygusu ile insan bu dünyada onu kazanmak için, ilahi emir ve yasaklara uygun, olumlu davranışlar ve nitelikli etkinlikler ortaya koymaya çalışır. 45 46 Freud, age. s.260, 267. Bkz. Yasa, age., s .. 98. SONUÇ Psikolojik açıdan A llah inancı ahiret inancının gerekli şarh olmakla birlikte, yeterli şartı olarak gözükmemektedir. Denebilir ki, ahiret inan­ cı, dini öğretiler içerisinde in anma ve kavrama güçlüğü en üst düzeyde olanıdır. Gerek İslam öncesi dönemde gerekse günümüzde yarabcı ve düzenleyici bir Tanrının varlığına inanan çok sayıda insanın, ahiret ha­ yahna inanmadığı görülmektedir. Yeniden yarahlış zihinsel düzeyde bazı güçlüklerle karşılaşırken, ilahf huzurda hesaba çekilme ve cehen­ nem kavramları bilinç dışı "suçluluk ve günahkarlık" duygularını ha­ rekete geçirmekte, bir· savunma ve direnme mekanizması olarak inkara başvurulmaktadır. Ölüm gerçeği insan tabiah tarafından çok zor kabullenilen bir du­ rumdur ve inananlar için en büyük kesinlik olan yeniden diriliş inancı bu kabulü kolaylaşhran bir niteliğe sahiptir. Ahiret bilincinin zayıfladı­ ğı sektiler kültür ortamlarında ölümün doğurduğu k�ygı ve korku an­ cak. ölümü bir anlamda sistematik baskı altına alma ve kişilerin dikkat alanından uzaklaştırmakla ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Ölüm­ süzlük isteği, sonsuz a kadar kesintisiz yaşama arzusu insan tabiahnın en derin özlemlerinden birisidir. Öyle ki, yeniden dirilişli öngören bir ahiret inancına sahip olmayan kişiler bile bir tür ölümsüzlük düşüncesi ve ümidi ile hayata bağlı kalmaktadır. Fakat insanın varoluşsal kimli­ ğinin ve bilinçli benliğinin devamı ancak dini görüş içerisinde kendi garantisini bulabilmektedir. Ölümden sonra yeniden diriliş ve sonsuz 170 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJİSİ v e DİN bir hayat vadeden dini öğreti inanan insanlar için ölümsüzlük arzuları­ na bir yanıt, ölümle ilgili belirsizlikler için bir açıklama ve aydınlanma anlamına gelmektedir. Hayat ölümle, ölüm de ahiret düşüncesiyle anlam kazanmaktadır. Ölüm ötesi bir bakış açısına sahip olmayan kimselerin yaşadıkları boş­ luk ve anlamsızlık duygusu, tutarlı ve sürekli bir kimlik kazanımını imkansız duruma sokmakta, huzursuzluk ve stres dolu bir hayata, ken­ dinden kaçış ya da kendini yok edici tekniklere mahkum etmektedir. Ölümü ve sonrasını da içine alan bir bakış açısı inanan insanları hedef­ leri ve görevleri belli bir yaşam tarzına sahip kılmakla, hayatla barışık ve uyumlu hale getirmektedir. Ahiret inancı; hastalık, bir yakının ölümü, doğal felaketler, sakat­ lık, yaşlılık gibi daramatik olayların yol açbğı acı ve sıkınblarla başa çıkmada güçlü bir telafi ve teselli vasıtası olarak işlev görmektedir. Kü­ çük ya da büyük her iş ve davranışının hesabını kıyamet günü Allah'ın huzurunda vereceği bilgi ve inancına sahip kimse üzerinde bunun et­ kisi, davranışlarını içsel bir kontrole tabi tutma ve derin bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket etme şeklindedir. Bu dünyada gerçekleşme­ si imkansız gözüken mutlak adaletin öteki dünyada yerini bulacağına dair inanç, hayab katlanılır kılmakta, insanın erdemli olma çabalarının boşa çıkmayacağı ümidini canlı tutmaktadır. Bu dünyada yaşanan bü­ tün farklılıkların, ihtilafların anlam ve gerçeğinin ortaya çıkacağı, tüm hakikatin eksiksiz anlaşılacağı bir günün beklenmesi, kişilerarası iliş­ kilerde tahammül ve hoşgörüye önemli bir dayanak oluşturmaktadır. İnsan mutluluğun peşindedir fakat bu gerçeklik dünyası bunun için çok yetersiz kalmaktadır. O halde bütün arzuların doyuma ulaşbğı, ki­ şinin her dileğinin anında yerine geldiği bir Cennet fikri, insanı hep peşinden sürüklemeye devam edecektir. KAYNAKLAR Adler, Alfred, Kişilik Bozuklukları ve Toplumsal Bütünleşme (Çev. Belkıs Ço­ rakçı) Say Yayınlan İstanbul 1983. Allport, Gordon W, The Individual and his Religion, NewYork-London, 1 960. Argyle M,-Hallahmi B.B., The Social Psychology of Religion, London and Boston, 1975. Aries Philippe, Batılının Ölüm Karşısında Tavırları (çev.Mehmet Ali Kılıç­ bay) Gece Yayınlan, Ankara 1 991 . Aries, Philippe, "La mort interdite: le changement des attitudes devant la mort dans les societes occidentales", Archives Europeennes de Sociologie, 8, 2 (1 967), s. 169-195. Aries, Philippe, L'Homme Devant La Mort, edt. Seuil, Paris 1 977. Arkun, Nezahat. İntiharın Psikodinamikleri, 2. bas.İÜ.Edebiyat Faültesi Yayınlan, İstanbul 1 978. Aydın, Mehmet: Din Felsefesi, D.E.Ü. Yay. İzmir, 1 987. Aydın, Hüseyin, Muhfisibi'nin lasavvııf Felsefesi, Ankara 1 976. Ayhan, Halis. Din Eğitimi ve Öğretimi(İman-İbadet), Diyanet İşleri Başkan­ lığı Yayınları.Ankara 1985. Aykut, A.Sait, "Ölüm:Aşk ve İnanç Renginde", Cogito, Yaz 2004, S.40., s.1 92-211 . Batson C.D.-Ventis,W.L., The Religious Experience. A socio-psychological pers­ peetive, New York-Oxford University Press, 1982. Bauman, Zygmunt Ölümlülük, Öliimsüzliik ve Diğer Hayat Stratejileri (çev. Nurgül Demirdöven), Ayrıntı Yayınlan, İstanbul 2000. Bauman, Zygmunt, Postmodernlik ve Hoşnutsuz/ık/arı (çev.İsmail Türkmen) Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2000. 172 Ö L Ü M , Ö L Ü M ÖTESİ P S İ KOLOJ İ S İ v e DİN Bell, Daruel "Kutsalın Dönüşü", (haz.) Ali Köse, Laik Ama Kutsal; Etkileşim Yayınları, İstanbul 2006. Belsky, Janet K.,The Psychology of Aging: Theory, Research and Practice Belmont, California:Wadsworth 1984. Bergson, Henri, Les Deux Sources de la Morale et de la Religion, Paris, 1932. Bodur, Selim, "Ölüm Üzerine Tıbbi Çeşitlemeler", Cogito, Yaz 2004, S.40, s.93-105. Chalot, Chantal. "La croyance en un monde juste comme variable inter­ mediaire des reaction au sort d'autrui et a son propre sort",Psychologie Fran­ çaise, 1 980.25. 1 ,s.51-71 . Cogito, Ölüm: Bir Topoğrafya, Yapı Kredi Yayınlan, Sayı:40 Yaz 2004. Couisin, Pierre ve ark., Aspirations Religieuses des Jeunes Lyciens, Paris 1985. Cüceloglu, Doğan: İnsan ve Davranışı, Psikolojinin Temel Kavramları, Remzi Kitabevi, İstanbul 1991 . Çiftçi, Adil, Fazlur Rahman ile İslamı Yeniden Düşünmek, Kitabiyat, An­ kara 2000, Delooz, Pierre: "Qui croit a l'au-dela" A. Godin (edt), Mort et Presence, etudes de psychologie Edition de Lumen Vitae, Bruxelles 1 971, s. 17-38. Demirci, Mehmet (çev.), «Mutasavvıflara Göre Ölüm», İslami Araştırma­ lar Dergisi, 3 (1 987). De Unamuno, Miguel. Yaşamın Trajik Duygusu (çev. Osman Derinsu) İs­ tanbul 1986. Dolto, Françoise, Ölümü Nasıl Anlatmalı / parler de la mort (çev.A .Tarcan­ U .Yönten) Ark Kitapları, Özgü yay., İstanbul 2004 Durkheim, Emile. İntihar,(çev.Özer Ozankaya ) İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 1992, Ekşi Aysel, Çocuk, Genç, Ana Babalar, Bilgi Yayınevi, Ankara1990. Feifel, Herman: The Meaning of Death, New York, 1959. Fordham, Frieda, Jung Psikolojisinin Ana Hatları (çev.Aslan Yalçıner), Say Yayınları,İstanbul 1 983. Frankl, Vıktor, E., İnsanın Anlam Arayışı (çev.Selçuk Budak) Öteki Yayın­ lan, 2. bas., Ankara 1991 . Frankl, Vıktor, E.,Duyulmayan Anlam Çığlığı, Psikoterapi ve Hümanizm.(çev.Selçuk Budak) Öteki Yayınevi, Ankara 1 994. Freud, Sigmund, "Ölüme Yönelik Tutumumuz", Uygarlık, Din ve Toplum (çev.Selçuk Budak) Öteki Yayınevi Ankara 1995 Freud, Sigmund: L'Avenir d'une İllusion, P.U.F., 6. bas., Paris 1983. KAYNAKLAR 173 Freud, Sigmund, "Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları" Uygarlık, Din ve Top­ lum (çev. Selçuk Budak) Öteki Yayınevi, Ankara 1 995. Fromm, Erieh, Kendini Savunan İnsan ( Çev. Neda Arat) Say Yay.,İstanbul, 1 982. Fromm, Erich, Sahip Olmak ya da Olmak (Çev. Aydın Arıtan), Arıtan Yayınlan İstanbul, 1 982. Fabre-Luce, Alfred,-La Mort A Change, Paris, 1 966. Felsefelogos, Ölümün Felsefesi, Yıl:3, Sayı:12, İstanbul, 2000 / 4. Gazzfili, Mizanü'l-Amel, Dımeşk-Beyrut, 1407 / 1 986. Gazzali, İhyau 'ulumi'd-Din (çev.Ahmed Serdaroğlu) Bedir Yayınevi, İs­ tanbul 1975, c. I, . . IV. Geçtan, Engin, Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar, Maya Matb . ve Yayın Ankara 1 981 . Godin, Andre (edt): Mart et Presence. Etııdes de psychologie, Lumen Vitae Bruxelles 1 971 . Godin, Andre: Psychologie des Experiences Religieuses, Centurion, Paris 1 981 . Godin, Andre, "La mort a-t-elle change?", Mort et Presence, Bruxelles 1 971, s.233-256. Gregoıre, François: L'Au-Dela, P.U.F, 5. bas. Paris 1 977. Gustafsson, Bemd : "Le cimetiere: lieu de meditation", Mort et Presence, s. 85-96 Harris, Diana K. And Cole Wılliam E., Sociology of Aging, Boston, Hou­ ghton Mifflin, 1 980. Hıck, J ohn: "Değişen Ölüm Sosyolojisi" ( Çev. Turan Koç) E. Ü .İ.F.D ., (Kayse­ ri 1 990), s. 7, s. 235-249. Hood, Ralph F & Spilka& Hunsberger, Bemard Bruce &Gorsuch Richard, The Psychology of Religion, 2.bas., New York-London, 1 996 . İbn-i Sina, Risale fi defi' gami'l -mevt / Ölüm Korkusundan Kurtuluş, (Çev.M.Hazmi Tura) İstanbul 1 942. İbn-i Miskeveyh, Tehzib-i Ahlak, Mısır 1299. Illich, Ivan."Ölüme Karşı Ölüm" Cogito, Yaz 2004,s.107-120. Jung, Carl G.: Problemes de L' Ame Moderne (fr. çev. Yves Le Lay) Coreea, 1 960 Jung, Carl G. "Ruh ve Ölüm" (Çev. Doğan Özkan), Ölümün Anlamı, Mer­ kuri Yayıncılık, İstanbul 1 992. Jung, C.G Keşfedilmemiş Benlik (çev. C.E.Sılay) İlhan Yayınlan, İstanbul 1 999. 174 ÖLÜM, ÖLÜM ÖTESİ P S İ K O L OJ İ S İ v e DİN Kahoe, Richard D., Dunn, Rcbecca F. , 'The Fear of death and religious atti­ tudes and behavior", Journal for the Scientifict Study of Religion, 14, 1 975. Karaca,Faruk, Ölüm Psikolojisi,Beyan Yayınları, İstanbul 2000. Kılavuz, M.Akif, Yaşlanma Dönemi Din Eğitimi, Arasta Yayınları, Bursa 2003. Koç, Turan: Ölümsüzlük Düşüncesi, İz Yay, İst 1 991 . Kovel, Joel, Tarih ve Tin. Özgürleşme Felsefesi Üzerine Bir İnceleme ( çev. Hakan Pekinel), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1 994. Köknel, Özcan, Kimliğini Arayan Gençliğimiz, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul 2001. Köylü, Mustafa, Yetişkinlik Dönemi Din Eğitimi, Dem Yayınları, İstanbul 2004, Kübler-Ross, Elisabeth, Ölüm ve Ölmek Üzerine (çev.Banu Büyükkal) Boyner Holding Yayınları, İstanbul 1977. Küçükcan,Talip - Köse Ali, Doğal Afetler ve Din, İSAM Yayınları, İstanbul 2000, Le Du, Jean, "Les Croyances face a la mort", Approches,14, 2e tirimestre, Paris 1 977. Lemer, Melvin J, The Belief in a Just World .A Fundemental Delusion, New York, Plenum Press,1 980. Lester, David: "Attitudes devant la mort et conduites religieuses", Mort et Presence, s. 107-1 87. Louıs-Vlncent, Thomas: Ölüm (Çev. Işın Gürbüz) İletişim Yay, İstanbul 1 991. Magill, Frank, Egzistansiyalist Felsefenin Beş Klasiği (Çev. Vahap Mutal), Hareket Yayınları, İstanbul,1 971 . Magnı, Klas G.: "La Peur de la mort" Mort et Presence, s. 129-142. Marhns, Antonia A., "L'analyse hierarchique des attitudes religieuses", Archives de Sociologie des Religions, 1 961, VI, 82-84. Meadow M.J. - Kahoe R.D., Psychology of Religion, NewYork 1984. Melici, Abdııİaziz A., et-Tatavuru' ş-Şuuri' d-Dim inde' t-Tıfl ve'l-Mürahiq, Mısır 1 955. Mollat, Michel, "Les attitudes des gens de mer devant le danger et devant la mort", Ethnologie Françoise, IX, 2, 1 979. Moody, Raymond A., Ölümden Sonra Hayat (çev.Gönül Suveren) İnkılap ve Aka Kitabevi, 2.bas.,İstanbul 1983 KAYNAKLAR 175 Morin, Edgar, L 'Homme et la Mort, edt. Seuil, Paris 1 970. Morin, Edgar, L'homme et La Mort Dans L'Histoire, Paris-Correa, 1 951 . el-Muhasibi, Haris, er-Ri§ye li Hukfiki'llah, Kahire, 1970. Nuttal, John. Ahlak Üzerine Tarhşmalar (Çev.Abdullah Yılmaz), İstanbul 1 997 Onur, Bekir Gelişim Psikolojisi, Yetişkinlik.Yaşlılık.Ölüm. VersoYayınları, 2.bas.,Ankara 1 991. Ökten, Kaan H .. "Heidegger'in Varlık ve Zaman' daki Ölüm Çözümleme­ si", Cogito, Yaz 2004, S. 40, s.122-155. Örnek, S. Veyis, Anadolu Folklorunda Ölüm, AÜ.DTCF.Yayınları, Anka­ ra, 1 971. Özbaydar, Belma Din ve Tanrı İnancının Gelişmesi Üzerine Bir Araştırma, Baha Matb., İsanbul. 1970. Özkan, Mahir, 15-17 Yaş Ergenlerinde Görülen Korku ve Kaygılar (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1 984. Poole, Ross. Ahl§k ve Modernlik,(çev.Mehmet Küçük) Ayrıntı Yayınları, İs­ tanbul 1993, . Portz, Alex, "Le sens de la mort chez L' enfant", Mort et Presence, Lumen Vitae ed. Bruxelles 1 971, s. 143-160. · R§zi, EbO. Bekir, et-Tıbbu'r-Ro.hfuU:/ Ruh Sağlığı, (çev. Hüseyin Kahraman) İz yayınları, İstanbul 2004. Randles,Jenny. ve Hough,Peter.,Öteki Dünya (Ölümden Sonraki Yaşamın Gizlerini Açıklayan Bilimsel Araştırma), (çev. Mehmet Harmancı), Say Yayınla" n, İstanbul 1 994. Sandström, C.l., Çocuk ve Gençlik Psikolojisi (Çev. Refia Semin), İ.Ü. Ede­ biyat Fakültesi Yay. İstanbul,1 971 . Sauret, Marie-Jean, Croire, Approche Psychanalitique de la Croyance Pri­ vat, Toulouse,1 982. Schmidt, Heinrich, Epikür'ün Yaşama Sevinci Felsefesi (Çev. Y.K. Kani) Tan Matb. İst. 1 964. Taplamacıoğlu, Mehmet: "Yaşlara Göre Dini Yaşayışın Şiddet ve Kesafeti Üzerine Bir Araştırma", A.Ü.İ.F.D., (1 962), X, 141 -151 . Timuçin, Afşar. "Bilinç ve Ölüm", Felsefelogos, Yıl:3 Sayı:l2, 2000 / 4, s.27-40. Tura, Saffet Murat,· Şeyh ve Arzu, Metis Yayınları, İstanbul 2002 Veınsteın Gılles, (Yay.Haz) Osmanlılar ve Ölüm (çev.Ela Güntekin), İleti­ şim Yayınları, İstanbul 2007. Vergote, Antoine, Psychologie Religieuse, 3.bas., Bruxelles 1 969. 176 Ö LÜM, ÖLÜM ÖTESİ PSİKOLOJİSİ v e DİN Vergote, Antoine, Religion, Foi, Incroyance, ed. Mardaga Bruxelles 1983. I Wahl, C.W.: "Ölüm Korkusu" Ölümün Anlamı, İst. 1992, s. 17-30. Weber, Alfred, Histoire de la Philosophie Europeenne, Paris, 1 905. Yalom, Irvın, Varoluşçu Psikoterapi, (çev. Zeliha İyidoğan Babayiğit) Ka­ balcı Yayınevi, İstanbul 1999. Yalom, Irvın D., Din ve Psikiyatri (çev.Özden Arıkan) Merkez Kitaplar, İstanbul 2000. Yasa, Metin. Ölüm Sonrası Yaşam, Felsefi ve Deneysel Dayanaklarla Ölüm Sonrası Yaşam, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2001 . Yavuz, Kerim. Çocukta Dini Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, Diyanet İş­ leri Başkanlığı Yayınları Ankara 1 983. Yıldız, Murat, Ölüm Kaygısı ve Dindarlık, İzmir İlahiyat Vakfı yayınları, İzmir 2006, . Zarcone,Thıerry. "Tasavvufta Ölüm Deneyimi ve Ölüme Hazırlanma", (Yay.Haz) Gılles Veınsteın, Osmanlılar ve Ölüm (çev.Ela Güntekin), İletişim Ya­ yınları, İstanbul 2007, s.163-1 85. Ziyalar, Adnan, Sosyal Psikiyatri, İstanbul, İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kiliniği Vakfı Yay. İstanbul 1 980. Zulliger, Hans, Çocuklarımızın Korkuları (Çev. Kamuran Şipal), Bozak Yayınları İstanbul, 1 975