Uploaded by User8769

6. Hafta Elektrotlar, Transduserler ve Sensörler-1

advertisement
ELEKTROTLAR, TRANSDÜSERLER VE SENSÖRLER
Sinyal Akışı
• Çoğu tıbbi cihaz elektronik devrelerden oluşur ve girdi olarak elektriksel
sinyallere ihtiyaç duyarlar. Bir biyopotansiyelin algılanması gerektiğinde, hasta
ile cihaz arasında bir çeşit elektrodun bağlantı görevini üstlenmesi gerekir.
• Biyopotansiyel sinyalleri algılamak ve elektriksel sinyale çevirmek
amacıyla kullanılan elemanlara elektrod denir.
• Kuvvet, basınç veya sıcaklık gibi elektriksel olmayan fiziksel bir büyüklüğü
elektriksel sinyale dönüştürmek için bir transdüser kullanmak gerekir.
• Fiziksel sinyalleri elektriksel sinyallere dönüştüren elemanlara transdüser
(dönüştürücü) denir.
Aktif ve Pasif Sensörler
• Biyomedikal sensörlerle ilgili tartışmada karışıklık yaratan bir diğer husus ise
aktif ve pasif sensörler arasındaki farktır. Ne yazık ki konu ile ilgili pek çok
önemli kaynak bu iki terimi birbirinin zıttı olarak tanımlamaktadır. Burada, tıbbi
enstrümantasyon alanında çoğu insanın kullandığı ve elektroniğin diğer
dallarında da geçerli olan bir tanımlama yapılacaktır.
• Aktif bir sensör çalışmak için harici bir ac veya dc güç kaynağına ihtiyaç
duyar. Buna bir örnek; +7,5 V’luk bir besleme gerilimine ihtiyaç duyan rezistif
gerilme ölçerli kan basınç ölçer sensörü verilebilir. Harici besleme olmadan bu
sensörden herhangi bir çıkış almak mümkün değildir.
Öte yandan, pasif sensör, enerjisini ya kendi kendisi temin eder ya da ölçtüğü
büyüklükten karşılar. Buna bir örnek ise araştırmalarda sıkça kullanılan
termokupllu sıcaklık ölçerdir.
Sensör Hata Kaynakları
•Sensörler de, tıpkı diğer aletlerde olduğu gibi, belirli bazı hatalar içerirler.
Daha önce anlatılanlarla uyum sağlamak bakımından hata, ölçülen ile gerçek
1
değer arasındaki fark olarak tanımlanacaktır. Muhtemel bütün hataları burada
anlatmak imkansızdır fakat bu hataları 5 ayrı kategoriye ayırabiliriz, Bunlar;
– araya girme, uygulama, karakteristik, dinamik ve ortam
hatalarıdır.
Araya Girme Hataları
• Bu tip hatalar sensörün ölçüm yapılan sisteme bağlanmasıyla meydana
gelirler. Bu hata, bütün ölçüm işlemleri esnasında ortaya çıkan çok genel bir
hata türüdür. Örneğin, bir elektrik devresinde ölçüm yaparken kullanılan
voltmetrenin iç empedansı ölçüm yapılan devrenin empedansından çok daha
büyük olmalıdır; aksi takdirde devrede yükleme meydana gelir ve ölçmede
önemli bir hata yapılmış olur.
• Bu hatanın çeşitli nedenleri olabilir; ölçülen sistem için hacmi büyük olan bir
basınç sensörü kullanmak, sistemdeki değerleri dinamik değişimlerine ayak
uyduramayacak kadar yavaş sensör kullanmak ya da sisteme ek sıcaklık
sağlayacak kadar yüksek miktarda kendi kendine ısınma faktörüne sahip bir
sensör kullanmak gibi.
• Ölçme yapmanın ilk kuralı; yapılan ölçmenin ölçülen büyüklüğe etkisinin
olmamasıdır.
Uygulama Hataları
•Bu tip hatalar, kullanıcı tarafından yapılan hatalardır. Bu hatanın da pek çok
türü vardır, ancak burada birkaç tane örnek vereceğiz.
• Kan basıncının ölçülmesinde sık yapılan hatalar ise sistemdeki hava veya diğer
gazların tam boşaltılmaması ya da ölçüm yaparken transdüserin kalp çizgisi
üstünde veya altında tutulması nedeniyle gerçek değer üstüne ek bir basıncın
eklenmesi veya çıkarılması şeklinde olur.
Karakteristik Hatalar
•Bu tip hatalar genellikle cihazın kendine has özellikleriyle ilgili hatalardır.
Örneğin, bir transdüserin kataloglarda belirtilen transfer fonksiyonundan farklı
bir transfer fonksiyonu sergilemesi gibi.
2
• Bu tip hatalar dc bir ofset (kayma), hatalı bir eğim veya mükemmel derecede
doğrusal olmayan bir eğimden kaynaklanabilir.
Dinamik Hatalar
• Çoğu sensör statik bir değerle kalibre edilmiştir. Bir çok sensör, aynı
zamanda, oldukça ağırlaştırılmış bir sönümlemeye sahiptir ve bu yüzden hızlı
değişimlere kolayca cevap veremezler. Örneğin, termistörler, sıcaklıktaki
basamak şeklinde olan ani bir değişime birkaç saniye içerisinde cevap
verebilirler. Bunun manası, termistör, ani sıcaklık değişimleriyle direncini
çabucak değiştirmez, onun yerine yavaşça değişen bir grafik çizerek değişim
gösterir demektir. Böyle yavaş bir sensörle hızlı değişen sıcaklık değerleri
ölçülmeye kalkıldığında elde edilen dalga şekli oldukça bozulmuş olacaktır.
Dinamik hatayla ilgili problemler; cevap zamanı, genlik ve faz distrosiyonunu
içermektedir.
Ortam Hataları
Bu hatalar, sensörün kullanıldığı ortamla ilgili hatalardır. Genellikle ortam
sıcaklığı ile ilgili problemlerdir, ancak titreşim, şok, yükseklik, kimyasal madde
etkileşimi ve başka bazı faktörleri de içerebilir. Bu faktörler genellikle
sensörlerin karakteristik hatalarına etki ederler, dolayısıyla ele alınırken pratik
uygulamada karakteristik hatalarla beraber anılırlar.
Sensörlerle ilgili Kavramlar
• Teknolojinin diğer alanlarında olduğu gibi sensörlerin doğru kullanımı için
bunlarla ilgili kavramları çok iyi bilmek gerekir. Bazı çok kullanılan terimler
aşağıda açıklanmıştır.
1- Duyarlık
Bir sensörün duyarlığı çıkış karakteristik eğrisinin eğimidir. Yani, çıkışta
algılanabilir bir değişim meydana getiren girişteki minimum fiziksel parametre
seviyesine duyarlık denir. Örneğin, tipik bir kan basıncı ölçen bir transdüserin
3
duyarlığı 10 μV/V/mmHg olabilir; yani, her 1V’luk uyarı gerilimi ve her 1
mmHg’lık basınç için 10 μV’luk bir çıkış gerilimi elde edilecektir.
2- Duyarlık Hatası
Duyarlık hatası ideal karakteristik eğriden sapmadır. Örneğin, yukarıda
bahsedilen basınç transdüserinin duyarlığı 10 μV/V/mmHg yerine 7.8
μV/V/mmHg olabilirdi.
3- Ölçüm Alanı (Dinamiği)
Bir
sensörün
ölçüm alanı
uygulanan
parametrenin
sensör tarafından
ölçülebilecek en düşük ve en yüksek seviyeleridir.
Örneğin belli bir kan basıncı ölçen tıbbi bir transdüser minimum –50 mmHg ve
+ 450 mmHg’lık maksimum sınırlara sahiptir.
4- Hassasiyet
• Hassasiyet kavramı, bir ölçümün tekrarlanabilirlik derecesini gösteren bir
ifadedir. Diğer bir ifadeyle, eğer aynı değer birkaç kez ölçülseydi ideal bir
sensör her seferinde aynı değeri verecekti. Fakat gerçek sensörler, doğru değerin
yakınına düşen farklı dağılım değerleri ölçerler. Örneğin, bir sensöre tam 150
mmHg’lık bir basınç uygulandığını kabul edelim. Uygulanan basınç hiç
değişmediği halde sensörden elde edilen çıkış değerlerinin farkedilir oranda
değişiklik gösterdiğini görürüz.
5- Çözünürlük
Bu özellik, çıkış sinyali üzerinde izlenebilecek bir değişim meydana getiren en
küçük giriş değerini ifade etmektedir. Çözünürlük, ya çıkış değerinin bir oranı
(veya tam sapma okuması) şeklinde ya da mutlak değerlerle ifade edilir.
6- Doğruluk
Bir sensörün doğruluğu, o anda ölçülen değer (bir birincil veya iyi bir ikincil
standard aracılığıyla ölçülen) ile sensörün çıkışında görülen değer arasındaki
maksimum farktır. Yine, doğruluk, ya tam sapma değerinin bir yüzdesi ya da
mutlak bir değer şeklinde ifade edilir.
4
7- Ofset
Bir transduserin ofset hatası, çıkışın sıfır olması gerektiği durumda çıkışta
görülen değerdir. Bir başka deyişle belirlenmiş çıkış ile o anda ölçülen gerçek
çıkış değeri arasındaki farktır.
8- Doğrusallık
Bir sensörün doğrusallığı, sensörün ölçülen eğrisinin ideal eğriden ne kadar
saptığıyla bağlantılı bir ifade ile tanımlanır.
9- Histeresiz
Bir transdüser, değişim yönü ne olursa olsun giriş parametresindeki
değişimleri tam olarak takip edebilmelidir. Histeresiz bize bu kabiliyetin bir
ölçüsünü verir.
10-Tepki Süresi
Sensörler giriş parametresinde bir değişiklik meydana geldiğinde hemen
çıkışlarını değiştirmezler. Yeni duruma geçiş belli bir süre içerisinde gerçekleşir.
Bu süreye tepki süresi (Şekil 6.5’te Tr) adı verilir.
11- Dinamik Doğrusallık
Bir sensörün dinamik doğrusallığı giriş parametresindeki hızlı bir değişimi takip
edebilme kabiliyetine bakılarak belirlenen bir ölçektir. Genlik ve faz
distorsiyonu karakteristikleri ile tepki süresi dinamik doğrusallığı belirleyen
önemli faktörlerdir.
Biyofiziksel Algılamada Kullanılan Elektrodlar
Biyoelektrik canlı organizmaların farklı miktarlarda ve farklı iyonlardan
meydana gelmiş doğal bir olaydır.
İyonik iletkenlik, elektronik iletkenlikten farklıdır. İyonik iletkenlik pozitif ve
negatif yüklü moleküllerden ibaret olan iyonların bir bölge içerisinde
taşınmalarını içerirken, elektronik iletkenlik elektriksel bir alanın etkisiyle
elektronların akışından meydana gelir. İki nokta arasında iyon konsantrasyonları
bakımından bir farklılık varsa potansiyel bir fark meydana gelir.
5
Biyoelektrodlar iyonik iletkenliği elektronik iletkenliğe dönüştürerek elektronik
devrelerde
işlenebilir
hale
getirmeye
yarayan
bir
tür
sensördür.
Biyoelektrodların genel amacı elektrokardiyagram (ECG), elektroensefelogram
(EEG), elektromiyogram (EMG) gibi medikal açıdan önemli biyoelektriksel
sinyalleri toplamaktır. Çoğu biyoelektriksel sinyal 3tür elektroddan biri
kullanılarak toplanır: yüzey elektrodları, dahili elektrodlar ve mikroelektrodlar.
Bunlardan ilk ikisi in vivo kullanılır, sonuncusu in vitro kullanılır.
Elektrod Devre Modeli
Şekil 6.14a, bir biyomedikal yüzey elektrodunun devre modelini göstermektedir.
Bu model hemen hemen ECG ve EEG elektrodlarının eşdeğer devresine
benzemektedir. Bu devrede sinyal işleme için bir fark yükselteci kullanılmıştır
ve böylece elektrodların yarı-hücre potansiyellerinin ortadan kalkması
sağlanmaktadır. RT direnci vücudun dahili dirençlerini göstermektedir ve
normalde oldukça düşüktür. Bu biyopotansiyel sinyaller bir fark gerilimi (Vd)
ile temsil edilmektedir. Devredeki diğer dirençler ise elektrodun cilt ile
temasından kaynaklanan direnci temsil etmektedir. Şekil 6.14a’daki şaşırtıcı bir
ayrıntı C1A ve C1B kondansatörlerinin değeridir. Normalde bir kapasite olması
beklenirken şaşırtıcı olan bu kapasitelerin değerinin mikrofaradlar mertebesinde
(genellikle 10 μF civarında) olmasıdır.
6
Fizyolojik kayıtta hemen her zaman karşılaşıldığı üzere iki veya daha fazla
elektrodun birarada kullanılması durumunda, aralarındaki fark gerilimi ikisinin
cebrik toplamına eşittir. Şekil 6.14b’de A ve B gibi iki elektrod ve bunların
ürettikleri Va ve Vb gerilimleri görülmektedir. Burada fark gerilimi
Vd= Va± Vb’dir.
Elektrod Potansiyellerinin Neden Olduğu Kayıt Problemleri
• Elektrod yarı-hücre potansiyeli, biyoelektrik sinyallerin toplanması önemli bir
problem teşkil eder çünkü, bu dc potansiyeller ile biyopotansiyeller arasında
ciddi bir fark vardır. Bir biyoelekrod için yarı-hücre potansiyeli 1.5V
civarındayken, biyopotansiyeller 1000 kat kadar daha zayıf olmaktadır. ECG
sinyalinin yüzeyde ölçülen değeri 1 ila 2 mV iken EEG potansiyelleri 50 μV
civarında
olmaktadır.
Böylece,
yarı-hücre
elektrod
potansiyeli
ECG
potansiyelinin tepe değerinden 1500 kat ve EEG potansiyelinden 30000 kat
daha büyük bir potansiyel olmaktadır.
• Cihaz tasarımcısı, yarı-hücre potansiyelinin meydana getirdiği bu ofset
etkisinin üstesinden gelecek bir strateji geliştirmek zorundadır. Yarıhücre
potansiyeli sinyal üzerine bindirilmiş oldukça büyük bir dc bileşen
7
oluşturduğundan aşağıdaki yaklaşımları içeren bir stratejinin kullanılması
zorunludur:
1. Sinyali toplamak için bir dc fark yükselteci kullanabiliriz. Eğer elektrodlar
tam birbirinin benzeri iseler yarı-hücre potansiyelleri de tam olarak aynı
olacaklardır. Teorik olarak, eşit potansiyeller tek bir ortak modlu gerilim olarak
gözükecek dolayısıyla çıkışta birbirlerini iptal edeceklerdir. Bu yaklaşımın bir
sakıncası, düşük seviyeli sinyallerin işlenmesi için gerekli olan yüksek
kazancın yarı-hücre potansiyelleri üzerindeki bireysel etkilerinin farklı
olmasıdır.
2.
Sinyal
işleme
devresi,
elektrodların
yarı-hücre
potansiyellerinden
kaynaklanan gerilimi dengeleyecek bir karşı ofset düzenine sahip olması
gerekir. Bu yaklaşım belirgin bir çözüm sunmakla beraber, yarı-hücre
potansiyellerinin zamanla ve vücut ile elektrod arasındaki göreli hareketten
dolayı
değişmesi
nedeniyle
sınırlı
kalmaktadır.
Elektrodlardaki
hareketlenmeler ciddi gerilim dalgalanmalarına neden olabilir.
3. Giriş yükseltecini ac kuplajlı yapabiliriz. Bu seçenek belki de en etkili
olanıdır (özellikle dc ofsetteki değişimlerin frekansı sinyal frekansından çok
daha küçük olduğu durumlarda). Bu durumda normal –3dB frekans cevabı sınırı
dc ofsetteki dalgalanmaları zayıflatacak şekilde faydalı olabilir.
• Bazı biyomedikal uygulamalarda sinyal bileşenleri neredeyse dc’ye yakındır.
Örneğin, ECG sinyalinin frekans içeriği 0.05 Hz ile 100 Hz arasında değişir.
Bu yüzden ECG cihazlarında, hasta hareket ettikçe temel sinyal değerinin
değişmesi beklenmelidir.
• Çoğu durumda birinci ve üçüncü seçenekler tercih edilmektedir. Kullanıcı,
sinyal toplama için ac kuplajlı farks girişe sahip bir yükselteç kullanmalıdır.
Tıbbi Amaçlı Yüzey Elektrodları
• Yüzey elektrodları deneğin cildi ile temas halinde olan elektrodlardır. Bu
kategori içerisine tek bir hücre içerisine girecek şekilde tasarlanmamış
(mikroelektrodlar) bazı iğne tipi elektrodlar da girer.
8
• Yüzey elektrodlarının (iğne tipi olanların haricindekiler) çapları 0.3 ile 5 cm
arasında değişmekle beraber genellikle 1 cm civarındadır. İnsan cildi, diğer
gerilim kaynaklarıyla karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir empedansa
sahiptir. Elektrod tarafından görülen normal cilt direnci terli yüzeyler için 0.5
kΩ’dan kuru cilt için 20 kΩ’a kadar değişmektedir. Çok kuru hasta veya
mikrop kapmış deride direnç 500 kΩ’ a kadar yükselebilir.
• Herhangi bir durumda, yüzey elektrodlarını yüksek empedanslı bir gerilim
kaynağı olarak düşünmek gerekir. Ancak bu durum biyoptansiyelleri izlemek
için kullanılan yükselteçlerin tasarımını etkileyen önemli bir faktördür. Çoğu
durumda genel bir kural olarak, bir gerilim yükseltecinin giriş empedansı
kaynak empedansının en az 10 katı olmalıdır. Bu durumda biyopotansiyel
yükselteçlerinin giriş empedansı 5 M Ω veya üzerinde bir değer olmalıdır. Bu
durum özel bipolar, BiFET veya BiMOS işlemsel yükselteçler kullanılarak
kolaylıkla sağlanabilir.
EEG Elektrodları
• Beyin, kafatası üzerine yerleştirilen yüzey elektrodları aracılığıyla
izlenebilen biyoelektrik potansiyeller üretir. Bu elektrodlar bir osiloskop
veya bir strip chart kaydediciyi besleyen bir elektroenselograf (EEG)
yükseltecine bağlanırlar.
• Tipik EEG elektrodu iğne tipinde olabilir ancak çoğu durumda altın veya
gümüşten yapılmış 1 cm çapında konkav bir disktir. Disk şeklindeki
elektrod oldukça iletken kalın bir pasta tabakası tarafından veya bir baş
bandı ile yerinde tutulur.
9
Yüzey Elektrotları
a) Metal Plaka
b) Emici düzenli elektrotu
c) Gezici türden elektrot
d) Bükülebilir elektrot
e) Kuru elektrot
Transdüserler ve Diğer Sensörler
Transdüserler sensör adı verilen ve biyofiziksel elektrodları da içeren
elemanların bir ayrı bir sınıfını oluştururlar.
Transdüser, ölçüm veya kontrol yapmak maksadıyla sinyali herhangi bir
formdan elektriksel forma dönüştüren bir aygıttır.
Transdüserler elektrodlardan ayrılırlar. Transdüserler dönüştürme için bir ara
eleman kullanırken elektrodlar bu işlemi doğrudan gerçekleştirmektedirler.
Örneğin, bir basınç transdüseri, basıncı algılamak için basıncın etkisiyle
esnediğinde direncini değiştiren bir gerilme ölçer teli kullanır. Benzer şekilde,
bir termistör sıcaklık değişimiyle direnci değişen bir materyalden yapılır. Çoğu
transdüser bir Weston köprüsüne bağlanmış bir piezorezistif eleman
kullandığından, tartışmamıza öncelikle bu elemanlardan başlayacağız.
Weston Köprüsü
Birçok biyomedikal transdüser Weston köprüsü adı verilen bir devre
10
düzenlemesi içinde kullanılırlar (Şekil 6.24). Çoğu transdüser kendi başına bir
köprü oluşturmaz, harici elemanların bağlanmasıyla bir köprü oluşturulur.
Dolayısıyla biyomedikal transdüserler üzerine yapılacak herhangi bir tartışma
köprü devresinin analizini gerektirir.
Şekil 6.24a’daki temel Weston köprüsü devresinde 4 kolun herbirisinde birer
direnç bulunmaktadır. Bir batarya (E) iki zıt direnç birleşim noktasında (A ve B)
köprüyü beslemektedir. Köprüden alınan çıkış gerilimi (Eo) geri kalan diğer iki
direnç birleşim çiftinde (C ve D) görülmektedir.
Şekil 6.24 Weston köprüsü
devresi a) Orijinal devre
Şekil 6.24a’daki orijinal devre, analizi
basitleştirmek için Şekil 6.24b’de
yeniden çizilmiştir.
11
Başlangıçta weston köprüsünü E üzerinde
iki devreye bölerek analiz yapabiliriz; R1R2 ve R3-R4. Bu sistemlerin her ikisi de
birer gerilim bölücü devresidir. Aslında,
Weston köprüsü E bataryası üzerine
bağlanmış paralel iki gerilim bölücü devresi
olarak düşünülebilir: Çıkış gerilimi Eo, iki
gerilim bölücü düzen üzerindeki toprağa
referanslı Ec ve Ed gerilimlerinin farkıdır.
Bu ilişkiyi ifade edecek olursak;
Eo = Ec- Ed
Ec ve Ed aynı zamanda, gerilim bölücü formülü kullanılarak E besleme gerilimi
cinsinden de ifade edilebilirler:
R2
R1
R2
R4
R3 R4
Eş. 6.17 ve 6.18’i Eş. 6.16’da yerine koyacak olursak, Eo gerilimi aşağıdaki gibi
olur;
Olur.
Örnek 6.5: Bir Weston köprüsü (Şekil 6.24) 12 V’luk bir kaynakla
beslenmektedir ve şu dirençlerden oluşmuştur: R1=1.2kΩ, R2=3kΩ,
R3=2.2kΩ, ve R4=5kΩ. Çıkış gerilimi Eo’ı bulunuz.
12
Weston köprüsü devresinde Eo gerilimi sıfır olduğunda bir sıfır durumu
meydana gelir. Fakat Eş. 6.17’den görüldüğü üzere Eo’nun sıfır olabilmesi için
ya E geriliminin sıfır olması gerekir (yanlış) ya da ifadedeki parantezlerin içinin
sıfıra eşit olması gerekir (doğru). Sıfır durumu aşağıda belirtilen durumda
meydana gelir:
Eac = Ead
Sıfır durumunda C’den D’ye doğru akım akmayacağından ve Ec=Ed
olduğundan, Şekil 6.24b’ye bakarak;
Böylece
(R1/R2)=(R3/R4) bu bize beslemesi olan bir Weston köprüsünde sıfır
durumunun oluşması için gerekli olan tek yeter şartı vermektedir. Dirençlerin
eşit olmasının gerekmediğine dikkat edin, sadece oranların (iki yarı-köprü
gerilim bölücüsünün) eşit olması yeterlidir.
Eşitliğin her iki tarafı da aynı olduğundan köprünün sıfır konumunda
olduğunu söyleyebiliriz. Sıfır durumunda olan bir köprü dengededir denir.
13
Çoğu
biyomedikal
transdüserde
kullanılan
Weston
köprüsünde
denge
durumunda 4 direnç birbirine eşittir. Bu katı fiziksel bir şart değildir, fakat bu
çoğu üreticinin imal ettiği ürünler için tercih ettiği bir yoldur. R direncinin
değeri 150 ile 800 Ω aralığında olmaktadır.
Çoğu tasarımda, denge durumu uyarıcı fiziksel büyüklük ya sıfır
olduğunda ya da önceden belirlenmiş ve sıfır olarak kabul edilmiş bir değere
(atmosferik basınç) geldiğinde gerçekleşecek şekilde ayarlanmıştır. Uyarıcı,
köprü direnç elemanlarından birini veya hepsini etkileyerek dirençlerinin küçük
bir miktarda h (h bazen Δ R şeklinde de ifade edilir) değişmesine neden
olacaktır. Uyarıcı sıfır olduğunda dört direnç de aynı değerde olacağından bir
denge durumu söz konusudur.
Uyarıcı sıfırdan farklı bir değer aldığında ise her bir kol R±h kadar bir
direnç alacağından devrenin dengesi bozulur ve bu durumda uygulanan
uyarıcının şiddetiyle doğru orantılı bir çıkış gerilimi elde edilir.
14
Download