Kırım`ın İlhakı Sorunu

advertisement
RAPOR
ARALIK 2015
KARADENİZ’İN KİLİDİ:
KIRIM’IN İLHAKI
SORUNU
1
ÜLKE MASALARI
ARALIK 2015
KARADENİZ’İN KİLİDİ:
KIRIM’IN İLHAKI
SORUNU
ABDULKADİR AKSÖZ
2
|
3
İÇİNDEKİLER
TAKDİM ....................................................................................................................................................5
GİRİŞ .........................................................................................................................................................6
TARİHSEL ARKA PLAN ...............................................................................................................................7
Kırım Sorununda Mevcut Durum .......................................................................................................10
Kırım Sorunu’nda Yönlendirici Güçlerin Etkisi ....................................................................................11
KIRIM KRİZİNDE AKTÖRLER ....................................................................................................................12
BİRİNCİL AKTÖRLER ............................................................................................................................12
İKİNCİL AKTÖRLER ..............................................................................................................................14
ÜÇÜNCÜL AKTÖRLER..........................................................................................................................16
KIRIM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK GİRİŞİMLER ............................................................................18
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME ..................................................................................................................20
KAYNAKÇA ..............................................................................................................................................22
4
ABDULKADİR AKSÖZ
5
TAKDİM
Türkiye’nin komşusu ve kısa zaman önce yaşanan uçak krizi ile ilişkilerin
gerildiği Rusya, son yıllarda dünya siyasetinde geniş bir yer kaplamaktadır.
Amerika ve Avrupa Birliği ile olan çekişmeleri ve tartışmaları Rusya’nın dünya
gündeminden düşmesine engel olmaktadır. Rusya-ABD ve Rusya-AB sorunlarının
temeli çok öncelere dayanır ve çok çeşitli sebepleri vardır. Ancak bu sorunun
görünen yüzü Kırım’ın ilhakıdır. Avrupa Birliği için önemli olan Kırım’a karşılık
Rusya’nın gösterdiği sert tavırlar ve fevri hareketler başlarda Rusya-AB arasındaki
bir çekişme gibi gözükürken, daha sonralarda Amerika’nın da bu çatışmaya dahil
olmasıyla olaylar daha farklı bir boyut kazanmıştır.
Elinizdeki raporda, Türkiye ile tarihi olarak çok kuvvetli bağları olan, yıllarca
Osmanlı Devleti’ne bağlı olarak tarihte var olan Kırım ve günümüzde yaşadığı
sorunlar detaylı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Kırım’ın geçmişte yaşadığı
sorunlar ve günümüzdeki mevcut durumu ele alınarak bir durum tespiti yapılmış
ve Kırım sorununda etkili olan güçler tespit edilerek değerlendirmeler yapılmıştır.
Aynı zamanda bu krizi çözmek adına yapılan girişimlerden de bahsedilen
raporumuzda tüm bu parametreler değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır.
Hazırlanan bu rapor Kırım ve Kırım krizi hakkında sizleri bilgilendirmeyi
amaçlamaktadır. Raporumuzun yazarı olan Ülke Masaları Avrupa Masası
Koordinatörümüz Sayın Abdulkadir AKSÖZ’e teşekkür ederim.
Ahmet Can DEMİREL
6
Ülke Masaları Genel Koordinatörü
GİRİŞ
Ukrayna’da yaşanan Kırım Krizi, Soğuk Savaş sonrası dönemin önemli
problematiklerinden birini oluşturmaktadır. Genel manada Batı dünyası ile Rusya
Federasyonu’nu karşı karşıya getiren Kırım hadisesi, dar manada Ukrayna sınırları
içerisinde yaşanan şiddetli etnik bölünmenin ve ekonomik buhranın bir tezahürü
olarak karşımıza çıkmaktadır. Ukrayna’daki iç iktidar mücadelesinin tırmanması ve
siyasi bölünmüşlüğün toplumun kılcal damarlarına varıncaya kadar teberrüz
etmesi ülke içinde çıkan çatışmanın araçsallaştırılmasında etkin bir rol oynamıştır.
Sorunun uluslararası bir boyuta evrilmesinde, Rusya’nın bölgedeki siyasi, askeri,
ekonomik ve tarihsel çıkarlarını temel alarak hard power(sert güç) ile müdahili
belirleyici olmuştur. ABD ile arasındaki stratejik rekabeti sıcak alana taşıyan Rusya,
Ukrayna içindeki çatışmaları Doğu Avrupa politikaları için hayati bir sınır çizgisi
olarak kabul etmiş ve çatışmanın içerisine baskın güç olarak doğrudan dahil
olmuştur. Bu bağlamda uluslararası kamuoyunda sarsıcı ve beklenmedik bir
gelişme olarak ifade edilen Rusya’nın Kırım topraklarını ilhakı, pek çok tartışmayı
beraberinde getirmiştir. Rusya, Karadeniz hakimiyetini ve enerji geçiş hatlarının
güvenliğini tekeline alarak, Sovyet Dönemi’nin kontrol altında konsolide edilmiş
stratejik uydu topraklar siyasetini yeniden uygulayamaya koymuştur. Kırım’ın
ilhakında Avrupa dünyası ve ABD Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü esas alan
yaklaşımları ortaya koyarak Karadeniz’in güvenliği konusunda tedirginliğini
Rusya’ya karşı gösterdiği ambargo politikalarıyla göstermiştir.
Makalede Kırım’ın ilhakı meselesi, çatışma çözümleri bağlamında sorunun
tarihsel arka planı, çatışmayı doğuran nedenler, aktörlerin ve yönlendirici güçlerin
analizi ele alınacak, krizin çözümü noktasında taraflar arasında atılan adımlardan
ve uygulamalardan bahsedilecektir. Son olarak sorunun gelecekteki seyri ve
yönetimi üzerine değerlendirmelerde bulunulacak, bölgesel ve küresel sonuçları
ortaya konacaktır.
6
TARİHSEL ARKA PLAN
‘‘Ukrayna’’ kelime manası olarak hudut, sınır bölgesi anlamı taşıyan
Okraina’dan gelmektedir. Slav topluluklarının en doğudaki uzantılarının bu
bölgeye yerleştiği ve yeni bir millet oluşturduğu kabul edilmektedir. Doğu
Avrupa’da stratejik bir konuma sahip Ukrayna’nın tarihi Kiev Knezliği ile
başlatılabilir. IX. Yüzyılda kurulan Kiev Knezliği ilk Doğu Slav devletidir. Başarılı bir
yönetim sayesinde yaklaşık 300 yıla varan bir egemenlik süren Kiev Knezliği
Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yolu üzerinde önemli bir geçiş noktası olmuş ve
Avrupa’yı tehdit eden Asyalı kavimlerin istilasına karşı bir sınır karakolu hüviyeti
göstermiştir.Döneminin önemli güçleri arasında ticari bir geçiş noktasında
bulunması Kiev Knezliği’nin jeostratejik değerini arttırmıştır. Ukrayna bölgesi
komşu olduğu Bizans, Turanî kavimler, İran, Moğol, Peçenekler ve Poloveçler’in
sürekli ilgisini çekmiş ve Knezlik işgal girişimleriyle karşı karşıya kalmıştır.
Kiev Knezliği’ni Ukrayna tarihi açısından önemli kılan özellik mezhep
konusudur. Kiev Knezliği Ortodoks Hıristiyanlığı benimseyerek bölgesinde
farklılaşmıştır. Kendisi gibi benzer bir süreç gözlenen Polonya ise Katolik
Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu durum Lehlerle Ukraynalıları temelde bir
ayrışmaya iterken, aynı coğrafyanın kuzeyinde yaşayan ve ileride büyük bir güç
olarak ortaya çıkacak olan Doğu Slav kavimlerinden Ruslar ile dinsel bağlamda bir
birliğin doğmasına zemin hazırlamıştır. XV. Yüzyıldan itibaren giderek gücünü
arttıran Moskova Knezliği’nin bir imparatorluğa dönüşmesiyle bölgedeki
hakimiyet dengeleri değişmiştir. Lehlerle Ruslar arasındaki Ukrayna’nın paylaşımı
meselesi tarihsel süreç içerisinde bölgenin mezhepsel altyapısında kırılmalara yol
açmıştır. Ukrayna’nın batısında genişleme emelleri olan Lehler Batı Ukrayna’nın
Katolikleşmesine sebep olmuştur. Doğu ve güney bölgeleri ise Rusya’nın
hinterlandında yer almıştır.
7
Ukrayna’nın tarihsel jeostratejik ve jeopolitik değerini var eden Kırım yarımadası
olmuştur. Karadeniz’in kuzeyinde denize bağlanan bir üs olarak
değerlendirilebilecek olan Kırım, sıcak denizlerin anahtarı olarak görülmüştür.
Çevresindeki yerleşimlere nazaran merkezi konumu, kara ve deniz bağlantıları,
uygun ulaşım ve iklim şartları ile Kırım, ilgi çekici bir bölge olagelmiştir.
Karadeniz’e dökülen Dinyeper ve Dinyester nehirleri ticari ulaşıma elverişli
olmaları hasebiyle Ruslar için daima önemli olmuştur. Bu bağlamda Kırım,
Karadeniz’e olan çıkışıyla vazgeçilmez topraklardır. Jeff Martin’e göre bu kaleyi
kontrol eden Ukrayna’yı kontrol eder.1
Kırım’ın Tatar Türkleri ile anılmaya başlaması ise XIII.yüzyıla dayanmaktadır.
Dönemin önemli güçlerinden Altın Orda Devleti’nin bizzat iskanlarında yardımcı
olduğu Tatarlar Kırım’a güçlü askeri yapılanmalarıyla kısa sürede hakim
olmuşlardır. Geleneksel Türk bozkır yaşamı için Kırım’ın sunmuş olduğu fiziki ve
coğrafi şartlar kısa sürede Orta Asya’dan yapılan göçlerin artmasını sağlamıştır.
Kırım Tatarları, Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla bölgede serbest kalmış ve XIV.
yüzyılın ikinci yarısında Kırım Hanlığı’nı kurmuşlardır.
Kırım’ın bölgesel aktörlerin dikkatini üzerine toplamasında derin ve
korunaklı limanlarının payı büyüktür. Osmanlı Devleti’nin Yükseliş Dönemi siyasi
çizgisinde Kırım’ın başat konulardan biri olmasında bu sahil ve limanlara hakim
olma isteği belirleyici bir faktör olmuştur. Kırım’daki Türk varlığının VI.yüzyıla
kadar dayanması ve Orta Asya’dan göçle bu topraklara yerleşen Tatar Türklerinin
bulunması Osmanlı’nın Kırım’ın fethedilmesi için harekete geçirmiştir. Fatih Sultan
Mehmet, İstanbul’un Fethi ile egemenlik tesis ettiği İstanbul ve Çanakkale
Boğazları’ndan sonra bir başka önemli Karadeniz su yolunun ve limanlarının
Ceneviz hakimiyetinin kırılması için Kırım’a çıkarma yaptırmıştır. Gedik Ahmet
Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1475 yılında Cenevizlilerden Kırım’ı
alarak topraklarına katmıştır. Bu zafer sonucunda Kırım Hanlığı Osmanlı Devleti’ne
bağlı fakat iç işlerinde özerk bir devlet haline gelmiştir. Kırım’ın Osmanlı
topraklarına katılması Cenevizlilerin bölgedeki varlığının sona ermesine sebep
olmuş, Karadeniz tamamen Osmanlı denetimi altına girmiş, Rusya’ya karşı tampon
bir bölge oluşturulmuş ve Karadeniz ile bağlantısı engellenmiş ve İpek Yolu’nun
kuzey kolu kontrol altına alınmıştır. Bundan sonraki mücadele Rusya’nın büyük bir
imparatorluğa dönüşme süreci ve sıcak denizlere inme olarak ifade edilen güneye
doğru genişleme politikasının Osmanlı çıkarları ile çatışması olarak şekillenmiştir.
Kırım ve Karadeniz’i Ruslar için vazgeçilmez kılan etkenlerden biri Rus
hakimiyetindeki denizlerin kışın donması ve donanmanın istenilen düzeyde
kullanılamamasıdır.
1
Jeff Martin, The Strategic Importance of the Black Sea, What’s Wrong With The World,29
August
2008,
http://www.whatswrongwiththeworld.net/2008/08/the_strategic_importance_of_th.html
8
Bu bağlamda Karadeniz’e köprü olan Kırım’ın Osmanlılardan alınması gerekiyordu.
Kırım’ın, gerek Çin’den gelen büyük Asya ticaret yolunun batıdaki son noktalarından
biri olması, gerekse Doğu Avrupa’yı Ön Asya ve Akdeniz’e bağlayan doğal bir iskele
görevi görmesi nedeniyle, Rusya için büyük önemi vardı.2
XVII. yüzyılda şiddetlenen Osmanlı-Rus savaşları 1774 yılında imzalanan Küçük
Kaynarca Antlaşması ile Kırım topraklarının bağımsızlığı ve kısa süre sonra da Rusya
tarafından ilhakı gerçekleşmiştir. Kırım’ın Rus topraklarına katılmasıyla Karadeniz’deki
dengeler Osmanlı aleyhine dönmüş, Ruslar Kırım üzerinden genişleme siyasetini
hızlandırmış ve Kırım Tatarları için uzun yıllar sürecek olan sancılı bir süreç
başlamıştır.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda sıcak çatışmaların ortasında kalan
Ukrayna toprakları 1922 yılında imzalanan Birlik Antlaşması ile Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği’nin(SSCB) dört kurucu üyesinden biri oldu. 1936 yılında Ukrayna
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını alan Ukrayna, 1991 yılındaki bağımsızlığına kadar
bu isimle anılmıştır. Ukrayna’da bugünkü çatışmanın SSCB döneminde yaşanan bir
olayla yakından ilişkilidir. Stalin döneminin milliyetçi politikalarının ardından belli bir
değişimi getiren Kruşçev yönetimi Kırım’ı Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden
alıp Ukrayna’ya bağlanmasıdır. O dönem birlik içerisinde bu değişimin ana nedeni
Kırım’ın ulaşım ve ekonomik ilişkiler bağlamında Rusya’dan ziyade Ukrayna ile daha
yakın olmasıdır. Bu bağlamda Moskova yerine Kiev’in yönetimine bırakılarak bir
kolaylık sağlanmaya çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline uğrayan
Ukrayna toprakları Stalin döneminin aşırı tutucu yönetimi altında Kırım Türklerinin
bölgeden zorunlu göçe tabi tutulması ve etnik yapının Rus Kazakları lehine yeniden
düzenlenmesi ile demografik yapı farklı bir düzleme kaymıştır. Kruşçev döneminde,
zorunlu sürgüne gönderilen Tatar Türklerinin geri dönüşüne izin verilse de Kırım’da
değişen sosyo-kültürel etnik yapı sorunların çözümüne katkı sağlayamamıştır.
1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Ukrayna suni bir ulus-devlet görüntüsü
çizmiş, sık sık halk hareketleri ile karşılaşmış ve topraklarında etnik, dini ve ekonomik
farklılıklardan kaynaklanan bunalımlarla yüzleşmek durumunda kalmıştır. İstikrarlı
hükümetlerin kurulamaması ve siyaset kurumuna müdahil olan zengin oligark
sınıfının faaliyetleri ülkede hassas dengelerin bozulmasına yol açmıştır. Keza Avrupa
Birliği ile Rusya Federasyonu arasında seçim yapma anlayışı ve Ukrayna’nın tarihsel
iki zıt kutup arasında kalan bir bölge olması hasebiyle gelgitli yönelişler ve asimetrik
politikalar izlenmiştir. Bağımsızlık sonrası Ukrayna’da cumhurbaşkanı olan sırasıyla
Kravçuk, Kuçma, Yuşçenko, Yanukoviç ve Poroşenko dönemlerinde Avrupa Birliği,
NATO ve Rusya ile ilişkiler bağlamında birbirleriyle taban tabana zıt politik tercihler
ortaya çıkmıştır. Bu durum 2014 yılına gelindiğinde Kırım Krizi’nin yaşanmasının
temel parametresini oluşturmuştur.
2
Burak Şakir Şeker, Ukrayna Krizinde Tarihsel Doku: Türk Hakimiyeti-Rus Yayılmacılığı, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, İstanbul, Kasım 2014, s. 28.
9
Kırım Sorununda Mevcut Durum
Ukrayna’da başlayan iktidar karşıtı halk hareketinin çıkış noktası, Avrupa
Birliği(AB) ile olan Doğu Ortaklığı Antlaşması’na Yanukoviç iktidarının onay
vermemesidir. AB yanlılarını sokağa döken bu gelişme Rus yanlısı diğer grupların da
hareketlenmesine neden olmuştur. Ukrayna’nın AB ile anlaşmaması halkın kitlesel çaplı
büyük protesto gösterilerine başlamasına neden olmuş, iktidarın protestolara karşı sert
tutumu tepkileri genişletmiş ve bu durum Rusya yanlısı Yanukoviç iktidarının
devrilmesine yol açmıştır. Birbiri ardına bağlanan olaylar zinciri Rusya’nın Ukrayna’yı
near abroad(yakın çevre) yaklaşımı çerçevesinde kritik son eşik olarak görmesi soruna
dahil olmasında etkili olmuştur.
Rusya’nın doğalgaz kozunu kullanarak büyük bir ekonomik çıkmazın içerisine
düşürdüğü Ukrayna, Kırım’daki Rus kökenli vatandaşlarının bağımsızlık ve Rusya’ya
bağlanma yönündeki talepleriyle sarsılmıştır. 2014 yılının şubat ayında Ukrayna’nın
toprak bütünlüğünü doğrudan bozacak nitelikte Kırım’daki devlet binaları Rus yanlısı
sivil halk ve yarı askeri silahlı gruplarca işgal edilmiştir. Merkezi Ukrayna’nın
yönetiminden Rus yanlısı silahlı grupların etkisiyle fiilen çıkan Kırım’da, aynı ayın son
günlerinde Kırım Parlamentosu tarafından referandum kararı çıkarılmıştır. Çok hızlı bir
şekilde işleyen süreçte Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılarak bağımsızlığa yani Rus denetimine
girmesi yönünde ciddi bir propaganda yürütülmüş, yazılı ve görsel basın araçları
kullanılarak ayrılıkçı hareket yoğun bir biçimde desteklenmiştir. Bu bağlamda Rusya açık
ve örtülü kanallardan ayrılma noktasında baskı yapmış ve Kırım Tatarları da etki altına
alınmaya çalışılmıştır. Ayrılık karşıtı propaganda ve medya unsurlarına izin verilmemiş
yayınları kesintiye uğratılmıştır. 16 Mart 2014 tarihinde yapılan referandum sonucunda
oylamaya katılanların %95’i Ukrayna’dan ayrılma yönünde oy kullanmıştır. Demokratik,
şeffaf ve özgür bir referandum ortamının olmadığı ve bağımsız gözlemciler tarafından
seçimlerin takip edilmediği özellikle belirtilmelidir. Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına
dönük referandumu Tatar Türkleri boykot ederek oy kullanmayı reddetmiştir. Kırım
Tatar Türkleri, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini savunarak
bağımsızlığa karşı çıkmıştır. Ancak çıkan sonuçların hemen adından, bir hafta gibi kısa bir
süre sonra 21 Mart 2014 tarihinde Kırım’ın Rusya’ya bağlanması yönündeki karar Rus
parlamentosu Duma’dan geçmiş ve Kırım resmen Rus toprağı haline gelmiştir.
Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ile başlayan uluslararası tepkiler Ukrayna’nın toprak
bütünlüğüne ve bağımsızlığına bir saldırı olduğu hükmünde olmuş, AB ve NATO bu
oldubittiyi uluslararası hukuka göre geçersiz olduğunu savunmuş ve yeni statükoyu
tanımama kararı almıştır. AB ve ABD Kırım’ın ilhakı sonrası Rusya’ya ekonomik
yaptırımları devreye sokmuş, Rusya ise Kırım limanlarındaki donanmasını güçlendirerek
arttırmış ve birliklerini yarımadaya sevk ederek bu konudaki kararlı tutumunu ortaya
koymuştur. Mevcut durumda Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı devam etmekte olup
uluslararası kamuoyunun bu ilhakı tanımadığı belirtilmelidir. Sorunun taraflar arasında
çözümü konusunda henüz olumlu bir adımın ortaya atılamadığının ve bu bağlamda
Rusya’nın Kırım ve Karadeniz üzerindeki hakimiyetini konsolide ettiği belirtilmelidir.
10
Kırım Sorunu’nda Yönlendirici Güçlerin Etkisi
Kırım Sorunu’nda yönlendirici güç olarak değerlendirilebilecek iki tarafın
bulunduğu söylenebilir. Ukrayna’nın bağımsız bir devlet olmasının akabinde ABNATO ve Rusya arasındaki hegemonya ve çıkar çatışması belirginleşmiştir. AB’de,
Doğu Avrupa ülkeleri ile ekonomik bağlarını güçlendirmek ve kendi değerlerinin
esas alındığı bir değişim ve dönüşüm süreci altında Ukrayna’yı bölgesel bir
entegrasyona katma düşüncesi hakimdi. AB üyesi olmayan Avrupa devletleri ile
kendi politikalarına uyumlu partnerler oluşturma ve onlarla ortaklık anlaşmaları
imzalama yoluna gidilerek Rusya’nın etki alanının sınırlandırılması amaçlanmıştır.
NATO ve ABD özelinde Ukrayna politikası ise eski Sovyet uydusu devletlerin
Rusya’nın hinterlandından çıkarılmasına dönük olmuştur. NATO ortaklığının Doğu
Avrupa’da yayılma ve genişleme stratejisi izlemesi Rusya’nın bölgede
yalnızlaştırılmasını amaçlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından
Rusya’nın yeni bir güç olarak filizlenmesi ve Doğu Avrupa devletlerini etkisi altına
alarak Batı karşıtı bir oluşuma liderlik etmesi önlenmek istenmiştir.
Rusya ise Ukrayna üzerinde tahakküm kurmaya çalışarak kendisine yakın
siyasi oluşumların iktidara gelmesini desteklemiş, siyasi yelpazenin Batı’ya
kayması sonucu her türlü diplomatik ve askeri kozlarını sahaya sürmüştür. SSCB
döneminde Ukrayna’nın doğu, güney ve Kırım yarımadası dahilindeçoğunluğu
oluşturan Rus kökenli azınlıkların hareketlenmesini sağlayarak ayrılıkçı faaliyetleri
sonuna kadar desteklemiştir. Yanukoviç iktidarının devrilmeden önce Kırım’daki
Sivastopol Limanı’ndaki Rus üssünün kullanım süresini 2017’den 2047’ye
uzattırarak etki alanını perçinleştirmiştir. Ukrayna’nın doğalgaz konusundaki
bağımlılığına da bir diplomatik baskı aracı olarak kullanan Rusya, doğalgaz
fiyatında daha önce yapmış olduğu indirimleri iptal ederek ekonomik manada da
ülkeyi kuşatma altına almıştır. Politik ve ekonomik unsurlarıyla kapsamlı bir
müdahalede bulunan Rusya, Batı yayılmacılığının eşik noktasını çoktan aştığını
vurgulayıcı bir şekilde güvenlik önlemlerini arttırmıştır. Batı ve güney sınırlarının
NATO tarafından tehdit edilmesi Rusya’yı askeri operasyonlara varıncaya kadar bir
güvenlik stratejisi izlemesine neden olmuştur.
Soğuk Savaş dönemini rakiplerinin küreselleşen dünya şartlarında Kırım
Krizi ile karşı karşıya gelmeleri yukarıda ifade edilenler göz önünde
bulundurulduğunda tesadüf değildir. İki taraflı yönlendirici güçlerin etkisi
bağımsızlığını 1991 yılında kazanmış ve bir ulus-devlet kimliği oluşturamamış bir
ülkenin etnik, dini, ekonomik ve siyasi tercih ve farklılıklar bağlamında ayrışmasına
ve kutuplaşmasına neden olmuştur. Bu durum Ukrayna’da uluslararası politikanın
yönlendirici güçlerinin müdahalesi ile Kırım topraklarının dezentegrasyonu ile
sonuçlanmıştır.
11
KIRIM KRİZİNDE AKTÖRLER
Kırım meselesinin aktörlerini üç başlık altında toplamak mümkündür.
Bunlar krizden doğrudan etkilenen birincil aktörler, krizden birincil aktörler kadar
olmasa da çıkar ve menfaatler doğrultusunda etkilenen ikincil aktörler ve krizin
uluslararası bağlamda küresel ve bölgesel olarak dolaylı olarak etkilediği üçüncül
aktörler olarak kategorize edilebilir. Bu bölümde aktörlerin kriz genelinde
gösterdikleri davranışlardan, tercih ve tutumlarından, güçlü ve zayıf yanlarından
karşılaştırmalı analiz çerçevesinde bahsedilecektir.
BİRİNCİL AKTÖRLER
Ukrayna’daki sorunun birinci aktörleri kuşkusuz olayların doğrudan
muhatabı olan yerel halktır. Krizin ortaya çıkardığı olgu Ukraynalılar dışındaki enik
grupların içinde Rus azınlığın tek başına önemli bir veri olduğudur.
Nüfus Oranı
Etnik Grup Adı
Nüfusu
2001
1989
Ukraynalı
37.541.700
77.8
72.7
Rus
8.334.100
17.3
22.1
Belarusyalı
275.800
0.6
0.9
Moldovyalı
258.600
0.5
0.6
12
Kırım Tatarı
248.200
0.5
0.0
Bulgar
204.600
0.4
0.5
Macar
156.600
0.3
0.4
Romen
151.000
0.3
0.3
Leh
144.100
0.3
0.4
Musevi
103.600
0.2
0.9
Ermeni
99.900
0.2
0.1
Rum
91.500
0.2
0.2
Tatar
73.300
0.2
0.2
Çingene
47.600
0.1
0.1
Azeri
45.200
0.1
0.0
Gürcü
34.200
0.1
0.0
Alman
33.300
0.1
0.1
Gagavuz
31.900
0.1
0.1
Diğer
177.100
0.4
0.4
2001 Yılı Ukrayna Nüfus Sayımı Sonuçlarına Göre Nüfus Dağılımı3
Etnik Ukraynalı kimliğinin milliyetçi bakış açısının ülkenin merkezi ve batı
bölgelerine egemen olduğu doğu ve güney bölgelerinde ise parçalı, iç içe geçmiş
ve özellikle Rus milliyetçiliğinin hakim olduğu görülmektedir. Ukraynalılık genel
itibariyle mikro bir milliyetçilik olup toprağa bağlı milliyet ve vatandaşlık
çerçevesinde inşa edilmiştir. Ancak tarihsel arka planda da üzerinde durulduğu
gibi SSCB döneminde değiştirilen demografik yapıya bağlı olarak Rus kimliğinin
Ukrayna’da ciddi bir yerinin olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bu bağlamda
ulusal bir kimliğin ülke geneline yerleştirilmesi noktasında sıkıntıların
yaşanmaktadır.
Kravçuk, Kuçma, Yuşçenko ve Yanukoviç dönemlerine
baktığımızda Ukrayna milliyetçiliği ile Doğu Slav Milliyetçiliği kavramlarının birer
dönem gündeme geldiğini, bu durumda ortaya çıkanın da her cumhurbaşkanının
görev süresi içerisinde toplumun bir kısmı ile barışık bir genel milliyet politikası
izlenirken diğer toplulukların ya dışlandığı ya da küstürüldüğü görülmektedir.4
3
Kaynak: ‘‘Ukrayna Devlet İstatistik Komitesi 2001 Tüm Nüfus Sayımı Sonuçları Milliyetler Dağılımı’’,
http://2001.ukrcensus.gov.ua/eng/results/general/nationality/
4
Cem Karadeli, Ukrayna’da Milli Aidiyet, Rekabet ve Azınlıklar,Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi,
İstanbul, Kasım 2014, s. 126-127.
13
Kırım’ın birden fazla etnik grubu içinde barındırması dikkat edilmesi
gereken bir veri sunmaktadır. Kırım’da Rus Çarlığı döneminden bu yana uygulanan
Don Kazakları’nın(Cossacks) yarımadaya iskanı ve Rus göçlerinin teşviki ile önemli
bir sayıya ulaşan Rus nüfusuna ek olarak XIII. Yüzyıldan beri bölgede ikamet eden
Kırım Tatar Türkleri’nin ve Ukraynalıların varlığı birbirleri ile zıt grupların bir arada
yaşamaları sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda Ruslar Kırım’da nüfusun
%58,3’ünü, Ukraynalılar %24,3’ünü, Kırım Tatarları ise %12’sini meydana
getirmektedir. Üç etnik grubun da tarihi açılardan Kırım üzerinden aidiyet
oluşturdukları ve tarihsel değer atfettikleri de belirtilmelidir. Kırım’ın iklim ve
elverişli toprakları ile Karadeniz’e bağlı stratejik limanlara sahip olması problemin
birincil aktörler üzerindeki derinliğini ifade etmektedir. Kırım’ın coğrafi olarak
Ukrayna’ya dar bir kıstakla bağlı olması da yarımadada ayrıksı dalgalanmaların
oluşmasına zemin hazırlamıştır. Kırım Krizi’nde birincil aktörlerden Rus yanlıları
bağımsızlık ve Rusya ile birleşmeyi desteklerken, Kırım Tatarları ve Ukraynalılar ise
karşı cephede yer almışlardır. Nihayetinde belirtilmesi gereken nokta ise
Ukrayna’nın beşinci en büyük etnik grubunu oluşturan Kırım Tatarları ilhak sonucu
Rusya’nın topraklarına katılmıştır. Bu durum krizin birincil aktörleri arasındaki
ilişkilerin kötüleşmesine sebep olmuştur.
İKİNCİL AKTÖRLER
Kırım Krizi’nin ikincil aktörleri bölgede bir güç mücadelesi veren varlığını ve
kendi sistemini kanalize etmeye çalışan Rusya, Avrupa Birliği, ABD ve NATO olarak
ifade edilebilir. SSCB döneminde uluslararası sisteme kapalı toplumlar olarak
lanse edilen Doğu Avrupa ülkeleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra siyasi
ekonomik ve toplumsal olarak farklılaşmış ve değişime uğramıştır. Uluslararası ve
bölgesel örgütlere üyelik ve enerji başta olmak üzere çeşitli ticari ortaklık
hareketleri aracılığıyla Doğu Avrupa ülkelerinde ciddi dönüşüm süreçleri
yaşanmıştır. İkincil aktörlerin belirlenmesinde esas alınan nokta Ukrayna ve onun
özelinde Kırım’ı etki alanına alma siyaseti olmuştur. Krizin analizinde ikincil
aktörlerin amaçları, hedefleri ve soruna yaklaşımları belirleyici olacaktır.
Rusya, Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD ile ideolojik temelli geniş çaplı bir
rekabete girmiş, SSCB’nin dağılmasının ardından da belli bir süre bölgede varlığını
unutturmuş ve iç sorunlarla uğraşmıştır. Bu durum Batı dünyasının önünü açmış,
Rusya’nın eski nüfuz alanlarının kontrol altına alınması sonucunu doğurmuştur.
2000 yılında iktidara gelen Vladimir Putin önderliğindeki Rusya önce kendi içinde
ekonomik bir güç olan oligarkları dize getirmiş, doğalgaz ve petrol kaynaklarını
devlet tekeline almış ve radikal muhaliflerini saf dışı bırakarak otoriter bir yapıya
bürünmüştür. Güçlenen Rusya’nın Batı dünyasının SSCB’nin art bölgesindeki
faaliyetlerini stratejik bir tehdit olarak gören Rusya bu tarz girişimlere izin
vermeyeceğini 2008 Gürcistan Savaşı ile radikal bir biçimde göstermiştir.
14
AB’nin Ortaklık Antlaşması çerçevesinde Ukrayna’yı kendisinden
koparacağına inanan Rusya ‘‘Avrasya Birliği’’ ve Gümrük Birliği gibi alternatif
entegrasyonları ileri sürerek karşı hamlede bulunmuştur. Doğalgaz fiyatlarında
indirime giderek ekonomik manada da Ukrayna’yı saflarına çekmeye çalışmış
ancak gelişen ters yönlü gelişmeler sonrası bu kararından vazgeçmiştir. Rusya’nın
birbirinden farklı hamleleri karşısında zora giren Ukrayna yönetiminin AB ile olan
antlaşmayı onaylamaması sonrası patlak veren olaylar zinciri ve sonucunda ortaya
çıkan Turuncu Devrim ile işler bir kez daha karışmıştır. Rus yanlısı Yanukoviç
iktidarının devrilmesi sonrası Rusya bu meydan okuma karşısında ayrılıkçılığı
tetiklemiş ve askeri kanallardan destekli bir müdahalede bulunarak Kırım’ı ilhak
etmiştir. Rusya’nın soruna müdahili bölgedeki kendi üstün konumunun ve
çıkarlarının korunması ve sürdürülmesi olarak okunabilir. Karadeniz’deki gücünü
konsolide eden Rusya, uluslararası kamuoyuna bölgesinin önemli bir karar alıcısı,
oyun kurucusu ve uygulayıcı bir aktörü olduğunu göstermiştir. Kırım’ın Rusya
topraklarına ilhakının sonrasında ardı ardına gelen bir yaptırım dalgasıyla karşı
karşıya kalan Rusya, bir yandan uluslararası politikadan izolasyon tehlikesi ile
yüzleşirken bir yandan da yaptırımların yarattığı ekonomik bunalım ile uğraşmak
durumunda kaldı.5
Avrupa Birliği, eski Doğu Bloğu ülkelerindeki komünist rejimlerinin
yıkılmasının ardından özellikle 2000’li yılların başından itibaren genişleme
perspektifini bu bölgeye yoğunlaştırmıştır. Doğu Ortaklığı projesi kapsamında eski
Sovyet cumhuriyetleri olan Belarus, Gürcistan, Moldova, Azerbaycan, Ermenistan
ve Ukrayna’yı içine alan bir genişleme politikası uygulamaya konulmuştur. AB
standartlarına ulaştırılması hedeflenen bu ülkelerin ilerleme kaydetmeleri halinde
birliğe dahil edilmeleri sağlanacaktı. Keza AB’nin lokomotif ekonomisi olan
Almanya’nın ticari ilişkilerin geliştirilmesi noktasında Doğu Avrupa’yı önemli bir
pazar olarak tanımlaması da bu perspektifin oluşmasında etkili olmuştur.
Ukrayna’daki krizde sokaklara dökülen öfkeli kalabalıkların tepkisi, AB ile olan
antlaşmanın yürürlüğe konmamasından kaynaklanan rahatsızlığın dışavurumudur.
Rusya’nın askeri müdahalesi sonrası AB Ukrayna hükümetine ekonomik ve askeri
yardımlarda bulunmuş ve Rusya’ya ekonomik ambargo uygulanmıştır. Rusya’ya
karşı uygulanan kademeli ekonomik yaptırımlar ile Kırım’ın haksız bir şekilde ilhak
edilmesi protesto edilmiştir. Bu bağlamda Rusya ile olan mevcut ilişkiler yeniden
gözden geçirilmiş ve çoğu alanda yapılan ortaklıklara ya sınırlandırma getirilmiş ya
da iptal edilmiştir.
NATO ve özelinde ABD’nin birer aktör olarak Ukrayna ve Kırım siyasetine
bakış açısı AB’den farklı değildir. NATO’nun Soğuk Savaş sonrası güçsüz bir
Rusya’nın boşlukta bıraktığı bütün alanların çevrelenmesine dönük politikası AB
5
Muhammet Koçak, Bölgesel Çatışmadan Küresel Krize Doğu Ukrayna, SETA-Analiz, Ağustos 2015,
Sayı:135
15
ile paralellik gösterir. ABD’nin Ukrayna politikasının mihenk noktası enerji arz
güvenliğidir. Avrupalı müttefiklerinin Rus gazına yüksek oranlarda bağımlı olduğunun
farkında olan ABD, Rusya’nın Avrupa üzerindeki tekelinin kırılmasını istemektedir. Bu
bağlamda alternatif enerji güzargahlarını desteklemekte ve Orta Asya Türk
Cumhuriyetleri ile Azeri gazının kaynak olarak kullanılmasını teşvik etmektedir. ABD
enerji arzında çeşitliliğin arttırılmasını sağlayarak Rusya’nın en önemli birincil gelir
kaynağı olan doğalgaz ve petrol ihracatına darbe vurmayı amaçlamaktadır. Bu
bağlamda Kırım’ın ilhakı sonrası uygulanan ekonomik yaptırımların genişletilmesinde
ve petrol fiyatlarının aşağıya çekilmesinde ABD’nin büyük payını göz ardı etmemek
gerekir. ABD bölgede birden fazla süper gücün varlığının dinamikleri sarsacağının
bilincindedir. Karadeniz’deki Rus hakimiyetinin Kırım’ın ilhakı ile genişlemesi
NATO’nun birtakım askeri önlemler almasına neden olmuştur. Kırım’ın Rusya’ya
bağlanmasıyla Karadeniz üzerinden yapılması planlanan birtakım askeri faaliyetler
Montrö
Boğazlar
Sözleşmesi’nden
kaynaklanan
problem
nedeniyle
gerçekleştirilememektedir. ABD ve NATO, Montrö Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’e
kıyıdaş olmayan ülkelerin silahlı kuvvetlerinin maksimum 21 gün kalmasına izin
vermesinden ötürü etkili bir strateji izleyememektedir. Bu minvalde NATO’nun
Karadeniz’de daimi bir askeri filo barındıramaması dengelerin Rusya lehine
dönmesine sebep olduğu belirtilmelidir.
ÜÇÜNCÜL AKTÖRLER
Kırım Krizi’nden dolaylı olarak etkilenen üçüncül aktörlerin Ukrayna’ya
komşu ve çevre ülkelerden oluşmaktadır. Bunlar Kafkasya’daki cumhuriyetlerden
Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan, Belarus, Moldova, Romanya, Polonya ve
Türkiye’dir. Bu bağlamda Kafkasya’daki cumhuriyetler Ukrayna’da yaşanan
çatışmadan ve Rusya’nın yayılmacı politikalarından derin rahatsızlık duymuşlardır.
Ukrayna gibi bağımsızlıklarının henüz 30 yılını doldurmamış olan bu devletler,
ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi çerçevesinde tepkilerini ortaya
koymuşlardır. Rusya’nın Kafkasya’daki baskın gücünün özgür dış politika izlemede
sıkıntılar yaşattığı Kafkasya cumhuriyetleri, Ukrayna’daki krizin bir an önce sona
erdirilmesini istemektedir. Moldova’daki hassasiyetler Kafkas cumhuriyetlerinin
tepkileriyle benzerlik arz etse de Kırım’ın ilhakına karşı olan tepkisi kendi
içerisindeki Transdinyester meselesi hasebiyle daha sert olmuştur. Rusya’nın
emperyalist bir dış politika yürüttüğü ve bölge ülkelerdeki azınlıkları bir
istikrarsızlaştırma aracı olarak kullandığına inanan Moldova, Rusların önemli bir
çoğunluğu oluşturduğu Transdinyester’in de kaderinin Kırım gibi olacağının
endişesini yaşamaktadır. Polonya ve Romanya ise Ukrayna sınırında yaşanan
hadiseleri kaygıyla takip etmiştir. Rusya’nın Kırım müdahalesini gayrımeşru bulan
bu devletler, verecekleri tepkinin şiddetinde kararsız kalmaktadırlar. Böylesi bir
durumun oluşmasında Rusya’ya başta enerji olmak üzere ekonomik bağımlılığın ve
pek çok alanda yapılan ortaklıkların etkisi yadsınamaz niteliktedir.
16
Türkiye’nin Kırım Krizi’ne olan yaklaşımı da Rusya’nın ilhakının uluslararası
hukuka göre bağımsız bir devletin egemenlik haklarına müdahale olduğu
dolayısıyla da gayrimeşru olarak görülmesi çerçevesinde seyretmektedir.
Kırım’daki Tatar Türkleri’nin durumu Türkiye’nin Ukrayna sorunundaki
hassasiyetinin kilit noktasını oluşturmaktadır. Türkiye, Kırım’ın asli unsurlarından
biri olan Tatar Türkleri’nin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının güvence
altına alınmasını krizdeki birincil önceliği olarak görmüştür. Kırım Tatar
Türkleri’nin toplumsal yaşamdan ayrılmamaları ve haklarının korunmasında
Türkiye destek vermektedir. Kırım Krizi’nde tarafların diyalog ve müzakere yoluyla
çözümü aramaları gerektiğine inanan Türkiye, Rusya olan ilişkilerinin bu kriz ile
etkilenmesi de istememektedir. Ancak Karadeniz’de dengeleri değiştiren Rus
filosunun varlığı ve Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesine
yapılan izinsiz geçişler Türkiye’yi rahatsız etmektedir. Bu kapsamda Türkiye Rusya
ile olan ilişkilerinde zarar görmeden krizin çözümü için uğraşmaktadır.
TARAFLAR
 Rusya
Güçlü Yanlar
Zayıf Yanlar
 Kırım’ı fiilen
altına alması
denetimi
 Müttefiklerin azlığı
 Karadeniz’deki Rus filosu
 Enerji ihracatı
 Askeri birliklerin varlığı
 Rus kökenli azınlıklar
 Rusya yanlısı
güçlerin varlığı
 AB, ABD,
NATO
ayrılıkçı
 Ekonomik üstünlük
 Demokratik
varlığı
 Ekonomik sıkıntılar
kurumların
 Entegrasyon sorunu
 Rus
olmayan
azınlıkların durumu
 Uluslararası kamuoyu
tepkisi
 Kırım’ın fiilen ilhak
edilmesi
 Enerji bağımlılığı(AB)
 Kamuoyu desteği
 Yaptırım gücü
 Medya gücü
 Karadeniz’de askeri
varlığın
bulunamaması
 Yardımların
olması
sınırlı
 Etkili bir politika
oluşturulamaması
17
TARAFLAR
 Rusya
 AB, ABD,
NATO
Fırsatlar
 Doğalgaz
 Kırım’daki Rus ordusu
 Karadeniz’deki zengin
petrol yatakları



Tehditler
Çatışmanın devam
ediyor olması
Ekonomik yaptırımlar
Uluslararası izolasyon
tehlikesi
Enerji arz güvenliği
Uluslararası statüko
Uluslararası güvenlik
sorunu
 Uluslararası hukuk

 Entegrasyon projeleri

 Alternatif enerji

güzergahları
 Diplomasi
Kırım Krizi’nde Karşılaştırmalı Aktör Analizi
KIRIM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK GİRİŞİMLER
Ukrayna’da yaşanan ayrılıkçı hareketin şiddet eylemlerine dönüşmesi ve
Kırım’ın ilhak edilmesi ile bölgesel ve küresel aktörler ile uluslararası örgütler
sorunun diplomatik yollarla çözümü için harekete geçmişlerdir. Ukrayna’daki kriz
Batı ile Rusya arasındaki bir çatışmanın hem sebebi hem de sonucu olarak
görüldüğü takdirde, Batı kanadının AB, Ukrayna Hükümeti ve ABD’den oluştuğu;
Doğu kanadını ise tek başına Rusya’nın temsil ettiği söylenebilir.6 Problemin
çözümü yolunda Batı kanadı Rusya’ya çok değişik alanlarda ekonomik yaptırımları
uygulamaya koyarak, ambargolar üzerinden caydırıcı bir güç oluşturmaya
çalışmıştır. Rusya’nın teknoloji, finans, savunma ve enerji gibi yurtdışındaki
mevcut şirketlerine ihracat yasağı getirilmiştir. Rusya’nın bu duruma tepkisi ise
aynı yönde olmuş ve AB ürünlerinin ithalatı durdurularak boykot edilmiştir. AB ve
ABD ekonomik yaptırımlar ile Rusya’nın alacağı kararlarda geri adım atmasını
ummuş krizin çözümüne olumlu katkıda bulunacağını düşünmüştür. Ancak Rusya,
tüm ekonomik ambargolara rağmen geri adım atmamış, Kırım topraklarındaki
ilhakını sürdürmüş ve farklı ekonomik arayışlara giderek Asya-Pasifik’te ticari
ortaklıklara yönelmiştir. Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar en az Ruslara
verdiği oranda Avrupalı devletlere de zarar vermiştir. Kriz öncesi Rusya ile olan
derin ekonomik ilişkilerin bir anda karşılıklı ambargolar ile bozulması AB
ekonomisini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durum AB içerisinde ekonomik
yaptırımların gevşetilmesi yönündeki eleştiri ve tartışmaları arttırmıştır. Netice
itibariyle krizin çözümü için öne sürülen bir yol olarak görülen ekonomik
yaptırımlar her iki tarafta karşılıklı kaybet-kaybet durumunu ortaya çıkarmış ve
başarısız olmuştur. Sorunun diplomatik kanallardan çözümüne yönelik adımlar
özellikle Yanukoviç iktidarının devrilmesinin ardından yapılan seçimlerinde birinci
turda %55 oy alarak cumhurbaşkanı seçilen Petro Poroşenko döneminde kendini
göstermiştir.
6
A.g.e
18
İktidarı ele alan Poroşenko, Kırım’ın ilhakı sonrası Ukrayna’nın doğusunda da
Rusya ile birleşme yanlısı ayrılıkçı silahlı gruplar ile ateşkes sağlayarak iç huzuru
tesis etmeyi amaçlamış ve sorunun çözümü için müzakere masasına dikkat
çekmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu problematikten kurtarma yönünde koyduğu
irade ile Poroşenko iktidarı 15 maddelik bir çözüm planını ortaya atmıştır.
Cumhurbaşkanı Poroşenko’nun önerdiği barış planı, ülke için demokratik ve
çoğulcu bir topluma geçişin unsurlarını içermekte; yeni bir anayasa, belirli
bölgelerin adem-i merkeziyeti ve ulusal uzlaşının sağlanması gibi önemli adımların
atılmasını öngörmektedir.7 Krizin taraflarının diplomatik müzakereleri için bir
araya geleceği yer ise Belarus’un başkenti Minsk seçilmiştir. Böylece Minsk
Görüşmeleri adı verilen müzakere masası oluşturulmuştur.
Minsk görüşmelerinin ilki 5 Eylül 2014 tarihinde yapılmıştır(Minsk I).
Ukrayna hükümeti, ayrılıkçı gruplar ve AGİT temsilcilerinin bir masa etrafında
toplandığı görüşmelerde barış ve normalizasyon planı sunulmuş ve krizin çözümü
için diplomatik kanallı bir koordinasyon grubunun kurulması amaçlanmıştır.
Ukrayna hükümeti silahlı çatışmaların durması ve silahlı grupların işgal ettikleri
topraklardan çekilmesi ve Rus azınlıklara daha fazla hakların verilmesi konusunda
çözüm önerilerini sunmuştur. Tutsakların durumu, ayrılıkçı grupların temsil
sorunu gibi faktörler sıkıntılar oluştursa da Minsk I görüşmeleri protokol anlaşması
ile sona erdi. Ancak taraflar arasında çatışmaların durması ve ateşkes yönünde
karar alınmasına rağmen çatışmaların devam etmesi varılan anlaşmanın zayıflığını
ortaya koymaktadır.
2015 yılının şubat ayında taraflar arasında yeniden bir ateşkes ortamının
sağlanmasına dönük olarak AGİT’in desteğiyle Minsk II görüşmeleri başladı. Bu
sefer Almanya ve Fransa’nın da dahil olduğu görüşmeler ile yeni bir çözüm arayışı
gündeme gelmiştir. 11-12 Şubat 2015 tarihinde Almanya, Fransa, Ukrayna ve
Rusya dışişleri bakanlarının bir araya gelerek oluşturdukları yeni müzakere masası
Minsk I görüşmelerindeki kararların tekrarı niteliğinde olmuştur. Derhal silahların
susturulması ve ateşkesin sağlanmasının yanı sıra ayrılıkçı bölgelere otonomi
verilmesini öngören kararlar, Minsk I görüşmelerinde olduğu gibi tesirsiz kalmış ve
çatışmanın çözümü noktasında nitelikli bir sonuç üretememiştir. Tarafların
sorunun çözümü konusunda birbirlerine karşı olan güven eksikliği ve buna bağlı
olarak varılan anlaşmalara sadık kalınmaması krizin diplomatik yollarla çözümünü
de etkisiz ve kadük bırakmıştır.
7
Hande Apakan, Ukrayna Krizi’nin Bölgeye Yansımaları ve Türkiye’nin Tutumu, Türkmeneli İşbirliği ve
Kültür
Vakfı-Avrasya
İncelemeleri
Merkezi,
15.10.2014,
http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/UKRAYNA-KRIZININ-BOLGEYE-YANSIMALARI-VETURKIYE%E2%80%99NIN-TUTUMU/3670
19
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Ukrayna’da üniter bir devlet yapılanması oluşturmanın farklı etnik
grupların ayrılıkçı hareketleri dolayısıyla imkansızlığı görünmektedir. Ukrayna ve
Kırım özelinde yaşanan çatışmalarda Ukrayna milliyetçileri ile Rus yanlısı azınlıklar
arasındaki bölünme, bir iç sorun olmaktan çıkmış ve uluslararası aktörlerin
odağına girerek uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür. Çok etnikli bir
toplumsal yapı içerisinde merkeziyetçi devlet sisteminin ve yukarıdan aşağıya
uygulanan politikaların başarılı olma ihtimalinin zayıflığı aşikardır. Ulus devletlerin
belli bir etnik grubu kurucu ve asli unsur olarak kabul etmesi ve toplumdaki
farklılıkları homojenize etmesi önemli bir sorundur. Zira bu durum toplumu
oluşturan diğer etnik ve kültürel grupların kendi içine çekilmesine ve konsolide
olmasına yol açtığı gibi kutuplaşmanın ve daha sonrasında ayrılığın tetikleyici bir
unsuru olabilmektedir. Toplumsal uzlaşı kültürünün tabana yayılmaması ve
grupların birbirlerine karşı düşman imajıyla yaklaşmaları, esasında devletlerin
çeşitliliği teke indirgeyen milliyetçi saiklere dayanan politik tercihlerinden
kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Ukrayna’daki etnik kompozisyon incelendiğinde
çok etnikli, çok kültürlü ve çok dinli bir yapının iç içe geçtiği belirtilmelidir.
Başarısız devlet vasfına tamamen uyan Ukrayna, kendi halklarını ortak bir
düzlemde buluşturmayı başaramamıştır. Dönemsel ve tepkisel politik yaklaşımlar,
ekonomik vizyonsuzluk, atılan adımlardaki tutarsızlık ve kararsızlıklar gibi pek çok
başlıkta bir araya getirilebilecek sorunlar Ukrayna’nın bölünmesine, daha doğrusu
toplumsal dağılmasına yol açmıştır. Bu minvalde Karadeniz gibi önemli bir suyolu
üzerinde merkezi bir konuma ve jeostratejik öneme sahip olan Kırım’ın ilhakının
bu sebeplerle yakından ilişkili olduğu belirtilmelidir.
Üst düzey limanları ve coğrafi olanaklarla kendisine hâkim olan ülkeye
büyük avantajlar sağlayan Kırım, ‘‘Karadeniz’in kilidi’’ olarak nitelendirebileceğimiz
bir yarımadadır. Rusya’nın Kırım’ı ilhakında bölgede çoğunluğu oluşturan Rusların
etkisi kadar Karadeniz’deki filosunun merkez üssü olması da belirleyici olmuştur.
20
Ancak bu ilhakın uluslararası kamuoyunca tanınmaması ve Kırım’da Rus
egemenliği altında azınlık durumuna düşen diğer grupların varlığı çatışmanın tam
manasıyla sonuçlandırılamayacağını göstermektedir. Yapılan referandumun da
sağlıklı bir ortamda yapılmaması da çıkan sonuca karşı ilerleyen dönemlerde yeni
çatışmaların çıkmasına sebep olabilir.
Sorunun çözümü için uzlaşma politikalarının uygulanması gerekmektedir.
Etnik, dini, sosyal, ekonomik bölünmenin siyasi tercihlerle tırmandırılması
engellenmeli Ukrayna içerisinde toplumu oluşturan tüm grupların asli unsurlar
olarak
kabul
edilmeleri
gerekmektedir.
Toplumsal
eşitsizliğin
ve
tahammülsüzlüğün giderilmesi için uzlaşma kültürünün yerleştirilmesi ve tüm
grupların taleplerinin dinlenmesine önem verilmelidir. Tüm gruplar arasında ayrım
gözetilmeksizin etnik, dinsel, dilsel, kültürel ve ekonomik haklarının güvence altına
alınması ve özgür hale getirilmesi lazımdır.Çok kültürlü bir toplumun birbirine
karışması(melting pot) ve ortak yaşamı mümkün olmuyorsa, belli düşünsel, siyasi
ve toplumsal farklılıklar baskın halde ise bu noktada merkeziyetçi üniter bir devlet
modeli yerine federatif sistem çerçevesinde farklı grupların siyasi, sosyal,
ekonomik ve kültürel yaşantılarında belli bir düzeyde temsiliyetlerinin sağlanacağı
özyönetimlerin oluşturulması sorunun çözümünde yararlı olabilir. Siyasi manada
bir diğer çözüm alternatifi olarak ortaklıkçılık belirtilebilir. Ortaklıkçılıkta toplumu
oluşturan tüm grupların oransal dağılımına göre yasamada, kamu kurum ve
kuruluşlarında temsilinin belirlenmesi ve bu orana göre hazineden yardım
sağlanması durumu vardır. Böylesi bir formül Kırım’ın ilhakı sonrası çıkan
ayaklanmaların sağlıklı bir zeminde tartışılmasına zemin hazırlayabilir.
Ukrayna sorununun ve Kırım Krizi’nin çözümü için ifade edilen
uygulanabilecek politikaların bir anlam ifade edebilmesi her şeyden önce
çatışmanın taraflarının çatışmanın çözümü konusunda irade ortaya koymasıyla
sağlanabilir. Taraflar sorunun çözümü konusunda birbirlerine karşı samimi olmalı,
sorunun çözümü esnasında çıkar peşinde koşmamalı ve karşısındakilere güven
verebilir olmalıdır. Aksi taktirde çatışmanın çözümü için hayata geçirilmesi
planlanan düzenlemelerin başarılı olma şansı yoktur. Krizin sonlandırılması için
ortak hareket edilmeli, diyalog ve diplomasi kanalları daima açık tutulmalı ve
müzakere sürecinden vazgeçilmemelidir. Tarafların birbirlerinden herhangi bir
meseleyi saklamaması ve sorunun kapsamı dışındaki çıkarları pazarlık konusu
etmemesi gerekmektedir. . Üçüncü tarafların arabuluculuk rolünden
kaçınmamaları ve sorunun uluslararası barışa zarar vermeden sonlandırılması
adına çalışma grupları, koordinasyonluklar ve özel temsilciler vasıtasıyla aracı
olmaları gerekmektedir. Son olarak Kırım’ın ilhakının özelde Ukrayna’nın bir iç
meselesinin sonucu olarak gözükse de esasında Batı ile Rusya arasındaki
hegemonya mücadelesinin doğurduğu bir kriz olduğu, bu durumun uluslararası
barış ve güvenliği tehdit ettiği ve ilerleyen dönemlerde benzer yeni çatışmaların
yaşanmasına da bir örnek ve ortam hazırlayabileceği belirtilmelidir.
21
KAYNAKÇA
 Abdi, Zhaleh, Ukrayna Krizine Jeopolitik Kuramlar Çerçevesinde Bakış,
Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Akman, Halil, Kırım-Sivastopol Üssü ve Karadeniz Rus Filosunun Paylaşım
Sorunu, Turkish Studies International Periodical For the Languages,
Literature and History of Turkish or Turkic, p. 1-20, Volume 9/1, Winter
2014, Ankara
 Anlar, Aslıhan, Rusya ve Batı Arasında Ukrayna Krizi, Uluslararası Politikada
Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Apakan, Hande, Ukrayna Krizi’nin Bölgeye Yansımaları ve Türkiye’nin
Tutumu, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı-Avrasya İncelemeleri Merkezi,
15.10.2014, http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/UKRAYNAKRIZININ-BOLGEYE-YANSIMALARI-VE-TURKIYE%E2%80%99NINTUTUMU/3670
 Aytaç, Gizem Bilgin, Yeni Savaş Çağı’nda Ukrayna Krizi, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Çomak, Hasret, Atilla Sandıklı, Erdem Kaya, Elnur İsmayılov, Karadeniz’de
Yeni Gelişmeler, Ukrayna Krizi ve Türkiye, Uluslararası Politikada Ukrayna
Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Demir, Sertif, Ukrayna Krizi: Yeni Küresel Politik Düzenin Başlangıcı,
Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Gülboy, Pınar Ekrem, Ukrayna’da Çatışmanın Yönetilmesi, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 İmanbeyli, Vügar, Ülke-İçi Krizden Uluslararası Soruna Ukrayna-Kırım
Meselesi, SETA-Perspektif, Sayı:36, Mart 2014
 Karadeli, Cem, Ortaçağ’dan Günümüze Ukrayna’nın Kısa Tarihi, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
22
 Karadeli, Cem, Ukrayna’da Milli Aidiyet, Rekabet ve Azınlıklar, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Kelkitli, Fatma Aslı, Kırım: Rusya İçin Vazgeçilmez Yarımada, Uluslararası
Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Koçak, Muhammet, Bölgesel Çatışmadan Küresel Krize Doğu Ukrayna,
SETA-Analiz, Ağustos 2015, Sayı:135
 Kuşçu, Işık, Kırım’ın Rusya’ya Katılımının Bölgesel ve Küresel Etkileri,
Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
 Martin, Jeff, The Strategic Importance of the Black Sea, What’s Wrong
With
The
World,
29
August
2008,
http://www.whatswrongwiththeworld.net/2008/08/the_strategic_import
ance_of_th.html
 Özdal, Habibe, Hasan Selim Özertem, Kerim Has, Mehmet Yegin, Ukrayna
Siyasi Krizinde Rusya ve Batı’nın Tutumu, Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Merkezi, Analiz No: 28, Aralık 2014
 Özmen, Alparslan, Enerji Güvenliği Politikaları ve Kırım, BİLGESAM,
Uluslararası Enerji ve Güvenlik Kongresi Tebliği, 23-24 Eylül 2014, Kocaeli
 Şeker, Burak Şakir, Ukrayna Krizinde Tarihsel Doku: Türk Hakimiyeti-Rus
Yayılmacılığı, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul,
Kasım 2014
23
İslam Dünyası STK’ lar Birliği Gençlik Kurulu’ nun 2014 yılında hayata
geçirmiş olduğu “Ülke Masaları” projesi doğrultusunda belli aralıklarla yayınlanan
Ülke Analiz Raporları ile ele alınan ülkelerin eğilimlerini, verilerini, ekonomik,
sosyo-siyasal, tarihi ve toplumsal yapıları hakkında isteyen herkesin ulaşabileceği
gerçek bir hazine ve güvenilir bir kaynak sağlayıp, ülke uzmanlarının
yetiştirilmesini hedeflemektedir.
Bu hedef doğrultusunda siyasi ve kültürel bağlarımızın Osmanlı Devleti’ne
kadar uzanan, resmi olarak Osmanlı’dan ayrılmış olmasına rağmen dini olarak
halifeye bağlı kalmayı tercih etmiş bir Kırım, günümüz de önemini bizler için
yitirmemiştir. Son yıllarda yaşadığı sorunların, bu sorunların nedenlerini ve çözüm
önerilerini anlatan ‘Karadeniz’in Kilidi: Kırım’ın İlhakı Sorunu’ raporunu siz değerli
okuyucularımıza sunuyoruz.
Mehmet Şerif SARIKAYA
Genç İDSB Genel Başkanı
24
Download