Kürd basını ulusallaşamamış, evrenselleşememiştir

advertisement
1
SÖYLEŞİ
Trio Mara
Sürgünün kadın
sesleri
Haftalık haber gazetesi - 2.5 TL
Sayı:100
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
S:16
bas-haber.com
Barzani’nin arabulucu olması isteniyor
w
w
.a
rs
iv
ak
ur
d
.o
rg
Çözüm Süreci’nin düğümü
nasıl çözülecek?
w
Siyaset kulislerinde Çözüm Süreci görüşmelerinin yeniden başlatılmak istendiği,
yeni bir aşamaya gelindiği ve tersi açıklamalar yapılmasına rağmen bu konuda girişimlerin hızlandığı konuşulmakta. ABD’li yetkililerin Ankara’ya diyalog ve PKK’ye
silahsızlanma yolundaki çağrıları ile AB’nin Raporu’nda benzer çağrılar yapılması
ardından, gözler arabuluculuk yapabilecek odaklara çevrildi.
Faysal Dağlı:
Kürd basını
ulusallaşamamış,
evrenselleşememiştir
S:08 - 09
HAKAN TAHMAZ
BasHaber / BasNûçe 2 yaşında
Tarafsız ve etik habercilik anlayışıyla 2 yılı geride bırakan BasHaber/BasNûçe Gazetesi Kürdistan’ın dört parçası ile diasporada
yaşayan Kürdler arasında bir köprü görevi görüyor. Çözüm Süreci’ni,
Kürdistan Bölgesin’de bağımsızlık tartışmalarını, Rojava’da yaşananları
ve İran Kürdistanı ile ilgili tüm gelişmeleri, Kürd örgüt ve kurumlarına
karşı tarafsız duruşuyla doğru ve etik habercilik anlayışıyla
mercek altına alarak, okurlarına ulaştırmaya devam ediyor. S:10-11
Medyada yeni model BasHaber
Çözüm zorda
s03
ABD Başkanı Obama’nın Özel Temsilcisi Mac Gurk’un geçtiğimiz hafta Erbil ziyaretinde KBY Başkanı Mesut Barzani’den tarafları bir araya getirme ve özellikle
PKK’yi ikna etme konusunda ricacı olduğu bildiriliyor. Ankara ve HDP’nin de arabulucu olmasını istediği Barzani’nin yakın zamanda Kandil’deki PKK yöneticileri
ile konuşması ve ardından Türkiye’ye gelmesi de olası.
S:02 - 03
BİLAL SAMBUR
s07
Kürdlere gerçek yeter
MESUT YEĞEN
Aklımızdaki resimler değişmeli
s09
ÖZTEKİN ÇAÇAN
s13
02
MANŞET
BasHaber
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs 22016
Barzani’nin arabulucu olması isteniyor
Kahveci: Barzani Türkiye’yi ziyaret
edecek
Türkmen Reform ve İlerleme Partisi
Başkan Yardımcısı ve KBY Parlamentosu
Milletvekili Muna Kahveci ise, KBY Başkanı
Mesud Barzani’nin kısa bir süre içerisinde
Türkiye’yi ziyaret edeceğini, barış sürecinin
yeniden canlanmasını talep edeceğini ileri
sürdü. Muna Kahveci, Barzani’nin Türkiye
ziyaretini ABD yönetiminin de desteklediğini belirterek, “ABD, Türkiye’de Kürd
sorununun çözülmesini ve barış sürecine
dönülmesini önemli bir adım olarak tanımlıyor’’ dedi.
Taşçıer: Sürece dönülmeli
HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer Çözüm Süreci’ne dönülmesi konusunda
Fırat: Washington çözümde ısrarcı
Kürd illerinde yaşanan savaş ortamını
hatırlatan HDP Mersin Milletvekili Dengir
Mir Mehmet Fırat, “yoğun bir savaş hali
Metiner: Barzani Kandil’i ikna etmeli
PKK’nin yürüttüğü siyasetin sonuç
vermediğini ifade eden AKP Milletvekili
Mehmet Metiner, “Bu tarzla bir sonuç
alınamayacağı görüldü. Öcalan istese de
Kandil’in silah bırakmayacağı görüldü, dolayısıyla Sayın Barzani’nin bir takım önerileri olmuş olabilir. Türkiye hükümeti bu tür
açıklamalara alışıktır. Çünkü Barzani’nin
görüşleri önemlidir. PKK ve IŞİD sadece
Türkiye için değil, Güney Kürdistan için
de tehlikedir. Hatta Türkiye’den daha fazla
Barzaniler için çok büyük bir tehdittir.
PKK’nin siyaseti değişmeden eski tarz bir
seçim süreci oluşturmanın PKK’ye soluk
aldırabilir kanaatindeyiz. PKK’nin böyle bir
.o
taktiksel hamlesi var. Amerika üzerinden Çözüm Süreci’ni başlatmak
istiyorlar. Sayın Barzani’nin PKK’nin
arkasındaki ülkelerin amaçlarının
farkında olduğunu düşünüyorum.
Silahın dışında başka yollar da var.
Barzani’nin, Kandil’deki PKK şeflerini ikna edip silahları bıraktırması
gerekiyor. Silahın bırakılmasının
önünde bir engel yok silahların
tek yanlı olarak ebediyen toprağa
gömülmesi gerekiyor, şayet silahlar
bırakılırsa masaya tekrar oturulup
şartlar” konuşulmalıdır dedi.
ur
d
ak
iv
rs
.a
hâkim. Tüm bunlar Mesud Barzani’yi
yakından ilgilendiriyor. Burada öldürülen
siviller, gençler, çocuklara karşın onun
kalbi kan ağlıyordur. Bu sorunun çözümü
noktasında Neçirvan Bey’i göndermiş
olma ihtimali yüksektir. Fakat barış süreci
denilen şeyin içinin boş olduğunu düşünüyorum. Süreç dediğiniz şey de kavga
eden taraflar arasındadır. Sayın Barzani’nin
aracı olarak istenmesi Kürdler arasında bir
savaş sonucunu ortaya çıkarır ki, mevcut
iktidarın bunu kabul etmesi mümkün
değil. Washington’un sürecin başlaması ve
çatışmaların son bulması adına ta başından
beri çağrıları devam ediyor. Bu konuda
arabulucu olmak” istediğini belirtti.
w
kendilerine yansıyan bir şey olmadığını
ifade ederek şunları söyledi: “Ama şu gerçek
ki, bu süreç sonsuza kadar böyle devam
etmez. Sürecin bir an önce başlaması
gerekiyor. Mesud Barzani burada bir rol
oynayabilir. Barzani’nin Ortadoğu’da siyasi
anlamda bir ağırlığı söz konusudur. Barzani
sürece yeniden dönülmesi anlamında rol
oynarsa başarılı olur. Daha önceki süreçlerde de buna benzer şeyler oldu. Türkiye’de
yaşanan çatışmaların son bulması, Kürdlerin haklarının verilmesi noktasında Mesud
Barzani çeşitli adımlar atmıştır. Neçirvan
Barzani’nin Türkiye gelişi sorunun çözümüyle ilgili olabilir; ama benim bu konuda
herhangi bir duyumum olmadı. Üstelik
Çözüm Süreci’ni başlatma anlamında
adım atılırsa buna PKK de devlet de karşı
çıkmaz.”
Öte yandan devletin yumuşama göstermesi gerektiğini belirten Taşçıer, “Diğer
tarafın da bunlara karşı adım atacağını da
inanıyorum. PKK şehirlerden gerillalarını
çekmesi konusunda bir açıklaması oldu.
Bu olumlu bir açıklama oldu. Bu savaştan
dolayı birçok insan mağdur oluyordu. Bu
adım Çözüm Süreci için bir adım” olabilir
diye konuştu.
w
Türk: Barzani devreye girmeli
Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı
Ahmet Türk, Mardin’de katıldığı bir açılış
töreninde yaptığı konuşmada çatışmaların durması için KBY Başkanı Mesud
Barzani’nin devreye girmesini istedi. Türk,
“Umuyoruz savaşın durması, ateşkesin ilanı
için bir çaba olsun. Kim bu çalışmayı yaparsa da bu kutsaldır” olduğunu söyledi. “Başkan Barzani Kürdlerin bir lideridir, rolünü
oynamalı” diyen Türk, şunları kaydetti:
“Kürdler birbirine bağlıdır. Burada bir Kürdün başı ağrırsa, diğer taraftaki kardeşinin
kendine sahip çıkmasını ister. Halkın da
böyle bir isteği var. Hepimiz bunu görmeliyiz. Bugün Kuzey Kürdü susturuluyorsa
yarın Güney ve Batı Kürdüne de aynısı yapılır. Bu yüzden diyalog, görüşme Kürdlerin
arasında günbegün gelişmelidir. Birbirimizi
dinlemeliyiz. Birbirimizin fikirlerine kulak
vermeliyiz. Birbirimize yardımcı olmalıyız.
Yardımcı olursak demokrasinin de önünü
açarız. Ben bu inançtayım.”
Siyaset kulislerinde Çözüm Süreci’nin yeniden görüşmelerin başlatılmak istendiği
bir aşamaya geldiği ve tersi açıklamalar yapılmasına rağmen bu konuda girişimlerin hızlandığı konuşulmakta. ABD’li yetkililerin Ankara’ya diyalog ve PKK’ye
silahsızlanma yolundaki çağrıları ve AB’nin Raporu’nda benzer çağrılar yapılması
ardından, gözler arabuluculuk yapabilecek odaklara çevrildi. Bu bağlamda ABD’nin
Obama’nın Özel Temsilcisi Mac Gurk’un geçtiğimiz hafta Erbil ziyaretinde KBY
Başkanı Mesut Barzani’den tarafları bir araya getirme ve özellikle PKK’yi ikna etme
konusunda ricacı olduğu bildiriliyor. Ankara ve HDP’nin de arabulucu olmasını
istediği Barzani’nin yakın zamanda Kandil’deki PKK yöneticileri ile konuşması ve
ardından Türkiye’ye gelmesi de olası.
w
A
nkara kulislerinde çatışma sürecinin başlaması ile birlikte ‘donduruldu, buzdolabına kaldırıldı’ denilerek bekletilen Çözüm Süreci’nin yeniden
başlatılmak istendiği bir arayış aşamasına
geldiği ve tersi açıklamalar yapılmasına
rağmen bu konuda girişimlerin hızlandığı
konuşulmakta.
Son zamanlarda hızlanan çatışmalar ile
Suriye görüntüsü verilmesi, Türkiye’deki
gelişmelerin Musul ve Rojava’daki durumu olumsuz etkilemesi üzerine şimdiye
dek olayları sessizce izleyen ABD ve AB’yi
de harekete geçirerek tarafları yeniden
konuşma pozisyonuna getirmeleri yolunda
girişimlere neden oluyor.
ABD’li yetkililerin son açıklamaları ve
AB’nin son raporunda PKK ve Ankara’ya
diyaloga dönülmesi çağrısı ardından,
gözler arabuluculuk yapabilecek odaklara
çevrildi. Bu bağlamda ABD’nin Obama’nın
Özel Temsilcisi Mac Gurk’un geçtiğimiz
hafta Erbil ziyaretinde KBY Başkanı Mesut
Barzani’den tarafları bir araya getirme ve
özellikle PKK’yi ikna etme konusunda
ricacı olduğu bildiriliyor. PKK’nin ise daha
çok ABD’nin arabulucu olması yolunda
talepte bulunduğu KCK’nin son zamanlarda yaptığı açıklamalara yansımıştı. Ancak
Erbil’deki kaynaklar Kandil’in, Barzani’nin
süreçte aktif rol almasıyla kamuoyunda
itibar kazanmasını engellemek istediği,
İran’ın da KBY karşıtı bir siyaset izlemesi de
gerilimi tırmandıran diğer önemli nedenler
arasında sıralıyor.
Çatışmaların Yüksekova’ya taşındığı hafta başında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun
Diyarbakır’da ilk kez ifade ettiği ‘PKK’nin
Mayıs 2013 koşullarına dönmesi’ çağrısı
her ne kadar Cumhurbaşkanı tarafından
reddedilmişse de hükümetin bu konuda
açık bir opsiyonunun olduğu iddia ediliyor.
Öte yandan Erdoğan’ın “tümüyle çekilme“
koşulunun yeni bir sürecin ön şartı olduğu
bu anlamda Davutoğlu’nun da aynı şeyi
ifade etmek istediği değerlendiriliyor.
KBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin
geçtiğimiz günlerde yaptığı Türkiye ziyareti
sonrası sürecin yeni bir boyut kazandığı,
Hükümet ve HDP’nin bir kesiminin de
Barzani’nin yeni süreçte de rol üstlenmesi
gerekliliği üzerinden düşündüğü ortaya
çıktı. Tüm bu gelişmelerin ise ABD’nin hem
PKK’ye hem de Ankara’ya baskısı sonucu
ortaya çıktığı ve ilerleyen günlerde taşların
yerine oturacağı ileri sürülmekte.
Ankara ve Erbil’e yakın gazetecilerin de
teyit ettiği ve alttan yürüyen bu gelişmeler
Türkiye kamuoyunda tartışılmazken, Hükümet ve HDP’li milletvekillerinin dışarıya
yansımazsa da kapalı kapılar arkasında bu
seçenekleri tartıştığı iddia ediliyor. Erbil’in
de Çözüm Süreci’nin yeniden başlaması
konusunda net olduğu, arabuluculuğun
taraflarca kabulu halinde bunun için girişimlerde bulunacağı da bildiriliyor.
Öte yandan PKK’nin silahlı gücünü
Türkiye’den çekmesi ardından gelişecek
durumun da endişeye neden olduğu,
KBY’ye çekilecek militanların üzerinden
yürütüldüğü ve endişelerin de tam da
bu noktada başladığı yönünde. PKK’nin
mevcut durumda KYB’ye Şengal’de sorunlar
çıkarttığı, Rojava ile ilgili özellikle Barzani
karşıtı anti propoganda faaliyetleri yürüttüğü ve Erbil’de siyasi krize neden olan Goran
ile yakınlaştığına dikkat çeken gözlemciler,
orada birikecek PKK gücünün KYB için de
ciddi sorun olabileceğine dikkati çekiyor.
Bu bağlamda Davutoğlu’nun ‘Erbil’e yönelen her saldırı bize yöneliktir’ demesinin
ardındaki nedenin bu endişelerle ilgili
olduğu iddia ediliyor.
KBY Başkanı Mesud Barzani’nin müzakere masasına dönülmesi konusunda nasıl bir
rol oynayacağı merak konusu. Siyasetçiler,
akademisyenler BasHaber’e konuya ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
rg
Çözüm Süreci’nin düğümü nasıl çözülecek?
Besê Çelik
MANŞET
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
3
SÖYLEŞİ
Bilgen: Her türlü girişimin önü
açılmalı
Kürd sorununun çatışma konseptiyle çözülemeyeceğini ifade eden
HDP Kars Milletvekili Ayhan Bilgen,
“Kürdler arasındaki hukukun sağlıklı
ve doğru işlemesi, hem de mülki
yönetimleriyle halklar arasındaki
sorunun çözümünde elbette diyalog
yönteminin açılması gerekiyor. Bu
konuda bölgedeki tüm aktörlerin
sorumluluğunu yerine getirmesi
beklenir. Özellikle Türkiye’nin bölgesel ilişkilerde Kürdler arası gerilimi değil, aksine Kürdler arasında
diyalogu pekiştiren yöntemi tercih
etmesi, elbette ki bölgede barışa, iyi
ilişkilere, ticaretin artmasına ve can
güvenliğine ve demokratikleşmeye
olumlu adım getirecektir. Türkiye’nin
Çözüm Süreci konusunda bir çabası
var mıdır, bilmiyoruz. Biz her türlü
çabanın ve girişimin önünün açılmasını” değerli görüyoruz diye konuştu.
Kurt: 2013’te verilen
sözler tutulmalı
Barzani’nin PKK’ye güvenmediğini ileri süren AKP Diyarbakır
Milletvekili Abdurrahman Kurt,
“Neçirvan Barzani’ye bu konudaki
tavrının ne olduğunu merak edip
sorduk, “onlara güvenimiz kalmadı”
dedi. Dolayısıyla kefil olmak, bir
nevi sözdür. Çözüm Süreci denen şey
silahların bırakılması, PKK’nin oraya
geri dönmesi imkânsızdır. Tek yolu
2013’te verilen sözlerin yerine getirilmesi ve silahlı unsurların sınır dışına
çekilmesidir. Bu anlamda unsurların
dışarı çıkmasıyla birlikte operasyonların da anlamı kalmaz” dedi.
wini, “KBY’li yöneticiler her zaman
PKK’ye de Türkiye’de sorunu diyalog
ile çözün diyor. Bunu Mam Celal,
Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani
defalarca Türkiyeli yöneticilere söyledi. Umarım yakında yeniden masaya
dönerler. En azında Dolmabahçe
Mutabakatı’nda dönmeliler” değerlendirmesini yaptı.
Geveri: Çözüme Barzani’nin
katkısı olacaktır
Hükümet tarafından Güney
Kürdistan’a Çözüm Süreci konusunda herhangi bir resmi çağrı
yapılmadığını ifade eden HDP Van
Milletvekili Adem Geveri, “Elbette ki
böyle bir niyetin olması anlamlıdır.
Son derece akıllı bir adımdır. Biz
de bu formülü çok uzun süre önce
talep etmiştik. Sayın Barzani, her iki
tarafta da siyasal temsiliyeti olan bir
şahsiyettir. Arabuluculuk çabalarının sonuç vereceğini düşünüyorum. HDP’nin de bu yönde çabaları
söz konusudur. Sayın Neçirvan
Barzani’nin ve bizim bilmediğimiz
gizli diplomatik temaslarda da bu
talepler dile getirilmiştir. Güney
Hükümeti ve Sayın Barzani’nin bu
arabuluculuk misyonunu işleteceğini
düşünüyorum. Güney Kürdistan
sorunun bir parçasıdır. Burada yapacakları arabuluculuk soruna çözüm
üretebilir. Türkiye ile ticari ilişkileri
olan bir komşudur; aynı zamanda
bu tür çatışmaları önceden kendileri
yaşadıkları için, KBY’nin bu anlamda
bir tecrübesi var. Bu anlamda Türkiye’deki sürecin yeniden başlaması
konusunda yapacakları çağrının
başarılı ve etkili olacağını düşünüyorum. Çözüm Süreci’nde Sayın
Barzani’nin bir katkısı ve çabası var.
Nitekim Sayın Öcalan’ın da Kandil’in
de bunu kabul ettiğini ve bu yaklaşımları olumlayan açıklamaları
oldu. HDP de süreç içerisinde Erbil’i
birçok kez ziyaret etmiş, karşılıklı
diyaloglar” kurulduğunu dile getirdi.
Ümit Fırat: Türkiyeli Kürdler
Barzani’ye güvenmektedir
Yazar Ümit Fırat, Çözüm Süreci
kavramını kullanmak istemediğini,
artık başka bir sürece gidildiğini
söyleyerek, Türkiye’nin yeni bir
politikayı tespit etmesi gerektiğini
ifade etti. Kürd meselesini bir başka
açıdan masaya yatırılmanın şart
olduğunu dile getiren Fırat, KBY
Başkanı Mesud Barzani’nin meseleye dair bir yaklaşımının olduğunu
belirtti. Türkiye devleti ve hükümeti
ile PKK arasında samimi bir ilişki kurulamayacağını, bu noktada Mesud
Barzani’nin problemin çözümüne
dair rol almak istediğini söyleyen
Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mesud Barzani, bu problemin böyle
gitmeyeceğini bildiği için bir rol
almak istiyor. Burada da hükümetin
nasıl baktığına dair bilgilendirilmesi
ve yeniden bu meseleyi ele alması
konusunda bir yerlere çekilmesi, destek vermesi açısından rol üstlenmesi
söz konusudur. Bu sadece Mesud
Barzani ile hükümet arasında değil,
Türkiye’deki Kürdlerin taleplerinin dikkate alınması lazım. Mesud
Barzani’nin Türkiye Kürdleri bakımından güven verici bir profilinin olduğunu düşünüyorum.” Barzani’nin
yaklaşımını olumlu bulduğunu
söyleyen Fırat, hükümetin nereye
kadar operasyonları sürdüreceğini
ise açıklamadığını belirtti.
Pencwini: Barzani süreçte
rol oynayabilir
Kürd siyasetçi Mehmed Emin
Pencwini, KBY Başkanı Mesud
Barzani, Irak Eski Cumhurbaşkanı
Celal Talabani, Başbakanı Neçirvan Barzani’in uzun yıllar AKP ile
temasta olduğunu Kürd Sorunu’nun
Türkiye’de diyalog ile çözülmesi için
PKK ve AKP Hükümeti’ne bir araya
getirmeye çalıştıklarını söyledi.
Pencwini, KBY temsilcilerinin,
Oslo Görüşmeleri’nin yanı sıra,
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 2013
Newroz’unda okuduğu mesajdan
sonra başlayan süreçte de önemli rol
aldıklarını belirtti. Ayrıca Pencwini,
Neçirvan Barzani’nin İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu ile yaptığı ziyaretinde önemli
olduğunu ve Kürd sorununun bu
ziyarette tartışıldığını açıkladı. Penc-
Yüksel: Katkısı olacaksa temaslar
sürdürülmelidir
Yazar Müfit Yüksel ise, bölgede
büyük yoğunluklu bir çatışmanın
varlığından söz etti ve Çözüm Süreci
konusunda muhataplık meselesinin
tartışılması gerektiğini söyledi. Bu
süreçte tarafların kimlerin olacağının
belirsiz olduğunu dile getiren Yüksel,
“Kimlik meselesi, anadil konusu gibi
konularda reform adımları atılabilir.
Çözüm Süreci gibi bir şey yapıldı,
ama sonunda şehirlerde bir çatışmaya dönüştü, özyönetim gibi bir
gariplik ortaya çıktı. Bundan sonra
Kürd sorunun çözülmesi konusunda
adımların atılması lazım. Bu adımların atılmasında kim rol alırsa, onun
takdirle karşılanması lazım. Ama
eğer silahlar susmayacaksa, o zaman
yeniden çözümün bir manası olmaz.
O bakımdan Mesud Barzani’nin
sürece bir katkısı olacaksa, tabi ki
bu konuda temaslar sürdürülebilir,
sürdürülmelidir” dedi.
03
Çözüm zorda
HAKAN TAHMAZ
14 Nisan 2016 tarihli AB Türkiye
İlerleme Raporu hükümeti fena kızdırdı. Raporda Türkiye’ye dönük ağır
eleştiriler ve ithamlar yer alıyor. Hükümet, raporu yok hükmünde ilan etti.
İade edeceğini duyurdu. Gerekçesi ise
Ermeni Soykırım iddialarına ve eleştirilerine yer vermesi. Hükümet düşünce,
toplanma, gösteri yapma özgürlüğünün
kısıtlanmasına, orantısız güç kullanma
ve otoriterleşme eğilimine ilişkin eleştirileri yok sayıyor. AB yetkililerinin ortaya serdikleri Türkiye fotoğrafındaki yüz kızartıcı
konular bunlarla sınırlı. Anlayanlara çok şey anlatıyor.
AB yetkililerinin hükümete raporda yaptıkları kıyak ise
Kürd bölgesinde olup, bitenlere yaklaşımda görülüyor. Raporda, Hükümetin güvenlik eksenli politikalarına esas olarak
“PKK’ye karşı meşru savunma hakkı” olarak değerlendiriliyor.
Ne tezat bir durum ki, raporda şikâyete yol açan politikaların
ağır pratikleri Kürd Bölgesi’nde hayata geçirdi. Kürd siyasal
hareketini kırma operasyonları 7 aydır sürdürülüyor. En vahşi
ve insanlık dışı uygulamalara, sokakların, mahallelerin, ilçelerin
ablukası esnasında Kürdler maruz kalıyorlar. Bunlara ulusal ve
uluslararası kurumlar raporlarında birçok kez yer verdiler.
En son açıklanan Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV)
verilerine göre, ilk sokağa çıkma yasağının başladığı 16 Ağustos
2015 ile 10 Nisan 2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasakları
sırasında sadece 338 sivil yaşamını yitirmiş. Bunların 78’i çocuk,
69’u kadın, 30’u 60 yaşın üzerinde. Aynı açıklamaya göre son
resmi nüfus sayım sonuçlarına 1 Milyon 642 kişi en temel yaşam
ve sağlık hakları ihlal edilmiş. Sağlık Bakanlığı’nın 27 Şubat
2016 tarihli açıklamasına göre 335 bin kişi yaşadıkları il ve ilçeyi
terk ederek zorunlu olarak yerinden edilmişler.
Bunlara ses çıkarmayan AB kurumlarının, dokunulmazlıklar konusunda sessizliğe bürünmüş olması normal. Kürd
siyasal hareketinin parlamentodaki temsilcileri, Meclis’ten kapı
dışarı edildiklerinde usulen bir açıklamayla kınayacaklarından
kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü NATO ortakları, bugünlerde
mülteci akınının önüne geçebilmek için daha bir kıymetli. İlkeler değil, çıkarlarla belirlenen siyaset böyle gerektiriyor.
Bu ortamda hükümetin Çözüm Süreci’ne dönme planı yaptığını fısıldayan utangaç akli evveller son zamanlarda çoğalmaya
başladı. “Siz bakmayın yukarıdakilerin konuştuklarına, çözüm
masasına dönmenin hazırlıkları yapılıyor” masalı anlatıyorlar.
Bir çoğunun anlattıkları bu masallara inanmadıkları çok belli.
Anlattıklarının gerçeklikle ilgisinin zerrece olmadığını biliyorlar, algı operasyonun parçası olmaktan bir beis görmüyorlar.
Bunu iktidarın eteklerinden tutunmanın yolu bellemişler.
Bir kısmının ise neden bu algı operasyonunun parçası
olduklarını anlamak ise çok zor. Ankara’nın karanlık dehlizlerinden barış çıkarmayı beyhude çaba olarak görerek gönül
eğlendiriyorlar. Bunlar ilk bölümdekiler gibi büyük bir algı
operasyonun ortağı konumuna düştüklerinin farkında değiller.
Toplumda barışın “hayal” olduğu duygusunu güçlenmesine yol
açıyorlar.
Dünya deneyimlerinin öğrettiği çıplak iki gerçeği akıllarından çıkarmayanlar böylesine algı operasyonun parçası olmazlar.
Birincisi barış/çözüm süreçleri ikili hayatla olmaz. İkincisi ise iç
tutarlığa sahip politikalarla başarı yakalanabildiği gerçeğidir.
İkili hayattan kastedilen, barış süreçlerinin iki dilinin,
ikili yaklaşımının olamayacağı anlatılır. Çatışmayı kışkırtan,
savaş naraları atan söylem ve süreçleri provokasyona açık hale
getiren politikalarla ilerlenemez. Çözüm Süreci’nde bunun çok
örneği yaşandı. Diz çöktürme çağrılarının, intikam yeminlerinin
gırla gittiği bir süreçte barış veya masaya dönme sözünün inandırıcılığı ve gerçekliği olamaz.
İkincisi çatışma çözümlerinde başarının yolu, sorunun
idrakinin ürünü olan bütünlüklü politikalardan geçmektedir.
Çözümden yana olunurken en temel hakları tartışma konusu
yapmak veya bunları tehdit unsuru olarak görmek çözüm yoluna bariyerler dizmektir.
Ergenekon Davası’nı çökertirken, KCK davalarına hız kazandıran bir iktidarın bütün bunlarda oldukça uzak olduğu çok
açık. Çözüm daha da zora giriyor. Kaçırılan fırsatların kıymeti
daha iyi anlaşıldığında masa kurulabilir.
04
HABER
BasHaber
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs 42016
HABER
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
5
SÖYLEŞİ
Pentagon’dan Peşmerge’ye doğrudan silah
Bağdat’ta iki başlı kaos
Irak Parlamentosu’nda Mukteda el Sadr
ve Nuri Maliki’ye bağlı Şii grupların başını
çektiği “protestocular” topluluğunun, Parlamento Başkanı ve her iki yardımcısını görevden almasıyla iyice derinleşen siyasi kriz
devam ediyor. Hafta içinde Başbakan Haydar
Abadi ve Cumhurbaşkanı Fuad Mahsum’un
tarafları ikna çağrı ve çabaları sonuçsuz
rg
.o
ur
d
ak
iv
rs
ve ayrılın deniyor. Öte yandan, Bağdat’ta
Parlamento’yu ele geçiren kanat ve İran,
tekrar Haşdî Şabi güçlerini Kerkük sınırlarına yığarak huzursuzluk yaratıyor, bunu bir
kart olarak kullanarak bölgede yenilen Irak
Ordusu’nun yerini almaya çalışıyor. Bir başka
deyişle, İran ve Şiiler, Kürdlere Kerkük üzerinden “Bağdat’ta taleplerimizi kabul edin,
sakın Abadi’yi desteklemeyin” baskısı yapıyor. Bu durumda Kürdlerin alacağı en makul
karar, referandum ve bağımsızlık kararıdır.
Aksi takdirde tarih söz sahibi olan Kürd
liderlerini afetmeyecektir” diye konuştu.
.a
Akademisyen Doski: İran, Bağdat üzerinden Obama’ya şah çekti
Irak Parlamentosu’nda yaşanan kaosu, bölgede söz sahibi olmak isteyenlerin
santranç oyununa benzeten ve bölgedeki
gelişmeleri BasHaber’e değerlendiren Duhok
ABD Üniversitesi Öğretim Üyesi Beyar
Mustafa Doski şunları söyledi: “IŞİD’in
Musul’u işgal etmesinin ardından fatura
dönemin başbakanı Nuri Maliki’ye kesilmiş
ve Şii mercilerin de baskısı sonucu görevini Abadi’ye devretmek zorunda kalmıştı.
Abadi’nin bu süreçte, gerek reform projeleri
ve gerekse de hükümette yapmayı planladığı
değişimlerin ABD tarafından desteklenmesi,
İran ve ona yakın olan Şii kanadın tepkisine
yol açtı. Görüyoruz ki; birbirine tamamen
zıt olan iki Şii kanat Mukteda el Sadr ve Nuri
Maliki Parlamento’da gerçekleştirilen ‘darbe’
de birlik olmuş bulunuyor. Mevcut durumda
arkasına İran’ın siyasi ve ekonomik desteğini
ve yine haliyen Irak ordusundan daha diri
olan Haşdî Şabi milis gücünü alan bu kanat,
Irak’ın siyasi geleceğini belirlemek istiyor.
ABD yönetimi, önümüzdeki sonbahar
gerçekeleşecek olan Başkanlık seçimlerine
odaklanmış durumda. Bu yüzden Irak’ta işi
aceleye getirecek ve sonuçları ağır olacak bir
hamleyi göze alamıyor. Bu durda tek çabası
Irak’ta Abadi’nin yapacağı reformları desteklemek ve IŞİD’e karşı cephenin güçsüzleşmesini önmelekten ibaret. Bu yüzden Kürdlerden de Abadi’yi desteklemeleri talebinde
bulunuyor. Dolayısıyla, ABD’nin bu durumunu fırsat bilen İran, Obama yönetimine şah
çekmiş bulunuyor.”
Kürdlerin Bağdat tarafından ısrarla dışlandığını ifade eden Doski, Kerkük sınırlarında
yeniden alevlenen Haşdî Şabi kriznin de
Kürdlere karşı bir kart olarak kullanıldığı
görüşünde. Bu durumda artık Kürdlerin
Irak’tan ayrılması gerektiğini savunan Doski,
“Abadi yönetimi reform ve iyileştirme adı
altında Kürdlerin anayasal haklarını ihlal
ederek, Kürdlere kendi kararınızı verin
w
Pentagon heyeti Peşmerge’ye yardım için
geliyor
KBY Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani
ve Peşmerge Bakanı Kerim Sincari’nin de
içinde bulunduğu üst düzey KBY heyeti
Peşmerge Güçleri’ne askeri destek kapsamında Washington’da temaslarını sürdürdüğü
bir dönemde ABD Savunma Bakanı Sözcüsü
Peter Cook, ABD’nin Peşmerge Güçleri’ne
415 milyon dolarlık askeri yardımda bulunacağını duyurdu. Konu hakkında BasHaber’e
konuşan KBY Parlamentosu Peşmerge Komisyonu Üyesi Diler Mustafa, Pentagon’un
2016 bütçesinde Peşmerge Güçleri için 415
milyon Dolar ayırıldığını ve bu bütçesinin tasarrufunun tamamen ABD’ye bağlı olduğunu
söyledi. Mustafa: “IŞİD savaşının başladığı
günden bu yana zaten ekonomik kriz ile boğuşan KYB, kendi imkanları ile Peşmerge’yi
donatıyor, askeri ve lojistik ihtiyaçlarını sağlıyor. Koalisyon Güçleri’nin IŞİD’e karşı hava
desteği ve bazı ülkelerin sınırlı askeri techizat desteği savaşın yükünü kaldıracak düzeyde değildi. Bu yüzden KBY farklı heyetlerle
birçok defa Avrupa ülkelerine danıştı. ABD
yönetimi yıl başında Peşmerge’ye doğrudan
Carter: Peşmerge’ye yardım sözü uygulamaya konuldu
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’in,
Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’yi
telefon ile arayarak, daha önce terörle
mücadele çerçevesinde Peşmerge Güçleri’ne
verilen yardım sözlerinin uygulamaya konulduğunu iletti. Görüşmede ABD’nin vereceği
yardımlar, Irak ve Suriye’de IŞİD’in durumu
ve Musul’u kurtarma operasyonunu ele alındı. Carter’in, Barzani’ye Aralık 2015 tarihinde
Erbil ziyareti sırasında ABD tarafından Peşmerge Güçleri için verilen yardım sözlerinin
uygulamaya konulduğunu iletti. Bağdat’ta
bulunduğu süreçte yoğun programından
dolayı Erbil’e gelemeyen Carter Barzani’den
de özür diledi. Barzani ise Peşmerge’ye
yardımları ve desteklerinden dolayı Carter ve
ABD hükümetine teşekkür etti.
kalırken protestocular kendi inisiyatifleri ile
yeni Parlamento Başkanı ve yardımcılarını
seçti. İki başlı bir yönetimin hüküm sürdüğü
Bağdat’ta, önümüzdeki hafta içinde Irak’taki
tarafların kendi listelerini Başbakan’a sunması ve teknokratlar kabinesinin yeniden
düzenlenerek Parlamento’nun onayına
sunulması bekleniyor.
Bağdat’la gerçekçi ortaklık temelinde
uzlaşmakta ısrarcı olan ve Parlamento’daki
siyasi krizde taraf olmama kararı alan Kürd
ittifakı ise, Abadi yönetimine destek için
şartlarını açıkladı. Hafta içinde Erbil ve
Süleymaniye’de gerçekleştirilen toplantılarla bir araya gelen Kürd partileri, Bağdat’la
devam şartlarının anayasal haklarınının
korunmasına bağlı olduğunu vurguladı.
w
BD’nin Peşmerege’ye doğrudan
destek bağlamında Erbil’e 415 milyon
Dolarlık askeri yardımda bulunacağı
bildirildi. Peşmerge Güçleri’ne destek arama
kapsamında Washington’da bulunan KYB
heyetine ABD yönetimininden somut cevap
geldi. ABD Savunma Bakanlığı Peşmerge
Güçleri’ne yardım kapsamında 415 milyon
dolarlık bir bütçe ayırma kararı aldı. Bu
kapsamda ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı
bir heyet Erbil’e gelerek Peşmerge Bakanlığı
ile görüşecek. Öte yandan savaş cephelerinde
ise hafta içinde ABD ve Peşmerge Anti-Terör
timlerinin katılımı ile Musul’da gerçekleştirilen operasyonda IŞİD’in üst düzey bir
yetkilisi ile iki yardımcısı öldürüldü.
askeri yardım sözü vermiş konu KBY’ne de
iletilmişti. Pentagon’un 2016 yılı bütçesinde
Peşmerge Güçleri’ne 415 milyon Dolar ödenmesi kararı alınmıştı. Peşmerge Bakanlığı’na
bağlı 16 tugay var. ABD Savunma Bakanlığı
da iki yeni Peşmerge tugay oluşturmayı
planlıyor. Bu yeni tugayların tüm ihtiyaçları da ABD tarafından karşılanacak. Cuma
günü Pentagon’ndan bir heyet Erbil’e gelerek
Peşmerge Bakanlığı ile görüşecek. Sözkonusu meblağın nasıl değerlendirileceği bu
görüşmeler sonucunda belirlenecek. Doğrusu Peşmerge’ye doğrudan yapılacak olan
bu yardım Washington’un Erbil’e desteğini
göstermek açısından çok önemli.” dedi.
w
A
Zeyad Brusk
YNK’li Şükür: Kürdler Bağdat’taki oyuna
alet olmayacak
YNK Politbüro Sözcüsü İsmail Şükrü ise,
Irak’ta siyasal uzlaşı ihtimali kaldığı müddetçe Kürdlerinkendi haklarını talep etmede
ısrarcı olacaklarını söyledi. KBY Başkanı
Mesud Barzani başkanlığında gerçekleştirilen KDP-YNK toplantısında Bağdat’la
diyalogların sürdürülmesi kararı çıktığını
belirten Şükür: “Kürd tarafı, tüm siyasi tarafların onayı ile bir proje hazırlayıp Bağdat’a
gidecek. Biz, Merkezi Irak Hükümeti’nde yapılacak değişikliklerle Kürdlerin ve halkarın
haklarının garanti altına alınmasını istiyoruz. Kendi adaylarımızı belirlememiz bizim
hakkımızdır. Haklarımızın tümü Anayasa’da
mevcuttur. Ancak Bağdat yönetimi yaptığı
değişimlerde Kürdlerin görüşüne başvurmadı, yasaları ihlal etti.” dedi.
BasHaber’e konuşan Şükür: “Irak Parlamentosu’ndaki oyunların aleti olmayacağız.
Bizim için önemli olan, anaysa çerçevesinde
Kürd halkının haklarının korunmasıdır.
Önümüzdeki günlerde üst düzey bir heyet
Bağdat’a gidecek” diye konuştu.
Türkmen Milletvekili Kahveci:
Farklılıklar KYB’den yana
Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözümü için birçok defa anlaşma
sağlandığını ancak tüm kararların
kağıt üzerinde kaldığını belirten
KBY Parlamentosu Türkmen Milletvekili Muna Kahveci ise, KYB’nin
Kürdistan’da yaşayan tüm etnik ve
dini farklılıkları da yanına alarak,
bu yıl içinde referanduma gitmesi
gerektiğini söyledi. Kahveci, “Bağdat
çıkarları doğrultusunda KBY’ni bir
takım anlaşmalara zorluyor. Yapılan
anlaşmalar da kağıt üzerinde duruyor.
Kürdistan’ın bütçesi kesilmiş bu yüzden memurlar ve Peşmerge maaşlarını
alamıyor. Bağdat istikrarsız ve tutarsız
davranıyor. Bu durumda KBY’nin referandum ve bağımsızlık talebini biz de
destekliyoruz. Kürdistan’da yaşayan
tüm etnik ve dini farklılıkların varlığı
ve haklarının korunduğu bir proje
olmalı. Bağımsızlık için mütabakat
olmalı. Ve tabi IŞİD’in işgali altındaki alanların da kurtarılması ile tüm
Kürdistan’da referanduma gidilmeli.
Şimdi tüm farklılıklar da KBY’de
demokratik siyasete katılıyor ve bağımsızlığı destekliyor.” dedi.
Kerkük’te Haşdî Şabi gerginliği
Bağdat’ta Şii ittifakının bağını çektiği siyasi çekişmele ve kaosa paralel
olarak Şii Haşdi Şabi milisleri de
Kerkük’ün Xurmatu ve Dakuk ilçele-
rine tank ve ağır silahlarla donatılmış
5 bin kişilik yeni bir güç kaydırarak
bölgede tekrar kaos yaratmaya başladı. Xurmatu Kaymakamlığı Basın
Sözcüsü Mihemed Fayik Haşdî Şabi
milislerinin halka yönelik saldırılarınının arttığını açıklarken hafta içinde
Xurmatu Kaymakamı Şelal Ebdul ve
kasabanın ileri gelenleri ile görüşen
KYB Başkanı Mesud Barzani ilçede
ortak yaşamı tehlikeye atacak hiçbir
plana izin vermeyeceklerini söyledi.
BasHaber’e konuşan Kerkük Genel
Asayiş Komutanı Helo Necat, Heşdi
Şabi’nin bölgeye yerleşme planına
izin vermeyeceklerini söyledi. Necat:
“Bir süredir Xurmatu ve Dakuk’ta
incelemelerde bulunuyoruz. Haşdî
Şabi yöneticileri ile görüştük. Beşir
kasabasının kurtarılması için güç getirdiklerini söylüyorlar. Ancak şimdiye
kadar Beşir’i almış değiller. Bunlar
Xurmatu’da halkın güvenliğini tehdit
ediyor. Buna izin vermeyeceğimiz
gibi, bölgede farklı bir askeri gücün
bulunmasına da müsaade etmeyeceğiz.” dedi.
Barzani: Xurmatû’da ortak yaşamın bozulmasına izin vermiyeceğiz
KBY Başkanı Mesud Barzani, Xurmatu Kaymakamı Şelal Ebdul ve kasabanın ileri gelenlerinden oluşan heyeti makamında kabul etti. Görüşmede
Şelal Ebdul, Barzani’ye Xurmatu’da
yaşanan sorunlar hakkında bilgi verdi.
İlçenin güvenliğinin sağlanması ve
silahlı grupların saldırısından korunması için Kürdistan Bölgesi’ne dahil
edilmesini isteyen Ebdul, ilçe halkının
taleplerini ve kasabanın asayişini sağlayacak bir dizi önerilerin yer aldığı bir
dosyayı Başkan Barzani’ye sundu. Heyet üyeleri Xurmatu üzerindeki saldırı
ve tehlikelerin bertaraf edilmesi için
Kürdistan’daki siyasi partilerinin birlik
olmasını istedi. Barzani ise, bölgede
yaşayan tüm bileşenlerden ortak yaşam ve kardeşlik kültürünü korumalarını isteyerek, KBY’nin Xurmatu’da
asayiş ve güvenliğin korunması için
elinden geleni yapacağını ve kasabada
çözümün gelişmesi için taraflar arası
diyaloğu sürdüreceği sözü verdi.
Barzani, Kerkük’ün IŞİD işgali
altındaki Hewice, Daqûq ve Reşad ilçelerindeki Arap aşiret reisleri ve bazı
ileri gelen şahsiyetleri makamında
kabul etti. Barzani görüşmede Arap
aşiret ileri gelenlerine ziyaretlerinden
dolayı teşekkür ederek, ‘‘Kürdistan halkı en zor süreçte mülteci ve
sığınmacılara sahip çıkmayı bilmiştir.
Bölgeleri IŞİD elinden kurtarılana kadar da onlara sahip çıkılacaktır’’ dedi.
Arap aşiret reisleri ise Peşmerge’nin
kahramanlığını överek, Barzani’nin
bu savaştaki başarısına dikkat çekti.
Aşiret reisleri, Barzani’den IŞİD’in
elindeki Kerkük ilçelerinin kurtarılmasında Peşmerge’nin kendilerine
yardım etmesini istedi. Bu talebe
karşılık Kürdistan Bölgesi Başkanı
Mesud Barzani, ‘‘Kendi topraklarınızı
kendi güçlerinizle kurtarmanız daha
doğru bir yoldur. Bu konuda koalisyon
güçleri ve ilgili yerler sizi destekleyecektir’’ yanıtını verdi.
Fransız ve İsviçre heyetleri
Barzani’yi ziyaret etti
Barzani, geçtiğimiz hafta AP
üyelerininde bulunduğu Fransız
senatör ve parlamenterlerden oluşan
heyeti kabul etti. Görüşmede, Musul
Operasyonu’ndan sonra kentin idaresi
konusunda, taraflar arasında “siyasi
uzlaşmanın” sağlanması gerektiğini
belirten Barzani, “Buna benzer felaketlerle karşılaşılmaması için özellikle
Ezidi ve Hristiyan halkının hakları
garanti altına alınmalı” dedi. Fransız
senatör ve parlamenterler ise ülkelerinin Kürdistan halkına destek vermeye
devam edeceklerini kaydetti.
Barzani İsviçre Dışişleri Bakanı Yardımcısı Yves Rossier ve beraberindeki
heyeti kabul ederek, Irak, Suriye ve
bölgenin durumu, Musul operasyonu
ile IŞİD’le savaş konularının ele aldı.
KBY’nin İsviçre için dost bir ülke olduğuna vurgu yapan Rossier, Peşmerge
Güçleri ve Kürdistan halkının IŞİD’le
savaşta verdiği mücadelenin önemli
olduğunun altını çizdi. Barzani ise
konuk heyete, Kürdistan halkının
kültürünün barış ve birlikte yaşam
kültürü olduğunu, radikal görüşlerle terör fikriyatına yol vermediğini
söyledi.
KBY Başkanı Mesud Barzani
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Yüksek Komiseri (OHCHR) Yardımcısı Kate Gilmore ve beraberindeki
heyetle görüştü. Barzani görüşmede,
Kürdistan Bölgesi’nin OHCHR’ın her
türlü desteğine ihtiyaç duyduğunu
iletti. Gilmore ise Irak Hükümeti ile
uluslararası kamuoyunun üzerlerine
düşen yükümlülüğü yerine getirmediğini ifade ederek, “Dünya, Kürdistan
halkının savaş tehdidi altına olmasına
rağmen mültecilere kucak açmasını
asla unutmayacağını” dedi.
05
Kentsel gelişmede yeni
yaklaşımlar
AHMET ÖZER
Son zamanlarda günümüzdeki
kentsel gelişmede yeni gelişmeleri ve
vizyoner yaklaşımları ortaya koyan
birkaç toplantıya katıldım. Bilgilerin,
kavramların ve kuramların hızla yenilendiği, yeni sandığımız unsurların da
hızla eskidi baş döndürücü gelişmelerin
yaşandığı bir çağda yaşıyoruz. Kuşkusuz kentsel gelişmeler de bundan azade
değil.
Öncelikle kent ve kentsel gelişme dediğimiz zaman sadece
fiziki bir yapılanmadan bahsetmediğimiz bilinmeli; yanı sıra
beşeri ne varsa ondan da söz ettiğimizi bilmek gerekir. Üstelik
de artık kırın giderek silikleştiği hatta kır-kent ayırımının
giderek ortadan kalktığı bir süreçten geçiyoruz.
Bir süre önce bu işin duayeni sayılan benim de bu konuda
yazdığım “GAP ve Sosyal Değişme” adlı kitabıma bir önsöz
yazan sevgili hocamız İlhan Tekeli’yi Mersin’de ağırladık ve
dinledik. İlhan hoca neredeyse artık “kentleşme” kavramının
bile kullanılmasına ihtiyaç olmadığını ileri sürerek biraz da kesin bir dille “kır-kent ayırımı ortadan kalktı” diyordu. Çünkü
realitede karşılığı yok. Bugünkü toplumsal yapıda faaliyetler,
davranışlar, örgütlemeler ve tüketim kalıpları sanayi toplumunkinden çok farklı artık.
Artık kırda OSB’leri var, turizm bölgeleri kuruluyor, buna
karşılık kentlerde hobi bahçelerinin ötesinde kentsel tarımdan
bahsediliyor. Avrupa’da teras tarımı başlamış. Organik tarıma
olan ilgi kenti de bu sürecin içine çekiyor. Kentler artık
eskiden olduğu gibi yağ lekesi şeklinde değil “saçaklanarak”
büyüyorlar. Artık kentlerin sınırı kalktı, birçok yerde bir kent
nerede başlıyor nerede bitiyor bilinmiyor. Ve artık kentlerin
bir merkezi de yok, çok merkez var, bu merkezler ulusal ve
uluslararası ağlarla birbirine bağlı.. Ekonomik, kültürel sosyal
iletişimdeki networklar biçiminde.
Yani özcesi yeni kentin formu da sınırı da belli değil. Peki
bu köy kent kavramsallığı artık işlevsizse bunun yerine hangi
kavramları kullanacağız. Her toplumda olan ve açıklayan
“yerleşme” olabilir mi? Olabilir ama yeterli değil. İkinci öneri
artık bütün her yeri kent olarak tarif etmek olabilir: O zaman
da eski kavramın tek yanına da yayılmış olur. Daha yeni daha
bütüncül bir kavram geliştirmeliyiz. Yerel yaşam bölgesini “yığılma” kavramı ile açıklayabiliriz. Birbiriyle ilişkili ve sistemli
bir yığılma.
Bu öneriyi İlhan Hoca yaptı, ancak doğrusu kulağa pek
hoş gelmese de üstünde durulmaya değer. Biraz üstünde çalışmak lazım. Bütünleşik sistemli yığılma bir sinerji yaratıyor,
bir yığılma ekonomisi oluşuyor, yaratıcılığı içinde barındırıyor.
Tabi bu yığılma üst üste yığılan bir kum yığılması gibi değil,
yan yana birikme yoğunlaşma, hem kendi içinde hem öbür
yığılma odaklarıyla sürekli ve sistemli ilişki içinde bir yığılma.
Yani bir yerleşik sistemi. Nitekim Freud’dan bu yana “en
tartışmalı psikanalist” olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatr. Lacan “insan ancak bir topluluk içinde var olabilir ve
topluluk içinde anlam üretebilir” diyor. Yani kenti anlarken
insanı da aslında anlamaya çalışıyoruz, diğer bir deyişle söyle
bana kentini söyleyeyim sana kim olduğunu..
Peki bu sistem nasıl bir sistem? Önerilen mi yani acaba
bu tasarlanan ve dışarıdan şekillendirilen bir sistem mi, yoksa
kendi kendini organize eden, yani self organization bir sistem
mi? Bu aslında oluşmuş, iradi olarak şekillendirilmeyen,
yığılmayla oluşmuş bir sitem. Giderek büyüyecek ve kır denilen olguyu tamamen yutacak, yok edecek. Böylece kır - kent
ayırımı yeni yığılmalarla ortadan kalkacak.
Aynı hafta İstanbul’da düzenlenen “Yerel Yönetimlerde
Yeni Model Arayışları: Batı İstanbul Çalıştay”ına katıldım
orada hem bir konuşma yaptım hem de iki gün süren
Çalıştay’ın ikinci gününü yönettim. Çok değerli ve ufuk açıcı
sunumlar oldu.
Örneğin biz kentleri küresel, tarihsel, geleneksel, finansal,
sosyal yönleriyle ele alabilir ve böyle tanımlayabiliriz. Sanayi
kenti, turizm kenti, liman kenti, ticaret kenti, teknoloji kenti,
maden kenti, erkek kent, dişi kent vs gibi..
devam edecek…
06
ROJAVA
BasHaber
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
ROJAVA
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
Efrin - Cerablus hattı cadı kazanı
Taştekin: Minbic Operasyonu’nu ABD
frenledi
Bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen Gazeteci- Yazar Fehim Taştekin Efrin –Kobanê
arasında yer alan ve Cerablus - Minbic hattı
olarak bilinen bölgenin geleceğini BasHaber’e
değerlendirdi: Taştekin, “Kürd Güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG), önce Minbic’i
alacak sonra da Cerablus’a yöneleceklerdi. Fakat şuan ki durumda, Kürd güçlerinin SDG ile
birlikte yapmak istediği operasyon Türkiye’nin
itirazlarından dolayı ABD tarafından frenlenmiş ve durdurulmuştur. Bir belirsizlik var”
değerlendirmesini yaptı.
Çobanbey’de neler oldu?
Özellikle, ABD’nin güvenli bölgeye sıcak
Medyada yeni model
BasHaber
BİLAL SAMBUR
Qamişlo’da neler oldu?
Siwar Bedirxan
S
.o
rg
uriye rejimine bağlı Ulusal Milis Güçleri (NDF) ile PYD
asayişi ve YPG güçleri arasında Qamişlo’da yaşanan çatışmalar kamuoyunda çok tartışıldı. Kimi uzmanlar PYD
ile Esas rejimi arasındaki ‘sessiz ittifakın’ sona erdiği yorumları
yaparken, kimileri de çatışmaların ’tiyatro’ olduğu yorumlarında bulunuyor.
Stratejik öneme sahip olan ve Cezire bölgesinde yer alan
Qamişlo kenti halen rejim güçleri, NDF adlı rejime bağlı
aşiret milisleri ve PYD asayişi ile YPG güçleri tarafından
kontrol ediliyor. Suriye Ordusu’nun kullandığı kentteki askeri
havalalanında konuşlanan en az 5 bin askerin ve ve yüzlerce
polisin varlığını koruduğu kentte, milisler de Arapların ikamet
ettiği mahallelerde etkin durumda. Rejim güçleri geçtiğimiz
yıl Haseke’de IŞİD’e karşı YPG ile birlikte ortak operasyonlarını Qamişlo’daki güçleri ile birlikte yürütmüştü. Geçtiğimiz hafta 4 gün süren çatışmalara Suriye ordu güçleri fiilen
katılmazken, Kürdlere saldıranların NDF adlı çoğunluğu Tay
aşiretinden olan milisler olduğu bildiriliyor. Ordu güçlerinin
YPG saldırısı sonrası çatışmalara müdahil olduğu bildiriliyor.
NDF geçtiğimiz yıl da Haseke’de Kürd mahallelerine saldırmış,
rejim güçlerinin araya girmesi ile taraflar arasındaki çatışmalar
durdurulmuştu. Şubat 2015’te Hasekê’de YPG ile NDF arasında
2 hafta süren çatışmalarda çok sayıda sivil Kürd yaşamını
yitirmişti. IŞİD’in stratejik konuma sahip Til Temir ve Til Barak
bölgelerini kontrol etmesi NDF ve YPG’yi yeniden birbirine
yakınlaştırmış, çatışmaya son vermişlerdi.
Taraflar arasında Qamişlo’daki son çatışmanın nedenlerine
ilişkin çeşitli iddialar var. PYD’ye yakın kaynaklar, şehir merkezinde rejimin kontrol noktaları olduğunu YPG’nin askeri
aracının durdurulduğunu ve NDF’li milislerin YPG’lilere ateş
açtığını ve YPG’nin de bu karşılık verdiğini söylüyor. Ayrıca
PYD tarafından ilan edilen Rojava- Kuzey Suriye Federasyonu
da taraflar arasında gerginliğe neden olduğu ve biliniyor. Beşar
Esad ve Şam yönetimi, ilan edilen federal sistemi tanımayacaklarını açıklamıştı.
ur
d
ak
iv
rs
.a
Kürdlerle mi, Kürdlersiz mi?
Ankara’nın YPG’nin liderliğindeki SDG’nin
Fırat’ın batısında operasyon yapmaması
için kendi destekledikleri örgütleri El Rai ve
çevresine sürdüğü fikri genel kanı. Uzmanlar,
Türkiye’nin desteklediği grupların IŞİD’in
elindeki El Rai ve Cerablus’a sürme hamlesini Kürdler olmadan da bölgenin IŞİD’den
temizlenebileceğine dair tezini güçlendirmek
için yaptığını yazıyor.
Ayrıca yakın tarihte ABD ve Rusya’nın
Efrin-Cerablus hatının, yani Türkiye-Suriye
sınırının güvenilir bir biçimde kapatılması konusunda hemfikir oldukları basına yansımıştı.
Rusya’nın BM Cenevre Ofisi Daimi Temsilcisi
Aleksey Borodavkin, Suriye’ye savaşçı ve silah
akışının yollarından biri olan Türkiye sınırının
kapatılmasının kendileri için öncelikli konu
olduğunu söyledi. Borodavkin, “Suriye’ye Türkiye sınırından silah, teçhizat ve mühimmat
ile El Nusra ve IŞİD militanlarının geçtiğinin
farkındayız. Bu nedenle Türkiye-Suriye sınırının güvenilir bir biçimde kapatılması öncelikli görevlerimizden biri” dedi. Rus Dışişleri
Bakanı Lavrov da bir basın toplantısında,
Türkiye’den Suriye’ye terörist akışının devam
ettiğini de yineledi. Lavrov, “Bu çok eski bir
problem ama Ankara daha küçük boyutlarda
olsa da teröristleri beslemeye devam ediyor’’
dedi.
Dilendirilen B Planı nedir?
B Planı’nın ne olduğu konusunda ise basına
yansıyan bilgiler şunlar: Ateşkes bozulursa muhaliflere daha ağır silahlar verilecek,
eğit-donat programı yeniden formatlanacak.
Türkiye’nin desteklediği gruplar daha aktif
hale sokulacak.Yakın zamanda Wall Street
Journal gazetesinde yayınlanan bir habere
göre CIA bölgedeki ortaklarıyla Suriye’de
çatışmasızlık hâlinin bozulması durumunda
muhalif güçlere uçaksavar silah seçeneği
de dâhil olmak üzere daha gelişkin silahlar
verme planları yapıyor.
Yine Geçen hafta New York Times’ta yer
alan bir haberde Washington’un Cenevre
görüşmelerinin çökmesi durumunda B Planı
olarak seçilmiş muhalif gruplara sınırlı sayıda
MANPAD tipi uçaksavar vermeyi düşündüğünü yazmıştı. Çeşitli kaynaklar bu bilgileri
doğrularken B Planı’nın başarılı olacağına
şüpheyle bakılıyor. ABD’nin denenmiş yöntemlerin birçok anlaşılabilir sebeple başarısız
olmasından mantıklı sonuçlar çıkarmak yerine Türkiye ve Suudi Arabistan’la bu ülkelerin
Suriye’deki vekillerini güçlendirecek bir plan
üzerinde görüşülmesi akıllıca bulunmuyor.
Bu minvalde, 382 milyon dolara mal olduğu
söylenen “eğit donat” programı hatırlanabilir.
95’i hâlâ aktif olduğu söylenen 180 savaşçının
eğitildiği program başarısızlıkla son bulmuştu.
Suriye’deki Türkiye destekli silahlı grupların
sınır kasabası El Rai’yi alamamış olmasını
da Suriye için B Planı hazırlığında olduğu
bildirilen ABD ve müttefikleri için uyarı
niteliğinde başka bir mesaj olduğu söyleniyor.
Bu konudaki sorumuzu ise Fehim Taştekin
şöyle değerlendiriyor: “Herkesin B Planı C
Planı vardır; ama Suriye Ordusu yukarı doğru
çıkıyor. Eğer, Suriye Ordusu El Bab’ı alırsa
Minbic’i de alabilir. Ve böylece, ABD’nin bu
planı da çöker.’’
w
Cerablus Kürdlere verilecek mi?
Türkiye’nin Kürdlerin ilerleyişinden kaygı
duyduğu ve bunu uluslararası güçlere aktardığı biliniyor. Ankara bu konuda Kürdlerin
Cerablus hattını ele geçirmelerini engellemeye ve desteklediği grupların güç kaybetmesini
önlemeye çalışıyor. Bunu engellemek için de
birtakım operasyonel ve diplomatik girişimlerde bulunuyor. Bölgeyi, ‘uçuşa yasak güvenli
bir alana çevirmek’ bu girişimlerden biri
olduğu ve sıkça tartışıldığını biliyoruz.
YPG’nin bölgeye girmesini önlemeye
çalışan Türkiye, bu doğrultuda Suriye’nin
kuzeyindeki bölgeyi IŞİD’den alıp kendi
kontrolündeki muhaliflere vermek istiyor. 19
Nisan’da BasNews’de yayınlanan bir haberde
IŞİD’in Suriye’de kontrol ettiği alanın son birkaç ayda yüzde 25 azaldığı yazılıyordu. Aynı
haber, ‘Suriyeli muhalifler, Esad’a bağlı güçler
ve Kürdlerin örgüte karşı başarılar kazandığı
bilgisini veriyordu. Uzmanlar, IŞİD’in güç
kaybetmesine sebep olan önemli unsurların
başında Kürdlerin geldiğini savunuyor. Onun
için ABD ile Rusya’nın bölgeyi Kürdlere verme
eğiliminde olduğu söyleniyor. Hatırlanacağı
gibi Geçen Haziran’da Kürdler, Girêspî’yi
yalnızca iki gün savaşarak IŞİD’ten almıştı.
verdi. Türkiye destekli grupların IŞİD’i bölgeden çıkarmaya yönelik bir plandı. Ancak
Türkiye başarısız oldu. Bundan sonra ne
olacağı konusunda bir bilgimiz yok. Rusya’nın
misilleme riskine karşın Türkiye Suriye’ye
giremiyor. Kendi desteklediği grupların potansiyeli de ortada. Yani, bu grupların IŞİD ile
mücadelede çok başarılı olacağı beklenmiyor.
Bundan sonra Türkiye’nin söyleyebileceği çok
fazla bir şeyin kalmadığını düşünüyorum.
Yani, Türkiye Kürdlere karşı ‘kırmızı çizgilerini’ savunmakta biraz daha zorlanacaktır’’
şeklinde konuştu.
w
K
ürdlerin, Kuzey Suriye Federasyonu
olarak adlandırılan Suriye’nin kuzeyindeki ilerleyişinin yankıları sürerken,
Türkiye olmak üzere bölge devletleri alarmda.
Öte yandan Rusya-İran ve Suriye rejimi Halep
ve çevresini cihatçı ve muhaliflerden temizlemek için ortak operasyon hazırlığı yapıyor.
Geçtiğimiz hafta Reuters ajansına konuşan
bir Beyaz Saray yetkilisi, Halep Operasyonu
yapılacağını teyit mahiyetinde bir açıklama
yaparken, Rusya’nın, Suriye’nin kuzeyindeki
topçu bataryalarını yeni mevzilere konuşlandırdığını aktardı. Ayrıca ABD de Kürdler ile
birlikte Fırat’ın güneyinde hazırlıklar yapıyor.
Diğer yandan Türkiye ise güdümündeki
gruplarla Fırat’ın kuzeyinde IŞİD’e karşı bir
harekât planı içerisinde.
bakmazsa da Erdoğan’a son bir şans verdiği
konuşuluyor. Yani, Erdoğan’ın son ABD ziyaretinde, Obama’ya “YPG’yi devreden çıkarın
IŞİD’i biz kovalım’’ ısrarına Obama ‘hayır’
demedi ya da Türkiye’ye bir şans daha verdi.
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
Washington ziyareti sırasında Obama’ya
“Siz YPG ile iş birliği yapmayın, biz onun
yerine Türk ve Arap aşiretleriyle beraber bu
mücadeleyi sürdürelim” önerisinde bulunduğu öne sürülmüştü. ABD bu teklife sıcak
bakmadığı, fakat Türkiye’nin filli olarak bu
doğrultuda adım atmasına da karşı çıkmadığı
da konuşuluyor. Buna göre, Rus uçağının
düşüeülmesinden sonra Suriye’ye giremeyen
Türkiye, desteklediği grupları karadan sürecek, havadan da İncirlik Üssü’nden kalkan
uçaklar bombalama yapacaktı. Bunun gereği
olarak Türkiye destekli Türkmenler, Özgür
Suriye Ordusu (ÖSO) bileşenleri ve selefilerle
ilk hamlesini Cerablus ile Efrin arasındaki
bölgede bulunan El Rai’ye (Çobanbey) yaptı.
Akabinde, El Rai kasabası başta olmak üzere
Cerablus-Efrin hattında hatırı sayılır birçok yer elle geçirildi. El Rai, IŞİD’in Türkiye
sınırındaki en önemli lojistik destek hattı
sayılan Cerablus’a 60 kilometre uzaklıkta.
Fakat Türkiye’nin desteğiyle kasabaya giren bu
gruplar dört gün sonra adeta, hezimete uğradı. Söz konusu hezimetten hemen sonra ABD
Dışişleri Bakanı John Kerry, ‘güvenli bölge
kulağa hoş geliyor ama zor’ açıklaması yaptı.
Çoğu uzman bu açıklamanın Türkiye’ye ‘bu
işin ısrar ettiğiniz gibi kolay değil’ anlamında
bir mesaj olduğunu savunuyor.
7 Nisan’da başlayan operasyona Sultan
Murat Tugayı, Sultan Selim Tugayı, Muhammed Fatih Tugayı, Muntasır Billah Tugayı,
Hamza’nın Torunları Tugayı, Feylak El Şam,
99. Tümen, Sukur El Cebel Tugayı, Cephet
El Şamiyye ve Ahrar El Şam gibi oluşumlar
katıldı.
Fehim Taştekin, Türkiye’nin kendi planını
devreye soktuğunu ancak bunun başarılı
olmadığını açıkladı. Taştekin son askeri gelişmelere ilişkin, “Türkiye, desteklediği güçleri
Rai’ye sürdü ama bu plan da başarılı olmadı.
Anladı- ğım kadarıyla ABD Türkiye’ye
bir
fırsat
w
İskender Kahraman
07
Muhamed Eli: İran ve Rusya devrede
Bölgede bulunan gazeteci Mohamed Eli, NDF ile YPG
arasında yaşanan çatışmaların bölgesel olduğunu ve tarafların
kazanç elde ettikleri petrol kuyularını tehlikeye atmamak
için çatışmayı sürdürmeyeceklerini Rusya ve İran’ın taraflar
arasında arabulucu olduğunu belirtti. Taraflar arasında varılan
ateşkese dair de bilgi veren Mohamed Eli, çatışmaların sona
ermesi için Suriye Ordusu’ndan üst düzey bir heyetin Şam’dan
Qamişlo’ya gelerek PYD - NDF ile görüştüğünü ve sona eren
görüşmelerden sonra tarafların ateşkes kararı aldıklarını
belirtti. Eli, Şam Hükümeti adına Buseyni Şaban’ın Tahran
Hükümeti adında Haci Cevat’ın Qamişlo’da olduklarını söyledi. Ateşkes kararına ve içeriğine dair de bilgi veren Eli, YPG’nin
esir aldığı 70 kişiyi, NDF’nin ise 18 esiri serbest bırakacağını
açıkladı. Tarafların ateşkesin bozulmaması için gerekli hassasiyeti göstereceklerini ve taraflar çatışmadan önceki yerlerine
geri çekileceklerini belirtti.
Alissa: Rejim PYD’ye mesaj verdi
Qamişlo’da yaşanan gelişmeleri yakından izleyen OrientNews muhabiri Maksim Allisa, tarafların 2013 yılından bu
yana kimi zaman çatışmaların çıktığını ve rejim ile PYD’nin
şimdiye kadar çatışmalarda karşı karşıya gelmediğini söyledi,
Allisa, “2011 ve daha sonrasında 2013’ten beri zaman zaman
benzer çatışmalar yaşanıyor. Buradaki çatışan güçler doğrudan
rejim ve YPG değil, onlara bağlı yerel unsurlar. Daha önceki çatışmalarda da rejim ve YPG karşı karşıya gelmediler. Hem rejim
hem de YPG bu tür çatışmaların yaşanmasını istemiyor. Ama
rejimin PYD’ye bir mesaj verdiğini de söyleyebiliriz” değerlendirmesini yaptı. Allissa, Suriye rejiminin ve PYD Eşbaşkanı
Salih Müslim’in Suudi Arabistan’ın Ukaz gazetesine verdiği
demeçlerden rahatsız olduğunu ve bunu açıkça dile getirdiğini
belirtti. PYD Lideri Müslim, Ukaz gazetesine, “Bizim rejim
ile de savaşacak gücümüz var. Rejim ile savaşmaya hazırız”
demişti.
Dibo: 23 sivil Kürd öldü, 70 yaralı var
Qamişlo’da bulunan PYD yöneticisi Sihanok Dibo’da
BasHaber’e çatışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Dibo, rejimin desteklediği milis güçlerin sivil Kürdlere saldırdığını ve Kürd güçlerinin buna karşılık verdiğini ve çatışmaların
sivil Kürd vatandaşlarının ölümleri üzerine çıktığını belirtti.
Dibo, rejime bağlı milislerin Qamişlo’da sivil halka yönelik
saldırılarında şimdiye kadar 23 sivilin yaşamını yitirdiğini, 70
kişin de yaralandığını açıkladı. Dibo, ayrıca hayatını kaybeden
ve yaralanan sivil yurttaşların büyük çoğunluğunun kadın ve
çocuklardan oluştuğunu sivil kayıpların rejime yakın milislerin
kullandıkları ağır silahlar ile meydana geldiğini belirtti.
Suad Seyda: Çatışmalar senaryo
Rojavalı Kürd siyasetçi Suad Seyda’da Qamişlo’da yaşanan
çatışmalara ilişkin BasHaber’e değerlendirmelerde bulundu.
Seyda, PYD’nin ve Suriye rejiminin kendi iradelerinin olmadığını iradelerini, PYD’nin iradesini Kandil’e Suriye rejiminin
ise İran ve Rusya’ya teslim ettiklerini belirtti. Seyda, yaşanan
çatışmaların Cenevre görüşmelerinin bir parçası olduğunu söyleyen Seyda, Rusya, İran ve ABD’nin PYD ile rejimi
birbirleri ile çatıştırarak rejim ile PYD müttefik olmadığın
ispatlamaya çalışıldığını belirtti. PYD’nin Suriye rejimini
Qamişlo’dan çıkarabilecek askeri güce sahip olduğunu ancak
İran ve Rusya’nın PYD’yi frenlediğini de açıklayan Seyda,
çatışmanın bir senaryonun ürünü olduğunu ve onlarca sivil
insanın PYD ile rejimim planlarının kurbanı olduğunu belirtti.
Suriye rejiminin Kürdlere karşı mücadele planının olduğunu
ve bunun bir gün devreye koyacağını savunan Seyda, PYD’nin
bunu görmesi gerektiğini, 2004 yılında Qamişlo’da yaşanan
katliamın hala hafızalarında olduğunu açıkladı.
Seyda şöyle dedi: “Qamişlo’da çatışmalar devam ederken
rejimin Hasekê’deki askeri birlikleri Qamişlo’yu kuşatmaya
çalıştılar. Hasekê Asayiş Sözcüsü aşiretler ile yaptığı toplantıda
‘Qamişlo’yu yerle bir ederim. Kürdlere de varil bombaları gönderme zamanı gelmiştir’ şeklinde bir tehditte bulundu. Bunu
yapabilirler. Bu uzak bir ihtimal değil.”
BasHaber gazetesi, yüzüncü sayısıyla elinizde bulunmakta. Her gazetenin
hayatında, her sayı özeldir ve önemlidir.
Ancak yüzüncü sayı, birinci yıl, onuncu
yıl, bininci sayı gibi zaman kesitleri
kaydedilen sürekliliği ve olgunlaşmayı
göstermesi açısından daha önemli
kabul edilmektedir. Bir yayın organının
yüzüncü sayıya ulaşması demek, o
yayının ulaştığı olgunluk açısından bir
değerlendirme imkanının ortaya çıkması demektir. Sembolik
nitelikteki sayılar ve zamanlar, gazetenin varoluş gerekçesini
yeniden gözden geçirmesi, vardığı noktada neye karşılık geldiğini anlaması ve yapılan değerlendirme çerçevesinde kendisini
yenilemesi anlamına gelmektedir. Gazete, genelde format olarak anlaşılmaktadır. Bu anlayışın aksine gazete, tek bir formata
sıkıştırılan bir kağıt koleksiyonu olmaktan ziyade, her sayısında
form ve muhteva olarak kendini yenileyen süreç demektir.
Toplumların hayatında gazeteler her zaman önemli olmuştur. Arap halkları için Hayat gazetesinin yeri hep tartışılmaz
olmuştur, çünkü Araplar, Hayat’a dünyaya baktıkları göz ve
dünyayla konuştukları söz olarak bakmışlardır. Kürdlerin tarihinde gazete ve derginin yeri hep özeldir. Kürdler için gazete ve
dergi, bir yaşam çığlığı anlamına gelmektedir. Kürdler, gazete
ve dergiye kendilerinin varoluş aracı olarak bakmışlardır. Kürdlerin dünya ile buluşması, dünyanın Kürdlerle buluşması, hala
gerçekleşmemiş bir amaçtır. BasHaber, Kürdistan gazetesinin
Kürdistan ve dünyayı buluşturma misyonunun günümüzdeki
takipçisi olan bir yayın çizgisi izlenmektedir.
Kürd basın tarihine baktığımızda Kürd gazetelerinin Kürdçe, Türkçe, Farsça, Kurmanci ve Sorani gibi çok dilli çıkma gibi
bir geleneğe sahip olduklarını görmekteyiz. BasHaber Gazetesi
de bu geleneğe uygun bir şekilde haftalık olarak Kürdçe Türkçe olarak yayınlanmaktadır. Başka bir ifade ile BasHaber,
Kürdlerin ve Türklerin gündemini birbirine karşıt bir şekilde
değil, birbiriyle ilişkili ve iç içe sunmaya çalışmaktadır.
BasHaber, Ortadoğu gibi zor bir coğrafyada Kürdistan ve
Türkiye’yi birbirine taşımayı misyon edinmiş bir yayın çizgisi
takip etmektedir. BasHaber, Bakur’u, Başur’u, Rojava’yı ve
Rojhelat’ı nitelikli bir şekilde birbirine haberdar etmektedir.
Kürd coğrafyası birbirinden haberdar edildiği gibi, Türkiye ve
Ortadoğu’da ne olup bittiğinden de haberdar edilmektedir.
Türkiye, Başur’da olup bitenleri sağlıklı ve derinlikli bir şekilde
BasHaber’den öğrenmektedir. BasHaber’in yayın dilinde radikalizm, şiddet ve partizanlık bulunmamaktadır. BasHaber, bir
grubun, partinin, kliğin, sesi olmak yerine herkesin yararlanabileceği bir haber ve bilgi kaynağı olma niteliğindedir. Kürdistan
gazetesi, Kürdlerin eğitim düzeyinin yükseltilmesine önem
veren bir gazeteydi. Kürdlerin eğitim, bilim, kültür, siyaset,
diplomasi, hukuk, medya ve akademik düzeylerinin olgunlaştığı,
geliştiği ve çeşitlendiği olgusundan hareket eden BasHaber,
doğru haber konusunda büyük bir boşluğun olduğunun farkında olarak Kürdlerin çeşitlenen bilgilerini, birikimlerini ve
gündemlerini doğru haber anlayışıyla aktarma çabasındadır.
BasHaber, Kürd medyasında partizan ve çatışmacı medya anlayışının artık tarihte kalması gerektiğinden hareketle, Ortadoğu
medyasına yeni bir soluk getirmektedir.
Kürdler, yok sayıldıkları bir 21 yüzyıl yaşadılar. Kürdler,
21.Yüzyıl’a büyük imkanlarla girmektedirler. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, geri dönülmez bir bağımsızlık sürecinin içine
girmiş bulunmaktadır. Suriye savaşı, Rojava olgusunu ortaya
çıkarmıştır. Kürdler, artık hegemonik mücadelelerde kart olma
durumundan çıkıp aktör konumunda 21. Yüzyıl’a girmektedirler. BasHaber, 21. Yüzyıl’da dinamizme, derinliğe ve dayanıklı
yayın pratiğinin iyi bir örneği durumundadır. BasHaber, ulus içi
bir partizan yayın olmadığı gibi, ulus aşırı bir propaganda yayını
da değildir. BasHaber’in, uluslararası bir perspektif çerçevesinde Kürdistan’ı, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu birbirine tanıtma
çerçevesinde nitelikli, ufuk açıcı, radikallik ve provokasyondan
uzak, manipülasyon ve provokasyon amacı gütmeyen, hakaret,
ötekileştirme ve hedef gösterme gibi yollara sapmayan, bir
konuda olabildiğince farklı analizlere yer veren çok boyutlu ve
dilli yayınının nice yüzüncü sayılara ulaşmasını diliyorum.
SÖYLEŞİ
BasHaber
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs 82016
Faysal Dağlı:
şisel girişimler, internet platformları, sosyal
ağlar, küçük medya organları vardır. Ancak
bunlar geniş bir kamuoyunu etkilemekten
uzaktırlar. Bunların neredeyse tümüne
yakını küçük marjinal gruplara, politik
gruplara hitap eden politik yayın organları
olarak hayatlarına devam ediyorlar. Bizim
söylediğimiz şey ulusun önemli bir kesitine,
kamuoyuna hitap etme kapasitesine sahip
yapınlardır. Bu ayrımı özellikle koymak
lazım. Kürdlerin en büyük sorunu bir
medya sektörünü yaratabilecek bir sermaye
birikimimin, bunun da ötesinde bir devletlerinin, medyalarını ve fikir özgürlüklerini
garantiye alacak bir yasal adalet mekanizmalarının olmamasıdır.
Kürd basını ulusallaşamamış,
evrenselleşememiştir
28 yıldır bilfiil bu mesleğin içindesiniz, örgüt
Şu anda Kuzey’de ana akım siyasete yakın
medya geleneği kendisini ‘özgür basın’ diye
tarif ediyor. Öncesinde çıkan yine örgütlerin
yayın organı olarak etkinlik gösteren medya
organları; “demokrat, devrimci, muhalif,
yurtsever“ gibi bir sürü kavram ile çıkıyordu. Şimdiki ortama baktığınız zaman TV’ler
ve gazeteler olarak değerlendirdiğiniz zaman bu kavramları tarif edebileceğimiz bir
medya var mı? Kürdler, neden bu kavramlar
ile kendini tarif ediyor?
Tabiatıyla ‘özgür medya, özgür basın, muhalif
medya’, ‘özgür gazetecilik’ gibi kavramlar bence
birer metafordur. ‘Özgür basın’ diye bir kavram gerçekçi değil. Durduğunuz yere göre bir tanımlamadır bu. Kendilerine özgür basın diyenler, devletin,
resmi ideolojinin uzağında olduklarını, buna
muhalif olduklarını, hakim devletin baskılarına
direndiklerini ifade etmek için bu kavramı ürettiler. Devlet anlayışlı bir medyadan uzak olduklarını
ifade etmek için bu kavramı türettiler. Ama bu
kavramı kullananların “özgür olmadığı“ alanlar da
vardır.
Mesela?
Örneğin bu çok politize olmuş bir anlayıştır.
Özgür basın metaforu ile ana akım siyasetin basını
kastediliyor. Bu medyada sadece hakim örgütün
Nasıl bir fark var? Ya da bu fark konulmalı
mıdır, ne zaman konulmalıdır? Kürd basını
açısından devleti olmayan bir halk dediniz.
Bundan sonrası için bu nasıl oluşturulacak?
Özgür olma farkı gibi bir fark var. Veya olmama
gibi bir farkı var. Bir siyasi partinin medya organında çalışan bir gazeteci o siyasi partinin görüşlerinden muaf olabilir mi? Gazeteci siyasi partinin
istemediği bir şey yazabilir mi? Örneğin havuz veya
yandaş medya diye tarif ettiğimiz medyayı göz önüne aldığımızda Erdoğan’a karşı değerlendirilebilecek bir haber olabilir mi? Veya PKK’nin siyasetine
karşı bir haber olabilir mi özgür medyada? Mümkün değil, PDK, YNK medyasında bu partilere karşı
Kürdlerin tarihsel meselesine girmeden,
bu gün medyada, basında yaşadığı şeyden
Kürd basını Kürd gazetecilerin muaf tutmak
mümkün mü? Bunca şiddet, çatışma, savaş
alışkanlığı olan bir toplumun medyasının sizin çizdiğimiz kriterlerde evrensel normlarda işler üretemiyor olması doğal değil mi?
Benim dikkat çektiğim şey Kürdistan’daki temel
sorun Kürdçe bir neslin oluşmaması, bir piyasa
rekabetinin özgürlüğünün oluşmaması sorunudur.
Kürdistan’da hala basın sektörüne yatırım yapacak
iş adamlarımızın, kapitalistlerimizin olmaması
sorunudur. Dijital çağda küçük girişimler vardır.
Hükümetlerin, örgütlerin uzağında yayın yapan ki-
.o
rg
Kurumsallaşamıyor olmasının
önündeki engelin sermaye bağlamından önce mevcut yapısı ile kullandığı
dil, haberdar etme biçimi, gözettiği
siyaset, pozitif olmayan birbirlerini
hedef alan bir gelenekten söz edebilir
miyiz? Bugün içinde bulunduğumuz
koşullarda Kürd basının birçok sorunu var. Bir takım şeylerin de sözünü
ettiğiniz o eksikliklerle berabar yapısal kemik sorunlara dönüştüğünü
söyleyebilir miyiz?
Mevcut medya organlarımızın irilerinden söz ediyorum. TV’ler, gazeteler, radyolar siyasi bir partinin yayın organı olması
nedeniyle senin ifade ettiğin eleştirinin
dışında tutmak lazım. Çünkü siyasi partiler
ellerindeki basın organlarını propaganda
aracı olarak kullanıyorlar. Dolaysıyla siyasi
partilerin yayın organı olan bir medyada
senin dikkatini çektiğin kurumsallaşma
veya evrensel bir dil beklemek olamaz.
Bu mümkün değildir. Siyasi partilerin
konjonktürel çıkarları neyi gerektiriyorsa
medyalarının kullanacağı dil o yönde
olacaktır. Ben hala Kürdistan’da bir ulusali
toplumsal medya yok, siyasi partilerin yayın
organları var diyorum.
ur
d
ak
iv
rs
bir haber yapılabilir mi? Ya da PYD medyasında
PYD’nin uygulamalarına karşı bir haber yapılabilir
mi? Daha ilerisine götürelim. Bu Batı dünyasında
da böyledir. Örneğin Berlusconi diye bildiğimiz
İtalyan siyaset ve ticaret adamının sahip olduğu
çok sayıda TV kanalı ve gazetesi vardır. Bunların
herhangi birisinde Berlusconi’nin uygulamalarına,
icraatlarına, karıştığı yasadışı işlere dair bir haber
olabilir? Bu açıdan temel fark, temel ayrım özgür
olmak kriteridir. Şunu söylemek lazım. Dünyada
bütün ciddi medya gruplarının veya medya organlarının arkasında bir sermaye grubu vardır. Elbette
ki bütün medya grupları, arkasındaki sermaye
gruplarının çıkarlarını korumak, kollamak ve en
azından dikkate almak gibi sorunları vardır. Fakat
gazeteciler, kamuoyunun vicdanı olmak, kamu
adına sorgulamak, özellikle devletlerin uygulamalarını ve devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiliyi
takip etmek gibi bir sorumluluğu vardır. Dolaysıyla
temel ayrım, özgür olmak ve olamamak kriteridir
gazetecilikte.
.a
Kürdistan’ı bir gazetede, bir TV’de birleştirmek nasıl bir fikir, bunun için neler
yaptınız?
Kürd Gazeteciliği serüvenindeki ilk haber gazetesi olan ve 1990 yılında yayına başlayan Yeni Ülke
gazetesinde Kürdistan’ın diğer parçalarından da
muhabirler edinmiştik. Aynı şeyi ilk günlük gazete
olan Özgür Gündem de yapmıştık. Bu gazetelerde
Kürdistan haberlerinden sorumlu olmam sebebiyle
tüm Kürdistan’ın tüm şehirlerinde muhabir ağı
kurmaya özen göstermiştim. Yine televizyonculuk
yaşamımda Kürdlerin ilk uydu kanalı olan Med TV
de yaptığım Piramit adlı programda Kürdistan’ın
dört parçasından birer uzmanın yer aldığı ülke
sorunlarını ve siyasetini konuştuğumuz bir program yapmıştım. Keza televizyonculuk yaşamımda
yaptığım dokümanterlerde Kürdistan tarihini ve
kentlerini Sivas’tan İlam’a Maku’dan Afrin’e kadar
tüm kentlerini anlatan Welatê Me Kurdistan diye
uzun yıllar süren bir program yaptığımı hatırlıyorum.
Kürd medyasında ilk ve en geniş kapsamlı
yarı resmi AkNews ajansında Kürdistan’ın tüm
önemli kentlerinde muhabir ağı oluşturmuş, tüm
Kürdistan’ı dünyaya tanıtan bir haber fabrikası
oluşturmuştuk. Yine Kürdlerin ilk 2 alfabeli 3
lehçeli Avrupa’da yayınlanan Rudaw gazetesinin
ardından, Güney Kürdistan’da Arap alfabesiyle
Soranice, Avrupa da Latin alfabesiyle Kurmanci ve
Zazaki yayın yapan ilk uluslararası medya projesi
olan Le Monde Diplomatique gazetesini kurmuştum. 6 dilli BasNews Haber Ajansı’nın ardından
BasHaber-BasNuçe Gazetesi ile Kürdistan’ı bir gazetede birleştirme hayalimin devamı idi. BasHaber
ve BasNûçe’de yapmak istediğimiz şey Kürdistan’ın
4 yakası arasında köprü olabilmek. Bu gazetede
yapmak istediğimiz Kürd kamuoyunun haber alma
ihtiyacını evrensel basın standartları ölçüsünde
objektif bir gazetecilik anlayışıyla karşılamaktır.
ideolojik tandanslı haberciliği ve propagandasına
endeksli bir gazetecilik yapıldığı biliniyor. Dolaysıyla onlar kendilerini devlet baskısından muaf
olan bir özgürlük dairesinde sayıyor. Bu açıdan bu
kavram ile ifade ediyorlar kendilerini. Ama örneğin
bu medyada Kürdistan’ın farklı seslerini, farklı
renklerini göremezsiniz. Çünkü bu medya çok
politize olduğu için, sadece kendi alanında kalmayı
tercih eden bir gazetecilik anlayışına sahiptir.
Öte yandan ben siyasi partilerin “gazetecilik“
değil ama gazeteciliği enstrümantlize edebileceklerini düşünüyorum. Siyasi partiler gazetecilik
yapamazlar. Gazetecilik siyasi partiler üstü olmak
zorundadır. Gazeteciler partiler üstü olmak
zorundadır. Gazetecilik kendi başına bir modeldir.
Siyasi örgütler, siyasi partiler yayın organları
çıkarabilir, siyasi propaganda mekanizmalarına,
bunların araçlarına sahip olabilirler. Ancak bu
bizim bildiğimiz anlamda gazetecilik yaptıkları
manasına gelmez. Bu bütün siyasi paritiler için geçerlidir. Örneğin şu anda Türkiye’de havuz medyası
denilen olgu var. Hükümetin havuzunda beslenen,
hükümet yanlısı haberler yapan, hükümetin
istediği doğrultuda haber üretimi yapan ve mesleki
olarak gazeteci diye tanımlanan insanların çalıştığı,
biriktiği bir alandır havuz medyası kavramı. Aynı
şey, yandaş basın denilen veya özgür basın denilen
kavram ve alan için de öyledir. Bu Kürdistan’ın
diğer parçalarında da böyledir. Her siyasi partimiz
Kürdistan’da çeşitli medya organlarına sahiptir. Ve
bunlara bağlı medyada gazetecilik yapıldığı iddia
edilir. Ancak kullandıkları dil, haber anlayışları, gazetecilik standartları, gazetecilik ilkeleri ile ilişkileri
bunların anladığımız anlamda evrensel gazetecilik
normlarından uzak olduğudur. Siyasi partilerin
gazetecilik yapamaz, bu normaldir. Ancak bütün
siyasi partililerin kendilerini ifade etme hakkı
vardır elbette. Ancak gazetecilik başka bir şeydir.
Ben politik propoganda etkinliklerinin gazetecilik
olarak tarif edilmesine karşıyım.
w
BasHaber Gazetesi nasıl bir fikirdi? Nasıl
oluştu?
Gazetecilik yaşamına başladığım ilk zamanlardan itibaren bir Kürd gazeteci olarak Kürdistan’ın
tüm parçalarını bir gazete, TV ekranı, bir haber
ajansı üzerinden birleştirmek gibi bir hayalim
vardı. Ve gazetecilik yaşamımda yaptığım tüm
işlerin mayasında bu düşünce vardı bu nedenle
Kürdistan’ın tüm parçalarında tüm etnik gruplara,
tüm toplumsal kesimlere hitabeden yayın organlarının kuruluşunda bulundum.
gazeteciliği ve kısmen günümüz gazeteciliği
tecrübelerinizden yola çıkarak, ‘Kürd medyası’, ‘Kürd basını’ kavramlarını değerlendirebilir misiniz?
Kürdler henüz uluslaşma aşamasını bitirmiş
ve stabilleşmiş, devletsel mekanizmalara ulaşmış,
ulusal sermayesi ve pazarı oluşmuş bir halk değil.
Medya sektörü ve ulusal gazetecilik bir pazar
ve sermaye işidir. Kürdlerde serbest teşebbüs,
liberalizm ve sermaye birikimi gibi kavramlardan
söz edilemeyeceği için pazar üzerinden şekillenmiş bir medya sektöründen de söz etmek
mümkün değil. Bu nedenle Kürd medyasının ya
da Kürdistan gazeteciliği denen olgunun genel
olarak siyasi partilerin yayın etkinlikleri şeklinde
geliştiği söylenebilir. Dijital teknolojinin gelişmesiyle bu alanda bir miktar gelişmeler olmasına
rağmen privatize bir medyanın ulusal boyutlarının
olabileceğini söyleyemeyiz. Bu konuda bireysel bir
liberasyondan sözetmek mümkün, artık siyasilerin
monopolünden söz edemeyiz ama büyük medya
grupları güçlü bir sermaye gerektirdiği için bu alan
hala siyasi partilerin hâkimiyetinde kalmıştır. Bu
nedenle bir ulusal medya ve tabiri caiz ise fikir özgürlüğü temelinde gelişmiş bir basın sektöründen
sözetmek mümkün değil.
w
Yeter Polat
basının siyasi partilerin medya etkinliği çerçevesinde kaldığını ifade
etti. BasHaber’i Kürd basınının içinde bulunduğu duruma bir itiraz olarak
projelendirdiklerini, bu anlamda temiz dilli bir gazetecilik anlayışını
benimsediklerini ifade eden Dağlı Kürd basının durumunu ve BasHaber’i
w
BasHaber gazetesi Yayın Yönetmeni Faysal Dağlı ile gazetemizin
2. yılını geride bırakması vesilesi ile geldiğimiz noktayı konuştuk.
Dağlı, Kürd basının ulusallaşamadığını, bu nedenle de evrensel
ölçülerde gazetecilik yapılamadığını söyleyerek, Kürdistan’da
SÖYLEŞİ
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
9
SÖYLEŞİ
İŞİD’in Şengal’a saldırısı sonrası
iki tipik olay yaşandı Kürd basını
açısından. Birincisi ‘Peşmerge kaçtı’
diye yayın yapan bir Kürd gazeteci-
liği örneği var ikincisi Peşmerge’nin
Türkiye üzerinden Kobani’ye geçişi
sırasında ’Peşmerge firar etti’ diye
haber yapan Türk gazeteciliği örneği
var. Biri devletin gözetiminde diğeri
ise kendini özgür medya diye tanıtan
ve bir örgütün etki elamanı. Kürd
basını sınıftan kaldı yorumu yapıldı.
Bu iki tipik örnekten yola çıkarak,
içinde bulunduğumuz durum nasıl
izah edilir?
Anlaşılması nokta gereken şudur. ‘Peşmerge kaçtı’ diyen bir gazeteci yok ortada.
Peşmerge’yi ’kaçtı’ diye göstermek isteyen,
bundan politik çıkar devşirmek isteyen bir
zihniyetin retoriğini kullanan bir anlayış
var. Bu gazetecilik değil, ulusallık değil,
IŞİD’e karşı hassasiyet değil. Gazetecilik
başka bir şeydir. İki örgütün siyasi rekabetinde birbirlerini suçlamaları, bunu medya
ve gazeteleri kullanarak yapmalarını makul
görmüyorum. Kürd siyasetinde rekabetin
demokratik ve medeni usullerle yapılmasından yanayım. Ama maalesef henüz
Kürd siyaseti bu dili öğrenmiş değil. Zaten
Kürd siyasetinin temel sorunlarından birisi
sahip oldukları medyayı birbirlerine karşı
çok ölçüsüz kullanmalarıdır. Barış dilinden,
ulusal perspektiften, ulusal kazanımların işgalciler tarafından tehdit edildiği
bir anda bu hassasiyetten uzak olmaları,
aralarındaki çıkar, çekişmelerinin ve politik
sorunlarını medya üzerinden ensrümantalize etmeleri, medyayı kullanmaları ayrı bir
sorundur. Tarafların medya organlarında
çalışan ‘gazetecilik’ yaptığını zanneden
insanların mesleklerini bu siyasi rekabete
enstürmentalize edilmesi temel sorunlardan birisidir. Ben bunlara gazetecilik
etkinliği olarak bakmıyorum. Dolaysıyla
ortada bir gazetecilik, bir gazetecilik
faaliyeti görünmüyor. Kobani’ye giden
Peşmerge’yi karalamaya çalışan Türk muhabiri ve Şengal’de Peşmerge kaçtı diyerek
itibarsızlaştırmaya çalışan örgüt muhabiri
için de böyledir.
Kürdlerin ki tarihsel ve politik engelleri gibi gerekçeleri var. Türkiye medyasının içinde bulunduğu durumu
göz önüne alırsak dünya ölçeğinde
bir gazetecilik yapmak çok mu zor?
Bu işin öğretme biçimi, verilişi, sunumu, devletin bu alana uyguladığı
baskıları nasıl görüyorsunuz. Dünya
ölçeğinde işler yapmak Kürdler için
‘
fazla mı lüks?
Dünya ölçeğini nasıl kavrağımız önemli.
Ben dünya ölçeğini Batı standartları olarak
kavramak, algılamak isterim. Dünyanın
her tarafında medya etkinliği her hangi
bir şekilde rıza imal etme, algı oluşturma, toplum mühendisliği veya vicdan
oluşturma işidir. Haber merkezleri rıza
imalatı laboratuvarları gibidir. Dünyanın
her yerinde bu böyledir. En tarafsız görülen
medya organlarında dâhil bir imaj oluşum
ve rıza yaratma misyonunun olduğunu çok
rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun yapılma
biçimi, uygulama safhasındaki biçimleri,
o ülkedeki uygarlık düzeyi ile bağlantılıdır.
Türkiye gibi demokrasi süreçlerini tamamlamamış veya demokratikleşme sancıları
çekmiş, Kürd hareketi gibi militarize olmuş
bir politik hareket, Kürd, Türk ve Ortadoğu
toplumları gibi şiddet ile boğuşan, şiddet
üzerinden birbirleriyle ilişki kuran toplumlardan tabiatıyla demokratik kriterlere
uygun bir medya, bir gazetecilik anlayışını
göstemelerini beklemek zordur. Ama
Batı toplumları demokratik seviyelerinin
daha gelişkin olması sebebiyle medya
özgürlüğünün bir takım yasal güvencelere
alarak gazetecilik mesleğinin etkinliğinin,
özgürlüğünün yasallarla bağıtlanarak bu
alanda ciddi bir ilerleme kaydedebilmişlerdir. Ama Türkiye gibi veya Kürd siyasetinin
etkin olduğu alanlarda basına yönelik çok
ciddi baskılamaların olduğunu biliyoruz.
Örneğin bugün Türkiye’de birçok gazetecinin tutuklandığını biliyoruz. Türkiye’deki
gazetecilerin mesleki etkinliklerinden
dolayı tutuklandığını biliyoruz. Rojava’da
birçok medya kurumumun etkinliklerinin yasaklandığını biliyoruz hatta Güney
Kürdistan’da yakın zaman kadar birkaç
gazetecinin katledildiğini biliyoruz. Diğer
ülkeleri saymaya bile gerek yoktur. Kürdler
ile komşu ülkelerin cezaevlerinde Kürd ve
muhalif gazeteciler hep olmuştur. Doğu
toplumunda basın özgürlüğü ile ilgili çok
ciddi bir problem vardır. Basın özgürlüğünün kalitesinin, düşünce özgürlüğünün
kalitesi ile demokrasinin düzeyi ile oluşabileceğini düşünüyorum. Düşünce özgürlüğünün olmadığı, demokrasi kalitesinin
yüksek olmadığı bir toplumda ve devlet
mekanizmasında basının özgür olabileceğini düşünmek, basın özgürlüğü üzerinde
konuşmanın hayali bir şey olduğunu
düşünüyorum.
Röportajın tamamı bashaber.com’da
Kürdler henüz uluslaşma aşamasını bitirmiş ve stabilleşmiş, devletsel mekanizmalara ulaşmış, ulusal sermayesi
ve pazarı oluşmuş bir halk değil. Medya sektörü ve
ulusal gazetecilik bir pazar ve sermaye işidir. Kürdlerde serbest teşebbüs, sermaye birikimi gibi olgulardan
söz edilemeyeceği için pazar üzerinden şekillenmiş bir
medya sektöründen de söz edilemez. Bu nedenle Kürd
medyasının ya da Kürdistan gazeteciliği denen olgunun
genel olarak siyasi partilerin yayın etkinlikleri şeklinde
geliştiği söylenebilir
‘
08
09
Kürdlere gerçek yeter
MESUT YEĞEN
Daha online, daha acul zamanlarda yaşadığımızdan mı, yaşlanıyor
olmaktan mı, yoksa her ikisinden
dolayı mı bilmem, ama epeydir
zamanın ritminin değiştiğinden,
hızlandığından yakınıyorum
kendimce. Haftalar, günler gibi
geçip gidiyor hissindeyim epey bir
zamandır; muhtemelen başkaları
gibi. Yeter Polat Bashaber’in 100.
sayısının yaklaştığını hatırlattığında sözünü ettiğim hisse
daha bir gömüldüm. Hep söylendiği üzere, daha dün
gibi...
Böyle önemli dönüm anlarında muhasebe yapmak
adettendir. Ben de deneyeyim. Hem BasHaber’in, hem
de BasHaber’de kendi yazıp, çizme işimin muhasebesine girişeyim.
BasHaber’le başlayayım. Malum, BasHaber biraz
zor bir yerde konumlanan bir gazete. Bir kere bir
gazete, ama haftalık; Türkiye’de ve Türkçe (-Kürdçe)
yayımlanıyor, ama odağında Kürdistan var. Zor bir
yerde konumlanmasına karşın hakkını teslim etmek
gerekiyor: BasHaber, bildiğimiz, alıştığımız klasik
manada gazetecilik, haber yapıyor, benimsediği “daima
gerçek” düsturuna uygun bir biçimde ve ama Kürdistan
perspektifini kaybetmeden. Sözünü ettiğim her iki şey
de, haber yapmak ve Kürdistan perspektifini muhafaza
etmek, çok önemli çünkü malum Kürd gazeteciliği
büyük kısmıyla aşırı araçsallaşmış durumda ve genel bir
Kürdistan perspektifine sadakat göstermekte pek mahir
değil. Oysa, Kürdler haklı ve haklılar için gerçek kafi,
fazlasına gerek yok. Yine, oysa artık sadece Kürdler için
değil, Kürdistan ve civarında söz söylemek, iş yapmak
isteyen herkes için Kürdistan’ın dört bir yanı bir diğeriyle ilişkili. Artık ne Suriye ve Irak Kürdistanlarını izlemeden Türkiye Kürdistan’ına vakıf olmak mümkün ne de
tersi. İnternet sitesiyle beraber BasHaber, en azından
benim için, Kürdistan’ın dört bir yanından haberdar
olmayı mümkün kılıyor, haberi araçsallaştırmadan.
Öte yandan, Kürdistan odaklı olmakla beraber BasHaber Kürdistan’ın Ortadoğu, Avrupa, ABD, Çin ve
Rusya gibi mahfillerle olan münasebetinin de önemini
teslim eden bir habercilik yapıyor. Bu da önemli ve önümüzdeki dönemde giderek derinleştirilmesi gerekecek
görünüyor.
Araçsallaşmış bir habercilikten, aslında habercilik
olmayan bir habercilikten uzak durmasının BasHaber’in
ayırd edici vasıflarından biri olduğunu yukarıda
söyledim. BasHaber’in bu vasfı, parçası olmadığı ana
akım Kürd hareketine dönük haberciliğinde de kendini
gösteriyor. Ana akım Kürd hareketine yakın medyada
görülen araçsallaştırıcı habercilikten uzak durduğu
gibi, ana akım Kürd hareketinin Kürd muhaliflerinde
görülen kesif ana akım Kürd hareketi reddiyeciliğinden
de uzak duruyor BasHaber.
Muhasebe demişken eksik gedikten, ihtiyaçlardan
söz etmemek olmaz. Bence BasHaber’in en önemli
eksiği şu: İçinde yer aldığı kulvar haftalık bir gazeteyle
doldurulamayacak kadar geniş. Ortadoğu, Avrupa,
ABD, Çin ve Rusya mahfilleriyle alakası üzerinden
Kürdistan haberciliği çok geniş bir kulvarı oluşturuyor
ve bu kulvarı haftalık bir gazeteyle hakkınca doldurmak
zor. Bu da şu demek: Günlük bir BasHaber’e, bir
BasTV’ye ihtiyaç var.
Kendi muhasebemle devam edeyim. Söyleyebileceğim tek şey var: BasHaber kadar Kürdistan odaklı
olamadım. Gerek müktesebat yetersizliğinden, gerekse
de Türkiye odaklı biri olmakla ilgili olsa gerek, yazarken
Türkiye gündemini Kürdistan gündeminden daha yakın
takip ettim. Bu da BasHaber’in haber gündeminden
zaman zaman ayrılan bir yazı gündemine kapılmak
demek oldu. Pek sevimli bir durum olmadığını teslim
ediyorum.
Başlığa ve BasHaber’in düsturunu atıfla bitireyim.
Kürdler haklı, haklı olanlar için gerçek kafi!
10
BASHABER
BasHaber
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
BasHaber/BasNûçe 2 yaşında
gelmesini de ayrıca kutluyorum. Sizi emeklerinizin kutsallığından dolayı kutluyorum.
Daima Gerçek mümkün!
Dört parça Kürdistan’ı buluşturdu
Yaptığı haberlerle ses getiren BasHaber/BasNûçe
Gazetesi haberciliğin yanı sıra 22 Şubat 2015’te
Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Sykes-Picot Anlaşmasının 100. Yılında Ortadoğu’da ve Kürdistan’da Gelecek
Perspektifleri” konulu panel ve uluslararası etkinliklerle
dört parça Kürdistan’ı ve diasporadaki tanınmış Kürd
isimleri buluşturdu. Bölgeden de yoğun katılımın
olduğu etkinlik, ülkenin dört bir yanındaki gazeteceleri
bir araya getiren mini bir ulusal konferans gerçekleştirdi. Gazetenin 27 Şubat 2016’da Ankara’da düzenlediği
Ortadoğu’da Değişim Zamanı adlı panele büyük bir
ilgi vardı. Yurtdışından çok sayıda konuğun da katıldığı
panele, Prof. Ferhat Kentel, Dr. Arzu Yılmaz, Prof. Bilal
Sanbur, Gazeteciler Ali Bayramoğlu ve Faysal Dağlı
katılmıştı.
BasHaber gazetesi zaman zaman kültürel etkinlikler
de gerçekleştiriyor. Kolaj sanatçısı Aziz Sürme, Romancı
Bahtiyar Ali için Ankara’da düzenlenen sanat ve edebiyat etkinliklerine çok sayıda kişi katılmıştı.
Tarafsız ve etik habercilik anlayışı
AKP Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu: Köşe
yazılarında çeşitlilik olabilir
BasHaber gazetesine uzun bir yayın dönemi diliyorum öncelikle. Köşe yazılarınız biraz daha çeşitlilik
olabilirse daha iyi olur. Farklı fikirlere yer verebilirsiniz.
Köşe yazılarınızı daha iyi buluyorum. Köşe yazarı
arkadaşlarınızın aşağı yukarı aynı perspektife sahiptir.
Bunun kötü olduğunu söylemiyorum. Buna itiraz da
etmiyorum. BasHaber daha çoğulcu fikirlere yer verebilir diye düşünüyorum.
CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel: BasHaber kendi çizgisinde gerçekleri yazıyor
Medya ve basın özgürlüğü önemlidir. Ülkedeki
bütün farklı seslerin dile getirilmesinden yanayız. Bu
nokta da farklılıklardan zenginliklerin ortaya çıkacağını
düşündüğümüz için BasHaber’in de kendi çizgisiyle iyi
bir yayın yaptığını söyleyebilirim. Doğrusuyla yanlışıyla
ülkemizdeki bütün fikirler dile getirilsin ki insanlar
yanlış ile doğru arasındaki farkı da bulabilsin. Bu noktada halkın haber alma özgürlüğü her şeyden önemlidir.
Halkın gerçeklere ulaşması önemlidir. BasHaber kendi
çizgisinde gerçekleri yazmaya çalışıyor, gerçekleri halka
ulaştırmaya çalışıyor. Daha uzun bir yayın serüveninizin
olmasını diliyorum.
PAK Genel Başkanı Mustafa Özçelik: BasHaber
başarılı
İkinci yılını tamamlamış olan BasHaber Gazetesi’ni
kutluyorum. BasHaber Kürd gazeteciliğinin başlangıç
tarihi olan bir günde yayın hayatına başladı bu da gazetenin pozitif bir yönüdür. BasHaber’i takip ediyoruz ve
görüş de belirtiyoruz. Biz BasHaber’in Kürdistani parti
ve kurumlara daha çok yer vermesini talep ediyoruz
çünkü Kürdistan’da bir sürü parti var ama seslerini
duyurabilecek medya organlarından yoksun ve seslerini
duyuramıyorlar. Kürdçe bölümü için daha çok yazarın
olması ve Kuzey’de mevcut olan potansiyelin kullanılmasını bekliyoruz. BasHaber / BasNûçe Gazetesi’ni
başarılı buluyorum.
TKDP Başkanı Mehmet Emin Kardaş: Kuzey’de
yeni bir heyecan yarattı
BasHaber / BasNûçe Gazetesi geçtiğimiz sene
Diyarbakır’da bir panel düzenledi ve ben de o panelde
bulundum. BasHaber Gazetesi Kuzey Kürdleri için
yeni bir heyecan yarattı, Kürd milleti için çok önemli
bir konuma sahip ben bununla çok mutlu oluyorum.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmeleri hem
internet sitesi aracılığıyla hem basılı şekilde paylaşıyor.
rg
.o
ur
d
ak
iv
Siyasetçi Sait Aymaz: BasHaber; tarafsız, saydam,
halkların birlikteliğinden yana
Dünyadaki olumsuz siyasi koşullara, genelde
bölgemiz Türkiye ve Ortadoğu’da, özelde Kürdistan’ın
dört parçasında savaş, kırım, kıyım ve göç yaşanırken,
siyasal, sosyal ve ekonomik karmaşanın toplumları
birbirine düşman durumuna getirdiği bu dönemde
BasHaber Gazetesi, tarafsız, saydam, halkların birlikteliğinden yana yayın politikası, doğru gerçek habercilik
anlayışı ile sekteye uğramadan iki yaşını doldurdu.
Günümüzde her kesim tarafından ihtiyaç duyulan ve
aranan BasHaber Gazetesi’nin ve çalışanlarının ikinci
doğum gününde kutlar, başarılarının devamını ve daha
uzun bir yayın yaşamına ulaşmasını dilerim.
BasHaber Gazetesi’nin varlığından dolayı mutluyum ve
bazen ulaşmakta zorlanıyorum. Dolayısıyla daha çok
yayılması gerekiyor.
rs
HDP Van Milletvekili Âdem Geveri: Globalleşen
dünya Kürdleri birbirine bağladı
Bütün engelleme ve inkâr politikalarına rağmen, 90’lı
yıllardan sonra Kürd gazeteciliği adına önemli adımlar
atıldı. Güney Kürdistan’daki özgürleşme sürecinin
belli bir düzeye çıkmasından sonra, artık teknolojinin
imkânlarından istifa eden Kürdler hem sınırları aştılar,
hem de globalleşen dünyada parçalanan Kürdistan’ın
bütün parçaları ile birbirleriyle iletişime geçebilen bir
hal aldı. En büyük katkı BasHaber’indir. Aynı zamanda
da bu gazetenin varlığını sürdürebilmesi ve kendi
kalitesine kalite katması bizleri sevindirecektir. 100. sayınıza daha yüzlerce sayının eklenmesini umut ederek,
çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
.a
HDP Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet
Fırat: BasHaber’i beğeniyle okuyorum
BasHaber Gazetesi’nin hem Kürdçe ve Türkçe olarak
çıkması çok olumludur. Gazeteyi beğeniyle okuyorum.
Yazar kadronuz da iyi. Kürd basını yönünden de büyük
bir katkı sağlıyor. Benim gibi Kürdçesi kıt olanların
okuma dağarcığını genişliyor. Güzel ve temiz bir Kürdçe
kullanıyor. Bundan dolayı da gazeteden faydalanıyorum. Yayın hayatınızda başarılar diliyorum.
KDP-Bakur Başkanı Sertaç Bucak: Kuzey’de ve
Güney’de önemli bir rol oynuyor
BasHaber Gazetesi Kürd medyasında önemli bir
adım. BasHaber Gazetesi ‘nin 100. sayıya ulaşması
çok önemlidir. BasHaber’in halkın arasında daha çok
yayılması gerekiyor. Burada özellikle vurgulamak
istediğim bir husus da BasHaber Gazetesi’nin dört
parça Kürdistan’ın da gündemini görüyor ve Kuzey’de
önemli bir rol oynuyor. BasHaber’den beklentimiz şuan
gündem de olan bağımsızlık meselesi ile ilgili özel bir
program yapmasıdır. BasHaber Gazetesi’nin yaptığı
çalışma ve izlediği politikayı çok önemli görüyorum
ve Kürdçe bölümü için daha çok yazara yer vermesini
bekliyor ve başarılar diliyorum.
PSK Genel Başkan Yardımcısı Bayram Bozyel:
Bölge haberlerinden çok faydalanıyorum
BasHaber Gazetesi’nin yaptığı yayından dolayı çok
mutluyum ve çok faydalanıyorum. Bölgemiz ile ilgili
çok dikkat çekici haberler yer almaktadır. BasHaber’in
daha çok gelişmesini diliyorum. Böyle bir çalışma ve
eser ortaya çıkararak bugüne kadar taşıyan BasHaber
Gazetesi’nin çalışanlarını kutluyorum.
w
“BasHaber/BasNûçe kaliteli, objektif haber“
BasHaber/BasNûçe gazetesinin okurları da 2. yıla
dair verdikleri mesajlarda, gazetenin özellikle Kürd
medyası açısından büyük bir boşluğu doldurduğunu
ifade etti. İşte o mesajlar;
Başbakan Danışmanı Muhsin Kızılkaya: BasHaber
önemli bir boşluğu dolduruyor
BasHaber Gazetesi önemli bir boşluğu dolduruyor.
Gazeteciliğin temel görevi bir ideolojinin bir siyasi fikri
savunuculuğunu yapmak değil haber vermektir. Haber
vermeyen bir gazete, gazete olmaktan çıkar sadece
siyasi bir partinin bülteni gibi olur. Bugün memlekette
sağda solda Alevi, Kürd, nezdinde bir sürü siyasi fikrin
bülteni gibi çıkan ve kendine gazete diyenler ama siz
onlar gibi değilsiziniz. O yüzden yolunuz açık. Yayın
hayatınızda başarılar diliyorum.
w
Geniş yazar kadrosu
BasHaber’in Türkçe yazar kadrosunu ise Prof. Mesut
Yeğen, Prof. Ferhat Kentel, Sennur Baybuğa, Prof. Bilal
Sambur, Hakan Tahmaz ve Prof. Ahmet Özer ile Öztekin Çaçan gibi Türkiye’de tanınmış akademisyen ve yazarlar oluşturuyor. Gazetenin köşe yazarları kadrosuna
zaman zaman Dr. Ferhat Pirbal, Selim Zenciri, Nadire
Güntaş, Bahtiyar Ali gibi tanınmış Kürd yazarları da
katılıyor. Geçtiğimiz Ocak ayında web sitesi de yayına
başlayan gazetenin, portal yayınında da Sait Aymaz,
Hüseyin Piran, Abdullah Karatay, Reşad Ozkan, Lerzan
Jandil, Roşan Lezgîn, Ferzan Şêr, Nasır Kemaloğlu,
Kristin Özbey, Abdullah Koçal, Nizamettin Karabenk
gibi yazarlar yer alıyor.
Tarafsız ve etik habercilik anlayışıyla yayın yapan
BasHaber/BasNûçe Gazetesi Kürdistan’ın dört parçası
ile diasporada yaşayan Kürdler arasında bir köprü
görevi görüyor. Çözüm Süreci’ni, Kürdistan Bölgesin’de
bağımsızlık tartışmalarını, Rojava’da yaşananları ve
İran Kürdistanı ile ilgili tüm gelişmeleri, Kürd örgüt
ve kurumlarına karşı tarafsız duruşuyla doğru ve etik
habercilik anlayışıyla mercek altına alarak, okurlarına
ulaştırmaya devam ediyor.
SETA Genel Koordinatörü Muhittin Ataman: Farklı bir konsepti var
BasHaber Gazetesi’nin genel olarak farklı
olarak bir konsepti var. Kürdçe yayın yapan
gazetelerin çeşitli olması konusunda faydalı
olarak görüyorum. Bu çeşitliliğin içeriğini ne
kadar yansıttığınızı bilmiyorum ama ne olursa
olsun bir katkıdır. İki dille yayın yapıyor olmanız
önemlidir. İçerik analizi yapmak da önemlidir.
Çeşitlilik aslında daha çok şekil üzerinden değil
içerik üzerinden değerlendirilmelidir. Türkiye’de
Kürd dilinde yapılan yayınların çeşitlilik içinde
olmadığını söylüyor herkes. Yayın hayatınızda
başarılar diliyorum.
w
22
Nisan 2014’te İstanbul’da “Daima Gerçek /
Herdem Rastî“ sloganı ile yayın hayatına
başlayan BasHaber/BasNûçe gazetesi ikinci
yayın yılını tamamlayarak 100. sayıya ulaştı.
Mikdat Mithat Bedirxan’ın 1898’de Kahire sürgününde başlattığı Kürd gazeteciliğinin 116. yılında 22 Nisan
2014’te İstanbul’da yayın hayatına başlayan haftalık
haber gazetesi BasHaber/BasNûçe 100. sayısıyla 2. yılını
tamamladı. Kurmanci’nin Kürdçe ve Zazaki lehçeleri ile
Türkçe yayın yapan BasHaber/BasNûçe, her Pazartesi
Yay-Sat dağıtım şirketi aracılığı ile bayilerdeki yerini
alıyor.
Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’ya ilişkin yaptığı haberler, özel dosyalar, söyleşiler ve kültür sanat
haberleriyle Kürd gazeteciliğine yeni bir soluk getiren
BasHaber/BasNûçe Gazetesi’nin yayın yönetiminde
Faysal Dağlı, editörlüğünde Yeter Polat ve Mehmet
Salih Batırhan idaresinde de Öztekin Çaçan yer alıyor.
İstanbul ve Diyarbakır haber merkezlerinde ise Çimen
Gümüş, Mehmet Emin Kan, Zeyat Cebo, Dilan Almaz,
Adem Özgür, Ercan Ekinci, Eren Dinç, İskender Kahraman gibi gazeteciler bulunuyor. Görsel yönetimini
Alp Tekin Babaç ile Hüseyin Ünal’ın yaptığı gazete İhlas
Matbaası’nda basılıyor. BasNews Medya Limited Şirketi
tarafından yayınlanan gazetenin sahibi ise İşadamı ve
Gazeteci Botan Tahsin. Merkezi İstanbul’da olan BasHaber/BasNûçe Gazetesi Diyarbakır, Erbil ve Ankara
ofislerinde çalışmalarını sürdürüyor.
ÖSP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek: BasHaber
herkese eşit mesafede
BasHaber Gazetesi kuzeyde büyük bir eksikliği
doldurdu. Bu eksiklik neydi? Çok seslilikti. Kendine
liberal, demokrat, milliyetçi, sosyalist ve komünist diyen
herkese eşit mesafede yaklaştı ve yaklaşıyor. Bu önemli
ve olumlu bir adımdır. Bu yayın çizgisini daha da geliştirmeliyiz. BasHaber’in kullandığı habercilik dili çok
iyidir. Gazeteniz bütün örgüt ve partilere eşit mesafede
yaklaşıyor. Bu iyi bir yayın politikasıdır. Ayrıca Kürd ve
Kürdistan’ı savunuyor.
HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı Latif Özdemir:
Araştırmacı gazeteciliğe yönelmeli
BasHaber Kürd yayıncılığında önemli bir yere sahiptir. Gazetenin sahip olduğu üslup Kürd yayıncılığında
doğru bir yolun göstergesidir. Bu zor ve kötü koşullarda
böyle kutsal bir gazeteyi çıkartmak ve yönetmek başlı
başına bir gelişmedir. Doğrusu gazetenin yayın politikasını ve çalışmalarını onaylıyorum. Dünyadaki en büyük
gazetenin de yayıncılık doğrultusunda eksikleri elbette
var. BasHaber’in de eksikleri vardır. Daha çok araştırmacı gazetecilik yapılırsa iyi olacağını düşünüyorum.
BASHABER
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
Yine de BasHaber kendi gücüyle iyi işler yapıyor.
İmkanlar el verdikçe daha iyisi yapılmalı.
DİTAM Başkanı Mehmet Kaya:
Rojhilat’a ağırlık verilmeli
Kuzey, Güney ve Batı yani Kürdistan’ın önemli
üç parçasından, siyasetin yoğun olduğu üç kesimden haber ulaştırmak Kürdlere bu dönemde
oldukça önemli bir görev. Yayın akışı anlamında da çoğulculuğu önemseyen bir politikaya
sahipsiniz. Kürdler arasında çoğulculuğun en
önemli olması gereken unsur. Yayın politikanız
da bence bu anlamda önemli. Artık BasHaber
/ BasNûçe’ye nice 100. sayılara. Biraz daha
Rojhilat’a ağırlık verirseniz daha iyi olacağını
düşünüyorum. Tüm çalışanları kutluyorum.
İsmail beşikçi Vakfı Diyarbakır Şubesi
Başkanı Ahmet Kani: Aradığım her şey
BasHaber’de
Kürdçe ve Türkçe ilgi çekicidir diyebilirim bu
yönden bir boşluğu doldurdu. Daha önceden çıkan gazeteler vardı ancak BasHaber gibi boşluğu
dolduramıyorlardı. BasHaber hem Türkçe hem
de Kürdçe ayrı bölümler halinde yayınlanıyor ve
her bölümde ayrı bir toplumsal içeriği dolduruyor. Örneğin her sayısında ayrı bir sanat konusu
işleniyor, sinema, müzik gibi. Bu yönüyle hem
bir okur hem de Diyarbakır İsmail Beşikçi Vakfı
başkanı olarak sizi takip ettiğim için mutluyum
ve aradığımı bulduğumu düşünüyorum. Bu
gazetenin devam etmesini yürekten istiyorum. Bu sayınızın 100. sayı olmasını da ayrıca
kutluyorum. Hem bu sayınızın 100. sayı ol-ması
hem de 118. Kürdistan Gazeteciler Günü’ne denk
Gazeteci Oral Çalışlar:
BasHaber benim için kaynaktır
BasHaber gazetesini iki yıldır düzenli olarak
izliyorum. Özellikle Ortadoğu’daki gelişmeler,
Kürd hareketinin bölgedeki görünüşü, sorunları
konusunda çok değerli bilgiler ediniyorum.
Yazılarımı hazırlarken önemli başvuru kaynaklarımdan birisi de BasHaber’dir. BasHaber’e bu
değerli katkıları ve çabaları için teşekkür ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı:
BasHaber değerli bir iş yapıyor
Kaynaklarımızdan yani kamuoyunun ulusal
kaynaklarının bu kadar sınırlandırıldığı koşullarda gerçekten yılmadan korkmadan gerçekleri
ve sadece gerçekleri söylemeyi hedef edinen
bütün basın çalışanları bizim için çok kıymetli.
BasHaber’i de bu anlamıyla çok değerli buluyorum. Gerçekten değerlisiniz çünkü sizlerin
dışında haber alabileceğimiz hiçbir alan kalmadı
sadece bizim muhalif basınımız yanımızda, hep
beraber dayanışarak bu süreci yeneceğiz. Gerçekleri yazdığı için BasHaber’in de bunda katkısı
olacağına inanıyorum. Size öneride bulunmak
haddim değil, her şeyden önce kelle koltukta
habercilik yaparken size bir şey söyleyemem. O
yüzden emeğinize sağlık bizi gerçeklerle buluşturmaya devam edin diyorum.
Doç. Dr. Vahap Coşkun: Yazar kadrosu daha
da zenginleşebilir
BasHaber’in özellikle bütün Kürdlere yönelik
haberleri vermesi son derece önemli. Bugüne
kadar Kürdler arasında özellikle İran, Irak,
Suriye ve Türkiye’de yaşayan Kürdler arasında
her-hangi bir şekilde paylaşımı, bilgi akışını
sağlama son derece eksikti. Gelişen teknoloji
bir kısmını giderdi ama bu konuya odaklanan
her dört ülkede yaşayan Kürdlerin meselelerine
odaklanan bir gazetenin çıkması ve çoğunlukla
Irak Kürdistanı’nı yazmakla birlikte yine her
dört parçadaki Kürdlere odaklanması son derece
önemli. Haberdar olmanın sorumluluklarını
bilmek, oradaki gelişmeleri takip etmenin son
derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu farklı
ülkelerdeki Kürd partileri, Kürd oluşumlarına
ilişkin bilgiler verilmesinin son derece değerli
olduğunu düşünüyorum. Farklı kesimleri, farklı
hassasiyetleri temsil eden kişilerle yapılan röportajlar ve farklı bakış açılarının da dile getirilmesini son derece faydalı olduğu kanaatindeyim.
Kürdçe yayın yapması ayrıca değerlidir. Öneri
olarak da yazar kadrosunu biraz daha zenginleş-
tirip, çeşitlendirmek gerekir bu anlamda sanırım
BasHaber’in önümüzdeki dönemde sorumluluklarından biri olacak.
Dr. Yekta Uzunoğlu: BasHaber Kürdistan
gazeteciliğinde ışık oldu
Geçmişte maalesef Kürdler bağımsız gazete
geleneğini gerek dış gerekse iç nedenlerden
ötürü oluşturulamadı. Kürdçe’nin Kurmanci lehçesinde yakın tarihteki tüm girişimlerin ömrü
kısa oldu. (1983 -1988 yılları arasında Almanya’da
yayınladığım Mizgin Dergisi’de dahil) Kürd Gazeteciliği uzun yıllar siyasi parti veya örgüt yayın
organı olarak var olabildi. BasHaber bağımsız
Kürd yayın özlemini çeken herkes için bir ışık
oldu. BasHaber’e ve tüm emeği geçenlerin 100.
sayı başarısını uzaklardan kutlar, tarafsızlığıyla
gazetecilikte ışık olma misyonunda başarılar
dilerim.
Artuklu Kürdoloji Başkanı Abdurrahman
Adak: BasHaber Kürd gazeteciliğinde yeni
bir dönemdir
BasHaber Gazetesi yeni bir gazete ve Kürd
gazeteciliğinde yeni bir dönemdir. Her şeyden
önce iddalı bir gazete. Haftada bir yayınlanan
BasHaber / BasNûçe Kürd gazeteciliğinde yeni
bir platform ve aynı zamanda iki dilde de yayın
yapıyor. Bu da ayrı bir özelliği. Dil konusunda
küçük sorunlar var ancak zaten Kürdçe daha
standardizasyonunu tamamlayabilmiş değil.
Dolayısıyla bu da tolere edilebilir.
Bingöl Üniversitesi Öğretim Görevlisi İlhan
Bingöl: Herkesin okuyabileceği bir gazete
BasHaber’i düzenli olarak takip ediyorum.
İçinde etnik bir kimliği barındırmasına rağmen,
BasHaber’in tarafsız olması güzeldir. Farklı
görüşten insanların düşüncelerine yer verilmesini de hem bir akademisyen, hem de bir gazeteci
olarak takdir ediyorum. Bu, gazetecilik için çok
önemlidir. BasHaber’in çok ideolojik kaygı taşımadığını görüyorum. Farklı yayın yapan gazeteler arasında BasHaber’in yayın politikasını
beğeniyor, okumaktan da zevk duyuyorum. Çok
tarafgir bulmuyorum ve iki dilde yayın yapmasını
da olumlu görüyorum. BasHaber, bu ülkede
yaşayan herkesin okuyabileceği bir gazetedir.
Doç. Dr. Aziz Yağan: Coğrafyamıza daha
eleştirel yaklaşılmalı
BasHaber’in Diyarbakır’daki açılış toplantısına
katılmıştım, umut vericiydi. Bugüne dek haberlerin konusu, başlığı, işleniş tarzı, içeriği çoğu
kez yerinde. Coğrafyamızda pek çok farklı millet
ve onların kültürü yaşıyor, bu farklılıklara da saygılı ve her birine eşit mesafeli durmasını bili-yor.
Ülke ve kentlerin yaşantısı eleştirisiz ve açıklıksız
devam ederse yaşanmaz hale gelir. BasHaber’in
kanımca en zayıf tarafı coğrafyamızı köşe yazılarında içerden tartışmaması, içerinin gözüyle
içeriyi ve dışarıyı kıyasıya değerlendirmemesi. Bu
ve her tür eleştirinin eksikliği bizim kendimizle
ilgili sorunlarımızın da sürüp gitmesine neden
oluyor. Bizim için oryantalist yansıtmalar,
tartışmalar yanında, içeriden dobra dobra olan
tartışmalar da çok önemlidir. BasHaber hala
yolun başında ve başarılı ve nitelikli gazetecilik
çalışmalarını devam ettireceği güvenini veriyor.
11
Yanya’dan Merzifon’a
1915
FERHAT KENTEL
Benim baba tarafım, şimdi
Yunanistan’ın Yanya şehrinden gelmiş..
Babasını çok erken yaşta kaybeden ve
tek kardeş olmaktan ötürü hep akraba
hasreti çeken babamın gayretleriyle
ulaşılabilen yaşlı akrabaların bir
kısmından bölük pörçük yol hikayeleri
dinlemiştik... Geride bırakılan mal,
mülk; yollarda karşılaşılan zorluklar...
Türkiye’ye gelince Tekirdağ, İzmir ve
İstanbul Pendik’e yerleşen akrabalar...
Yanya’ya gitmek, yıllar sonra bana da nasip oldu. Karışık
duygular yaşadım o şehirde... Osmanlı’yı epey uğraştırmış olan
meşhur Yanya Valisi Ali Paşa adına yapılan camiyi, Yanya
Gölü’nün ortasındaki adada Ali Paşa’nın evini ziyaret ettim.
Hiç yüzünü görmediğim dedemin yürüdüğü sokakları, yaşadığı
evi görmek; biraz olsun o tarihi hissetmek istedim. Türk
mahallesi olduğu çok belli olan sokakları dolaşırken, bir esnafa
sordum, “buralarda hiç Türk kaldı mı?” diye, belki bir iz bulurum umuduyla... Gayet suratsız adamın “burada Türk mürk
yok!” minvalindeki cevabı da sertti. Sonra başka bir sokakta
uğradığım turizm ofisindeki görevli iseTürk olduğumu öğrenince duygusallaşarak, neredeyse gözyaşları içinde kucakladı beni;
adeta yıllardır gelmemi bekliyormuşçasına...
Elimde, eski ve şimdiki zaman arasında karşılaştırma
yapabileceğim, eskiden kalma fotoğraf yoktu... Sokaklarda da
hiç kimseyi ve hiçbir şeyi bulamadım... Eski Türk evlerinde
oturanlara sormaya çekindim...
Babamın, dedelerimin hafızasını hissetmek, biraz olsun
yaşamak, bir devamlılığın parçası olmak istemiştim; olmadı...
Burukluk kaldı içimde...
***
Daha ortaokuldayken Amasyalı bir arkadaşım dedesinin
masal gibi anlattıklarını gelip bize de anlatırdı... Sonra yıllar
sonra kendisini yakalayıp gene anlattırdım... Şunları anlattı...
“Merzifon’da muhteşem bir Ermeni kilisesi var. Biz
küçükken amcam bizi sinemaya götürürdü. Eski kiliseyi sinema
yapmışlar. Sinemayken yanmış. Muhteşem bir yapı. (...) Bir
sürü güzel evler vardı; Merzifon bir Safranbolu olabilirdi.
Mahvettiler. Her taraf beton beton... Benim çocukluğumda
kırk-elli eşekle Tavşan Dağı’na oduna giderlerdi. Bugün kese
kese Tavşan Dağı’nda ağaç kalmadı. Dağ çıplak. Bir cennet
nasıl cehenneme çevrilir (...) Benim dedemden duyduğum...
(...) İşte o zaman topluyorlar adamları... Bir sürü insan... İkişer
ikişer alıp arka tarafta kalanların görmediği bir yere götürüp...
Bizim köyün üst taraflarında, şimdiki Merzifon-Çorum yolu
üzerinde... Yalnız adamları kesmeden önce... (...) Ark yapıyorlar, su arkı... Su arkının adı ne biliyor musun? Gavur arkı!
Ermenilere yaptırıyorlar. Oraya götürüyorlar ve hatırladığım
kadarıyla kılıçla... Bir tanesi kurtuluyor. Geliyor koşarak ve
bağırıyor: “Kesiyorlar, kesiyorlar!” diye... Bunu duyan bütün o
sırada bekleyen adamlar hepsi Merzifon Ovası’na dağılıyorlar,
kaçıyorlar. “Emmee” -dedemin deyişi- “ağşama kadar hepsini
topladılar, getirdiler, gene kestiler.”
***
Geçtiğimiz günlerde Merzifon’lu bir Ermeni ailenin hikayesini dinledim. Merzifon Ovası’nda kaybettikleri dedelerinden
100 yıl sonra, memleket ziyaretine gitmişler; dedelerinin
yaşadıkları evleri, sokakları, hafızaları hissetmek, biraz olsun
yaşamak, bir devamlılığın parçası olmak istemişler. Ellerindeki
fotoğraflara bakarak bulmuşlar da dedelerinin evlerini...
Kalpleri çırparak, heyecan içinde kapının önüne gelip
durmuşlar... İçeriden bir kadın çıkmış; ne hissetmiş bilinmez,
ama içeri davet etmiş...
Ermeni aile çaresiz kalmış; ama içeri doğru bir adım bile
atamamışlar... “Ne diyecektik ki?” diyorlar; “burası bizim evimizdi mi deseydik?” Diyememişler; boğazları düğümlenerek,
gözyaşları içinde uzaklaşmışlar oradan...
Soyları kırılmış Ermenilerin yarım vatandaşlıkları 100 yıldır devam ediyor. Kafalarını sokacakları fiziki evleri var belki;
ama içinde huzurla oturacakları, acılarının tanınarak, yaslarını
tutmalarına izin verilecek ve bu sayede iyileşebilecekleri bir
yuvaları hâlâ yok...
CEZAEVİ
‘Slogan ve ajitasyondan ziyade
bilgi ve hakikat’
“BasHaber’i (Nûçe) ilgiyle takip
ediyoruz. Hem köşe yazıları hem de
haberler nitelikli. Slogan ve ajitasyondan ziyade bilgi ve hakikatleri
öne çıkarıyor olmanız, farklı kesim
ve odakların seslerini duyurabilme
imkânı vermeniz ve bir parça ile sınırlı
kalmayıp diğer parçalardaki gelişmeleri de aktararak parçaları okuyucunun zihninde birleştiriyor olmanız
çok değerli. Takdir edersiniz ki farklı
ses ve renklere ihtiyacımız var. Düşün-
‘İlgi çekici üçüncü bir pencere’
“Değerli BasNûçe yönetimi,
Daha önce size yazmam üzerine Bas
Nûçe’nin iki sayısını (78 ve 79. sayılar)
bir daha gönderdiniz. Öncelikle
teşekkür ederim. Gazetenizi özellikle
takip etmek isteriz. İlgiliyle okuyoruz.
Konseptiniz ilgi çekici, farklı açılardan
üçüncü bir pencere gibi diyebilirim.
Fakat bir daha gazeteniz gelmedi.
Cezaevinde kimi zaman takılmalar
olabiliyor. Bu nedenle bekledim fakat
şimdiye kadar devamı gelmediği için
yazmak istedim. Gazetenizi belli
aralıklarla (aylık olarak da olabilir)
gönderseniz memnun olurum. Zaten
gündemi sadece TV’den zamanında
izleyebiliyoruz. Gazeteleri de bir iki
hafta geç okumak hiç okumamaktan
iyidir. Gazeten göndermeye devam
ederseniz sevinirim.”
Bağımsız, ulusal güçler arasında
ilişki, birlik ve ittifak vurgusu’
“Değerli BasNûçe çalışanları,
gazetenizin 72. sayısı dün bu saatlerde
elime ulaştı. Bugünü gazeteni(mi)zi
okumakla geçirdiğimi söyleyebilirim.
Nadire Xanım’ın yazısı da dâhil tümünü okudum... Gazetenin 72 sayısı
‘BasHaber bir eksiğin
tamamlanmasıdır’
“BasHaber’le yeni tanışmış bulunuyorum. Bugüne kadar böyle bir
gazetenin olduğundan haberim yoktu.
Ancak iki gün önce görevli memur/
posta tarafından elime tutuşturulanca
tanışmış oldum. Tahmin edeceğiniz
üzere şaşırdım. Neyin nesi, kimin fesi
diye şaşkın şaşkın baktım. İşin doğrusu biraz da heyecanlanmıştım. Bir
an önce sorularıma yanıt almak adına
da sayfaları çevirdim. Önce genel bir
göz taraması yaptım. Baştan sona,
sondan başa; Türkçe’den Kürdçe’ye,
Kürdçe’den Türkçe’ye gidip geldim.
Sayfaları çevirdikçe ısındım, sıcak buldum kendimi ve okumaya başladım
ilk sayfadan.
Nasıl mı buldum? Doyurucu geldi
bana. Bir boşluğu doldurduğunu,
eksik bir şeyleri tamamladığını
hissettim. Bunun doğal sonucu olarak
BasHaber’le tanışmak sevindirdi. Size
güzel çalışmalar diliyorum. Emek
sahibi herkese selamlar, saygılarımı
sunuyorum.”
Azad Celikanî
.o
rg
ürkiye, son aylarda başlayan şiddet, sokağa çıkma, tutuklamalar
ve basına yönelik uygulamalarla
birlikte AB’nin ‘hassas görüş alanına’
girdi. Aylar süren sokağa çıkma yasakları, operasyonlar ve süren çatışmalarla
birlikte 1,3 milyon insan savaşın mağduru oldu. 2 bine yakın insanın yaşamını
yitirdiği çatışmalarda, binlerce insan da
göç etmek zorunda bırakıldı. Türkiye’nin
batısında ise gazetecilere yönelik gözaltı
ve tutuklamalar, gazete ve TV kanallarına atanan kayyumlar ile birlikte
devam eden süreçte Avrupa Birliği (AB),
Türkiye’nin kredisini düşürdü. Avrupa
Parlamentosu (AP), Türkiye Raporu’nun
taslağını yayınlandı. Raporda; ifade
ve medya özgürlüğü, Kürd meselesi,
operasyonlar, Türkiye ile AB arasında
sığınmacı konusunda varılan anlaşma
ve Kıbrıs Sorunu değerlendiriliyor. 2015
raporunda Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin gerilediğine işaret edilip,
medya özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler kaygı verici olarak tanımlanıyor.
Ayrıca, Türkiye’de yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, “terörle mücadele” alanındaki yasal mevzuatın Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
kararlarıyla uyumlu hale getirilmesi
talep ediliyor.
ur
d
çıkmış. Bana göndermiş olmanızla
öğrenmiş bulunmaktayım ki, böyle bir
mecmua var. Bu durumdan koşullarımızın ağırlığını çıkarsayabilirsiniz.
Öncelikle ve her şeyden önce böyle
bir gazeteye çıkarmış olmanızdan
ve lütfedip bizlere ulaştırmanızdan
dolayı müteşekkirim. Yüreğinize,
emeğinize sağlık. Sağ olun. Farklılık
içinde birliğimizi yansıtmasını kalben
ve ruhen temenni ediyorum. İdeolojik
arka plandan bağımsız; ulusal güçler
arasında eşitler arası ilişki, birlik ve
ittifaka vurgu yapmasını diliyorum.
Ulusal birlik, ulusal çıkarlar ve ulusal
kongre vizyonunu yayın politikasının
merkezine oturtmasını canı gönülden
istemekteyim. ‘’Parçaların’’ özgünlükleri ve aktörlerinin hakkı verilerek
değerlendirilmesi gazetenin gerçek
kimliğine ve misyonuna kavuşturacaktır.”
ak
sel, zihinsel gelişmenin yaşanması,
ufkun zenginleşmesi, olay ve olgu-ların daha sağlıklı değerlendirilebilmesi
ve hakikatlere ulaşabilmesi için bu
kaçınılmazdır. Bunun için basının
misyonu çok önemlidir. Bu bağlamda
değerlendirdiğimizde BasHaber’in bir
boşluğu doldurduğunu belirtebilirim.
Böylece bir ihtiyaca cevap veriyorsunuz aslında. Sayenizde birçok
konuda bilgilenebiliyoruz; bunun
için teşekkür ediyor ve yayın yaşamınızda başarılar diliyorum. BasHaber,
dışarıda hak ettiği ilgiyi bulabiliyor
mu bilemiyorum ama geniş kesime
ulaşıyor olmasını diliyorum. Uzun süreden beridir düzenli olarak şahsıma
da BasHaber gönderiliyor. Bunun için
çok teşekkür ederim.”
iv
‘BasHaber’e minnettarlığımızı bir
çiçek kokusu ile yolluyoruz’
İzmir Kadın Kapalı Cezaevi’nden
bir okuyucumuz BasHaber’i şu cümlelerle değerlendiriyor: “Sevgili BasNûçe
emekçileri, değerli bir özveri ile
çıkarttığınız gazetenizi hiçbir karşılık
beklemeksizin bizimle paylaştığınız
için yürekten teşekkürler. Gazetenizi
hep merakla bekliyor ilgiyle okuyoruz.
İnanıyoruz ki böylesi özgür ruhlar
yazdığı oranda yolunuz hep ışıklı ve
de açık olacaktır. Kendinizle birlikte
okuyucularınızı da doğru aydınlattığınıza yürekten inanıyoruz. Böylesi
bir duyarlılık karşısında verecek çok
şeyimizin olmaması üzücü. Ama
manevi olarak yüreklerimizde önemli
bir yer edindiğiniz tartışmasızdır. Bu
minnettarlığı güvercin kanatlarına,
dağ gibi büyük özlemlerimize Ve çiçek
kokusu-na yükleyip göndersek olur
mu? O zaman kucaklar dolusu selamlar, sevgiler hepinize… Eğer olur da bir
gün barış yeşerirse topraklarımızda,
dört parça yüreğimizde işte o zaman
kapınızı çalıp yüz yüze teşekkürlerimizi sunmak isteriz size…”
T
rs
K
.a
Aşağı yukarı iki yıldır her hafta burada bir şeyler karalamaya çalışıyorum.
Kelimenin bu kadar manasından boşaltıldığı, artık sözün de kendine yabancılaşıp bir tüketim nesnesi halini aldığı bir
zamanda bunu neden yapıyorum?Bu
gazetede yazmam ne büyük yazarlık yeteneğimden ve ne de kamusal bir figür
olarak tanınıyor olmamdan kaynaklanmıyor. Kararlı insanların, yaşamlarının
her dönemini programladıkları ve kaderlerini belirlediklerine
dair inançlarımı uzun zaman önce yitirdim. Sadece hayatın
bana açtığı küçük yollarda ufak, tedirgin adımlarla yürüyen bir
yolcuyum nicedir.
Bir tür sözümün bittiği esas olarak eylemin kendisine olan
güvenimi kaybettiğim bir dönemdi, sözüm bitmişti, zira kelimelerimizin yaşamın karşısında kifayetsiz kaldığı bu ülkede, kendi
manamın bile ne olduğunu bilmez haldeydim, hala da öyleyim.
Ama ve yine de, insan, sosyal varlık, yazık ki nefes aldığı sürece
matah bir şey gibi kendine ‘nasip edilen’ dilin ve tarihi başlatan
yazının hakkını vermek istiyor, çığlığını böyle duyurmak istiyor.
Böylesi bir çığlık dönemimde işte yaşam denen sürprizli sahne
karşıma Genel Yayın Yönetmeni sevgili Faysal Dağlı’yı çıkardı
ve sessizliğimde bulduğu keramete inanan Faysal bana burada
yazıp yazamayacağımı sordu. Doğrusu ben gazetenin bana
göre bu kadar ağır abiler, ağır konular ve acılı hayatlarla dolu
olduğunu bilseydim cesaretimi bir kez daha yoklardım, bunu
yapmadım. Bu ağır abiler coğrafyasında, akşam evlerinize
çekildiğinizde sevgili dostlar, bu ülkede benim gibi insanlar da
var demek istedim. Cümlelerimizle çizdiğimiz ve okurun tüm
siyasamızı ya da bizi buradan gördüğü değerlendirdiği, aslında
mesafeli bir tuhaf ilişki kurduğu bu kelimeler evreninde, tüm
dillerde yazılmış sözcüklerle biraz oynamak, kimi dalga geçmek
ve kimi de sadece yalnız acılarıma onları da ortak etmek
istedim. Burada yazmayı seviyorum çünkü buranın ağırlığı
aynı zamanda bana ihtiyaç duyulduğu hissini terk ettirmiyor,
uzaklarda tesadüfen eline düşmüş bu gazeteyi okuyan birinin,
yazıya kıymet versin ya da vermesin burada bir kadın var ve
belki hepimizi düşünüyor duygusuna cılız da olsa kapıldığı hissi
bile bana iyi geliyor. Bana iyi geldiği için, buradan çığlıklarım
size ulaşıyor sevgili dostlarım -muhtemel, öyle olması gerekir.Esas olarak 23 Nisan’da baskıya gireceğini sandığım
gazeteye, bu hafta, her meseleyi sadece haftasında ele alma
alışkanlığı olan biz kelime tüketicilerinin yaptığı gibi, Ermeni
halkına uygulanan soykırımla ilgili bir yazı yazmak istemiştim.
24 Nisan’da sembolleştirdiğimiz soykırım için acılı, şiirsel
cümleler yazmaktan çok, yazdığımız cümlelere artık ne kadar
yabancılaşıp, üzerimize düşen tek şey bu mu artık bizim diye
hepinize sormak istemiştim. Kullanarak tükettiğimiz kelimelerin en başında benim için yüzleşme denen, artık manasından
ustalıkla boşalttığımız kelime geliyor. Mütevazi bir biçimde kabul yeterli hepimize, büyük kelimelerle aldığımızı sandığımız o
yol var ya, minicik bir patika artık, orayı terk edelim istiyorum.
Aldım, okudum kabul ettim diye devam eden bir noter deyimi
var, biz soykırımla ilgili her şeyi aldık, okuduk, kabul da ettik
diyelim, peki akdimizin gereğini ne zaman yerine getireceğiz.
Sözlerimizden başka açacağımız bir yol varsa konuşalım, yoksa
bu sahayı hızla terk edelim lütfen artık, daha fazla içini boşaltmadan ve oyalanma alanımıza bu insanların acısını da dahil
etmeden. Parti programlarımıza yazalı üç yılı geçti soykırımla
ilgili izlenmesini önerdiğimiz politik hattımızı, ne oldu? Bu
ülkede siyaset yapmaya aday olmuş partilerin bile, iki Ermeni
konuşmacı, üç entellektüel okur-yazarını davet ettiği panellerimizden başka ne yaptık biz ne yapacağız. Yapılan hiçbir şeyi
küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın lütfen, ama kitapları yazdık artık, okuduk, okutuyoruz da, ama hala utanmaz siyasetin
kürsülerden Ermeni’yi küfür yerine kullandıkları bu ülkede o
kürsülere çıkıp ellerinden mikrofonları alma zamanı gelmedi
mi? Soruyu kendime de soruyor ve çekiliyorum yeniden. Muhabbetle kalın, okuyun beni, iyi geliyor bana.
AP’nin ‘en sert’ Türkiye
Raporu’na ‘en sert’ tepki!
Diler Badikan
ürdistan Gazetecilik Günü’nde
2. yılını geride bırakan gazetemiz BasHaber, bu hafta 100.
sayısıyla okurlarının karşısında.100.
sayımızda BasHaber ailesi olarak
gazetemize Türkiye’nin farklı cezaevlerinden gönderilen birkaç mektup,
resim ve karikatürü derledik. Cezaevi
koşullarında gazetemizi okuyup,
değerlendirme, öneri ve eleştirilerini
kaleme alan ve duygularını bizimle
paylaşan tutuklu okurlarımıza teşekkür ederiz. Tümü politik nedenlerden
tutuklanmış olan okurlarımızdan
gelen mektuplar daha güçlü, daha
nitelikli bir gazete ve yayıncılık yapma
konusundaki azmimizi artırmasının
yanısıra, bizi okurlarımızın beklenti
ve tevecühlerine layık olmak gibi bir
görevle de karşı karşıya bırakmaktadır.
AB - TÜRKİYE
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
13
SÖYLEŞİ
Güvercin kanadından mektuplar!
w
SENNUR BAYBUĞA
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs12
2016
w
Yollar, patikalar ve
kelimelerin prangası
24 Nisan üzerine
BasHaber
w
12
Çatışmalar, raporun ana gündemi
içerisinde
Raporda “Türkiye ve AB ilişkileri”,
“hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan
hakları ve temel hak ve özgürlükler”,
“barış süreci ve Türkiye’nin güneydoğusundaki durum”, “AB ve Türkiye’nin
sığınmacı ve göçmen krizindeki işbirliği”
ile “Kıbrıs Sorunu” gibi 5 ana başlığa
yer veriliyor. Konulardan biri de AB’nin
İlerleme Raporu’nu açıklamayı 1 Kasım
2015’teki genel seçimlerden sonraya
bırakması. Bu kararın, AB’nin göçmen
krizi anlaşmasına karşılık olarak temel
hak ve özgürlüklere ilişkin ihlalleri görmezden gelmeyi tercih ettiği yönünde
bir algı yarattığı belirtiliyor. Türkiye ve
AB’nin stratejik ortaklar olduğu vurgulanan raporda, AB’nin ve Türkiye’nin bir
önceki müzakerelerde izlenen yolları
gözden geçirerek, iki taraf arasındaki
ilişkilerin ve işbirliğinin geliştirilmesinin
önemi vurgulandı.
“Ölümler ciddi bir şekilde
araştırılmalı”
Kürd meselesi konusuna geniş yer verilen raporda, şu konulara dikkat çekildi:
“Türkiye’nin güneydoğusundaki giderek
kötüleşen durumdan derin endişe
duyuyoruz. Güvenlik önlemleri (ope-
rasyonlar) hukuka ve insan haklarına
saygı çerçevesinde yürütülmeli. Terörle
mücadele operasyonları orantılı olmalı
ve kolektif cezalandırmaya dönüşmemeli. Özel güvenlik güçlerinin görevi
kötüye kullanmasını kınıyoruz ve şüphelilerin adalete teslim edilmesi çağrısında
bulunuyoruz. Kürd meselesinde şiddetle
çözüm olamayacağını altını çiziyoruz
ve PKK şiddetini, güvenlik güçleri ile
sivillere saldırılarını kınıyoruz. Ancak
barışçıl protestolara izin verilmeli.
Türkiye hükümetini acilen sokağa çıkma
yasaklarını kaldırmaya çağırıyoruz. Hükümet yaralıların hastaneye gitmesine
izin vermeli. Sivil ölümlerin artmasından derin endişe duyuyoruz. Bu ölümler
ve 400 bin civarında insanın yerinden
edilmesi etkin şekilde araştırılmalı.
Aileler sokakta öldürülen yakınlarını
alıp gömebilmeli. Yakınlarını ve evlerini
kaybedenlere hükümet acil yardım ve
tazminat sağlamalı. Acilen ateşkesin
sağlanması ve barış sürecinin kurulması
çağrısında bulunuyoruz. Sosyal, kültürel, politik haklar ve Kürd bölgesindeki
vatandaşlara eşit muameleye öncelik
verilmesinin önemine dikkat çekiyoruz.
Barış çağrısında bulunan 1000’den fazla
akademisyene soruşturma açılması ve
tehditler üzüntü verici. Hayatını barış
ve insan haklarına adayan Diyarbakır
Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sorumlu olanlar yargı önüne
çıkarılmalı.”
Erdoğan: Rapor provokatif
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde
24. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
ise, AP raporunu ‘provokatif’ olarak
değerlendirdi. 2023 hedeflerinden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Erdoğan,
sözlerini şöyle sürdürdü: “Hele raporun
1915 faslı var ki tam evlere şenlik.
Türkiye’nin ne kadar hasmı varsa bir
araya gelip rapora derç etmişler. Arkadaşlar raporu kendilerine iade ettiler.
Türkiye’nin raporu iade etme kararı
alması doğrudur. Biz bunlara alıştık.
AB ile ilişkilerimizi ileri götürecek diye
düşünmüştük. Şimdi ne yapmak istiyorlar diye bu soruyu kendi kendime de
soruyorum.” Raporun yıkıcı bir anlayışla
hazırlandığını dile getiren Erdoğan,
“Türkiye’nin AB’ye ihtiyacından daha
fazla, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı vardır.
Bu böyle bilinsin. Sadece son gelişmelere
bakmak yeterlidir” ifadelerini kullandı.
Şahin: Raporun bir bağlayıcılığı yok
Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler
Bölümü Öğretim Görevlisi ve Stratejik
Düşünce En-stitüsü (SDE) Başkanı
Doç. Dr. Mehmet Şahin, konuya ilişkin
BasHaber’in sorularını yanıtladı. AP
İlerleme Raporu’nun eskisi kadar önemli
olmadığını, AB ile Türkiye ilişkile-rinin
ilk başladığı günden çok farklı olduğunu söyleyen Mehmet Şahin, sözlerini
şöyle sürdürdü: “Son yıllarda AB’yle
Türkiye arasındaki süreçteki durgunluk
Avrupa’nın Türkiye üzerindeki etkisini
kaybettiğinin göstergesidir. Siyasi olarak
AP’nin raporu Türkiye üzerinde bir
bağlayıcılığı yok. Karar alıcıları da bunu
çok fazla dikkate almadı.”
“AB’nin ders vermeye çalışması
kabul edilemez”
Avrupa’nın belli fasılları açmayarak kaybettiğini, raporun içerisinde
Türkiye’nin Ermeni meselesi gibi kabul
etmeyeceği hususların olduğunu belirten Şahin, Avrupa’daki ırkçı söylem-lerin
varlığını ve İslamofobi’yi hatırlatarak,
şunları söyledi: “AB üye ülkelerinin ikili
ilişkilerine baktığımız zaman terörle
mücadele gibi, mülteciler konusu gibi
konularda ortaklık yaptığını görüyoruz.
Bu konular dururken siyasi ilişkileri zehirleyecek konuların gündeme
getirilmesi Türkiye AB ilişkilerine katkı
sağlamaz. Türkiye’nin 3 milyona yakın
mülteciye ev sahipliği yaptığı bir dönemde AB’nin ders vermeye çalışması kabul
edilebilir değil. AP’nin ileri sürdüğü
Ermeni meselesi de kabul edilmez.”
13
Aklımızdaki resimler
değişmeli…
ÖZTEKİN ÇAÇAN
Seksenli yılların başlarında ve
yemişli yılların sonlarında Diyarbekir
fotolarını, kentin yayılımını aklımıza
getirelim. O yılların Diyarbekir’i Ofis
semtindeki beş-altı katlı binalar devamında Bağlar semtinde bulunan gecekondu bozması birkaç katlı binalardan
oluşmakta ve devamında ise fazla bir
şey yoktu. Eski şehir Sur içinde yerinde
duruyor, Yenişehir semtinde ise şimdiki
10-12 katlı binaların aksine çoğunluğu bahçeli tek katlı evler ile
4-5 katlı apartmanlardan oluşuyordu. Elazığ karayolu yönünde
ise hayat neredeyse Seyrantepe’deki eski garaj bölgesinde bitiyordu. Küçük Sanayi Sitesi, Organize Sanayi Bölgesi ilerleyen
yıllarda bu aks üzerinde yapılınca şimdilerde “Huzurevleri”,
“Peyas” denilen semtler oluşmaya başladı. Bu kısa yazımızda
memleketimizin o günkü halini tam tefsir etmek mümkün
değil ama kent merkezi, sosyal yaşam alanları, dikey yapılaşma
vb. açılarından bakıldığında Diyarbakır o günlerdeki Türkiye
ortalamasını yakalayabilen bir konumdaydı. Bugün öyle değil
20-30 katlı iş merkezleri, AVM’ler, yeni semtler, cafeler, sosyal
mekânlar gırla. “Yeni insan” var artık.
Kabus…
Kültürel siyasal hayat ise çok “canlıydı.” Malum 12 Eylül
henüz olmamış ülkenin geri kalan bölgeleri gibi hatta vasatın
çok daha üzerinde Diyarbekir’de “heyecanlı” bir aktiviteye
sahipti. Çok kişinin bence gözünden kaçan bir gerçek o gün
belleklerde oluşmaya başlamıştı. Apocular, KUK (Kürdistan
Ulusal Kurtuluşu), Kava, Denge Kava, Rızgari, Ala Rızgari,
Sterka Sor gibi ismini sayamadığımız birçok Kürd siyasal
yapılanması o yılların ortamında biri birleriyle ve hâkim
siyasal sistemle mücadele ediyor, kadro devşiriyor, gerçekçilik,
haklılık vb tartışmalarına giriyordu. Olay bu kadarla kalsa
yani tartışma vb. boyutlarında fren yapsa sorun yok ama öyle
olmuyordu tabi. Bu yapılanmaların birbirleriyle çok daha kanlı
öldürmelere, kahve taramalara, dernek basmalara varan bu
şiddet görüntüleri o yıllarda çok genç olmama rağmen benim
bile dimağımda büyük yer ediyor. Buna Diyarbakır Cezaevi
uygulamalarını, dünyanın zalimliğini ekleyin “tam bir kabus.”
Geçen hafta dile getirdiğimiz William Glasser’in görüşlerini hatırlatmak isterim. Tam yeri geldi çünkü. Şunu
söylemek istiyorum bizi bu albümler hendek siyasetine getirdi.
Ön görülemeyen sonuçların bu öngörülemez olma hali de
bu sebepledir. Gerçeklik algımızın bozulduğunu gösteren
onlarca örnek yaşıyoruz. Bugün Kürdler adına siyasal hareket
örgütleyen ana kadroların aklı bu resimlerle dolu. Dolayısıyla
kişisel yaşamları, biri birlerine yönelik kıskançlıkları, bir araya
bir türlü gelememeleri de bu albümlerin sonucu. Diyarbekir’i
anlayamamaları, hatta bence çok uzun bir tartışma konusu
olan kötü anlam atfettikleri “orta sınıflaşma”, “erken iktidarlaşma hastalığı” vb tanımlamaları üreten. Bu kavramlara kendi
albümlerinde yer bulamayan zihinlerin bize dayattığı kaosu
yaşıyoruz. Evet Kürdlerin çoğunluğu büyük kentlerle entegre
olabilmeyi ve bu kentlerde yaşayabilmeyi başardılar. Eskiden
1990’lı yıllarda kentlere gelen bu insanlar altık mal mülk ve iş
sahibi durumundadırlar. Hiç birinde de köye geri dönme istek
ve kararlılığı yok. Köy yakmalardan sonra aldıkları milyonlarca
Euro parayı kimse köyüne yatırmadı. Bunu bilmek, değerlendirmek ve albüme eklemek gerekir.
Yeni durumlar yeni “gerçekler” üretir.
HDP başta olmak üzere Kürdler adına siyaset üretenlerin
elinde ne var. Hangi sosyolojik parametreyle hareket ediyorlar.
Bugün Kürdler nerede yaşayıp ne yiyip ne içiyorlar. Kaç tanesi
seçmen. İdeolojik eğilimleri, barış ile ilgili fikirleri ne şekil almış. Yani ne istiyorlar ya da istemiyorlar bunu biliyor muyuz?
Bilmiyoruz tabi bu konularda tahminlerimiz var ama bilimsel
“veri” yok . Olmazsa ne olur. Olsa ne olur diyeceksiniz. Bu parametreleri yorumlayacak “siyasal akıl” var mı? Diyeceksiniz.
Bence var veya olmalı. “Kör bastonunu beller misali” sürekli
şiddet albümlerinden kurtulmak, bunun cehennemini yaşamamak için bu şart. Geçeklik algımızın düzelmesi, hendeklere
çağrıldığı halede gitmeyen milyonları, hızla boşalan Cizre,
Bağlar gibi ilçeleri anlamanın tek yolu bu. Yani barış şart…
14
ERMENİLER
BasHaber
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs14
2016
Tohum yatağı Agos 20 yaşında
Unutulmaz bir isyan portresi
Yayın Yönetmeni - Sorumlu Yazı İşleri Müdürü:
Faysal Dağlı
‘Hrant’ın hayatı Türkiye’deki
Ermenilerin özetidir’
Hrant Dink’in öldürülmesinin
bir dönüm noktası olduğunu
vurgulayan Danzikyan, Dink’in
ölümü sonrası tehditlerin ve
davaların azaldığını belirterek,
gelinen aşamada Ermenilere
bakışı şöyle özetliyor: “Hrant
Dink’in öldürülmesinden sonra
bir ilgi oldu. Hem gazeteye hem
Haber Merkezi: Yeter Polat, Öztekin Çaçan,
M. Salih Batırhan, M. Emin Kan, Çimen Gümüş,
Dilan Almaz, Adem Özgür,
Ercan Ekinci, Murat Özdemir, Eren Dinç
İmtiyaz Sahibi: Basnews Medya Ltd. Şti. adına
Faysal Dağlı
Sahibi: Botan Tahsin
Hukuk Danışmanı: Av. Sennur Baybuğa
Görsel Yönetmen: Alp Tekin Babaç,
Hüseyin Ünal
Tel: +90 212 243 27 60
Fax: +90 212 243 27 79
E-mail: [email protected]
www.bas-haber.com
Meşelik Sk. No:22 D/3 Beyoğlu/İST
Baskı: İhlas Matbaası-Yenibosna/İST
BasHaber/BasNûçe Gazetesi’nde yayınlanan haber, yazı ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Basnews Medya Limited Şirketi’ne aittir.
.a
rg
.o
Bir isyancı olarak doğmak
10.1.1948 yılında Bingöl’de doğan Adsız,
altı çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur.
Adsız’ın babası Bingöl’ün tanınan simalarından. Annesi Fatma da Bingöl’ün tanınmış bir
aşiretine mensup. Küçük yaşta annesini, gençlik yıllarında da babasını kaybeder. Zeki’nin
çocukluğunun geçtiği Bingöl’de onu tanıyanlar Zeki’nin pratik zekâlı, fedakâr ve atılgan
birisi olduğunu söylüyor. İlk ve orta öğrenimini Bingöl’de tamamlar. Okul hayatı da boyun
eğmez kişiliğinden dolayı zorluklarla geçer.
Lise yıllarında okul yöneticileri ile tartıştığı
için Diyabakır’a sürgün edilir. Zeki’nin siyasete
ısınması, okulda öğrenci temsilciliğine aday
olan teyzesinin oğlunu desteklemek için yürüttüğü kulis faaliyetleri ve kavgalarla başlar.
Daha sonra sürgün edildiği Diyarbakır’dan
Bingöl’e döner. Bingöl’e döner dönmez de bir
kavgaya karıştığı için hapse girer. 4 buçuk
yıl Bingöl Cezaevi’nde hapis yattıktan sonra
çıkar. Cezaevinde yoksul mahkûmları kollar,
zayıflara arka çıkıp mahkûmları idareye karşı
korur. Cezaevi idaresiyle başı belaya girer.
Karıştığı bir kavgada gardiyanı yaralar ve
Solhan Cezaevi’ne sürgün edilir. 12 Mart 1971
Askeri Darbesi gerçekleştiğinde tekrar cezaevine girer. Jandarma gözetiminde dışarıdan
lise bitirme sınavlarına girer. Hapisteyken
liseyi bitirir ve Basın Yayın Yüksek Okulu’nu
kazanır. Üniversite yıllarında da boş durmaz.
Üniversite’de dernek kurararak, çeşitli siyasi ve
kültürel çalışmalar yapar. Zeki Adsız, üniversite eğitiminden sonra Bingöl’e döner ve mahalli
İkbal Gazetesi’nde redaktör ve köşe yazarı
olarak çalışmaya başlar. Siyaset alanında da
boş durmaz. 1973’te dönemin sosyal-demokrasiye kayma eğilimi gösteren CHP Gençlik
Kolları’nda çalışmaya başlar. Bingöl CHP
Gençlik Kolları Başkanı olur.
ur
d
ak
iv
rs
‘Ermenice verdiği savaşı kazanacak’
Bağımsız bir gazete olmaya özen gösterdiklerinin altını çizen Danzikyan, öncelikli hedeflerinin Hrant Dink’in ideallerini gerçekleştirmek
olduğunu vurguluyor. Türkiye’de azınlıkların ve
Ermenilerin sorunlarının kolay kolay bitmeyeceğini vurgulayan Danzikyan, “Agos her zaman
çok dikkatli okunan bir gazeteydi. Artık bağımsız diyebileceğimiz gazetede çok kalmadığı
için daha da bir dikkatli okunuyor ve bizlerden
daha çok şey beklendiğinin farkındayız. Ama
bizimde gücümüz çok fazla değil sonuçta. Biz
bir toplum gazetesi, Ermeni gazetesi olarak yola
çıkmış bir gazeteyiz. Sorumluluklarımızın fazla
olduğu bilincindeyiz” diyor.
Türkiye’de kaybolmak üzere olan dillerden birisi de Ermenice. Ermeni kültürünün
kaybolmaması ve gelişmesi adına 20 yıldır yayın
yapan Agos, 4 sayfasını Ermenice’ye ayırıyor.
Ermenilerin kendi topraklarından koptukça
dilinde unutulduğunu ifade eden Yetvart
Danzikyan, “Suriye savaşı batı Ermenicesinin
konuşulduğu üçüncü Ermeni merkezinde yani
Palmiye’de konuşuluyor. Palmiye şu an tahrip
edilmiş vaziyette. Halep’teki Ermenilerin bir
kısmı Ermenistan’a gidiyor bir kısmı Amerika’ya
gidiyor. Haliyle unutuluyor. Bir taraftan da
buradan gitmiş Amerika’da, Fransa’da, çeşitli ülkelerde yaşayan Ermeniler biraz ayakta tutmaya
çalışıyor ama yinede zorlu bir dönem geçirdiğini söyleyebiliriz batı Ermenicesi’nin” şeklinde
konuşuyor. Doğu Ermenicesi’nin devlet dili
olması sebebiyle daha rahat olduğunu belirten
Danzikyan, Ermenistan’ın çok göç veren bir
ülke olduğu için Ermenice’nin zor günlerden
geçtiğini ama her şeye rağmen Ermenice üretimin devam edeceğini ve bu var olma savaşını
kazanacağını vurguluyor.
w
de Ermeni konusuna bir ilgi oldu. Tahmin
ediyorum ki Ermeni Soykırımı’nı bu kadar
rahat konuşabiliyorsak, Hrant’ın ve maalesef ki öldürülmesinin büyük bi katkısı var.
Hrant’ın öldürülmesi konuyla ilgisi olmayan
birçok insanda da rahatsızlık uyandırdı. Yani
bilhassa Anadolu’daki yaşlı kuşak devlet öyle
istediği için bunu inkâr ediyor. Ama Ermenilere
ne yapıldığını herkes çok iyi biliyor. Toplum
içindeki bir tür sanki vicdan azabı çeken kesimde harekete geçirmiştir. Aslında bakarsanız
Hrant’ın hayatı aslında Ermeni
meselesinin kompakt bir örneği
gibidir.” Ermenilere karşı nefretin
son 2 yılda artış gösterdiğini ifade
eden Danzikyan AKP Hükümeti’nin
azınlık politikalarını eleştirerek, şu tespitte bulundu: “AKP Hükümeti’nin tekrar Türk-İslam
argümanını benimsemesi ile bunun üzerinden
iktidarını sağlamlaştırmayı planlaması bizleri
tekrardan eski döngülerle karşı karşıya bıraktı.
Yine 1990’lardaki gibi ‘gerillalar aslında Ermenilerdir’, ‘onlar sünnetsizdir’, ‘Ermeniler aslında
bu işi yapıyorlar’, ‘Kürdlerin örgütle aslında
fazla bağlantıları yoktur’, ‘Örgütü yönlendirenler Ermenilerdir’ gibi algılar tekrar dolaşma
sokuldu.”
Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan arasında son dönemlerde yaşanan
çatışmaları körüklediğini ifade
eden Danzikyan, “Türkiye’nin
Azerbeycan ile yakın olmasını
anlayabiliyoruz. Ama Türkiye
neredeyse savaşı körükler bir
pozisyon takındı. Bunlar aslında
Erdoğan rejiminin Türkçü ve İslamcı bir tabanı sürekli harlayıp
ateş üzerinde tutup o tabanın
üzerinde iktidarını yürütmesinin
sonuçlarıdır. Ve bu strateji açık-
w
geleneksel devlet bu konuda Avrupa ile olan
hesaplaşmasını bir ölçüde Ermeniler üzerine görmek istedi. Agos ve Hrant aslında bu
hesaplaşmanın biraz ortasında kaldı.2002-2007
arasındaki dönemi böyle görüyorum.”
Hrant Dink davası görüldükçe suikastın
Ermeni Soykırımı’nın inkârı ile ilintili olduğunu gözlemlediğini aktaran Danzikyan Agos’un
üçüncü döneminin Dink cinayetinden sonra
başladığını vurgulayarak, “Tabii ki birinci
önceliğimiz davanın aydınlatılması ve devletin
bu konudaki rolün ortaya çıkartılması oldu. Agos, Ergenekon
soruşturmalarıyla derin devletin
bu konudaki marifetlerini,
sadece Hrant Dink cinayeti değil
buna benzer başka operasyonlardaki rolünün
ortaya çıkartılması, bu davaların ilerletilmesi, Türkiye’nin demokratikleşme konusuna
daha da yakından bakmaya çalışan bir gazete
olmaya başladı. Dava ilerledikçe soykırım
inkârı konusunda hükümetin tutumuyla Hrant
Dink cinayeti arasında bir bağlantı olduğunu
gördüm” diye ifade etti. Ermeni Soykırımı’nın
yıl dönümü dolayısıyla her yıl Taksim’de anma
yaptıklarını hatırlatan Danzikyan, ‘güvenlik’
gerekçesiyle anmaya izin verilmeyeceği ihtimalinin bulunduğunu ifade ediyor.
ürd politik hareketinin yakın dönemdeki önemli aktörlerinden biri olan
Zeki Adsız ölümünün 25. yılında anılıyor. Uzun yıllar barışçıl mücadele biçimlerini
savu-nan TKSP içinde çalışan Zeki Adsız,
1980 askeri cuntası sonrası silahlı mücadeleyi
savunarak partiden ayrılır ve gerilla savaşı yürütmek üzere Tevgera Sosyalistên Kurdistan’ı
(TSK) kurar. Kak Saleh adıyla bilinen Zeki
Adsız’ın arkadaşı Urfan Alparslan ile birlikte
gerilla savaşı için kurduğu ORK adlı askeri
örgütün öncü kadroları henüz çalışmanın
başlangıcında 1988 yılında Qilaban’ın Sorisan
Dağı’nda bir çatışmada yaşamlarını yitirince
üzüntüden hastalanıp yaşamını yitirmişti.
‘Medyanın en kötü dönemi’
Türkiye’de basının ciddi anlamda baskı
altında olduğunu belirten Danzikyan, medya
kuruluşlarına yapılan kayyum atamalarını
değerlendirerek, şunları söylüyor: “ 12 Eylül sonrasında medyanın durumu çok parlak değildi
ama en azından medya patronları biraz daha
bağımsız hareket edebiliyorlardı. Şimdi artık
neredeyse bütün başlıklar tek bir merkezden
atılır hale gelmiş vaziyette. El koyma tehditleri,
iktidar kaynaklı baskınlar, Hürriyet’i AKP yöneticileriyle devletin işin içinde olduğu grupların
basması, dövdürme, kayyum atama gibi bir
sürü sıkıntı. Kürd medyasında zaten tekrar çok
ağır bir baskı dönemi yaşanıyor. Haber yapan
herkes gözaltına alınıp tutuklanıyor, can korkusuyla iş yapar haldeler. Hem Türk medyasının
hem de Batı medyasının bu kadar topluca
baskı altında olduğu bir dönemi ben şahsen
hatırlamıyorum.”
w
‘Hrant ve Agos bir hesaplaşmanın
ortasında kaldı’
Gazetenin 20 yılını 3 dönemde ele aldığını
belirten Yetvart Danzikyan, Agos’un kurulduğu
yıldan 2002 yılına kadar olan süreyi birinci
dönem olarak tanımladığını ifade ederek, “O
dönem Agos’un, devlet eli ile yaratılmış Ermeni
düşmanlığının kökenlerine inmek gibi bir
sözü vardı. Hatta bu sorunu çözmek ve Türkiye
halkları arasında bağlantı vazifesi görmek gibi
idealleri vardı. Bu idealler etrafında yayın yapan
bir gazete Agos. Tabi önceliğimiz Ermeni toplumu. Dolayısıyla, Agos 1998 Patrik seçimlerinde
pozisyon alan bir gazeteydi” diyor. Danzikyan
Agos’un ikinci döneminin AKP’nin iktidara
geldiği 2002 yılı ile Hrant Dink’in öldürüldüğü
2007 yılları arası olduğunu ifade ederek, şunları
söylüyor: “AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle
AB ile yakınlaşma dönemi başladı. Aslında
AKP’den önce de başlamıştı; fakat kendileri
bunu yapmış gibi göstermek istedi.1999’larda
başlayan AB ile yakınlaşma dönemi AKP ile
daha da bir kurumsallaşmış hale geldi. AB’yle
yakınlaşma dönemi devlet içindeki hem
ulusalcı kanatta, hem genelkurmay kanadında,
hem de milliyetçi kanatta bir reaksiyon yarattı.
Bilhassa ulusalcı ve Genelkurmay’da temsil olan
K
çası tekrardan Ermeni düşmanlığını oluşturan,
körükleyen bir gidişata dönmüş vaziyette ve
biz bunu açıkça hissedebiliyoruz” yorumunda
bulunuyor.
T
ürkiye’de ‘azınlık basını’ olarak nitelendirilen farklı dine ve etnik topluluklara ait
medya kuruluşları yaşadıkları ırkçı saldırılara, ekonomik zorluklara ve baskılara rağmen
var olma mücadelesi veriyor. Bunlardan biri de
2007 yılında Genel Yayın Yönetmenleri Hrant
Dink’i ırkçı bir suikastte kaybeden ve geçtiğimiz
günlerde 20. yılını geride bırakan haftalık Agos
gazetesi. Türkiye’de yaşayan Ermeni halkına
hitap eden Agos, 1996 Nisan ayında kuruldu.
İsmi “tohum yuvası“ anlamına gelen Agos, 4
sayfası Ermenice olmak üzere haftalık 24 sayfa
olarak yayımlanıyor. Kuruluşundan bu yana
hâkim sistemin her dönem hedefinde olan
Agos, yaşadığı sıkıntılara rağmen, inatla yaşam
mücadelesi veriyor. Kuruluş yıllarında Ermeni
toplumunun kültürel sorunlarını, Ermenice’nin
yaşatılması, Ermeni Soykırımı’nı işleyen Agos,
Dink’in öldürülmesinden sonra daha çok Hrant
Dink davasına yöneldi. 24 Nisan 1915 Ermeni
Soykırımı’nın 101, Agos’un ise 20. yılında Ermeni halkına yönelik ırkçı yaklaşımlar hala devam
ediyor. Gazetenin 20 yıllık serüvenini, Büyük
Felaket’in 101. yıldönümünü, basının yaşadığı
sorunları, Hrant Dink davasında gelinen aşamayı Agos’un Genel Yayın Yönetmeni Yetvart
Danzikyan ile konuştuk.
15
Zeki Adsız
Yüzleşilemeyen 101 yılın 20 yıllık kesiti
Dilan Almaz
PORTRE
BasHaber
25 Nisan - 01 Mayıs 2016
15
SÖYLEŞİ
TKSP süreci
Zeki Adsız kendisine daha yakın bulduğu, 1974’den itibaren illegal olarak faaliyet
kurulan, Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi
(TKSP) içinde çalışmalara başlar. Yaptığı bir
konuşmada, o dönemin ana muhalefet başkanı Süleyman Demirel’e hakaretten suçlu
bulunarak 10 ay hapis, 6 ay sürgün cezasına
çarptırılır. Aynı yıllarda Bingöl’de DENG
Kitabevi’ni kurar. DENG, sol yayınlar açısından yörenin en zengin Kitabevi haline gelir.
Zeki’nin TKSP’ye girdikten sonraki yaşamı,
büyük ölçüde bu partinin faaliyetleri ve politikaları doğrultusunda belirlenir. Yani, Zeki de
partiyi etkileyip dönüştürür, parti de Zeki’yi.
Adsız, partinin değişik kademe ve alanlarında
görev alır, fedakâr, çalışkan, cesur ve atılgan
bir militan gibi çalışır. Bunlarla beraber o
sırada parti tarafından Türkçe-Kürdçe olarak
yayınlanmakta olan Özgürlük Yolu dergisinin
işlerini de yapmaya başlar. Özgürlük Yolu,
12 Mart Darbesi’nden sonra (Haziran 1975)
çıkarılan ilk yasal Kürd dergisi olarak bilinir..
Diyarbakır faaliyetlerinden dolayı Zeki Adsız,
kesinleşen 10 aylık hapis cezasını çek-mek
üzere tutuklanır. Hapisten çıktıktan sonra
belediye işçilerinin sendikası olan GENEL
İŞ’in Diyarbakır Şube Başkanlığı’na seçilir. Zor
geçen bu dönemde baskılar hat safhadadır.
Parti içi çekişmeler de çoktur. Ancak Zeki,
çalışmalarından vazgeçmez. Sıkıyönetime
rağmen 15-16 Haziran 1979’da bir protesto
eylemi yapar. Adsız, bu protesto eyleminden
hemen sonra bir grup sendikacı arkadaşıyla
birlikte tutuklanır ve ağır işkencelere maruz
kalır. Bir yıl sonra ise 12 Eylül askeri darbesi
olur. Deşifre olan Adsız, devlet tarafından
aranan TKSP kadrolarının Doğu Kürdistan’a
çıkmasını sağlar, sonra da kendisi gider. Parti
kararıyla 1981’in sonunda Doğu Kürdistan’dan
ayrılarak Avrupa’ya geçer. Zeki Adsız, TSKP’de
bazı şeylerin doğru yürümediğini düşünür. Özellikle 1980 Mart operasyonundan
sonra yaşananlar, ona göre, partinin örgütsel,
kadrosal ve taktik plandaki bazı eksiklik ve
yanlışlarını daha belirgin hale getirmiştir. Gidişattan şikayetçidir. Birkaç kadro arkadaşıyla
beraber parti ile yollarını ayırır. Şubat 1984’te
Roja Welat’ı yeniden çıkartmaya başlar. Roja
Welat, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce
TKSP taraftarlarınca Türkiye’de Kürdçe-Türkçe olarak yayınlanmış olan bir gazetedir. Bu
gazeteyle birlikte yeni bir örgüt de şekillenir.
Zeki Adsız, önderliğindeki grup (TKSP-Roja
Welat), kısa sürede, Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya İsviçre ve Fransa gibi merkezlerde örgüt birimleri oluşturur. Grup bir süre
sonra Ortadoğu’ya yerleşir ve Bekaa’da bir
askeri kamp oluşturmanın ön çalışmalarına
başlar.
TSK dönemi
Zeki ve arkadaşları TKSP’nin benmerkezci
tutumunu eleştirirken; TKSP-Roja Welat,
Kürd sosyalistlerinin siyasal ve örgütsel birliğini oluşturmak için uğraşır. Bu çabalar sonucunda Kürdistan Öncü İşçi Partisi (PPKK)
ile TSK (Tevgera Sosyalista Kurdis-tanê) adı
altında birleşir ve Zeki Adsız hareketin Genel
Sekreteri seçilir. Daha önce yayınlanan Roja
Welat’ın yayınına TSK’nın oluşumuyla birlikte
son verilir ve (1986) sosyalistlerin birliği ve
Kürdistan devriminin diğer temel sorunlarıyla ilgili araştırma ve incelemeler yapan
‘Hêvîya Gel’ adlı bir dergi çıkarılmaya başlanır.
Parti kararıyla, Zeki ve arkadaşları 1986’da
Ortadoğu’ya gittikten sonra Lübnan’da Bekaa
Vadisi’de askeri ve siyasi eğitim için bir kamp
oluşturur. Kadro eğitimine başlanır. Böylece,
silahlı propaganda birlikleri oluşturulmaya
başlanır. 1988 Mayısı’nda TSK’nın askeri kanadı olan Kürdistan Kurtuluş Ordusu (ORK)
kurulur. Zeki Adsız, ORK Yüksek Askeri
Konsey Başkanlığını üstlenir. Yakın arkadaşı
ve Ağrı eski Belediye Başkanı da olan Urfan
Alparslan yönetimindeki ilk gerilla grubu
Kuzey’de silahlı mücadeleyi başlatmak için
İran, Türkiye sınır üçgenine yerleşir. Botan’da
Torisan dağlarında Türk ordusuyla karşılaşır. Bu çatışmada ORK Konsey üyesi ve TSK
Genel Sekreter yardımcısı Urfan Alparslan ile
8 arkadaşları yaşamını yitirir.
Hastalık ve veda
Arkadaşlarının ölümüne kahrolan Zeki Adsız bir süre sonra hastalanır. Almanya, Suriye
ve Lübnan’da başvurduğu doktorlar, bel ağrılarının omurga ile ilgili hastalıklar olduğunu
söyler. Ağrı kesici ilaçlar ile geçiştirilir. Fakat
sancıları giderek şiddetlenir. Suriye’de tekrar
doktora görünür. Doktor bu kez kanserden
şüphelendiğini belirtir. Zeki, kesin teşhis ve
tedavi için Almanya’ya geçer. İlk tahliller hastalığın ”bronşial kanser” olduğunu gösterir.
Tedaviye başlanır, ancak gecikmiştir, kurtuluş
umudu kal-mamıştır. Tüm çabalar ve yaşama
azmi onu kurtarmaya yetmez.
Zeki Adsız, 7 Nisan 1990’da yaşama veda
edip sevdiklerinden ayrılır. Cenaze töreni 22
Nisan 1990 da Almanya’nın Köln şehrinde
yapılır. Törene Kürdistan’ın dört parçasından
çeşitli parti, örgüt, siyasi gurup temsilcileri ve
Kürd yurtseverleri katılır.
Zeki Adsız, 1981’de vatandaşlıktan çıkarıldığı için naaşı Türkiye’ye alınmak istenmez.
Yakınlarının uzun uğraşıları sonucu cenazesi
23 Nisan 1990’da naaşı Diyarbakır’a gönderilir.
Havaalanına girişler yasaklandığı halde sevenleri onu karşılar. Cenaze arabası, yakınları
ve yoldaşlarının konvoyu eşliğinde 24 Nisan
akşamı Bingöl’e ulaştırılır ve doğduğu kentte
toprağa verilir.
Zeki bir liderdi
Zeki Adsız’ı yakından tanıyan yoldaşı Bayram Ayaz 1975’te Zeki Adsız’la
tanıştıklarını, TKSP saflarında birlikte
mücadele ettiklerini, 1982 yılına kadar çok
yakın ilişkileri olduğunu söyleyerek şöyle
konuşuyor: “Hizmet yılları, mahkûmiyet
dönemleri, yurtdışı sürgün yılları. Siyasi
ve örgütsel çalışmalarda uyumlu ve
üretken yıllarımız, örgütsel yaşamda ayrı
düştüğümüz yıllar. Ama bütün bu inişli
çıkışlı beraberliğimiz ve ayrı zamanlarımız, birbirimize olan yakınlığımızı ve
karşılıklı birbirimize verdiğimiz değeri
ortadan kaldırmadı.” Adsız’ın mücadeleci,
yiğit ve fedakar olduğunu söyleyen Ayaz,
‘Adsız Kürdistan militanıdır’ diyor. Zeki’nin
oldukça hırslı olduğuna dikkat çeken Ayaz,
Zeki için şunları söyledi: “Onun çok güçlü
hırsı bir yanıyla militan, kavgacı, mücadeleci kişiliğinin adeta dinamosu gibiydi. Ama
o inatçılık ve güçlü hırs, zaman zaman
arkadaşlarıyla ilişkilerinde zorluklar da
yaratmadı değil. Diyebilirim ki bu karakteri
ona en büyük zararı verdi: Zeki’nin inadı ve
hırsı, sağlığına zarar ver-di, yaşamına mal
oldu. Ağır hastayken bile bu inat ve hırsını
terk etmedi.” Ayaz, Zeki Adsız’ın liderlik
özelliklerini anlatırken, şunları söylüyor:
“70’li 80’li yıllardaki Zeki Adsız’ı tarif etmek
istersem, bazı Latin Amerika ve Filistin
Ha-reketi liderleri ile Kürd Peşmerge
önderlerinin etkisinin güçlü izlerini onda
sap-tamak mümkündür diyebilirim. 1980
faşist Askeri Darbesi’nden sonra silahlı
örgütlenme ve direnme görüşü O’nda iyice
ağırlık kazanmıştı. TKSP saflarında silahlı
bir örgütlenme ve mücadele gerçekleşmedi.” Zeki’nin 1989 yılında henüz 41
yaşında yaşamını yitirdiğini hatırlatan
Ayaz, Zeki’nin yol arkadaşlarını da anıyor.
Zeki Adsız’ın ölümünün ardından örgütün
varlığını sürdüremediğini söyleyen Ayaz,
“Bu durumun kendisi de Zeki Adsız’ın bulunduğu örgüt çevresindeki lider özelliğini
yeterince belirtiyor. Zeki Adsız’ın görüşlerine katılır veya katılmazsınız, siyasi-askeri
etkinliklerini doğru bulur veya bulmazsınız,
ancak bir gerçek var: Zeki düşündüğü gibi
yaşadı. Militan bir kişiliğe sahipti, yaşamı
ve mücadelesi de militanca idi.”
16
MÜZİK
BasHaber
SÖYLEŞİ
25 Nisan
- 01 Mayıs16
2016
Trio Mara
Sürgünün kadın sesleri
rg
.o
da yaşamını yitirmiş bir Kürd kadını için
sürgünde söylediği şarkının duygusal
derinliği çok yoğun. Şarkıyı dinlerken
ses tonunuzdaki o duygu hissediliyor. O
duyguyu biraz tarif eder misiniz?
Yani fiziksel olarak Avrupa’da bulunmamız
itibariyle şuan biz ateşin içinde değiliz ama
içimizde bir ateş var. Savaştan uzak olmak
bir şeyi değiştirmiyor. Yüreğimizde bir ateş
var. İnsanlarımız orada bu ateşin içinde iken
bizim güvenlikli koşullarda olmamızın çok bir
anlamı olmuyor aslında. Aslında burada bu
anlamda eğer hissediyorsanız, çok daha derin
bir acı yaşıyorsunuz. Çünkü oradayken her an
sizde bir kurşuna, bombaya hedef olabilirsiniz.
Arkadaşlarınızla aynı safta olabilirsiniz, ama
değilsiniz. Onun yarattığı çok derin bir acı
oluyor. Dicle’nin şarkısı da enteresandır, O’nu
çok sık düşündüğüm anlarda ablasından gelen
mesajla gelişti. O patlamalarda kaybettiğimiz
bütün insanlar birbirinden güzeldir. Suruç
olsun, diğer yerlerde olsun hepsi birbirinden
güzel can parçası insanlardır. O yüzden o şarkı
aslında Dicle şahsında kaybettiğimiz bütün
güzel insanlar için yazılmış bir şarkıydı. Ve bizi
çok etkiledi duyar duymaz. Ablası Dicle’nin
vasıtasıyla bizi tanıdığını ve böyle bir şarkıyı onun için söylersek çok mutlu olacağını
söyledi. Şarkıyı Cengiz Yazgı diye bir arkadaş
seslendirmiş ama sözleri Rojhilat Azad diye bir
arkadaşın. Ben de o arada bu videoyu görmüştüm çok güzel seslendirmiş arkadaşlar dedim.
Bir şarkıyı birileri güzel söyler ya da birileri
güzel yapar onun üstüne yapılır mı bilemem.
Biz bu eseri seslendirmeyi bir borç biliriz.
Gerçekten bize şeref verir. Sağ olsunlar onlar
da bizde bu şans verdiler seslendirme şerefini
bize bahşettiler. Ve ondan sonraki ilk konserimizde çalışıp hemen bu şarkıyı seslendirdik.
İnsanlar gerçekten çok güzel karşıladı. Salonda
900 ün üzerinde insan vardı, çok duygulandılar biz de çok duygulanarak söyledik bunu
söyleyebilirim. Severek seslendirdiğiniz bir
Ankara’da yaşanan patlamada hayatını eseri başkalarına da hissettirebiliyorsunuz. O
kaybeden, genç bir Kürd kadını olan Dic- da bizim çok severek seslendirdiğimiz bir eserle Deli için bir şarkı okudunuz. Bir Kürd di ve bir nebze de olsa o acıyı paylaşabildiysek
kadın sanatçının böylesi vahim bir olay- ne mutlu bize.
w
.a
rs
iv
ak
Eserlerinizi seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Tamamen kadınlara ait olan
ve gün yüzüne çıkarılmamış eserlere
ulaşabiliyor musunuz?
Tabii ki bizim temel hedeflerimizden birisi
kadınlara ait eserleri gün yüzüne çıkarmak. Bizim en temel problemimiz yani daha doğrusu
benim kişisel olarak temel problemim ülkeme
gidemiyor olmak. Şimdi kaynağından kopuk
olunca da maalesef derlemeleri yapma konusunda direk kaynağından beslenemiyoruz.
Bizzat gidip köy köy dolaşma, insanlarla bizzat
ilişkilenme, şarkıları toparlayabilme noktasında ne yazık ki imkânlarımız çok sınırlı. Nurê ve
Nazê ‘nin öyle bir avantajları var. Ama benim
olmadığı için haliyle bunu grupça yapamıyoruz. Onlar Ermenistan Kürdleri ve dengbej
geleneğinin içinde yetişmişler. Bildiğiniz gibi
Kürd dengbej geleneğinde, kadınlar aslında
adı sanı belli olmayan şarkı yazarlarıdır aslında. Bunu klamların dil yapısından anlamak
mümkündür. Yani bir kadının bir erkeğe söyledi çok bellidir bu klamları. O yüzden tabii ki
biz temelde kadınların söylediği şarkıları gün
yüzüne çıkarmaya hep grup olarak hedefledik, ama kadınlara dair söylenmiş şarkılar da
olabilir. Mesela birçok anonim eser var. Örneğin; bir kadının zorla evlendirilmesi üzerine
söylenmiş, anonim bir eser vardır. Ama onu
dile getiren o acıyı dile getiren bir eserdir, onu
da mesela severek söylüyoruz. Hem kadınların
söylediği, hem erkekler tarafından dillendirilmiş şarkıları yeniden kadın duygusuyla
seslendirme, hem de kadınlara dair söylenmiş
eserleri seslendirme hedefimiz var.
ğil. Hiçbirimiz yeterli bir yerde değiliz. Kürd
müziği açısından çok ciddi dezavantajlar var
ama çok avantajlı gelişmeler de var. Yani son
yıllarda yapılan çok güzel albüm çalışmaları,
çok güzel girişimler, arayışlar benim gözüme
çarptı ve bunu mutlulukla karşılıyorum. Ama
tabii ki müziğimizin yasaklı geçmişi, asimilasyon politikalarının çok yoğun yaşatılması
nedeniyle Kürd müziği kendisini yavaş yavaş
doğrulttu. Bu gecikmeyi anlamak da mümkün. Ama her şeyi de işte egemen politikaların
bizi hapsettiği yerden almak, kendi yükümlülüklerimizi alıp bu tür şeylere yüklemek de
doğru değil. Örneğin; kendi dilimiz yasaklı
deyip, öğrenmek için hiçbir şey yapmamak artık sömürgeciliğin yaklaşımı ile izah edilemez.
Kürd müziği tabii ki çok ciddi sıkıntılar yaşadı
ama özgürlük mücadelesinin geldiği nokta
itibariyle artık böyle bir yasaktan söz edemeyiz. Yapılması gerekenler eğer yapılmıyorsa
burada bizim sanat uğruna yola çıkanların,
sanatçı, aydın olduğunu iddia edenlerin artık
şapkayı önüne koyup düşünmesi lazım. Yani
eksik şeyler varsa ki var. Bununda tabii ki
nedenleri var. Mesela popüler müziği, popüler
kültürün etkileri, insanların daha çok bilinen
isimlerin albümlerini satın alması, yani
popüler kültürün gerçekten çok yoğun bir
etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Türkiye ve
Kürdistan’da olmasam bile izlediğim kadarıyla
orda da bunun yoğun etkisi var. Yani bir ürünün kalitesini belirleyen onun ne kadar sattı
değildir, ne kadar bilindiği değildir. O yüzden
ben popüler kültürle çok ciddi bir savaş
yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir de
mesela politikayla sanatın ilişkisini çok doğru
kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii
ki biz şuan bu mücadele içerisindeyiz halk
olarak. Henüz özgürlüğümüzü elde etmiş bir
halk değiliz. Tabii ki politik mücadele bizim
sanatımıza, duygularımıza her şeyimize eşlik
ediyor. Ama onu salt böyle alanlarda, politik
mücadele esnasında kitleleri ayaklandıracak
müzik tarzı ile salonlarda dinlenecek müzik
aynı değildir. Buna da ihtiyacı vardır bir halkın
ama bir halkın oturup ruhunu dinlendirmeye
de ihtiyacı vardır. O yüzden bunun dengesini
kurma noktasında sıkıntılarımızın olduğunu
düşünüyorum.
ur
d
boğuşa çalışmamızı sürdürüyoruz.
w
Kadın olarak müzik yapmanın zorlukları nelerdir? Grup çalışmaları kimi
zaman çok uzun sürmeyebiliyor. Bu
konuda öngörüleriniz nelerdir?
8 Mart 2011 yılında kurulmuş bir grubuz.
5 yılımızı geride bıraktık. Bu anlamda çok
genciz. Ama uzun süreli bir çalışmanın ürünü
diyebilirim. Grubu bütün zorluklarına rağmen
devam ettirmeyi düşünüyoruz. Tabii ki
kadın olarak müzik yapmak cidden bir erkek
dünyasında kolay değil. Bizim söyle dezavantajlarmız var. Hem kadınız hem Kürd müziği
yapıyoruz ve bunu Avrupa’da sergilemek
zorundayız. Bunların hepsi kendi başına tabii
ki zorluklarla boğuşmamızı getiriyor. Hani
üç kadın olarak yola çıkmış olmamız tabii ki
Avrupalı dinleyici açısından da Kürdistanlı
ve Türkiyeli dinleyiciler açısından tabii ki
ilgi çekici. Yaptığınız müzik tarzı itibariyle,
kulakların pek de alışkın olmadığı, bir tarz
aslında. Bu durum bir yanıyla avantaj, bir
yanıyla da dezavantaj. İlk etapta insanlar
şöyle bir temkinli dinliyorlar, ne olup bittiğini
anlamaya çalışıyorlar. Konserlerimizde ilk başlarda insanlar temkinli duruyor. Ardından 2-3
şarkıdan sonra kendilerini bırakıyorlar müziğe
ve sonunda mutlu şekilde ayrılıyorlar konserlerimizden. Kadın olmanın yarattığı zorluklar
oldukça fazla. Birincisi hayatla kadın olarak
çok ciddi mücadele yürütüyoruz. Örneğin;
müzik grubundan bir kadın arkadaşımız Nazê
Îşxan bir anne ve üç çocuğu var. Bunun ona
yüklediği birçok sorumluluk var. Ayrıca ben
ve Nurê de farklı işlerde çalışmak zorundayız.
Müzikle yaşamı sürdürmek kolay değil, haliyle
ek işler yapıyoruz. Hayatta kalabilmek için,
yürüyebilmek için ve müziğimizi devam ettirebilmek için yoğun çaba harcıyoruz. Bunların
hepsi kendisiyle beraber problemler getiriyor.
Ama biz yola çıkarken bunun kolay olmadığını
biliyorduk. 3 kadın olarak yola çıkmanın kolay
olmadığını biliyorduk. Bu çalışmayı böyle bir
dünyada yürütmenin, ayakta tutmanın kolay
olmadığını biliyorduk. O yüzden böyle büyük
zorluklarla boğuşa
Biri Kuzey’den diğer ikisi Ermenistan’dan 3 Kürd kadın sanatçının Almanya’da bir araya gelerek kurdukları Trio Mara, kendi stilleri ile bezedikleri Kürd ezgilerini sevenleriyle
buluşturmaya devam ediyor. Alevi ve Ezdi inancından olan ve ülkeden uzak diasporada
buluşan 3 Kürd müzisyen Sakîna Têyna, Nurê Dilovan ve Nazê Îşxan’dan oluşan Trio
Mara’nın ilk albümü ‘Derî’ 2013 yılında çıkmıştı. Politik nedenlerden ötürü ülkesine
gelemeyen ve müzikal çalışmalarını sürgünde devam ettiren Trio Mara’nın solisti Sakîna
Teyna ile Kürd müziğini, geldiği aşamayı ve sürgün hayatının ezgilere etkisini konuştuk.
w
Jiyan Helîn
Çalışmalarınız şu an ne aşamada? Yeni
bir projeniz var mı?
Mevcut durumda yeni bir repertuar toparlama çalışması başlattık.
Uygun bir repertuar belirleme
sürecindeyiz. Yeni bir albüm
çalışması için kolları sıvadık,
tabii ki bu kolay değil. Şu sıralar
daha çok konser çalışmalarımız
yürütüyoruz
Kürd müziğinin geldiği noktayı
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sizce bu Kürd müziği açısından
yeterli mi?
Yeterli mi? Tabii ki de-
Download