ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU ATATÜRK

advertisement
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
ATATÜRK DÖNEMİ
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİ
(1920-1938)
Dr. Halil ÖZCAN
ANKARA – 2011
5846 Sayılı kanuna göre bu eserin bütün yayın, tercüme ve
iktibas hakları Atatürk Araştırma Merkezi’ne aittir.
Özcan, Halil, 1967
Atatürk dönemi Türkiye-Arnavutluk İlişkileri / Halil Özcan. –
Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi 2011.
XXVI, 412 s.: res.; 24 cm. – (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını)
Kaynakça (330-360 s.)
Dizin (399-412 s.)
ISBN: 978-975-16-2387-4
1. ULUSLARARASI İLİŞKİLER – TARİHÇE – 20. YÜZYIL
2. TÜRKİYE – ULUSLARARASI İLİŞKİLER – ARNAVUTLUK
3. ARNAVUTLUK – ULUSLARARASI İLİŞKİLER – TÜRKİYE
I E.a. II. Seri
956.1024
327.095610395
İNCELEYENLER: Prof. Dr. Mustafa TÜRKEŞ
Doç. Dr. Kemal YAKUT
KİTAP SATIŞI:
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
Ziyabey Caddesi No: 19
06520 Balgat / ANKARA
Tel
: 009 (0 312) 285 65 11 - 285 55 12
Belgegeçer : 009 (0 312) 285 55 27
e-posta
: [email protected]
ISBN
: 978-975-16-2387-4
İLESAM
: 11.06.Y.01.50-343
BASKI SAYISI : 2500
BASKI
TEL
: ÜÇ S BASIM REKLAM LTD. ŞTİ.
: 0 312 448 13 67
Ülkelerindeki emperyalist işgallere karşı işbirliği yapan
Türk ve Arnavut vatanseverleriyle bu işbirliğinin mimarı
Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce anısına…
ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti hâkimiyeti altında yaklaşık beş asır Türklerle kader
birliği yapan ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Arnavutları, Osmanlı
Devleti aslî unsur olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle Arnavutlar, Fransız
İhtilâlinin sonucunda gelişen milliyetçilik akımından geç etkilenmiştir. Arnavutluk’un bağımsızlık sürecinde Adriyatik’e hâkim olabilmek ve büyük
Sırbistan’ın kurulmasını engellemek için İtalya ve Avusturya-Macaristan’ın
Arnavutlara verdikleri destek önemlidir. Ancak, Avusturya-Macaristan’ın I.
Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkması ve Arnavut liderlerin Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan sonra iç birliğini ve bağımsızlıklarını sürdürecek öngörülerinin olmaması sebebiyle Arnavutluk, gerek bağımsızlık sonrası gerekse I.
Dünya Savaşı sırasında ve devamında işgallerle karşı karşıya kalmıştır.
Osmanlı Devleti de I. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmış ve toprakları işgale başlanmıştır. O dönem Osmanlı ve Arnavut aydınlarının genelinde
hâkim olan görüş, bu durumdan kurtuluşun güçlü bir devletin mandacılığını
kabul etmekle mümkün olacağıdır. Buna karşılık Türk İstiklâl Mücadelesi’nin lideri Mustafa Kemal Paşa, daha Samsun’a çıkışında millî hâkimiyete
dayanan kayıtsız, şartsız ve bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmayı düşündüğünü ifade etmiştir. Mustafa Kemal, bu düşüncesini Sivas Kongresi’nde
manda ve himayeye karşı tavır olarak kesinleştirmiştir.
Aynı dönemde yeniden bağımsızlık mücadelesi veren Arnavutluk ise
hem içeride birliğini sağlamakta hem de işgalcilere karşı mücadelede oldukça sıkıntı çekmiştir. Türkiye’yi ve Arnavutluk’u I. Dünya Savaşı sürecinde
aynı gizli anlaşmalarında pazarlık konusu yaparak paylaşan ve savaş sonrası
Türkiye’nin batısıyla Arnavutluk’un güneyini aynı devlete işgal ettiren emperyalist güçlere ve uzantılarına karşı ortak cephe oluşturulabilirdi. Türk
İstiklâl Mücadelesi’nin lideri Mustafa Kemal, bu sıkıntılı süreçte Türk ve
VI
HALİL ÖZCAN
Arnavut vatanseverlerini haksız ve hukuksuz bu emperyalist işgallere karşı
örgütlemeyi başarmıştır. Daha köklü devlet geleneğine sahip olan Türkiye’den Mustafa Kemal’in talimatıyla Arnavutluk’a askerî destek verilmesiyle Türkiye ve Arnavutluk’ta işgallere karşı eş zamanlı mücadele başlamıştır.
Her iki ülke kurtuluşlarını sağladıktan sonra kuruluş aşamalarında
benzer sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye İstiklâl Mücadelesi’nin
lideri kuruluş aşamasında Osmanlı Devleti deneyiminden yola çıkarak hem
siyasal rejimini belirlemiş hem de tam bağımsız bir politika izlemiştir. Mustafa Kemal gibi bir liderden yoksun olan Arnavutluk ise kuruluş aşamasında
yeniden isyanlara uğraşmış ve siyasî istikrarını koruyamadığı gibi rejimini
de tam olarak belirleyememiştir. Arnavutluk bu dönemde tıpkı Osmanlı
Devleti’nden ayrılık sürecinde olduğu gibi dışa bağımlı bir siyaset takip etmiştir. İşgaller döneminde başlayan Atatürk dönemindeki TürkiyeArnavutluk ilişkileri, Arnavutluk’un dışa özellikle İtalya’ya bağımlı siyaseti
sonucu kuruluş döneminde değişkenliğe uğramıştır. Bu çalışmada Atatürk
dönemindeki iki ülke ilişkilerinin değişkenliği sebep sonuç ilişkisi içerisinde
Türk ve Arnavut arşiv belgeleri çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır.
Konunun seçilmesi ve hazırlanması sırasında beni yönlendiren değerli görüşlerini ve yardımlarını esirgemeyen Hocam Prof. Dr. Selma Yel’e
teşekkür ederim. Ayrıca Arnavutluk’ta çalışma imkânı sağlayan Arnavutluk
(eski) Askerî Ataşesi Syrja Gjoka ile Arnavutluk Ankara (eski) Maslahatgüzarı Neritan Kolgjini’ye, Arnavutluk’ta rehberlik yaparak çalışmaya katkı
temin eden Doç.Dr. Nezir Bata’ya, Arnavutluk’ta yardımlarını gördüğüm
İçişleri Bakanlığı Arşiv Müdürü Kastriot Dervishi’ye, Dışişleri Bakanlığı
Arşiv Müdürü Pravera Teli Dibra’ya, araştırmacı Maksim M.Husı’ye, Prof.
Dr. Sherif Delvina’ya, Prof.Dr. Nestor Nepravişhta’ya, Berdil Fitso’ya ve
Arnavutça çevirileri titizlikle yapan ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen
değerli dostum Serdar Hüseyni’ye teşekkür borçluyum. İngilizce kaynaklara
ulaşmam konusunda destek veren Yılmaz Kaplan’a da teşekkür borçluyum.
Kitabın yayımlanması için gösterdikleri ilgiden dolayı Atatürk Araştırma
Merkezi Başkanı Prof.Dr. Cezmi Eraslan başta olmak üzere kurumun diğer
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
VII
personeline teşekkür ederim. Çalışma sürecindeki desteklerinden dolayı başta eşim Aynur Öz Özcan ile kardeşim Hüseyin Özcan olmak üzere tüm aileme minnettarım.
Dr. Halil ÖZCAN
Ankara, 2011
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
V
İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR
YÖNTEM VE KAYNAKÇA
GİRİŞ
IX
XV
XVII
1
BİRİNCİ BÖLÜM
25
BAĞIMSIZLIK SÜREÇLERİNDE TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİ
25
I. OSMANLI DEVLETİ-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ (1912-1922)
27
II. I. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA TÜRKİYE VE ARNAVUTLUK 31
A. I. Dünya Savaşı Sonrası Türkiye’de ve Arnavutluk’ta İşgaller
B. I. Dünya Savaşı Sonrası Müzakerelerde
Türkiye ve Arnavutluk
C. Türkiye’nin ve Arnavutluk’un Bağımsızlığının Temini İçin
Yapılan Kongreler
31
34
44
1. Erzurum ve Sivas Kongreleri
45
2. Luşnya Kongresi
46
D. Arnavutluk Bağımsızlık Mücadelesi’ne Ülke Dışındaki
Arnavutların Desteği
48
1. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Arnavutlar
49
2. Türkiye’de Kurulan Arnavut Teavün Cemiyeti
50
3. Kosova Savunma Komitesi
52
X
HALİL ÖZCAN
III. BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİNDE
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ (1920-1923)
55
A. TBMM Hükûmeti -Arnavutluk İlişkileri ve
Türkiye’nin Arnavutluk’a Askerî Yardımı
55
1. Mustafa Kemal Paşa Tarafından Emekli Erkânı Harp
Miralay Selahattin Saip Bey’in Arnavutluk’a
Görevlendirilmesinin Sebepleri
59
2. Selahattin Saip Bey’in Arnavutluk’taki Faaliyetleri
74
3. Türk İstiklâl Mücadelesi’nin Başarısının Arnavutluk
İstiklâl Mücadelesi’ne Etkisi ve Arnavutluk’un
Bağımsızlığı
85
a. Arnavutluk’un İtalya İşgalinden Kurtuluşu
89
b. Arnavutluk’ta Yunanistan ve
Yugoslavya İşgallerinin Sona Ermesi
92
B. Lozan Konferansı’nda Arnavutluk
101
1. Osmanlı Borçları Meselesi ve Arnavutluk
101
2. Arnavutluk Heyeti Başkanı Mehdi Fraşeri’nin
Lozan’da İsmet Paşa’ya Batı Anadolu’daki Arnavutların
Durumu ile İlgili Verdiği Mektup
108
C. Türk-Yunan Mübadelesi’nde Yunanistan’daki
Arnavutların Durumu
109
IV. 1923 YILINDA TÜRKİYE-ARNAVUTLUK SİYASİ İLİŞKİLERİ 119
A. Türkiye-Arnavutluk Heyetleri Arasında
İkili Görüşmelerin Başlaması
119
1. Arnavutluk Heyeti’nin Gelişi ve İkili Görüşmeler
121
2. Türk Heyetinin Teşkil Edilmesi ve Türkiye-Arnavutluk
Konferansı’nın Başlaması
125
3. Görüşmelerin Kesintiye Uğraması
128
4. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının İmzalanması
133
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
a. Türkiye-Arnavutluk Muhadenet Muahedenamesi
(Dostluk Anlaşması)
XI
133
b. Türkiye-Arnavutluk İkamet Mukavelenamesi
(Sözleşmesi)
134
c. Türkiye-Arnavutluk Tâbiiyet İtilâfnamesi
135
B. Türkiye’de Cumhuriyetin İlânı’nın Arnavutluk’taki Tesirleri
137
İKİNCİ BÖLÜM
141
CUMHURİYETTEN KRALLIĞA
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
141
I. 1923-1928 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİARNAVUTLUK CUMHURİYETİ İLİŞKİLERİ
143
A. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının
Geç Onaylanmasının Sebepleri
143
1. Arnavutluk’ta Cumhuriyetin İlânı ve Türkiye
146
2. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının Onaylanması
148
B. Türkiye-Arnavutluk Diplomatik İlişkilerinin Başlaması
149
1. Türkiye’nin İlk Arnavutluk Elçisi Tahir Lütfi Bey
149
2. Arnavutluk’un İlk Türkiye Elçisi Rauf Fitso Bey
152
3. Tâbiiyet İtilâfnamesi’nin Süresinin Uzatılması
155
4. Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti
Şehbenderlik Mukavelenamesi
157
C. Arnavut Ortodoks Kilisesinin Rum Ortodoks Kilisesinden
Bağımsız Olma Çabaları ve Türkiye’nin Desteği
158
II. İTALYA’NIN ARNAVUTLUK’U NÜFUZU ALTINA
ALMASI VE BU DURUMUN TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKLERİNE YANSIMASI
161
A. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin Ekonomik Durumu
163
HALİL ÖZCAN
XII
B. Türkiye-Arnavutluk Ticari İlişkileri
169
C. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin İtalya’ya Yaklaşmasının
Sebepleri ve Sonuçları
174
1. Arnavutluk Millî Bankası
(Banca Nasionale D’Albania)’nın Kurulması
178
2. İtalya-Arnavutluk Tiran Dostluk ve Güvenlik Paktı
184
3. İtalya-Arnavutluk Savunma Anlaşması
194
III. ARNAVUTLUK KRALLIĞININ İLÂNI VE
TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE YANSIMLALARI
A. Türkiye’nin Arnavutluk’ta Krallık İlanına Tepkisi
199
203
B. Türkiye-Arnavutluk Siyasî İlişkilerinin Kesilmesi
215
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
219
BALKAN KONFERANSLARI VE SONRASINDA
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
219
I. BALKAN KONFERANSLARINDA TÜRKİYE VE ARNAVUTLUK 221
A. Birinci Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
226
B. İkinci Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
230
1. Arnavutluk Heyetinin Türkiye’ye Gelmesi
230
2. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Balkan Konferansı
Heyetine Hitabı ve Arnavutluk
235
C. Türkiye Cumhuriyeti’nin Arnavutluk Krallığı’nı
Tanımasının Sebep ve Sonuçları
239
D. Üçüncü Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
249
E. Dördüncü Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
250
F. Arnavutluk-Bulgaristan Ekalliyetler Meselesi ve Türkiye
253
G. Arnavutluk’un Balkan Paktı’na Girmemesinin Sebepleri
255
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
II. TÜRKİYE CUMHURİYETİ-ARNAVUTLUK KRALLIĞI
İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM (1931-1938)
A. Siyasî İlişkilerin Yeniden Başlaması
XIII
267
267
1 Arnavutluk Krallığının İlk Elçisi Cavit Leskoviku
268
2. Türkiye’nin Arnavutluk Krallığı’na Ruşen Eşref Bey’i
Elçi Ataması
270
3. Arnavutluk Ankara Elçiliğinin Kapatılmasının Sebepleri
278
4. Yakup Kadri Bey’in Arnavutluk’a Elçi Atanması
280
B. Türkiye’deki Arnavutların Durumu ve
Türkiye Cumhuriyeti’nin Vatandaşlık Anlayışı
284
C. İtalya’nın Habeşistan’ı İşgalinin Arnavutluk ve
Türkiye’deki Tesirleri
285
D. II. Abdülhamit’in Oğlu Abid Efendi ve Kral Zog’un
Kız Kardeşi Prenses Saniye’nin Evliliğinin
Türkiye-Arnavutluk İlişkilerine Etkisi (1936-1938)
288
E. Atatürk ve Türk İnkılâplarının Arnavutluk’a Tesirleri
300
F. Atatürk’ün Ölümünün Arnavutluk’taki Yansımaları
314
SONUÇ
323
KAYNAKÇA
331
EKLER
361
DİZİN
397
KISALTMALAR
a.g.e.
: Adı geçen eser
a.g.m.
: Adı geçen makale
AIPA
: Azienda Italiana Petroli Albanesi
A.T.
: Ayın Tarihi
A.Ü.
: Ankara Üniversitesi
A.Y.M.
: Anadolu’da Yunan Mezâlimi
A.Y.Gün
: Anadolu’da Yeni Gün
AMPJ
: Arkivi i Ministrise Puneve te Jashtme (Arnavutluk
Dışişleri Bakanlığı Arşivi)
AQSH
: Arkivi Qendror İ Shtetit (Arnavutluk Devlet Arşivi)
A.S.S.
: Akademia e Shkencave e Shqıpërisë (Arnavutluk
Bilimler Akademesi)
ATO
: Ankara Ticaret Odası
B.K.
: Birinci Kanun
B.T.
: Birinci Teşrin
B.Y.M.
: Balkanlarda Yunan Mezâlimi
Bkz.
: Bakınız
CHF
: Cumhuriyet Halk Fırkası
DAGM
: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü
G.M.Y.Y.M.
: Gayr-i Müslimlere Yapılan Yunan Mezâlimi
G.Ü.
: Gazi Üniversitesi
H.A.K.
: Harp Akademileri Komutanlığı
H.Millîye
: Hâkimiyet-i Millîye
İ.
: İçtima
XVI
HALİL ÖZCAN
İ.K.
: İkinci Kanun
İTC
: İttihat ve Terakki Cemiyeti
K.E.
: Kanun-u Evvel
K.M.
: Kavanin Mecmuası
K.S.
: Kanun-u Sani
LBK
: Lozan Barış Konferansı
P.Sabah
: Peyâm-ı Sabah
S.Demeçler
: Söylev ve Demeçler
SSCB
: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
S.V.E.A
: Societa per lo sviluppo economico dell’Albania
T.D.K.
: Türk Dil Kurumu
T.E.
: Teşrin-i Evvel
T.S.
: Teşrin-i Sani
t.y.
: Tarih Yok
TBMM
: Türkiye Büyük Millet Meclisi
TİKA
: Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı
TİTE
: Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü
TTK
: Türk Tarih Kurumu
vb.
: Ve benzeri
vd.
: Ve devamı
y.y.
: Yayımcı yok
Z.C.
: Zabıt Ceride
YÖNTEM VE KAYNAKÇA
Atatürk Dönemi Türkiye-Arnavutluk ilişkilerini Türk ve Arnavut
arşiv belgeleri esasında inceleyen akademik düzeyde yeterli araştırma yapılmamış olması, bu konuyu ele almamızda ana belirleyici unsur olmuştur.
Bu kapsamda Türk arşiv belgeleri incelenmiş ve dönemin Türk basını da
tetkik edilmiştir. Ayrıca, araştırma için kendi imkânlarımızla gittiğimiz Arnavutluk’ta konuyla ilgili ulaşabildiğimiz Arnavutluk arşiv belgeleri ile dönemin Arnavut basınından azami derecede istifade edilmeye çalışılmıştır.
Bununla birlikte Arnavutluk’un ilk Türkiye elçisi Rauf Fitso’nun oğlu Berdil
Fitso’nun, araştırmacı yazar Maksim N. Husi’nin ve Prof. Dr. Nestor
Nepravişhta’nın Tiran’daki özel arşivlerinden de istifade edilmiştir. Araştırma konumuzla ilgili Türkçe, Arnavutça, İngilizce ve Fransızca kaynaklar
imkânlar dâhilinde değerlendirilmiştir. Araştırmamızda kullanılan arşiv belgelerinin büyük bir kısmının şimdiye kadar Türkiye’de hiç yayınlanmamış
olması bu çalışmanın özgünlüğünü teşkil etmektedir.
Çalışmada Arnavutça isimlerin Türkçe okunuşuna göre yazılmasına
gayret edilmiştir. Ayrıca Ahmet Zogu, kral olduktan sonra “Kral Zog” unvanını kullandığı için bu ifade kullanılmış ancak Kral Zog’un kral sıfatı olmadan tek başına yazılışında (Arnavutların kullandığı gibi) Zogu’nun kullanılması tercih edilmiştir.
Araştırma ön söz ve girişten başka üç bölümden oluşmaktadır. Giriş
kısmında, Arnavutların tarihi hakkında bilgi verilerek Türk-Arnavut ilişkilerinin başlaması ve Arnavutların Osmanlı hâkimiyetine girmesi değerlendirildikten sonra Arnavutluk’un Osmanlı Devleti’nden ayrılmasına sebep olan
coğrafî ve stratejik sebepler incelenmeye çalışılmıştır. Birinci
bölümde
Türkiye ve Arnavutluk’un bağımsızlık sürecindeki ilişkileri tetkik edilmeye
HALİL ÖZCAN
XVIII
çalışılmıştır. İkinci bölümde cumhuriyetten krallığa Türkiye-Arnavutluk
siyasî ilişkilerinin başlamasıyla kesilmesinin sebepleri ve sonuçları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Balkan Konferansları ve
sonrası iki ülke ilişkileri değerlendirilerek Atatürk inkılâpları ve Atatürk’ün
ölümünün Arnavutluk’taki yansımalarıyla incelenmeye çalışılmıştır.
Çalışma sırasında faydalanılan kaynaklardan yapılan alıntılarda eserin aslına sadık kalınmıştır. Ancak alıntının ve konu bütünlüğünün daha iyi
anlaşılmasını sağlamak için Arapça, Farsça kelime ve tamlamaların yanlarına parantez içerisinde Türkçe karşılıklarının da verilmesine gayret edilmiştir.
Çalışmada kullanılan kısaltmalar, kısaltmalar başlığı altında düzenlenmiştir. Çalışmada faydalanılan arşiv belgeleri ve gazetelerden 22 tanesi
numaralandırılarak ekler kısmında verilmiştir. Kaynakça kısmında çalışmada
kullanılan Türkiye ve Arnavutluk arşiv belgeleri arşiv numaralarına göre
tasnif edilmiştir. Araştırmada faydalanılan dönemin Türkiye ve Arnavutluk
gazete ve dergileri de yayın tarihiyle sayfa numaraları verilmek suretiyle
gösterilmiştir. Çalışmada faydalanılan (Türkçe, Arnavutça, İngilizce ve
Fransızca) bilimsel kitap, makale ve bildiriler, kaynakçada alfabetik sıra ile
verilmiştir. Çalışma içerisinde geçen şahıs isimleri, kavramlar ve yer adları
indeks başlığı altında gösterilmiştir.
Bu çalışmada faydalandığımız kaynakları şöyle tasnif edebiliriz:
I. Arşiv Belgeleri:
A. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü (TİTE) Arşivinde konumuzla
ilgili 1920-1923 yıllarını kapsayan otuzun üzerinde dosya incelenmiştir.
Çalışmada kullanılan vesikaları şöyle tasnif edebiliriz:
1. Anadolu Ajansının Arnavutluk’un işgalleri ile Arnavutların
karşı tedbirleri hakkında bilgi veren haberleri.
2. Arnavut birliklerinin Arnavutluk istiklâlini sağlamak için
yaptığı faaliyetleri bildiren ajans haberleri.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
XIX
3. Arnavutluk ve Balkanların durumunu bildiren raporlar.
B. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), araştırma konumuzla
ilgili zengin bir kaynağa sahiptir ve çalışma konumuzla ilgili yüze yakın
belge incelenmiştir. Çalışmada kullanılan belgelerin tasnifini şöyle yapabiliriz:
1. Arnavutluk’a atanan Türk elçilerinin atama kararnameleri.
2. Türkiye’nin Tiran elçiliğinin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanlığına gönderdiği rapor ve yazışmalar:
a. Elçilerin itimad takdimi ile ilgili raporları,
b. İstihbarat raporları,
c. Arnavutluk basınında Türkiye ile ilgili haberleri içeren raporlar,
d. Arnavutluk’ta Mustafa Kemal Paşa’nın ve bazı Türk
kumandanlarının fotoğraflarının toplatıldığına dair yazılar,
e. Atatürk ve Türk inkılâplarının Arnavutluk’taki tesirleri ile ilgili yazılar,
f. Arnavutluk’ta teceddüt hareketleri ile ilgili yazılar,
g. Arnavutluk iç isyanları hakkında bilgi veren yazılar,
h. Arnavutluk’un krallık rejimine geçişi ile ilgili yazılar,
ı. Balkan Konferansları’nda Arnavutluk’un tutumu ile
ilgili yazılar,
j. Balkan birliğinin oluşturulması ve sonrasında Arnavutluk’un siyasî durumunu bildiren yazılar,
k. İtalya-Arnavutluk anlaşmaları ile ilgili yazılar.
3. Arnavutluk’un İtalya ile yaptığı anlaşmalar ile ilgili Türkiye’nin Roma elçililiğinin Türk Dışişleri Bakanlığına gönderdiği yazılar.
XX
HALİL ÖZCAN
4. II. Abdülhamit’in oğlu Abid’in Kral Zog’un kızkardeşi
Saniye ile evliliği hakkında Arnavutluk basınında çıkan haberlere ilişkin
yazılar.
5. Atatürk’ün ölümünün Arnavutluk’taki etkileriyle ilgili yazılar.
C. Cumhurbaşkanlığı Arşivinde konumuzla ilgili sınırlı sayıda
belgeye ulaşılmıştır. Çalışmada kullanılan belgelerin tasnifini şöyle yapabiliriz:
1. Türkiye ile Arnavutluk arasında imzalanan anlaşmaların
tasdiki ile ilgili yazışmalar.
2. Arnavutluk’ta Gazi Hazretleriyle bazı Türk kumandanlarının fotoğraflarının toplatılması ve Gazi Hazretlerinin nutuklarının mahalli
gazetelerde neşrinin men olduğuna dair yazışmalar.
D. Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı Arşivinde (Arkivi İ Ministrise
Puneve Te Jashtme) (AMPJ) belgeler detaylı bir tasnife tabi tutulmamış ve
sadece dosyalar konu başlıkları ile tasnif edilmiştir. Her bir dosyanın içerisinde yaklaşık iki yüz vesika olmasına rağmen çalışma dönemimizle ilgili
dosyalar, imkânlar dâhilinde tetkik edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan belgeleri şöyle tasnif edebiliriz:
1. Türkiye-Arnavutluk anlaşmalarını imzalamak üzere Türkiye’ye gelen Arnavutluk heyeti başkanı Eşref Fraşeri tarafından Arnavutluk
başbakanına yazılan mektuplar.
2. Türkiye-Arnavutluk anlaşmaları ile ilgili yazışmalar.
3. Arnavutluk’un Ankara elçiliği tarafından Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına gönderilen raporlar.
4. Arnavutluk’un İstanbul konsolosluğu tarafından Arnavutluk
Dışişleri Bakanlığına gönderilen raporlar.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
XXI
5. Türk-Yunan nüfus mübadelesinde Yunanistan’daki Arnavutların durumu ile ilgili raporlar.
6. Atatürk’ün ölümü ile ilgili haberler.
E. Arnavutluk Devlet Arşivinde (Arkivi Qendror İ Shtetit)
(AQSH) de belgeler detaylı bir tasnife tabi tutulmamış ve dosyalar konu
başlıkları ile tasnif edilmiştir. Ayrıca Emekli Erkânı Harp Miralay Selahattin
Shkoza’nın Arnavutluk’taki faaliyetlerini tespit etmek için yaptığımız çalışmada 1920-1923 seneleri arasında Arnavutluk Millî Savunma Bakanlığına
ait arşiv belgelerine rastlanmamıştır. Bu sebeple de Selahattin Bey’in faaliyetleri Arnavutluk Başbakanlığına ait fonda bulunan sınırlı sayıdaki belge ile
tetkik edilmeye çalışılmıştır. Araştırma konumuzla ilgili kullandığımız belgeleri şöyle tasnif edebiliriz:
1. Arnavutluk Savunma Bakanı Selahattin Shkoza’nın Arnavutluk’taki faaliyetleri ile ilgili olarak;
a. Subay terfi işlemleri,
b. Savunma Bakanlığı askerî araştırma komisyonunun
teşkili ve faaliyetleri,
c. Arnavutluk düzenli ordusunun hukukî temelinin oluşturulması ile ilgili yazışmalar,
d. Arnavutluk ordusuna personel teminine yönelik yazışmalar,
e. Savunma Bakanlığının Başbakanlıktan taleplerini
içeren yazışmalar.
2. Mustafa Kemal’in Arnavutluk Kralı Zog’a çektiği telgrafın
Arnavutluk vilayetlerine tamimi ile ilgili yazışmalar.
3. Krallık basın merkezinin valiliklere Türkiye ile ilgili verdiği
talimat.
HALİL ÖZCAN
XXII
4. Atatürk’ün ölümü ve İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı ile
ilgili haberler. Yukarıda sayılan arşivlerin dışında Tiran’da Nestor
Nepravişhta’nın, Maksim N. Husi’nin ve Berdil Fitso’nun özel arşivlerinden
de istifade edilmiştir.
II. Süreli Yayınlar:
Çalışma konumuz ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
mikro film merkezi başta olmak üzere; Türk Tarih Kurumu ve Millî Kütüphanede bulunan süreli yayınlar ile Arnavutluk Millî Kütüphanesinde bulunan
yayınlar imkânlar dâhilinde taranmıştır. Bu çerçevede Türkiye’de;
Akşam, Alemdar, Anadolu’da Yeni Gün, Cumhuriyet, Hâkimiyeti
Millîye, Milliyet, Peyâm-ı Sabah, Tanin, Vakit, Vardar, Yarın, Yeni Gün ve
Zaman gazeteleri ile Ayın Tarihi dergisinden istifade edilmiştir.
Arnavutluk’ta;
Drita, Gazet’e Korçës, Jeta E Re, Miku ı Popullıt, Shekulli i Ri,
Shqipëri’e Rë, Shqiptarı ı Amerıkes Korçe, Vatra, Minerva, Revista Koha,
Gazeta Shekulli ve Rılındja adlı gazete ve dergilerden istifade edilmiştir.
III. TBMM Zabıtları:
TBMM Zabıt ve Ceridelerinden Arnavutluk ve Arnavut kökenli
vatandaşlar ile ilgili meseleleri ve Türkiye-Arnavutluk anlaşmalarının onaylanması sürecini tespit etmeye çalıştık. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın
TBMM’de Arnavutluk ve Balkanların durumu ilgili yaptığı konuşmaları
tespit ettik.
IV. Hatıralar:
Araştırmamızda yayımlanmış hatıra ve kısmen hatıra türünden eserlerden de istifade edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede; Kılıç Ali’nin “Atatürk’ün Hususuyetleri” 1, A.Afetinan’ın, “M. Kemal Atatürk’ün Karlsbad
1
Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususuyetleri, Sel Yayınları, 1955.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
XXIII
Hatıraları” 2 ve “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” 3, “Abdülhamit’in
Hatıra Defteri” 4, Bekir Fikri’nin, “Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla” 5, İsmet
İnönü’nün “Hatıralarım: Genç Subaylık Yılları (1884-1918)” 6, Cemalettin
Savaşkan’ın, “Yüzbaşı Cemil’in Anıları: Arnavutluk’tan Sakarya’ya Komitacılık” 7, Hasan Rıza Soyak’ın, “Atatürk’ten Hatıralar” 8 ve “Talat Paşa’nın
Hatıraları” 9 isimli eserleri tetkik etmeye çalıştık.
Bu eserlerden özellikle A. Afetinan’ın M. Kemal Atatürk’ün
Karlsbad Hatıraları ve Hasan Rıza Soyak’ın, Atatürk’ten Hatıralar isimli
eserleri, Atatürk’ün Arnavutluk’a yönelik yaklaşım ve stratejisi açısından
önemlidir. H. Rıza Soyak’ın eseri Balkanlar ve Balkan birliğine yönelik Atatürk’ün politika ve yaklaşımı açısından da ayrı bir öneme haizdir.
V. Araştırmalar:
Çalışma konumuz ile ilgili doğrudan bir araştırma bulunmamakla
beraber, Bilâl N. Şimşir’in “Türkiye-Arnavutluk İlişkileri Büyükelçilik Anıları (1985-1988)” 10, “Atatürk ve Üçüncü Dünya Ülkeleri” 11, “Atatürk’ten
Elçi Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri Üzerine)” 12,
2
A. Afetinan, M. Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, TTK Basımevi, Ankara, 1991.
A.Afetinan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Yeni Baskıya Hazırlayan Arı İnan,
Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007.
4
Abdülhamit’in Hatıra Defteri, Yay. Haz. İsmet Bozdağ, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1975.
5
Bekir Fikri, Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla: Grebene, Belge Yayınları, İstanbul, 1976.
6
İsmet İnönü, Hatıralarım: Genç Subaylık Yılları (1884-1918), Hazırlayan Sabahattin Selek, Burçak Yayınları, 1969.
7
Cemalettin Savaşkan, Yüzbaşı Cemil’in Anıları: Arnavutluk’tan Sakarya’ya Komitacılık, Kebikeç Yayınları, Ankara, 1966.
8
Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 3.Baskı, İstanbul, Ocak
2006.
9
Talat Paşa’nın Hatıraları, Hazırlayan, H. Cahit Yalçın, Yeni Gün Haber Ajansı, İstanbul,
1998.
10
Bilâl N.Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri-Büyükelçilik Anıları (1985-1988), Asam
Yayınları, Ankara, 2001.
11
Bilâl N. Şimşir, “Atatürk ve Üçüncü Dünya Ülkeleri”, VIII. Türk Tarih Kongresi: Ankara:11-15 Ekim 1976 Kongreye Sunulan Bildiriler, III. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi,
Ankara, 1983, s. 1903-1940.
12
Bilâl N.Şimşir, “Atatürk’ten Elçi Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri
Üzerine)”, Prof. Dr. Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
3
XXIV
HALİL ÖZCAN
“Atatürk’ün Yabancı Devlet Adamlarıyla Görüşmeleri Yedi Belge (19301937)” 13, “Atatürk ile Yazışmalar I (1920-1923)” 14, “Dış Basında Laik
Cumhuriyetin Doğuşu” 15, “Bizim Diplomatlar” 16, “Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları” 17 adlı eserleri temel başvuru kaynağı niteliğindedir. Yakup
Kadri Karaosmanoğlu’nun gözlemlerini içeren “Zoraki Diplomat” 18 adlı
eseri, yazarın Arnavutluk halkına ve yöneticilerine ait gözlemleri içermesi
açısından ayrı bir değer taşımaktadır. Arnavutluk’tan temin ettiğimiz Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı Arşiv Müdürü Pravera Teli Dibra’ya ait eser 19,
Arnavutluk’un I. Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık mücadelesi ile İtalya’nın
nüfuzu altına girme nedenlerini İngiliz belgeleri esasında incelemesi bakımından önemlidir. Ayrıca Arnavutluk Bilimler Akademisi tarafından yayımlanan üç ciltlik eser 20, Arnavutluk’un tarihsel sürecinin ortaya konması bakımından kıymetlidir. Gazmend Shpuza’nın Arnavutça yayımlanan “Atatürk
ve Arnavutlar” 21 adlı eseri ile Türkiye’de ve Arnavutluk’ta yayımlanan bildiri ve makaleleri 22 çalışma konumuz açısından incelenmesi gereken kaynakFakültesi Yayınları No:468, Ankara, 1981, s. 299-316.
13
Bilâl N.Şimşir, “Atatürk’ün Yabancı Devlet Adamlarıyla Görüşmeleri Yedi Belge (19301937,) Belleten, XLV, Sayı: 177, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1981, s. 175-203
14
Bilâl N.Şimşir, Atatürk ile Yazışmalar I (1920-1923), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1981.
15
Bilâl N.Şimşir, Dış Basında Laik Cumhuriyetin Doğuşu, Türkçesi, Cüneyt Akalın, Bilgi
Yayınevi, Ankara, 1999.
16
Bilâl, N.Şimşir, Bizim Diplomatlar, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1996.
17
Bilâl, N. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, Türk Tarih Kurumu, Ankara,
1993.
18 Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Zoraki Diplomat, İletişim Yayınları, 3. Baskı, İstanbul,
2004.
19
Pranvera Telı Dıbra, Shqipëria Dhe Diplomacia Angleze 1919-1927, Shtëpia Botuese
“Neraıda”, Tiranë, 2005.
20
Akademıa e Shkencave e Shqıpërısë, Hıstoria e Popullit Sqıptar I, Tiran, 2002 ve
Akademıa e Shkencave e Shqıpërısë, Hıstoria e Popullit Sqıptar III, Tiran, 2007.
21
Gazmend Shpuza, Ataturku Dhe Sqiptaret (Marrëdhëniet shqiptaro-turke dhe jehona
e revolucionit qemalist në Shqipëri në vitet 20-30 të shekullit tonë), Redaktor: Kujtim
Ymerı, Shtëpia Botuese, Dıturıa, 1994.
22
Gazmend Shpuza, Ataturku Dhe Sqiptaret, Shaipëria, ndërmjet Balkaneve e
Apeniveve, Shtëpia Batuese, “Atatürk ve Türkiye Arnavutluk İlişkileri”, “1928-1930 Yıllarında Arnavut-Türk İlişkileri”, “Arnavutluk ile Türkiye Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulması (1923-1926)”, “Arnavutluk’ta Hilafetin Lağv Edilmesinin Yankısı”, “Doktor
Temoo’nun Atatürk Hakkındaki İmajı”, “Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
XXV
lardandır. Owen Pearson’un Arnavutluk tarihini 1908-1939 yılları arasında
kronolojik olarak inceleyen eseri 23, Türkçe ve Arnavutça kaynaklarımızı
tamamlayıcı nitelikte olmuştur. Çalışma konumuzla ilgili İngilizce kitap ve
makalelerden de imkânlar çerçevesinde istifade etmeye çalıştık. Bunların
dışında yayımlanmamış yüksek lisans 24 ve doktora 25 tezleri de incelenmiştir.
23
Owen Pearson, Albania and King Zog, Independence, Republic and Monarchy, 19081939, The Center of Albanian Studies In Association with I B Tauris&Co Ltd., Newyork,
2004.
24
Rıdvan Tümenoğlu, “Bulgar Kaynaklarına Göre Mondros’tan Lozan’a Bulgaristan ve TürkBulgaristan İlişkileri”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üni. Sos.Bil.Enst. Tarih
Anabilim Dalı, Ankara, 2006. Mehmet Yılmaz, “Türk Dış Politikasında Arnavutluk”, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2001.
İlirjana Demirlika, “Arnavutluk Kaynaklarında Atatürk ve Türk Devrimi”, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
2001. Oktay Göktasş, “Balkanlar’ın Anahtar Ülkesi Arnavutluk”, Gazi Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1995.
25
Atilla Kollu, “Türkiye-Balkan İlişkileri 1919-1939”, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlke ve
İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 1996. Hikmet Öksüz,
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk Dönemindeki Balkan Politikası (1923-1938)”,
İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora
Tezi, İstanbul, 1996.
GİRİŞ
Arnavutluk 1 kelimesinin etimolojisiyle ilgili çeşitli görüşler vardır.
Arnavutluk ifadesi, Albanopoli (Albania) şehrinin isminden gelmekte ve
ayrıca orta Arnavutluk’ta ismi Arberia olan bir bölge de bulunmaktadır 2.
Bununla birlikte Türkçede kullanılan Arnavut 3 kelimesi, bir güney Arnavut
Toska aşireti olan “Arvanit”lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir 4. Arnavutların ilk
adı Arban; (Ar=tarla, ban=yapar) tarla yapar, anlamındadır ve Arnavutçada
çiftçi anlamında kullanılmaktadır. Bu kelime, Latincede Alban, Helencede
Arnavut ya da Alvanos, Türkçede, Arapçada ve Slav dillerinde de birbirine
benzer biçimde Arnavut şeklinde kullanılmıştır. Ancak Arnavutlar kendilerini Shqiptar yani Kartaloğlu olarak adlandırmış ve Shqiptar ile Albanith 5
kelimeleri daha sonraları kullanılmaya başlanmıştır 6. Arnavutluk ismi 7, Os1
Noyan, Arnavut adının, Osmanlılarla ilk anlaşmayı yaptığı sanılan bir güney bölge derebeyliğinin Arianitis adını taşımasından kaynaklanabileceği gibi saf, temiz, dürüst anlamındaki
Arian kelimesinden türetilmiş olabileceğini belirtmiştir (Abbas Erdoğan Noyan, PrizrenDersaadet: Sultan II. Abdülhamid’in Sarayı Muhafızlığına Getirilen Arnavut Taburunun Öyküsü, Birun, İstanbul, 2003, s.12).
2
Nuray Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut Ulusçuluğu’nun Gelişimi,
Boyut Yayıncılık, İstanbul, 1997, s.28-29.
3
Şemsettin Sami ise Arnavut adının “çiftçi” anlamında olduğunu ifade etmiştir (Bilgin Çelik,
İttihatçılar ve Arnavutlar: II. Meşrutiyet Döneminde Arnavut Ulusçuluğu ve Arnavutluk
Sorunu, Büke Kitapları, İstanbul, 2004, s.17-18).
4
Sloane (William M. Sloane, Bir Tarih Laboratuarı Balkanlar, Süreç Yayınları, İstanbul,
1987, s.67-68)’ye göre Arnavut adını Bizanslılar vermiştir. Ancak Arnavutlar kendisini
“Skipitari” kartal soylular olarak adlandırmıştır (Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk
ve Arnavut Ulusçuluğu’nun Gelişimi, s.23-24, Avlonyalı Ekrem Bey Vlora, Osmanlı Arnavutluk’undan Anılar (1885-1912), çeviren Atilla Dirim, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006, s.
285).
5
Şinasi Vardarerman, “Arnavutluk ve Müslümanlık, Arnavutluk, Türklüğün Eseridir”, Vardar
gazetesi, 28 Kasım 1952, sayfa 7. Avrupa’da genel olarak Alban, Yunanca’da Albanitai,
Arbanitai, Arvanitai, Sırp-Hırvatça’da Arbanisi olarak adlandırılmıştır (Bozbora,a.g.e., s.2324).
6
Mehdi Frashëri, Historia Elashte Eshqiperise Dhe E Shqipetareve, Phoenıx, Tiranë, 2000,
s.51-53.
7
Arnavut kelimesi Türkçeye de yerleşerek değişik alanlarda kullanılmaktadır. Arnavutköy,
Arnavut çeşmesi, Arnavutköy çileği, Arnavut ciğeri, Arnavut kaldırımı, Arnavut bacası,
Arnavut biberi gibi.
2
HALİL ÖZCAN
manlı Devleti’nde ise siyasî ve idarî bir bölgeyi tanımlamaktan ziyade az
veya çok Arnavut topluluğunun bulunduğu yerler anlamında kullanılmıştır 8.
Arnavutların Balkanlara 9 yerleşen ilk kavim olduğu konusunda hemen bütün tarihçiler hem fikirdir. Ancak hangi ırktan ve nereden geldikleri
konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Türk tarihçileri genelde Arnavutların Pellazgların soyundan ve Kafkasya’dan ya da Asya’dan geldiklerini
kabul etmektedir. Arnavut tarihçileriyse yaygın olarak kendilerinin İliryalı
soyundan gelen Avrupalı kavim olduğuna inanmaktadır.
Avrupa’nın en eski dilini Arnavutlar konuşmaktadır 10. Arnavut dili,
eski bir İlirya lehçesi olan Hind-Avrupa dil ailesinin kollarından birisidir 11.
Dil açısından farklılık olmamakla birlikte Arnavutluk’un kuzeyinde Gega ve
güneyinde Toska lehçeleri kullanılmıştır 12. Arnavut dili, Latince, Slavca ve
Türkçeden etkilenmekle birlikte orijinalliğini büyük ölçüde koruyabilmiş8
Hale Şıvgın, “Arnavutlarda Milli Bilincin Gelişme Süreci,” Türk Dünyaları Araştırmaları,
İstanbul, Aralık 2003, s.133. Pamuk da Osmanlı Devleti’nin bölge için kullandığı ArvanidArnavut tabirinin Bizanslıların Orta Arnavutluk’a verdikleri Arbania kelimesinden geldiğini
ifade ederek bu tabirin etnik olmaktan çok siyasî, dinsel bir yapıyı temsil eden Katolik
Arbonan bölgesindeki nüfusu tanımladığı görüşündedir (Bilgehan Pamuk, “Osmanlı Döneminde Arnavutluk”, Balkanlar El Kitabı, cilt:1, Der. Osman Karatay-Bilgehan A.Gökdağ, Karam&Vadi, Ankara, 2006, s.340).
9
Balkan kelimesi Türkçe bir sözcüktür. Sarp ve ormanlık sıra dağlar anlamındadır (Türk Dil
Kurumu, Türkçe Sözlük, TTK Basımevi, Ankara, 1998, s. 211, Halil, İnalcık, ”Türkler ve
Balkanlar”, Balkanlar, Ortadoğu ve Balkan İncelemeleri Vakfı Yayınları, İstanbul, 1993,
s. 9). Türkler, Meriç ile Tuna arasında paralel uzanan dağlara bu adı vermiştir (Celalettin
yavuz, “Mazide Kalan Vatan: “BALKAN”lar”, 2023 Balkanlar dergisi, sayı 63, 15 Temmuz
2006, s. 5). Balkan (yarımadası) tanımlaması modern bir terimdir. 1808 yılında Alman coğrafyacısı Johann August Zeune tarafından günümüz Bulgaristan’ın omurgasını oluşturan
Balkan sıradağlarının doğu Sırbistan’da sona ermeyip (gerçekte orada sona erer) hiç kesintisiz
Karadeniz’den Adriyatik’e kadar uzandığı yanlış fikrine dayanmaktadır (Misha Glenny, Balkanlar 1804-1999: Milletçilik, Savaş ve Büyük Güçler, Türkçesi: Mehmet Harmancı, Sabah Kitapları, İstanbul, 2001, s.18). Balkanlar, batıda Adriyatik, güneyde Akdeniz, doğuda
Karadeniz, Türk Boğazları, Marmara ve Ege Denizi ile çevrili bir yarım adadır ve Kafkasya
ile birlikte Avrupa’nın iki jeopolitik uzantısından biridir (Yavuz, a.g.m., s. 5).
10
Sloane, Bir Tarih Laboratuarı Balkanlar, s. 38.
11
Balkan İlirya dilinde şimdiye kadar yazılı bir belge bulunamaması sebebiyle bu dilin yazılı
bir dil olduğu konusunda tereddüt oluşmuştur. Oysa İtalya’ya geçen İliryalı kabilelerin kullandığı Mesapisht dili ile yazılmış 2000 kadar yazıt bulunmuştur (Akademıa e Shkencave e
Shqıpërısë, Historia e Popullit Sqiptar I, Tiran, 2002, s. 39-42).
12
Yılmaz Çetiner, Bilinmeyen Arnavutluk, y.y., İstanbul, 1966., s. 9. Enver Ziya Karal,
Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), Türk
Tarih Kurumu, Ankara, 1999, s. 238.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
3
tir 13. Türklerle Arnavutların beş asır birlikte yaşamaları sonucu Türkçe,
Arapça ve Farsçadan yaklaşık 4500 kelime, Arnavutçaya doğrudan Türkçe
üzerinden geçmiştir 14.
Arnavutlar, tarihsel süreç içerisinde siyasî birliklerini sağlayamamışlardır. Osmanlı hâkimiyetine girmeden önce Arnavutluk’un kuzeyi Sırp,
güneyi de Bizans egemenliği altında kalmıştır 15.14. yüzyılda Arnavutluk’ta
bazı beylerin prenslik kurma mücadeleleri döneminde Drin Nehri’nin doğusunda Zadrime bölgesinde prenslik kuran Lek Dukakin’in 16 koyduğu aşiret
kuralları, 17 20. yüzyıla kadar töreye dayalı Arnavut kanunu olarak süre gelmiştir. Bu bilgiler ışığında Arnavutların Osmanlı egemenliğinden önce kabileler 18 şeklinde feodal sistem içerisinde yaşadıklarını söylemek mümkündür.
13
Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar: II. Meşrutiyet Döneminde Arnavut Ulusçuluğu ve
Arnavutluk Sorunu, s. 17-19.
14
Bu kelimeler, Türkçenin fonetik ve yapısal sistemine uyumlu olarak geçirdiği tüm değişiklikleriyle beraber geçmiştir. Arnavutçaya bu şekilde geçen kelimelerin tespit edilebilenlerin
kökenleri şöyledir: Arapça kökenli 1460, Farsça kökenli 505 ve Türkçe kökenli 1732 adettir
(Tahir N. Dizdari, Fjalor Dictionary of Oriental Loan Words In Albanian, Instutui Shqiptar
i Mendimit dhe Qytetërimit Islam, Tirane, 2005, s. ix-xiii).
15
Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar: II. Meşrutiyet Döneminde Arnavut Ulusçuluğu ve
Arnavutluk Sorunu, s. 19-20.
16
Milattan evvel İsveç, Norveç ve Danimarkalı korsanlara “Norman” adı verilmiştir.
Normanlar, yedi, sekiz asır sonra Büyük Britanya Adalarını ve Fransa’yı ele geçirmişlerdir.
Zamanla Fransızlaşan Normanlar, denizlerdeki kudretlerini artırmıştır. Osmanlı Devleti’nin
Rumeli’ye henüz geçtikleri tarihlerde Normanların bazı prensleri Arnavutluk’un denize yakın
bölgelerine yerleşerek hüküm sürmüşlerdir. Daha Osmanlı hâkimiyeti Arnavutluk’ta başlamadan Arnavutlaşan bu prenslerden Le Due Jean, halkı yönetmeye ve içtimai düzenler kurmaya
başlamıştır. Bu prensin oluşturduğu düzenler sonraları Lek (Dokagin) Dukakain adı verilerek
Arnavutlarca kendilerine mal edilmiş ve yüzyıllarca tatbik edilmiştir (Süleyman Külçe, Osmanlı Tarihinde Arnavutluk, y.y., İzmir, 1944, s. 372-373).
17
Kuşaktan kuşağa devam eden geleneksel Dükakin kanunu, medeni hukuk ile ceza hukukunu içermektedir. Başlıca özelliği, silah taşıma, kan gütme ve besa (yemin) ile ilgilidir.
Dükakin kanununa göre reşit yaştaki her Arnavut silah taşıma hakkına sahip olduğu için silah
onun varlığının garantisi olmuş, bu da kan davalarını beraberinde getirmiştir (Karal, Osmanlı
Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Saaşı (1908-1918), s.241-242).
18
Kabileler için silah çok önemlidir. En güçlü silaha sahip olanın en güçlü kabile olması
sebebiyle kabileler, zamanla gücünü artırabilmek için bölgesel menfaat peşinde koşan güçlü
devletlerden maddî destek almaya başlamıştır. Bu durum zamanla para karşılığında yabancı
devletlere askerlik yapan Arnavutların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Osmanlı Devleti’nin
Arnavutluk’u fethi öncesi görülen paralı askerlerin fetihten sonra hatta 19. ve 20. yüzyıl başlarında da varlığından söz edilmektedir (Şıvgın, “Arnavutlarda Milli Bilincin Gelişme Süreci, s.
134).
4
HALİL ÖZCAN
Türkler 19 ile Arnavutların ilişkisi, ilk defa Bizans İmparatoru
Androniks III’ün 1336 tarihinde Arnavutların yaşadığı Epir (Epiros) despotluğunu ele geçirmek için Aydınoğlu Umur Bey’den yardım istemesiyle başlamıştır 20. Bizans tahtı için Trakya’da savaşan Cantacuzenus’un ittifakını
sağlayan Aydınoğlu Umur Bey, 1340’larda 21 300 gemiyi bulan donanmasıyla 22 İzmir’den Balkanların her tarafına akınlar düzenleyerek Dobruca ve
Arnavutluk’a kadar ulaşmıştır 23.
Osmanlı Devleti ise Arnavutluk’ta Başlalar, Thopalar, Dukakinler,
Musakiler, Aranaitler ve Kastriotalar 24 gibi güçlü feodal beyler ile karşılaşmış ve en güçlü feodal bey unvanını elde eden II. Balsha’nın silahlı direnişi
1385 Voissa (Viyose) Savaşı ile kırılarak Osmanlı hâkimiyeti kurulmuştur 25.
19
Türkler VI. yüzyıldan başlayarak Balkan yarımadasına yerleşmeye başlamıştır. Asya içerisinden kuzey Karadeniz yoluyla birbiri ardına gelen atlı göçebe Türk kavimleri, Balkanlar’da
Dac, Trak ve Slav halkla karışarak ya Oğuz aslından olan Peçenek ve Uzlar gibi ortadan
kaybolmuş ya da askerî egemen sınıf olarak kuzey-doğu Balkanlarda Kutrigurlar’ın Bulgar
Hanlığı gibi güçlü devletler kurmuşlardır. Kıpçak ve Kumanlar da (XII-XIV yüzyıllarda)
Balkanlar’da üstün tarihi rol oynamış, Hıristiyan dinine geçmiş ve çeşitli hanedanlıklar kurmuşlardır. Osmanlılar Balkanlara gelmeden önce Deliorman ve Varna’dan Tuna’ya kadar
olan bölgeler Türk yerleşim alanı olmuştur. (İnalcık, ”Türkler ve Balkanlar”, s. 9-10).
20
Çetiner, Bilinmeyen Arnavutluk, s. 9.
21
Bartl, bu tarihi 1338 olarak vermektedir (Peter Bartl, Milli Bağımsızlık Hareketleri
Esnâsında Arnavutluk Müslümanları (1878-1912), çev, Ali Taner, Bedir Yayıncılık, İstanbul, 1998, s.19).
22
Bartl, donanmanın kuvvetini iki bin askerden meydana gelmiş bir birlik olarak açıklamaktadır (Milli Bağımsızlık Hareketleri Esnâsında Arnavutluk Müslümanları… s. 19).
23
İnalcık”Türkler ve Balkanlar”, s. 11. Umur Bey’in askerleri Arnavutları, Makedonya’ya
doğru kovalamış, Volo Limanı denilen Koç Limanı’nı zapt etmiş (Türkiye-Arnavutluk İlişkilerinin Dünü, Bugünü, Yarını, Harp Akademileri Komutanlığı Basımevi, İstanbul, 1995, s.
19) ve daha sonra Arnavutlardan esir ve ganimet alarak geri dönmüştür (Çetiner, Bilinmeyen
Arnavutluk, s. 10. Bartl, a.g.e., s. 19).
24
Banu İşlet Sönmez, II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,
2007, s. 43. Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar…, s. 20.
25
Bartl, Milli Bağımsızlık Hareketleri Esnâsında Arnavutluk Müslümanları…, s.20.
Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut Ulusçuluğu’nun Gelişimi, s. 53.
Osmanlı Devleti, Arnavutların savaşma yetenekleri ve fiziksel kabiliyetleri sebebiyle Arnavutlara önem vermiştir (Margaret MacMillan, Paris 1919: 1919 Paris Barış Konferansı ve
Dünyayı Değiştiren Altı Ayın Hikâyesi, Çev.Belkıs Dişbudak, ODTÜ Yayıncılık, Ankara,
2004, s. 352). Arnavutluk’un Osmanlı Devleti hâkimiyetine girişi konusunda tam bir görüş
birliği bulunmamaktadır. Karal, (Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci
Dünya Savaşı (1908-1918), s.238-239) bu tarihi 1467 olarak verirken N.P.Alpan (Tarihin
Işığında Arnavutluğun Bağımsızlığı ve Avlonyalı İsmail Kemal, Ulucan Matbaası, Ankara,
1982, s. 7) da 1479 tarihinde İşkodra kalesinin düşmesiyle Osmanlı hâkimiyetinin gerçekleştiğini öne sürmektedir. Bartl ise 1501’de Draç (Durazzo), 1571’de İnebahtı Savaşı sonrası
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
5
Osmanlı Devleti’nin vassal yöneticisi olan Arnavut feodal beyleri,
bir süre sonra Osmanlı Devleti’ne karşı diğer Balkan Devletleri ile Balkan
ittifakını kurarak 1389 Kosova Savaşı’nda Osmanlıya karşı savaşmışlardır.
Osmanlı Devleti’nin Kosova Savaşı’nı kazanmasını müteakip tahta çıkan I.
Beyazıt, bölgenin yönetimini eskisi gibi feodal beylere bırakmakla beraber
bu beylerin vassallık görevlerini kötüye kullanmalarını önlemek için de bölgede sürekli akıncı birlikler bulundurma kararı almıştır. Böylece I. Beyazıt
ile başlayan ve II. Murat dönemine kadar devam eden süre içerisinde (13891421) Arnavutluk’ta vassallık sistemi korunmuştur. Ancak Osmanlı tahtına
II. Murat’ın 26 geçmesiyle bölgede Osmanlının yerleşme süreci başlatılarak
bölgenin tımar sistemiyle doğrudan kontrolü sağlanmıştır 27.
Arnavutların Müslümanlığı kabul etmeleri Türk fetihleriyle başlamıştır. Osmanlı hâkimiyetini takiben Arnavut derebeylerinin erkek çocukları, Osmanlı Devleti’nde saray disiplini altında Müslüman olarak yetiştirildikten sonra ordu ve idarede önemli görevlere gelmiştir. Bu durum, önce derebeylerinin sonra da halkın Müslümanlığı hızla kabul etmesinde etkili olmuştur 28. Ayrıca Arnavutların Osmanlı Devleti’nin hoşgörüsü ile kimi imtiyazları elde edebilme çabaları da Müslümanlığı kabul etmelerini sağlamıştır. Osmanlı Devleti ve yönetimiyle bütünleşerek önemli görevlere gelen ve çoğunluğu Müslüman olan Arnavutlar 29, diğer Osmanlı Devleti mensubu azınlıklaÜlçin (Ülgün) ve Bar’ın Türkler tarafından fethedildiğini belirtmektedir (Bartl, a.g.e., s. 23).
26
II. Murat döneminde Selanik, Koriat, Patras ve Arnavutluk’un bir bölümü ele geçirilmiştir
(Sloane, Bir Tarih Laboratuarı Balkanlar, s. 14).
27
Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut Ulusçuluğu’nun Gelişimi, s.
55-56.
28
Bartl, Milli Bağımsızlık Hareketleri Esnâsında Arnavutluk Müslümanları…, s.11-25.
29
Bilâl N. Şimşir (Türkiye-Arnavutluk İlişkileri, Büyükelçilik Anıları (1985-1988), Asam
Yayınları, Ankara, 2001, s. 433-440)’e göre 28 Arnavut asıllı sadrazam görev yapmış, Oktay
Göktaş (“Balkanlar’ın Anahtar Ülkesi Arnavutluk”, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1995, s. 104)’a ve Mehmet Yılmaz
(“Türk Dış Politikasında Arnavutluk”, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2001, s. 94)’a göre Arnavut kökenli 33 sadrazam
Osmanlı Devleti’ne hizmet vermiştir. İsmail H. Danişmend (Orhan Koloğlu, “Faik Bey
Konitza’nın Arnavutluk Sorunlarına İlişkin 1899 Tarihli Memorandumu”, Balkanlar’da İslâm Medeniyeti II. Milletlerarası Sempozyumu Tebliğleri Tiran, Arnavutluk, 4-7 Aralık
2003, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), İstanbul, 2006, s. 18) de
Arnavut kökenli sadrazam sayısını 33 olarak vermiş ve ayrıca da 52 Arnavut kökenli paşanın
6
HALİL ÖZCAN
rın tersine milliyetçi arayışlardan uzak durmuştur. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucu Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları toprakların başka devletlere verilme ihtimalinin belirmesi, Arnavutların siyasal milliyetçiliklerinin 30 başlangıç noktasını oluşturmuştur.
Arnavutluk’un coğrafî konumu, Balkanlarda deniz ve kara bağlantısı nedeniyle stratejik öneme haizdir. Bir yandan Adriyatik Denizi’nin ağız
kısmına hâkim olan Arnavutluk diğer taraftan kara bağlantısıyla Balkanların
köprübaşı konumundadır. Bu stratejik konumu nedeniyle Arnavutluk’a yerleşecek ya da nüfuzunu kuvvetlendirecek bir devlet hem denize hâkim ve
sahip olabilecek 31 hem de Balkan yarımadasında üstünlük sağlayabilecektir.
Coğrafî konumu ve stratejik öneminden dolayı Arnavutluk,
emperyalist
devletlerin rekabet alanı haline gelmiştir.
19. yüzyılın sonlarında İtalya, Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında Adriyatik ve Balkanlarda üstünlük mücadelesinde Arnavutluk’un özel
bir yeri olmuştur. Böylesine önemli bir coğrafyada etkili olmak isteyen büyük devletler, doğrudan veya dolaylı yollarla Arnavutları destekleyerek yanlarına çekmeye çalışmışlardır. Fakat bu devletlerin uzun süre Arnavutlar
arasında toplumsal bir taban bulduklarını söylemek mümkün değildir.
Gelişen süreçte Arnavutların büyük bir kısmı Osmanlıya bağlı kalma
konusunda ısrarlı olsa da zamanla bazı Arnavut ileri gelenleri, Batı’dan destek arayışı ve işbirliğine yönelmiştir 32. Balkanlarda Rusya’nın Panslavizm
Bâbıâli’de hizmette bulunduğunu belirtmiştir. Bunların dışında Osmanlı Devleti’ne Arnavut
kökenli iki şeyhülislam, sekiz kaptan-ı derya ve beş baş defterdar ile sayısız vali ve kumandan
hizmet vermiştir (Orhan Koloğlu, Osmanlı’nın Son Balkan Toprağı”, Popüler Tarih dergisi,
sayı 43, Mart 2004, s. 47).
30
Arnavutluk milliyetçilik bilincinin oluşmasında İtalya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Arnavutluk sahillerine sahip olma politikaları ve rekabetlerinin etkisi önemlidir
(Skendi, The Albanian National Awakening 1878-1912, s.466-467).
31
Cumhuriyet, 20 Ağustos 1935, s. 7. Arnavutluk’taki Çin seddini andıran dağlar, bu ülkeye
doğal bir korunak sağlamıştır. Bu güvenli barınaklarda kendi içlerine kapanan Arnavutlar,
geçimlerini çobanlık ve mısır ziraatiyle tedarik etmişlerdir. Toplum yapılarının özünü kabile
yapısının oluşturduğu Arnavutluk’ta harp hali, devamlı ve doğal bir hal almıştır. Bunun için
bir Arnavut nereye giderse gitsin tüfeği omzundan düşmemiştir. Arnavutluk’ta hiçbir din,
birliği sağlayacak kadar gelişememiştir (TİTE Arşivi, kutu no:25, gömlek no:13, belge
no:13).
32
(Çelik, http://kisi.deu.edu.tr/bilgin.celik. 15.10.2008). İtalya, başta Napoli olmak üzere
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
7
politikası ve yayılmasına karşı Avusturya-Macaristan, kendi nüfuzu altında
oluşacak güçlü bir Arnavutluk’un Sırbistan’a karşı denge oluşturacağını
düşünmüştür. Onun için Avusturya, 1876 tarihli Reichstadt Anlaşması ile
Balkanlarda büyük bir Slav devleti kurulmasına karşı çıkacağını açıklamış
ve bu durumu 15 Ocak 1877 tarihli gizli Avusturya-Rusya Anlaşmasıyla da
onaylamıştır. Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti’nin dağılması durumunda
Arnavutluk Devleti’nin kurulma olasılığı belirtilmiştir. 1877 tarihinde Avusturya ile Rusya arasında imzalanan Budapeşte Anlaşması’nda Arnavutluk’un
özerkliği siyasî anlamda tanınmıştır. Berlin Kongresi süresince de Avusturya-Macaristan, Slavların Arnavut topraklarını ele geçirmesini önlemeye çalışmıştır 33.
ülkesine göç eden ve Arberesh olarak adlandırılan Arnavutları 1850 yılından itibaren örgütlemeye başlamış, onlara sunduğu destek ile Arnavut milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olmuştur. (Bilgin Çelik, "Avusturya'nın Arnavutluk Politikası: Viyana'da Bir Arnavut Cemiyeti:
Dia", Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, sayı:3, Bahar 2006, s.73-74). İtalya, Arnavutluk’taki faaliyetlerini güney Arnavutluk’ta Bükreşli Arnavutlar, kuzey Arnavutluk’ta da İtalyan konsoloslukları aracılığıyla yürütmüştür. İtalyanlar, San Demetrio Corone ve Sicilya’daki
Arnavut koleji ile papaz okulunda Arnavutça öğretilmediği halde çok sayıda gencini kendisine
çekerek Arnavutluk’ta koloni oluşturmak için uğraşmıştır (Koloğlu, “Faik Bey Konitza’nın
Arnavutluk Sorunlarına İlişkin 1899 Tarihli Memorandumu “, s. 17). Avusturya-Macaristan
için Arnavutluk hem Adriyatik hem de “şarka doğru” siyaseti açısından önemlidir ve Arnavutluk ile Adriyatik eş anlamlıdır. Onun için Avusturya daha 1856 yılından itibaren Katolik Arnavutların yaşadığı kuzey Arnavutluk’ta (özellikle İşkodra’da) kültürel ve ekonomik faaliyet
yürütmüştür. Rusya’nın Balkanlardaki Slav politikasının önüne geçebilmek için Avusturya,
Arnavutları Balkanlarda Sırp nüfusa karşı da kullanmak istemiş ve Avusturya, papazlar aracılığı ile Katolik Arnavutlara propaganda yapmıştır. (Süleyman İrtem Kâni, Osmanlı Devleti’nin Makedonya Meselesi: Balkanların Kördüğümü, Yayına Hazırlayan Osman Selim
Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul, 1999, s. 127). Avusturya-Macaristan, gelişmeleri
takip ederek 1908 yılı haziran ayında Viyana’da, Arnavutluk Makedonya Komitesi’ni kurmuş
ve II. Meşrutiyet’in ilânın hemen sonrasında Bosna-Hersek’i işgal etmiştir (Sönmez, II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, s. 205). Rusya, sıcak denizlere inme politikasını Türk Boğazlarından yapamaması durumunu göz önüne alarak Balkanları geçerek Ege ya da Adriyatik
Denizi üzerinden inebilmenin yollarını aramıştır. Uyguladığı Panortodoks ve Panslavcılık
politikasının bir amacı da buna yöneliktir. Rusya, Balkanlarda tutunmak, Sırbistan ve Karadağ
üzerinden Adriyatik’e inebilmek için Arnavutluk üzerinde etkin olmaya çalışmıştır. OsmanlıRus Savaşı’ndan sonra imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Anlaşması’na göre Rusya, Girit için
1868 nizamnamesinin tatbik edilmesi ile Teselya ve Arnavutluk için benzer nizamnameler
meydana getirilmesini talep etmiş ve bu konuda kendisi ile istişare etmeyi Osmanlı Devleti’ne
kabul ettirmiştir (Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi VIII. Cilt: Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri (1876-1907), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2007, s. 64-80).
33
Sönmez, II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, s. 204.
8
HALİL ÖZCAN
İngiltere, 19. yüzyılın sonlarında Arnavutların yaşamakta olduğu
çeşitli yönetim bölgelerinin birleştirilerek imtiyazlı bir Arnavutluk idaresinin
kurulmasını Osmanlı Hükûmeti’ne önermiştir. II. Abdülhamit bu öneriyi
kabul etmeyerek hem kendisinin ve hareminin hem de sarayının güvenliğini
Arnavutlara vermiş ve onları yüksek makamlara atayarak devlete sadık hale
getirmeye çalışmıştır. Buna karşın İngiltere de Arnavut aydınları ve beylerini
elde edip destekleyerek bağımsız bir Arnavutluk gerçekleştirme siyasetini
tatbik etmeye başlamıştır 34.
İngiltere gibi Akdeniz’de geniş bir müstemleke imparatorluğu kurma
amacında olan Fransa, Avrupa ve Balkanlarda nüfuzunu artırmaya çalışsa
da diğer devletlerle olan rekabeti ve Osmanlı Devleti’ndeki ekonomik ayrıcalıkları Fransa’yı Osmanlı Devleti’ne yaklaştırmıştır. Ancak Fransa’nın
Avrupa’da kurulacak olan millî devletleri kendi koruması altına alması düşüncesi Rusya ile Fransa’yı Osmanlı Devleti aleyhinde birleştirici zemin
olmuştur 35. Bu bilgiler ışığında emperyalist devletlerin Balkanlarda ve Arnavutluk üzerinde farklı çıkar ve siyaset izleyerek kimi zaman kendi aralarında
rekabet etseler de “şark meselesi” çerçevesinde Osmanlı Devleti aleyhinde
işbirliği yapmaktan geri kalmadıklarını söylemek mümkündür.
Şark meselesi 36 çerçevesinde Batılı devletler, Osmanlı Devleti’nin
Balkanlardan koparılabilmesi için Arnavutluk’un da Osmanlı Devleti’nden
ayrılmasını gerekli görmüşlerdir. Onun için Arnavutluk, şark meselesinde
hem Osmanlı Devleti idaresi altında bağımsızlığa götürülebilecek bir etnik
34
Karal, Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı (1908-1918), s.
243-244.
35
Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi VI. Cilt: Islahat Fermanı Devri (1856-1861), Türk
Tarih Kurumu, Ankara, 200, s. 19.
36
Avrupa Hıristiyan dünyası ile İslam dünyası arasında 500 yıl süren Haçlı Savaşları 1396’da
Niğbolu Zaferi ile sona ermiş olmasına rağmen Yeniçağ’da ortaya çıkan milli devletler, Osmanlı Devleti’ne karşı haçlı ideolojisini devam ettirmiştir. Avusturya ve Rusya, Osmanlı topraklarını istilâ etmeyi değişmez politikaları yaparken Fransa ve İngiltere ticari çıkarlarını ve
Ortadoğu pazarlarını kaybetmemek için Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumayı tercih etmiştir. Avusturya ve Rusya’ya karşı Batılı devletlerin karşı tutumları
Avrupa diplomasisinde doğu sorunu (şark meselesi) olarak adlandırılmıştır (Halil İnalcık,
“Türk Diplomasi Tarihinin Sorunları”, Çağdaş Türk Diplomasisi:200 Yıllık Süreç, Sempozyuma Sunulan Tebliğler, 15-17 Ekim 1997, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1999, s. XVIXVII).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
9
topluluk olarak değerlendirmiş ve hem de nüfusunun çoğunluğu Müslüman
olduğu için Osmanlı Devleti ile bağlantısı kesilmesi gereken bir coğrafya
parçası olarak görülmüştür. Sonuç olarak Arnavutluk, şark meselesi ile ilgili
yürütülen politikalardan doğrudan etkilenmiştir.
Şark meselesinin düğüm yerlerinden birisi de 19. yüzyılın sonlarına
doğru Makedonya bölgesi olmuştur. Rusya’nın Panortodoks ve Panslavizm
politikaları ile boğazlara alternatif olarak Akdeniz’e inebileceği güzergâhın
Makedonya’yı içerisine alması, Avusturya’nın şarka doğru siyasetinin Makedonya’dan geçmesi, Almanya ve İtalya’nın şark siyasetlerinde Makedonya’yı kullanmak istemeleri, Makedonya coğrafyasını çatışma merkezi haline
getirmiştir. Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Ayastefanos Anlaşması ile Makedonya topraklarının tamamına yakın kısmı Bulgaristan’a verilmiştir. Ancak Rusya’nın güdümündeki Bulgaristan’a Makedonya’nın verilmesi büyük devletleri telaşa düşürmüştür. Bunun sonucu olarak Berlin
Konferansı’nda bölgede reform yapılması şartıyla Makedonya, yeniden Osmanlı yönetimine bırakılmış, Yunanistan ve Karadağ’a da Arnavutluk topraklarında genişleme imkânı tanınmıştır. Bu tarihten itibaren Makedonya
meselesi Osmanlı Devleti’ni ve de Arnavutları sürekli meşgul ettiği gibi
Arnavut milliyetçiliğinin uyanmasında da etkili olmuştur.
Osmanlı Devleti’ndeki ayrılıkçı hareketlerden en geç etkilenen Arnavut kökenli aydınlar, 1860’lı yıllardan itibaren Jön Türklere ilgi duymaya
başlamıştır. Meşrutiyet sonrasında II. Abdülhamit’in yönetimine tepki olarak
doğan (1880’lerde başlayan) ikinci Jön Türk hareketinin içerisinde de Arnavut kökenli Osmanlı aydınları yer almıştır 37. 1889 senesinin Mayıs ayında
Mektebi Tıbbiyei Askeriye’de öğrenim gören İbrahim Temo 38 liderliğinde
37
Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar…, s. 89.
Aslen Arnavut olan ve cemiyetin “1” numaralı kurucu üyesi olan İbrahim Temo, örgütün
padişah tarafından fark edilmesi ve üyelerinin tutuklanıp sürgüne gönderilmesi üzerine Romanya’ya kaçmıştır. Romanya’da cemiyetin şubelerini açmış, buradaki Türklerin yardımı ile
gazete çıkarmış, Avrupa’daki cemiyet üyeleri ile sürekli ilişki içerisinde olmuş ve Avrupa’ya
seyahat etmiştir. Temo liderliğindeki Bükreş şubesi 1907 yılından itibaren Makedonya’da
faaliyete geçmiş ve Romanya’daki Arnavut ulusçu hareketin gelişmesi için çaba göstermiştir.
İbrahim Temo ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu hakkında daha ayrıntılı bilgi için
bakınız (Doktor İbrahim Temo, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Teşekkülü ve Hıdematı
38
10
HALİL ÖZCAN
Ishak Sükutî, Abdullah Cevdet ve Mehmet Reşit’in katılımı ile ilk muhalif
cemiyet kurulmuştur 39. Bu cemiyete ilk dâhil olanlardan Görice mebusu
Şahin Kolonja ile Kosovalı Necip Draja, ileride Arnavut millî hareketine
hizmet edeceklerdir 40. Cemiyetin kuruluş aşamasında İbrahim Temo’nun
Arnavut komiteleri ile olan ilişkisi cemiyetin görüşleri doğrultusunda Arnavutların “Osmanlılık” fikrine katılmalarını kolaylaştırmıştır 41.
Gelişen süreçte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Arnavutlar arasında
yayılması Bektaşi tekkeleriyle Makedonya’da görevli Arnavut asıllı ordu
subayları sayesinde olmuştur. Arnavut asıllı subaylar, sadece cemiyete katılımı sağlamamış aynı zamanda meşrutiyetin ilânında da önemli rol oynamıştır. Bunlardan Resne Tabur Komutanı Resneli Niyazi ile Redif Tabur Komutanı Ohrili Eyüp Sabri’nin meşrutiyetin ilânı için isyan etmeleri bu durumu
açıkça ortaya koymaktadır. Bu süreçte Arnavutların Firzovik’te 42 yaptıkları
toplantı da meşrutiyetin ilânında önemli bir yere sahiptir.
Meşrutiyetin ilânından iki buçuk ay sonra Ekim 1908’de Bulgaristan
bağımsızlığını ilân ederken Girit Meclisi Yunanistan’a katılma kararı almıştır. Bunu takiben Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak etmiştir 43.
Böylece Meşrutiyetin ilânı ile İttihatçıların beklentilerinin tersi olmuş, Balkanlar siyasetin merkezine oturmuş ve Osmanlı Devleti’nin toprak kayıpları
devam etmiştir. Tüm olumsuzlukları içerideki yönetime bağlamış olan İttihatçılar, dış politikadaki bu gelişmelere hazırlıksız yakalanmıştır. Dış politiVataniye ve Inkılâbı Milliye Dair Hatıratım, Mecidiye Romanya, 1939).
39
Temo, a.g.e., s.5-18.
40
Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut Ulusçuluğu’nun Gelişimi, s.
264.
41
Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar…, s. 92.
42
İsyan başladığında Firzovik’e katılan Arnavut sayısı, 10.000 (Karal, Osmanlı Tarihi IX.
Cilt: İkinci Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı (1908-1918), s.35) kişi iken bu sayı sonunda
30.000’e ulaşmıştır (Külçe, Osmanlı Tarihinde Arnavutluk, s.:55, Çelik, İttihatçılar ve
Arnavutlar…, s. 100. Tarık Zafer Tunaya, Hürriyetin İlânı: İkinci Meşrutiyet’in Siyasî
Hayatına Bakış, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2004, s. 3, Bozbora, a.g.e., s. 269).
Çelik (a.g.e., s. 101), Külçe (a.g.e., s. :61) ve Akşin ( Sina Akşin, 31 Mart Olayı, Sevinç
Matbaası, Ankara, 1970. s.4)’e göre 20 Temmuz 1908, Karal (a.g.e., s. 36)’a göre 21 Temmuz
1908 tarihinde padişaha çekilen 180 imzalı telgrafta anayasanın yürürlüğe konması ve millet
meclisinin toplantıya çağrılması talep edilmiştir.
43
Koloğlu, a.g.m., s. 234.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
11
kadaki bu gelişmelerin içeride de etkisi hemen hissedilmiş ve İttihatçılarla
Arnavutlar arasındaki işbirliği bozulmaya başlamıştır 44. Meşrutiyetin ilânından sonra İttihatçı Türk liderler, Osmanlılık ilkesi esasına dayalı merkezi
yönetimi savunurken Arnavut milliyetçiliğinde belirgin bir uyanma başlamış 45ve Arnavut ileri gelenleri ademî merkeziyetçi yönetimi talep etmiştir.
Arnavutlar, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkeziyetçilik politikasına muhalefet ederek dış siyasette İngiltere yanlısı politika takip etmeye
başlamışlardır. Bu sebeple de İsmail Kemal 46 ile birlikte Hasan Priştine, Esat
Toptani, Müfit, Süreyya ve Dükakinzade Basri gibi Arnavut mebusları, İttihatçılara muhalif Prens Sabahattin’in yanında yer aldığı gibi İngiliz yanlısı
Kıbrıslı Kamil Paşa’yı destekleyerek Hürriyet ve İtilâf Fırkasına üye olmuştur 47. Arnavut aydınların Osmanlı Devleti’ne karşı olan bu tutumları yabancı
basın tarafından sık sık Arnavutları kışkırtmak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır 48.
44
II. Meşrutiyetin ilânı için İttihatçılarla birlikte etkin bir mücadele veren Arnavutlar, 1908
yılına kadar Arnavutların bütününü kapsayacak milli bilinç ve politika oluşturamamıştır.
Bununla birlikte milliyetçi görüşü savunan Arnavut aydınlar ve Osmanlı Devleti yönetiminde
yer alan Arnavut devlet adamlarından oluşan milliyetçi bir kesim ortaya çıkmıştır. Milliyetçi
kesim, Osmanlı Devleti’nin çözülmesi ile birlik oluşturamayan bir Arnavutluk’un paylaşılacağını ön görmüştür. Ancak gereğinden önce gerçekleşecek bir bağımsızlık durumunda da
yayılmacı komşuları tarafından hedef konumunda olacaklarını düşünen milliyetçi kesim,
eğitimin geliştirilerek Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yönetsel özerklikte kalmayı tercih
etmiştir (Sönmez, , II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, s. 62).
45
Skendi, The Albanian National Awakening 1878-1912, s. 466-467.
46
İsmail Kemal, Yanya’da Yunan Llisesi’ni bitirmiş ve Mithat Paşa’nın desteğini kazanmış
bir yöneticidir. 1871 yılında İstanbul’da Şemseddin Sami ve Mehmet Ferit Vlora gibi aydınlarla Arnavut alfabesi oluşturarak kültür ocağını açma çalışmalarına katılmıştır. İngiliz yanlısı
olarak tanınan İsmail Kemal, 1900 yılında Trablus’a vali olarak atanmış ancak kendisi İngiliz
gemisi ile Avrupa’ya kaçmıştır. 1901 yılında Jön Türk hareketini canlandırmak üzere Mısır’a
gitmiş ve bir Arnavut Prensliği kurma imkânlarını araştırmıştır (Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar…, s 92-95). Karal, (Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı
(1908-1918) s. 244-245)’a göre İsmail Kemal, Meşrutiyetin ilânı perdesi altında Prens Sabahattin ekibini peşinden sürüklemiş, Trablusgarp valisi Arnavut Recep Paşa ile anlaşarak ayaklanma plânlamıştır. Buna göre II. Abdülhamit’in anayasayı ilân etmesi için Recep Paşa kuvvetleri Saros Körfezi’ne ya da Selanik’e çıkarılacaktır. Bu isyan, İngiliz filosu ve Arnavutluk
ayaklanması ile desteklenecektir. Ancak Recep Paşa kuvvetlerini taşıyacak olan vapuru Yunanistan Hükümeti vermediği için plân uygulanamamıştır.
47
Karal, a.g.e., s.245.
48
Sönmez, II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, s. 90-91.
12
HALİL ÖZCAN
Arnavut asıllı mebusların, İttihat ve Terakki’ye karşı olan bu muhalefetleri sadece sözle sınırlı kalmayarak 31 Mart Ayaklanması’nın düzenlenmesinde ve Arnavut isyanlarının oluşumunda icraata dönüşmüştür. 31
Mart İsyanı’nın destekçilerinin başında İngiltere ve Yunanistan ile bağlantısı
olan Arnavut asıllı mebus İsmail Kemal 49 yer almıştır. İsmail Kemal 50 ve
arkadaşları Arnavutluk’un bağımsızlığını sağlayabilmek için isyanlara destek vermiştir.
Arnavut isyanlarının başlangıcında 31 Mart İsyanı ve II. Abdülhamit’in devrilmesi isyanlara sebep olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Ancak bu
ayaklanmaların meydana gelmesinde birden fazla dış bağlantı ve destek ile
49
Meşrutiyet döneminde İTC’ye muhalif olarak kurulan ve İsmail Kemal’in de içerisinde yer
aldığı Ahrar Fırkası İngiltere’ye yakın bir politika takip etmiştir. 6 Nisan 1909 tarihinde Mebuslar Meclisi’nin gizli oturumunda Bosna-Hersek’in Avusturya’ya bırakılması görüşülmüş
ve çoğunlukla da kabul edilmiştir. Bir gün sonra “İkdam” gazetesinde İsmail Kemal’in Mecliste İttihat ve Terakki Partisi’ni bu konuda eleştirdiğine dair bölümler (gizli görüşmeye ait)
yayımlanmıştır. 9 Nisan 1909 tarihli “İkdam” gazetesinde ise Mebuslar Meclisi Başkanlığına
İsmail Kemal’in getirilmesi gerektiği yazılmıştır (Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi IX. Cilt:
İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1999,
s. 83).
50
31 Mart Ayaklanması’nın hazırlanması ve yönetilmesinde başlıca rolü oynayan İsmail
Kemal, hem İngiltere’ye güvenmekte hem de Yunan devlet adamları ile dostlukları bulunmaktadır. Ayrıca İsmail Kemal İngiltere yanlısı Kıbrıslı Kâmil Paşa ile de dostluk kurmuştur.
Kâmil Paşa’nın sadrazamlıktan düşürülmesinden sonra İsmail Kemal, Arnavut asıllı Müfit ve
Dukakinzade Sabri ile anlaşarak askerlerinin çoğu Arnavut asıllı olan Arnavut taburlarını
kazanmak için propagandalar yapmıştır. Öyle ki ayaklanmada isyancılar, Kâmil Paşa’yı ya da
İsmail Kemal’i sadrazam yapmak istemiştir (Karal, Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), s. 117-118). 13 Nisan 1909 (31 Mart 1325)
tarihinde neredeyse tamamı güney Arnavutlardan oluşan Avcı birlikleri Sultan II. Abdülhamit
lehine isyanı başlatmıştır. İsyan sırasında İTC’nin Paris’teki lideri ve Meclisi Mebusan Başkanı Ahmet Rıza ile karıştırılan adliye nazırı öldürülmüştür. İsyana kuzey Arnavutlardan
oluşan Hassa Alayı da katılmıştır. İsyan’a katılan Arnavutlar Arnavut milli ülküsünden yoksundurlar; ancak onlar İTC’nin Arnavutları reaye yapacakları ve onların silahlarını toplayacaklarını düşünmüşlerdir (Vlora, Osmanlı Arnavutluk’undan Anılar (1885-1912), s. 238).
İsmail Kemal ile birlikte hareket eden Arnavut mebuslar Esat Paşa Toptani ve Müfit Bey,
ayaklanmanın ilk günü Yıldız Sarayı’na ilk giden mebus olmuşlardır. Saraydan padişah adına
hazırlanan genel af ve iradeyi mecliste toplanan asi askerlere Esat Paşa ve Müfit Bey okumuşlardır. Faik Reşit Unat’ın II. Abdülhamit’in son Mabeyn Başkatibi Ali Cavit Bey’e dayanarak
verdiği bilgiye göre (Faik Reşit Unat, İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi:
II. Abdülhamit’in Son Mabeyn Başkatibi Ali Cevat Bey’in Fezlekesi, Yay. Haz. Faik
Reşit Unat, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1991, s.48-49), padişahı meclise Esat Paşa ile Müfit
Bey davet etmiş ancak olayın derecesinin tam anlaşılmaması sebebiyle padişah meclise gitmemiş ve hazırlanan padişah fermanını bu milletvekilleri ile Yusuf Kemal Bey ve Ali Cavit
Bey meclise götürmüşlerdir.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
13
İTC’nin düzenlemelerine karşı çıkılması gibi başkaca sebepler de rol oynamıştır. Daha 1909 yılında İngiltere Dışişleri Bakanına gönderilen bir raporda
Arnavutların genç Türkleri (İTC) sevmedikleri ifade edilerek Yunanlılarla
Arnavutlar arasında büyük bir yakınlığın olduğu belirtilmiştir 51. Arnavut
isyanları başladığında Osmanlı Devleti, Arnavutluk meselesinde İtalya,
Avusturya ve Rusya ile Balkan Devletlerinin politikaları arasında sıkışmış
durumdadır. Bu durum Arnavutluk isyanlarına dış desteği beraberinde getirmiştir. Bu sebeplerle Arnavutluk’ta çıkan isyanların hangi devletin ya da
devletlerin 52 işine yaradığına bakmak gerekir 53.
Mayıs 1909’da İTC yönetimi, hükûmete karşı gelişmekte olan muhalefeti önlemek ve nüfus tahririne karşı koyarak vergi ödemek istemeyen
köylülerin direnişini kırmak amacıyla Kosova’ya, Mitroviçe’deki birliğin
kumandanı Cavit Paşa komutasında bir askerî harekât düzenlemek mecburiyetinde kalmıştır. Arnavut mebuslar, Cavit Paşa’nın askerî harekât sırasında
uyguladığı sert tedbirleri araştırmak maksadıyla bir tahkik heyeti gönderilmesini talep etmişlerdir. Hükûmet bunu kabul etmeyerek asayişin kurulması
gerektiği düşüncesinde ısrarcı olmuştur 54. Osmanlı Hükûmeti, 2 Mart 1910
tarihinde İpek, Priştine ve Velçetrin’de devlet memurlarına karşı işlenen
cinayet olayları sebebiyle sıkıyönetim ilân etmiş ve bunun üzerine de Arnavutlar ayaklanmıştır 55. Ayaklanma Yakova, Firzovik, Kaçanik ve İşkodra’ya
doğru yayılmıştır 56. Huzursuzluğun artması üzerine Harbiye Nazırı Mahmut
Şevket Paşa, bizzat kendisi, Arnavutluk’ta çıkan isyanı bastırmaya giderken
(Ekim 1910) Selânik’te 38. Piyade Alay Kumandanı görevinde bulunan
51
Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2005,
s.82.
52
Amerikalıların bölgede açtıkları okuldaki öğrenciler Osmanlılığı ile değil, Amerikalı olmakla iftihar eder hale gelmişlerdir (Ahmet Şerif, Arnavutdluk’ta, Sûriye’de, Trablusgarb’de
Tanîn C.II, Hazırlayan Mehmed Çetin Börekçi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1999,
s. 32).
53
Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler C.I, İkinci Meşrutiyet Dönemi (19081918), Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul,1984, s. 537.
54
Sönmez, II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti, s. 201-202.
55
Karal, Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918),
s. 246.
56
Tevfik, Bıyıklıoğlu, Trakya’da Milli Mücadele I.Cilt, Türk Tarik Kurumu Basımevi,
Ankara, 1955, s.63.
14
HALİL ÖZCAN
Mustafa Kemal’i kurmay başkanı olarak yanına almıştır 57. Prizren ve İpek’e
kadar harekâtı Mahmut Şevket Paşa ile beraber takip eden Mustafa Kemal 58,
Balkanların durumunu, Balkan Savaşı‘nın yaklaşmakta olduğu ihtimalini ve
İttihatçı askerlerin politikayla meşgul olmasının sakıncalarını, Mahmut Şevket Paşa’ya anlatma fırsatı bulmuştur 59.
1911 yılına gelindiğinde Arnavutluk’taki ayaklanmalar, İngiltere
başta olmak üzere Rusya, Avusturya, İtalya ve Balkan Devletlerinin yakından ilgilendiği ve desteklediği bir isyan haline dönüşmüştür. 1911 senesi
aynı zamanda Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan ittifaklarının alt yapısının
oluşturulmaya başlandığı ve İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal ettiği yıldır. 1911
senesindeki Arnavutluk Ayaklanması’nda ayaklanmaya iştirak edenleri Karadağ’ın desteklemesi, Karadağ Kralı’nın İtalya Kralı’nın kayınpederi olması, İtalya’nın ayaklanan Arnavutlara silah göndermesi ve bu ayaklanmadan
sonra İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesi oldukça manidardır.
İttihatçılar, çetecilik faaliyetlerine de başlayan Arnavutları yatıştırmak üzere bu kez Padişah Sultan Reşat’a (V.Mehmet’e) 23 Haziran-9 Temmuz 1912 tarihleri arasında Arnavutluk seyahati yaptırmışlardır 60. 20 gün
süren bu gezide Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır’a gidilerek tüm halka
ayrım yapılmaksızın birlik olma çağrısı yapılmıştır 61. Ancak bu gezi, Arnavutlar arasında beklenen etkiyi gösterememiş ve Arnavutların direnmeye
57
A.AFETİNAN, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Yeni Baskıya Hazırlayan Arı
İnan, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, 416. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de
Siyasal Gelişmeler (1876-1938), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul,2002, s.165.
58
Atatürk’ün Bütün Eserleri (1 Ekim 1920-31 Ocak 1921), Cilt:10, Kaynak Yayınları,
İstanbul, 2003, s.166.
59
Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk I-II, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 1997,
s.208.
60
Cemalettin Savaşkan, Yüzbaşı Cemil’in Anıları: Arnavutluk’tan Sakarya’ya Komitacılık, Kebikeç Yayınları, Ankara, 1966, s.17.
61
Hale Şıvgın, Trablusgarp Savaşı ve 1911-1912 Türk İtalyan İlişkileri, Atatürk Araştırma
Merkezi, Ankara, 2006, s. 16. Üsküp, Priştine ve Manastır’dan sonra 16 Haziran 1911 günü
cuma namazını Kosova Ovası’nda 100 bin kişi ile kılan padişah, ayaklanma sonrası genel af
(200 Arnavut ve 128 Bulgar’ı kapsayan) ilân etmiştir. Ancak burada padişahın buyruğu ile
Sadrazam Hakkı Paşa’nın konuşması Arnavutçaya çevrilemediğinden (Yusuf Hikmet Bayur,
Türk İnkılâbı Tarihi, Cilt:II-Kısım:I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s.38)
halk üzerinde beklenen etki oluşturulamamıştır.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
15
devam etmesi karşısında da Osmanlı Devleti yeni önlemler almaya mecbur
olmuştur.
Meşrutiyet dönemi, Türk egemenliğini sağlamlaştırarak Osmanlı
toplumunun siyasal ve sosyal yapısını güçlendirip devletin bütünlüğünü
sağlamayı amaçlarken Türk olmayan unsurların devletten ayrılma arzularını
kamçılamıştır. Balkan Devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı giriştikleri
ittifaka Arnavutların destek vermesini de bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Balkan Devletleri, Balkan Savaşları öncesi Arnavutluk’un kuzey-güneyi
ile Edirne ve Makedonya üzerinde eş zamanlı isyanlar plânlamaya başlamışlardır. Bu plâna göre Arnavutluk’ta isyanın başlamasıyla kuzeyden Karadağ,
güneyden de Yunanistan kuvvet gönderecek ve eş zamanlı olarak Bulgaristan kuvvetleri de Edirne’ye girecektir. Ayrıca Makedonya’da ki çeteler de
katliam yapacaktır. Osmanlı Devleti’nin bu isyanları bastırmak için harekete
geçmesi halinde de Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ müşterek müdahale
edeceklerdir 62.
Balkan Savaşı yaklaştığında Osmanlı Devleti seferberlik ilân etmiş;
ancak pek çok Arnavut (yaklaşık üçte iki oranında) silah aldıktan sonra orduya katılmak yerine köylerine dönmüştür. Savaş başladıktan sonra ise orduya katılan Arnavutların çoğu savaşmayı bırakmış ve bu sebeple de Osmanlı ordusunun gücü oldukça zayıflamıştır 63. Bu süreçte İsmail Kemal,
Arnavutluk’un bağımsızlığını ilân etmek üzere geldiği Avlonya’da yaptığı
konuşmada Arnavutların Balkan ittifakında çok fazla kuvvetle yer almayarak
kendi topraklarına sahip çıkmak için ülkelerini savunduğunu ifade etmiştir 64.
Bu konuşma, Arnavutların Osmanlı ordusuna karşı oluşturulan Balkan ittifakına az bir kuvvetle de olsa katıldığının itirafı olmuştur. Ancak Balkan
müttefik plânları, başlangıçta Arnavutluktan Osmanlı ordusuna gelebilecek
yardımı önlemeyi içermektedir. Söz konusu plâna göre Yunanistan ve Sırbis-
62
TİTE Arşivi: kutu no: 17, gömlek no: 14, belge no: 14 (EK-1).
Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi Cilt:II, Kısım:II, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1991, s. 328-329.
64
Skendi, The Albanian National Awakening 1878-1912, s. 463.
63
16
HALİL ÖZCAN
tan Türk ordusunu Makedonya’da durduracak ve Arnavutluk’tan gelebilecek
yardımı önleyecekti 65.
Balkan Savaşı sonrası Rumeli’nin elden çıkması ile Sırpların
İşkodra, Yunanlıların da Avlonya üzerine yürümeleri, Arnavutları umutsuz
ve tehlikeli bir durumda bırakmıştır 66. Bu durumun sorumlularının Osmanlı
hâkimiyetinden ayrılmayı düşündükleri için Balkan Savaşı’nda Osmanlı
Devleti ile işbirliği yapmayan Arnavut milliyetçilerinin olduklarını söylemek
mümkündür. Arnavutluk bağımsızlığının lideri İsmail Kemal’in 67 Balkan
Savaşları’nda Avusturya ile işbirliği yapması da bu görüşü doğrular niteliktedir.
“Anavatanın Kurtuluşu Gizli Teşkilâtı”, Arnavutluk’ta ve özellikle
Kosova ve Makedonya’da toplantılar tertip ederek 16 Kasım 1912’de memleketlerinin bağımsızlığı için silaha sarılacaklarını ilân etmiştir 68. Bu duyurudan on gün sonra 26 Kasım 1912 tarihinde İsmail Kemal’in yanında bulunan 27 delege 69 ve Avlonya’da bekleyen 83 delege 70 bir araya gelerek istişarede bulunmuşlardır. Balkan Devletlerinin Arnavut topraklarında sürekli
ilerlemelerini sürdürmeleri üzerine delegeler, İsmail Kemal başkanlığında
olağanüstü bir toplantı yaparak 28 Kasım 1912 71 tarihinde Arnavutluk’un
bağımsızlığını 72 ilân etmişlerdir 73. Bu toplantıda ayrıca geçici bir hükûmet
65
Necdet Hayta, Balkan Savaşları’nın Diplomatik Boyutu ve Londra Büyükelçiler Konferansı (17 Aralık 1912- 11 Ağustos 1913), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2008, s.5.
66
Sönmez, a.g.e., s. 220-221.
67
12 Kasım 1912’de Viyana’da Avusturya dışişleri bakanı ile görüşen İsmail Kemal, bakanın
Arnavutluk’un milli bütünlüğü konusundaki niyetini öğrenmiştir. 18 Kasım 1912’de İsmail
Kemal’in oğlu Ethem, Arnavultuk’un tüm şehirlerine telgraf çekerek delegelerin Avlonya’ya
gönderilmesini istemiştir. 19 Kasım 1912’de Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Draç’taki
yardımcı konsolosa Avusturya’nın Arnavutluk’un bağımsızlığını ve bütünlüğünü destekleyeceğini bildirmiş ve aynı açıklamayı telgraf ile Avlonaya ve Yanya’daki Avusturya konsoloslarına da bildirmiştir (Sönmez, a.g.e., s. 220-221).
68
Bartl, Milli Bağımsızlık Hareketleri Esnâsında Arnavutluk Müslümanları…, s.3
69
Skendi, The Albanian National Awakening 1878-1912, s. 462. Oysa İsmail Kemal’in
yanındaki delege sayısını Bartl, 37 olarak vermiştir (Arnavutluk Müslümanları 1878-1912
s. 314).
70
Arnavutluk’un her tarafından gelen kimi silâhlı Müslüman ve Hıristiyan delegeler (Skendi,
The Albanian National Awakening 1878-1912, s. 463).
71
Bayur (Türk İnkılâbı Tarihi Cilt: II, Kısım: II s. 334) bu tarihi 29 Kasım 1912 olarak
vermektedir.
72
Çelik (İttihatçılar ve Arnavutlar…, s. 488)’e göre orta ve güney Arnavutluk’tan gelen 37
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
17
kurulması, senato seçilmesi ve yabancı ülkelere gönderilmek üzere bir komisyon kurulması kabul edilerek İsmail Kemal’e de geçici hükûmet kurma
yetkisi verilmiştir. Böylece yaklaşık otuz yıl süren Arnavutların millî bilinci
oluşturma çabaları bağımsızlıkla sonuçlanmıştır 74.
Arnavutların bağımsızlık ilânından sonra 17 Aralık 1912 tarihinde
toplanan Londra Konferansı 75 devam ederken Türk ordusu, Arnavut ihtiyat
askeriyle birlikte Hasan Rıza Paşa’nın 76 kumandası altında İşkodra’yı savunmaya devam etmiştir 77. Hasan Rıza Paşa, bir yandan Arnavutluk’u işgal
edenlerle savaşırken diğer yandan da Arnavutluk idaresini kendi ellerine
almak isteyen Arnavut bey ve paşalarıyla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Uzun zaman birçok mahrumiyete katlanarak İşkodra’yı savunan Türk
birliği, sadece İşkodra’yı değil aynı zamanda Adriyatik hâkimiyetini de korumaya çalışmıştır 78. Nihayet İşkodra’da zahire ve mühimmatın tükenmesinden ve Hasan Rıza Paşa’nın 79 30 Ocak 1913 tarihinde 80 şehit edilmesinden
delegenin iştirak ettiği Arnavut Milli Kongresi toplantısı sonucu bağımsızlık ilân edilmiştir.
73
Bağımsızlığın ilânıyla İsmail Kemal’in Başbakan ve Dışişleri Bakanı olduğu geçici hükümet kurulmuştur. Kabine üyelikleri de Müslüman ve Hıristiyanlar arasında eşit olarak paylaşılmıştır (Bartl, a.g.e, s.315).
74
Skendi, The Albanian National Awakening 1878-1912, s. 462
75
Osmanlı Devleti 28 Aralık 1912 tarihli 6. oturumda Arnavutluk’a özerklik vermeyi teklif
eder ancak bu teklif kabul görmez (Hayta, a.g.e., s. 14).
76
Hasan Rıza Paşa, 1871 doğumludur ve Kastamonu’nun Tosya ilçesindendir. Babası Bağdat
Valiliği de yapan Namık Paşa’dır. Hasan Rıza Paşa, 1895 yılında kurmay yüzbaşı olmuş,
1897 yılında Yunan Savaşı’na katılmış, Almanya’da Alman genelkurmayında çeşitli görevler
yapmış, 1903 yılında general olmuş, 1911 yılı temmuzunda önce İşkodra Tümen Kumandanı
sonra Kolordu Kumandanı ve Valisi olmuştur (Çetiner, a.g.e., s. 99-101).
77
H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3.
78
Çetiner, a.g.e., s. 97. Ferik Abdurrahman Nafiz ile Mirliva Kemalettin Paşa İşkodra Müdafaası isminde bir kitap yayımlamıştır. Bu kitaba göre Balkan Savaşları sonucu Rumeli’nin
elden çıkması büyük bir ızdırap iken İşkodra Savunması’nın şan ve şerefi de millete büyük bir
ümit ve teselli olmuştur. Mareşal Fevzi Çakmak Paşa, erkânı harp kaymakamı olarak bir alay
askerle İstanbul’dan İşkodra’ya gitmiştir. Fevzi Paşa söz konusu kitap için anılarını şöyle
açıklamıştır: “Bundan yirmi yıl evvel vatanla her türlü bağları kesilmiş ve çok üstün Sırp ve
Karadağ kuvvetleriyle sarılmış olduğu halde vatanın en uzak kenarında “İşkodra”da bir avuç
Türk askerî ırkına mahsus hamiyet ve kahramanlık göstermiş, hayatını muhafaza eylediği
insanlardan bazılarının ihanetine rağmen kuru topraklardan ibaret siperlerde vatanı altı ay
müdafaa eylemiştir. Başlarında liyakatli ve kahraman bir kumandan olan Şehit Hasan Rıza
Paşa ve İşkodra müdafilerinin yüksek ve yiğit savaşiyle hepimiz iftihar eder, ders ve ibret dolu
olan bu tarihçenin bütün arkadaşlarım tarafından okunmasını da tavsiye ederim.” (H.Milliye
29 Haziran 1934, s. 4).
79
Hasan Rıza Paşa’nın kurmay heyetinde görev almış olan (Korgeneral) Kiramettin Kocaman
18
HALİL ÖZCAN
sonra kumandayı ele alan Esat Paşa 81, Arnavut askerini terhis ederek Türk
askerlerini de vapurlara bindirmiş ve İstanbul’a sevk etmiştir 82. Böylece
Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk ile ilişkisi kesilmiştir. Esat Paşa, 23 Nisan
1913 günü İşkodra’nın anahtarını gölün üzerinde Neptün isimli ahşap bir
teknede yapılan sade bir törenle Karadağ Kralı Nikola’ya teslim etmiştir.
Kesin olarak tespit edilememiş olsa da Esat Paşa’nın Karadağlılardan büyük
bir rüşvet aldığı iddia edilmiştir 83.
Balkan Savaşları sonucu Londra’da yapılan 29 Temmuz 1913 günkü
Elçiler Konferansı’nda da Arnavutluk’un bu tarihten itibaren bağımsız bir
devlet olması kararlaştırılmıştır. Bağımsızlığın ilânıyla Osmanlı Devleti ile
Arnavutluk arasında hiçbir hükümranlık bağının kalmadığı da kabul edilmiştir. Ancak Elçiler Konferansı’nın bu kararı, Osmanlı Devleti’ne resmen bildirilmemiş olduğu için84 Osmanlı Devleti Arnavutluk’un bağımsızlığını tanımamıştır 85.
ve (Orgeneral) Abdürrahman Nafiz Gürman, İşkodra Savunması’nı da içerisine alan 19121913 Balkan Savaşlarını anlatan iki ciltlik eserlerini 1933 yılında yayınlamıştır. Buna göre 30
Ocak 1913 günü Hasan Rıza Paşa, Esat Paşa’nın davetine uyarak kendi evinden 150 m. uzaktaki Esat Paşa’nın evine gitmiş, dönüşte (yaklaşık saat 18.45 sıralarında) iki evin ortasında
karanlıkta üç kişinin saldırısına uğramış ve paşa yaklaşık yedi saat sonra ölmüştür (Çetiner,
a.g.e., s. 93-94). Fahrettin Altay’a göre Hasan Rıza Paşa’yı katleden kişi Esat Toptani’nin
kardeşi Gani’dir ve Gani bir zamanlar İstanbul’da Sultan Abdülhamit’in silahşörleri arasına
alınmış olan şöhret sahibi bir şahıstır (Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912-1922 ve Sonrası,
İnsel Yayınları, İstanbul, 1970, s.11).
80
H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3.
81
II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet öncesi İTC’yi takiple Şemsi Paşa’yı görevlendirdiği sıralarda
İşkodra Vali ve Jandarma Kumandanı olarak görev yapan Esat Paşa Toptani, saraya telgraf
çekerek bu görevin kendisine verilmesini istemiştir (Vlora, a.g.e., s. 232). Ayrıca Esat Paşa,
31 Mart Ayaklanması’ndan sonra meclisin II. Abdülhamit’i tahtan indirmesi kararını götüren
heyetin içerisinde yer almış ve kararı padişahın yüzüne okumuştur (Karal, Osmanlı Tarihi
IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), s. 106-107). Esat Paşa
Toptani, İşkodra’yı el altından Karadağlılara vermek için çalışmalar yürütmüştür. Bu doğrultuda 30 Ocak 1913 günü Hasan Rıza Paşa’yı şehit ettirmiş ve komutanlığı kendi üzerine
almıştır. Karadağ Dışişleri Bakanı ile İşkodra’da görüşmelerde bulunmuştur. İşkodra’yı Karadağ’a vermek için pazarlıklarını sürdüren Esat Toptani, 23 Nisan 1913 günü İşkodra’yı Karadağ’a bırakmıştır (Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi Cilt: II, Kısım: II, s. 338).
82
H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3.
83
Glenny, a.g.e., s. 212.
84
Yasemin Saner Gönen, “Babıâli Arnavutluk’u Neden 9 Yıl Resmen Tanımadı?”, Toplumsal
Tarih Dergisi, Kasım 1999, s. 6.
85
Arnavutluk’un bağımsızlığı ilân edildikten sonra Osmanlı Devleti’nin hazırladığı bir raporda ilginç tespitlere yer verilmiştir. Bu rapora göre gerçekte Arnavutluk’un istiklâli tasdik
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
19
Balkan Savaşı sonrası bağımsızlığını kazanarak Osmanlı Devleti ile
bağlantısını kaybeden Arnavutluk, komşularının işgallerine engel olamamıştır. Sırplar ve Karadağlılar, İşkodra’yı yedi ay boyunca devamlı kuşatmışlardır. Ayrıca Sırp kuvvetleri, Draç, Tiran ve Elbasan’ı da işgale başlamıştır.
Sırp ve Karadağ işgali devam ederken Yunan donanması da Avlonya’yı hayati bir abluka ile tehdit etmeye başlamıştır 86. Londra Konferansı sonucunda
Avrupa Devletlerinin tasdiki ile Sırplar ve Yunanlılar istilâ ettikleri Arnavutluk topraklarının büyük bir kısmını tahliye etmeye başlamışlardır. Bu sırada
İşkodra da Karadağlılar tarafından tahliye edilerek uluslararası askerler tarafından işgal edilmiştir.
Bağımsızlık sürecinde Arnavutluk’un bağımsızlığını sağlayan liderler, içeride iç birliği ve düzeni sağlayamamışlardır 87. Arnavutluk uzunca bir
süre dış destekli iç isyanlarla meşgul olmuş ve İsmail Kemal’in yanı sıra
Esat Paşa’nın da hükûmet kurması sonucu iki başlı yönetim ortaya çıkmıştır.
Esat Paşa ile İsmail Kemal Bey’in ihtilafları, Arnavutluk’u millî birlik etrafında toparlayacak olan siyasî bir görüş ya da ideolojiden ziyade kendilerinin
dayandıkları güçlerin çıkarları doğrultusunda oluşmuştur. Her iki lider işbirliği yaptıkları emperyalist güçler sayesinde iktidar olabildikleri için ülkeleri-
edilse de memleketin büyük bir kısmı düşman eline geçmiştir. Arnavutlar istiklâllerini kazanırken evvela Yanya, İşkodra gibi kendi kalelerini bile müdafaadan kaçınmışlardır. Osmanlı
Devleti’nde Arnavutlar, bağımsız oluncaya kadar hep siyaseten ayrıcalıklı olarak yaşamış,
gerçekte müstakil kalmışlardır. Rapora göre Arnavutların asıl esaretleri şimdi başlamıştır:
“Bir gün nüfusları, lisanları, tesisleri, sermayeleri, şirketleri, kampanyaları, şimendiferleri ve
vatanları istila edilecek, dağları delinecek, bütün kudret ve zenginlik yabancılara gidecektir.
Kendi memleketlerinde yabancılara hizmetkâr olacaklar, ellerinden tüfekleri alınacak, askere
gidecekler, vergi verecekler, dinleri kalmayacak, yalnız ihtimal kalplerinde Osmanlı hatırası
canlanacaktır.” öngörüsünde bulunulmuştur (TİTE Arşivi, kutu no:25, gömlek no:18, belge
no:18, EK-2).
86
H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3.
87
Esat Paşa, Avlonya’da İsmail Kemal Hükümeti iş başında iken Arnavutluk’ta mülki idareyi
kurarak kaymakamlar tayin etmiştir. Arnavutluk’un aydın zümresi Esat Paşa’yı İşkodra’nın
tahliye ve tesliminden dolayı hainlikle itham ederken halk kitlesi onu benimsemiştir. Arnavutluk’ta halkın sevgisini kazanmaya başlayan Esat Paşa’nın bu hareketi, Avlonya Hükümeti’nin
nüfuzunu zayıflattığından Avusturya ve İtalya aracılığıyla Esat Paşa’ya Avlonya Hükümeti’nde dâhiliye nezareti teklif edilmiştir (H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3). Esat Paşa, memleketin inzibat ve asayişini kendi elinde tutarak mevkiini kuvvetlendirmesine yarayacak olan bu
görevi memnuniyetle kabul etmiştir.
20
HALİL ÖZCAN
nin tam bağımsızlığını temin etmek yerine 88 bu güçlerin beklentilerini yerine
getirmeye gayret etmişlerdir. Arnavutluk iç istikrarını sağlamakla uğraşırken
Yunanistan, bu dönemde yaptığı mezalim ile Arnavutların kin ve nefretlerini
kazanmıştır.
Kuzey Epir komitecileri, Londra Konferansı’nda Arnavutluk’a verilen Görice havalisini Zograkos başkanlığı altında ilân ettikleri muhtar Epir
Hükûmeti hâkimiyetine geçirmek için çaba sarf etmeye başlamışlardır.
Epir’de otonom bir hükûmet kurulmasından sonra Yunan ordusu, 1 Mart
1914’te Görice’yi (Korcha’yı) büyük güçlerin isteği ile boşaltmış ancak
önemli bir askerî unsuru hastahanelerde tedavi gördüğü gerekçesiyle bırakmayı başarmıştır. Daha sonra hasta bırakılan askerler, Yunan çıkarları doğrultusunda şeytanca kullanılmıştır. Yunan ikiyüzlülüğünün melek koruyuculuğunu yapan Görice papazları, hastahanelerde moral vermek bahanesiyle
askerleri ziyaret ederek katliam konusunda onlara telkinde bulunmuştur. 11
Nisan 1914 gece yarısına doğru bu hasta Yunan askerleri 89 ile Yunan ordusundan kaçanlar ve yerli Ortodoks ahaliden oluşan Epir Komitacıları, kendilerine yetki verilmiş subayların kumandaları altında her tarafı ateşe vermiş,
silahsız bulduğu ahaliyi kadın, çocuk ve ihtiyar gözetmeksizin süngüden
geçirmiş, köyleri ve camiler içinde topladıkları insanları topluca yakmışlardır 90. Dört gün süren bu kıyam ile Görice kan gölüne çevrilerek kısa bir sürede kamu binaları ele geçirilmişlerdir 91. Bütün bunların sonucunda 8 bin
insan öldürülmüş, yaklaşık 60 ila 100 bin insan evsiz kalmış ve 12 bin ev
yakılmıştır. Buradan kaçan insanların bir kısmı, Arnavutluk’ta işgal edilmemiş Valona (Avlonya) çevresine yerleştirilirken 92 diğer bir kısmı da Türki-
88
Esat Paşa, ülke dâhilinde halkın din duygularını ve Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını dikkate alarak destek toplamaya çalışırken dışarıda da büyük devletlerin çıkarlarına göre işbirliğine
gitmiştir. İsmail Kemal Bey ise içeride aydın kesimin desteğini alırken dışarıdan İngiltere ve
Avusturya’nın desteğini temin etmeye önem vermiştir.
89
Lou Giaffo, ALBANIA: Eye Of The Balkan Vortex, Xlibris Corporation, United States Of
America, 1999, s. 336-337.
90
H.Milliye, 30 Mayıs 1926, s.3 (EK-3).
91
Bu olay, 1914 ve 1915 yıllarında Görice, Tepelena ve Berat çevrelerinde geniş bir şekilde
yürütülecek olan sistematik Yunan zulmünün başlangıcı olmuştur (Giaffo, a.g.e., s. 336-337.).
92
Giaffo, a.g.e., s. 336-337.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
21
ye’ye sığınmak mecburiyetinde kalmıştır 93. Yunanistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Balkanlarda özellikle de Makedonya’da sistemli olarak kilise yardımıyla oluşturulan çeteler vasıtasıyla diğer milletlere de katliam uygulamıştır. Sonra da Yunanistan, bu katliam siyasetiyle metotlarını Ege Adalarına ve Anadolu’ya taşımıştır 94.
Londra Anlaşması imzalandıktan sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Sir
Edward Grey, Fransa’ya adalar meselesini güney Arnavutluk meselesinin
çözümü için kullanmayı önermiştir. Buna göre Çanakkale Boğazı’nın hemen
ağzında bulunan Gökçeada ile Bozcaada Osmanlı Devleti’ne geri verilecektir. Yunanistan’ın güney Arnavutluk sınırını boşaltmasına karşılık olarak da
diğer adalar Yunanistan’a bırakılacaktır. Bu teklifin altı büyük devletin yapacağı gizli görüşmeden sonra Osmanlı Devleti’ne duyurulması kararlaştırılmıştır. Ancak Paris’in ünlü “Le Temps” gazetesi, İngiliz plânını ele geçirerek yayımlamıştır. Bu plâna hem Osmanlı Devleti’nin Sadrazamı Tevfik
Paşa hem de Londra, Berlin, Paris, Roma, Viyana ve Petersburg büyükelçileri tepki göstererek plânı önlemeye çalışmışlardır. Ancak bu konuda başarılı
olamamışlardır 95.
Bir süre sonra altı büyük devlet, İngiltere’nin adalar meselesini, güney Arnavutluk meselesinin çözümünde kullanma plânında mutabık kalmıştır. Buna göre 13 Şubat 1914’de Ege Adalarının Yunanistan’a verilmesine
karşılık olarak Yunanistan’ın güney Arnavutluk’tan çekilmesi gerektiği kararı açıklanmıştır. 14 Şubat 1914’de de Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adaları
dışındaki Ege Adalarının Yunanistan’a bırakıldığı kararı Babıâli’ye bir nota
ile bildirilmiştir. Babıâli, 15 Şubat 1914 tarihinde bu karara itiraz etmiş an-
93
H.Milliye, 21 TS 1923, s.1,3, A.Y.Gün, 21 TS 1923, s. 1-2.
Yunanistan’ın Anadolu’da yaptıkları mezalim için bakınız. Mustafa Turan, Yunan Mezalimi İzmir, Aydın, Manisa, Denizli 1919-1923, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2006 ve
Zekeriya Türkmen, Belgelerle Yunan Mezalimi, Ocak Yayınları, Ankara, 2000.
95
Balkanlar’da Yunan Mezâlimi (BYM) I, Arşiv Belgelerinde Göre Balkanlar’da ve
Anadolu’da Yunan Mezâlimi, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı
Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu:22, Ankara, 1995, s.39-40.
94
22
HALİL ÖZCAN
cak bir sonuç alamamıştır. Hemen devamında da I. Dünya Savaşı başlamış
olduğu için Ege Adaları İtalya ile Yunanistan’ın elinde kalmıştır 96.
Böylece Yunanistan’ın güney Arnavutluk topraklarından Saranda ile
Enver Hoca’nın doğum yeri olan Ergiri (Gjirokastra)’den çekilmesine karşılık olarak Limni, Midilli, Sakız ve Sisam gibi Ege Adaları Türkiye’den kopartılmıştır 97. Londra’da Büyükelçiler Konferansı’nda Arnavutluk’un bağımsızlığı kesinleştikten sonra Ren Prusya’sında küçük bir prensliğin başında bulunan Prens Dö Vid’in kardeşi Giyom-Frederik-Hanri dö Vid Arnavutluk’a kral olarak tayin edilmiştir. Prens, Protestandır ve Romanya kraliçesinin yeğenidir 98. Prens Vid, yaklaşık altı ay Arnavutluk tahtında kalmıştır. I.
Dünya Savaşı çıktığında Prens Vid’in ülkeyi terk etmesiyle Arnavutluk,
hukukî anlamda kendisini temsil edecek güçten yoksun kalmıştır. Ayrıca
Arnavutluk’ta otorite boşluğu ile dış destekli iç isyan ve kargaşalar çıkmıştır.
Arnavutluk, iç sorunları ile uğraşırken Yunanistan’ın ve Sırbistan’ın işgallerine karşı koyacak gücü bulamamıştır. Bu güçsüzlük Arnavutluk’u paylaşım
anlaşmalarının konusu haline getirmiştir. Gelinen süreçte Arnavutluk’un
kaderi büyük güçlerin plânlarına ve değişen çıkarlarına terk edilmiştir.
I. Dünya Savaşı’nda Arnavutluk toprakları da tıpkı Türk toprakları
gibi İtilâf Devletleri tarafından Yunanistan ve İtalya’yı kendi saflarına çeke96
A.g.e., s. 39-40.
Bilâl N. Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri, Büyükelçilik Anıları (1985-1988), Asam
Yayınları, Ankara, 2001, s.15.
98
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 15. Her ne kadar artık Osmanlı Devleti’nin
Arnavutluk konusunda bir yaptırımı kalmamış gözükse de 1914 yılı başlarında eski Osmanlı
Harbiye Nazırlarından Ahmet İzzet Paşa’nın Arnavutluk tahtına aday olduğu söylentisi ortaya
çıkmıştır. Avusturya bu durumdan rahatsız olunca da Osmanlı Hükümeti, bunu yalanlamak
zorunda kalmıştır. Prens Vid, 7 Mart 1914 günü Birinci Giyom adı ile Arnavutluk tahtına
çıkmıştır. Ancak başta Esat Paşa olmak üzere muhalif güçler Arnavutluk’un başına Osmanlı
soyundan bir prensin getirilmesi için ayaklanma çıkarmıştır (Çetiner,a.g.e., s. 13). Arnavutluk
Krallığı konusu büyük devletlerin gündemini işgal etmeye I. Dünya Savaşı sonrasında devam
etmiştir. Arnavutluk’ta krallık ilân edileceği ve krallık için de en güçlü adayın İngiltere’de
eğitim görmüş ve İtalyan bir kadın ile evli olan Prens Seyit olduğu İtalyan gazetelerinde
yazılmıştır (Vakit, 22 Ağustos 1920, s.1). Ayrıca, Arnavutluk tahtına kral olarak Romanya
Prenslerinden Nikola’nın geleceği de iddia edilmiştir (H.Milliye, 2 Ağustos 1923, s. 4). 4 ve
13 Temmuz 1923 tarihli belgelerde yer alan bilgiye göre son Osmanlı Padişahı Vahidettin’in
Arnavutluk kralı olması için İngiltere ve İtalya arasında iki kez görüşme yapılmıştır (TİTE
Arşivi, kutu no:52, gömlek no:75, belge no:75, TİTE Arşivi, kutu no:41, gömlek no:185,
belge no:185).
97
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
23
bilmek için pazarlık konusu yapılmıştır. 26 Nisan 1915 tarihli Londra (gizli)
Anlaşması’nda İtilâf Devletleri, İtalya’yı yanlarına çekebilmek için Arnavutluk ve Osmanlı topraklarından pay vermişlerdir 99. Londra Gizli Anlaşması
ile İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında alınan kararlar, dünya savaşı
sonunda taraflar arasında anlaşmalarda uygulanacak maddeler olarak belirlenmiştir. Anlaşmanın üç maddesi (5,6,7) doğrudan İtalya’nın Arnavutluk’ta
ilhak iddialarını ve İtilâf Devletlerinin Arnavutluk ile ilgili plânlarını içermiştir 100.
I. Dünya Savaşı’na kadar bir türlü siyasî ve askerî birliğini kuramayan ve Osmanlı koruyuculuğundan da mahrum kalan Arnavutluk 101 kaçınılmaz olarak işgallerle karşı karşıya kalmıştır. Savaş başladığında Kral
William Vid, Arnavutluk’un tarafsızlığını ilân etmiş, Esat Paşa ise hukukî
temsil yetkisi tartışılsa da I. Dünya Savaşı 102 başladığında İtilâf Devletlerine
yaklaşarak Türkiye, Almanya ve Avusturya-Macaristan’a savaş kararını
açıklamıştır. Ancak Esat Paşa tarafından İtilâf Devletlerinin yanında savaşa
sokulan Arnavutluk bunun karşılığı hiçbir yasal güvence alamamıştır. Savaş
süresince Arnavutluk, hem sınır komşularınca hem de Avusturya ve Fransa
tarafından işgal edilerek toprakları büyük ölçüde yıkıma maruz kalmıştır.
Arnavutluk’un bağımsızlık sürecine İtalya ve AvusturyaMacaristan’ın Adriyatik’e hâkim olabilmek ve büyük Sırbistan’ın kurulmasını engellemek için verdikleri destek ile şark meselesinin önemli bir etkisi
vardır. Dolaysıyla Arnavutluk’un bağımsızlığını Arnavut liderler büyük dev99
Giaffo, a.g.e., s. 1999:377-378. Londra Gizli Anlaşması sadece Arnavutluk’u kurban etmekle kalmamakta aynı zamanda da Osmanlı Devleti’nin bölüşülmesini içermektedir. Anlaşmanın 8. maddesi ile On İki Ada İtalya’ya verilmekte, 9. maddesi ile Antalya’ya bitişik Akdeniz bölgesi İtalya’ya bırakılmaktadır. Bunlara ilave olarak anlaşmanın 10. maddesi ile
Libya’da padişaha ait hak ve imtiyazlar da İtalya’ya terk edilmektedir (Karal, Osmanlı Tarihi
IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), s. 543-544).
100
Akademıa e Shkencave e Shqıpërısë, Historia e Popullit Sqiptar III (A.S.S. III), Tiran,
2007, s. 78-79.
101
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s.16
102
Arnavutluk coğrafî konumu nedeniyle hemen savaşın içerisine çekilmiş, İtalya Adriyatik’in karşı kıyısındaki Avlonya’yı işgal etmiştir. Yunanistan Arnavutluk’a güneyden girerken
1915 yılında Avusturyalılardan kaçan Sırp ordusu Arnavutluk’a girmiştir. Sırplılar ve Yunanlılar Arnavutluk’u paylaşmak amacıyla gizli görüşmeler yapmışlardır (MacMillan, a.g.e., s.
353).
24
HALİL ÖZCAN
letlerin destekleriyle gerçekleştirebilmiştir. Oysa Türkiye’nin İstiklâl Mücadelesi bambaşka bir seyir izleyerek içerideki millî güçler etkin kılnmış ve
“Ya istiklâl, ya ölüm!” parolasıyla tam bağımsızlık mücadelesine başlanılmıştır. Arnavutluk ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde izledikleri bu
farklı yöntem iki ülkenin kuruluşu sürecinde rejimleriyle dış poltikalarını
tespit etmede ana belirleyici olacaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM
BAĞIMSIZLIK
SÜREÇLERİNDE
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİ
I. OSMANLI DEVLETİ-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
(1912-1922)
Arnavutlar, 1912 yılı ilkbaharında genel bir ayaklanmaya kalkışmışlar ve Arnavutların “otonom” olma isteği Osmanlı Devleti tarafından 4 Eylül
1912’de kabul edilmiştir 103. Ancak Arnavutluk’a muhtariyet (otonom) verilmesi, Arnavutluk’un Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını engelleyememiştir.
3 Ekim 1912 tarihinde başlayan I. Balkan Savaşı’nın mütareke görüşmeleri
başladığı sıralarda 28 Kasım 1912 tarihinde Arnavutluk’un bağımsızlığını
ilân eden İsmail Kemal, Arnavutluk’un Balkan Savaşlarında tarafsız kalacağını büyük devletlere bildirmiştir 104.
Londra’da 16 ve 17 Aralık 1912 tarihlerinde iki konferans toplanmıştır. Birinci Konferans, Balkan Savaşı’na katılan Osmanlı Devleti, Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan üyelerinden oluşan “Savaşan Devletler Konferansı”dır. İkincisi ise İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, İtalya ve Rusya büyükelçilerinden oluşan “Elçiler Konferansı”dır. Elçiler Konferansı’nın 20 Aralık 1912 tarihli toplantısında padişahın
egemenliği, altı devletin garantisi ve gözetimi altında olmak koşuluyla Arnavutluk’un özerkliği kabul edilmiştir. Bu karardan sonra Savaşan Devletler
Konferansı’nın 28 Aralık 1912 günkü oturumunda Arnavutluk’un Osmanlı
hanedanından bir prens tarafından yönetilmek koşuluyla özerk bir yapıya
kavuşturulması yer alsa da görüşmeler sırasında Osmanlı tarafı, Arnavutluk
hakkında büyük devletlerin görüşlerine uyacağını bildirmiştir 105 .
Londra’da Arnavutluk meselesiyle ilgili müzakereler devam ederken
Osmanlı Garp Ordusu Kumandanlığı, Arnavutluk’un bağımsızlığını ilân
103
İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1991, s. 387.
Gönen, “Babıâli Arnavutluk’u Neden 9 Yıl Resmen Tanımadı?”, s. 4. Skendi, The
Albanian National Awakening 1878-1912, s. 463.
105
Gönen, a.g.m., s. 4-5.
104
28
HALİL ÖZCAN
etmesiyle memurların ve ahalinin tereddütte kalmasının belirsizliğe yol açtığını ifade etmiş ve nasıl bir yol izleneceğini İstanbul’a sormak mecburiyetinde kalmıştır. Garp Ordusu Kumandanlığının sorusuna Meclis-i Vükela, 22
Aralık 1912’de “Arnavutluk’a muhtariyet-i idare verilmesi esasen mukarer”
olduğundan barış anlaşmasına kadar mülkî ve askerî memurların eskisi gibi
görevlerine devam etmeleri gerektiğini belirten bir cevap vermiştir.
Osmanlı Hükûmeti, 29 Ocak 1913 günü bir telgrafla Arnavutluk’un
muhtariyetini tanıdığını ifade ederek Arnavut bayrağı ile Osmanlı bayrağının
birlikte çekilmesinin uygun olacağını bildirmiştir. Ancak Arnavutluk
Hükûmeti bunu ciddiye almamıştır 106. Hatta Sadrazamlık tarafından İsmail
Kemal Bey’e çekilen telgrafta süren savaşın (II. Balkan Savaşı) Arnavutluk’un ve Osmanlı Hükûmeti’nin çıkarlarına uygun olarak son bulması için
Osmanlı askerilerine yardım ve destek sağlanması istenmiştir 107. Ancak İsmail Kemal Bey tarafından Osmanlı Devleti’nin bu isteği de yerine getirilmemiştir.
Londra’da Savaşan Devletler Konferansı’nın 30 Mayıs 1913 tarihinde imzaladığı barış anlaşmasının 3. maddesine göre Osmanlı Devleti ve diğer Balkan Devletleri Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi ve diğer tüm işlerinin çözümlenmesini altı büyük devlete bırakmıştır. Londra’da devam eden
müzakereler sonucunda Elçiler Konferansı 29 Temmuz 1913’te Arnavutluk
hakkındaki kesin kararını açıklamıştır. Buna göre Arnavutluk’un bu tarihten
itibaren bağımsız bir devlet sayılması ile altı devletin kontrolü ve garantisi
altında tarafsız olması kararlaştırılmıştır. Ayrıca on yıl boyunca altı devletin
birer delegesi ile Arnavut bir delegeden oluşacak yedi kişilik uluslararası bir
komisyon tarafından ülkenin yönetilmesi benimsenmiştir. Bunlara ilave olarak yedi kişilik komisyonun tüm yönetim işlerini ve kamu maliyesini kontrol
etmesi benimsenmiş ve devletin başına da komisyonu oluşturan devletlerce
bir prens seçilmesi kararlaştırılmıştır. Bundan başka Osmanlı Devleti ile
Arnavutluk arasında hiçbir hükümranlık bağının kalmadığı da kabul edilmiş106
Süleyman Külçe, Firzovik Toplantısı ve Meşrutiyet, Ticaret Basımevi, İzmir, 1944, s. 433.
Gönen, a.g.m., s. 5.
107
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
29
tir. Ancak Elçiler Konferansı’nın bu kararı, Osmanlı Devleti’ne resmen bildirilmemiştir 108. Dolaysıyla da Osmanlı Devleti Arnavutluk’un bağımsızlığını tanımamıştır. Yaklaşık on yıllık süreçte Arnavutluk’un nüfusunun çoğunluğunun Müslüman oluşu ve 500 yıllık müşterek tarihi dışında Osmanlı Devletiyle hiçbir bağı kalmamıştır 109.
İsviçre Hükûmeti, Mart 1922’de Babıâli’ye bir nota göndererek Osmanlı Devleti’nin de üye olduğu Evrensel Posta Birliği sözleşmelerine Arnavutluk’un da katılma isteğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti Meclis-i Vükela’sının 13 Ağustos 1922 tarihli toplantısında Arnavutluk’un Evrensel Posta
Birliğine katılması uygun görülmüştür. Ayrıca Arnavutluk Hükûmeti’nin 26
Haziran 1922 tarihli Konsolosluk Sözleşmesi, Osmanlı Devleti Hariciye
Nazırı tarafından 26 Ağustos 1922’de imzalanmış ve böylece Osmanlı Devleti Arnavutluk’un bağımsız bir devlet olduğunu tasdik etmiştir 110.
Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk’u yaklaşık 10 senelik bir gecikmeyle bağımsız bir devlet olarak tanımasının sebebi Londra Elçiler Konferansı
kararının kendisine bildirilmemesidir. Ayrıca Arnavutluk’un bağımsızlığını
ilân ettiği süreçte Osmanlı Devleti’nin II. Balkan ve I. Dünya Savaşları ile
savaş sonrası işgal ve isyanlarla meşgul olması, Arnavutluk ile ilgilenememesine sebep olmuştur. Osmanlı Devleti ile Arnavutluk arasındaki resmi
ilişkinin kopuk olduğu bu süreçte her iki ülke de içeride ve dışarıda ciddi
sorunlarla uğraşmak mecburiyetinde kalmıştır.
108
Osmanlı Devleti, yeni durumda Arnavutluk’u tanımadığından iki ülke arasında çekilen
telgrafların ücretlerinin taksimi sorun olmuştur. Osmanlı Hariciye Nazırlığı Arnavutluk’un 11
Ağustos 1913 tarihinde kurulduğundan bu tarihin kabul edilmesi gerektiğini 10 Haziran 1914
günü sadrazamlığa bildirmiştir. 11 Ağustos 1913 gününün kabul edilmesinin sebebini de
Babıâli Hukuk Müşavirliği Arnavutluk’un altı büyük devletin 29 Temmuz 1913 tarihli kararıyla ihdâs olunsa da Osmanlı Hariciye Nezaretince bu durumun 11 Ağustos 1913 günü öğrenilmesi olarak açıklamıştır. 11 Ağustos 1913 tarihi bundan sonraki yazışma işlemlerinde
zımmen Arnavutluk’un istiklâlinin tanındığı tarih olmuştur. Tüm bunlara rağmen iki devlet
arasında resmi ilişki kurulmadığı için Arnavutluk Hükümeti’nin tasdik ettiği evrak Babıâli
tarafından geçerli sayılmamıştır. Buna en tipik örnek Arnavutluk Ergiri Şer’iye Mahkemesinden Arnavut Hükümeti adına düzenlenen hüccetin (vesika) üzerindeki mahkeme imza ve
mühürleri Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı tarafından tasdik edildiği halde Arnavutluk Hükümeti’nin tanınmamış olduğu gerekçesiyle Babıâli Hukuk Müşavirliğince 19 Ağustos 1920
tarihinde geçerli sayılmaması gösterilebilir (Gönen, a.g.m., s. 6).
109
Bartl, , Milli Bağımsızlık Hareketleri Esnâsında Arnavutluk Müslümanları…, s. 315.
HALİL ÖZCAN
30
Osmanlı Devleti’nden en son ayrılan Arnavutluk’un bağımsızlık süreci oldukça sancılı geçmiştir. Arnavutluk, 1912 senesinde bağımsızlığını
kazandıktan sonra kendi iç birliğini ve istikrarını sağlayamadığı için işgallere
maruz kalmış ve diğer Balkan Devletleriyle savaşmaya devam etmiştir. Osmanlı Devleti, Arnavutluk bağımsızlığını ilân ettiğinde bunu tanımak yerine
ortak savunma yapabilmek için girişimlerde bulunmuşsa da bir netice alamamıştır. Bağımsızlığı kazanmasından sonraki süreçte Osmanlı Devleti ile
Arnavutluk arasında sınır kalmadığı için I. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında
her iki devletin birbirine yardım etmesi ya da düşmanlığı söz konusu olmamıştır. Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanmasından sonra Türkiye’de birçok Arnavut kökenli vatandaş, Arnavutluk’ta da birçok Türk kökenli vatandaş kalmıştır. Türkiye’de kalan Arnavutlar’ın ve Arnavutluk’ta kalan Türkler’in iki ülke arasındaki ilişkileri sürdürmelerine rağmen Osmanlı Devleti
Arnavutluk’u resmen tanımadığı için siyasî ilişkiler kurulamamıştır. Osmanlı
Devleti ile Arnavutluk arasında kurulamayan ilişkiler TBMM döneminde
kurulmaya başlamıştır.
110
Gönen, a.g.m., s. 6-7.
II. I. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA
TÜRKİYE VE ARNAVUTLUK
A. I. Dünya Savaşı Sonrası Türkiye’de ve Arnavutluk’ta İşgaller
I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Osmanlı Devleti, İtilâf
Devletleri ile 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştır.
Ancak imzalanan mütareke, Osmanlı Devleti’nin topraklarını İtilâf Devletlerinin işgalinden kurtaramamıştır. I. Dünya Savaşı sırasında imzalanan gizli
anlaşmalarla Osmanlı Devleti ile birlikte paylaşılması öngörülen Arnavutluk
da hiçbir İtilâf Devleti ile savaşmadığı halde işgallere maruz kalmıştır. Hatta
Arnavutluk’taki bu işgaller, savaş sonrasında kalıcı hale gelme tehlikesi göstermiştir.
Mondros Mütarekesi imzalandıktan hemen sonra İngiltere, Musul,
Batum, Çukurova, Ardahan, Kars, Antep, Maraş, Urfa, Konya istasyonu,
Bilecik, Samsun ve Merzifon’u işgal etmiştir. Ayrıca, Güney ve Güneydoğu
Anadolu’da bulunan bazı yerler de İngiliz ve Fransız kuvvetlerince işgal
edilmiştir. İngiltere, Çukurova’yı, İskenderun’u, Dörtyol’u, Mersin’i, Adana’yı ve Pozantı’yı da Ermeni destekli Fransız kuvvetlerinin işgaline terk
etmiştir. İngiltere, Fransa ile yaptığı Suriye İtilâfnâmesi gereğince Çukurova
dışında Antep, Maraş ve Urfa’yı da içerisine alan bazı yerleri Fransa’nın
işgal etmesine izin vermiştir 111. Anadolu’da işgaller 1919 yılında da sürmüş,
Yunanistan, İzmir’i ve Batı Anadolu’yu, İtalya da Antalya’yı, Konya istasyonunu, Burdur’u ve Isparta’yı işgal etmiştir 112. Mondros Mütarekesi’nden
hemen sonra yapılan bu işgaller, savaş sırasında ordu gücü ile ele geçirilemeyen Anadolu topraklarını daha sonra yapılacak olan barış müzakerelerinde diplomatik manevralarla elde edebilmek için yapılmıştır.
111
Mustafa Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları 30 Ekim 1918-24 Temmuz
1923, Siyasal Kitabevi, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara, 2005, s.38-39.
112
Turan, a.g.e., s.39-42.
32
HALİL ÖZCAN
Savaş sonrasında Arnavutluk topraklarındaki işgallerin devam etmesinin sebebi de barış görüşmelerinde işgalci güçlerin bu topraklarda hak iddia edebilmesini sağlamaktır. İşgalci güçler, Arnavutluk’tan daha fazla toprak alabilmek için Avusturya’nın savaştan mağlup çıkması sonucu boşalttığı
kuzey Arnavutluk toprakları için birbirleriyle kıyasıya mücadele etmişlerdir.
Önce Avusturya’nın boşalttığı kuzey Arnavutluk İtalya ve Sırp birlikleri
tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Güney Arnavutluk’u da işgal etmiş
olan İtalya’nın kuzey Arnavutluk’a kadar ilerleyerek nüfuzunu hemen hemen tüm Arnavutluk’a yayma imkânına kavuşmuş olması Sırbistan’ı tedirgin etmiştir 113.
Sırbistan’ın tepkisi üzerine İtalya, Yunanistan ile Arnavutluk’un
paylaşılması konusunda anlaşmıştır. Bu anlaşmaya göre İtalya, Yunanistan’ın Batı Trakya ve kuzey Epir’deki haklarını tanıyacak, Yunanistan ise
İtalya’nın Arnavutluk üzerindeki himaye hakkını ve Avlonya’yı ilhâk etmesini destekleyecektir. İtalya ve Yunanistan arasındaki bu anlaşmaya Sırbistan
ve Arnavutluk tepki göstermiştir 114. Mütarekeyi takiben Sırp tepkisi işgale
dönüşmüş, İşkodra’ya giren bir Sırp taburu birkaç gün kaldıktan sonra burayı
terk etmiş ve İşkodra, (10 kilometrelik bir alan içerisinde) İtilâf Devletleri
adına bir Fransız müfrezesi tarafından işgal edilmiştir 115.
Arnavutluk halkı, İtalya işgali altında silahlı mücadele verilemeyeceğini düşünerek millî varlığını kendisi korumak için çareler aramaya başlamıştır. Arnavutların bu arayışlarından rahatsız olan İtalya, Arnavut halkının siyasal hareketini denetim altında tutabilmek için Arnavut ulusal meclisinin toplanmasına izin vermiştir 116. İtalya’nın denetimi altında 25 Aralık
1918 günü 50 temsilci ile Draç’ta (Durres) 117 toplanan kongrede eski Başvekil Turhan Paşa riyaseti altında bir kabine teşkil edilmiştir. Bu yeni kabine,
113
H.Milliye 6 Haziran 1926, s.3.
Sina Akşin, Melek Fırat, “İki Savaş Arası Dönemde Balkanlar” Balkanlar, Ortadoğu ve
Balkan İncelemeleri Vakfı Yayınları, İstanbul, 1993, s.109.
115
H.Milliye 6 Haziran 1926, s.3.
116
Akşin ve Fırat, s.109.
117
Owen Pearson, Albania and King Zog: Independence, Republic and Monarchy 19081939, The Center of Albanian Studies In Association with I B Tauris&Co Ltd., Newyork,
114
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
33
Arnavutluk’un toprak bütünlüğünü korumayı kendisine esas amaç olarak
belirlemiş olmakla birlikte ülkenin toprak bütünlüğünün korunması için gerekirse İtalya’nın himayesini veya İtalyan bir prensin ülkeyi yönetmesini
kararlaştırmıştır 118. Turhan Paşa Kabinesi ayrıca Arnavutluk davasını Paris
Konferansı nezdinde savunması için bir heyet görevlendirmiştir 119. Aynı
dönemde millî kongre kararlarını tanımayan Esat Paşa 120 da kendiliğinden
yola çıkarak Paris’e gitmiştir 121.
I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye ve Arnavutluk benzer kaderi paylaşmış olmasına rağmen her iki ülkenin takip ettikleri çözüm
yolları birbirinden faklı olmuştur. Arnavutluk, işgallerden kurtulabilmek için
İtalya nüfuzu altında millî bir kongre toplarken Türk Millî Mücadelesi’nin
lideri Mustafa Kemal Paşa, daha Samsun’a çıkarken tam bağımsızlık esasına
dayalı millî bir devlet kurmayı kendisine amaç edinmiştir. Arnavut liderler,
1912 senesindeki bağımsızlık sürecinde olduğu gibi, I. Dünya Savaşı sonrasında da ülkelerinin tam bağımsızlığını sağlamayı amaç edinmemişlerdir.
Bunun yanı sıra Arnavutluk içerisindeki iki başlı yönetim Paris’e taşınmış,
millî kongrenin belirlediği Başbakan Turhan Paşa’dan ayrı olarak kendi kurduğu hükûmetin başkanlığını yürüten ve temsil yetkisi tartışmalı olan Esat
Paşa da kendiliğinden konferansa katılmak için Paris’e gitmiştir. Bu iki başlı
temsil meselesi konferans görüşmelerinde Arnavutluk’un hak ve taleplerinin
yeterince dile getirilememesine sebep olmuştur.
2004, s.117.
118
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 109.
119
H.Milliye 6 Haziran 1926, s.3.
120
Esat Paşa Toptani, 30 Ocak 1913 günü Hasan Rıza Paşa’yı şehit ettirmiş ve 23 Nisan 1913
günü İşkodra’yı Karadağ’a bırakmıştır (Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, Cilt:II-Kısım:I, s. 9192). Esat Paşa, Avlonya’da İsmail Kemal Hükümeti iş başındayken Arnavutluk’ta mülki
idareyi kurarak kaymakamlar tayin etmiştir. Esat Paşa, ülke dâhilinde halkın din duygularını
ve Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını dikkate alarak destek toplamaya çalışmıştır. Ayrıca Esat
Paşa, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası kendi kabinesinin varlığını devam ettirmiş, bu durum
Arnavutluk’un milli birliğinin sağlanamamasının sebeplerinden birisi olmuştur.
121
MacMillan, Paris 1919: 1919 Paris Barış Konferansı…, s. 354.
34
HALİL ÖZCAN
B. I. Dünya Savaşı Sonrası Müzakerelerde Türkiye ve Arnavutluk
I. Dünya Savaşı sonrası meydana gelen durumu tespit etmek ve savaştan mağlup olarak çıkan devletlerle barış görüşmelerini yapmak üzere 18
Ocak 1919 günü Paris Barış Konferansı toplanmıştır. Otuz iki devlet temsilcisinin katılımıyla toplanan konferansın kararlarına Amerika, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalya devletlerinin başbakan ve dışişleri bakanlarından oluşan “Onlar Konseyi” hâkim olmuştur 122. Onlar Konseyi’nin amacı bu konferansta savaş sonrası İtilâf Devletlerinin işgallerini meşru kılabilmektir. Ancak konferans görüşmeleri ilerledikçe galip devletlerin rekabet ve menfaat
çatışmaları çok belirgin hale gelmiştir.
Paris’te en belirgin anlaşmazlık, İtalya ile müttefikleri arasında yaşanmıştır. İngiltere 123, 1917 (St. Jean de Maurienne) anlaşmasıyla İtalya’ya
verilmesi kararlaştırılan yerleri Rusya’nın onayı şartını ileri sürerek vermekten vazgeçmiş ve emperyalist çıkarları için Yunanistan’ı 124 kullanmak istemiştir 125. Konferansa katılan ABD Başkanı Wilson’un 126 İtalya’ya karşı
olumsuz tavırları dikkat çekmiştir. Buna ilave olarak Fransa, Akdeniz’de
İtalya ile egemenlik rekabeti içerisine girmiştir. Bütün bu sebeplerle de müttefikler, İtalya’ya verilmesi öngörülen bazı yerleri Yunanistan’a vermiştir.
122
Onlar Konseyi’nin yerini devam eden süreçte birinci delegelerden oluşan Beşler Meclisi
almış, Japonya’nın dışarıda kalmasından sonra da bu meclis Dörtler Meclisi adını almıştır
(Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (Cilt 1-2: 1914-1995), Alkım Yayınevi, İstanbul,
2007, s. 145-146).
123
L.George ve Venizelos birbirlerini 1912 yılından itibaren tanımış ve sevmiştir. L.George,
savaş sonrası Venizelos’un kendisine birlikte Yunanistan Kralı Konstantin’i devirme plânı
teklif ettiğini iddia etmiştir (MacMillan, a.g.e., s. 349). Fransa ve İtalya’nın Akdeniz’de kendisine rakip olabileceğini düşünen İngiltere, sözünü her şartta dinleyebilecek müttefik olarak
Yunanistan’ı desteklemiştir. Bu destekte Llyod George’nun Yunanistan ve Venizelos’a duyduğu hayranlık da etkili olmuştur (MacMillan, a.g.e., s. 349-350).
124
Savaş sonrası İngiltere’nin Akdeniz’in doğusunda dolaşan gemilerinin güvenliğini sağlayacak yeni bir ortağa ihtiyacı olmuştur (MacMillan, a.g.e., s. 346).
125
Mevlüt Çelebi, Millî Mücadele Döneminde Türk-İtalyan İlişkileri, Atatürk Araştırma
Merkezi, Ankara, 2002, s. 42-43.
126
Konferansa katılan ABD Başkanı Wilson için amaç milletlerarası ilişkilerde barışı devamlı
koruyacak olan Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıdır. İngiltere ve Fransa’nın amacı ise barış
düzeni görüntüsü içerisinde kendi çıkarlarını daha fazla gerçekleştirmek olmuştur. İngiltere ve
Fransa, ABD Başkanı’nı konferanstan bir an evvel uzaklaştırmak için şubat 1919’da Milletler
Cemiyeti statüsünü tespit etmişlerdir. Böylece, ABD Başkanı da ülkesine dönmüş ve İngiltere-Fransa ikilisi konferansta serbest kalmıştır (Armaoğlu, a.g.e., s. 145-146).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
35
İtilâf Devletleri ile İtalya arasındaki anlaşmazlıklara neden olan sorunların başında Anadolu, Ege Adaları ve Arnavutluk’un paylaşımı gelmektedir. Osmanlı Devleti, İttifak Devletleri ile birlikte savaşa girmiş ve savaştan mağlup çıkmıştır. Arnavutluk ise I. Dünya Savaşı içerisinde hukukî yetkisi tartışmalı olan Esat Paşa’nın savaş ilânıyla da olsa İtilâf Devletleri’nin
yanında savaşa girmiştir. Karşı cephelerde savaşa girmiş olan Osmanlı Devleti’nin ve Arnavutluk’un toprakları, Paris’te parçalanma tehlikesiyle karşı
karşıya kalmıştır. Paris Barış Konferansı’nın kaderini belirleyen Onlar Konseyi’ni oluşturan beş ülke için Arnavutluk’un savaşta kendi yanlarında olması ya da tarafsız olmasının hiçbir önemi yoktur. Bu sebeple de Arnavutluk,
savaş öncesi olduğu gibi savaş sonrasında da stratejik çıkarların pazarlık
konusu olmaya devam etmiştir.
I. Dünya Savaşı sona erdikten sonra İtalya’ya verilen birçok vaatte
olduğu gibi Londra Gizli Anlaşmasıyla Arnavutluk ve Anadolu ile ilgili verilmiş olan vaatler de yerine getirilmemiştir 127. İtalya’ya vaat edilen yerler
Yunanistan’a verilmiştir 128. Bunun yanı sıra Akdeniz’de ve Adriyatik’te
stratejik üstünlük sağlama çabası içerisinde olan Yunanistan ile İtalya, savaş
sonrasında da karşı karşıya gelmiştir. Barış görüşmelerine katılmak maksadıyla Yunanistan heyeti, Aralık 1918’de Roma’ya uğramıştır. Venizelos 129
bu ziyaret esnasında Arnavutluk ve Türkiye üzerindeki İtalya-Yunan rekabetini İtalya Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüşmüş olsa da bir sonuç alamamıştır.
127
Cumhuriyet, 23 Mayıs 1936, s. 6.
ABD Başkanı Wilson 1915 yılında imzalanan Londra Gizli Anlaşması’nı tanımamıştır
(Armaoğlu, a.g.e., s.171).
129
Venizelos, Girit’te varlıklı bir tacirin oğludur ve o doğduğunda (1864) Girit Osmanlı Devleti yönetimi altındadır. 1881 yılında Atina’ya hukuk okumak için gitmiştir. Girit’in Yunanistan’a katılması mücadelesinin önde gelenlerinden olmuştur. 1910 yılında başbakan olan
Venizelos, 1912-1913 Balkan Savaşlarında uluslararası siyasette yaptığı başarılı manevralarla
dikkat çekmiştir. Yunanistan Balkan Savaşları sonucunda kuzeyde geniş bir toprak kazanırken
batıda Epir’den, doğuda da Makedonya ve Batı Trakya’dan topraklar kazanmış ve kazanılan
topraklar ile Yunanistan’ın yüzölçümü iki katına çıkmıştır. Bükreş Anlaşmasından (1913)
sonra Venizelos, “şimdi gözlerimizi doğuya çevirelim” demiştir (MacMillan, a.g.e., s. 342343). Venizelos’un doğusu Osmanlı Devleti’ni işaret etmektedir.
128
36
HALİL ÖZCAN
Venizelos 130, menfaatlerinin çatıştığı İtalyanlarla anlaşamasa da Paris Barış Konferansı’nda İngilizleri kazanmış, Fransızları 131 etkilemiş ve
Amerikalılara da güven vermiştir 132. İngiltere ve Fransa’nın desteğini alan
Venizelos, Yunanistan’ın hak iddia ettiği Anadolu ve Arnavutluk gibi yerlerde yoğun bir propaganda çalışması başlatmıştır. Yunanistan, bu çabaların
sonucunda Anadolu ve Arnavutluk topraklarına kalıcı olarak yerleşerek eski
Bizans’ın topraklarına kavuşmayı ümit etmiştir.
Sovyetler Birliği, Paris Barış Konferansı müzakerelerinde Türkiye’nin parçalanmasına karşı çıkarken Arnavutluk Devleti’nin bağımsızlığına
karşı tavır almıştır 133. Sovyetler Birliği’nin Arnavutluk’un bağımsızlığına
karşı tavır almasının sebebi Panslavizm politikasının gereği Yugoslavya’nın
kontrolü altındaki Arnavutluk topraklarından Adriyatik’e inebilme plânıdır 134. Avusturya ile İtalya ise Adriyatik ve Balkanlarda Rus-Slav yayılmacı130
Venizelos, Yunan ordusunun sadece Yunan menfaatlerini değil, bütün müttefiklerin menfaatlerini muhafaza ettiğini söyleyerek İngiltere’nin Yunanistan’a yardım etmesi gerektiğini
söylemiştir (Yusuf Hikmet Bayur, “Kuvay-ı Milliye Devrinde Atatürk’ün Dış Siyasa ile İlgili
Bazı Görüş ve Davranışları,” Belleten, XX. Cilt, sayı:80, TTK, Ankara, 1956, s. 76.
131
Fransızlar, İtalya’nın gelişme yolunu tıkamak için güneydeki Görice’nin (Korçe’nin) Yunanistan’a verilmesini isteyerek Yunanistan’ın Adriyatik ve Makedonya arasındaki yolu kontrol
etmesini desteklemiştir. İtalya da 1919 yaz ayında iktidar değişikliği meydana gelmiştir. Yeni
hükümet, Yunanistan’ın ( Batı Trakya dâhil) toprak isteklerini Anadolu’nun güneyindeki
İtalyan istekleri karşılığı olarak destekleyerek On İki Ada’yı Yunanistan’a bırakmayı ve sadece
Rodos’u elinde tutmayı kararlaştırmıştır. İtalya’ya göre Yunanistan’ın güney Arnavutluk’u
alması karşılığında Yunanistan da Avlonya Limanı’nı ve hinterlandını İtalya’nın almasına razı
olacak ve geri kalan Arnavutluk toprakları da İtalya’nın mandasında kalacaktır. Fransızlar
Görice’yi (İtalya’ya) bırakmak istemezken Sırbistan da kendi sınırlarına kadar İtalyanların
genişlemesinden endişe duymuş ve Yunanistan ile İtalya’nın Arnavutluk’tan toprak almaları
halinde kuzey Arnavutluk’tan toprak istemiştir (MacMillan, a.g.e., s. 356-357).
132
MacMillan, a.g.e., s. :341
133
Paris Barış görüşmelerinde Asya’da yeni bir Türk Devleti’nden başka Ermeni, Kürt, Mezopotamya, Suriye, Hicaz, Filistin devletleri ile Boğazlar meseleleri görüşülecektir. Ancak
Rusya (Sovyetler Birliği) Türkiye’nin parçalanmasına karşı çıkmıştır (Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s. 31-32). Ancak Çarlık Rusya ve devamındaki Sovyetler
Birliği bağımsız bir Arnavutluk Devleti’nin kurulmasını öteden beri takip ettikleri Adriyatik
sahillerine inebilme siyasetlerine aykırı görmüştür. Onun için SSCB, Arnavutluk’un kurulması kaçınılmaz hale geldiğinde olabildiğince küçük bir devlet olarak teşkili için çaba sarf etmiştir (Karal, Osmanlı Tarihi IX. Cilt: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (19081918), s.349).
134
İtalya ve Avusturya ise Balkan ve Adriyatik politikaları gereği Rus ve Slav yayılmacılığının yeni çatışmalara sebep olacağını düşünerek Arnavutluk Devleti’nin kurulmasına gayret
eder görünmüşlerdir (H.Milliye, 28 Mayıs 1926, s. 3).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
37
lığına karşı Arnavutluk’u desteklemişlerdir. Ancak Avusturya’nın I. Dünya
Savaşı’ndan yenik çıkması sebebiyle Arnavutluk, bu ülkenin desteğinden
mahrum kalmıştır. İtalya da müzakerelerde müttefiklerince aldatılmış olduğu
duygusuna kapıldığından Arnavutluk’a yeterli destek verememiştir.
Venizelos, İtalyanlarla anlaşmaya çaba sarf etmişse de Anadolu, Arnavutluk ve On İki Ada üzerindeki Yunanistan menfaatleri sebebiyle iki ülke
arasında istenen uzlaşmayı sağlamak mümkün olamamıştır. Özellikle Yunan
Hükûmeti İtalya’nın savaş sonrası Arnavutluk’u işgal etmiş olmasından şikâyetçi olmuş ve İtalya’nın Arnavutları aşırı vaatlerle kandırmaya çalıştığını
iddia etmiştir. Yunan basını da İtalyanların Arnavutluk’taki gaddarlıklarını
özellikle de ırza geçme olaylarını öne çıkarmaya yönelik yayın yapmıştır.
İngiltere’nin Atina elçisine göre bu süreçte İtalya’ya Yunan halkı da çok
büyük tepki göstermiştir. Yunan kamuoyu tepkisi o kadar yoğunlaşmıştır ki
bu gelişmeler üzerine İtalya’ya karşı Yunanistan’ın seferberlik ilân etmeyi
düşünmesi halinde tüm Yunan halkı bayraklarına sarılacak hale gelmiştir 135.
Büyük Yunanistan’ı kurma çabasında olan Venizelos, Paris Barış
Konferansı’nda (3 Şubat 1919) Avrupa’da, Arnavutluk’un güneyini (kendisi
kuzey Epir demektedir), doğuda ise Ege ve Karadeniz arasındaki Trakya’yı
(en azından Batı Trakya’yı) ve birkaç ada ile Anadolu’dan da Marmara’nın
güney sahilinin ortasından İzmir’e inen (yaklaşık 400 mil) bölgeyi talep etmiştir. Venizelos’un kafasındaki Yunanistan, Adriyatik’ten bir parmak kuzeye tırmanan, Ege’nin tepesinden İstanbul’a doğru ilerleyen, Çanakkale’den
geçip Anadolu kıyılarının üçte ikisini ve İzmir’i içerisine alan koskoca bir
ülke olmalıdır 136. Venizelos, bu bölgelerin Milletler Cemiyeti ya da ABD
mandası altında kendilerine verilmesine de razıdır. Bunun için gerekirse
1915 Londra Anlaşmasıyla İtalya egemenliğine geçen On İki Ada ve 1913
yılında Arnavutluk topraklarına katılan kuzey Epir konusundaki isteklerinin
bir kısmından vazgeçmeye hazır olduğunu da bildirmiştir 137.
135
MacMillan, a.g.e., s. 349-350.
MacMillan, a.g.e., s. 346.
137
Richard Clogg, Modern Yunanistan Tarihi, Çeviren Dilek Şendil, İletişim Yayınları,
İstanbul, 1997, s. 117-118.
136
38
HALİL ÖZCAN
Venizelos’un taleplerini değerlendiren İtilâf Devletleri, Yunanistan’ın işgali altında bulunan Arnavutluk’un Epir topraklarını boşaltması karşılığında Türkiye’nin On İki Adası’nı bu ülkeye vermeyi teklif etmiştir. Bu
teklifin yerine getirilmesi için de 5 Şubat 1919 günü Yunanistan ve Arnavutluk için bir komisyon kurulmuştur 138.
Venizelos, barış konferansında Anadolu ve Arnavutluk’taki taleplerini gerçekleştirmek için rakamları çarpıtmaktan da çekinmeyerek 14 Şubat
1920’de Londra Konferansı’nda Lloyd George’a 139 İstanbul patriğinden
aldığı nüfus listesini vermiştir. Bu listeye göre İzmir’de 100 bin Türk, 240
bin Rum, Aydın’da 350 bin Türk, 590 bin Rum, Çanakkale’de 26 bin Türk,
64 bin Rum, Adalarda 380 bin Türk, 1.000.000 Rum ve Çatalca’da 86 bin
Türk, 145 bin Rum vardır 140. Çarpıtılmış bu rakamların tersine 21 Ekim
1918 tarihli “Köylü” gazetesinde yayınlanan istatistiklere göre İzmir’de
406.068 Türk, 151.101 Rum, Aydın’da 239.530 Türk ve 33.440 Rum bulunmaktadır 141. Venizelos, güney Arnavutluk’ta, Arnavut’a benzeyen ve
Arnavutça konuşan insanların aslında Yunan asıllı olduğunu ifade ederek
bunlardan Ortodoks olanların ise zaten ruhları açısından Yunanlı sayılacakların belirtmiş ve Yunan ordusunda da bir sürü Arnavut olduğunu iddia etmiştir. Rakamlarla sihirbaz gibi oynayan Venizelos’a göre 230 bin kişilik
kuzey Epir’in 151 bini Yunan’dır ve çoğunluğu Yunanlı olan bölgeler Yunanistan’a verilmelidir. Hatta çoğunluğu Yunanlı olmayan bölgelerin de
kendilerinden daha yukarı uygarlık düzeyinde olan Yunanistan’a verilmesi
gerekmektedir 142. Bu durumdan dolayı Arnavutlar şanslı olup sevinmelidir138
Bu komisyon da 30 Mart 1919 günü İzmir’in Yunanistan’a verilmesini teklif etmiştir. Bu
kararın verilmesinde Wilson, L.George ve Clemenceau ile Rum patrikhanelerinin tahrif edilmiş istatistiklerinin de etkisi olmuştur. 12 Mayıs 1919’da üç büyükler (ABD, İngiltere ve
Fransa) İzmir’e Yunan askerinin çıkarılmasını barış sözleşmesine aykırı bulmamıştır. Wilson
da 13 Mayıs 1919 günü İzmir civarının Yunan-Arnavut komisyonun belirlediği gibi mutlak
Yunanistan hâkimiyetine verilmesi gerektiğini açıklamıştır (Gotthard Jaeschke, Kurtuluş
Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, Türkçeye Çeviren Cemal Köprülü, Türk Tarih Kurumu
Basımevi, Ankara,1986, s.50).
139
Amerikalı Yahudiler de Lloyd George’a telgraf göndererek parçalanan Türk yurdundan
kendilerine toprak talep etmişlerdir (Ulubelen, 2005:207).
140
Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s. 206.
141
Turan, Yunan Mezalimi…, s. 24.
142
Venizelos’a göre Arnavutlar kadar Türklerin de uygarlaştırılmaya ihtiyaçları vardır.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
39
ler. Çünkü Venizelos’a göre medeniyet olarak çok ileri olan Yunanistan
onların yönetimini üstlenmek istemektedir 143.
Paris’te Yunanistan ve Arnavutluk meselesi, komisyonda görüşülmeye başlandığında Amerika ve Avrupa’da Venizelos yanlıları miting düzenlemeye başlamıştır. Benzer şekilde Balkanlar ve Anadolu’daki Venizelos
ajanları da barış konferansına Yunanistan’a katılma isteklerinin belirten dilekçeler göndermişlerdir 144. Görüldüğü gibi Yunanistan’ın Anadolu ve Arnavutluk üzerindeki iddiaları gerçeğe ve hukuka değil, büyük devletlerin
özellikle de İngiltere’nin desteğine dayanmaktadır.
Paris Barış Konferansı’nda Yunanistan’ın Anadolu’daki ve Arnavutluk’taki iddialarına karşı çıkan İtalya, 24 Ocak 1919’da konferansa bir memorandum sunarak 1915 ve 1917 anlaşmalarındaki haklarını talep etmiştir.
Buna ilave olarak İtalya, 7 Şubat 1919 günü de bir başka memorandum ile
Adriyatik’teki 145 isteklerini konferansa sunmuştur. Bu memorandum ile İtalya, Londra Anlaşması’nın 4 ve 5 nci maddelerine dayanarak Fiume ve
Spalato’yu talep etmiştir. 21 Nisan 1919 günü İngiltere ve Fransa, İtalya’ya
Anadolu ve İzmir’deki hak ve iddialarından vazgeçmesi karşılığında Adriyatik’teki taleplerinin destekleneceği sözünü vermişlerdir. Ancak ABD Başkanı Wilson, İtalya’nın Adriyatik’teki isteklerinin karşısında yer almıştır. Anadolu ve Adriyatik’teki istekleri kabul görmeyen İtalya Başbakanı Orlando 24
Nisan 1919’da Paris’ten ayrılmıştır 146.
29 Temmuz 1919 tarihinde İtalya Dışişleri Bakanı Sforza, Yunanistan’ın Roma büyükelçisi aracılığı ile Venizelos’a verdiği notada müttefikleVenizelos, Paris’te İngiliz ve Fransızlar Afrikalıları ve Asyalıları nasıl uygarlaştırdılarsa Yunanistan’ın da Batı dünyasının bir parçası olarak geri kalmış Türkleri uygarlaştırması gerektiği
konusunu her fırsatta dile getirmiştir. Ona göre 1919 yılında hâlâ iki milyon Yunanlı, OsmanlıTürk yönetimi altında yaşamaktadır (MacMillan, a.g.e., s. 343).
143
MacMillan, a.g.e., s.346.
144
MacMillan, a.g.e., s.350-351.
145
Swire (J., Swire, Albania-The Rise Of A Kingdom, Arno Press&The New York Times,
New York, 1971, s. 281)’e göre Paris Barış Konferansı’ndaki hiçbir sorunun Adriyatik kadar
çözümü zor olmamıştır. Arnavutluk’un kaderi de Adriyatik sorununa doğrudan bağlıdır. Onun
için de İtalya, Adriyatik üzerindeki etkisinden dolayı Arnavutluk’un sorunlarıyla ilgilenmek
mecburiyetinde kalmıştır. (P.Sabah, 7 Eylül 1921, s. 2).
146
Çelebi, a.g.e., s. 46-49.
40
HALİL ÖZCAN
rin Anadolu ve Arnavutluk hakkında aldıkları kararların İtalya’yı yeni bir
politika takip etmeye mecbur bıraktığını ifade ederek İtalya’nın kendi başına
hareket edeceğini bildirmiştir 147. Bunun üzrine iki ülke arasındaki meseleleri
çözmek amacıyla İtalya’nın yeni Dışişleri Bakanı Tommaso Tittoni ile Yunanistan Başbakanı Venizelos bir araya gelerek Arnavutluk, On İki Ada ve
Adriyatik konularını görüşmeye başlamışlardır 148. Ancak Yunanistan Başbakanı, Onlar Konseyi’ndeki diğer devletlerin desteğine güvendiği için herhangi bir uzlaşmaya yanaşmamış ve bu yüzden bir anlaşma sağlanamamıştır.
İtalya, bir müddet sonra Anadolu, Adriyatik ve Arnavutluk ile ilgili teklifini
açıklamıştır.
İtalya, tüm Arnavutluk üzerinde himayeyi sağlayacak merkezi bir
yönetim kurmayı amaçlamakla beraber 149 Arnavutluk kıyısının tamamını, iç
kesimlerin de yarısını almanın karşılığı olarak Yunanistan’a Görice çevresi
ile On İki Ada’yı ve Anadolu’da İzmir çevresini vermeyi teklif etmiştir. Bu
teklifle İtalya, önce Adriyatik’in güvenliğini sağlamaya çalışarak güçlenecek
olan Yunanistan’ın kendisini tehdit etmesinin önüne geçmeye çalışmıştır.
Zira Adriyatik Denizi’nin en dar yeri çizmenin topuğuna rastlamaktadır.
Karşı tarafta 60 millik bir mesafede Arnavutluk’un Avlonya (Vlore) Limanı
ve limanın önünde de Sazan Adası (İtalyancası Sasseno) bulunmaktadır.
İtalya hem Avlonya Limanı’na ve hem de Sazan Adası’na hâkim olursa Adriyatik’i kapatabilecektir. Diğer taraftan burası başka bir devletin elinde
olursa o devlet (Yunanistan da olabilir), Adriyatik’i kapatarak İtalya’yı hapsedebilecektir. İtalya, konferansta ayrıca Sırbistan’ın kuzey Arnavutluk’tan
toprak talep etmesine de karşı çıkmıştır. Çünkü kuzey Arnavutluk’taki Katolik azınlık İtalyan papaz ve okulları aracılığı ile kontrol edilebilmektedir150.
Başka bir deyişle kuzey Arnavutluk, Katolik nüfusundan dolayı İtalya’nın
Arnavutluk’u koruma altına alabilmesinin temel dayanağı durumundadır.
147
Çelebi, a.g.e., s. 240.
MacMillan, a.g.e., s.297-299.
149
Mıranda Vickers, The Albanians, WBC Ltd., London, 1997, s. 91-93.
150
MacMillan, a.g.e., s. 350-351.
148
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
41
İtalya Hükûmeti’nin Yunanistan ile yaşadığı Adriyatik anlaşmazlığı
sonucunda İzmir üzerindeki iddialarından Yunanistan lehine vazgeçmesinin
yanı sıra Afrika’daki Alman sömürgelerinden de pay alamaması, İtalyanların
Hükûmetlerine olan güvenlerini sarsmıştır. İtalya halkı, müttefiklerce aldatıldıklarını düşünmeye başlamışlardır. Bunun sonucu olarak Haziran 1919Mart 1922 dönemi arasında İtalya’da iki defa genel seçim yapılarak dört defa
hükûmet değişikliği olduğu halde ülkede bir türlü istikrar sağlanamamıştır.
Bu istikrarsızlıktan istifadeyle 31 Ekim 1922’de İtalya’yı II. Dünya Savaşı’na götürecek olan faşist diktatorya işbaşına gelmiştir 151.
Paris’te Yunanistan ile İtalya’nın Arnavutluk konusundaki çelişen
talepleri, Arnavutluk’un (ve de Türkiye’nin) istekleri göz önüne alınmaksızın çözülmeye çalışılmıştır 152. Arnavutlar ise aynı süreçte Paris Barış Konferansı’nda yeniden ülkelerinin bağımsızlıklarını temin için çaba sarf etmişlerdir 153. Bu amaçla Yunan talep ve iddialarına karşı çıkarak kendi nüfus istatistiklerini komisyonlara sunmuşlardır. Bu belgelerde güney Arnavutluk’ta
sadece 20.000 Rum olduğu belirtilmiştir. Ayrıca inançları ne olursa olsun
Arnavutların vatan sevgisi konusunda yüzyıllardan beri birlikte hareket ettiklerini ifade etmişlerdir. Arnavutlar, kendilerinden daha uygar olduklarını
iddia eden Yunanlıların ülkelerinde akıllara durgunluk veren zulümler yaptıklarını iddia ederek kendilerinin toprak vermesinin yerine asıl hakkaniyetli
uygulamanın Arnavutların çoğunlukta olduğu Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’daki bölgelerin kendilerine verilmesi olacağını ifade etmişlerdir 154.
Yunanlılar, Arnavutların Avrupa’nın tek uygarlaşmamış ırkı olduğunu iddia
ederken Arnavutlar da ısrarla bu iddiayı reddederek ABD’den ülkelerinin
151
Musolini iktidara geldikten sonra İsviçre’ye giderek Lozan Konferansı açılmadan önce
Serit’te toplanan üçlü konferansa katılmıştır. Buradaki müzakerenin sonucu, daha önce Yunanistan’a bırakılması kararlaştırılan On İki Ada’yı almayı başarmıştır (Ahmet Şükrü Esmer,
Siyasî Tarih (1919-1939), Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları No:30-12, Güney Matbaacılık
ve Gazetecilik T.A.O., Ankara, 1953, s. 26-27).
152
MacMillan, a.g.e., s. 356-357.
153
Çetiner, a.g.e., s. 14.
154
Arnavutların talepleri arasında ezelden beri Arnavutların yaşadığı zengin tarım bölgesi
olan Kosova da vardır. Ancak Arnavutluk Hükümeti’nin gücünün zayıf olması Kosova’yı geri
almaya yetmemiştir (MacMillan, a.g.e., s.355.
42
HALİL ÖZCAN
mandasını üstlenmesini talep etmişlerdir 155. Paris görüşmelerinde Arnavutların haklarını savunması için Turhan Paşa başkanlığında kurulan hükûmet,
Amerika’da ve İstanbul’da yaşayan Arnavutlarca da desteklenmiştir 156.
İtalya’nın nüfuzuyla Draç’ta toplanan Millî Kongre sonucu başbakan
olan ve Paris’e giden heyetin başkanlığını da yapan Turhan Paşa’nın gündeminde kayıtsız, şartsız bağımsızlık talebi olmadığı için konferansta Arnavutluk heyeti başarılı olamamıştır. Arnavutluk heyeti başkanı ve Başbakan Turhan Paşa, Paris Barış Konferansı’nda 24 Şubat 1920 tarihinde etkisiz bir
konuşma yapmıştır. Arnavutlar, takip ettikleri bu politika ile bağımsızlıkları
için mücadele etmek yerine kendilerini büyük devletlerin ve özellikle de
Amerikalıların insafına bırakır bir görüntü sergilemişlerdir. Arnavutlar, Türkiye’deki mandacılar gibi ABD Başkanı Wilson’un milliyet ilkesini boşuna
ortaya atmadığını düşünerek şimdiye kadar kendilerinin hakları çiğnenmiş
olsa da eninde sonunda hak etmiş oldukları saygıyı göreceklerine inanmaktadırlar 157. Gerçekte ABD Başkanı Wilson, hem İtalya’ya karşı olan tutumu
sebebiyle hem de ABD’deki Arnavutların etkisiyle Arnavutların bu inançlarını boşa çıkarmayarak 6 Nisan 1920’de İtalya’nın Fiume ve diğer Adriyatik
kıyıları ile Arnavutluk topraklarını almasına karşı çıkmış ve böylece Arnavutluk’un parçalanmasını engellemiştir 158.
Osmanlı Devleti de aynı günlerde Paris’te haklarını savunmaya çalışmaktadır. Sadrazam Damat Ferit Paşa liderliğinde eski sadrazamlardan
Tevfik Paşa, Maliye Nazırı Tevfik ve Şurayı Devlet Reisi Rıza Tevfik
Beylerden oluşan bir heyet, Paris’te devleti temsil etmişlerdir. Osmanlı Devleti, konferansa verdiği muhtıra ile savaştan önceki Osmanlı toprak statüsünün muhafazasını talep etmiştir. Adaların Yunanistan ve İtalya tarafından
Osmanlı Devleti’ne bırakılması ile Batı Trakya’nın Osmanlı Devleti’ne geri
155
MacMillan, a.g.e., s. 350-351.
İlirjana Demirlika, “Arnavutluk Kaynaklarında Atatürk ve Türk Devrimi”, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisans Tezi,
İstanbul, 2001, s.103.
157
MacMillan, a.g.e., s. 354.
158
Atilla Kollu, “Türkiye-Balkan İlişkileri 1919-1939”, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlke ve
İnkılâp Tarihi Enstitüsü (Yayımlanmamış) Doktora Tezi, Ankara, 1996, s. 198.
156
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
43
verilerek Doğu Anadolu’da Ermenistan Devleti kurulması konusunda görüşmelere başlanması ve Araplara muhtariyet verilmesi bu talepler arasındadır. Ancak İtilâf Devletleri bu muhtırayı dikkate almayarak gizli anlaşmalardaki paylaşım doğrultusunda işgallerini sürdürmüştür. Bu haksız ve hukuksuz işgaller sonucu Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Türk İstiklâl Mücadelesi başlarken Paris’teki Osmanlı heyeti İtilâf Devletleri delegasyonunun tavsiyesi ile İstanbul’a dönme kararı almıştır. İtilâf Devletlerine
göre ABD’nin Osmanlı Devleti’nin en azından bir bölümünü manda alıp
almayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
18 Ocak 1919 tarihinde başlayan Paris Barış Konferansı Osmanlı
Devleti ile herhangi kalıcı bir anlaşma yapamadan 21 Ocak 1920 tarihinde
sona ermiştir. Bu sebeple Osmanlı Devleti ile yapılacak barış şartlarını yeniden müzakere etmek amacıyla Birinci Londra Konferansı 12 Şubat 1920
tarihinde toplanmıştır. Bu görüşmeler devam ederken Mustafa Kemal Paşa
liderliğinde Türk millî hareketi büyümeye başlamış ve Osmanlı Mebusan
Meclisi’nde Misakı Millî kabul edilmiştir. Bu durum karşısında işgalci güçler, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiklerinden Londra Konferansı’nda da
Osmanlı Devleti ile kalıcı bir anlaşma yapılamamıştır. Konferans, 10 Nisan
1920 tarihinde dağılırken gelecek toplantısını San Remo’da yapmayı kararlaştırmıştır. 18-26 Nisan 1920 tarihinde San Remo’da bir araya gelen İngiliz,
Fransız ve İtalya temsilcileri, TBMM’nin açılışı sürecinde artık Anadolu’daki İstiklâl Mücadelesi’nin kendileri için ciddi bir tehdit olduğunu görerek, Osmanlı Devleti’nin her hangi bir temsilcisini çağırma gereğini duymadan Sevr Anlaşması’nı belirlemişlerdir 159.
Sonuç olarak I. Dünya Savaşı gizli anlaşmalarında olduğu gibi Paris
Barış Konferansı’nda da Anadolu ve Arnavutluk, emperyalist devletlerin
paylaşım konusu olmuştur. Konferansta üzerinde en fazla tartışılan ve uzlaşma sağlanamayan mesele Anadolu, Arnavutluk ve Ege Adaları olmuştur.
Yunanistan’ın Anadolu ve Arnavutluk’ta istediği ve işgal ettiği yerler için
İtalya ile uzlaşamamasının sebebi ABD Başkanı’nın İtalya’ya olumsuz tavır
159
Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s. 35-36.
44
HALİL ÖZCAN
takınmış olması ile İngiltere ve Fransa’nın İtalya’nın güçlenmesini kendi dış
politikaları açısından tehdit olarak görmeleridir. İngiltere ve Fransa’nın desteğini alan Yunanistan, Paris’te hem Anadolu hem de Arnavutluk için tek
yanlı raporlar ve istatistikî veriler hazırlayarak hak iddiasında bulunmuştur.
Yunanistan, Arnavutluk ve Anadolu’ya tarihsel Bizans mirası olarak bakmış
ve bu yerleri kendi ülkesinin sınırlarına katmak istemiştir. Yunanistan’a göre
Arnavutluk ve Anadolu’nun nüfusu Müslüman çoğunlukta olsa bile bu yerleri Batı adına ancak Yunanistan uygarlaştırabilirdi. Paris’te Yunanistan’a
verilmek istenen Anadolu ve Arnavutluk’taki yerler aslında Londra Gizli
Anlaşması’nda İtalya’ya verilmesi öngörülen yerlerdi. Ancak, gizli anlaşmada Anadolu ve Arnavutluk’taki topraklardan verilmesi öngörülen yerlerin
barış müzakerelerinde İtalya’ya verilmemesi İtalya’nın iç politikasında sıkıntılara ve değişikliklere sebep olmuştur.
C. Türkiye’nin ve Arnavutluk’un Bağımsızlığının Temini
İçin Yapılan Kongreler
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nden hemen
sonra Anadolu işgal edilmeye başlandığında işgal edilen yerlerin kurtarılması için mahalli olarak pek çok kongre toplanmıştır 160. Ancak bu kongreler
daha çok bölgesel amaçlı olup vatanın tamamını kurtarmayı amaç edinmemiştir. Türkiye’nin İstiklâl Mücadelesi’ne yönelik kongreler Erzurum ve
Sivas’ta toplanmıştır. Arnavutlar da işgalden kurtulmak için çareler aramış
ve Draç’ta millî bir kongre topladıktan sonra millî bir hükûmet kurmayı başarmışlardır. Ancak kongre İtalya nüfuzu altında toplandığı için kurulan
millî hükûmet de Paris Konferansı’nda etkili olamamıştır. Bu sebeple de
Arnavutluk milliyetçileri, ülkelerinin yeniden istiklâlini sağlamak amacıyla
Luşnya’da bir millî kongre toplamak mecburiyetinde kalmışlardır.
1. Erzurum ve Sivas Kongreleri
Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Anadolu’nun işgal edilmeye
başlanması özellikle de İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali, mahalli cemi-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
45
yetlerin harekete geçmesine sebep olmuştur. Mustafa Kemal Paşa da İzmir’in Yunanistan tarafından işgalini Türk halkının kabullenemeyeceğini
bildiği için Samsun’a çıktıktan sonra işgallere karşı millî tepkinin gösterilmesi amacıyla mitingler yapılmasını ve İtilâf Devletleriyle İstanbul
Hükûmeti’ne telgraflar çekilmesini daha Havza Genelgesiyle 28 Mayıs
1919’da istemiştir.
Mustafa Kemal Paşa, 21/22 Haziran 1919 gecesi yayımladığı Amasya Tamimi’nde de tehlikede olan vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ifade etmiştir. Bunun için
de her türlü baskı ve kontrolden uzak millî bir heyetin varlığını gerekli görmüştür. Amasya Tamimi’nde millî heyetin illerden ve sancaklardan gelecek
halkın güvenini kazanmış üç delege ile toplanacak olan Sivas Kongresi’nde
seçileceği belirtilmiştir. Ayrıca tamimde doğu illeri adına Erzurum’da 23
Temmuz 1919’da bir kongre toplanacağı da belirtilmiştir.
Erzurum Kongresi doğu illerinin durumunu görüşmek üzere mahalli
bir kongre olarak düzenlendiği halde Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığa
seçilmesiyle birlikte kongre Türk vatanının tamamının işgallerden kurtarılmasını hedefleyen kararlarının alındığı bir merkez haline dönüşmüştür. Bu
durum hem Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmalarına hem de kongrenin aldığı
kararlara etki etmiştir. Mustafa Kemal Paşa yaptığı konuşmada Mondros
Mütarekesi’ne aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsetmiş, tarihin
bir milletin varlığını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini belirterek vatanın
işgallerden kurtuluşunun millî akımın kahramanlık ruhu ile olacağını ifade
etmiştir. On dört gün süren kongre sonucu millî sınırlar içinde vatanın bir
bütün olduğu ve birbirinden ayrılamayacağı kararı alınmış, İstanbul
Hükûmeti’nin görevini yapamaması durumunda millî bir hükûmetin kurulmasına kadar olan süreçte görev yapacak olan Heyeti Temsiliye burada kurulmuştur. Ayrıca kongrede Kuvayı Milliye’nin tek kuvvet olarak tanınması
160
Turan, a.g.e., s. 51-52
HALİL ÖZCAN
46
ve millî hâkimiyetin esas kılınması benimsenirken manda ve himayenin kabul olunamayacağı ilân edilmiştir 161.
4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresi’nde de Erzurum Kongresi’nin kararları müzakere edilmiş ve bu kararlar, Anadolu ve
Rumeli’yi kapsayacak şekilde genişletilerek Anadolu ve Rumeli Müdafi
Hukuk Cemiyetleri birleştirilmiştir. Sivas Kongresi’nde manda ve himaye
meselesi bir daha tartışılmamak üzere reddedilerek Heyeti Temsiliye’nin
sayısı artırılmış ve heyete icra yetkisi verilmiştir 162. İstanbul’un işgalinden
sonra da Heyeti Temsiliye’nin girişimiyle 23 Nisan 1920’de Ankara’da
TBMM açılmış ve Türk İstiklâl Mücadelesi bu meclis tarafından yürütülmüştür.
2. Luşnya Kongresi
I. Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı başladığında Arnavutluk’ta İtalya, Yunanistan, Yugoslavya ve Fransa işgalleri devam etmekteydi. Küçük milletlerin hukuklarını savunmak için savaştıklarını söyleyen İtilâf Devletleri, Paris’teki müzakerelerde bir buçuk milyonluk Arnavutluk’u işgalci devletlerin hırslarına terk etmek niyetindeymiş gibi hareket
etmişlerdir. Bu süreçte Turhan Paşa kabinesinin etkili olamadığını gören
Arnavut milliyetçileri, kendi geleceklerine sahip çıkarak Luşnya’da bir
kongre toplamaya karar vermişlerdir 163.
Kongre 21 Ocak 1920’de açılmış ancak delegelerin geç katılmasından dolayı çalışmalar 28-31 Ocak tarihleri arasında yapılabilmiş ve kongre’ye bütün Arnavutluk’tan ellinin üzerinde temsilci katılmıştır. Kongre başkanı olarak Akif Paşa Elbasani seçilmiştir 164. 1914 yılında Arnavutluk’u terk
eden Prens Vid, yasal olarak henüz hükümdarlıktan ayrılmadığından 165kongre toplandığı sıralarda Arnavutluk’un rejim ve temsil meselesi belirsizliğini
161
Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2000, s.45-46.
Sivas Kongresi hakkında daha fazla bilgi için (Nutuk 1919-1927, s. 61-62, Turan, Millî
Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s.: 62-63)’e bakınız.
163
H. Milliye, 6 Haziran 1926, s. 3.
164
A.S.S. III, s. 145.
165
Burak Reis Sat, “Arnavutluk: Dün ve Bugün”, Strateji Dergisi, Mart 1996, s. 160.
162
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
47
korumaktadır. Bu belirsizliğin ortadan kaldırılabilmesi için kongrede dört
kişilik (Katolik, Ortodoks, Sunni ve Bektaşiden oluşan) “Yüksek Konsey”
oluşturulmuş ve Arnavutluk’un rejim şekli meclis tarafından belirleninceye
kadar konseyin ülkeyi temsil etmesi kararlaştırılmıştır. Yüksek konseyin
üyeleri; Akif Paşa Elbasani, Dr. Mihal Ruturolli, Luigi Burniçi, Abdi Bey
Toptani olarak belirlenmiştir. Ayrıca kongrede meclisin görevini yerine getirecek 37 üyeden oluşan ve ilk başta senato olarak adlandırılan bir ulusal
konsey de belirlenmiştir 166.
Luşnya Kongresi’nde, Turhan Paşa Hükûmeti düşürülerek yeni bir
hükûmet oluşturulmuş 167 ve bakanlıklara da vatanperver Arnavutlar getirilmiştir 168. Yeni hükûmet, ülkedeki işgallere karşı çıkarak Arnavutluk sınırlarının 1913 Londra Konferansı’nda kabul edilen sınırlardan ibaret olduğunu
ilân etmiştir. Ayrıca kongrede hukuk kurallarını düzenleyen bir kanuni esasî
(anayasa) kabul edilmiş ve Tiran şehri başkent olarak belirlenmiştir 169.
Kongrede işgallerin sona erdirilmesi ve Arnavutluk’un toprak bütünlüğünün
sağlanması amacıyla Paris’e yeni bir heyet gönderilmesine de karar verilmiştir 170.
Arnavutlar, bağımsızlıklarını ilân ettikleri tarihten itibaren nihayet
kendi geleceklerine sahip çıkarak millî bir kongre toplamış ve millî bir
hükûmet oluşturarak millî bir ideal belirlemişlerdir. Arnavut milliyetçilerinin
ideali, I. Dünya Savaşı sürecinde işgal edilen Arnavut topraklarını işgalden
kurtararak 1913 yılında Londra Büyükelçiler Konferansı’nda belirlenen sınırlara ulaşmaktır. Kongre, bu ideali gerçekleştirebilmek amacıyla Arnavutların millî birliğini sağlayacak önemli bir karar almıştır. Alınan karara göre
Müslüman ve Hıristiyan oranına bakmaksızın Yüksek Konsey’e Bektaşi,
Sunni, Ortodoks ve Katolik birer temsilci atanmıştır. Türk İstiklâl Mücadele166
A.S.S. III, s. 146.
Giaffo, a.g.e., s. 348.
168
Luşnya Kongresi’nde A. Zogu içişleri bakanlığına atanmış, bu sayede de polis ve jandarma
teşkilatını kontrol altına alabilmiş ve bu tarihten sonra Zogu’nun parlayan yıldızı devlet başkanı ve krallığa kadar yükselmiştir (Giaffo, a.g.e., s. 348).
169
Vıckers, a.g.e., s. 94.
170
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 109.
167
HALİL ÖZCAN
48
si’ni yürüten Birinci Meclis’te olduğu gibi Luşnya Kongresi’nde de toplumun her kesimi temsil edilmiştir.
Anadolu ve Arnavutluk işgal altındayken yapılan kongrelerde milliyetçiler önce kendi ülkelerinin iç birliğini sağlamaya çalışmıştır. Kongreler
sonrasında Türkiye ve Arnavutluk’ta milliyetçiler, ülkelerinin işgallerine
karşı hem müzakereleri yürütmek hem de direnişi örgütlemek üzere çalışmışlardır. Ancak Türk İstiklâl Mücadelesi’nin lideri Mustafa Kemal Paşa,
millî hâkimiyete dayalı, kayıtsız şartsız, bir millî devlet kurulmasını daha
güçlü olarak her fırsatta içeriye ve dışarıya karşı vurgularken Arnavut liderler bu kadar güçlü ve kararlı bir tavır sergileyememişlerdir.
D. Arnavutluk Bağımsızlık Mücadelesi’ne
Ülke Dışındaki Arnavutların Desteği
Paris Barış Kongresi sürecinde ülke dışındaki Arnavutlar da Arnavutluk’un işgallerden kurtarılarak yeniden bağımsız olabilmesi için oldukça
gayret sarf etmişlerdir. Bir grup vatansever Arnavut, ülkeleri lehinde lobi
yapması amacıyla bir Macar soylusunu para karşılığında ABD’ye göndermişlerdir. Amerika’da bulunan Pan-Arnavut Federasyonu da bir Amerikalı
misyoneri Arnavutluk davasını savunması için Paris’e göndermiştir. Ayrıca
İngiltere’de bulunan Arnavutlar, İngiltere’nin soylu ailelerinden birinin küçük oğlu olan (Türkçe-Arnavutça bilen) Aubrey Herbet (İngiltere dışişlerinin
maaşsız ajanı) ile temasa geçmişlerdir. Arnavutlar, ülkelerinin bağımsızlığı
için çalışması karşılığında A. Herbet’e Arnavutluk tahtını bile teklif etmişlerdir. Bu teklifi kabul etmeyen A. Herbet, Arnavutluk’un bağımsızlığı için
çalışacak bir İngiliz-Arnavut Derneği kurmuştur 171. İngiltere ve ABD’deki
Arnavutların yanı sıra Arnavutluk’un işgalden kurtarılması için Türkiye’deki
Arnavutlar tarafından kurulan Arnavut Teavün Cemiyeti de mücadele etmiştir. Bunlara ilâve olarak Arnavutluk’un yeniden istiklâlini kazanma mücadelesinde ülke dışındaki Arnavutların her birinin desteği önemli olmakla birlik-
171
MacMillan, a.g.e., s. 354.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
49
te özellikle Amerika’daki Arnavutların faaliyetleri Paris’teki Arnavutluk
heyetinden bile çok daha fazla etkili olmuştur.
1. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Arnavutlar
Amerika Birleşik Devletleri 172 (ABD)’nde bulunan Arnavutlar, 8
Ocak 1918 tarihinde ABD Başkanı Wilson’un 14 ilkesinin yayınlanmasından sonra bu ilkeler doğrultusunda ülkelerini işgallerden kurtarma faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır 173. ABD’deki Arnavutlardan Psikopos Fan S. Noli,
Tiran Hükûmeti’nin ABD temsilcisi olarak seçilmiş ve burada Yunan propagandasına karşı mücadele etmiştir 174. Fan S. Noli’nin temsilci atanmasından
sonra ABD’de ikamet eden Arnavutlar, ABD ve uluslararası kamuoyunda
taleplerini sık sık gündeme getirerek Paris Barış Konferansı sürecinde etkili
olmaya çalışmışlar ve bu konuda da başarılı olmuşlardır.
Paris Barış Konferansı’nda ABD delegelerinin Arnavutluk’u desteklemelerinin iki sebebi vardır. Birincisi konferanstaki Vatra delegelerinden Dr
Ericson’un ABD Başkanı Wilson’un eşi ile Arnavutluk meselesi konusunda
bir görüşme yapmayı başarmış olmasıdır. İkincisi ise Bayan Wilson’un Dr
Ericson’un anlattıklarından etkilenerek ABD Başkanı Wilson’u bu konuda
yönlendirmesi ve başkanın Arnavutluk’u koruması olmuştur 175. ABD Başkanı Wilson, Arnavutluk’un bağımsız olabileceğini düşünerek Arnavut milletinin koruyuculuğunu üstlenirken 176 İngiltere Başbakanı L.Lyod George,
Arnavutların bağımsızlığı konusuna sıcak bakmamıştır. İngiltere Başbakanı’nın tutumuna rağmen ABD Başkanı, Paris’e Şubat 1920’de bir not göndererek Amerika’nın Arnavutluk halkına haksızlık etmeyeceğini bildirmiştir 177.
172
Bundan sonra ABD olarak gösterilecektir.
Giaffo, a.g.e., s. 377-378. Aslında Wilson’un 14 maddesi de Balkan bölgesinin gerçeklerine
uymamaktadır. Çünkü galip devletlerin mağlup devletlerin temel haklarını göz ardı etmelerinden dolayı mağlup devletlerde vatanı kurtarmak için milliyetçi diktatörler ortaya çıkmıştır
(Veselin Mınchev, The Formatıon Of Natıonal Countrıes ın The Balkan Penınsula,
Institute of Economics of the Bulgarian Academy of Sciences, Sofia, 1999, s.26).
174
Giaffo, a.g.e., s. 348-349.
175
Giaffo, a.g.e., s. 347.
176
Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler C.I, İkinci Meşrutiyet Dönemi (19081918), Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul,1984, s. 538.
177
MacMillan, a.g.e., s. 356-357.
173
50
HALİL ÖZCAN
2. Türkiye’de Kurulan Arnavut Teavün Cemiyeti
I. Dünya Savaşı sonrasında Arnavutluk’ta işgallerin sürmesi ve 1913
yılında belirlenen Arnavutluk sınırlarının tehlikeye maruz kalması durumu
Türkiye’de yaşayan Arnavutları da endişelendirmiştir. Türkiye’de ve özellikle de İstanbul’da yaşayan Arnavutlar, ülkelerinin istiklâl mücadelesinde etkin olabilmenin yollarını aramış ve bu yönde bir cemiyet kurmuştur. Luşnya
Kongresi’nden yaklaşık on ay önce İstanbul’da kurulan Arnavut Teavün
Cemiyeti, Arnavutluk millî davasına sahip çıkmaya çalışmıştır. Hatta cemiyet, Luşnya Kongresi gibi sadece 1913 Londra Konferansı’nın belirlediği
sınırlar için değil, 1913 yılında Arnavutluk dışında bırakılan Arnavut toprakları için de mücadele etme kararı almıştır.
15 Mart 1919 tarihinde Arnavut Teavün Cemiyeti’nin kuruluş dilekçesi Osmanlı Devleti Dâhiliye Nezaretine verilmiştir. Cemiyetin resmi başvurusundaki Arnavutça ismi “Komitet İkolon—Ne Turqi”dir. Cemiyet’in
kuruluş yeri İstanbul’daki Yeni Postane arkasında bulunan Türkiye Hanı
olarak belirtilmiştir. Cemiyetin kurucu ve yöneticileri Nezir Bey 178,
Kalkandelenli Hasan Hüseyin Bey, Selman Ulvi Bey, Mustafa Bey, Fatih
ders imamlarından Cemalettin Efendi, Dr. İhsan Fevzi Bey, Hasan Haydar
Bey ve Priştineli Hüseyin Fuat Bey’dir. Cemiyetin kuruluş dilekçesinde
amacı Londra Konferansı’nda ülke sınırları dışında bırakılan ülke topraklarının Arnavutluk’ a katılması için gerekli girişimlerde 179 bulunmak (madde 5),
her nerede olursa olsun Arnavutlar arasındaki rabıta-ı ırkiye ve milliyeyi
idame ettirmek ve muhtaçlara yardım etmek (madde 6) ile Arnavutluk’un
menfaatlerini ve hukukunu savunmak için propaganda yapmak olarak izah
edilmiştir 180.
Cemiyet, Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları Bursa, Aydın, Edirne, Konya, İzmit, Eskişehir ve Karesi vilayetlerinde şubeler açmak istemişse
178
Nezir Bey, verdiği bir demeçte kendisinin reis olduğunu bildirmiştir (Tarık Zafer Tunaya,
Türkiye’de Siyasal Partiler: C.III Mütareke Dönemi 1918-1922, Hürriyet Vakfı Yayınları,
İstanbul, 1986, s. 452).
179
Tunaya, a.g.e., s. 452-455.
180
Tunaya, a.g.e., s. 452-455.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
51
de bunda başarılı olamamıştır. Cemiyet Reisi Nezir Bey’in Rumca yayın
yapan “Etnos” gazetesine verdiği kısa bir demeci 17 Mayıs 1921 tarihli
“Alemdar” gazetesinde yer almıştır. Nezir Bey bu demeçte:”Ankara’nın
Yunanistan’a her türlü müşkülâtı ika etmek (yapmak) istemesi tabiidir. Fakat
Arnavutluk hiçbir zaman Ankara’nın dolaplarına alet olmayacaktır” demiştir 181.
Bu demeçten cemiyet’in Kuvayı Milliye hareketine karşı olduğu ve
Arnavut Teavün Cemiyeti liderlerinin Türk İstiklâl Mücadelesi’ni yeterince
kavrayamadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Anadolu’yu işgal eden Yunanistan,
Arnavutluk’ta da işgalcidir. Türk milliyetçileri, Yunan işgaline karşı Türkiye’de ve Arnavutluk’ta ortak cephe oluşturmak için çaba gösterirlerken üstelik de II. İnönü zaferi kazanıldıktan sonra bu açıklamanın yapılmış olması
düşündürücüdür. Bu sebeple cemiyet liderinin kendi ülkesini işgalden kurtarmak için Yunanistan ile başkaca temaslarının olduğunu düşünmek mümkündür. Hâlbuki Türkiye’de yaşayan Arnavutların ekseriyeti, Türk İstiklâl
Mücadelesi sürecinde ve de 1923 yılında yapılan seçimlerde Mustafa Kemal
Paşa’yı ve Birinci Grubu desteklemiştir 182.
İstanbul’daki Arnavut Teavün Cemiyeti üyelerinden Osmanlı Devleti’nin eski valisi Halil Paşa ve Debre Mebusları Fuat Bey ile Fraşeli Mithat
Beylerin de aralarına bulunduğu özel bir heyet, 1919 yılının yaz döneminde
Paris’e gitmiştir. Heyet, 183 Paris’te yaptığı görüşmelerde Adriyatik meselesinin son durumu ile Arnavutluk üzerinde dolaşan mezalim tehlikesini gündeme getirmiştir. Aynı heyetin İstanbul’a gönderdiği bir telgrafta Amerika
Cumhurbaşkanı Wilson’un Arnavutluk’un kaderiyle ilgilenmeye başlamasıyla barış yolunda mesafe alındığı bildirilmiştir. Bu iyimser haber, Arnavutlar
181
Tunaya, a.g.e., s. 452-453.
1923 yılında seçimler yapılmadan önce İşkodra’lı Ömer Selim, Müslüman Arnavutların
yoğun olarak yaşadığı İstanbul’un bazı semtleri (Beşiktaş gibi) ile İzmit ve Adapazarı’nda
halkın nabzını yoklamıştır. Ömer Selim, buralarda yaşayan Müslüman Arnavutların Gazi Paşa
taraftarı olduğu hakkındaki 27 Nisan 1923 günlü bir raporu Gazi Paşa’ya sunulmak üzere
Ankara’ya göndermiştir (TİTE Arşivi, kutu no: 35, gömlek no: 78, belge no: 78).
183
Heyet, Arnavutluk’taki meseleyi mevcut hükümetin gayrı milli hareket etmesine bağlamıştır. Heyete göre Arnavutluk’ta Süleyman Bey’in başkanlığında yeni bir milli hükümet kurulmalıdır.
182
52
HALİL ÖZCAN
da olduğu kadar onlara karşı sevgi ve dostluk besleyen bütün Türk ve Müslümanlar üzerinde de sevinç yaratmıştır 184.
Arnavut Teavün Cemiyeti, 4 Kasım (T.S.) 1921 günü İstanbul’da
Halil Paşa başkanlığında üç binden fazla Arnavut’un toplanması ile Sırpların
Arnavutluk’a saldırılarını protesto etmiştir. Cemiyet üyelerinden Ferit Bey,
toplantıda Fransızca bir konuşma yapmış ve Arnavutların Balkanların en
eski sakini olduğunu belirterek Sırpların saldırılarının asılsız iddialara dayandığını bildirmiştir. Ferit Bey, Arnavutların medeni ve zengin bir kavim
olduğunu belirterek Kosova’nın da Arnavutluk’a ait olduğunu gösteren köklü delilerden bahsetmiştir. Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Ferit Bey,
miting kararını (protestosunu) alenen okumuş ve bu protestoyu İngiliz, Fransız, İtalya ve Amerika Hariciye Nezaretleriyle Milletler Cemiyeti’ne ve Avrupa matbuatına göndereceklerini söylemiştir. Miting kararında Harbi
Umumi’de İtilâf Devletleri yanında yer alan Arnavutluk’un Sırplar tarafından 1913 sınırlarına aykırı olarak yapılan işgalinin protesto edildiği ifade
edilerek Arnavutların millî hudutlarının ve istiklâllerinin temininin tüm büyük devletlerden talep edildiği belirtilmiştir 185.
3. Kosova Savunma Komitesi
I. Dünya savaşı sonrası Arnavutluk, İtalya, Yugoslavya ve Yunanistan tehdidi altındayken 1918 yılı Kasım ayı başlarında Kosova Savunma
Komitesi, İşkodra’da gizli olarak Priştineli Hoca Kadri tarafından kurulmuştur. Komitenin yönetiminde Hasan Priştina ve Bayram Curri gibi Kosova’dan sürülenler yer almıştır. Komite, 1913 yılı Londra Konferansı kararlarını tanımayarak Kosova’nın özgürlüğünü sağlamayı ve Arnavutların yaşadığı toprakları birleştirmeyi amaçlamıştır. Daha sonra komite, Üsküp ve
Kosova’da kurulan çeşitli çete hareketlerinin yönlendiricisi olmuştur 186.
Komite, 1913 sınırlarını savunan Arnavutluk Hükûmeti’nden farklı düşüne-
184
Yeni Gün, 28 Şubat 1920, s 1.
P.Sabah, 5 Kasım (T.S.), 1921, s. 2.
186
Vıckers, a.g.e., s. 91-93.
185
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
53
rek Kosova’nın 1913 yılında Londra Konferansı’nda belirlenen sınırların
dışında kalmasına itiraz etmiştir.
III. BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİNDE
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ (1920-1923)
A. TBMM Hükûmeti-Arnavutluk İlişkileri ve
Türkiye’nin Arnavutluk’a Askerî Yardımı
Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ve Osmanlı Devleti toprakları
üzerinde en son kurulan Türkiye ile Arnavutluk, şark meselesi sebebiyle
Balkanlarda en fazla toprak kaybına uğrayan iki ülke olmuştur. Her iki ülke
de I. Dünya Savaşı sürecinde gizli anlaşmalarla pazarlık konusu yapılmış ve
emperyalist devletler ya da onların uzantılarınca işgal edilmiştir. Savaş sonrası ise Türkiye ve Arnavutluk toprakları üzerinde işgaller devam ettiği gibi
bu ülkelerin I. Dünya Savaşı içerisinde hangi ittifak grubunda yer aldıklarına
bakılmaksızın müzakerelerde galip devletlerce pazarlık konusu yapılmıştır.
Her iki ülkede de işgallerin kalıcı olması tehlikesi belirdiğinden her iki ülkenin milliyetçilerinin inisiyatifiyle bağımsızlık mücadelesi başlatılmıştır.
Daha önce de ifade edildiği üzere Arnavutluk 187, 1912 senesinde
Osmanlı Devleti’nden ayrılmış ve 1913 senesinde de bağımsızlığı Londra
Konferansı kararıyla tanınmıştı. Bu süreçte Arnavutluk, doğrudan ittifakların
içerisinde yer almamakla birlikte I. Dünya Savaşı’nda işgale uğramış ve
sonrasında Arnavutluk’ta işgaller devam etmişti. Bu sebeple de Arnavutlar
ülkelerinin bağımsızlığını yeniden kazanmak için mücadele etmek zorunda
187
Arnavutluk 1920’li yılların başında Yunanistan, Yugoslavya ve İtalya arasına sıkışmıştır.
Avrupa malî piyasalarınca küçümsenen bir ülke durumundadır. İtalya, Arnavutluk’u Balkanlara sıçrayabileceği bir sömürge olarak görmektedir. Yugoslavya, Arnavutluk’u Yunanistan ve
İtalya ile paylaşma plânı yapıyordu ve Arnavutluk çok fakir, Avrupa’nın en çok parçaya ayrılmış sosyal yapısına sahipti. Kuzey aşiretleri kendi klan sistemiyle ilkel tarım yöntemlerine
sahip olarak eşkıyalık ve kan davaları ile yaşamışlardır. Orta ve güney de ise büyük toprak
sahipleri nüfusun çoğunluğunu acımasız bir kölelikle bir arada tutarak ekonomiye ve topluma
yön vermeye kalkanlara karşı adamlarıyla isyan etmişlerdir. En güney uçta yaşayan Arnavutlar, iyi bir Yunan eğitimi için kendi kimliklerini değiştirmeye hazır hale gelmişlerdir. Güney
Arnavutluk’ta birçok Yunan okulu olmasına rağmen Arnavut okulu bulunmamaktadır (Misha
56
HALİL ÖZCAN
kalmışlardı. Osmanlı Devleti de I. Dünya Savaşı sonucu işgallere uğramış ve
bağımsızlık mücadelesi vermek zorunda kalmıştı.
Her iki ülkeyi işgal edenler ve onların destekçileri de genel olarak
aynı emperyalist ülkelerdir. Ortak düşmanlar bir ülkedeki kesin zaferden
sonra diğer ülkeyi daha kolay elde edebileceklerini düşünmüşlerdir. Gerçi
emperyalist devletler için öncelik Anadolu ve TBMM Hükûmeti’nin savunduğu Misakı Milli sınırlarındaki Türk topraklarının ele geçirilmesidir. Türk
toprakları ele geçirildikten sonra da Arnavutluk’un istenilen bölümünü elde
etmenin daha kolay olacağını düşünmektedirler. Bu süreçte Osmanlı Devleti
bünyesindeki Arnavutlar ile Arnavutluk’taki Türkler, her iki ülke arasında
işgallere karşı işbirliği sürecinin başlatılmasında aktif roller üstlenmişlerdir.
Fakat asıl destek, köklü devlet geleneği ve tecrübesi sebebiyle Türk İstiklâl
Mücadelesi’nin lider kadrosundan Arnavutluk’a yapılmıştır.
İstiklâl Mücadelesi’nin lideri Mustafa Kemal’in Balkanları ve Balkan milletlerini yakından tanıyor olması da Anadolu’dan Arnavutluk’a yönelen yardımda önemli bir etkendir. Mustafa Kemal 188, Meşrutiyet döneminde Selânik’te bulunduğu sıralarda dikkat ve ilgisini askerî konular üzerinde
yoğunlaştırmıştır. Bu süreçte askerî manevralardaki başarılı çalışmaları ile
dikkatleri üzerine çekmiştir. Bunun sonucu olarak dönemin Harbiye Nazırı
Glenny, a.g.e., s. 340-341).
188
Mustafa Kemal Şam’daki görevini müteakip 16 Eylül 1907’de Makedonya’daki (Selânik)
Üçüncü Ordu Komutanlığı emrine atanmıştır. Mustafa Kemal’in Üçüncü Ordu kurmay heyetindeki görevine bir de Selânik-Üsküp demiryolu müfettişliği eklenmiştir. Mustafa Kemal,
İkinci Meşrutiyet’i başlatan hürriyetin Makedonya’da ilânı aşamasında harekete katılanları
tanıma ve onlarla tartışma fırsatı bulmuştur. Bu dönemde Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki’nin giderek siyasî bir kuruluş halini alması ile ordu mensuplarına İttihat ve Terakki’den
ayrılmalarının gereklerini ilgililere anlatmıştır. Mustafa Kemal, 1909 yılında Makedonya’da
vazifesine devam ederken Osmanlı ordusu hizmetinde bulunan Alman Mareşal Von der
Goltz’un Türk ordusuna yaptıracağı garnizon tatbikatını kendi kumandanı Hâdi Paşa ile Erkânı
Harbiye Reisi Ali Rıza Paşa’yı ikna ederek kendisi başarıyla yapmıştır. Mustafa Kemal, Türk
yurdunu savunmasının tatbikatını ancak Türk Erkânı Harbiye ve kumandan heyetinin yapacağını beyan ederek bu tatbikat Alman mareşale yaptırılırsa bunun Türklüğe ve Türk askerliğine
yakıştırılamayacağı gerekçesini belirtmiştir. Mustafa Kemal, 13 Ocak 1909 tarihinde
Selânik’te III. Redif Fırkasının Kurmay Başkanlığına atanmıştır. 31 Mart İsyanı’nı bastırmak
üzere İstanbul’a sevk edilen Hüseyin Hüsnü Paşa kuvvetlerinin kurmay başkanı olarak görevlendirilmiştir (A.Afetinan, M.Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, TTK Basımevi, Ankara, 1991, s. 4-7).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
57
Mahmut Şevket Paşa, Arnavutluk’ta çıkan ihtilali bastırmaya giderken
(Ekim 1910) Selânik’te 38. Piyade Alayı Kumandanı görevinde bulunan
Mustafa Kemal’i kurmay başkanı olarak yanına almıştır 189. Mustafa Kemal,
bu görevi sebebiyle Arnavutluk’un durumunu yerinde görerek sorunları tespit etme imkânı bulmuştur. Aynı zamanda Arnavutluk’a yakın bir coğrafyada büyüdüğü ve burada görev yaptığı için Arnavutların Mustafa Kemal’e
karşı yakın bir ilgisi de vardır.
Mustafa Kemal, tecrübeleri ışığında 190 Balkanlardaki konumu itibarıyla milli ve bağımsız bir Arnavutluk Devleti’nin sadece Arnavutların değil
aynı zamanda tüm Balkanların ve Türkiye’nin geleceği açısından önemli
olduğunu görmüştür. Hatta Mustafa Kemal, Karslbad tedavisi sürecinde
(1918 yılında) bir fırsattan yararlanarak Arnavutluk’a yakın bir yere gidip
işgal altındaki Arnavutluk’un savunma plânını oluşturmak istemiştir. Mustafa Kemal bu amaçla Arnavut Binbaşı Ali Şevket ile bir görüşme yapmıştır.
Mustafa Kemal, Binbaşı Ali Şevket ile Meşrutiyet’in ilânı döneminde Selanik’te birlikte görev yapmıştır. Balkan Savaşı’nda Osmanlı ordusundan ayrılarak Arnavutluk’ta kalmayı tercih eden Ali Şevket Bey, Arnavutluk’ta çeşitli görevlerin yanı sıra genelkurmay başkanlığı görevini de yapmıştır. Mustafa Kemal, Viyana’da (Karlsbad’ta) tedavi gördüğü sırada Ali
Şevket Bey, Avusturya ordusunda görev yapmaktadır 191.
189
Mustafa Kemal, Atatürk, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I-III, Atatürk Araştırma
Merkezi, Ankara, 1997, c.III, s. 8., Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Gelişmeler
(1876-1938), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2002, s. 165.
190
Atatürk’ün doğumundan Manastır Askerî İdadî’sini bitirinceye kadar (1898) 17 yıl ve
1907 yılında Selânik’e tayin edilişinden Sofya’daki askerî ataşelik görevi dâhil 1916 yılında
Diyarbakır-Silvan’a tayin oluncaya kadar Balkanlar bölgesinde yaşamıştır. Başka bir deyişle
askerlik hayatının kurmay yüzbaşılığından tuğgeneralliğine kadar olan bölümünün hemen
tamamı Balkanlar ve Makedonya bölgesinde geçmiştir. Atatürk, Makedonya bölgesinde
yaşarken ve görev yaparken Makedonya’daki diğer Balkan Devletlerinin ve onların arkasındaki emperyalist devletlerin bölgedeki kanlı mücadelelerine tanıklık etmiştir. Sofya’daki
askerî ataşelik görevinde de I. Dünya Savaşı’na giden süreçte Balkanlarda ve Avrupa’daki
siyasî gelişmeleri Büyükelçi Ali Fethi Bey ile birlikte yakından takip etmiştir Yusuf
Halaçoğlu "Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti ve Balkanlar", I. Uluslararası Türkoloji Kongresi
Bildirileri (Prizren 12-14 Aralık 1998), Ankara 2001, s 30.
191
Afetinan, a.g.e., s. 46.
58
HALİL ÖZCAN
Bu görüşmeden yıllar sonra Ali Şevket Bey, Atatürk’e Türkiye’de
çalışmak arzusunu dile getiren bir mektup yazmıştır. Atatürk, Mektubu okuduktan sonra kendisine mektubu takdim eden Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Bey’e Ali Şevket Bey’in zeki, çalışkan ve bilgili bir kurmay olduğunu belirttikten sonra Karslbad’ta geçmişte yapmış olduğu görüşmeyi şöyle anlatmıştır:
“… Umumi Harp (Birinci Dünya Savaşı) sonlarına doğru tedavi için
Karlsbat’a gittiğimi biliyorsun. Orada iken bir gün bu zat bulunduğum otele
çıkageldi… Bir aralık söz Arnavutluk’un vaziyetine intikal etti. Ali Şevket,
yabancıları bertaraf ederek memleketlerinde milli ve tam müstakil bir
Hükûmet kurmak yolunda çalıştıklarını, bunun için hariçte ve bilhassa dâhilde önemli hazırlıklar yaptıklarını, teferruatıyla ve bu işlerde en mühim
amil kendisi imiş gibi bir eda ile anlattı. Neticede benden mütalâa ve yardım
istedi.
Cevaben, uzaktan bir şey söylemeye imkan yoktur dedim ve şöyle bir
teklifte bulundum: Ben daha bir müddet mezunum (izinliyim), istersen seninle Arnavutluk’a yakın münasip bir yere gidelim; içeride çalışan arkadaşlarını oraya davet edersin; hazırlıklarının mahiyet ve derecesini iyice öğreniriz,
ona göre bir faaliyet plânı hazırlarız ve bundan sonra ona göre çalışırsınız.
Ali Şevket işi ciddiye alıp benimsediğimi görünce şaşaladı, kem küm etmeye
başladı; halinden bahsettiği teşebbüsün ya hiç mevcut olmadığını veyahut
eğer varsa kendisinin, öyle ima ettiği gibi başrolde bulunmadığını anlamıştım; bahsi kestim. Şimdi sen bu hareketi garip buluyorsun değil mi? Ha bak,
izah edeyim: Arnavutluk, Balkanlar’da her bakımdan mühim bir yerdedir;
orada hakikaten milli ve müstakil bir Hükûmetin teesüs etmesi; Arnavutluk’un ilerlemesi ve kuvvetlenmesi için olduğu kadar Balkanlar’ın hal ve
âtisi (geleceği) için de lazım ve faydalı idi. Hele bunun yardımımızla ve bize
taraftar şahıslar tarafından temin ve idare edilmesi muhakkak ilerde işimize
çok yarardı. İşte o zaman bunları düşünmüş ve durumdan faydalanmak istemiştim.” 192.
192
Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 3.Baskı, İstanbul, Ocak
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
59
Atatürk, 193 Hasan Rıza Bey’e Arnavutluk’un bağımsız bir devlet olarak kuvvetlenip ilerlemesini tüm Balkanların geleceği açısından önemli gördüğü için Arnavutluk yönetiminin Türkiye ile yakın işbirliği içerisinde olmasının önemini ifade etmiştir. İşgal altındaki Arnavutluk’u ortak cephe gibi
gören Mustafa Kemal Paşa’ya göre iki ülkenin savunması ne kadar güçlü
olursa özellikle ortak düşman olan Yunanistan daha kolay mağlup olacaktır.
Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında Ali Şevket Bey ile yapmış olduğu görüşme sonrasında gerçekleştiremediği Arnavutluk’un bağımsızlığına yardım
etme imkânını 1920 senesinde Selahattin Saip Bey 194 ile gerçekleştirmek
istemiştir.
1. Mustafa Kemal Paşa Tarafından Emekli Erkânı Harp
Miralay Selahattin Saip Bey’in Arnavutluk’a
Görevlendirilmesinin Sebepleri
Mustafa Kemal Paşa ve TBMM ile doğrudan doğruya ilişkisi tespit
edilemeyen Albay Hamdi Bey aslen Arnavut kökenlidir. Arnavutluk’ta çok
tanınıp sevilen Albay Hamdi Bey, 1920 yılı Eylül ayı sonlarında Arnavutluk
(Elbasan)’a gitmiştir. Miralay Hamdi Bey, mahiyetindeki heyetle Arnavutluk’a gelir gelmez Başvekil Fehmi Bey 195 ile birlikte çalışmaya başlamış ve
Arnavut Ordusunun Başkumandanı (Genelkurmay Başkanı) olmuştur 196.
Hamdi Bey’den sonra Türkiye’den Arnavutluk’a giden Selahattin
Saip Bey 197, Kalabalık bir aileye sahip olup 198 Prizren’in Curi yakınlarında
2006, 498-499.
193
Dürüstlüğü ve sözüne sadakati tüm hayatı boyunca kendisine ilke edinen Atatürk, Ali Şevket Bey’i daha önceden tanımasına rağmen şahsi hissi ile devlet işini birbirinden ayırmıştır.
Kendi ülkesinde hem ordudan hem de vatandaşlıktan çıkarılan Ali Şevket Bey’in Türkiye’ye
gelme isteğini onun kendisine Arnavutluk’un savunması ile ilgili verdiği sözü tutmaması
sebebiyle ve Ali Şevket’in durumunda olan diğer şahıslara emsal teşkil etmemesi için geri
çevirmiştir.
194
Türkiye’de Selahattin Bey, Selahattin Saip Bey olarak da anılmıştır.
195
Aslen Arnavut kökenli olan Süleyman Fehmi Bey, İstanbul’da Dâhiliye Nezaretinde Umuru Aliyeyi Vilayet Müdürlüğü görevinde ve İstanbul Sultanisi Edebiyat muallimliği görevinde
bulunmuş ve sonra Arnavutluk’a gitmiştir (P.Sabah, 27 Kasım (T.S.) 1921, s. 1).
196
P.Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
197
Selahattin Saip Bey’in diğer Arnavutluk hükümet üyeleriyle birlikte fotoğrafı (EK-4)
T.Selenica, Ahqıprıa e Ilustruar L’albanıe Illustrëe, Albumı ı “Shqıprs më 1927, Tiranë,
60
HALİL ÖZCAN
Shkoza köyünde 1867 yılında dünyaya gelmiştir 199. Selahattin’in babası
Said 200, ailesiyle birlikte önceden Priştina’ya yerleşmiş ve doğduğu köyün
adını soyadı olarak almıştır 201. Selahattin Saip Bey’in 202 doğduğu köy ve
civarı Balkan Savaşları sonucunda 1913’te Kosova ile birlikte Yugoslavya
egemenliğine verilmiştir 203.
Türkiye ve Arnavutluk’taki sınırlı kaynaklarda Selahattin Bey ve ailesi hakkında yeterince bilgiye ulaşılamamıştır 204. Selahattin Bey, 1915 senesinde Çanakkale cephesinde yarbay rütbesiyle VI. Tümen Komutanlığında
kurmay başkanı olarak görev yapmıştır 205. Çok iyi derecede Türkçe, Arapça,
1928 (Maksim M. Husı’nin özel arşivinden).
198
Vangjel Kasapı, “ Selaudin Shkoza Reformator i Madh Ushtar)”, Rılındja, (10 Mart 1999,
sayı:14, s.12.).
199
Selahattin Bey hakkında Arnavutça iki farklı ve önemli makale yayımlanmıştır. Vangjel
Kasapı, “ Selaudin Shkoza Reformator i Madh Ushtar)”,, Rılındja, (10 Mart 1999, sayı:14,
s.12.) ve İsa Halilaj, “Selahudin Shkoza-Kurorë Lavdie në Ushtrinë Kombëtare Shqiptqre (Në
prag të 135 vjetorit të lindjes)”, Revista Koha i, Nisan 2002, sayı:75, s.48-50). Her iki makalede Selahattin Bey’in biyografisi hakkında birbiriyle farklı bilgiler yer almasına rağmen her
iki makalede de Selahattin Bey’in Arnavutluk’ta 1921 yılında yaptığı bakanlıkla ilgili önemli
bilgilere yer verilmiştir.
200
Selahattin Bey’in Türkiye’de soyadı olmadığı için Saip adını kullanması babasının adının
Saip olması ihtimalini daha kuvvetli kılmaktadır.
201
Kasapı (a.g.m., s. 12)’ye göre Selahattin Bey’in babası’nın ismi Arshi, dedesinin ismi
İslam’dır. Shkoza köyünden Prizren’e gelmiştir. Doğum tarihi 1869’dur. Selahattin Bey hakkında her iki yazar tarafından farklı doğum tarihi verilmiş olsa da o dönem Arnavutluk’ta
doğum yerleri yaygın olarak soyadı olarak kullanıldığı için Selahattin Bey’in Shkoza köyünde
doğduğu anlaşılmaktadır.
202
Emekli subayların şahsi dosyalarının saklandığı Milli Savunma Bakanlığı Arşiv Müdürlüğüne tarafımızdan (09.06.2008, 05.08.2008, 08.09.2008 ve 21.12.2008 tarihlerinde) dört kez
müracaat edilerek Emekli Erkânıharp Miralayı Selahattin Bey’in şahsi dosyası incelenmek
istenmiştir. Bu müracaatların her birinde yeni edinilen bilgiler ilave edilmiş ve en son müracaata da Arnavutluk kaynaklarından öğrenilen bilgiler eklenmiştir. Ancak Milli Savunma
Bakanlığı Arşiv Müdürlüğü (23.06.2008, 23.08.2008, 15.09.2008 ve 09.01.2009 tarihlerinde)
söz konusu şahıs hakkında arşivlerinde bilgi ve belge bulunmadığını bildirmiştir. Ayrıca
Arnavutluk Devlet Arşivinde Arnavutluk devlet adamlarına ait ayrı ayrı dosyalar tutulmuş ve
bu dosya bilgileri 2000 yılında kitap haline getirilmiş olmasına rağmen bunların içerisinde
Selahattin Bey’in bilgisine rastlanmamıştır (Drejtorıa e Përgjıthsmhme e Arkıvave,
Udhërrëfyes i Arkıvıt Qendror Shtetëror, Tiranë, 2000).
203
Halilaj, a.g.m., s. 48.
204
Kasapi’ye göre Selahattin Bey, Manastır Askerî Lisesi’ni müteakip İstanbul Harp Okulu’ndan topçu subay olarak mezun olmuştur. Sırasıyla İzmir, Manastır, Yanya, Selanik,
Preveze, İstanbul, Çanakkale ve İzmir’deki çeşitli birlik ve karargahlarda görev yapmıştır
(Kasapı, a.g.m., s. 12).
205
İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu 1912-1922, TTK Basımevi, Ankara, 1993, s.
76. Selahattin Saip Bey emekli olduktan sonra İzmir’de ikamet etmiş ve aynı zamanda Arnavut
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
61
Almanca ve Fransızca konuşan Selahattin Saip Bey’in bilgisi sadece askerî
konularla sınırlı değildir ve geniş bir kültürel birikimi ve ilgisi vardır 206.
Bunun açık olarak kanıtı 1908 yılında Manastır’da Arnavut alfabesi düzenlenmesi kongresine katılmasıdır 207.
Selahattin Bey 1907 yılında İzmir’de erkânıharp kaymakam (yarbay)
olarak görev yaptığı sırada İTC’nin liderlerinden Dr. Nazım tarafından cemiyete kazandırılmıştır. Bunun sonucu olarak Selahattin Bey Manastır’da
teşkil edilen Kuvveyi Takibiye Alayının Kumandanı olarak atanmış ve II.
Meşrutiyet’in ilânı için isyan başladığında isyancıları takip ederek etkisizleştirmek yerine onlara destek vermek için dağa çıkmıştır. Selahattin Bey’in de
katkılarıyla ihtilâlde hem kardeş kanı dökülmesi engellenmiş hem de meşrutiyetin ilânı çabuklaşmıştır 208.
Emekli Erkânı Harp Miralay Selahattin (Saip) Shkoza’yı Süleyman
Delvina’nın Hükûmeti ile Luşnya Kongresi’nde ülkeyi temsil için oluşturulan Yüksek Kurul, askerî tecrübesinden dolayı Savunma Bakanlığı için Arnavutluk’a davet etmiştir 209. Arnavutluk’tan Harbiye Nazırlığı (Savunma
Bakanlığı) görevi için davet geldiğinde Selahattin Bey, bu görevi kabul edip
etmeyeceğini TBMM Hükûmeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya sormak
ihtiyacı hissetmiştir 210. Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk’un bağımsızlığına
yardım etme fırsatını Selahattin Saip Bey aracılığı ile yakaladığı için memnun olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın Selahattin Saip Bey’e yazdığı talimatta da bu düşüncelerini tespit etmek mümkündür. Mustafa Kemal Paşa’nın Selahattin Saip Bey’e kendi el yazısıyla yazdığı 9 Aralık 1920 tarihli
talimat şöyledir:
Kulübü Başkanlığı görevi yapmıştır (Shqiperi e Re, 26 Nisan 1921, s. 3).
206
Halilaj, a.g.m., s. 48-50., Shqiperi e Re, 26 Nisan 1921, s.3., Kasapı, a.g.m., s. 12.
207
Halilaj, a.g.m., s. 48-50.
208
Halil Özcan,”Emekli Erkânıharp Miralay Selahattin Bey’in II. Meşrutiyet’in İlânına Katkısı”, Atatürk Yolu Dergisi, Bahar 2010, Yıl: 23, Sayı: 45. S. 83-102.
209
Shqiperi e Re, 26 Nisan 1921, s. 3.
210
Gazet’e Korçes, 15 Ocak 1921, s. 1.
HALİL ÖZCAN
62
“9.12.1336 (1920) 211
Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Selahattin Bey’in Arnavutluk Harbiye Nezareti’ne intıhabından (seçilmesinden) fevkalade memnun olmuştur.
Arnavutluk hakkında uzun zamanlardan beri sağlam malumat-ı mevsuka (vesikaya dayalı, güvenilir bilgi) alınamadığından, bu babda (konuda)
Ankara Hükûmetinin beyan edebileceği mutâlaat (görüşler) ve izhar edebileceği (ortaya koyabileceği) arzular ancak pek umumî (genel) mebahise
(bahislerle) munhasır (sınırlı) kalabilir.
Bu cümleden olmak üzere temenniyatımız bervech-i zir (aşağıda)
beyan olunur:
Evvelen: Arnavutluğu tehdit eden İslâv, Rum (Yunan) İtalyan düşmanlarından kendisi için en az tehlikeli olanı İtalyanlar olduğundan diğerlerine mukavemet etmek için onlara istinad (dayanmak) lüzumu.
Sâniyen: Arnavut milleti arasında vikâfın (anlaşma) teessüsüne gayret etmek ve din ve hurufat mesaili (meseleleri) gibi mes’eleleri de şimdilik
bertaraf etmek.
Sâlisen: Gerek Ankara Hükûmeti gerekse âlemi İslâm ile Arnavutluğun revabiti mâneviyesini (manevî bağlarını) takviye etmek ve bilcümle akvamı islâmiye arasında (bütün İslam milletleri arasında) teessüsü elzem
(kurulması zorunlu) ve cümlenin (hepsinin) istihlâsını (kurtarılmasını) zâmin
olan (sağlayacak olan) tesanüdün (dayanışmanın) teminine çalışılması.
Bu maksatla Ankara’ya bir mümessil (temsilci) gönderip daima temasın muhafaza ve aynı zamanda Berlin’de bulunan Talât Paşa ile mütemadi (devamlı) muhabere edilmesi (haberleşilmesi).
211
Belgenin orjinalinin üzerinde “Antalya’da ticaretle meşgul emekli Erkânı Harp Miralayı
Selahaddin Bey’e” ibaresi bulunmadığı halde belgenin tercümesi üzerinde bu tabire yer verilmiştir. Selahattin Bey, bizim ulaştığımız kaynaklara göre emekli olduktan sonra İzmir’de
ikamet etmiş ve Arnavut Kulübü Başkanlığı görevinde bulunmuştur. Selahattin Bey’in Antalya’da ticaret yaptığına dair bir bilgi ya da belgeye ulaşılmamıştır.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
63
İşbu muhaberat (haberleşmeler) temin edildikten sonra müşterek
(ortak) hareketimizin ne dereceye kadar kabil (mümkün) olacağı ve bunun
ne gibi faydalar vereceği anlaşılacaktır.
Hükûmet Çok Memnundur.” diye yazmıştır 212.
Yukarıdaki ifadelerin de teyit ettiği üzere o dönemde Arnavutluk’ta
hem TBMM Hükûmeti’nin hem de Osmanlı Hükûmeti’nin temsilcileri yoktur. Ancak mazlum ve esir milletlerin kurtuluşlarına esin kaynağı olan Mustafa Kemal Paşa’nın gerek kendi ülkesine gerekse diğer mazlum milletlere
yönelik emperyalist saldırıları geniş bir açıdan değerlendirerek gelişmeleri
yakından takip ettiği anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, bu kapsamda
TBMM açılmadan önce bile Arnavutluk’taki gelişmeleri istihbarat raporlarıyla takip etmeye çalışmıştır. 30 Mart 1336 (1920) tarihli Heyeti Temsiliye
istihbarat raporunda Arnavutların Görice kasabasında Yunanlılara karşı protesto yaptıklarının bildirildiği görülmektedir 213.
Mustafa Kemal Paşa, TBMM açıldıktan hemen sonra 1 Mayıs 1920
tarihinde Bolu ve çevresindeki isyan hareketleriyle İzmir ve Adana cephesi
hakkındaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla gizli oturumda yaptığı konuşmada Arnavutluk’taki Yunan kuvvetleriyle ilgili bilgi de vermiştir. Mustafa Kemal Paşa bu konuşmada Yunan kuvvetlerinin yaklaşık 110 bin kişi
olduklarını ancak bu kuvvetlerin bir kısmının Arnavutluk ve Yunanistan
arasındaki anlaşmazlık üzerine Makedonya’ya gönderildiğini açıklamıştır.
Arnavutluk ve Türkiye işgalleri sadece gizli görüşmelerde, TBMM’de ve
istihbarat raporlarında yer almamış aynı zamanda dönemin Türk basınında
da yakından takip edilmiştir. Benzer şekilde Arnavutluk basını 214 da büyük
212
Atatürk’ün Milli Dış Politikası: (Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923,
T.C. Kültür Bakanlığı, Atatürk Dizisi, C.1, Ankara, 1994, s. 209-210., Selma Yel, Halil Özcan,
“Mustafa Kemal’in Selahattin Saip Bey’i Aranvutluk’ta Görevlendirmesinin Sebep ve Sonuçları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:XXIV, sayı:70, s. 63-64.
213
TİTE Arşivi, kutu no:20, gömlek no:62, belge no:62.
214
Kosova Milli Savunması yayın organı olan “Populli” gazetesi daha 1919 senesi Kasım
ayında Türk halkının antiemperyalist mücadelesinin haklı bir dava olduğunu yazmıştır (Nesip
Kaçi, “Atatürk Arnavutluk’ta Nasıl Değerlendiriliyor?”, Atatürk’ün Ölümünün 50. Yılı
Sempozyumu (31 Ekim- 1 Kasım 1988), Ankara Üniversitesi, Ankara, 1988, s. 50).
64
HALİL ÖZCAN
bir ilgi ve heyecanla Türk İstiklâl Mücadelesi’ni takip edip desteklemeye
gayret göstermiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Selahattin Saip Bey’e verdiği talimatta Arnavutluk’un bağımsızlığı için üç temel strateji önermekte ve bunları da kendi
içerisinde önceliklere ayırmaktadır. Talimatta belirtilen birinci (evvelen)
öncelik Arnavutluk’u tehdit eden Rum ve Slav işgaline karşı İtalya ile işbirliği yapılması iken ikinci (sâniyen) öncelik Arnavutluk’un kendi içerisindeki
anlaşmazlıklara son vererek milli birliğini sağlamasıdır. Üçüncü (sâlisen)
öncelik de TBMM Hükûmeti ve İslam âlemi ile işbirliğini içermektedir. Bu
çözüm yollarını takip etmek için de Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk’tan
Ankara’ya temsilci gönderilmesini ve Berlin’de bulunan Talât Paşa ile irtibatta bulunulmasını gerekli görmüştür. Talimatın maddeleri ayrıntıları ile
incelendiğinde Türk İsitklâl Mücadelesi’ne ve Arnavutluk’un bağımsızlığına
son derece gerçekçi yaklaşım gösteren Mustafa Kemal Paşa’nın Selahattin
Saip Bey aracılığı ile Arnavutluk Hükûmeti'ne kendisinin Anadolu’da uyguladığı bağımsızlık mücadelesinin yöntemlerini tavsiye ettiği görülmektedir.
Mustafa Kemal Paşa, Arnavutların öncelikle İtalya ile işbirliği yaparak diğer işgalcileri bertaraf etmelerini tavsiye etmekte ve bunun için de
kendi içerisinde milli birliğinin dayanışmasının sağlanmasını istemektedir.
İtalya, Anadolu’da da işgalci konumunda oluğu için Mustafa Kemal Paşa bu
ülke ile ilgili gerekli bilgiye sahiptir 215. İtalya, Anadolu’da ve Arnavutluk’ta
I. Dünya Savaşı’nda kendisine vaat edilen yerleri alamamış ve hatta bu yerlerin bir kısmı, İngiltere, Fransa ve ABD’nin işbirliği ile Yunanistan’a verilmiştir. Bu sebeple İtalya, İtilâf Devletlerine kırgındır ve hem Anadolu’da
hem de Arnavutluk’ta aynı dönemde işgalci konumunda olan Yunanistan’a
muhaliftir. Aynı zamanda İtalya’nın içerisinde siyasal istikrarsızlıklar baş
göstermeye başlamıştır. Arnavutların da İtalya işgaline karşı direnmesinin
sonucu olarak İtalya, 1920 yılının Ağustos ayında Arnavutluk işgaline son
vererek bağımsızlığını tanımak mecburiyetinde kalmıştır. Oysa Yunanistan
215
Mustafa Kemal Paşa, daha sonra İtalya Dışişleri Bakanı olan Kont Sfroza ile İstanbul’da
iken iki kez görüşmüştür (Çelebi, a.g.e., s. 37). TBMM, Batı’daki ilk temsilciliğini Roma’da
açmış ve Eylül 1920’de Câmi Bey’i temsilci olarak atamıştır (Çelebi, a.g.e., s. 231-234).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
65
(Rumlar)’ın ve Sırplar (Slavlar)’ın Arnavutluk’u işgali devam etmektedir ve
bu ülkelerin işgali ilhak amacına yöneliktir. Ancak Adriyatik’te ve Balkanlarda İtalya’nın menfaatleri Arnavutluk’un toprak bütünlüğünü korumaya ve
Yunanistan ile Yugoslavya işgaline son vermeyi gerektirmektedir.
Mustafa Kemal Paşa, Arnavutlar arasındaki din ve mezhep ayrımcılığı ile bölgesel ayrıcalıkların aşılmasını ve bağımsızlık mücadelesi için milli
birliğin sağlanmasını da tavsiye etmektedir. Benzer şekilde Mustafa Kemal
Paşa, Anadolu’da aynı stratejiyi uygulayarak milli kuvvetleri ve dernekleri,
kongrelerden sonra TBMM çatısı altında toplamayı başarmıştır 216. İçeride
milli birlik sağlandıktan sonra önce Sovyetler Birliği ile devamında da İtalya
ve Fransızlarla görüşme ve anlaşmalar yapılmış, daha sonra işgalci olan Yunanistan’a karşı daha etkin mücadele edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa tarafından Selahattin Bey’e verilen talimatta,
Arnavutluk’un İslam ülkeleri ile ilişkilerini temin etmek için Ankara’da düzenli temsilci bulundurarak haberleşilmesi de tavsiye edilmektedir. Her iki
ülkenin bağımsızlık mücadelesi sırasında Arnavutluk’tan Ankara’ya bir temsilci gönderilemese de 217 Selahattin Saip ve Hamdi Beyler, Arnavutluk’a
gittikten sonra oluşturulan Arnavutluk milli livaları (tugayları) ile Ankara
Milli Meclisi arasında telgrafla sürekli haberleşme yapılmıştır 218. Hatta
216
Bu süreç içerisinde Mustafa Kemal Paşa, bir yandan Güneydoğulu aşiret reislerine görüşlerini izah etmiş diğer yandan da Hacıbektaş’a giderek dergâh ziyareti yapmıştır. Erzurum
Kongresi’nden sonra Mustafa Kemal Paşa:” Şark vilayetlerimizde ve aşiretler rüesası üzerinde herhangi bir tereddüt yerleşmemeli, birliğimiz bozulmamalı…” diyerek, milli birliği sağlamak istemiştir. Bu sebeple Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi’ndeki tamimi ile görüşlerini bildiren özel birer mektup, Mutki aşireti reisi Hacı Musa Bey, Şırnaklı Abdürrahman,
Dirşevli Ömer, Misarlı Resul, Garzanlı Cemil Çeto Ağalara, Şeyh Mahmut ile Nurşinli Şeyh
Mahmut ve Nurşinli Şeyh Hayalettin Efendilere gönderilmiştir (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I-II, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1997,
s. 139). Mustafa Kemal Paşa, Heyeti Temsiliye Reisi olarak Ankara’ya gelmeden önce 22
Aralık 1919 günü Hacıbektaş’a giderek Çelebi Cemallettin Efendi ve Hacıbektaş Dede Postu
vekili Niyazı Salih Baba ile görüşmüş ve onların desteklerini almıştır. TBMM açıldıktan
sonra da Cemalletin Efendi mebus olmuş ve bir süre de Meclis Reis vekilliği yapmıştır (Kansu, a.g.e., s. 492-494).
217
Çalışma için incelenen belgeler ve değerlendirilen kaynaklarda Arnavutluk’tan Ankara’ya
temsilci geldiğine dair bir bilgiye rastlanmadı.
218
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1, (EK-5).
66
HALİL ÖZCAN
“Peyâm-ı Sabah” 219 gazetesine göre Tiran ve Görice ile Ankara liderleri
arasında eskiden beri bir ilişkinin olduğuna artık şüphe kalmamıştır. Ayrıca
TBMM Hükûmeti’nin İstanbul temsilcisi, Arnavutluk Hükûmeti temsilcisi
ile temas kurmuş ve İstanbul’da bir anlaşma imzalanmıştır 220.
Türkiye ile Arnavutluk arasındaki ilişkiler Mısır da olduğu gibi diğer
ülkelerce de dikkatle takip edilmiştir. 19 Aralık 1922 tarihli “Mısır” gazetesinde “Arnavutluk’a Teminat” başlığı adı altında bu işbirliği sürecine yer
verilmiştir. Gazete haberine göre TBMM Hükûmeti ile Arnavutluk
Hükûmeti arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Ankara,
Arnavutluk’a maddî ve manevî destek konusunda taahhüt vermiştir. Aynı
zamanda Türk ordusundaki Arnavutların atama ve terfilerinin gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Anlaşmaya göre Arnavutluk ordusu, on iki ay veya
daha kısa bir sürede Ankara heyeti tarafından eğitilecek ve üç tümenden
oluşan bir ordu kurulacaktır. Bir tümen Yugoslavya sınırında, bir tümen
Yunanistan sınırında bir tümen de ülke içerisinde konuşlandırılacaktır. Arnavutluk Hükûmeti aşamalar halinde Müslüman halkı Rumların çoğunlukta
olduğu bölgelerde iskân edecektir. Buna ilave olarak Arnavutluk Hükûmeti,
Arnavutluk parlamentosundaki Müslüman temsilcilerin sayısını artırmak için
gayret edecektir. Arnavutluk Trieste Konsolosluğu ilgili gazete haberini
Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına göndermiştir 221. Bu gazete haberi ve benzeri basın haberlerine dayanarak TBMM Hükûmeti ile Arnavutluk arasında
askerî ve siyasî ilişkilerin daha geniş boyutlu olduğuna hükmetmek mümkündür.
Peyâm-ı Sabah’a göre TBMM Hükûmeti ve Arnavutluk arasındaki
ilişki sebebiyle Arnavutluk- Yunanistan hududunda baş gösteren heyecan ve
219
Peyâm-ı Sabah, 12 Mayıs 1921, s. 1. Türk Milli Mücadelesi’ne de karşı olan “Peyâm-ı
Sabah” gazetesi Türkiye’nin Arnavutluk ile geliştirdiği işbirliğine de karşıdır.
220
TBMM Hükümeti’nin İstanbul temsilcisi, Bulgaristan ile de temas kurmak için çalışmalar
yapmıştır. Bir Bulgar generali, Bulgar Milli Ordu İstihbarat Amirliğine gönderdiği 25 Mart
1921 (1337) tarihli raporda Arnavutluk ile Ankara Hükümeti’nin ilişkisinin nasıl olduğunu
sormuş ve İstanbul’daki Ankara Hükümeti temsilcisinin siyasî müzakerelerde bulunma ve
anlaşma yapmaya yetkisinin ne dereceye kadar olduğunu sormuştur (TİTE Arşivi, kutu
no:20, gömlek no:150, belge no:150).
221
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s.5.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
67
karışıklık sunî bir şey olmaktan çok uzaktır. Sanıldığı gibi bu hareketler sadece Yunanistan’ın dikkatlerini buraya çevirmek için yapılmış şeyler değildir 222. Gazeteye göre Yunanistan sınırındaki bu karışıklığın sebebi Anadolu’dan kaynaklanan vahim mahiyete haiz bir takım harekâtın başlangıcıdır.
Türk İstiklal Mücadelesi’ne olduğu kadar Arnavutluk’un bağımsızlık mücadelesine de karşı tavır takınan P. Sabah, her iki ülke milliyetçileri
arasındaki askerî işbirliğine de karşıdır. Gazeteye göre Türk ordusunda son
zamanlara kadar fırka (tümen) kumandanlığı yapmış olan Arnavutluk Harbiye Nazırı Miralay Selahattin Bey ve Arnavutluk Hükûmeti Reisi Süleyman
Fehmi Bey ile Ankara milli liderleri arasında şahsi ilişkiler vardır. P. Sabah’a göre Mustafa Kemal Paşa, Türkiye’yi mağlup edecek bir Yunanistan’ın Arnavutluk’un en müthiş düşmanı olacağına Arnavutları ikna etmeyi
başarmıştır. Söz konusu gazeteye göre Mustafa Kemal, Arnavutların hayati
asliyesine müracaat etmiş ve bunun da cevapsız kalmadığını ispat etmiştir.
Bunun için Anadolu’dan gelen pek becerikli propagandacılar, Arnavut kabileleri arasında faaliyette bulunarak onları Türk halkının mukadderatıyla ilgilendirmeyi başarmışlardır 223.
Jurnal d’Orient’a dayanarak P.Sabah 224, Ankara’dan Arnavutluk’a
birçok heyetin giderek Draç, Avlonya ve Antalya arasında bir muhabere hattı
tesis edilmiş olduğunu iddia etmiştir. “P. Sabah” gazetesine göre ise Arnavutluk milli livaları (tugayları) ile Ankara Meclisi Milliyesi arasında telgrafla mütemadiyen haberleşme yapılmaktadır 225. Bu sebeple de P. Sabah’a göre
Tiran ve Görice ile Ankara arasında geçmişten devam eden bir ilişkinin ol-
222
Peyâm-ı Sabah, 12 Mayıs 1921, s. 1.
Türkiye tarafından Arnavutluk’a yardımların devam etmesi üzerine P. Sabah, eleştirilerini
daha da artırmıştır. Türkiye’nin Arnavutluk’a askerî yardım yapması sebebiyle Türk milliyetçilerini Arnavutları kandırmakla itham etmiştir. Gazeteye göre 100 binden fazla Türk ahalisi
Arnavutluk’ta kalmıştır ve on binlercesi de Türkiye’ye kan ve aile bağıyla bağlıdır. Aynı
zamanda İstanbul ve Ankara’da birçok Arnavut önemli görevler üstlenmiştir. P. Sabah bundan
hareketle Ankara ile Tiran arasında gizli bir ittifak olduğunu ve bu sebeple de ArnavutlukYunanistan sınırında hadiseler meydana geldiğini iddia etmiştir. P. Sabah’a göre Türk gayesi
namına cahil ve mutassıp olan Arnavutluk halkı kandırılmıştır (P.Sabah, 12 Mayıs 1921:1).
224
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
225
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
223
68
HALİL ÖZCAN
duğuna şüphe yoktur 226. Dönemin yerli ve yabancı basınındaki haberlerden
TBMM Hükûmeti ile Arnavutluk arasında bir ilişkinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ortak düşmana karşı mücadele veren iki ülkenin resmi düzeyde
olmasa da bu şekilde askerî ve siyasî ilişkisinin olması gayet doğal karşılanmalıdır.
Selahattin Saip Bey’e verilen talimatta en dikkat çekici olan ifadelerden birisi de Mustafa Kemal’in İslam âlemini kastederek “cümlenin (hepsinin) istihlâsını (kurtarılmasını) zâmin olan (sağlayacak olan) tesanütün
(dayanışmanın) teminine çalışılmasını’ tavsiye ediyor olmasıdır. Mustafa
Kemal Paşa, bu sözlerle İslam ülkelerinin bağımsızlıklarının temini için tesanütün yani dayanışmanın şart olduğunu ifade etmektedir. Mustafa Kemal
Paşa, bu politikayı İstiklal Savaşı süresince etkin kılmaya çalışmıştır. Bunun
sonucu olarak emperyalistlerin ve onların uzantılarının işgal ettiği İslam
ülkeleriyle diğer mazlum milletlerin de bağımsızlıklarını kazanmaları için
çaba sarf etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da başlayan milli direnişin
diğer İslam ülkelerine de sıçramasını ve bu ülkelerle işbirliğini gerekli görmüştür. Emperyalist devletler ise ekonomik ve stratejik menfaatleri açısından işgalleri altındaki İslam ülkelerinde meydana gelebilecek bu tür milli
tepkilerden çekinmektedirler.
Özellikle İngiltere için Hindistan’ın kendi manda yönetimi altında
kalması büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple de Hint asıllı Müslümanların Anadolu’nun ve İstanbul’un işgaline tepkisi İngiltere’de tedirginlik yaratmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde gerçekleştirilen Türk İstiklâl
Mücadelesi yöntemi, içeriği, manası, kapsamı ve sonuçları açısından dünyada bir ilktir. Milli Mücadele emperyalizme karşı görkemli, onurlu ve destansı bir isyanın, inadın, inancın eseri olduğu için Mustafa Kemal Paşa 227, ezilen Müslüman ülkelerin de lideri olarak benimsenmiştir.
226
Peyâm-ı Sabah, 12 Mayıs 1921, s. 1.
Barış Doster, Atatürk, Türk Dünyası ve Mazlum Milletler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2004, s. 11.
227
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
69
15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’nın 30 Aralık 1919
tarihinde Harbiye Nezaretine gönderdiği Müslümanlarla ilgili raporda Suriye, Filistin, Mezopotamya ve Hindistan merkezlerinde halife lehinde gösteriler yapıldığı bildirilerek Bombay, Bender Abbas ve Bender Buşir camilerinde Müslüman kalabalık grupların Osmanlı Devleti’ni tehdit eden olayları
protesto ettikleri belirtilmektedir. Aynı raporda Teşkilatı Milli yöneticilerinin de halkı gösterilere katılmaya teşvik ettikleri ifade edilmiştir 228.
Mustafa Kemal Paşa, TBMM’nin açılışından hemen sonra 10 Mayıs
1920 tarihinde Chicago Tribun’in muhabirine verdiği demeçte başlattıkları
hareketin bir halk hareketi olduğunu ifade ederek İslâm âleminin yardımına
dayandıklarını belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa ayrıca Türklerin son müstakil Müslüman milleti olduğunu hatırlatmış ve müstakil kalacağını ifade etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda diğer yerlerdeki Müslümanların
çoğunlukla İngiliz idaresinde olduğunu ifade ederek İslâm âleminin artık
mühlik (öldürücü) bir surette uyandığını 229 söylemek suretiyle İngiltere’yi
ikaz etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, bu konudaki düşüncesini TBMM’nin açılışının
ertesi günü (24 Nisan 1920) gizli oturumda yaptığı konuşmada da ifade etmiştir 230. Bu konuşmada özgürlük ve kurtuluş için tek başvurulan kaynağın
İslam âleminin kuvveti olduğunu belirten Mustafa Kemal Paşa’ya göre düşmanların maddî kuvvetlerine karşı İslam dünyasının manevî kuvvetlerinin
maddî desteklerini almak gereklidir. Bu amaç doğrultusunda doğuda Kafkasya İslam milletleri ve batıda Batı Trakya Müslümanları ile ilişkileri olduğunu açıklamıştır. Suriye’nin yardım isteğine karşı da kuvvet ve insan kaynaklarının Türkiye sınırı dışında harcanmayacağını belirtmiş ancak bütün
İslam âleminin manen olduğu kadar maddeten de müttefik olmasını memnuniyetle karşılayacağını ifade etmiştir 231. Aynı konuşmada Mustafa Kemal
228
Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s.188.
S. Demeçler III, s. 20-21.
230
Mustafa Kemal Paşa’nın ülkenin içinde bulunduğu durum hakkındaki konuşması.
231
Daha 1919 yılında Mustafa Kemal, Müslüman ülkelere bakışını şöyle dile getirmiştir:
“…Çizdiğimiz ulusal sınırlar dışında kalan dindaşlarımızla, bu aynı sınır içinde yüzyıllardan
beri vatandaşlık ettik. Bu arkadaşlarımız, her tarafta, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Doğu’da,
229
70
HALİL ÖZCAN
Paşa, Irak’ta İngilizlerin davranışlarının Müslüman halkı gücendirdiğini
belirterek Temsil Heyeti’nin Iraklılarla da görüşmeler yaptığını ifade etmiştir 232.
TBMM Hükûmeti’nin İslam âleminin dayanışması için özellikle
Hindistan ve Afganistan ile kurduğu ilişkileri önemlidir. İstanbul’un işgali
üzerine Heyeti Temsiliye Reisi olarak İslâm âlemine seslenen Mustafa Kemal Paşa, bu işgalin Osmanlı saltanatından ziyade, hilâfet makamına, hatta
bütün İslam âlemine yönelik olduğunu özellikle vurgulamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın bu çağrısından sonra İngiltere’de, harekete geçen Hindistan
asıllı Müslümanlar, İslam Cemiyeti aracılığı ile İngiltere Başbakanı Lloyd
George’a bir muhtıra vermişler ve Türkiye’yi İtilâf Devletlerinin savaşa
sürüklemiş olduğunu ifade ederek savaş öncesi statükonun korunmasını talep
etmişlerdir 233. Mustafa Kemal Paşa, Hindistan Müslümanlarının bu girişimini öğrendikten sonra 13 Mayıs 1920’de yayımladığı beyanname ile Anadolu’da gerçekleşen İngiliz, Fransız, İtalya ve Yunan işgallerinin haksız olduğunu Türk ve dünya kamuoyu aracılığı ile ilân etmiştir 234.
Hindistan’da kurulan Hint Halifelik Akımı, Türk Milli Mücadelesi’ne katkı temin etmiştir. Halifelik Akımı’nın Avrupa’daki kurumuna başkanlık eden Mehmet Ali Bey, Türk tezini Roma’da İtalya Başbakanına, Dışişleri Bakanına ve Papa’ya anlatmıştır. Türk tezini Batıya tanıtmaya çalışan
Mehmet Ali Bey, İngiltere’nin Trakya ve Anadolu’da Yunanlıları desteklekendi memleketlerinde varlıkları ve bağımsızlıkları için çalışıyorlar. Bütün bu İslam memleketlerinin bağımsızlıklarına kavuşmaları İslam alemi için en büyük mutluluk olur. Bunun
gerçekleşmesinde İslam aleminin durumunun ne kadar güçlü olacağını şimdiden tasavvur
etmekle pek büyük saadet hissediyorum. Uyandığına kuşku olmayan İslam aleminin başarılarını o kadar kuvvetli görüyorum ki bu imanla duygularımı anlattığımdan dolayı duyduğum
vicdani zevk pek büyüktür.” (Doster, a.g.e., s. 260).
232
Mustafa Kemal Paşa, Talât Paşa’ya 29 Şubat 1920 tarihinde yazdığı mektupta Halil Paşa’ya talimat verdiğini ifade etmiştir. Talimatta Enver Paşa ile ilişki kurulmasını, Türkistan’ın
bağımsızlığının teminine çalışılmasını, Kafkasya’da ve Türkistan’da oluşturulacak hareket ve
faaliyetlerin Türkiye menfaatlerine yöneltilmesini istediğini yazmıştır (Doster, a.g.e., s. 202).
Osman Metin Öztürk, “Türk Dış Politikasında Balkanlar, Balkan Diplomasisi”, Asam Yayınları, Ankara, 2001, s. 17-22.
233
Doster, a.g.e., s. 250. Bu muhtıranın tam metni için ayrıca bakınız (Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s. 184-186).
234
Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s. 186.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
71
meye devam etmesi halinde Hindistan’ın İngiltere ile olan ilişkilerini keseceği uyarısında bulunmuştur 235. Hindistan halkı da Türk İstiklâl Mücadelesi’ni desteklemek için “Ankara’ya Yardım Fonu” adında paralar toplamış ve
Aralık 1921 ile Ağustos 1922 tarihleri arasında Türkiye’ye 675.494 Türk
lirası tutarında 106.400 İngiliz lirası para göndermişlerdir 236. Ayrıca Buhara
Cumhuriyeti’nden de Kemalistlere yardım yapılmıştır 237.
Benzer amaçlarla Moskova’ya gitmiş ilk Türk heyeti de burada Afgan heyetiyle karşılaşmış ve 1 Mart 1921 tarihinde Afganistan ile TBMM
arasında anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma ile TBMM Hükûmeti’ni ilk
tanıyan ülke Müslüman Afganistan olmuştur 238. Türk-Afgan Dostluk Anlaşması ile ilk kez şark milletlerinin uyanışından, bağımsızlığından ve özgürlüğünden söz edilmiştir. Ayrıca bu anlaşma uyarınca 45 Türk subayından
kurulu bir Türk heyeti Afgan ordusuna düzen vermek üzere bu ülkeye görevlendirilmiştir 239.
235
Sâlahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika II, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2003, s. 66-67.
236
Bilâl N. Şimşir, Dış Basında Laik Cumhuriyetin Doğuşu, Türkçesi, Cüneyt Akalın, Bilgi
Yayınevi, Ankara, 1999, s. 205.
237
Doster, a.g.e., s. 259. Sakarya Zaferi sonrası 27 Aralık 1921 tarihinde Gandhi’nin başkanlığında toplanan Hindistan Ulusal Kongresi Mustafa Kemal’i kutlamıştır. Nihayet İstiklâl Mücadelesi başarıya ulaştıktan sonra 5 Eylül 1922 tarihinde Hindistan Merkez Hilâfet Komitesi
Başkanı, Türkiye’nin Paris temsilcisine tebrik mesajı göndermiştir. 8 Eylül 1922 gününe rastlayan Cuma günü de bütün Hindistan’da bir ibadet günü sayılarak Ankara Hükümeti’nin tam
zafer kazanması ile Yunanlıların toptan kovulması için dua edilmiştir (Şimşir, a.g.e, s. 209210). Hintli lider Abul Kalan Azad da büyük zafer sonrası Mustafa Kemal Paşa’yı “Çağın en
büyük şahsiyeti” olarak nitelemiştir (Doster, a.g.e., s. 251). Hintli lider Muhammed İkbal de
Türklerin hürriyet ve istiklâllerini kazanmasının şark milletleri için uyanışa sebep olacağı
düşüncesiyle Hindistan Müslümanlarını harekete geçirmiştir. Muhammed İkbal’in desteği ile
oluşan Hint Hilâfet Akımı uluslararası düzeyde Türk Milli Mücadelesi’ne büyük destek vermiştir (Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…,., s. 189-190).
238
İkinci İnönü Zaferi’nden sonra Hopa’ya gelen Afgan elçisi Türk zaferini tebrik etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa da elçiye Afgan tebriklerini bildiren tüm yazıları aldıklarını memnuniyetle bildirdikten sonra Afgan heyetini Türk topraklarında görmenin mutluluğunu dile getirmiştir
(Turan, a.g.e., s. 192-193). 1921 yılı nisan ayının ortalarında Sultan Ahmet Han başkanlığındaki Afganistan heyeti, Ankara’ya gelmiştir. 10 Ocak 1922 tarihinde Ankara’daki Afganistan
Büyükelçilik binasına Afgan bayrağı çekilmesi sırasında törene katılan Sultan Ahmet Han, iki
ülke arasındaki ilişkilerinin büyük umutlar yarattığını belirmiştir. Mustafa Kemal Paşa da
Türkiye ile Afganistan arasında olduğu gibi Türkiye ile tüm İslam dünyasında güçlü bağlar
bulunduğunu açıklamıştır (Doster, a.g.e., s. 256-257).
239
Doster, a.g.e., s. 256-257.
72
HALİL ÖZCAN
Bu dönemde, İran heyeti Ankara’ya gelerek Afganistan ve Sovyetlerin katılımıyla ittifak anlaşmasının koşullarını müzakere etmiştir. Ayrıca
Suriye’nin yerel gruplarıyla da işbirliği içerisine girilmiş ve TBMM
Hükûmeti, Suriye’de Anadolu teşkilâtının bir uzantısı izlenimi veren örgütlenmeyi himaye etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Arap kıyafetleriyle çektirdiği bazı fotoğraflar Suriye, Mısır ve Irak’ta dağıtılmıştır 240.
Hindistan ve Afganistan’ın yanı sıra diğer Müslüman ülkeler de
Türkiye’yi desteklemiştir. Trablusgarp Şefi Süleyman Elbarus, Türk gazetecilerine gönderdiği mektupta bağımsız Türkiye’nin İslâm dünyasının bir nevi
emniyet subabı olduğunu ifade etmiştir. Elbarus’a göre İngiltere bu supabı
kapatmakla Türk milliyetçiliği ile temsil edilen Müslüman enerjisinin bütün
Müslüman ülkelere yayılmasına sebep olmuştur. Arap ve Müslüman dünyasının duygularını iyi bilen Türk milliyetçileri, kendi sınırlarına yakın ülkelerden başlayarak doğuda Doğu Kafkasya, İran, Afganistan ve Hindistan’a
kadar, batıda Arnavutluk, güneyde Suriye, Filistin, Mısır ve Arabistan, güneybatıda Cezayir ve Fas’a kadar bütün Müslüman ülkelerine etkilerini
yaymaya çalışmışlardır 241.
TBMM Hükûmeti’nin Müslüman ülkelere yönelik çalışmalarının
yanı sıra Talât Paşa’nın da benzer girişimleri olmuştur. Kuzey Afrika’da
propaganda yürütülmesi için Talât Paşa himayesinde İsviçre’de, Tunus, Cezayir, Mısır, Fas ve Hint aydınlarının katılımıyla bir kongre toplanmıştır.
Kongre başkanlığına seçilen Seyit Ali Bey, Müslümanların bir ülkeden başka bir ülkeye kardeşlerine karşı sürüklendiklerini ifade etmiştir 242. Türk Milli
Mücadelesi için İslam dünyasına yönelik bu çalışmaların organize edilmesi
sonucunda Fransa, İtalya ve özellikle İngiltere Türkiye politikalarında ciddi
değişiklikler yapmak mecburiyetinde kalmıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Selahattin Bey’e yazdığı talimatta Berlin’de
bulunan Talât Paşa ile haberleşilmesini ve ortak noktaların nereye kadar
240
Doster, a.g.e., s. 261.
Turan, Millî Mücadele’de Siyasî Çözüm Arayışları…, s. 183-184.
242
Turan, a.g.e., s. 189.
241
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
73
kurulacağının belirlenmesini istemiştir 243. Mustafa Kemal Paşa’nın bu talimatı vermesine sebep yukarıda ifade edildiği gibi Talât Paşa’nın Berlin’e
gittikten sonra Avrupa’da kurduğu ilişkiler ve İslam birliği konusunda Mustafa Kemal Paşa’ya yazmış olduğu mektuptur 244. Talât Paşa mektubunda,
İslam birliği konusunda Avrupa’daki çalışmalarından bahsetmiştir 245.
Berlin’de bulunan Talât Paşa’nın İslam birliği konusundaki çalışmalarından haberdar olan Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk’un Avrupa merke243
Talât Paşa, Berlin’e gittikten sonra Hüseyin Cahit Yalçın’a yazdığı bir mektupta kendisinin
Mustafa Kemal ile mektuplaştığını ve gelen cevaplardan Mustafa Kemal’in bu haberleşmeden
memnun olduğunu anladığını yazmıştır (Hüseyin Cahit Yalçın, Talat Paşa, Yedigün Neşriyat,
İstanbul, 1943, s. 61). İzmir suikastından sonra Dr. Nazım da İstiklâl Mahkemesi’nde yaptığı
savunmada Berlin’de Talât Paşa’nın başkanlığında İslâm ihtilalleri adı altında düşmanlarımız
aleyhine çalışırken bu hareketlerinin Ankara’dan gelen bir mektupta Anadolu işlerine karışmamak ve önemli kararlarda Ankara’nın onayını almak üzere fikir birliğine varıldığını söylemiştir (İlhan Tekeli, Selim İlkin,, “Kurtuluş Savaşında Talat Paşa İle Mustafa Kemal’in Mektuplaşmaları”, Belleten, Cilt: XLIV, Sayı:173-176, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,
1980, s.301-345, s. 303). Dr. Nazım bu savunmasında bahsettiği mektup Talât Paşa’nın yazdığı mektuba Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği cevaptır. Talât Paşa yurt dışına çıktığı andan
itibaren yaptığı tüm siyasî faaliyetlerini, Avrupa kamuoyunda Türklere karşı tutumları ve
bunlara karşı ortak hareket plânını da mektubunda yazmıştır (Hasan Babacan, Mehmet Talât
Paşa:1874-1921, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, Ankara, 2005, s.
214). Talât Paşa mektubunda ayrıca kendisinin Avrupa’daki örgütlenmenin başı olduğunu
belirtmiş ve Enver Paşa’nın Moskova ile Kafkaslarda İslam İhtilal Cemiyeti’ni daha çok da
Pantürkist örgütlenmeyi sağlayacağını ifade etmiştir. Talât Paşa, Cemal Paşa’nın ise Afganistan ve Hindistan’da İngilizler aleyhine Panislamist politikayı oluşturacağını yazmıştır (Tekeli,
İlkin, a.g.m., s. 333).
244
Mustafa Kemal, Talât Paşa’ya ve İttihatçı liderlere ihtiyatla yaklaşarak milli mücadeleyi
tek elden yürütmek istemiştir. Gerçekte her fırsatta İslam birliğini savunan Mustafa Kemal
Paşa, İttihatçı liderlerin Türkiye’deki taraftarları aracılığı ile içeride milli mücadelede bölünme yaratılmasının önüne geçmek istemiştir.
245
İttihatçı liderler, Avrupa’ya gittikten sonra hem değişik Avrupa kentlerine dağılmış hem de
ülke içerisinde örgütlenmişlerdir. Talât Paşa, ülkeyi terk ederken Kara Vasıf Bey ve Kara
Kemal’e ülke içerisinde örgütlenmelerini söylemiş ve onlar da “Karakol” teşkilatını kurmuştur.
İttihatçı liderler, Avrupa’dayken uygulayacakları stratejiyi belirlemek üzere 1919 yılı aralık
ayında Berlin’de Talât Paşa başkanlığında bir toplantı yapmıştır (Tekeli, İlkin, a.g.m., s. 303).
Enver ve Cemal Paşalar Sovyetlerle işbirliği sürecine girerken Talât Paşa da Almanya’daki
siyasî faaliyetlerine devam ederek aynı zamanda Bolşeviklerle temasa geçmiştir. Aynı zamanda Talât Paşa, İngiltere ve öteki batılılarla ilişki kurup Mustafa Kemal ile temasa geçerek
Anadolu hareketini desteklemiştir. Talât Paşa Berlin’de kaldığı dönemde Hollanda, Danimarka, İsveç, İsviçre ve iki defa da İtalya seyahati yapmıştır. Bu faaliyetlerin sonucunda Berlin’de
Talât Paşa başkanlığında bir Şark Kulübü kurulmuştur. Kulüp, Berlin’de İslam ülkelerden
gelen öğrenci ve siyasî önderlerle Azeri, Hintli, Mısırlı ve diğer Kuzey Afrikalılarla İttihatçıları bir araya getirmiştir. Talât Paşa’nın Şark Kulübü, sonradan Enver Paşa çevresinde oluşturulacak olan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı’nın kuruluşuna zemin hazırlamıştır (Babacan,
a.g.e., s. 200-202).
74
HALİL ÖZCAN
zine yakınlığını da dikkate alarak Arnavutların Talât Paşa ile haberleşmelerini isterken diğer İslamî unsurların Arnavutluk’a yardım edebileceklerini
değerlendirmiştir. Gerek Yunanistan’ın ortak işgalci olması gerekse İslam
ülkelerine yönelik takip edilen strateji gereği Mustafa Kemal’in Arnavutluk’u da bu mücadeleye dâhil etmeye çalıştığını söylemek mümkündür.
2. Selahattin Bey’in Arnavutluk’taki Faaliyetleri
Selahattin Bey, 246 TBMM Hükûmeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın onayı ile bu görevi kabul ettikten sonra 8 Ocak 1921 günü Tiran’a
ulaşmıştır 247. Selahattin Bey’in Arnavutluk’a gittiği heyetteki subayların
Türk ya da Arnavut kökenli olup olmadığı konusunda hem Türkiye kaynaklarında hem de Arnavutluk kaynaklarında farklı bilgiler bulunmaktadır.
Halilaj 248, Selahattin Bey’in 250 kişilik Arnavutlardan oluşan subaylarla Arnavutluk’a geldiğini yazmaktadır. Kasapı 249 ise Selahattin Bey’in
Arnavutluk’a gelirken 300 Türk subay getirdiğinin söylendiğini ancak bunun
doğru çıkmadığını belirtmektedir. Alpan 250, 25 kişilik bir askerî heyet ile
Selahattin Bey’in Arnavutluk’a gittiğini yazmaktadır. Şimşir 251 ise konuya
oldukça ihtiyatla yaklaşarak sayı vermeden Selahattin Bey’in askerî heyet ile
birlikte Arnavutluk’a gittiğini belirtmektedir. Ancak dönemin Türk ve Arnavut basını ile arşiv belgelerinde Selahattin Bey’in beraberinde bir askerî he246
Kasapı (a.g.m., s. 12)’ye göre I. Dünya Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal’in Arnavutluk
Savunma Bakanlığı için 1920-1921 yıllarında uygun gördüğü kişi Selahattin Bey olmuştur.
Bunda Selahattin Bey’in morali ile asker kişiliği etkili olmuş ve 54 yaşındaki Selahattin Bey,
Mustafa Kemal’in emri ile bu görevi kabul etmiştir.
247
Gazet’e Korçes’in haberinde Selahattin Bey’in Arnavutça bilmediği yazılıdır (Gazet’e
Korçes, 12 Ocak 1921, s. 1 EK-6). Selahattin Bey’in Arnavutça bilmediğinden Türkçe bilmeyenlerle tercüman kullandığı haberi yeniden Gazet’e Korçes’te yayımlanmıştır (Gazet’e
Korçes, 22 Ocak 1921, s. 1). Gazet’e Korçes, Selahattin Bey’in Mustafa Kemal’e telgraf
gönderdiğini ve Türk Hükümeti’nin onayı ile Milli Savunma Bakanı olduğunu yazmıştır
(Gazet’e Korçes, 15 Ocak 1921, s. 1).
248
Halilaj, a.g.m., s. 48-49.
249
Kasapı, a.g.m., s. 12.
250
Necip P. Alpan,”Arnavutluk ve Arnavutlar”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ocak 1998, s.
34. Necip P. Alpan, “Türkiye İle Arnavutluk’un İstiklâl Savaşlarındaki Parelelizm Doğrultusunda Yaptıkları İşbirliği”, X.Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler VI. Cilt,
TTK Basımevi, Ankara, 1994, s.2901.
251
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 16.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
75
yet ile gittiğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır. Sadece 22 Ocak 1921 tarihli
Gazet’e Korçes, Türkiye’den 300 subayın gelerek Arnavutluk ordusunu organize edeceğine dair söylentiler olduğunu birinci sayfasından duyurmuştur.
Selahattin Bey’den önce Arnavutluk’a giden Miralay Hamdi Bey’in mahiyetindeki heyetle birlikte Arnavutluk’a gittiği 11 Mayıs 1921 tarihli P.Sabah’ın
birinci sayfasında yer almıştır.
Albay Hamdi Bey, Selahattin Bey daha Arnavutluk’a gitmeden önce 1920 yılı Eylül ayı sonlarında Türkiye’den Arnavutluk (Elbasan)’a gitmiştir. Albay Hamdi Bey, aynı zamanda çok zengindir ve Antalya’da birçok
emlaka sahiptir. Albay Hamdi Bey, mahiyetindeki heyetle Arnavutluk’a
gelir gelmez Başvekil Fehmi Bey ile birlikte çalışmaya başlamış ve Arnavut
ordusunun başkumandanı (genelkurmay başkanı) olmuştur 252. Selahattin
Bey’in Harbiye Nazırı olduğu dönemde de Arnavut ordusu 253 başkumandanlığı görevini sürdüren Albay Hamdi Bey, büyük bir ciddiyetle Arnavut ordusunu teşkil ve organize etmeye çalışmıştır 254. Böylece Selahattin Bey ve
Türkiye’den giden diğer asker ve memurlar vasıtasıyla Arnavutluk’un bağımsızlık mücadelesi daha da hızlanmıştır 255.
Selahattin Bey, Arnavutluk’a gittikten sonra bu ülkedeki askerî gelişmeler özellikle Yunanistan basınında sıkça yer almıştır. Atina’dan İzmir
gazetelerine ulaşan haberlere göre bir takım “Kemal zabitleri” Arnavutluk’a
geçerek bir aydan beri Arnavut askerlerini teşkil ve eğitim ile meşgul olmaktadır 256. Selahattin Bey’in ocak ayında Arnavutluk’ta göreve başladığı göz
önüne alınırsa Yunan kamuoyunun TBMM Hükûmeti ve Arnavutluk
Hükûmeti arasındaki ilişkileri yakından takip ettiği anlaşılmaktadır. Atina
Selahattin Bey ile Arnavutluk’a giden her asker ve memuru, “Kemal zabiti
ya da memuru” olarak adlandırmak suretiyle Mustafa Kemal’in Arnavutluk
252
P.Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
O dönemde Arnavut ordusunun merkezi Berat’tadır.
254
A.Yeni Gün, 16 Mayıs 1921, s. 1, Vakit, 11 Mayıs 1921, s. 1.
255
Swire (a.g.e, s. 342)’ye göre 1921 yılı boyunca Türkiye, Arnavutluk ile Yunanistan’a karşı
ortak hareket etmeye çalışmış ve Arnavutluk’taki Türk subayları vasıtasıyla ittifak kurmaya
çalışmıştır.
256
H.Milliye, 18 Şubat 1921, s. 1.
253
HALİL ÖZCAN
76
politikası ile ilgili dünya kamuoyunun özellikle de İngiltere’nin dikkatini
çekmeye çalışmıştır.
Her açıdan disiplinli, kapasiteli, enerjik, namuslu ve dürüst bir asker
257
olan Selahattin Bey, İlyas Bey Viryoni Hükûmeti’nde Harbiye Nazırı olmuş ve Shkoza soyadını almıştır 258. Reformcu bir bakan olan Selahattin
Bey 259, Arnavutluk ordusunda köklü değişiklikler yaparak yeni bir düzen
oluşturmak için çaba sarf etmiştir 260. Selahattin Bey, aynı zamanda Batı modellerine uygun ordu kurulması gerekliliğini yerine getirerek Arnavutluk
milli ordusunun fikir babası ve düzenleyicisi olmuştur 261. Selahattin Bey
ordunun hukukî düzenlemesini yapmadan önce Arnavutluk ordusu, Osmanlı
ordusunun kanunlarına göre yönetilmeye çalışılmıştır.
Arnavutluk ordusunun ilk hukukî düzenlemelerini yapan Selahattin
Bey, orduyu politikadan arındırmış, istifa etmeyi, orduda yükselmeyi düzenlemiş ve ordudan ayrıldıktan sonra subayların 1-2 yıl ihtiyat kalacağının
kurallarını tespit etmiştir 262. Selahattin Bey tarafından muvazzaf ve yedek
subayların statüsü, astsubayların statüsü, subay aileleri ile yetim çocukların
statüsü ve 24 aylık mecburi askerlik hizmeti gibi düzenlemeler yapılmıştır.
Yapılan bu düzenlemeler daha sonra senelerce de modern Arnavut ordusunca kullanılmıştır.
Selahattin Bey’in düzenli Arnavutluk ordusunun temellerini oluşturacak yasal reformları çok kısa zamanda yaptığı anlaşılmaktadır 263. Harbiye
Nazırı (Kolonel) 264 Selahattin Shkoza, 25 Ocak 1921 günü Başbakanlığa
yazdığı (2497 sayılı) yazıda iki subayın terfi işlemi ile ilgili bilgi verirken 265
257
Shqiperi e Re, 26 Nisan 1921, s.3.
Halilaj, a.g.m., s. 48-50.
259
Halilaj, a.g.m., s. 48-50.
260
Shqiperi e Re, 26 Nisan 1921, s. 3.
261
Halilaj, a.g.m., s. 48-50.
262
Halilaj, www.shekulli.com.30 Ekim 2008.
263
Selahattin Bey, reformları yapmada o kadar hızlı çalışmıştır ki Nikai yayınevi iki üç ay
süre ile başka bir bakanlık tanımamış ve sadece Harbiye Nazırlığının işlerini yapmıştır
(Kasapı, a.g.m., s. 12).
264
Selahattin Shkoza Harbiye Nazırı olduğunda yazışmalarda “kolonel” (albay) rütbesini
kullanmıştır.
265
Rüşdi Oriz ve Ferit Permeti adlı binbaşı rütbesindeki subayların yarbay rütbesine terfi
258
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
77
orduda terfi işleminin o tarihe kadar askerlikle ilgili Türk yasasına göre yapıldığını belirtmiş, buna göre bu iki subayın yaş sınırı sebebiyle emekli olması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak aynı yazıda kendisinin teklif ettiği
Bakanlar Kurulunun kabul ettiği ve Yüksek Kurulun onayladığı yasaya göre
bu iki subayın sahip oldukları rütbeleri ile ilgili yaş sınırının aşılmadığını
belirtmiştir 266. Bu yazışmadan 8 Ocak 1921 günü Arnavutluk’a gelen Selahattin Bey’in 25 Ocak 1921 gününden önce askerlik ile ilgili yasayı çıkardığı
sonucuna ulaşmak mümkündür.
Önce kendi karargâhını sonra da genelkurmay karargâhını oluşturan
Selahattin Bey, Arnavut subaylarından bilgili ve tecrübeli olanları karargâhına almıştır 267. Arnavutluk ordusunun ilk defa üniformasını Selahattin Bey
yaptırmıştır. Bakan olarak sadece karargâhta kalmamış aynı zamanda kara,
süvari ve topçu birliklerinin eğitilmesi ile de bizzat ilgilenmiştir. Ordudaki
düzenli yönetim Arnavutluk devlet adamlarını şaşırtmış 268 ve onların da
kendilerine güvenini sağlamıştır. Selahattin Bey, 25 Nisan 1921 günü Arnavutluk Meclisi’nin açılışı için ilk defa yapılan geçit törenini oluşturduğu
düzenli birliklerle gerçekleştirmiş ve bunun için Yüksek Konsey Başkanı
Akif Paşa Elbasan tarafından tebrik edilmiştir 269.
Arnavutluk ordusu, Selahattin ve Hamdi Beylerin idareyi ele almasından önce düzen, miktar ve teçhizat bakımından yetersiz olmasına rağmen
İtalya askerleriyle giriştikleri müsademelerde birçok esir alarak İtalyanları
geri çekilmeğe mecbur etmiştir 270. Selahattin ve Hamdi Beylerin yönetimi
ele almasından sonra Arnavutluk ordusunun eksiklikleri giderilmiş ve bu
dönemde teşkil edilen milis güçleri, Yunanistan içerisinde ciddi bir tehdit
oluşturmuştur. Arnavutluk’ta Selahattin Bey, gece gündüz hummalı bir şe-
ettirilmesi yönünde genelkurmayın görüşünü almış, alay komutanları ve jandarma genel
komutanıyla yapılan istişarelerden sonra terfi edilmesinin uygun olduğunu belirtmiştir
(AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s.41).
266
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s. 41.
267
Kasapı, a.g.m., s. 12.
268
Kasapı, a.g.m., s. 12.
269
Halilaj, a.g.m., s. 48-50. Halilaj, www.shekulli.com. 30 Ekim 2008.
270
Yeni Gün, 24 Ağustos 1920, s. 1.
78
HALİL ÖZCAN
kilde çalışarak Arnavut ordusunu Türk idaresi esasları üzerine çetecilikten
düzenli orduya geçirmek için çaba sarf etmiştir 271.
Selahattin Bey geldiğinde Arnavutluk güneyden Yunanistan, kuzeyden de Yugoslavya’nın işgali altındadır. Selahattin Bey, Arnavutluk’un işgallerden kurtulmasının ancak düzenli ordu sayesinde olacağını düşünerek
bunun için hemen çalışmalara başlamıştır. TBMM Hükûmeti de Batı Cephesinde düşmanla daha etkin savaşmak ve işgale son verebilmek için 8 Kasım
1920’de düzenli orduya geçmiştir. Arnavutluk da benzer süreci takip ederek
TBMM Hükûmeti’nin düzenli orduya geçmesinden sonra Selahattin Bey’in
gayretleriyle düzenli ordusunu teşkil edebilmiştir.
Selahattin Bey’in düzenlediği ordu (asker ve zabitan) üniforması,
Türk Kuvayı Milliyesi’nin 272 üniformasına çok benzeyen bir kıyafetten seçilmiştir 273. Bu benzerliği Türk basını da tespit ederek Türkiye’deki Kuvayı
Milliye ile Arnavutluk Milli Kuvvetleri arasında ilgi kurmuş ve onları da
“Kuvayı Milliye” olarak adlandırmıştır. “A.Yeni Gün” gazetesi 274 haberinde
Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki ihtilafın bütün şiddetiyle sürdüğünden
bahsederek “Arnavut Kuvayı Milliyesi’nin” büyük hazırlıklarda bulunduğunu ifade etmiştir.
Selahattin Bey, Arnavutluk ordusu ile ilgili kanunları çıkardıktan
sonra yoğun bir şekilde ordunun ihtiyacı olan personeli temin etmek için
çaba göstermiştir. Bunun için de Tiran’da bir Askerî Araştırma Komisyonu
kurmuştur 275. Selahattin Bey, savaş döneminde olmasına rağmen Arnavutluk
ordusuna personel alınmasında ve personelin terfisinde hem araştırma komisyonundan hem de bu şahısları tanıyan diğer üst rütbeli subayların bilgilerinden yararlanarak düzenli ordunun oluşturulmasında çok titiz davranmıştır.
Araştırmalar sonucu orduya alınmasına karar verilen şahıslar için Harbiye
271
Vakit, 21 Mart 1921, s.1.
Eski Epir valisi de yazdığı bir makalede Arnavutluk’ta da Kuvayı Milliye teşkilatının
bulunduğunu bildirmiştir (Vakit, 6 Mayıs 1921, s. 1).
273
H.Milliye, 8 Haziran 1921, s. 1.
274
29 Mayıs 1921, s. 2.
275
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s. 200 (EK-7).
272
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
79
Nazırlığı hükûmete yazı ile müracaat etmiş ve hükûmet de uygun gördüklerini ülkeyi temsil eden Yüksek Konsey’in onayına sunmuştur.
Harbiye Nazırlığı 24 Ağustos 1921 tarih ve 7310 (1.4.5) sayılı yazısıyla Asteğmen Hüseyin Koprencka’nın bir yıldan fazla Arnavut ordusunda
azimle çalışıp başarılı olduğundan dolayı teğmenliğe terfi etmesini talep
etmiştir. İlgili yazıda söz konusu asteğmenin birkaç Arnavut subay ve General A. Rıza Kolanya tarafından yapılan soruşturması sonucunda Türkiye’de
yedek teğmen rütbesinde çalıştığı gerekçesiyle Türkiye’de sahip olduğu
teğmen rütbesinin verilmesi, Selahattin Bey’in imzasıyla Başbakanlıktan
talep edilmiştir 276.
Arnavutluk Hükûmeti ve Arnavutluk Yüksek Konseyi, Selahattin
Bey’in tüm titiz çalışmalarına rağmen gönderdiği her teklifi kabul etmemiştir. Ancak Selahattin Bey de inandığı konularda bu makamlara karşı ısrarcı
davranmıştır. Örneğin, Ergiri Valiliğinde Asker Alma Dairesi Başkanı olan
Hamid Kuçi’nin yüzbaşılıktan binbaşılığa terfisi için hükûmete Harbiye Nazırlığınca yapılan müracaat kabul edilmemiştir. Ancak Harbiye Nazırı Selahattin Bey, 25 Ocak 1921 tarihinde (2498 sayılı) Başbakanlığa yazdığı yazıyla bu şahsın binbaşılığa terfi ettirilmesi için yeniden müracaat etmiştir 277.
Bakanlar kurulu 14 Mart 1921 tarihinde yaptığı toplantıda Harbiye Nazırlığının Hamit Kuçi’nin binbaşılığa terfisi teklifini bu kez uygun görmüştür 278.
Bakanlar Kurulunun bu kararı Yüksek Konseyce de onaylamıştır 279.
Selahattin Bey, bakanlık görevinin yanı sıra birliklerin oluşturulması
ve eğitilmesi ile de bizzat ilgilenmiştir. Arnavutluk’tan İtalya’ya giden bir
şahsın “Jurnal d’Orient” gazetesindeki beyanına göre Harbiye Nazırı Sela276
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42/1, s. 95. (EK-8). Bakanlar kurulu 11 Ekim 1921
tarih ve 798 sayılı kararı ile Arnavutluk Devleti Yüksek Kurulunun 12 Ekim 1921 tarih ve
426/I sayılı onayıyla Asteğmen Hüseyin Koprenek’a teğmen rütbesi verildiği Savaş Bakanlığına bildirilmiştir (AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42/1, s. 96/2). Arnavutluk Devleti’nin Yüksek Kurulu adına Akif Elbasan imzasıyla 12 Ekim 1921 tarih ve 426/I sayılı yazısı,
Başbakanlığa gönderilmiştir. Yazıda; 12 .10.1921’de 2312/1 sayılı Bakanlar Kurulunun almış
olduğu karar onaylanmıştır (AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42/1, s. 96).
277
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s. 38.
278
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s. 54.
279
AQSH. Fon:149, tarih:1921, Dosya II-42, s. 55.
80
HALİL ÖZCAN
hattin Bey büyük rütbeli diğer bir kaç zabit ile Arnavut ordusunu düzenleme
ve eğitme işiyle uğraşmaktadır 280. Halilaj’a göre Selahattin Bey, modern üç
birlikli her biri ayrı yerde konuşlu kıtaları oluşturmuştur 281. İlk tümeni üçlü
sistemle (alay-tabur-bölük) kurmuş, her alaya bir adet mitralyöz bölüğü ve
topçu bataryası dâhil etmiştir. Birincisinin merkezi İşkodra’da, ikincisi Elbasan’da, üçüncüsü Görüce’de ve dördüncüsü de Ergri’de olmak üzere toplam
dört alay kurmuştur 282. Bunların dışında sınırlarda özel taburlar kurarak bu
taburları da doğrudan bakanlığına bağlamıştır 283. Selahattin Bey’in hukukî
alt yapısını oluşturarak kuruluşu ve eğitimi ile yakından ilgilendiği Arnavutluk ordusu birkaç bin kişiden meydana gelen küçük bir ordu olmasına rağmen teçhizatı ve disiplini açısından mükemmel hale gelmiştir. Bu ordunun
subayları senelerce Türk ordusunda görev yapmış kişilerdir 284. Selahattin
Bey tarafından teşkil edilen ordu idaresi daha sonraki süreçte Arnavutluk
milli ordusunun özünü teşkil edecektir.
Arnavutluk’ta küçük de olsa Hava Kuvvetlerinin kurulması için çalışılmış ve bunun için de üç subayın Avrupa’ya eğitime gönderilmesi düşünülmüştür. Ancak Harbiye Nazırı Selahattin Skhoza, küçük, fakir ve geri
kalmış bir ülke olan Arnavutluk’un Hava Kuvvetlerinin kuruluşu için maddî
imkânlarının ve yetişkin teknik personelinin henüz olmadığı gerekçesiyle bu
fikre karşı çıkmıştır. Selahattin Skhoza bu düşüncesini de:”Bu bakanlık şimdilik uçak satın alamıyor. Çünkü onları kullanmak için gereken subay ve
teknik makinistimiz yoktur.” şeklinde ifade etmiştir 285.
Mustafa Kemal’in öngördüğü gibi Harbiye Nazırı Selahattin Bey’in
gayretiyle oluşturulan Arnavutluk ordusu mühimmat ve teşkilatıyla mükemmel hale geldiği için 286 Yunanistan ve Yugoslavya iyice tedirgin olmuş280
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
Halilaj, a.g.m., s. 48-50.
282
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1. Kasapı (a.g.m., s. 12)’ye göre de Selahattin Bey, üç stratejik alay teşkil etmiştir. Birincisi güneyde Görice’de (Korçe’de), ikincisi ortada Tiran’da diğeri
kuzeyde İşkodra’dadır.
283
Kasapı, a.g.m., s. 12.
284
Vakit, 27 Nisan 1921, s. 2.
285
http://www.tiranaobserver.com.al. 30.12.2008, www. mod.gov.al.30.12.2008
286
Vakit, 8 Mayıs 1921, s. 1.
281
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
81
tur. Ordunun düzene girmesi ile Arnavutluk yöneticilerinin de kendilerine
güveni gelmiş ve Arnavutluk Başbakanı Süleyman Fehmi Bey 100 bin kişilik ordu teşkil edeceklerini beyan etmiştir 287.
1921 yılında Anadolu’da TBMM ordularıyla savaşmakta olan Yunanistan, aynı dönem içerisinde ortaya çıkmaya başlayan Arnavut (milliyetçi) gerilla hareketinden çekinmeye başlamıştır. Hatta Yunanistan, Arnavut
gerilla hareketiyle TBMM arasına bir bağ olduğu iddiasıyla İngiltere’nin
dikkatini çekmeye çalışmıştır. Yugoslavya da bu duruma Yunanistan gibi
bakmış ve Arnavutluk’a yönelik saldırgan politikalarına sebep olarak Türkiye-Arnavutluk ilişkisini göstermiştir.
Yunanistan ve Yugoslavya’ya göre Arnavutluk ordusunu organize
eden ve yöneten Türk subayları, savaşta Türkiye ile birlikte hareket etmektedirler. Bu ülkelere göre Arnavut subay ve memurlarının birçoğu Türkiye’deki hizmetlerinden sonra Arnavutluk’ta yüksek mevkilere getirilerek
sorumluluk üstlenmişlerdir 288. Gerçekte de bu iddialar asılsız olmayıp Türkiye’den Arnavutluk’a değişik zamanlarda asker ve memur giderek Arnavutluk’ta önemli mevkilere gelmişlerdir. Onun için Arnavutluk idare makamlarının talebi üzerine ülkede görev yapan memurlardan Türkiye’de vazife almış olanların dosyalarının istenmesi meselesi Arnavutluk Meclisi’nde görüşülmüştür 289.
Haksız ve hukuksuz bir şekilde Türkiye ve Arnavutluk’ta işgallerini
sürdüren Yunanistan, Arnavutluk’taki direniş hareketlerinden rahatsız olmuştur. Yunan gazeteleri, yabancılara propaganda yaparak Arnavutların
Türk çeteleriyle birlikte faaliyet halinde olduklarını iddia etmiş ve kamuoyu
oluşturmaya çalışmıştır 290. Gerçekte Mustafa Kemal’in Arnavutlarla ilişki
kurmasını istemeyen diğer Batılı devletler de Türkiye’nin Arnavutluk’u kendisine bağlamak istediğine dair iddialar ortaya atmaya başlamışlardır.
287
P. Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
Swire, a.g.e., s. 341-342.
289
AQSH. Fon:146, tarih:1922, Dosya 82, s. 57-65.
290
Vakit, 9 Mayıs 1921, s. 1.
288
82
HALİL ÖZCAN
Atina Hükûmeti’nin Paris Barış Konferansı’na gönderdiği propagandist Léon Maccas, Venizelos’un talimatıyla yazdığı “Küçük-Asya
Helenizmi, Tarihi, Gücü ve Geleceği” isimli 233 sayfalık kitabında 291 Türkiye-Arnavutluk ilişkilerine ve işbirliğine yer vermiştir 292. Propaganda amacıyla yazılmış olan bu kitapta Maccas 293, Arnavutları barbar ruhlu ve diplomatik entrika düşkünü olarak niteleyerek emperyalist İtalya ile anlaşmakla
suçlamış ve Alman-Turancı harekete katılmakla itham etmiştir. Maccas’a
göre Arnavutların bağımsızlığı projesi, Alman asıllı bir projedir ve Arnavutların Türklerle işbirliği yapması da bunun bir parçasıdır. Yazara göre önceki
Arnavutluk Başbakanı Delvina (Süleyman Fehmi) ile dönemin Başbakanı
Viryoni de eski Türk memurlarıdır.
Ayrıca Maccas, Arnavutları Türklere sadakatli davranmakla suçlamıştır. Söz konusu yazara göre 1920 yılında Arnavutluk’un Roma temsilcisi
Faik Konitza, resmi olarak Türk memurlarının Arnavutluk’a gelip ordularını
organize ettiğini açıklamıştır. Maccas, Yunanistan’a karşı olan bu komplonun merkezinin İstanbul Arnavut Kulübü olduğu kanaatindedir. Propagandist Maccas’a göre Arnavutluk’a Harbiye Nazırı Selahattin Bey’i gönderen
Mustafa Kemal, Yunanistan’a saldırılması plânını da onaylamıştır. Bunların
sonucu olarak da Arnavutluk ordusu sanki Yunan ordusuna karşı kendisi için
değil de Türkiye için savaşır gibi gayret göstermiştir.
Tanınmış Fransız diplomasi yazarlarından Albert Mousset de Selahattin Bey’in görevlendirilmesi ile ilgili şunları belirtmiştir: 294
291
Kitabın yazarı, kitabın yazılmasını şöyle anlatır: ”15 Kasım 1918’e doğru mütarekeden
birkaç gün sonra Yunanistan’ın Paris büyükelçisi A.Romanos, Anadolu’ya ve oradaki haklarımıza dair bir kitap yazmamı, bastırıp dağıtmamı istedi. Baskının 25 Aralıktan önce bitirilmesini istiyordu. Çünkü o tarihte, toprak isteklerimizi açıklamak üzere Başbakan Venizelos Paris’e gelmiş olacaktı. Kabul ettim, istediğim istatistikler on gün sonra Atina’dan gönderilmişti.
Bir ay içinde kitap yazılmış ve 5000 önemli kişiye dağıtılmıştı. Venizelos beklenen tarihte
Paris’e gelince kitabı herkesin elinde gördü.” (Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve
Fransız Kamuoyu 1919-1922, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s. 115).
292
Akyüz, a.g.e., s. 115.
293
Leon Maccas, La Question Greco-Albanaise, Berger Levnault Editeurs, Paris, 1921, s.
210-212.
294
Gerçi bu dönemde Türkiye ile ilişkilerini geliştiren Fransa’nın tutumu farklı olmuştur.
Fransa, Kemalî memurların Avlonya mıntıkalarında muhtariyet ilân edeceğine dair Yunanistan
kaynaklı haberlerden bahisle bu haberlerin Yunanistan’ın müdahalesi için bahane olarak de-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
83
“…Luşnya Kurultayı ile kurulup Milletler Cemiyeti’ne giren Arnavutluk Hükûmeti, Kuzey Arnavutluk Katolik Mirdita aşiretinin muhalefetiyle
karşılandı. Kabile reisi Marka Gjoni, Adalet Bakanı Hoca Kadri ile Millî
Savunma Bakanı Selâhattin Bey’i Arnavutluğu, tekrar Türk idaresine sokmakla suçladı. O sıralarda, Türk subayı Albay Hamdi Bey de, Elbasan’da
modern Arnavut ordusunu organize ediyordu. Ankara Hükûmeti’nin önderi
Mustafa Kemal Paşa Arnavut kökenli Türk subaylarını, Kurmay Albay
Selâhattin Bey’le Albay Hamdi Bey marifetiyle, Türkiye-Arnavutluk arasındaki bağları perçinlemeğe çalışıyordu.” 295.
Arnavutluk’un Yunanistan’a karşı bağımsızlık mücadelesinde Türkiye’den giden memurların katkısı Yunan basınında geniş yer bulmaya devam etmiştir. Yunanistan gazetelerine göre Türk ajanlar, Arnavutluk’u gezerek Türk-Arnavut köylerine Mustafa Kemal Paşa’nın fotoğraflarını dağıtmışlardır. Hatta Arnavut ordusunu kuran Selahattin Bey 296 burada Mustafa Kemal Paşa’nın rolünü oynamaktadır. Ayrıca Selahattin Bey’in Anadolu ve
Sovyet Hükûmetiyle ilişkileri vardır 297.
Arnavutlar, Yunanlıların taarruzuna karşı koymak için huduta sessizce kuvvet sevk etmiştir. Yunan Hükûmeti, Yunanistan’a karşı Türk ve
Arnavutların yeni tertibatını keşfetmiş ve birçok şahsı tutuklamıştır.
“Nahidromos” (Atina) gazetesinin 2 Haziran 1921 tarihli sayısında tutuklananlarla ilgili Yunanistan’ın Epir kumandanlığı ile görüşmelerin devam ettiği bildirilmiştir. Söz konusu gazete, yeni bir takım Kemaliyet memurların
Arnavutluk’a gelerek sedd-i müzaherat (koruma) ile Arnavutları Yunanlılar
aleyhine tahrik ettiklerini bildirmiştir 298. “Sun” gazetesi de Yunan kaynaklarına dayanarak Kemalî memurların Berat ve Avlonya mıntıkalarında muhta-
ğerlendirmiştir (P.Sabah, 22 Ağustos 1921, s. 2).
295
Alpan, Türkiye İle Arnavutluk’un İstiklâl Savaşlarındaki Parelelizm Doğrultusunda Yaptıkları İşbirliği”, s. 2902.
296
Selahattin Bey, Sakarya Zaferi’nden sonra 16 Ekim 1921’de teşkil edilen kabinede görev
almamıştır (Selencıa, a.g.e., s. 385).
297
Vakit, 15 Mayıs 1921, s. 2 (EK-9).
298
Vakit, 4 Haziran 1921, s. 1.
84
HALİL ÖZCAN
riyeti ilânına karar verdiklerini iddia etmiştir 299. Yunanistan gazetelerinin
haberlerine göre Arnavutluk meselesi kuvayı milliye merhuslarıyla (üyeleriyle) komünist ajanların bir icadıdır. Yunanistan’a karşı Arnavutluk kıyamını idare edenler ancak birkaç hafta önce Arnavutluk’a gelen Müslüman
Türklerdir 300. Türkiye’den giden asker ve memurların Arnavutluk’taki faaliyetleri sadece Yunanistan basını ile sınırlı kalmamıştır 301.
Şikago’da çıkarılan “Sevinting Pres” gazetesinin Arnavutluk muhabiri Mösyö Harver’ın verdiği haberde Arnavutluk harekâtının Anadolu’dan
gelmiş olan kuvayı memurlar tarafından yapılmış olduğu teyit edilmektedir 302. Harver açıklamalarının devamında Arnavutların mühimmat ve levazıma sahip muntazam asakir (askerler, erler) vasıtasıyla çete harekâtı yürüttüğünü ifade etmiştir 303 .
Düzenli Arnavutluk ordusu sadece Yunanistan ile değil Yugoslavya
ile de mücadele etmiştir 304. Bu dönemde Arnavutluk’un direnişinden rahatsız
olan Sırp ve Rus sefirleri, Atina’da toplantı yapmıştır. Toplantıda sefirler,
Türklerin galeyanı ile Arnavut çetelerinin Balkanlarda karışıklık çıkardığını
açıklamıştır. Yunan basınına göre sefirlerin toplantısından sonra Sırp ve
Ruslar, çetecilik faaliyetleri sebebiyle Tiran Hükûmeti nezdinde girişimde
bulunmuştur 305.
299
A.Yeni Gün, 14 Eylül 1921, s. 2. Aynı haber “Jurnal d’Orient” gazetesinde (Vakit, 5 Haziran 1921:1), Yunanistan’ın Epir valisi ile Arnavut memurları arasında yapılan Arnavut tutukluların tahliyesi görüşmelerinin başladığı ve Yunanistan Hükümeti’nin Anadolu memurlarının
Arnavutluk’a vasıl oldukları (geldikleri) haberini aldığını, bunların amacının da ahaliyi isyana
teşvik ederek, Türk korumasını vaat ettiği şeklinde verilmiştir. İngiliz “Sun” gazetesi Arnavutluk-Yunanistan sorunlarına İngiltere’nin yaklaşımını verdiği haberinde Yunanistan matbuatında yer alan Kemalî memurların Berat, Avlonya mıntıkalarının muhtariyetini ilânına karar
verdikleri haberini Yunanistan’ın meseleye müdahale etmek için bahanesi olarak değerlendirmiştir (Vakit, 22 Ağustos 1921, s. 1).
300
Vakit, 15 Mayıs 1921, s. 2.
301
İstanbul’daki Arnavutlara gelen bilgilere göre Sırbistan ve Yunanistan’ın Arnavutluk’a
karşı müşterek saldırıları üzerine Arnavutluk Harbiye Nazırı meclisten askerî kanunların
tasdikini talep etmiş ve devamında da Yunan ve Sırp sınırına on bin kişilik kıtaat sevk etmiştir
(H.Milliye, 9 Kasım (T.S.) 1921, s. 1).
302
Vakit, 14 Mayıs 1921, s. 1.
303
Vakit, 14 Mayıs 1921, s. 2, Yel, Özcan, a.g.m., s. 67.
304
Vakit, 7 Mayıs 1921, s. 1.
305
P.Sabah, 1 Haziran 1921, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
85
Türk-Arnavut ilişkileri Yunanistan’ın tepkisini çekmeye başladığında Arnavutluk Başbakanı bunların söylentiden ibaret Yunan propagandası
olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Oysa “Daily Telegraph” gazetesinin 10 Mayıs 1921 günkü sayısında yer alan habere göre Mustafa Kemal
Paşa, Müslüman olarak Arnavutların sorunlarıyla ilgilendiklerini ve Yunan
saldırısına karşı Arnavutların kendilerinden yardım beklediğine inandıklarını
belirtmiştir 306. General N.Trikupis, Arnavutların direnişi üzerine Yunanistan’ın Anadolu cephesinden bir tümenini çekmesiyle birlikte Batı Anadolu’da Yunan cephesinin zayıfladığını belirtmiştir 307. Bu durum Mustafa Kemal’in Arnavutluk’a yardım plânının başarıya ulaşacağının habercisi olmuştur.
Arnavutlar, Türk Kuvayı Milliyecilerinden aldıkları destek ve heyecanla Yunanlılara karşı direnişte bulunmaya devam etmişlerdir. Bunun sonucu olarak Yunanlılar da kuvvetlerinin bir bölümünü Yanya bölgesinde Arnavutlara karşı tutmak mecburiyetinde kalmıştır. Böylece Yunanistan, Anadolu’daki kuvvetlerine daha fazla takviye yapamamıştır. Mustafa Kemal Paşa,
bu ihtimali de dikkate almış olduğu için Arnavutluk ordusunun düzenlenmesine katkı temin etmiştir ki yukarıdaki ifadeler de bunu doğrulamaktadır.
3. Türk İstiklâl Mücadelesi’nin Başarısının Arnavutluk İstiklâl
Mücadelesi’ne Etkisi ve Arnavutluk’un Bağımsızlığı
Doğu ülkelerinin birer birer emperyalist Batının boyunduruğuna girdiği 20. yüzyılın başlarında sadece Mustafa Kemal Paşa ve Türk milleti,
emperyalist saldırılara karışı direnme cesareti göstermişlerdir. Oysa Anadolu’nun da boyunduruk altına alınmasıyla Doğunun sömürgeleştirilmesi işlemi tamamlanarak emperyalist devletlerin menfaatlerinin teminine dayalı
barış düzeni kurulmuş olacaktı ki işte tam bu noktada Mustafa Kemal Paşa,
İstiklâl Mücadelesi’ni başlatmıştır. Bu sebeple Doğu-Batı çatışmasının düğüm yeri 1920’li yıllarda Türkiye olmuştur. Bu ortamda da Mustafa Kemal
Paşa’nın tüm ezilen milletler için bir umut ışığı olması doğaldır. Zira Musta306
Sonyel, a.g.e., s. 233.
86
HALİL ÖZCAN
fa Kemal, daha 1915 yılında Çanakkale’de sömürgecilerin yenilebileceğini
tüm dünyaya göstermiştir. Böylece Türk İstiklâl Mücadelesi, evrensel bir
anlam kazanarak sömürü altındaki tüm milletlerin ulaşmak istedikleri ortak
özlemleri olmuştur 308. Mustafa Kemal Paşa da bu durumu tespit ederek Türk
İstiklâl Mücadelesi’nin sadece Türklerin mücadelesi olmadığını 7 Temmuz
1922 günü Rus Sefiri Aralof’un İran Sefiri İsmail Han şerefine verdiği ziyafetteki konuşmasında şöyle ifade etmiştir:
“…Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş ise de bunu bir defa daha teyit etmek
lüzumunu hissediyorum. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam
ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye âzîm ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği
bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın dâvasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir…” 309.
Anadolu’daki Milli Mücadele sürecinde Yunanistan’ın yenilgiye uğramaya başlaması, Arnavutların da Yunanistan’a karşı direnme arzusunu
kuvvetlendirmiş, milli heyecanlarını uyandırmış ve yıllarca birlikte yaşadıkları Türklerin direnişi Arnavutları gururlandırmıştır. Özellikle II. İnönü Zaferi’nden sonra diğer Türk ve Müslüman dünyasında olduğu gibi Arnavutluk’ta da içtenlikli kutlamalar yapılmıştır. Bu durum dönemin basınına da
yansımıştır.
“Jurnal d’Orient” gazetesinin haberine göre Arnavutluk’ta Yunanlılara karşı son zamanlara kadar gizli olan kinler, Anadolu direnişi ile açığa
çıkmaya başlamıştır. Bunun sonunda Arnavutluk’taki Rumlar, artık evlerine
Yunan bayrağı çekememektedir. Çünkü bu bayraklar Arnavut ahalisi tarafından parça parça edilmektedir. İlk günlerden itibaren Arnavutluk’ta düzenli
307
Kaçi, a.g.m., s. 50.
Bilal, N. Şimşir, “Atatürk ve Üçüncü Dünya Ülkeleri”, VIII. Türk Tarih Kongresi: Ankara: 11-15 Ekim 1976 Kongreye Sunulan Bildiriler, III. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1983, s.1904-1908).
309
S. Demeçler II, s. 43-45.
308
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
87
bir şekilde çalışmakta olan (Türk) kuvayı milliyeciler, daha ilk dakikadan
itibaren Anadolu hareketi hakkında ahalinin dikkatini çekmeyi başarmıştır.
Onun için de Eskişehir önünde kazanılan askerî zafer, Arnavutluk içerisinde
bir fırtına gibi patlamıştır. Cuma günleri camilerde Anadolu’da şehit düşenlerin ruhlarına tilâvet (Kur'an) okunmuştur 310. İşkodra’da Anadolu şehitlerinin temiz ruhlarına gönderilmek üzere bir mevlüd-ü şerif okunmuş, çok büyük bir kalabalık huzurunda Anadolu’nun durumundan bahis olunarak askeri İslâmiyenin muzafferiyetine dua edilmiştir 311.
Avlonya’dan gelen bir şahsın “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesine verdiği bilgiye göre bütün Arnavutlar, Mustafa Kemal Paşa ile Kuvvayı Milliye’yi fevkalâde takdir etmekte ve kendilerini adeta Türkiye’de zannetmektedirler. İtalyan ajanslarından İkinci İnönü Zaferi duyulduğunda Arnavutluk’ta
bütün halk heyecana gelmiş, Arnavutluk’un başlıca şehirleri Türk ve Arnavut bayraklarıyla donatılmıştır. Bu olayla birlikte halkın gözyaşları arasında
uzun zamandan beri görülmeyen Osmanlı bayrakları da çekilmiştir 312. Halk,
Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye lehinde tezahüratta bulunmuştur. Esasen
Arnavutluk’ta görevli memurların hemen hemen tamamı Türk okullarından
mezun ve Türk Hükûmeti’nin hizmetinde daha önce görev almış olanlardır.
Anadolu’da Türklerin başarıları duyuldukça Yunanlılara karşı Arnavutların
kini gittikçe artmaktadır 313.
Türk ordusunun kazandığı II. İnönü Zaferi’nden sonra Yunanlılar,
bütün ilgi ve dikkatini Anadolu’ya çevirmiştir. Arnavut milliyetçileri de bu
dönemde vaziyeti çok müsait bulduklarından hükûmetlerini Yunanlılar aleyhinde harekâta teşvik etmiştir 314. Yunanistan Kralı Konstantin, Arnavutluk’taki bu milli uyanışın önüne geçebilmek için Arnavutlarla siyasî gerginliğini artırmaya başlamıştır 315. Gerginliklerin tırmanması üzerine Arnavutlar,
silahlanarak kuzey ve güney fırkalarına (tümenlerine) ilave edilmek üzere iki
310
A.Yeni Gün, 22 Mayıs 1921, s. 1.
A.Yeni Gün, 16 Mayıs 1921, s. 1. A.Yeni Gün 22 Mayıs, s. 1.
312
H. Milliye, 8 Haziran 1921, s. 1, Vakit, 8 Mayıs 1921, s. 1.
313
H.Milliye, 8 Haziran 1921, s. 1.
314
H.Milliye, 21 Mart 1921, s. 2.
315
A.Yeni Gün, 22 Mayıs 1921, s. 1.
311
88
HALİL ÖZCAN
ihtiyat livası (tugay) teşkil etmişlerdir. Bu livaların her biri dört binden fazla
mevcuda sahip ve dörder batarya (en küçük topçu birliği) topa sahiptir 316.
Arnavutluk Hükûmeti, tüm bu hazırlıklardan sonra Yunan sınırına yedi bin
asker sevk etmiştir 317.
Arnavutluk Hükûmeti, İnönü Zaferlerinden sonra ülkesini işgallerden kurtarabilmek için askerî hazırlıkların yanı sıra diplomatik girişimlerde
de bulunmuştur. Bu amaçla Milletler Cemiyeti’ne 29 Nisan 1921 ve 21 Haziran 1921 tarihlerinde iki kez müracaat ederek Yunan ordusunun Arnavutluk topraklarından çıkarılmasını talep etmiş ancak bir sonuç alamamıştır.
Türk ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Sakarya’da Yunanistan’a karşı savaş hazırlıklarına devam ederken Arnavutluk Hükûmeti de
15 yaşından 40 yaşına kadar bütün Arnavutları silâh altına çağırmıştır 318.
Sakarya Savaşı başladığında ise Arnavutlar, Epir ve Adriyatik’teki hakları
için tekrar Yunan hududunda teyakkuza geçmişlerdir 319.
Mustafa Kemal Paşa’nın öngörüsü ile Arnavutluk ile yapılan işbirliğinin sonucu Arnavutluk cephesi kuvvetlenmiş ve Yunanistan Anadolu’ya
getireceği kuvvetlerinin bir kısmını bu cephede tutmak mecburiyetinde kalmıştır. Türk ordusunun Sakarya’da taarruza geçeceği dönemde Arnavutluk
ordusu da eş zamanlı olarak Yunanistan cephesindeki faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Sakarya’da kazanılan Türk zaferi 320 ile İngiltere, Yunanistan’ın
Arnavutluk’taki iddialarından vazgeçtiğini açıklamak mecburiyetinde kal316
P.Sabah, 11 Mayıs 1921, s. 1.
H.Milliye, 19 Nisan 1921, s. 2. H.Milliye, 22 Nisan 1921, s. 1.
318
H.Milliye, 31 Temmuz 1921, s. 2.
319
A.Yeni Gün, 6 Eylül 1921, s. 1. Bulgaristan’da yayınlanan “Kutubu Bulgar” gazetesi
Arnavutluk davasından bahsederken Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu cephesindeki başarısının Balkanlarda ve Arnavutluk’ta bir yankı bulduğunu ve Arnavutların seferberlik ilân ettiklerini yazmıştır (H.Milliye, 7 Kasım (T.S.) 1921, s. 1).
320
Eskişehir ve Kütahya Savaşları sonucunda Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilmek
mecburiyetinde kalmış ve bu durum Türk kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı ve manevî
çöküntüye sebep olmuştur. TBMM, 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık unvanını vermiş, 7-8 Ağustos 1921’de ordunun elzem ihtiyaçlarını karşılayabilmek için
Tekalif-i Milliye emirleri yayımlanmıştır. 23 Ağustos 1921’de Yunan ordusunun hücumuyla
başlayan savaş, Yunanlıların Sakarya’nın doğusundan 13 Eylül 1921’de çekilmesiyle son
bulmuştur. 22 gün ve gece aralıksız süren savaşın sonucunda 1683’te Viyana’da başlayan
Türk gerilemesi durdurulmuş ve Haçlı düşüncesi ve gücü kırılmıştır (Turan, a.g.e., s.160317
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
89
mıştır. Bunun sonucu olarak Sakarya Savaşı’nda yenilen ve aynı zamanda
İngiltere’yi de hüsrana uğratan Yunanistan, İngiltere’nin Arnavutluk’tan
çekilme kararına itiraz edememiştir. Böylece Arnavutluk’taki cepheyi geniş
açıdan değerlendiren Mustafa Kemal Paşa’nın antiemperyalist mücadelesi
başarıya ulaşmıştır 321. Sonuçta Yunanistan, Küçük Asya’yı fethe giderken
yanı başındaki Arnavutluk’u da kaybetmiştir. Sakarya’daki Türk zaferinin
Arnavutluk’un Yunan işgalinden kurtulmasına olan etkisini Arnavut aydınları da tespit etmiştir. Bir dönem Berat milletvekili olan Ferit Vokopola, 1968
yılında Necip P. Alpan’a yazdığı bir mektupta şunları ifade etmiştir:
“Atatürk’ün Kemalist mücahitlerle ve tüm Mehmetçiklerle, Palikarya’ya (Yunanlıya) 1920’de Anadolu’da verdiği dersler olmasaydı…
Luşnya’da yapılan Millî Arnavut Kongresi mukadderatı ve o sıralarda güneyde sınır ihtilâfımız bulunan Yunanlılarla anlaşmak kolay olmayacaktı. Bu
nedenle, o kara günlerde kurulan dostane bağlar, ilelebet devam edecektir.
Zira her iki millet ortak mukadderata mâliktir.” 322.
a. Arnavutluk’un İtalya İşgalinden Kurtuluşu
I. Dünya Savaşı gizli anlaşmalarında Anadolu ve Arnavutluk topraklarının bir kısmı İtalya’ya vaat edilmiş olmasına rağmen bu yerlerin önemli
bir bölümünün savaş sonrası Yunanistan’a verildiği önceki sayfalarda ifade
edilmişti. Dış politikadaki bu başarısızlık İtalya içerisinde tartışmalara sebep
olmuş, muhalefet güçlenmiş ve güçsüz hükûmetler işbaşına gelmiştir 323.
Savaş sonrası İtalya içerisinde güçlenen sosyalistler, grevler düzenleyerek
Arnavutluk’a asker ve silah gönderilmesini engellemeye çalışmıştır. İtalya
Savunma Bakanı da ülkesinin şartlarının Arnavutluk’a asker gönderilmesini
engellediğini itiraf etmek zorunda kalmıştır 324.
164).
321
Bu durumu Gazmend Shpuza da, ‘’Türkiye ve Arnavutluk geniş antiemperyalist cephede
beraber, birbirinin yanında olmuştur’’ şeklinde ifade etmiştir (Gazmend Shpuza, “ArnavutlukTürkiye İlişkileri”, Ankara Üniversitesi TİTE Atatürk Yolu Dergisi, yıl 6, c.3, Ankara,
Mayıs 1993, s. 313).
322
Alpan, a.g.m., s. 2901.
323
Esmer, a.g.e., s. 69.
324
Kollu, “Türkiye-Balkan İlişkileri 1919-1939”, s. 200.
90
HALİL ÖZCAN
11 Mart 1920 tarihinde İşkodra şehri ve havalisi Arnavut milli kuvvetlerinin denetimine geçmiş ve İtalya, Arnavutluk’u müstakil bir hükûmet
olarak tanımaya karar vermiştir 325. 6 Mayıs 1920 tarihli Anadolu Ajansı
haberlerine göre Avlonya’da 500 neferden oluşan Arnavut kuvveti, İtalyanlardan silahlarla birlikte bir hayli de cephane ve mitralyöz elde etmiştir 326.
Aynı kuvvet, köylere giderek Arnavut Hükûmeti’nin tanınmasını talep etmiş
ve İtalyanlar da o havaliyi terk etmek mecburiyetinde kalmıştır 327. Arnavut
kuvvetlerinin İtalya karşısındaki bu başarısı, Arnavutluk ileri gelenlerinde ve
halkında kurtuluş için mücadele azmi yaratmıştır. Arnavutlar bu tarihten
itibaren düşman işgalinden kurtuluşun ancak kendi güçleriyle olacağına
inanmaya başlamış ve böylece de Ulusal Savunma Komitesi teşkil etmişlerdir.
Haziran 1920’de Arnavutluk’taki İtalya kuvvetlerinin mevcudu 20
bin kadardır. Ulusal Savunma Komitesi kuran Arnavutlar, 3 Haziran 1920
günü General S. Piyaçentini tarafından komuta edilen İtalya işgal kuvvetlerine bir ültimatom vermiştir 328. Ültimatomda İtalya Avlonya’yı sömürge
yapmakla itham edilerek Arnavutluk’un parçalanmasından sorumlu tutulmuş
ve bu ülkedeki işgaline derhal son vermeye çağrılmıştır. Ültimatoma rağmen
İtalya işgalinin devam etmesi üzerine Arnavut kuvvetleri, 11 Haziran 1920
günü Avlonya’yı kurtarmak üzere harekete geçmiştir. İtalya kuvvetlerinin
karşı koyması üzerine iki taraf da çok sayıda kayıp vermiştir. Avlonya Savaşı İtalya’da sosyal güçler arasında gerginlik yaratmış ve İtalya Başbakanı
Cioliti, Arnavutluk’a yeni kuvvetler göndermeyeceğini İtalya Meclisinde
açıklamak zorunda kalmıştır. Bu açıklama ile başbakan, Arnavutluk ile savaşmak istemeyen sol milletvekillerini, işçi sendikalarını ve sosyalistleri
sakinleştirmek istemiştir. Gerçekte ise İtalya Hükûmeti, 26 Haziran 1920’de
Ancona şehrinden Arnavutluk’a takviye askerî birlik sevki için talimat ver325
Vakit, 3 Mayıs 1920, s. 1.
Başka bir ajans haberinde Arnavut kuvvetinin sayısı 800 olarak verilmiştir (TİTE Arşivi,
kuru no:28, gömlek no:48, belgen no:48).
327
TİTE. Arşivi, kutu no:31, gömlek no:33, belge no:33.
328
Ültimatom için 3 Haziran tarihi özellikle seçilmiştir çünkü bu tarih İtalya’nın milli günüdür.
326
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
91
miştir. Ancak bu birlik Arnavutluk’a gitmek istememiş ve birlik ile jandarma
kuvvetleri arasında çatışma çıkmıştır 329.
Arnavutluk’a takviye birlik sevk edemeyen İtalya Hükûmeti, sosyalistler tarafından verilen gensoruya cevaben İtalya’nın Arnavutluk himayesinden feragat ettiğini; ancak Arnavutluk istiklâli nazariyesini eskisi gibi
müdafaa edeceğini ifade etmiştir 330. Bu gelişmelerden sonra İtalya Başbakanı, 26-27 Haziran 1920 günü silahlı çatışmaya son vererek Arnavutluk’un
tam bağımsızlığını kabul edeceklerini açıklamış 331 ve açıklamalardan sonra
savaşa son verilmesi için Temmuz 1920 başlarında Arnavutluk-İtalya müzakereleri başlamıştır.
Müzakerelerin sonucunda Tiran’da 2 Ağustos 1920 günü İtalya ve
Arnavutluk arasında protokol imzalanmıştır 332. Protokole göre İtalya
Hükûmeti, Arnavutluk’un istiklâl ve tamamiyet mülkiyesini tasdik ve kabul
etmiştir 333. Ancak İtalya Hükûmeti Avlonya’yı başka bir devletin işgal etmeyeceğinden emin olduğu zaman buradaki kuvvetlerini tahliye edeceğini
açıklamıştır 334. Arnavutlar da Yunanistan ve Yugoslavya işgallerine karşı
İtalyanların desteklerini sağlayabilmek için İtalya askerlerinin tahliyesini
sonraya bırakmayı kabul etmiştir 335. İtalya’nın Arnavutluk’un istiklâlini tanıması Arnavutluk’ta sevinçle karşılanmıştır 336. İtalya, 2 Eylül 1920 günü
Avlonya Limanı’nı Arnavutluk’a devretmek suretiyle 337 Arnavutluk ile yaptığı protokole uyma kararlılığının devam edeceğini göstermiştir.
329
A.S.S. III, s. 157-163.
Alemdar, 30 Haziran 1920, s.1.
331
A.S.S. III, s. 157-163.
332
A.S.S.III, s.165. 8 Ağustos 1920 tarihli ajans haberlerinde 1 Ağustos 1920 (1336) tarihli
tebligat ile İtalya Hükümetiyle Arnavutluk arasında Tiran’da bir mukavele imza edildiği
duyurulmuştur. Mukavele hükümlerine göre Avlonya’nın Arnavutluk Hükümeti idaresine
geçtiği ile siyasî sebeplerden dolayı tutuklananların (Arnavutların) serbest bırakılacağı bildirilmiştir (TİTE Arşivi, kutu no:28, gömlek no:51, belge no:51).
333
Vakit, 29 Kasım (T.S.) 1920, s. 2. Sazan Ada’sı İtalya’da kaldı (Demirlika, a.g.e, s. 104).
334
P. Sabah, 3 Temmuz 1920, s.1.
335
P. Sabah, 3 Temmuz 1920, s.1.
336
Vakit, 20 Ağustos 1920, s. 3.
337
Kollu, a.g.e, s. 200.
330
HALİL ÖZCAN
92
Arnavutluk, Yunanistan ile olan meselesinin çözümünde İtalya desteğinden yararlanmak için bu ülke ile görüşmelerde bulunmuş ve kuzey Epir
hakkında İtalya ile Arnavutluk arasında bir itilâfname imzalanmıştır. Buna
göre İtalya, Epir’in Arnavutluk’a verilmesi için siyasî girişimlerde bulunacak
ve Yunan askeri Epir’i işgale kalkışırsa İtalya askeri yardımda bulunacaktır.
Bunun karşılığında da Arnavutluk Hükûmeti, Saranda Limanı’nı kati surette
İtalya’ya bırakacaktır 338. Bu işbirliği ile Arnavutluk-İtalya arasındaki ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Arnavutlar, memleketlerinin sanayi ziraatını ıslâh
etmek için bir İtalyan profesörünü ülkelerine davet etmiştir 339. Ayrıca
İşkodra ahalisi, İtalya konsolosluğu önünde toplanarak Arnavutluk
Hükûmeti’nin istiklâli için çalışan İtalya’ya teşekkür etmiştir 340.
Sonuç olarak Arnavut kuvvetleri, İtalya’da muhalefetin yükseldiği
ve kamuoyunun iktidardan desteğini çektiği bir dönemde İtalya işgaline karşı
beklenilmeyen bir direniş göstermiştir. Bunun sonucunda da İtalya
Hükûmeti, Arnavutluk’taki işgaline son vererek bu ülkenin bağımsızlığını
tanımak mecburiyetinde kalmıştır. İşgalden kurtuluşun silahlı direniş ile
olacağını anlayan Arnavutluk milliyetçileri, Yunanistan ve Sırbistan işgalinden de kurtulabilmek için askerî hazırlıklarını hızlandırmaya başlamışlardır.
b. Arnavutluk’ta Yunanistan ve Yugoslavya
İşgallerinin Sona Ermesi
1920 yılı yazında Arnavutluk’ta İtalya işgali sona ermesine rağmen
Yunanistan ve Yugoslavya işgali devam etmiştir. Arnavutluk da işgallerin
sona erdirilmesi için büyük devletlerden yardım istemiştir. Ancak büyük
devletler, kendi aralarındaki menfaat çatışmaları ile meşgul olduklarından
Arnavutluk’a yardım edememişlerdir 341. Arnavutluk liderlerinin müzakerelerden ve diplomasiden umutlarını kestikleri bu dönemde İngiltere, Arnavutluk meselesiyle ilgilenmeye başlamıştır.
338
H.Milliye, 10 Mayıs 1921, s.2.
Vakit, 14 Mayıs 1921, s. 1.
340
H.Milliye, 4 Eylül 1921s. 2.
341
A.S.S. III, s. 171-172.
339
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
93
Paris Barış Konferansı başladığında ve devamında Arnavutluk meselesiyle ilgilenmeyen ve Arnavutluk’a destek vermeyen İngiltere’nin politikasının değişmesinde Arnavutluk meselesinin doğru bir şekilde çözüme kavuşturulmasını isteyen Amerika’nın ısrarı ve İtalya’nın etkisinin bulunduğu bir
gerçektir 342. Ancak İtalya ve Avusturya’nın Arnavutluk’ta petrol bulunması
ihtimalini açıklaması, İngiltere’nin Arnavutluk’a yönelik ilgisinin artmasının
asıl sebebi olmuştur 343. Arnavutluk’taki petrol kaynakları ile ilgilenmeye
başlayan İngiltere, Arnavutluk politikasını değiştirmiş ve Arnavutluk’un
Milletler Cemiyeti’ne girebilmesi için hemen harekete geçmiştir.
Londra Hükûmeti, Arnavutluk’un Milletler Cemiyeti’ne kabul edilmesini Angolo-Persian Oil Company isimli petrol şirketine bu ülkede petrol
araştırma ve çıkarma için özel imtiyaz verilmesi şartına bağlamıştır. İlyas
Bey Viryoni Hükûmeti, Yunanistan ve Yugoslavya işgaline karşı İngiltere’nin desteğini de alabilmek için bu teklifi kabul etmiştir. Bunun üzerine
Arnavutluk’un Cemiyeti Akvam’a girme önerisini İngiltere’nin etkisi altında
bulunan Kanada ve Güney Afrika temsilcileri yapmıştır 344. Bu süreçte oluşturulan İngiliz-Arnavut ekonomik işbirliği de Arnavutluk’un Cemiyeti Akvam’a girişini desteklemiştir. Böylece Arnavutluk 17 Aralık 1920 günü Cemiyeti Akvam’a kabul edilmiştir. İngiltere’nin desteği ile Cemiyeti Akvam’a
giren Arnavutluk bu tarihten itiabaren meselelerini uluslararası kamuoyuna
taşıma imkânına kavuşmuştur.
Tiran Hükûmeti, Milletler Cemiyeti’ne 29 Nisan 1921’de ve 21 Haziran 1921 tarihlerinde iki kez müracaat etmiş ve Arnavutluk’un 1913 yılında belirlenen sınırlarının tanınması ile ülkedeki Yunanistan ve Yugoslavya
işgallerinin sona erdirilmesini talep etmiştir. Ancak Yugoslav ve Yunanistan
temsilcileri, Arnavutluk’un Milletler Cemiyeti’ne yaptığı başvuruya karşı
çıkmıştır. Bu iki devlet, Milletler Cemiyeti nezdinde Londra Konferansı’nın
kararlarının yürürlükte olmadığını ifade ederek meselenin Milletler Cemiye342
Pranvera Telı Dıbra, Shqipëria Dhe Diplomacia Angleze 1919-1927, Shtëpia Botuese
“Neraıda”, Tiranë, 2005, s. 471-472.
343
A.S.S. III, s. 171.
344
A.S.S. III, s. 171-172.
94
HALİL ÖZCAN
ti’nde değil, Londra Konferansı’nın devamı olan Paris Barış Konferansı’nda
görüşülmesini talep etmiştir. Milletler Cemiyeti de 26 Haziran 1921’de Arnavutluk’un taleplerini Paris Büyükelçiler Konferansı’na göndermiştir 345.
Arnavutluk’un Milletler Cemiyeti’ne girişi bu ülkedeki Yunanistan ve Yugoslavya işgaline son vermeye yetmemiştir.
Luşnya Kongresi’nden sonra işbaşına gelen Arnavutluk milliyetçileri, Arnavutluk’un yeniden bağımsızlık mücadelesini diplomatik yollardan
Paris’te devam ettirirken eş zamanlı olarak da düzenli birlikler oluşturulmak
suretiyle cephede de hazırlıklarını sürdürmeye çalışmıştır. Milletler Cemiyeti’nin ve Paris Barış Konferansı’nın Arnavutluk’taki işgalleri sona erdirememesi üzerine Arnavut milliyetçileri, düzenli birlik teşkil etme gayretlerine
hız vermiştir.
Bu dönemde İngiltere, Milletler Cemiyeti’ne üye yaptığı Arnavutların bağımsızlık taleplerini hemen sonuçlandırmayarak hem Angolo-Persian
Oil Company’nin 346 bu ülke petrollerinde imtiyaz hakkı elde etmesini çabuklaştırmak istemiş hem de Yunanistan’ın Anadolu’daki mücadelesinin sonucunu beklemiştir. Türk ordusunun Sakarya Savaşı’nda Yunanistan’ı mağlup
edeceği anlaşıldığında İngiltere 347, Arnavutluk’un taleplerini gündemine
almış ve Yunanistan’ın Arnavutluk hududunu Yunanistan lehine değiştirmesi iddiasından vazgeçtiğini açıklamıştır. Yunanistan, Sakarya Savaşı’nda (23
Ağustos-13 Eylül 1921) Türk ordularına mağlup olduğu için İngiltere’nin
Arnavutluk konusunda almış olduğu bu karara direnememiş ve Arnavutluk’tan çekilmeyi kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır.
Selahattin Bey’in Arnavutluk’a gitmesinden sonra Arnavutluk’ta
düzenli ordunun teşkil edilmesi ve bu ordunun kendi sınırlarını savunacak
345
A.S.S. III, s. 171-173.
Angolo-Persian Oil Company’e 1921 senesinde Arnavutluk’ta kuyu kazmak imtiyazı verilmiştir (Alessandro Roselli, Italy And Albania, I.B.Tauris&Co.Ltd., London, 2006, s. 1011).
347
İngiliz “Sun” gazetesi, İngiltere’nin Arnavutluk-Yunanistan sınır meselesinde Adriyatik
sahillerinin şark (doğu) kısmında kısmı muazene yapılması ile Balkan Savaşı sonrası 13 Şubat
1914 tarihinde belirlenen sınırların geçerli olması fikrinde olduğunu bildirmiştir. Gazete, aynı
görüşün Fransızlarca da desteklendiği yazmıştır (Vakit, 11 Eylül 1921, s. 1).
346
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
95
güce erişmesi ile Yunanlılara iki cephede birden askerî ve siyasal baskı uygulanmıştır. Bu durum Mustafa Kemal’in Anadolu ve Arnavutluk cephesini
Yunanistan’a karşı kuvvetli tutma stratejisinin bir gereğidir. Bu strateji sonrasında Yunanistan Sakarya’da mağlup olduktan sonra İngiltere’nin baskısıyla Arnavutluk’taki iddialarından vazgeçmek mecburiyetinde kalmıştır.
İngiltere, Yunanistan’ın Arnavutluk’tan çekilmesi ile hem petrollerini işletmeyi düşündüğü Arnavutluk’un isteklerini yerine getirmiş hem de Yunanistan’ın Arnavutluk için ayırdığı kuvvetleri Anadolu’ya kaydırması gerekliliğini dikkate almıştır.
Yunanistan’ın Arnavutluk işgaline son vermesiyle Arnavutluk’un
bağımsızlığı önünde sadece Yugoslavya işgali kalmıştır. Arnavutluk’un tüm
birliklerini Yugoslavya sınırına kaydırmaya başlaması üzerine Yugoslavya,
1913 Arnavutluk hududunun tadilini Milletler Cemiyeti’nden talep etmek
zorunda kalmıştır 348. İngiltere ise Milletler Cemiyeti’nin ve Paris Barış Konferansı’nın Arnavutluk ile ilgili kararını beklemeye başlamıştır. Beklenen
kararın çıkmaması üzerine İngiltere, Milletler Cemiyeti’nden Arnavutluk ile
ilgili kararın çabuklaştırmasını talep etmiştir. İngiltere’nin Arnavutluk’un
bağımsızlığını çabuklaştırmak istemesinde bir an evvel bu ülkede petrol
işletmesine başlamak istemesinin de etkisi olmuştur.
Arnavutluk ile Yugoslavya arasındaki ihtilâfı tetkik eden komisyon,
Arnavutluk’un 1913 senesinde belirlenen sınırlarını Yugoslavya lehine değiştirmeye çalışmış; ancak İtalya Hükûmeti, Arnavutluk sınırlarının değişmemesi için ısrarlı tutumunu sürdürmüştür 349. Paris Büyükelçiler Konferansı, 2 Kasım (T.S.) 1921 günkü toplantısında kuzey Arnavutluk’un durumunun bilahare tayin edileceğini açıklamış ve Yugoslavya’yı, Arnavutluk’taki
işgaline derhal son vermeye çağırmıştır 350. Alınan karara rağmen işgalin
devam etmesi üzerine Arnavutluk Hükûmeti, Yugoslavya saldırı ve işgalini
348
A.Yeni Gün, 14 Eylül 1921, s. 2.
Vakit, 26 Eylül 1921, s. 2.
350
P.Sabah, 4 Kasım (T.S.) 1921, s. 1.
349
96
HALİL ÖZCAN
İtilâf Devletleri, Milletler Cemiyeti ve Paris Büyükelçiler Konferansı nezdinde protesto etmiştir 351.
Paris Büyükelçiler Konferansı’nda Arnavutluk sorununun çözümünün gecikmesi üzerine İngiltere Başbakanı Llyod George, Milletler Cemiyeti
Genel Sekreterine 7 Kasım 1921 tarihli bir yazı yazmıştır. Bu yazıda İngiltere Başbakanı 352, Arnavutluk’taki Yugoslavya işgalinin sona erdirilmesi için
Milletler Cemiyeti Genel Kurulunun derhal toplantıya çağırılmasını istemiştir. Milletler Cemiyeti, İngiltere Başbakanının talebini 7 Kasım 1921 günü
Paris Büyükelçiler Konferansı’na bir nota vererek iletmiştir. Bunun üzerine
Büyükelçiler Konferansı da 9 Kasım 1921 günü Arnavutluk ile ilgili kararını
açıklamıştır 353.
Paris Büyükelçiler Konferansı, Arnavutluk-Yunanistan sınırının 354
17 Aralık 1913’te tespit edildiği gibi kalmasını kararlaştırırken kuzeydoğu
sınırlarını Yugoslavya lehinde değiştirmiştir. Buna göre, 1913 yılında Arnavutluk’a verilen ve nüfusu birkaç bin olan Luma, Hasi ve Goloborda yerleşim yerleri Yugoslavya’ya verilmiştir 355. Bu karaların uygulanması için im351
H.Milliye, 11 Kasım (T.S.) 1921, s. 2. Arnavutluk matbuatının 6 Kasım 1921 günü bildirdiği resmi tebliğde Arnavutluk Hükümeti’nin Milletler Cemiyeti ve Büyükelçiler Konferansı’na
protestoda bulunarak bu kuruluşların müdahalelerini talep ettiği bilgisi yer almıştır (H.Milliye,
11 Kasım (T.S.) 1921:2).
352
İngiltere Başbakanının yazısının amacı Sırp-Hırvat-Sloven Hükümeti’nin Milletler Cemiyeti’nin kuruluş deklarasyonuna uymadığı takdirde bu deklarasyonun 16. maddesinde yazılı
cezalandırıcı tedbirlerin alınması ile ilgilidir (A.S.S. III. s. 171).
353
A.S.S. III, s. 171. Venizelos, 8 Mart 1934 günü “Neos Kosmos” gazetesinde yazdığı makalede 1921 Paris Büyükelçiler Konferansı’nın protokolünde büyük devletlerin İtalya’nın
Arnavutluk Devleti üzerindeki askerî alakasını tanıdıktan sonra bunun bir Adriyatik meselesi
olduğundan Yunanistan’ın tarafsız kalamayacağını Yunanistan Kralına söylediğini yazar.
Milletler Cemiyeti’nin kararı sonucunda İngiltere Arnavutluk’ta ekonomik imtiyazlarını
genişletirken İtalya’nın siyasî ve stratejik öncülüğünü göz önünde bulundurup tanımıştır
(Roselli, a.g.e., s. 10-11).
354
İngiltere Hükümeti’nin Arnavutluk sınırının Yunanistan lehine değişikliğini onaylamadığını
bildirmesi üzerine “Sun” gazetesi Fransa ve Yugoslavya’nın da aynı fikirde olması sebebiyle
Yunanistan’ın bu İslâm arazisi üzerindeki emelleri boşa çıkmıştır, yorumunu yapmıştır
(H.Milliye, 24 Ağustos 1921, s. 1).
355
Milletler Cemiyeti kendi verdiği bir karar ile Arnavutluk bağımsızlığı üzerinde şaibe uyandırmıştır. Gene de Arnavutluk tarafı Milletler Cemiyeti’nin tam üyesi olarak her konuda ve
istediği zaman cemiyete başvurma hakkına sahip olacaktır. Paris Büyükelçiler Konferansı’nın
9 Kasım 1921 tarihli kararı az da olsa Arnavutluk’un 1913 toprak bütünlüğünden bir parça
koparmıştır (A.S.S. III, s. 172-175).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
97
zacı devletlerin temsilcilerinin yer aldığı bir komisyon oluşturulmuştur. Konferans, Arnavutluk’un kendi topraklarını koruyamaması durumunda Milletler
Cemiyeti’ne başvurmasını kararlaştırmıştır 356. Ancak İngiltere, Fransa ve
Japonya, Milletler Cemiyeti Genel Kuruluna müracaat ederek Arnavutluk’un
sınırlarının korunması görevinin tekrar İtalya’ya verilmesini teklif etmiştir.
İngiltere diplomasisine göre bu durum İtalya’ya Arnavutluk’ta özel haklar
tanındığı anlamına gelmemektedir 357.
Milletler Cemiyeti’nce İtalya’ya Arnavutluk üzerinde koruma görevinin verilmesinin sebeplerinden biri, İtalya’nın 1915 Londra Anlaşması’nı
gündeme getirerek Arnavutluk üzerinde yeniden hak iddialarında bulunmuş
olmasıdır 358. Bir diğer sebep ise konferansta İtalya’nın Arnavutluk sınırlarında oluşabilecek herhangi bir değişikliğin kendi stratejik güvenliğini tehlikeye düşüreceğini göz önüne almış olmasıdır. İtalya’nın ısrarlı tutumu sonucu İngiltere, Fransa ve Japonya, Arnavutluk’un bağımsızlığını koruma vazifesini İtalya’ya vermiştir 359. Ayrıca İngiltere, Arnavutluk’ta kendisine petrol
arama konusunda imtiyaz aldıktan sonra bu ülkenin siyasî koruyuculuğunu
İtalya’ya bırakmakta sakınca görmemiştir. İngiltere, bu karar ile hem İtalya
ile çatışmaktan kaçınmış hem de petrol çıkaracağı Arnavutluk’un komşuları
ile olan meselelerini İtalya’ya havale etmiştir.
Milletler Cemiyeti’nin siyasî komisyonu, Arnavutluk’a Büyükelçiler
Konferansı kararını kabul etmesi konusunda tavsiyede bulunmuş 360 bu karar,
Roma ve Londra Hükûmetlerince onaylanarak Arnavutluk’un istiklâli de
tasdik edilmiştir. İtalya basını, Arnavutluk hudutlarının 1913 yılında tayin
edilen hudutların dâhilinde kaldığını teyit etmiş ve konferansın Arnavutluk
356
Amerika Ajansının haberine göre İngiltere ve İtalya arasında Arnavutluk hakkında bir
ittifak oluşmuştur. Buna göre Arnavutluk’un istiklâli tanınacak ve Arnavutluk tehdit edildiğinde Milletler Cemiyeti’ne başvuracağı gibi iki ülke de müdahale edecektir (Vakit, 30 Eylül
1921, s. 3). İngiliz gazetelerine göre de İtalya ve İngiltere Arnavutluk’un istiklâlini sağlamıştır
(Vakit, 1 Ekim (T.E.) 1921, s. 2).
357
A.S.S. III, s. 172-175.
358
Esmer, a.g.e., s. 24.
359
Roselli, a.g.e., s. 10-11. Bu hakkı elde eden İtalya, daha sonra Arnavutluk’un iç işlerine
karışmanın da kendi hakkı olduğunu iddia edecektir.
360
Vakit, 30 Eylül 1921, s. 3.
98
HALİL ÖZCAN
lehine sonuçlanması için İtalya’nın verdiği siyasî desteğe dikkat çekmiştir.
İtalya basını ayrıca Arnavutluk konusunda İtalya ve İngiltere’nin oluşturduğu ittifaka Fransa’nın da destek verdiğini belirtmiştir 361. Tüm bu kararlara
rağmen Yugoslavya’nın işgali devam etmiş ve müttefik devletler, Yugoslavya Hükûmeti’ni kuzey Arnavutluk’taki taarruz girişiminden vazgeçmesi için
uyarmıştır 362. Ancak Yugoslavya, Arnavutluk’taki işgalini devam ettirebilmek için çeşitli yöntemlere başvurmuştur.
Paris Büyükelçiler Konferansı’nın Arnavutluk hududunu belirleyen
kararı Arnavutluk, Yugoslavya 363 ve Yunanistan’ın Paris’teki temsilcilerine
tebliğ edilmiştir 364. Ancak Yugoslavya Başbakanı, Paris’te gazetecilere ülkesinin Büyükelçiler Konferansı kararını kabul etmektense harbi tercih edeceğini açıklamıştır 365. Yugoslavya Başbakanının açıkladığı gibi Sırplar, istediklerini elde edebilmek için saldırılarını sürdürmüştür. Sırp-Arnavut hududundaki çarpışmaların yoğunlaşması üzerine İtalya Hükûmeti, Belgrat
Hükûmeti nezdinde siyasî girişimde bulunmuştur 366. Ancak Sırbistan saldırıları devam etmiş ve Priştine havalisinden ayrılmak zorunda kalan bir grup
Arnavut İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştır 367.
361
P.Sabah, 2 Ekim (T.E.) 1921, s. 1.
P.Sabah, 5 Kasım (T.S.) 1921, s. 2.
363
I. Dünya Savaşı’nda Arnavutluk’u, kendilerinin koruduğunu da gerekçe gösteren Yugoslavya gazeteleri, Paris Büyükelçiler Konferansı’nın kararını şiddetli bir biçimde eleştirmiştir
(Vakit, 2 Ekim (T.E.) 1921:2). Arnavutlar ile Sırplar arasında yeniden savaş başlamış ve
Arnavutluk Hükümeti eli silah tutmaya muktedir tüm Arnavutları askere çağırmıştır (A.Yeni
Gün, 7 Ekim (T.E.) 1921, s.1).
364
Vakit, 12 Kasım (T.S.) 1921, s. 1.
365
H.Milliye, 23 Ekim (T.E.) 1921,s. 1.
366
H.Milliye, 24 Ekim (T.E.) 1921, s. 1.
367
H.Milliye, 11 Kasım (T.S.) 1921, s. 2. Konferans kararı imzalanmasına rağmen Sırplar,
Arnavutluk arazisinde ilerlemeye devam etmiş olduğu için Arnavutlar kanlı bir direniş göstermiştir (Vakit, 12 Kasım (T.S.) 192, s.1). Saldırıların devam etmesi üzerine Yugoslavya
üzerinde uluslararası baskılar artmıştır. Arnavutluk Hükümeti de bir yandan askerî önlemler
alırken diğer yandan da Yugoslavya’nın Arnavutluk sınırındaki saldırılarının devam ettiğini
Milletler Cemiyeti’ne bildirmiştir (P.Sabah, 16 K.S. 1922, s. 1). Londra’nın isteği ile 16 ve 19
Kasım 1921 tarihlerinde toplanan Milletler Cemiyeti Genel Kurulu, Arnavutluk’a karşı Sırp
müdahalelerine sert tepki göstererek Yugoslavya’nın derhal 1913 sınırlarının dışına çekilmesini bildirmiştir. (A.S.S. III, s. 172-175). Milletler Cemiyeti de 16 Kasım (T.S.) 1921 Çarşamba günü Arnavutluk meselesini karara bağlamıştır (P.Sabah, 19 T.S. 1921, s.1). Bu durum
Belgrat’ta büyük bir galeyana sebep olmuş (H.Milliye, 7 Ekim (T.E.) 1921, s. 1) ve Milletler
Cemiyeti’nin kararı Sırpların saldırılarını durdurmaya yetmemiştir. (H.Milliye, 6 Ekim (T.E.)
362
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
99
Baskıların artması üzerine Yugoslavya Başbakanı, Paris Büyükelçiler Konferansı’na bir telgraf göndererek Büyükelçiler Konferansı kararını
kabul ettiklerini bildirmiştir. İngiliz gazeteleri de Yugoslavya’nın tutumunu
olumlu karşılamıştır 368. Kısa bir süre sonra Yugoslavya, Büyükelçiler Konferansı kararı gereği Arnavutluk arazilerinden (İşkodra’dan) çekildiğini ve
Tiran’a bir heyet gönderdiğini bildirmiştir 369. Milletler Cemiyeti de Arnavutluk’a gönderdiği bir heyet ile Büyükelçiler Konferansı kararı gereği Yugoslavya askerlerinin Arnavutluk arazisinden tahliyesine nezaret etmiş ve heyet
15 K.E. (Aralık) 1921 günü Tiran’a varmıştır 370.
Arnavutluk, Yunanistan ve Yugoslavya işgallerinden kurtulurken
ülkesinde bulunma ihtimali olan petrol sayesinde İngiltere’nin desteğini almıştır. Balkan ve Adriyatik politikası gereği İtalya’nın desteği de Arnavutluk
için önemlidir. Ayrıca Arnavutluk’un Türkiye’nin yardımıyla kendi düzenli
ordusunu oluşturması ve Yunanistan’ın Anadolu’daki mağlubiyeti, ikinci
kez bu ülkenin bağımsızlığını kazanmasında oldukça önemli bir yere sahiptir.
Arnavutluk’taki bağımsızlık mücadelesini yakından takip eden Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922’de TBMM’nin üçüncü toplanma yılını açarken şunları söylemiştir:
“…Arnavutluk Hükûmetine gelince Bu Hükûmeti Islâmiye halkiyle
asırlarca beraber yaşadık. Uzun zamanlar kendileriyle tevhidi hayat ve mukadderat eyledik (hayat ve kader birliği yaptık). Bu dindaş halk ve Hükûmeti
dahi muhafazai mevcudiyet ve temini saadetinin merbut olduğu noktai
hakikiyeyi takdir edecektir. Bugünkü müşkül vaziyetlerinin tevlideylediği
(sebep olduğu) elîm mecburiyetlerden kurtulmak tedabirine (tedbirlerine)
1921, s. 1). Bu gelişmeler üzerine İngiltere delegesi Sırpların Arnavutluk topraklarında ilerlemesinin hata olacağını ve bu durumun Balkan ve Avrupa barışını tehdit edeceğini açıklamıştır (P.Sabah, 19 Kasım (T.S.) 1921, s.1).
368
Vakit, 20 Kasım (T.S.) 1921, s. 1. H.Milliye, 22 Kasım (T.S.) 1921, s. 1.
369
P.Sabah, 11 Aralık (K.E.) 1921, s. 2.
370
H.Milliye, 13 Kasım (K.S.) 1922, s. 1.
100
HALİL ÖZCAN
tevessül edilecektir (girişeceklerdir). Bunu kaviyen (güvenimle) ümidede–
rim.” 371.
Mustafa Kemal Paşa’nın Arnavutluk’un bağımsızlığına olan inancını
dile getirdiği bu konuşmayı yaptığında henüz kendi ülkesi bağımsızlığını
kazanamamıştır. Türk milleti ve ordusu Sakarya Savaşı’ndan sonra kesin
zafer için olanca gücüyle hazırlıklarına devam etmektedir. Mustafa Kemal
Paşa’nın bu konuşması, Arnavutluk’ta bağımsızlık mücadelesi veren milliyetçilerce destek olarak anlaşılırken kaderlerini yabancı devletlere bağlayan
muhalif Arnavutlarca da eleştirilmiştir. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın Arnavutlara desteği ve özellikle de Selahattin Saip Bey’i Arnavutluk’a göndermiş olması, Arnavut muhalif çevreleri ve emperyalist Batılılarca, Arnavutluk’un Ankara Hükûmeti’ne bağlanmak istenmesi ya da Balkanlarda küçük bir Türkiye kurma plânı olarak değerlendirilmiştir 372.
Arnavutluk Meclisi’nde muhalif olarak tanınan Liberal Bay Ali
Kelyra, Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasını eleştirerek Arnavut Devleti ile
Türk Devleti arasında siyasî ve manevî bir bağ bulunmadığını iddia etmiş,
İngiltere’nin himayesini övmüş ve şunları söylemiştir:
“…Düşünün Beyler, İngiltere, Arnavutluk’un batılı ülkeler seviyesine girmesini sağlayabilir. İngiltere başbakanın bir sözü Arnavutluk’u kurtarmaya yeter. İngiltere her zaman küçük ülkeleri savunmuştur ve bizim
ümidimiz büyüktür. Mustafa Kemal ise konuşmasıyla İngiltere’yi duygusuz,
Arnavutluk’u Türkiye’nin piyonu yaptı.” 373.
Kelyra, yayılmacılığı ve parçala, böl, hükmet politikasını takip etmekte olan İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin içerisindeki azınlıkları kopararak amacına ulaştığını, daha sonra da onları kendi sömürge imparatorluğuna
kattığını görmezden gelmiş ve Türk İstiklâl Mücadelesi’nin gerçek amacını
kavrayamamıştır. Onun için kendi ülkesinin gücü yerine çareyi İngiltere
371
TBMM Z.Ceridesi, i.1,c.I8, s. 12.
Kaçi, a.g.m., s. 50.
373
Selma Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri”, Atatürk Araştırma
Merkezi Dergisi, cilt XIX, sayı 55, Mart 2003, s.113..
372
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
101
himayesinde aramıştır 374. Ayrıca, I. Dünya Savaşı sürecinde İngiltere’nin
İtalya ve Yunanistan’ı İtilâf Devletleri safında savaşa dâhil edebilmesi için
Arnavutluk’u pazarlık konusu yaptığını unutmuştur. Kelyra’nın hatırladığı
nokta İngiltere’nin Milletler Cemiyeti’ne girebilmesi için Arnavutluk’u desteklemesidir. Ancak bu destek Arnavutluk’ta petrol bulunabilme ihtimalinin
belirmesinden sonra gerçekleşmiştir. Bu yönüyle de Kelyra, Türkiye’de İngiltere mandasını savunanlarla aynı paralelde düşündüğünü kanıtlamıştır.
B. Lozan Konferansı’nda Arnavutluk
Türkiye’nin başarıyla biten İstiklâl Mücadelesi sonucunda 20 Kasım
1922’de Lozan Konferansı toplanmıştır. Lozan Konferansı’na Türkiye’nin
dışında İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve Yugoslavya olmak üzere yedi devlet bütün maddeler üzerinde söz sahibi olarak
katılmıştır. Sovyetler Birliği ve Bulgaristan konferansa sadece Boğazlar
konusunu görüşmek üzere katılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ise gözlemci sıfatıyla Lozan Konferansı’na iştirak etmiştir. Başlangıçta Lozan Konferansı’na davet edilmeyen Arnavutluk’un da Osmanlı Devleti’nin borçlarının görüşüldüğü komisyonlara katılması kararlaştırılmıştır.
1. Osmanlı Borçları Meselesi ve Arnavutluk
Lozan Konferansı’nda iktisat ve maliye konuları 27 Kasım 1922 tarihli oturumda ele alınmıştır. İsmet Paşa 375 oturumda Osmanlı Devleti’nden
kalan borçları Osmanlı’dan ayrılan devletlere bölüştürmeyi teklif etmiştir 376.
374
Gazmend Shpuza’ya göre liberal de olsa büyük toprak sahiplerinin asıl amacı İngiliz emperyalizminin desteğini yitirmemektir. Bunların baskısıyla Tiran Hükümeti, Sultanın (İstanbul)
Hükümetiyle ilişki kurmak istemişse de Arnavutluk’taki demokratik çevrelerin bu ilişkiye
karşı çıkmalarıyla başarılı olunamamıştır (Gazmend Shpuza SPHPUZA, Gazmend, “Atatürk ve
Türkiye Arnavutluk İlişkileri”, 336-337).
375
İsmet Paşa’ya göre Türkiye’nin iktisat ve maliye alanında gelişmesi ancak iktisat ve maliyenin tam ve eksiksiz bağımsızlığı ile mümkündür. Bağımsız her ulus gibi Türk ulusu da
ekonomik özgürlüğünü engelleyen bütün kısıtlamalardan kurtulmalıdır. Bu amaçla TBMM
Hükümeti, uluslararası ekonomik ilişkilerde, anlaşma ve sözleşmelerde egemenliğinin ve
bağımsızlığının gereklerine uygun davranacaktır (Lozan Barış Konferansı (LBK) Tutanaklar-Belgeler, Çeviren, Seha L. Meray, Yapı Kredi Yayınları, C.III, Takım 1, Kitap II, İstanbul, 1993, s. 3).
376
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, s.3.
102
HALİL ÖZCAN
Bunun üzerine iktisat ve maliye konularının görüşüldüğü oturumlara Arnavutluk Devleti’nin de katılması kararlaştırılmıştır. Arnavutluk’un oturumlara
katılmasıyla TBMM Hükûmeti heyeti ile Arnavutluk Hükûmeti heyeti uluslararası bir toplantıda ilk defa bir araya gelmiştir.
Lozan Konferansı’nın 19 Aralık 1922 Salı günkü alt komisyon oturumunda Osmanlı Devlet borcu görüşülmüş ve Arnavutluk temsilcileri Mehdi Frashëri ile Blintishti de bu oturuma katılmıştır. M. Frashëri, bu oturumda
Osmanlı Devlet borçlarının tasfiyesi ile ilgili olarak özetle şu görüşlerini
aktarmıştır 377.
1. Osmanlı Devleti’nin borçlarının tasfiyesi konusunda Berlin Anlaşmasıyla Osmanlı’dan ayrılan Balkan Devletlerine nasıl davranılmış ise
ekonomik durumları onlardan daha geri olan Arnavutluk’a da öyle davranılması gerekir. Arnavutluk’un ekonomik durumu öteki Balkan Devletlerinin
bağımsızlıklarına kavuştuğu dönemle kıyaslanmayacak kadar zayıftır.
Arnavutluk’un ekonomik durumunun diğer Balkan Devletlerinin bağımsızlıklarına kavuştukları dönemden daha zayıf olduğu gerçektir. Ancak
Frashëri’nin Berlin Anlaşmasıyla Osmanlı Devleti’nden ayrılan Balkan Devletlerini gündeme getirmesi Arnavutluk açısından çelişkili bir örnek olmuştur. Çünkü Berlin Anlaşmasıyla bağımsızlığı tanınan Karadağ ve Sırbistan’ın
Osmanlı Devlet borçlarından bir kısmını üzerlerine almaları kararlaştırılmıştır 378.
2. Arnavutluk’ta İşkodra’da bulunan eski hükûmet konağı dışında
Osmanlı tarafından üretim ve bayındırlık yapıtı ile demiryolu, kanal, okul
yapıları ve halka yararlı yapılar yapılmamıştır.
Oysa Arnavutluk heyeti başkanı Frashëri’nin iddia ettiği gibi Osmanlı Devleti eğitim, bayındırlık, kanal, okul yapıları ile halka yararlı yapılar konusunda Arnavutluk’u ihmal etmemiştir. Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk’ta yapmış olduğu faaliyetleri ispatlayacak çok sayıda Osmanlı arşiv bel377
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, s. 222-224.
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), TTK Basımevi, Ankara, 1997, s.
526.
378
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
103
gesi yayımlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin 18. asrın sonlarından Arnavutluk’un Osmanlı hâkimiyetinden ayrıldığı 1912 senesine kadar geçen sürede
bile pek çok imar ve bayındırlık faaliyetlerinde bulunduğu bu belgelerden
anlaşılmaktadır. Bu çerçevede tespit edilen faaliyetlerin bazıları şunlardır:
1772 senesinde Berat şehrinde yıkılan köprü yeniden yapılmış, 1803 senesinde İşkodra’da Buyana köprüsü tamir edilmiş, Görice ve Bhlişte Göllerinin
taşmaması için tedbirler alınmıştır. 1867 senesinde Tiran’da telgrafhane
açılmıştır. 1868-1869 senelerinde ticaretin geliştirilmesi için Preveze ve Aya
Sarande İskelesi’nden Arnavutluk içerisine kadar yeni yol ve köprüler yapılmıştır. Draç İskelesi’nden Tiran’a kadar yol yapımına 1872 yılında başlanmıştır.1876 senesinde Avlonya’da Hükûmet konağı yaptırılmıştır.1880
senesinde Akçahisar-İşkodra telgraf hattı tesis edilmiştir. 1886 senesinden
sonra Osmanlı Devleti, Adriyatik sahilindeki iskelelerden Şirket-i Hayriye
vapurlarıyla düzenli yolcu ve posta taşımacılığı yapmaya başlamıştır. 1888
senesinde Görice’deki Malik Gölü’nün temizlenerek 60.000 dönüm kadar
arazinin köylülere kazandırılması çalışması yapılmıştır 379.
1895 senesinde Tiran’da Hükûmet konağı yaptırılmıştır. Draç’ta
mevcut rüştiye ve iptidaî okullarının yetersizliği sebebiyle devlet ait bazı
arazilerin satılmasına karar verilmiştir. Satıştan elde edilecek gelir ve halkın
yardımıyla iki okulu da içine alacak yeni bir binanın inşasına başlanmıştır.16
Eylül 1880’de İşkodra Vilayet Meclisi, Arnavutluk’ta ticaretin geliştirilmesi
maksadıyla Şingin ve Draç Limanlarının genişletilmesi ve rıhtım yapılmasına dair verilen padişah iradesi için teşekkür telgrafı göndermiştir. 1870 senesinde İşkodra’da askerî hastane inşaatı yapılmasına başlanmıştır. 1877 senesinde Avlonya Limanı’nda karantina merkezinin inşa ve tamiri yapılmıştır.
1863 senesinde Tiran’da açılacak rüştiye mektebi için öğretmen ve kitap
gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Halkın da katkılarıyla Draç kazasında dört
cami ve okul, Kavaye kazasında on dört okul, Şiyak kazasında on okul, Tiran kazasına on sekiz cami ve sekiz okul yaptırılması kararlaştırılmıştır.
1903 senesinde, Elbasan, Prizren ve Draç’ta bir idadi (lise) açılması ile ilko379
Osmanlı Arşiv Belgelerinde Arnavutluk, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, İstanbul, 2008, s. 80-345.
104
HALİL ÖZCAN
kul yapılacak köylerin miktarı bildirilmesi istenmiştir. 1909 senesinde
İşkodra vilayetine bağlı Draç’ta bir idadi ve dört kaza merkezinde birer rüştiye (ortaokul) ile 232 köyde iptidaî (ilkokul) açılmasına karar verilmiştir.
1910 senesinde İşkodra’da bir sultani (lise) açılması kararlaştırılmıştır 380.
3. Arnavutluk, 1909 yılından 1921 yılına kadar savaş ve işgal alanı
haline gelmiştir. I. Dünya Savaşı’nda Arnavutluk tarafsız olmasına rağmen
ülkenin üçte ikisi baştan başa yakılıp yıkılıp yağma edilmiştir. 1915 yılından
itibaren Orta Avrupa İmparatorluklarının Arnavutluk’u askerî olarak işgal
etmeleri üzerine de ülkenin tek varlığı olan sürüleriyle küçükbaş hayvanları
da savaş süresince metotlu olarak soyulmuştur. Diğer Balkan Devletleri 381siyasal yaşamlarında destek gördükleri halde Arnavutluk en ufak bir yardım
görmediği gibi yakın bir gelecekte de dünyanın içerisinde bulunduğu durum
nedeniyle ülkeye bir yardım umudu görülmemektedir 382. Frashëri’nin bu
beyanları doğrudur. Ancak Arnavutluk liderleri de dışarıdan yardım olmaksızın kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek iktisadî faaliyetleri düzenlemek gibi bir plân yapamamıştır.
M. Frashëri, yukarıdaki görüşlerini sıraladıktan sonra Osmanlı Devlet borcunun tasfiyesinde hak gözetirlik içinde katılmak istediklerini belirtmiş ve bir Arnavut atasözü ile sözlerini bitirmiştir :” Hiç bir şey olmayan
yerden tanrılar bile hiç bir şey alamazlar.” Fransız ve İtalyan temsilciler de
Arnavutluk’a yakınlık duygularını ifade etmişlerdir. Ancak alt komisyon,
Osmanlı Devlet borcunun bir parçasının Balkan Devletlerince kabul edilmesi
ilkesinde istisnanın mümkün olmadığını Arnavutluk delegelerine açıklamıştır.
4 Ocak 1923 günkü oturumda M. Frashëri, Osmanlı Devlet borçlarının içerisinde yer alan demiryolları borçlarına itiraz etmiştir. Frashëri’ye
göre demiryolları Arnavutluk’ta yapılmadığından Arnavutlar, demiryolların380
Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk’ta yaptığı hizmetler için bakınız, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Arnavutluk.
381
Özellikle Yunanistan, bağımsızlık sürecinde İngiltere ve Fransa’nın desteğini görmüştür
(Stefanos Yerasimos, Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye, 1.Bizans’tan Tanzimata, Türkçesi: Banür Kuzucu, Belge Uluslararası Yayınları, İstanbul 2000, s. 543-545).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
105
dan yararlanmamıştır. Dolaysıyla da Frashëri demiryolları borcuna Arnavutluk’un katılmaması gerektiği hususundaki görüşünde ısrar etmiştir. Tartışmalar üzerine tekrar söz aldığında Frashëri, Bağdat demiryolunu örnek göstererek bu demiryolunun sadece içerisinden geçtiği ülkelerce kullanıldığını
bildirmiştir. Frashëri’nin demiryolları hakkındaki görüşünü Yunanistan heyeti de desteklemiştir 383. Frashëri, Osmanlı genel borçları ile demiryolları
borçlarının ayrılmasını ve demiryolları borçlarının demiryollarının geçtiği
ülkelerce ödenmesi gerektiği fikrini görüşmeler boyunca sürdürmüştür.
Çeşitli malî hükümlerle ilgili görüşmeler sırasında da M. Frashëri 384,
Avusturya’nın Arnavutluk’u işgali sırasında bütçe gelir fazlası olarak Arnavutluk’tan elde ettiği 30 milyon kuronu Avusturya’daki Wienerbank’a yatırdığını bildirmiştir. Frashëri, Osmanlı Devlet borcundan Arnavutluk’a bir pay
yüklenirse Arnavutluk’un Avusturya’dan alacağından düşülmesini teklif
etmiştir. Fransız temsilci M. Bompard, Frashëri’nin öne sürdüğü istemin
Türkiye’yi ilgilendirmediğini bildirerek bu konunun Arnavutluk ile müttefik
devletlerarasında doğrudan doğruya çözülmesi gerektiğini ifade etmiştir 385.
15 Ocak 1923 günkü oturumda Arnavutluk üyeleri, demiryolları
borcunun ayrılması ve demiryolu geçen ülkeler arasında bu borcun bölüştürülmesi teklifini tekrarlamıştır. Aynı günkü oturumda Osmanlı Devleti hizmetinden emeklilik hakkı kazananlardan bağımsızlığını kazanmış olan Arnavutluk’a göç etmiş olanların hakları da müzakere edilmiştir.
Türkiye temsilcisi Hasan Bey, Türk uyruğundan başka bir uyruğa
geçenlerin Türkiye’den emekli maaşı istemeye haklarının olmadığını bildirmiştir. Frashëri ise emekli sandığına yatırılan maaşlarının % 6’sı karşılığı
olarak bu insanların emekliliklerini hak ettiklerini ifade ederek uyruk farkı
382
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım I, s. 222-224.
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım I, s. 240-242)
384
Frashëri, aynı oturumda 1916-1920 yılları arasında Görice’yi işgal eden “Fransa Cumhuriyeti şanlı birliklerinin” bu ilin bütçe fazlasını Arnavutluk’a bıraktığını aynı şekilde İtalya’nın
da Ergri ilinin gelirinde aynı işlemi uyguladığını söylemiştir. Frashëri’nin Fransız üyenin
desteğini alabilmek için ülkesini işgal etmiş olan işgalci Fransız birliklerine şanlı birlikler
diyebilmesi düşündürücüdür.
385
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım I, s. 250-251.
383
106
HALİL ÖZCAN
gözetmeksizin emekli ödemelerinin devam ettirilmesi gerektiğinde ısrarcı
olmuştur. Hasan Bey de Türkiye’de emekli sandığı bulunmadığını belirtmiş
ve maaşlardan yapılan kesintilerin de bir tür vergi olduğunu ifade ederek
emekli maaşlarının bütçeden ödendiğini bildirmiştir. M. Frashëri, Arnavutluk’un Avusturya’dan alacağı ile Türkiye’ye olan borcu arasında bir ödeştirme yapmak isteğini tekrar etmiş ve Arnavutluk uyruğunu seçen Türk memurların haklarının (emeklilik) saklı kalmasını istemiştir 386.
Türk temsilci heyeti, 4 Şubat 1923 tarihinde İngiliz, Fransız ve İtalya temsilci heyetlerin başkanlarına bir mektup yazarak Osmanlı borçları
konusundaki teklifini bildirmiştir. Buna göre Arnavut ve Yunan heyetlerinin
isteklerine uygun olarak demiryollarının bulunduğu ülkelerin demiryolu
borçlarından yükümlü kılınması kabul edilmiştir 387.
Müzakereler sonucunda Lozan Antlaşması’nın 46-57. maddeleri gereğince Osmanlı Devleti’nden kalan borçların, Balkan Savaşları sonucunda
Osmanlı topraklarından kendilerine toprak katmış olan devletlerce ödenmesi
kabul edilmiştir 388. Buna göre Osmanlı Devleti’nin 17 Ekim 1912 tarihinden
önceki borçlanmaları, 1912-1913 Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı Devleti’nden toprak almış olan Balkan Devletleri ile adaları alan devletlerarasında bölüştürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu savaşlara son veren anlaşmaların ya
da sonradan yapılan anlaşmaların yürürlüğe girişlerinden sonra meydana
gelen değişikliklerin de göz önünde tutulacağı bildirilmiştir. Borçların bölüştürülmesi yapılırken 1901-1911 ve 1911-1912 malî yılları içerisindeki genel
ortalama gelir oranları ile 1907 yılında uygulanmaya konulmuş ek gümrük
vergileri ve ülkelerin gelirleri de dikkate alınmıştır 389.
Yıllık faizlerin taksiminden sonra Lozan Anlaşması’nın 49. maddesi
gereğince teşkil edilen komisyon, Paris’te 1 Temmuz - 21 Ekim 1925 tarihleri arasında toplanmıştır. Komisyona Türkiye adına Bern Elçisi Münir Bey
ve Trabzon Mebusu Şefik Bey, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Bulgaristan,
386
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, s. 275-284.
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.IV, Takım 1, s. 8-10.
388
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.II, Takım 2, s. 17.
389
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.II, Takım 2, s. 13-19.
387
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
107
İtalya, Irak, Filistin ve Şeria ile Duyunu Umumiye temsilcisi katılırken Arnavutluk temsilcisi katılmamıştır. Komisyonun yaptığı 11 celse toplantı sonucu Osmanlı Devlet borçlarının anaparası, ilgili ülkelere taksim edilmiştir.
Buna göre 129.604.910 Türk lirası olan Osmanlı genel borcundan Türkiye’ye 34.597.495 lira, Arnavutluk’a ise 1.033.233 lira paylaştırılmıştır. Arnavutluk’un borçları, 17 Ekim 1912 tarihinden önceki dönemi kapsamış ve
toplam borçların %1.57’lik pay oranına tekabül etmiştir 390.
Frashëri’nin ısrarla üzerinde durduğu emeklilik meselesi Lozan Antlaşması’nın 61. maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre Türk sivil ya da askerî emeklilik maaşından yararlananların Türkiye’den başka bir devletin uyrukluğunda bulunmaları halinde Türk Hükûmeti’nden herhangi bir istemde
bulunamayacağı karara bağlanmıştır 391.
Türkiye’nin bağımsızlığının onaylandığı Lozan Konferansı’nda
(uluslararası bir ortamda) ilk defa Türk ve Arnavut resmi heyetleri bir araya
gelmiştir. Yeniden bağımsızlığına kavuşan Arnavutluk Devleti, Osmanlı
Devleti’nden kalan borçların tespit edildiği iktisat ve maliye konularının
görüşüldüğü oturumlara katılmıştır. Oturumlarda Arnavutluk heyeti ülkelerinin içerisinde bulunduğu maddî imkânsızlıkları dile getirmiştir. Arnavutluk’un bağımsızlığını destekleyen devletler, Arnavutluk’a maddî yardım
yapamamış, bağımsızlık sürecinin sonrası devam eden savaşlar sebebiyle de
Arnavutluk, malî olarak hiçbir yardım alamamıştır. İşgaller ve iç istikrarsızlıklar sebebiyle de Arnavutluk kendi iç dinamiklerini ekonomide kullanamamıştır. Ülkelerinin iktisadî sıkıntılarını konferansta sürekli gündemde
tutan Arnavutluk heyeti, demiryolu borçlarının demiryollarından yararlanan
ülkelere paylaştırılması teklifini getirmiş ve bu konuda ısrarcı olmuştur.
Türk heyeti, Türkiye’nin de ekonomik durumunun zorluğuna rağmen İstiklâl
Mücadelesi’nde işbirliği yaptığı Arnavutluk’un durumunu dikkate alarak
Arnavutluk heyetinin bu konudaki teklifini kabul etmiştir.
390
Faruk Yılmaz, Osmanlıdan Cumhuriyete Dış Borçlar (Düyûn-u Umumiye), Kale Ofset
Matbaacılık, Ankara, 2003, s. 309-312.
391
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.II, Takım 2, s. 21.
HALİL ÖZCAN
108
2. Arnavutluk Heyeti Başkanı Mehdi Frashëri’nin Lozan’da
İsmet Paşa’ya Batı Anadolu’daki Arnavutların Durumu ile
İlgili Verdiği Mektup
Lozan Konferansı devam ederken Arnavutluk Heyeti Başkanı Mehdi
Frashëri, Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa’ya 14 Ocak 1923 tarihli bir mektup vermiştir. Mektupta Frashëri, Arnavutluk Hariciye Nezaretinden gelen
bir kısım telgrafta İzmir ve civarında ikamet eden Arnavut tebaanın memleketten (İzmir’den) mallarına el konularak gönderildikleri bilgisinin yer aldığını yazmıştır. Frashëri, dost ve tarafsız bir devlet tebaası hakkında böyle bir
muamelenin uluslararası hukuka ve medeniyete aykırı olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Frashëri, Arnavutların Türklerle birlikte beş asır aynı siyaset tahtında yaşamış olduklarını ve dini bağlılıkla Türklüğe bağlı olduklarını da
yazmıştır. Hatta Frashëri, siyasî ayrılıktan sonra bile I. Dünya Savaşı’nda ve
Türk Kurtuluş Savaşı’nda (Yunan Muharebesi’nde) gönüllü ve asker sıfatıyla Türklerin yanında Arnavutların savaşa katıldıklarını bildirmiştir. Frashëri,
Tuna boylarından, Karpat dağlarından, Yemen çöllerine kadar beş asır Türklerle beraber Osmanlı bayrağının şerefi ve İslamiyetin takviyesi uğrunda
Arnavutların savaştığını da ifade etmiştir. Sonuç olarak Frashëri, İsmet Paşa’dan İzmir civarındaki Arnavutların durumu ile ilgili TBMM (Ankara)
Hükûmeti’nin dikkatinin çekilmesini talep etmiştir
392
.
Frashëri mektubunda Yunanistan işgali altındaki İzmir ve civarındaki bir kısım Arnavutların göçe tabi tutulduğunu bildirmiştir. Türkiye’de
yaşayan Arnavutların tamamının göçe zorlanmamış olması, Türklerin Arnavutların ekseriyetiyle ilgili bir mesele ya da ön yargısının olmadığını göstermektedir. Bu durum göçe tabi tutulan Arnavutların işgal güçleriyle ya da
yöredeki Türklerle olan ilişkilerinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalini
akla getirmektedir.
392
AMPJ fon: 251, yıl: 1923, dosya: 200, s. 3 (EK-10).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
109
Araştırmalarımız sırasında Türkiye’de ikamet eden Tepedelenli (Arnavut) Nurettin isimli bir şahsın Yunanistan için casusluk yaptığı gerekçesiyle üç sene süreyle kürek cezasına mahkûm edilmiş olduğunu tespit ettik 393.
Ayrıca Eskişehir Şarkiye Mahallesinde ikamet eden Arnavut tahsildar Yusuf’un Eskişehir’in Yunanistan tarafından işgal edilmesinden sonra ailesiyle
birlikte Afyon ve İzmir’e giderek Yunan askerinin hizmetine girmiş olduğu
görülmüştür. Tahsildar Yusuf’un Türkler aleyhine Müslüman ahaliden silahlı çete oluşturmak için Yunan kumandanıyla ilişkiye girmekten çekinmediği,
Yunanlılar için casusluk da yaptığı ve “Nevzad” gazetesi sahibi Sedad Hakkı
ile irtibata geçerek milli hükûmet askerlerinin iş göremeyecekleri haberlerini
yayınlatıp ahalinin manevîyatını sukuta uğrattığı iddialarına rastlanmıştır.
Arnavut Tahsildar Yusuf’un 4 Aralık 1922 tarihli savunmasında yukarıda
sayılan suçları itiraf ettiği ve idama mahkûm edildiği tespit edilmiştir 394. Bu
bilgiler ışığında Frashëri’nin iddialarına ihtiyatla yaklaşmak gerektiğini söylemek mümkündür.
C. Türk-Yunan Mübadelesi’nde
Yunanistan’daki Arnavutların Durumu
Lord Curzon, Lozan Konferansı’nda daha mübadele meselesi ele
alınmadan 1 Aralık 1922 tarihli ülke ve asker meselelerinin görüşüldüğü
oturumda mübadele konusunu gündeme getirmiştir. L. Curzon, Milletler
Cemiyeti adına iki aydan beri göçmenlerin durumunu inceleyen Dr.
Nanse’nin 395 “azınlıkların çabuk ve etkili olarak mübadele” edilmesi gerektiğini içeren teklifinden bahsetmiştir. Türkiye temsilcisi Dr. Rıza Nur, Türkiye’nin yapacağı teklifi dolaylı da olsa İngiltere’nin yapmış olmasını şaşkınla karşılamıştır 396.
393
TBMM Z.Ceridesi, d.I,c.25, i.143, s. 36-38.
TBMM Z.Ceridesi,d.I,c.26, i.161, s. 21.
395
Ankara’ya eylül (1922)’de Dr. Nansen’in İngiliz emellerine hizmet ettiğine dair güçlü
kanıtlarla desteklenmiş bilgiler ulaşmıştır (Engin Berber, “Mübadeleye Bugünden Bakmak”,
80. yılında 2003 Penceresinden Lozan Sempozyumu:6 Ekim 2003, TTK Basımevi, Ankara,
2005, s. 147).
396
Berber, a.g.m., s. 146-147.
394
110
HALİL ÖZCAN
Bu gelişmelerden sonra Nüfus Mübadelesi Alt Komisyonu, 11-30
Ocak 1923 tarihleri arasında on iki oturumda mübadele konusunu ele almıştır. Nüfus mübadelesi ile ilgili müttefiklerin ön tasarısının görüşüldüğü 19
Ocak 1923 tarihli oturumda İtalyan temsilci Montagna, tasarıda yer alan
“Müslüman dininden Yunan uyrukları” ifadesinin ilke olarak Yunanistan’da bulunan Arnavutlara da uygulanması ihtimalini dikkate alarak Yunan
uyruğunda bulunan Arnavutların mübadele dışında kalmalarının gerektiğine
işaret etmiştir. Montagna, doğabilecek böyle bir sakıncayı ortadan kaldırmak
için de “Müslüman dininden Yunan uyrukları” ifadesinin yerine “TürkMüslüman dininden Yunan uyrukları” ifadesinin konmasını teklif etmiştir. Yunanistan delegesi Caclamanos ise Yunanistan’ın Arnavutları mübadele
kapsamına dâhil etmeyi düşünmediğini belirtmiş ve Arnavutların çok iyi
sınırlandırılmış bir bölge olan Epir’de ikamet ettiklerini ifade ederek Türklerle dindaş olsalar da yurttaş (ırkdaş, yani Türk) olmadıklarını belirtmiştir.
Yunan temsilci, böyle bir kısıtlamanın kendileri için ileride sıkıntı yaratacağını düşündüğünden İtalyan temsilcinin teklifini geri almasını istemiştir.
Türkiye temsilcisi Dr. Rıza Nur ise Yunanistan’da yaşayan Arnavutların
mübadele dışı bırakılmaları gerektiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda alt komisyon başkanı da olan Montagna, Türk ve Yunan delegelerinin bu ifadelerinin tutanağa geçirilmesini istemiş ve kendi teklifini de geri almıştır 397.
Türk Temsilci Heyeti, Türkiye’de kalan Katolik dininden Yunanlıları da mübadeleye dâhil ettirmek için oldukça gayret sarf etmiştir. Montagna,
Katolik Rumların durumunu özellikle nazik gördüğünü bildirerek bu teklifi
erteletmiştir 398. Yunanistan’daki Arnavutların mübadeledeki durumunu gündeme getiren ve maddeye dâhil edilmesini teklif eden Alt Komisyon Başkanı
İtalya temsilcisi Montagna, Katolik Rumları mübadeleye dâhil etmemekteki
ısrarlı tutumunu Arnavutlar meselesinde göstermemiştir. Montagna, Türk
delegesi de kendisini desteklediği halde Türkiye’de ikamet eden Katolik
397
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, Kitap II, s. 341-349.
Alt Komisyon Başkanı Montagna, sunduğu raporda Türkiye’nin Katolik dininden Osmanlı
Rumları’nın mübadeleye dâhil edilme isteğine karşı çıktığını ve bundan da başarılı olduğunu
ifade etmiştir (LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, Kitap II, s. 383).
398
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
111
Rumları mübadele kapsamı dışında tutabilmek için Yunanistan’daki Müslüman Arnavutların haklarını savunmaktan vazgeçmiştir.
Türk ve Yunan Hükûmetleri arasında iki ülke halklarının mübadelesine ait sözleşme ve protokol 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanmıştır. Buna
göre Türk topraklarında yerleşmiş bulunan “Rum Ortodoks dininden Türk
uyruklular” ile Yunan topraklarında yerleşmiş “Müslüman dininden Yunan uyruklularının” 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak zorunlu mübadeleye tabi tutulması kararlaştırılmıştır. Bu kimselerden hiçbirinin de Türk
Hükûmeti’nin izni olmadıkça Türkiye’ye, ya da Yunan Hükûmeti’nin izni
olmadıkça Yunanistan’a yeniden dönerek orada yerleşemeyecekleri karara
bağlanmıştır 399.
Lozan’da imzalanan Mübadele Anlaşması’ndan sonra Türk-Yunan
mübadelesi toplantısında Yunan delegesi, Epir bölgesinde yaşayan Arnavut
azınlığı göndermek gibi bir niyetlerinin olmadığını yeniden ifade etmiştir.
Hatta Yunanistan Başbakanı Venizolos, Arnavutların kaygısını gidermek
için Milletler Cemiyeti’ne yazdığı 6 Ağustos 1923 tarihli bir mektupta Arnavut azınlığın mübadeleye tabi tutulmayacağını bildirmiştir 400.
Yunanlıların verdiği tüm bu taahhütlere rağmen Lozan Antlaşması’nın uygulanması sırasında görülmüştür ki nüfus mübadelelerinin zorunlu
olduğu hallerde mübadeleye dâhil edilecek kişilerin tanımlanması 401 çok net
yapılamamıştır. Lozan Mübadele Sözleşmesi’nden sonra başlayan nüfus
mübadelesinde Yunanistan, Lozan görüşmeleri ve sonrasındaki beyanlarının
aksine hareket etmiştir. Yunanistan, Balkan Savaşları sonrasında işgal ettiği
Epir’deki 402 Müslüman Arnavutları Anadolu’dan gelen göçmen Rumlarla
399
LBK Tutanaklar-Belgeler, C.III, Takım 1, Kitap II, s. 82.
Swire, a.g.e., s. 415.
401
Renée Hırschon, Ege’yi Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi,
Çev.Müfide Pekin, Ertuğ ALtınay, İst. Bilgi Üni.Yayını, İstanbul, 2005, s. 43-44.
402
Bu bağlamda Çamerya bölgesinde 20 bin Müslüman baskı altına alınmış, çoğu Müslüman
Arnavut, Arnavutluk’a kaçmış ve bu bölgede Arnavutça artık konuşulamaz hale gelmiştir
(Lou, Gıaffo, ALBANIA:Eye Of The Balkan Vortex, Xlıbrıs Corporation, United States Of
America, 1999, s. 336-337).
400
112
HALİL ÖZCAN
değiştirmek için harekete geçmiştir 403. Çünkü Epir’in 404 tamamına yakını
Müslüman Arnavutlardan oluşmaktadır.
Mübadele din temeli üzerinden yapıldığı halde Yunanistan Anadolu’dan Rumlar dışında Ortodoks Araplar ile diğer Hıristiyanları ülkesine
kabul etmek istememiş ancak kendi sınırları içerisinde mübadele dâhilinde
olmayan Müslümanlardan Arnavut ve Boşnakları göndermek için çaba sarf
etmiştir 405. Mersin’de yaşayan Ortodoks Arapların mübadeleye dâhil edilip
edilmeyeceği tartışma konusu olmuştur. Ancak görüşmeler sonucunda Yunanistan’daki Müslüman Arnavutlar ile Türkiye’deki Katolik Rumların ve
Ortodoks Arapların mübadeleden ayrı tutulması gerektiğine karar verilmiştir 406.
Görüşmelerde alınan kararların aksine Yunanistan, ülkesindeki Müslüman Arnavutları mübadeleye dâhil edebilmek için yeniden çalışmalarına
hız vermiştir. Yunanistan, Epir bölgesini Müslüman Arnavutlardan arındırarak Anadolu’dan gelen Rumları yerleştirmek istemektedir. Böylece de Yunanistan, Arnavutluk sınırında bulunan Çamerya bölgesindeki Arnavutluk
iddialarını ortadan kaldırmak niyetindedir 407. Onun için Türkiye’den çıkarı403
Swire, a.g.e., s. 415.
Epir bölgesinde bulunan Çamerya veya Yunanlıların deyişiyle Thesproita, İyon Denizi
kıyılarından başlayarak doğudaki İyonya dağlarına ve güneyde Preveze körfezine kadar uzanan bölgedir. Kendilerinin İliryalı atalarından geldiklerini kabul eden buradaki Arnavut nüfus,
İlliryalılardan bu yana bu bölgenin yerlisidir. Bir diğer önemli nüfus ise Kalamit Nehri’nin her
iki yakasına kurulmuş olan kasaba ve köylerde yaşamaktadır. Bu bölgede I. Dünya Savaşı
öncesi nüfusun % 93’ünü Arnavutlar oluşturmakta iken Müslüman Arnavutların bölgeyi terk
etmek zorunda kalması sebebiyle savaş sonrası Arnavut nüfus oranı % 50’ye inmiştir. Bunun
yanında bölgedeki Ortodoks Arnavut nüfusa dokunulmaması sebebiyle pek çok Müslüman
Arnavut’un da Hıristiyanlığa geçtiği tahmin edilmektedir (Nazif Mandacı, Birsen Erdoğan,,
Balkanlarda Azınlık Sorunu: Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya ve Bulgaristan’daki
Azınlıklara Bir Bakış, Stratejik Araştırma ve Etüdler Milli Komitesi (SAEMK), Ankara,
2001, s. 38.
405
İbrahim Erdal, Mübadele:Uluslaşma Sürecinde Türkiye ve Yunanistan 1923-1925, IQ
Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2006, s. 51-52.
406
Mandacı, Erdoğan, a.g.m., s. 38.
407
Epir bölgesinde Ortodoks Arnavutlar da yaşamaktadır. Ancak Ortodoks Arnavutlar, kendiliklerinden asimile olmuş sadece Attika gibi bulundukları bölgede sayıca çok olanlar geleneklerini korumuş ve ev içerisinde kalmak şartıyla ana dillerini muhafaza edebilmişlerdir.
(Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar: Balkanlar, Kafkasya ve Orta-Doğu, Çev.
Şirin Tekeli, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s. 35-38).
404
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
113
lan Rumlara karşı, Girit ve Arnavutluk sınırına yakın yerlerde yaşayan Müslümanlar zorla yerlerinden sökülüp Türkiye’ye gönderilmek istenmiştir 408.
Yunanistan’ın bu tutumunda bölgeyi tamamen Rumlaştırmak istemesinin yanı sıra ülkenin içersinde bulunan kriz de etkili olmuştur. 4.5 milyon nüfuslu Yunanistan’da, I. Dünya Savaşı ve Anadolu işgali sonrasında
ekonomik sıkıntılar başlamıştır. Yunanistan’a mübadele sonucu 1.3 milyon
insanın daha gelecek olması sebebiyle Yunanistan, mübadele sözleşmesini
engellemeye çalışmıştır. Bunu üzerine mübadele sorunu 1925 yılında Milletler Cemiyeti’ne oradan da Adalet Divanı’na sevk edilmiştir 409.
9 Ocak 1923’te Atina’ya Arnavutluk Büyükelçisi olarak atanan
Midhat Frashëri 410, 1926 yılına kadar orada görev yapmış ve bu süre içerisinde Yunanistan’daki Müslüman Arnavutların mübadele dışında tutulması
için Yunan ve Türk makamları ile Milletler Cemiyeti nezdinde girişimlerde
bulunmuştur. M. Frashëri, mübadele konusunda bir yandan ülkesini bilgilendirmiş ve diğer yandan da sürekli Yunan makamları ile görüşmeler yaparak
bu konuda çözüm yolu bulmaya çalışmış ancak bir sonuç alamamıştır.
Yunanistan’daki Müslüman Arnavutların mübadele meselesiyle ilgili olarak ilk önce Yanya valisi, bir yerel gazeteye Arnavutların Türk oldukları gerekçesiyle mübadeleye dâhil edileceklerini açıklamıştır. Bu açıklama
Yunanistan’da yaşayan Arnavut halkında kaygı ve tedirginlik yaratmıştır.
408
MacMillan, a.g.e., s. 442-443.
1925 yılında Türkiye Atina’ya büyükelçi atamış ve 1 Aralık 1926 tarihinde mübadele sorununu aşmak için Türk-Yunan Etabli Anlaşması imzalanmıştır. 1920-1928 yılları arasında
göçlerin de etkisiyle Yunanistan nüfusu yaklaşık iki katına çıkmış ve konut, işsizlik gibi sorunlarla Yunanistan’ın iç istikrarı bu dönemde siyasî belirsizlik göstermiştir (S.Esin (Derinsu)
Dayı, “Atatürk’ün Balkan Politikası (1923-1938)”, Dokuzuncu Askerî Tarih Semineri
Bildirileri I , İstanbul, 22-24 Ekim 2003, s.624-626. Sonradan Mübadele Anlaşması gereği
karşılaşılan sorunları çözümlemek üzere Muhtelit Mübadele Komisyonu kurulmuştur
(M.Murat Hatipoğlu, Yakın Tarihte Türkiye ve Yunanistan 1923-1954, Siyasal Kitabevi,
Ankara,1997, s. 47). Komisyon çalışamaz hale gelince de 21 Haziran 1925 tarihinde Ankara ve
1 Aralık 1926 tarihlerinde de Atina Anlaşmaları yapılmıştır. Venizelos’un ağustos 1928’de
yeniden başbakan olması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşaması üzerine 10 Haziran
1930’da Türk-Yunan Ahâli Mübâdele Anlaşması imzalanmıştır (Hatipoğlu, a.g.e., s.115).
410
M.Frashëri, 17 Eylül 1923 tarihinde Cemiyet-i Akvam’da konuşmadan önce şöyle demiştir: “Arnavutluk sınırları içerisinde yaşayan tüm azınlıklara karşı saygılıdır ve bu bağlamda
güney doğu Avrupa’daki en liberal devlettir”. (Swire, a.g.e., s. 415).
409
114
HALİL ÖZCAN
Yunan milletvekili Bakelbaşhı da verdiği bir demeçte Epir bölgesine Türkiye’den dönecek Rum mültecileri yerleştirmek için bölgedeki Arnavutları
göndereceklerini açıklamıştır 411. Bu açıklamalar Yunan Hükûmeti’nin Yunanistan’daki Müslüman Arnavutları zorla yerinden etme politikasının resmi
makamlar tarafından itirafı olmuştur.
Midhat Bey, bu durumdan duyduğu rahatsızlığı Venzelos dâhil Yunan devlet adamalarıyla doğrudan doğruya yaptığı 80 kadar görüşmede aktarmış ve Yunanistan makamlarına 200 kadar yazı yazmıştır. Frashëri’ye
göre 1922 yılında Yunanistan’da 100 bin Müslüman Arnavut bulunurken
bunlardan yaklaşık 55 bini göçe tabi tutulmuştur 412. M. Frashëri, mübadeleye
engel olamayınca hükûmetine misilleme olarak Arnavutluk’ta Yunan azınlığın yaşadığı yerlere Çamerya’dan (Yunanistan’dan) gelen Arnavutların yerleştirilmesini önermiştir. Midhat Bey’e göre bu durum Yunan Hükûmeti’nin
Arnavutları mübadele dışı tutması için tek çözüm yoludur
Arnavutluk Hükûmeti M. Frashëri’nin teklifini uygulamaya koyamadığı gibi mübadeleye de engel olamamıştır 413. Bunun üzerine mübadeleye
tabi tutulmak isteyen Müslüman Çamerya Arnavutlarının durumu uluslararası boyuta Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır. Milletler Cemiyeti üyesinin de
içerisinde bulunduğu bir karma komisyon oluşturulmuş ve Lozan Mübadele
Anlaşması’nı uygulamak üzere görevlendirilmiştir. Bu komisyona Yunanistan’da ikamet eden Müslüman Arnavutların nüfus mübadelesi kapsamı dışında tutulması görevi de verilmiştir. Fakat Yunanistan Hükûmeti, resmi
taahhütlerini bu komisyonda da yenilemesine rağmen verdiği sözleri hiçbir
zaman yerine getirmemiştir. Hatta Yunan makamları, ülkelerindeki Müslüman Arnavutları zorla Anadolu’ya göç ettirebilmek için sert bir propaganda
yürütmüşlerdir. Milletler Cemiyeti Genel Kurulu, Yunanistan’daki Müslü411
Luan Malltezi, Sherıf Delvına, Mıd’hat Frshëri Ministër Fuqiplotë Athinë (1923-1926),
Shtëpıa Botuese “Lumo Skendo”, Tiranë, 2002, s. 3-7.
412
Türkiye’ye mübadele kapsamında Yunanistan’dan gönderilen Müslüman Arnavutlar ile
ilgili sayı konusunda M.Frashëri’nin rakamları daha gerçeğe yakın durmaktadır. Mandacı ve
Erdoğan (a.g.m., s. 38)’a göre Epir-Çamerya bölgesinden yaklaşık 85.000 Müslüman Arnavut
Türkiye’ye yerleştirilirken bölgeye de Anadolu’dan gelen Yunanlılar yerleştirilmiştir.
413
Malltezi, Delvina, a.g.e., s. 3-7. Arnavutluk Dışişleri Bakanlığının Başbakanlığa 21 Tem-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
115
man Arnavut unsurunun mübadeleye dâhil edilmemesi yönündeki kararını
bir kez daha teyit ederek karma komisyonuna bu konuda talimatlar vermiştir.
Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’ın bu haksız tutumuna karşılık
olarak M. Frashëri’nin daha önce teklif ettiği gibi Çameryalı Arnavutların
mübadeleye tabi tutulması halinde Arnavutluk’ta yaşayan Rumların da Yunanistan’a göçe zorlanmasını hükûmetine teklif etmiştir 414.
Türkiye de Arnavutluk gibi Yunanistan’da ikamet eden Müslüman
Arnavutların yurtlarından göçe zorlanmalarına taraftar olmamakla birlikte
Balkan Savaşlarından sonra (Arnavutluk Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan
sonra) Türkiye’ye gelen Arnavutların Arnavutluk’ta kalan akrabalarının
Türkiye’ye gelmelerine öncelik vermiştir. Bu durumda olan Arnavutluk kökenli vatandaşların Türkiye tâbiiyetini hemen kabul ederek iskân talep etmeleri halinde Türk köylerinde iskân edilmelerine izin verilmiştir 415.
Ancak Yunanistan’ın Epir bölgesindeki Müslüman Arnavutlar üzerindeki baskısının yoğunlaşması üzerine Türkiye Dışişleri Bakanlığı 4 Eylül
1923 tarihinde Epir Müslümanlarının göçten başka çarelerinin olmadığını
bildirmiştir 416. Yunanistan’daki Müslüman Arnavutların mübadelesi gündeme geldiğinde İçişleri Bakanlığı, Lozan’da yapılan Mübadele Anlaşması’nda
Arnavutların mübadeleden istisna edildiğini belirtmiş ve Yunanistan heyetinin bu husustaki kati teminatının tutanaklarda bulunduğunu ifade ederek
mübadele çerçevesinde (Yunanistan’dan Müslüman Arnavut) hiçbir ferdin
muz 1924 tarihinde (BXV 2168 nolu) yazdığı yazı.
414
AMPJ fon:251, yıl:1924, dosya:83, s.:2-3 (EK-11). Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki
Çamlık (Çamerya) sorunu yıllarca devam etmiştir. 1934 yılında Atina’da çıkan “Kathimerini”
gazetesi, “Çamlar Arnavut değillerdir. Şayet Arnavut olsalardı, Türkiye’ye hicret değil, Arnavutluğa giderlerdi” diye bir takım iddialar ortaya atmıştır. Bu haber üzerine Arnavutluk’ta
yayınlanan “Besa” gazetesi 10 Kasım 1934 günü Yunan gazetesinin Çamlık Arnavutlarını
Türk telakki etmesini sert bir dille eleştirmiştir. “Besa” gazetesine göre Çamlık Arnavutları
Türk olsalardı mübadeleye tabii tutulurlardı. Şimdi de Yunanistan bunlara baskı, zulüm yapma cesaretini gösteremez, aksine hürmet ve iltifat eder, hatta Yunanistan, Arnavutluk’a oynadığı oyunları yeni Türkiye’ye oynayamazdı ve bir asırdır ısırmış olduğu eli (Türk elini) sıkmağa ve af dilemeğe mecbur kalmazdı (BCA, 29 Kasım 1934, fon kodu:030.10, yer
no:233.572.14.).
415
BCA. 20 Ekim 1923, fon kodu:272.11, yer no:16.68.9.
416
BCA, fon kodu:030.10, yer no:233.570.1.
116
HALİL ÖZCAN
gelmemesi yönünde görüş bildirmiştir 417. Bu görüş de Mübadele ve İmarİskân Vekâlet-i Celilesine 20 Kasım 1923 günü yazılı olarak iletilmiştir 418.
Anadolu’dan Ortodoks Rumların mübadele ile Yunanistan’a gitmeye başlaması üzerine Yunanlılar, özellikle Epir bölgesindeki Müslüman Arnavutlar üzerindeki baskılarını artırarak Epir-Çamlık bölgesini Arnavutlardan arındırma politikasını devreye sokmuştur. Bunun sonucu olarak 10 bin
Çameryalı Arnavut, Türkiye’ye göçmek zorunda kalmıştır. Fakat bunlar
seyahat edecek maddî imkânlardan mahrum kalmıştır. Türk ve Yunan
Hükûmetleri de Çameryalı Arnavutlara maddî destek veremediğinden mübadele gerçekleşememiştir. Türk Hükûmeti’nin bu tutumu Arnavutluk gazeteleri tarafından eleştiri konusu yapılmıştır. Gazet’e Korçës 419 Türk
Hükûmeti’nin yolculuğu gerçekleştirecek para vermeyerek Çameryalı Arnavutlara yardım etmediğini ve onları Türkiye’ye kabul etmediğini yazmıştır.
Oysa Türkiye, Lozan’da imzalanan Mübadele Anlaşması’nın gereğini yapmıştır. Ancak Çameryalı Müslüman Arnavutların göç etme konusunda ısrar
etmeleri üzerine Türkiye, ülkesine gelmek isteyen Müslüman Arnavutların
tercihleri ile kendi iktisadî sıkıntıları arasında soruna çözüm bulmaya çalışmıştır.
Arnavutların Türkiye’ye göçleri Türkiye için kaynak yaratma sorunu
ile tâbiiyet meselesini de beraberinde getirmiştir. Türk topraklarında senelerce süren savaş sonrası bir kısım toprak başka devletlerin egemenliğine geçmiş, ekonomi iflas etmiş, ülke harabeye dönmüştür. Türkiye’nin savaş sonrası doğal olarak önceliği Lozan Antlaşması dışında kalan yerlerdeki soydaşlarını ülkesine getirmek ve kendi sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlarının
417
Dâhiliye Vekâletinin Arnavutluk tabirinden ne anlaşılması gerektiğini sorması üzerine
Hariciye Vekâleti, Dâhiliye Vekâletine10 Eylül 1339 tarihli yazıyla Arnavut tabirinden ırk ve
kan itibarıyla (iddia edilen) bağlılık olduğunu bildirmiştir. Aynı yazıda Arnavut unsurların
bazı mahallerde toplu, bazı mahallerde de münferit bulundukları bilgisi yer almıştır. Arnavut
ahalinin Türkiye’de sıklıkla mevcudiyetlerini koruduğu ve Arnavut tâbiiyetini muhafaza
etmede ısrar ettikleri, bu durumun da hükümete sıkıntı yarattığından bunların daha fazla
yoğunlaşmalarına izin verilmemesinin istendiği de yer almıştır (BCA, 10 Eylül 1923, fon
kodu: 272.11, yer no:16.67.10).
418
BCA, 10 Eylül 1923, fon kodu: 272.11, yer no:16.67.10.
419
Gazet’e Korçës, 19 Mayıs 1923, s. 3.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
117
yaralarını sarmak olmuştur. Türkiye, Lozan Barış Antlaşması ile milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet rejimi kurmuştur. Kurulan cumhuriyetin
siyasî ve idari teşkilatları teşkil edilmiştir. Arnavutluk’tan daha önce gelen
ya da Türkiye’de kalan Arnavutlar, kendi tâbiiyetlerini koruyarak toplu olarak yaşama hususunda direnmişlerdir. Bu durumda olan Arnavutların cumhuriyet rejimine karşı tutumları tahmin edilemediğinden Arnavutların göçüne ihtiyatla yaklaşılmıştır. Tüm bu çekincelere rağmen Yunanistan’ın baskılarını artırması ve Müslüman Arnavutların da kendilerini göçe mecbur hissetmeleri üzerine Türk Hükûmeti, Çameryalı Arnavutları ülkesine kabul
etmiştir.
Gerçekte Türkiye, içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları sebebiyle kendi mübadillerine bile gerekli yardımı yapabilmekte zorlanmıştır 420.
Mithat Frashëri’nin çabalarına Venizelos’un Milletler Cemiyeti’ne güvence
vermiş olmasına rağmen Epir-Çamerya bölgesinden mübadeleyle gelen
Müslüman Arnavutlar Türkiye’ye yerleştirilmiştir. M. Frashëri’nin raporlarına göre bölgeden yaklaşık 55 bin Müslüman Arnavut göçe zorlanmış olup
bunlardan bir kısmı Arnavutluk’a giderken diğer bir kısmı da Türkiye’ye
gitmeyi tercih etmişlerdir.
420
Ayrıca da mübadele döneminde Türkiye’ye Yunanistan’da ikamet eden Müslüman Arnavutların dışında başka bölgelerde yaşayan Arnavutlar da gelmiştir. Mübadelenin daha başlangıcında Priştina, Lankaza, Yeni Pazar, Istrumca, Eğri Dere, Rusçuk, Pravadi, Varna ve İşkece
gibi bölgelerden gelen 559 kişilik Arnavut, Boşnak ve Pomak muhacir, Tekirdağ ve Kırklareli
civarına yerleştirilmiştir (İbrahim Erdal, Mübadele:Uluslaşma Sürecinde Türkiye ve Yunanistan 1923-1925, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2006, s. 75).
IV. 1923 YILINDA TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
SİYASİ İLİŞKİLERİ
A. Türkiye-Arnavutluk Heyetleri Arasında
İkili Görüşmelerin Başlaması
Arnavutluk Osmanlı egemenliğinden ayrıldıktan sonra Türkiye topraklarında binlerce Arnavut kökenli vatandaş kalmıştır. Bunların yanı sıra
özellikle Yunanistan ve Yugoslavya’nın baskısıyla Yunanistan’dan, Makedonya’dan ve Kosova’dan göç etmek mecburiyetinde kalmış olan Arnavutlar
da Türkiye’ye gelmeyi tercih etmişlerdir. Arnavutluk Hükûmeti, hem Türkiye’deki Arnavut vatandaşların sorunlarını çözebilmek ve hem de etkilendikleri Türk İstiklâl Savaşı sonucu yeni kurulan Türkiye ile siyasî ilişkileri tanzim etmek amacıyla harekete geçmiştir.
Gerçi bu yöndeki çabalar TBMM tarafından daha önce başlatılmaya
çalışılmıştır. Bu amaçla daha Türk İstiklâl Savaşı zaferle sonuçlanmadan 12
Temmuz 1922 tarihli bir belgeden TBMM Hükûmeti’nin Bolu mebusu
Cevad Abbas, Adana mebusu Dr. Eşref ve İstanbul mebusu Muhtar
Beylerden oluşan bir heyeti Arnavutluk’a göndereceği anlaşılmaktadır 421.
Ancak Türkiye’den Arnavutluk’a heyet gitmemiştir. Bundan kısa bir süre
sonra Arnavutluk Hükûmeti’nin TBMM Hükûmetiyle resmi ilişki kurmak
istediği haberleri İstanbul gazetelerinde yer almıştır. Bu haberler üzerine
dönemin Buhara sefiri Galib Bey, 19 Ağustos 1922 günü Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Reisi Rauf Bey’e bir telgraf göndermiştir. Galib Bey, Trabzon’dan gönderdiği telgrafta Arnavutluk’tan Fehmi Bey’in başkanlığında bir
heyetin siyasî ve iktisadî ilişkileri tesis etmek maksadıyla Ankara’ya geleceğini İstanbul gazetelerinden öğrendiğini bildirmiştir. Galip Bey, kendisinin
de Arnavutluk’ta tanınması münasebetiyle Gazi Paşa’nın kabul etmesi halin421
TİTE Arşivi, kutu no:47, belge no:73, gömlek no:73.
120
HALİL ÖZCAN
de Arnavutluk heyetiyle yapılacak görüşmelere katılmasının Türkiye için
faydalı olacağını bildirmiştir. Ancak Rauf Bey, 22 Ağustos 1922 tarihli telgraf ile Fehmi Bey’in riyaseti altında Arnavutluk’tan bir heyetin geleceğine
dair ellerinde resmi bir bilgi olmadığını bildirmiştir 422. Böylece gerek Türkiye ve gerekse Arnavutluk tarafından yapılan bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Türkiye-Arnavutluk ilişkileri 1923 senesine kadar gayriresmî düzeyde
Selahattin Saip Bey ile bir takım memurların (asker ve sivil) Arnavutluk’a
gönderilmesiyle sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır.
1922 yılı ve öncesinde Arnavutluk Hükûmeti’nin bağımsızlığını, iç
istikrarını sağlayamaması ve de ülkesinin Milletler Cemiyeti’ne girişini destekleyen İngiltere’den çekinmesinden dolayı Arnavutluk, Ankara
Hükûmetiyle resmi düzeyde bir ilişki kuramamıştır. Ancak Türk Kurtuluş
Savaşı’nın kazanılması ve Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından
sonra Arnavutluk Türkiye ile ilişkileri başlatmak üzere harekete geçmiştir.
Gerçi Arnavutluk basınında (Roma’ya giden) Cevat Abbas liderliğindeki 10 kişilik bir heyetin Arnavutluk ile diplomatik ilişkiler kurma girişiminde olduğu haberi yer almış; ancak Arnavutluk gerici çevreleri, asılsız
iddialarda bulunarak Mustafa Kemal’in Hükûmetiyle anlaşma yapılmasına
karşı çıkmıştır 423. 1923 yılının Haziran ayı ortalarında Arnavutluk’un Belgrat
temsilcisi, Türkiye’nin Belgrat temsilcisine Tiran Hükûmeti’nin Ankara
Hükûmetiyle ilişki kurma talebini iletmiştir. Türk temsilcisi de
hükûmetinden olumlu görüş aldıktan sonra cevabını Arnavut temsilcisine
bildirmiştir. Bundan sonra da Türk Hükûmeti, iki devlet arasında siyasî ilişkilerin başlaması için Arnavut Hükûmeti’nden Ankara’ya heyet göndermesini beklerken 424 Arnavutluk Hükûmeti de Türkiye ile siyasî ilişkilerinin kurulması için hazırlıklarına başlamıştır 425.
422
BCA, 1922, fon kodu:030.10, yer no:282.564.1.
Arnavutluk’un önde gelen bazı politikacıları bu ilişkiye önem vererek güçlenmesini isterken bazı politikacılar Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı Devleti gibi değerlendirerek karşı
çıkmıştır (Koloğlu, “Arnavut Tarihçiliğinde Türkiye”, s.272-273).
424
Shpuza, Arnavutluk ile Türkiye Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulması (1923-1926)” s.
177-178.
425
H.Milliye, 2 Eylül 1923, s. 1.
423
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
121
1. Arnavutluk Heyeti’nin Gelişi ve İkili Görüşmeler
Arnavutluk Hükûmeti, Türkiye ile diplomatik ilişkileri kurmak için
Arnavutluk Meclis Başkanı Eşref Bey Frashëri başkanlığında, Dışişleri Bakanı Genel Sekreteri Cafer Bey Villa ile Nezir Bey Leskovik’ten oluşan bir
heyet teşkil etmiştir. Arnavutluk Dışişleri Bakanı, 5 Ekim 1923 tarihinde
Türkiye Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’ya hitaben yazdığı yazıda Arnavutluk
heyetinin iyi bir şekilde karşılanacağına ve dostane ilişkilerin başlatılacağına
olan inancını dile getirdikten sonra Arnavutluk halkının beklentilerini şöyle
ifade etmiştir: “…asil ve cömert Türk milletine bağlı olan Arnavutluk halkı,
Türkiye ile olan ilişkilerini güçlendirmeyi ümit etmektedir...” 426.
17 Ekim 1923 günü İstanbul’a gelen Arnavutluk heyeti 427, Türk makamları ile birlikte İstanbul’da yaşayan çok sayıda Arnavut kökenli vatandaş
tarafından vapurda karşılanmıştır. Heyet, İstanbul’a geldiğinde Arnavutluk’a
bir telgraf çekerek Ankara’ya ertesi günü hareket edebileceğini bildirmiştir.
Ancak heyet, Dışişleri Bakanı İsmet Paşa hasta olduğu için birkaç gün daha
İstanbul’da (Pera Palas’ta) beklemek mecburiyetinde kalmış 428 ve 23 Ekim
1923 günü tren ile Ankara’ya hareket etmiştir 429.
Arnavutluk heyetinin Türkiye’ye geldiği günlerde Ankara’da henüz
siyasî rejim meselesi çözülebilmiş değildir. Türk İstiklâl Mücadelesi zaferle
sonuçlandıktan sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 24 Temmuz
1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. Bu süreçte genel seçim yapılarak yeni meclis 11 Ağustos 1923’te toplanmıştır. TBMM kurulduğunda ve
devam eden süreçte yeni devletin temsil ve rejim sorunları çözüme kavuşturulamadığından özellikle saltanatın kaldırılmasından sonra devletin rejimi
tartışmaları daha da şiddetlenmiştir. Muhaliflerin bir kısmı, halifenin duru426
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 6-7 (EK-12).
Tanin, 18 Ekim (T.E.) 1923, s. 1. “Tanin” gazetesi, heyetin iki güne kadar Ankara’ya
gideceğini ve on güne kadar da görüşmelerin başlayacağını bildirmiştir. Gazete, görüşmelerin
olumlu geçeceğini; ancak Türkiye’de ikamet eden Arnavutlarla Türk kadınlarla evlilik yapan
Arnavutların durumlarının ve İstanbul’da ikamet eden bazı Arnavutların mütareke esnasında
Arnavut tâbiiyetine geçmesinin sorun oluşturabileceğini bildirmiştir.
428
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 35-38.
429
A.Yeni Gün, 24 Ekim (T.E.) 1923, s. 1.
427
122
HALİL ÖZCAN
munu güçlendirerek onu bir türlü devlet başkanı gibi görmek niyetindeymiş
gibi hareket etmeye başlamıştır. Bunların yanı sıra Lozan Barış Antlaşması’nı eleştirenler de Mustafa Kemal’e karşı Rauf Bey’in etrafında muhalefet
oluşturmaya başlamıştır. Muhalefet, TBMM içerisinde doğrudan Mustafa
Kemal’e saldırmak yerine Vekiller Kurulu Başkanı Ali Fethi Bey’e 430 saldırmaya başlamıştır 431. Bu ortamda gerek hükûmet krizinin baş göstermesi
gerekse Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’nın rahatsız olması nedeniyle Arnavutluk heyeti ile görüşmeleri yürütecek olan Türkiye heyeti de teşkil edilememiştir. Arnavutluk heyeti de bu süreyi ikili görüşmelerde Arnavutluk tezlerini anlatarak değerlendirmeye çalışmıştır.
Arnavutluk heyeti, ilk önce Başbakan Fethi Bey ile görüşmüştür.
Arnavutluk heyet başkanı Eşref Bey Frashëri, Fethi Bey’e geliş amaçlarını
iki devlet arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ile İstanbul’da bulunan
Arnavutluk konsolosluğunun tanınması ve Türkiye’de bulunan Arnavutların
Arnavut vatandaşı olarak kabul edilmesi olarak özetlemiştir. Arnavut vatandaşlığı isteğinin Türk Başbakanınca iyi karşılanmadığı izlenimini edinen
Eşref Bey, yumuşak bir dille: “Arnavutluk Hükûmeti, Türkiye’de yaşayan
Arnavutların Arnavutluk vatandaşı kalmaları konusuna büyük önem veriyor.” Diyerek, talebini yeniden ifade etmiştir. Ancak Arnavutluk heyeti,
Fethi Bey’den vatandaşlık meselesinde istedikleri desteği alamamıştır. İsmet
Paşa rahatsızlığından dolayı üç gün sonra bakanlığa gelebilmiştir. Ancak o
gün Fethi Bey Hükûmeti istifa ettiğinden Arnavutluk heyeti, İsmet Paşa ile
görüşememiştir 432.
Türkiye Başbakanı ile görüşen ancak Dışişleri Bakanı ile görüşme
fırsatı bulamayan Arnavutluk heyeti, Türkiye Dışişleri Bakanının danışmanıyla görüşmüştür. Görüşmede Arnavutluk heyeti, yine vatandaşlık meselesini gündeme getirmiş ancak bakan danışmanı Türkiye’nin vatandaşlık me430
Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra Vekiller Kurulu Başkanı olan Rauf Bey,
İsmet Paşa ile anlaşmazlığı sebebiyle Vekiller Kurulu Başkanlığından çekilmiş ve yerine 13
Ağustos 1923 günü Ali Fethi Bey getirilmiştir (Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1988, s. 114).
431
Mumcu, a.g.e., s. 112-116.
432
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 35-38.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
123
selesindeki tutumunu nazik bir dille izah etmiştir. Ayrıca danışman, iki ülke
arasında diplomatik ilişkilerin başlayabilmesi için Türk Hükûmeti’nin dostluk anlaşması imzalanması ön koşulunu vazgeçilmez bir ilke olarak önemsediğini hatırlatmıştır. Arnavutluk heyeti, diplomatik ilişkilerin kurulabilmesi
için dostluk anlaşması yapılmasında tereddüt görmemiştir. Bu görüşmelerden sonra daha heyetler arası görüşmeler başlamadan heyet başkanı Eşref
Bey, önemli konularda Türkiye’nin Arnavutluk’a büyük yardımlarda bulunacağı izlenimini edinmiştir 433. Eşref Bey’in bu izlenimi edinmesinde ikili
görüşmelerdeki sıcak ilişkilerin etkisi vardır. Çünkü TBMM Hükûmetiyle
Arnavutluk işgaller döneminde işbirliği yapmış ve her iki ülkede bağımsızlıklarına yeni kavuşmuşlardır. Ayrıca Arnavutluk heyeti üyeleri Türkiye’de
eğitim görmüş, kimi devlet hizmetlerinde bulunmuş kimselerdir ve heyet
görüşmeleri Türkçe yapmıştır. Bunların sonucu olarak Eşref Bey görüşmelerde vatandaşlık konusunda istediği desteği alamamış olsa da Türkiye’nin
ülkesine büyük yardımlarda bulunacağı izlenimi edinmiştir.
Arnavutluk heyetinin ikili görüşmelerde özenle Türkiye’deki Arnavutların Arnavutluk vatandaşları olarak kalması taleplerini dile getirmiş olmaları, heyetler arası görüşmelerde de bu meselenin başlıca müzakere maddesi olacağının habercisi olmuştur. Bu kapsamda Arnavutluk heyeti, Balkan
Savaşları öncesi Arnavutluk sınırları içerisinden Türkiye’ye gelenlerle güney
Arnavutluk’tan Yunanistan baskısı ile Türkiye’ye göç eden mübadil Arnavutların Arnavutluk vatandaşı kalması konusunda ısrarcı tutumunu her fırsatta sürdürmeye devam etmiştir. Ayrıca Arnavutluk heyetinin Arnavutluk dışından Türkiye’ye gelen Arnavutlara da sürekli uyrukluk seçme hakkı tanınması konusunda da ısrarlı olacağı anlaşılmıştır. Arnavutluk heyeti ikili
görüşmelere devam ederken Başbakan Ali Fethi Bey görevden çekilmiştir.
Anayasaya göre bakanların meclis tarafından tek tek seçilmesi gerekiyordu.
Ancak meclis içerisindeki siyasal gruplaşma ve çatışma sebebiyle bakanlar
seçilememiştir. Mustafa Kemal, bu meseleden istifade ederek 26 Ekim 1923
gününden itibaren güvendiği arkadaşlarıyla cumhuriyet rejimi üzerinde ça433
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 35-38.
124
HALİL ÖZCAN
lışmaya başlamış ve 29 Ekim 1923’te Türk Devleti’nin rejimi cumhuriyet
olarak ilân edilmiştir. Aynı gün oy birliği ile Mustafa Kemal Paşa da cumhurbaşkanı seçilmiştir 434. Böylece Arnavutluk heyeti Türkiye’de Cumhuriyetin ilânına ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanı seçilmesine
tanıklık etmiştir.
Cumhuriyet ilân edilmiş bir gün sonra da İsmet Paşa 435 başkanlığında ilk Cumhuriyet Hükûmeti kurulmuştur. 1 Kasım 1923 günü Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı İsmet Paşa, Arnavutluk heyetini kabul etmiştir. İsmet Paşa, Eşref Bey’den Arnavutluk’a karşı komşu ülkelerin politikalarını
sormuş ve heyetler arası görüşmelerin 3 Kasımda başlayabileceğini ifade
etmiştir. Arnavutluk heyeti, Türkiye’nin iki ülke ilişkilerinin başlamasında
çok istekli olduğu kanaatiyle İsmet Paşa’nın makamından ayrılmıştır 436.
Ancak İsmet Paşa’nın ifade ettiği gibi görüşmeler 3 Kasım 1923 günü başlayamamıştır. 4 Kasım 1923 tarihli “Anadolu’da Yeni Gün” gazetesinde 437 Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk heyetleri arasındaki görüşmenin bir hafta içerisinde Dışişleri Bakanlığının komisyon kurmasından sonra
başlayacağı haberi yer almıştır. O günlerde Türkiye’nin siyasî rejimini yeni
belirlemiş olması sebebiyle devletin yeni rejime göre teşkil edilmesi çalışmaları Ankara’yı meşgul etmektedir. Ayrıca Ankara’da Türkiye ile görüşmeyi
yaklaşık iki aydır bekleyen Avusturya heyeti de vardır ve henüz Türkiye ile
görüşmelere başlayamamıştır. Bu durumu bilen Arnavutluk heyet başkanı
Eşref Frashëri, Arnavutluk Dışişleri Bakanına yazdığı mektupta heyetin milli
görevi yerine getirerek binlerce Arnavut’un sorunlarını çözebilmek için heyecan ve istekle görüşmeyi beklediğini belirtmiştir. Aynı zamanda Arnavutluk Meclis Başkanı da olan Eşref Bey, görüşmenin başlayamaması sebebiyle
kendisinin Arnavutluk’a dönmesi gerekiyorsa “… mecliste yapılacak toplantı
ve seçimler nedeniyle Eşref Bey’in Arnavutluk’a dönmesi gerekiyor. Nezir
434
Mumcu, a.g.e., s. 112-116.
İsmet Paşa hem Başvekil (Başbakan) hem de Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) olmuştur
(Kansu, a.g.e., s. 600).
436
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 40-41.
437
4 Kasım 1923, s. 2.
435
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
125
Bey ile Cafer Bey görüşmeye yetkili kılınmıştır …” şeklinde bir telgrafın
şahsına çekilmesini Dışişleri Bakanından talep etmiştir 438.
Arnavutluk heyeti, Ankara’da Türkiye heyetinin belirlenmesini beklerken Arnavutluk Başbakanı Ahmet Zogu, 31 Ekim 1923 günü cumhuriyetin ilânı ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın cumhurbaşkanı seçilmesi dolaysıyla Başbakan Fethi Bey’e bir kutlama telgrafı göndermiştir. 439 Cumhuriyetin
ilânı ile Fethi Bey Hükûmeti yerine İsmet Paşa Hükûmeti kurulduğundan
Arnavutluk Başbakanının telgrafına 10 Kasım 1923’te Başbakan İsmet Paşa
cevap vermiştir 440.
2. Türk Heyetinin Teşkil Edilmesi ve
Türkiye-Arnavutluk Konferansı’nın Başlaması
Dışişleri Bakanlığının 3 Kasım 1923 gün ve 38 no’lu tezkeresi ile
Türkiye heyeti teşkil edilmiş ve aynı gün kararname olarak onaylanmıştır.
Bu kararnameye göre Ankara’da bulunan Arnavutluk heyetiyle bir
muhadenet muahedenamesi (dostluk anlaşması) bir ikamet mukavelesi ve
tâbiiyet-i mesail hakkında bir itilâfname tanzimi için Menteşe Mebusu Şükrü
Kaya Bey’in 441 başkanlığında Hariciye Hukuk Müşaviri Nusret ve Tâbiiyet
ve Umuru Hukukiyeyi Muhtelite Müdürü Refik Beylerden oluşan üyeler
görevlendirilmiştir. Ayrıca, kararnamede Hariciye Vekâletince lüzumu kadar
katib üye görevlendirilmesi de uygun görülmüştür 442.
438
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 40-41.
Arnavutluk Başbakanı, ilk defa cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’yı az sayıda kutlayan yabancı devlet adamlarından birisi olmuştur (Şimşir, Atatürk ve
Yabancı Devlet Başkanları C.I s, XVI).
440
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 283.
441
Milli Mücadeleye katılan Şükrü Kaya, Birinci Lozan Konferansı'na giden heyette danışman olarak çalışmıştır. Lozan Konferansı’nda bulunduğu sırada İzmir Belediye Başkanlığına
seçilmiş ve kısa dönem bu görevi yapmıştır. 1924 yılında İsmet Paşa Hükümeti’nde Tarım
Bakanlığı yapan Şükrü Kaya, Fethi Bey Hükümeti’nde Dışişleri Bakanlığına getirilmiştir
(1923-1924). İsmet Paşa Hükümeti’nde İçişleri Bakanlığı görevinde bulunan Şükrü Kaya,
Atatürk'ün ölümüne kadar kurulan bütün hükümetlerde aynı görevini sürdürmüştür (19271938).
442
BCA,1923, fon kodu:030.18.1. yer no:1/8.39.3. Dışişleri Bakanlığının 5 Kasım 1923 günlü
tezkeresi TBMM’de 8 Kasım 1923 günü görüşülerek kabul edilmiştir (TBMM Z.C., 8 Kasım
1923:292).
439
126
HALİL ÖZCAN
Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk heyetleri arasındaki konferans
10 Kasım 1923 Cumartesi günü saat 16.30’da 443 Dışişleri Bakanlığının hususi salonunda Türk Heyeti Başkanı Şükrü Kaya’nın başkanlığında açılmıştır 444. Şükrü Kaya başkan makamına oturmuş, sağ tarafında Arnavut heyeti
başkanı Eşref Bey sol tarafta ise Arnavut heyeti üyeleri Nezir ve Cafer
Beyler ve karşılarına da Türk heyeti üyeleri Refik ve Nusret Beyler oturmuştur. Heyetin kitabet (kâtiplik) görevini Hariciye Vekâleti Hukuk Müşavir
Muavini Cevad Bey yerine getirmiştir. Şükrü Kaya, celseyi açarak aşağıdaki
coşkulu nutku söylemiştir:
“…Efendiler, Türklerle Arnavutlar beş asır aynı kanunlar, aynı esası taşıyan bir devlet altında siyasî yek vücud olarak yaşamışlardır. Beş asır
Arnavutluk’ta Türk kanunları Türk saltanatı hükümran olmuştur. Fakat o
müddet zarfında Arnavutlar müsavi (eşit) hukuk ve şeriat dâhilinde Türk
vatanın uzak evladı olarak telakki edilmişlerdir. Tarihimizin parlak devirlerinde Türklerle Arnavutlar hep beraber yürümüşlerdir. Türklerle Arnavutlar
arasında beş asır müddetle cereyan eden kardeşlik münasebetini şükranla
yad etmeyi vazife bilirim. Tarihimizde bu memlekette azami hudutlarda bulunan birçok Arnavut zevata tesadüf edilir. Keza Türkler de en müşkül devirlerde bile kuvvet ve endişelerini Arnavutluk’un ve Arnavutların terakki ve
tealisine (ilerleme ve yükselmesine) sarf eylemiştir... Balkan Harbi’nden
evvel ve o hengamede ve ondan sonra tahaddis eden (olan) bazı elim vakayı
bu iki milletin mukadderatını ayırdı. Pek uzun süren umumi harp ve istiklâl-i
mücadele-i temerrut (direnme) bu iki milleti birbirinden uzak kalmasını intaç
etti (sağladı). Arada büyük hailler (engeller) vardı. Bu gün iki kardeş millet
tesis-i siyaset etmek şayan-ı arzu olduğu gibi bu münasebetin hukuk-u düvel
ahkâmına tevfik etmekte (uygunlaştırmakta) şayana manidar Türk milleti bu
gün halkçı ve cumhuriyet perver bir devlet tesis etmiştir ve gayesi de milli
hudutlar dahilinde hür müstakil yaşamak ve Türk milletinin refah ve saade443
Şükrü Kaya, aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclis’inde Yunan mezalimi ile ilgili görüşmelere katıldığından konferansın ertelenmesi bile gündeme geldiyse de konferans ancak saat
16.30’da başlayabilmiştir (A.Yeni Gün, 11 Kasım (T.S) 1923, s. 1).
444
“Anadolu’da Yeni Gün” gazetesi muhabiri Şükrü Kaya’nın izni ile konferansı takip etmiştir.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
127
tini temin etmektir. Arnavutluk içinde yegane temayüz (farklı olma) mukadderatı siyasesine müstakilen hakim, canlı ve kuvvetli Arnavutluk Devleti’nin
beka ve temini istikbal ve istiklâldir. Vazifemiz mevcut muhadelat ve münasebeti tevsik (sağlamlaştırma) vazifesidir…” demiştir 445.
Şükrü Kaya, konuşmasının devamında dost ve kardeş bir hükûmetin
aynı hisleriyle dolu olan üyelerinin bulunması sebebiyle görevinin faydalı ve
çok kolay olacağını belirterek Arnavut heyeti üyelerinin tümünün Türk kültürüyle yetişmiş kimseler olmasının görüşmelerin iyi niyetle ve süratli olarak
yapılmasına hizmet edeceğini vurgulamıştır. Türk heyeti başkanı, yapılacak
mukavelenin birincisinin dostluk anlaşması olacağını ve bununla zaten mevcut olan olması lazım gelen vaziyetin tespit edileceğini ifade ederek imzalanacak ikamet mukavelenamesi ve tâbiiyet itilâfnamesi ile iki millet arasında
cari ve mevcut hususiyetin tatbik edileceğini beyan etmiştir 446.
Şükrü Kaya’nın içtenlikli açış konuşmasının ardından Arnavutluk
heyeti başkanı Eşref Bey, Türkiye’ye geldikleri dakikadan itibaren Türk
kardeşlerinden gördüğü muhabbet, itimad ve teveccühe minnettar olduklarını
bildirerek aynı içtenlikle şu ifadelere yer vermiştir:
“…Hadisat-ı dehriye icabatı (sonsuz dünya olayları icabı) olarak
Türkiye’den ayrıldığımız yalnız kağıt üzerinde, harita üzerinde olmuştur.
Yoksa kalplerimiz, ruhlarımız birdir. Hadisat-ı dehriyede bir çok inkilâbat
yapar, bir çok şey yıkar. Fakat inaaniyet, siyaset ve kalbi münasebetleri
hiçbir zaman zedeleyemez onun karşısında acizdir. Bizim Türkiye ile yek
vücut olan o mesafemiz değişmemiştir gider. Bu hususatı zat-ı aliniz de söylediniz öyledir, beş asırlık bağlılık silinmez, silinemez maalesef böyle yek
vücut olan iki millet harbi umumide birbiri ile münasebette bulunamamışlar
ve yek diğerine muavenet (yardım) edememişlerdir. Çünkü her iki taraf da
mevcut kuvvetlerini münhasıran muhafaza-i mevcudiyet ve istiklâllerine
hasr-ı mecbur bulunuyordur… Eğer harbi umumiyede gerek Türkiye gerek
Arnavutluk yaşayabildilerse ancak kendi kuvvetleri sayesindedir… Gerek
445
446
A.Yeni Gün, 11 Kasım (T.S.) 1923, s. 1-2.
A.Yeni Gün, 11 Kasım (T.S.) 1923, s. 1-2.
HALİL ÖZCAN
128
muhâdenet gerek tâbiiyet ve gerekse ikamet mukaveleleri esasen kalplerimizde menkus etti (işlendi). Bizim vazifemiz ancak bunu kağıt üzerine tespitinden ibaret kalacaktır. Bizim için en ziyade mucib mufaharet (övünme) bir
şey var ise o da ilk muhademizi Türk kardeşlerimizle akde tespit etmiş olmamızdır. Zaten kalben mevcut olan emellerimiz burada tahakkuk edeceği
için bu konferanstan pek büyük ümid-i memnuniyet hissetmekteyiz.” 447.
Bu konuşmaları müteakiben anlaşmaların esasları müzakere edilmeye başlanmıştır. Muhâdenet (dostluk) Anlaşması esas itibarıyla kabul edilmiştir. Ancak anlaşmanın içeriği hususi komisyonca tespit edildikten sonra
12 Kasım 1923 Pazartesi günü saat 15.00’da umumi mecliste görüşülüp imzalanması kararlaştırılmıştır 448.
Türk ve Arnavut heyetlerinin ilk gün görüşmeleri genel olarak samimi bir havada geçmiştir. Türkiye-Arnavutluk müzakereleri kararlaştırıldığı gibi 12 kasım günü öğleden sonra saat üçte Şükrü Kaya başkanlığında
Dışişleri Bakanlığı özel salonunda yapılmıştır. Görüşmelerde dostluk anlaşması kabul edilmiş ve imzası da 17 Kasım Cumartesi gününe bırakılmıştır.
İkamet Mukavelenamesi’nin esasları ile ilgili olarak dokuz madde tespit
edilmiştir. Ayrıca, Tâbiiyet meseleleri üzerinde de durulmuştur 449. Türkiye
ve Arnavutluk heyetleri bir sonraki konferansı 14 Kasım 1923 Çarşamba
günü saat 15.00’da yapmış ve Türkçe dört maddeden oluşan dostluk anlaşması paraf edilmiştir 450.
3. Görüşmelerin Kesintiye Uğraması
Türkiye ile Arnavutluk heyetleri arasındaki 18 Kasım 1923 Pazar
günü tâbiiyet meselesi görüşülürken iki taraf arasında farklı öneriler ve görüşler ortaya çıkmaya başlamıştır. Aslen Arnavutluk Devleti’ne mensup olup
da Türkiye’de ikamet eden Arnavutların durumlarının müzakeresi sırasında
447
A.Yeni Gün, 11 Kasım (T.S.) 1923, s. 1-2.
A.Yeni Gün,11 Kasım (T.S.) 1923,s.1-2. “Vakit” gazetesinin 13 Kasım (T.S.) 1923 günkü
birinci sayfasında “Çok yakın bir gelecekte mazide bizden ayrılan Arnavutlarla zaten kalben
mevcut olan muhâdenet resmiyede de tesis etmek üzeredir.” haberi yer almıştır.
449
A.Yeni Gün, 12 Kasım (T.S.) 1923, s. 2.
450
A.Yeni Gün, 15 Kasım (T.S.) 1923, s.1.
448
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
129
Türk heyeti, bu durumda olanların Türk tâbiiyetinde bulunmaları nedeniyle
Arnavutluk tabiiyetlerinin mümkün olamayacağını bildirmiştir. Ancak Arnavutluk heyeti, hiç olmazsa bu durumda olanlara seçme hakkının verilmesini
talep etmiştir. Türk heyeti de sadece Arnavutları Türkiye’den ayıran 10
Ağustos 1913 tarihinden sonra Türkiye’ye gelenlerin seçme haklarının kabul
edilebileceğini bildirmiştir. Ancak Arnavutluk heyeti Türkiye’deki bütün
Arnavutlara seçme hakkının verilmesinde ısrarcı olmuştur. Türk heyeti, Arnavutluk heyetinin ısrarı sonucunda Türkiye’deki bütün Arnavutlara seçme
hakkı verilmesi talebini kabul etmiş olmasına rağmen Arnavutluk tâbiiyetini
seçenlerin kâfi bir zaman içerisinde Türkiye’deki bil cümle emlak, menkul
ve gayrı menkullerini ellerinden çıkarıp her türlü alakalarını keserek bir daha
dönmemek şartıyla Türkiye’yi terk etmeleri hususunun itilâfnameye konulmasını talep etmiştir. Arnavutluk heyeti, bu teklifi önce kabul etmiş ancak
daha sonra seçme hakkına sahip olan gençlerin seçme hakkı müddetince
askerlikten tecil edilmeleri kaydının ilavesini talep etmiştir. Türk heyeti de
böyle bir prensibi kabullenmenin yetkileri dışında olduğunu ileri sürerek
Türk tâbiiyetinde olanlara gayrı Türk muamelesi yapmanın hukuken imkânsız olduğunu beyan etmiştir. Arnavutluk heyetinin taleplerinde gereğinden
fazla ısrarı sürdürmesi sebebiyle görüşmelere ara verilmiştir 451. Anlaşmaların üçünün bir bütün olarak imzalanması öngörüldüğünden diğer anlaşmalar
da imzalanamamıştır. Görüşmelerin kesintiye uğramasını her iki ülkenin
heyet başkanları ayrı ayrı değerlendirmiştir.
Türk heyetinin tâbiiyet seçme konusundaki teklifini Lozan Barış
Antlaşması’nın uyrukluk bölümünü düzenleyen 30-36. maddelerine uygun
olarak yaptığı görülmektedir. Lozan Antlaşması’nın 33. maddesine göre
seçme haklarını kullanan kimselerin bu haklarını kullandıktan sonra on iki
ay içerisinde ikametgâhlarını seçme hakkını kullandıkları ülkelere taşıtma
zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca bu gibi kimselerin seçme haklarını kullanmadan önce sahip oldukları taşınmaz malları ellerinde tutmakla serbest olacakları ile taşınır malları gümrüksüz olarak yanlarında götürebilecekleri ka451
A.Yeni Gün, 19 Kasım (T.S.) 1923, s. 1.
130
HALİL ÖZCAN
rarlaştırılmıştır 452. Türkiye Lozan Antlaşması’nın ruhuna uygun olarak Türk
uyruğunda bulunanların haklarını kullanmada ve yükümlülüklerde (askerlik
gibi) eşit olarak değerlendirmiştir. Onun için Türk heyeti Arnavut heyetinin
Türkiye’de seçme hakkını kullanacak Arnavutların askerliklerinin tecil edilmesi teklifini kabul etmemiştir.
Arnavutluk heyetiyle görüşmeleri yürüten Türkiye Cumhuriyeti heyetinin başkanı Şükrü Kaya, görüşmeler sırasında hem Türkiye’nin hakkını
muhafaza ettiklerini hem de Türkiye’ye çok yakın olan bir devlete karşı olağanüstü kolaylıklar gösterdiklerini ve Arnavutlarla samimi bir ilişki kurmayı
cidden arzu ettiklerini ifade etmiştir. Şükrü Bey, bağımsız bir Arnavutluk’u
görmenin Türkiye’nin asalet ve haysiyetine pek uygun geldiğinden Türk
Devleti’nin şimdiye kadar takip ettiği siyasete uymamasına rağmen Arnavutluk heyetinin pek çok taleplerine anlayış gösterdiklerini beyan etmiştir. Hatta
Şükrü Bey, Türkiye’nin siyasî gücünün en zayıf olduğu dönemde bile hiçbir
devlete göstermediği kolaylığı Arnavutluk’a gösterdiklerini ifade etmiştir 453.
Gazeteciler, Şükrü Kaya’ya Arnavutluk heyetinin ısrarının sebebini
tekrar sormuştur. Ş. Kaya da Arnavutluk heyetinin seçme hakkına sahip
kimselerin Türkiye’de askerlik hizmetine alınması hususuna karşı çıkması
olduğunu ifade etmiştir 454. Oysa Ruslarla yapılan Tâbiiyet Anlaşması’nda
bile Müslümanların Türkiye’yi terk edinceye kadar Türk tâbiiyeti muamelesi
görmeleri ile askerlik yapmalarının kabul edildiği Arnavutluk heyetine hatırlatılmıştır. Türk tâbiiyetinin ebedi olduğu düşüncesiyle Türkiye Devleti,
bunu her vakit ve her devlete karşı büyük bir kararlılıkla savunmuştur. Ancak Arnavutluk heyeti taleplerinde ısrar etmiştir. Mesele burada düğümlenince Arnavutluk heyeti, yetkilerinin bu derece olmadığını belirtmiş ve Ankara’dan Arnavutluk ile haberleşmenin güç olduğu gerekçesi ile iki üç gün
İstanbul’a gitmek için izin istemiştir 455.
452
LBK Tutanalklar-Belgeler, İkinci Takım, Cilt II, s. 9-10.
H.Milliye, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-3. A.Y.Gün, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-2.
454
H.Milliye, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-3. A.Y.Gün, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-2.
455
H.Milliye, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-3. A.Y.Gün, 21 Kasım (T.S.) 1923, s.1-2.
453
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
131
Müzakereler sonucunda dostluk ve ikamet anlaşmaları sorunsuz olarak tamamlanmış, sadece imzalanmaları kalmıştır. Ancak tâbiiyetle ilgili
analaşmazlık Arnavutluk heyetinin görüşmelere ara vermesine sebep olmuştur. Görüşmeler kesintiye uğrasa da Arnavutluk heyetinin Türkiye’de eğitim
görmüş ve hizmet vermiş kişilerden teşkil edilmiş olması sebebiyle Türkiye
heyetinde ve TBMM’de hatta Türk basınında anlaşmaların imzalanacağına
dair iyimser bir hava oluşmuştur.
Ancak durum tersine olup Arnavutluk heyeti başkanı Eşref Bey, Arnavutluk Başbakanına yazdığı mektupta fikirlerini sıraladıktan sonra Türk
Hükûmeti’ni anlaşma yapılan konularda samimi bulmadığını ifade etmiştir.
Arnavutluk heyetine göre anlaşmazlığın sebebi Türk Hükûmeti’nin “Türkiye’nin terk etmiş olduğu bölgelerden gelen ve Türkiye Cumhuriyeti sınırında
oturan herkes Türk vatandaşıdır.” prensibinde ısrarlı olmasıdır. Hâlbuki
kendileri, müzakerelerin başında Arnavutluk’tan gelenlerin ve Türkiye’de
ikamet eden Arnavutların Arnavut vatandaşı kabul edilmesinde ve tekrar
Arnavutluk vatandaşı olmak isteyenlere seçme hakkı tanınmasında ısrarlı
olmuşlardır 456.
Türk Hükûmeti’ni anlaşma yapılan konularda samimi bulmayan Eşref Bey, yazdığı bu mektupta yabancı uyruklular konusunda Türkiye’nin
bakış açısı hakkında detaylı bilgi vermektedir. Eşref Frashëri, Türkiye’de
yabancı unsurların toplu halde değil dağınık halde yaşayacaklarını, ticaretle
uğraşan ve sanayide çalışan Hıristiyanların Türkiye’de yaşamalarının çok
zor olacağını ve Hıristiyan Arnavutların Yunan olarak kabul edilerek Türkiye’den gönderileceğini de yazmıştır 457. Eşref Bey, bu düşünce ve ithamlarında Türkiye’ye haksızlık etmiş gibidir. Soruna sadece Arnavutluk menfaatleri
çerçevesinden bakmıştır. Çünkü Türkiye, bağımsızlık ve diplomasi savaşın456
Müzakerelerde Kosovalı Arnavutlar ile ilgili ise yeni bir teklif yapılmamıştır. Çünkü Türk
tarafı, Kosovalı Arnavutlar konusunda muhatabının Sırbistan olduğunu ve Sırbistan’ın Kosovalı Arnavutları Türkiye’ye bıraktığını ifade etmiştir. Türk heyeti, sadece Balkan Savaşları’ndan sonra Türkiye’ye gelen Arnavutlar için tâbiiyet seçme hakkı vermeyi teklif etmiştir.
Arnavutluk heyeti, seçme hakkı zamanında Arnavutların askere alınmamasını istemiş; ancak
Türk heyeti bu konuda (askere alınma konusunda) ısrar ettiğinden görüşmelere ara verilmiştir
(AMPJ fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 56-58).
132
HALİL ÖZCAN
dan yeni çıkmış, siyasî rejimini yeni belirlemiş bir devlettir. Türkiye, tâbiiyet
konusunda Osmanlı Devleti döneminde yaşanmış olumsuzluklardan ders
almış olduğu için Lozan Barış Antlaşması çerçevesinde hassas davranmaktadır. Bu sebeple Arnavutluk heyet başkanının belirttiği gibi Türk Hükûmeti
samimiyetsiz değil, son derece temkinlidir.
Görüşmeler kesintiye uğradıktan sonra Arnavutluk heyeti 19 Kasım
1923 günü Ankara’dan ayrılıp 458 İstanbul’a gitmiştir. Heyet, önce Arnavutluk’a gitmeyi düşünmüş fakat sonra da müzakereyi İstanbul’dan sürdürmeye
karar vermiş 459 ve İstanbul’da ikamet eden Arnavutlarla 5 Aralık (K.E.)
1923 günü bir toplantı yapmıştır 460. Eşref Bey’e göre toplantıda Arnavutluk
heyeti, İstanbul’daki Arnavutların taleplerini “Arnavutluk vatandaşı kalmak”
ve “Türkiye’de yaşamak” olarak tespit etmiştir. Eşref Frashëri Bey’e göre
binlerce Arnavut özünü kaybetmeden Amerika’da, Romanya’da ve Bulgaristan’da yaşamaktadır. Kendi bağrından binlerce vatandaşını atmak hiçbir
hükûmet için kolay değildir 461.
Tâbiiyet konusunda Arnavutluk heyetinin bu denli aşırı hassas davranmasının sebebi bellidir. Türkiye’de ve İstanbul’da yaşayan Arnavutlar
eğitim, kültür ve ekonomik olarak daha vasıflı ve donanımlıdır. Arnavutluk
heyeti, Türkiye’deki Arnavutların mevcut konumlarını muhafaza ederek
Arnavutluk’a katkı sağlamasını beklemektedir. Ayrıca Arnavutluk heyeti,
Arnavutluk’a dönme hakkını kullanacak olan Arnavutların Türkiye’de kaldıkları müddetçe askere alınmamaları için de direnmektedir. Lozan Barış
Antlaşması ile bağımsızlığını Batılı devletlere tescil ettirmiş olan Türkiye ise
kimden ve nereden gelirse bu tür yaptırımlar için taviz vermek niyetinde
değildir.
457
AMPJ fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 56-58.
A.Yeni Gün, 20 Kasım (T.S.) 1923, s. 1.
459
Tanin, 6 Aralık (K.E.) 1923, s. 2.
460
Heyet anlaşmaları İstanbul’da imzalamak istemiştir (Tanin, 9 Aralık (K.E.) 1923, s. 1).
461
AMPJ fon:251, yıl: 1923, dosya:200, s. 56-58.
458
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
133
4. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının İmzalanması
İstanbul’daki Arnavutlarla görüşmeleri çerçevesinde hükûmetinin
onayını alan Arnavutluk heyeti 462, Türkiye’de yaşayan Arnavut toplumunu
tereddütten kurtarmak için yeni bir girişimde bulunmuştur. Buna göre askerlik yaşına gelmiş olan Arnavutlar, seçme hakkını hemen kullanırken Arnavutluk vatandaşlığını seçenler de hemen Arnavutluk’a döneceklerdir. Türkiye’de kalma tercihini kullanacaklar ise askere alınabileceklerdir. Arnavutluk
heyeti yeni tekliflerini Türk heyetine ileterek heyetin cevabını İstanbul’da
beklemeye başlamıştır 463. Arnavutluk heyetinin bu teklifine Ankara’dan
olumlu cevap verilmiştir. Yalnız Arnavutluk heyeti, anlaşmaların İstanbul’da
Türk heyeti ise Ankara’da imzalanmasını talep etmişlerdir 464. Arnavut heyetinin anlaşmayı İstanbul’da imzalama talebi uygun görüldüğü için Ankara’dan gönderilen anlaşmalar, 8 Aralık 1923 günü Arnavutluk heyetince
İstanbul’da imzalanmış ve heyet müteakiben İstanbul’dan ayrılmıştır 465.
Türkiye tarafı da anlaşmaları 15 Aralık 1923 günü imzalamıştır 466.
a. Türkiye-Arnavutluk Muhadenet Muahedenamesi
(Dostluk Anlaşması) 467
Dostluk Anlaşması’nda her iki ülkenin beş asır birlikte yaşamalarından kaynaklanan bağların iki millet arasındaki samimiyeti geliştirerek sürdürmesinde etkin olacağı vurgulanmıştır. Ayrıca iki devlet arasındaki ilişkilerin her iki milletin saadet ve refahına katkı yapacağı inancı da dile getirilmiştir. Anlaşmanın birinci maddesinde samimi ve ebedi bir dostluğun var
olacağı belirtilirken ikinci maddesinde her iki devlet arasındaki diplomatik
462
Görüşmeleri yarıda bırakarak İstanbul’a gitmiş olan Arnavutluk heyeti, hükümetlerinden
aldıkları talimatta Türkiye’nin taleplerine onay almıştır (A.Yeni Gün, 26 Kasım (T.S.) 1923,
s. 1).
463
AMPJ fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 56-58.
464
Tanin, 9 Aralık (K.E.) 1923, s. 1.
465
Tanin, 9 Aralık (K.E.) 1923, s. 1.
466
Üç adet kanun lahikası (1/550, 1/551, 1/552) 10 Aralık 1924 günü TBMM’ne gönderilmiştir
(TBMM Z.C., 10 Aralık 1924:42).
467
Türkiye-Arnavutluk Muhadenet Mukavelesi hakkında kanun no:601, Resmi Gazete Sayısı:92. Bu kanun TBMM’de 6 Nisan 1925 günü kabul edilmiştir (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 6
Nisan 1925, IV-4a, 52-1, 63-1).
134
HALİL ÖZCAN
ilişkilerin uluslararası hukuk kurallarına göre yapılacağı ve her iki tarafın
diplomasi ve şehbenderi memurlarının karşılılık esasına göre hareket edecekleri ifade edilmiştir. Üçüncü maddesinde ise İkamet Mukavelenamesi ile
Tâbiiyet İtilânamesi imzalamak hususunda tarafların anlaştıkları belirtilmiştir. Dördüncü maddesinde tasdik olunacak anlaşmanın mümkün olursa Ankara’da teati edilmesi ile tasdiknamelerin tasdikinden 15 gün sonra yürürlüğe
girmeleri kabul edilmiştir 468. Böylece ilk dostluk anlaşmasını Lozan’da Polonya ile imzalamış olan Türkiye, cumhuriyet ilân edildikten sonraki ilk
dostluk anlaşmasını da Arnavutluk ile imzalamıştır. Benzer bir şekilde Arnavutluk da ilk dostluk anlaşmasını Türkiye ile imzalamıştır.
b. Türkiye-Arnavutluk İkamet Mukavelenamesi (Sözleşmesi) 469
Türk tebaasının Arnavutluk’ta, Arnavutluk tebaasının Türkiye’de
ikamet şartlarını düzenleyen sözleşmesinin birinci maddesinde her iki taraftan birinin tebaasının diğerinin arazisinde ikamet ve meksetmek (kalmak)
hakkına sahip olacakları ile ilgili memleketin kanun ve nizamları çerçevesinde serbestçe seyahat edebileceklerine karar verilmiştir. Her bir ülkenin
tebaası her birisinin arazisinde ikamet edebilecek ve her türlü ticaret, sanat,
meslek yapabilecek ve her ne nam altında olursa olsun mahalli tebaadan
daha yüksek bir vergi, resim veya mükellefiyete tabi olamayacaklardır
(madde 3). Her iki ülke vatandaşları, şehir ve kasabalar haricindeki arazide
her türlü emlak ve gayrimenkule ilgili memleketin kanun ve nizamları ölçüsünde sahip olabilecektir (madde 5). Her iki taraf vatandaşı, diğerinde hiçbir
askerî hizmet mecburiyet ya da mükellefiyetinde olmayacaktır (madde 6).
İkamet davaları işletmelerin bulunduğu memleketin kanunlarına göre sonuçlandırılacaktır (madde 7). Kanuna aykırı bulunmadıkça taraflardan her birinin tebaasının diğer tarafın arazisinde bulunan mülkleri istimlak olunamaya468
TBMM Kavanin Mecmuası, devre:II, cilt:3, içtima:2, ikinci baskı 1942, Ankara, s.131137. Türkiye Cumhuriyeti yeni ilişki kurduğu her devlet ile önce bir dostluk anlaşması imzalama ilkesini Arnavutlar ile de geçerli kılmış ve Lozan’da Polonya ile imzaladığı ilk dostluk
anlaşmasından sonra ikincisini de 15 Aralık 1923’te Ankara’da Arnavutlar ile imzalamıştır
(Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 15-17).
469
Türkiye-Arnavutluk arasında imzalanan İkamet Mukavelesine dair kanun no:603, Resmi
Gazete Sayısı:92. Bu kanun TBMM’de 6 Nisan 1925 günü kabul edilmiştir (Cumhurbaşkan-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
135
cak veya mallarındaki haklarından mahrum bırakılmayacaktır (madde 8).
Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Hükûmeti arasında imzalanan ikamet
sözleşmesinin onaylandıktan bir ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
c. Türkiye-Arnavutluk Tâbiiyet İtilâfnamesi 470
Arnavutluk arazisi ahalisinden olan ve bu itilâfname yürürlüğe girdiği zaman Arnavutluk Devleti arazisinde ikamet edenler, Arnavutluk Devleti tebaasından kabul edilecektir (madde 1). Anlaşma yürürlüğe girdiğinde
Arnavutluk Devleti arazisinden olup da Türkiye’de ikamet edenler ise Türk
tebaası kalacaklardır (madde 2). Arnavutluk Devleti arazisinden olup da
Türkiye’de ikamet eden ve 18 yaşını doldurmuş bulunanlar bu itilâfnamenin
yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl içerisinde Türk tâbiiyetini terk ederek Arnavut tâbiiyetini ihtiyar edebilecektir (seçebilecektir). Arnavutluk tâbiiyetine
geçecekler, itilâfnamenin yürürlüğe giriş tarihinden sonra bir yıl içerisinde
Türkiye’de bulunan malvarlıkları ile gayrimenkullerini ellerinden çıkarmaya,
bütün borçlarını ödemeye ve her türlü alakalarını keserek bir daha dönmemek üzere Türkiye’yi terk etmeğe mecbur kılınacaktır 471 (madde 3).
Arnavutluk’ta ikamet eden ve Arnavutluk tâbiiyetine geçmiş 18 yaşını doldurmuş Türkler de (3. maddedeki Arnavutlar gibi) mütekabiliyet
esasına göre işlem görecektir (madde 4). Arnavutluk arazisinden olup da
Türkiye’de kalan ve Türk tebaasında bulunanlar Arnavutluk’taki mal ve
gayrimenkullerini muhafaza edecekleri gibi Arnavut tâbiiyetinde olanlar da
Türkiye’deki mallarını muhafaza edebilecektir (madde 5). Kocaları 18 yaşından küçük olan kadınlar da ebeveynlerinin tabi oldukları haklara sahip
olacaktır (madde 6). Arnavut arazisi halkından olan ve bu itilâfnamenin yürürlüğe girdiği tarihte Türk tebaası olarak Türkiye ve Arnavutluk sınırı dılığı Arşivi, 6 Nisan 1925, IV-4a, 52-1, 63-1).
470
Türkiye Cumhuriyeti ve Arnavutluk Hükümeti arasında imzalanan Tabiyet İtilâfnamesi
Kanun no: 604, Resmi Gazete sayısı:92. (TBMM K.M., devre:II, cilt:3, içtima:2, s. 133-135).
Bu kanun TBMM’de 6 Nisan 1925 günü kabul edilmiştir (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 6
Nisan 1925, IV-4a, 52-1, 63-1)
471
Arnavutluk tebaasını seçenler, Türkiye hududunu terk edinceye kadar Türk tebaası muamelesi görecektir (madde 3).
136
HALİL ÖZCAN
şında bulunanlar, altı ay içerisinde Türk memurini şehbenderesine bir beyanname ile müracaat etmek suretiyle Arnavutluk Devleti tâbiiyetini seçmekte serbest kalacaktır (madde 7).
Türkiye ile Arnavutluk heyetleri arasındaki görüşmelerin sonucunda
15 Aralık 1923 tarihinde dostluk anlaşması, ikamet ve tâbiiyet sözleşmelerinin imzalanması ile Türkiye-Arnavutluk siyasî ilişkilerinin hukukî çerçevesi
oluşturulmuştur 472. Anlaşmaların imzalanması ve siyasî ilişkilerin hukukî
çerçevesinin oluşturmuş olmasına rağmen anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için iki ülke meclislerince onaylanması beklenilmeye başlanmıştır.
Türk basını, Arnavutluk heyetinin Türkiye’ye gelişinden itibaren
müzakerelere olumlu bir şekilde yaklaşarak oldukça geniş yer vermiştir.
Benzer şekilde müzakereler Arnavutluk basınında da ilgi görmüş ve iyi karşılanmıştır. Korça’da (Görice’de) yayımlanan “Shqiptari i Amerikas” (Amerika’nın Arnavut) gazetesi, görüşmelerle ilgili olarak 1 Aralık 1923’de iki
devletin ve halkın iyi niyetlerine dayalı içtenlikli dostluk ilişkileri kurulacağına sevinildiğini yazmıştır. “Paqja” (sulh) gazetesi 17 Aralık 1923 günü bu
dostluk anlaşmalarının sürekli güven ve dostluğa yol açacağını ve bunun da
iki tarafa sayısız faydalar sağlayacağını yazmıştır 473.
İki ülke arasında anlaşmaların imzalanmış olması, Türkiye ve Arnavutluk kamuoyunca olumlu karşılanırken bu gelişme özellikle Yunanistan’da
tedirginlik yaratmıştır. Yunanistan, Arnavutluk heyetinin Türkiye’ye gideceği öğrendiğinde Yunanistan’a düşman bu iki Müslüman ülke arasındaki anlaşma ne amaçlıyor, diye merak uyandırmıştır 474. Türkiye ve Arnavutluk’taki
haksız ve hukuksuz Yunan işgaline karşı bu iki dost devletin işbirliğinden
haberdar olan Yunanistan, bağımsızlık sonrası bu iki ülkenin yaptığı anlaşmalardan da tedirgin olmuştur.
472
Şimşir, a.g.e., s. 15-17.
Shpuza, “1928-1930 Yıllarında Arnavut-Türk İlişkileri”, s. 303.
474
AMPJ, fon:251, yıl:1923, dosya:200, s. 18-19.
473
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
137
B. Türkiye’de Cumhuriyetin İlânının
Arnavutluk’taki Tesirleri
Arnavutlar, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Türkiye’deki gelişmeleri savaş sonrasında da hayranlıkla izlemeye devam etmiştir. “Hyili i drites”
dergisi, Lozan Antlaşması’ndan bahsederek Osmanlı Devleti’nin I. Dünya
Savaşı’nda mağlup olmasına rağmen TBMM’nin bu antlaşma ile büyük zafer kazandığına ve mağlupla galibin yer değiştirdiğine dikkat çekmiştir. Aynı
dergide Mustafa Kemal, İslâmiyet’in komutanı olarak nitelenmiş ve onun
toprağa düşmüş olan din bayrağını yerden kaldırdığı ancak diğer coğrafyadaki Müslümanların zor durumda olduğu bilgisine yer verilmiştir 475. Lozan
Antlaşması’nın imzalanmasından hemen sonra 1 Ağustos 1923 tarihinde
Arnavutluk Millî Fırka Reisi Elbasan eşrafından Mahmut Paşazade Akif
Paşa, TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya Viyana’dan çektiği telgrafta
Lozan zaferini tebrik etmiş ve içtenlikle kendi duygularını yansıtarak Arnavutluk’un o günkü iç siyasetini de tüm açıklığı ile anlatmıştır:
“Muhterem ve Yüce Paşa Hazretleri
Bütün İslâm âleminin medarı iftarı olan büyük bir askerî ve kılıç
hakkı ile kazanılan son Lozan siyasî zaferiniz dolayısıyla tebrike koştuğum
şu dakikada hissettiğim lezzet ve sefayı hayatta oldukça unutmayacağım. Siz
Paşa hazretleri, Türkiye’nin en ümitsiz bir dakikasında yere düşen hilâli
elinizle yakaladınız ve dahilin her türlü hiyanetlerine, haricin binbir çeşit
saldırılarına karşı savuna savuna içinizde sakladınız. Ve savaş meydanlarında şandan şana koştuktan sonra nihayet bugün Lozan ufuklarında çizdiğiniz yüce bir alâimisemadan geçirerek evciâlâya eski yüksek katına, göklerdeki kutsal yerine yükselttiniz…
Asırlarca yan yana, hayır koyun koyuna yaşadık. Asırlarca aynı muharebe meydanlarında, aynı saflarda, aynı emel ve ideal için çarpıştık. Hayatımız da, tarihimiz de müşterektir. Ve bugün Meriç ile Drina arasında
haritaların gösterdiği ayrılık Tiran’ı Ankara kıblegahâhından ayıramayacak
475
Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri”, s. 110-111.
138
HALİL ÖZCAN
kadar zayıf ve çürüktür. Emin olunuz ki Paşa hazretleri cesur ordularınız
Sakarya boylarında nevmidane ve mezbuhane harbederken milletimin kahir
bir ekseriyeti bu halâsı mücadelelerine fiilen iştirak edemediği için yeis içinde boğuluyor ve maddî imkânsızlığı muzafferiyetiniz için gizli gizli dualar
ederek manevî bir teselli ile telâfi etmek istiyordu.
Büyük Türkiye’nin Balkanlarda bilâkayduşart avdeti mücahit bir
Türk’ü ne kadar sevindirdiyse milliyetini seven bir Arnavutu da o nispette
bahtiyar kılmıştır. Çünkü Balkanların en garbinde, Avrupa’nın kapısında
yaşayan bu millet İslâmiyetin Avrupa’ya saldırılmış olan ileri karakolu Meriç boyundan olsun Türk ordusu borusunu işitmediği dakikadan itibaren
nabzı istiklâlinin durduğunu hissetmiştir. Yarın mağrur kahraman Edirne’ye
ilk girecek borazan Türk milletinin Arnavut dindaşına ilk manevî selâmı
necatını bağıracaktır. Ve bizim kulaklarımız o sevimli ve vakur boru sesine
ne kadar alışmışlardır Paşa Hazretleri.
Bugünkü resmî ve kozmopolit, renksiz ve vatansız Arnavutluk
Hükûmeti belki bu ulvi hislere yabancıdır. Belki en ümitsiz dakikalarda sizin
için dualar eden milletimi zaferleriniz için şenlik yapmaktan meneder, fakat
onlar bizden değildir. Onlar ecnebi ve Hıristiyan müzaheretine istinad eden
bir sürü âsidir. Sizler Anadolu’da cihad ederken İstanbul’da oturanlar sizden olmadığı gibi. Binaenaleyh onlardan sudur eden ve edecek olan hataları
milletim namı hesabına kayıt buyurmamanızı hassaten istirham ederim. Arnavutluk için büyük Türkiye’nin müzaheret ve himayesi pek kıymettardır
Paşa Hazretleri. Her taraf asrî ve ebedî düşmanlarla muhat olan bu küçük
kavim müstakil yaşayabilmek için en ziyade ve daima Türkiye’ye istinad
edecektir. Yakın vakitlere kadar küçük Balkan Devletlerinin Rusya’ya karşı
vaziyet ve vazifeleri ne idiyse bugünkü Arnavutluk da Türkiye sayesinde ve
Türkiye himayesiyle o vaziyete girmeyi bir şeref bilir. Hatta bugün onu
zincirbend eden satılmışlar idaresinden halâsını da büyük Türk kardeşlerinin şevket ve mürüvvetinden ümid etmek ister. Coğrafî mevkii, tarihi ananesi, sarsılmaz sadakati onun bu himaye ve şevkate liyakatini ispat için en
kuvvetli delillerdir. Ayrı cephelerde bile o büyük müşterek hedefe doğru
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
139
yürüyebilmek bizim için ebedi bir saadettir. Büyük Türkiye’nin âlicenap
himayesi altında bu saadete doğru yürümek ise Fırkamın en kudsi bir emelini teşkil eyler. Baki Cenabı Hak necip Türk milletini kutbi rehberi arkasında
harpte olduğu gibi sulhte de zaferden zafere muvaffakiyetten muvaffakiyete
kavuşturmak.
Azamî ve hürmetkâr tazimatımın lütfen kabulünü istirham eylerim,
muhterem ve Mübeccel Kumandan-ı İslâm!.” demiştir 476.
Türk İstiklâl Mücadelesi’ni mütakiben Türk Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu aşamasında Arnavutluk’ta rejim sorunu henüz çözülebilmiş
değildir. Bu sebeple Türk İstiklâl Mücadelesi’nden ilham alan Arnavutlar,
Türkiye’deki rejim değişikliğine kendi içerisinde farklı fikri tartışmalar açısından bakmışlardır. Cumhuriyet yanlıları ile monarşistler Türk inkılâp hareketini referans alırken bunların dışındakiler cumhuriyetin ilânı ile saltanatın
kaldırılmasını eleştirmişlerdir. Reformlar konusunda da Arnavut milletvekilleri farklı tavır sergilemişlerdir. Kendi içlerindeki rejim tartışmaları ile reformlara bakışlarını Türkiye üzerinden tartışır hale gelmişlerdir. Yayılmacı
İngiltere ve İtalya’nın güdümünde politika yapanlar Türkiye’yi yayılmacı
olarak suçlamaya başlamışlardır. Bu suçlamada o kadar ileri gitmişlerdir ki
Arnavutluk ordusunu teşkil etmesi için Selâhattin Bey’in Arnavutluk’a görevlendirilmesini dahi Yunanistan ile aynı safta göstererek Türk yayılmacılığına gerekçe göstermekten geri kalmamışlardır. Türkiye ise aksine kendi
rejimini belirleyip cumhuriyeti ilân ettikten sonra dahi Arnavutluk’un rejim
belirmesi aşamasındaki mücadelede tarafsız kalmıştır 477.
476
477
Bilâl N. Şimşir Şimşir, Atatürk ile Yazışmalar I (1920-1923), s. 502-504.
Yel, a.g.m., s. 112-113.
İKİNCİ BÖLÜM
CUMHURİYETTEN
KRALLIĞA
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİ
I. 1923-1928 YILLARI ARASINDA
TÜRKİYE CUMHURİYETİ-ARNAVUTLUK CUMHURİYETİ
İLİŞKİLERİ
A. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının
Geç Onaylanmasının Sebepleri
Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Hükûmeti arasında 15 Aralık
1923 tarihinde imzalanan anlaşmalarla iki ülke arasındaki siyasî ilişkilerin
hukukî çerçevesi belirlenmiştir. Ancak bu anlaşmalar, her iki ülkenin meclislerinde onaylanmadığı için yürürlüğe girememiş ve Türkiye-Arnavutluk
siyasî ilişkileri başlayamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, anlaşmaların imzalandığı dönemde İstiklâl Mücadelesi’ni zaferle sonuçlandırmış, Lozan Barış
Antlşaması’nı imzalamış, siyasî rejimini cumhuriyet olarak belirleyerek
cumhuriyet yönetiminin gerektirdiği reformları yapmaya başlamıştır. Ancak
aynı dönemde yeniden bağımsızlığını kazanan Arnavutluk, iç istikrarını sağlayamamış olduğu gibi rejim meselesini de çözüme kavuşturamamıştır.
Arnavutluk, 1913 senesinde bağımsızlığını ilân ettikten sonra bir türlü iç istikrarını sağlayamamıştır. Daha Luşnya Kongresi’nden sonra ülkedeki
işgaller devam ederken Arnavutluk’ta iktisadî ve sosyal gruplar arasında
çelişkiler ortaya çıkmıştır. Buna göre toprağı olmayan halk, toprak isteğini
gündeme getirirken tarım kesimi aşârın 478 kaldırılmasını, geniş kitleler de
tahıl dış alımında uygulanan yüksek vergilerin iptal edilmesini talep etmeye
başlamışlardır 479.
Arnavutluk, yeniden bağımsızlığını kazandıktan sonra iktisadî ve
sosyal gruplar arasındaki çelişkiler, siyasî gruplaşmalara ve iktidar mücadelesine yön vermeye başlamıştır. Güneyin Müslüman büyük toprak sahiplerini
478
Mahsulden alınan onda bir vergi.
Nazif Kuyucuklu, Balkan Ülkeleri İktisadı 1 Arnavutluk, İstanbul Üniversitesi Yayını,
İstanbul, 1985, s. 13.
479
144
HALİL ÖZCAN
ve aşiret reislerini temsil eden Şevket Verlaci liderliğindeki Terakki (İlerici)
Parti, toprak reformuna karşı çıkarak toplumsal düzenin muhafaza edilmesini
savunmaya başlamıştır. Ortodoks Piskopos Fan S. Noli 480 ve Mati aşiretinden Ahmet Zoğu 481 gibi önemli siyasî şahsiyetlerin içerisinde yer aldığı
Halkçı Parti ise muhafazakâr kesimi temsil etmesine rağmen daha reformcu
bir program hazırlamıştır 482.
Önceleri Halk Partisi liderleri arasında yer alan Ahmet Zogu, daha
sonra büyük toprak sahiplerinin söz sahibi olduğu Terakki Partisine geçerek
bu partinin lideri olan Şevket Verlaçi’nin kızı ile evlenmiştir 483. Muhafazakâr güçlerle de yakınlaşan Zogu, Aralık 1922’de başbakan 484 ve içişleri bakanı 485 olmuştur. Halk Partisinin ilerici kanadından Fan Noli ve Süleyman
Bey gibi reform yanlıları, muhafazakârlarla da işbirliği yapan Başbakan
Ahmet Zogu’ya karşı muhalefeti örgütlemişledir. Bunun sonucu olarak muhafazakâr güçler, hükûmeti devirmek için 1922 yılında Tiran’a saldırdıklarında A. Zogu hariç tüm hükûmet üyeleri Tiran’dan kaçmak mecburiyetinde
kalmışlardır 486. Bu olaydan sonra Ahmet Zogu, ancak 1923 yılında yeniden
hükûmet kurabilmeyi başarmıştır.
480
Harvard mezunu olan Piskopos Noli, ABD’de Arnavut Ortodoks kilisesi kurucusu ve ABD
anayasasının yeminli hayranıdır (Glenny, 2001:340). Fan Noli, Arnavutluk’a dönerek Draç
(Dures)’ta Ortodoks kilisesinde görev yapmıştır. Batıya dönük bir kişi olarak bir çok kitap
yazmış ve Shakespear’in eserlerini Arnavutçaya çevirmiştir (Kuyucuklu, a.g.e., s. 13). 1924
yılının Şubat ayında Zogu’yu deviren isyancı bir ordu kurmuştur (Glenny, 2001:340).
481
Mati kabilesinin şefi Cemal Paşa’nın ikinci oğlu olan Ahmet Zogu, 8 Ekim 1895’te çevresinde 150 evlik küçük bir köy bulunan Burgayet kalesinde doğmuştur (Fıscher, a.g.e., s. 1).
Manastırdaki Askerî Lise’de bir süre öğrenim gördükten sonra İstanbul Galatasaray Lisesi’nde eğitimini tamamlamıştır. Türkçeyi çok iyi konuşur, şiir ve edebiyata düşkündür ve
Hakkı Tarık Us’un “Vakit” gazetesinde bir süre muhabirlik yapmıştır (Çetiner, a.g.e., s. 20).
1925 yılında başbakan ve cumhurbaşkanı, 1928 yılında da kral olmuştur.
482
Programları nasıl olursa olsun Arnavutluk’taki partiler halk tabanından yoksun, lider partisi görünümündedir (Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 110).
483
Kuyucuklu, a.g.e., s.15.
484
Zogu döneminde Maliye Bakanlığı Hollandalı, İçişleri Bakanlığı İngiliz, Çalışma Bakanlığı Alman, Tarım Bakanlığı İtalyan ve ordu Avusturyalı danışmanların denetimindedir. Bu
dönemde çok eşlilik yasaklanmış ve kadınların örtünmeleri isteğe bağlı hale getirilmiştir
(Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 110).
485
A.Zogu İçişleri Bakanlığı sayesinde polis ve jandarma teşkilatını kontrol altına alabilmiştir
(Giaffo, a.g.e., s. 348).
486
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 110.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
145
Arnavutluk’ta 1924 senesinde yapılan seçimlerle muhtelif kesimlerde bulunan ve birbirlerine kin besleyen gruplar meclise girerken bütün partiler azınlıkta kalmış ve hükûmet kurma işi zorlaşmıştır. Bu grupların içerisinde en kuvvetlisi olan Başbakan Ahmet Zogu, 23 Şubat 1924 günü meclise
girerken merdiven başında bir suikast girişimine maruz kalmış ve yaralanmıştır 487. Bunun sonucunda mecliste kargaşa meydana gelmiş ve vekiller
birbirine girmiştir. Ahmet Bey yaralı olmasına rağmen mecliste bir konuşma
yaparak meclisi yatıştırmıştır 488.
Suikast girişiminden hemen sonra Başbakan Ahmet Zogu, Başbakanlığı kayınpederi Verlaci’ye bırakarak istifa etmek mecburiyetinde kalmıştır. Ancak Ahmet Zogu’nun istifası Arnavutluk’ta iç istikrarı sağlamaya
yetmediği gibi karışıklıklar suikastlarla devam etmiştir. Esat Toptani’yi öldürdükten sonra radikal muhalefet ve aynı zamanda Genç Arnavutlar Birliği
lideri olan Avni Rüstem, milli kahraman kabul edilmesine rağmen 1924
senesinin Mayıs ayında faili meçhul bir şekilde öldürülmüştür. Muhalefet, bu
cinayeti Ahmet Zogu’nun da mensup olduğu Mati Aşireti’nin işlediğini iddia
etmiş olsa da kesin delil bulunamamıştır 489.
Avni Rüstem’e yapılan suikasttan sonra muhalifler, kasaba kasaba
dolaşarak halkı Ahmet Zogu’ya ve partisine karşı isyana teşvik etmişlerdir.
Muhaliflerden bir kısmı da Avlonya’da toplanarak meclisin Tiran’dan
Avlonya’ya naklini talep etmişlerdir. Bu karışıklıklar devam ederken muhalifler, İşkodra yolunda iki ABD vatandaşını öldürmüş ve cinayeti Ahmet
Zogu’nun plânladığını ABD’ye ihbar etmişlerdir. Ahmet Zogu hakkındaki
487
17-18 yaşlarında olan saldırganı Ahmet Bey yetiştirmiş ve İtalya’ya tahsile göndermiş
olmasına rağmen muhalif grupların etkisiyle saldırgan suikast girişiminde bulunmuştur. Suikast girişimi şöyle oluşmuştur; Meclis toplantıda iken üç el silah sesi duyulmuş ve meclis
birbirine karışmış, Ahmet Bey’e iki kurşun isabet etmiştir. Sonra Ahmet Bey, yaralı olarak
suikastçıya müdahale etmiş ve askerlerin devreye girmesiyle suikastçı yakalanmıştır. Aynı
gün Tiran’da silahlar patlamış ve büyük bir panik hali yaşanmıştır.
488
Bu dönemde önemli bir kesim Arnavutluk’ta padişahlığı arzu edip prens ve velihat gelmesini talep ederken çoğunluğu oluşturan Ahmet Bey ve partisi cumhuriyet taraftarıdır. (Tanin,
26 Nisan 1924, s. 2).
489
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 111. “Tanin” gazetesi haberinde ise Avni Rüstem’i Esat Paşa’nın
yakınlarından birisinin öldürdüğünü ancak katilin yakalanamadığı bilgisi yer almıştır (Tanin
19 Mayıs 1924, s. 2).
146
HALİL ÖZCAN
bu suçlamalar, tamamıyla aleyhtarlıktan kaynaklanmıştır 490. Bu karışıklıklar
o kadar artmıştır ki Arnavutluk’ta memurlar ile erattan zabitine kadar hemen
hemen tüm ordu mensupları bu siyasî gruplaşmalara dâhil olmuşlardır 491. Bu
sebeple ülkede istikrarsızlık giderek artmış ve çoğu zaman başka ülkelerde
isyan olarak adlandırılabilecek hareketler, Arnavutluk’ta sıradan olaylar
olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.
Avni Rüstem ve iki ABD vatandaşının öldürülmesinden sonra Arnavutluk’un dört bir yanından gelen insanlar, Tiran’da toplanmaya başlamış ve
A. Zogu Sırbistan’a sığınmak mecburiyetinde kalmıştır 492. Bu gelişmelerden
sonra Mayıs 1924’te silahlı isyan çıkmış ve 10 Haziran 1924 tarihinde F.
Noli Hükûmeti kurulmuştur 493. F. Noli Hükûmeti, çıkan karışıklıkları sona
erdirmek amacıyla bazı muhalifler özellikle de Ahmet Zogu ve Verlaçi için
özel bir mahkeme kurdurarak yargılanmalarını sağlamıştır. Bu yargılama
sonucunda A. Zogu ve Verlaçi gıyaplarında ölüm cezasına çarptırılarak bunların mallarına el konulmuştur. F. Noli Hükûmeti, A. Zogu Hükûmeti’nden
farklı olarak Batılı ülkelerle olduğu gibi Sovyetlerle de iyi ilişkiler kuracağını açıklayıp Sovyetler Birliğine temsilci göndermiştir 494. Ancak bolşevizm
akımının Arnavutluk’a gelmesinden endişe duyan Ahmet Zogu, Sırbistan’ın
desteği ile ordu kurmuş ve Aralık 1924’te Arnavutluk’a geri dönmüştür.
Halk ve ordu desteğinden yoksun olan F. Noli ve hükûmeti ise Zogu’ya karşı
koyamayarak İtalya’ya kaçmak mecburiyetinde kalmıştır 495.
1. Arnavutluk’ta Cumhuriyetin İlânı ve Türkiye
1920’li yıllarda Arnavutluk’ta hükûmet şekli belirlenemediği için siyasal istikrarı sağlamak da mümkün olamamıştır. Ahmet Zogu’un Aralık
490
“Tanin” gazetesine göre Arnavutlarda asırlardan beri süre gelen bir kan davası geleneği
mevcut olup Amerikalılar kan davası sebebiyle öldürülmüştür (Tanin, 19 Mayıs 1924,s. 2).
491
Tanin, 19 Mayıs 1924, s. 2.
492
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 111.
493
F. Noli Hükümeti’nin programında ülkede feodalizme son verilmesi, kamu düzeninin
sağlanması, denk bütçe uygulaması, köylülere yardım edilmesi, eğitim, sağlık, adalet mekanizmasında ve bürokraside iyileştirilme yapılması ve yerel yönetimin güçlendirmesi hedef
olarak belirlenmiştir.
494
Kuyucuklu, a.g.e., s. 13-14.
495
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 111.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
147
1924’te Arnavutluk’a geri dönerek ihtilâl ile başbakan olmasından
sonra 496Arnavutluk Meclisi, 21 Ocak 1925 günü oy birliğiyle cumhuriyeti
ilân etmiş ve bugünü milli gün olarak kabul etmiştir 497. Cumhuriyetin
ilânından sonra Başbakan Ahmet Zogu, Cumhurbaşkanlığına en güçlü aday
olmuştur 498.
31 Ocak 1925’te yapılan seçimler sonucunda Ahmet Zogu, yedi yıl
süreyle cumhurbaşkanı seçilmiştir 499. Bu seçim ile aynı zamanda cumhurbaşkanına koşulsuz veto yetkisi ile seçim çağrısı ve anayasada değişiklik
yapma yetkisi de verilmiştir. Ahmet Zogu Cumhurbaşkanı olduktan hemen
sonra 500 ülke dâhilindeki bütün muhalifleri sindirerek F. Noli ve taraftarlarını
yasadışı ilân etmiştir. Hatta Ahmet Zogu, konumunu daha da güçlendirebilmek amacıyla kendisini Kara Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı ilân etmekten çekinmemiştir. A. Zogu, 7 Mart 1925 anayasası ile
ülke yönetimini elinde tutmaya çalışırken bakan ve ordu ile bürokrasi tayinlerini bizzat kendisi yapmaya başlamıştır 501. Bu şekilde yetkileri tekeline
almış olan Ahmet Zogu, krallık yönetimine yakın bir hükûmet kurarak ismini ve resmini her yere (tablolara, pullara, resmi dairelere ve hatta İşkodra’da
bir dağın yüzüne) yazdırıp, astırmıştır 502. Bütün bu uygulama ve tedbirler
sonucunda Arnavutluk’ta istikrar oluşmaya başlarken bunun sonucu olarak
da ülkenin ihtiyacı olan eğitim ve bayındırlık faaliyetlerine hız verilmiştir 503.
496
Tanin, 1 Ocak 1925, s. 2.
Tanin, 23 Ocak 1925, s. 2.
498
Cumhuriyet, 23 Ocak 1925, s. 1.
499
İstanbul Arnavutluk Konsolosluğuna gelen 1 Şubat 1925 tarihli telgrafta 31 Ocak 1925
günü meclisin Ahmet Zogu’yu oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçtiği bildirilmiştir (Cumhuriyet,
2 Şubat 1925, s. 2).
500
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 111.
501
Kollu, a.g.e., s. 207-208.
502
Demirlika, a.g.e., s. 124-126.
503
Ahmet Zogu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra hükümet, dâhili işlerle uğraşmış ve
özellikle yollara önem vermiştir (Cumhuriyet, 6 Ocak 1927, s. 2). Cumhuriyet idaresi kızların
eğitimine çok önem vermiş ve Tiran’da eğitim, Arnavutça, İngilizce ve Fransızca yapılmaya
başlanmıştır. Görice ve Ergri’de okullar açılmış ve Tiran’da Arnavutça, İtalyanca fen mektepleri açılmıştır (Cumhuriyet, 25 Ekim 1927, s. 2). Tiran’da, eğitimi Arnavutça ve Fransızca
olan İstanbul Galatasaray Lisesi ayarında iki lise açılmıştır ve öğretmenler Fransa’dan getirilmiştir. Amerikalı profesörlerin yönetiminde ziraat ve bir sanayi okulu açılmıştır. Arnavut
küçük zabitan mektebi düzenlenerek orduya zabit ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır (Vakit,
29 Haziran 1928, s. 2).
497
148
HALİL ÖZCAN
2. Türkiye-Arnavutluk Anlaşmalarının Onaylanması
Ahmet Zogu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki süreçte Arnavutluk’ta iç istikrar sağlanabilmiş ve hükûmet, ülkenin dış politikasına
yönelebilmiştir. Bunun sonucu olarak Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile Arnavutluk arasında 15 Aralık 1923’te imzalanan anlaşmaların meclisleri tarafından onaylanacağını Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına
bildirmiştir 504.
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu bildirimden sonra harekete geçerek söz konusu anlaşmaların onaylanması sürecini başlatmış ve kanun layihaları, 31 Mart 1925 günkü TBMM toplantısında gündeme alınarak 505 6
Nisan 1925 günü TBMM’de kabul edilmiştir. TBMM’de kabul edilen bu
anlaşmalar 506, aynı gün cumhurbaşkanına sunulmuş ve Resmi Gazete’de
yayımlanmıştır 507.
Onaylanan anlaşmaların teatisinin Ankara’da yapılacağı daha önceden kararlaştırılmış olduğu için Arnavutluk Hükûmeti, Arnavutluk Meclis
üyesi Cemal Efendi 508 ve Rauf Bey’i Türkiye’ye görevlendirmiştir 509. Böylece Ankara’da onaylı anlaşmalar teati edilmiş 510 ve Türkiye-Arnavutluk
resmî (siyasî) ilişkilerinin başlamasının önünde hiçbir engel kalmamıştır 511.
504
H.Milliye, 27 Şubat 1925, s. 3.
TBMM Z.C., 31 Mart 1925, s. 295.
506
Muhadenet (Dostluk) Muahedenamesi (602 sayılı) ve İkamet Mukavelenamesi (603 sayılı)
ile Tâbiiyet İtilâfnamesi (604 sayılı) kanun olarak kabul edilmiştir (TBMM K.M, devre: II,
cilt:3, içtima:2, s. 131-137).
507
14 Nisan 1925 gün ve 92 sayılı Resmi Gazete.
508
Cumhuriyet, 28 Mart 1925, s.1. Cemalettin Efendi 1924 yılının sonlarına kadar İstanbul
Fatih-Zincirlikuyu’da Kesme Kaya Mahallesi imamlığı yapmıştır. Arnavutluk’a izinli olarak
gitmiş ve Türkiye’de kalan bir kısım maaşını da alabilmek için müracaatta bulunmuştur (Tanin, 28 Mart 1925, s. 1). Cemalettin Efendi aynı zamanda 15 Mart 1919 tarihinde İstanbul’da
kurulan Arnavut Teavün Cemiyeti’nin de kurucularındandır.
509
Cumhuriyet, 4 Mayıs 1925, s. 1.
510
Cumhuriyet, 24 Mayıs 1925, s. 1.
511
Türkiye Cumhuriyeti ile anlaşmalar imzalanırken Ahmet Zogu başbakan, bu anlaşmalar
onaylanırken de cumhurbaşkanıdır.
505
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
149
B. Türkiye-Arnavutluk
Diplomatik İlişkilerinin Başlaması
Türkiye ve Arnavutluk arasında imzalanan anlaşmalar onaylanıp teati edildikten sonra dostluk anlaşmasının ikinci maddesine göre iki ülke karşılıklı konsolosluklar ve elçilikler açabilmek için harekete geçmiştir. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti, 24 Temmuz 1925 tarihinde Arnavutluk’un
liman şehri olan Avlonya (Vlora)’da daha çok ticari ilişkileri düzenleyecek
olan Türk Konsolosluğu açmıştır 512. Avlonya Konsolosu olarak da 19 Haziran 1926 tarihli kararname 513 ile Apdülahat Bey (Akşin) 514 atanmıştır 515.
Avlonya’da konsolosluk açılmasından kısa bir süre sonra da Tiran’da elçilik
açılarak Tahir Lütfi Bey, Türkiye’nin ilk Arnavutluk elçisi olarak atanmıştır.
1. Türkiye’nin İlk Arnavutluk Elçisi Tahir Lütfi Bey
Bulgaristan’ın Rusçuk şehrinde 1870 yılında doğan Tahir Lütfi Bey,
1893 yılında Mekteb-i Mülkiye’yi “pekiyi” derece ile bitirdikten sonra Osmanlı maarif teşkilatına girmiş ve Erzurum Maarif Müdürlüğü görevinde
bulunmuştur. Jöntürk fikirlerini benimsemesi sebebiyle tutuklanacağını anlayan Tahir Lütfi Bey, doğum yeri olan Bulgaristan’a gitmek mecburiyetinde
kalmıştır. Bulgaristan’da Türk eğitimi için çalışarak kalıcı hizmetlerde bulunmuş ve milletvekili seçilmiştir 516.
Mustafa Kemal Paşa, Sofya Ataşemiliterliği görevi sırasında Tahir
Lütfi Bey ile tanışmış ve Tahir Lütfi Bey’in yardımlarını görmüştür 517. Tahir
512
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 18.
Aynı kararname ile Tiran Maslahatgüzarlığına idareye müsteşar sıfatıyla mülga Hariciye
Nezareti Umur-ı Şehbenderi Kalemi Müdürü Faik Bey atanmıştır.
514
Aptülahat Bey, 1892 yılılnda Üsküdar’da doğmuş ve mülkiyeyi bitirdikten sonra 1913
yılında Dışişleri Bakanlığına geçmiştir. I. Dünya Savaşı’nda askerlik görevini Çanakkale’de
yapmış ve Türk Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Ankara’ya gelmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndaki
hizmetlerinden dolayı İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Aptülahat Bey, savaş sonrası Dışişleri Bakanlığı Evrak Dairesi Müdürlüğü görevinde iken Avlonya’ya konsolos olarak atanmıştır
(Aptülahat Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, Türk Tarih Kurumu
Basımevi, Ankara, 1991, s. IX).
515
BCA, 24 Haziran 1925, fon kodu: 030.11.1, yer no:15.28.7. Cumhuriyet, 8 Aralık 1925, s.
1.
516
Bilâl, N.Şimşir, Bizim Diplomatlar, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1996, s.360.
517
Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususuyetleri, Sel Yayınları, 1955, s. 37.
513
150
HALİL ÖZCAN
Lütfi Bey, I. Dünya Savaşı sırasında beş yıl kadar Sofya elçiliğinde tercümanlık yaptıktan sonra Türkiye’ye dönmüş ve Dışişleri Bakanlığı kadrosuna
girmiştir 518. Tahir Lütfi Bey, Türkiye’nin Belgrat temsilciliği görevinde iken
24 Haziran 1925 günü Arnavutluk orta elçiliği görevine (107/31 nolu kararname ile) atanmıştır 519.
Türkiye Cumhuriyeti’ni Arnavutluk Cumhuriyeti’nde ilk defa temsil edecek olan Tahir Lütfi Bey, bir ikinci katip 520, bir üçüncü katip 521 ve bir
de tercümandan oluşan elçilik kadrosunu oluşturmak için Ankara’da hazırlıklara başlamıştır 522. Tahir Lütfi Bey, hazırlıklarını tamamladıktan sonra
Tiran’a gitmek üzere İstanbul’a vardığında “Cumhuriyet” gazetesi muhabirine özel bir mülakat vermiştir. Tahir Bey’e göre Türklerle Arnavutlar beş yüz
yıllık bir dönemde kader birliği yapmıştır. Tahir Bey, Türklerle Arnavutlar
arasındaki bağların çok derin, köklü ve kardeşlik derecesinde olduğunu belirterek iki millet arasındaki kardeşliği bozacak milli ve tarihi hiçbir davanın
olmadığını ifade etmiştir. Arnavutluk’a karşı Türkiye’nin takip edeceği siyasetin samimi dostluk ve kardeşlik esası üzerine kurulacağını açıklayan Tahir
Bey, Türkiye’nin (Gazi Paşa Hazretleriyle Cumhuriyet Hükûmeti’nin) daima
Arnavutluk’un tam bağımsızlığını hedeflediğini beyan etmiştir 523.
Türkiye’nin Arnavutluk Elçisi Tahir Lütfü Bey, 17 Şubat 1926 günü
Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’ya, itimatnamesini sunarken 524
518
Şimşir, a.g.e., s. 360.
BCA, 1925: fok kodu: 030.11.1., yer no:15.28.7.
520
Tiran Elçiliği ikinci kitabetine Belgrad Mümessilliği ikinci Katibi Ahmed Hidayet Bey
tayin edilmiştir (BCA, 1925: fon kodu: 030.11.1, yer no:15.30.18)
521
Tiran Elçiliği üçüncü kitabetine 1926 senesi bütçesinin tasdikinde rüyeti müşahed olduğu
takdirde ikinci kitabete terfi edilmek ve aynı zamanda halen müstakil olarak ihdası masarif-i
kesireyi müstelzem bulunan Tiran Şehbenderliği vezafini de ilave-i memuriyet olarak deruhde
ve tedvir eylemek kaydıyla Umur-ı Siyasîye Müdür-i Umumiliği Birinci Şube
Başkatiblerinden Mustafa Hasib’in atanması kararlaştırılmıştır (BCA, 1926: fon kodu:030.11., yer no:1/21.1.19).
522
Tahir Bey, “Cumhuriyet” muhabirine Tiran’da henüz elçilik binasının bulunmadığını da
açıklamıştır. (Cumhuriyet, 8 Aralık 1925, s. 1).
523
Cumhuriyet, 27 Ocak 1926,s. 1.
524
“Cumhuriyet” gazetesi de Tahir Lütfi Bey’in Tiran’a vardığını ve Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’ya özel bir tören ile itimatnamesini sunduğunu yazmıştır (Cumhuriyet, 19
Şubat 1926, s. 1).
519
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
151
Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın da özel bir mektubunu525
takdim etmiştir. Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu da Türkiye Cumhurbaşkanı,
Cumhuriyet Hükûmeti ve Türk milleti hakkında çok saygılı bir şekilde ve
pek takdir eder bir lisanla temennilerde bulunmuştur 526. Türkiye Elçisi ve
Arnavutluk Cumhurbaşkanı karşılıklı söylevlerinde Türk ve Arnavut milletlerinin beş asırlık kader birliğine dayanan dostluk ve kardeşlik bağları olduğunu ifade etmişlerdir 527. Takdim esnasında Tahir Lütfi Bey nutkunu Fransızca, Ahmet Zogu da Arnavutça söylemiştir 528.
İtimatnamenin sunulmasından sonra Ahmet Zogu, Türk Elçisine,
Türkiye’nin çeşitli alanlarda yaptığı inkılâpların fayda ve öneminden bahsederek bunların diğer Müslüman ülkeler gibi Arnavutlarca da örnek alındığını
ifade etmiştir. Arnavutluk Cumhurbaşkanı, Gazi Paşa Hazretlerinin dâhiyane
faaliyetleri ile Cumhuriyet Hükûmeti’nin siyasetlerini takdir ile yâd ettiğini
de özellikle beyan emiştir. Görüşme sonunda Cumhurbaşkanı, Türkiye Elçisine özel olarak daha fazla görüşme isteğini dile getirmiştir 529. Arnavutluk
Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu bir başka vesile ile Tahir Lütfi Bey’e Gazi
Mustafa Kemal Paşa için “en büyük ıslahatçıya tebrikat-ı samimiyemi” iletin
temennisinde bulunmuş ve Tahir Lütfi Bey, Ankara’ya (Dışişleri Bakanlığına) çektiği telgrafla bu talebi yerine getirmiştir 530.
Tiran’da Türkiye Elçiliğinin kurulması ve Türkiye’nin temsil edilmesi, Arnavutluk Hükûmeti gibi halk arasında da çok olumlu karşılanmıştır.
Bilhassa Arnavutluk halkı bu gelişmelerden o kadar etkilenmiştir ki Türkiye
elçisi itimatnamesini sunarken cumhurbaşkanlığı konağının önü kalabalık bir
halk kitlesi tarafından çevrilmiş ve halk, Türkiye elçilik heyetinin geçişini
525
Mustafa Kemal Paşa, bu mektupta Ahmet Zogu’nun cumhurbaşkanlığını kutlamış ve
Arnavutlara karşı dostluk duygularını ifade etmiştir (Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet
Başkanları C.I, s. 285-301).
526
BCA, fon kodu: 030.10, yer no:129.927.03.
527
BCA, fon kodu: 030.10. yer no:129.927.03. Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s.
18.
528
Bilâl, N. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, Türk Tarih Kurumu, Ankara,
1993, s. 287-290.
529
Şimşir, a.g.e., s. 289-290.
530
BCA, 17 Eylül 1927, fon kodu:030.10, yer no:233.570.8.
HALİL ÖZCAN
152
beklemiştir. Tahir Lütfi Bey’in itimatnamesini sunmasından hemen iki gün
sonra da Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’nun annesi, Tahir Lütfi Bey ile eşini
kabul ederek Türklere ve Türkiye’ye olan muhabbetleri ile kalben duyduğu
hissiyatı ifade etmiştir 531.
2. Arnavutluk’un İlk Türkiye Elçisi Rauf Fitso Bey
Mülkiye Mektebi, Osmanlı Devleti’nin üst düzey devlet adamlarını
yetiştiren en önemli kaynak olmuş ve bu okuldan mezun olanlar, ülkede
yüksek mevkilerde görev yapmışlardır. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin ilk Türkiye elçisi olan Rauf Fisto, 532 Mülkiye’den mezun 533 olduktan sonra 19031906 seneleri arasında Yanya Valiliğinde staj yapmış ve kaymakam unvanı
almıştır. Koniçe (1906), Kangal, Himara (1909), Çamerya Margıllıç (1909)
ve Kızılcahamam’da (1910) kaymakamlık yaptıktan sonra Kayseri Valiliğine
tayin olmuştur. Rauf Bey, Balkan Savaşları sonrasında da Arnavutluk’a dönerek 534 Arnavutluk İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevini üstlenmiştir 535.
Draç mebusu seçilen Rauf Bey, Arnavutluk’a gitmesinden sonra
Türkiye-Arnavutluk anlaşmalarının teatisi için 1925 senesi Mayıs ayında ilk
defa Türkiye’ye gelmiştir. Oldukça gelişmiş bulduğu Türkiye’de olmaktan
mutlu olduğunu ifade eden Rauf Bey, Türk İstiklâl Mücadelesi ve reformları
ile Türkiye-Arnavutluk ilişkileri hakkındaki düşüncelerini “Cumhuriyet”
muhabirine ifade etmiştir. Rauf Bey’e göre Arnavutluk halkı, Türkiye ve
Türklere karşı çok derin ve kadim dostluk bağıyla bağlıdır. Ayrıca Arnavutluk halkı, Türk bağımsızlık hareketinin zaferle sonuçlanmasında bizzat Türkler kadar kendilerini mesut kabul etmiştir. Rauf Bey’e göre Arnavutlar, Türkiye’deki laikliği ve reformları da memnuniyetle karşılamışlardır 536.
531
Şimşir, a.g.e., s.289-290.
Abidin Nepravişta’nın yayımlanmamış özel notları, Nestor Nepravişta özel arşinden s. 3335.
533
Rauf Fitso’nun Mülkiye Mektebi diploma suretini Tiran’da özel arşivinden oğlu Berdil
Fitso tarafımıza vermiştir (EK-13).
534
Shqyrı Hysı, Rauf Fico Shtetar Dhe Dıplomat I Shquar (Monografı), Tiranë, 2007, s.
27-28.
535
Cumhuriyet, 4 Mayıs 1925, s. 1.
536
Rauf Bey, “Cumhuriyet” muhabirine Ankara’da muahedenenin nüshaları teati edildikten
sonra konsolosluk ve ticari muahede ve mukaveleleri imzalamak için girişimde bulunulacağın532
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
153
Türkiye Elçiliğine Arnavutluk milletvekili Rauf Bey’in atanacağı
haberi Türk basınında 1925 yılının Temmuz ayından itibaren yer almaya
başlamıştır 537. Ancak aradan yaklaşık altı ay kadar bir zaman geçtikten sonra
atama yapılabilmiştir. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu da 17 Ocak
1926 günü Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı mektupta Rauf Fitso’yu Arnavutluk Cumhuriyeti’nin Fevkalâde Murahhas ve Orta Elçisi olarak tayin ettiğini bildirmiştir 538. Arnavutluk
Cumhuriyeti’nin İlk Türkiye elçisi Rauf Bey, 14 Şubat 1926 günü İstanbul’a
gelmiş 539 ve birkaç gün sonra da Ankara’ya ulaşmıştır.
Rauf Bey, Türkiye Cumhurbaşkanına itimatnamesini sunmadan önce
8 Mart 1926 günü öğleden sonra Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey ile bir buçuk saat süren bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede
Rauf Bey, Türkiye’deki Arnavutların karşılaştıkları sorunları izah etmiştir.
Rauf Bey’in gündeme getirdiği birinci mesele, Arnavutluk vatandaşlığına
geçmek isteyen (özellikle Ortodoks) Arnavutların mal ve mülklerinin satışından kaynaklan sorunlar olmuştur. T. Rüştü Bey, Rauf Bey’e bu mesele ile
ilgili üç dört gün içerisinde bakanlar kurulu kararı çıkarılacağını ifade etmiştir. Rauf Bey’in üzerinde durduğu İkinci mesele ise Arnavutların el konulan
ve sahipleri yok olan (tegayüp idenlerin emlaki) mal varlığı ile ilgili olmuştur. T. Rüştü Bey 540, bu durumda olanların yabancı pasaportlarla yurtdışına
çıktıkları için kanuna aykırı olarak vatandaşlıklarını değiştirdiklerini belirtmiş ve mallarını geriye alamayacaklarını ifade etmiştir 541.
dan da bahsetmiştir. Hatta bu müzakerelere başlamak için Arnavutluk Hükümeti’nin kendisine
ve Cemal Efendi’ye yetki ve talimat verdiğini ifade etmiştir (Cumhuriyet, 4 Mayıs 1925, s. 1).
537
Cumhuriyet, 13 Temmuz 1925, s. 2.
538
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 286.
539
Arnavutluk Cumhuriyetinin İlk Türkiye elçisi Rauf Bey, 14 Şubat 1926 günü havanın
şiddeti nedeniyle ancak akşam saatlerinde İstanbul’a gelebilmiştir. Rauf Bey’i İstanbul Valisi,
Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü, Sefaret Başvekili, Konsolosluk personeli ile Arnavut
asıllı vatandaşlar karşılamıştır. İstanbul’a yeniden kavuştuğu için mutluluğunu gizlemeyen
Rauf Bey, kardeş bir memlekette devletini temsil edeceği için memnuniyetini de ifade etmiştir
(Cumhuriyet, 15 Şubat 1926, s. 1-2).
540
Rauf Bey, T. Rüştü Bey ile yaptığı görüşmede el konulan mal varlığı ile ilgili 17 kişinin
İstanbul Arnavutluk Konsolosluğuna başvuruda bulunduğunu ayrıca Atina Konsolosluğu
aracılığı ile de iki müracaat olduğunu belirtmiştir.
541
AMPJ, fon:251, yıl:1926, dosya:40, s. 22-24.
154
HALİL ÖZCAN
Görüşmede Rauf Bey, Tâbiiyet Anlaşması yürürlüğe girdikten sonra
Türkiye’deki Arnavutlara tâbiiyet değişimi için verilen bir senelik sürenin iki
ay sonra biteceğini de hatırlatmıştır. T. Rüştü Bey, zamanın bittiği güne kadar tüm işlemlerin tamamlanmasının gerekli olmadığını ifade ederek bu tarihe kadar gerekli beyan ve müracaatların yapılabileceğini izah etmiş ve işlemlerin daha sonra tamamlanabileceğini bildirmiştir. Rauf Fitso, bu görüşmeden sonra o gün itibarıyla Türk Hükûmeti’nin Arnavutlara ait olan ve
sahibi bulunamadığından dolayı el konulan malları geri vermeyeceği izlenimi edinmiştir. Ancak yine de Rauf Bey, yapılacak işlemler için el konulan
gerçek mülkiyet miktarını bilmeleri gerekeceğini düşünmüştür. Bunun için
Rauf Bey, konsolosluk yardımıyla gazetelere verilecek ilânlarla ve telgraf
yoluyla valiliklerden gerekli bilgilerin alınmasının yararlı olacağını Arnavutluk Dışişleri Bakanına bildirmiştir 542.
Mustafa Kemal Paşa, 13 Mart 1926 günü 543 saat 14.30’da Çankaya
köşkünde Rauf Bey’i kabul etmiştir 544. Rauf Bey, güven mektubunu takdimi
sırasında Arnavutluk Cumhurbaşkanının kendisine bu yüksek ve nazik görevi verirken geçmişte müşterek mukadderata sahip olmuş iki millet arasında
asırladır var olan dostluk ve güveni tasdik için bütün kuvvetiyle çalışmasını
tavsiye ettiğini ifade etmiştir. Rauf Bey, konuşmasına devamla Arnavutluk’un ilk elçisi olması sebebiyle mutluluğunu dile getirmiş, iki ülkenin
menfaatine ve iki dost millet arasındaki sıkı ilişkinin devamına çalışacağını
beyan etmiştir. Rauf Bey konuşmasını şöyle sürdürmüştür:
“…Asil Türk milletinin rahat ve ikbali ve zatı şahanelerinin saadeti
için hararetli münasebet dermiyan ederken (ortaya koyarken) zatı şahaneleri
ve muhterem Hükûmeti tarafından memur etmek müntiç olmasına
(muafakiyet sebebi olan) muktezi kıymetli (kıymet gerektiren) ve müessir
542
AMPJ, fon:251, yıl:1926, dosya:40, s. 22-24.
BCA, 1926, fon kodu:030.10, yer no:12.71.30.
544
Cumhuriyet, 14 Mart 1926, s. 3. Arnavutluk Türkiye elçisinin itimatnamesini takdim edeceği gün Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın bir üşütme neticesinde sesleri kısılmış
(BCA, 1926, fon kodu:030.10, yer no:12.71.30) olmasına rağmen cumhurbaşkanı, Arnavutluk
elçisini kabul etmiştir.
543
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
155
(tesir eden, iz bırakan) muzaheret (görünen) kanatinde bulunduğunu beyan
ederim.”
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa da Arnavutluk Sefiri Rauf Bey’in konuşmasına cevap olarak özetle şu nutku söylemiştir:
“…Tarihin hayli uzun devirlerinde birçok sahalarda teşrik-i mukadderat eylemiş olan iki millet arasındaki dostluk revabatını (bağlar, münasebetler, bağlılıklar) teşdit suretiyle iki memleket menfaatine hizmet ve iki dost
millet arasında hakiki bir teşrik-i mesai devresi küşat etmek hususunda vaki
olacak mesainizin benim ve Hükûmeti cumhuriyetin muavenetine mazhar
olacağına emin olabilirsiniz. Arnavutluk’un ilk mümesili olarak
zatialilerinin tayinini memnuniyetle telakki ederim…” 545.
Rauf Bey, önceden T. Rüştü Bey’e bahsettiği Tâbiiyet İtilâfnamesi’nin süresinin uzatılması meselesini güven mektubunu sunarken Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa huzurunda gündeme getirmemiştir. Ancak Rauf
Bey güven mektubunu sunduktan hemen sonra bu mesele üzerine yoğunlaşmıştır.
3. Tâbiiyet İtilâfnamesi’nin Süresinin Uzatılması
Bir önceki bölümde belirtildiği gibi Türkiye ve Arnavutluk arasında
imzalanan Tâbiiyet İtilâfnamesi’nin üçüncü maddesi gereğince aslen Arnavut olup Türkiye’de ikamet edenlerin anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren bir sene içerisinde Türk tâbiiyetini terk ile Arnavutluk tâbiiyetini
seçebileceklerine karar verilmişti. Ancak Arnavutluk Hükûmeti’nin beklediği oranda Türkiye’deki Arnavutlar, Türkiye Cumhuriyeti tâbiiyetini terk
ederek Arnavutluk’a gitmemiş olacak ki Arnavutluk Türkiye Elçisi Rauf
Bey, bir yıllık sürenin uzatılmasını Dışişleri Bakanı T. Rüştü Bey’den talep
etmiştir.
Arnavutluk Elçisi Rauf Bey, Tâbiiyet İtilâfnamesi’ne göre işlemlerin
bitmediğini Dışişleri Bakanı T. Rüştü Bey’e iletmiş ve T. Rüştü Bey de sü545
H.Milliye, 14 Mart 1926, s. 1-2. S.Demeçler II, s. 255-256, Şimşir, Atatürk ve Yabancı
Devlet Başkanları C.I, s. 290-292).
156
HALİL ÖZCAN
renin uzatılabileceğini ima etmiştir. Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları
İstanbul’daki Arnavutluk Konsolosluğu da sürenin uzatılmaması durumunu
göz önüne alarak bu durumda olan vatandaşları süre konusunda uyarmıştır.
Konsolosluktan yapılan açıklamada seçme süresinin 16 Haziran 1926 tarihinde son bulacağından bu haklarını kullanmak isteyenlerin bu süreden önce
müracaatta bulunmaları gerektiği bildirilmiştir. Aynı açıklamada Arnavutluk
tâbiiyetini seçenlerin nakliye masraflarının Arnavutluk Hükûmeti tarafından
karşılanacağı ifade edilerek Arnavutluk’ta arazisi olmayıp da ziraat ile uğraşmak isteyenlere arazi verileceği ile çiftçi evi yaptırılacağı sözü verilmiştir 546.
Arnavutluk Hükûmeti, ülkesini kalkındırabilmek için İstanbul’daki
vasıflı Arnavutlardan yararlanmak istemiş ve Arnavutluk vatandaşlığını
seçmeyi cazip hale getirmeye çalışmıştır. Diğer taraftan Türkiye, Lozan Antlaşması’nın 30-45. maddelerinde uyrukluk ve azınlık statüsünü belirlemiş 547
ve bu statü de 1924 tarihli Teşkîlât-ı Esâsiye Kanununun 88 nci maddesinde
de ”Türkiye ahâlîsine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibârıyle
(Türk) ıtlâk olunur.” ifadesiyle yer bulmuştur 548. Buna göre Türkiye, Türk
vatandaşlarının faydalandığı medeni haklardan Türk uyruğuna geçenlerin de
yararlanmasını kabul etmiştir. Bu kararın Türkiye’de kalan Arnavutların
Türk vatandaşı kalmasında önemli olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.
Arnavutluk’un çabaları sonucunda 8 Haziran 1926 tarihinde Tâbiiyet
İtilâfnamesi’nin üç ve dördüncü maddelerinde yapılan değişiklikle taraflardan birini seçenlere verilen bir yıllık sürenin uzatılması kararlaştırılmıştır.
Dışişleri Bakanı T. Rüştü Bey ile Rauf Fitso arasında imzalanan protokol, 9
Haziran 1926 günü TBMM’de kabul ve tasdik olunarak yürürlüğe girmiştir 549.
546
H.Milliye, 13 Nisan 1926, s. 4.
LBK Tutanalklar-Belgeler, İkinci Takım, Cilt II, s. 9-13.
548
Ayhan Yalçın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları, Geçit Kitabevi, İstanbul, 1997, s. 37.
549
TBMM K.M., 1942, s. 1031.
547
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
157
4. Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti
Şehbenderlik Mukavelenamesi 550
Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler
dostane bir şekilde geliştiği için iki ülke, kendi ülkelerinde karşılıklı konsolos kabulü hususunu belirleyen ve başkonsoloslar ile vekillerinin hukuk,
imtiyaz ve muafiyetleri ile yetkilerini tespit eden şehbenderlik mukavelenamesi de imzalamaya karar vermişlerdir. Mukavelename, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tiran Fevkalade Murahhas ve Orta Elçisi Tahir Lütfi Bey ile Arnavutluk Dışişleri Bakanı İlyas Bey Viryoni tarafından karara bağlanmıştır. 11
Temmuz 1927 günü Tiran’da imzalanan 551 ve 21 maddeden oluşan bu mukavelename, 12 Nisan 1928 günü TBMM’de kabul ve tasdik olunmuş ve 6
Mayıs 1928 (gün ve 881 sayılı) “Resmi Gazete”de de yayımlanmıştır 552. Bu
mukavelename ile her iki ülkenin karşılıklı olarak diğerinin topraklarında
konsolosluk açabilmesi öngörülmüştür 553.
Gelinen süreçte Arnavutluk Hükûmeti bu mukavelenameyi onaylamakta geç kalmıştır. Daha sonra da 1 Eylül 1928 tarihinde Arnavutluk’ta
krallık ilân edilmiş olduğu için Türkiye-Arnavutluk ilişkileri kesintiye uğramıştır. Ancak 1931 yılında İstanbul’da toplanan Balkan Konferansı’na katılan Arnavutluk delegelerini Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in kabul etmesinden ve Arnavutluk Kralı Zog’a telgraf çekmesinden sonra ilişkiler normale dönmeye başlamıştır. İki ülke ilişkilerinin yeniden normale dönmesinden
sonra Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı, 14 Nisan 1932 tarih ve 1776/I numaralı yazıyla Türkiye Hükûmeti ile imzalanan ve diplomatik ilişkilerin kesintiye
uğramasından dolayı onaylanmayan Konsolosluk Anlaşması’nın onaylanması için hükûmetinden yetki istemiştir. Arnavutluk Bakanlar Kurulu da Dışişleri Bakanlığına 14 Mayıs 1932 tarih ve 358 sayılı kararı ile anlaşmayı onay-
550
Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk arasında imzalanan Şehbenderlik Mukavelenamesi’nin tasdikine dair Kanun no:1227, Resmi Gazete Sayı:881.
551
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s.18-19.
552
TBMM, K.M., 1928:112-120, Z.C., Dönem 3, Cilt 3, s.126.
553
Şimşir, a.g.e., s. 18-19.
158
HALİL ÖZCAN
lama yetkisi vermiştir 554. Böylce 1927 yılında hukukî çerçevesi tespit edilen
Şehbenderlik Mukavelenamesi beş yıl sonra yürürlüğe girebilmiştir.
C. Arnavut Ortodoks Kilisesinin Rum Ortodoks Kilisesinden
Bağımsız Olma Çabaları ve Türkiye’nin Desteği
Türkiye ve Arnavutluk arasındaki siyasî yakınlaşma dini meselelere
de etki etmeye başlamıştır. Bilindiği gibi Arnavutlar İslam dininin yanı sıra
Ortodoks Hıristiyanlığı da benimsemişlerdir. İstanbul’da ayrı bir Ortodoks
kilisesi olmaması sebebiyle Arnavut asıllı Türk Ortodokslar, Rumlarla birlikte Fener Patrikhanesine devam etmeye mecbur kalmışlardır. Bu durumdan
rahatsız olan Arnavut asıllı Türk Ortodokslar, hem bağımsız bir kilisede
ibadet etmek hem de Fener Patrikhanesinin fenalıklarına alet olmamak için
İstanbul’da Arnavut kilisesi adı ile bir kilise kurmaya karar vermişlerdir.
Onun için İstanbul’da yaşayan Arnavut kökenli Türk vatandaşları, Ortodoks
Arnavut Milli Kilisesi Komisyonu altında örgütlenmişlerdir 555.
Komisyon, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’ne müracaat ederek İstanbul’da bir kilise açmayı ve Arnavutluk’tan papaz getirerek ayinlerini Arnavutça yapmayı talep etmiştir. Ancak sayıları 30 bin kadar olan İstanbul’daki Arnavut Ortodokslarının Fener Rum Patrikhanesinden ayrılma talebi İstanbul’daki Rumları telaşa düşürmüştür. Arnavut Ortodokslar, Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmeti’nin de yardımıyla Fener Patrikhanesinin tüm ısrarına
rağmen patrikhaneden ayrılma ve ayrı bir kilise kurma kararından vazgeçmemişlerdir 556.
Arnavut kökenli Türk vatandaşlarının Fener Rum Patrikhanesinden
ayrılma girişimi Arnavutluk Hükûmeti’nin Arnavutluk kilisesini bağımsızlaştırma politikasından daha önce başlamıştır. Ahmet Zogu, 1924 senesinde
Yugoslavya’da mülteci olarak bulunduğu sıralarda, Yunanistan’ın da desteğini alabilmek için Ortodoks Arnavut Kilisesini ayırmayacağını vaat etmiş554
AMPJ, fon:251, yıl:1932, dosya:132, s. 5.
Ortodoks Arnavut Milli Kilisesi Komisyonu 17 Eylül 1927 günü “Cumhuriyet” gazetesine
açıklama göndermiştir (Cumhuriyet, 18 Eylül 1927, s. 2).
556
Cumhuriyet, 18 Eylül 1927, s. 2.
555
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
159
tir. Hatta 1926 senesinde Arnavutluk Hükûmeti ile Patrikhane arasında Arnavutluk kilisesi kurulmayacağına dair bir sözleşme imzalanmıştır. Ancak
Zogu, kral olduktan sonra kendi ülkesinin bağımsız kilisesini kurmak için
harekete geçerek 13 Şubat 1929’da Arnavutluk Ortodoks Kilisesini kurdurmuştur. Yunanistan kamuoyu buna çok şiddetli tepki vermiştir 557. Patrikhane
de yaklaşık sekiz sene boyunca Arnavutluk Kilisesinin bağımsızlığını
tanımamamıştır.
Arnavutluk Hükûmeti de Arnavutluk Ortodoks Kilisesinin bağımsızlığını sağlamak amacıyla Arnavutluk’tan İstanbul’a ruhani bir heyeti göndermiştir. Arnavutluk Kilisesi temsilcilerinin de yer aldığı heyet içerisinde
Ergiri Episkoposu Pandeli Kotokos ile Görice Episkoposu Evyogod Korilas
yer almıştır. Episkoposların takdis merasiminin 11 Nisan 1937’de İstanbulHeybeli Ada’da yapılmasına karar verilmiştir. Heybeli Ada’da yapılan takdis
merasimine İstanbul’da yaşayan hemen her yaştan Ortodoks Arnavut gelmiştir. Fener Patrikhanesinde yapılan törene Arnavutluk İstanbul Konsolosu
Asaf Caculi de katılmıştır. Fener Rum Ortodos Patrik’i Bünyamin tarafından
takdis edilen ve Arnavutluk konsolosu tarafından tebrik edilen yeni
Episkoposlar, Arnavutça bir teşekkür konuşması yapmışlardır. Takdis töreninden bir gün sonra (12 Nisan 1937) Patrikhane meclisi toplanarak Arnavutluk Ortodoks Kilisesinin istiklâlini tasdik etmiştir. Patrik Bünyamin bu
durumu aynı gün Arnavutluk Kralı ve hükûmetine telgrafla bildirmiştir 558.
557
Elçin Macar, Cumhuriyet Döneminde İstanbul Rum Patrikhanesi, İletişim Yayınları,
İstanbul, 2003, s. 153-154.
558
BCA, 8 Mayıs 1937, fon kodu:030.10, yer no: 233.573.12.
II. İTALYA’NIN ARNAVUTLUK’U NÜFUZU
ALTINA ALMASI VE BU DURUMUN TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİNE YANSIMASI
Türkiye ve Arnavutluk İstiklâl Mücadelesi’nde işbirliği yaptıktan
sonra bağımsızlıklarını kazanarak siyasal rejimlerini cumhuriyet olarak belirlemişlerdir. Siyasî rejimlerin belirlenmesinden sonra milli mücadeleler sürecinde kurulan iki ülke ilişkileri resmi olarak başlatılmıştır. Bu dönemde
(1925-1928 yılları) her iki ülke, heyecanla ve umutla geleceğe dönük gayretlerin içerisinde olmuş ve iki ülkenin ilişkilere dostluk havası egemen olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa da 1
Kasım 1926 günü TBMM’de Arnavutluk ile ilişkilerimizin normal ve dostane olduğunu ifade etmiştir 559.
Türkiye Arnavutluk siyasetini, bağımsız Arnavutluk’un sosyal hayatındaki reform çabalarına cesaret vermek ve bu gelişmeleri desteklemek
olarak belirlemiştir. Arnavutluk’u küçük kardeş olarak adlandıran Türkiye,
kendi reformlarını gerçekleştirirken Arnavutluk’un ilerlemesini ve Arnavutluk cumhurbaşkanının gayretlerini de yakından takip etmiştir. Aynı dönemler içinde Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu da ülkesini Türkiye gibi
içeride ve dışarıda gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmaya çalışmıştır. Benzer
mücadeleler için de gerek Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu gerekse Arnavutluk
halkı, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e karşı derin muhabbet ve hürmet hislerini her fırsatta ifade edip göstermişlerdir 560. Bunun bir
sonucu olarak Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu, Türkiye ile olan
yakınlığını sürdürmeye özel bir gayret sarf etmiştir.
Arnavutluk Cumhurbaşkanı 29 Temmuz 1926 günü Tiran Elçisi Tahir Lütfi Bey ile görüşmüştür. Cumhurbaşkanı, T. Lütfi Bey’e İtalya’da bu559
560
Söylev ve Demeçler C.I, s. 367.
H.Milliye, 4 Haziran 1928, s. 2. Cumhuriyet, 4 Haziran 1928, s. 2.
162
HALİL ÖZCAN
lunan Arnavut rejim muhaliflerinin Arnavutluk’ta bir isyan çıkararak
hükûmeti devirdikten sonra sabık Osmanlı Şehzadesi Ömer Faruk’u (Son
Halife Abdülmecid Efendi’nin oğlu), Arnavutluk tahtına geçirmek üzere
faaliyette olduklarını ifade etmiştir. A. Zogu’ya göre sabık şehzade, Brendizi
ve Bari’ye gelip muhaliflerle görüşmüştür. A. Zogu, bu görüşmede Arnavutluk Hükûmeti’nin bunlara karşı alacağı tedbirler hakkında da bilgi vermiştir.
Buna göre muhaliflerin etkili olması muhtemel olan Avlonya’da milis askerler yerine muntazam kıtaat ikame edilecektir 561.
Türkiye bu dönemde Arnavutluk’un iç işlerine karışmadan bu ülkeye destek vermeyi sürdürmeye çalışmıştır. Türkiye’nin Atina Elçiliğinden
Dışişleri Bakanlığına Selanik’teki Arnavutluk rejim muhalifleriyle ilgili bir
şifre telgraf gelmiştir. Bu şifre telgrafta iyi teşkilatlanan ve iki partiye ayrılan
Arnavut muhaliflerinden bazılarının Ahmet Zogu’nun katli ile başlayacak bir
ihtilâl çıkartmak üzere Yugoslavya ile anlaştıkları ve bu ihtilâli dört-beş
hafta zarfında yapabilecekleri bilgisi yer almıştır. Başbakan İsmet Paşa, kendisine 9 Ağustos 1927 günü arz edilen bu bilginin Arnavutluk Hükûmeti’ne
iletilmesi talimatın vermek suretiyle Ahmet Zogu’yu gelişmelerden haberdar
etmiştir 562. Aynı dönemde Türkiye’nin desteği bununla da sınırlı kalmamış
ve havacılık konusunda zayıf olan Arnavutluk subaylarının eğitimine Türkiye destek vermiştir. Eskişehir’deki Hava Mektebi’nde eğitim görecek olan
on Arnavut subayının eğitim ve uçuş masrafları ile oluşacak hasarların Arnavutluk ile Türkiye’nin samimi ilişkilerini sağlamlaştıracağı ve takviye
edeceği düşüncesiyle Türkiye Cumhuriyetince ödenmesi 22 Nisan 1928 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilmiştir 563.
İki ülke arasındaki sıkı dostluk ve dayanışmanın temelini beş asırlık
ortak geçmişe dayandırmak mümkündür. Bunun yansıması olarak Türkiye,
Arnavutluk’u kardeş bir ülke görürken Arnavutluk da Türkiye’yi duygusal
bağlarının güçlü olduğu bir vatan parçası gibi kabul etmiştir. Ancak bu dönemde Türkiye, kalkınmasını kendi öz kaynaklarıyla yapmaya çalışırken ne
561
BCA, 1926, fon kodu:30.10.0.0, yer no: 233.570.4. (EK-14).
BCA, 1927, fon kodu:030.10 yer no:254.710.23.
563
BCA, 1928, fon kodu:080.28.01.01., yer no:028.24.14.
562
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
163
yazık ki Arnavutluk, dış destek arayışına girmek suretiyle farklı politika
takibine başlamıştır. Arnavut aydın ve politikacılarının bir kısmı ülkelerinin
ekonomik kaynakların kıtlığını bu yanlış politikanın temeline gerekçe olarak
göstermişlerdir.
A. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin Ekonomik Durumu
Arnavutluk’un coğrafî yapısının aşırı dağlık olması ve ekilebilir toprak alanının azlığı sebebiyle halk, asırlardan beri farklı ülkelerde geçimini
temin etmenin yollarını aramıştır. Osmanlı döneminden önce bile Arnavutların İsviçre’de hatta Hollanda’da paralı asker olarak hizmet ettikleri bilinmektedir 564. Coğrafî konumunun verdiği avantajla Arnavutların bir kısmı da zaman içerisinde geçimlerini taşımacılıktan sağlamaya çalışmıştır. Osmanlı
döneminde Balkan ticaretinin gelişmesinde rol oynayan üç önemli güzergâhtan birisini Edirne-Dubrovnik ve Edirne-Avlonya hattı oluşturmuştur. Bu
hat, diğer hatlar 565 gibi doğu mallarının Balkanlara hatta Avrupa’ya taşınmasında önemli rol oynamıştır. Ancak, 18. yüzyılda Avrupa pazarlarında gıda
mallarının fiyatları yükselmiş, taşımacılık gelişmiş ve Balkanlar da dış pazar
için tarım ürünleri yetiştirilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte sahil ve limanlara yakın olan Arnavutluk ve Makedonya gibi bölgelerde âyan ve ağlar
ile reaya arasında şiddetli karşıtlık ve çekişmeler yaşanmaya başlamıştır. Bu
olumsuz gelişmeye rağmen Balkanlardaki ticari gelişmelerin sonucunda
Arnavutluk’ta küçük de olsa bir kesim deniz taşımacılığından zenginleşmiştir 566.
Arnavutluk’ta ekilebilir arazinin önemli bir kısmına çiftlik halinde
memleketin beyleri sahip olmuştur. Bu beyler, elde ettikleri gelir ile Arnavutluk’un şehirlerinde veya Avrupa’da yaşarken çiftliklerde çalışan köylülere mahsulden kendilerine yetecek kadar pay vermişlerdir. Çaresiz köylüler
bir yandan sıtmanın bir yandan frengi hastalığının tahribatı altında ezilmiş-
564
Koloğlu, “Osmanlı’nın Son Toprağı” s. 47.
Diğer hatlar, Edirne’den Erdel’e giden Edirne-Niğbolu-Braşov yolu ile deniz üzerinden
İstanbul-Akkerman-Lwow (Lehistan) hattıdır (İnalcık, “Türkler ve Balkanlar”, s. 24).
566
İnalcık, a.g.m, s. 24-25.
565
164
HALİL ÖZCAN
lerdir 567. Eski Başbakanlardan N. Fanoli Hükûmeti, bu problemi çözmek için
ziraat alanında reform yapmak istemiş, fakat büyük arazi sahiplerinin direnişi ile sonuç alınamamıştır. Aynı süre içerisinde ziraatın ıslahı için bir Macar
uzman davet edilmiş ve bu uzmanın hazırladığı rapor hükûmetçe tasdik edilerek milli meclise getirilmiştir. Fakat büyük toprak sahipleri, meclis ve
hükûmete egemen olduğu için bu raporun kabulü gerçekleşememiştir 568.
Ahmet Zogu cumhurbaşkanı olduğunda yaklaşık olarak 1 milyonluk
nüfusa sahip Arnavutluk’ta (27.539 km karede) henüz ziraat başlı başına bir
iktisat sistemi kuracak şekilde gelişememiştir 569. Dağlık olan Arnavutluk’ta
ziraat sahası ülkenin orta kısmında yer alan oldukça mahsuldar Merkiye
Ovası 570 ile Görice (Korça) ve Delvino Havzalarıdır. Bunlara ilave olarak
Arnavut nehirlerinin geçtiği ovalarda ziraat yapılabilmektedir. Ancak Arnavutluk’un yeşil ve güzel ovaları halkı zehirleyen birer sıtma yuvası haline
gelmiştir 571. Ovalarda mısır, buğday, arpa ve yulaf yetiştirilmekle birlikte
dışarıdan mısır, buğday ve pirinç alınmaktadır. Arnavutluk’un bu dönemde
aynı Türkiye gibi bir ziraat memleketi olduğunu söylemek mümkündür. Ancak gerek nüfusun araziye göre azlığı gerekse ahalinin çoğunlukla fakir halde bulunması sebebiyle mevcut olan arazinin hepsi de işletilememiştir. Ziraatın yanı sıra hayvan ve özellikle koyun ve keçi oldukça fazla yetiştirilmektedir. Çok kıymetli ormanlara sahip olmasına rağmen yolların bozukluğu ve
mülkiyet belirsizliklerinden dolayı Arnavutluk, dışarıdan kereste almak
mecburiyetinde kalmıştır. Orman ürünü olarak yalnızca ağaç kömürü ile
yakacak odun ihraç edilebilmiştir 572.
567
“H. Milliye” gazetesinde 9 Temmuz 1924’te yer alan bir haber de bu durumu doğrulamaktadır. Cemiyeti Akvam himayesinde bulunan aç ve sefil Arnavutluk çocuklarına yardım edilmek üzere bir tertibattan bahsedilmektedir. Arnavutluk’un bir tarafta Sırp ve İtalya diğer tarafta Yunanlıların daimi işgal ve taaruzlarına maruz kalmış olması bu dağlık ve kayalık memleketin süt tabiyesinden mahrum olması, Arnavutluk’u elim vaziyete idhal eylemiştir (H.Milliye, 9
Temmuz 1924, s. 3).
568
Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2258-2262).
569
Gross, a.g.m., s. 141.
570
H.Milliye, 10 Eylül 1926, s. 3.
571
Dağların arasından ovalar akarken ovaları bataklık haline getiren nehirler, halka hasar
veren felaket akıntıları olmuştur.
572
Hermann Gross, “Arnavutluğun İktisadî Bünyesi ve İktisadî Münasebetleri”, Balkan İktisadiyatı, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, İktisadî Bünye ve
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
165
Arnavutluk iptidai ve fakir bir ülke olmakla birlikte ülkenin yabancı
girişimcilerin dikkatini çekebilecek kadar yer altı madenlerine sahip olduğu
bilinmektedir. Avlonya civarında bir zift madeni işlenebilir durumdadır ve
ziftin senelik ihracatı büyük bir yekün tutmaktadır 573. İşkodra’nın güneyinde
zengin petrol kaynakları keşfedilmiştir. Ancak petrolün derinde bulunması
ve yakın çevresinde demiryolunun yapılmamış olmasından dolayı hemen hiç
petrol çıkarılamamıştır 574. Arnavutluk’ta doğramacılık, duvarcılık ve demircilik gibi elle işlenir sanayi mevcuttur 575.
Türkiye ve Arnavutluk arasındaki yaklaşım farklılıklarından birisi de
milli para konusunda takip ettikleri politikalarda görülmüştür. Bağımsızlık
sembollerinden birisinin de milli para olmasına rağmen bağımsızlıktan sonraki süreçte Arnavutluk’ta milli para politikasına geçilememiştir. Bunun
sonucu olarak 1920’li yılların ortasına kadar Arnavutluk’ta milli para olmadığından çeşitli bölgelerde muhtelif devletlerin akçesi geçerli olmuştur. Kuzey Arnavutluk’ta her nevi altından başka Avusturya gümüş kronlarıyla Yugoslavya frankları, Türk kuruş ve mecidiyeleri geçerliyken orta Arnavutluk’ta İtalyan lireti, Görice ve havalisinde ise dolar geçerlidir. Yunan hudutları civarında drahmi en çok geçerli akçe olmuştur. Bunun yanı sıra Arnavutluk halkı arasında farklı para birimleri geçerli olmakla birlikte Arnavutluk
Hükûmeti uluslararası hizmetlerde esas itibarıyla İsviçre frangı üzerinden
hesap görmüştür. Arnavutluk Hükûmeti, para konusunda bu kargaşayı ortadan kaldırmak için bir milli banka teşkil etme ihtiyacı duymuştur. Ancak
yanlış bir politikayla bu banka imtiyazı 15 Mart 1925 tarihli anlaşma gereği
İtalya’ya verilmiştir 576. İtalya bankasının şubesi sayılabilecek bir Arnavut
bankası kurulmasıyla da o tarihe kadar tedavülde olan on beş ayrı çeşit para-
Münasebetler, Haz. Muhlis Etem, Ahmet Sait Matbaası, İstanbul, 1933, s.142. Ancak sahil
kesiminde bulunan ormanlarda yakılan kömür, Arnavut kayıklarıyla Tunus, Trablus ve Mısır’a
ihraç edilmekte ise de bunun temin ettiği menfaat önemli bir yekün teşkil etmemektedir (Ayın
Tarihi, Temmuz 1927, s. 2258-2259).
573
Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2258-2259.
574
H.Milliye, 9 Mayıs 1927, s. 2.
575
Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2258-2259.
576
Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2260-2262.
166
HALİL ÖZCAN
nın yerini “lek” Arnavut para birimi almıştır 577. Aynı süreçte Türkiye milli
ve bağımsızlıkçı bir iktisat ve para politikası takip etmiştir.
Bu doğrultuda İstiklâl Mücadelesi’nden hemen sonra 1923 yılında
İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde banknot ihracı ile devlet
kredisini tanzim edecek bir merkez bankası oluşturulması üzerinde durulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, İstiklâl Mücadelesi’nin bıraktığı yıkımların
giderilebilmesi ve yeni ekonomik yapının yerleştirilebilmesi için Osmanlı
paralarının tedavülüne bir süre izin vermiştir. Ancak bu durum genç cumhuriyet liderlerini rahatsız etmeye başlamıştır. Cumhuriyet yöneticilerine göre
hemen yeni paralar basılmalı ve paraların üzerine yeni başkentle birlikte
Türk milletinin egemenliğini simgeleyen ifadeler bulunmalıydı. Ancak 1923
senesinde Türkiye Cumhuriyeti, para politikası belirleyecek imkânlara sahip
değildi. Hükûmet, adına para bastırmak yerine Osmanlı Devleti’nden intikal
eden 158 milyon lira değerindeki kaimeleri sabit tutarak tedavülde bulundurmayı kararlaştırmıştır. Bu sebeple de merkez bankası kuruluncaya kadar
devlet parası düzeyi sabit kalmıştır 578.12 Şubat 1924 tarihli kanunla Maliye
Bakanlığına madeni para basma yetkisi verilmiştir 579. Uzun hazırlıklardan
sonra 4 Eylül 1928’de Osmanlı kaimeleri tamamen tedavülden kaldırılmıştır.
11 Haziran 1930’da Merkez Bankası kurularak kağıt para basma yetkisi
1211 sayılı “T.C. Merkez Bankası Kanunu” ile Merkez Bankasına verilmiştir 580. Tam bağımsızlık ilkesi çerçevesinde hareket eden Türkiye Cumhuriyeti, 1930 senesinde de Türk parasının kıymetini koruma hakkında kanun çıkartmıştır 581.
577
Demirlika, a.g.e., s. 111.
Yılmaz, Osmanlıdan Cumhuriyete Dış Borçlar (Düyûn-u Umumiye), s. 277-278.
579
Bu çerçevede 10 Mart 1924 tarihli anlaşma ile Osmanlı Bankasının banknot çıkarma yetkisine son verilmiştir (Tanju Demir, “Cumhuriyet Dönemi Paralarında Siyaset ve İdeoloji
(1923-1950)”, 75 Yılda Para’nın Serüveni, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı
Yayınları, İstanbul, 1998. s.11-23). 5 Aralık 1927’de bir, beş, on, elli, yüz, beş yüz ve bin
liralık olmak üzere cumhuriyetin ilk kağıt paraları tedavüle sokulmuştur (Erdal Özbek, “Kuruş’tan Beş Milyonluğa: 75 Yılda Paramız”, 75 Yılda Para’nın Serüveni, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s.1.
580
Demir, a.g.m., s. 11-23.
581
20 Şubat 1930’da kabul edilen 1567 numaralı kanun ile: “Türk parasının kıymetini korumak amacıyla Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve
dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin
578
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
167
Türkiye milli para politikasının yanı sıra milli ve bağımsız bir ekonomi porgramı takip etmeye çalışmıştır. Türk İstiklâl Mücadelesi zaferle
sonuçlandıktan sonra henüz Lozan görüşmeleri sonuçlanmadan 17 Şubat - 4
Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde
Mustafa Kemal Paşa ekonomi ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştur:
“… Tarih, milletimizin itilâ ve inhitâtı esbabını ararken birçok siyasî, askerî, içtimâi sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok bütün bu
sebepler hadisat-ı ictimaiyede müessirdirler. Bir milletin doğrudan doğruya
hayatiyle alâkadar olan, o milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübenin
tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde tamamen
mütecellidir…” 582.
İktisat kongresindeki bu tespitler çerçevesinde ekonomik yönden geleceğin Türkiye’sinde alınacak tedbirler kararlaştırılmıştır. Bu kapsamda
cumhuriyetin ilânından 1930 senesine kadar kapitülasyonlar kaldırılmış ve
ülkenin gelir kaynakları bir düzen içerisine alınmaya çalışılmıştır. Mustafa
Kemal Paşa da bu dönemde yurt içi seyahatlerinde beraberinde götürdüğü
uzmanlara her bölgenin ekonomik bakımdan durumunu inceletmiştir. Bu
çalışmaların sonucunda 1930’lu yıllarda Türkiye sanayi plânlarını uygulamaya başlamıştır. Aynı dönemde istiklâlini kazanan Arnavutluk’ta iktisadî
ve siyasî politikalar, ülkeyi İtalya bağımlılığına götürmeye başlamıştır.
İşgaller ve iç isyanlar sebebiyle Arnavutluk’ta gelir-giderlerin düzenli bir şekilde tespiti ilk defa 1925-1926 malî yılı için yapılmış ve yabancı
sermayenin yardımına rağmen bütçe dengesini oluşturmak mümkün olmamıştır 583. Arnavutluk, yeniden bağımsızlığını kazanmasına ve siyasî rejimini
tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden
belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, prim tahsili suretiyle bedelsiz ithal izni vermeye, ihracata, ithalata, özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu karar ile tayin ve
tesbit edilmiştir.” (http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/482.html. 28.05.2009).
582
A.Afetinan, Türkiye Cumhuriyetinin İkinci Sanayi Planı 1936, TTK Basımevi, Ankara,
1989, s. vıı, 57.
583
M.Frashëri’nin Lozan Konferansı’nın 4 Ocak 1923 günkü çeşitli malî hükümleri görüşme
oturumunda Fransız ordularının 1916 yılından 1920 yılına kadar Görice (Kortcha) ilinin bütçe
168
HALİL ÖZCAN
belirlemesine rağmen takip edilen yanlış ekonomi politikası sebebiyle kendi
ekonomik kurallarını ve vergi sistemini uzunca bir süre oluşturamamıştır.
Hayvanlardan ve zirai ürünlerden alınan vergileri 584 ise ancak Türk vergi
sistemine göre tahsil edebilmiştir 585. Oysa Türkiye Cumhuriyeti liderleri,
aynı dönemde bütçe ve iktisadî konularda oldukça titiz davranmıştır.
Türk İstiklâl Mücadelesi’nin lideri Mustafa Kemal’in amacı ülkesinin tam bağımsızlığını gerçekleştirmek olmuştur. Tam bağımsızlığın gerçekleşebilmesi için malî bağımsızlığın korunması gerekirdi ve onun için de denk
bütçe yapılması kaçınılmazdı. Mustafa Kemal de 1 Kasım 1922 tarinde
TBMM açış konuşmasında: “Malî istiklalin ilk şartı, bütçenin ekonomik
yapıya uygun ve denk olmasıdır.” demiştir 586. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk
bütçesi ise 1924 yılında yapılmış ve 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye’nin 92.
maddesiyle de her yıl kasım ayında bütçenin TBMM’ne sunulması kararlaştırılmıştır 587. Türkiye’de bütçe politikası “denge” kavramı üzerine oturtulmuş ve gelir ile giderin denkliği şart koşulmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın
bütçe konusunda titiz davranmasının sebebi devlet hazinesinin yurt içinde ve
dışında güçlü ve güvenilir kılınarak iktisadî bağımsızlığı sürdürebilmesidir.
Bu dönemde savaştan çıkan devletin ekonomik olarak sıkıntılarının çokluğuna rağmen halktan alınan vergiler yeniden düzenlenerek halka ağır gelen
vergi ve harçlar kaldırılmıştır 588. Türkiye’nin İstiklâl Mücadelesi’nin liderlerinin iktisadî bağımlılığın ülkeyi nereye getirdiğini yaşayarak tecrübe etmesi
sonucu Türkiye tam bağımsızlık ve iktisadî bağımsızlık konusunda oldukça
hassas davranmıştır. Oysa Arnavutluk liderlerinde aynı hassasiyet görülmemiştir.
fazlasını Arnavutluk Hükümeti’nin kullanımına bıraktığını belirtmiş, İtalyan Hükümeti de
işgal ettiği Ergiri ilinin gelirlerine aynı şekilde işlem uyguladığını bildirmiştir. Buna karşılık
Avusturya Hükümeti’nin Wienerbank’a yatırılmış 30 milyon kuruonu mütarekeden sonra
kendi ihtiyaçları için kullandığını açıklamıştır (LBK, s. 250-251).
584
Arnavutluk’un 1931-1932 yıllarının gelirlerinin yaklaşık % 58’i vergilerden oluşmuştur
(Gross, a.g.m., s. 153).
585
Gross, a.g.m., s. 152-154.
586
Yılmaz, a.g.e, s. 296.
587
Yalçın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları, s 38.
588
17 Şubat 1925’te Aşar’ın kaldırılması sebebiyle 1925 yılı bütçesi, 1929 malî buhranın
etkisiyle de 1931 yılı bütçesi açık vermiştir. Ancak bütçe açıkları sebebiyle borçlanmak yerine
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
169
Arnavut liderler, tüm enerjilerini sağladıkları dış destekle Osmanlı
Devleti’nden bağımsızlığını kazanmak için kullanmış ve ekonomik sorunların çözümü için de bu dış desteğe güvenmişlerdir. Ancak Arnavutluk’un
destekçilerinin başında gelen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu I. Dünya
Savaşı’ndan mağlup olarak çıktığı için Arnavutluk’a yardım edememiştir.
Bu durum göstermektedir ki herhangi bir ülkenin dış ekonomik desteğiyle
kendi bağımsızlığını temin etmesi ve bunu sürekli hale dönüştürmesi mümkün değildir.
Arnavutluk’un hiçbir ülke topraklarında hak iddiası olmamasına
rağmen Arnavutluk toprakları bağımsızlığını ilân edildiği 28 Kasım 1912
tarihinden itibaren on yıl süreyle haksız ve hukuksuz işgallere maruz kalmıştır. İşgalci komşu devletler, özellikle Yugoslavya ve Yunanistan ekonomilerini dış destekle sağlamalarına rağmen emperyalist emellerinden vazgeçmemişlerdir. Aynı dönem içerisinde Türkiye’nin de benzer ekonomik sıkıntılar
ve işgaller sürecini yaşamasına rağmen takip edilen akılcı ve milli politikalar
sonucu Türkiye ekonomik bağımsızlığını kazanıp koruyabilmiştir.
B. Türkiye-Arnavutluk Ticari İlişkileri
Türkiye, diplomatik ilişkilerini başlattıktan sonra 1925 senesinde
Avlonya’da bir konsolosluk açmıştı. Siyasî rejimlerini cumhuriyet olarak
belirlemiş olan her iki ülke de artık kendi iç bünyesinde devlet kurumlarını
yeniden oluşturarak toplumsal alanda reformlar yapma çabası içerisine girmiştir. Ekonomik yatırımları artırma isteği de aynı çabaların sonucudur. İki
ülke arasında siyasî ilişkilerinin kurulması sonucunda oluşmuş olan dostluk
ve kardeşlik ortamının kalıcı hale gelebilmesi için ticari ilişkilerin kuvvetlendirilmesi ihtiyacının hissedilmesi de aynı döneme rastlamaktadır.
Türkiye ile Arnavutluk arasında imzalanan 15 Aralık 1923 tarihli üç
anlaşmanın onaylanmasından hemen sonra 14 Nisan 1925’te iki ülke arasında ticari ilişkilerin kurulması gündeme gelmiştir. İstanbul Arnavutluk Konsolosu Nezir Bey, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki dostluğun zaten var
yeni vergiler konulmuştur (Yılmaz, a.g.e., s. 296).
170
HALİL ÖZCAN
olduğunu ifade ederek formaliteden ibaret olan anlaşmanın tasdikinden sonra
ticari ve iktisadî ilişkilerin başlamasının da doğal olduğunu bildirmiştir. Türkiye-Arnavutluk anlaşmalarının onaylı suretlerini teati etmek üzere Türkiye’ye gelen Rauf Fitso Bey de Arnavutluk’un tek amacının iktisadını geliştirmek olduğunu açıklamıştır. Rauf Bey, hükûmetinin Cemal Efendi ile kendisine ticaret anlaşması imzalanması için yetki talimatı verdiğini beyan ederek 589 Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile bu meseleyi görüşeceğini ifade etmiştir 590.
Gerek Arnavutluk İstanbul Konsolosu Nezir Bey’in gerekse de Türkiye ile Arnavutluk arasındaki anlaşmaların teatisi için Türkiye’ye gelen
Rauf Bey’in iki ülke ekonomik ilişkilerinin gelişmesi konusundaki açıklamalarına ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü Türkiye ile Arnavutluk
heyetleri arasında dostluk, ikamet ve tâbiiyet anlaşmalarının imzalandığı
Aralık 1923’te Arnavutluk Maliye Bakanı Nikolas Thashi, çeşitli ticari konuları düzenlemek amacıyla İtalya’ya gitmiştir. Yapılan müzakereler sonucunda da iki ülke arasında ticaret ve dolaşım anlaşması imzalanmasına karar
verilmiştir 591. Bu anlaşmanın Türkiye’yi ilgilendiren boyutu, İtalyan gemilerinin transit vergilerden muaf tutulmasıyla gerek Arnavutluk ve gerekse İtalya’nın üçüncü bir ülkeye imtiyaz verilmesini önleme konusunda da mutabık
kalmış olmalarıdır. Bu durum Arnavutluk’un dış politikasında ve ekonomisinde İtalya’ya bağımlılığının önünü açmıştır. İtalya Başbakanı Mussolini,
bu anlaşmanın İtalya ile Arnavutluk arasındaki dostluk bağını güçlendirmesinin önemine dikkat çekmek suretiyle bu konuya açıklık getirmiştir. 20
Ocak 1924’te imzalanan bu anlaşma daha Türkiye-Arnavutluk anlaşmaları
onaylanıp yürürlüğe girmeden önce 15 Mart 1925 tarihinde onaylanmıştır 592.
Bu anlaşma ile İtalya, Arnavutluk’ta en çok tercih edilen ülke statüsü kazanmıştır.
589
Cumhuriyet, 4 Mayıs 1925, s. 1.
Cumhuriyet, 24 Mayıs 1925, s. 1.
591
Owen Pearson, Albania and King Zog: Independence, Republic and Monarchy 19081939, The Center of Albanian Studies In Association with I B Tauris&Co Ltd., Newyork,
2004, s. 216.
592
Pearson, a.g.e., s. 216,245.
590
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
171
Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen Türkiye Dışişleri Bakanlığı,
siyasî ilişkilere de katkı sağlayacağını düşünerek Arnavutluk ile ticaret anlaşması yapılmasının faydalı olacağına karar vermiştir. Türkiye’nin Tiran
Elçiliği de Arnavutluk Hükûmeti’nin Türkiye ile bir ticaret anlaşması imzalama konusunda istekli olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine önce Ticaret
Bakanı Ali Hayati Bey 593 başkanlığındaki bir heyete (29 Nisan 1926 günü
3506 nolu kararname ile) Arnavutluk ile ticaret anlaşması yapma (altı aylık)
yetkisi verilmiştir 594. Altı ay içerisinde ticaret anlaşmasının imzalanamayacağı anlaşıldıktan sonra da Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Arnavutluk
Hükûmeti ile imza edilecek ticaret mukavelenamesini Ankara’da, konsolosluk ve iade-i mücrimin (suçluların iadesi) mukavelenamelerini Tiran’da müzakere etmek ve imzalamak üzere Tiran Elçisi Tahir Lütfi Bey’e 28 Ağustos
1926 tarihinde 3921 nolu kararname ile yetki vermiştir 595. Türkiye’nin ticari
anlaşma yapılmamasından rahatsız olduğunu hisseden Arnavutluk Ankara
Elçisi Rauf Fitso Bey, Türkiye Dışişleri Bakanı ile görüşerek kısa bir süre
içerisinde ve bir ticaret ve konsolosluk anlaşmalarının görüşmelerine başlanacağını belirterek bu hususta Arnavutluk Hükûmeti’nin samimi arzu gösterdiğini ifade etmiştir 596.
Türkiye de bu süreçte gerekli tedbirleri almaya çalışmıştır. Bu amaçla Arnavutluk ile ticari anlaşma yapmadan önce Avlonya Konsolosluğuna
Arnavutluk’un ekonomik durumu ile ilgili geniş bir rapor hazırlattırmıştır.
Raporda Arnavutluk’un ekonomik yapısı ile Türkiye başta olmak üzere diğer
ülkelerle olan 1921-1924 iktisadî ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Türkiye, bu rapordaki bilgiler ışığında Arnavutluk ile yapacağı anlaşmaya
yön vermeyi amaçlamıştır. Bu raporun kısa bir özeti “Cumhuriyet” gazetesinde 597 ve tamamı da “Ayın Tarihi” dergisinde 598 yayımlanmıştır. Asıl tablo
593
Ticaret Vekili Ali Hayati Bey’in başkanlığındaki heyet daha önceden Belçika ve diğer
devletlerle ticaret anlaşması görüşmelerini yürüttüğü için Arnavutluk Hükümeti ile imzalanacak olan ticaret anlaşması için de görevlendirilmiştir (BCA 1926:fon kodu:18.01.01., yer no:
018.28.5).
594
BCA, 1926, fon kodu:18.01.01. yer no:018.28.5.
595
BCA, 1926, fon kodu:080.18.01.01, yer no:020.43.2.
596
Cumhuriyet, 6 Ocak 1927, s. 2.
597
1 Nisan 1926, s. 2.
HALİL ÖZCAN
172
oldukça ayrıntılı olduğu için ithalat ve ihracatı az olan ülkeler buradaki listeye alınmamıştır.
Arnavutluk’un İthalat ve İhracatı (1921-1924) 599
İthalat (Frank Altın)
İhracat (Frank Altın)
Devletler
1921
1922
1923
1924
1921
-------
192,924
63,370
136,338
--------
133,206 2,61182, 2,255,555
İngiltere 1,135,344 326,298
58,441
20,592
--------
36,592
Amerika
İtalya
1922
1923
44,575
1924
2,840
13,175,9 8,389,17 15,953,77715,462,923 1,613,498 2,36,260 4,910,669 6,378,165
Avusturya 669,466 372,185
97,991
20,415
--------
--------
-------
--------
Yunaniastan 2,35,193 1,406,377 3,744,141 3,898,801 487,803 532,954 839,449 3,424,814
Yugoslavya 334,741
Türkiye
Toplam
671,38
596,20 1,699,314 554,137
88,490
660,154
--------
498,915
83,392
100,611 209,607
1,958
14,155
306,886
500
18,235791 12,99,517 23,418,35 20,489,588 2,189,791 2,961,996 8,137,917 12,279,410
Bu tabloda Türkiye’den Arnavutluk’a 1921 senesinde 671,038 altın
franklık mal ithal edilmiş olduğu görülmektedir. Arnavutluk’ta halk kitlesinin Türkiye’ye karşı saygısı ve bağlılığının bu ticarete yansımış olduğu dü598
599
Numara 40, cilt 13, Temmuz 1927.
Asıl tabloda yer alan ülkelerin tamamı için bakınız Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2262.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
173
şünülebilir. 1921 ve 1922’de İstanbul’da İtilâf Devletleri işgali devam ediyor
olmasına rağmen Arnavutların gerek yabancı gerekse Arnavutluk pasaportu
ile seyahat edebilmeleri sebebiyle Türkiye’nin ihracatı yedi yüz bin altın
frank gibi bir miktara ulaşmıştır. Özellikle kadın çarşafları, havlu ve peştamal gibi dokumalarla diğer kadın ziynetleri Türkiye’den alınmıştır. 1922 ve
1923 senelerinde Türkiye’nin ihracatı azalmış ve özellikle de 1924 senesinde
83,392 altın franklık bir miktara düşmüştür. Bu düşüşün sebebi Arnavutluk’ta bir Türk şehbenderin bulunmamasının yanı sıra Türkiye’de ticaret
yapan Arnavutların seyir ve seferinin bir kural çerçevesinde düzenlenememesi ile siyasî ilişkilerin de resmen başlatılamamış olmasıdır 600.
Tabloda görüldüğü üzere İtalya, 1920’de Arnavutluk’un bağımsızlığını tanıdıktan sonra bu ülkede ticaret hacminin önemli bir miktarda artırmıştır. Daha sonra İtalya Hükûmeti Arnavutlukla bir ticaret muahedesi imzalayarak kendi ithalatını özel tarifeye tabii tutturmayı başarmıştır. Bu nedenle
Türkiye’nin de Arnavutluk ile ticaretini geliştirebilmesi için İtalya’ya tanınmış olan haklara benzer şartlarda bir ticaret anlaşması imzalaması zorunlu
görülmüştür. Türkiye ile Arnavutluk ticaretinde bir diğer önemli engel ise
nakliyat konusunda olmuştur. İstanbul’dan kalkış yaparak Yunanistan ya da
İtalya’ya gitmekte olan ticaret gemileri ancak aktarma suretiyle Arnavutluk’a ulaşabilmektedir. Aktarma sebebiyle hem nakliye bedeli artmakta hem
de eşya bazen ziyan ve hasara uğramaktadır 601. Bütün gelişmeler, Arnavutluk’ta İtalya’nın ticaret hacminin artırmasında etkili olmuştur.
Yukarıdaki tabloda İngiltere’nin 1921 ve 1922’de 1.5 milyon altın
franklık ihracat hacmine ulaşmasıyla Arnavutluk’a olan ticari ilgisinin arttığını söylemek mümkündür. İngiltere’nin Arnavutluk’a olan ticari ilgisinin
artışında Arnavutluk’ta zengin petrol yatakları olmasının gündeme gelmesiyle birlikte İngiltere’nin Arnavutluk’u Milletler Cemiyeti üyeliği için destekleyerek karşılığında petrol imtiyaz anlaşması yapmasının etkisi olmuştur.
600
601
Cumhuriyet, 1 Nisan 1926, s.2. Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2262-2265.
Ayın Tarihi, Temmuz 1927, s. 2262-2265.
174
HALİL ÖZCAN
Buraya kadarki ifadelerin de teyit ettiği üzere Arnavutluk’un Türkiye’ye yönelik politikasında ekonomik ilişkileri geliştirmek öncelikli bir
amaç olmamıştır. Bunun nedeni Arnavutluk Hükûmeti’nin Arnavutluk ile
benzeri ekonomik şartlarda kalkınma hamlesi başlatan Türkiye’den kredi
temin edemeyeceğini düşünmüş olması ihtimalidir. Bunun sonucu olarak
Arnavutluk, yeniden bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye’de kalan ve
sonradan Türkiye’ye göçmek zorunda kalmış olan Arnavutların sorunlarını
çözmeye öncelik vermiştir. Bu dönemde Arnavutluk Türkiye ile ticaret anlaşması yapacağını beyan ederek Türkiye’nin ticaret anlaşması yapması talebinin önüne geçmiş ancak anlaşma yapmamıştır.
Sonuç olarak Arnavutluk, bu dönemde Türkiye ile anlaşma yapmak
yerine, ticari olarak İtalya’ya imtiyazlar sağlayan bir anlaşma yapmış ve bu
anlaşma ile Arnavutluk’un başka bir ülkeyle ticaret anlaşması yapması da
engellenmiştir. Bu sebeple Türkiye ile Arnavutluk arasında konsolosluk ve
ticaret müzakereleri birlikte yürütüldüğü halde 11 Temmuz 1927’de Konsolosluk Anlaşması imzalanmış ancak ticaret anlaşması imzalanamamıştır.
C. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin İtalya’ya Yaklaşmasının
Sebepleri ve Sonuçları
İtalya’nın Arnavutluk’a olan ticari ilgisi, Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanmasından önceki dönemlere rastlamaktadır. İtalya’nın Bologna
bölgesinde İtalya Ticaret Bankası ve İtalya Bankası içerisinde faaliyet gösteren Giacomo Vismara önderliğindeki bir grup, merkez Arnavutluk’taki orman işletmeciliği, toprak ıslahı, köprü ve demiryolu yapımı işlerine talip
olmuş ancak Libya (Trablusgarp) Savaşı sebebiyle bu taleplerini gerçekleştirememiştir. Arnavutluk içerisinden geçerek Balkanları Adriyatik’e bağlayacak olan demiryolu projesine destek İtalyan sermayesinden gelmiş, fakat
Osmanlı Devleti bu projeye soğuk bakmıştır. Demiryollarında istediğini
alamayan İtalyanlar, Arnavutluk limanlarındaki denizcilik faaliyetlerinde
etkinlik kazanmışlardır. İtalyan menşeli olan Pugila ve Navigazione Genera-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
175
le şirketleri Adriyatik’in iki tarafında Avusturya-Macaristan’a rakip olarak
taşımacılık yapmışlardır 602.
Bağımsızlığını ilân ettikten sonra I. Dünya Savaşı ve sonrası işgallere maruz kalan Arnavutluk’un I. Dünya Savaşı sonrası ticari olarak İtalya’ya
yaklaşmasının sebeplerinden biri de Arnavutluk’un güneyde Yunanistan,
kuzeydoğu’da da Yugoslavya ile olan sınır anlaşmazlıklarıdır. İtalya’nın
Paris’teki Elçiler Konferansı’nda 9 Kasım 1921’de imzalanan protokolle
Arnavutluk sınırlarında oluşabilecek herhangi bir değişikliğin kendi stratejik
güvenliğini tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle bu ülke üzerinde ayrıcalıklı bir
konum elde etmiş olması da sebepler arasındadır. İngiltere, benzer şekilde
Arnavutluk’ta kendi iktisadî alanını genişletirken İtalya’nın Arnavutluk’ta
siyasî ve stratejik üstünlüğünü dikkate alarak bu ülke içinde iktisadî nüfuzunu genişletme imkânı bulmuştur 603.
İtalya, Arnavutluk konusunda İngiltere ile işbirliği yaparken asırlardır süren Avusturya rekabetinden kurtulmuş ve daha aktif politika izlemeye
başlamıştır. Arnavutluk’un bağımsızlığına destek veren İtalya, aslında bağımsız ama gerçekte tamamen kendine bağımlı bir Arnavutluk yaratmak
istemiştir. Bu yüzden de İtalya, Arnavutluk’taki nüfuzunu daha da kalıcı hale
getirebilmek için siyasî ve stratejik üstünlüğünü ekonomik ayrıcalıklarla da
pekiştirmeyi gerekli görmüştür.
Başbakan Ahmet Zogu, başlangıçta İtalya nüfuzu altına girmek istememiş ve 25 Mart 1922’de ülkesindeki yabancı sermayeyi artırabilmek
için Milletler Cemiyeti’nden finansal yardım ve teknik uzman talep etmiştir 604. Milletler Cemiyeti’nden gelen teknik personelin raporu doğrultusunda
bir gelişme programı hazırlayan A. Zogu, bunun finansmanı için önce Milletler Cemiyeti’nden 22 milyon dolar istemişse de hem Avrupa devletlerinin
istikrarsızlıkları hem de bazı belli güçlerin engellemesi ile Milletler Cemiyeti
Arnavutluk’un finans talebini karşılamamıştır 605. Zogu, Yugoslavya desteği
602
Roselli, a.g.e., s. 4.
Roselli, a.g.e., s. 10-11.
604
Roselli, a.g.e., s. 10-11.
605
Kollu, a.g.e., s. 207-208.
603
176
HALİL ÖZCAN
ile Aralık 1924’te iktidara yeniden geldikten sonra 606 bu ülkeden de 240 bin
sterlin borç talep etmiştir. Ancak talebi yerine getirilememiştir 607. Yugoslavya’dan da destek bulamayan Ahmet Zogu, İngiliz sermayesini ülkesine çekebilmek için gayret göstermiştir. Öncesinde Anglo-Persian Oil Company de
Ahmet Zogu’nun iktidara yeniden gelmesi için destek vermiştir. Zogu, ekonomik ilişkileri geliştirebilmek için İngiltere’ye İtalya’nın haberi olmadan
Arnavut jandarmasının yönetimi ile tütün ve petrol çıkarma imtiyazı vermiştir 608. Ancak İngiliz Hükûmeti, Arnavutluk’un petrol kaynakları üzerindeki
haklara ilişkin bir anlaşma üzerinde doğrudan doğruya İtalya ile görüşmelere
başlamada bir tereddüt görmemiştir. Görüşmelerde İtalyanlar, AngolaPersian Oil Company’nin tekel olmadığı konusunda İngilizlerce ikna edilmiş
ve bu şirketin Arnavutluk’ta aldığı tavize karşılık, İtalya Devlet Demiryollarına 60 sene süreyle 80 bin hektar Arnavutluk arazisi verilmesi kararlaştırılmıştır. İtalya Ulaştırma Bakanlığı da Azienda Italiana Petroli Albanesi
(AIPA) isminde bir firma kurmuştur 609.
Bir müddet sonra Angola-Persian Oil Company, Fransız ve Amerikan petrol firmalarıyla birlikte Kuçove bölgesinde ciddi miktarda petrol
bulmuştur. Ancak petrolün kalitesi düşük çıkmıştır. Bunun üzerine İngiliz,
Fransız ve Amerikan petrol firmaları Arnavutluk’taki girişimlerinden vazgeçerek aldıkları petrol çıkarma ve işleme imtiyazlarının süresinin dolmasını
beklemişlerdir. Bu firmalar nihayetinde Arnavutluk petrolleri için aldıkları
bu imtiyazları İtalyan AIPA firmasına satmışlardır. Böylece bu ülkelere ait
petrol alanlarının imtiyaz hakkı AIPA’ya geçmiştir. İtalya kıyılarına çok
yakın olan bölgede bulunan Arnavutluk petrolüne sahip olmak konusunda
İtalya Faşist Hükûmeti oldukça istekli davranmıştır 610. Nihayetinde Kuçove
606
Glenny, a.g.e., s. 345.
Zaman, 13 Ocak 1935, s. 2.
608
Dibra, a.g.e., s. 304-305.
609
Pearson, a.g.e., s. 245.
610
İtalya Başbakanı Mussolini için petrol ve maden rezervlerine sahip Arnavutluk’un kıyı,
güney ve orta kesimine İtalyanlar yerleştirilebilirdi. Mussolini, İngiltere’nin desteğini sağlayarak önce Arnavutluk Cumhurbaşkanı A. Zogu’yu ekonomik anlaşmalarla ve teknik yardımlarla siyasî nüfuzu altına almayı denemiştir. Bu amaç doğrultusunda 1926 yılı kasım ayında
Arnavutluk iflasa yaklaştığında ülkenin kuzeyinde ciddî bir ayaklanma başlamış ve Zogu,
İtalya’dan yardım istemek mecburiyetinde kalmıştır (Glenny, a.g.e., s. 346).
607
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
177
petrol sahasından Avlonya Limanı’na kadar bir boru hattı döşenmiş ve buradan çıkarılan petrol, gemilerle işlenmek üzere İtalya’ya nakledilmeye başlanmıştır 611.
Milletler Cemiyeti’nden destek bulmada, İngiliz sermayesini ülkesine çekmede ve Yugoslavya’dan borç almada başarısız olan Arnavutluk
Cumhurbaşkanı A. Zogu, başarılı bir ekonomik gelişmenin yabancı yardımı,
yatırımı ve sermayesiyle gerçekleşebileceğine inanmıştır. A. Zogu, Yugoslavya’nın yardımı ve İngiltere’nin desteği ile yeniden iktidara gelmiş olmakla birlikte bu ülkelerden ve Milletler Cemiyeti’nden gerekli malî desteği
temin edemediği için İtalya’ya yanaşmak mecburiyetinde kalmıştır. Bu gelişmelerde elbette ki İngiltere’nin Arnavutluk’ta başta petrol olmak üzere
istediği gibi ekonomik faaliyet alanı bulamamış olmasının da etkisi olmuştur. İtalya ise ekonomik yardım sayesinde Arnavutluk üzerinde politik baskı
kurarak Balkanlar siyasetine müdahale edebilmeyi amaçlamıştır. İtalya’nın
Balkanlara yönelik bu politikaları yakın bir gelecekte doğrudan doğruya
Türkiye’yi de ilgilendirecektir.
Tüm bu gelişmelerden sonra A. Zogu, malî kaynak temin edebilmek
için mevcut ticaretin üçte ikisinin yapıldığı İtalya ile müzakereleri başlatmıştır. Bunun sonucu olarak 15 Mart 1925’te Arnavutluk ile İtalya arasında
ticaret anlaşması imzalanmıştır 612. Bu anlaşma çerçevesinde ilk aşamada
İtalya ağırlıklı Arnavutluk milli bankasının kurulmasına finansal destek sağlanmıştır. Altın frank olarak adlandırılan Arnavutluk para biriminin tanınması ve hisse senedi verme yetkilerine sahip olacak bir merkezi banka oluşturulması için İtalyan finansörleri ile 50 yıllık bankacılık anlaşması imzalanmıştır 613.
611
Pearson, a.g.e., s. 245.
Kollu, a.g.e., s. 207-208. Pearson a.g.e., s. 245.
613
Bu tarihe kadar Arnavutluk’un milli bir para birimi yoktur. 20 altın franktan oluşan parçalar
(Napolyon ), 10 altın frank parçalar, İngiliz altın lirası, Avusturya-Macaristan gümüş kronları
ve Maria Teresa gümüş dolarları o ana kadar piyasada dolaşımdadır (Pearson, a.g.e, s. 247).
612
178
HALİL ÖZCAN
1. Arnavutluk Milli Bankası
(Banca Nasionale D’Albania)’nın Kurulması
Türkiye ve Arnavutluk, istiklâl mücadelelerini kazanmasını müteakip siyasî rejimlerini cumhuriyet olarak belirlemiş ve uzun süren savaşın
sonrasında ülkelerinin ihtiyacı olan bayındırlık, imar ve yatırım faaliyetlerine
başlamıştır. Her iki ülke de sermaye ihtiyaçlarını karşılayabilmek için merkez bankası görevini yerine getirecek olan milli bir bankaya ihtiyaç duymuştur. Osmanlı Devleti tecrübesi bulunan bu iki devlet, banka kuruluşunda
birbirinden tamamen farklı bir politika izlemiştir. Arnavutluk, milli bankasını kurarken Osmanlı Bankası’nın kuruluş sürecini takip eder bir görünüm
sergilerken Türkiye, Osmanlı Bankası tecrübesiyle oldukça dikkatli hareket
etmiştir.
1856'da İngiliz sermayesiyle Londra’da kurulan Ottoman Bank’a
1863 senesinde Fransız iştirakçiler katılmış ve bankanın adı da Bank-ı Osmanî-i Şahane olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Devletiyle 4 Şubat 1863’de
imzalanan sözleşmeyle banka Paris’te faaliyetine başlamıştır. Bankanın kuruluş amacı Osmanlı Devleti’nin sermaye ihtiyacını piyasalardan uygun şartlarda borçlanarak karşılamaktır. Bankanın idaresi ve denetimi tüzüğü gereği
Londra ve Paris’teki komitelerin tekeline bırakılmıştır. Bankanın faaliyet
merkezi olan İstanbul’daki genel müdürlüğün üyelerini dahi bu komiteler
atamıştır. Osmanlı Bankası, banknot basabilme, değersiz madeni paraları
tedavülden kaldırabilme, hazineye ait gelirleri toplayabilme ve hükûmete
kredi verme yetkilerine sahip olmuştur. Ayrıca bankanın hisse senetleri ile
muhtelif ticari kâğıtlarına vergi muafiyeti getirilmiş ve bankanın faaliyet
göstereceği yerlerde arsa ve binaların bedava verilmesi kararlaştırılmıştır 614.
614
Kaya Bayraktar, “Osmanlı Bankasının Kuruluşu”, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi,
Cilt 3, Sayı 2, 2002, s. 75-83. Bankanın kronolojik olarak açtığı ilk şubelerden bir kaçı şöyle
sıralanabilir; 1856 senesi: Londra, İstanbul, İzmir, Kalas ve Beyrut. 1861 senesi: Bükreş. 1862
senesi: Selanik, Aydın, Afyon Karahisar, Manisa ve Larnaka. 1865 senesi: Isparta. 1867 senesi: İskenderiye. 1869 senesi:Antalya. 872 senesi: Port-Said. 1875 senesi: Rusçuk, Edirne,
Bursa ve Şam. 1878 senesi Filibe (http://www.obarsiv.com/ob-tarih.html 29.05.2009). 1883
senesinde 14 olan şube sayısı 1909 yılında 55’e çıkmıştır (Bige Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk-Fransız İlişkileri Fransız Arşiv Belgeleri Açısından 1919-1922, TTK, Basımevi, 1994, s. 20).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
179
Dolaysıyla Osmanlı merkez bankası işlevini gören bankanın merkezi, sermayesi ve yönetimi yabancıların denetiminde kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti liderleri Osmanlı Bankası deneyiminin verdiği
tecrübe ile merkez bankası kurulurken son derece hassas davranmıştır 615.
Mustafa Kemal, Cumhuriyeti’n ilânından hemen sonra 1924 yılı Temmuz
ayının başında Bakanlar Kurulu toplantısında: “…vatanı yükseltecek ve kurtaracak tedbirlerine başında olarak, halkın doğrudan itibar ve itimadından
doğup meydana gelen tam manasıyla modern ve milli bir banka kurulması…” gerekliliğini ifade etmiş ve böylece milli bir bankasının kuruluş aşamasını başlatmıştır 616. Bu girişimin sonucu olarak 26 Ağustos 1924’te adı,
sermayesi 617 ve kadrosu Türk olan Türkiye İş Bankası hizmet vermeye başlamıştır. Hemen devamında 11 Haziran 1930’da adı, kadrosu ve sermayesi
ile milli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulmuştur.
Benzer şekilde Arnavutluk da ilk milli bankasını kurmak için teşebbüse geçmiştir. Ancak Türkiye’den farklı olarak Arnavutluk milli sermaye
teminini başaramadığı için İtalya’dan destek bulmaya çalışmıştır. Bu amaçla
15 Mart 1925’te İtalya Hükûmet temsilcisi Mario Alberti ile Arnavutluk
Ticaret ve Dışişleri Bakanı Müfit Bey Libohova arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma ile birlikte merkez bankası ve para politikalarını düzenleyen kanunlar, Arnavutluk Meclisi tarafından 5 Temmuz 1925 tarihinde
onaylanmıştır. Bu tarihten sonra Arnavutluk merkez bankasının kurulabilmesi için İtalya Hükûmeti tarafından kontrol edilen İtalya kredi tröstü Il
Credito İtaliano ile Arnavutluk Hükûmeti arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaları müteakiben Il Credito İtaliano’nun başkanı olan Doktor
615
Türkiye Osmanlı Devleti’ni çöküşe götüren sebeplere karşı Misakı Milli, Misakı İktisadi
ve Misakı Maarifi kabul etmiştir.
616
Çağlar Keyder, “1923-1929 Bankalar”, 75 Yılda Para’nın Serüveni, Türkiye Ekonomik
ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1998, s. 118-123.
617
Bankanın sermayesini Kurtuluş Savaşı sırasında Hindistan'dan cumhuriyetin kuruluşuna
destek amacıyla Mustafa Kemal’e gönderilen 250 bin TL oluşturmuştur
(http://www.istegenc.com.tr/bankaniz/isbank.asp 20.05.2009).
180
HALİL ÖZCAN
Mario Alberti, 90 gün içerisinde Arnavutluk milli bankasının kurulacağını
açıklamıştır 618.
Arnavutluk Milli Bankası, hükûmet hazinesi gibi hareket ederek
50 yıl boyunca madeni ve kâğıt para basma özel hakkına sahip olabilecek
olan İtalya kredi tröstü Il Cedito Italiano tarafından 2 Eylül 1925 tarihinde
kurulmuştur 619. İlk kurulduğunda bankanın sermayesi 12.5 milyon nominal
altın franktır. Bankanın sermayesinin 620 yaklaşık yarısı başlangıçta İtalyanların elinde olmuştur 621. Ancak Arnavut katılımcıların üyelik işlemlerini tamamlayamamasından dolayı onların hakları da İtalyanlarca kullanılmış ve
Arnavutların hisseleri, % 20’lere kadar düşmüştür 622. Bir süre sonra Arnavutluk Milli Bankası sermayesine % 10 oranında Yugoslavya iştirak etmiştir.
Ayrıca; İsviçre (%10 oranında “Basler Komerzialbank”) ve Belçika (% 5
oranında da “Banque Belge pour I’Etranger”) da bu banka hisselerine iştirak
etmiştir 623. Kısa bir süre sonra Arnavutluk Milli Bankası ağırlıklı olarak
İtalyan sermayesi egemenliğine girmiştir 624. Bankanın Arnavutluk’taki merkez ofisi Draç’ta (Durres’te) kurulmuş ve Tiran, Görice (Korçe), Avlonya
(Vlore), İşkodra (Shkoder), Berat, Elbasan ve Ergri (Gjirokaster)’de şubeleri
açılmıştır. İtalyanlar tarafından kontrol edilen Arnavutluk Merkez Bankası,
bir süre sonra merkez ofisini ve Arnavutluk altın rezervlerini Roma’ya taşımıştır. Il Credito İtaliano’nun da başkanı olan Dr. Mario Alberti bankanın
başkanı olurken Tef Kurani banka yönetimindeki tek Arnavutluk temsilci
618
İtalya, banka anlaşmasından sonra Arnavutluk’ta İtalyan yatırımcıların içerisinde bulunmadığı başka yatırımcılara imtiyazlar sağlanmaması konusunda Zogu üzerinde baskı oluşturmaya başlamıştır (Pearson, a.g.e., s. 247-248).
619
Pearson, a.g.e., s. 249-250.
620
Bankanın sermayesi içerisinde Arnavutların oranı en çok % 49 iken İtalyanların oranı %
51’i olarak belirlenmiştir. Gerçekte ise Arnavutluk’un % 49’luk hissesinin % 30’una İtalya’da
yaşayan Arnavutlar sahip olmuş %19’una ise Arnavutluk’ta yaşayan Arnavutlar sahip olması
öngörülmüştür (Roselli, a.g.e., s. 33-34).
621
Gross, a.g.m., s. 158.
622
Pearson, a.g.e., s. 249-250.
623
Gross, a.g.m., s. 158.
624
Arnavutluk Milli Bankasının genel toplantısında heyet, bankanın bilançosu ve % 5 hisseyi
temettü eylemiş olduğunu tasvip ve tasdik etmiştir. Roma’nın Arnavutluk sefiri Cemal Bey ve
diğer Arnavutluk ricalinin hazır bulunduğu toplantıda bankanın başkanı, Ahmet Zogu’yu
selamlamıştır. (H.Milliye, 30 Nisan 1927, s. 1).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
181
olmuştur 625. Banka, İtalyanların belirlediği şartlarda ve İtalya sermayesince
kurulduğu için bankanın yönetiminde de İtalyanlar belirleyici olmuştur.
Onun için bankanın merkezinin Roma’ya taşınması kararına karşı Arnavutluk hiçbir şey yapamamıştır.
Arnavutluk Merkez Bankası’nı bu şekilde ele geçiren İtalyanlar, bu
durumu aynı zamanda çok büyük bir propaganda aracı olarak kullanmışlardır. İtalya, Arnavutluk muahedesinin teyit hatırası olarak Arnavutluk Merkez
Bankası’na altın bastırmış, basılan altınların bir tarafında İskender
Kastiriyot’un 626 resmi ve diğer tarafında da İskender’in yanında yetişerek
Türk ordularına karşı Arnavutlarla birlikte savaşmış olan Venediklilerin
sembolü konulmuştur. İtalyanlar altın basma bahanesiyle Venedik sembolünü de Arnavutluk parasına basmak suretiyle İtalya-Arnavutluk barışından
ziyade Arnavutluk’un gerçek anlamda İtalya’nın himayesinde olduğunu
daima hatırlatacak propaganda hareketinde bulunmuştur. Tedavüle çıkarılmış olan altın franklık kağıt paraların bir tarafında İtalya kartalının da basılmış olduğu çok sonra fark edilmiştir. Bu sebeple sonradan bu paraların tedavülden kaldırılması girişiminde bulunulmuştur 627. İtalyanlar Arnavutluk
Merkez Bankası 628 üzerinden bir yandan kendilerini Arnavutlara sevdirmeye
625
Pearson, a.g.e., s. 249-250.
Asıl ismi Yorgi olan Arnavutların milli kahramanı İskender Bey, İstanbul’da sarayda
yetişen rehin çocuklardan biridir ve padişah kendisine “Bey” unvanı vermiştir (Çetiner,
1966:11). Arnavutlar milli tarihlerini yeniden oluştururken İskender Bey’i yabancı istilasına
karşı direnen ilk ulusal kahramanlardan birisi olarak göstermeye çalışmıştır. Oysa 15. yüzyılda Arnavutluk’ta ortaya çıkan isyanlar temelde feodal haklarını korumak isteyen beylerin
merkeziyetçi Osmanlı idaresine karşı direnmeleri soncu meydana gelmiştir. İskender Bey
isyanı da Osmanlı tımar sisteminin uygulanması sonucu ortaya çıkan merkezi otoriteyle yerli
Arnavut feodalizminin çatışmasına dayandırılabilir (Sönmez, a.g.e., s. 48). 1506 yılında Osmanlı karşıtı İskender Ayaklanması (Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk…, s.
102), Arnavutluk’un dinsel ve milli birlikten yoksun olması, İskender’in bölgenin yönetimini
ele geçirmesiyle diğer yerel otoritelerin ortadan kalkacak olması ve her hangi bir dış destekten
yoksun olması gibi sebeplerle Osmanlı Devleti’nin güç kullanması ile son bulmuştur (Çelik,
İttihatçılar ve Arnavutlar..., s. 20).
627
BCA, 23 Mart 1927, fon kodu: 030.10., yer no:233.570.9.
628
Türkiye ile Arnavutluk arasında imzalanan anlaşmaların onaylı suretlerinin teatisi için
Türkiye’ye gelen Rauf Fitso, milli bir bankanın kurulduğunu ve 50 milyon Franklık bir borç
anlaşması için müsaade verildiğini, bu para ile 1.200 km.lik yol ve İşkodra kanalizasyonu
yapımı ile Draç ve Avlonya Llimanlarının ıslahının yapılacağını açıklamıştır (Cumhuriyet, 4
Mayıs 1925:1). Ayrıca R. Fitso İtalya ile yapılan ekonomik ve borç anlaşmalarından haberdar
olduğu halde Türkiye ile ticaret anlaşması yapılması için çalışmıştır.
626
182
HALİL ÖZCAN
çalışırken diğer yandan da Arnavutların Türk dostluğunu kırmaya çalışmışlardır. Ayrıca bankanın sözleşmesinde tedavüle çıkarılan banknotların altınla
mübadelesi şart değilken uygulamada bizzat altın mecbur kılınmıştır 629. Böylece Arnavutluk’tan toplanan altınlar İtalya’ya gönderilmiştir 630.
İtalya’nın bu yöntemi takip etmesindeki amaç açıktır: Arnavutluk’u
askerî, siyasî ve iktisadî açıdan tamamen nüfuzu altına alabilmek için önce
bu ülkenin maliyesine sahip olabilmektir. Arnavutluk Merkez Bankası kuruluşunu tamamladıktan sonra Arnavutluk Hükûmetiyle 1925 senesinde % 7.5
faizli, 70.5 milyon altın tutarında 40 senelik istikraz (borçlanma) imzalamıştır 631. Arnavutluk Merkez Bankası, Arnavutluk’a verilecek olan borçları
yönetmesi ve ekonomiyi düzene koyması amacıyla da “Societa per lo
sviluppo economico dell’Albania” (S.V.E.A.) isimli, 15 milyon liret sermayeli bir şirket kurmuştur. S.V.E.A şirketi hem milli bankanın imzaladığı
borçları kontrol etme hakkına ve hem de Arnavutluk iktisadiyatını idare ve
denetim yetkisine sahip olmuştur. 1927 yılında İtalya, Arnavutluk’a verilen
istikrazların tahvillerini bütün vergilerden muaf tutarak bu tahvilleri her zaman nakde tahvil etmeyi taahhüt etmiştir. Bundan yararlanan özel alacaklılar, tahvillerini İtalya Devleti’ne devretmiştir. Böylece de Arnavutluk için
ihtiyaç duyulan sermaye yaratılmıştır. Bunlara ilave olarak Arnavutluk’a
verilen borçlar karşılığında bu ülkenin gümrük ve tekel (inhisarlar) gelirlerinin yıllık 8 milyon altın franklık tutarı S.V.E.A tarafından emanete (terhin)
alınmak suretiyle borçların geri ödemesi garantiye alınmaya çalışılmıştır 632.
Bu sebeple Arnavutluk kibrit ve sigara üzerine ağır vergiler koymuş ve bu
vergiler doğrudan doğruya İtalyanlar tarafından tahsil edilmiştir 633.
629
Avlonya Şehbenderliğinden Türkiye Dışişleri Bakanlığına gönderilen yazı.
BCA, 23 Mart 1927, fon kodu: 030.10., yer no:233.570.9 (EK-15).
631
İtalya’dan 1925 senesinde alınan 62.295.000 altın franklık borcun (istikrazı); 1926 yılında;
11.6 milyonunu şose inşasına, 1.8 milyonunu demir yolu inşasına, 3.6 milyonunu köprü inşasına, 9.5 milyonunu liman inşasına, 10 milyonunu nehir kanalizasyonuna, 9 milyonunu bataklıkların kurutulmasına, 31 milyonunu iktisadî işlere, 4.5 milyonunu hükümet bina ve dairelerin inşasına harcanması plânlamıştır (Gross, a.g.m., s. 160-161).
632
Gross, a.g.m., s. 158-159.
633
“Herald Tribün” gazetesinde Tiran Paktı ile ilgili yayımlanan makale “Cumhuriyet” gazetesinde yayımlanmıştır. Buna göre asıl önemli nokta Arnavutluk’un bu borçtan bir santim bile
alamamış olmasıdır. Arnavutluk’ta yapılacak bayındırlık işlerinde kullanılacak olan borç para,
630
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
183
Benzer şekilde borçlanan Osmanlı Devleti’nin gelir kaynaklarını işleterek Osmanlı Devleti’nin dış borcunu ödeyebilmek amacıyla 20 Aralık
1881’de Muharrem Kararnamesiyle Düyûn-u Umumiye İdaresi kurulmuştur 634. Bu maksatla söz konusu kuruluşa Osmanlı Devlet vergileriyle gümrük
resimlerini toplama hakkı tanınmıştır. Düyûn-u Umumiye İdaresi de 1882
senesinden itibaren tütün, tuz tekeli, pul vergisi, ispirto vergisi, İstanbul’daki
balık vergisi gelirleriyle birlikte İstanbul, Bursa, Edirne ve Samsun’daki ipek
çiftliklerinin ondalık vergilerini tahsis etmeye başlamıştır 635. Uygulamalarından anlaşılacağı üzere Düyûn-u Umumiye İdaresi gerçekte Osmanlı Devleti’nin malî haklarını zedeleyen ve hükümranlık haklarına gölge düşüren bir
uluslararası yönetim biçimidir 636. S.V.E.A şirketi de Arnavutluk malî hükümranlık haklarına gölge düşüren bir kuruluş gibi hareket etmiştir.
İtalya, 1925 yılından itibaren Arnavutluk’a gönderdiği 250 uzman
yardımıyla bu ülkeye verdiği sermayeyi ve kendi siyasî ilişkilerini emniyete
almaya çalışmıştır. İtalya’nın verdiği borçlar Arnavutluk’ta yatırım amaçlı
kullanılmadığından bu ülkeye beklenen faydayı sağlayamamıştır 637.
Arnavutluk Merkez Bankası’nın kuruluşu Osmanlı Bankası’nın kuruluşunu hatırlatmaktadır. Borç veren devletler tarafından kurulan Osmanlı
Bankası devlete verilen borçları düzenlemiştir. Osmanlı Devleti’nin moratoryum ilân etmesinden sonra Düyûn-u Umumiye İdaresi adıyla kurulan
Borçlar İdaresi, Osmanlı Devleti’nin gelirlerine ipotek koyarak alacakları
tahsille görevlendirilmiştir. İtalya tarafından kurulmuş S.V.E.A, şirketi de
Duyunu Umumiye’nin yaptığı işlemleri yaparak Arnavutluk’un borçları için
İtalyanlarca belirlenmiş ve İtalyan milli grupları tarafından oluşturulan Arnavutluk milli
bankasına icra yetkisi verilmiştir. Ancak Arnavutluk maliyesinin İtalyanlara her yıl 8 milyon
ödemeyle birlikte Arnavutluk’un bütçe açığı 22 milyon altın frank’a çıkmıştır. Ayrıca da
Arnavutluk’un İtalya’nın onayı olmadan gümrük vergisi tespit edebilmesi ve diğer devletlerle
iktisadî anlaşma yapabilmesi engellenmiştir (Cumhuriyet, 11 Ocak 1927, s. 3).
634
Osmanlı maliyesinde 5.500 memur görevliyken aynı dönemde Duyun-u Umumiye İdaresinde 8.000’in üzerinde memur görev yapmıştır. İdarenin başkanı İngiliz ya da Fransız olabilirken üyeler Alman, İtalyan, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti’nden birer kişi olarak
belirlenmiştir (Halil Özcan, “Osmanlı İmparatorluğuna Yabancı Sermaye”, Jandarma Dergisi, sayı:92, Ankara, Aralık 2000, s. 52).
635
Yavuz, a.g.e., s. 19-20.
636
Yılmaz, a.g.e., s. 71.
184
HALİL ÖZCAN
gelirlerini kontrol altına almıştır. Osmanlı Bankası ve Düyûn-u Umumiye
İdaresi sürecinden ders alan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, milli banka
kurma sürecinde kendi kaynaklarıyla borçlanmadan bu işlemi gerçekleştirmede oldukça hassas davranmışlardır. Ancak, Arnavutluk Devlet yöneticilerinin birçoğunun Osmanlı Devleti’nde yöneticilik yapmış olmasına rağmen
Osmanlı Devleti’nin borçlanma sürecini doğru değerlendirmediklerini ve
gerekli önlemleri alamadıklarını söylemek mümkündür.
2. İtalya-Arnavutluk Tiran Dostluk ve Güvenlik Paktı
İtalya’nın Arnavutluk ile Tiran Paktı müzakerelerini sürdürdüğü dönemde Türkiye-İtalya siyasî ilişkileri gelişememiştir. Mussolini, İtalyanların
milletlerarası kamuoyunda hayal kırıklığına uğratılması sonucunda İtalyanlara milli prestij ve milli benlik vermeyi vaat ederek iktidara gelmiş ve İtalya’nın 1881 senesinden itibaren gerçekleştirmek istediği “Roma İmparatorluğu”nu yeniden kurabilme emellerini milli bir idealizme dönüştürmüştür 638.
Mussolini’nin “Roma İmparatorluğu”nu canlandırabilmek için sömürgecilik
ve yayılma politikası takip etmesinden Türkiye de endişe duymuştur.
Mussolini’nin “mare nostrum”u (bizim deniz) 639 küçük ve zayıf devletlerle
birlikte doğu Akdeniz kıyılarını kapsamıştır. Bunlara ilave olarak Musul
sorununda İtalya, Fransa ile birlikte İngiltere’ye destek vermiş ve Türkiye’nin Musul bölgesini işgale teşebbüsü halinde İtalya’nın Anadolu’ya asker
çıkaracağına dair söylentiler çıkmıştır. Ayrıca İtalya’nın Arnavutluk’u siyasî
nüfuzu altına alma çabalarıyla Anadolu’yu işgal edeceğine dair iddialar ortaya atılmıştır. Bütün bu gelişmeler, Türkiye’de İtalya’ya karşı endişe ve güvensizlik yaratmıştır 640. Aynı dönemde İtalya, Arnavutluk’ta iktisadî imtiyazlar elde ederek bu ülkenin milli bankasını teşkil etmiş ve ülkeyi borçlandırarak borçlarını tahsil edebilmek için Arnavutluk’un iktisadî gelirlerine
ipotek koymuştur. Ekonomik ayrıcalıklarla yetinmeyen İtalya, Arnavut-
637
Gross, a.g.m., s. 157-161.
Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), s. 172-173.
639
Bu kavramı Romalılar, Akdeniz için kullanmıştır.
640
Armaoğlu, a.g.e., s. 327-328.
638
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
185
luk’taki iktisadî ve siyasî girişimlerini bir adım ileriye taşıyarak Arnavutluk’u tamamen nüfuzu altına alabilmek için harekete geçmiştir.
24 Haziran 1926 tarihinde Tiran’da İtalya Sefiri, bu amaçla Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’yu ziyaret ederek kendisine bir teklifte bulunmuştur. Bu teklifte Arnavutluk’un güvenliğini sağlama görevi verilen İtalya’nın
bu görevi silahla yerine getirmesini bir anlaşmaya bağlamayı içermektedir.
İtalya Sefiri, ayrıca Ahmet Zogu’nun üç bin silah, üç bin askerî üniforma, on
dağ bataryası, iki bin katır ve on beş bin liretten oluşan bir hediyeyi de kabul
etmesini teklif etmiştir. Sefir, Ahmet Zogu’ya teklifinin kabul edilmemesi
halinde bölünen ve parçalanan bir Arnavutluk için Roma’nın Belgrat ile
anlaşacağı ve bir isyan olduğunda Arnavutluk Hükûmeti’nin kendi yetkilerini kullanmaya imkân bulamayacağı tehdidinde bulunmuştur 641.
A. Zogu, bu durumdan tereddütte düşerek İngiltere sefirine akıl danışmak mecburiyetinde kalmıştır. Ertesi gün İngiltere sefiri, bu meseleyi
Londra’ya telgraf ile bildirmiştir. Bunun üzerine İngiltere Dışişleri Bakanı,
İngiltere’nin Roma sefirini Mussolini’den açıklama istemekle görevlendirmiştir. Mussolini, bu sorundan haberi olmadığını beyan ederek Tiran Sefirinin talimat almadan böyle bir harekette bulunduğunu ifade etmek mecburiyetinde kalmıştır. 642 İngiltere, muahedeyi öğrendikten sonra Dışişleri Bakanı 643, Mussolini’ye ülkesinin Arnavutluk’un bağımsızlığına önem verdiğini
ifade etmiştir. Mussolini de Arnavutluk’u tehlikelerden koruyabilmek için
bir muahede plânı hazırladığını beyan etmiştir 644.
Bu dönemde Türkiye, Sovyetler Birliği ile Almanya da Fransa ile
yakınlaşmıştır. İngiltere, hem kendi geleceği hem de Hindistan yolunun güvenliği için İtalya ile ittifak yapmayı gerekli gördüğü için İtalya’nın Arnavutluk’u nüfuzu altına alacak olan bu girişimine karşı çıkmamıştır. Ayrıca
641
Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3.
Fakat muahede imzalandıktan sonra Tiran Sefiri, Musolllini tarafından nişan ile ödüllendirilmiştir (Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3).
643
Bu muahedeneden Mussolini İngiltere Dışişleri Bakanına bir mülakatta bahsetmiştir. Baş
başa görüşmelerde İngiltere Dışişleri Bakanı Arnavutluk’u İtalyan emperyalizmine karşı himaye etmeyeceğini açıkça söylemiştir (Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3).
644
Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3.
642
186
HALİL ÖZCAN
İngiltere’nin Arnavutluk’ta istediği kalitede petrol bulamamış olması da
İtalya’nın girişimine kayıtsız kalmasında rol oynamıştır.
Aradan biraz zaman geçmesine rağmen Ahmet Zogu’nun anlaşmayı
imzalamada tereddüt göstermesi üzerine İtalya, etkili olduğu kuzey Arnavutluk’ta Katolikleri harekete geçirmiştir. Bunun sonucunda Arnavutluk’ta ihtilâl çıkmış ve sıkıyönetim ilân edilmiştir 645. İtalya’nın teşviki ile çıkan isyanın amacı Katolik unsurların yaşadıkları bölgenin Arnavutluk’tan ayrılması
talebi olarak ifade edilmiştir 646. Hükûmet kuvvetleri, isyancılara karşı sert
tedbir almış 647olmasına rağmen isyan bastırılamamıştır 648. İtalya Hükûmeti,
bir yandan isyanı desteklerken diğer yandan Arnavutluk Hükûmeti’ni tehdit
ederek misakı imzalamaya zorlamıştır. Hatta misak imzalanırsa bir daha
isyan çıkmayacağını ifade etmekten çekinmemiştir 649. Bu açıklama ile İtalya
Hükûmeti, misakı imzalatmak için isyanı kendisinin tertip etmiş olduğunu
itiraf etmiştir. İtalya’nın tertip ettiği bu isyan, Musul Meselesi sürecinde
Türkiye’de İngiltere desteği ile çıkarılan Nasturî ve Şeyh Sait isyanlarıyla
benzerlik göstermektedir. Bu durum emperyalist devletlerin hedeflerindeki
ülkeler üzerindeki plânlarını gerçekleştirebilmek için benzer yöntemleri kullandıklarının da bir kanıtı gibi değerlendirilebilir.
Lozan’da çözümlenemeyen Musul meselesinin görüşülmesine 19
Mayıs 1924’te İstanbul’da başlanmış ancak bir sonuç alınamamıştır. İngiltere, Misakı Milli sınırları içerisindeki Musul’un Türkiye’ye verilmek yerine
645
Cumhuriyet, 29 Eylül 1926, s. 1. Arnavutluk’ta ihtilal olduğu ve ihtilalcilerin İşkodra’yı ele
geçirdiklerine dair söylentiler üzerine Arnavutluk Sefareti, kendi ülkesinin Dışişleri Bakanlığından gelen 28 Eylül 1926 tarihli telgrafta bu haberlerin asılsız olduğunu bildirmiştir
(H.Milliye, 1 Ekim 1926, s. 2).
646
H.Milliye, 24 Kasım 1926, s. 1. Cumhuriyet, 25 Kasım 1926, s. 2. Arnavut isyancıları
İşkodra’ya üç kilometre mesafeye kadar yaklaşmıştır (H.Milliye, 26 Kasım 1926, s. 3).
647
Tiran Hariciye Nezaretinden İstanbul Konsolosluğuna gelen telgrafta isyancılara karşı
yapılan harekâtın başarıyla sonuçlandığı bildirilmiştir (H.Milliye, 27 Kasım 1926, s. 1). Arnavutluk İstanbul Konsolosu Nezir Bey, isyanın bastırılmış olduğuna dair telgraf aldığını söylemiş ancak ajans haberleri isyanın devam ettiğini bildirmiştir (Cumhuriyet, 28 Kasım 1926,
s. 2).
648
H.Milliye, 29 Kasım 1926, s.2, Cumhuriyet, 29 Kasım 1926, s.2.
649
Arnavutluk’ta isyandan sonra oluşturulan divan-ı harpte, 27 Ocak 1927 tarihi itibarıyla
1200 kişi tutuklanmıştır (Cumhuriyet, 28 Ocak 1927, s. 3). Ahmet Asım, İtalya-Arnavutluk”,
Vakit gazetesi, 9 Aralık 1926, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
187
nüfusunun çoğu Türk olan Hakkari’yi de kapsayan Musul ve Süleymaniye
bölgelerini kendi manda yönetimi altında almak istemiştir. İstanbul’da başlayan görüşmeler 5 Haziran 1924’te kesildiğinde Türk ordusunun Musul
üzerine yürümesi kararlaştırılmıştır. Bunu öğrenen İngiltere, Hakkari’deki
Nasturîleri ayaklandırarak girişilecek askerî hareketi geciktirmeye çalışmıştır. Ayaklanmanın hemen bastırılmasına rağmen Musul sorunu uluslararası
kuruma havale edilmiştir. Kurul da Hakkari’yi Türkiye’ye, Musul’u da
Irak’a bırakan haksız bir karar vermiştir. Türkiye bu haksız karara karşı
Türk-İngiliz savaşını bile göze alarak sert tepki vermiş ancak İngiltere’nin
kışkırtmasıyla Şeyh Sait isyanı patlamış ve 1925 senesi bu isyanı bastırmakla geçmiştir. Sonunda Musul, 5 Haziran 1926’da İngiltere ile imzalanan anlaşma sonucunda Irak’a bırakılmıştır 650.
İngiltere’den beklediği desteği bulamayan Arnavutluk, İtalya ile Tiran’da Dostluk ve Güvenlik Paktı’nı 27 Kasım 1926’da imzalamak mecburiyetinde kalmıştır. 651Arnavutluk’un siyasî ve iktisadî açıdan İtalyan nüfuzu
altına girmesi anlamına gelen bu anlaşmanın maddeleri şöyledir:
Madde 1: İtalya ve Arnavutluk, Arnavutluk’un bütünlüğüne politik
ve hukukî yapılan her türlü saldırının her iki ülkenin politik yatırımlarına
yapılmış olduğunu tanır.
Madde 2: Yukarıdaki politik yatırımları koruyabilmek için yüksek
anlaşma tarafları birbirlerine her türlü destek ve yardımlaşmayı sağlar ve
anlaşmada öngörüldüğü şekilde diğer tarafın bilgisi dâhilinde olmadan politik ve askerî anlaşmalar yapılamaz.
650
Mumcu, a.g.e., s. 171-172.
Tiran Dostluk ve Güvenlik Paktı İtalya Kralı’nı temsilen İtalyan Bakan Baron Pompeo
Aloisi ile Arnavutluk Cumhurbaşkanı A. Zogu’yu temsilen Arnavutluk Dışişleri Bakanı Hüseyin Viryoni arasında imzalanmıştır. Bu paktan sadece İngiltere’nin Tiran Sefiri haberli olmuştur. Sırbistan Maslahatgüzarı paktı öğrendiğinde paktın maddelerini ciddi tarzda telafi etmesi
için İngiltere sefirine tavsiyede bulunmuştur (Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3). Türkiye’nin
Roma Elçiliği bu anlaşmanın suretini Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına göndermiştir
(BCA, 18 Aralık 1926, fon kodu:030.10, yer no:233.596.4).
651
188
HALİL ÖZCAN
Madde 3: Yüksek anlaşma tarafları normal diplomatik kanallarla çözülemeyen aralarında çıkabilecek anlaşmazlıklar durumunda uzlaşma prosedürlerinin oluşturmasını sağlarlar.
Madde 4: Bu mevcut anlaşma 5 yıl yürürlükte kalacak olup anlaşma
süresi dolmadan 1 yıl öncesinde uzatılır veya sona erdirilir.
Madde 5: Bu anlaşma meclisler tarafından onaylanacak ve Cemiyeti
Akvam tarafından tanınacak olup hükûmet onayları Roma’da karşılıklı değiştirilecektir 652.
Anlaşmanın 2. maddesinin anlam ve içeriği hakkında taraflar arasında tereddüt oluştuğu için bu madde yeniden müzakere edilmiştir. Müzakere
sonucu taraflar, bu maddenin “Arnavutluk teklif yaparsa İtalya’nın değerlendireceğinin anlaşılması gerektiği” konusunda mutabık kalmışlardır 653. Arnavutluk önce İtalya ile yaptığı ticaret anlaşması ile ekonomik bağımsızlığını
sonra da dostluk ve güvenlik anlaşması ile siyasî bağımsızlığını tehlikeye
atmıştır. İtalya ve Arnavutluk arasında imzalanan Dostluk ve Güvenlik Anlaşması, Arnavutluk’ta statükonun korunması için İtalya’ya hak ve yükümlülükler vermiş, İtalya’nın Arnavutluk’un içişlerine karışması ihtimali belirmesiyle Yugoslavya anlaşmayı protesto etmiştir 654. Tiran Paktı ile Arnavutluk
bağımsızlığını büyük ölçüde kaybetmiş olmakla birlikte İtalyan askerleri,
Arnavutluk’a girme hakkını elde etmiş olduğu için Ahmet Zogu, Arnavutluk
652
Pearson, a.g.e., s. 263. 24 Ocak 1927 tarihinde Arnavutluk ve İtalya tarafından onaylanan
Tiran Paktı’nın onaylanmış sureti Roma’da karşılıklı teati edilmiştir (Pearson, a.g.e., s. 267).
8 Şubat 1927 tarihinde Tiran Paktı, Milletler Cemiyeti’nce ekinde Arnavutluk Hükümeti
tarafından talep edilmedikçe İtalya’nın Arnavutluk iç ve dış işlerine karışma hakkı olmayacağını açıklayan bir mektupla birlikte (Pearson, a.g.e., s. 268, Kuyucuklu, a.g.e.,:16-17) tanınmıştır.
653
Pearson, a.g.e., 264. Tiran Paktı, İtalyan Hükümeti’ne Arnavutluk’ta siyasî ve sınırsal
statükoyu koruma hakkı vermiştir. Bu ayrıcalık, İtalya ekonomik çıkarlarının Arnavutluk’ta
çok fazla artmasıyla sonuçlanmış, anlaşmadan sonra İtalyan şirketler, Arnavutluk’un güneyinde İtalyan kolonileri kurmaya başlamıştır. 1926 yılında İtalya’dan ilk 300 kolonist Arnavutluk’a gelmiştir. Kolonistlerin yaptığı ekonomik yatırımlar küçük olsa da yapılan yol, köprü ve
liman projeleriyle İtalyan askerî ve stratejik çıkarlarının gerekleri yerine getirilmiştir. Bunlardan başka İtalya, ufak finansal girişimlerle çimento, sabun ve sigara fabrikaları açmış, Arnavutluk üzerinde gittikçe bir tekel oluşturmaya başlamıştır (Vıckers, a.g.e., s. 121-122).
654
Akşin ve Fırat, a.g.m., s. 111.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
189
içerisinde kendi muhaliflerine karşı pozisyonunu güçlendirme fırsatını ele
geçirmiştir 655.
Tiran Paktı Arnavutluk’un başka ülkelerle benzeri anlaşmalar yapmasına engel olacağı için Yugoslavya, pakta olan itirazını sürdürmüştür.
Yugoslavya’nın tepkisini azaltmak için, dönemin Belgrat’taki Arnavutluk
temsilcisi Cena Bey Kryezü, benzer bir anlaşmanın Yugoslavya ile de imzalanması teklifini götürmüştür. Ancak bu teklif, Yugoslavya tarafından göz
ardı edilmiştir 656. Arnavutluk- İtalya anlaşmasıyla Arnavutluk ve Balkanlarda nüfuzunu kaybettiğini düşündüğünden Yugoslavya Dışişleri Bakanı istifa
etmek mecburiyetinde kalmıştır 657. Bu istifa Cemiyeti Akvam’da şaşkınlık
yaratmıştır 658. Tiran Paktı Milletler Cemiyeti’nce onaylandıktan sonra İtalya
bu pakt ile ilgili başka bir girişimde daha bulunmuştur.
İtalya Hükûmeti, 26 Nisan 1927’de Roma’daki Arnavutluk Sefiri
Cemal Bey ile anlaşma üzerinde müzakere yapmıştır. Buna göre İtalya ve
Arnavutluk’un onayı olmaksızın üçüncü bir ülke ile bu anlaşmanın hükümlerinin yorumlanamayacağı ve anlaşmanın müzakere edilemeyeceği yazılı
belge ile garanti altına alınmıştır. Roma’dan yayınlanan resmi tebligatla da
bu bilgi doğrulanmıştır. İtalya’nın bu girişimi, Belgrat’ta önemli bir heyecan
uyandırmıştır 659. Her ne kadar Arnavutluk Hükûmeti benzer bir anlaşmayı
Yugoslavya ile de yapabileceğini ifade etmiş olsa da gerçekte İtalya böyle
bir anlaşma yapılmasının önüne geçmiştir. Aslında Yugoslavya’nın telaş ve
kaygısının gerçek sebebi artık Arnavutluk ile olan sorunlarını bu ülke ile
değil, doğrudan doğruya İtalya ile çözmek mecburiyetinde kalacağını anlamış olmasından kaynaklanmaktadır.
655
Pearson, a.g.e., s. 264.
Pearson, a.g.e., s. 268.
657
Paktın imzalanmasına en sert tepkiyi Yugoslavya göstermiş ve Arnavutluk sınırına asker
yığmaya başlamıştır. İtalya, Yugoslavya’nın Arnavutluk sınırındaki durumu karşısındaki endişesini İngiltere’ye bildirmiştir. Yugoslavya’nın faaliyetlerinden haberdar olan Arnavutluk da
savunma faaliyetlerine başlamıştır. İngiltere her türlü tecavüzkâr gayeden uzak durulmasını
tavsiye etmiştir. Diğer devletler durumu sakinleştirmek için girişimde bulunmuştur (H.Milliye,
21 Mart 1927, s. 1-2). Yugoslavya, İtalya-Arnavutluk ittifakını dengelemek için çareler aramaya başlamıştır.
658
Ahmet Asım, “İtalya-Arnavutluk”, Vakit gazetesi, 9 Aralık 1926, sayı:3211, s. 1.
659
H.Milliye, 16 Mayıs 1927, s. 1.
656
190
HALİL ÖZCAN
Tiran Paktı imzalandığı dönemde Musul sorunu halledilmiş ve Türkiye-İtalya ilişkileri düzelme yoluna girmiştir. Bunda elbette İtalya’nın Arnavutluk’u nüfuzu altına almasından endişe duyan Küçük Antant 660 üyesi
Yugoslavya’nın Fransa ile ittifak kurması etkili olmuştur. İtalya, Küçük Antant karşısında Türkiye ve Yunanistan ile üçlü blok oluşturmak istemiş ve bu
ülkelere karşı politikasını değiştirmiştir 661. Türkiye’ye yönelik politika değiştirdiği dönemde İtalya, Arnavutluk ile Tiran Paktı’nı imzaladıktan sonra
Türkiye’nin tepkisini dikkate alarak Türkiye’yi bilgilendirme ihtiyacı duymuştur.
İtalya-Arnavutluk Muahedenamesi’nin imzalanmasından sonra İtalya Devleti’nin Arnavutluk Elçisi, Türkiye’nin Tiran Elçisini ziyaret ederek
ittifak anlaşması hakkında bilgi vermiştir. İtalya Elçisi, bu bilgiyi dostluk
duygusu ile yalnız Türkiye Elçisine yaptığını beyan etmiş ve görüşmede
İtalya’nın Tiran Elçisi, ittifakın İngiltere ile Portekiz arasındaki kadim ittifakın aynı olduğunu beyan ederek amaçlarının da barışı muhafaza ve temin
etmek olduğunu ifade etmiştir 662. Tiran Paktı, Türk basınında 663 ve dünya
basınında çok geniş yankılar bulmuştur.
Türk basınında bir süre sadece yabancı basından İtalya-Arnavutluk
arasındaki ilişkiler ve bunun yansımaları yer almıştır. Daha sonra da Yunus
Nadi 664 ile Hamdi Kemallettin 665 bu konuda geniş bir değerlendirme
yampmıştır. Yunus Nadi 666, anlaşmayı daha çok Arnavutluk’un bağımsızlığı
ve geleceği açısından değerlendirerek Arnavutluk meclisinin bu anlaşmayı
660
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Tuna ve Balkanlar bölgesini kapsayan ilk önemli ittifak Küçük
Antant olmuştur. İttifak, Çekoslovakya, Yugoslavya ve Romanya tarafından teşkil edilmiş,
daha sonra Fransa bu ittifaka katılmıştır (Armaoğlu, a.g.e., s. 188-189).
661
Armaoğlu, a.g.e., s. 327-328. Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin iyi olmaması ve İtalya’ya
güven duyulamaması sebebiyle üçlü blok kurulamasa da Türkiye ve İtalya arasında 30 Mayıs
1928’de Tarafsızlık ve Uzlaşma Anlaşması hemen akabinde de Yunanistan ile İtalya arasında
23 Eylül 1928’de benzer nitelikte bir anlaşma imzalanmıştır (Armaoğlu, a.g.e., s. 327-328).
662
BCA, 1927, fon kodu:030.10, yer no:219.475.10.
663
Tiran’da İtalya ile Arnavutluk arasında imzalanan İttifak Anlaşması “H. Milliye”de yayınlanmıştır (30 Kasım 1927, s. 1-4).
664
Yunus Nadi, “Arnavutluk Meselesi,”Cumhuriyet gazetesi, 16 Ocak 1927, sayı:967, s.1.
665
Hamdi Kemallettin, “Arnavutluk Meselesi”, Cumhuriyet gazetesi, 8 Mayıs 1927, s.1.
666
Y. Nadi, Arnavutluk’ta çok sık ihtilâl hareketlerinin görüldüğünü belirterek bundan sonra
görülecek ihtilâllerin Arnavutluk’u aşarak uluslararası bir durum alacağını da vurgulamıştır.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
191
onaylamasına şaşırdığını ifade etmiştir. Y. Nadi, İtalya’nın bu anlaşma ile
yeniden istilâ devrini açabileceği endişesini ayrıca vurgulamak suretiyle
geleceğe ilişkin çok doğru bir tahminde bulunmuştur. Çünkü bir müddet
sonra İtalya’nın Habeşistan işgali gerçekleşmiştir. Hamdi Kemallettin ise
konuyu daha çok Balkan barışı çerçevesinde değerlendirerek Arnavutluk
meselesinin Balkanların geleceği açısından Türkiye’yi de ilgilendirdiğini
ifade etmiştir. H. Kemalletin’e göre İtalya, İngiltere’nin onayı ile Arnavutluk
politikası oluşturmuştur. Ancak gerçek tam da böyle değildir. Yukarıda da
izah edildiği gibi İngiltere Arnavutluk’ta istediği kalitede petrol bulamadığı
için bu ülkeye olan ilgisini kaybetmiştir. Arnavutluk da İngiltere’nin desteğinden mahrum kaldığı için İtalya’ya yanaşmak mecburiyetinde kalmıştır. H.
Kemallettin, İtalya’nın Tiran Paktı ile son zamanlarda Arnavutluk’ta yaptıklarının hukukî temellerini oluşturulduğunu böylece de anlaşmanın Arnavutluk’u bir sömürge haline getirdiğini ifade etmiştir. H. Kemallettin, İtalya
Başbakanının Arnavutluk’ta 5 milyon İtalya’nın yaşayabileceğini ifade ettiğinin de altını çizmiştir.
Tiran Anlaşması, Türk kamuoyunda Arnavutluk’un toprak bütünlüğü konusunda da endişe uyandırmış, bu endişeyi gidermek için İtalya çaba
göstermiştir. İtalya’nın Moskova Büyükelçisi buradaki Türkiye Büyükelçisine İtalya’nın Arnavutluk ile imzaladığı anlaşma ile Arnavutluk’un bütünlüğünün korunacağını beyan ederek böylece Türkiye kamuoyunda İtalya aleyhine oluşan düşüncelerin de yavaş yavaş yok olacağını umduğunu ifade etmiştir 667. Arnavutluk ile İtalya arasında Tiran Paktı’nın imzalanması Türk
basınında tartışılırken İtalya’nın Arnavutluk’ta elde ettiği imtiyazın Balkan
barışını tehdit edeceği havası hâkim olmaya başlamıştır. Gelinen noktada
Balkanlar etrafındaki siyasal faaliyetlerin bir Balkan ittifakına yol açıp açmayacağı bu bağlamda tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar üzerine Arnavutluk’un Türkiye elçisi Rauf Fitso, Tiran Paktı’nın imzalanmasının ge-
667
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dış Politikasında 50 Yıl: Cumhuriyetin İlk On Yılı ve
Balkan Paktı (1923-1934), Araştırma ve Siyaset Plânlama Genel Müdürlüğü, Ankara, 1974, s.
276-277.
192
HALİL ÖZCAN
rekçelerini izah ederek paktın Balkan ittifakına engel olmayacağını ifade
etmek mecburiyetinde kalmıştır:
“1920 yılından itibaren Arnavutluk’ta muhtelif zaman ve yerlerde
muhtelif desteklerle ihtilaller çıkarılmıştır. Bu ihtilaller Arnavutluk’u gelişmesinden alıkoydu. Arnavutluk sükûna muhtaçtır ve fenalıklara geçit vermemek için Tiran Muahedesi’ni imzaladı. Muahedene Arnavutluk üzerindeki
müdahaleleri engellediği için Arnavutluk için büyük menfaat temin etmektedir. Diğer taraftan İtalya da arazinin sahillerini kendi emniyet ve selametini
ihlal edebilecek tesirat ve ahvalden kurtulması kademesini elde etmiştir.
Sulh ve sükûn getiren Tiran Muahedesi neden Balkan İtilâfına engel olsun….” 668.
Tiran Paktı’nın Balkan ittifakına etkisi konusunda Türkiye Dışişleri
Bakanı da Balkan Devletlerinin ittifaka sıcak baktıklarını ancak Yugoslavya
ve Arnavutluk’un bu konuya muhalefet ettiklerini ifade etmiştir 669. Bunun
üzerine Arnavutluk’un Ankara Elçisi Rauf Bey 6 Haziran 1927’de Türkiye
Dışişleri Bakanı ile görüşme ihtiyacı duymuştur 670. Gelişmeleri kaygıyla
izleyen Türkiye’nin Yunanistan Elçisi de Türk, Bulgar, Sırp ve Yunan Devletlerinin er ya da geç Arnavutluk’a karışacaklarını ifade ederek Balkanların
durumunun Tiran Muahedesi’nden öncekine göre daha da zorlaştığını beyan
etmiştir 671. Türkiye’de Tiran Paktı ile ilgili kaygıların daha da artması üzerine Rauf Fitso, daha ayrıntılı bir açıklama yapma mecburiyetinde kalmıştır:
“Arnavutluk şimdi dâhili işlerle uğraşmakta ve özellikle yollara
önem vermektedir. Her şahıs bir süre iane tarifinde yol yapmaktadır. Yolsuz
olan yerlere muhteşem şose yollar yapılmıştır. Arnavutluk’un İtalya ile imzaladığı emniyet ve muahedenet anlaşması tartışmalara neden olmuştur. Oysa
İtalya ile Arnavutluk’un ihracatı % 80’dir. Arnavutluk Osmanlı Devleti’ne
bağlı iken kaynağı İstanbul idi. Şimdi ise Arnavutluk gençleri İtalya’da eği-
668
Cumhuriyet, 24 Mayıs 1927, s. 1.
Cumhuriyet, 24 Mayıs 1927, s. 1.
670
Cumhuriyet, 7 Haziran 1927, s. 1-2.
671
Cumhuriyet, 22 Mayıs 1927, s. 1-2.
669
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
193
tim yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Arnavutluk barış sever bir devlettir,
kimse ile kavga etmek niyetinde değildir…” 672.
Rauf Bey, iktisadî ilişkilerle eğitim kurumlarını işaret etmiş olsa bile
İstanbul ve İtalya bu hususta mukayese edilemez. Çünkü Arnavutluk Osmanlı Devleti hâkimiyeti altındayken “kaynağının” bağlı olduğu ülkenin
başkenti olan İstanbul olması gayet doğaldır. Ancak Arnavutluk bağımsız
olduktan sonra kaynağının İtalya olmasını ifade etmek bağımsızlığına gölge
düşürmesinin bir itirafı olarak algılanabilir. Gerçi Arnavutluk’un İtalya’ya
bağımlılığı konusu yabancı basının da üzerinde önemle durduğu bir husus
olmuştur.
Yabancı basında hâkim olan görüş İtalya’nın Tiran Paktı ile Arnavutluk’u nüfuzu altına almasıdır. Basın, bu konuda Arnavutluk yöneticilerini
eleştirmiştir. Ayrıca söz konusu basın, Arnavutluk’un İtalya nüfuzuna girdikten sonra Avrupa, Balkan ve Adriyatik dengelerinin değişeceğini ifade
etmiştir. Bunlara ilave olarak Tiran Paktı süreciyle ilgili çeşitli iddia ve söylentiler de yabancı basında yer bulmuştur.
Tiran Paktı’na Arnavutluk’un Adriyatik’teki konumunu göz önüne
alarak bakan “Herald Tribün” gazetesi, bu pakt ile Avrupa Hükûmetleri arasındaki dengelerin değişmesinin gündeme geleceğini yazmıştır. Adı geçen
gazeteye göre Arnavutluk Adriyatik’e dökülen bir şişenin dar ağzının bir
tarafını oluştururken İtalya da çizmenin ökçesini oluşturmaktadır. Gazete
paktın imzalanması sürecindeki kimi iddialara da yer vermiştir 673. “Times”
672
Cumhuriyet, 6 Ocak 1927, s. 2.
Gazete, Yugoslavya’ya sığınan Ahmet Zogu’nun İtalya Elçisine bu kadar kolayca baş
eğmesini izah etmenin pek güç olduğu yorumunu yaptıktan sonra çok ilginç bir olayı anlatmıştır. “Herald Tribün”e göre anlaşmanın imzasından birkaç gün sonra Tiran’daki İtalya Sefaretine iki posta çantası gelmiştir. Sefir, evvelce bu çantaların Ahmet Zogu’ya ait olduğunu anlamayarak bunlardan birini açmış ve bu çantanın İtalyan banknotlarıyla dolu olduğunu görmüştür. Bunun üzerine sefir, bu çantaları derhal Arnavutluk Hükümet Reisine (A.Zogu’ya) göndermiştir. Daha sonra Ahmet Zogu’nun akrabalarından biri iki buçuk milyon lireti dolara
çevirmiştir (Cumhuriyet, 9 Ocak 1927, s. 3). “Herald Tribune” gazetesi paktın imzasından
dolayıbir başka ilginç iddiaya da yer vermiştir. Buna göre Ahmet Zogu İtalya’ya davet edilmiştir. Ahmet Zogu orada mükemmel bir kabul görecek ve kendisine yüksek mevkiden de bir
eş bulunacaktır. Gazeteye göre bu siyasî entrikalar içerisinde en tehlikeli yolun Yugoslavya’nın Tiran Muahedesi dolayısıyla İtalya ile çekişmeye girmesi olmuştur (Cumhuriyet, 11
673
194
HALİL ÖZCAN
gazetesinde yayımlanan bir makalede de Tiran Paktı ile Yugoslavya ve Yunanistan hudutlarının İtalyan etki alanına girdiği belirtilerek Arnavutluk’un
İtalyanların işgali karşısında her hangi bir şey yapamayacağı yorumu yapılmıştır 674. Yugoslavya Tiran Paktı’ndan en fazla rahatsız olan devlet olmuş ve
hatta bu paktın kendisine karşı yapıldığını iddia etmiştir. Onun için de Yugoslavya basını bu paktı ve Arnavutluk Cumhurbaşkanını çok sert bir şekilde
eleştirmiştir.
Belgrat’ta yayımlanan “Polistika” gazetesi, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’nun 1924 senesi ilkbaharında Belgrat’ta kaldığı sırada
“Balkanlar Balkanlılara aittir.” prensibine sadık kaldığını ancak bu şahsın
cumhurbaşkanı olduktan bir ay sonra Arnavutluk’u İtalya’ya ikramda bulunduğunu ifade etmiştir. Gazete ayrıca hükûmet memurlarından İtalya’ya taraftar olanların alıkonularak diğerlerinin (Yugoslavya taraftarlarının) iş başından uzaklaştırıldığını belirtmiş ve İtalya’nın Arnavutluk’u kendi müstemlekesi gibi gördüğünü ifade etmiştir. Diğer taraftan gazete, şarka doğru siyaseti
için İtalya’nın Arnavutluk’tan işe başlamak arzusunda olduğunu beyan etmiştir. “Belgrat” gazetesi, İtalya ile Arnavutluk arasında Sırp, Hırvat ve Slav
Krallığına karşı gizli bir anlaşma yapılmış olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca
adı geçen gazete, Arnavutluk Milli Bankası’ndaki Arnavut Hükûmeti’ne ait
olan hisselerin bir kısmının İtalyanların eline geçmesi sebebiyle Arnavutluk
maliyesine tamamıyla İtalya’nın hâkim olduğunu öne sürmüştür 675. Ahmet
Zogu’nun Yugoslavya’da kaldığı süreçte bu ülkede siyasî faaliyetlerde bulunduğu ve yeniden iktidara gelmesinde bu ülkenin desteğini sağladığı gerçektir. Ancak Zogu iktidar olduktan sonra Yugoslavya ve İngiltere’den desOcak 1927, s. 3).
674
H.Milliye, 4 Temmuz 1928, s. 3. “Times” gazetesi, “İtalyanlar Arnavutluk’u Müstemleke
mi Yapacaklar?” başlıklı başka bir yazısında da şartları normal olan devletlerin bile meselelerini aşarak istikrarlı bir millet haline gelebilmesi için uzun zamana ihtiyaç duyduklarını belirtmiş ve Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’nun bu konuda aceleci davrandığını ima
etmiştir (H.Milliye, 19 Eylül 1926, s. 3). “Newyork Herald Tribune” gazetesi de İtalyaArnavutluk Anlaşması’nın yayınlanması ile ilgili olarak İngiltere ve İtalya’nın genelde Balkanlarla özelde de Arnavutluk ile ilgilendiğini (Cumhuriyet, 11 Ocak 1927, s. 3) belirtmiştir. Adı
geçen gazete bu ilginin gerçek sebebini de Arnavutluk petrol sahasına bağlamıştır (Cumhuriyet, 11 Ocak 1927, s. 3).
675
BCA., 1926, fon kodu: 030.10., yer no:250.691.6. Türkiye’nin Belgrat elçiliğinden alınan
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
195
tek sağlamaya çalışmışsa da başarısız olmuş ve kendisini İtalya’dan destek
almaya mecbur hissetmiştir.
3. İtalya-Arnavutluk Savunma Anlaşması
İtalya ile Arnavutluk arasında imzalanan Tiran Paktı’ndan sonra Arnavutluk-Yugoslavya ilişkileri zor bir döneme girmiştir. Mayıs 1927’de Tiran’da Yugoslavya Elçiliğinde görevli bir memurun tutuklanması ve aynı
yılın Ekim ayında da Arnavutluk’un Sırp taraftarı olan Belgrat Elçisinin
Prag’da bir Arnavut tarafından öldürülmesi 676, Arnavutluk-Yugoslavya ilişkisindeki gerginliği çok fazla artırmıştır 677. Tiran Paktı’na tepki olarak Yugoslavya, 11 Kasım 1927’de Fransa ile ittifak anlaşması imzalamıştır. Bu
anlaşmanın imzalanmasından sadece 11 gün sonra da bu anlaşmaya tepki
olarak İtalya ve Arnavutluk arasında 22 Kasım 1927’de bu kez İşbirliği ve
Güvenlik Tiran Paktı (Askerî Karakterli “Değiştirilmez Savunma İşbirliği”
Anlaşması) imzalanmıştır. Bu anlaşma ile İtalya, Adriyatik’teki hukukî yatırımlarını korumayı amaçlarken Zogu ise içeride ve dışarıdaki düşmanlarına
karşı kendisini güvenceye almaya çalışmıştır. Yedi maddeden oluşan bu
anlaşmanın süresi 20 yıl olarak belirlenmiştir. İtalya ve Arnavutluk arasında
savunma amaçlı askerî işbirliği Yugoslavya baskısı ve Yunanistan saldırılarına karşı bir anlaşmadır. Anlaşmanın girişinde iki ülke arasındaki mevcut
işbirliğinin güçlendirip geliştirmesi ve her türlü tehdide karşı yakın işbirliğinin olanaklı kılınması öngörülmüştür. Ayrıca anlaşma ile bir ülkenin çıkar ve
güvenliğinin diğer ülkenin çıkar ve güvenliğine bağlı olduğu kabul edilerek
iki ülke arasında mevcut olan doğal ilişkiyi sürekli kılabilmek hedeflenmiştir. Anlaşma aşağıdaki maddeleri içermiştir:
1. Arnavutluk’un Birleşmiş Milletler’e üye olmasından sonra dahi
bu anlaşmanın hükümlerine uygun olarak iki ülke arasındaki çıkar ve karşılıklı ilişkiler devam edecektir.
5 Mayıs 1926 tarihli ve 210/443 sayılı yazı.
676
Katil İtalya’da tahsil görmüş bir Arnavut’tur ve İtalya’nın yardımıyla Prag’a gitmiştir
(Esmer, 1953, a.g.e., s. 70-71).
677
Esmer, a.g.e., s. 70-71.
196
HALİL ÖZCAN
2. 20 yıl boyunca bir tarafta Arnavutluk bir tarafta İtalya olmak üzere Değiştirilemez Savunma Anlaşması mevcut olacaktır. Bu işbirliği 18 ya
da 19 ncu yılında iptal edilebilir. Eğer bu yapılmazsa anlaşma aynı süre kadar uzatılmış sayılır. İki Hükûmet de bu iki ülkenin dış saldırılara karşı güvenliğini sağlamak için en üst düzeyde çaba gösterir.
3. Bir önceki maddede (2. madde) bahsi geçen sorumluluğun gereğini yapmanın bir sonucu olarak iki ülke de kendisi tarafından başlatılmamış
bir savaş tehditi altında bulunan diğer ülkeyi korumak için her türlü imkânı
seferber eder.
4. Tehdit altında olan ülke tarafından talep edilmesi durumunda böyle bir durumda askerî, ekonomik vb. kaynakların seferber edilmesi ile bu
karışıklığın ortadan kaldırılması için diğer ülke bütün imkânlarını seferber
eder.
5. 4. maddede yazılan olaylar durumunda iki ülke birbirlerinin karşılıklı mutabakatları olmadan barış görüşmelerine ya da anlaşmalarına giremezler.
6. Bu mevcut anlaşma dört orijinal kopya iki İtalyanca iki de Arnavutça olarak imzalanmıştır.
7. Bu anlaşma meclis onayına sunulacak ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınacaktır 678.
İtalya, bu anlaşma ile hem Arnavutluk’u tamamen himayesi altına
almış hem de başka bir devletin tehdit ve saldırısına karşı koruma hakkı elde
etmiştir. Ayrıca İtalya, kendisinin içerisinde olmayacağı barış görüşmelerinin Arnavutluk ile yapılmasını da engellenmiştir. Böylece de Arnavutluk
uluslararası ilişkilerde yarı İtalya sömürgesi durumuna gelmiştir 679. Anlaşmanın imzasından sonra Arnavutluk maliyesinin ıslahı için İtalyan uzmanlar
getirilmiş ve ordusunun eğitimi için İtalyan subaylar ülkeye kabul edilmiş-
678
679
Pearson, a.g.e., s. 280-281.
Akşin, Fırat, a.g.m., s. 111.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
197
tir 680. Bunlara ilave olarak Arnavut gençliği de faşist öğretmenlerce organize
edilmeye başlanmıştır 681. Artık Arnavutluk’ta da İtalyan uzmanlarca
Mussoli’nin para-militer “balilla” gençlik örgütlenmesi gibi teşkilatlanma
süreci başlatılmıştır 682. Bütün bu gelişmeler Arnavutluk’un tamamıyla İtalya
himayesine girmeye başladığının işareti gibidir.
680
Esmer, a.g.e., s. 70-71.
Kollu, a.g.e., s.210-211.
682
Kuyucuklu, a.g.e., s. 16-17. İtalya-Arnavutluk Müttefik Anlaşması imzalandıktan
sonraYugoslavya çok fazla tedirgin olduğu için askerî hazırlıklara başlamıştır. İtalya Hükümeti, Sırbistan’ın askerî hazırlıklarda bulunduğu gerekçesiyle mukabil askerî tedbirler alacağını
bildiren bir nota vermiştir (Cumhuriyet, 21 Mart 1927, s. 1-2). Yugoslavya Dışişleri Bakanı da
İtalya’nın Arnavutluk’a asker çıkarması ve Adriyatik’i İtalyan gölü haline getirmesi halinde bu
duruma seyirci kalamayacaklarını ifade etmiştir (Cumhuriyet, 29 Nisan 1927, s. 1-4). Sırpİtalyan ihtilafı sürerken Arnavutluk’ta yeni bir isyan çıktığı haberi gelmiştir (Cumhuriyet, 3
Mayıs 1927, s. 1). Sırbistan destekli isyanı Arnavutluk Hükümeti şiddetle bastırarak kararlılığını göstermiştir. İsyanın sonunda beş kişi idam edilirken 40-50 kadar kişi hapse mahkûm
edilmiştir.
681
III. ARNAVUTLUK KRALLIĞININ İLÂNI VE
TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE YANSIMLALARI
Ahmet Zogu, 31 Ocak 1925’te cumhurbaşkanı olduktan sonra krallığı hep gündemde olmuştur. Daha cumhuriyetin ilânın üzerinden bir yıl geçtikten sonra 1926 yılında Arnavutluk’un İtalyan sefiri Aloiz Baron, A.
Zogu’ya İtalyan kraliyet ailesinden birisi ile evlenmesini ve Arnavutluk kralı
olmasını teklif etmiş ancak Zogu bu teklifi kabul etmemiştir 683. Ahmet
Zogu’nun kral olacağı söylentileri Türk basınında da yer almıştır. Arnavutluk’un ilk Türkiye Elçisi Rauf Bey bu görev için İstanbul’a geldiğinde
“Cumhuriyet” gazetesi muhabiri, 14 Şubat 1926’da Ahmet Zogu Bey’in kral
olacağına dair söylentileri Rauf Bey’e sormuştur. Rauf Bey, Arnavutluk’un
bir cumhuriyet olduğunu ve cumhuriyeti benimsediğini belirttikten sonra bu
söylentinin Arnavutluk dışındakilerin kasıtlı uydurmaları olduğunu ifade
etmiştir 684. Ancak bu iyimser açıklamalara rağmen Yugoslavya gazeteleri de
Ahmet Zogu’nun ilk fırsatta kendisini kral ilân etmek niyetinde olduğu kanaatindedir 685.
İtalya ile 22 Kasım 1927 tarihinde yapılmış olan İttifak Anlaşması,
Arnavutluk’ta krallık beklentilerini daha da artırmıştır. Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu’nun Mussolini’nin desteği ile 28 Kasım 1927 günü krallığını ilân
etme niyetinde olduğu, Atina’dan Paris’e bildirilmiş ve bu haber “Cumhuriyet” gazetesinin 25 Kasım 1927 günkü sayısında birinci sayfadan A. Zogu
fotoğrafıyla duyurulmuştur 686. A. Zogu’nun kral olacağıyla ilgili söylentilerin artması üzerine “Vakit” gazetesi, Arnavutluk Cumhurbaşkanı A.
Zogu’nun İtalya desteğiyle kendisini kral ilân edip etmeyeceğini Arnavutluk
Elçisi Rauf Bey’e sormuştur. Rauf Bey de Cumhurbaşkanı A. Zogu’nun
683
Demirlika, a.g.e., s. 124-127.
Cumhuriyet, 15 Şubat 1926, s. 1-2.
685
H.Milliye, 5 Mart 1927, s. 2.
686
H.Milliye, 22 Ağustos 1928, s. 1.
684
200
HALİL ÖZCAN
eskiden beri krallık arzusu olmadığını ifade etmiştir 687. Ağustos 1928’de
İstanbul’a Türk jandarmasının durumunu yerinde incelemek üzere gelen
Arnavutluk Umumi Jandarma Kumandanı Kasım Bey, kendisine Ahmet
Zogu’nun krallığı ile ilgili soru sorulması üzerine Arnavutluk’ta bir hükümdarlık (krallık) ilânına ihtimal vermediğini ifade etmiştir 688.
Cumhurbaşkanı olduğu 1925-1928 senelerinde A. Zogu’nun arkasındaki en büyük güç olan İtalya ile Balkan ve Avrupa Devletleri monarşi
rejimi ile yönetildiği için dış ortam krallık ilânına uygundur. Zaman ilerledikçe İtalya’nın daha fazla desteğini alan Cumhurbaşkanı A. Zogu 689 yetkileri kendi elinde toplayarak muhalefeti de sindirdiği için Arnavutluk’un içerisi
de rejim değişikliğine hazır hale getirilmiştir. 20 Ağustos 1928 günü Tiran
ve civarında halk, büyük bir miting düzenleyerek memlekete hizmetlerine
şükran olmak üzere Arnavutluk tacının Ahmet Zogu’ya verilmesini talep
etmiştir. Bütün Arnavutluk’ta bu yönde tam bir sükûn içinde Ahmet Zogu
taraftarlarının yaptırmış olması kuvvetle muhtemel olan gösteriler tertiplenmiştir 690. Ahmet Zogu, vatan kurtarıcısı ilân edilmiş ve halk Zogu’yu cumhurbaşkanı ve kral pankartlarıyla karşılamıştır. Ahmet Zogu’nun kral olması
için de telgraflar çekilmeye başlanmıştır 691.
25 Ağustos 1928 günü Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ahmet Zogu
namına Adliye Nazırı bir konuşma yapmış ve milletvekillerini yaptıkları
başarılı hizmetlerden dolayı kutlamıştır 692. Bu gelişmeyi müteakiben Arnavutluk Meclisi, rejimin değişmesi için 30 Ağustos 1928’de mecliste kanun
çıkararak 1 Eylül 1928’de Ahmet Zogu’yu “Zog I Arnavutların Kralı” olarak
687
Vakit 22 Haziran 1928, s. 1.
Cumhuriyet, 10 Ağustos 1928, s. 3.
689
A. Zogu’ya göre Arnavut zihniyeti öyle kıttır ki cumhuriyet ülkenin amacını tam kavramayacaktır. Arnavutlar için vatanseverlik eğer gerçek ve monarşist bir Arnavut ile temsil edilmiyorsa hiçbir anlam taşımaz. Ayrıca Zogu savaştan yeni çıkan ülkesinin güvenliğini ancak
monarşi sisteminin sağlayabileceğine inanmıştır (Demirlika, a.g.e., s. 124-127).
690
H.Milliye, 22 Ağustos 1928, s. 1.G.Shpuza, rejim değişikliğinin Arnavut halkına zorla
kabul ettirildiği kanısındadır (Shpuza, “Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”, s. 338).
691
Demirlika, a.g.e., s. 127-129.
692
H. Milliye, 29Ağustos 1928, s. 2.
688
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
201
ilân etmiştir 693. Arnavutluk Meclisi yayımladığı beyannamede krallığın Arnavutluk’un manevî kuvvetini artıracağını bildirerek yeni anayasayı kabul
etmiş olduğunu ilân etmiştir. Ahmet Zogu, 694 kendisine Arnavutluk tacını
sunan özel heyete Arnavutluk krallığını kabul ettiğini ifade etmek suretiyle
yeni dönemi başlatmıştır 695.
Kral Zog, krallık ilânının ertesi günü 2 Eylül 1928’de İtalya Kralı
Victor Emanuel III’e gönderdiği telgrafta İtalya Kralı’nın kendi ülkesinin
kaderini değiştirmek için uyguladıklarının kendisine ilham verdiğini ifade
etmiş ve “uygulamalarınızı kendime rehber alacağım” diye yazmıştır 696. Kral
Zog, krallığının ikinci günü ikinci telgrafı da İtalya Başbakanı Mussolini’ye
göndermiş, kendisi ve Arnavut vatandaşları adına İtalyan Hükûmeti’nin sağlamış olduğu sürekli destekler için şükranlarını sunduktan sonra krallığının
ana politikasını iki seçkin hükûmet arasındaki işbirliğinin devamı olarak
ifade etmiştir 697. Kral Zog’un çektiği bu iki telgraf, Arnavutluk’taki rejim
değişikliğinin arkasındaki gücün varlığını açıkça ortaya koymuştur. İtalya,
Arnavutluk’u nüfuzu altına aldıktan sonra bu ülkeden kendisine karşı milli
muhalefet oluşacağı endişesine kapılmıştır. Onun için Zogu’nun krallığını
destekleyerek baskıcı bir yönetimle Arnavutluk içerisinde muhalefeti sindirmek istemiştir.
Arnavutluk Dışişleri Bakanı, krallığın ilânını müteakip İtalya’nın Tiran elçisine 3 Eylül 1928 günü gönderdiği bir notada Arnavutluk’ta krallığın
nasıl ve niçin ilân edildiğini bildirmiştir. Notada Arnavutluk Dışişleri Bakanı, iki memleket arasındaki dostluk ve samimiyetin devam edeceği konusun693
Fıscher, a.g.e., s. 148-149, Demirlika, a.g.e., s. 127-129.
Ahmet Zogu, 1916 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun davetlisi olarak bu
ülkeye gider ve aynı sene İmparator I. Karl’ın taç giyme törenine katılır. Faik Konica’ya göre
o muhteşem tören Zogu’nun içindeki kral olma isteğini uyandırmıştır (Demirlika, a.g.e., 124127).
695
H.Milliye, 3 Eylül 1928, s. 4. Vakit, 3 Eylül 1928, s. 4.”Vatan” gazetesinde (8 Eylül 1928,
s. 1), Arnavutluk Kralı Zog’un İtalyan Kralı’nın üçüncü kızı Prenses Cuvanni ile evleneceği
haberi yer almıştır. Arnavutluk’un eski Başbakanı ve Arnavutluk Milli Komitesi Reisi olan
Mösyö Fanoli, Cenevre’de toplanan ricale Ahmet Zogu’nun krallığının ilânı aleyhine
protestoname sunmuştur (Vakit, 8 Eylül 1928, s. 2).
696
İtalya Kralı da cevap olarak Arnavutluk krallının mutluluğu ve ülkesinin refahı için en
içten dileklerini iletmiştir.
694
202
HALİL ÖZCAN
daki kanaatini bildirmiş ve her iki memleketin aralarında mevcut olan ittifak
nazarıyla Balkanlar konusunda birlikte hareket etmeye devam edeceklerini
beyan etmiştir. İtalya’nın Tiran elçisi de cevabî notasında Arnavutluk Krallığı ile derhal siyasî münasebete girmek ve krala yeni ahidnamesini takdim
etmek üzere hükûmetinden emir almış olduğunu beyan ettikten sonra iki
memleket arasındaki dostluğun devam edeceğini belirterek özellikle Balkanlarda iki devletin müşterek bir şekilde hareket edeceklerini ifade etmiştir 698.
Arnavutluk Kralı 4 Eylül günü İtalyan sefirini kabul etmiş sefir, krala
hükûmetinin tebriklerini sunmuş ve bu andan itibaren İtalya ile Arnavutluk
arasındaki siyasî ilişkilerin resmen başladığını beyan etmiştir 699.
Kral Zog’un kendisini “Arnavutlar Kralı” ilân etmesinin Kosova’daki Arnavutlar üzerinde ayrımcı etkisi olacağını düşünen Yugoslavya,
bu durumdan oldukça tedirgin olmuştur. Yugoslavya Hükûmeti, “Arnavutlar
Kralı” unvanı nedeniyle Tiran Hükûmeti’ni protesto etmiştir 700. Belgrat’taki
Arnavutluk temsilcisi, 2 Eylül 1928 günü öğle saatinde Yugoslavya Dışişleri
Bakanlığına gitmiş ve Dışişleri Bakanına Arnavutluk’taki rejim değişikliği
ile kurucu meclisin Ahmet Zogu’yu Arnavutluk kralı tanıdığını bildirmek
için görüşme talep etmiştir. Bakanın meşgul olması gerekçe gösterilerek
Arnavutluk temsilcisine randevu verilmemiştir 701. Tüm bu tepkilere rağmen
Yugoslavya, Arnavutluk’u İtalya’ya daha fazla yanaştırmamak için krallık
rejimini ve kralı tanımak mecburiyetinde kalmıştır 702.
Zogu Krallığını ilân ettiğinde daha önce Arnavut Kralı olan Prens
Vid de Arnavutluk krallığından vazgeçemediğini açıklamıştır. Arnavutluk
697
Pearson, a.g.e., s. 296.
H.Milliye, 5 Eylül 1928, s. 3.
699
H.Milliye, 6 Eylül 1928, s. 2.
700
H.Milliye, 6 Eylül 1928, s. 2.
701
Pearson, a.g.e., s. 297.
702
Vıckers, a.g.e., s. 124. Arnavutluk Krallığı Balkanlar’da mevcut monarşilerin devamı
gibidir. Yugoslavya Kralı kendisini Sırp, Hırvat ve Sloven Kralı, Yunan Kralı da kendini
Helen Kralı olarak görmüştür (Pearson, a.g.e., s. 297). Ahmet Zogu da Arnavutların Kralı
unvanını alarak Arnavutluk dışındaki Arnavutların da kralı olacağı mesajını vermiştir. Ancak
Arnavutluk Hükümeti, Arnavutluk’ta rejim değişikliğinden doğan kuşkuyu kaldırmak için
olacak dış politikanın değişmeyeceğini açıklamak zorunda kalmıştır (Vakit, 12 Eylül 1928, s.
2).
698
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
203
dışındaki Arnavut örgütleri de krallığın devrilip cumhuriyetin yeniden kurulması için çaba sarf etmeye başlamışlardır. Bu amaçla “Time” gazetesine
bir telgraf göndererek Ahmet Zogu’yu krallıktan istifa ettirmek amacıyla
ihtilâl yapacaklarını açıklamışlardır. Amerika’da bulunan Eski Başbakanlardan Fan Noli de monarşi ilânının Roma tarafından kurulmuş bir tuzak olduğunu bildirerek bunun Arnavutlara ve Balkan Devletlerine karşı yapılan bir
hareketin başlangıcı olduğunu ifade etmiştir 703.
A. Türkiye’nin Arnavutluk’ta Krallık İlânına Tepkisi
Ahmet Zogu, Ahmet Zogulli (Zoguoglu) olan adını 1920’lerde modernleşmeye uyarak Zogu’ya çevirmiş, kral olduğunda da Zog yapmıştır 704.
Bu bağlamda yeni kral, Arap Türk ismi olan Ahmet ile Zogu’nun sonundaki
“u”yu silerek kendisinin ulusal Arnavut kralı imajını güçlendirmeye çalışmış
ve kendisini “Zog I Arnavutların Kralı” olarak ilân etmiştir 705.
Ahmet Zogu’nun krallığını ilân ederken ismi olan Ahmet ile soyadının sonundaki “u” harfini kullanmaması, Türkiye ve Müslümanlık ile olan
bağlantısını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket olarak düşünülebilir.
Ancak Arnavutların Kralı unvanını kullanması da Kosova’da yaşayan Arnavutların da kralı olacağına dair Yugoslavya’ya yönelik bir mesaj içermektedir. Mesajı vermeye çalışan kralın İtalya tarafından desteklediği bilindiğine
göre bütün bunlar İtalya’nın Arnavutluk üzerinden Türkiye, Yugoslavya ve
Balkanlara yönelik politikasının yansıması olarak da değerlendirilebilir.
703
Demirlika, a.g.e., s. 127-129. Arnavutluk Krallığına sadece ülke dışındaki Arnavutlardan
tepki gelmemiş, ülke içerisinde de tepkiler oluşmaya başlamıştır. Kral Zog, buna engel olmak
için bazı tedbirler almıştır. Arnavutluk’ta Ahmet Zogu kral olduktan hemen sonra Arnavut
beylerine kont, dük gibi unvanlar vermeyi kararlaştırmıştır. Bunun için bir kurul teşkil edilmiştir (Akşam, 8 Eylül 1928, s. 1). Kral Zog, tahta çıkması nedeniyle siyasî suçlular hakkında
(suçun mahiyet ve vahametine göre) genel af ilân etmiştir (H.Milliye 26 Eylül 1928, s. 1).
Ancak bunlar, Zogu’nun kral olmasından sonra Müslüman ve Katolik Arnavutlar arasında
ihtilaflar çıkmasını engelleyememiştir (H.Milliye, 23 Eylül 1928, s. 1, Cumhuriyet, 27 Eylül
1928, s.1).
704
Glenny, a.g.e., s. 339.
705
Fıscher, a.g.e., s. 148-149. Vıckers, a.g.e.,s .124. Tahtını daha da güçlendirmek isteyen
Ahmet Zogu, kral olarak feodal güçlerle bağlantısını kesmek için Verlaci’nin kızı olan eşinden boşanarak Verlaci’yi sınır dışı etmiştir (Akşin, Fırat, a.g.m., s. 111).
204
HALİL ÖZCAN
Arnavutluk Meclisi beklenmedik bir şekilde 1 Eylül 1928 günü saat
9.15’te Ahmet Zogu’yu kral seçmiş ve kralın validesinin ana kraliçe, kardeşlerinin de prens ve prenses sayılması gerektiğini kararlaştırmıştır. Aynı gün
öğleden sonra saat beşte kral, mecliste resmi bir tören ile yemin etmiştir.
Yemin törenine Tiran’da bulunan elçiler Arnavutluk Dışişleri Bakanı tarafından şifahen davet edilmiştir. Bu daveti Fransa, İngiltere ve Küçük İtilaf
elçileri olumlu karşılamıştır. Türkiye Elçisi Tahir Lütfi Bey de bu davete
riayet etmiş ve bu durumu şifre telgraf ile 1 Eylül 1928 günü Ankara’ya
bildirmiştir 706.
1 Eylül 1928 günü Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği de “Central
News” ajansının İstanbul telgrafına dayanarak Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in de kral olacağına dair haberlerin bazı İngiliz gazetelerinde 707
yer aldığını bildirmiştir. Gerçeği yansıtmayan bu haber, Ankara’nın talimatıyla Londra Büyükelçiliğince kesin olarak yalanlamış ve “Royter Ajansı” ile
“Times”, “Daily Telegraph” ve “Manchester Guardian” gazetelerinin 7 Eylül
1928 günkü nüshalarında bu tekzip yayımlatılmıştır 708.
İngiltere ve İtalya’nın uluslararası verdiği destek ile Arnavutluk Kralı yabancı hükûmetlerce de tanınmaya başlanmıştır. Arnavutluk Kraliyetini
İlk tanıyan ülkeler İtalya, Macaristan, Yunanistan 709, Yugoslavya 710, Uruguay, Avusturya, Bulgaristan, ABD, Fransa, İngiltere, Romanya, Almanya,
706
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 18. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet
Başkanları C.I, s. 292-293.
707
“The Daily Telegraph” (King Kemal? An Angora Report 1.9.1928) ve “Manchester
Guardian (Kemal To Follow Suıt?, 1.9.1928) (Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 293-294).
708
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 293-296. Arnavutluk’ta rejim değişikliği ve Türkiye’ye etkisi Mısır’da yayınlan “El-Siyasîye” gazetesinin 2 Ekim 1928 günkü
sayısında Türkçe gazetelerin cumhuriyet idaresini monarşiye çeviren Ahmet Zogu’yu acı acı
tenkit ettikleri ile Mustafa Kemal Paşa’nın da A.Zogu’yu izleyeceği haberlerini şiddetle tekzip
ettikleri yazılmıştır (Şimşir, a.g.e., s. 296).
709
Yunan Cumhurbaşkanı, Kral Zoğ’u tebrik etmiş, 4 Eylül 1928 günü Yunanistan Maslahatgüzarı da Arnavutluk Dışişleri Bakanını ziyaret ederek hükümetinin Arnavutların I. Kralı
Zog’un krallığını resmen tanıdığını ve siyasî ilişkilerin başladığını beyan etmiştir. (H.Milliye,
6 Eylül 1928:2).
710
Yugoslavya da başlangıçta Arnavutların Kralı unvanından Kosovalıların da etkileneceğini
düşündüğü için tepki göstermiş olsa da Arnavutluk’un tamamen İtalya’ya yanaşmasını önlemek için krallığı tanımak mecburiyetinde kalmıştır.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
205
Japonya, Hollanda, Belçika, İsviçre, İspanya, Polonya, Litvanya, Letonya,
İsveç, Finlandiya, San Marino, Ekvator ve Mısır olmuştur 711. Zogist monarşiyi sadece saltanatı kaldırmak için zor bir mücadele vermiş olan Türk
Hükûmeti tanımamıştır 712. Bunun da başlıca sebebi Osmanlı Devleti’nden
son ayrılan unsur olan Arnavutluk’un cumhuriyet rejiminden monarşiye
geçmesinin Türkiye’de de cumhuriyet rejimi muhaliflerini cesaretlendirebilme ihtimalidir.
Bu dönemde benzer koşullardan geçen Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde bir yandan
sosyal ve siyasal reformlar yapmış diğer yandan da kendi öz kaynakları ile
kalkınmanın yollarını aramıştır. Türkiye’deki gelişmeler, çoğunluğu Müslüman olan Arnavutluk’ta ilgi ile izlenmiştir. Türkiye, bağımsızlığını cephede
ve masada zorlu bir mücadele ile kazanmış ve devamında millet egemenliğine dayalı bir cumhuriyet rejimi kurmuştur.
Arnavutluk ise hem Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını kazanmayı
hem de bağımsızlık sonrası işgallerden kurtulmayı dönemin koşullarına göre
dış destek ile sağlayabilmiştir. Arnavutluk’ta kısa bir süre uygulanan millet
egemenliğine dayalı cumhuriyet rejimi, cumhurbaşkanının krallığa geçişi
için bir köprü görevi görmüştür. Arnavutluk’ta krallık ilânı sadece Türkiye
Hükûmeti tarafından tepkiyle karşılanmamıştır. Arnavutluk’taki rejim değişikliğiyle ilgili daha cumhurbaşkanı ve hükûmetten bir açıklama gelmeden
önce Türk basını “nefret” tabirini kullanarak bu gelişmelere karşı çok sert
tepki göstermiştir. “Cumhuriyet” gazetesine göre Arnavutluk’ta krallık ilânı
ve Ahmet Zogu’un cumhurbaşkanlığını bırakıp krallık tacını giymesi her
tarafta derin bir hayret uyandırırken millet hâkimiyetinin tam anlamıyla olgunlaşmaya başladığı Türkiye’de aynı zamanda “nefret” uyandırmıştır. Gazeteye göre başkalarının iç işlerine karışmak doğru olmamakla birlikte Ar-
711
Gazmend Shpuza, Ataturku dhe Shaiptaret, Atatürk ve Arnavutlar, Dituriai Tirane,
Arnavutluk, 1994, s. 57-58.
712
A.S.S. III, a.g.e., s. 289.
206
HALİL ÖZCAN
navutluk’ta görülen bu geriye dönüş Türkiye Hükûmeti’nce de tepkiyle karşılanmalı ve Tiran’da bulunan elçi Türkiye’ye çağırılmalıdır 713.
Vasfi Raşit, “Cumhuriyet” gazetesinde 714 Ahmet Zogu’nun milleti
tarafından seçilmiş olmak gibi şerefli bir makamı bırakıp medeni dünyada
bulunduğu makama düşmanlık eyleyen saltanat derecesine inerek kral olmasında ne gibi zorunluluklar olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. V. Raşit
Arnavutluk’ta cumhuriyetten saltanata dönüşün Arnavutlar tarafından kabul
edilip edilmeyeceğini de sormuştur. Ayrıca, V. Raşit, meşhur Fransız hikâyeci La fontaine’nin bir hikâyesi olan “Kurbağalar ve Krallar” 715 başlıklı
öyküsünü kıssadan hisse çıkarılabilmesi için yazmıştır. V. Raşit, Arnavut
halkının kendi istekleriyle kargalar gibi demokrasiden vazgeçerek sonradan
başlarına geçen kraldan şikâyetçi olacaklarını ifade etmiştir. Ahmet Hidayet
de Cumhuriyet’te 716 bir Alman gazetesinde ayrı ayrı sütunlarda “operat” ve
“Ahmet Bey Kral” başlıklarını görmüş ve iki başlığı birleştirerek “Tiran
Operati” başlığı ile yazı kaleme almıştır. A. Hidayet’e göre allı pullu elbiseler ve sorguçla 717 (süs ile) Arnavutluk’ta oynanan oyun Tiran operatından
başka bir şey değildir.
“Milliyet” gazetesi başmuharriri ve Siirt mebusu Mahmut Bey,
Fransız “Volunte” gazetesinde bir makale yayımlayarak Gazi Mustafa Ke713
Cumhuriyet, 7 Eylül 1928, s. 2.
8 Eylül 1928, s. 3.
715
Kurbağalar demokratik bir halde yaşamaktan bıkmışlar ve ilahların Allah’ı olan
Jupiter’den kendilerine bir kral ihsan eylemesini istemişler. Kurbağaların duasını ve niyazlarını kabul eden Jupiter, gökten döşemeleri tutmağa yarayan altlıklardan ufak bir tahta parçasını kurbağalara kral olarak göndermiş. Alık ve ürkek bir hayvan olarak tarif eylenen kurbağalar gökten inen bu tahtanın sukutu muhacesinde bataklıklara sinmişler; fakat korkuları geçtikten sonra ihtiyatla krallarının yanına sokulduklarına cesaretleri artmış ve tahta parçasının
üzerinde sıçramaya başlamışlar. Bu kadar aciz bir kral kurbağaların hoşuna gitmemeye başlamış. Yarabbi bize daha büyük bir kral ihsan eyle diye yalvarmaya koyulmuşlar. Bu sefer
Jupiter kurbağa yiyen bir kuşu kral olarak göndermiş. Büyük Allah tekrar duaya koyulan
kurbağalara dileğiniz üzerine ihsan eyledim. Duaya devam etmeyin beterine uğrarsınız demiş.
V. Raşit’e göre vaktiyle kurbağalar da bugünkü Arnavutlar gibi kral istemişti. Krallık onlara
hiç iyi gelmedi. Şimdi Arnavutlara iyi gelmeyecektir diye yazmıştır (Vasfi Raşit, Cumhuriyet,
8 Eylül 1928, s. 3).
716
Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri”, s. 113, Cumhuriyet, 10 Eylül
1928, s. 2.
717
Serpuşların ön tarafına takılan tüy veya püskül biçimindeki süs (Türk Dil Kurumu, Türkçe
Sözlük, TTK Basımevi, Ankara, 1998, s, 2012).
714
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
207
mal Paşa’nın kendisini kral ilân ettirmek fikrinde bulunduğuna dair çıkan
haberleri tekzip etmiştir. Mahmut Bey, Türk ihtilâl ve inkılâbının saltanatı
ilga ederek rüşdünü ispat ettiğine delil olan cumhuriyet idaresini kabul ve
ilân ettiğini yazmıştır. Ayrıca Mahmut Bey, cumhuriyet hükûmetini ve demokrasiyi krallık için terk eden milletlerin milli haysiyet ve şeref hislerini
kaybetmiş olduklarını belirtmiştir. Başmuharrir, idealist bir şahsiyet olan
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın makam ve iktidarın millet egemenliğine dayanması gerektiğini düşündüğünden büyük bir fedakârlıkla saltanatı reddettiğini yazmıştır. Mahmut Bey’e göre Türk milleti kesin bir güven duygusu
ve büyük bir şevkle sevgili rehberini takip eylemektedir 718.
Türk basını tepkisini Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ve
hükûmetinin Arnavutluk’taki rejim değişikliği konusundaki duygularını
resmi olarak öğrenmeden önce bu şekilde yansıtmıştır. Türkiye’nin liderleri,
genç cumhuriyetleri konusunda çok duyarlıdırlar ve onların gözünde Ahmet
Zogu, cumhuriyete bağlılık andını çiğneyen bir cumhuriyet ve millet haini
idi. Ancak kral yanlısı İngiliz basınının Ahmet Zogu’yu Mustafa Kemal’e
örnek göstermesi, kral yanlısı Arnavutların egosunu okşarken cumhuriyet
yanlısı Türkler ile Türkiye Cumhurbaşkanını kızdırmıştır.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk’ta Krallık ilân
edildiğinde yurt gezilerinde kara tahta başında halka Lâtin Alfabesini öğretmekle meşguldür 719. Cumhurbaşkanı yurt gezilerinden Ankara’ya döndükten
sonra Arnavutluk’ta meydana gelen rejim değişikliği Dışişleri Bakanınca
kendisine arz edilmiştir. Arnavutluk Hükûmeti bu rejim değişikliği hakkında
Türkiye’yi yeterince bilgilendirmemiş olduğu gibi Türkiye Dışişleri Bakanı
da İstanbul’da görüştüğü Arnavutluk Elçisinden 720 yeterli bilgi alamamıştır.
718
Yel, a.g.m., s.13, Akşam, 9 Eylül 1928, s. 1.
Halil Özcan, “Atatürk Dönemi Türk Milli Eğitim Politikası ve Atatürkçü Düşüncenin Eğitim ile Etkileşimi (1920-1938)”, Ankara Üniversitesi TİTE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Ankara, 2003, s. 215. H.Milliye, 11 Eylül 1928, s. 1. Utkan Kocatürk, Doğumundan
Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2007,
s. 415-416.
720
Arnavutluk’un Ankara Elçisi Rauf Bey, Belgrat’a tayin olmuş ve yerine de atama yapılmamıştır (Vakit, 13 Ağustos 1928:1). Rauf Bey, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanına
İstanbul’da veda etmiştir.
719
208
HALİL ÖZCAN
Dışişleri Bakanı, Tiran Elçisi Tahir Lütfi Bey’i, 3 Ekim 1928 tarihli talimat
ile Ankara’ya çağırmıştır. Çağırma gerekçesini de Cumhurbaşkanı Gazi
Mustafa Kemal Paşa’yı yeterince bilgilendirebilmek olarak açıklamıştır.
Ayrıca Dışişleri Bakanı, T. Lütfi Bey’e iki ülke hükûmetinin ilişkilerini acele tanzim etme isteğinden uygun bir biçimde bahsetmesini, Dışişleri Bakanı
İlyas Bey’in olurunu almasını ve seyahat sebebini izah ederek gelmesini
tavsiye etmiştir 721. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanının Arnavutluk
Elçisi Tahir Lütfi Bey’e Arnavutluk ile ilişkilerin sürdürebilirliğini göz önüne alarak dikkatle talimat verdiğini söylemek mümkündür.
Tahir Lütfi Bey, Berat’ta bulunan Arnavutluk Dışişleri Bakanını ziyaret etmiş ve Ankara’dan aldığı talimat çerçevesinde beyanatta bulunmuştur. Arnavutluk Dışişleri Bakanı da iki hükûmet arasındaki ilişkilerin mümkün olduğu kadar süratle tanziminin kendisinin de amacı olduğunu belirtmiştir 722. T. Lütfi Bey daha sonra yerine Fuat Bey’i geçici işgüder olarak bırakarak bir daha dönmemek üzere 723 7 Ekim 1928 günü Ankara’ya hareket etmiştir 724. Tahir Lütfi Bey’in Ankara’ya dönüşünün ertesi günü Gazi Mustafa
Kemal’in Fransız “Petit Parisen” gazetesi muhabiri Henri Beraud’a
Tarabya’da Arnavutluk’ta krallık ilânıyla ilgili olarak verdiği mülakatın bazı
kısımları 725 İngiltere’de 8 Ekim 1928 günlü üç gazetede (“Financal News”,
“Morning Post”, “The Daily Telegraph”) yayımlanmıştır 726. Bu mülakat, 11
Ekim 1928 günü “Vakit” gazetesinde de yayımlanmıştır. Mülakatta:
“…Bunu kabul etmek öyle mi? Hayır, hayır hiçbir vakit kendisini Kral tanımayacağım, belki bütün cihan tasdik eder. Ne olursa olsun ben bu adamın
krallığını tasdik etmeyeceğim.” diyen Mustafa Kemal, Ahmet Zogu’yu yeminini bozmakla suçlamıştır 727.
721
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…,s. 19-20, Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet
Başkanları C.I, s. 296-297. Shpuza, “Arnavutluk-Türkiye İlişkileri” 308.
722
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 297.
723
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…,s. 20.
724
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 297.
725
Mustafa Kemal’in, “tek başıma kalsam bile Zogu’nun krallığını tanımam” diyen sert bir
eleştirisi yer almıştır (Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…,s, 19-20).
726
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 297-298.
727
Vakit, 11 Ekim 1928, s. 1-2.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
209
Arnavutluk Dışişleri Bakanı Türkiye’nin İşgüderi Fuad Bey’i 20
Ekim 1928 günü bakanlığa davet etmiştir. Bakan, Fuat Bey’e Gazi Mustafa
Kemal’in Paris gazetesine verdiği (11 Ekim 1928 günü “Vakit” gazetesinin
aktardığı) demecini göstermiştir. Bakan, gazete haberine tepkisini de İşgüder
Fuad Bey’e resmi sıfatı olmadığı gerekçesiyle dostum diye hitap ederek göstermiş ve Arnavutluk Kralı hakkında “bu adam” gibi ağır kelimelerin kullanılmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir. Hatta bakan Türkiye’nin
krallığı kabul etmesini temenni etmekle beraber kabul etmemesinin kendileri
açısından önemli olmadığını vurgulamıştır. Ayıca Bakan, Türkiye’nin Arnavutluk’a harp mi ilân edeceğini sormuş ve artık gelinen noktada durumun
Arnavutluk için tahammül edilemez bir hal aldığını belirtmiştir. Arnavutluk
Dışişleri Bakanı, konuşmasının sonunda Türk Hükûmeti’nin Türk basınına
bu beyanın resmi lisandan çıkmadığına dair açıklama göndermesini talep
etmiştir 728. Ancak Arnavutluk Dışişleri Bakanının beklediği açıklama Türkiye tarafından yapılmamış ve Mustafa Kemal Paşa’nın bu konudaki kararlı
tavrı devam etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa ise halk, parlamento, hükûmet ve hatta
Zogu’nun en yakın arkadaşı dahi krallığı teklif etse onun bu baskılara direnerek krallığı kabul etmemesi gerektiği kanaatindedir 729. Bu sebeple de Fransız
gazetesinde yayınlanan bu demeç tekzip edilmemiştir. Bu durum Tiran’da
hem can sıkıntısı hem de düş kırıklığı yaratmıştır. Arnavutlar, Türk Elçisinin
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’i aydınlattıktan sonra istedikleri gibi
tekzip yayımlanacağını ve elçinin de geri döneceğini umut etmişlerdir. Ancak hem elçinin geri dönmesine izin verilmemiş ve hem de Gazi Mustafa
Kemal ve Türk basını Ahmet Zogu’ya karşı eleştirilerini sürdürmüşlerdir 730.
728
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C. I, s. 300-301.
Pearson, a.g.e., s. 297.
730
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 20. Türkiye Elçisi Ruşen Eşref’in 1934
senesinde itimadını sunması sırasında Kral Zog, neden kral olduğunu Türk Elçisine anlatma
gereği duymuştur. Ancak Zogu’nun Anlattığı gerekçeler, elçiden daha çok Mustafa Kemal
Paşa’yı ikna etmek içindir: “…Bu asayiş eskiden yoktu. Dahili tezepzübün (karışıklığın)
çokluğu, Arnavutluğun varlığını tehlikeye düşürmüştü. Her yanımızdaki yabancı faaliyetler
bizi dama dağınık gösteriyordu. Bunun önüne ancak kendi şahsî gayelerimizden fedakârlıkta
bulunarak geçebildik. Yoksa esasta ben de Cumhûriyet taraftarıyım, Gazi Hazretleri kadar
Cumhuriyetçiyim, emin olsunlar, fakat şeraitin (şartların) icabı bizi bu yolda harekette bulu729
210
HALİL ÖZCAN
Türkiye’nin Arnavutluk krallığı konusundaki bu olumsuz tavrının
devam etmesi üzerine Arnavutluk da karşılık vermekte gecikmemiştir. Arnavutluk Hükûmeti, ilk tepki olarak Ankara’da bulunan elçiliğini kapatmıştır.
Arnavutluk Ankara Maslahatgüzarı Asaf Bey, 8 Ekim 1929 tarihinde Arnavutluk sefaretinin kapatılması sebebiyle Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’e
veda ziyaretinde bulunmuştur. Asaf Bey, sefaretin kapatılmasının sebebinin
birtakım malî meseleler olduğunu 731 ve Türkiye’den iyi duygularla ayrıldığını ifade etmiştir 732. Bunu takiben Arnavutluk’un İstanbul Konsolosu Nezir
Bey de Ankara sefaretinin kapatıldığını ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin
asla kesintiye uğramayacağını Türk gazetecilerine bildirmiştir 733. Ancak
Türkiye’nin gerekli adımları atmaması üzerine 1930 yılında da İstanbul’daki
Arnavutluk Konsolosluğu kapatılmış ve tüm çalışanlar ve İstanbul Arnavutluk Konsolosu Nezir Bey ülkesine dönmek mecburiyetinde kalmışlardır.
Daha sonra Arnavutluk, İstanbul’daki İtalya Konsolosluğuna Ankara’da
maslahatgüzar olarak görev yapmış olan Asaf Bey’i atamıştır 734. Arnavutluk
Krallığı, Türkiye’deki Arnavut vatandaşların hak ve çıkarlarının korunmasını bu şekilde İtalya Devleti’ne emanet etme yolunu seçmiştir 735.
Aynı dönemde Türkiye Arnavutluk elçisini geri çekmiş olsa da elçiliğini maslahatgüzar düzeyinde açık tutmak suretiyle iki ülke arasındaki
resmi ilişkileri tamamen koparmamak için gayret göstermiştir. Arnavutluk
da bu durumun farkındadır çünkü Türkiye’nin Tiran Maslahatgüzarı, Türkiye’den izin dönüşü (1929 senesi) ziyaret ettiği Arnavutluk Dışişleri Bakanınca oldukça iyi karşılanmıştır. Bakan, Türkiye’ye olan sarsılmaz muhabbet
narak dahilî vahdeti temine sevk etti. Bunu böyle bilmelerini rica ederim…” (BCA, 14 Mayıs
1934:030.10, 233.572.8, s. 14).
731
Türkiye elçiliğini açık tutacak para bulamayan Arnavutluk parlamentosu, A. Zog’un monarşisinde kral için her yıl 500.000 altın frank, her prens, prenses ve annesi için de 100.000
altın frank ödenmesini kararlaştırmıştır. Ayrıca kral için çiftlik ve devlet mülkleri hediye
etmiştir. Bu durumu gören demokratik Arnavutluk basını, Türkiye’de saltanatın devrilmesinin
malî sebeplerden dolayı olduğunu yazmak zorunda kalmıştır (Shpuza Ataturku dhe
Shaiptaret , s. 55-56, “1928-1930 Yıllarında Arnavut-Türk İlişkileri”, s. 304).
732
Cumhuriyet, 9 Ekim 1929, s. 3.
733
AMPJ, 1929;fon:151, dosya:463, s. 76.
734
Cumhuriyet, 15 Temmuz 1930, s. 1, 4.
735
Anila Polat,, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurulduğu Yıllarda Arnavutluk Cumhuriyeti İle
İlişkileri (1920-1938)”. http://www.hbektas.gazi.edu.tr/ 25.11.2007, s. 13.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
211
ve bağlılığı ile kendilerinin Türkiye Reisicumhuruna olan derin hürmet ve
takdirlerinden bahsetmiştir. Bakan, ayrıca Ankara sefaretinin bütçe tasarrufu
için kapatıldığını yineleyerek ocak ayında Ankara’da bir maslahatgüzarlık
açılması 736 için yeni bütçeye ödenek konacağını ve böylece de dostane ilişkinin idame edileceğini bildirmiştir. Bakan bunlara ilave olarak Reisicumhur’a ve İsmet Paşa’ya minnet ve teşekkürleri ile derin hürmet ve selamlarını
iletmiştir. Siyasî ilişkilerin yeniden başlayabileceği umudu özellikle Arnavutluk yetkililerince hep canlı tutulurken Türkiye hem krala karşı tavrını
sürdürmüş ve hem de elçiliğini açık tutmuştur.
Devam eden süreçte, Türkiye’nin kralı tanımaması Arnavutluk monarşist ve cumhuriyetçi kesimlerinde farklı tepkilere sebep olmaya başlamıştır 737. Arnavut tüccarlardan biri İstanbul’dan almış olduğu Gazi Mustafa
Kemal Paşa’nın muhtelif kıyafetlerde renkli basma posterleriyle Türk kumandanlarından bazılarının fotoğraflarını ve İzmir’in Kuvayı Milliye tarafından kurtarılışını gösteren diğer levhaları kendi dükkanının camekanında
sergilemeye başlamıştır. Bunların Arnavutlar tarafından büyük bir istekle
satın alınmaya başlandığını gören bir muhabir, Arnavutluk tarihine ve milliyetine yabancı olan bu resimlerin halk tarafından satın alınmasını ve teşhir
edilmesini gazetesinde eleştirmiştir. Bunun üzerine Arnavutluk İçişleri Bakanlığı gazetelerde ilân ettiği bir emirle bu fotoğrafları dükkân, kahvehane
ve diğer umuma açık yerlerden toplattırmıştır. Ayrıca 11 Eylül 1928 gününden itibaren Türk gazetelerinin Arnavutluk’a girişi de meclis tarafından yasaklanmıştır 738. Arnavutluk’ta Türkiye ve Mustafa Kemal Paşa’ya tepkiler
bunlarla da sınırlı kalmamıştır.
736
BCA, 14 Ekim 1929, 030.10, 233.570.13.
Monarşist yazarlardan Faik Konica, Arnavutluk ile Türkiye’nin şartlarının farklı olmasına
rağmen Ahmet Zogu’nun da Mustafa Kemal kadar ülkesinin ilerlemesini istediğini; ancak
Zogu’nun kendisini kral olması ile ülkesini daha iyi yöneteceğine inandığını bir makalesinde
belirtmiştir (Yel, a.g.m., s. 119).
738
BCA, 30 Aralık 1928, fon kodu:030.10, yer no: 233.570.11, Cumhurbaşkanlığı Arşivi,
30 Aralık 1928, IV-16-b, 65, 118. Tiran elçiliğinden Mustafa Kemal Paşa ve bazı Türk kumandanlarının fotoğraflarının Arnavutluk Hükümeti tarafından toplatıldığına dair Hariciye
Vekâletine Tiran’dan 10 Kasım 1928 tarihinde yazılan yazı.
737
212
HALİL ÖZCAN
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın
1927 senesinde okuduğu tarihi Nutuk’un tercümesi Draç’ta yayımlanan
“Shekulli i Ri” gazetesinde 1928 yılının son günlerinde yayımlanmaya başlamış, halk da buna büyük bir ilgi duymuş ve gazete birkaç gün içerisinde
satışını önemli ölçüde artırmıştır. Arnavutluk Hükûmeti, Arnavut halkının
Mustafa Kemal’in Nutuk’una göstermiş olduğu bu ilgi ve alakadan rahatsız
olmuş ve Türk gazetelerinin girişini yasaklayan Yunanistan da bile yayınına
izin verilen Nutuk’un devamının yayımlanmasını yasaklamıştır. Bunun için
de İçişleri Bakanlığı, (Draç Jandarma Kumandanlığı aracılığıyla) yayın yapan gazetenin idaresine yayın durdurulmadığı takdirde gazetenin kapatılacağını bildirmiştir. Gazete de Nutuk’un yayınına son vermek mecburiyetinde
kalmıştır 739. Arnavutluk’ta kral yanlısı basın da Mustafa Kemal’i kralı ve
krallık rejimini tanımamasından dolayı eleştirmiştir. Hatta “Dielli” gazetesi
(28 Eylül 1928), Mustafa Kemal’i tutumundan dolayı kınamış ve Mustafa
Kemal’in dış politikası ile Balkanlar politikasını eleştirmiştir. Gazete, Türkiye ve Mustafa Kemal aleyhine yayın yaparak Türk inkılâplarının Arnavutluk
üzerindeki olumlu etkisini yok etmeye çalışmıştır 740.
Krallık rejimine muhalif Arnavutlar da Mustafa Kemal ve Türkiye’nin Arnavutluk Kralını tanımaması konusundaki tutumu destekleyerek
Türkiye tarafından desteklendikleri propagandasını yapmaya başlamışlardır.
Arnavutluk’ta krallık ilân edildiğinde cumhuriyet taraftarı olan Arnavut halkının ve aydınlarının Mustafa Kemal’e olan ilgileri daha da artmıştır. Kral
Zog’dan nefret eden Arnavut aydın ve yazarları 741, yurt içinde ve özellikle
de yurt dışında yayınlarıyla Kral Zog’u eleştirirken Mustafa Kemal ve Türkiye hakkında olumlu yazılarını artırmışlardır 742. Cumhuriyet yanlısı Arna739
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 28 Ocak 1929, IV-16-b, 65, 12. Nutuk’un Arnavutluk’ta yayını
yasaklanmış olmasına rağmen Türkiye’nin Arnavutluk Konsolosluğu 1 Kasım 1928 günü
Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in Nutuk’unu 10 sayfa ve Fransızca kitapçık olarak
Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına göndermiştir (AMPJ, 1928; fon:151, dosya:138, sayfa:16).
740
Yel, a.g.m., s. 119.
741
Zogu kral olduğunda isyanları bastırıp, gazeteleri kontrol altına almıştır. Yurt dışındaki
Zogist karşıtı Arnavutlar da Devrimci Milli Komite (KONARE)’yi kurmuştur (Demirlika,
a.g.e., s. 126).
742
Bunlardan yurt içinde “Gazeta a Korçes, Zeri Popullit, Demokratia, Bota e Re Shtypi,
Koha, E Drejta, Shekulli, Drita, Morava, Zani i Nalte, İliria, Minerva, Flaka, Rilindja,
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
213
vut aydınlar, (gizlice de olsa) Mustafa Kemal’i alkışlamaya devam etmişlerdir.
“Demokratik” dergi, “Ulusal Özgürlük” başlığı ile krallık ilânından
hemen sonra yayımladığı makalede Türkiye’nin Zogu’nun krallığını kabul
etmediği için Arnavut cumhuriyetçilerinin Mustafa Kemal’e teşekkür ettiklerini ifade etmiştir. Arnavut Ülkücü Vakfı da Türkiye’nin Zogu’nun krallığını
tanımamasının Mustafa Kemal’in prestijini artırdığını belirtmiştir. Vakıf,
Türk halkının gelişmesini dileyen Arnavutluk gençliğinin Mustafa Kemal’i
selamladığını ve teşekkür ettiğini bildirmiştir 743. Yine cumhuriyetçiler tarafından çıkarılan “Liria Kombetare” gazetesi de: “Biz Mustafa Kemali ve
onun Hükûmetinin Zogu monarşisini niye kabul etmediğini bilemeyiz ama ne
olursa olsun biz bu rejime karşı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin duruşuna
karşı olan sevincimizi saklayamayız.” şeklinde Türkiye’ye duyduğu
minettarlığı ifade etmiştir. “Liria Kombetare” gazetesi 1 Kasım 1928 tarihli
sayısında Mustafa Kemal’in A. Zogu’nun krallığına karşı tutumunu cumhuriyet güçlerine yardım olarak da değerlendirmiştir 744. Arnavut vatanperverlerinden oluşan “Başkimi Caleriz” cemiyeti, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya
telgraf çekmiştir. Telgrafta, Türkiye’nin Zogu’nun zorbalığını tanımamak
konusunda gösterdiği asil hareketin Mustafa Kemal Paşa’nın zaferini bir kat
daha artırdığı vurgulanmış ve Arnavut gençlerinin Türkiye Cumhurbaşkanına olan şükran duyguları ifade edilmiştir 745. Mustafa Kemal’in bu desteği
cumhuriyetçileri o kadar memnun etmiştir ki komünist lider Enver Hoca bile
yıllar sonra bu desteğin önemini vurgulamıştır: ”Arnavutluk halkı Kemal
Atatürk’ün Arnavutluk’a yakınlık duygularını görmüştür. Kemal Atatürk,
Arnavutluk halkını ezen zalim kral Zogu’ya karşı çıktı” demiştir 746.
Arnavutluk Cumhuriyet taraftarlarının Mustafa Kemal’e olan minnettarlıkları bir süre sonra kral tarafından tahammül edilemez hale gelmeye
Perparimi, Perpjekja Shqyptra” vb., yurt dışında ise “Dielli-Boston, Shqiptaria e Re-Kostanca,
Liria Kombetare-Gjeneve Shiqptari i Amerikes” vb. dir (Kaçi, a.g.m., :52).
743
Yel, a.g.m., s. 117.
744
Sphuza, Ataturku dhe Shaiptaret, s.123-124.
745
Cumhuriyet, 17 Ekim 1928, s. 2 (EK-16).
746
Shpuza, “Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”, s. 347.
214
HALİL ÖZCAN
başlamıştır. Arnavut Cumhuriyet Partisinin yurt dışındaki lideri Nikola
İvanay, Recep Şala ve Yusuf Lahya’nın Mustafa Kemal’e hararetli teşekkür
telgrafı 747 çekmeleri sebebiyle Tiran siyasî mahkemesi gıyaplarında bu liderleri, ölüm cezasına çarptırmış ve bunların mallarının da müsaderesine karar
vermiştir 748.
Arnavutluk rejim muhaliflerinin Türkiye üzerinden muhalefetlerini
artırmaları, Arnavutluk açısından sıkıntılara sebep olduğundan İtalya iki ülke
ilişkilerini düzeltmek için devreye girmeye mecbur kalmıştır. TürkiyeArnavutluk ilişkilerini düzeltmek için Kral Zog, İtalya Dışişleri Bakanından
yardım istemiştir. Türkiye ile Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin
kesilmesi Tiran ile birlikte Roma’yı da rahatsız etmiş, Roma’yı ziyaret eden
Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü’den Mussolini Arnavutluk Krallığının
tanınmasını talep etmiştir 749.
İtalya Hariciye Müsteşarı M.Grandi 16 Aralık 1928 günü Türkiye’ye
bir ziyarette bulunmuş 750, yabancı basın İtalya Dışişleri Bakanlığı danışmanı
olan Grandi’nin Ankara ziyaretinin başlıca amacının Türk Hükûmeti’nin
Ahmet Zogu’yu kral olarak tanımasını sağlamak olduğunu yazmıştır 751. Ancak, İtalyan diplomasisinin ve bizzat Mussolini’nin Türkiye’ye Kral Zog’u
tanıtmak için yaptığı bütün girişimler, Mustafa Kemal’in kararlı tutumu sayesinde başarısız olmuştur 752.
Grandi’nin Ankara’dan sonra Tiran’ı ziyaret etmiş olması Türkiye’nin Arnavutluk Krallığı hakkındaki izlenimlerini de doğrudan Kral Zog’a
747
Telgrafta Ahmet Zogu’nun Arnavutluk Kralı tanınmamasından ve cumhuriyet haini olarak
adlandırılmasından dolayı Arnavut milleti adına şükranlarını ve tebriklerini sunmuşlardır
(Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 302-303).
748
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 20-21, Polat, a.g.m., s. 14. Mahkûmiyet kararnamesi Arnavutluk Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1929 tarihli ve 38 numaralı nüshasında
yayımlanmıştır. (Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 302, Polat, a.g.m., s.
14).
749
Demirlika, a.g.e., s. 130.
750
Vakit, 17 Aralık 1928, s. 1.
751
Shpuza, a.g.e., s. 64. Bu ziyaretin tek sebebi bu değildir. İtalya, Balkan ittifakı girişimini
kendisine karşı yapıldığını ön görmekte ve Türkiye’nin tutumunu öğrenmeye çalışmaktadır.
752
Shpuza, a.g.e., s. 57-58.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
215
aktarma fırsatı yaratmıştır 753. İtalya’nın Türkiye-Arnavutluk ilişkisini düzeltmek için yaptığı bu girişimin de sonuçsuz kalmasıyla Arnavutluk
Hükûmeti, Türkiye ile ilişkilerin yeniden başlayacağına dair umudunu kaybetmeye başlamıştır. Kral Zog da İtalya’ya daha fazla yanaşma ihtiyacı hissetmeye başlamıştır. Bunun bir yansıması olarak Kral Zog, 15 Ekim 1929
günü parlamentonun ikinci devre toplantısını açış konuşmasında Arnavutluk’un asıl müttefiki olan İtalya ile siyasî ilişkilerinin karşılıklı sarsılmaz
itimat ve en samimi dostluk üzerine inşa edildiğini açıklamıştır 754. Ayrıca
Başvekil Pandeli Evangeli, 12 Mart 1930 günü açıkladığı yeni hükûmet
programında “büyük müttefik İtalya’ya karşı sadakat” göstereceklerini bildirmiştir 755. Ancak bütün bu gelişmeler ve İtalya’nın da ısrarlarına rağmen
Türkiye, Arnavutluk Kralını tanımama konusundaki ısrarını sürdürmüştür.
Fakat ilişkilerin tamamen kopmasına fırsat vermemek için de Tiran’daki
elçilik açık tutulmuştur.
B. Türkiye-Arnavutluk Siyasî İlişkilerinin Kesilmesi
Türkiye, Arnavutluk ilişkilerini maslahatgüzarlık seviyesine indirdikten sonra Arnavutluk devlet yöneticileri Türkiye’nin maslahatgüzarını
diplomatik ilişkilerden soyutlamışlardır. Maslahatgüzara olan tepki o kadar
yoğunlaşmıştır ki Tahir Lütfi Bey’in geri çağrılmasından sonra Tiran Türkiye Elçiliğinde görev yapan memur ve diplomatlar, diğer ülkelerin siyasî
temsilci heyetlerinden hep daha aşağı muamele görerek Arnavutluk
753
İtalya Hariciye Müsteşarı Grandi, 1929 yılı ortalarında Tiran’a amacı gizlenen bir seyahat
yapmıştır. Arnavutluk Hükümet çevreleri ile İtalya sefareti Grandi’nin Ankara, Atina ve
Budapeşte’den sonra Tiran’ı da ziyaret etmesini iki ülke arasındaki dostluk bağlarını kuvvetlendireceğini açıklasalar da diplomatik çevreler farklı düşünmüştür. Grandi’nin ziyaretinin
başkaca amaçları vardır. Birincisi, Arnavutluk’ta hazineyi hassa ve evkaftan kalan çiftliklerde
beyler elinde bulunan arazilerin Arnavut Hükümeti tarafından istimlâk edilerek İtalyan muhacirlerine tahsis edilmesidir. İstimlâk işlemi için gerekli masrafın İtalyan Hükümeti’nce karşılanması öngörülmüştür. İkincisi Arnavutluk’un Yugoslavya sınırlarında tahkimat yapması
meselesidir. İtalyanlar, aynı zamanda 100 bin kişilik bir ordu kurulması için harp mühimmatı
getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir. Üçüncüsü de yeni bir 50 milyon franklık borç
anlaşması imzalanması söz konusu olduğundan ve bu anlaşmanın şartlarının daha önceki borç
anlaşmasının şartlarından daha ağır olması nedeniyle bu şartların Kral Zog’a kabul ettirilmesidir. Ayrıca Kral’ın din değiştirerek İtalyan prensi Marya ile evliliği meselesi üzerinde durulması amaçlanmıştır (BCA, 4 Mayıs 1929, 030.10, 236.597.2).
754
Ayın Tarihi, Kasım 1929, s. 5121.
216
HALİL ÖZCAN
Hükûmeti’nce hiçbir resmi törene ve davete çağrılmamışlardır 756. Hatta Arnavutluk yetkilileri, İtalya’nın da etkisiyle Türkiye’nin Elçiliğini kapatabilmek için girişimlerde bulunmaktan çekinmemişlerdir.
Tiran Maslahatgüzarı Rüştü Bey, Temmuz 1931 tayinlerinde Ankara
merkeze alınmış ve yerine Barselona Maslahatgüzarı Zeki Hakkı Bey tayin
edilmiştir. Zeki Hakkı Bey’in tayini sebebiyle Arnavutluk Dışişleri Bakanı,
Rüştü Bey’e (24 Ağustos 1931’de) Türkiye’nin maslahatgüzarının krallık
tarafından tanınmaması nedeniyle resmi bir sıfatını olmayacağını bildirerek
kendisi ile ilişki kurulmayacağını ifade etmiştir. Göreve yeni başlayan maslahatgüzar Zeki Hakkı Bey, İtalya Elçisinin Arnavutluk Dışişleri Bakanını
etkilediğini Ankara’ya bildirmiştir. Ankara’nın İtalya ile görüşmesi sonucu
Arnavutluk Kralı ve Hükûmeti Türk maslahatgüzarına karşı biraz yumuşamıştır 757. Ancak Arnavutluk Hükûmeti Türkiye Elçiliğine karşı görünürde
biraz yumuşama göstermesine rağmen yayın yoluyla halkı Türkiye aleyhine
tahrik etmekten de geri kalmamıştır. Arnavutluk Hükûmeti, gizlice “Besa”
gazetesine Türkiye’ye karşı tahrik içerikli yayın yaptırmıştır. Türk maslahatgüzar da Tiran’da Türkiye Elçiliğinin önünde bir grup tarafından “Kralımızı
tanımayan bir devletin sefirini istemiyoruz.” tarzında gösteri yapılacağı haberini almış ve Ankara’ya bu durumu bildirmiştir 758 .
Bu gelişmeler sonucunda, Tiran Türk Maslahatgüzarı 759 zor durumda kalmıştır. Ayrıca Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Tiran’daki Türk Maslahatgüzara Arnavutluk Hükûmet ile hiçbir surette temasta bulunmaması ve gösterilere karşılık vermemesi talimatını vermiştir. Verilen bu talimatta Kral
Zog’un tanınmaması hiç gündeme getirilmeden dikkatli bir strateji çerçevesinde Arnavutluk’ta çalışılmaya devam edilmesi ve iki ülke arasındaki ilişki755
Ayın Tarihi, Nisan 1930, s. 6099-6100.
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 306.
757
Şimşir, a.g.e., s. 307.
758
Şimşir, a.g.e., s. 307.
759
Türkiye Maslahatgüzarını ziyaret eden İtalya temsilcisi, elçilikten sağlanacak faydaların
manevî birçok sakıncalar doğuracağından elçiliğin kapatılmasının daha uygun olacağını söylemiştir. İtalyanlar Arnavutluk’un her tarafında Türkiye’ye olan ilgi ve sempatinin yok olmasını ister gözükmüştür. Yugoslavya temsilcisi de Arnavutluk Hükümeti’nin Türkiye Maslahatgüzarına tavrından memnun gözükmüştür (Şimşir, a.g.e., s. 307-308).
756
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
217
lerin tamamen kopmasına fırsat verilmeden ilişkilerin sürdürülmesi istenmiştir. Bu stratejinin sonucunda 8 Ekim 1931’de kralın doğum günü törenine
Türkiye Maslahatgüzarı da davet edilmiştir 760. Ancak bu durum geçici bir
düzelmedir ve sürekli hale dönüştürülememiştir. Arnavutlar Türk Maslahatgüzarıyla resmi ilişkilerini kesmemiş olsalar da diplomatik olarak başka her
hangi bir görüşme söz konusu olmamış ve maslahatgüzar hiçbir yere davet
edilmeden sadece bir gözlemci gibi Tiran’da kalmıştır. Tiran elçiliğimiz
Bilal N. Şimşir’in ifadesiyle “kitapta yeri olmayan bir müessese” durumuna
düşmüştür 761.
Arnavutluk’ta krallık ilânından sonra Arnavutluk ve İtalya’nın tahriklerine rağmen Tiran’da elçiliğin açık tutulmasıyla Mustafa Kemal Paşa ve
Türk Hükûmeti, Arnavutluk’taki gelişmeleri kendi elçilik personelinin gözlemleriyle doğrudan değerlendirme imkânına sahip olmuştur. Ayrıca Türkiye’nin Tiran elçiliğini açık tutmasının sebebi ileride oluşturulacak olan Balkan birliğine Arnavutluk’u da dâhil edebilme umudunu sürdürüyor olmasıdır. Türkiye, Osmanlı Devleti’nin bakiyesi olan Arnavutluk’taki rejim değişikliğini kendi rejimine tehdit olarak algılamasına rağmen Arnavutluk’a olan
ilgisini, güvendiği Arnavutluk devlet adamları aracılığı ile devam ettirmeye
gayret göstermiş ve bu ülkeden gelen talepleri de geri çevirmemiştir. Türkiye’nin bu tutumunu örneklendirmek mümkündür.
Arnavutluk’un ilk Türkiye elçiliği görevinde bulunan Rauf Fitso 762,
bir süre sonra Arnavutluk’ta Dışişleri Bakanı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanı T. Rüştü Bey, Roma’ya yaptığı ziyarette Arnavutluk Dışişleri Bakanı Rauf Fitso Bey’in durumunu Mussolini nezdinde kuvvetlendirecek beyanatta bulunmuştur. T. Rüştü Bey, Arnavutluk Dışişleri Bakanı Rauf
Fitso Bey’in de Roma’ya ziyaret gerçekleştireceğini öğrenmiş ve Roma’daki
760
Şimşir, a.g.e., s. 307-308. 1928-1934 yıllarında Tiran’da Maslahatgüzar olarak, Fuat Bey,
Ahmet Rüştü (Demirel), Zeki Hakkı (Karabuda) ve Basri Reşid (Danişmend) görev yapmıştır
(Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 21).
761
Şimşir, Türkiye-Arnav utluk İlişkileri…, s. 21.
762
Arnavutluk’un Eski Türkiye elçisi Rauf Fitso, Arnavutluk’ta M.Pandelli Evangeli’nin
başkanlığında kurulan hükümetin Dışişleri Bakanlığı ile vekâleten İçişleri Bakanlığına atanmıştır (Yarın, 8 Mart 1930, s. 2).
218
HALİL ÖZCAN
Türk Elçisine bu konuda talimat vermiştir. T. Rüştü Bey verdiği talimatta
Rauf Bey’e bu destekten bahsetmesini ve kendisinin dostluk duygularını
iletmesini; ancak Türkiye’nin Arnavutluk’taki krallık rejimine karşı tutumunun değişmediğini, yalnızca Rauf Bey’e Türkiye Cumhurbaşkanın,
Hükûmetinin ve Türk milletinin ilgi ve sevgisinin olduğunu bildirmesini
istemiştir. Türkiye’nin Roma Elçisi, Arnavutluk Dışişleri Bakanı Rauf Bey
ile Roma’da görüşür ve Rauf Bey, kendisine Ankara’da elçi iken ve sonrasında gösterilen ilgiden çok etkilendiğini belirterek Türkiye Cumhurbaşkanına ve Dışişleri Bakanına özel teşekkürlerinin iletilmesini talep eder 763.
Avrupa’da eğitim gören ve yabancı bir kadınla evlenmesi sebebiyle
ordudan ilişkisi kesilen Baytar Doktor Yüzbaşı Said Bilal Efendi’ye Türkiye
ayrıcalıklı muamele etmiştir. Şöyle ki Arnavut kökenli Said Bilal Efendi’ye
Arnavutluk’tan Ziraat Nezareti Umur-ı Baytariye Müdürlüğü teklifine 28
Ekim 1928 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla izin verilmiştir 764. Askerî
baytarlıktan istifa eden Ergirili Halit Ziya’nın Arnavutluk Hükûmeti nezdinde çalışması isteğine de Türk Hükûmeti (26 Haziran 1929 tarih ve 8188 sayılı kararname ile) izin vermiştir 765.
763
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 303-304.
BCA,1928, fon kodu:7268, yer no:104/2. BCA, 1928, fon kodu:41327, yer no:625.
765
BCA, 26 Kasım 1929, 010.18, 4.37.15.
764
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BALKAN KONFERANSLARI
VE SONRASINDA
TÜRKİYE-ARNAVUTLUK
İLİŞKİLERİ
I. BALKAN KONFERANSLARINDA
TÜRKİYE VE ARNAVUTLUK
Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Türk İstiklâl Mücadelesi kazanıldıktan sonra ülkenin siyasî rejimi belirlenmiş ve ülkede milli bir devletin
tüm kurumları teşkil edilmeye başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, İstiklâl
Mücadelesi’ndeki ülkü birliğini savaş sonrası reformlar sürecinde de devam
ettirmiş ve milli birliğini millet hayatının bütününde sağlamayı başarmıştır.
Yeninden bağımsızlığını kazanan Arnavutluk’da milli birliği sağlayacak
lider ve kadro olmadığı için bir türlü iç istikrar sağlanamamıştır. 1925 yılında cumhurbaşkanı olan Ahmet Zogu, ihtilâl ile iktidara geldikten sonra makamını koruyabilmek için içeride bulamadığı desteği İtalya’dan temin etmeye çalışmış ve bu ülkenin desteğiyle 1 Eylül 1928’de kral olmuştur. Bu dönemde Arnavutluk’taki siyasal gelişmeler, içeride ve dışarıda kaygı uyandırırken Türkiye’deki reform süreci ilgiyle izlenmiştir.
Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu “ülkü birliği” Türk inkılâbının en
büyük ve önemli başarısından birisi olduğu için Türkiye’nin yurtta sulhu
oluşturma gayretini ne yazık ki Arnavutluk gösterememiştir. Hâlbuki yurtta
sulhun temini ve kuvvetlendirilmesi dünya barışına da etki edecek güçtedir.
Bu sebeple Atatürk dönemi Türk dış politikasının en önemli başarılarından
birisi de budur 766. Türkiye, bu politikada son derece samimi olduğunu İstiklâl Mücadelesi’nde tespit edilmiş olan Misakı Milli hedeflerini ihlâl etmeyerek de göstermiştir. Bu durum başta Balkan Devletleri olmak üzere diğer
devletlerin Türkiye’ye güven duymasını sağlamıştır. Balkan birliğinin gün766
Zeki Mesut, Milliyet, 16 Ocak 1934, s. 1. Zeki Mesut, barışın hayatın her cephesiyle bir
denge ve ahenk kurmasından doğduğunu belirtmiş ve barışı insan sağlığına benzetmiştir. Z.
Mesut’a göre sağlık gibi barışa da musallat olan bir sürü saldırı vardır ve hastalıkların içten
olduğu gibi dıştan gelenleri de vardır. Hastalıklara neden olan mikroplar nasıl gözle görülemezse barışı bozan sorunlarda da ilk bakışta çıplak gözle görülemeyeceği için bunları görmek
için devletin her an uyanık olması gerekir. Hakiki barış, yalnız hareketsiz ve gürültüsüz durmaktan ibaret değildir (Zeki Mesut, Milliyet, 16 Ocak 1934, s. 1).
222
HALİL ÖZCAN
deme geldiği dönemde başta Almanya ve İtalya olmak üzere diğer devletler
isteklerini kuvvetle elde etmeye çalışırken Türkiye’nin uluslararası hukuka
ve barışa saygılı tavrı güvenirliliğinin kazanılmasında ayrıca etkili olmuştur.
I. Dünya Savaşı sonucu imzalanmış olan barış antlaşmaları
(Versailles, Saint Germain, Neulliy ve Trianon gibi), mağlup devletler aleyhine adil olmayan sonuçlar doğurmuştur. Bu durumdan hoşnut olmayan ve
bu haksızlıkları düzeltmek isteyen Macaristan, Bulgaristan, Avusturya ve
Almanya revizyonist devletler olarak nitelendirilmiştir 767. Ayrıca İtalya’ya
da I. Dünya Savaşı sırasında vaat edilen yerler verilmemiş ve ülkede ekonomik sıkıntılar başlamıştır. Bu devletlerin çoğunda radikal iktidar değişiklikleri meydana gelmiştir. Sonucu itibarıyla tüm dünyayı etkileyen 1929 yılı
dünya ekonomik krizinin olumsuz etkileri de ülkeleri zor durumda bırakmıştır. Ülkeler, savaşın acısını on yıllık bir sürede sarmaya çalışırken yeni kutuplaşmalar baş göstermeye başlamıştır. Türkiye de ise on yıllık süreçte Atatürk liderliğinde hem İstiklâl Mücadelesi kazanılmış ve hem de önemli reformlar yapılarak savaşın yaraları sarılmaya çalışılmıştır. Türkiye’nin izlediği bu stratejinin başta Balkan Devletleri olmak üzere dünyanın gelişmiş güçleri (İngiltere, Fransa ve ABD)’nin de Türkiye’ye güven duymalarında
önemli etkisi olmuştur.
Türkiye bu dönem içerisinde bir yandan ikili ve üçlü görüşmelerle I.
Dünya Savaşı’ndan kalan sorunlarını anlaşmalar yoluyla çözmeye çalışırken
diğer taraftan da özellikle saldırgan politikalar izleyen devletlere karşı bölgesinde paktların oluşumuna katkı temin etmeye çalışmıştır. Böylece de Türkiye, hem kendi güvenliğini sağlamaya çalışmış hem de başta Balkanlar olmak
üzere bölgesel barışın korunmasını temin etmeye çalışmıştır. Bölgesel barışın sağlanması sonucunda da dünya barışına katkı sağlanacağı ümit edilmiştir. Bu durum, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh!” politikasıyla paralellik arz etmektedir.
767
Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (Cilt 1-2:1914-1995), Alkım Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 177.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
223
Mustafa Kemal aslında başlangıçtan itibaren Balkan milletlerinin
emperyalist devletlerin oyunlarından kurtularak bütün haklarına sahip birer
milli ve bağımsız devlet olarak yaşamalarını candan temenni etmiştir. Bunun
sonucu olarak asırlardan beri birlikte yaşamış ve kaynaşmış olan Balkan
milletlerinin sıkı bir ittifak (anlaşma) ve hatta ittihat halinde (birlik halinde)
bulunmalarının gerekliliğine inanmıştır. Bunun için Atatürk, bir yandan Balkan milletlerinin kendi aralarındaki çekişmelerini engellemeye çalışırken
diğer yandan da kararlı bir şekilde Balkan milletlerini birbirine yaklaştırabilmek için gayret sarf etmiştir 768. Balkan Birliğinin hararetli bir savunucusu
olan Atatürk : “Efendiler, unutmayalım ki Balkan milletlerinin ataları birbirlerinin hısımları idiler… Biz Balkan Birliği’ni tarihi tekâmülün (olgunlaşmanın) tabiî bir neticesi gibi kabul etmeliyiz.” demiştir 769.
Balkan ittifaklarının gündeme gelmesinde İtalya’nın 770 Arnavutluk
üzerinde elde ettiği iktisadî ve siyasî nüfuz ile Mussolini’nin genişleme ve
yayılma siyasetini, “Büyük İtalya, bizim deniz, Akdeniz” gibi kavramlar
kullanarak sürdürmesi etkili olmuştur. Mussolini, başbakan olarak daha 1923
yılında Roma İmparatorluğu hayaliyle senatoda:” İtalya bir tek denizde ebediyen kapanıp kalamaz, bu deniz Adriyatik olsa bile. Adriyatik’ten başka
768
Soyak, a.g.e., s. 499.
Aptülahat Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, Türk Tarih Kurumu
Basımevi, Ankara, 1991, s. 259. Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Eylül 1933 günü İstanbul’da
görüştüğü M.Venizelos, Mustafa Kemal Paşa’ya Balkan Anlaşması için “ Bu sizin büyük plânınızdır.” demiştir (Bilâl N. Şimşir, “Atatürk’ün Yabancı Devlet Adamlarıyla Görüşmeleri
Yedi Belge (1930-1937)”, Belleten, XLV, Sayı:177, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,
1981, s. 176). Atatürk’ün Balkan ittifakındaki katkısını Balkan Misakı TBMM’de görüşülürken söz alan Kocaeli Mebusu Sırrı Bey çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Sırrı Bey’e göre Balkan
misakının tohumu Sofya’da Ataşemiliter Kolağası Mustafa Kemal Efendi tarafından atılmış,
fidesi de Ankara’da Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yetiştirilmiş ve fidenin yetiştirilmesinde başbakan ve dışişleri bakanının katkı ve emekleri olmuştur (TBMM ZC, 1934:İ:24, C.1,
s.17). IV. Balkan Konferansı’nda Türk Heyeti Başkanı Hasan Bey, kurtarıcı Gazi Mustafa
Kemal’in siyasî ilhamlarını konferansın yapıldığı Selanik’ten aldığını bildirmiş, memleketlerine Balkan birliği düşüncesini yaymaya giden yeminli mücahit olarak dönmeleri gerektiğini
konferans katılımcılarına ifade etmiştir (Cumhuriyet, 13 Kasım 1933, s.1,5).
770
İtalya’nın Arnavutluk’a yerleşmesini ilk teklif eden Rus Çarlığının meşhur Hariciye Nazırı
Sazanof olmuştur. İtalya’yı I. Dünya Savaşı’na sokmak için Londra’da 26 Nisan 1915’te
imzalanan gizli anlaşma ile Arnavutluk İtalya’ya verilmişti. Savaş bittikten sonra İtalya’ya
verilen birçok yerler gibi Londra Anlaşması’ndaki Arnavutluk ile ilgili vaat de yerine getirilmemiştir.1920 yılında Cemiyeti Akvam’a üye olan Arnavutluk’un himayesini Cemiyeti Akvam, İtalya’ya vermeyi kararlaştırmıştır.
769
224
HALİL ÖZCAN
Akdeniz vardır.” şeklinde konuşmuştur. İngiltere ile Türkiye’nin Musul anlaşmazlığı olduğu dönemlerde İtalya, Anadolu’ya asker çıkarma niyetinden
bahsetmiştir 771. Fransız gazeteleri 772, İtalya’nın Rodos Adası’na yakın olan
Anadolu kıyılarını işgale hazırlandığını yazmış ve Türkiye’de bu haber endişe yaratmıştır. Bunun üzerine İtalya Hükûmeti, Türkiye’nin Roma Büyükelçisine verdiği sözlü nota ile bu haberleri yalanlamıştır 773. İtalya’nın bu tutumu Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya başta olmak üzere Balkan Devletlerini tedirgin etmiştir.
İtalya, Arnavutluk ile Tiran Paktı’nı imzaladıktan sonra Yugoslavya
buna tepki olarak Fransa ile Küçük İttifak’ı teşkil etmişti 774. İtalya da buna
karşılık olarak önce 22 Kasım 1927’de Arnavutluk ile Savunma Anlaşması
imzalamış ve hemen sonrasında da Türkiye ve Yunanistan ile doğu Akdeniz’de ittifak teşkil etmek maksadıyla girişimde bulunmuştur 775. İtalya, bunun için 30 Mayıs 1928 tarihinde Türkiye ile Tarafsızlık, Uzlaşma, Adli
Tesviye Anlaşmaları imzalamıştır. Bu doğrultuda Yunanistan’a karşı da
yumuşama politikası uygulamaya başlamış olan İtalya, Yunanistan ile de
anlaşma imzalamıştır 776. İtalya 777 ayrıca muhtemel bir Türk-Yunan uzlaşmasında garantör olmak istemiştir 778. İtalya’nın Balkanlar ve Akdeniz eksenli
yayılmacı politikasından tedirgin olan ve bu ülkenin garantörlüğünü kabul
etmeyen Türkiye ve Yunanistan, meselelerini çözüme kavuşturabilmek için
771
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dış Politikasında 50 Yıl: Cumhuriyetin İlk On Yılı ve
Balkan Paktı (1923-1934), s. 276-277.
772
6 Nisan 1926 tarihili “Journal Des Debats” gazetesi gibi.
773
Esmer, Siyasî Tarih (1919-1939), s. 197-200.
774
Esmer, a.g.e., s. 77.
775
Dışişleri Bakanlığı, a.g.e., s. 278.
776
Yugoslavya’nın Arnavutluk ve Yunanistan’a karşı olan politikaları, İtalya’nın Balkan
politika ve çıkarlarıyla çelişmekteydi. İtalya, kuzeyden gelecek Slav tehdidine ve Fransa’nın
Avrupa’da kurmaya çalıştığı Küçük İtilâf’a karşı Balkanlar’da denge arayışına girmiştir
(Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, s. 221).
777
Türkiye-Yunanistan Mukavelenamesi’nin imzalanmasından dolayı Türkiye’nin Roma
Büyükelçisi Suat Bey, her iki tarafa iyi niyetle etki eden Mussolini’ye teşekkür etmek üzere
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığınca görevlendirilmiş ve teşekkür Mussolini’ye iletilmiştir (Cumhuriyet, 16 Haziran 1930, s. 1).
778
M. Murat Hatipoğlu,, Yakın Tarihte Türkiye ve Yunanistan 1923-1954, Siyasal
Kitabevi, Ankara,1997, s. 111.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
225
birlikte hareket etmeye başlamıştır 779. Türk-Yunan yakınlşaması İtalya’nın
tasarladığı doğu Akdeniz ittifakının gerçekleşmesini engllemiştir.
İtalya’nın Arnavutluk’a asker çıkararak İşkodra’yı işgal ettiği haberleri Avrupa’da duyulmaya başlanmıştır. Mussolini’nin 780 savaş kokan söylemleri bilindiği için bu haberin yalan olacağı düşünülmemiş ve dünyada bir
heyecan yaratmıştır. Yugoslavya’nın bir eyaleti olan ve halkının önemli bir
kısmı Arnavut olan Karadağ’ın hemen yakınına İtalya’nın asker çıkarması
haberi Yugoslavya’ya karşı düşmanca bir tutum olduğu kadar Yugoslavya’nın müttefiki Fransa’yı da kaygılandırmaya başlamıştır. İtalya’nın Paris
Sefiri, gazetelerdeki İşkodra’ya asker çıkarma işinin gerçek olmadığını ifade
etmiş olsa da Avrupa çevrelerindeki endişeyi tam olarak giderememiştir 781.
İtalya’nın yarattığı bu güvensizlik ortamına karşı Balkan ve Avrupa Devletleri de tedbirler almak mecburiyetinde kalmışlardır.
Bütün bunların bir sonucu olarak Türkiye ve Yunanistan aralarındaki meseleleri çözebilme iradesini kendileri göstermiş ve Yunanistan Başbakanı Venizelos, 27 Ekim 1930 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Bu ziyarette 30 Ekim 1930 tarihli Türkiye-Yunan Tarafsızlık, Uzlaşma, Tahkim ve
Dostluk Anlaşmaları imzalanmıştır. İsmet İnönü de 3 Ekim 1931 tarihinde
Yunanistan’a iadeyi ziyaret gerçekleştirmiştir. Türkiye ile Yunanistan ara779
Türkiye ile Yunanistan arasında ilk diplomatik ilişkiler 1924 yılında maslahatgüzar seviyesinde başlamış, 1925 yılında orta elçilik seviyesinde kurulup sürdürülmüştür. 1926 yılında
mübadelede karşılaşılan sorunları çözebilmek için Atina Anlaşması yapılmıştır (Hatipoğlu,
a.g.e., s. 107-108). 1928 yılı seçimlerinde iktidara gelen Venizelos’un beklenenin aksine
mübadele meselesini sürüncemede bırakması hatta 1929 yılı yazında mübadele görüşmelerinin kesilmesi sonucu ilişkiler iyice gerginleşmiştir. Her iki ülke ile de iyi ilişkileri bulunan
İtalya’nın girişimleri de başarılı olamamış ve 1930 yılına kadar iki ülke, ilişkileri gergin kalmıştır. 10 Haziran 1930 tarihinde mübadeleyi tasfiye anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın
imzasından sonra İsmet Paşa’nın ve Venizelos’un karşılıklı samimi mesajlar vermesi iki ülke
arasında yakınlaşmanın ilk adımları olmuştur (Esmer, a.g.e., s. 197-200).
780
İtalya, 1896 yılında Adowa’da Habeşlilere 1920 yılında da Avlonya’da Arnavutlara yenilmiştir. Mussolini, iktidara geldikten sonra İtalya ordularının daha önce yenildiği Habeşistan
ve Arnavutluk ile ilgilenmiştir. Mussolini sadece Arnavutluk üzerinde hâkimiyet kurmak
niyetinde değildir. O Balkanlarda hâkimiyet kurabilmek için Arnavutluk, Macaristan ve Bulgaristan ile paktlar kurarak Yugoslavya’yı ele geçirmek niyetindedir. 1930’ların başında
bunun için Mussolini, Dâhili Makedonya Devrimci Örgütü (DMDÖ) ve aşırı Hırvat milliyetçileri olan Ustaşa’lar için terörist eğitim kampı kurmuştur (Glenny, a.g.e., s. 343).
781
Muharrem Feyzi, Cumhuriyet, 25 Mayıs 1930, s. 2.
226
HALİL ÖZCAN
sındaki ilişkilerin iyileşmesi, Balkanlar’da bir yumuşamayı beraberinde getirmiş ve Balkan Devletlerinin ittifakı ve konferansı da bu dönemde gündeme gelmiştir.
Balkan konferansları, konferans kavramının Avrupa siyasetinin ikiyüzlülüğü sebebiyle bir hayli itibardan düştüğü bir dönemde gündeme gelmiştir. Özellikle I. Dünya Savaşı’nın bitimini takip eden süreçte yapılan
konferanslar (Paris, Londra, San Remo gibi) Balkan Devletlerince de iyi
bilinmektedir. Bunun yanı sıra, Balkan Devletlerinin kendi aralarında özellikle ekalliyetler meselesi bulunmaktadır. Ancak, İtalya’nın ve diğer devletlerin Balkanlar üzerindeki nüfuzlarını kırabilmenin yanı sıra Balkanları muhtemel savaşın dışında tutabilmek için her şeyden önce Balkan Devletlerinin
kendi aralarındaki sorunları çözebilmesi gerekmektedir.
Balkan Konferansı ve ittifakının gündeme geldiği dönemde İtalya’nın Arnavutluk’a senelik göndermekte olduğu maddî yardımları yetersiz
kalmaya başlamıştır. Ayrıca Arnavutluk milli ülküsü beklenen tepkiyi vererek İtalyan müstemlekeciliğine karış bir direniş başlatmış 782, Genç Arnavut
Teşkilatı ile Milli İttihad Partisi İtalya aleyhine kuvvetli bir muhalefet meydana getirmeyi başarmıştır. İtalya politikalarının yanlışlığını idrak eden Kral
Zog, gerek ülke içerisinde gerekse de başta Türkiye olmak üzere Balkan
ülkeleri arasında İtalya’ya karşı oluşmaya başlayan ittifak teşebbüslerini
dikkatle takip ederek süresi dolmakta olan beş yıllık Tiran Paktı’nı yenilememek için direnmeye başlamıştır. Bu direnmenin bir sonucu olarak Arnavutluk, Balkan Konferansı’na katılmaya karar vermiştir.
A. Birinci Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
Türkiye, 1926 yılında Balkan Devletlerinin sınırlarını karşılıklı güvence altına almak maksadıyla toplu bir güvenlik sisteminin kurulması için
girişimde bulunmuşsa da bir sonuç alamamıştır 783. Balkan birliğinin nazari
olarak öncülüğünü Cenevre’de toplanan Milletlerarası Barış Bürosu yapmış782
Otbmar Krainz, “Balkan Anlaşmaları ve Balkan Meselesi”, Balkan Misakının Uğradığı
Güçlükler” Ayın Tarihi, Nisan 1934, s. 226.
783
Soysal, a.g.e., s. 456.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
227
tır. Büro, 6-10 Ekim 1929 günü Atina’da düzenlediği Evrensel Barış Kongresinde Yunanistan’ın eski Başbakanı M. Papanastasiou’ya bir Balkan birliği
kurulmasını teklif etmiştir 784. Türk ve Bulgar üyeler de bu teklife katılmıştır 785. Teşkil edilecek ittifakın Balkan Devletlerinin beyninde barış kavramını
canlandırarak milli birliklere saygı gösterilmesi ve müşterek medeniyet unsurlarının oluşturulması hedeflenmiştir. Bu çerçevede Balkan birliğine girecek devletin hâkimiyeti sınırlanmayacağı gibi bir devletin diğer devlete saldırı ve tecavüzünün de önleneceği öngörülmüştür. Bunun yanı sıra Balkan
birliğinin Balkan Devletlerinin aralarındaki mevcut milli ekalliyetler (azınlıklar) sorununu çözebileceği de düşünülmüştür 786.
Atina’da bir Balkan Konferansı toplanması hakkında Yunanistan
Meclisi Mebusan Reisi Jaan Kshimokaf, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisine ve Başvekâlete birer telgraf göndermiştir. Bu telgrafta her iki devlet
arasındaki dostluğun Balkan birliğine katkı yapması dileği ifade edilmiştir.
TBMM Başkanı Kazım Paşa ile Başvekil İsmet Paşa bu telgrafa içtenlikle
teşekkür etmiştir 787. Balkan Konferansı öncesi Yugoslavya-YunanistanBulgaristan arasında Makedonya meselesiyle Arnavutluk-Yugoslavya arasında ekalliyet (azınlık) meselesi ve Romanya-Bulgaristan arasında güney
Dobrica meseleleri vardır. Ayrıca Romanya ve Yugoslavya merkezi Avrupa
Devleti’dir ve Romanya’nın Lehistan ile Yugoslavya’nın Çekoslovakya ile
anlaşmaları vardır 788. Tüm bu sorunlara rağmen dünyada yeni bir savaşa
gidişin hissedildiği bir dönemde Balkan Devletlerinin bir masa etrafında
toplanabilecek olması son derece önemli bir gelişmedir.
784
S.Esin (Derinsu) Dayı, “Atatürk’ün Balkan Politikası (1923-1938)”, Dokuzuncu Askerî
Tarih Semineri Bildirileri I , İstanbul, 22-24 Ekim 2003, s. 633.
785
Cumhuriyet, 11 Ekim 1929, s. 3.
786
Ayın Tarihi, Ekim-Aralık 1930, s. 6761-6763. Balkan Konferansı’nın asıl amacı da konferansa katılacak devletlerarasında savaşı kati surette ortadan kaldırmaktır (Cumhuriyet, 2 Ekim
1930, s. 3). Türkiye Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Bey de Yunanistan gazetelerine verdiği
demeçte Balkan milletlerinin aralarında meseleler olmakla birlikte artık savaş yorgunluğu ile
şiddet ve arazi istilâları nedeniyle milli menfaatlerini takviye edemediklerini anladıklarını
böylece de konferans fikrinin doğduğunu bildirmiştir (Ayın Tarihi, Ekim-Aralık 1930, s.
6763).
787
Cumhuriyet, 17 Haziran 1930, a.g.e., s. 3.
788
Muharrem Feyzi, Cumhruiyet, 19 Ekim 1931, s. 3.
228
HALİL ÖZCAN
I. Balkan Konferansı 5-12 Ekim 1930 tarihleri arasında Atina’da yapılmış ve Konferansa Türkiye 789, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya ve
Romanya katılmıştır 790. Balkan Konferansı Meclisinde altı Balkan Devleti’nin hükûmet başkanlarıyla Cemiyeti Akvam adına da Mösyö La Fanten’in
fahri başkanlığı kabul edilmiştir 791. Böylece içerisindeki farklı inanış ve milletleri bir arada barındıran, yüzyıllardır büyük güçlerin desteği ile birbirlerine karşı amansız mücadele veren Balkan Devletleri, ilk defa bir masa etrafında toplanabilmiştir. Balkan birliğinin daha kolay ve etkin çalışabilmesi
için birliğin egemen devletlerden meydana geldiği ve katılan devletlerin
egemenlik haklarına halel getirilmeyeceği kabul edilmiştir 792. Arnavutluk’ta
krallık ilân edildikten sonraki süreçte Türkiye ile Arnavutluk heyetleri, Balkan Konferansı sayesinde resmi bir toplantıda ilk defa bir araya gelmişlerdir.
Balkan Konferansı, Kral Zog ve Arnavutluk yöneticilerinin 793 ülkesini faşist İtalya nüfuzundan kurtarmaya çaba harcadığı ve Tiran Paktı’nın
süresinin dolmak üzere olduğu bir zamanda toplanmıştır. Bu sebeple Kral
Zog, bu konferansı hem kendi siyasî bağımsızlığını pekiştirmek ve hem de
Yunanistan ve Yugoslavya’da bulunan Arnavutların karşı karşıya kaldıkları
kötü muameleyi diğer ülkelere anlatmak için fırsat olarak görmüştür.
Arnavutluk konferansta Mehmet Konica’nın 794 başkanlığında on üye
ile temsil edilmiştir 795. Milli hudutları dışında milli sınırlarındaki kadar Arnavut olduğunu iddia eden Arnavutluk heyeti, Bulgaristan ile birlikte ekalliyetler meselesini gündeme getirmiş ve bu konuda Bulgaristan ile birlikte
hareket etmekle itham edilmiştir. “Milliyet” gazetesi adına konferansı takip
eden Zeki Mesut, Arnavutluk heyeti ile bu konuyu görüşmüştür. Arnavutluk
789
Balkan Konferansı’na katılacak olan Türk Heyeti Atina’da parlak bir törenle karşılanmıştır.
Türk heyetinin başkanı olan TBMM İkinci Başkanı Hasan Bey, konferansın başarılı olacağına
olan inancını ifade etmiştir (Cumhuriyet, 5 Ekim 1930, s. 3).
790
Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, s. 255-257.
791
Cumhuriyet, 6 Ekim 1930, s. 3.
792
Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, s. 262.
793
Mehmet Konica, Rauf Fitso, Fuad Aslani, Cafer Vila, Kemal Mesareya ve Cavit
Leskoviku gibi diplomatlar etkin rol oynamıştır (Gazmend Shpuza, Shaipëria, ndërmjet
Balkaneve e Apeniveve, Shtëpia Batuese, Tiran, 1999, s. 12).
794
Demirlika, a.g.e., s. 131-132.
795
Cumhuriyet, 7 Ekim 1930, s. 3.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
229
heyeti, ekalliyetler meselesini Bulgaristan getirdi diye değil, Yugoslavya’da
yaşayan Arnavutların önemli bir ekalliyet meselesi olduğu için gündeme
getirdiklerini söylemiştir. Arnavutluk heyeti, Yugoslavya’da 900 bine yakın,
Yunanistan’da da 60 bine yakın Arnavut azınlığın çözülmesi gereken sorunları olduğunu ifade etmiştir 796.
Arnavutluk ve Yugoslavya heyetleri konferans sırasında hem Arnavutluk’un İtalya ile ilişkileri ve hem de ekalliyetler meselesi nedeniyle sürekli tartışmışlardır. Bir Yugoslav delegesi, siyasî komisyonda Arnavutluk’un bağımsız olarak yaşayacak kudret ve kabiliyete sahip olup olmadığını
sorduktan sonra Arnavutluk’un bağımsızlığının bütün Balkanların tamamiyet
ve bağımsızlığı için elzem olduğunu ifade etmiştir. Yugoslav delege, Arnavutluk’un bağımsızlığının da Balkan ülkelerinin hakiki bir uzlaşması sonucu
teminata alınabileceğini söylemiş ve İtalya-Arnavutluk ittifakını eleştirmiştir 797. Arnavutluk üyeleri, bu eleştiriye ertesi günü yazılı bir beyanname ile
cevap vererek bağımsızlıklarının ancak hiçbir Arnavut kalmaması halinde
yok olabileceğini ifade etmişlerdir. Arnavutluk heyeti, ayrıca İtalya ile ittifak
yapılmasının sebebini de Yugoslavya’nın tehdidine bağlamıştır.
Arnavutluk heyeti, aynı zamanda konferansı takip eden”Milliyet”
gazetesi muhabiri Zeki Mesut’a milli varlıklarını Türklere ve Türk İstiklâl
Mücadelesi’nin başarısına borçlu olduklarını ifade ederek şükran ve memnuniyetlerini bildirmiştir 798. Arnavut heyetine göre Arnavutların iki ateş
arasında kalmaktan kurtulmasında başlıca amil Türkiye olmuştur 799. Türkiye
ve Arnavutluk arasındaki ilişkilerin kopma noktasında olduğu bir süreçte
Arnavutluk heyetinin bu açıklamaları çok önemlidir. Bu gelişme daha sonraki süreçte Türkiye-Arnavutluk ilişkilerinin yeniden başlamasının ilk aşamalarından birisi olarak görülebilir.
796
Zeki Mesut, Milliyet, 18 Ekim 1930, s. 1.
Birinci Balkan Konferansı’nda Sırplar, Arnavutluk’un İtalya ile olan ilişkilerini gündeme
getirerek bu ilişkiden tahrik olduklarını gizlememiştir. Ayrıca, Yugoslavya’nın Bulgaristan ile
ekalliyetler meselesi yani Makedonya meselsi vardır. Bulgaristan’a göre Yugoslavya, kendi
sınırları içerisinde kalan Bulgarların Sırp olduğunu iddia etmektedir (Ayın Tarihi, EkimAralık 1930, s. 6769).
798
Zeki Mesut, Milliyet, 18 Ekim 1930, s. 1.
797
230
HALİL ÖZCAN
B. İkinci Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
I. Balkan Konferansı’na katılmış olan Arnavutluk heyetinin İstanbul’da yapılacak olan II. Balkan Konferansı’na katılıp katılmayacağı Arnavutluk’ta tartışmalara sebep olmuştur. Türkiye muhalifi grup, Arnavutluk
heyeti başkanı Mehmet Bey Konica’nın Arnavutluk’u tanımayan ve hâlâ
kendi memleketi addeden bir devletin toprağına gidecek olmasının doğru
olup olmadığını sormuştur. Muhalif gruba göre I. Balkan Konferansı, Arnavutluk dışında kalan bir milyon Arnavut’un sorunlarını çözmediği için Arnavutluk’un konferansa katılmasının bir anlamı yoktur. Ancak Kral Zog aksi
fikirde olup Arnavutluk heyetine İstanbul’daki Balkan Konferansı’nda Türkiye-Arnavutluk ilişkilerinin düzelmesi için Türkiye heyetiyle birlikte çaba
gösterilmesi talimatını vermiştir. Hatta Kral Zog, ilişkilerin düzeleceğini
umut ettiği için Türkiye’nin krallık rejimini tanıma imkânının hissedilmesi
halinde Arnavutluk heyetinin Ankara’ya gitmesini aksi takdirde ise ülkesine
dönmesi direktifini vermiştir 800. Arnavutluk’un Türkiye’de yapılacak II.
Balkan Konferansı’na katılıp katılmaması konusu tartışılırken tam da bu
sıralarda İsmet Paşa’nın Türkiye’nin çok yakında tüm Balkan ülkeleriyle
ilişkilerinin düzeleceği mesajı Arnavutluk’ta “Miku i Popullit” gazetesinde
yayımlanmıştır 801. Bu haberle birlikte Arnavutluk’ta Türkiye-Arnavutluk
ilişkilerinin düzeleceğine ilişkin beklentiler de artmaya başlamıştır.
1. Arnavutluk Heyetinin Türkiye’ye Gelmesi
Balkan Konferansı’nda, Arnavutluk’u temsil edecek olan heyet, 17
Ekim 1931 günü tren ile İstanbul’a gelmiştir. Heyet, eski Arnavutluk Hariciye Nazırı ve sonradan Londra sefiri olan Mehmet Konica başkanlığında Bedri Ali, Doktor Kemal, Arnavutluk’un milli şairi Patirkert Fişta, Ziya, İhsan
Libohuve, Suat ve Arslan Beylerden oluşmuştur 802. Sirkeci istasyonu ile
799
Ayın Tarihi, Ekim-Aralık 1930, s. 6770.
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 309.
801
Miku i Popullit, 16 Ekim 1931, s. 4.
802
Arnavut Heyetini Sirkeci İstasyonunda, Balkan Birliği Komitesi Başkanı Hasan, Genel
Katib Ruşen Eşref, İstanbul milletvekili Ali Rana, ordu adına Yaver Hafız Hüsnü, belediye
adına muavin Hamit, Kemal Ömer, Ekrem Besim, darülfünun adına İbrahim Fadıl ve Mithat,
ticaret odası adına Sadi ve Hakkı Beyler ile İstanbul’da ikamet eden Arnavutlar karşılamıştır
800
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
231
Arnavut heyetinin kalacağı Pera Palas oteli Türk, Arnavut ve Balkan Birliği
bayrakları ile donatılmıştır 803. Heyet üyeleri, ikinci vatan diye hitap ettikleri
Türkiye ile ilgili ilk izlenimlerini Türkiye’nin yenilik ve inkılâp yolunda ve
sulh sahasında meydana getirdiği muazzam eseri hayranlık ve takdirle karşıladıklarını ifade ederek dile getirmişlerdir 804. Türkiye ile Arnavutluk arasında diplomatik ilişkilerin kesintiye uğradığı bir dönemde İstanbul’da toplanan
Balkan Konferansı’na katılan Arnavutluk heyeti, Türkiye’ye ve Türk halkına
İstanbul’a gelişlerinden itibaren oldukça olumlu ve sıcak mesajlar vermiş ve
bu durum konferans boyunca devam etmiştir.
II. Balkan Konferansı, 20 Ekim 1931’de (İstanbul’da, Dolmabahçe
Sarayı’nda saat 10’da) altı Balkan Devleti’nden 200 temsilcinin katılımıyla
toplanmıştır. Açılışta altı ülkenin milli marşları arka arkaya çalınmış ve Türkiye baş delegesi Hasan Bey’in konuşması ile konferans başlamıştır 805. Konferansta alt komisyonlar (Teşkilat, Siyasî Mukarenet, Hırsi Mukarenet, İktisadi Mukarenet, Sıhhat ve İçtimai Riyaset, Mümakalüt) teşkil edilmiş ve
Hırsi Komisyonun Başkanlığını Arnavutluk 806 Heyeti Başkanı Mehmet Bey
Konica yapmıştır 807. Uluslararası Sulh Komisyon üyeleri de ilk defa konferansa katılarak Fransızca ve Almanca olarak kendi kurumları adına başarı
dileklerini iletmiş ve barış yolundaki girişimlerin kağıt üzerinde kalmaması
temennisinde bulunmuşlardır 808.
(H.Milliye, 18 Ekim 1931, s. 1).
803
Cumhuriyet, 18 Ekim 1931, s. 1,3.
804
H.Milliye, 18 Ekim 1931, s. 1.
805
A.Şükrü, Milliyet, 21 Ekim 1931, s. 1. Milliyet, 20 Ekim 1931, s. 1.
806
Konferansın 23 Ekim 1931 günkü toplantısında konferansa gönderilen Balkan Devletleri
başvekillerinin telgrafları okunmuştur. Bunlardan biri de Arnavutluk Başvekili Pandeli
Evangeli tarafından İkinci Balkan Konferansı Reisi Hasan Bey’e çekilen telgraftır. 21 Ekim
1931 tarihli telgrafta Balkan milletlerinin birleşmesi gibi asil bir amaç için toplanan konferansın başarıyla sonuçlanarak birlikteliği sağlaması dileği vardır (H.Milliye, 24 Ekim 1931, s. 4).
807
Cumhuriyet, 20 Ekim 1931, s. 1,6.
808
H.Milliye, 24 Ekim 1931, s. 1. Türkiye’nin Mustafa Kemal önderliğinde yaptığı reformlar
ve özellikle Türk kadınının elde ettiği haklar, Balkan Konferansı’na katılan Balkanlı kadınların dikkatini çekmiştir. II. Balkan Konferansı kadın komisyonu üyeleri, Türkiye’nin Medeni
Kanunu nedeniyle Balkan Devletlerinden kadınların yeri açısından daha ileride olduğunu
tespit etmiştir. Türk kadınlarından Türkiye’deki kazanımlar hakkında ayrıntılı bilgi alan Balkanlı kadınlar, kendi ülkelerinin kadınlarına da Türkiye’nin tanıdığı hakların tanınması gerektiğini beyan etmiştir. Konferans’ta kadın hukuku konusunda Yunan üye Mm. Tiyakaki, okuduğu raporda Türk kadınlarını Türk inkılâbından elde ettiği kazanımlardan dolayı tebrik
232
HALİL ÖZCAN
Arnavutluk heyeti başkanı, konferansa katılmadan önce “Cumhuriyet” gazetesine beyanatta bulunmuştur. Heyet Başkanı Mehmet Konica’ya
göre Arnavutluk küçük bir devlet olmasına rağmen Balkan birliğinin en ateşli destekleyicilerindendir. Öyle ki hükûmetin siyasî ve iktisadî olarak birliğe
inanmasının yanı sıra bütün Arnavut halkı da samimi olarak birliği savunmaktadır. Mehmet Bey’e göre 2.5 milyon Arnavut’un 1.5 milyonu Arnavutluk dışında yaşamakta olup sadece Yugoslavya’da 1 milyon Arnavut bulunmaktadır. Ancak Yugoslavya’da yaşayan Arnavutlar, her türlü azınlık haklarından mahrumdurlar. Onun için Yugoslavya’da yaşayan Arnavutların insanlık ve yaşama hakları kendilerine verilmedikçe Balkan birliği ittifakı kabul
etmek Arnavutluk için mümkün değildir. Arnavutluk heyeti başkanına göre
“dünyanın her tarafında ekalliyetlere (azınlıklara) verilen haklar, Arnavutlara
da verilirse (Arnavutluk) gözü kapalı itilâfı imzalar”. Mehmet Bey’e göre bu
fikir sadece heyetin değil, Arnavutluk Hükûmeti’nin ve tüm Arnavutluk
halkının fikridir. “Cumhuriyet” gazetesi muhabirinin Balkan birliği yapılacağına inanıyor musunuz, sorusuna Konica Bey, “pek ümit etmiyorum” şeklinde cevap vermek suretiyle 809 aslında daha başlangıçta Balkan ittifakına
umutsuz baktığını göstermiştir.
II. Balkan Konferansı’nın ilk celsesinde, Arnavutluk heyeti başkanı
Mehmet Konica Bey, Osmanlı Devleti’nde Türklerin durumundan bahsetmiştir. Balkan milletlerinin Osmanlı’dan ayrıldıktan sonraki durumlarını
gerçekçi bir şekilde anlatan M. Konica Bey, Balkan milletleri arasında tam
bir eşitlik ve adalet esasına dayalı bir anlaşma yapılacak olursa Arnavutluk’un kuvvetli bir Balkan federasyonu oluşturulmasına taraftar olacağını
ifade etmiştir 810.
etmiştir. Mm. Tiyakaki’nin konuşması sık sık alkışlarla kesilmiştir. Balkan kadınları, konferansta kadın hakları konusunda Türk kadınının elde ettiği kazanımların göz önüne alınarak
önemli kararlar beklediklerini bildirmiştir. (Cumhuriyet, 24 Ekim 1931, s. 2, 26 Ekim 1931, s.
4).
809
Cumhuriyet, 18 Ekim 1931, s. 3. Arnavut gazeteci Nebil Çika Bey de konferansı takip
etmek üzere İstanbul’a gelecektir. Kadınlar adına konferansa katılacağı bildirilen Emine
Toptani Hanım rahatsızlanmış olduğundan konferansa katılamayacaktır (Cumhuriyet, 18
Ekim 1931, s. 3).
810
H.Milliye, 22 Ekim 1931, s. 3. Arnavutluk heyet başkanına göre Atina’da şekil verilmeye,
İstanbul’da tespit edilmeye çalışılan anlaşma ve oluşacak Balkan federasyonu, yabancıların
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
233
M. Konica, bu konuşmasında Osmanlı Devleti’nden ayrılan Balkan
Devletlerinin birbirini boğazlamaktan başka bir şey yapmadığını ve birbirlerinin milli varlıklarına kastedecek kadar ileri gittiklerini ifade etmiştir.
Mehmet Bey, bu hususta son derece önemli bir konuyu tespit ederek Osmanlı Devleti zamanında Türklerin diğer unsurlardan çok daha ızdırap çekmelerine rağmen Türkiye’nin geçmişi unutarak eski evlatlıklarına Türk milletine
has bir meziyet olan lütufkârlıkla kucağını açtığını görmenin gerçekten heyecan verici olduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte affetmeyi bilmenin
güzel bir şey olduğunu; fakat unutmayı bilmenin asil ruhlara ait bir özellik
olduğunu da beyan etmiştir. Mehmet Bey’in bu ifadeleri Mustafa Kemal’in
“Yurtta sulh, cihanda sulh!” ifadesini destekler niteliktedir. Hızla yeni bir
dünya savaşına gidildiğinin hissedildiği bir süreçte Türkiye’nin barışa katkısını takdirle ifade eden Mehmet Bey’e göre ekalliyetler konusunda gerekli
çözümler getirilmediği sürece konferanstan bir sonuç almak mümkün olmayacaktır 811.
Arnavutluk heyeti, ekalliyetler meselesini gündemde tutmaya devam
etmiştir. Yugoslavya heyeti de Arnavutluk’u İtalya’nın desteği ile Balkan
birliğini engellemeye çalışmakla suçlamıştır. Balkan Konferansı’nın 22
Ekim 1931 günkü Siyasî Komisyonu’nda ekalliyetler (azınlık) meselesi yeniden ele alınmış ve Arnavut üye Bedri Bey 812, Yugoslavya’daki Arnavutların durumlarının çok kötü olduğunu ve mevcut anlaşmaların gerçekte tatbik
edilmediğini ifade etmiştir. Yugoslav üye ise memleketlerinde azınlık olduuğursuz ve zararlı tesirlerine kapılmamış olsaydı çoktan gerçekleşirdi (H.Milliye, 22 Ekim
1931, s. 3).
811
H.Milliye, 22 Ekim 1931, s. 3. II. Balkan Konferansı’nı takip etmek üzere Türkiye’ye
gelen Arnavut gazeteci Nebil Çika’ya göre Arnavutluk heyeti başkanı Mehmet Konica’nın
konuşması Türkler üzerinde iyi etkiler bırakmıştır. Konica, Osmanlı rejimi altında Türkler,
bugün müstakil Balkan Devletleri arasında en mazlum olanıdır demiştir. Konica’nın konuşması, Türk basınında da olumlu yankı bulmuştur. Konica’nın ekalliyetler meselesinin çözülmesi önerisi, Türk basınında da yer bulmuş ve Türk basınına göre de ekalliyetler meselesinin
çözümü diğer meselelerin çözümünü mümkün kılacaktır. Arnavut heyeti üyelerinin Türk
basınında ve kamuoyunda sempatik ve uygun bir hava yaratmasında heyetin Türkçe konuşması da etkili olmuştur (BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no:233.570.15, s. 11-12).
812
Arnavutluk-Yugoslavya gerginliği üzerine “Milliyet” gazetesi muhabirinin Arnavut üye
Bedri Bey’e, konferanstan çekilip çekilmeyeceğini sorması üzerine Arnavut üye kendilerinin
iyi niyetlerini göstereceklerini Yugoslavya’nın isterse çekilebileceğini ifade etmiştir (Milliyet,
234
HALİL ÖZCAN
ğu düşüncesinde değildir. Bedri Bey’e göre bu mesele halledilmedikçe konferanstan olumlu sonuç beklenilmemesi gerekmektedir. Bedri Bey, Yugoslavya’da bulunan 1.200.000 Arnavut’un milli, kültürel haklarına ve hürriyetlerine sahip olmadıklarını iddia ederek onların haklarının verilmesini ve
1919 yılında Yugoslavya ile Arnavutluk arasında imzalanan Ekalliyetler
Muahedesinin tatbik edilmesini talep etmiştir. Arnavutluk heyeti başkanı
Mehmet Bey Konica, Osmanlı Devleti zamanında Türkler Rumeli’de her
türlü sıkıntıyı çekerken ekalliyetlerin bugünkünden daha rahat yaşadıklarını
ifade etmek suretiyle 813 mevcut uygulamadaki yanlışlara dikkat çekmiştir.
Türkiye heyeti başkanı Hasan Bey, aynı zamanda konferans başkanı
olarak Arnavutluk ile Yugoslavya arasındaki ekalliyetler meselesinin abartıldığı kanaatindedir. Hasan Bey’e göre bu meselede bulunacak çözüm iki
tarafı da memnun etmeyecektir ve konferansın tek sorunu da ekalliyetler
meselesi değildir 814. Arnavutluk heyeti üyesi ise anlaşmak için geldiklerini
ifade ederek her şeyden önce karşılıklı dostlukla meselelere yaklaşacaklarını
ifade etmiştir 815. Arnavutluk ve Yugoslavya heyetleri konferans süresince
birbirilerini yabancı devletin (Fransa ve İtalya) etkisinde kalmakla suçlamış
olmasına rağmen her iki ülke de yıllardır biriktirdikleri sorunları rahatça ve
yüz yüze dile getirme imkânı bulmuşlardır.
Arnavut basını da Balkan Konferansı’nı öncelikle ekalliyetler meselesi etrafında değerlendirmiştir. Bari’de Arnavutça ve İtalyanca yayımlanan
“Gazeta Shqiptare” konferansın en önemli meselesi olarak ekalliyetler meselesini görmüş ve bu meselenin dolambaçlı yollardan geçerek ve diplomatik
metotlar kullanılarak çözüme kavuşturulamamasını eleştirmiştir. Söz konusu
gazete ekalliyetler meselesini diğer meselelerin çözümü için öncelikli gördüğünden diğer devletleri bu konuda ikna edemediği iddiasıyla Arnavutluk
heyet başkanını eleştirmiştir 816.
23 Ekim 1931, s. 1).
813
Cumhuriyet, 24 Ekim 1931, s. 1,2.
814
Cumhuriyet, 25 Ekim 1931, s 4. H.Milliye, 25 Ekim 1931, s. 1.
815
Cumhuriyet, 25 Ekim 1931, s. 4.
816
BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no: 233.570.15, s. 2.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
235
Arnavutluk heyeti, Balkan Konferansı’nda bir yandan Türkiye’ye
yönelik sıcak mesajlar vermiş diğer yandan da ekalliyetler meselesini sürekli
gündemde tutarak enerjisini bu konuda tüketmiştir. Ayrıca da konferansın
üzerinde hem yabancı gölgesi olduğunu ima etmiş hem de Arnavutluk’un
diğer Balkan Devletleriyle “eşit konumda olması gerektiği” gibi gerçekte
olmayan mazeretler üretmeye çalışmıştır. Bu gelişmelere bakarak Arnavutluk heyetinin ülkelerinin Balkan birliğinde yer almasından ziyade ekalliyetler meselesini çözebilmek ve Türkiye ile ilişkileri düzeltebilmek için II. Balkan Konferansı’na katıldıklarını söylemek mümkündür.
2. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Balkan Konferansı Heyetine
Hitabı ve Arnavutluk
Arnavut üyeler, II. Balkan Konferansı üyeleri ile birlikte konferansın
kapanış toplantısı için Ankara’ya gitme kararı almışlardır. Hâlbuki Kral Zog,
krallık rejiminin tanınması ihtimali olursa Ankara’ya gidilmesi talimatını
vermişti. Bundan hareketle İstanbul’a gelişlerinden itibaren her fırsatta Türkiye ile ilgili olumlu görüş beyan eden Arnavutluk heyetinin ilişkilerin düzelmesi ya da rejimlerinin tanınması ile ilgili bilgi almış olduğunu söylemek
mümkündür.
Balkan Konferansı üyeleri 25 Ekim 1931 günü İstanbul’dan Ankara’ya hareket etmişlerdir 817. Heyetle birlikte 30 kadar Balkanlı gazeteci 818 de
Ankara’ya gelmiştir 819 Ankara’nın Balkan Konferansı’ndan beklentisini
Yakup Kadri kısaca şöyle özetlemiştir: “Balkan konferansı üyeleri iyi bilmelidir ki Avrupa diplomasisinin etkisinde kalırlarsa temsil ettikleri milletler,
tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi bela ve felâketlerden kurtulamayacaktır.
Ankara, önce istiklâl sonra ittihat bekliyor.” 820 Yakup Kadri, konferans üzerinde İtalya ve Fransa’nın hatta diğer Avrupa Devletlerinin çıkarları değil,
817
Üyeler birinci trenle 126, ikinci trenle de 80 üye olmak üzere Ankara’ya gelmiştir. Heyeti,
Ankara Valisi Nevzat Bey, belediye başkanı ile belediye meclis üyeleri karşılamıştır
(H.Milliye, 25 Ekim 1931, s. 1).
818
“H. Milliye” gazetesi, Balkanlı gazetecilerden isteyenleri Cumhuriyet Bayramı’na kadar
Ankara’da misafir olarak ağırlama kararı almıştır (H.Milliye, 25 Ekim 1931, s. 1).
819
H.Milliye, 25 Ekim 1931, s. 1.
820
Yakup Kadri, H.Milliye, 25 Ekim 1931, s. 1.
236
HALİL ÖZCAN
Balkan Devletlerinin karşılıklı işbirliklerinin belirleyici olması gerektiğini
ifade etmiştir.
İkinci Balkan Konferansı, son celse toplantısını Türk milletinin İstiklâl Mücadelesi’ni yöneten TBMM’de (Ankara’da) yapmıştır. Meclis salonuna ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa, yanında TBMM Reisi ve Dışişleri
Bakanı ile gelmiştir. Daha sonra alfabe sırasına göre ilk önce Arnavutluk
üyeleri 821 Gazi’yi selamlayarak salona alınmıştır 822. Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Balkan Konferansı üyelerine
şöyle hitap etmiştir:
“… Balkan milletleri, bu gün Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya,
Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye gibi müstakil siyasî mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bütün bu devletlerin sahipleri olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır… Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şâmil müşterek bir tarihi vardır. Bu tarihin elemli hâtıraları varsa, onlara sahip olmakta
bütün Balkanlılar müşterektir. Türklerin hissesi ise daha az acı olmamıştır.
İşte, siz, muhterem Balkan milletleri mümessilleri; mazinin karışık his ve
hesaplarının üstüne çıkarak derin kardeşlik esasları kuracak ve geniş birlik
ufukları açacaksınız; ihmal olunmuş ve unutulmuş büyük hakikatleri ortaya
koyacaksınız… Balkan milletleri içtimai ve siyasî ne çehre arzederlerse etsinler, onların Orta, Asya’dan gelmiş aynı kandan, yakın soylardan müşterek cedleri olduğunu unutmamak lâzımdır. Karadeniz’in şimal ve cenup
yollarıyla, binlerce seneler deniz dalgaları gibi birbiri ardınca gelip Balkanlarda yerleşmiş olan insan kitleleri başka başka adlar taşımış olmalarına
rağmen, hakikatte bir tek beşikten çıkan damarlarında aynı kan deveran
eden kardeş kavimlerden başka bir şey değildirler. Görüyorsunuz ki, Balkan
milletleri yakın maziden ziyade uzak ve derin mazinin kırılmaz çelik halkalarıyla birbirine pekâlâ bağlanabilir. Bin bir türlü beşerî ihtiraslarla, dini
821
Arnavutluk baş delegesi, Ankara hakkındaki görüşlerini “Cumhuriyet” gazetesi muhabirine şöyle anlatmıştır: “Garbin mütemadi hücumları altında iki asır yaşayan Türk milletinin
niçin öldürülmediğini buraya geldikten sonra daha iyi anladım. Türkler ve Türkiye, Balkan
konferansı münasebetiyle bütün Balkanlılara bir ibret numunesi olduğunu tekrar göstermiş
bulunuyor.” (Cumhuriyet, 27 Ekim 1931, s. 3).
822
H.Milliye, 27 Ekim 1931, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
237
ayrılıklarla, bazı tarihî hadiselerin bıraktığı dargın izlerle, geçmiş zamanlarda, gevşetilmiş, hattâ unutturulmuş olan hakikî bağların ihya olunması
lüzumlu ve faydalı oluğu yeni insanî devre girdik. Bir an için bütün bu, maziye gömülmüş olan, hâtıralardan sarfınazar etsek bile, bu günün hakikî
icapları, Balkan milletlerinin, devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı, yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir. Balkan birliğinin temeli ve hedefi, karşılıklı sahada, kültür ve medeniyet vâdisinde teşriki mesai eylemek olunca,
böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına
şüphe edilmez. Asırlardan ve asırlardan beri, zavallı beşeriyeti mes’ut etmek
için tutulan yoların, kullanılan vasıtaların verdikleri neticelerin ne derece
emniyetbahş oldukları tetkike şayan değil midir?... Vaziyetleri ve onların
icaplarını medeni insan fikriyle ve yüksek vicdan aydınlığı ile müşahede ve
mütalea edersek şu neticelere varırız: İnsanları mes’ut edeceğim diye onları
birbirlerine boğazlatmak gayri insanî ve son derece teesüfe şayan bir sistemdir. İnsanları mes’ut edecek yeğane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve mânevi ihtiyaçlarını
temine yarayan hareket ve enerjidir. Cihan sulhü için de beşeriyetin hakikî
saadeti, ancak bu yüksek ideal yolcuların çoğalması ve muvaffak olmasiyle
mümkün olacaktır…” konuşmanın sonunda Balkan Konferansı delegeleri
Mustafa Kemal’i dakikalarca alkışlamıştır 823.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Balkan ülkelerinin yakın
geçmişteki sıkıntılarıyla içinde bulundukları durumu tahlil ettikten sonra
geçmiş bağlardan ve gelecek birliktelikten bahsetmiştir. Cumhurbaşkanı
Mustafa Kemal, konuşmasının daha başlangıcında Balkan Devletlerinin her
birinin bağımsız olduğunu önemle vurgulamıştır. Yüzyıllarca birlikte yaşanmışlığın sonucu olarak acılar çekildiğini ve Türkiye’nin de bu acılardan
nasibini aldığını; ancak artık geçmişin karışık hesaplarının (kininin) unutulmasıyla unutulmuş gerçeklerin ortaya çıkacağına inandığını ifade etmiştir.
Mustafa Kemal, Balkan Devletlerinin geçmişte Orta Asya’dan gelen müşte823
Cumhuriyet, 27 Ekim 1931, s. 1, 5. H.Milliye, 26 Ekim 1931:1,3, (EK-17). “H.Milliye”
gazetesinde metnin Fransızcası da Türkçesinin yanında verilmiştir.
238
HALİL ÖZCAN
rek atalara sahip olduğunu ve ayrı ayrı adlar taşısalar da aynı kavimden geldiklerini beyan etmek suretiyle tarihi bir gerçekliğe dikkat çekmiştir.
Mustafa Kemal’in tarihi gerçeklere dikkat çekmesinde 1930-1931
senelerinde kendi direktifleriyle Türkiye’de tarih alanında çalışmaları başlatmış olmasının da etkisi vardır. I. Dünya Savaşı sonrası İtilâf Devletleri
Anadolu’yu eski krallık ve imparatorluklarının mirası saydıkları için buraları
işgale girişmişlerdir. Bazı Avrupalı düşünürler de Türkleri dünya medeniyetine ve ilim âlemine katkısı olamayan ikinci sınıf insan olarak değerlendirmiştir. Bu durum karşısında Mustafa Kemal, Türk tarihinin kısa zamanda
araştırılıp ortaya çıkarılması için direktifler vermiş ve bu maksatla 15 Nisan
1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti teşkil edilmiştir. Enver Ziya Karal’ın
deyimiyle “Atatürk’ün tarih üzerine yaptığı çalışmaları, İstiklâl Savaşımızın
kültür alanında devamıdır” 824. Mustafa Kemal’in Balkan heyetine hitabında
da tarihsel derinliğin kültürel işbirliği önemle vurgulanmıştır.
Mustafa Kemal’e göre tarihin derinliklerinde kırılmaz çelik halkalarla birbirlerine bağlı olan Balkan Devletleri geçmiş bağlarını unutsalar bile
gelinen noktada Balkan birliği gereklidir. Ona göre bu birlikteliğin temeli ve
hedefi karşılıklı kültür ve medeniyet alanında işbirliğine dayanacağı için tüm
dünyaca takdirle karşılanacaktır. Mustafa Kemal, daha önce yapılan ittifakları çok sert bir şekilde eleştirmiş ve Balkan ittifakının onlara benzemeyeceğini belirtmiştir. Mustafa Kemal’e göre asırlardan beri insanlığı mutlu etmek
iddiasında olanlar, milletleri birbirine boğazlatıp insanlık dışı işler yapmışlardır. Türkiye Cumhurbaşkanına göre insanlığı birbirine yaklaştıracak ve
mutluk edecek temel etken karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçların teminine
yarayan hareket ve enerjidir ki dünya barışı ve insanlığın gelişmesi bu idealin benimsenmesine bağlıdır.
Türkiye’de yapılan II. Balkan Konferansı ile Türk Devlet idarecileri
ve aydınları, Balkanlı dostlarını kendilerine çekecek samimiyet ve dostluğu
göstermiştir. Son toplantıda Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın idealizm ateşiyle
söylediği nutuk, konferans üyelerini aydınlatmıştır. Ancak Balkan Devletleri
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
239
henüz Balkan birliğini teşkil etmekten uzaktır. Çünkü Bulgaristan revizyonist politika takip etmekte, Arnavutluk, İtalya etkisinde bulunmaktadır. Yugoslavya ve Romanya da Küçük Antant’ın üyesidir. Bütün bunların sonucu
olarak Türkiye ve Yunanistan’ın gayretleri ilk iki konferansta Balkan Birliğini gerçekleştirmeye yetmemiştir 825.
C. Türkiye Cumhuriyeti’nin Arnavutluk Krallığını
Tanımasının Sebep ve Sonuçları
Balkan birliğinin öteden beri samimi savunucusu olan Mustafa Kemal Paşa, birliğin içerisinde tüm Balkan Devletlerinin olması gerektiğini
düşünmektedir. Kendisinin Balkan Devleti liderleri arasında bir tek Arnavut
Kralı ile doğrudan ilişkisi yoktur. Bu durum birliğin önünde bir engel gibi
görünmektedir. Bu sebeple Gazi Mustafa Kemal, Türkiye’de toplanan Balkan Konferansı’na Arnavut üyelerin katılmasını fırsat olarak değerlendirmiş
ve Balkan birliğinin önünde engel gördüğü Türkiye-Arnavutluk ilişkilerini
düzeltmeye çalışmıştır. Mustafa Kemal Paşa 826 için Balkan birliği ideali her
türlü problemin üzerinde ulaşılması gereken bir hedeftir. Bu hedefe ulaşabilmek için kral olmayı kabul ederek halkına ihanet ettiğini düşündüğü Arnavutluk Kralını bile diğer Balkan Devlet Başkanlarından ayırmayarak ona
da telgraf çekmiştir.
Gazi Mustafa Kemal’in Balkan Devletleri başkanlarına telgraf çektiği haberi Ankara’da bulunan Arnavutluk heyeti ile Balkan Konferansı’nı
takip eden “Miku ı Popullıt” muhabirini (Nebil Çika’yı) çok heyecanlandırmıştır. Muhabir Nebil Çika, Ankara’dan 27 Ekim 1931 tarihli acil koduyla
Arnavutluk’a telgraf çekerek Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in
824
Tural, Yalçın vd, a.g.e, s. 189-193.
Bunun yerine ekonomik, teknik ve kültürel konularda işbirliğini sağlayacak bazı kararlar
alınabilmiş, ekalliyetler meseleleri ele alınmış ve saldırmazlık paktı ile uyuşmazlıkların barışçı
yollardan çözülmesi için bir anlaşma tasarsısı hazırlanması konusu tartışılmıştır (Mehmet
Gönlübol, Cem Sar, Atatürk ve Türkiyenin Dış Politikası (1919-1938), Atatürk Araştırma
Merkezi, Ankara, 1990, 97).
826
Mustafa Kemal Paşa, Balkan üyelerinin gerek şahsına gerekse Türk milletine göstermiş
oldukları hissiyattan oldukça memnun olmuş ve konferansa katılan bütün devletlerin başkanlarına ayrı ayrı telgraflar çekerek her Balkan milleti ve devlet başkanı için saadet temennisinde bulunmuştur (Cumhuriyet, 28 Ekim 1931, s. 1).
825
240
HALİL ÖZCAN
Balkan konferansı sebebiyle tüm Balkan Devlet Başkanlarına ve Arnavutluk
Kralına telgraf çektiğini ve Türkiye Cumhurbaşkanının ilk defa Arnavutluk
Kralı ile diyalog kurduğunu bildirmiştir. Arnavut gazeteci, Mustafa Kemal’in çektiği bu telgrafla, Türkiye’nin Arnavutluk Krallığını tanıdığını ve
diplomatik ilişkileri kuracağının öğrenildiğini ifade etmiştir. Muhabir, telgrafın çok içten ifadelerle yazılmış olduğunun öğrenildiğini de bildirmiştir.
Mustafa Kemal tarafından Kral Zog’a telgraf çekilmesi Arnavutluk için o
kadar önemlidir ki telgraftaki bilgiler “Miku ı Popullıt” gazetesinin ertesi
günkü birinci sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti Arnavutluk Rejimini Tanıyor
Mustafa Kemal Kral’a Telgraf Çekiyor” başlığı ile verilmiştir 827. “Miku ı
Popullıt” gazetesinin haberi aynı gün “Cumhuriyet” gazetesinde de yayımlanmıştır. Bu habere göre Mustafa Kemal’in çektiği telgraf, Arnavutluk Kralını tanıma anlamına da geldiği için Arnavutluk tarafından memnuniyetle
karşılanmıştır 828.
Türkiye Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in 26 Ekim 1931’de
Arnavutluk Kralı Zog’a çekmiş olduğu telgraf şöyledir:
“İkinci Balkan Konferansı azasını (heyetini) bugün Ankara’da kabul
etmekle hakikî bir memnuniyet hissettim. Arnavut millî teşekküllerinin
müçtemi (toplanan) mümesilleri tarafından hakkımda ve Türk millet hakkında izhar bulunan(gösterilen) temenniyattan pek mütehassis oldum.
Bu vesile ile Zatı Haşmetpenahilerinin saadet hali ve asîl Arnavutluk
milletinin refahı için en samimî temenniyatta bulunurken yalnız kendi hissiyatımı değil, bütün Türk milletinin hissiyatını da ifade etmekte olduğumu
zannediyorum. Gazi Mustafa Kemal.” 829.
Mustafa Kemal’in Kral Zog’a gönderdiği telgrafında “Zogu” kral sıfatıyla nitelemesi Zogu Hükûmeti’ni son derece memnun etmiş ve bu durumu Arnavutluk Hükûmeti, Kral Zog’un tam tanınması olarak değerlendir827
Miku ı Popullıt, 28 Ekim 1931, s. 1.
Cumhuriyet, 28 Ekim 1931, s. 1.
829
Cumhuriyet, 31 Ekim 1931, s. 3, H.Milliye 31 Ekim 1931, s. 1,3, Şimşir, Atatürk ve
Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 304-305, Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 22.
828
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
241
miştir 830. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanın telgrafı Arnavutluk’ta bayram sevinci yaratarak ilişkilerdeki bütün buzları eritmeye yetmiştir 831. 28
Ekim 1931’de Maslahatgüzar Zeki Hakkı Bey, şifre telgraf ile Ankara’ya bu
durumu şöyle bildirmiştir:“Büyük Reisicumhurumuzun telgrafları Arnavutluğu hakikaten samimî bir sürur (sevinç) ve şükran heyecanı içinde bıraktı.
Yeni vaziyetin hudusu şeklindeki incelik ve zerafete herkes hayran kaldı” 832.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın bu telgrafından sonra Türk Dışişleri
Bakanlığı, Tiran’da bulunan maslahatgüzara telgraf çekmiştir. Bu telgrafta
Mustafa Kemal’in Balkan Konferansı katılımcıları ile birlikte Arnavutluk
heyetini de kabul ettiği ve Kral Zog’a bir telgraf çekerek iki ülke arasındaki
ilişkilerin normal bir hal almasını sağladığı bildirilmiştir. Tiran Maslahatgüzarı da Mustafa Kemal’in telgrafının Arnavutluk’ta samimi şükran ve heyecan yarattığını ve Cumhuriyet Bayramı sebebiyle Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına Türk bayrağının çekildiğini ayrıca kral adına saray nazırının,
hükûmet adına da teşrifat memurunun kendilerini ziyaret ettiğini bildirmiştir.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Tiran’da, Cumhuriyet Bayramı sebebiyle Türk
bayrağının çekilmesinden dolayı Arnavutluk Dışişleri Bakanına memnuniyetini bildirmiştir. Ayrıca dostane ilişkiye devam edilmesi ile Arnavutluk sefir
ya da maslahatgüzarının bir an evvel Ankara’ya gelmesinin arzu edildiği de
ifade edilmiştir 833.
Arnavutluk Kralında, devlet yöneticilerinde, halkta ve basında sevinçle karşılanan Türkiye Cumhurbaşkanının telgrafına Kral Zog, Tiran’dan
29 Ekim 1931 günü şu karşılığı vermiştir:
“İkinci Balkan konferansının içtimaı vesilesiyle Zatı Devletlerinin
Arnavut milletiyle şahsım hakkında izhar buyurdukları temenniyattan pek
mütehassis oldum. Kendi namıma ve Arnavut milleti namına Zatı Devletleri-
830
Shpuza, “Atatürk ve Türkiye Arnavutluk İlişkileri”, s. 343.
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 22-23.
832
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 305, Şimşir, Türkiye-Arnavutluk
İlişkileri…, s. 22-23.
833
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 310.
831
242
HALİL ÖZCAN
nin saadet hali ve asîl Türk milletinin refahı için en samimî temenniyatta
bulunmaktayım. Ahmet Zogu” 834.
Bu telgrafta Kral Zog’un kullandığı üslup son derece dikkat çekicidir.1 Eylül 1928’de krallığını ilân ettikten sonra “Ahmet” adını Türk ve
Müslümanlığı çağrıştırdığı için kullanmayan Kral Zog’u, bu defa “kral” yerine Ahmet Zogu imzası kullanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, 26 Ekim
1931 günü Arnavutluk Kralı Zog’a telgraf çektikten sonra Arnavutluk heyetiyle birlikte Ankara’da bulunan Arnavut gazeteci Nebil Çika’yı 835 kabul
ederek ona bir mülakat vermiştir. Mülakat ile ilgili Nebil Çika’nın Ankara’dan Arnavutluk’a gönderdiği yazıyı “Miku ı Popullıt” gazetesi “Mustafa
Kemal’in Huzurunda” başlığı ile yayımlamıştır 836. Nebil Çika, Mustafa Kemal’in kendisini kabul buyurmakla gösterdiği lütuftan övgü ile bahsetmiş ve
Türkiye Cumhurbaşkanının da bir Arnavut gazeteci ile konuşma fırsatını
elde ettiği için memnuniyetini ifade ettiğini yazmıştır. Nebil Çika, krallığın
bu zamana kadar neden tanınmadığını sorduğunda Mustafa Kemal, Arnavutluk Kralını sevdiğini, Arnavutluk’taki rejim değişikliğini ilgi ile takip ettiğini ve Arnavutluk’un ahval ve şartları ile halk tarafından krallık rejiminin
834
Cumhuriyet, 31 Ekim (T.E.) 1931, s. 3. H.Milliye 31 Ekim 1931, s. 1,3. Şimşir, Atatürk ve
Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 305. Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 22.
835
II. Balkan Konferansı’nı takip eden Arnavut gazeteci Nebil Çika’nın amacı, Balkan Konferansı’nı takip etmekten ziyade, asıl olarak yeni Türkiye’yi tanımak, Türkiye’nin kralı neden
tanımadığını anlamak ve Türk gazetecilerin Arnavutluk hakkında neler düşündüğünü öğrenmektir. Nebil Çika’ya göre, son yıllarda Türk yöneticilerinin yaptıklarını takdir etmemek
büyük bir hakikati gizlemek olur. Bütün dünya görmüştür ki, Türk milleti zor olan davasını
kazandı ve barış içerisinde daha mesut günlere kavuşmak için asilce çalışıyor. 1923 yılına
kadar Avrupa’nın ölümünü başı ucunda beklediği hasta adam silkindi, kendi milli varlığını
engelleyen kapitülasyon gibi etkileri ortadan kaldırdı ve büyük bir devlet kurdu. Bugün hür ve
serbest bir devlet olan Türkiye’nin başında Mustafa Kemal gibi azimkâr bir reformcu ve İsmet
Paşa gibi çalışkan ve fedakâr bir devlet adamı vardır. Bunların arkasında da ve cüretkâr siyasiler ve aydınlar vardır. Türkiye kendi iç asayiş ve huzurunu sağlamıştır. Türk milletinin tek
bir kalbi, tek bir ideali ve kültürü vardır. Türkiye I. Dünya Savaşı’ndan sonra kendisini toparlayarak azmi ve iradesi ile dışarıya karşı siyasî birliğini kurduğunu uluslararasında kabul
ettirdi. Türkiye’yi kurtaran ve kuran iradeler yılmaz cesaret, sarsılmaz karakterler, onu daha
sağlam ve daha parlak geleceklere götürecektir. Türkiye, geçmişin otokrasi kokan geleneklerinden kurtulmakta ve demokrasisi asırlarca süren mücadele sonucu gelişmektedir (BCA, 15
Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no:233.570.15:7-10).
836
Miku ı Popullıt, 30 Ekim 1931, s. 1, (EK-18).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
243
ilânındaki sebepleri öğrendiğini ifade etmiştir. Fakat Mustafa Kemal, dâhili
siyaset sebebiyle Arnavutluk rejimini tanıma konusunda acele etmesinin
mümkün olmadığını belirtmiştir. Balkan Konferansı’na Arnavutluk heyetinin
gelmesi sebebiyle Arnavutluk Kralına telgraf çekme fırsatını bulduğunu
belirten Mustafa Kemal’e göre Balkan birliği konusunda her hangi bir ihtilaf
yok olmaya mahkûmdur. Onun için de bundan sonra Türk ve Arnavut milletleri arasında devam edecek olan samimî ve dostane münasebet, Balkan milletlerinin saadetine ve Balkanlıların müşterek bir emel etrafında birleşmelerine hizmet edecektir 837. Bu mülakattan da Mustafa Kemal’in Arnavutluk
Kralını tanımasında önceden beri düşündüğü Balkan birliği idealini gerçekleştirme amacı olduğu anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemal, söz konusu mülakatta Arnavutluk Kralını tanımamasına mazeret olarak Türkiye’nin dâhili siyasetinin buna elverişsizliğini
öne sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti, milli bir kurtuluş savaşı sonrası saltanat ve hilâfeti kaldırarak millet egemenliğine dayanan cumhuriyet rejimini
kurduktan sonra Terakki Perver Fırka ile Serbest Fırka denemesinde ülke
içerisinde cumhuriyet rejiminin muhaliflerinin hâlâ rejim için tehdit oluşturduğunu tecrübe etmiştir. Ayrıca bağımsızlığı için cephe ve diplomasi savaşı
veren bir lider olarak Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk’un İtalya’ya bağımlı
hale gelmesini de önceden düşündüğü Balkan birliği önünde engel olarak
değerlendirmiştir. Mustafa Kemal, Arnavutluk’u İtalya’ya bağımlılıktan
Balkan Devletlerinin tamamının katılımıyla oluşturulacak Balkan birliğinin
kurtaracağı kanaatindedir. Aynı zamanda Balkan Birliği başta İtalya olmak
üzere yayılmacı devletlerin Balkanlar üzerindeki emellerini boşa çıkaracak
diye düşündüğü için Arnavutluk Kralını tanımak mecburiyetinde kalmıştır.
Mustafa Kemal’in telgrafının Arnavutluk’taki yansımaları hükûmet ve basında hemen kendisini hissettirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın Kral
Zog’a çektiği telgraf, Arnavutluk basınında uzun süre yer bulmuştur. Gazete837
BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no:233.570.15:13, Miku ı Popullıt, 30 Ekim
1931, s. 1.
244
HALİL ÖZCAN
ler bu telgraf sonrası Türkiye ve Türkiye-Arnavutluk ilişkileri üzerine olumlu yayın yaparak Arnavutluk’taki Türkiye ve Mustafa Kemal sevgisini gündeme getirmişlerdir. “Miku ı Popullıt” gazetesi 30 Ekim 1931 tarihinde
“Türkiye’nin Rejimimizi Tanıması” başlığı ile çıkmıştır. Gazete, en sonunda
Arnavutluk’un rejimini Mustafa Kemal’in telgraf çekerek tanıdığını belirterek diplomat Zeki Bey’in Arnavutluk Dışişleri Bakanı Hüseyin Vironi’yi
ziyaret ettiğini ve Türkiye’nin Arnavutluk’u tanıdığına dair mektup gönderdiğini yazmıştır. Gazete haberinde Mustafa Kemal’in iç sorunlar sebebiyle
geç tanımasına rağmen Arnavutluk Kralını sevdiğini söylediği bilgilerine de
yer vermiştir 838.
“Miku ı Popullıt” gazetesinin 18 Kasım 1931 tarihli baş makalesinde
Türkiye-Arnavutluk ilişkilerine ve Balkan Konferansı’na yer verilmiştir.
Makalede, Türkiye ile Arnavutluk ilişkilerinin yeniden başlamasının Arnavutluk’u oluşturan unsurlar tarafından da büyük bir memnuniyetle karşılandığı ifade edilmiştir. Ayrıca baş makalede, Arnavutlar ile Türkler arasında
var olan ruhi ortaklık ile Arnavutların çoğunluğunu oluşturan Müslümanlarla
Türkler arasındaki din birliğine dikkat çekilmiştir. Makale önemli tespitlerde
bulunmuştur. Buna göre Türklerle Arnavutlar uzun süre birlikte yaşamıştır
ve bu birliktelik Arnavutların ruhunda etkisini hâlâ göstermektedir. Arnavutluk ve Türkiye, aynı zamanda laik devletlerdir. Binlerce Arnavut, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmiş ve bazıları Türkiye’de yüksek makamlara gelmiştir. Bu vatandaşlarla Arnavutluk arasında çözülmez (koparılamaz)
manevî bağlar vardır. Türklerle Arnavutların ayrılığı siyaseten olmuş ama
kalben birliktelik devam etmiştir. Türkler, Arnavutlara diğer ırklara (Arap ve
Acemler) baktıkları gibi fena gözle bakmamış, Arnavutlar da Türklere kardeş gibi bakmıştır ve Türkleri diğer milletlerden daha üstün tutmuştur 839.
“Miku ı Popullıt” gazetesinin makalesine göre Türklerle Arnavutlar
arasındaki ilişkilerde iki milletin etnik yapısı bile kaybolmuştur. Türkiye,
Arnavutlar için daimi bir müttefiktir. Türkiye’nin bugünkü idarecileri, bugün
838
839
Miku ı Popullıt, 30 Ekim 1931, s. 1.
BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no:233.570.15, s. 3-4.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
245
bütün ilhamını aklıselimden ve barış düşüncesinden almaktadır. Türk yöneticileri barışa o kadar önem vermiştir ki ezeli düşmanlarına bugün kardeşlik
ellerini uzatmaktadır. Türkiye’nin Balkanlar siyaseti, Arnavutluk için sağlam
ve emin bir destektir. Türkiye’nin milli şeref ve haysiyeti dünya siyasetinde
büyük bir saygı görmektedir. Maddî ve manevî kuvveti Türk şerefini yüksek
bir seviyede tutmaktadır. Türkiye’deki Arnavutların hukuk ve menfaatleri
Arnavutluk’un temin etmek istediği menfaatlerin küçük bir örneğidir. Bu
durum Türkiye-Arnavutluk ilişkilerini ebedileştirmiştir. Şu halde siyasî ilişkilere yeniden girebilmek için Arnavutluk Hükûmeti’nin bütün bütçe engellerini aşarak bir an önce dost Türkiye’ye bir temsilci göndermesi gerekir. Bu
meselede kusurlar af edilmez bir hata olacaktır 840. Bu süreçte Arnavutluk
basını, Türkiye’de elçiliğin yeniden açılması için hükûmetine baskı yapmaya
başlamıştır.
Tiran’da yayımlanan “Ora” gazetesi de Türkiye Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Arnavut Kralı Birinci Zog’a samimi telgraf göndermesinin Arnavutluk’ta ve Türkiye’de yaşayan Arnavut vatandaşları tarafından sevinçle karşılandığını bildirmiştir. Gazeteye göre durum iki devlet
arasında yeni bir dostluk devresinin açılmasına sebep olacaktır. “Ora” gazetesi, ayrıca Türkiye Maslahatgüzarı Zeki Bey hariciye nazırına giderek Türkiye Cumhuriyeti’nin krallık rejimini tanıdığını tebliğ etmiş ve Türkiye
Cumhurbaşkanının Arnavutluk ve kralı için saadet temennisinde bulunduğunu ifade ederek bu durumun gerek yönetim kademesinde gerekse halkta büyük etkileri olduğunu belirtmiştir 841.
“Gazeta Shqiptare”, 5 Kasım 1931 tarihli birinci sayfasında “Arnavut ve Türk İlişkileri” başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Bu habere göre Ankara’ya gelen “Miku i Popullit” muhabiri, Gazi Mustafa Kemal’e Arnavutluk hakkında ne düşündüğünü sormuş, Mustafa Kemal de Arnavutluk’u ve
kralı sevdiğini beyan ederek ülkedeki rejim değişikliğini takip ettiğini ifade
etmiştir. Gazete, Mustafa Kemal’in Balkan Konferansı sonrası Arnavutluk
840
841
BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu:030.10, yer no:233.570.15, s. 3-4.
BCA, 15 Aralık 1931, fon kodu: 030.10, yer no:233.570.15, s. 6.
246
HALİL ÖZCAN
Kralına mektup gönderdiğini belirterek iki ülke arasında bundan sonra dostluk, sevgi ve kardeşlik olacağını umduğunu bildirmiştir 842. Arnavutluk
Hükûmeti de Mustafa Kemal’in telgraf çekmesini ve Arnavutluk Kralını
tanımasını çok önemseyerek bu durumu idari teşkilatlara duyurmuştur.
Arnavutluk Hükûmeti, Mustafa Kemal Paşa’nın telgraf çekmesi sürecini vakit geçirmeksizin valiliklere telgrafla bildirmiştir. Önce gelişmeler
günbegün ayrı ayrı telgraflarla bildirilmiş sonra da topluca Krallık Basın
Merkezince yeniden valiliklere duyurulmuştur. 28 Ekim 1931 günü Tiran’dan Valiliklere (Elbasan Valiliğine) çekilen telgrafta Mustafa Kemal’in
Balkan Konferansı delegelerini Ankara’da kabul ettiği ve Balkan Devlet
Başkanlarına telgraf çektiği haberi verilmiş ve Mustafa Kemal’in Kral Zog’a
gönderdiği telgrafın içeriğinden bahsedilmiştir. Elbasan Valiliğine 28 Ekim
1931’de çekilen bir diğer telgrafta da 27 Ekim 1931’de saat 14’00’da Türkiye Tiran temsilcisinin Arnavutluk Dışişleri Bakanı Hüseyin Viryoni’ye özel
bir ziyarette bulunarak “Türkiye Cumhuriyeti’nin Arnavutluk Krallık rejimini resmen tanıdığını” bildirdiği bilgisi yer almıştır 843.
4 Kasım 1931 tarihinde Krallık Basın Merkezi, Elbasan Valiliğine
Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın II. Balkan Konferansı dolaysıyla kendi adına ve Türk milleti adına
Arnavutların I. Kralı Zog’a telgraf çektiğini ve bu telgrafta kral ve Arnavutluk halkının saadeti için samimi duygularını ifade ettiğini bildirmiştir. Aynı
gün Tiran’daki Türkiye Maslahatgüzarı Zeki Bey’in Arnavutluk Dışişleri
Bakanlığına gittiği ve Arnavut muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde Ankara
Hükûmeti’nin Krallık Hükûmeti ile resmi ilişki başlatma isteğini bildirdiği
ile Kral Zog’un Türkiye Cumhurbaşkanından almış olduğu telgrafa samimi
bir cevap verdiği de Krallık Basın Merkezi tarafından bildirilmiştir 844. Mustafa Kemal’in Arnavutluk Kralına telgraf çekmesi Balkan Devletleri tarafından olumlu karşılanırken İngiltere bu durumu farklı değerlendirmiştir.
842
Gazeta Shqiptare, 5 Kasım 1931, s. 1.
AQSH. Fon:272, tarih:1931, Dosya: 86, s.1-2, (EK-19).
844
AQSH. Fon:272, tarih:1931, Dosya:86, s.7-10.
843
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
247
İngiltere, Mustafa Kemal’in Arnavutluk’ta krallık rejimini tanımamasını başından beri eleştirmiş, hatta Mustafa Kemal’in de kral olacağını
iddia etmiştir. Gelinen noktada İngiltere, Mustafa Kemal’in Arnavutluk Kralını tanımasını da şahsi sebeplere bağlamıştır. İngiltere’nin Arnavutluk Büyükelçisi Hodgson’un ülkesine gönderdiği rapora göre Mustafa Kemal, Kral
Zog’u siyasal sebeplerden değil daha çok kızgınlığından dolayı tanımayı
kabul etmemiştir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı bu rapordaki bilgilerin gerçeği
yansıtmadığını izah etmiştir. Türkiye, bu iddialara cevaben Ahmet Zogu’nun
kral olmasından sonraki süreçte Tiran Elçiliğini açık tutmaya ve konsolos
seviyesinde temsilci bulundurmaya devam ederek Türkiye açısından ilişkilerin kesilmediğini ifade etmiştir. Türkiye ayrıca Balkan Konferansı’ndan
faydalanmak gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirterek iki ülke
arasında değişen tek uygulamanın Arnavutluk Devlet Başkanının kral olarak
nitelendirilmesi olduğunu açıklamıştır 845. İngiltere’nin tutumuna rağmen
Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafından sonra Arnavutluk Kralı ve yöneticilerinin Türkiye’nin Tiran temsilcisine olan ilgisi oldukça artmıştır.
Krallığın resmen tanınmaması sebebiyle hiçbir yerde kabul görmeyen ve elçilik binasına tutsak edilen Türkiye’nin Tiran temsilcisi, karşılıklı
telgraflardan sonra en yüksek düzeyde kabul görmeye başlamıştır. Kral Zog,
Arnavutluk’un bağımsızlık yıl dönümü törenleri kapsamında diğer ülke sefirleriyle birlikte Arnavutluk sarayındaki törene katılan Türkiye’nin Tiran
Maslahatgüzarının tebriklerini kabulünde iltifatlarda bulunarak Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hatırlarını büyük bir hürmetle sormuştur. Aynı
gece verilen resepsiyonda Saray Nazırı, Türk Maslahatgüzarın yanına gelerek kralın bütün sefirler heyetinin içinde Türkiye’ye ve büyük reisine olan
samimi hürmet ve muhabbetini göstermek istediğini belirtmiş ve kralın birkaç güne kadar kendisini kabul edeceğini ifade etmiştir 846.
845
Shpuza, a.g.m., s. 343. Ancak Türkiye’nin monarşinin tanınmamasında Mustafa Kemal’in
tutumunu değiştirmediğine en önemli kanıt Türkiye’nin Tiran’a hemen büyükelçi göndermeyerek ilişkileri işgüder seviyesinde tutması gösterilebilir. Hatta bu davranış Zogu’ya mesafeli
durulduğunun da işaretidir (Shpuza, a.g.m., s. 343).
846
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, a:IV.16.b, d:65, f:29.
248
HALİL ÖZCAN
Gerçekten de bu açıklamayı müteakiben Arnavutluk Maslahatgüzarı
Zeki Hakkı Bey Kral Zog tarafından özel olarak kabul edilmiştir. Baş başa
görüşmenin yapıldığı kabulde kral, açık bir Türkçe ile samimi ifadelerde
bulunmuştur. Kral Zog, Arnavutluk’un Türkiye’ye kutsal bağlarla bağlı olduğunu ve Arnavutların birçok şeylerini Türkiye’ye borçlu olduğunu beyan
etmiştir. Yanlış anlamanın sona ermesinden yani resmî olarak krallığının
tanınmasından memnun olan Zogu, sonsuz hürmet ettiği Gazi Hazretlerinin
Türkiye’yi geliştirme konusunda insana hayret veren bir dehâ gösterdiğini
belirtmiş ve kendilerinin yapmaya çalıştıklarının Gazi Mustafa Kemal’in
yaptıklarının yanında bir hiç olduğunu ifade etmiştir. Kral ayrıca Türkiye
temsilcisini yabancı bir diplomat olarak görmediğini ifade ederek Dışişleri
Bakanı ile halledemediği önemsiz bir iş için bile her zaman kendisine gelebileceğini beyan etmiştir 847. Kral, Türkiye’nin Maslahatgüzarını kapıya kadar
uğurlayıp Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya saygılarını da ifade etmiştir 848. Dışişleri Bakanı T. Rüştü Bey, maslahatgüzarın kendisine bildirdiği Kral Zog’un
Mustafa Kemal ve Türk milleti için samimi ifadelerini cumhurbaşkanına arz
etmiştir. Bu durumdan son derece memnun olan Cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal, aynı duyguların Arnavutluk Kralına iletilmesini istemiştir 849. Türkiye
Maslahatgüzarı Zeki Hakkı Bey, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın dileklerini
Arnavutluk Kralına ilettiğinde kral heyecanla teşekkür ederek Türkiye’nin
Arnavutluk’un doğal müttefiki olduğunu belirtmiş ve kendisinin ebediyen
Gazi’ye bağlı kalacağını söylemiştir 850.
Mustafa Kemal’in 1931 yılında çektiği telgraftan sonra Türkiye ile
Arnavutluk arasında yeniden dostluk dönemi başlamış, fakat geri çekilmiş
olan elçiler hemen atanmadığı için resmî ilişkiler yeniden başlayamamış847
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, a:IV.16.b, d:65, f:29.
Bilâl N.Şimşir, “Atatürk’ten Elçi Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri
Üzerine)”, Prof.Dr.Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Yayınları No:468, Ankara, 1981, s. 306.
849
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 311.
850
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları CI, s. 312. Kral Zog, Maslahatgüzar Zeki
Hakkı Bey’e İtalyanların görüşmeden rahatsızlık duyacaklarının muhtemel olduğunu onun
için İtalyan Sefirine ittifak meselesinden bahsedeceğini söylemiştir (Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 312).
848
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
249
tır 851. II. Balkan Konferansı’na katılan Arnavutluk heyeti, ekalliyetler meselesini çözüme kavuşturamasa da Türkiye ile ilişkilerin düzelmesine katkı
sağlayabilmiştir.
D. Üçüncü Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
III. Balkan Konferansı 21 Ekim 1932’de Bükreş’te toplanmış ve Arnavutluk heyeti de bu konferansa katılmıştır 852. Arnavutluk heyeti, ekalliyetler konusunda biraz daha yumuşak tavır sergilemiş ve Bulgar heyetinden
ayrılarak diğer devletlerle birlikte hareket etmiştir 853. Arnavutluk’un ilk iki
konferanstaki ekalliyetler meselesi ön şartından vazgeçer görünmesininin
sebebi bu dönem Arnavutluk’un Yugoslavya’dan yardım alabilmesi için
müzakerelere başlamış olmasıdır.
Türk ve Yunan 854 heyet başkanlarının ekalliyetler meselesinin sona
bırakılarak ilgili devletlerce çözümlenmesi konusundaki tekliflerine Bulgar
üyeler önce itiraz etmişse de sonra kabul etmişlerdir. Bu teklifin kabul edilmesiyle konferans, doğrudan doğruya Balkan misakı görüşmelerine başlayabilmiştir. Ancak konferans devam ederken hava yolu ile ülkesine gidip gelen
Bulgar heyet başkanı, ekalliyetler meselesi çözülmeden misak görüşmelerine
başlamayacaklarını açıklamış ve konferansa doğrudan katılmayarak, gözlemci sıfatıyla konferansta bulunacaklarını beyan etmiştir 855.
Balkan Birliği Meclisi, 19 Mart 1933 günü Bükreş’te son toplantısını yaparak dağılmıştır. Bulgar heyetinin talebi üzerine IV. Balkan Konferansı gündemine ekalliyetler meselesi de konmuştur. Yugoslavya heyeti başkanına göre Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk ve Yugoslavya üyeleri ekalliyetler konusunun bildiriye konmasına muhalefet etmiştir 856. Bulgaristan heyeti851
Şimşir, Türkiye- Arnavutluk İlişkileri…, s. 23.
Cumhuriyet, 22 Ekim, 1932, s. 3.
853
BCA, 21 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:251.694.27.
854
Türkiye’nin Atina Elçisi, Yunanistan’da Hariciye Nazırı Mihalakopulos’un Balkan birliği
girişimine açıktan muhalefet etmemekle beraber bu girişimin bir hayal olduğunu zira bazı
Balkan Devletlerini birbirinden ayıran derin anlaşmazlıkların çözümünün mümkün olmadığını
ifade etmiştir (BCA, 9 Kasım 1932, 030.10, 226.523.30).
855
Cumhuriyet, 25 Ekim 1932, s. 1.
856
Cumhuriyet, 27 Mart 1933, s. 3.
852
250
HALİL ÖZCAN
nin tutumu sebebiyle Bükreş’teki Balkan Konferansı’nda da Balkan misakını
imzalamak mümkün olamamıştır. Diğer Balkan Devletleri Bulgaristan’ı
ekalliyetler tutumu sebebiyle eleştirirken Bulgar basını da daha önceki konferanslarda ekalliyetler meselesinde birlikte hareket ettiği Arnavutluk’u eleştirmiştir. Sofya’da yayınlanan “Izgrev” gazetesi 13 Kasım 1932 tarihli sayısında Bükreş Konferansı’nda Arnavutların ekalliyetler meselesinde anlaşmış
olmaları karşısında kendilerinin hayal kırıklığına uğratıldığını yazmıştır 857.
Arnavutluk da Bulgaristan’ın Balkan Paktı’nın oluşumunu engellediğini
iddia etmiştir. Arnavutluk komisyon başkanı Mehmet Konica, Bükreş Konferansı’ndan Arnavutluk’a dönüşünde Yugoslavya basınına 858 beyanatta
bulunmuştur. M. Konica, konferansın iyi geçtiğini ancak Bulgar heyetinin
ekalliyetler meselesi gibi zorlu meseleleri gündeme getirdiğini ifade etmiştir.
Konica, Bulgarların iki taraflı anlaşmalar imzalanmadan Balkan Paktı’ meselesinin görüşülmesini istemediklerini beyan etmiştir. Buna rağmen Mehmet
Bey, Balkan milletlerinin Balkan Paktı sayesinde daha da kuvvetli itimat
duyguları ile birbirlerine bağlanacağını da vurgulamıştır 859.
III. Balkan Konferansı da Balkan ittifakını oluşturamamıştır. Ancak
Türkiye’nin Balkan Paktı ve ikili anlaşmaların ötesinde bir güvenlik sistemi
oluşturması önerisi bütün Balkanlarda geniş yankı uyandırmıştır 860. Ayrıca
bu dönemde Arnavutluk, İtalya’dan beklediği iktisadî desteği bulamamış,
Yugoslavya ile iktisadî görüşmeler yapmaya başlamıştır. Bu sebeple III.
Balkan Konferansı’nda Arnavutluk, ekalliyetler meselesinde Yugoslavya’yı
gücendirmemek için gayret göstermiş ve diğer konferanslarda bu konuda
işbirliği yaptığı Bulgaristan’ı yalnız bırakmıştır.
E. Dördüncü Balkan Konferansı’nda Türkiye ve Arnavutluk
IV. Balkan Konferansı’nın 15 Eylül 1933’te toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen Bulgaristan’ın teklifi ile konferans ertelenmiştir.
857
BCA, 21 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:226, 523,31.
Politika gazetesi 1 Kasım 1932.
859
BCA, 21 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:251.694.27.
860
Öksüz, a.g.e., s. 117.
858
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
251
Revizyonist Bulgaristan 861, Arnavutluk ve Yugoslavya’nın yanı sıra diğer
Balkan Devletlerini kendi tarafına çekmeye çalışırken Türkiye ve Yunanistan da Bulgaristan’ın revizyonist politikalarını engellemeye çalışmıştır. Bu
süreçte konferans toplanmadan önce Balkanlarda yapılan siyasî ziyaretler
havayı biraz olsun yumuşatmıştır. Bu kapsamda Başbakan İsmet Paşa ile
Dışişleri Bakanı T.Rüştü Bey, 20 Eylül 1933’te Sofya’yı ziyaret etmişlerdir 862. III. Balkan Konferansı’nda ülkesini temsil etmiş olan Bulgar heyeti
IV. Balkan Konferansı öncesi tamamen değiştirilmiştir 863.
IV. Balkan Konferansı 5 Kasım 1933’te Selanik’te toplanmıştır. IV.
Balkan Konferansı’nda Türk heyeti başkanı Hasan Bey Balkanlılık fikrini
muhafaza etmek suretiyle devletleri bir arada tutmakta olduklarını söyleyerek her zaman zihinlere ve gönüllere hitap ettiklerini ifade etmiştir. Türk
heyet başkanı, refah ve ilerlemeyi karşılıklı anlaşmada aradıklarını belirterek
milletlerarasında sıkı ve samimi bir birlik yaratmak isteklerini beyan etmiştir. Hasan Bey, Türkiye’nin maddî kuvvetine Balkanlılar arasındaki dostluktan doğan manevî kuvveti kattıklarını belirterek anlamı iyice kavranan barışın hiçbir gizli maksat gözetilmeksizin karşılıklı anlaşmayla siyasî, fikrî,
içtimaî ve iktisadî sahalara ahenkli bir işbirliği içerdiğini ifade etmiştir 864.
Konferansın sonucunda Balkan birliğinin sağlanabilmesi için altı Balkan
Devleti’nin dışişleri bakanlarının her yıl bir araya gelmesinin faydalı olacağı
861
Revizyonist Macaristan ve Bulgaristan’ın toprak taleplerine karşı Çekoslavakya ile birlikte
Yugoslavya-Romanya’nın 1921-1922 yıllarında oluşturdukları Küçük Antant 16 Şubat 1933
Andlaşması ile pekiştirilmiştir. Yine de Bulgaristan’ın Romanya güney Dobruca ve Makedonya’daki toprak taleplerini İtalya yardımı ile gerçekleştirme isteğine karşı Bulgaristan ve
Arnavutluk dışındaki Balkan Devletlerinin statükoyu koruyan anlaşma yapma istekleri doğaldır (Soysal, a.g.e., s. 456). Fransa, 25 Ocak 1924'de Çekoslovakya, 10 Haziran 1926'da Romanya ve 11 Kasım 1927'de Yugoslavya ile imzalamış olduğu ittifak antlaşmaları ile Küçük
Antant'ı kendisine bağlamıştır.
862
Gönlübol, Sar, a.g.e., s. 98-99.
863
Ekalliyetler meselesi bir yıl öncesi kadar önemsenmemiştir. Bulgar heyeti başkanı, asırların bıraktığı miras olarak bazı şeylerin bir taraftan birleşmelerini emrettiğini ifade ederek
diğer taraftan da asırların miras olarak bıraktığı ihtilafların ortadan kaldırılması gerektiğini
belirtmiş ve bunun için de iyi niyet, enerji, çalışma ve sabır kavramlarını vurgulamıştır. Yugoslavya heyet başkanı da son Balkan siyasî ziyaretlerinin ülkeleri birbirine yaklaştırdığını
belirterek özellikle ekonomi ve ziraî konular ile gümrük birliğini üzerinde durmuştur (Cumhuriyet, 11 Kasım 1933, s. 1,6).
864
H.Milliye, 7 Kasım 1933, s. 1.
252
HALİL ÖZCAN
belirtilerek altı Balkan Devleti arasında birçok misak yapılmasının uygun
olacağı kararına varılmıştır 865.
Konferansa son dakikada hasta olduğu için katılamamış olan Arnavutluk heyeti başkanı Mehmet Konica Bey’in hazırladığı nutuk, bir arkadaşı
tarafından okunmuştur. Konica Bey, Türk ve Yunan muahedesinden bahsederek “Bu muahedename geçmişi unutmak, gelecekte barış ve dostluk içerisinde yaşamak isteyen iki Hükûmetin cesaret, irade ve aklıselimin ifadesidir.” demiştir. Konica, konferansın amacını Balkan Devletlerine içeriden ve
dışarıdan gelecek saldırılara karşı ittifak oluşturmak olarak ifade etmiştir.
Konica, Balkanlıların kuracağı birlikteliğin yeterli görülmemesi gerektiğini
beyan ederek Balkanlılar dışında daha kuvvetli bir blokun da oluşabileceğini
belirtmiş ve bunun için de Avrupalı dostlar bulunmasını tavsiye etmiştir 866.
Arnavutluk heyeti Başkanı M. Konica’nın Balkanlar dışında oluşacak kuvvetli ittifaka karşı Balkan Devletlerinin Avrupalı müttefikler bulunmasını
tavsiye etmesi düşündürücüdür. Bu açıklamada, M. Konica’nın İtalya’yı ima
ettiğine şüphe yoktur. Gerçekte o günlerde Arnavutluk, Yugoslavya ile yaptığı müzakerelerden bir sonuç alamadığı için yeniden İtalya ile görüşmelere
başlamıştır. Dolaysıyla bu açıklamanın biraz da durumun etkisiyle yapılmış
olduğunu söylemek mümkündür.
Arnavutluk heyeti başkanı, aynı nutkunda dikkate değer bir ortamda
Balkan Devletlerinin birbirlerine bağlandığını ve Balkanlılar birliği fikrinin
bir gerçek olduğunu ifade ederek dört Balkan Konferansı’nda çizilen yolda
devam ettiklerini ve daha sonraki konferansların da birlik ruhunu güçlendirmeye katkı temin edeceğini ifade etmiştir 867. IV. Balkan Konferansı sonucunda da karşılıklı güvensizlik ve çözümlenemeyen ekalliyetler meselesi
sebebiyle Balkan ittifakı oluşturulamamıştır.
865
Cumhuriyet, 11 Kasım 1933, s. 3.
Cumhuriyet, 11 Kasım 1933, s. 1,6.
867
Cumhuriyet, 13 Kasım 1933, s. 1,5.
866
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
253
F. Arnavutluk-Bulgaristan Ekalliyetler
Meselesi ve Türkiye
Birinci ve İkinci Balkan Konferansı’nda Arnavutluk ve Bulgar heyetleri birlikte hareket ederek ekalliyetler meselesini sürekli gündemde tutmuşlardır. Bulgaristan I. Dünya Savaşı sonrası kendisine dikte ettirilen
(Neuilly) 868 barış şartlarından şikâyetçi olmuştur. Bundan dolayı revizyonist
politika izleyen Bulgaristan, Balkanlarla ilgilenen büyük devletlerin özellikle
de İtalya’nın etkisiyle Balkan birliğinin gerçekleşmesine engel olmaya çalışmıştır. Balkan ittifakının genişleme siyasetine engel oluşturacağını düşünen İtalya, Balkan birliği 869 fikrine karşı olmuştur. Çünkü İtalya, Mussolini
iktidarı ile birlikte Roma İmparatorluğu’nun sınırlarına ulaşmak için emperyalist politikalar takip etmeye başlamıştır. Eğer Balkan Devletleri siyasî bir
birliktelik oluşturursa bu birlikteliğe dâhil olacak bir Yugoslavya 870, İtalya’ya karşı daha kuvvetli olacak ve Arnavutluk da İtalya’nın siyasî nüfuz
alanından çıkabilecektir. Bu sebeple İtalya, Balkanlarda Arnavutluk’tan 871
868
I. Dünya Savaşı sonrası Bulgaristan ile 27 Kasım 1919’da Neuilly-sur- Seine’de imzalanan
296 maddelik barış antlaşması. Bu anlaşmayla güney Dobruca Romanya’ya, Dedeağaç Yunanistan’a ve Tsaribrod ile Sturmitsa bölgesi Yugoslavya’ya verilmiştir. Bulgaristan’ın Ege
Denizi bağlantısı ortadan kaldırıldığı gibi deniz ve hava kuvvetleri bulundurması da yasaklanmıştır. Ayrıca Bulgar ordusunun mevcudu 25.000 kişi ile sınırlandırılmış ve 1920 senesinden başlamak üzere 37 yılda 2 milyar 250 milyon altın frank tamirat borcu ödemesi kararlaştırılmıştır (Armaoğlu, a.g.e., s. 148).
869
Balkan Birliği fikrine sıcak bakmayan diğer bir devlet ise Fransa’dır. Fransa, Küçük İtilâf
içerisinde yer alan Yugoslavya ve Romanya’nın Balkan Birliği içerisinde yer alırsa Küçük
İtilâf ile bağlarını gevşeteceğini düşünmektedir. Fransa, kendi siyasetinde yürüyecek bir
Balkan birliği arzulamaktadır. Ayrıca Fransa, Avrupa iktisadî birliğini kurmak ve içerisine
Bulgaristan ile Yunanistan’ı dâhil etmek istemektedir (BCA, 9 Kasım 1932, fon kodu:030.10,
yer no:226.523.30).
870
Yugoslavya’da Balkan birliği görüşmelerinin sürdüğü dönemde İtalyan Dışişleri Bakanının
Ankara ziyareti ile yeni bir şark cephesi oluşacağı kuşkusu oluşmuştur. İtalya’nın Arnavutluk
ile on yıllık borç anlaşması imzalamasını yakından takip eden Yugoslavya, Arnavutluk’un
İtalya karşısında aciz kalacağı görüşündedir. Ayrıca “Tirgovinski”gazetesinin 20 Aralık 1931
günkü sayısında Sırp Çiftçi Fırkası Reisi Yovanoviç, bu iki durumun da “Balkan Balkanlılarındır” prensibine aykırı olduğunu bildirmiştir (BCA, 20 Ocak 1932, fon kodu:030.10, yer no:
226.523.21).
871
12 Mart 1931 tarihli “Naye Fraye Prése” gazetesinde Arnavutluk Kralı Zog’un mülakatı
yayımlanmıştır. Bu mülakatta Kral, komşu devletlerden Arnavutluk’un hâkimiyet ve istiklâline saygı göstermelerini ve sınırlarında eşkıya çeteleri teşkil etmemelerini ister. Yugoslavya
Dışişleri Bakanlığı ise ülkelerinde birçok Arnavut mültecinin yaşadığını ve bunların ülkenin
kanun ve nizamına uydukları sürece misafirperverlik gördüğünü ifade ederek bunu da en iyi
254
HALİL ÖZCAN
başka Bulgaristan’ı da siyasî nüfuzuna almak istemiştir 872. Bu yüzden de
Balkan Devletlerinin bir iç meselesi kabul edilen ve Balkan paktı imzalandığında çözüme kendiliğinden kavuşacak olan ekalliyetler sorununu, İtalya’nın
telkinleriyle paktın oluşmaması için Arnavutluk ve Bulgaristan koz olarak
kullanmaya devam etmiştir.
Bulgaristan, Sevr Antlaşmasıyla benzerlik gösteren Neuilly Antlaşması’nın şartlarından her kayıt ve şartta haklı olarak kurtulmak istemektedir.
Ancak bunun için izlemiş olduğu çözüm yolu yanlıştır. Türkiye benzer problemlerini emperyalizme karşı olan gruplarla hareket ederek uluslararası anlaşmalarla çözmeye çalışırken Bulgaristan yayılmacı İtalya ile birlikte hareket etmeyi tercih etmiştir. Bu durum da İtalya’nın istismarına sebep olmuştur. İtalya, daha 1924-1925 yıllarından itibaren Makedonya Komitesi (Bulgar)Teşkilatına maddî ve manevî yardımda bulunmuştur. Daha da önemlisi
İtalya Kralı’nın kız kardeşi Bulgaristan Kralı Boris ile evlenmiştir. Mussolini
bu evlilik için Papa’dan izin alabilmek amacıyla Vatikan’a karşı bazı siyasî
fedakârlıklarda bulunmaktan da çekinmemiştir 873. İtalya nüfuzu iki hükümdar ailesi arasında kurulan akrabalık ilişkisi sayesinde Bulgaristan’da daha
belirgin hale gelmiştir. İtalya böylece hem Yugoslavya’ya dolayısıyla Fransa’ya ve Küçük İttifak’a hem de Balkan birliğine karşı Bulgaristan ve Arnavutluk üzerinden ekalliyetler meselesini kullanma imkânına kavuşmuştur.
İstanbul’daki Balkan Konferansı sonrası Bulgaristan, Arnavutluk
heyetini Sofya’ya davet ederek 874 ekalliyetlerin tanınması hakkında daha
önceden kararlaştırılan bir anlaşmayı resmileştirilerek imzalamıştır. Yugoslavya 875, bu anlaşmanın önceden hazırlanarak uluslararası şekle sokulmuş bir
plân olduğunu iddia etmiştir. Sırplara göre Atina ve İstanbul’da toplanan
Yugoslavya’da bir müddet kalan Karl Zog’un bildiğini hatırlatmıştır. Ayrıca mülteciler arasında Yugoslavya aleyhtarı olanların varlıkları hatırlatılarak çetecilik faaliyetleri yalanlanmıştır (Ayın Tarihi, Nisan 1931, s. 7376-7377).
872
BCA, 9 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:226.523.30, s 2-4.
873
BCA, 9 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:226.523.30, s. 2-4.
874
Cumhuriyet, 28 Ocak 1932, s. 1,3.
875
Yugoslavya’da yayımlanan “Politika” gazetesinin 14 Mart 1932 günkü sayısında çıkan
Dragutin Yankoviç imzalı makaleyi Belgrat elçiliği tercüme ederek Ankara’ya göndermiştir
(BCA, 30 Mart 1932,fon kodu: 030.10, yer no:240.621.11).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
255
Balkan Konferansı’na beş devlet katılmış olmasına rağmen Bulgaristan ve
Arnavutluk arasındaki bu anlaşma ile iki devlet Balkan Konferansı’ndan ayrı
hareket etmeye başlamış olduklarını göstermişlerdir 876. Yugoslavya heyeti
de II. Konferans’tan sonra Bulgar ve Arnavut heyetlerini Belgrat’a davet
etmiş ancak bu davet gerçekleşememiştir 877.
Bulgaristan, Bükreş’te toplanacak olan III. Balkan Konferansı’nın
ertelenmesi için yapmış olduğu teklifi müteakiben Arnavutluk heyeti de
ekalliyet meselesinin konferans ruznamesinden çıkarılmasını gerekçe göstererek konferansa katılmayacağını diğer Balkan Devletlerine bildirmiştir 878.
İtalya’nın etkisi altında gözüken Arnavutluk ve Bulgaristan, I ve II. Balkan
Konferanslarında birlikte hareket etmiş ve ekalliyetler meselesinin çözümünü Balkan misakı oluşumunda ön şart olarak ortaya koymuştur. Türkiye ise
tersine Balkan Devletlerinin her türlü meselelerini çözerek Balkan birliğine
katılımın eksiksiz olması için gayret etmeye devam etmiştir. Bunun için
Türkiye ve diğer Balkan Devletleri de ekalliyetler meselesinin konferans
dışında ilgili ülkelerce çözülmesi için ısrarcı davranarak bu meselenin Balkan birliğini engellememesi için çaba sarf etmişlerdir. Ancak bunda başarılı
olamamışlardır. Çünkü Arnavutluk ve Bulgaristan kendi politikaları doğrultusunda hareket etmeyi tercih etmiştlerdir.
G. Arnavutluk’un Balkan Paktı’na
Girmemesinin Sebepleri
Arnavutluk, Balkan Konferanslarının başından sonuna kadar sürekli
ekalliyetler meselesini gündemde tutmuş ve ekalliyetler meselesinin çözümlenmesini Balkan birliğine girebilmesinin ön şartı olarak ortaya koymuştur.
Hatta, İtalya’nın desteklediği revizyonist Bulgaristan ile ekalliyetler konusunda işbirliği yapmıştır. Arnavutluk’un Balkan Konferanslarına katılıp Balkan ittifakına girememesi doğrudan İtalya ile olan ilişkisinden kaynaklanmıştır.
876
BCA, 30 Mart 1932, fon kodu:030.10, yer no:240.621.11.
Cumhuriyet, 28 Ocak 1932, s.1,3.
878
BCA, 9 Kasım 1932, fon kodu:030.10, yer no:226.523.30, s. 5.
877
256
HALİL ÖZCAN
1930 senesine gelindiğinde Arnavutluk’ta fazla nüfuz kazanan Kral
Zog’un ülke içerisinde bir varisi yoktur 879. İtalya, Bu durum karşısında Arnavutluk Kralını kendi kontrolünde tutabilmesini sağlayacak kişileri yaratma
ihtiyacı duymaya başlamıştır. Bu doğrultuda İtalya, Kral Zog’un eski nişanlısının babası ve rakibi olan Şevket Verlaçi ile diğer nüfuzlu beylerden Mustafa Kroyai ve kuzey Arnavutluk’taki Katolik Mirditlerinin en nüfuzlu kişilerinden Günmarkgöni’yi elde etmeye çalışmıştır. Bu durumdan haberi olan
Kral Zog, memleketinde beylerin bir karışıklık çıkarması durumunda Tiran
Paktı gereği İtalya’nın müdahale etmesinden korkarak önce İtalya Sefiri
Marki Di Soranya’ya Tiran Paktı’nın yenileneceği vaadinde bulunmuşsa da
daha sonra bundan vazgeçmiştir. Kral Zog’un bu tutumu Mussolini ile aralarının soğumasına neden olmuştur 880. 1930 senesinde bütün dünya ülkeleri
gibi Arnavutluk da iktisadî ve malî açıdan büyük bir buhran geçirmiş ve
halkı üzerinde İtalya’nın nüfuzu sarsılmaya başlamıştır. Arnavutluk’un en
zengin vilayetleri mahsullerini satamamış, halk parasız kalmış ve halkın
geliri azalmıştır. Bu sıkıntıların yanı sıra bütçe masrafının yarısının 881 orduya ait olması 882 halkta ordunun İtalya için masraf ettiği izlenimini bırakmış-
879
1930’lu yıllarda Arnavutluk-İtalya ilişkilerinde gerileme başlamış ve 1932 yılında Arnavutluk İtalya’ya kafa tutmuştur. Arnavutluk’taki İtalyan okulları kapatılmış, Arnavutluk ordusundaki eğitici İtalyan subaylarla devlet idaresindeki İtalyan danışman ve uzmanların işlerine
son verilmiştir. Buna karşılık da İtalya, her yıl Arnavutluk’a taksitlerle verdiği 40 milyon altın
franklık borcu kesmiştir. Bunun yanı sıra İtalyan gemilerinin Draç’ta gösteri yapmasına ve
izinsiz olarak Arnavutluk limanlarına girmesine Arnavutluk boyun eğmemiş ve şiddetli protestolarda bulunmuştur (Muharrem Feyzi Togay, Cumhuriyet, 10 Nisan 1936, s. 6).
880
BCA, 16 Temmuz 1933, fon kodu:030.10, yer no:233.571.14. O zamana kadar Kral
Zog’un her müracaatı doğrudan doğruya Tiran İtalya Ataşemiliteri General Periyani tarafından Mussolini’ye bildirilip çözülürken Mussolini, Arnavutluk Kralının isteklerinin artık Hariciye Nezaretinin ilgili şubelerine yapması talimatını vermiştir. Öyleki Mussoli’nin kardeşi
öldüğünde bile Kral Zog Mussolini’ye doğrudan telgraf çekememiştir. İtalyanlar Arnavutluk’un muhtelif yerlerinde Katolikler arasında Kral aleyhinde propagandaya başlamıştır. Hatta
Kral Zog’un yerine Arnavutluk tahtına Prens Dö Vit’in oğlu Aleksandr’ın getirileceği bile
söylenir olmuştur. Buna bir de Arnavut Katolik papazların İtalyan desteği ile Katolik okulları
kapatan Kral Zog ve hükümeti aforoz etmesi eklenmiştir (BCA, 16 Temmuz 1933, 030.10,
233.571.14).
881
Öksüz, a.g.e., s. 83.
882
Arnavutluk bütçesi kağıt üzerinde 30 gerçekte ise 25 milyon altın franktır ve bunun yaklaşık 16 milyonu müdafayı milliyeye, (milli savunma) 8 milyonu da borçların taksitine İtalya’ya
verilmektedir (BCA, 21 Şubat 1933, 030.10, 220.486.3).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
257
tır 883. Bu aşamada Genç Arnavut Teşkilatı ile Milli İttihad Partisi, İtalya
aleyhine kuvvetli bir milli muhalefet meydana getirmeyi başarmışlardır. Kral
Zog da 1931 yılında İtalya’nın Habeşistan ve İspanya iç savaşıyla ilgilenmesinden yararlanarak İtalya nüfuzunu azaltmaya çalışmıştır.
Aynı dönemde İtalyan S.V.E.A şirketinin 1925 yılında Arnavutluk’a
borç olarak verdiği elli milyon altın frankın geri ödenmesi gündeme gelmiştir 884. Bu sıkıntılı durumda her an içeride yönetime karşı bir isyan meydana
gelebilirdi 885. İtalya kontrolü dışında Arnavutluk’ta meydana gelecek isyanı
Yugoslavya gibi başka bir gücün yönlendirebilmesinin önüne geçebilmek
için 1931 yılı ortalarında Arnavutluk ile İtalya yeniden borçlanma için müzakerelere başlamıştır. İtalya Hükûmeti, Arnavutluk’a faizsiz, istikraz (borç)
şeklinde nakit olmak üzere on yıl boyunca her yıl 10 milyon altın frank borç
vermeyi kabul etmiştir. Bu borçlanma Yugoslavya’yı kuşkulandırsa da müttefiki olan Fransa, Almanya ile meşgul olduğundan Yugoslavya’nın bu duruma mani olacak gücü olamamıştır 886.
İtalya, 1933 senesinde Arnavutluk’a vermeyi taahhüt ettiği senelik
10 milyon altın franklık borcu vermemiştir. Buna karşılık olarak Arnavutluk
ile gümrük birliği anlaşması yapılmasını ve Tiran Muahedesi’nin süresinin
uzatılmasını şart koşmuştur 887. Arnavutluk’ta da İtalya’ya karşı milli muhalefet yeniden yükselmeye başlamıştır. Arnavutluk’un bağımsızlığının 21. yıl
dönümü kutlamaları 1933 yılında İtalya’ya karşı millî bir gösteri (tepki) halini almıştır. Diğer yıllardaki kutlamalardan farklı olarak kazalardan getirilen
heyetlerden oluşan gençlik teşkilatına geçit resmi yaptırılmıştır 888. İtalya ise
tersine Arnavutluk’un zor durumda olmasından yararlanarak hâkimiyetini
883
Muharrem Feyzi, Cumhuriyet, 30 Nisan 1930, s. 2. Oysa İtalya’nın Tiran elçisine göre
Arnavutların milli müdafaalarına ayırdıkları bütçe, İtalyanların etkisiyle değil, kralın kendisinin ve hükümetinin emniyetini temin etmek istemesiyle ilgilidir. Elçi, İtalya’nın hiçbir zaman
milli savunma bütçesinin azaltılmasına itiraz etmeyeceğini ifade etmiştir (BCA, 17 Nisan
1933, 030.10, 233.571.9).
884
BCA, 24 Nisan 1932, fon kodu:030.10, yer no:233.570.21.
885
Muharrem Feyzi, Cumhuriyet, 25 Temmuz 1931, s. 2.
886
Muharrem Feyzi, Cumhuriyet, 29 Kasım 1931, s. 2.
887
BCA, 25 Ocak 1933, fon kodu:030.10, yer no:570.24.
888
BCA, 21 Aralık 1933, fon kodu:030.10, yer no:233.572.1.
258
HALİL ÖZCAN
iyice pekiştirmek niyetindedir. Bunun için Arnavutluk’tan bazı taleplerde
bulunmuştur 889. İtalya ile Arnavutluk arasındaki belirsizlikler sürerken Balkan Devletleri de paktın imzalanması gayretlerini yoğunlaştırmıştır.
9 Şubat 1934’te Balkan Paktı, Türkiye Dışişleri Bakanı T. Rüştü
Aras, Yugoslavya Dışişleri Bakanı Yeftiç, Yunanistan Dışişleri Bakanı
Maksimos ve Romanya Dışişleri Bakanı Titulesco tarafından imzalanmıştır 890. Paktın üçüncü maddesinin sonuna, “Anlaşma katılma isteği bağıtlı
taraflarca olumlu biçimde incelenmek üzere, her Balkan ülkesine açık bulunacak ve bu katılıma imzacı diğer devletlerin onamalarını bildirmeleri üzerine geçerli olacaktır.” 891 ibaresi eklenmiştir. Balkan Paktı’nı imzalayan dört
devlet, Balkanlı milletleri uzlaştırmak, kendi aralarında ihtilâf bırakmamak
ve Balkanlarda istikrarı devam ettirmek amacıyla Bulgaristan ve Arnavutluk’u karşılarına almamış hatta bu iki devlete paktın kapılarını açık bırakmıştır.
Balkan Paktı’nın gerçekleşmesinde Atatürk başta olmak üzere Balkanlı Devlet yöneticilerinin ve basının önemli rolü olmuştur. Atatürk, bu
birlikteliği oluştururken dünyada asırlardır süregelen işbirliklerini hatırlatmıştır. Atatürk’e göre Balkan ülkelerinin birlikteliği diğer ittifakların daha
da üzerinde olması gerekir. Bu hedefe varabilmek için günlük politikaların
yeterli olmadığını düşünen Atatürk, bu hedefin gerçekleşip kalıcı olabilmesi
için Balkan Devletlerinin kültürel ve ekonomik işbirliğini geliştirmesini is-
889
Muharrem Feyzi, 13 Ekim 1933, s. 2. Bu talepler Yugoslavya ve İngiltere tarafından ültimatom olarak değerlendirildi. İtalya bu taleplerin ültimatom olduğunu kabul etmese de İtalyancanın mecburi olarak Arnavutluk okullarında okutulması ve Arnavut gençlerinin yüzde
seksenin İtalya’ya gönderilmesi aslında İtalya’nın talepleridir (Muharrem Feyzi, 13 Ekim
1933, s. 2).
890
Soyak, a.g.e., s. 501-502. Paktın imzalandığı günün ertesi sabahı (10 Şubat 1934) Genel
Sekreter Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ü odasında düşünceli ve yorgun bir vaziyette bulur ve
nedenini sorar. Atatürk de Balkan Anlaşması’na kafasının takıldığını, bugüne kadar kendi iç,
dış meselelerimizde müstakil hareket ettiğimizi, şimdiyse milletlerarası politika sahasına
girerek üzerimize bir takım taahhütler aldığımızı düşünüp uykusunun kaçtığını ifade eder.
Sonra da; “Önümüze çıkacak güçlükleri, bağlandığımız prensipler çerçevesinde yenmeye
çalışır ve yeneriz.” diye çözüm önerisini söyler (Soyak,a.g.e., s. 502).
891
Soysal, a.g.e., s. 462-463)
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
259
temiştir. Balkan ittifakı Atatürk’ün kendi ifadesiyle önceden beri istediği bir
birlikteliktir 892.
Balkan ittifakı ile Türkiye, Avrupa sınırlarının güvenliğini temin
ederek Balkanlar üzerinden boğazlara yönelik tehlikeleri de engellemiştir.
Ancak ittifak sebebiyle Türkiye müttefiklerine karşı yükümlülük altına girdiği için boğazları tahkim etme ihtiyacını daha fazla duymaya başlamıştır.
Balkan ittifakı üyeleri de boğazlar meselesinin çözümünde Montroeux’de
Türkiye’yi desteklemiştir 893.
Arnavutluk basını, İtalya ile yeniden müzakerelerin sürdüğü bu dönemde Balkan Paktı’nın imzalanmasını şüpheyle karşılamıştır. “Besa” gazetesi, 7 Kasım 1934’te Balkan Paktı’nın Avrupa ve Asya genel politikalarıyla
ilgili gizli bölümlerinin bulunduğu iddiasına yer vermiştir. Gazete, Fransız
basının 894 başından beri Balkan Paktı’na destek verdiğini iddia ederek Yugoslavya Kralı Aleksandır’ın katli sonucu Balkan Paktı üyeleri ile Küçük
Antant üyelerinin Yugoslavya’da birlikte tebliğ yayınlamış olmalarına dikkat
çekmiştir. “Besa” gaztesi, Balkan Paktı ülkelerinin Küçük İttifak’a katılacağını belirterek bu birlikteliğe sonradan Bulgaristan’ın da gireceğini öne sürmüştür 895. “Vatra” ve “Besa” gazeteleri 896 30 Ekim 1934 tarihli nüshalarında
892
Atina’da Büyük Britanya Otelinde Türkiye Başvekili onuruna verilen yemek sırasında,
Başvekil İsmet İnönü’yü telefon ile arayan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal Atatürk, Balkan Devletleri hakkındaki görüşünü şöyle açıklar (Cumhuriyet, 27 Mayıs
1937, s. 1): “Balkan müttefik devletlerinin Balkanlardaki hudutları bir tek huduttur. Bu hududa göz dikenler güneşin şuaile (ışın ile) karşılaşır. Bundan hazer etmeği (kaçınmayı) tavsiye
ederim. Bu noktaya itina olundukça Balkanlarda dostluk şamil manasını kazanır. Balkan
ittifakının insanî ve medenî nedeni de budur.”
893
Selma Yel, Değişen Dünya Şartlarında Karadeniz ve Boğazlar Meselesi (1923-2008),
Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2009, s. 71.
894
23 Mayıs 1934 günkü “Le Populer” (Fransız gazetesi) 1931 yılında Mussolini’nin parlamentodan boşuna Arnavutluk’a 10 milyon altın franklık borç verme için yetki aldığını yazar.
Gazeteye göre, İtalya, Arnavutluk’ta 1920 yılından daha ağır bir yenilgiye uğramış ancak,
İtalya basını bunu yazmaya cesaret edememiştir. Zira İtalya’nın Adriyatik’in karşı kıyısındaki
zengin petrol damarlarından mahrum kalacak olması, yarım asırdan beri en başarısız harici
siyasetidir (Ayın Tarihi, Temmuz 1934, s. 348).
895
BCA, 1 Aralık 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.13, s. 1-4.
896
“Besa” gazetesi haberinde Yugoslavya Hariciye Nazırının Balkan Paktı ile Küçük İtilâf’ın
birleşmesine çalıştığını iddia etmiştir. Adı geçen gazete, Türkiye Hariciye Nazırının Yugoslavya Kralı Aleksandır’ın cenaze töreninde bu konuyu görüştüğünü belirtilmiş ve görüşmenin
Mustafa Kemal’e iletildiğini yazmıştır (BCA, 29 Kasım 1934:030.10, 233.572.15). Kral
260
HALİL ÖZCAN
Yugoslavya’nın etkisiyle Türkiye, Çekoslovakya, Yugoslavya, Romanya,
Bulgaristan ve Yunanistan’ın bir blok (ittifak) oluşturacağını iddia etmiştir 897.
Balkan Paktı’nın imzalanması Arnavutluk’ta hoşnutsuzlukla karşılanmış olsa da Dışişleri Bakanı Cafer Villa, öteden beri Balkan birliğine
taraftar gözüktüğü için pakta ihtiyatla yaklaşmış ve Türk Elçisine ”paktı iyi
bir şey adettiğini” belirterek “zamanla daha da tekamül edeceğini” ifade
etmiştir 898. Arnavutluk Hükûmeti’nin Yugoslavya’dan iktisadî yardım görememesi sonucu yeniden İtalya ile müzakerelere başlamış olması sebebiyle
Arnavutluk basınının Balkan Paktı’nı eleştirdiğini söylemek mümkündür.
Ancak İtalya, Balkan Paktı imzalandıktan sonra Arnavutluk ile müzakerelerini hemen sonuçlandıramamıştır.
Arnavutluk Hükûmeti, İtalya’nın dayatmalarına karşı farklı çözüm
arayışları içerisine girmiştir. Mehmet Konica başkanlığındaki Arnavutluk
heyeti, Yugoslavya ve Arnavutluk arasındaki ticari ilişkilerin düzeltilmesi
için görevlendirilmiştir 899. İtalya da bu duruma tepki olarak 23 Haziran
1934’te Durazzo önlerine bir filo göndermiştir. Bunun üzerine Arnavutluk
Hükûmeti, İtalya yardımını ve kontrolünü yeniden kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır 900.
Bu durumda Türkiye’nin Arnavutluk’a neden ekonomik yardım
yapmadığı sorusu akla gelebilir. Bu dönemde Türkiye, bir yandan on yıllık
savaş ve işgaller sonrası ülkesinin yaralarını sarmaya çalışarak diğer yandan
Osmanlı Devleti’nden kalan borçlarını ödemiş ve ayrıca da 1929 dünya ekonomik buhranının etkisi nedeniyle önlemler almaya çalışmıştır. Türkiye, kıt
olan kendi öz kaynaklarını öncelikle kendi milleti için kullanma gayreti göstererek sanayi plânları hazırlamıştır.
Aleksandır, merkezi ve cunubi şarki Avrupanın sulhunu görüşmek üzere Fransa’ya giderken
Marsilya’da öldürülmüştür (TBMM, Z.C. 1, s. 3).
897
BCA, 29 Kasım 1934 fon kodu: 030.10, yer no: 233.572.15.
898
BCA, 3 Mart 1934, fon kodu: 030.10, yer no: 233.572.5.
899
Ayın Tarihi, Şubat 1934, s. 308.
900
Kollu, a.g.e., s. 210-211.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
261
İtalya Hükûmeti, müzakerelerin başlamasıyla bütçe açığının bir kısmını kapatmak üzere Arnavutluk Hükûmeti emrine üç milyon altın frank
vermiştir. Bunun üzerine Kral Zog da Mussolini’ye minnettarlık telgrafı
çekmiştir 901. İtalya ile Arnavutluk’un yeniden anlaşması üzerine Belgrat’ta
yayımlanan “Politika” gazetesi 23 ve 30 Mart 1936 günü iki eleştiri yazısı
yayımlamıştır. Bu gazeteye göre Arnavutluk bu anlaşma ile kesin olarak
Balkanlara yaklaşma siyasetinden vazgeçerek İtalya’ya bağlanmayı tercih
etmiştir 902. Ancak bu yorum doğru değildir. Çünkü Arnavutluk İtalya’dan
alacağı iktisadî yardımı başka bir devletten bulamamıştır. Müzakerelerin
başlamasına ve İtalya’dan yardım sağlanmasına rağmen Arnavutluk, Tiran
Paktı’nın yenilememiş ve gümrük birliğini de imzalamamıştır. Bunun üzerine İtalya, Kral Zog’a gözdağı vererek paktın süresini uzatmak ve gümrük
birliği anlaşmasını imzalatmak amacıyla Arnavutluk’ta bir isyan tertip ettirmiştir.
Fiyeri Jandarma Kumandanının Luşnya’ya gitmesini fırsat bilen
Jandarma Kumandan Muavini Musa Kranya, İtalya işbirlikçisi olarak harekete geçmiş ve otomobil ile Poyan panayırına gitmekte olan Ordu Umum
Müfettişi General Gilordi’yi 903 vurdurmuştur 904. Akabinde de 200 silahlı
asiyi çevresinde toplayarak Luşyna üzerine yürümüştür. Ancak Fiyeri Jandarma Kumandanı ve kardeşinin 15 kişilik küçük bir kuvvetle mukavemet
etmesi üzerine isyancıların cesaretleri kırılmıştır. Arnavutluk Hükûmeti diğer bölgelerden “memleket tehlikede” diye, yardım çağrısında bulunmuştur 905. Hükûmetin aksine isyan haberini Arnavutluk haber alma ve basın
bürosu küçümsemiş ve 16 Ağustos 1935’te isyanın birkaç saat içerisinde
901
Ayın Tarihi, Nisan 1935, s. 270.
Ayın Tarihi, Nisan 1936, s. 74.
903
“Eko dö Pari” gazetesi generalin Avusturya-Macaristan ordusunda görevli bir Hırvat subay
iken sonradan dostu olan Kral Zog’un hizmetine girdiğini belirterek saldırıya uğradığında
kralın otomobilinde olduğundan belki de krala atılmış olan bir kurşunla öldüğünü yazmıştır
(Ayın Tarihi, Eylül 1935, s. 232).
904
Öldüren Arnavut gazetecidir (Cumhuriyet, 17 Ağustos 1935, s. 1-9).
905
Ayın Tarihi, Ekim 1935, s. 372-373.
902
262
HALİL ÖZCAN
bastırıldığını belirtmiştir. Hâlbuki 17 Ağustos günü asilerden 50, hükûmet
kuvvetlerinden de 11 kişi öldürülmüştür 906.
Fiyeri İsyanı, Arnavutluk rejimini sarsabilecek çapta plânlanmış ancak hükûmet kuvvetleri isyanı sert bir şekilde bastırmayı başarmıştır. İsyanın
bastırılmasında halkın rejim sayesinde kavuştuğu huzur ve sükûnetin etkisi
de olmuştur. İtalya resmi çevreleri, Fiyeri İsyanı’nın Yugoslavya ve Yunanistan’ın tahriki ile meydana geldiğini iddia edilmişlerdir 907. Oysa isyanı
tertip edenler motorla İtalya’ya kaçmıştır. Bu durum isyanın İtalya tarafından çıkarıldığı ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Ayrıca “Pöti Parizyen”
gazetesine göre İtalya’ya göçmüş olan eski başbakanlardan Şevket Verlaçi,
Ahmet Zogu ile evli olan kızının ayrılmasına olan kiniyle isyanı yönetmiştir.
“Eko de Paris” gazetesi ise konuyu başka bir cepheden değerlendirerek Arnavutluk’taki kargaşayı İtalya-Habeşistan anlaşmazlığından yararlanarak
ülkeyi İtalya boyunduruğundan kurtarmak isteyenlerin çıkardığını iddia etmiştir 908.
İsyan sonrası Tiran, Draç, Elbasan ve Kavaya’da tutuklamalar yapılmıştır. Toplam 213 kişi mahkûm olmuş, 30 kişi idam edilmiş ve 39 kişi de
müebbet kürek cezasına çarptırılmıştır 909. Fiyeri İsyanı Arnavutluk’un İtalya
ile Tiran Paktı’nı yenilemediği ve Balkan Paktı’na girebilme ihtimalinin
bulunduğu bir dönemde meydana gelmiştir. Ayrıca bu dönemde İtalya’nın
Habeşistan’a saldırma hazırlıkları sürmektedir. Onun için İtalya’nın Arnavutluk’u daha fazla bekleyecek zamanı kalmamıştır. Bu isyan İtalya’nın
Arnavutluk’a çok kesin bir gözdağı olmuştur. Tüm bu gelişmelerden sonra
Arnavutluk, İtalya ile yeniden müzakerelere başlamıştır 910. Arnavutluk, diğer
906
Ayın Tarihi, Ağustos 1935, s. 231 .
BCA, 11 Ekim 1935, fon kodu:030.10, yer no:233.573.2.
908
BCA, 26 Aralık 1935, fon kodu:030.10, yer no:233.573.3.
909
Ayın Tarihi, Ekim 1935, s. 372-373. Halife Abdülmecit, 25 Ekim 1935’te Kral Zog’a bir
mektup yazmış ve Fiyeri İsyanı’na katılıp mahkum olan Ferit Paşa’nın oğlu Nurettin’in affını
istemiştir (BCA, 26 Aralık 1935, fon kodu:030.10, yer no:233.573.3).
910
İtalya, Arnavutluk’a her yıl 800 bin frank ödemek üzere 40 milyon altın franklık yeni bir
istikraz verecektir. Ayrıca biri üç taksitte verilmek üzere 12 milyon ve diğeri muhtelif taksitlerde olmak üzere 13 milyon altın franklık iki istikraz daha yapacaktır. 13 milyonluk istikrazın 10 milyonu ziraatı ıslah ve köylüye yardım için sarf olunacaktır. Kalan 3 milyon frangı da
devlet tütün ıslahı için kullanacaktır. Draç Limanı’nın genişletilmesi ve iyileştirilmesi için
907
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
263
ülkelerden ihtiyacı olan desteği bulamadığı sıkışık bir zamanda anlaşmaya
talip olduğu için İtalya’nın öne sürdüğü çok ağır şartları kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır 911.
İtalya, Arnavutluk ile anlaştıktan sonra Sazan Adası’na sahilden hâkim olan Karaburun Dağı’na yerleşerek Avlonya Körfezi’nin muhafazasını
sağlamıştır. Ayrıca, Arnavutluk devlet idaresinin bütün birimlerinde İtalyan
danışman ve uzmanlar görevlendirilmiştir 912. Buna ilave olarak Korfu Boğazı İtalyan donanmasının harekât üssü haline gelmiştir. Elbasan’dan itibaren
karada istihkâm silsileleri yapılarak petrol kaynakları işlenmeye başlanmıştır. Balkan Savaşları sonrası bağımsızlığını kazanan Arnavutluk, bağımsızlığını kaybetmemek için her fırsatı değerlendirmeye çalışsa da dönüp dolaşıp
yabancı bir devletin askerî, siyasî ve iktisadî hüküm ve nüfuzu altına girmiştir 913.
Arnavutluk’un İtalya ile misak imzalamasından sonra Balkan Paktı
daimi konseyi, Belgrat’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras başKredito İtaliano şirketi tarafından Arnavutluk Hükümeti’ne uzun vadeli kredi verilecektir.
İtalyanların verdikleri istikrazlara karşı Arnavutluk’ta İtalyan şirketleri tarafından işletilmekte
olan petrol sahaları genişletilecek ve petrol ürünleri hemen hemen İtalya’nın tekeli altına
girecektir. Tütün tekeli bir İtalyan kumpanyasına verilecektir. İtalyan sermayesi ile bir ziraat
bankası kurulacak Draç Limanı, İtalyanlar tarafından genişletilecek ve müstakil liman idaresi,
İtalyanların kontrolüne verilecektir. Arnavutluk’un barış ordusunun mevcudu 4 binden 10
bine çıkarılacak, eski İtalyan eğiticileri tekrar Arnavutluk ordusuna getirilecek, bu heyet bir
İtalyan generali emrinde olacak ve bu general de aynı zamanda Arnavutluk genelkurmay
başkanı olacaktır (Muharrem Fevzi Togay, Cumhuriyet, 10 Nisan 1936, s. 6).
911
Arnavutluk’un girdiği yükümlülükler şunlardır: 1. Arnavutluk idaresinde ve özellikle ordusunda İtalyan uzman ve eğiticiler çalıştırılacaktır. Ordu talim heyetinin başında “kral nezdinde
askerî heyet reisi” unvanıyla İtalyan general bulunacaktır. 2. Avlonya Limanı’nın girişinde
bulunan İtalya Sazan Adası’nı koruyan Karaturna Tepeleri tahkim olunacak ve Draç Limanı’nın idaresi tamamen İtalya’ya verilecektir. Bu limanda yapılacak düzenleme için İtalya,
Arnavutluk’a para verecektir. 3. 1933 yılında Arnavutluk’ta kapatılan tüm özel Katolik ve
İtalyan mektepleri yeniden açılacaktır. 4. İtalyan sermayesi ile bir ziraat bankası kurulacak ve
İtalyan uzmanlar yardımı ile tütün tekeli yeniden tanzim olacaktır. İtalyanların elinde bulunan
petrol imtiyazları daha da genişletilecektir. 5. İtalya, Arnavutluk’a 40 milyon altın franklık bir
istikraz (borç) verecek ve bu borç her yıl 8 milyonluk dilimlerle ödenecektir (Ayın Tarihi,
Nisan 1936, s. 374).
912
Muharrem Fevzi Togay, Cumhuriyet, 10 Nisan 1936, s. 6. Arnavutluk’un İtalya ile yeniden anlaşmasının getirdiği bu yükümlülükleri 30 Mart 1936 günü oldukça eleştiren “Politika”
(Belgrat) gazetesi, Tiran Matbuat Dairesinin bu durumu “bazı ekonomik anlaşmalar” demek
suretiyle basitçe geçiştirdiği görüşündedir (Ayın Tarihi, Nisan 1936, s. 375-376).
913
Cumhuriyet, 23 Mayıs 1936, s. 6.
HALİL ÖZCAN
264
kanlığında beş toplantı yapmıştır. Arnavutluk, İtalya ile ittifak imzaladığı
için Balkan Paktı Konseyi, 19 Mart 1936 günü Arnavutluk’un özel durumunu göz önünde bulundurarak bu ülkenin bundan böyle Balkanlar harici bir
devlet olarak değerlendirilmesini kararlaştırmıştır 914. Böylece de Arnavutluk’un Balkan Paktı’na girebilmesi ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır.
Balkan Paktı’nı çok önceleri kendisine hedef olarak belirleyen Atatürk, pakta Arnavutluk’u da dâhil edebilmek için Arnavutluk Kralını bile
tanımaktan çekinmemiştir. Atatürk, Arnavutluk’a verdiği önemi siyasî ilişkiler başladığından itibaren gönderdiği elçiler ile de göstermiştir 916. Atatürk,
Sofya’dan tanıdığı ve yardımını gördüğü Tahir Lütfi Bey’i Tiran’a Türkiye’nin ilk elçisi olarak atamıştır. Balkan Paktı imzalandıktan sonra Arnavutluk’u Balkan Birliğine dâhil edebilmek umudunu taşıyan Atatürk, kendi
(Cumhurbaşkanlığı) Genel Sekreteri Ruşen Eşref Bey’i ve yakından tanıdığı
yazar Yakup Kadri’yi Tiran’a elçi olarak atamıştır 917.
915
914
Kral Zog’un İtalya’ya tam ve koşulsuz bağlanması, bağımsız bir siyaset izlemesini engellemiştir. İtalya’ya bağlanmış olmak, Mustafa Kemal’in Cumhuriyetçi Türkiye’sinin dostluğuna izin vermediği gibi Zog’u gerici güçlerle ittifak yapmaya mecbur etmiştir. Hâlbuki Roma
Hükümeti’nin Arnavutluk Kralı ile ilişkileri güneybatı Anadolu’daki siyasal çıkarları ve
hedefleri ile de ilgili olmuştur (Shpuza, “Atatürk ve Türkiye Arnavutluk İlişkileri” s. 343).
915
1 Kasım 1934’te TBMM açılış konuşmasında Atatürk:“…Balkan Anlaşması, Balkan devletlerinin birbirlerinin varlıklarına özel saygı beslenilmesini göz önünde tutan mutlu bir
belgedir. Bunun sınırların korunmasında, gerçek bir değeri olduğu besbellidir...” demiştir
(Söylev ve Demeçler C.I, s. 396).
916
Atatürk’ün Arnavutluk’a olan ilgisini bilen Zogu, kendini güvenli hissetmemiş iç savaş
veya işgal gibi şeylerden çekinmiş, bu yüzden dış gezilere bile normal bir lidermiş gibi gidememiştir. Buna ilave olarak 1934 yılında İtalya ile ilişkilerin kötüye gitmesinden sonra Zogu,
Türkiye’ye gidip Mustafa Kemal ile görüşeceğini ifade etmiştir. Ancak İtalya, Arnavutluk
gerilimi azalmış ve bu gezi de gündemden kalkmıştır. Zogu gerçek anlamda sadece Viyana’ya
sağlık nedeniyle gidebilmiştir (Jason Tomes, Kıng Zog Of Albania, New York Universıty
Pres, New York, 2004, s. 106).
917
“Pöti Parizyen” gazetesinin Romanya’da çıkan “Kurentol” gazetesinden aldığı habere göre
Arnavutluk’un Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya Hükümetleri arasında mevcut
Balkan Anlaşması’na katılmak için Bükreş’e başvurduğu ve Türkiye’nin Arnavutluk’un
Balkan Anlaşması’na girmesine şiddetle taraftar olduğundan bu isteğin yerine getirilmesini
istediği yazılmıştır. Arnavutluk’un bu kararı almasında paraya çok ihtiyacı olduğu bir dönemde İtalya’nın Arnavutluk’a vermekte olduğu tahsisatı kesmesi etkili olmuştur. Arnavutluk
Hükümeti Balkan Anlaşması’na girmek için bir yıl içerisinde ihtiyaçları olan 40 milyon altın
frank tutarındaki paranın dört taksit halinde Türkiye, Romanya ve Yugoslavya’nın vermesini
şart koşmaktadır. Verilecek paraya karşılık olarak da Arnavutluk’a girecek tütünlerin yalnız
bu üç ülkeden alınmasının taahhüt edileceği bildirilmiştir. “Cumhuriyet” gazetesi haberin
altına kendi notunu düşerek bu haberin “kaydi ihtiyatla okunacak neviden “ bir haber olduğu-
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
265
İtalyanların Balkanlar üzerindeki politikalarını doğru değerlendiren
Atatürk, Mussolini’nin dengesiz politikasıyla bir gün Anadolu sahillerine
çıkarma yapmak suretiyle Türkiye’ye saldırabileceğini düşünerek hükûmete
de ona göre tedbirler aldırmıştır. Atatürk, İtalyanların uzun bir deniz seferinden sonra Anadolu’ya çıkarma yapacağına inanmamıştır. Atatürk,
Mussolini’nin Türkiye’ye karşı harekete karar vermesi durumunda önce
Arnavutluk’a asker çıkararak Arnavutluk’u işgalle işe başlayacağını 918 sonra
Bulgarlarla işbirliği yaparak, birlikte boğazlara inmeye ve Balkan Devletleriyle Türkiye’nin ilişkisini kesmeye çalışacağını ifade etmiştir 919. Atatürk’e
göre Mussoli’nin tasarısının gerçekleşmesi durumunda İstanbul ve Ege Denizi tehdit altına girecektir. Böyle bir saldırının başlangıç noktasını Avlonya
oluşturabilirdi. Zira Avlonya ağzındaki Sazan Adası İtalyanların elinde tahkim ve sıçrama noktası haline gelmiştir 920. Bu sebeplerden dolayı Atatürk,
Arnavutluk’un Balkan Paktı’na dâhil olmasını hem bu ülkenin güvenliği
hem de Balkanların ve Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemsemiştir.
Sonuç olarak İtalyan yardımı olmaksızın ekonomik sorunlarını aşamayan ve ekalliyetler meselesini çözüme kavuşturamayan Arnavutluk, İtalya
destekli Fiyeri İsyanı’ndan sonra İtalya ile anlaşma yapmak mecburiyetinde
kalmıştır. Balkan Paktı imzalandığında Arnavutluk ve Bulgaristan’ın da
pakta dâhil olabilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak İtalya ile Arnavutluk ittifak
imzaladığı için Arnavutluk’un özel durumu göz önünde bulundurularak Arnavutluk’un artık Balkanlar harici bir devlet olarak değerlendirileceği kararı
alınmış ve bu ülkenin pakta girişi engellenmiştir. Balkan Paktı, emperyalist
nu yazmıştır (Cumhuriyet, 20 Ağustos 1935, s. 1). Türkiye, Arnavutluk’un Balkan birliğine
girebilmesi için gayret sarf etmiştir Tiran’daki Türkiye Elçisi Ruşen Eşref Bey doğrudan
Zogu’yu ve Paris’teki Türk diplomatlar da Arnavutluk’un Paris elçisini ikna etmeye çalışmıştır (Fıscher, a.g.e., s. 222).
918
Almanya’nın Ankara büyükelçiliği görevinde bulunan Von Papen, hatırasında İtalyanların
Arnavutluk üzerinden Yunanistan’a baskın vermesini, “Atatürk’ün öngörüsü hakikat oldu.”
şeklinde ifade etmiştir (Soyak, a.g.e., s. 507).
919
Soyak, a.g.e., s. 503-504. Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, s. 219.
Soyak’a göre Atatürk sağ olsaydı II. Dünya Savaşı başında İtalya’nın Arnavutluk’u işgalini
bütün kuvvetiyle engeller ve İtalya, II. Dünya Savaşı’nda Balkanlara inemezdi.
920
Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, s. 218.
266
HALİL ÖZCAN
devletlerin saldırısını önlemek amacıyla yapılmıştı. Atatürk, özellikle İtalya’nın Arnavutluk üzerinden Balkanlara ve Anadolu sahillerine çıkarma
yapacağını ön görmüştü. Ancak buna rağmen Arnavutluk yeniden İtalya ile
ittifak yaparak Balkan Paktı’nın kuruluş amacına aykırı hareket etmiştir.
II. TÜRKİYE CUMHURİYETİ-ARNAVUTLUK KRALLIĞI
İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM (1931-1938)
A. Siyasî İlişkilerin Yeniden Başlaması
Arnavutluk’un bağımsızlık yıl dönümü resepsiyonunda (28 Kasım
1932’de) Tiran’daki yabancı misyon şefleri Kral Zog tarafından kabul edilmiştir. Resepsiyonda saray nazırı, Türkiye Maslahatgüzarı H. Basri Reşit
Bey’in yanına gelerek kralın “pek ziyade takdirhanı olduğu Reisicumhur
Gazi Hazretlerine”, Başvekil Paşa ile Hariciye Vekili Beyfendiye selamlarının iletilmesi talebini iletmiştir. Buna ilave olarak saray nazırı, Kral Zog’un
Türk Maslahatgüzarını müteakip Pazartesi günü kabul edeceğini bildirmiştir.
Kral Zog, Türk Maslahatgüzarını belirlenen günde kabul etmiş ve görüşme
samimi bir havada başlamıştır 921.
Bu görüşmede Türkiye Maslahatgüzarı, Kral Zog’a ülkesinin Arnavutluk’a karşı samimi dostluk hisleriyle dolu olduğunu ifade ederek kendisinin iki devlet, iki millet arasındaki dostluk için çalışmaya devam edeceğini
belirtmiştir. Kral da cevaben Arnavutluk’un da Türkiye’ye karşı en büyük
dostluk bağlarıyla bağlı olduğunu ifade ettikten sonra Arnavut milletinin
Türk milletine karşı dostluktan başka, beş yüz yıllık kardeşlik hislerinin bulunduğunu belirtmiştir. Kral Zog, bunlara ilave olarak her iki devletin diğer
devletlerle yapabilecekleri ittifakların beyinlerdeki bu bağa zarar getirmeyeceğini beyan ederek Arnavutluk ve İtalya arasındaki ittifakın Türkiye ile
olan ilişkilerine zarar vermeyeceğini ima etmiştir. Ayrıca Kral Zog, Arnavutluk’un Türkiye ve Türk milletine olan hissiyatını görmesi için bizzat İsmet
Paşa’nın Arnavutluk’a gelmesini çok arzu ettiğini ifade etmiştir 922.
921
922
BCA, 4 Ocak 1933,fon kodu:030.10, yer no:233.570.22.
BCA, 4 Ocak 1933, fon kodu:030.10, yer no:233.570.22.
268
HALİL ÖZCAN
Aynı görüşmede kral, Türkiye’nin ilerlemesini büyük bir ilgi ile takip ettiğini belirterek umumi krizin Türkiye’nin ticaretine ve ihracatına etkisi
olup olmadığını sormuştur. Maslahatgüzar da hükûmetinin aldığı tedbirler
sayesinde umumi krizin olumsuz etkisinin az olduğunu belirtmiştir. Kral,
görüşmeden memnun olmuş ve maslahatgüzara kendisini yabancı bir ülkedeymiş gibi düşünmemesini ifade ederek hükûmetiyle olacak sorunları aşabilmesi için saray nazırı aracılığı ile bizzat kendisine müracaat etmesini tavsiye etmiştir. Görüşme kralın büyük hayranı olduğunu ifade ettiği Reisicumhur Hazretlerine özel hürmetlerini iletmesiyle sona ermiştir 923. Türkiye’nin
Tiran Maslahatgüzarının bu dönemdeki görüşmeleri sadece kral ile sınırlı
kalmamıştır.
Türkiye’nin Tiran Maslahatgüzarının Arnavutluk Dışişleri Bakanı
Cafer Villa ile ilk defa görüşmesi bakanın Atina temasından dönmesinden
sonra misyon şeflerini kabulü münasebetiyle olmuştur. Görüşmede Cafer
Villa Bey, Arnavutluk’un Türkiye’ye karşı olan dostluğundan bahsederek
Türkiye’nin reformlarının Arnavutlar için çok faydalı bir örnek olduğunu
ifade etmiştir. C.Villa Bey, Balkanlardaki memuriyetleri sırasında özellikle
de Belgrat’ta Balkan Devletlerinin bir araya gelmesinde Türkiye’nin ne derece etkin rol oynadığına bizzat şahitlik ettiğini ifade ederek Türklerle Arnavutlar arasındaki dostluğun sadece hissiyata değil aynı zamanda Balkanlarda
müşterek menfaatlere de dayandığını beyan etmiştir 924. Arnavutluk’ta adeta
tecrit edilen Türkiye Maslahatgüzarına Atatürk’ün Kral Zog’a çektiği telgraf
sonrası saray ve dışişleri kapıları açılmıştır. Arnavutluk Kralı ve Dışişleri
Bakanının Türkiye Maslahatgüzarına beyanlarından Türkiye ile ilişkilerin
kopma noktasında olduğu zamanda bile Arnavut liderlerin Türkiye’deki
reformlar ile ekonomik gelişmeleri yakından takip ettikleri anlaşılmaktadır.
1. Arnavutluk Krallığının İlk Elçisi Cavit Leskoviku
Arnavutluk Dışişleri Bakanı Cafer Villa, Türkiye’nin Tiran Maslahatgüzarını bakanlığa davet ederek Kral Zog’un halen Arnavutluk’un Üsküp
923
924
BCA, 14 Ocak 1933, fon kodu: 030.10, yer no:233.570.22.
BCA, 4 Mart 1933, fon kodu: 030.10, yer no:233.571.4.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
269
Başkonsolosluğu görevini yürüten Cavit Leskovik’i 925 Türkiye Cumhurbaşkanı nezdinde fevkâlade murahhas ve orta elçi sıfatıyla tayin etme niyetini
bildirmiştir. Bakan, Cavit Bey’in hem Türkçe bildiğini hem de Türkiye’ye
karşı dostane hislerinin bulunduğunu belirterek Balkan siyasetine de hâkim
olduğunu ifade etmiştir. Arnavutluk Dışişleri Bakanı, Türkiye Maslahatgüzarından Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin bu husustaki görüşünü öğrenmesini talep etmiştir 926. Türkiye’den de Cavit Bey’in elçi olarak atanmasına
olumlu görüş bildirilmiş olacak ki Arnavutluk tarafından bu elçi ataması
gerçekleştirilebilmiştir.
Türkiye’de eğitim görerek Türk ordusunda hizmet etmiş olan Cavit
Leskoviku, elçi olarak atandıktan sonra İstanbul’a geldiğinde “Cumhuriyet”
gazetesi muhabirine bir demeç vermiştir. Cavit Bey, asırlarca beraber yaşamış Türk ve Arnavut milletinin aralarında arkadaşlık ve kardeşlik bağları
bulunan iki millet olduğunu belirterek bu bağların izale edilemeyeceğini
ifade etmiştir. Cavit Bey, Türkiye hakkındaki hislerini takdir, muhabbet ve
hayranlık olarak ifade ederek dünyayı hayretler içerisinde bırakan Türk reformlarını ve Türkiye’nin kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal’i göreceği için
heyecanlı olduğunu belirtmiştir 927.
14 Mayıs 1933 günü Arnavutluk Elçisi Cavit Bey, güven mektubunu
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya sunmuştur.
Törende Cavit Bey “Türkiye Cumhuriyeti’nin ikbali ve asil Türk milletinin
yeniden dirilmesini borçlu olduğu şanlı kurtarıcısı ve yüksek ıslahatçısının
saadeti…“ hakkındaki düşüncelerini bizzat kendisine söyleme fırsatı bulduğu için bahtiyar olduğunu, beyan etmiştir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal
Paşa da birbirlerine asırlık samimi bağlarla bağlı olan bu iki milletin karşılıklı dostluk ve geleneklerinin çok kuvvetli olduğunu belirterek bu geleneklerin
925
Cavit Bey, İstanbul Harp Okulu’nda eğitim görmüş emekli Arnavut zabitlerindendir. Erkânıharp mektebine devam ettiği sırada Balkan Harbi’ne katılmış ve harpten sonra Arnavutluk’ta kalmayı tercih ederek siyasî mücadelede yer almıştır. Öteden beri Kral Zog’un taraftarları arasındadır. Tiran’da iyi faal ve ciddi bir memur olarak tanınır. Türkiye hayranı olduğu da
bilinir (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 4 Mart 1933, IV-6, 54, 20-1-2).
926
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 4 Mart 1933, IV-6, 54, 20.
927
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 316-317. Şimşir, Türkiye-
HALİL ÖZCAN
270
iki milletin menfaatleri kadar barış maksadına da uygun düşen her gayreti
kolaylaştıracak mahiyette olduğunu ifade etmiştir 928. Cavit Bey, göreve başladıktan yaklaşık bir sene sonra da Arnavutluk’a Türk elçisi olarak Ruşen
Eşref Bey atanmıştır.
2. Türkiye’nin Arnavutluk Krallığına
Ruşen Eşref Bey’i Elçi Ataması
Arnavutluk’un Türkiye’ye elçi olarak görevlendirdiği Cavit
Leskoviku, güven mektubunu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına sunarak görevine başlamış; ancak Türkiye’nin Tiran’a elçi atamaması Arnavutluk’ta merak uyandırmaya başlamıştır. Bu dönemde Balkan Devletleri arasındaki müzakereler de yoğunlaşmıştır. Balkan Paktı’nı teşkil etmek üzere
Türkiye, Balkan Devletleriyle dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları imzalamış; ayrıca Türk-Bulgar Dostluk ve Tarafsızlık Anlaşması 24 Eylül 1933’te
beş yıl uzatılmıştır. Bu gelişmeden sonra Balkan Paktı Türkiye, Yunanistan,
Yugoslavya ve Romanya arasında 9 Şubat 1934’te imzalamıştır. Arnavutluk
ve Bulgaristan ise Balkan Paktı’nın dışında kalmıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Balkan Paktı dışında kalan Arnavutluk’a önem
verdiğini göstermek ve bu ülkeyi de Balkan Paktı’na dâhil edebilmek için
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Ruşen Eşref Bey’i Tiran’a elçi olarak
atamıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa bu atamayla Tiran’a uzun süre elçi
gönderilmemiş olmasının sebebini de üstü kapalı olarak izah ederek bu göreve uygun bir kişi bulunamadığı mesajını vermek istemiştir 929. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine 21 Ekim 1933 tarihinde atanan Ruşen Eşref
Bey’in 930 Tiran’a büyükelçi olarak atanacağı haberi 6 Mart 1934 tarihli
“Cumhuriyet” gazetesinde 931 yer almıştır. Ruşen Eşref’in Tiran Elçiliğine
Arnavutluk İlişkileri…, s. 23.
928
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 319-320. Şimşir, TürkiyeArnavutluk İlişkileri…, s. 23.
929
Bilâl N. Şimşir, “Atatürk’ten Elçi Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri
Üzerine)”, Prof.Dr.Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Yayınları No:468, Ankara, 1981, s. 309-310.
930
BCA, 21 Ekim 1933, fon kodu: 030.10, yer no:02.40.74.1.
931
6 Mart 1934, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
271
tayini 17 Mart 1934 tarih ve 2/302 sayılı kararname ile onaylanmıştır 932.
Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreteri Ruşen Eşref’i Arnavutluk’a elçi olarak ataması Arnavutluk’un
Balkan Birliği’ne dâhil olması konusundaki samimiyetinin de bir göstergesi
olarak algılanmıştır.
Türk elçileri göreve başlarken onlara yazılı yönerge verilmesi geleneği olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Arnavutluk’a elçi olarak atanan Ruşen Eşref Bey’e Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Bey’in yanında 1 Nisan 1934’te bir yönerge yazdırmış ve bir “formül” belirlemiştir. Belirlenen formüle göre yeni elçi, yönergede yazılanları Mustafa
Kemal Paşa’nın ağzından Kral Zog’a söyleyecektir. Buna göre Ruşen Eşref,
kendisinin Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in genel sekreteri görevinde
bulunduğu sırada Arnavutluk’a elçi gönderme meselesinin nasıl çözümlendiğinden bahsedecektir. Yönergeye göre cumhurbaşkanına bu mesele arz
edildiğinde cumhurbaşkanının kendisinin inandığı ve düşüncelerini yakından
bilen bir kişi bulamadığından bahisle Arnavutluk’a elçi atama konusunda
tereddüt ettiğini ifade edecektir. Hatta Ruşen Bey, böyle bir elçi bulunamazsa Gazi Mustafa Kemal’in teklif olunan elçilerin atamalarını onaylamayacağını belirtecektir. Kendisinin cumhurbaşkanı genel sekreteri olarak dışişleri
bakanı ve Başbakan İsmet Paşa’nın da istekleriyle elçiliğe tayin olduğunu
ifade edecek ve bu yeni görevi için hüzünlendiğini belirtecektir. Ancak cumhurbaşkanının büyük dostluk alakası için kendisini bu göreve tercih etmesi
sebebiyle üzüntüsünün kaybolduğunu ifade edecektir. Bunun için de Arnavut-Türk kardeşliğini ve dostluğunu yükseltmek için çalışacağını belirtecektir 933.
Mustafa Kemal Paşa, yazdırdığı yönergede Balkan Paktı ve Arnavutluk konusuna değinmiş ve kendisinin esas fikrinin Arnavutluk’un bu paktın daimî ve tabiî üyesi görmek olduğunu ifade etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Arnavutluk Devleti’nin uygun şartlar oluştuğunda pakta üyeliğinin kısa
932
BCA, 17 Mart 1934, fon kodu: 030.18., yer no:43.15.6.
Şimşir, “Atatürk’ten Elçi Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri Üzerine)”, s. 310-313.
933
272
HALİL ÖZCAN
sürede gerçekleşeceği umudunu koruyup beklediğini beyan ederek Arnavutluk’un pakta girmemesi halinde paktın Arnavutluk’un sınırlarını temin etmesini lüzumlu gördüğünü ifade etmiştir. Yönergede ayrıca Türkiye’nin Balkan
politikası ile İtalya hakkında hareket tarzı başlıklı bölümler yer almıştır.
Mustafa Kemal Paşa, İtalya’ya karşı davranış bölümünde hiçbir şahsa karşı
ve hiçbir mecliste İtalya’nın lehinde ya da aleyhinde konuşulmayacağını
önemle vurgulamıştır. Yönergede Türkiye Cumhurbaşkanı, yeni elçiye Arnavut halkıyla temasta gayet dost, kardeş ve samimi olunması ile Arnavutluk
menfaat ve istiklâlinin hararetli taraftarı olduğumuzun unutulmaması talebini
dile getirmiştir. Ayrıca halk arasındaki farklı grup insanlara karşı davranışlara da dikkat edilmesini tavsiye etmiştir 934.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, yukarıda belirtilenlere ilave
olarak Ruşen Bey’den ayrıca şu mesajları Arnavutluk Kralına iletilmesini
talep etmiştir:
“Biz Arnavut milletini severiz, kardeş tanırız, kendimizden uzak
görmeyiz. Devlet ve millet olarak kuvvetlenmesini ve terakki etmesini ve
Balkanlar’da, lâyık olduğu mevkii kuvvetle, bilhassa müstakil, emniyetli bir
surette almasını ciddî ve kat’î olarak isteriz. Buna emin olabilirler.
Türkiye-Arnavutluk siyasî münasebetinin base’i (esası) budur. Bu
hususta Bana, Cumhuriyet Hükûmetine ve Fırkamıza tamamen emniyet edebilirler. Çünkü hepimiz aynı fikir ve kanaatteyiz… Türk milletinin de hissen
ve kalben Arnavut milletlini kardeş bildiğine şüphe etmemelidir…” 935.
Mustafa Kemal Paşa’nın yönergesinde hem ilk defa elçilik görevine
atanan Ruşen Eşref Bey için tavsiyeler bulunmakta hem de Türkiye’nin Balkan ve Arnavutluk politikasının esasları belirtilmektedir. Yönergede Mustafa
Kemal Paşa’nın Arnavutluk’un Balkan Birliği’ne kısa sürede gireceğini umduğunu belirtmesi, Kral Zog’un Balkan Birliği’ne ülkesini dâhil etmesini
934
Yönerge hakkında daha fazla bilgi için; Bilâl N.Şimşir, “Şimşir, “Atatürk’ten Elçi Ruşen
Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri Üzerine)”, ve Bilâl N.Şimşir, Atatürk ve
Yabancı Devlet Başkanları C.I,’e bakınız.
935
Şimşir, a.g.e., s. 326-330. Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s, 23-24
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
273
teşvik etmek içindir. Arnavutluk’un pakta girmemesi halinde de paktın Arnavutluk’un sınırlarını koruyacağı güvencesini veren Mustafa Kemal, Arnavutluk’un pakta girmemesi durumunu göz önüne alarak bu ülkeyle ilişkilerin
devam edeceğinin mesajını da vermiştir. İtalya hakkında lehte ya da aleyhte
konuşulmaması talimatı ise bu dönem içerisinde İtalya-Arnavutluk ilişkilerindeki istikrarsızlıktan da kaynaklanmıştır.
Türk Elçisi, daha Arnavutluk sınırından içeri girdiğinde kendisi ile
yakından ilgilenen sadece Arnavutluk makamları olmamış en az onlar kadar
İtalya Elçisi ve diğer elçiler de ilgilenmiştir. Ruşen Eşref Bey, itimatnamesini krala sunacağı güne kadar kimseyle görüşmemiştir. Hatta Draç’a geldiğinde kendisine özel bir mektupla hoş geldin diyen İtalya Elçisi Koh’a kısa
bir teşekkür cevabı vererek İtalya Elçisinin yemek davetini itimatnamesini
sunmadığı gerekçesiyle kabul etmemiştir. Yunanistan Elçisi Diyamantapulo
Türk Elçiliği personeli ile yeni elçiye selam göndermiştir. Romanya ve Yugoslavya Elçilerinden bir ses çıkmamasına rağmen Romanya kâtibi, Türkiye’nin İkinci Kâtibi Tevfik Bey’e “Yeni elçi Arnavutluk’u Balkan Paktı’na
mı sokacak?” diye sormuş ve Ruşen Eşref Bey’in gelmesinden sonra İtalya
Elçisinin Roma’ya yaklaşık 15 rapor gönderdiğini ifade etmiştir. Ayrıca,
Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Ron Rosemberg, Ruşen Eşref Bey hakkında Almanya Tiran Maslahatgüzarına çok övücü bir rapor göndermiştir 936.
Ruşen Eşref’in Arnavutluk’a varmasıyla Arnavutluk Kralı ve
Hükûmetindeki merak ortadan kalkmış ancak İtalya’nın Tiran Elçisinde büyük bir merak ve telaş görülmeye başlanmıştır. İtalya Elçisinin telaşı, Balkan
Paktı’nın iki ay önce imzalanmış olmasına rağmen paktın son maddesiyle
paktı imzalamayan Arnavutluk ve Bulgaristan’a paktın açık bırakılmasından
kaynaklanmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanının Balkan Paktı’na verdiği önemi
iyi bilen İtalya Elçisi, Atatürk’ün genel sekreterinin bu dönemde Tiran’a elçi
olarak atamasını Türkiye’nin Arnavutluk’u etkileyerek Balkan Paktı’na dâhil
etmek istemesi olarak değerlendirmiş olması mümkündür.
936
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 3-4.
274
HALİL ÖZCAN
Ruşen Eşref Bey 937, 10 Nisan 1934 sabahı önce protokol gereği saraya giderek kral ve validesinin defterlerini imzalamış ve Dışişleri Bakanı
Cafer Bey Villa tarafından kabul edilmiştir. Dışişleri Bakanı, Arnavutluk’un
Türkiye’ye karşı beslediği derin saygı ve sevgiden bahsederek Türkiye’nin
elçisini ülkesinde görmekle duyduğu büyük sevinci ifade etmiştir 938.
14 Nisan 1934 günüArnavutluk protokol şefi, Türkiye Elçisini kralın
18 Nisan günü kabul edeceğini bildirmiştir. Bir gün sonra protokol şefi, Ruşen Eşref Bey’e gelerek kralın özellikle huzura çıkışta Ruşen Eşref Bey’den
Türkçe hitap etmesini talep ettiğini ifade etmiştir. Protokol şefinden sonra
Arnavutluk’un Ankara Elçisi Cavit Bey, Ruşen Bey’i ziyaret ederek bir gün
önce kral tarafından kabul edildiğini, kralın Türkiye elçisini Tiran’da görmekle duyduğu haz ile Türkiye’ye karşı beslediği sevgiden bahsettiğini ifade
ederek Türk Elçisinin kabulde Türkçe konuşmasından memnun kalacağını
ifade ettiğini bildirmiştir. Cavit Bey, ayrıca Arnavutluk’taki bütçe sıkıntıları
sebebiyle Ankara’daki Arnavutluk Elçiliğiyle İstanbul’daki Arnavutluk
Konsolosluğunun (birçok yerdeki konsolosluklar gibi) kapatılacağını ifade
etmiştir. Cavit Bey’e göre elçilikler ve konsolosluğun kapatılması sonucu
tasarruf edilecek para ile İstanbul’da kalınarak hem konsolosluk hem de
elçilik işlerine bakacak yeni bir elçilik kurulması düşünülmektedir 939.
18 Nisan 1934’te Arnavutluk Kralı Zog, Türkiye Tiran Elçisi Ruşen
Eşref’i sarayında kabul etmiştir. Kral Zog, krallığını ilân ettikten sonra ilk
defa bir Türk Elçisini kabul etmektedir. Kral, üzerinde İtalyan üniformaları
renginde yeşile çalar koyu kahverenginde gri üniforma giymiştir. Kral, elçiyi
büyük bir salonda ayakta karşılamış ve yanında hiçbir memur bulunmadan
elçiyle baş başa görüşmeye başlamıştır. Kral, elçinin protokol kurallarına
937
Nisan ayının ikisinde Ankara’dan, beşinde de İstanbul’dan hareket eden Ruşen Eşref Bey,
Pire, Brendizi, Bari yolu ile (8 nisanda) Draç’a varmıştır. Draç’ta kendisini Tiran Maslahatgüzarı Basri Reşit Bey, İkinci Katip Tevfik Bey ile Türklerden oluşan bir heyet ve Balkan Cemiyeti Arnavut heyeti başkan vekili Naçi, Minerva mecmuası sahibi, yazarı aynı zamanda
Balkan Cemiyeti Arnavut heyeti üyesi olan Nebil Çika ile İşkodra mebusu Malik Buşati Bey
karşılamıştır. Arnavutluk Hükümeti adına da Hariciye protokol şefi Rok Stani de karşılamada
hazır bulunmuştur.
938
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 2-3.
939
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 5-6.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
275
göre hareketini beklemeden elini elçiye uzatarak “Safa geldiniz Beyefendi!”
diye, hitap etmiş ve Türkçe konuşmuştur. Kral, “Buyurun Beyefendi!” diye,
yol göstererek bürosuna ilerlemiş ve elçiye oturması için koltuk göstermiştir.
Elçi oturmadan önce kendi itimatnamesi ile selefi Tahir Lütfi Bey’in
vedanamesini krala takdim etmiş ve Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal
Paşa’nın dostane ve muhabbetkârane selamlarını iletmiştir. Kral, teşekkür
ederek elçiye oturmasını işaret etmiş ve hemen yanındaki İtalyan işi gümüş
kutudan bir sigarayı ikram edip kendisi yakmıştır. Elçi sigarayı içmeden
önce Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yönergede emrettiği birinci kısmı aynen
Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında ifade etmiştir 940.
Bu sırada da kral, kendi sigarasını bırakmış, bu yüksek sözlerden
duyduğu memnuniyet yüzüne ve tavrına yansımıştır. Elçi devamla vazifesinin Gazi Mustafa Kemal’in yüksek emir ve kılavuzluğunda hareket etmek
olduğunu ifade etmiş ve iki kardeş ülkenin ilişkilerini kuvvetlendirmeye
sadakatle çalışacağını beyan etmiştir 941. Kral da Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin kendi yakınından bir zatı Arnavutluk’a elçi göndermesini, Arnavutluk’a olan iltifatlarının göstergesi olarak algılandığını belirterek bu durumu takdir ve şükranla karşıladığını ifade etmiştir. Kral, beş asır Türkiye ile
his ve kültür birliği içerisinde bulunduklarını ifade ederek bu süre içerisinde
Arnavut milletinin vahdetini (birliğini) Türkiye’nin muhafaza ettiğini belirtmiştir. Zogu, Türk milletine büyük kardeş gözü ile baktıklarını ifade ettikten
sonra bugün bile yeni Arnavutluk’u teşkil eden hükûmet unsurlarının çoğunluğunun Türkiye’de tahsil ve terbiye görmüş olduklarını önemle vurgulamıştır. Kral, Türk Elçisinin Arnavutluk’ta kendisini memleketinde gibi hissetmesini ifade etmiş ve elçinin sadece hükûmet ile değil, halk ile de temas
etmesini belirterek Arnavutların Türk milletine karşı beslediği duygu ve
sevgiyi kendi gözleriyle görmesini tavsiye etmiştir. Kral Zog, Türk Elçisinin
kendisini istediği zaman ziyaret edebileceğini de belirtmiştir 942.
940
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 6-8. Şimşir, “Atatürk’ten Elçi
Ruşen Eşref Ünaydın’a Yönerge (Türk-Arnavut İlişkileri Üzerine)”, s. 314-315, Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişikileri…, s. 23-24).
941
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 6-8.
942
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 9-10.
276
HALİL ÖZCAN
Ruşen Eşref Bey, Kral Zog’a bu değerli beyanatın Türkiye’de çok
iyi tesirlerinin olacağını belirterek var olan kardeşlik duyguları ile karşılıklı
sevgiden de hayırlı neticeler doğacağını ifade etmiştir 943. Kral, elçiye Arnavutluk’u nasıl bulduğunu sormuş, elçi de Tiran’ın da Ankara gibi azimle
imar faaliyeti içerisinde olduğunu ifade etmiştir. Kral da memleketin her
tarafının böyle olmadığını daha çok imar ve iktisadî refah işleri varken büyük ve sürekli ekonomik sıkıntı çektiklerini belirtmiş ve Türkiye’de kriz
olup olmadığını sormuştur. Elçi de dünya krizinden Türkiye’nin de etkilendiğini belirtmiş ve alınan tedbirleri izah etmiştir. Elçi, İstiklâl Mücadelesi’nin verdiği derslerle millî sermayeyi geliştirmek için milli idare ve memurlardan oluşan İş ve Ziraat Bankalarının yanı sıra büyük sanayinin gelişimi için Sümer Bank, Türk parasının istikrarı için Merkez Bankası ile imara
yardım için Emlak Bankasının kurulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca elçi, demiryollarının yapımından, açılan kömür havzalarıyla bunları birbirine bağlayacak yolların inşaasından bahsederek şeker, tekstil sanayi ile iktisat, ziraat
ve hayvancılık faaliyetleri hakkında bilgi vermiştir. Elçi Zatı
Haşmetanelerini yormayım dediğinde kral, sürekli bu meselelerle ilgili olduğundan anlatılanlardan istifade edeceğini belirterek memnuniyetle dinlediğini ifade etmiştir. Hatta kral, elçiye enstitülerle ve yapılan işlerle ilgili kitapları sormuştur. Kral, varsa bu kitapları hemen vermesini yoksa Türkiye’den
getirtmesini rica ederek hepsini okumak istediğini ve bu konuda Türk Elçisinden istifade etmeye ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir 944.
Kral, Türk Elçisinin anlattıklarından özellikle de Türkiye’de yapılanların borçsuz yapılmasından çok etkilenerek Arnavutluk’ta bir bankanın
olduğunu ancak yerli unsur eksik olduğu için yabancı uzmanların istihdam
edildini, onların da isteksiz çalıştığını belirterek sermayelerinin yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Kral, Türkiye’nin nüfusunu sormuş, elçi de 17 milyon
olduğunu söylemiş ve doğumda, ölümün önüne geçmek için ve köylülerin
sağlığı için Sağlık Bakanlığının, Halk Evlerinin, Köycülük Teşkilâtının,
Hilaliahmerin (Kızılayın), Himayei Etfalin (Çocuk Esirgeme Kurumu) ça943
944
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.57.572.8, s.10.
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 12.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
277
lışmaları hakkında bilgi vermiştir. Kral da ülkesinde nüfusun artmasına çalıştıklarını ancak doktorların yetersiz olduğunu belirterek kendi yerli okullarının olmadığını ifade etmiştir 945.
Ruşen Eşref Bey’in itimadını sunması sırasında Kral Zog, şartların
kendisini kral yapmak zorunda bıraktığını ifade ederek aslında kendisinin
cumhuriyet taraftarı olduğunu belirtmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına şu mesajı iletmiştir:
“…Gazi Hazretlerinin ve eserlerinin hayranıyım. Kendilerine benim
derin ve kalbî hürmetlerimi bildirin. Beni bir küçük kardeşi telakki etsinler.
Beni nasihatlerinden ve irşatlarından uzak bulundurmasınlar. Terakkiye
giden memleketinizi memleketimize örnek sayıyoruz, biz sizi numune alıyoruz...”
Kral Zog, İsmet Paşa’ya ve Tevfik Rüştü Bey’e de selamlarını iletmiş ve görüşme sona ermiştir. Türkiye Elçisini saraydan çıktıktan sonra sarayın önünde protokolün dışında kalabalık bir halk topluğu içten gelen bir
saygıyla selamlamıştır. Kral ile elçi arasındaki görüşme 15 dakika plânlanmasına rağmen plânlanandan yarım saat fazla sürmüştür 946.
Ruşen Eşref Bey, görüşmeden sonra elçilikte bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’u ile Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın onuncu yıl
yayınlarından bazılarını krala takdim etmiştir. Ancak elçi, bunların yetmeyeceğini düşünerek Arnavutluk Kralına iletmek üzere Dışişleri Bakanlığından
belediyenin yeni yaptırdığı bir albümü, Dil ve Tarih Cemiyetlerinin nizamnamelerini, kongreler ile tarih kitaplarını ve CHF’nın yayınlarının bir kısmını talep etmiştir 947.
Ruşen Eşref Bey’in elçiliğine ait ilk gözlemleri Arnavutluk-İtalya
ilişkileri üzerine olmuştur. Ruşen Bey, gönderdiği raporda bu iki ülke ilişkilerindeki tutarsızlıklara dikkat çekmiştir 948. Rapora göre Arnavutlar, kendile945
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 12.
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 13-14.
947
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.8, s. 13.
948
Elçi, Bari’den Draç’a seyahat ettiği Adria gemisindeki garsonun bile Arnavutların tembel946
278
HALİL ÖZCAN
rinin buhranlarından istifade etmeye çalışan İtalya’nın kendilerinden kabul
edilemez fedakârlıklar talep ettiğini düşünmektedir. Hatta raporda İtalyanların bu ülkeden ithal ettikleri mallara (yumurta ve deri gibi) zorluk çıkarmaları sebebiyle Arnavutların ekonomik sıkıntısının arttığı bilgileri de yer almıştır 949. Ruşen Eşref Tiran’da göreve başladığı sıralarda İtalya, Arnavutluk’un
içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar sebebiyle şartlarını kendisinin belirlediği Gümrük Birliği Anlaşması ve Tiran Paktı’nın yenilenmesi müzakerelerini devam ettirmektedir.
3. Arnavutluk Ankara Elçiliğinin Kapatılmasının Sebepleri
Tiran ile Ankara arasında siyasî ilişkiler normal seyrinde giderken
Arnavutluk Hükûmeti, 1934 yılında bütçeyi gerekçe göstererek Türkiye’deki
elçiliğini kapatmaya karar vermiştir. Bu karara göre Ankara’nın sefaret işleri, Atina’daki Arnavutluk Sefaretince yürütülecektir. Karar, Tiran Elçiliğinden Ankara’ya bildirilmiştir 950. Arnavutluk, İtalya’dan ve diğer devletlerden
beklediği malî desteği bulamadığı için görünürde bütçe gerekçesi doğrudur.
Ancak Türkiye’nin Arnavutluk Elçisi Ruşen Eşref’e göre elçilik kapatma
gerekçesinin altında başka bir sebep vardır.
Arnavutluk Dışişleri Bakanı, bir mülakat sırasında Türkiye Elçisine
Ankara Elçiliğinin bütçe gereği kapatılmasının zorunlu olduğunu beyan etmiştir. Türk Elçisi, bu durumu Ankara’ya rapor ederken Arnavutluk
Hükûmeti’nin Almanya, Avusturya, Çekoslovakya ve Litvanya Devletleri
nezdinde yeni elçilik kurmaya karar verdiğini bu durumun bütçeden çok
Arnavutların Balkan Paktı dışında kalmasından kaynaklandığını bildirmiştir 951.
Ruşen Eşref Bey, Arnavutluk Hükûmeti’nin 1934 yılında Ankara ve
Sofya’daki elçiliklerini kaldırarak Atina’daki elçisini Türkiye nezdinde,
liğinden, kirliliğinden ve medeniyet kabiliyetsizliğinden bahsederek İtalyanların paralarını
Arnavutluk’a boşuna verdiklerini anlamaları üzerine hizmetleri gevşettiklerinden bahsettiğini
belirtmiştir.
949
BCA, 14 Mayıs 1934, fon kodu: 030.10, yer no:233.572.8, s. 4.
950
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 15 Mart 1934, IV-16-b, 65-14. AMPJ, 1935: fon: 251, dosya:
164, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
279
Belgrat’taki elçisini de Bulgar Krallığı nezdinde tayin etmeye karar verdiğini
bildirmiştir. Tiran Elçisi, Arnavutluk Hükûmeti’nin bütçe mülahazası sebebiyle bu kararı aldıklarını belirterek gerçekte Türkiye Cumhuriyeti ve Türk
milleti hakkında hükûmetlerinin beslediği geleneksel dostluk hissiyatının
azalmadığını ve malî işlerin düzelmesinden sonra Türkiye’deki sefaretin
yeniden açılacağını bildirdiklerini ifade etmiştir. Ayrıca Türk Elçisi, Arnavutluk Hükûmeti’nin malî sebepler düzeldikten sonra Türkiye’de tekrar elçilik açılmasından tereddüt edilmemesini belirttiğini ve Türkiye Hükûmeti’nin
ve Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Bey’in iki ülke ilişkileri için sarf ettikleri mesaiden dolayı minnetdarlıklarını bildirdiklerini belirtmiştir. Elçi, Arnavutluk’un Atina ve Ankara Elçiliğine Cavit Leskoviku’nun atandığını
bildirmiştir 952. Gerçekten de Arnavutluk, 1934 senesi içerisinde Ankara ile
birlikte Sofya elçiliğini aynı gerekçelerle kapatmış ve Atina Elçisini Türkiye
Cumhuriyeti nezdinde, Belgrat Elçisini de Bulgar Krallığı nezdinde görevlendirmiştir 953.
Arnavutluk’un Ankara Büyükelçiliğini maddî gerekçelerle kapatması Türkiye tarafından anlayışla karşılanmıştır 954. Arnavutluk’un Balkan Paktı’nın dışında kalmasından sonra bütçeyi gerekçe göstererek Türkiye dâhil
bazı Balkan Devletlerinde elçiliklerini kapatırken Avrupa’da yeni elçilikler
açması Arnavutluk’un devam eden süreçte Balkan Paktı’na girmeyeceğinin
ve İtalya ile yeniden misak imzalayacağının da habercisi olmuştur.
951
BCA, 25 Mart 1934, fon kodu: 030.10, yer no:233.572.5, s. 3.
BCA, 25 Mart 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.5, s. 3. Türkiye Cumhuriyeti Tiran
Elçisi Ruşen Eşref, Ankara Elçiliğinin kapatılmasıyla Atina ve Ankara Elçiliği görevine devam edecek olan Cavit Bey’in ekim 1934 ayı içerisinde yeniden Ankara’ya gelip gelmeyeceğinin ve kendisinin tekrar itimatname sunup sunmayacağının kendisinden sorulduğunu Hariciye Vekâletine bildirir. Ruşen Eşref Bey, Ankara’da Arnavutluk Elçiliği kaldırıldığında Cavit
Bey’in vedaname sunmadığına da dikkat çeker (Cumhurbaşkanlığı Arşivi , 17 Ekim 1934,
IV-16-b, 65, 14-2).
953
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 15 Mart 1934, IV-16-b, 65-14.
954
Arnavutluk’un İstanbul Konsolosu Derviş Bey, İstanbul Valisi Muhuttin Bey ile görüşmüş
ve Muhuttin Bey, Derviş Bey’e Arnavutların kendileri için kardeş olduklarını, aralarında
geleneksel ve ailesel ilişkiler olduğunu ve ne zaman isterse görüşebileceklerini ifade etmiştir.
Derviş Bey, bu görüşmeyi 27 Aralık 1934’te İstanbul’dan Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına
bildirmiştir (AMPJ, 17 Ekim 1934, fon kodu:30.10, yer no:233.572.11, s. 1-3).
952
280
HALİL ÖZCAN
4. Yakup Kadri Bey’in Arnavutluk’a Elçi Atanması
Ruşen Eşref Bey, 15 Ekim 1934 gün ve 2/1415 nolu kararname ile
Tiran Elçiliğinden Atina Elçiliğine atanmıştır (Resmi Gazete, 25 Ekim
1934) 955. Boşalan Tiran Elçiliği görevine Manisa Mebusu Yakup Kadri
Bey’in ataması Dışişleri Bakanlığının 23 Ekim 1934 gün ve 72169/770 sayılı
tezkeresi ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in onayı ile (2/1452 sayılı
kararname ile) gerçekleşmiştir 956. TBMM Başkanı da Yakup Kadri Bey’in
Tiran Elçiliğine tayini ve Manisa mebusluğundan istifası sebebiyle yeni mebus seçilmesi için Başbakanlığa 31 Ekim 1934 günü yazı yazmıştır 957.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Arnavutluk’a vardığında iki gün önce
Kral Zog’un annesi vefat etmiş ve Arnavutluk’ta kırk günlük yas ilân edilmiştir 958. Draç’ta bulunan kralın annesi Hatice Hanım, birdenbire (26 Kasım
1934 günü) vefat etmiş 959 ve 27 Kasım 1934 tarihinde kral, hanedan erkânı,
nazırlar, sefirler ve kalabalık bir halkın katılımıyla Tiran’a yukarıdan bakan
bir tepeye gömülmüştür 960. Atatürk, Arnavutluk Kralı Zog’a telgraf göndererek uğradığı çok acı yas dolayısıyla en samimi taziyelerinin onanmasını rica
etmiştir. Zogu da cevap olarak büyük yasına iştirakinden dolayı fevkalâde
mütehassis olarak en samimi teşekkürlerinin kabulünü talep etmiştir 961.
Kralın annesinin cenazesinin kaldırılmasından sonra Yakup Kadri,
30 Kasım 1934’te Arnavutluk Dışişleri Bakanı tarafından kabul edilmiştir 962.
Yas sebebiyle kralın kendisinin kabulünün gecikeceğini anlayan Türk Elçisi,
bu zamanı Arnavutluk’u gezerek ve Arnavut halkıyla temas kurarak geçir955
Atina Elçiliğine Tiran Elçisi Ruşen Eşref Bey’in tayinine dair kararname 25.10.1934 tarihli
Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
956
BCA, 23 Ekim 1934, fon kodu:030.18, yer no: 49.72.10. Resmi Gazete 31 Ekim 1934.
957
BCA, 31 Ekim 1934, fon kodu: 030.10, yer no:74.491.13. Y. Kadri, 22 Kasım 1934’te
selefi Atina Elçisi Ruşen Eşref ile görüşmek üzere Atina’ya giderek burada üç gün kalmıştır.
Y. Kadri, 26 Kasım 1934’de Pire’den hareketle üç gün sonra Tiran’a varmıştır. Elçiyi, Draç’ta
İkinci Katip Tevfik ve Tercüman İskender Bey, Türk kökenli üç-dört kişi ile birlikte eski
arkadaşı ve Minerve mecmuası sahibi Nebil Çika, İşkodra Mebusu Malik Busati, Asım
Yakova, Dr. Kemal ve Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı Protokol Şefi karşılamıştır.
958
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s.341-343.
959
Milliyet, 27 Ekim 1934, s. 2.
960
Milliyet, 28 Ekim 1934, s. 2.
961
Cumhuriyet, 3 Aralık 1934, s. 3.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
281
miştir 963. Türk Elçisi, halk ile temasında halktaki asalete hayran kalırken
aksine Arnavut Devlet temsilcilerini Osmanlı Devleti’nin bütün köhne ve
çirkin siyasetinin bir mirasçısı olarak nitelemiştir 964.
Türkiye’nin Tiran Elçisi Yakup Kadri Bey, güven mektubunu 12
Aralık 1934 günü mutat bir törenle Arnavutluk Kralına takdim etmiştir 965.
Kral, Türk Elçisi Yakup Kadri Bey’in okuyucularındandır ve onu sade bir
İstanbul Türkçesi ile: “Buyurun Yakup Kadri Beyefendi!” diye karşılamıştır.
Y. Kadri Bey, selefinin vedanamesini kendisinin de itimatnamesini takdim
etmiştir. Kral Zog, Gazi Atatürk’e Türklere ve Türkiye’ye hürmet ve bağlılığından bahsederek elçiden kendilerinin küçük ve yoksul bir millet olmasına
rağmen gerekirse varını yoğunu Gazi Hazretlerinin emrine verebileceklerini
Atatürk’e iletmesini talep etmiştir. Y. Kadri de Arnavutluk’u hiçbir zaman
yabancı bir memleket, Arnavutları da başka bir millet olarak görmediklerini
belirttikten sonra Arnavutluk’ta asayişin ve milli birliğin vatansever ve genç
kral sayesinde gerçekleştiği için kendilerine sempati duyduklarını ifade etmiştir. Görüşmede ekonomik meseleler de irdelenmiş ve kral Türkiye’deki
kalkınmanın borç para alınmadan yapılmış olmasını hayretle dinlemiştir 966.
Kral Zog ve Arnavutluk Hükûmeti, her fırsatta Türkiye’nin elçilerine Türkiye’ye, Türk halkına ve cumhurbaşkanına saygıdan söz ederek sürekli olarak dostluk ve işbirliğinden bahsetmiştir. Özellikle kral baş başa görüşmelerde varını yoğunu Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya vermeye hazır olduğunu ifade etmiştir. Ancak Krallık Basın Merkezi İçişleri Bakanlığı istihbarat birimine gönderdiği 15 Mayıs 1935 tarihli bir yazıda “Gazeta e Korçes”in
Türkiye Cumhuriyeti lehine yazılar ve yorumlar yayımladığından şikâyetçi
962
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s.341-343.
Arnavutluk’u dolaşan Türk Elçisi, beklediğinin aksine güzel bir memleket ve asil bir millet
bulmuştur. Elbasan civarındaki ihtiyar Arnavut köylülerden biri Türk Elçisinin arabasındaki
ay yıldızlı bayrağı “Osmanlı Osmanlı” deyip, alnına, yüzüne ve gözlerine sürerek öpmüştür.
Başka bir yerde yaşlı bir Arnavut çoban da Türk Elçisini ve arabasını seyrettikten sonra şoföre
dönüp: “Bu İstanbul’dan yeni gelen Paşa mı? diye, sormuştur. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
Yakup Kadri, Zoraki Diplomat, İletişim Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2004, s. 68-70).
964
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 71.
965 965
Cumhuriyet, 14 Aralık 1934, s. 3. Ayın Tarihi, Ocak 1934, s. 417.
966
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 341-343, Bilâl, N. Şimşir, Bizim
Diplomatlar, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1996, s. 491-495.
963
282
HALİL ÖZCAN
olmuştur. Krallık Basın Merkezi, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin
iyi olmadığıyla Türk Devleti’nin krallık rejimini tanımamaya devam ettiğini
bildirerek ülkenin milli gururu olan Arnavut gazetelerinin Türk Devleti hakkında hiçbir şey yazmamalarını ifade etmiş ve Türk Devlet kurumlarının
adlarını ağızlarına almamaları talimatını vermiştir. Hatta basın merkezi o
kadar ileri gitmiştir ki Türk gazetelerinin de Arnavutluk hakkında sadece
kasıtlı haberler yayımladığını ifade etmiştir. Bunun için basın merkezi,
Görice (Korçe) Valiliği aracılığıyla adı geçen gazetenin İçişleri Bakanlığı
İstihbarat Müdürlüğü tarafından yayın için gönderilen haberler dışında Türk
Devleti hakkında hiçbir şekilde yazı ve yorum yapmaması konusunda tavsiyede bulunulmasını talep etmiştir 967.
Türkiye Cumhuriyeti, krallık rejimini Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ekim 1931 tarihli telgrafı ile tanımış, her iki ülke elçi atamış ve siyasî ilişkiler yeniden başlamıştır. Türkiye basını da Arnavutluk
hakkında kasıtlı haberler vermemiştir. Bu yazı, Kral Zog‘un ve Hükûmetinin
resmi görüşüne görünürde tamamen terstir. Ayrıca Kral Zog, Türk temsilcileri ile hangi nedenle olursa olsun hemen bütün görüşmelerinde Türkiye’nin
reformlarını özellikle ekonomi alanındaki gelişmeleri hayranlıkla dinlemiştir. Ancak Arnavutluk Kralı, Türkiye’nin ekonomi alanında yaptıklarını kendi ülkesinde uygulayacak bir girişimde bulunmadığı gibi Türkiye hakkında
basına sansür uygulatmaktan da geri kalmamıştır.
Yakup Kadri, kralın birçok doğulu hükümdarlar gibi devletin başına
kanlı bir yoldan geldiğinden bahsederek yerinde tutunabilmek için sert bir
muhafaza sistemi kurduğunu belirtmiştir. Türk Elçisi ayrıca kralın mala ve
paraya düşkün olduğunu ifade etmiştir. Ancak Türkiye Elçisi, kralın her şeye
rağmen Arnavutluk’un istiklâlinden beri sürüklendiği anarşi devrini kapatmasını, memleketinde batılı ölçülerde düzen ile hükûmet örneği kurmasını
ve az çok ülkesini hukukî ve meşruti temeller üzerine oturtmasıyla mektepler
açmasını önemli bulmuştur. Kral Zog, iktidara geldikten sonra Arnavutluk’ta
967
AQSH. Fon:152, tarih:1935, Dosya 11/2, s.1 (EK-20).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
283
kan davalarından, dağ eşkıyalığından ve sokak kabadayılığından eser kalmamış hatta ufak tefek zabıta olayı ile hırsızlıkların bile önü alınmıştır 968.
Aynı zamanda edebiyatçı olan Yakup Kadri Bey, mütareke döneminde İstanbul’da gözlemlediği İngiliz ve Fransız hayranlığını benzer bir
şekilde Tiran’da İtalyan hayranlığı olarak gözlemlemiştir. Yakup Kadri,
açıkça belirtmese de Arnavutluk’un ekonomik ve siyasî açıdan tamamen
İtalya nüfuzuna girmesi, Osmanlı Devleti’nin son dönemini çağrıştırmaktadır. Öyle ki mütareke dönemindeki Anadolu halkı ile Yakup Kadri’nin anlattığı Arnavutluk halkı arasında çekilen sıkıntılar yönünden benzerlik görülmektedir 969.
Yakup Kadri, görevi sırasında Arnavutluk’un Yunanistan ve Yugoslavya ile olan sorunlarında Türk Hükûmeti’nden yardım talep ettiklerine
tanıklık etmiştir. Ayrıca Arnavut aydınlarının bazılarının özel sohbetlerde
Türk Büyükelçisine kısa zamanda Türklerin büyük işler başardığından gıpta
ile bahsettikten sonra Arnavutluk ile Türkiye’nin sınırdaş kalmadığından
hayıflandıklarını belirtmişlerdir. Y. Kadri, genç bir öğretmen olan İsmet
Toto’nun Atatürk hakkında yazdığı kitapta Atatürk’ün anne tarafından Arnavut olduğunu iddia ederek kitabında inkılâp kelimesi kullanmasından da
bahsetmiştir. Y. Kadri’ye göre daha sonra İsmet Toto, komünistlikle suçlanarak eski dâhiliye nazırlarından olan ağabeyi ile kral aleyhine komplo iddiasıyla öldürülmüştür 970.
Arnavut halkının felaketlerini yakından gören Y. Kadri’de halka
karşı bir çeşit dostluk ve akrabalık duygusu uyanırken elçinin Arnavutların
968
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 72-73.
Arnavutluk’ta İtalya etkisi oldukça fazladır. Kibar sınıfın genç hanımları için de cazibeli
medeniyet, zariflik ve güzellik merkezi İtalya’dır ve hepsi de Roma’daki terzilerden giyinir.
Üst düzey Arnavutlar, adlarını İtalyan şivesine uydurulmasından ve İtalyan milliyetine geçmiş
gibi görünmekten gurur duyar hale gelmiştir. Köprülü Mehmet Paşa, Şemseddin Sâmi, Namık
Kemal Arnavut’tur. Anadolu vilayetlerinden “umran” ve “nizam” bakımından kaydedilen
başarılar, Arnavut valiler, sayesindedir. Osmanlı Devleti’nin en namuslu, akıllı ve değerli
vezirlerinin de Arnavutlara göre hepsi Arnavut’tur (Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 75-76). Bu
kadar övgü üzerine Arnavutların geri kalmasında Türkleri suçlamaları üzerine Karaosmanoğlu, sarayın Arnavutlarla dolu olmasına rağmen yine de Arnavutluk’un ve Arnavutların geri
kalmasının nedenini Türklerde değil, kendilerinde aramaları gerektiği görüşündedir.
970
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 78.
969
284
HALİL ÖZCAN
üst tabakasından bazılarıyla yıldızı barışmamıştır. Kendi deyişiyle eski yurttaşlarıyla elçi arasında yeniden yurttaşlık kaynaşması başlamıştır. Y. Kadri
Tiran dışına çıktığında hemen her yerde Türklerin eski taşra hayatını anımsamıştır. Türk Elçisi, II. Abdülhamit’in zaptiye ve hafiye olayları dönemiyle
elçilik yaptığı Arnavutluk dönemi arasında sıkı bir bağ kurmuştur. Kral Zog,
bu benzerliği kız kardeşlerinden birisini II. Abdülhamit’in oğullarından birisiyle evlendirerek de göstermiştir 971.
B. Türkiye’deki Arnavutların Durumu ve
Türkiye Cumhuriyeti’nin Vatandaşlık Anlayışı
İstanbul Arnavutluk Konsolosluğu 24 Aralık 1932 tarihinde Arnavutluk Dışişleri Bakanlığına yazdığı yazıda İstanbul ve Türkiye’deki Arnavutların durumu hakkında bilgi vermiştir. Yazıya göre İstanbul’da yaşayan
Arnavut cemaati iki kategoriden oluşmaktadır. Bunların bir kısmı Arnavutluk vatandaşı bir kısmı da Arnavut asıllı Türk vatandaşıdır. Arnavut asıllı
Türk vatandaşları, Arnavutluk’tan gelerek Türk- Arnavutluk Anlaşması’na
göre Türkiye’de ikamet ederken çoğunun aileleri Arnavutluk’ta kalmıştır.
Arnavutluk’un İstanbul Konsolosluğu daha çok Arnavut kökenli Türk vatandaşlarıyla görüşerek onları Arnavutluk’a ve Arnavutlara yakınlaştırmaya
çalışmıştır. Konsolosluk İstanbul’daki Arnavutların kimliklerini muhafaza
ederek Türkleşmeyeceği ve Yunanlaşmayacağı kanaatindedir. Ortodoks
Patrikhanesinin Ortodoks Arnavutlar üzerinde etkisi olmakla birlikte onların
da Yunanlaşma konusunda eğilimleri bulunmamaktadır. Ergiri
(Gjinokasters)’nin Yunanca konuşulan yörelerinden gelen birkaç aile dışında
Türk vatandaşı olan tüm Arnavut aileleri, evlerinde Arnavutça konuşmaktadır. Türk okullarına giden küçük çocukların Türkçeleri Arnavutçalarından
daha iyidir. İstanbul Konsolosluğu İstanbul’daki Arnavutlara evlerinde Arnavutça konuşmayı gelenek haline getirmesini tavsiye etmekte ve İstanbul’da bir iki Arnavutça okul açılması için Arnavutluk Dışişleri Bakanlığının
girişimde bulunmasını talep etmektedir 972.
971
972
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. :90-92.
AMPJ fon:251, yıl:1933, dosya:237, s.1-3.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
285
İstanbul Konsolosluğuna göre Dışişleri Bakanlığı dil öğrenmeye
yardımcı olmak için okul açamaz ise kitaplar göndermelidir. Krallık
Hükûmeti, Basınevleri Müdürlüğüne yazı yazarak her sayıdan 100’er gazete
ve dergiyi İstanbul Konsolosluğuna ulaştırmalıdır. İster Türk vatandaşı isterse Türk vatandaşı olmayan Arnavut vatandaşı olsun, onların Yugoslavya’da
yaşayan Arnavut azınlıkların haklarını koruyabilmesi için İstanbul’da Arnavutça bir gazete çıkartması gerekir. Raporda Türkiye’de bulunan Arnavutların önemli oranda en küçük rütbeden en büyük rütbeye kadar tüm idari kurumlarda özellikle Türk sanayi, ticaret ve ordusunda memur olarak çalıştığı
bilgisi yer almıştır 973.
Arnavutluk İstanbul konsolosluğunun belirttiği gibi Arnavut asıllı
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, devlet içerisinde rahatça yükselebilmektedir. Bu rapor, Türkiye’nin Arnavutluk Kralına tepki göstermesinin Arnavut
kökenli vatandaşlar ile Arnavut halkına tepki göstermesi anlamına gelmediğinin kanıtı niteliğindedir. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık
anlayışının da bir yansımasıdır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık
bağı ile bağlı olan herkes, Türk vatandaşı olarak kanun önünde eşittir ve
anayasanın vatandaşlara sunduğu tüm haklardan yararlanmaktadır. Ayrıca
Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimse dini inanışına ya da etnik kökenine göre
bir ayrıma tabi tutulmadan devlet içerisindeki görevlere liyakat esasına göre
atanma ve yükselmeye tabi tutulmaktadır.
C. İtalya’nın Habeşistan’ı İşgalinin Arnavutluk ve
Türkiye’deki Tesirleri
İtalya, Habeşistan’ı 19. yüzyılın sonlarında ele geçirmek istemiş ancak başarısız olmuştur. İtalya artan nüfusu ve hammadde ihtiyacıyla 1929
ekonomik buhranın ülke üzerindeki olumsuz etkisi Mussolini’yi bu topraklara yöneltmiştir. Ayrıca İtalya’nın Doğu Afrika’daki sömürgeleri olan Erite
ve Somali’nin Habeşistan ile olan ilişkileriyle Habeşistan’daki iç gelişmeler
de İtalya açısından endişe verici hale gelmiştir. İtalya Habeşistan’a saldırmak için fırsat kollarken 5 Aralık 1934’te Habeşistan-Somali sınırında Ha973
AMPJ fon:251, yıl:1933, dosya:237, s.1-3.
286
HALİL ÖZCAN
beş ve İtalya askerleri arasında çarpışma olmuş ve her iki tarafta kayıplar
vermiştir. Habeşistan meseleyi Milletler Cemiyeti’ne götürmüş, İtalya’da 3
Ekim 1935’te Habeşistan’ın Adowa ve Adigrat şehirlerini bombalayarak
işgale başlamıştır. Milletler Cemiyeti ve büyük devletler işgale karşı ortak
hareket edememiş ve bunun sonucu olarak 9 Mayıs 1936’da İtalya, Habeşistan’ı ilhak etmiştir 974.
İtalya, Habeşistan’ı ilhak etmeden önce Arnavutluk’a tamamen yerleşerek bu ülke ile misak imzalamış ve bu imzalanan misak ile de Arnavutluk’a Balkan Paktı’nın kapısı tamamen kapatılmıştır. Aslında İtalya, Arnavutluk üzerinden Adriyatik güvenliğini sağlayarak Balkanlara olan ilgisini
sürdürmüştür. Bu dönemde Arnavutluk ordusunun mevcudu üç misli artırılmış, başkumandanlığına ve genelkurmay başkanlığına İtalyan generaller
tayin edilerek kıtaların eğitimi de İtalyan subaylarına bırakılmıştır. İtalya
Habeşistan’ı ilhak etmekle İngiltere’yi telaşlandırmış, Arnavutluk’u her
yönden hükmü altına almakla da Balkan Devletlerini özellikle de Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye’yi endişelendirmiştir 975.
İtalya’nın Habeşistan saldırısına dünyanın değişik kesimindeki ülkeler tepki göstermiş ancak en kuvvetli deniz gücüne sahip olan İngiltere ile en
kuvvetli askerî güce sahip Türkiye, en sert tepkiyi göstermiştir 976. Bu tepkilerin önüne geçebilmek için Mussolini, “Daily Telegraph” gazetesine verdiği
demeçte İtalya’nın Türkiye ve Yunanistan ile dostluk anlaşmalarına uyacağını beyan ederek Arnavutluk’un istiklâlini koruyacaklarını ifade etmek zorunda kalmıştır 977. İtalya, Habeşistan ile Arnavutluk’u tamamen ele geçirebilmek için zamana ihtiyaç duyduğu için işgallere tepki gösteren İngiltere ile
Balkan Devletlerine uzlaşı çağrısında bulunarak zaman kazanmaya çalışmıştır 978. İtalya’nın yayılmacı politikasının Akdeniz ülkelerini de tehdit etmesi
974
Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (Cilt 1-2:1914-1995), s. 251-254.
Muharrem Feyzi Togay, Cumhuriyet, 30 Mayıs 1936, s. 2.
976
BCA, fon kodu:030.1., yer no:238.608.30.
977
Muharrem Feyzi, Togay, Cumhuriyet, 30 Mayıs 1936, s. 2.
978
Oysa “Le Daily Herald” gazetesi,18 Mayıs 1937 günkü yazısında Mussolini’nin Habeşistan’dan sonra İspanya’ya, İspanya’dan sonra da Arnavutluk’a müdahale etmeye çalışacağını
yazmıştır.
975
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
287
üzerine İngiltere, Aralık 1935’te İspanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye’ye askerî destek sözü vermiş, İspanya hariç diğer ülkeler Ocak 1936’da
bu güvenceyi kabul etmişlerdir. Buna göre İtalya’dan bu ülkelere saldırı ve
tehdit gelmesi durumunda bu ülkeler ve İngiltere birbirlerine karşılıklı olarak
askerî yardımda bulunacaktır. İtalya tehdidine karşı oluşturulan bu güvenlik
sistemi “Akdeniz Paktı” ya da “Akdeniz İttifakı” olarak isimlendirilmiştir 979. Ayrıca İngiltere, Ağustos 1936’da Mısır’ın tam bağımsızlığını kabul
ederek Süveyş Kanalı bölgesi hariç Mısır’dan tamamen çekilmiştir 980.
İtalya’nın Arnavutluk ile misak imzalamasından sonra Habeşistan’ı
işgal ettiği sıralarda Kral Zog, kamuoyunun İtalya’nın Habeşistan’a saldırısıyla ilgilenmesini fırsat bilerek bu dönemde kendi iktidarını daha da güçlendirmek için muhaliflerini ortadan kaldıracak çalışma yürütmüştür. Kral
Zog, içeride kendisine düşman bulduğu kimselere karşı geniş bir temizliğe
girişerek sanki ortada bir ayaklanma varmış gibi nice kendi halinde insanları
dağ başlarında öldürtmüştür. Nice beyleri sorgulama ve yargılama olmadan
zindanlara attırmış, hatta bu işlerle ilgisi olmayan masum birçok kimse de
tutuklanmıştır. Bu durumun umumi efkârda bıraktığı etki sebebiyle Kral
Zog, bütün idam kararlarını yüz bir sene hapis cezasına çevirmiştir. Tam da
bu kargaşa döneminde Türkiye Büyükelçisi Y. Kadri’den yardım istenmesi
Türkiye’nin Arnavut halkının gözündeki itibarının bir kanıtı gibidir. Zaten
felakete uğrayanların çoğunun hısım akrabaları Türkiye’dedir ya da Türk
vatandaşıdırlar. Yakup Kadri, halkın kendi işlerinin çözümü için Türk Elçisine başvurması durumu karşısında kendisini elçiden ziyade vali gibi
hissettmiştir 981. Yakup Kadri Bey’e gelen yardım isteklerinin artması sonucu
Türk Elçisi, Nurettin Vlora ve Kemal Vriyoni’nin de aralarında bulunduğu
tutukluların bir daha Arnavutluk’a dönmemesi koşuluyla serbest bırakılmasını kralın bir yakınına (Apturrahman Krosi’ye) 982 iletmiştir. Karaosmanoğlu’nun bu teklifinden yirmi gün sonra kral tarafından af çıkarılmıştır 983.
979
Yel, a.g.e., .s. 74-75.
Armaoğlu, a.g.e., s. 256.
981
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 85-86.
982
Ahmet Zog’un yaveri olan Abdurrahman Salih Mati (Krosi), babası İstanbul’da sarayda
görevde iken askerî okula girmeye çalışmıştır. Krosi her zaman ve her koşulda Zog’un yanın980
288
HALİL ÖZCAN
D. II. Abdülhamit’in Oğlu Abid Efendi ve Kral Zog’un
Kız Kardeşi Prenses Saniye’nin Evliliğinin
Türkiye-Arnavutluk İlişkilerine Etkisi
Mehmet Orhan Efendi, 984 1933 yılında Beyrut’tan Paris’e amcası
Abid Efendi’nin 985 yanına gitmiş, İstanbul’dan tanıdıkları Kolonel Tahir
Bey, M. Orhan ve Abid Efendi’yi Arnavutluk’a götürmüştür. Kral Zog, öğrenimini İstanbul’da yaparken Abdülhamit’in bolca ihsanını gördüğünden
Osmanoğullarına karşı muhabbeti vardır. Kral Zog, bunun nedenini M. Orhan Efendi’ye şöyle açıklamıştır: “Sultan Hamid’in verdiği ihsan-ı şahaneler
olmasa, bu tahta oturamazdım.” bu muhabbet sebebiyle kral, hem M. Orhan
Efendi’yi hem de Abid Efendi’yi ailesine dâhil etmek istemiştir. Bu sebeple
de Abid Efendi’ye Prenses Saniye’yi, M. Orhan Efendi’ye de Prenses Müzeyyen’i nişanlamıştır. M. Orhan Efendi nişanı bozmuş; ancak Abid Efendi
evlenmiştir 986. M. Orhan Efendi, nişanı bozmasına rağmen Tiran’da kalarak
Kral Zog’a yüzbaşı rütbesiyle yaverlik yapmış ve kralın en yakınlarından
birisi olmuştur. Hatta M. Orhan Efendi, Kral Zog’un önce Arnavutluk’tan
sonra da Paris’ten kaçmasını organize etmiştir 987.
Kral Zog’un kız kardeşi Prenses Saniye ile II. Abdülhamit’in oğlu
Abid Efendi’nin evleneceği haberi herkeste şaşkınlık yaratmıştır 988. Evlilik
işi o kadar gizli tutulmuş ve aceleye getirilmiştir ki tüm diplomatlar gibi
da olmuş ve Zog da ona tamamen güvenmiş, bu yüzden Zog saltanatının gizli gücü olmuştur
(Pearson, a.g.e., s. 330).
983
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 88-89.
984
Mehmet Orhan, Abid’in yeğenidir ve Zog’un yanında yaver ve pilot olarak görev yapmıştır (Tomes, a.g.e, s. 140).
985
Abid Efendi, II. Abdülhamit’in en küçük oğludur. 1906 senesinde Yıldız Köşkü’nde doğmuş, Galatasaray lisesi’nde okumuş ve Paris Hukuk Fakültesi’ni başarıyla bitirmiştir (BCA,
14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 2).
986
Tomes, (a.g.e., s. 140), Zogu’nun Abid’in kız kardeşi Saniye ile evliliğine pek gönüllü
olmaması sebebiyle evliliği dört gün önceden ilân ettiği görüşündedir. Oysa Tomes, bir kralı
kendi tahtında, ailesel bir meselede, neyin zorladığından bahsetmemiştir. Kaldı ki Zogu’un
Osmanlı hanedanıyla muhabbeti olduğunu da kendisi açıklamıştır.
987
Murat Bardakçı, Son Osmanlılar:Osmanlı Hanedanının Sürgün ve Miras Öyküsü,
Doğan Ofset Yayıncılık ve Matbaacılık A.Ş., İstanbul, 2006, s. 21-22.
988
Arnavut krallığının resmi kaynakları da krallarının Osmanlı sülalesiyle işbirliğinden gurur
duymaktadır (Demirlika, a.g.e., s. 142).
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
289
Türk Elçisinin de düğünden ancak birkaç gün önce haberi olabilmiştir 989.
Doğal olarak diğer diplomatlar bu olaya o kadar önem vermemiştir. Türk
Elçisinin evlilik durumunu Türk Dışişlerine ve Hükûmetine bildirmesi üzerine Türk Dışişleri Bakanı, düğüne büyük bir siyasî anlam yükleyerek elçiye
hemen Tiran’dan çıkıp gitmesi emrini vermiştir. Zira Türk Dışişleri Bakanına göre Kral Zog’un bu hareketi Osmanlı hanedanının yeniden Balkanlar’da
hüküm sürmesini doğurabilirdi. Çünkü Arnavut Kralı bekârdı ve Arnavutluk
tahtına da II. Abdülhamit’in torunlarından birisinin varis olması durumu
belirmişti. Onun için Türkiye Dışişleri Bakanı, Ankara’da bulunan Balkan
Devletlerinin Elçilerine tebligatta bulunarak bu meseleden sadece Türkiye
Cumhuriyeti’nin değil aynı zamanda Balkan Anlaşması’nın (birliğinin) da
zarar göreceğini ve siyasî huzursuzluk çıkabileceğini bildirmiştir. Bunun
üzerinedir ki Tiran’da bulunan Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan Elçileri
Tiran’ı hemen terk etme ya da bulabilecekleri diplomatik özürle düğüne
katılmama talimatları almışlardır. Gerçi kral, Türk Elçisini zor durumda
bırakmamak için düğüne davet etmemiştir 990. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin girişimi ile düğüne karşı Balkan Paktı üyeleri, ortak tavır takınmıştır.
Gene de Kral Zog, düğünün parlak olmasını ve törene Avrupa hükümdar ve hanedanlarının katılmasını beklemiştir. Ancak İtalya Sefirinden
başka hiçbir yabancı sefir ya da diplomat düğüne katılmamıştır 991. Balkan
Devletlerinin temsilcilerinin düğüne katılmamasında Türkiye’nin girişimleri
sonuç vermiş 992, Kral Zog da düğüne katılmayan elçilerin ülkelerine geri
alınmalarını talep etmiştir 993.
Düğün sebebiyle İtalya sosyetesinin film operatörü Angelo Jonelli,
düğünü filme almak için Roma’dan üç motorlu bir uçak ile Tiran’a gelmiş ve
989
Evlilik gizli tutulduğu için Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı, düğünden iki gün önce İtalya ve
Yunanistan temsilcileri aracılığıyla Roma ve Atina’da bulunan diğer ülke büyükelçilerini davet
edemedikleri için özür dilemiştir. Ancak önceden haberli olacak ki İtalyan Büyükelçisinin
hanımı düğüne katılmak amacıyla birkaç ay öncesinden kıyafet siparişi verebilmiştir
(Demirlika, a.g.e., s. 144-145).
990
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 92-93.
991
Cumhuriyet, 6 Ekim 1936, s. 6.
992
Bardakçı, a.g.e., s. 21-22.
993
Karasomanoğlu, a.g.e., s. 93.
290
HALİL ÖZCAN
bu haber de 12 Ocak günkü “Arbenia” gazetesinde yer almıştır. Aynı gazete,
diplomatik haberler köşesinde Yunan Elçisi ve eşinin kısa bir zaman için
Tiran’dan ayrılarak Korfu Adası’na gittikleri haberini vermiştir 994. “Vatra”
gazetesi de 12 Ocak günü Arnavut ulusunun en ateşli ve canlı temennileriyle
mesut çiftleri kutladığını yazmıştır 995. “Arbenia” gazetesi 13 Ocak günü
düğün töreniyle ilgili haberinde Abid Efendi’nin nikâh şahidinin (E) Miralay
Tahir Bey 996, prensesin şahidinin de kral ve Prenses Celal olduğunu yazmıştır. Genç çiftlerin Draç’a oradan da İtalyan “Citta di Bari” adlı vapur ile İtalya’ya hareket ettiklerini bildirmiştir 997.
Zogu, nikâhtan sonra Abid Efendi’ye 100 bin frank ve bir tabanca
hediye ederek Abid Efendi’yi Paris’e sefir tayin etmek istemiştir. Ancak
Abid Efendi, sefir görevinin kendisini sıkacağını ifade ederek maslahatgüzar
görevini kabul etmiştir 998. Resmi Arnavut basını, Abid Efendiyle Prenses
Saniye’nin evliliği ile oluşan ilişki sebebiyle geçmişteki Osmanlı-Arnavutluk
savaşını unutmuş evliliği destekleyerek çelişkili davranmıştır 999.
“Besa” gazetesi 9 Ocak 1936 tarihli sayısında Prenses Saniye ile
Abid Efendi’nin nişanlanmasının bütün ulusta anlatılamayacak kadar memnuniyet yarattığını belirmiştir. Gazete, 8 Ocak 1936 tarihli gazetenin nişan
haberinden dolayı tamamının satıldığını ve gazeteyi alanların hepsinin haberi
okuduktan sonra sevinçlerinin yüzlerine yansıdığını ifade etmiştir. Aynı
gazete, Arnavutluk’un her tarafından binlerce telgraf gönderilmesini de bütün ulusun bu olayı sevinçle karşılaması olarak değerlendirerek bu durumu
halkın kral ailesine karşı beslediği sevgi ve saygıya bağlamıştır. Gazete,
Abid Efendi’yi okuyucularına tanıtırken II. Abdülhamit’in en küçük oğlu, 30
994
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 9.
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 11.
996
M. Orhan ve Abid Efendi’yi Arnavutluk’a götüren Kolonel Tahir Bey.
997
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 12-13.
998
Bardakçı, a.g.e., s. 21-22. Abid, Paris’te etkin bir politika yürütememiş, evlilik de Abid’in
muhafazakârlığı ve Saniye’nin de batılı olmasından dolayı istenilen noktada olamamıştır
(Tomes, a.g.e., s. 243).
999
Shpuza, Ataturku dhe Shaiptaret, s. 92.
995
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
291
yıl önce Yıldız Köşkü’nde doğmuş, Galatasaray Lisesi’nde okumuş ve Paris
Hukuk Fakültesi’ni başarıyla bitirmiştir, bilgisine yer vermiştir 1000.
“Arbenia” gazetesi ise 9 Ocak 1936 günkü sayısında nişanlanma
olayını “basın bürosu aşağıdaki tebliği veriyor” başlığı altında, Prenses Saniye ile Abid Efendi’nin nişanlanmış oldukları şeklinde vermiştir 1001.
“Arbenia” gazetesi, bir gün sonraki “Sevinç Günü” başlığı altında Nebil
Çika’nın yazısını yayımlamıştır. Çika’ya göre Arnavut halkının kral ve ailesine karşı sevgi, saygı ve bağlılığı pek çoktur. Nebil Çika, nişanlanma olayında Arnavut halkının sevincini kralın Prenses Saniye’yi çok sevmesi ile
prensesin yıllarca Arnavut Kızılay Cemiyetinin başında bulunmasına bağlamıştır. Çika, Prenses Saniye’yi hastabakıcı elbiseli fotoğrafı ile hatırasına
kazıdığını belirtmiş ve onun şefkatli, merhametli biri olduğunu yazmıştır.
Ayrıca Nebil Çika, prensesin birçok faziletlerinden bahsederek Kırmızıhaç
ve Arnavut Kadınları Birliği başkanı olduğunu da yazmıştır 1002.
“Besa” gazetesi 1003 10 Ocak 1936 günlü sayısında bu nişanın büyük
sevinci sebebiyle kral ve ailesini candan tebrik ederek saygılarını sunmuştur.
Gazete, aynı gün Parlamento Başkanı K.Kotta’nın Kral Zog’a ve Prenses
Saniye’ye parlamento adına tebrik telgrafını yayımlamıştır 1004. Nişan sebebiyle belediyeler ve yerel yöneticiler, kendilerini fark ettirebilmek için hediye gönderme hazırlıklarına başlamıştır. Kral Zog, bunu öğrenince hiçbir
hediye gönderilememesi konusunda İçişleri Bakanına talimat vermiş ve Bakan Ethem Toto da bu emri belediyelere telgrafla bildirmiştir 1005.
“Arbenia” gazetesi 11 Ocak 1936 günkü sayısında düğün merasiminin programını yayımlamıştır. Buna göre düğünün olacağı 12 Ocak 1936
Pazar günü dükkânlar kapatılacak ve her yer bayraklarla donatılacaktır. Ga1000
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 2.
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 3.
1002
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 4.
1003
“Besa” gazetesi, Prag’a tayin edilen Türk Elçisi Yakup Kadri’nin Ankara’ya hareket ettiği
haberini “Türk Elçisi Prag’a Gidiyor” başlığı ile vermiştir (BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 6).
1004
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 5.
1005
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 6.
1001
292
HALİL ÖZCAN
zete, aynı gün diplomatik haberler başlığı altında Türkiye Elçisi Yakup Kadri ile eşinin o gün Ankara’ya gideceğini ve Romanya Elçisinin izinle memleketine döneceğini yazmıştır 1006. “Besa” gazetesi 12 Ocak günü Abid Efendi’nin babasının yıllarca Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında çeyrek asırdan
fazla hüküm sürdüğünü belirtikten sonra bu evlilik ile Arnavut ulusunun
asırlardan beri hiç sevinmediği kadar sevindiğini yazmıştır. Aynı gazetede,
Teki Seleniça imzasıyla yazılan yazıda ise Abid Efendi’nin ailesinin küçük
bir aşiretten dünyaya iz bırakan bir devlet yarattığından bahsederek Osmanlı
Devleti övülmüş ve Abdülhamit’in Arnavutlara beslediği sempati ile güven
vurgulanmıştır 1007.
Yeni çift evlendikten sonra ilk ziyaretlerini Roma’ya yapmış ve burada oldukça iyi karşılanmıştır. Ankara Hükûmeti de bu evliliğin İtalya’nın
isteğiyle yapıldığını düşünmüştür. Gerçekte İtalya, 1008 Abid Efendi’yi yedeğine alarak Güneybatı Anadolu üzerindeki plânlarını gerçekleştirmek istemiştir. Yunan medyası, Kemalist Türkiye’nin zayıflatılması ve yerine karşı
güçlerin getirilmesi için yapıldığını düşündüğü bu evliliği, büyük devletlerin
kurduğu bir tuzak olarak nitelemiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına karşı bir hareket olması nedeniyle protesto etmiştir 1009.
Türkiye bu evliliğe tepkisini Büyükelçi Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu geri çekerek gösterirken Zogu Hükûmeti, büyükelçinin evlilik sebebiyle ayrılışını iç kamuoyunda gizlemeye çalışmıştır 1010. Türkiye tarafından
beklenilmeyen bu evlilik, Türkiye’nin iç istikrarı, Arnavutluk, Balkan Paktı
ve İtalya ile ilişkiler açısından değerlendirilmiştir. Cumhurbaşkanı Atatürk,
bu evliliği Osmanlı monarşisini diriltmeye çalışan bir İtalya komplosu olarak
1006
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 7.
BCA, 14 Şubat 1936, fon kodu:030.10, yer no:203.387.13, s. 8-10.
1008
Düğünden sonra Zog, İtalyanlarla yeniden pazarlığa başladı ve 1.100 bin İngiliz lirası
tutarındaki istikrazından sonra Arnavutluk ordusunu tamamıyla İtalyanların emrine verdi.
Adriyatik’e hâkim tepeler tahkim edildi ve böylce de İtalyanlar tamamıyla Arnavutluk’a
hâkim oldu (Cumhuriyet, 6 Ekim 1936, s. 6).
1009
Demirlika, a.g.e., s. 144-145.
1010
Shpuza, “Atatürk ve Türkiye Arnavutluk İlişkileri”, s. 344-345.
1007
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
293
nitelendirerek 1011 Türkiye açısından durumun vehametini açıkça ifade etmekten çekinmemiştir.
Osmanoğullları ailesi ile Arnavutluk tahtı arasındaki evlilik, Arnavutluk Kralının bekâr olması nedeniyle II. Abdülhamit’in torununun tahta
varis olabileceği ihtimalini beraberinde getirmiştir. Ayrıca bu evlilik, Türkiye’deki saltanat yanlılarının özlemlerini uyandırabilir ve Osmanoğullarını
tekrar gündeme getirebilirdi ki bu durum Türkiye’nin iç istikrarına bir tehdit
oluşturabilirdi. Balkanlı Devletler Osmanlı Devleti’nin eski eyaletleri olduğu
için bu evlilik sebebiyle tedirginlik duyabilirlerdi ki bu durum da Balkan
Paktı için bir tehdit oluşturabilirdi. Arnavutluk Kralı, her ne kadar Atatürk’e
hayran olduğunu ifade etse de Atatürk’ün kurduğu rejimin muhalifini kendi
ailesine damat olarak dâhil etmiş ve Arnavutluk içerisindeki saltanat yanlılarını sevindirmiştir ki bu durum da Türkiye-Arnavutluk ilişkilerini olumsuz
etkileyebilirdi. İtalya ise bu evlilikle Güneybatı Anadolu’da hak iddia edebilmek için Türkiye’deki saltanat yanlılarını kullanmak istemesi sebebiyle
Türkiye’yi ve Balkan Paktı’nı tedirgin etmiştir ki bu durum da Türkiye’nin
rejimini ve güvenliğini tehdit edebilirdi.
Kral Zog ve ailesi bilerek ya da bilmeyerek böyle bir dönemde bu
evlilik ile Türkiye-Arnavutluk ilişkilerini yeniden bozmuştur. Kralın resmi
diplomasisi ile konsolosluk çevreleri Türk Hükûmeti’nin büyükelçisini çekmesini tuhaf bir şekilde değerlendirerek bu evliliğin Türkiye’deki gerici
unsurları harekete geçireceğini söylemiştir. Hatta Arnavutların Mustafa Kemal yerine II. Abdülhamit’in oğlundan yana tavır alacakları da yazılarak
Türkiye’nin rejiminin cumhuriyetten monarşiye döneceği dillendirilmeye
başlanmıştır 1012. Bu evlilik, Arnavutluk içerisinde de farklı yankı bulmuş
evlilik sebebiyle Zog’u destekleyen Arnavutluk basını bu durumu fırsat bilerek Osmanlı saltanatını ve Sultan Abdülhamit’i övmeye başlamıştır 1013. Ancak Arnavutluk rejim muhalifleriyse bu evlilik sebebiyle Kral Zogu eleştirmişlerdir.
1011
Tomes, a.g.e., s. 140.
Shpuza, a.g.m., s. 345.
1013
Shpuza, a.g.m., s. 344-345.
1012
294
HALİL ÖZCAN
Dönemin ilerici Arnavut basınından olan “Bota e re” dergisi, Ezop
dilini kullanarak Balkanlar’da hem gericiliği hem de faşistliği güçlendireceği
gerekçesiyle bu evliliğe karşı çıkmıştır. Dergi, Kral Zog’un Osmanlı saltanatının kalıntılarıyla bağlar kurarak Osmanlı saltanatının haleflerinin de iktidara gelme rüyaları içerisinde olabileceğini değrerlendirmiş ve bu durumu
başta Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e karşı düşmanca bir
davranış olarak yorumlamıştır. Buna rağmen Kral Zog’un İstanbul Konsolosu, kendi kralını ve sarayını memnun etmek için olsa gerek bu evlilik ile
Türk halkının beşte dördünün Osmanlı saltanatına karşı sempatisinin uyandığını bildirmiştir. Hatta konsolos, bütün Balkanlarda evliliğin konuşulduğunu söylemekten geri kalmamıştır 1014.
Ahmet Zogu’nun kral olması, milli egemenliğe inanan Mustafa Kemal’in çok sert tepkisine sebep olmuştu. Kral Zog, bu kez
Osmanlıoğullarından birisini ailesine dâhil etmiş, üstelik kendisi de bekâr
olduğu için doğacak erkek çocuğa Arnavutluk tahtına varis olabilme ihtimali
belirmiştir. Bu durum Osmanlı saltanatının Türkiye’nin dışında bir ülkede de
olsa yeniden oluşmasını sağlayabilir ve Türkiye’deki saltanat yanlılarını
cumhuriyet rejimine karşı harekete geçirebilirdi. Ancak, Atatürk ve Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmeti, krallık ilânındaki gibi sert bir tepki göstermek yerine bu meselede sadece Arnavutluk elçisini geri çekmekle yetinmiştir. Çünkü
Türkiye’de cumhuriyet rejimi hem kendi dinamiklerini oluşturmuş hem de
halk tarafından benimsenmiştir.
Başbakan Mehdi Frashëri, düğün sebebiyle yeniden bozulan Türkiye-Arnavutluk ilişkisini düzeltmek için gayret göstermiştir. Fakat Türkiye
Hükûmeti tarafından bu kabul edilemez bir durumdur. Çünkü devrilen Osmanlı sülalesi Türkiye’de cumhuriyet rejimine tehdit olarak görülmekteydi 1015. Aradan yaklaşık olarak iki sene geçtikten sonra Kral Zog’un evliliği
gündeme gelmiş ve Türkiye’nin Arnavutluk tahtına Osmanlı soyundan bir
“prens”in varis olabileceği ihtimali de biraz olsun ortadan kalkmıştır.
1014
1015
Shpuza, a.g.m., s. 344-345.
A.S.S. III, s. 35.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
295
Arnavutluk ajansının haberine göre 31 Ocak 1938 günü olağanüstü
toplanan Arnavutluk parlamentosu kanunu esasinin (ana yasanın) 89. maddesine uygun olarak Kral Zog’un Kontes Jeraldin Apponi ile nişanlamasını
uygun bulmuştur. Kontes 1915 yılı Ağustosunda Budapeşte’de doğmuştur.
Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyancayı çok iyi konuşmaktadır. Tarihi
tetkiklere büyük bir hevesi vardır 1016. Kral Zog ile Kontes d’Apponi’nin
evlilik törenleri 25 Nisan 1938 günü kralın sarayında başvekil, hükûmet
erkânı, mülkî ve askerî heyetin katılımıyla yapılmıştır. Yabancı heyetlerin
Tiran’da kabul ve iskânları sorun yaratacağı düşüncesiyle kral, İtalya ve
Yunanistan hariç yabancı hükûmet ve saraylara davetiye göndermemiştir.
Kralın evlilik şenlikleri üç gün sürmüştür. Evlilik 27 Nisan sabahı 101 pare
top atışı ile ilân edilmiştir. Kraliçenin şahitliğini Kont D’Apponi ile İtalya
Hariciye Nazırı Kont Ciano, kralın şahitleri ise Abid Efendi ile başvekil
yapmıştır. Kral Zog ile kraliçe 11 Aralık 1938 günü İllirya yatıyla Adriyatik’e açılarak İtalya limanları ve Venedik’i kapsayan seyahate çıkmıştır 1017.
Kral Zog’un evliliği sebebiyle Atatürk, krala 26 Nisan 1938 günü bir tebrik
telgrafı göndermiştir 1018.
1936 yılının hemen başında Abid Efendi ile Prenses Saniye’nin düğününe tepki olarak Türkiye’nin Arnavutluk Elçisi Yakup Kadri Ankara’ya
çağrılmış ve aynı senenin son ayına kadar Türkiye, Arnavutluk’a elçi atamamıştır. Tiran Elçiliğine merkezden birinci sınıf elçi olarak Alî Türkgeldi,
10 Aralık 1936 tarih ve 2/5703 sayılı kararname ile atanmıştır 1019.
1016
Ulus, 1 Şubat 1938, s. 3.
Cumhuriyet, 26 Nisan 1938, s. 1-7. Ulus, 12 Mayıs 1938, s.3.
1018
Ulus, 1 Mayıs 1938, s. 8. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 357.
1019
BCA, 10 Aralık 1936, fon kodu:030.16, yer no:70.94.19. Türkgeldi, 29 Ocak 1937 Cuma
günü Draç’ta, Arnavutluk Teşrifat Müdürü Malik Bey, Draç Liman kumandanı, İkinci Katip
Tevfik Bey ile Tiran’da bulunan üç, dört Türk tebaası tarafından karşılanmıştır (M.C.
Şehabeddin Tekindağ,, “Âli Fuad Türkgeldi’nin Tiran Elçiliği”, Tarih Enstitüsü dergisi
(sayı 3 den ayrı basım), Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul,1973, s. 48).
1973:48). Hafta sonu dinlenen Türkgeldi’nin elçilik görevine başlayabilmesi için kral tarafından kabulü gereklidir. 31 Ocak Pazar günü akşamı Arnavutluk Dışişleri Bakanı Ekrem Bey
Libohova, Elçilik İkinci Katibi Tevfik Bey’i telefonla arayarak ertesi günü (Pazartesi) öğleden
sonra kendisinin yeni elçiyi kabul edeceğini, Salı günü de elçinin Kral’a itimadnâmesini
sunacağını bildirmiştir. Tiran’da diğer devletlere ait memurlar bu kadar sürede kabul
göremmiştir. Romanya Sefiri 10 günden beri itimadnamesini sunmayı beklerken ve de Bulga1017
296
HALİL ÖZCAN
Türkiye elçisi, 2 Şubat 1937 günü Arnavutluk kralına mutat bir tören
ile itimatnamesini sunmuştur 1020. İtimatnamenin sunumu dostane başlayan
tören sonrası samimi ve heyecanlı bir şekilde 55 dakika sürmüştür. Kral Zog,
Atatürk’e olan hürmet, muhabbet ve hayranlığı ile İnönü’ye beslediği hissiyatı tekrar tekrar elçiye ifade etmiştir. Kral, Abid Efendi ile Prenses Saniye’nin düğününe gönderme yaparak iki kardeş arasında bazen ihtilâfların
olabileceğini ancak iz bırakmayacağını ifade etmiştir. Kral Zog, İtalya ile
imzaladıkları Tiran Paktı müzakerelerinde Türkiye ve İngiltere aleyhine
hiçbir hareket olmamasını şart koştuğunu ifade etmiştir. Kral Zog, İtalya ile
dostluğunun resmi olduğunu beyan etmiş ve Türkiye ile tarihin bıraktığı
geleneğe dayanan hakiki dostluklarının olduğunu ifade etmiştir. Kral, kendisinin de eğitime önem verdiğini belirterek bu konuda Atatürk’ün neler yaptığını elçiden öğrenmek istemiştir. Görüşmenin sonunda kral, elçiye, “Geliniz,
her hafta geliniz” sözünü, beş altı kez tekrar etmiştir. Elçi, iki ülke arasında
dostluk havasının yeniden tesis ettiği hissi ile görüşmeden ayrılmıştır 1021.
Türkgeldi, Tiran elçiliği görevini sürdürürken Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanlığı ile yazışmalarında bir elçiye ve devlet memuruna yakışmayacak bir dil kullanmaya başlamış ve Dışişleri Bakanlığı bu durumdan
rahatsız olmuştur. Bizzat Bakan, 14 Aralık 1937 günü “Zata Mahsus” kayıtlı
şifre telgraf ile elçiyi istifaya davet etmiş ve Ankara’dan gönderilen Başkatip
Muzaffer Kamil’e görevi bırakması talimatı vermiştir 1022. Tiran Elçisi Alî
Türkgeldi’nin bakanlık emrine alınması 2/8053 sayılı kararname ile 15 Ocak
1938 günü onaylanmıştır 1023. Bu olaydan sonra da Türkgeldi’ye beş yıl görev
verilmemiştir 1024.
ristan sefirinin de bir ay beklemiş olduğu düşünülürse kabulün çabuk olması herkesi şaşırtmıştır (Tekindağ, a.g.e., s. 49).
1020
Ayın Tarihi, Mart 1937, s. 413.
1021
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s. 352-353.
1022
Şimşir, Bizim Diplomatlar, s. 434-436.
1023
BCA, 15 Ocak 1938, fon kodu:030.18, yer no:82.5.14.
1024
Şimşir, a.g.e., s. 434-436.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
297
Alî Türkgeldi’nin yerine Tiran Elçiliğine merkezden Hulusi Fuad
Tugay 19 Ocak 1938 tarihli 2/8209 nolu kararname ile atanmıştır 1025. Hulusi
Fuad Tugay, 13 Mart 1938 günü Tiran’a varmış ve ertesi günü Arnavutluk
Hariciye Nazırı Ekrem Libohova’yı ziyaret etmiştir. Elçi, Tiran’da tanıdığı
insanlarla karşılaşmış ve bu durumdan duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.
Bakan da bir Türk Arnavutluk’ta, bir Arnavut Türkiye’de yabancı olur mu
diye karşılık vermiştir. Bakan, Arnavutluk’un kral sayesinde ancak on iki
senedir huzurlu olduğunu belirterek Tiran’ın imarında karşılaştıkları güçlükten ve İstanbul’a olan özleminden bahsetmiştir. Bakan, Türkiye ile Yugoslavya arasındaki göçmen anlaşmasına sözü getirerek bu anlaşmada Arnavut
unsuruna istisna getirilip getirilmeyeceğini sormuş ve Yugoslavya’daki Arnavutların Türkiye’ye göçlerine engel olunmasının kendileri açısından
önemli olduğunu ifade etmiştir 1026.
Arnavutluk Dışişleri Bakanının bahsettiği göçmen meselesinin aslı
şöyledir. Arnavutluk’un yeniden İtalya ile ittifak imzalaması sonucunda
Yugoslavya Hükûmeti, Arnavutluk-Sırbistan sınırında kendilerine tehlikeli
olarak gördüğü Arnavutların mülklerine el koymuş ve onlara baskı uygulamaya başlamıştır. Bu baskının sonucunda buradaki Arnavutlar Türkiye’ye ve
Arnavutluk’a göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Sırplar bu mülke el
koyma işlemini tarım reformu kanunu çerçevesinde gerçekleştirdiklerini
savunmuştur 1027. Yugoslavya’nın Kosova Arnavutlarına uyguladığı şiddet
politikası Tiran Hükûmeti’ni tedirgin etmiştir 1028.
Bakana göre Yugoslavya’dan Arnavut göçü engellenemezse birkaç
yıl içerisinde Kosova ve diğer yerlerde hem sınırlar tehlikeye girecek hem de
o kısımlar üzerindeki hukukî iddialar zaafa düşecektir. Elçi, görüşmeden
sonra bakan hakkındaki ilk izlenimlerini Ankara’ya gayet nazik, Türkiye’ye
derin bir muhabbet besleyen açık kalpli bir insan olarak bildirmiştir 1029. Arnavutluk Dışişleri Bakanının muzdarip olduğu Yugoslavya’daki Arnavutla1025
BCA, 29 Ocak 1938, fon kodu:030.18, yer no: 82.8.10. Resmi Gazete, 17 Şubat 1938.
BCA, 19 Mayıs 1938, fon kodu: 030.10, yer no:233.573.16, s. 2-4.
1027
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:107, s. 12-16.
1028
Cumhuriyet, 20 Ağustos 1935, s. 7.
1026
298
HALİL ÖZCAN
rın göçe zorlanması meselesi Arnavutluk’un bağımsızlığıyla birlikte başlamıştır.
Yugoslavya, kendi sınırları içerisindeki Müslümanları (Türk ve Arnavut kökenli dâhil) eritme politikası doğrultusunda Türkiye’ye göç etmeye
zorlamıştır. Yugoslavya’nın amacı göç edenlerin yerlerine Sırpları yerleştirerek bu yerlerin etnik ve dini yapısını kendi lehine çevirebilmektir. Bunun
için de Yugoslavya, Kosova ve diğer bölgelerde yaşayan Arnavutların Arnavutluk’a ya da Türkiye’ye göç etmeleri için propaganda yürütmüştür. Bu
çerçevede Yugoslavya’dan Türkiye’ye 1920-1929 seneleri arasında yaklaşık
40 bin, 1913-1930 yılları arasında ise “Vardar Banlığı” ve Kosova’dan toplam 98.455 Müslüman göçe tabi tutulmuştur 1030. Ancak Arnavutluk’un 1930
senesinden itibaren İtalya nüfuzundan kurtulmaya çalışması ve Balkan Konferanslarına katılması, hatta bu dönem içerisinde Yugoslavya’ya yaklaşması
sebebiyle bu göçler durmaya başlamıştır. Gelinen süreçte Arnavutluk’un
yeniden İtalya nüfuzu altına girerek Balkan Birliği’ne dâhil olmaması üzerine Sırplar, Arnavutlar üzerindeki baskılarını yeniden artırmaya başlamıştır.
1935 yılına kadar Kosova bölgesinden göçe zorlanan 804 hane Arnavut Türkiye’ye, 68 hane Arnavut da Arnavutluk’a göç etmeye mecbur kalmıştır.
Yugoslavya’nın sınırları içerisindeki Arnavutlara baskısı giderek daha da
artmıştır. Hatta Yugoslavya’nın Nobel ödüllü yazarı İvo Andriç’in de aralarında bulunduğu fikir adamları ve diplomatlar, Müslüman Arnavutların göçü
meselesini desteklemişlerdir. Bunun üzerine de Türkiye, Romanya ve Yugoslavya, 13 Haziran 1938’de toplanarak bu meseleyi müzakere etmişlerdir 1031. 1913-1941 yılları arasında Yugoslavya’dan göçe zorlanan Arnavutların büyük çoğunluğu Türkiye’den başka sığınacak yer bulamamıştır 1032. Türkiye’nin bu meseledeki tutumu, Arnavutların mümkünse kendi yerlerinde
kalması ve sadece göçe zorlanan Türkleri Türkiye’ye kabul etmek şeklinde
olmuştur. Bu doğrultuda göçe zorlanan Arnavutların başkaca çarelerinin
kalmadığı durumlarda da onları kabul etmiştir.
1029
BCA, 19 Mayıs 1938, fon kodu: 030.10, yer no:233.573.16, s. 2-4.
Yusuf Hamzaoğlu, Atatürk ve Makedonya Türklüğü, Autoprint, Üsküp, 2006, s.17-21.
1031
Hamzaoğlu, a.g.e., s. 17-23.
1030
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
299
Türkiye Elçisi Hulusi Fuad Bey, 22 Mart 1938’de Kral Zogu’ya güven mektubunu sunarak bunu Ankara’ya rapor etmiştir. Buna göre Zogu,
Türkiye-Arnavutluk ilişkilerinin iki kardeş millet ilişkisinden daha derin
olduğunu belirterek gerek şahsının gerek Arnavut milletinin Türkiye’ye karşı
minnettar olduğunu ifade etmiştir. Kral, Türkiye sayesinde Arnavutluk’un
Slav istilâsından ve Slavlaşmaktan kurtulduğunu beyan ederek bunu yalnız
kendisinin değil, tekmil milletinin idrak ettiğini ifade etmiştir. Ayrıca kral,
Türk Elçisinin kendi nazarında bir Arnavut Bakanından farkının olmadığını
belirterek Arnavut milletinin Atatürk Hazretlerine ve kardeş Türk milletine
hayranlığını ifade etmiştir. Kral Atatürk’e hayranlığı ve özlemini şöyle ifade
etmiştir: “Atatürk Hazretleri yalnız Türkiye’nin halâskârı değil cihanın en
büyük siması ve bizler gibi geri kalmış milletlerin büyük rehberidir. Kendilerine karşı derin bir his beslemekteyim. En bahtiyar günüm nezdlerine giderek ellerini sıkmak olacaktır.” 1033.
Arnavutluk Ankara’daki elçililiğini 1934 senesinde bütçe sıkıntılarını gerekçe göstererek kapatmış ve son üç senede bir daha elçi atamamıştır.
B. Asaf, bu zaman zarfında iki ülke arasındaki ilişkinin gelişmesi için büyük
çaba sarf ederek bütçenin ilk müsait fırsatında Arnavutluk’un yabancı memleketlerde açtığı elçilikler arasına önce Ankara’yı dâhil ettirmeyi başarmış ve
1938 senesinde Türkiye’ye elçi olarak atanmıştır. Eğitimini Türkiye’de yapan B.Asaf Caculi Türkiye’yi seven ve Türkçeyi bir Türk kadar güzel konuşan biridir. Yanya’nın eski teşkilâta göre Leskovik kasabasında doğmuş ve
tahsiline orada başlayıp İstanbul’da bitirmiş olan bu aydın Arnavut genci,
diplomatlık mesleğine de Türkiye’de başlamıştır. B. Asaf, Ankara’da Arnavutluk Elçiliği kapatılmadan önce elçilik başkatibi ve maslahatgüzarı görevinde bulunmuştur. Ankara Elçiliğinin kapatılmasından sonra Ankara’dan
Yugoslavya’ya başkonsolos olarak atanmıştır. Türkiye’de yetişen Türkiye’yi
kendi memleketi gibi seven B.Asaf:”Kralımı, devrin En Büyük İnkılâpçısı
1032
1033
Koloğlu, “Arnavut Tarihçiliğinde Türkiye”, s. 272.
Şimşir, Türkiye-Arnavutluk İlişkileri…, s. 25-26.
300
HALİL ÖZCAN
nezdinde temsil edeceğimden büyük bir şeref ve bahtiyarlık duyuyorum.”
demiştir 1034.
Sonuç olarak Türkiye Abid Efendi ve Prenses Saniye’nin düğünü
nedeniyle geri çektiği elçisinin yerine on bir ay sonra elçi atamıştır. Arnavutluk da üç sene kapalı kalan Türkiye’ye elçiliğini yeniden açarak elçi tayin
etmiştir. Bu dönemde Atatürk ve Kral Zog, her iki ülkenin milli günlerinde
birbirlerine düzenli olarak telgraf çekerek kendileri ve ülkeleri için iyi dileklerini iletmişlerdir 1035. Ancak bu dönemde iki ülke arasındaki ilişkiler artık
eski heyecanını ve sıcaklığını kaybetmiştir.. Bunun nedeninin de Arnavutluk’un İtalya’nın nüfuzuna girerek Balkan Paktı’nın dışında kalması ve II.
Abdülhamit’in oğlunun Arnavutluk sarayına damat olması, olduğunu söylemek mümkündür.
E. Atatürk ve Türk İnkılâplarının Arnavutluk’a Tesirleri
Türkiye Cumhuriyeti’nin Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde yapmış olduğu inkılâplar, Müslüman ve geri kalmış devletlere örnek olmuştur.
Türkiye’ye ve Atatürk’e hayranlık duyulan Arnavutluk’ta da Türkiye’nin
reformları yakından takip edilmiştir 1036. 1920-1930’lu yıllarda Türk milletinin yaptığı savaş ve reformlar, Mustafa Kemal’in adı ile Arnavutluk’ta o
kadar özdeşlemiştir ki 1037 bu süreçte Türkiye’nin tecrübeleri Arnavut gazetecilerden birisi tarafından “Atatürk deneyi” olarak adlandırılmıştır. Arnavutların Mustafa Kemal’in kişiliğine gösterdikleri bu samimi ilgi, iki halkın
geleneksel yakın bağ ve ortak hayatı paylaşmış olmasından da kaynaklanmıştır 1038.
1034
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97, s. 71.
Ayrıca Kral Zog, Atatürk’ün yeniden cumhurbaşkanlığına seçilmesinde, Atatürk de 1938
yılında Arnavutluk Kralının onuncu yıldönümü sebebiyle telgraf çekmiştir. 1937 yılında
Arnavutluk’un 25. bağımsızlık yıldönümü kutlamalarına Arnavutluk Hükümeti, Türkiye
Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras’ın katılmasını talep etmiş, hatta el altından nabız bile
yoklamıştır. Ancak Türk Bakan, törenlere katılamamış ve Arnavutluk Dışişleri Bakanı
E.Libohova’ya bir kutlama mesajı göndermiştir (Şimşir, Atatürk ve Yanancı Devlet Başkanları C.I, s. 353).
1036
Cumhuriyet, 25 Mayıs 1935, s. 3.
1037
Shpuza, Ataturku dhe Shaiptaret, s. 12.
1038
Shpuza, Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”, 24922496.
1035
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
301
Her şeyden önce Türkiye’de yaşayan önemli oranda Arnavut kökenli
nüfus vardır ve bunların akrabaları Arnavutluk’ta yaşamaktadır. Bunlar,
Türkiye’nin reformlarından Arnavutluk’u haberdar etmişlerdir. Arnavutlar
için Türkiye’nin reformları, kendi siyasal mücadelelerinin bulunduğu konuma ve zaman içerisinde Türkiye ile ilişkilere göre değişkenlik göstermiştir.
Arnavut ilerici aydınlar, Türkiye’deki yenilik hareketlerini hayranlıkla izlemiş ve takdir etmiştir 1039. Kral yanlısı yönetim ve taraftarları ise Türkiye’nin
devrimlerini gıpta ile izlemiş, yönetim çevreleri ve kral, bunları yeri geldikçe
Türkiye temsilcilerine iletmekten geri kalmamıştır. Bu kesim, bir yandan
Türkiye’nin reformlarını örnek almış, diğer yandan da Türkiye’nin siyasî
rejimini kendi rejimlerine tehdit olarak algılamıştır. Hatta Kral Zog bile kendisine muhalefet edenlerin Atatürk ve Türkiye hayranlığını cezalandırmaktan
geri kalmamıştır.
İsmet Toto, Arnavutça yazdığı “Gazı Kemal Atatürk” isimli kitapta
Mustafa Kemal’e ve reformlarına hayranlığını ifade etmiştir. Toto’ya
göre Mustafa Kemal, yüzyılımızın büyük bir simasıdır ve onun sesi çok güçlü bir sestir. Bu büyük adam, kendi elleriyle bitmiş bir milleti yeniden yaratmıştır. Mustafa Kemal, Türkiye’nin kurtuluşu için yolunu kesmek isteyen
iç ve dış düşmanlara karşı büyük cesaretle ve kahramanca savaşmıştır. Mustafa Kemal’i, tarih büyük adam, büyük asker aynı zamanda reformist olarak
1040
anacaktır 1041. Toto’ya göre 1923 senesinde Türkiye, sonsuz sömürgenin zincirlerini kırmış olduğu için Türkler özgürlük, mutluluk ve modern medeniyette yaşayacaklardır. Halkların tarihi büyük liderlerinin tarihidir. Atatürk,
Türk halkına yeni bir hayat ve yeni parlak bir ruh vermiştir. Toto’ya göre
Türkiye, şimdi diğer ülkelerin gittiği yere gidiyor, ilerliyor. Toto:”Arnavut
1039
Çok sayıda entelektüelin yer aldığı ilerici grup, Kemalizm ve Türk toplumunun gelişmesini faşist İtalya’nın sömürgesi haline gelmiş Arnavutluk’un bağımsızlığı için bir model olarak
görüyordu. Bu kesim, Türkiye’nin yeniliklerinin alınmasını ve dostluğunun kazanılması
istiyordu. İlerici Arnavutlar, faşist ve bolşevik örneğinin Arnavutluk’a uymayacağını düşündüklerinden en uygun modelin Türk modeli olduğunu iddia ediyordu (Koloğlu, “Arnavut
Tarihçiliğinde Türkiye”, s. 272-273).
1040
İsmet Toto, Gazi Kemal Atatürk Krıjonës the Prıs ı Turqıs së rë, Shtypshkroja “nikaj”
Tiranë, 1935.
1041
Toto, a.g.e., s. 5-7.
302
HALİL ÖZCAN
olduğumuz için Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanımı aklımıza getirmemiz lazım
çünkü onlar ilk önce Arnavutça konuştular.” diye yazmıştır 1042.
İsmet Toto, Atatürk hakkında yazdığı kitapta hem Atatürk’ün anne
tarafından Arnavut olduğunu iddia etmiş hem de kitabında inkılâp kelimesi
kullanmıştır. Bu kitap nedeniyle kral yönetimi İ.Toto’yu komünistlikle suçlamıştır 1043. İsmet Toto’nun ağabeyi Ethem Toto, İşkodra valiliği görevinden
sonra Mehdi Frashëri Hükûmeti’nde İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Ethem
Toto, Delvina’da hükûmet karşıtı isyan başlattığında kardeşleri İsmet ve
Tahsin de Ethem’e destek vermiştir 1044. İsmet, ihtilâl sonrası sağ olarak ele
geçirilerek, Tiran hapishanesine konmuştur 1045. Sonunda da kral aleyhine
komplo yaptığı iddiasıyla öldürülmüştür 1046.
Arnavutluk’un bir kesiminde reformlar konusunda geçmiş deneyimden kaynaklanan Türkiye kuşkusu vardır. Bu kesim Jön Türk ve İttihat Terakki hareketindeki reformlar ile yeni Türkiye’nin reformlarını birlikte değerlendirmiştir. Bu kesimin yanı sıra Arnavutluk’un yerel nüfuz sahibi beyleri de kendi ayrıcalıklarına ve çıkarlarına aykırı gördükleri için Türkiye’nin
Atatürk liderliğinde yaptığı inkılâpları kabul etme taraftarı olmamıştır. Bütün
bunlara rağmen Türkiye’nin yenilikleri hemen her kesimin ilgisini çekebilmeyi başarmıştır. Arnavutluk’a Türkiye’den yenilik haberleri ulaştıkça Arnavutlar 500 senelik ortak geçmişi hatırlayıp kendilerinin de bu yenilikleri
yapabileceklerine dair umut ve güven beslemişlerdir.
Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türk İstiklâl Mücadelesi’ni yakından takip eden Arnavutluk basını, savaş sonrası reformları da aynı titizlikle takip etmiştir. Türk İstiklâl Mücadelesi, Arnavutluk’ta bağımsızlık
inancını geliştirirken Türk reformları, ülkenin çağdaşlaşabileceğine olan
umudunu ortaya koymuştur. Bu inanç ve umudu Arnavutluk’a aktarmada
1042
Toto, a.g.e., s. 193-195.
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 78.
1044
Arnavutluk İçişleri Bakanı Musa Yuka, kendisi ile görüşen gazeteci Halil Lütfü ( Tan, 17
Ekim 1937, s.7)’ye isyanın Ethem Bey’in siyasî ihtirası sebebiyle çıktığını ifade etmiştir.
1045
Halil Lütfi, Tan, 22 Ekim 1937, s. 7.
1046
Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 78.
1043
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
303
Türkiye’de yaşayan Arnavutların yanı sıra Arnavut basını da önemli bir işleve sahip olmuştur.
Türkiye’nin Mustafa Kemal önderliğinde İstiklâl Mücadelesi sonrası
giriştiği reformlar, Arnavutluk basınına oldukça geniş yer bulmuştur.
“Shqiptarı ı Amerıkes Korçe” gazetesi 1047 saltanatın kaldırılmasından sonra
Mustafa Kemal’in Türkiye’ye demokrasiyi getireceğini yazmıştır. 30 Aralık
1922 tarihli “Shqiptqri i Amerikës” gazetesi Türkiye’deki reformların bir
inkılâp olduğunu belirtmiştir 1048. “Koha” gazetesinde (27 Ekim 1928) yazan
Mihal Gromena’ya göre Türkler eski, ölü bir Türk Devleti’nden yeni bir
Türkiye meydana getirmiştir 1049. Söz konusu gazeteye göre emperyalist devletlerin bir toplumu yok edemeyeceğini Mustafa Kemal ile aynı inancı paylaşan arkadaşları kanıtlamıştır.
“Hylli i drites” dergisi, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan
yenik çıkmasına rağmen Türklerin Lozan Antlaşması gibi başarılı bir sonuç
elde edebildiğini yazmıştır. Adı geçen dergi, Mustafa Kemal’in İslâmiyet’in
komutanı olarak toprağa düşmüş olan din bayrağını yerden kaldırdığını yazmıştır. Aynı dergi, 1 Ağustos 1923 tarihinde Viyana’daki Arnavut Milli Fırkası adına Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çeken Elbasanlı Akif Paşa’nın
hem Lozan Antlaşması’ndaki başarıyı kutladığını hem de Arnavutluk’un
bağımsız ve güçlü bir şekilde örgütlenebilmesi için en çok Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir 1050.
Oysa Atatürk liderliğinde İstiklâl Mücadelesi veren ve Lozan Antlaşması sonrası millet egemenliğine dayalı siyasî rejimini belirleyen Türkiye,
kendi kaynaklarıyla ülkesinin kalkınması için uğraş vermiştir. Türk Bağımsızlık Savaşı ve reformları, bir ülkenin kendi iç dinamikleriyle bağımsızlığına kavuşabileceğini ve reform yapabileceğini göstermiştir. Bunu Arnavutluk
ve diğer ülkeler örnek alabilirdi ancak Türkiye’nin reformlar konusuna başka
1047
2 Aralık 1922, s. 2.
Demirlika, a.g.e., s. 92.
1049
Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri”, s. 113.
1050
Demirlika, a.g.e., s. 90-91. Yel, a.g.m., s. 110-111.
1048
HALİL ÖZCAN
304
ülkelere ve Arnavutluk’a yardım yapması ya da iç işlerine müdahalesi düşünülemezdi.
Arnavutluk’un Ankara Büyükelçiliği I. Kâtibi olan Asaf Caculli,
“Shqipenija” isimli gazeteye Atatürk liderliğinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği büyük değişimlerden (reformlardan) bahsetmiştir. A.Caculli, Türk halkının ekonomik gelişimi için sarf ettiği enerjiden ve kanunların onaylanmasında meclisin rolünden söz etmiştir 1051. Tiran’da yayınlanan “Telgraf” gazetesinin 28 Ekim 1927 tarihli sayısında Gazi Mustafa Kemal Paşa hakkında bir
makale yayımlanmıştır. Makalede, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın
rehberliğine yapılan reformların kıymetini bilimin ancak elli ya da yüz sene
sonra tamamen takdir edeceği yazılmıştır 1052. “Shekulli i Ri” gazetesi 1053,
“Büyük Din Reformları” başlığı ile dini açıdan Türkiye’nin büyük bir reform
yaparak Türk halkının bunları nasıl karşılayacağını bilmeden çok büyük ve
cesaretli yenilikler yaptığını ve dini siyaseten ayırarak herkesi şaşırttığını
yazmıştır. “Shekulli i Ri” gazetesi 1054, “Mustafa Kemal’in Ankara’sına Yolculuk” başlığı ile gazete muhabirinin Ankara’ya ait gözlemlerini aktarmıştır.
Muhabire göre yenilenen Ankara Avrupa tarzında bir şehir görünümündedir
ve Anadolu’nun ortasındaki yeni şehir, Gazi Mustafa Kemal’in istekleri doğrultusunda modern bir hale getirilmiştir.
Ergiri’de çıkarılan “Demokrasiya” gazetesinin 22 Mart 1932 tarihli
nüshasında “İyi Türkiye” başlıklı bir makale yayımlanmıştır. İstanbul’dan
gönderilen makaleye göre fikir yolunda geri kalmış olan Balkanlı ve Şarklı
milletlerin fikir adamları, Türkiye’nin gelişmesinden faydalanabilir. Ancak
aynı makalede Arnavutluk’un Türkiye’nin yeni ideolojik akımlarına henüz
hazır olmadığı da ifade edilmiştir. Söz konusu makalede bunun sebebi Arnavutların Jön Türk hareketinde yaşadığı olumsuz deneyime bağlanmış ve
Arnavut çocuklarıyla gençlerine, Türkiye’nin fikir ve ideoloji alanlarında
yaptıkları inkılâpları anlatmanın zorunlu olduğu belirtilmiştir. Makalede
1051
Hysi, a.g.e., s. 87.
H.Milliye, 24 Kasım 1927, s. 1.
1053
17 Ağustos 1928, s. 1.
1054
1 Eylül 1928, s. 3.
1052
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
305
ayrıca Türk inkılâbının Türkiye sınırları dışındaki geri kalmış milletlere örnek olduğu belirtilerek Kemalist inkılâp ve yeniliklerin büyük bir idealin
ruhlara verdiği heyecan ile elde edilen muhteşem bir sonuç doğurduğu ifade
edilmiştir 1055.
Tiran’da çıkan haftalık “İllyria” isimli gazetenin 25 Mart 1934 tarihli sayısında Şurayı Devlet Reisi Mehdi Frashëri imzasıyla Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile Türk inkılâbını öven içtenlikli bir makale yayınlanmıştır.
Frashëri, Osmanlı Devleti’nin yenilik hareketlerini örnekleriyle sıraladıktan
sonra Sevr’de Clemanceau’nun Türk delegesine Türk milletinin askerlik
sahasında intizam ve cesaret gösterdiğini; ancak bugünkü medeniyeti benimsemekte aciz kaldığı sözlerini hatılatmıştır. Yazara göre bu sözler, Türk vatanseverlerinin ruhlarına nüfuz eyleyerek onları sarsmış ve verilen karar o
kadar kati ve şiddetli olmuştur ki Türk milleti, süngüsünün ucu ile Sevr’ı
parçalayarak yalnız Türkiye için değil, bütün Avrupa için önemli bir tarihi
olayı yüksek bir sima ile gerçekleştirmiştir. Bu sima, Mustafa Kemal’in simasıdır. Mustafa Kemal, bugünkü yenilikçilerin en büyüğüdür ve onun kuvvetli iradesi, vatanperverlik feragati ve keskin zekâsı sayesinde etrafına en
vatansever zabitan ve aydınlar toplanmıştır. Frashëri’ye göre Atatürk, önce
vatanını düşmanların işgalinden kurtarmış, sonra da içeride yeniliklere başlayarak halkını asırlık uykudan uyandırmıştır. Makalede, hilâfetin kaldırılarak şeriata son verilmesi, tekke ve medreselerin yasaklanması izah edilerek
uzun zamandan beri uyumakta olan Türk ruhuna yenilik ve çeviklik aşılandığı ifade edilmiştir. Frashëri, Mustafa Kemal’in hem Avrupa’dan en büyük
profesörleri getirterek gençlere eğitim imkânı sağladığını hem de gençleri
Avrupa ve Amerika üniversitelerine eğitim için gönderdiğini belirterek bu
faaliyet ve sistemin neticelerinin bütün çıplaklığı ile görülmekte olduğunu
yazmıştır 1056.
“Besa” gazetesi (13 Aralık 1934), “Bugünlerde Türkiye’de Tatbik
Edilmekte Olan Yeni Kanunlara Bir Bakış” başlığı ile yayımladığı yazıda
1055
1056
BCA, 9 Nisan 1932, fon kodu:030.10, yer no:233.570.19.
BCA, 9 Mayıs 1934, fon kodu:030.10, yer no:233.572.7.
306
HALİL ÖZCAN
Osmanlı Devleti ile Türkiye’yi karşılaştırmıştır. Gazete özellikle yabancı
basının Türkiye reformlarından övgü ile bahsettiğine yer verdikten sonra
yeni mebus seçme kanunu ile kadınların mebus seçilerek ülkenin yönetiminde söz sahibi olacaklarından bahsetmiştir. Aynı yazıda Türklerin tamamen
Türkçe olan yeni soyad alacakları ifade edilmiş ve Türkiye Cumhurbaşkanı
Gazi Mustafa Kemal’e Türklerin babası anlamında Atatürk soyadının verildiği belirtilmiştir. Yazı şu çarpıcı ifade ile son bulmuştur: “Denilebilir ki
bütün dünyada büyük harpten sonra değişiklikler açısından bu kadar canlı
ve şanlı başka bir örnek yoktur.” 1057.
Mehdi Frashëri imzasıyla “Minerva” gazetesinde 1058 “Kemalist Türkiye’nin Yeni Reformları” başlığı ile bir makale yayımlanmıştır. Bu makalede Türkiye’de Atatürk önderliğinde yapılan reformların önemi belirtilmiş ve
Arnavutluk için gerekliliği ifade edilmiştir. “Vatra” gazetesi 1059, Ankara’da
Türk Hükûmeti’nin çıkardığı yasa ile Türkiye’nin laik ve demokratik bir
ülke olarak dini bayram yerine milli ve laik bayramları tatil olarak tanıyacağını yazmıştır.
“Bota e re” dergisi, 1936 yılında Osmanlı Devleti’nin yıkılma sebeplerini izah ettikten sonra Mustafa Kemal’in liderliğinde anti feodal ve
antiemperyalist Türk inkılâbının 1922-1936 seneleri arasındaki vasıflarını
kronolojik bir sıra ile yayımlamıştır. Dergiye göre Arnavurtluk Kralı, II.
Abdülhamit’in etkisinde kalsa bile Arnavutluk’ta Türk devrimini ve Atatürk’ü derinden inceleyen insanlar vardır 1060.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Arnavutluk’ta gelişen politik ve sosyal
ideoloji, Türkiye’den etkilenmiştir 1061. “Korça”’ ve “Shqiptqri i Amerikës”
gazetesinin İstanbul muhabiri, doğu ülkeleri için Türk devriminin önemini
vurgulayarak Türkiye’deki Arnavutların Mustafa Kemal devrimlerine karşı
duygularını ve duruşlarını ifade etmiştir. Arnavut aydınlarının bir kısmı da
1057
BCA, 12 Ocak 1935, fon kodu:030.10, yer no:233.572.18, s. 5-6.
31 Ocak 1935, s. 1-2.
1059
22 Ocak 1935, s. 4.
1060
Demirlika, a.g.e., s. 95-96.
1061
Shpuza, Ataturku dhe Shaiptaret , s. 119, Demirlika, a.g.e., s. 83.
1058
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
307
Türkiye’nin reformlarını tam anlamayarak reformlara ve Türkiye’ye farklı
bir bakış açısı sergilemiştir. Bu kesime göre Türkiye’nin bir Balkan ülkesi
olarak Balkanlardaki karışıklıkları düzenlemesi gerekir 1062. Arnavut aydınlar,
Balkanlardaki karışıklığın içerisine Arnavutluk’u da dâhil ederek Türkiye’yi
kendi iç mücadelelerine taraf yapmaya çalışmıştır.
Türkiye’de cumhuriyet ilân edildiğinde Arnavutluk’ta cumhuriyeti
savunanlar, daha güçlü bir şekilde demokratik yönetim şeklinin cumhuriyet
olması gerektiği konusunda ısrarlı tavır sergilemişlerdir. “Dajti” gazetesi, 1
Nisan 1924 günü cumhuriyetin tüm vatandaşlara özgürlük tanıdığını yazarak
Türkiye’nin “cumhuriyet” rejiminden bahsetmiş 1063 ve yeni rejiminin Türkiye’ye tamamen demokrasi getirdiğini belirtmiştir 1064. “Flaga” dergisi, Fransız siyasetçi Edwart Herryot’un “Orient” dergisinde Atatürk ve Türkiye
Cumhuriyeti ile ilgili makalesinden tercümelere yer vermiştir 1065. Bu tartışmalardan sonra Arnavut aydınları, Türkiye’yi örnek alarak ülkelerinin de
cumhuriyet rejimine geçmesini talep etmişlerdir 1066.
Diğer yenilik ve reformlarda olduğu gibi rejim belirleme konusunda
da Arnavutluk Türkiye’yi takip etmiştir. Türkiye’de cumhuriyet, 29 Ekim
1923 tarihinde Arnavutluk’ta ise 21 Ocak 1925 tarihinde ilân edilmiştir.
Ancak rejim belirlendikten sonraki süreçte Arnavutluk çok farklı bir yol
takip etmiştir. 31 Ocak 1925 tarihinde cumhurbaşkanı olan Ahmet Zogu,
tüm yetkileri kendi elinde toplayarak muhaliflerinden kurtulmak ve ülkede
asayişi sağlamak için tavizler karşılığında İtalya desteğine ihtiyaç duymuştur. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti demokratik özünü koruyarak yoluna
devam ederken Arnavutluk Cumhuriyeti, 1 Eylül 1928 günü İtalya destekli
Ahmet Zogu’nun krallık ilânıyla son bulmuştur. Arnavutluk’ta rejim değişikliği sonrası rejim yanlıları ve muhaliflerinin Türkiye’nin rejimine ve reformlarına bakışı farklı olmuştur.
1062
Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri” s. 114.
Shpuza, Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”, s.
2492-2493.
1064
Shpuza, Ataturku dhe Shaiptaret , s. 9-10.
1065
Demirlika, a.g.e., s. 94.
1066
Demirlika, a.g.e., s. 91-92.
1063
308
HALİL ÖZCAN
Arnavutluk ilerici çevreleri (aydınları) ile kral yanlısı çevreler, siyasî
mücadelelerinde Türkiye ve Atatürk reformlarını araç olarak kullanmayı
sürdürmüştür. Özellikle ilerici çevreler, Mustafa Kemal’in reformist yanını
ön plâna çıkartarak krallık rejimini tehdit olarak algıladığını vurgulamıştır 1067. Bazı Arnavutlar ise saltanatın kaldırılmasını ve cumhuriyetin ilânını
erken bulmuştur. Bu kesim, Türkiye Cumhuriyeti’ni despotik oligarşi veya
monarşiyile aynı kefeye koymuş ve Türkiye’nin rejiminin bu rejimlerden
daha kötü bir diktatörlük rejimi olduğunu iddia etmiştir 1068. Siyasî rejimin
belirlenmesi ve reformlarda olduğu gibi Türkiye’de hilâfetin kaldırılması da
Arnavutluk tarafından yakından takip edilmiştir.
1912 yılında Arnavutluk’ta ulusal hükûmet, Arnavutluk Diyanet
Başkanı (Baş Müftü) olarak Vehbi Agolli’yi, Baş Kadı olarak da Veysel
Naili’yi atamış ve Arnavut Müslümanlarını halifeden ve şeyhülislamdan
ayırmıştır 1069. Ancak yeni kurulan devlet için hayati öneme sahip olan bu
karar, Prens Vid’in gelmesi ve I. Dünya Savaşı’nın çıkması sebebiyle uygulanamamıştır 1070. Böylece de Millî İslâm İttifakı adı altında teşkilatlanmış
olan Arnavutluk Müslümanları, 1921 yılına kadar İstanbul’daki şeyhülislamlığa bağlılıklarını sürdürmüş ve bunların hutbeleri halife adına okunmuştur 1071.
Mart 1923’te de Arnavutluk’ta İslam topluluğunun yeniden yapılanabilmesi için Tiran Müslüman Kongresi toplanmıştır 1072. Bu kongrede caminin hem fiili hem de hukukî olarak halifelikten bağımsız olması kararlaştırılmıştır. Diğer Müslüman Devletler, Türkiye’de hilâfetin kaldırılmasından
(3 Mart 1924) sonra milli birliklerini sağlarken sadece Arnavutluk, bu tarihten bir yıl önce milli birliğini sağlamak için adım atmıştır. Ancak Türkiye’de
hilâfetin kaldırılması, Arnavut Müslüman Kongresi’nin işini daha da kolay-
1067
Yel, a.g.m., s. 121.
Demirlika, a.g.e., s. 91-92.
1069
Demirlika, a.g.e., s. 75.
1070
Shpuza, “Arnavutluk’ta Hilafetin Lağv Edilmesinin Yankısı”, s. 1-3.
1071
Yel, “Atatürk ve İnkılâplarının Arnavutluk’taki Tesirleri”, s. 110.
1072
Birinci İslam Cemâati Kongresi’dir (Yel, a.g.m., s. 110).
1068
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
309
laştırmıştır 1073. Halife ve Şeyhülislam’a neredeyse beş asır siyasal, kamusal,
askerî ve kültürel yönden bağlı olan Arnavutluk Müslümanları, hilâfetin
kaldırılmasına hiçbir olumsuz tepki vermemiş ve Arnavut basını da bu olayı
genelde olumlu olarak yorumlamıştır 1074.
Hilâfetin kaldırılması ve halifenin sınır dışı edilmesi kararı, Arnavut
basınında Mustafa Kemal’in çok önemli reformu olarak karşılanıp algılanmıştır. Türkiye’de halkın kendisinin siyasî güç kaynağı olduğu belirtilerek
hilâfetin kaldırılmasıyla yargı bağımsızlığının kazanıldığı ifade edilmiş ve
kadının modern hayatta yer almasından bahsedilmiştir. Hatta Arnavut basını,
Türklerin diğer Müslüman ülkelerden gördükleri desteğe de yer vermiştir.
Türkiye’de büyük reformun yapılması nedeniyle Arnavut ilerici çevreleri,
Arnavutluk Müslüman Kongresi’nin bir yıl önce almış olduğu kararları daha
hızlı uygulayabileceğine inanmıştır. Hilâfetin kaldırılmasından olumlu etkilenen Arnavutluk halkı, diyanet sahasında reformların yapılması için Ankara’daki Türk milliyetçilerin örnek alınmasını istemiştir. “Zeri i Popullit”
(Halkın Sesi) gazetesi de Arnavutluk diyanetinin İslâm inancına ters düşmeden mantık ve ilimlere dayanarak çağın yeni istekleri doğrultusunda düşünmesini isteyen yayın yapmıştır 1075. Ancak Arnavutluk muhafazakâr kesimi
hilâfet makamına bağlıkları sebebiyle toprak sahipleri de mevcut Osmanlı
yasalarına göre Arnavutluk’taki ayrıcalıkları devam ettiği için hilâfetin kaldırılmasına karşı çıkmıştır.
Arnavutluk seyahati yapan Falih Rıfkı Atay da Kemalizm’in büyük
şerefinin Arnavutluk’ta iyi göründüğünü belirterek Arnavutların kendilerini
sömürge veya yarı sömürge olmaya mahkûm eden şarklılıktan kurtulabilmek
1073
Shpuza, a.g.m., s. 1-3.
Shpuza, a.g.m., s. 6-7. Ancak, “Hyili i drites” dergisi, hilâfet, Vatikan ve Arnavutluk’taki
Müslüman liderler arasındaki bağlantıdan bahisle Türkiye’nin yeniden emperyalizmin kucağına düşeceğini iddia etmekte ve Türkiye’nin Osmanlı güçlerinin dayanağı olan hilâfetin
gücüne boyun eğeceğini yazmaktadır (Yel, a.g.m., s. 110). Oysa Arnavutlar, bağımsızlıklarını
kazandıkları 1912 yılında hilâfet makamından ayrılma kararı almış ancak uygulayamamıştır.
1921 senesi ile birlikte şeyhülislam makamına bağlılığa ve 1923’te de hilâfet makamına bağlılığa son vermiştir. Dolayısı ile Türkiye’nin hilâfeti kaldırmasını eleştirmeleri son derece
haksızdır.
1075
Shpuza, a.g.m., s. 3-5.
1074
310
HALİL ÖZCAN
için Türk devrimlerini adım adım takip ettiklerini tespit etmiştir. Falih Rıfkı,
bunlara örnek olarak da şapka kanunu ve medeni kanunla Arnavut şehir ve
kasabalarının görünüşlerinin değişmesini, kadınların kıyafetlerinin değişmesini, Hıristiyan ve Müslüman Arnavutların artık evliliklerinin serbest olmasını göstermiştir. Ayrıca Falih Rıfkı Tiran’da iken Türkiye’nin hafta sonu
tatili olarak cuma yerine pazar gününü kabul etmek üzere olduğu haberini
öğrenen Kral Zog, bu kararı yerinde bularak bu doğrultuda kanun çıkartmıştır 1076. Dolaysıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün modern Türkiye’si Zogu için
bir esin kaynağı olmuştur 1077. Zogu, Türkiye’de yapıldığı gibi çok eşliliği
kaldırmış, kadınların çarşaf örtünmeleriyle batı tarzı olmayan giysileri yasaklamış ve soyadı kanunu getirerek laik bir hukuk sistemi kurmuştur 1078.
Arnavut basını Türk devrimini Zogu’nun reformlarının yetersizliğini
göstermek için de kullanmıştır. Türkiye’nin kadınların sosyal hayata kazandırılması ve kadın hakları konusundaki reformları da bu amaçla kullanılmaya
başlanmıştır. Kostaq Cipo gibi öğretmenler Arnavutluk’ta kadın özgürlüğü
için bir sonuç alınamamasını, Türk edebiyatının başarılarıyla Halide Edip
gibi yazarları örnek göstererek eleştirmiştir 1079. “Vatra” gazetesi 1080 Türk
tarihinde ilke kez 17 bayan vekilin TBMM’ye girdiğini yazmıştır. “Vatra”
gazetesinde 1081 Türkiye’nin Bayan milletvekili Mebrure Günenç’in fotoğrafı
yer almıştır. Kadın haklarına yönelik Türk reformlarının Arnavutluk basınında artması üzerine Arnavutluk Meclisinde muhafazakâr milletvekilleri,
kadınların meclise girmesine tahammül edemeyeceklerini ifade ederek elle1076
Falih Rıfkı Atay, Gezerek Gördüklerim, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları/2466, Ankara,
2000, 192-193, Falih Rıfkı, Falih Rıfkı, Faşist Roma, Kemalist Tiran ve Kaybolmuş
Makidonya, Hakimiyeti Milliye Matbaası, t.y.s. 55-58.
1077
1930’larda Arnavutlara dışardan bakıldığında gerek fesleriyle gerek çarşaflarıyla ve minareleriyle Türkiye’dekilerden daha Türk görünümündedir. Zogu, Atatürk ile kıyaslandığında
daha avantajlı idi. Zogu’ya göre Türkler bolşevik metotlardan oldukça etkilenmişlerdi ve
geçmiş ile moderniteyi bir potada eritmeye çalışıyorlardı ve bu iyi bir şey değildi. Zogu muhafazakârlığı kötü bir şey olarak değerlendirmiyordu ve muhafazakârlığı ülkenin gerçek
ihtiyaçlarına göre geleceği şekillendirmede bir araç olarak kullanmayı ümit ediyordu (Tomes,
a.g.e., s. 163).
1078
Tomes, a.g.e., s. 158.
1079
Yel, a.g.m., s. 120, Demirlika, a.g.e., s. 94.
1080
3 Mart 1935, s.1.
1081
10 Mayıs 1935, s. 1,4.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
311
rinde olan uçak ve gemilerle Türkiye’ye savaş açacaklarını belirtmekten geri
kalmamışlardır 1082.
Kral Zog da kız kardeşlerinin Avrupa tarzı kıyafetlerle sokakta dolaşmalarına ve tenis oynamalarına izin vermek suretiyle onları Arnavut kadınlara örnek göstermeye çalışmıştır 1083. Kral Zog, kadın hakları konusunda
da Türkiye’nin aynı konudaki uygulamaları sonuç verdikten sonra harekete
geçebilmiştir. Kral, Arnavut kadınlarının yaşmak ve çarşafını bırakmasını,
özel okullara gitmesini ve devlet hizmetine girmesiyle kızların istedikleri
erkek ile evlenmesini sağlayacak düzenlemeyi yapmanın önünü açarak toplumu buna hazırlamaya çalışmıştır.
Arnavut kadının özgürlüğü, Türkiye’deki reformlardan sonra hukukî
güvenceye alınmaya çalışılmıştır 1084. Kral Zog, 1937 yılı Meclisi
Mebusan’ın açılışında söylediği nutukta içtimaî reformlardan bahsederek
tesettürün kaldırılacağını açıklamıştır. 8 Mart 1937’de tesettürün kaldırılması
hakkındaki kanun oybirliği ile kabul edilmiştir. Ayrıca bu kanuna devlet,
belediye ve nahiye memurlarının şapka giymelerini mecbur kılan hükümler
de ilave edilmiştir. Kanun ile kadınların tamamen ya da kısmen her ne ile
olursa olsun yüzlerini kapamaları yasaklanmış ve yaptırım olarak para, hapis
ya da memuriyetten men cezası öngörülmüştür. Şapka giymeyen memurlara
da (devlet, belediye ve nahiye) para ve hapis cezası getirilmiştir 1085.
Arnavutluk’un bu süreçte Türkiye’deki reformları takip etmesini
Türkiye Elçisi, Ankara’ya rapor olarak gönderirken Arnavutluk’ta Türkiye’deki reformların etkisinin inkârının mümkün olmadığını bildirmiştir 1086.
Atatürk reformlarının etkisi Arnavutluk üzerinde Atatürk’ün ölümünden
sonra da hissedilmiştir. Enver Hoca’ya göre Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türk milletinin yaptığı büyük devrim Türk kadınını ilerlemeye teşvik
1082
Yel, a.g.m., s. 112.
Ayın Tarihi, Ekim 1935, s. 372.
1084
Demirlika, a.g.e., s. 94.
1085
BCA, 10 Nisan 1937, fon kodu:030.10, yer no:233.573.11.
1086
BCA, 10 Nisan 1937, fon kodu:030.10, yer no: 233.573.11.
1083
312
HALİL ÖZCAN
ettiği gibi Türkiye sınırlarını aşarak etkisini sürdürmüştür 1087. Tüm bunların
yanında Arnavutluk’ta Atatürk ve Türk inkılâbı bazı çevrelerce eleştirilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa liderliğinde yapılan Türk milli ihtilâli, Arnavutluk gerici, siyasî, Zogist, dindar ve hatta liberal kesimlerince küçük gösterilmek istenmiş ya da antiemperyalist özü gizlenmeye çalışılmıştır. Bu çevreler, Türk inkılâplarının yüksek aşamaya gelmiş olmasından korkmuştur 1088.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini yaptığı İstiklâl Mücadelesi’nin ve inkılâpların yankısı, Türkiye dışına çıktığı halde bazı Arnavut basını, bu yankının sadece doğuda duyulduğunu yazarak bu gerçeği inkâr etmeye çalışmıştır 1089. Genellikle çiftlik sahibi ve feodal sistem yanlılarınının oluşturduğu
Arnavutluk’un muhafazakâr kesimi de Osmanlı Devleti’nden kalan yasaların
korunması gerektiğini savunarak Atatürk reformlarını reddetmiştir 1090. Atatürk ve Türkiye reformlarına tepkiler zaman zaman basında yer almaya devam etmiştir.
“Dyersa e Popullit” gazetesi (16 Aralık 1934’te), “Yeni Türkiye’de
Reformlar” başlıklı yazısında Türkiye’nin reformlarının her yerde büyük
yankılar uyandırdığını fakat hele Arnavutluk’ta daha derin bir bağ ile gözlendiğini yazmıştır. Gazete, unvanların kaldırılmasından, dini kıyafetlerin
yasaklanmasından, müzik alanındaki yeniliklerden bahsettikten sonra Türkiye’yi batı taklidi yaptığı gerekçesiyle eleştirmiştir. Atatürk’ün müzik alanında alaturka yerine garp müziği yani Kemalist müzik oluşturmak istediği fakat bu konuda başarılı olamadığı belirtilmiştir 1091. Mihal Grameno gibi bazı
1087
Kopi Kyçyku, Mustafa Kemal Ataturku, Kombinati Poligrafik, Tiran, 1987, s. 83-84.
Shpuza, Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları”, s.
2492-2493.
1089
Shpuza, a.g.m., s. 1377.
1090
Koloğlu, “Arnavut Tarihçiliğinde Türkiye”, s. 272-273.
1091
BCA, 12 Ocak 1935, fon kodu:030.10, yer no:233.572.18, s. 7. Arnavutluk’ta radyo
dinleyicilerinin büyük çoğunluğu, sabırsızlıkla kışı bekler ve İstanbul istasyonundan Türk
musikisine kavuşurdu. Nihayet 1934 yılı kışı gelmiş, radyolardan parazit de gitmiş ve Arnavutlar, erkenden evlerine dönerek İstanbul’da geçirmiş oldukları unutulmaz anıları Türk
musikisi ile yeniden yaşamak için radyolarını açmışlar; ancak Türk musikisini bulamamışlardır. Arnavutlar hayal kırıklığına uğramış ve alaturka müzik dinleyebilinir umuduyla Mısır
istasyonuna başvurmuştur. Ancak Mısır istasyonuna Brüksel istasyonu karışınca Arnavutlar,
1088
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
313
Arnavut milletvekilleri ise kadınların meclise alınmasına izin verilemeyeceğini ifade etmiştir. “Bota e re” dergisiyse iktisadî ve sosyal alanda sınırlama
getirmesi sebebiyle Türk inkılâbını eleştirmiştir 1092.
Mustafa Kemal’in özellikle kadın reformu, Zogu yanlıları tarafından
yalnızca çarşafın kaldırılmasına indirgenirken muhalif ilerici basın Türk
kadınının elde ettiklerini takdirle karşılamıştır 1093. Arnavutluk Müslüman
Kongresi’nden sonra Arnavutluk diyanetinin yayın organı olarak çıkmaya
başlayan “Zani i Nalte” (Ulvi Ses) dergisinin bazı makalelerinde İslâm dininin batıl inançlara ve yobazlığa karşı olduğu ifade edilerek Kur’an-ı Kerim’in de bu doğrultuda yol gösterdiği hatırlatılmış ve bundan dolayı yobazlıktan ne kadar uzak durulursa gelişmiş medeniyete doğru ülkenin daha hızlı
ilerleyeceği belirtilmiştir. İlginçtir hilâfetin kaldırılmasına Arnavutluk Müslümanları tepki göstermediği halde Arnavutluk’ta İslâm birliğinin gelişmesini istemeyen ön yargılı Hıristiyan din adamları tepki göstermiştir. 1094
“Hyili i drites” dergisi hilâfet, Vatikan ve Arnavutluk’taki Müslüman liderler arasındaki bağlantıdan bahisle Türkiye’nin yeniden emperyalizmin kucağına düşeceğini iddia etmiştir. Dergi, Türkiye’nin Osmanlı güçlerinin dayanağı olan hilâfetin gücüne boyun eğeceğini yazmıştır. Oysa Arnavutlar, 1912 senesi ile birlikte meşihat makamına bağlılığa son vererek
1923’te de Tiran’da yapılan Birinci İslam Cemâati Kongresi’nde hilâfet makamından tamamen ayrıldıklarını ilân etmişlerdir 1095. Dolayısıyla Türkiye’nin hilâfeti kaldırmasını eleştirmeleri son derece haksızdır.
alaturka müzikten umutlarını kesmiştir. “Besa” gazetesi (8 Kasım 1934), bu durumda Arnavutların radyolarını üçer dolara satacaklarını bunların yerine gramofonlar alacaklarını yazmıştır. Ankara Hükümeti’nin Türk musikisini yasaklaması Arnavutları çok üzmüştür (BCA, fon
kodu:030.10, yer no:233.572.13:6). Kral ve hükümet ne yaparsa yapsın Arnavut halkının
kulağı radyolar aracılığı ile Türkiye’de olmuştur.
1092
Demirlika, a.g.e., s. 92-95.
1093
Petrika Thengjıllı,, “Kemalist Türkiye’de ve Arnavutluk’ta Kadın Hareketi (Tarihi Kıyaslamalar”, Uluslararası Konferans: Atatürkçülük ve Modern Türkiye, Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Yayın No:582, Ankara, 22-23 Ekim 1998, s. 554.
1094
Shpuza, “Türk Milli İhtilalinin ve Kemalist Reformların Arnavutluk’taki Yankıları” s. 5-6.
1095
Yel, a.g.m., s. 3.
HALİL ÖZCAN
314
Atatürk ve Türk reformları, Arnavutluk gerici çevrelerince özü tam
kavranamadığı ve bu çevrelerin hilâfet makamına bağlılıkları sebebiyle eleştirilmiştir. Liberal kesimin bir kısmı ise Türkiye’nin Batıya rağmen reform
yapmasını anlayamamıştır. Kral yanlıları da Türkiye’deki reformların kralları ve krallık rejimlerine tehdit oluşturacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Muhafazakâr Arnavutların bir kısmı ve toprak sahipleri ise Türk reformlarının
Osmanlı yasalarını ortadan kaldırdığını görerek aynı reformların Arnavutluk’ta da gerçekleştirilmesiyle Osmanlı yasalarından kaynaklanan ayrıcalıklarını kaybedeceklerini düşündükleri için reformlara karşı çıkmışlardır. Tüm
bu eleştirilere rağmen Atatürk reformlarının kendi içerisinde sistemli bir
bütün oluşturduğunu ve bunların Arnavutluk’ta da uygulanması ile Arnavutluk’un daha iyi seviyeye geleceğini savunan çok sayıda Arnavut aydını ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak Atatürk döneminde Arnavutluk’ta reform kapsamında
çıkarılan önemli kanunlar, adeta Türkiye’deki kanunları takip etmiştir. Türkiye’de medeni kanun ve ceza kanunu 1926 senesinde, ticaret kanunu ise
1927 senesinde kabul edilmiştir 1096. Arnavutluk’ta da 1927 senesinde ceza
kanunu, 1929 senesinde medeni kanun ve 1932 senesinde de ticaret kanunu
çıkartılmıştır. Bu kanunlar, Batı dünyası model alınarak hazırlanmış 1097 olsa
da Türkiye’nin bu kanunları kabul edip Türkiye’deki uygulanabilirliği görüldükten sonra Arnavutluk Hükûmetleri, harekete geçerek benzer kanunları
kendi ülkeleri için hazırlayabilmiştir.
F. Atatürk’ün Ölümünün Arnavutluk’taki Yansımaları
Türklerle Arnavutların kaynaştığı ve akrabalık ettiği Makedonya yöresinde doğan, büyüyen ve olgunluk çağına erişen Mustafa Kemal, II. Meşrutiyet döneminde de bu bölgede görev yapmıştır. Bu dönemde milli ve toplumsal faaliyetlerle ilgilenen Türk ve Arnavut derneklerinin icraat ve yayınları hem Mustafa Kemal hem de Arnavutlar tarafından yakından takip edilmiştir. Hatta II. Meşrutiyet bayramının kutlandığı bir akşam töreninde Mus1096
1097
Tural, Durmuş, vd, a.g.e, s. 82.
AS.S.III, s. 297.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
315
tafa Kemal, Arnavut liderlerle oldukça samimi sohbetler yapmış, Meşrutiyet’in ilânı sürecindeki Arnavutların hizmetlerini överek Türk-Arnavut kardeşliğinin önemini belirtmiştir. Mustafa Kemal ile Arnavut aydınları arasındaki ilişkiler sürekli devam etmiş, Arnavut aydınlar, Atatürk’ün hemen her
alandaki faaliyetlerini yakından takip etmişlerdir 1098.
Türk İstiklâl Mücadelesi ve sonrasında Türk-Arnavut dostluğunun
pekişmesinde Atatürk’ün kişiliğiyle onun Türk milletine kazandırdığı reformların da önemli etkisi olmuştur. Diğer mazlum milletlerde olduğu gibi
Arnavutluk’ta da örnek bir lider olarak değerlendirilen Atatürk’e duyulan
özel ilgi ve hayranlık, halk tarafından yaratılan ağıt, özdeyiş, atasözü, deyim
ve destanlarda da dile getirilmiştir 1099.
Atatürk’ün vefatı, sadece Türk milletinde değil aynı zamanda bağımsızlıklarına esin kaynağı olduğu diğer mazlum milletlerde ve Arnavutluk’ta da büyük bir üzüntü yaratmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal Atatürk’ün vefat haberi, Arnavutluk’a 10 Kasım 1938 günü akşamı
resmi haber ile duyurulmuştur. Bu haber yöneticilerde, aydın çevrelerde ve
halkta çok derin üzüntü yaratmıştır. Dışişleri Bakanlığında bayrak yarıya
indirilmiş ve 11 kasımda Türk Büyükelçiliğindeki taziye ziyaretine, kralın
baş yaveri (General Sereggi), başbakan, hükûmetin tüm üyeleri, meclis başkanı ile çok sayıda milletvekili, Tiran’daki yabancı misyon temsilcileri, asker-sivil erkân, cemaatlerin liderleri, bakanlıkların yüksek düzeyli memurları
ve başkentin elit kesiminin çok sayıda temsilcisi gelmiştir 1100. Bu ziyaretlerin
dışında Türkiye Elçiliğine birçok yerden ve kimseden mektupla ve telgrafla
taziye dilekleri sunulmuştur. Bunların yanı sıra belediye başkanları halkın
üzüntülerini Tiran Türkiye Elçiliğine telgrafla bildirmiştir 1101. Atatürk’ün
vefat haberi duyulduğunda Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı
1098
Nesip Kaçi,, “Atatürk Arnavutluk’ta Nasıl Değerlendiriliyor?”, Atatürk’ün Ölümünün
50. Yılı Sempozyumu (31 Ekim- 1 Kasım 1988), Ankara Üniversitesi, Ankara, s. 49-50.
1099
İbrahim Krosi,, “Makedonya” “Arnavut Folkloru”nda “Mustafa Kemal Atatürk”, II.
Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri I.Cilt Genel Konular, G.Ü. Basın Yayın
Yüksekokulu Basımevi, Ankara, 1982, s. 190-194.
1100
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97, s. 126.
1101
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I., s. 360.
316
HALİL ÖZCAN
ve Krallık İstihbarat Bürosu valilikler aracılığı ile basına talimat vererek
Atatürk’ün fotoğraflarına yer verilmesi ve hayatıyla eserleri hakkında olumlu yazılar yazılmasını istemiştir. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesiyle de basına İnönü’nün hakkında olumlu yazılar yazılması talimatı verilmiştir.
Dışişleri Bakanlığı Basın Müdürlüğü, 10 Kasım 1938’de İçişleri Bakanlığı İstihbarat Bürosuna gönderdiği yazıda Avlonya’da çıkan “Gazeta e
Korçes”, “Jeta e Re” ile Ergri’de çıkan “Demokratia” gazetelerinde Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk’ün fotoğraflarına, özgeçmişine
ve reformlarına olumlu olarak yer verilmesinin sağlanması talebinde bulunmuştur 1102. Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Bürosu tarafından İçişleri Bakanlığı
İstihbarat Bürosuna gönderilen 11 Kasım 1938 tarihli yazıda ise yerel gazetelerde Dışişleri Bakanlığı Basın Müdürlüğünün telgraf ile göndereceği Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili haberlerin yayınlanması ile İsmet Paşa hakkında
yazılara yer verilmesi istenmiştir 1103.
Krallık İstihbarat Bürosu, valiliklere 12 Kasım 1938 günü gönderdiği şifreli telgrafta yerel basının Atatürk’ün ölümü ile ilgili haberleri vermeye
devam etmesini ve yeni seçilen Cumhurbaşkanı İnönü hakkında olumlu yorumlar yapmasını talep etmiştir 1104. Bu yazışmalar ve yayınlar sürerken Dışişleri Bakanı imzasıyla valiliklere şifreli telgraf gönderilmiş ve yerel gazetelerin Kemal Atatürk’ün resimli özgeçmişiyle reformlarına yer vermeleri
istenmiştir 1105.
Arnavutluk Hükûmeti ve Krallık Basın Bürosu da Atatürk’ün ölümü
üzerine basının bir kısmına Atatürk hakkında olumlu yazılar yazılması için
talimat vermiştir. Bu talimatın etkisiyle Atatürk hakkında bazı gazetelerde
olumlu yazılar yazılmış olsa bile gazetelerin hemen tamamının Atatürk’ün
ölümü ile ilgili olumlu yayın yapmış olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır.
1102
AQSH. Fon:152, tarih:1938, Dosya 159, s.1.
AQSH. Fon:152, tarih:1938, Dosya 159, s. 2.
1104
AQSH. Fon:152, tarih:1938, Dosya 159, s. 4.
1105
AQSH. Fon:152, tarih:1938, Dosya 159, s. 3.
1103
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
317
“Drita” gazetesi, 11 Kasım 1938 günü (birinci sayfasında) “Atatürk
Hayat Değiştirdi” başlığı ve Atatürk fotoğrafı ile çıkmıştır. “Drita”, bu başlığıyla ölüm kelimesini kullanmayarak Atatürk’ün manevî olarak yaşayacağına olan inancını dile getirmiştir. Gazete, Atatürk’ün 1881 yılında Türk ve
Makedon olan bir ailede doğduğunu belirterek (I.) Dünya Savaşı ve İstiklâl
Savaşı’nda yaptıkları ile savaş sonrası Türkiye’de yaptığı yenilik ve reformları sıralamış, Gazi unvanını alışını yazmıştır. Gazete, ayrıca Arnavutluk
halkının Atatürk’ün vefatı üzerine büyük acı ve üzüntü duyduğu bilgisine de
yer vermiştir 1106. “Drita” gazetesi başka bir makalede Atatürk’ün yeni Türkiye’nin kurulması ve gelişmesine katkılarını belirtmiş ve onun inkılâpçı zihniyetinin memleketini bir batı (çağdaş) devleti haline getirdiği bilgilerine yer
vermiştir. Ayrıca gazete, Atatürk’ün hilâfeti ve dini mahkemeleri kaldırdığını, kadını tesettürden kurtardığını belirterek uluslararası takvimi ve Lâtin
harflerini kabul etmesiyle medeni kanunu tatbik eylemek için yaptığı çalışmaları hatırlatmıştır 1107.
11 Kasım 1938 tarihli “Shtypi” gazetesinin birinci sayfasında Atatürk’ün ölüm haberi fotoğrafının yanında “Tüm Türk Milleti Yeni Türkiye’nin Yaratıcısı ve Ebedi Önderi İçin Yastadır” başlığı ile verilmiştir. Türk
halkının lideri Atatürk’ün biyografisi ile reformları hakkında bilgi veren
gazete, Atatürk’ün ülkesini kısa bir sürede çağdaş bir devlet haline getirdiğini ve Türk halkını maddî-manevî refaha kavuşturduğunu yazmıştır. Ayrıca
gazete, Türk halkının bu büyük ve hüzünlü kaybı karşısındaki üzüntülerini
Arnavut halkının paylaştığını belirtmiştir 1108. “Stipi” gazetesi ise baş makalesinde Atatürk’ün ölümü üzerine şunları yazmıştır: “Bütün Türk milleti matemlidir. Çünkü yeni Türkiye’nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir.”
“Stipi” gazetesi, Atatürk’ün hayatı hakkında bilgi verdikten sonra on beş
yıllık cumhurbaşkanlığı sırasında yaptığı inkılâpları anlatmış ve son dakikaya kadar milleti için adeta bir “mabud” hükmünde olduğunu ifade etmiştir.
“Stipi” gazetesi yazısına şöyle devam etmiştir:
1106
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97, s. 123. Drita, 11 Kasım 1938, s. 1 (EK-21).
Cumhuriyet, 14 Kasım 1938, s. 7, Ulus, 14 Kasım 1938, s. 8. Ajans Alba 13 Kasım 1938
tarihinde Atatürk’ün ölümü ile ilgili gazete haberlerini Türkiye’ye geçmiştir.
1107
318
HALİL ÖZCAN
“Atatürk nispeten pek kısa bir zaman zarfında memleketinin çehresini tamamen değiştirmiş, eski Türkiye’den modern bir devlet çıkarmıştır.
Türk milleti kendisine maddî ve manevî refahını borçludur. Arnavud milleti
bu büyük elim ve ziyadan dolayı Türk milletinin duyduğu acıya iştirak etmektedir.” 1109
“Drita” gazetesi, 12 Kasımda “General İsmet İnönü Türk Cumhuriyeti’nin Başkanı” başlığı ile İsmet İnönü’nün mecliste cumhurbaşkanı seçilmesi haberini okuyucularına duyurmuştur. Gazete, İnönü’nün başbakanlık
yaptığını belirtmiş ve Atatürk’ün yakın arkadaşı olduğunu hatırlatarak onun
eserine sahip çıkacağını vurgulamıştır. “Drita”, İnönü’nün cumhurbaşkanı
seçilmesinden Arnavutluk devlet adamları ve yöneticilerinin memnun olduğunu belirterek dünyada ve Arnavutluk’ta İsmet İnönü’nün akıllı bir adam
olarak tanındığını ifade etmiştir. “Drita” gazetesi, Atatürk’ün ölümünün Arnavutluk’ta çok büyük üzüntü yarattığını ancak İnönü’nün cumhurbaşkanı
olmasının bu üzüntüyü biraz hafiflettiğini ifade ederek Arnavut halkının
İnönü’ye başarılar dilediğini yazmıştır. “Shtypi” gazetesi, 12 Kasım 1938
günü “Türkiye Yaratıcısına Ağlıyor” başlığı ile çıkmıştır. Gazete, Mustafa
Kemal Atatürk’ün hayatının son zamanları ile ilgili bilgiler vererek Türk
halkında ve tüm dünyada bu ölümün yarattığı üzüntüyü aktarmıştır 1110.
“Jeta E Re” gazetesi, 14 Kasım 1938 günü “Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Ölümü” başlığı ile çıkmıştır. Gazete, Kemal Atatürk’ü yüzyılın en
büyük simalarından biri olarak nitelemiş ve onu iyi bir asker, cesaretli bir
reformcu olarak tanımlayarak tarihçilerin yeni Türkiye’yi kuran Atatürk’ü
büyük bir stratejist olarak göreceklerini belirtmiştir. Gazete, Atatürk’ün I.
Dünya Savaşı ile Türk İsitklâl Mücadelesi’ndeki hizmetlerini bazı tarihler
yanlış olsa da içerik olarak doğru vermiş ve Türk Devleti’ni kurmak için
yaptığı mücadeleyi okuyucularına hatırlatmıştır. Türkiye’de öğrencilerin
“Biz öğrenciler cumhuriyetini koruyacağız” diye, yemin ettiğini belirten
gazete, cenaze programı hakkında da bilgi vermiştir. Gazete, Türkiye Cum1108
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97, s.:123 (EK-22).
Cumhuriyet, 14 Kasım 1938, s. 7, Ulus, 14 Kasım 1938, s. 8.
1110
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97. s.126. Drita 12 Kasım 1938, s. 1.
1109
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
319
huriyeti Hükûmeti bildirisinde yer alan “Türk Milleti en büyük evladını kaybetmiştir” ibaresine de yer vermiştir. “Jeta E Re” gazetesi Fransa, Yunanistan ve İtalya’da Atatürk’ün ölümü üzerine yazılan yazılardan alıntılar yapmıştır. Söz konusu gazete, Türkiye’de yas sebebiyle lokanta, tiyatro ve eğlence salonlarının kapatıldığını yazmış ve Dolmabahçe ziyaretlerinden bahsetmiştir. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesi haberi ile İsmet İnönü
hakkında bilgi veren gazete, Kral Zog’un İsmet İnönü’yü tebrik ettiğini de
yazmıştır 1111. Atatürk’ün cenaze töreninde Arnavutluk’u yüksek düzeyde
temsil edebilmek için bizzat Kral Zog devreye girmiştir.
Tiran Büyükelçisi Fuat Tugay’ın 14 Kasım 1938 günü Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafa göre Kral Zog, Atatürk’ün cenaze töreninde
Arnavutluk’u başbakan başkanlığında bir heyetin temsil etmesi talimatını
vermiş, ancak başbakanın rahatsızlığı sebebiyle başbakan yardımcısı addedilen Adliye Nazırı Faik Şhatku 1112 başkanlığında bir heyet görevlendirilmiştir 1113. “Gazeta Korçes”in 15 Kasım 1938 günlü sayısında Atatürk’ün cenaze
törenine katılmak için Arnavutluk’tan Adalet Bakanı Faik Şhatku başkanlığında bir heyetin Ankara’ya hareket ettiği haberi yayımlanmıştır. Gazete
haberinde Arnavutluk heyetinin Tiran’daki Türk Büyükelçisi Fuat Tugay
tarafından uğurlandığı bilgisine de yer vermiştir 1114. Atatürk’ün ölümü üzerine yayımlar, Arnavutluk heyetinin cenazeye katılmak üzere Türkiye’ye
gitmesinden sonra da devam etmiştir.
“Drita” gazetesi, 15 Kasım 1938 günü “Atatürk’ün Politikası Aynen
Takip Edilecektir” başlığı ile çıkmıştır. Aynı gazete, 18 Kasım 1938 günü de
“Atatürk’ten Hatıralar Kemalist Devrimin Sabahı” başlığı ile Atatürk’ün
çeşitli alanlarda yaptığı hizmetlere yer vermiştir. Ayrıca “Drita” gazetesi, 19
1111
Jeta E Re, 14 Kasım 1938, s. 1-4.
Faik Bey, İstanbul (Darilfunun) Hukuk Mektebi’nden mezundur ve I. Dünya Savaşı’nda
Türk ordusunda hizmet görmüştür (Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları C.I, s.
362).
1113
Şimşir, a.g.e., s.362.
1114
AMPJ fon:251, yıl:1938, dosya:97, s. 135. Atatürk’ün cenazesinde Arnavutluk’u aşağıdaki heyet temsil etmiştir: 1. Adliye Nazırı Faik Şhatku 2. Bay Kortcha 3. Cavid Leskovikou 4.
Arnavutluk Ankara Elçisi Asaf Djadjouli (Cumhuriyet, 16 Kasım 1938, s. 7, Ulus, 16 Kasım
1938, s. 8).
1112
320
HALİL ÖZCAN
Kasım 1938 günü “Cumhuriyetin Yeni Başkanı” başlığı ile İsmet İnönü’nün
cumhurbaşkanı seçilmesi, İnönü’nün hayatı ile Osmanlı Devleti ve Türkiye
hakkında bilgilere yer vermiştir. “Drita” gazetesi, 20 Kasım 1938 günü “Büyük Saygılar, İstanbul’dan Ankara’ya Atatürk’ün Cenazesinin Nakli” başlığı
ile 19 Kasımda Atatürk’ün cenazesinin milli bayraklara sarılı olarak İstanbul’dan Ankara’ya nakledildiğini yazmıştır. Gazete, Atatürk’ün İstanbul ve
Ankara’daki cenaze töreni ile ilgili olarak Anadolu Ajansı’nın bildirdiği
cenaze töreni programının günü ile radyo frekans bilgilerini okuyucularına
duyurmuştur 1115. Atatürk’ün ölümü üzerine yayımlar sadece gazetlerde değil,
dergilerde de yer almıştır.
Branko Mercani, “Përbjekia Shqiptare” dergisinin Aralık 1938 sayısında “Atatürk Bazı Eski ve Yeni Anılarım” başlığı ile bir makale yayımlamıştır. Mercani, I. Dünya Savaşı’nın sonunda beş yüzyıllık Osmanlı Devleti
ile Müslüman Halifeliğinin merkezi olan İstanbul ve Anadolu’nun İngiltere,
Fransa ve İtalya tarafından işgal edildiğini belirtmiştir. Branko Mercani,
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ve Türk İstiklâl Mücadelesi’ni başlatması
ile Atatürk devrimlerinin kronolojisini vermiş ve 1938 yılının Ekim ayında
İstanbul’a dört yıldan sonra dönüşündeki gözlemlerini aktarmıştır. Mercani,
Sarayburnu’ndan geçerken Atatürk’ün heykelini görmüş ve 5-6 yüzyıldan
beri İstanbul’da ilk defa bir yüz heykeli görüldüğünü ifade etmiştir. Vapurdaki yolculardan birisi Dolmabahçe Sarayı’ndan geçerken üzüntüyle
Mercani’ye burasının Atatürk’ün evi olduğunu ve onun da hasta olduğunu
ifade etmiştir. Mercani, kendisine bunu söyleyen yolcunun gözünden iki
damla yaş geldiğini gözlemlemiştir. İstanbul’da bir ay kalan Mercani görüştüğü herkesin Atatürk’ün hastalığıyla ilgilendiğine şahit olmuştur. Öyle ki
tüm küçük öğrencilerin bile kitaplarını bir tarafa bırakarak Atatürk’ten haber
beklediğine tanıklık etmiştir. Mercani, Fransız doktorun altı aylık dinlenme
sonrası Atatürk’ün iyileşeceği umudunu dinlemiş; ancak Atatürk’ün Hatay
meselesi için Mersin’e (güneye) ve Suriye sınırına gittiğini öğrenmiştir. Yazar, Atatürk’ün hastalığına aldırış etmeden ülkesini düşündüğünü ifade ede1115
Drita, 20 Kasım 1938, s. 1.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE-ARNAVUTLUK İLİŞKİLERİ
321
rek Hatay meselesini çözmek için seyahat yaptığını belirtmiş ve bunun sonucunda da Hatay’ın bir damla kan dökülmeden bağımsız olduğunu ifade etmiştir. Mercani, Mersin ve güney seyahatinden sonra Atatürk’ün iyileşme
umudunun azaldığını öğrenmiş ve İstanbul’dan 5 Kasım 1938’de bir milletinin tamamını ilk defa büyük bir üzüntü içerisinde görerek ayrılmıştır.
Mercani, Atatürk’ün kendi milletini kölelikten kurtararak özgürleştirdiğini
belirttikten sonra makalesini şöyle bitirmiştir: “Bir ülke bir mezarın etrafında ağlıyor. Atatürk’ün ruhu artık sonsuza kadar vatandaşlarının kalbinde
yaşayacaktır. Atatürk bir ideal için yaşadı ve ideal için öldü. Arkasında ne
altın ne bina bıraktı ama halkı için konak bıraktı.” 1116
“Perpjekja Shqiptare” dergisinde Atatürk’ün ölüm haberi şöyle yer
bulmuştur:
“Artık Atatürk sağ değil, tüm bir ulus, tek bir nabızla çarparak
O’nun etrafında toplanmış, O’na ağlıyor. O’nu muarızları da hicranla anıyor. O öldü, ama ruhu ebediyen sağ kalacaktır. Atatürk, bir ideal için yaşadı, bir ideal için öldü. Arkasında altınlar ve saraylar bırakmadı… Sadece
sevgili ulusu için bir yurt ve ekmek bırakıp gitti fâni dünyadan…”
“Perpjekja Shqiptare” dergisi, Atatürk’ten övgüyle bahsetmiş ve ileriki sayılarında Atatürk’ün şa