Isaurıa`da Erken Hrsitiyanlık Dönemi Dini Faaliyetleri

advertisement
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ
FAALİYETLERİ
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
İlker IŞIK *
Öz
Hıristiyanlığın doğuşu ile birlikte yayılım sahasının genişlediği M.S. 1. yy.dan itibaren Isauria
ve çevresinde yoğun bir misyonerlik faaliyeti yürütülmüş ve böylelikle bu faaliyetler sonucunda bölge
önemli piskoposlukların bulunduğu bir coğrafya haline gelmiştir. Roma dönemi asimilasyon
politikalarına rağmen ve akabinde Bizans dönemindeki yaklaşım ile Isauria önemli bir din merkezi
konumuna yükselmiştir.
Bu çalışma Erken Hristiyanlık Dönemi’ni kapsayarak Isauria Bölgesi ve çevresinde geçen
Hıristiyanlıkla ilgili dinsel oluşumları irdeleyen bir periyodu araştırmaktadır. Ayrıca bu çalışmada,
Hristiyanlığın başlangıcından Ekümenik (Evrensel) konsillerin yapıldığı döneme kadar vuku bulan
dinsel yapılanmalar ve Hristiyanların maruz kaldığı inançsal ve politik yaklaşımlar ile bölgede faaliyet
gösteren önemli din adamlarının misyon faaliyetleri ele alınmaktadır.
•
Anahtar Kelimeler
Hıristiyanlık, Isauria, Aziz, Kilise
•
Abstract
Isauria and its around which expanded of the field along with the emergence of Christianity
onwards A.D. 1 century was conducted an intense missionary activity and thus as a result of these
activities, the region had become an important geography for the dioceses. Despite the Roman
assimilation policy and with the approach followed by Byzantine period the Isauria has raisen to an
important religious center.
This study investigates a period of examining religious formation about the Christianity in
the Isauria Region and its around, including the Early Christian Period. Also this study discussed that
occuring religious structures from the beginning of Christianity to the Ecumenical (Universal) council
period and religious and political approaches that Christians were subjected with the mission activities
of important clerics in the region.
•
Keywords
Christianity, Isauria, Saint, Church
*
Yrd. Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü,
[email protected]
88
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY

GİRİŞ
Hristiyanları en kutsal yedi kilisesinin bulunduğu Anadolu topraklarında çağlar boyunca
pek çok kilise ile manastır inşa edilmiş ve İsa peygamberin yolundan gidenler bu topraklarda en
zorlu ve en ıstıraplı olaylara maruz kalmışlardır. Zira Hristiyan inancının yayılışı şüphesiz
imparator kültünü propaganda aracı olarak kabul ettirmeye çalışan Roma için bir tehdit
unsuruydu. Bundan dolayı kişiye endeksli olmayan monoteist bir inancın toplum nezdinde kabulü
hem makul hem de koşullar gereği zordu.
İsa peygamberin bu yeni dini tebliğ ettiği zamanlarda bile Yahudi din adamlarının
Roma’nın aleyhinde ayrılıkçı bir devlet kurma iddiasıyla İsa’yı Roma valisi Plautus’a şikâyet
etmeleri ile başlayan bu sancılı süreç, daha en başından İsa’ya inananların siyasi erk ile ters
düşmesine yol açtı. Sonrasında gerçekleşen baskı ve şiddet politikası bu dinin yolunda
yürüyenlere tarifi güç acılar yaşattı. Ancak ne var ki, gerek misyonerlerin gerekse gerçeği arama
içinde olanların ellerinde büyüyen Hristiyanlık, zamana direnerek Roma’nın mutlak ve tek dini
olmayı başardı.
Hem Yahudi din adamları hem de Romalı yetkililerin baskıları Hristiyanlık üzerinde
insan elinin değmesine ve tanrı sözünün (dei verbum) insani bakışla uyarlanmasına yol açtı. Şöyle
ki, sinoptik incil yazarlarının (Matta, Markos ve Luka) birbirleriyle uyumlu metinlerine rağmen
mitolojik anlatım üslubunun kutsal metinlere sızması kaçınılmaz duruma geldi. Yuhanna
İncili’ndeki kutsal esinleme bölümü tarihsel gerçekliklerin insani bakış açısıyla nasıl algılandığını
gösteren bir emareydi. Hâlbuki diğer üç incil yazarı olan Matta, Markos ve Luka incillerinin hiç
birinde böyle bir süslü anlatım bulunmamaktaydı. İsa sonrası dönemin daha ileri zaman
dilimlerinde git gide bir efsanevi İsa kişiliği belirginleşmekte ve paganist anlatım kurgusu ön
plana çıkmaktaydı.
Hristiyan tarihinde gelmiş geçmiş en büyük sorun İsa’nın doğası hakkındaki anlaşmazlık
üzerinedir. Tanrı mı, insan mı, tanrı özünden çıkan ve tanrının dünyadaki yansıması olan bir
peygamber mi, yoksa Yahudilerin gözünden bakıldığında bir yalancı peygamber mi soruları iki
bin yıllık bir açmazın temel konuları olmuştur. Esasında bu karmaşıklığı ortaya çıkaran insanların
algı oluşumu hem dönemin siyasi ve dini atmosferinden hem de mantık hatalarından ileri gelen
bir takım açmazlardan kaynaklanıyordu. Bu kavram kargaşalarını sona erdirecek ve yeni bir yol
çizecek olan ise İsa’nın yaşamına ve öğretilerine tanıklık eden havarilerin ve onların hemen
akabinde bu yeni dini sıcağı sıcağına kabul eden kişilerin algılama yetileriyle belirlenebilecek bir
olguydu. İşte bu noktada karşımıza çıkan en büyük şahsiyet Yahudi kökenli bir Ferisi olan ve
ailesinin Roma vatandaşlığını hak kazanması sonucu Paulus adı ile tanıdığımız Saul’dur.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
Tüm bu sorunların yaşandığı en büyük yer olan Anadolu özelinde ele aldığımız Isauria
ve çevresi Hristiyanlık üzerine birçok faaliyetin yaşandığı önemli bir coğrafya olarak kaşımıza
çıkmaktadır. Martyr (Şehit) Nestor, Conon, Aquilinus, Victorian ve Onesimus gibi pek çok din
adamı burada katledilmiş ve Roma politikalarına karşı gelerek kendi inancını savunmuştur.
Bunun yanında Hristiyanlığın kendi içinde geçirdiği buhranlar da Isauria’daki Hristiyan
cemaatinin ortak bir tavır almasına sebep olmuş ve mezhepsel çatışmalarda önemli bir rol
almasına sebebiyet vermiştir.
1- ANADOLU’DA İLK HRİSTİYANLIK FAALİYETLERİ
Anadolu, Hristiyan dünyasının ilk büyük kiliselerinin, konsüllerinin ve önemli
azizlerinin yetiştiği stratejik bir bölge olarak yer edinmektedir. Hristiyanlar tarafından kutsal
sayılabilecek birçok mekânın bulunduğu bu topraklarda çok sayıda Hristiyan cemaati faaliyet
göstermiş ve Anadolu bu haliyle mezhepsel çatışmaların da bir o kadar yoğun olmasına yol açan
bir dinamizm barındırmıştır.
Hz. İsa’nın dünyaya vedasının ardından onu takip eden müritleri Filistin ve
çevresinde baskı ve zulüm görerek M.S. 42-45 yıllarında Antakya’ya sığınmıştır. Elçilerin İşleri
11. Bölümde de aktarılan bu hadiseler İsa’nın yolundan gidenlere ilk kucak açan yerin Anadolu
olduğunu bildirmektedir (Elç. İş. 11: 20-24). Bu tarihi gelişmelerin ışığında Antakya, “Hristiyan
kimliğinin” oluşmasında büyük bir rol oynamıştır. İlk kez Hristiyan terimi Antakya’da
zikredilmiş, ilk cemaatler kilise ritüellerini sistematik bir düzene koyarak yazınsal bir miras
bırakmışlardır. 1. ve 2. yy.a ait olan bu tarihi belgelerden ilki “Didake” olarak adlandırılan ve
“Havari Öğretisi” ismiyle bilinen kilise tören rehberi ile “Süleyman’ın Övgüleri” isimli ilahi
koleksiyonudur.
Antakya cemaatinin ilk lideri Barnaba’dır. Barnaba ve Aziz Paulus 42-45 yılları
arasında Antakya’da kaldıktan sonra bu yeni dini yaymak için yolculuğa çıkınca cemaat
önderliğine Havari Petrus (M.S. 45-53) tayin edilir. Bu olaydan sonra Petrus Hristiyanların ilk
Papa’sı olarak kabul edilmektedir. Öyleki, Petrus’un tesis ettiği ve Hristiyanlığın ilk kurulan
kiliselerinden biri olan Aziz Pier (Petrus) kilisesi ile Hristiyanlık kurumsallık kazanmıştır.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
89
90
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
Resim 1: Didake
Resim 2: Süleyman’ın Övgüleri
Topluluğun üçüncü büyük önderi ise havariler sonrası dönemin yetiştirdiği önemli din
adamlarından biri olan Ignatus (83-115)’tur (Madrigal, 2014: 3).
Hristiyanlığın Anadolu’da şekillenmeye başladığı yıllarda Antakya cemaati ve
Kudüs’teki Hristiyanların aynı amentü doğrultusunda hareket etmeleri için M.S. 50 yılında ilk
tarihi Hristiyan toplantısı olan “Kudüs Konsili” (Havariler Konsili) düzenlendi. Burada üç önemli
bakış açısı değerlendirildi. Bunlardan birincisi Aziz Petrus ve Barnaba gibi İsa’yı yaşamında takip
ederek onun öğretilerini birebir söylemleyen havarisel görüş, ikincisi İsa’nın kan bağı yoluyla
kişiliğini ve düşüncelerini miras edinen Yakub’un (Nasraniler) ortaya attığı görüş ve son olarak
ise İsa ile tanışmamış olsa da Museviliğin Ferisi mezhebinde olup sonradan Hristiyanlığı kabul
eden Pavlus ve onun çevresinin savunduğu görüştü.
Hristiyanlık tarihinde yer alan ve tümüne Anadolu’nun ev sahipliği yaptığı yedi büyük
Ekümenik (Evrensel) konsilin defalarca toplanmasına sebep olan anlaşmazlıklardan farklı olarak
Kudüs Konsili bir kimlik belirleme toplantısıydı. İlk yıllarda Museviliğin bir mezhebiymiş gibi
algılanan Hristiyanlığın sadece Yahudi halkına değil, tüm insanlığa hitap ettiği ve bu yeni dinde
Yahudi din geleneklerine bağlı bir inanç anlayışının benimsenip benimsenmeyeceği burada
tartışıldı. İsa’yı Tanrı’nın elçisi ve haçta gerilerek insanlığa bedenini feda eden kurtarıcı (soter)
kabul eden din adamları en saf haliyle bu son peygamberin beşeri özelliği üzerine çatışmaya
girmemişti. Bunlardan ziyade Antakya’daki sistematik ayin tertibi gibi ibadet düzenlemesi ile
Yahudilerde kesin kez kural sayılan zina, leş eti yememe ile kan ve idrar karşısındaki bedeni
temizlik konuları görüşüldü.
Esasında bu konsil Paulus’un paganları Hristiyan yapmak için Yahudi şeriatını esnetmesi
ve onlar için ilk başta zor gelebilecek bazı kurallardan muaf edilmeleri sebebiyle toplandı.
Paulusçu görüş toplantı sonucunda uygun bulunarak Yahudi din görüşü birebir uyulması gereken
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
kurallar bütünü olarak görülmeden yalnızca kısmi açıdan rehber olarak alındı. Ancak İsrail ve
çevresindeki Hristiyanlar Yahudi şeriatını devam ettirdi ve bu da itikadın uygulanışının doğruluğu
konusunda birtakım çelişki ve farklılıkların oluşmasına yol açtı.
Bu konsülle birlikte çıkan en önemli karar Hristiyanlığın Musevilikten ayrı ve
bağımsız bir din olduğu ve Yahudi olmayanların da İsa’nın bahşettiği sonsuz kurtuluşa erebileceği
müjdesiydi.
Ekümenik olmayan ve her konunun görüşülmediği bu konsilden çıkan kararların
bağlayıcılığı konusunda hüküm vermek zor olmasa gerektir. Çünkü Paulus’un Barnaba ile görüş
farklılıkları nedeniyle yol ayrımına gitmesi ve İsa’nın tanrısal yapısı hakkında keskin ayrımların
belirmesi Hristiyanlığı kabul eden topluluklar arasında algı farklılıklarının oluşmasına sebep oldu.
Nasıl ki peygamberlik tarihinde Nuh, ikinci Adem olarak hitap edilmişse Paulus da İsa’dan sonra
Hristiyanlığın ikinci kurucusu olarak görülmüştür. Kudüs Konsili’nde Yahudi inancını takip etme
zorunluluğunun olmadığı kararı ile Paulus Yahudi olmayanlara olağan dışı bir din perspektifi
kazandırdı ve İsa’yı bir Yahudi’nin peygamber kavramından algıladığı Tanrı’nın kulu ve elçisi
sıfatından çıkararak paganist bir örgü içinde yeniden tanımladı.
2- AZİZ PAULUS’UN ANADOLU SEYAHATLERİ
İsa peygamberin çarmıhta ölüm cezasına çarptırılması sonrasında derin bir bunalım
geçiren Kudüs’teki inananlar topluluğu, Yahudi cemaati ve Roma eyalet yönetiminin baskısı
sonucu birlik ve düzen kurmakta büyük zorluklar yaşadı. Havarilerin öncülüğünde başlatılan
toparlanma süreci sırasında kafa karışıklığını önlemek için Yahudi din anlayışı takip edildi. Ancak
Museviler bunu hem dini açıdan kendilerine karşı hem de siyasi bakımdan Roma’nın otoritesine
karşı bölücü bir akım olarak göstererek İsa’ya inanlara büyük bir şiddet eyleminde bulundular.
İşte bu sıralarda Museviliğin en büyük mezhebi Ferisilere mensup olan Saul (Paulus) bu şiddet
olaylarında başrol oynamaktaydı. Ailesinin kazandığı Roma yurttaşlığı sebebiyle Paulus adı ile
Hristiyan dünyasında nam salan Saul’un bu politikalara alet olması İsa’nın siluetini görmesiyle
son buldu. Bu mucizevi olaydan sonra Paulus, ateşli bir İsa taraftarı olarak Yahudi olmayan
topluluklara Hristiyanlık dinini yaymayı misyon edindi. Kudüs’teki baskılara dayanamayan
birçok İsevi gibi Paulus da doğup büyüdüğü topraklar olan Anadolu’ya gelerek Antakya’da yeni
bir teşkilatlanmaya katıldı. Buradaki çalışmalarının ardından Barnaba ile birlikte Anadolu’daki
birçok yere ziyaretlerde bulundu.
Şüphesiz Barnaba ve Paulus’un Antakya cemaatinden ayrılmasından sonra başlayan
süreç Hristiyanlığın yayılması anlamında yapılan en büyük eylemlerden biri olmuştur. Paulus
hayatı boyunca dört önemli misyon yolculuğuna çıkmış ve birçok Roma yurttaşının Hristiyanlığa
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
91
92
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
adım atmasına vesile olmuştur. M.S 45 yılına kadar Antakya’da kalan Paulus ve Barnaba 46
senesinde 1. Misyon seyahatine çıkarak Yahudi olmayan ve Yunanca konuşan halklar üzerinde
Hristiyanlığı yaymayı amaç edindiler. İlk olarak Antakya’dan Seleuceia Piera’ya (Samandağı)
gittiler ve oradan Kıbrıs’a geçtiler (Elç. İş. 13: 2). Salamis’ten Pabhos’a (Paf) kadar dolaşarak
Hristiyanlığı tebliğ ettiler. Daha sonra Anadolu’ya geri dönerek Perge, Antiocheia (Yalvaç) ve
oradan İconium’a (Konya) geçerek vaazlarını sürdürdüler. Burada gördükleri kötü muamele
sonucu Lystra (Hatunsaray) ve Derbe’ye kaçarak tebliğlerine devam ettiler. Derbe’den sonra
dönüş yolculuğunda geldikleri güzergâhı kullanarak İconium, Anatiocheia, Perge ve Antalya’ya
vardıktan sonra Antakya’ya ulaştılar.
Resim 3: Paulus’un I. Misyon Yolculuğu (M.S. 46 - 48)
1. misyon yolculuğunun ardından Antakya’da M.S. 50 yıllarında Kudüs Konsili
gerçekleşir. Bu önemli buluşmanın ardından Barnaba ve Paulus 2. Misyon yolculuğu için tekrar
yollara düşerler. Kilikya üzerinden Lykaonia şehirleri olan Derbe ve Lystra’ya tekrar uğrarlar.
Ancak yolculuk esnasında Barnaba ve Paulus fikir tartışması yaşayarak yol arkadaşlıklarını
sonlandırırlar. Bunun sebebi olarak Barnabas’ın yeğeni Markos’u ( ya da Yuhanna’yı) yanına
almak istemesi Paulus’un ise kendilerini Perge’de bulunan Galatlardan korkarak onlarla
seyahatlerini sürdürmeyen Markos’u istememesi (Leguenne, 1979: 147) veya Paulus’un
paganistleri Hristiyanlaştırmak için Yahudi şeriatından çok fazla taviz vermesi gerekçe gösterilir.
Nitekim bunun sonucunda bu iki din adamının yolları ayrılır ve Barnaba, Markos ile birlikte
Kıbrıs’a doğru yola çıkarken Paulus da Silas ile birlikte Anadolu seyahatlerine devam etmiştir
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
(Elç. İş. 15: 39-40). Daha sonra Paulus diğer misyon yolculuklarını yalnız sürdürmüştür
(Schnelle, 2003: 137-139).
Paulusbu yolculuğu esnasında sırasıyla daha önce uğradığı Derbe’ye oradan da Lystra’ya
uğradı. Lystra’da Timotheus’u yanına alarak Phrygia, Kuzey Galatia ve Mysia bölgelerini
dolaştılar. Ardından İncil yazarlarından Luka’yı Troia’dan alarak bir davet üzerine Avrupa
kıtasına geçmeye karar verdiler. Öncelik olarak Makedonya’ya gelerek Niapolis, Philippi,
Amphipolis ve Apollonia’yı ziyaret ettiler. Buradan Yunanistan’a geçerek Thessaloniki (Selanik)
ve Boreo Veria’ya uğradılar. Paulus Boreo Veria’daki karışıklıktan ötürü Timotheus ve Silas’ı bir
süre burada bıraktı. Ardından Korinth’e geldiğinde Silas’ı buraya çağırarak Korinth’te kalmasını
istedi. Kendisi ise Kenhere ve Ephesos üzerinden tekrar Anadolu’ya gelerek yolculuğuna devam
etti. Buradan Palestine’ye (Filistin) deniz yolu ile geçti ve Caeseria’dan Kudüs’e yol aldı. Son
olarak Antakya’ya geldi ve yolculuğunu tamamladı.
Resim 4: Paulus’un II. Misyon Yolculuğu (M.S. 49 - 52)
Paulus bir süre Antakya’da bulunduktan sonra 3. Misyon yolculuğunu gerçekleştirmek
üzere tekrar yola çıkar. Elçilerin İşleri 18: 23 ve 21: 16 bölümlerinde belirtildiği gibi Paulus’un
bu seyahati yaklaşık dört yıl sürer ve daha önce oluşturduğu bölgelerdeki cemaatlere iman
esaslarını tekrar hatırlatmak ve ayrışmayı önlemek için yola çıktığı aktarılır (Gündüz, 2004: 69).
Bu seyahatinin önemli bir kısmını Grek dünyasının ilgisini İsa peygamberin ulûhiyetini
yaymak için harcadı. Dört yıllık yolluk yolculuğun iki yılını yalnızca Ephesos’taki cemaatin
diriliğini sağlamak için sarf etti. Yolculuğa ilkin Antakya üzerinden Tarsus, Demre, Lystra ve
Iconium üzerinden Antiocheia’ya vararak Ephesos’a vardı. Bu esnada yalnız başına seyahat
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
93
94
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
ederken bazı kaynaklara göre Luka’nın da ona eşlik ettiği söylenir (Rudolf, 1967: 82).Ephesos’ta
Apollonios’un vaftiz ettiği Hristiyanları kendi eskatolojisini kabul ettirerek tekrar vaftiz etti.
Burada Artemis tapınıcılarından gördüğü baskı ve şiddet sonrası Yunanistan ve Makedonya’ya
gitmek zorunda kaldı. Ardından deniz yolculuğu yaparak Cos, Rhodos ve Patara’ya, oradan da
Suriye üzerinden Kudüs’e giderek bu misyon seyahatini de bitirmiş oldu.
Resim 5: Paulus’un II. Misyon Yolculuğu (M.S. 53 - 58)
Kudüs’e geldiğinde Yahudilerin kışkırtmasıyla bir dizi mahkeme süreci yaşar ve iki yıl
tutuklu kalır. Daha sonra Roma vatandaşlığını kullanarak Roma’da yargılanmak istediğini belirtir
ve İtalya’ya götürülür. Bu süreç aslında Paulus’un dördüncü ve son yolculuğu olarak da
adlandırılabilir. Malta’ya çok zorlu bir yolculukla varır ve burada üç ay kalır. Sonrasında Sicilya
ve Putoeli’ye (Pozzuoli) oradan da nihayet Roma’ya ulaşır. Burada da iki yıl tutuklu kaldıktan
sonra İmparator Nero döneminde M.S. 65-67 yıllarında Petrus ile birlikte idam edilir (Amiot,
1962: 34;Barnes, 2006: 121; Schnelle, 34-40).
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
Resim 6: Paulus’un IV. Misyon Yolculuğu (M.S. 60 - 63)
3- KONSİLLER ÖNCESİROMA’DAKİ GENEL DURUM
Roma politikaları uyarınca Paulus’un ölümünden sonra Roma İmparatorluğu’nda zaman
zaman şiddet yanlısı yönetim anlayışı hâkim oldu. Nero döneminde yapılan zulümler
Hristiyanların daima günah keçisi gibi görülmelerine ve devletin başına bir musibet geldiğinde
onlardan bilinmelerine sebep oldu. M.S 64’de büyük yangından sorumlu tutulan Hristiyanların
zulümlere maruz kalmaları ve bunun neticesinde Petrus ve Paulus’un idam edilmeleri bu olayların
ilk kıvılcımlarından biriydi. İleriki yıllarda bu tutum neredeyse bir devlet politikası halini almış
ve başa geçen imparatorlar devlet otoritesini ve Roma geleneklerini korumak adı altında yozlaşma
ve uğursuzluk alameti olarak gördükleri İsa taraftarlarını tek tek tasfiye etme girişiminde
bulunmuşlardır (Kaymaz, 2005: 5; Akdaş, 2009: 7).
Domitianus döneminde (M.S 81-96) artan zulümler yoğun şekilde yaşanmış son
dönemlerde Hristiyanlara karşı yumuşama göstermiştir (Eusebius, 79). Traian’ın imparatorluk
yıllarında (M.S 98-117) Bithynia valisi olan Genç Plinius’un buradaki Hristiyanlara uygulanacak
işkence ve yıldırma politikalarıyla ilgili Traianus ile yaptığı istişareler günümüze kadar ulaşmıştır
(Plinius, 278). Katliamlar Hadrianus (117-138) döneminde bir nebze yavaşlasa da Hristiyan
olduğu belirlenen kişiler yargılanmadan ölüme götürülmüştür (Eusebius, 105). Filozof imparator
Marcus Aurelius (161-180) zamanında Hristiyanların acıları dinmemiştir. Aksine devlet düzenine
aykırı olduğu öne sürülerek sistematik bir baskı yapılmıştır. Commodus döneminde de (M.S 181196) bu hadiseleri görmemize rağmen bu yıllarda devletin tepe noktalarındaki kişilerin bu yeni
dine girmeye başladığı görülmektedir.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
95
96
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
M.S 193-211 yılları arasında hüküm süren Septimis Severus ile katliamlar yeni bir boyut
kazandı. M.S 202’de Roma yurttaşlarının İsa’nın dinine geçmesini yasakladı ve buna uymayanlar
ile Hristiyan olduğu bilinen insanları işkenceler yoluyla katletti (Roldanus, 2006: 11). M.S 249
yılına gelindiğinde Hristiyan topluluğu İmparator Decius’un toplu kıyımlarına tanıklık etti.
Decius bütün İsevilerin imparatorluk kültüne saygılarını göstermeleri için kurban sunmalarını,
buna uymayanların ise öldürüleceğini emretti (Sarıkçıoğlu, 1999: 279). Bu sebepten dolayı M.S
250 yılında Roma piskoposu Fabian öldürüldü. Baskı ve şiddet bazı Hristiyan cemaatlerinin
imparatorluk kültüne biat etmeleriyle veya pasifize olmalarıyla neticelendi. Dininden
dönmeyerek direnenler ise bu dik duruşlarıyla halkın gözünde bir nevi kahramanlaştı. Bu da
Hristiyanlığı aslında daha saygın hale getirdi (Roldanus, 2006: 11). Arkasından gelen Valerian
ise (M.S. 253-260) kiliseleri yıktırmış, mallarına el koydurmuş ve piskoposları idam ettirmiştir
(Friend, 515). Gallianus’un başa geçtiği dönemde ise bu yıkımlar durdurularak Hristiyanların
kilise inşa etmelerine izin verilmiştir. Bu dönemle birlikte bir süreliğine de olsa Hristiyanlar özgür
bir ortamda hayatlarını sürdürme imkânına eriştiler (Roldanus,2006: 30).
Şüphesiz en büyük katliam ve zulüm bugünün Hristiyan dünyasının bile hala nefretle
andığı Diocletianus (M.S 284-305) tarafından olmuştur. Valerian’ın yok etme girişimi bir üst
seviyeye taşınarak M.S 303 senesinde Fısıh Bayramı (23-30 Nisan’daki Mayasız Ekmek
Bayramı) öncesi başlayan ve Constantin’in M.S. 312’de Maxentius’u yenmesiyle sona eren
“Büyük Tatbikat” döneminde Hristiyanlar aleyhine dört ayrı bildirge yayınlandı (Frend, 522; ).
İlk bildirge kutsal metinlerin yakılmasını, yurttaşlık haklarının iptalini ve köle olan Hristiyanların
azat edilmesinin yasaklanmasını içermekteydi (Croix, 35-36). İkinci bildirge piskoposların
hapsini, üçüncü bildirge tanrılara kurban adayanların affedileceğini ve dördüncüsü ise tanrılara
yapılan toplu törenlerde adak sunmayanların öldürüleceğini yazmaktaydı (Frend, 520).
Diocletianus’un bu denli sert tedbirler almasındaki en büyük etken yaptıklarını meşru kılmak için
kendisini Iupiter’in oğlu olarak kabul ettirmeye çalışırken (Roldanus, 29), bir yandan ailesinden
bile Hristiyanlığa geçen kişilerin azımsanmayacak sayıda artmasıydı (Gaque, 90).
Diocletianus’tan sonra gelen Gallianus (M.S 305-311) aynı siyaseti takip etti. Ancak bu tutumun
başarısız olduğunu görmesi üzerine M.S 311 yılında “Hoşgörü Bildirgesi” yayınlayarak
Hristiyanlar ile uğraşmaktan vazgeçti. Bu durum Roma devlet politikasının Hristiyanlar üzerinde
çark ettiğinin ve başka bir yaklaşım gütmek gerektiğinin somut bir adımı olmuştur. Zira
Constantin’in başa geçmesiyle (M.S 306-337) beraber yeni bir anlayış başlamıştır.
Constantin Hristiyanların engellenemeyecek boyutta bir kitleye ulaştığını kabullenerek
onları karşısına almak yerine destek almayı daha mantıklı gördü. Böylece imparatorluk sınırları
içindeki iç çekişme ve huzursuzluk ortamı ortadan kaldırılarak devlet otoritesi güçlenebilecekti.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
Şu açıktı ki Roma ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu din yok edilemeyecekti. Lakin 4. yy.a
gelindiğinde otuz milyon nüfuslu Roma’nın yedi milyonunu Hristiyanlar oluşturmaktaydı. M.S.
313 yılındaki Milano Fermanı sayesinde Hristiyanlara tanınan ibadet özgürlüğü gayri resmi de
olsa imparatorluğun devlet dinine dönüşmesi için ilk adım sayılabilir.
4- KONSİLLER ÖNCESİ ISAURIA’DAKİ GENEL DURUM
Paulus’un misyonerlik faaliyetlerinin ardından Yuhanna’nın vahiyleri ile artan
Hristiyanlık, bu dönemler içerisinde imparatorluğun ve Yahudilerin baskılarına rağmen
Anadolu’da yedi büyük kilisenin kurulmasıyla kalıcı bir dini akım konumuna geldi. Paulus’tan
beri oluşturulan bu yapılanma ile Hristiyanlaştırma politikaları için hedeflenen ilk coğrafi
bölgenin Anadolu olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki Paulus’un rotasına bakıldığında misyonerlik
çalışmalarının başlangıç ve geçiş güzergâhları daima Anadolu üzerinden olmuştur. Bilhassa
Paulus Antakya’dan yola çıktığında genellikle Tarsus, Demre, Lystra ve Iconium gibi Dağlık
Kilikya, Isauria ve Lykaonia bölgelerinin kesiştiği noktalar üzerinden Hristiyanlık propagandası
yapmaktaydı. Bu yönü itibari ile Isauria Bölgesi bu geçiş alanı içinde olması nedeniyle son derece
önemlidir.
İlk olarak Isauria Bölgesi’ndeki dinsel olaylardan söz edebilmek için bu bölgenin
hangi alanı kapsadığını ifade etmek gerekir. Isauria’nın coğrafi sınırları tarihsel süreç içerisinde
birçok kez değişikliğe uğradığı için genel hatlarıyla Konya’nın güneyindeki Bozkır, Taşkent ve
Hadim civarına Isauria’nın merkezi denilebilir (Bahar, 1991: 3). Plinius’a göre Isauria, Dağlık
Kilikia’yı içine alan ve Anemurium’a kadar uzanan bir bölgeydi (Plinius, NaturalistHistoria: V).
Ptolemaios, Bölgenin Lykaonia’daki Lystra’ya kadar uzandığını (Ptolemaios, Geographia:
V.4.3), Marcellinius ise Diocletianus hükümdarlığı zamanında Isauria’nın Akdeniz’e kadar
uzandığını belirtir (Marcellinus, Rerum Gestarum Libri: XIV.3.14; XIV.82). Bir süre Galatia
Eyaleti sınırlarına dahil edildikten sonra M.S. 74 yılında Kilikia Bölgesi içinde yer almıştır.
Antoninus Pius döneminde ise (M.S 138-161) Lykaonia ile birleşik bir bölge haline gelmiştir
(Ramsay, 1960: 416-418). Bu durumda Isauria’nın Lykaonia ovasını da içine alan, Toros Dağları
ile Akdeniz arasında kalan ve Kilikia ile kültürel ve sosyal anlamda bütünlük gösteren bir
coğrafyayı içine aldığı söylenebilir (Doğanay, 2008: 8; Mulluk, 2006: 4). Bu bilgiler
doğrultusunda Isauria Bölgesi’ndeki Hristiyanlık faaliyetlerini, etki alanlarını ve kurulan kiliseler
ile belli başlı din adamlarından bahsederken bölgeyi daha geniş sınırları kapsayacak şekilde ele
almak uygun olacaktır.
Hristiyanlığın ilk güzergâhı ve ilk erişim noktası Isauria Bölgesi’dir. Antakya’dan
başlayan bu din hareketinin tarih sahnesindeki coğrafi adı tüm Hristiyan kataloglarında “Isauria”
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
97
98
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
olarak geçmektedir. Dolayısıyla gerek dini cemaatlerin ilk oluşum merkezi olması gerekse
kurulan kiliseler ve başında bulunan değerli din adamlarının varlığı Isauria’yı daima bir adım
önde tutmaktadır. Bu dava adamlarının mücadelesi sayesinde çok sayıda pagan Roma yurttaşı
Hristiyanlığı seçmiştir.
Isaurialı olarak adlandırılan ve bu yeni dini yayabilmek için hayatını kaybeden önemli
din adamları bulunmaktadır. Bunlardan biri 1. yy.ın sonlarında yaşamış olan Aziz Konon’dur.
Isauria’daki bir köy olan Bethany (Bidana)’da dünyaya gelmiştir (Orthodox Church in
America.org). Ailesi Nestor ve Nada daha önce pagandı (synaxarion.gr). Sonradan Babası Aziz
Nestor iman etmiş ve oğlu Konon gibi şehit (martyr) edilmiştir. Ailesi tarafından Anna isminde
bir kız ile evlendirilir; fakat onunla evlilik ilişkisi yaşamaksızın kendilerini Tanrı’ya adayan bir
hayatı seçerler. Romalılara karşı verdikleri mücadelede babasının ardından annesi ve eşini de
kaybeden Aziz Konon dini mücadelesini bırakmaz.
Aziz Paul’un itikatlarına göre inancını yönlendiren bu din adamının birçok mucizevi
olayı gerçekleştirdiği ve halk tarafından baş melek Mikail’in gözetimi altında yaşadığına inanılır.
Ne var ki birçok paganın Hristiyanlığı seçmesi Romalıların hoşuna gitmez. Başta Konon olmak
üzere Hristiyanlığı kabul edenler üzerinde şiddet ve zulüm git gide artmaya başlar. Roma
tanrılarına kurban adamayı reddedenler birer birer öldürülür. Aziz Konon bölgedeki Jüpiter
tapınağın ziyarete gittiği ve orada bulunanlara Hristiyanlığı tebliğ ettiği esnada mucizevi bir olay
meydana gelir ve tapınak aniden yıkılır. Konon bu olaydan sorumlu tutularak pagan halk
tarafından bıçaklanarak yaralanır. Dönemin yerel yöneticisi Magnes tarafından yaralı olmasına
rağmen tutuklanır. Ancak bir süre sonra serbest bırakılır ve kısmen de olsa iyileşir. Bu olayın
üzerine pek çok insanın saygısını kazanır ve daha çok insan Hristiyanlığa geçer. Konon bu
hadiseden sonra iki yıl daha yaşar ve tebliğe devam eder. Öldüğünde şehit mertebesinde sayılarak
ailesi ve eşinin yanına gömülür (Velimirovic, 1985). Hellenkemper, Alahan Manastırı
içerisindeki Doğu Kilisesi’nde bulunan Konon yazısına bakarak buranın Aziz Konon’a ithaf
edilmiş olabileceğini söylemektedir (Hellenkemper, 1994: 221). Ortodokslar Isaurialı din adamını
yad etmek için 5 Mart’ı Aziz Konon’un kutsal günü sayarlar.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
Resim 7: Isaurialı Aziz Konon (M.S. 1-2. yy.)
M.S. 1. yy. da yaşamış bir diğer Isaurialı aziz ise Onesimus (Onisius)’tur. Phyrigia’daki
Colossae şehrinde yaşayan Philemon isimli zengin bir adamın kölesiydi. Aziz Paulus’un
vaazlarından etkilenerek Hristiyanlığı seçti ve Roma’ya kaçtı (Eagan, 1922: 101). Paulus
Philemon’a mektup yazarak Onesimus’u kardeşi olarak görmesini istedi (İncil, 452: 8-9)
Ardından Onesimus efendisinin yanına geri döndü. Bunun üzerine Philemon Onesimus’u azat
etti. İki din adamı artık birlikte hareket ederek tebliğlerde bulundular. Philemon Filistin’deki
Gazze şehrinde piskopos olurken, Onesimus ise Ephesos’a giderek Timotheus’un ölümü üzerine
onun yerine piskoposluğa atandı. Traian döneminde (M.S 98-117) yaşlı bir adam olan Onesimus
tutuklanarak Roma’ya getirildi. Roma’da işkence görerek bacakları kırıldı ve Yargıç Tertylus
tarafından hapse atılıp akabinde öldürüldü. 109 yılında ise zengin bir kadın tarafından cesedi
alınarak gümüş bir tabutun içinde gömülmüştür (Velimirovic, 1985). Bazı kaynaklarda Nero
döneminde (M.S 54-68) yaşadığı belirtilse de Aziz Timotheus’dan sonra Ephesos kilisesin başına
geçtiği bilinmektedir. O halde Timotheus’un ölüm yılı M.S. 97 yılında olduğundan Onesimus’un
bahsedildiği gibi Traianus döneminde yaşamış olması muhtemeldir. Doğu Ortodoks kiliseleri 15
Şubat ve 22 Kasım günleri Onesimus’a adamıştır (Livinstone, 2000: 414).
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
99
100
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
Resim 8: Isaurialı Aziz Onesimus (M.S. 1. yy.)
Isaurialı azizlerden biri de Diocletianus zamanında (M.S 284-305) yaşayan Şehit
Azez’dir. Dönemin valisi Aquilinus tarafından Hristiyan olduğu gerekçesiyle yüz elli asker
yollanarak tutuklanmıştır. Ancak askerler bu dava adamının işkenceler karşısındaki metanetini
görmüş ve valinin önünde iman etmiştir. Öyle ki valinin kızı ve eşi de bu olayın ardından
Hristiyan olmuşlardır. Bunun üzerine Azez yanında bulunan yüz elli askerle birlikte idam
edilir(Orthodox Church in America.org). 19 Kasım Şehit Azez’e vakfedilmiştir. Isaurialı
oldukları bilinen fakat haklarında kilise kayıtlarında bilginin olmadığı Şehit Aziz Aquilinus ve
Şehit Aziz Victorian da bölgenin önemli din adamlarındandır. Hristiyanlar 16 Mayıs gününü bu
azizlere adarlar (Bunson ve ark., 1966: 118).
Diğer önemli azizler ise Lykaonia’da dünyaya gelen ve ilk Hristiyan kadın şehidi
olan Azize Thekla, Paulus’un yol arkadaşı, Lystralı Aziz Timotheus ve Onisephoros’tur (Ulutürk,
2010: 201). Ayrıca Ramsay bölgedeki araştırmaları sırasında Isauria’da Grekçe yazılmış kitabe
ve mezar taşları keşfetti. Buradaki yazıtlarda M.S. 250 - 400 yılları arasında yaşamış Teophilus,
Sisamoas ve Mamas isimli üç piskoposun adını tespit etti (Ramsay, 1906: 25-58). Bunların
dışında M.S.381 İstanbul Konsili’ne katılan Hilary, ondan sonraki dönemde yaşamış olan
Callistratus ve M.S. 451 Kadıköy Konsili’nde Isauropolis / Leontopolis’i temsil eden Aetius’da
ismi bilinen diğer Isaurialı dini liderlerdir.
Bunca din adamı yetiştiren Isauria’da onların inançlarına kazandırdığı insanların bir arada
bulunup bir cemaat oluşturabilmesi için ortak ibadet alanı ihtiyacı kaçınılmazdı. Roma
İmparatorluğu kilise yapımına M.S. 313 yılındaki Milano Fermanı’na dek izin vermedi. Ayrıca
Yahudilerin baskı ve kışkırtmaları da onların özgürce ibadet etmelerine engel olmaktaydı.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
Dünyadaki ilk kilise olan Antakya kilisesinin bile M.S 3. yy.dan sonrasına ait olması bu sıkıntının
büyüklüğünü göstermektedir. Bu sebeple Hristiyan topluluklar gizli olarak mağara, katakomp,
mousele veya zengin Hristiyanların evleri gibi belli mekânlarda toplanıp ortak ayinlerde
bulundular.
SONUÇ
Hristiyanlığın Kudüs’ten sonraki ilk yayılım alanı Antakya ve çevresidir. Arkasından
Paulus’un misyon yolculukları ile birlikte Isauria toprakları bu dinin hoşgörü kapısı olmuştur.
Dolayısıyla ilk kiliseler, ilk cemaatler ve ritüel kalıplarının doğum yeri Isauria denilebilir. Bu
nedenle dinsel bir düzenin oturtulması bakımından bu bölgede var olan toplulukların bakış açısı
Hristiyanlığın geleceği bakımından belirleyici olduğu söylenebilir.
Şüphesiz Hristiyanlığı Yahudi olmayanlarla tanıştırma Paulus’un dinsel algılayışı
ile gerçekleşti. Paulus’un ziyaret ettiği Isauria kentlerinde aktardığı doktrinler bu inancı ilk kez
işitenler için belirleyici oldu. Sözünü ettiğimiz Konon, Onesimus, Philemon, Azez, Timotheus,
Thekla ve Onesiphoros gibi daha birçok aziz Paulus’un eskatolojisine göre yön bulmuştur. O
halde burada Paulus’un söylemlerine bakarak döneniz kristoloji algısını irdelemek gerekir.
Paulus’a göre İsa beşeri özelliğinin yanında Tanrısal vasfı da bulunan bir
ulûhiyeti taşımaktadır. Bu nedenle onu Yahudi şeriatındaki salt peygamber tanımlaması ile
nitelemek eksik kalacaktır. Isaurialı azizler de Paulus gibi düşünerek çevrelerine böyle tebliğlerde
bulundular. Ancak ileride hararetli tartışmalara konu olacak olan İsa’nın Tanrılığı hakkında açık
fikirli olmak yerine temkinli davrandılar. Zaten M.S. 2. yy. kiliseleri de İsa’nın bir insan olduğu
vurgusunda bulunmuştur (Michel, 1992: 99). Erken Hristiyanlık Çağı’nın amentüsü sonraki
yıllara göre daha yalın bir yapıdaydı. Paulus’un bu düşünceler M.S 4. yy.da şekillendirilerek şöyle
bir uzlaşım oluşturuldu:
- Ben Tanrı’ya, kudretli Baba’ya
- ve O’nun biricik oğlu Rab İsa’ya
- Bakire Meryem ve Kutsal Ruh ’tan doğmuş olduğuna
- Pontius Plautus zamanında çarmığa gerilmiş ve gömülmüş olduğuna
- Üçüncü gün ölüler arasından dirilmiş olduğuna
- Göklere yükselmiş olduğuna
- Baba’nın sağında oturmuş olduğuna
- Oradan ölüleri ve dirileri yargılamak için ineceğine
- Ve Kutsal Ruh’a
- Kutsal kiliseye
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
101
102
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
- Günahların bağışlanacağına
- Cismaniyetinin dirileceğine inanırım (Houtin,1982: 446-447; Duchense1905-1910, cilt
4:)
Roma imparatorlarının amansız saldırıları, pantheona itaat ve tam bağlılık isteği, veyahut
en azından misyon faaliyetinden uzaklaşmış ve sindirilmiş bir topluluk meydana getirme çabası
İsa yanlılarının karşı karşıya kaldığı muamelelerdi. Bu ve bunun gibi güçlükler ister istemez bir
kısım cemaatlerin taviz vermesine veya saf değiştirip davasından vazgeçmesiyle sonuçlandı. Ne
var ki buna direnen din adamları ve topluluklar yaptıkları mücadeleyle saygınlık kazanmayı
başardılar.
Sonuç olarak, M.S. 1. yy. başlarında Hristiyanlıkla tanışan Anadolu topraklarının giriş
kapısı Isauria Bölgesi olmuştur. Her türlü dini yapılanmanın ilk ortaya çıktığı yer olması sebebiyle
devrin siyasi gücü olan Roma İmparatorluğu tarafından sert bir baskı politikasına maruz
bırakılmıştır. Bu nedenle İsa’ya inanan insanların ilk acı çektiği bölge olmuş ve ilk aziz ve
azizenin katledildiği topraklar olmasından ötürü Hristiyanlık tarihinde önemli bir yer edinmiştir.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
ISAURIA’DA ERKEN HRSİTİYANLIK DÖNEMİ DİNİ FAALİYETLERİ
KAYNAKÇA
Akdaş (2009). Hacer Akdaş, Hristiyanlığın Kurumsallaşmasında İlk Dönem Konsillerinin Rolü,
(Yayınlanmamış Yüksek Lisan Tezi), Kahramanmaraş.
Amiot (1962). François Amiot, The Key Concepts of St. Paul, Herder, Freiburg / Nelson, Edinburg /
London.
Bahar (1991). Hasan Bahar, Isauria Bölgesi Tarihi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Konya.
Barnes (2006). A. Barnes, İsa ve Pavlus Aynı Fikirde miydi?, (çev. A. Sonbahar Yıldırım), Haberci Baskı
Yayın Dağıtım, İstanbul.
Bunson ve Ark. (2003). Matthew Bunson, Margaret Bunson, Stephen Bunson, Our Sunday Visitor’s
Encycloprdis of Saints, Huntington, Indiana
Croix (1964). G. E. M. Croix, Why Were The Early Christians Persecuted? A Rejoinder, Oxford, Journals.
Doğanay (2008). Osman Doğanay, Isauria Bölgesi Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri,
(Yayınlanmamış Doktora Tezi), Konya.
Duchesne (1905-1910). Mgr. Louis Duchesne, L’HistoricAncienné De L’Eglise, Paris.
Eagan (1922). John Eagan, An Employer’sView of the Church’s Function in Relationto Endrustry, The
Annals of the American Academy of Politicaland Social Science, Vol. 103, Industrial Relationsand
the Churches, Atlanta, Georgia.
Ec-patr.org (2011). Ecumenic Patriarchate of Constantinople. Retrrieved April 2.
Frend (2006). W. H. C. Frend, Persecution Genesisand Legacy, (Ed. Margeret M. Mitchell, Frances M.
Young, The Cambridge History of Christianity Originsto Constantine, 503-523, Cambridge
University Press, Cambridge.
Gündüz (2004). Şinasi Gündüz, Pavlus: Hristiyanlığın Mimarı, Ankara Okulu Yay., Ankara.
Hellenkemper H. (1994). Hellenkemper H.,"Early Church Architecture in Southern Asia Minor" in K.
Painter (Ed.), 'Churches Built in Ancient Times': Recent Studies in Early Christian Archaeology,
213-38, Accordia Research Centre, London.
Houtin (1981). Albert Houtin, Hristiyanlığın Kısa Tarihi, (çev. Abdurrahman Küçük), Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 25, sayı:1,
İncil (1991) 5. Basım, Yeni Yaşam Yayınları, Kadıköy, İstanbul.
Kaymaz (2005). Yunus Kaymaz, Konstantin ve Hristiyanlık, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi),
Sakarya.
Leguenne (1979). Ferdinand, Leguenne, Galatlar, (çev.) Suzan Albek, T.T.K.Y., Ankara.
Madrigal (2014). Marc Madrigal, Birinci Yüzyıl Anadolu Kiliseleri, Kutsal Kitap ve Arkeoloji, İstanbul.
Michel (1992). Thomas Michel, Hıristiyan Tanrıbilimine Giriş, Dinler Tarihine Katkı, Ohan Basımevi,
İstanbul.
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
103
104
CHRISTIANITY ACTIVITIES İN ISAURIA AND VICINITY
Mulluk (2006). Yunus Mulluk, Öküzlü Kuzey Kilise Örneğinde Erken Bizans Kilikia ve Isauria
Transeptli Bazilikaları, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara.
OCA Orthodox Church in America. org - Lives of Saints.
Livinstone (2000). E. A. Livingstone, The Concise Oxford Dictionary of the Christian Church, 2nd
edition, Oxford University Press.
Ramsay (1906). William M. Ramsay, Studies in theHistoryand Art of the Eastern Provinces of the
Roman Empire, Aberdeen.
Ramsay (1960). William M. Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, (çev. M. Pektaş), İstanbul.
Roldanus (2006). Johannes Roldanus, The Church in the Age of Constantine, Taylor & Francis ELibrary, London.
Rudolf (1967). Daur Rudolf, Biblische Besinnung Angstund Schuld in The ologischerund
Psychotherapeutischer Sicht, Stuttgart.
Sarıkçıoğlu (1999). E. Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Kardelen Kitabevi, Isparta.
Schnelle (2003). Udo, Schnelle, Paulus Lebenund Denken, de Gruyter Lehrbuch, Berlin.
Ulutürk (2010). Muammer Ulutürk, Lystra’da İlk Hristiyanlar ve Lystra’nın Hristiyanlıktaki Yeri,
Uluslararası Hatunsaray (Lystra) ve Çevresi, Tarih, Kültür ve Turizm Sempozyumu, Konya.
Velimirovic (1985). Nikolai Velimirovic, The Prologue from Ochrid, Lazarica Press, Four Book Edition,
Birmingham.
ANTİK KAYNAKLAR
Eusebius of Caesera, Life of Constantine, (İng. çev. Averil Cameron, Stuart G.Hall), Clarendon Press,
Oxford, 1999.
Marcellinius, Rerum Gestarum Libri Qui Supersunt, (çev. Henri de Valois, Adriende Valois ), Nabu
Press, 2011.
Pliny The Younger, Complete Letters, (İng. Çev. P. G. Walsh), Oxford World’s Classics, Oxford, 2006.
Ptolemaios, Geography, (çev. J. Lennart Berggren, Alexander Jones), Princeton University Press, 2000.
RESİMLER
Resim 1:sites.google.com
Resim 2:makinghistorynow.wordpress.com
Resim 3:biblestudy.org
Resim 4:biblestudy.org
Resim 5:biblestudy.org
Resim 6:biblestudy.org
Resim 7:oprelesti. ru
Resim 8:orthodoxwiki.org
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
Download