kommuniteler Kaynak

advertisement
KOMMUNİTELER
KOMMÜNİTE
BELİRLİ ÇEVRESEL ŞARTLARA
SAHİP BİR ORTAMDA YAŞAYAN
POPULASYONLARIN
OLUŞTURDUĞU TOPLULUK
OLARAK TANIMLANMAKTADIR.
 Biyosenöz, canlı toplulukları, yaşam
birlikleri, tür toplulukları olarak da
adlandırılmaktadır

Ekosistemin canlı kısmıdır.
 Kommunitelerin büyüklüğü bir coğrafi
bölgedeki çevre şartlarının
farklılığına,, çeşitliliğine ve şartların
organizmalar üzerindeki etkisine
bağlıdır.

Kommünitelerin yapısal
özellikleri





Tür çeşitliliği: Kommüniteler veya ekosistemlerdeki tür sayısı genel
olarak enlem dereceleri arttıkça azalır.
Dominantlık(Baskınlık): kommüniteyi teşkil eden türlerden bir veya
birkaç tanesi, daha belirgindir ve diğer populasyonlar üzerinde nisbi
bir denetim yeteneğine sahiptir. Belirgin olan bu tür veya türler,
çevre şartlarının (ışık, nem gibi) şekillenerek diğer organizmalara
ulaşmasını sağlarlar ve bu şekilde onları denetlerler. Bu tür veya
türlere dominant(baskın) türler denir.
Bolluk: Kommünitede herhangi bir türe ait bireylerin sayısal durumu
bolluk olarak ifade edilir.
Ekoton: İki komşu kommünite arasında her ikisine ait çevresel
şartların ve canlı türlerinin yer aldığı geçit bölgesi bulunmaktadır.
Özel ekolojik şartlar içeren bu kommünitelere ekoton denir.
Süksesyon: (Kommünitelerin sıralı değişimi): Farklı etkenlerle
henüz bozulmuş veya çıplak kalmış alanlar incelendiğinde öncü
canlı topluluğu (öncü kommünite) görülür. Kommünitenin
süksesyonun ilk aşamasını oluşturan bu canlı toplumundan hakim
olan çevresel şartlarla tam uyumlu hale gelinceye kadar geçirdiği
bir dizi değişime süksesyon denir. Kendi kendini sürdürebilen çevre
şartları ile tam uyumlu hale gelmiş stabil komünitelere klimaks
komünite denir.
Komünitelerin işlevsel
özellikleri
Üreticiler(ototrof organizmalar)
fotosentetik ve kemosentetik üretim
yapan canlılar
 Tüketiciler(heterotrof)Beslenme
ihtiyaçlarını diğer canlılar üzerinden
beslenerek karşılayan
organizmalardır.

Herbivorlar
 Karnivorlar
 Ayrıştırıcılar(İndirgeyiciler)

BESİN ZİNCİRİ ve BESİN
AĞI
KİMYASAL BAĞ ENERJİSİNİN BİKİ ÜZERİNDE BESLENEN
OTÇUL ORGANİZMALARDAN BAŞLAMAK ÜZERE,
KENDİSİNDEN ÖNCEKİNİ YEMEK VE KENDİNDEN SONRAKİ
TARAFINDAN YENİLMEK SURETİ İLE KADEMELİ OLARAK
AKTARILMASIYLA OLUŞAN BESLENME İLİŞKİSİNE
“BESİN ZİNCİRİ “DENİR.
Üç çeşit besin zinciri bulunmaktadır:
-Predatör Zincir: bitki tabanından başlar. Küçük organizmadan büyüğe
doğru devam eder.
Buğday-Çekirge-Kurbağa-Yılan-Atmaca
-Parazit Zincir: Büyük organizmadan küçük organizmaya devam eder.
İnsan(Konak)-Sivrisinek(İnsan için konakçı)-Plasmodium malaria
(Sıtma etkeni-Sivrisinek üzerinde konakçı)
-Saprofit Zincir: Ölü maddeden organizmaya doğru gider.
Ölü fare-Sinek-Kurtçuk-Mantar ve bakteri

EKOLOJİK PİRAMİTLER
Biyokütle(Ekosistemi oluşturan birey
sayısı) Piramitleri
 Enerji Piramitleri ve Enerji Akımı


%10 yasası
Besin Piramidi
Enerji ve
canlı sayısı
artar
3. Derece
tüketiciler
Etçiller
(2. Derece tüketiciler
Otçullar
(1. Derece tüketiciler)
Üreticiler
Canlinın vücut
büyüklüğü artar
Besin Ağı

Besin zincirlerinin yer yer
kesişmesiyle meydana gelen
kompleks beslenme ilişkilerine besin
ağı denmektedir.
Ekosistemlerin işlevsel
unsurları

Enerji kullanıldıkça tüketilirken ,
madde ekosistem içinde döngü
şeklinde dolaşır.
Ekosistemlerde enerji akışı
Ototrof-heterotrof üretici- tüketici veya
üretici-herbivor-karnivor ilişkisi
enerjinin ekosistem boyunca
hareketine yön vermektedir.
 Enerjinin tek yönlü akışı, ekosistemin
en önemli prensibini oluşturmaktadır.






Atmosfere gelen güneş ışınlarının %33’ü bulutlar, %9’u
atmosferdeki toz partikülleri tarafından yansıtılır. Yaklaşık
%10’u da atmosferdeki ozon , oksijen, su buharı ve karbonik
asit tarafından emilir.Ve havadaki moleküller ve küçük
partiküller tarafından atmosfere dağıtılır.
Güneş ışınlarının atmosferde emilen kısmının kırmızı ötesi
elektromanyetik dalgalı bölümü bütün yönlerde yansıtılır.
Bunların bir kısmı yeryüzüne ulaşırken diğer bir kısmı da
atmosfere geri yayılır.
Güneş ışınlarının kalan %47 si yeryüzüne ulaşmakla birlikte
, bunların bir kısmı da yeryüzündeki parlak yüzeyler
tarafından atmosfere geri yansıtılabilmektedir.
Böylece yeryüzüne ulaşan ışınlar , direk güneş ışını ile
indirek kırmızı ötesi ışınlardır.
Termodinamiğin 1. kanunu:
_Enerji yoktan var edilemez, ancak bir
formdan diğerine dönüşebileceğini
belirtmektedir.
Termodinamiğin 2. kanunu:
-Enerji dönüşümleri %100 etkili
değildir. Enerji bir formdan diğerine
dönüştürülürken ısı olarak kaybedilir.


Güneş enerjisinin beslenme zinciri
vasıtası ile ekosistemler tek yönlü
dolaşımına enerji akışı denmektedir.


Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının ancak
%1-2 kadarı bitkisel organizmalar tarafından
fotosentez denilen mekanizma ile kimyasal
enerji olarak bağlanırlar. Buna primer
üretim denir.
Net primer üretim, primer üretimden
bitkilerin kendi solunumları ve diğer
metabolik aktiviteleri için kullandıkları enerji
çıktıktan sonra depoladıkları ve tüketici ve
ayrıştırıcılara aktardıkları enerji miktarıdır.
Enerji üretkenliği açısından
haliçler,ılıman kuşak bataklıkları, çeltik
tarlaları, buğday tarlaları, ılıman kuşak
ormanları, stepler, okyanuslar ve
çöller gelmektedir.
 Genel olarak bir basamaktan diğerine
geçişte enerjinin %90 kaybolmakta
ancak %10 kadarı bir sonraki
beslenme düzeyine aktarılmaktadır.
Bu kurala %10 yasası denir.

Ekolojik Piramitler
Ekolojik piramitler bir besin zincirinde
arda arda gelen beslenme
basamaklarındaki canlıların toplam
sayısını , canlı ağırlığını ve enerji
durumunu gösteren piramit şeklindeki
biçimlerdir.
 En yaygın ekolojik piramitler, enerji
piramitleri, sayı piramitleri ve biyokütle
(biomass canlı ağırlık) piramitleridir.

MADDE DÖNGÜLERİ
Makro elemntler; Kuru ağırlığın
%1’nden fazlasını teşkil eden C,O,H
ile kuru ağırlığın 0,2-1’ini teşkil eden
N,P,NA, S,Cl, Ca, Mg, Fe, Cu
 Mikroelementler:%0,2’sinden azını
teşkil eden B,Br,Co,I,Mo

SU DONGUSU

Bugun kullandigimiz suyun milyonlarca yildir dunyada bulundugu ve
miktarinin cok fazla degismedigi dogrudur. Dunyada su hareket eder, formu
degisir, bitkiler ve hayvanlar tarafindan kullanilir, fakat gercekte asla yok
olmaz. Buna Hidrolojik Dongu (Su Dongusu) denir.
Su dongusunu olusturan basamaklar
Bu dongude suyun hareket etmesini saglayan bes degisik olay vardir:
1- Yogunlasma (kondansasyon),
2- Yagis (precipitation),
3- Topraga gecis (Infiltration) ve yeralti sularinin olusumu,
4- Yuzeysel akinti (Runoff) ve yuzey sulari ile yeralti sularinin olusumu,
5- Buharlasma (Evapotranspiration)

Su buharı yogunlasarak bulutları olusturur, kosullar uygun
oldugunda yagis meydana gelir. Yagis seklinde yeryuzune
dusen su, topraga sizarak yeralti sularina veya yuzeysel
akinti olarak okyanuslara, denizlere karisir. Yuzey sularinin
buharlasmasiyla su atmosfere geri doner.

Yogunlasma: Suyun buhar formundan sivi formuna değisim
surecidir. Havadaki su buhari konveksiyon yardimýyla artar.
Ilik-nemli hava yukselirken soguk hava aþagi dogru hareket
eder. Ilik hava yukseldikce sicakligi azalip enerjisini
kaybettiginden gaz halden sivi veya kati (kar veya dolu)
haline doner.
Yogunlasmayý buzdolabindan soguk bir su sisesi aldiginizda
ve oda isisinda biraktiginizda sise yuzeyinde acikca gorebilir,
su sisesinin oda isisinda nasil "terledigini" rahatlikla
izleyebilirsiniz.

Yagış: Yagmur, sulusepken kar, kar veya dolu olarak
bulutlardan salinan sudur. Atmosferde yoğunlastigi,
atmosferik hava akiminda kalmasinin zorlastigi
durumda su buharindan sonra yagis meydana gelir.
Topraga gecis: Dunya yuzeyine erisen yagislarýn bir
kismi topraga sizar (infiltrasyon) ve yeralti sularini
meydana getirirler.
Topraga sizan su miktari, topragin egimi, bitkilerin tipi
ve miktari, topragin su ile doygun olup olmamasina
bagli olarak degisir. Yuzeyde buyuk yarıklar, delikler
bulunmasi, topraga su gecisini kolaylastirir.

Yuzeysel akinti: Cok fazla yagýs oldugunda,
toprak suya doyar ve suyun fazlasini
alamaz. Kalan su topragin yuzeyinden akar
(Runoff). Suyun topraga emilemeyen kismi
yuzey sulari olarak isimlendirilir. Yuzeysel
sular kar ve buzlarin erimesiyle de olusabilir.
Yuzey sulari çaylara, derelere ve nehirlere
akar. Yuzey sulari daima daha alcak
noktalara dogru tasinir, dolayisiyla
okyanuslara karisir.

Yeralti sulari: Dunya yuzeyine erisen yagislarin bir kismi
topraga sizar (infiltrasyon) ve yeralti sularini meydana
getirir.Yeralti sularinin bir bolumu derinde kapali bir su
katmanina ulasir ve kullanilabilmeleri icin yeryuzune ozel bir
yontemle cikarýlmalari gerekir.Yeralti sularinin diger bir
bolumu ise basinc etkisiyle ust toprak katmanlarina dogru
hareket eder ve yeryuzune ulasir. Bu sulara kaynak suyu
denir. Yeralti suyu toprak katmanlarindan geçerken temas
ettigi yuzeydeki mineral vb maddeleri de yapisina alir. Bu
maddeler suyun yararli bilesenlerini (demir, magnezyum vb)
olusturabilecegi gibi arsenik, nitrat, tarim ilacý kalintilari gibi
zehirli maddeler de olabilir. Toprak sarsintilari, yagmur ve
eriyen kar sulari, bu zehirli maddelerin suya karisma riskini
artirir. Bu nedenle suyun bilesimindeki degisikliklerin surekli
izlenmesi ve guvenli hale getirilmesi icin etkin filtrasyon
yontemleriyle arindirilmasi gereklidir.

Buharlasma: Bitkilerin nemlenmesiyle ve
topragin buharlasmasiyla olusan sudur.
Evapotranspiration, atmosfere yeniden
giren su buharidir.
Evapotranspiration, buhar olarak atmosfer
icinde artmaya baslayan su moleküllerinin
neden oldugu gunes enerjisinin suyu ısıttıgı
durumda olusur.
Karbon Döngüsü:

Karbon doğada hem mineral biçiminde ( kömür, elmas,
gaz olarak veya suda çözünmüş durumda karbon
dioksit olarak ) hem organik biçimde bulunur. Canlı
varlıkların temel yapı maddesi olan organik karbon,
fotosentez süreçleri yoluyla atmosferde veya deniz
suyunda çözünmüş olarak bulunan karbon dioksit
gazından yararlanarak üretilir. Yeşil bitkiler, hayvansal
ve bitkisel parazitler, organik maddeleri parçalayarak,
karbonu karbon dioksit gazına çevirirler. Artıklar,
dışkılar ve kadavralar da parçalanma sonucu
dönüşümü uğrayarak yapılarındaki karbon dioksit
çıkar.

Atmosferde gaz, suda ise çözünmüş olarak bulunan
karbon dioksit, canlıların başlıca karbon kaynağıdır.
Hayvanların vücutlardaki karbonun bir bölümü CO2
olarak, solunum yoluyla atmosfere geri verilir. Bütün
canlıların kalıntı ve atıklarındaki karbon ise, çürüme ve
bozulma gibi bir dizi işlem sonucunda CO2 olarak
açığa çıkar. Organik karbonun bir bölümü, kömür,
petrol gibi fosil yakıtlarda birikmiştir. Bunların
yakılmasıyla, atmosferde bol miktarda karbon dioksit
verilir. Bunun büyük bölümü, hızla deniz ve
okyanuslara geçer ve karbonatlar halinde birikir. Ayrıca
yanardağ püskürmeleri, atmosfere bol miktarda karbon
oksitleri yayar.
Oksijen Döngüsü:

Oksijen, değişik biçimlere dönüşerek doğada sürekli
bir döngü içerisindedir. Havada gaz, suda ise
çözünmüş olarak bulunan oksijen, serbest hâlde
azottan, sonra en çok bulunan elementtir. Hayvanların
ve basit yapılı bitkilerin, solunum yoluyla aldıkları
oksijen hidrojenle birleşince su oluşur.
Su daha sonra dışarıya atılarak doğaya verilir.
Ortamdaki karbon dioksit, algler ve yeşil bitkiler
tarafından fotosentez yoluyla £J karbonhidratlara
dönüştürülür, yan ürün olarak da oksijen açığa çıkar.

Dünyadaki sular, biyosferin başlıca oksijen kaynağıdır.
Oksijenin yaklaşık %90' ının bu sularda yaşayan
alglerce karşılandığı tespit edilmiştir. Diğer döngülerde
de bazı aşamalarda oksijenin yer aldığı bilinmektedir.
Sürekli olarak petrol ve kömür gibi fosil kaynaklı
yakıtların yakılmasına kara ve denizlerdeki doğal bitki
örtüsünün giderek azalmasına rağmen, tarımdaki
gelişmelerle birlikte artan üretim sayesinde
atmosferdeki oksijen düzeyi sabit kalır.
AZOT DÖNGÜSÜ

AZOT NEDİR?
Görünüşte canlı maddenin görünüşüne
ortalama %5 gibi çok küçük bir oranda
katılmasına karşılık azot, canlı madde
açısından son derece önemlidir. Atmosfer
ve okyanuslarla birlikte yer kabuğu var olan
azotun ancak %0,03’ ünü taşır. Geri
kalanıysa yaşamın temel taşları olan protein
moleküllerinde bulunur

Azot döngüsü terimi azot elementinin biyokimyasal dolaşımını
belirtmek için kullanılır. Azot kimyasal tepkimeye girme etkisi düşük
bir elementtir. Bu yüzden çok az canlı organizma tarafından
değerlendirilebilir yada “bağlanabilir”.
Mavi – Yeşil su yosunları ile bazı bakteri türlerinin içeren söz
konusu organizmalarda amonyağa (NH3) dönüşen azot,
aminositlerin, proteinlerin, nükleer asitlerin ve azot içeren öbür
bileşenlerin yapımında kullanılır.
Azotu değerlendiren bakterilerden Rhizobium bakterileri bezelye,
fasulye gibi baklagillerin ve yoncaların köküne yerleşirler. Azot,
fırtınalı havalarda yıldırımın etkisiyle yükseltgenir ve oluşan azot
oksit (NO) ile azot dioksit (NO2) yağmur suyunda çözündükten
sonra toprağa karışarak nitratlar oluştururlar.

Bütün bitkiler topraktaki amonyağı alarak, bunlardan gerekli azotlu
bileşiklerin bir bölümü yaprak, tohum ve meyvelerin dökülmesiyle
yok olup gider; ama çoğu;bitki ölünceye kadar içinde kalır.
Hayvanlarsa doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden aldıkları
azotlu bileşikleri değerlendirip, fazlasını dışkı yada sidikle atarlar.
Atılan artıkların ve bütün ölü organizmaların amonyağı nitratlara
dönüştüren bakteriler tarafından ayrıştırılmasından sonra, nitratlar
toprağa döner. Sulu topraklarda yaşayan bazı bakteriler, nitratları
parçalayarak, solunum için gerekli oksijeni alırlarken, açığa çıkan
azotun atmosfere karışmasıyla döngü tamamlanır.
Modern tarım yöntemlerinde toprağa eklenen ve büyük bölümü
toprağa karışan nitratlı gübreler, doğadaki bu dengeyi bozmaktadır.

Havada oksijen 1/5 oranına karşılık 4/5 oranında bulunan azot, kimyasal açıdan yansız
bir gazdır. Bu yansızlık nedeniyle, tepkimeye girme gücü vardır. Ama sıcaklık 400 C’a
yada daha yukarı yükseldiğin- de, çeşitli tepkimelere girer. Sözgelimi, hidrojenle
birleşerek kesin kokusuyla tanınan amonyağı verir. Bu tepkime, kimya sanayisinde çok
önemlidir. Ayrıca, elektrik kıvılcımları etkisi altında oksijenle birleşebilir ve azotmonoksiti
(2NO) verir. Özellikle şimşekler, azotmonoksit oluşumuna yol açar.
Azot molekülleri daha küçük taneciklerden, yani atomlardan oluşur. Her azot
molekülünde iki azot vardır ve bu atomlar birbirine çok sıkı bağlıdır. Bu nedenle, azot
molekülü N2’yle gösterilir: burada N bir azot atomunu belirtir. Azotu tepkimeye sokmak
için, önce iki N atomu arasındaki çekimi zayıflatmak ge- rekir; bu da, bağın güçlü oluşu
nedeniyle çok zordur.
Ama azot bir kez tepkimeye girince, artık başka atomlar ona bağlanabilir. Böylece, har
amonyak molekülü, üç hidrojen atomuna karşılık bir azot atomu taşır: formülü NH3 tür.
Amonyak molekülünde azot atomu, artık güçlü biçimde bağlı değildir ve hidrojen
atomlarıyla, daha kolayca gerçekleşen yeni tepkime- lere girebilir. Azotun canlı maddede
çok etkin biçimde rol oynadığı dönüşümler de bunlara benzer.





Azot gazının çeşitli şekillere bağlanarak
kullanılabilir bileşikler(amonyak ve nitrat)
haline dönüşmesine fiksasyon denir
Azot fiksasyonu ;
-biyolojik süreçlerle(Azotbakter..)
-Fizikokimyasal süreçlerle(yıldırım,şimşek)
-Endüstriyel süreçler(sentetik nitratlı gübre
üretimi)

Amonifikasyon: Toprağa düşen proetin
ve nükleik asit içeren organik artıklar ,
topraktaki ayrıştırıcı grubu saprofit
bakteriler ve mantarlar tarafından
parçalanarak amonyağa (NH3)
dönüştürülmesine denir

Nitrifikasyon: Amonyak ve
amonyumun önce
nitrite(NO2)(nitrobakter) sonra nitrata
(NO3)(nitrosomonas)
dönüştürülmesine denir.

Denitrifikasyon: Azotun gaz haline
dönüştürülmesi sürecine denir
Pseudomonas bakterileri ve bazı
mantarlar tarafından gerçekleşir.
Fosfor Döngüsü

Fosfor da canlılara gerekli temel
maddelerdendir. Hücrelerde nükleik
asitlerin enerji aktarımlarını sağlatan
adenozin trifosfat ( ATP ) maddesinde,
hücre zarının yapısında ayrıca kemik
ve dişlerde bulunur.

Fosforun doğadaki deposu, fosfatlı kayalar
ve sudur. Fosfor döngüsünün temelini,
fosforun karalardan denizlere, denizlerden
karalara taşınması oluşturulur. Fosfatlı
kayalardaki fosforun bir kısmı, erozyon
yoluyla suda çözünmüş hale gelir. Bu
inorganik fosfat, bitkilerce, suda çözünmüş
ortofosfat biçiminde alınır, organik fosfatlara
çevrilir. Beslenme zinciriyle ot obur ve et
obur hayvanlara aktarılır.

Bitki artıkları, hayvan ölüleri ve salgılarındaki organik
fosfatlar, ayrıştırıcı mikroorganizmalar yardımıyla
inorganik duruma çevrilir. Böylece, yeniden bitkilerce
alınmaya hazırdır.
Jeolojik hareketlerden başka, fosforun denizlerden
karalar dönüşü, balıkçılık ve balık yiyen deniz
kuşlarının dışkıları yoluyla olur.
İnsanın fosfor döngüsündeki etkisi, fosfatlı kayaların
endüstriyel işlemle fosfat gübresi yapılması yoluyla
karalardan denizlere dönüşünü hızlandırmakla olur.
Kükürt (sülfür) döngüsü

Kükürt tüm canlılarda bulunan bazı amino asitlerin
yapısında bulunur. taşkürede bol miktarda bulunduğundan
genellikle sınırlayıcı maddelerden biri sayılamaz. bu nedenle
önemi daha çok hava kirliliği açısındandır.

Kükürdün başlıca doğal kaynakları yanardağlar ve
bataklıklardan çıkan hidrojen sülfit gazı (h²s) ve kayalardaki
demir sülfit (fes) gibi kükürtlü bileşiklerdir. bu bileşikler
jeolojik aşınma sonucu taşkürenin yüzeyine çıkarlar :
denizlerde sedimanter kayaların oluşması ile taşküreye geri
dönerler. taşkürenin yüzeyine çıkan kükürtlü bileşiklerdeki
kükürt, havadaki oksijenle reaksiyona girerek kükürt dioksit
(so²), kükürt trioksit (so³) ve sonunda su buharı ile temas
edince sülfirik asit (h²so4) şeklini alır. havadaki kükürt
genellikle bu biçimiyle, yani sülfirik asit olarak yağmurlarla
toprağa döner ve çevrime girer.(kükürt döngüsü)

Karadeniz’in dip suları ve Haliç’in bazı yerlerinde olduğu
gibi, oksijensiz sistemlerde organik maddelerin
ayrışmasından hidrojen sülfit (H2S) gazı oluşur. Tipik çürük
yumurta kokusu veren madde işte bu gazdır. Oksijensiz
sistemlerde kükürt, iki grup bakteri arasında değişik
kimyasal şekillerde alınıp verilmektedir. bazı çeşitleri (sülfür
bakterileri), SO4 içeren (sülfatlı) maddelerdeki oksijeni
kullanarak, hidrojen sülfüre dönüştürürler. değişik çeşit bazı
bakteriler de, H2S gazını enerji kaynağı olarak kullanırlar. bu
bakteriler kemosentetik bakteriler olarak adlandırılır. son iki
yüzyılda gerçekleşen sanayileşmenin kükürt dengesi büyük
etkileri olmuştur. fosil yakıt kullanımı ve madencilik
atmosferdeki H2SO4 miktarını çok artırmıştır. dolayısıyla
kükürt, hava kirliliğine neden olan başlıca maddelerden biri
haline gelmiştir. bazı şehirlerde insan sağlığını, bazı
ülkelerde de asit yağmuru denilen bir olay sonucu göl ve
kara ekosistemlerini etkilemeye başlamıştır.
Download