KIRIM SAVAŞI VE ERTESİNDEKİ ÇERKESLERİN TARİHİ (1853- 1856)
Açıklama: Kırım Savaşı, 30 Mart 1856 da imzalanan Paris Barış Antlaşması ile sona erdi.
Antlaşmaya göre, Karadeniz in doğu kıyılarının (- Çerkesya-) Rusya ya ait olduğu kayıt altına
alındı.
Kategori: HABERLER
Eklenme Tarihi: 26/Eylül/2012
Geçerli Tarih: 19/Temmuz/2017, 04:43
Site: Dzıbe Ailesi Kültür ve Dayanışma Derneği
URL: http://www.dzibe.com/haber_detay.asp?haberID=328
KIRIM SAVAŞI VE ERTESİNDEKİ ÇERKESLERİN TARİHİ (1853- 1856)
KIRIM SAVAŞI VE ERTESİNDEKİ ÇERKESLERİN TARİHİ (1853- 1856)
Çuıwıç'/ Tsuvıç Anjel (Цуук1 Анжел),
Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Maykop
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
Kırım Savaşı, 30 Mart 1856’da imzalanan Paris Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre,
Karadeniz’in doğu kıyılarının (- Çerkesya-) Rusya’ya ait olduğu kayıt altına alındı. Antlaşma
maddeleri arasında, Karadeniz kıyısında bulunan kalelerin yıkılmaları ve Karadeniz’de gemi
seyrüseferinin/ dolaşımının serbest olması kabul edildi. Antlaşmanın 2. maddesinde Karadeniz’in
hiçbir devlete ait olmadığı, ticaret gemilerinin tümüne açık olduğu, ama savaş gemilerine
kapalı olduğu hükme bağlandı [1].
Paris Antlaşması’nda Kuzey Kafkasya’ya ilişkin hiçbir hüküm bulunmuyor. Kırım Savaşı
sonrasında, Kuzey Kafkasya sorunu söz konusu edildiğinde, Batılı ülkeler temsilcileri, Kuzey
Kafkasya’ya ilişkin hiçbir taleplerinin bulunmadığını söylediler. Gerekçe olarak da, Batılı
ülkeler temsilcileri, savaşta Dağlıların(- Çerkeslerin, vb-) kendilerine (- Müttefiklere-) yardım
etmediklerini belirtmekle yetindiler [2].
Kırım Savaşı sırasında, Kuzey Kafkasya’ya ilişkin Batılı ülkelerin politikası, Rus Ordularını
Kuzey Kafkasya’da bağlı tutmak ve cepheye sürülmelerini önlemek olabilirdi. Müttefik güçler (-
Britanya, Fransa, Sardinya Krallığı ve Türkiye-), kendi insan kaynakları (askerleri) yerine Adıge
(Çerkes) topluluklarının insan gücünü kullanarak kendi kayıplarını azaltmak istiyorlardı. Ancak
Kafkasyalıların çoğu savaşa katılmadılar/savaştan uzak durdular. Dağlılar (- Çerkesler) yabancı ülkeler adına savaşmak istemiyorlardı. Sonuç olarak, Müttefik ülkeler Çerkesleri
kendi yanlarında savaşa sokmayı başaramadılar.
Kırım Savaşı başlarında egemen Adıge toprağı
Kırım Savaşı’nın sonlarına doğru, Kuzeybatı Kafkasya’daki (- Çerkesya'daki-) politik durum
çalkantılıydı. Kesintisiz bir savaş sürüyordu. Pşı Seferbey (-Zaneko-), Bığundır yöresinde (Anapa tarafında-) üç bin kadar Dağlıyı (-Adıgeyi-) toplamıştı. Bu ordunun dört topu vardı.
Seferbey’in amacı Çernomoriye’ye(- Bulgaristan olmalı-) gitmekti (Orada, Müttefikler'e
katılmak istiyor olabilirdi-). Ancak, o sıralar bir Rus birliğinin Anapa’ya doğru gelmekte
olduğunu öğrenince, Rus birliğini karşılamak üzere o yöne doğru hareket etti [3].
Paris Antlaşması'nın imzalandığı tarihte Seferbey Anapa’daydı. Temmuz 1856’da Rus birlikleri
Anapa’ya yaklaştıklarında, Seferbey, Anapa’dan ayrılıp daha güneydeki Novorossiysk’e çekildi,
ardından Natuhay ve Şapsığlara, Osmanlı Padişah’ına bağlılık (фэшъыпкъэн) yemini ettirdi.
Kırım Savaşı sonrasında Kuzeybatı Kafkasya’da bulunan silahlı güçler(-Adıgeler-) Rusya’ya
bağlılığı kabul etmediler (федагъэхэп). İngiliz- Fransız rekabeti çerçevesinde, Dağlıların
sorunları ile ilgilenme işi İngilizlere bırakılmak istendi. İngilizler Kafkasya’daki
direnişlerin sürmesinden yanaydılar. Karadeniz kıyısındaki limanların hepsinde İngiltere'nin/
Britanya Krallığı’nın çıkarını gözeten konsolosluklar açılmıştı.
3 Ekim 1856’da Şapsığ Irmağı ağzına bir İngiliz gemisi yanaştı. Gemi, İstanbul’dan gelen bir
Wıbıh ve Abzah (Абдзах) grubunu sahile indirdi. Bu grup Osmanlı Padişahı tarafından
Seferbey’in Dağlıların reisi/ önderi (япащэ) olarak görevlendirildiği biçiminde Adıgeler
arasında dolaştırılan iddiaların doğru olup olmadığını araştırmak amacıyla İstanbul’a gitmişti.
Padişah bu kişileri sıcak karşıladı, her birine hediyeler verdi, bazılarının göğsüne de değerli
madalya ve nişanlar (бгъэхэлъ) taktı, Seferbey’i Dağlıların lideri/ yöneticisi(1эшъхьэтет)
olarak seçtiğini/ atadığını (зэригъэнэфагъэр) ve onun önderliğinde birleşmelerini istediğini
söyledi [4].
26 Ekim 1856’da “Kangaroo” adlı başka bir İngiliz gemisi de Vardane Irmağı ağzına yanaştı,
gemi, Osmanlı Padişahı tarafından kendisine paşalık ünvanı verilmiş olarak - İstanbul'dan dönenMuhammed Emin’i indirdi. Ona, İstanbul’dan gelme 80 Dağlı da eşlik ediyordu. Gemi, en
son Trabzon’dan hareket etmişti, geliş amacı “önce (- Gürcistan'daki-) Redutkale’de,
ardından Vardane’de kapkacaklar satmaktı” [5].
Osmanlı yönetimi atadığını söylediği kişilerle Dağlıların ülkesinde (къушъхьэч1эсмэ
яшъолъыр) işlerini yürütüyordu. Rus Ordusu önce Seferbey üzerine yürüdü. 3 Kasım 1856’da
Rus birlikleri ilerlemeye başlayınca, Seferbey Novorossiysk’i tahliye edip Nebercıye Geçidine
(Нэбэрджые т1уак1э) yöneldi. Seferbey, Müttefik devletlerin yardıma geleceklerini ve
bağımsız bir devlet kuracaklarını söylüyordu.
Osmanlı Devleti, Kuzeybatı Kafkasya’da boy gösteren bu iki liderden (-Seferbey ve Muhammed
Emin-) birine önceliği vermek yerine, bu kişilerin birbirleriyle didişmelerini yeğliyordu. O
sıralar, Osmanlı yönetimi, daha çok, refakatinde iki İngiliz subayı ile İstanbul’dan gelen
Muhammed Emin’i destekler gibi görünüyordu. Bu kişiler halka Padişah’ın yazdığı bir mektubu
okuyorlardı. Mektupta Padişah’ın artık Adıgelere hamilik etmeyi istemediği, ama İngiliz
yönetimini (тетыгъо) kabul etmelerini uygun bulduğu, bağımsızlık mücadelelerinde İngilizlerin
Adıgelere yardım edecekleri yazılıydı.
Bölgedeki iki liderden birine daha fazla yardım edilince, taraflar işi çarpışmaya
kadar vardırdılar. Ocak 1857’de Tuapse Irmağı boyunda Seferbey’in oğlu Karabatır ile
Muhammed Emin arasında bir çarpışma yaşandı. Karabatır üstün geldi. Bu hareketiyle Seferbey,
Osmanlı Padişahının, Kuzeybatı Kafkasya’daki bütün Adıgeleri bir araya getirme ve yönetme
görevini kendisine verdiğini göstermek istedi. Naib Muhammed Emin'in durumu, Türk desteği
alamaması sonucu kötüleşiyordu. Alacağı desteği (-ve konumunu-) öğrenmesi için, yanındaki
Osmanlı Devleti temsilcileri Naib’in mutlaka İstanbul’a gitmesi gerektiğini söylüyor ve onu
sıkıştırıyorlardı.
Naib İstanbul'a hareket etti, varır varmaz da, Rus Büyükelçiliğinin şikâyeti üzerine tutuklandı ve
Şam’a sürüldü. Yine de Padişah, paşa ünvanını verdiği Muhammed Emin’e ömürboyu maaş
bağladı. Ancak, Naib, bununla yetinmedi/ tatmin olmadı, gizlice Şam'dan Kafkasya’ya döndü.
Halk onu sevinçle karşıladı. Kasım 1859’a, Dağıstan lideri Şamil’in Rus Ordusu’na teslim
olduğunu öğrenene kadar da Ruslarla savaştı. Ardından Naib, Rus İmparatoru’na (Çar’a)
bağlılık yemini verdi, Abzahlara da bağlılık yemini ettirdi. Ayrıca, 1859 yılında Bjeduğlar,
K’emguylar Mehoşlar, Yecerıkuaylar, Besleneyler, Kuban Kabardeyleri ve Şahgireyler de
Rusya’ya bağlılık yemini verdiler [6].
1859 yılı kışında Natuhay yöresine giren Rus Ordusu Natuhaylara yıkım getirdi. Natuhaylar
Rusya’ya boyun eğip eğmeme konusunda mütereddit idiler, toplantı üzerine toplantı yaptılar,
ama bir karara da varamadılar. Çünkü, İstanbul’dan desteklenen kişiler “ulusa umutsuzluk
aşılayanları ve bölgede politik değişiklik(-Rusya'ya bağlılık yemini vermeyi-) isteyenleri
susturuyor, büyük bir dış destek geleceği vaadlerinde bulunuyorlardı” [7].
General Filipson, Adagum Irmağı boyundaki kale ve karakollar zincirinin (пытап1э) henüz
tamamlanamamış olması nedeniyle, Natuhaylar ile Şapsığların topraklarını ayırmanın (- onları
ayırmanın-) zor olduğunu Çar’a bildirdi. Şapsığların lideri Zaneko Karabatır, Natuhay toprağına
girdi, Rus Ordusuna yardım edenlerin ve Rusya’ya boyun eğmeyi savunan kişilerin mallarını
yağmaladı. Şapsığ yağmasını ve korkusunu aşmaları durumunda, General Filipson, Natuhayların
boyun eğecekleri tahmininde bulunuyordu.
Natuhay yöresinde olup bitenleri değerlendiren General Filipson, yöredeki en akil (- barışı ya da
Rusya'ya boyun eğilmesini isteyen-) insanların öldürülmekte ya da Şapsığ’a kaçmakta
olduklarını rapor ediyordu. Artık Natuhaylar arasında topluma önderlik edecek ve sözünü
dinletecek tek bir kişi bile kalmamıştı. Ruslar, kış bastırmadan Natuhay toprağını ele geçirmeye
karar verdiler. Çünkü Filipson, Natuhaylar arasında Ruslara boyun eğme eğiliminin güçlenmekte
olduğunu kavramıştı. Yürütülecek savaş, bu boyun eğme işinin getireceği durumu da belli
edecekti. Britanya/ İngiliz yöneticileri(1эшъхьэтет) Karadeniz’in Kuzeydoğu kıyılarını (Çerkesya'yı-) Rusya’ya ait saydıklarından, Natuhayların karar alıp boyun eğmeleri durumunda,
Kafkasya’daki Rus otoriteleri tarafından sürdürülen kolonizasyonun, Natuhay toprağında Kazak
stanitsaları (yerleşimleri) oluşturma politikasının durdurulabileceğini düşünüyorlardı. Natuhay
toprağına Kazak topluluklarını yerleştirmektense, Natuhay köylerini büyük köyler biçiminde bir
araya toplamak daha yerinde olacaktı. Bu iki iskân politikasından hangisinin seçileceği, kışın
yürütülecek Natuhay Savaşı’nın sonucuna göre açıklık kazanacaktı [8]. Olaylar, Adıge
toplulukları arasında bulunan çatışma ve çekişmeleri de açığa çıkardı.
Aralık 1859’da Zaneko Seferbey öldü, ardından Natuhaylar 1860’larda Rusya’ya boyun eğdiler
[9].
-Ruslara boyun eğmiş olan- Muhammed Emin 1860'larda St. Petersburg’a gitti ve orada
İmparator II. Aleksandr ile görüştü, ardından, Mekke’ye, hacca gidiyor gibi yapıp Türkiye’ye
gitti, ölünceye kadar orada kaldı ve yaşadığı sürece de Rusya’dan maaş aldı [10].
1860’lı yıllarda Kuzeybatı Kafkasya büyük ve üzücü olaylarla çalkalanıyordu. Doğu Karadeniz
kıyıları da (- Çerkesya’nın diğer kıyı kesimleri de-) aynı acıları paylaşıyordu. Bölgede oturmuş
bir devlet otoritesi yoktu, bu nedenle, dış ülkeler Adıgelerin iç işlerine aşırı ölçülerde karışmaya
başlamışlardı. Adıge toplulukları (лъэпкъхэр) kendi başlarına karar verme yetenek ve
iradelerini kaybetmişlerdi.
Rus otoriteleri en çok, Kuzeybatı Kafkasya’ya Türkiye’den gelen liderlerden ya da kendiliğinden
gelen ve bölgede faaliyette bulunan kişilerden kaygı duyuyorlardı. Bu türden kişiler
“kendilerinin Türk makamları tarafından gönderildiklerini, dağlarda yaşayan saf ve temiz kalpli
insanlara söylüyor, onları kandırıyor ve kendi çıkarları için kullanıyorlardı”. Rusya adına iş
görmek ve beliren sorunları çözmek üzere İstanbul’a gönderilen Novikow, Dağlıları yönetmek
üzere Hüseyin Paşa adlı birinin Osmanlı hükümeti tarafından Kafkasya’ya gönderilmiş olduğuna
ilişkin sözler duyduklarını Osmanlı Dışişleri Bakanı Ali Paşa’ya söyledi ve uyarıda bulundu.
Hüseyin Paşa o sıralar Osmanlı Ordusunda görevliydi. Ali Paşa, ortalıkta dolaşan bu türden
haberlerin doğru olamayacağını, Hüseyin Paşa’nın Adıge asıllı bir subay olduğunu ve hâlen ordu
saflarında görev yaptığını söyledi. 1857’de Hüseyin Paşa, yetkili olarak, Karadağ ile olan bir
sorunu, Grahovski sorununu çözmek için çalışmıştı, daha sonra, Padişah’a karşı yürütülen gizli
faaliyetlere katıldı. O sıralar, Hüseyin Paşa istifa dilekçesi vermiş olup Osmanlı Ordusundan
ayrılmak üzereydi, böyle birinin Adıge topluluklarının güvenilir bir lideri olması beklenemezdi
[11].
Hüseyin Paşa ile ilgili olaylar, Adıgelerin Osmanlı Ordusu içindeki konumunu da belli ediyor.
Dışişleri Bakanı, ömrünü Osmanlı Ordusuna hizmet etmekle geçiren Hüseyin Paşa’ya ilişkin
olarak şu sözleri de söylüyor: “Onun yiğitçe davranışları, kendisine zarar verme dışında, ona
hiçbir yarar sağlamadı” [12]. Bütün bunlara karşın Kuzeybatı Kafkasya’daki huzursuzluk sürüp
gidiyordu. Rus makamlarının yakındıkları şeyler, silah ve cephane yüklü İngiliz gemilerinin
Kafkas (-Çerkes-) kıyılarına gelmekte olmalarıydı. Rus resmi temsilcisi Novikow, tek bir İngiliz
gemisinin olsun Karadeniz'e çıkmamış olduğunu iddia ediyordu. Bu tür gemiler Trabzon’dan (Kafkasya'ya-) geliyorlardı. Bu nedenle, gemilerin yola çıkmaları durumunda, bunun
Trabzon'daki Rus konsolosu tarafından en kısa bir sürede Rus güvenlik birimlerine bildirilmesi
istenmişti.
Kafkaslı önderler yabancı gemilerin gelmelerini beklemekteydiler. Muhammed Emin’e göre,
gemilerin yanaşmalarına elverişli üç ana liman vardı. Bu yerler, Ş’açe (Soçi), Vardane ve
Tuapse ırmaklarının denize döküldükleri yerlerdi. En güvenli yer de Vardane Irmağının
Karadeniz’e döküldüğü yerdi. Vardane ağzının en güvenli yer olmasının nedeni, o yörede,
Wıbıhların toprağında, Berakaye İsmahilbıy’ın (Бэрэкъае Исмахьилбый) barınmakta olmasıydı.
Bu nedenle Naib, Berakaye’nin toprağını yağmalatmak istemişti: “Yağma yaptırmak
istemesinin nedeni, Naib’in İsmahilbıy’a olan nefretiydi” [13].
1860’lı yılların başlarında, Kafkasya’daki Rus yöneticileri, İngiltere ve Türkiye
tarafından yaratılan/ kışkırtılan problemlerle karşı karşıyaydılar. Ruslar, Adıge Özgürlük
Savaşı’na önder olacak yeni bir kişinin, bu devletler tarafından gönderilmesinden ya da
Adıgelere silah yardımı yapılmasından endişe ediyorlardı. Bir zamanlar Dağıstanlıların önderi
Şamil’in naiplerinden biri olan Muhammed Emin’in durumu da hiç hoş değildi. Muhammed
Emin, bir zamanlar politik anlamda Çerkesya’yı savunmuş olan bu kişi, şimdi kendisine karşı
olanların üzerine Rus askerlerini salıyordu.
Ağustos 1862’de, Dağlıların üç önemli kişisinin (л1ышъхьэ)- Hasan Efendi, Hacı İsmahil Efendi
ve Hacı Mıhamod'un da (Хьаджэ Мыхьамод) yer aldığı bir Adıge grubu İstanbul'a gitti. Bu
kişiler İstanbul’a, oradaki Adıgeler arasında anayurt sevgisini canlı tutmak ve yürütülen kurtuluş
savaşına katılmalarını sağlamak amacıyla gitmişlerdi. Bu kişiler Adıge ülkesinde topluluk/ kabile
bölünmelerinin/ ayrılığının kalmadığını, tüm halkın tek bir ulus çatısı altında bir araya gelmiş,
birleşmiş olduğunu duyuruyorlardı [14]. Bu olgu, Adıgelerin ülkeleri için canları pahasına
çarpışmadıklarını söyleyenleri yalanlıyor. Türkiye’de yaşayan Adıgelerin anayurtları ile olan
bağlarını koparmamış olduklarını da doğruluyor. O sıralar, Trabzon’dan çok sayıda gemi gizlice
Çerkesya’ya geliyordu.
Kırım Savaşı sırasında K’ah’e(К1ахэ/ Batı) Adıgeleri ve Türkiye tarafından
yürütülen çalışmalar son derece kötü sonuçlar doğurdu. Adıgeler arasında varolan birlik/
dayanışma ruhu yok oldu, Adıgeler Türkiye’den desteklenen/ yönlendirilen değişik gruplara
bölündüler. Türkler, K‘ah’e Adıgelerinin ülkesinde yürütülmekte olan politikayı/ mücadeleyi
doğru algılayamadılar ve iyi değerlendiremediler, Türkler,- Kırım Savaşı sırasında
da- Ruslara ummadıkları fırsatları sundular, ayrıca Müttefik ülkeler ordularının ağır kayıplar
vermelerine de neden oldular, Anadolu’daki Türk Ordusu da ağır kayıplara uğradı. Türkler,
K’ah’e Adıgelerinin büyük önderi (пэщэшхо/ paşa) ünvanını verdikleri Muhammed Emin’i
yanlarına çekmeyi başaramadılar. Bu yüzden, Muhammed Emin ile Şamil’in birlikleri
birleştirilemedi, Türkiye’nin beklediği büyük bir ordu oluşturma projesi de suya düştü. Öyle
olmasaydı, Gürcistan'da, Kars yöresinde ve Kırım’da süren çarpışmalar daha farklı bir sonuç
verebilirdi.
Öte yandan, Adıgelerin savaşa katılmak istemediklerini ve Adıgelerden bir tehlike
gelmeyeceğini anlayan Ruslar, Kafkasya’ya İlişkin politikalarını değiştirdiler, oluşan fırsatı
değerlendirerek yeni politikalar geliştirdiler. Rusya, Kuban bölgesinde (- Çerkesya'da-) bağlı
tuttukları asker sayısını azalttılar, Kuban'dan çektikleri birlikleri Kırım ve Gürcistan(- Türk-)
cephelerine sürdüler. Rus Ordusu savunma pozisyonundan çıkıp saldırı/ taarruz pozisyonuna
geçmiş oldu. Adıge ülkesindeki tehlike azalınca, Rusya, Adıge ülkesinden çekerek, başka
cephelere asker kaydırma ve oralara takviyeler gönderme olanağını elde etmiş oldu. Önde gelen
Adıge soylularının (л1экъолъэш) muhalefetine karşın, önderler içinde, Adıgeleri Osmanlı
Padişahı/ ülkesi ile birlikte harekt etmeye ve İslam dinini kabul etmeye ikna
edebilecek yetenekteki tek kişi, yine de Muhammed Emin'di.
Osmanlı Devleti’nin K’ah’e Adıgelerinin ülkesine ilişkin bir hak iddiası olamaz, çünkü Çerkesya
hiçbir zaman Osmanlı egemenliği altına girmemiş, Osmanlılar Çerkeslere hükmedememişlerdi.
Kırım Savaşı sırasındaki sembolik tutum dışında, Adıgeler Türk yönetimini
istemediklerini defalarca ortaya koydular. Adıgelerin savundukları tezlerden biri, Türkiye’nin
hiçbir zaman kendisinin olmamış olan bir ülkeyi (-Çerkesya’yı-) bir başkasına verme hakkının
bulunmadığı ve bulunamayacağı argümanıdır. Ancak, - sırf Çerkesya yüzünden- Rusya ile
arayı bozmak/ germek de Türkiye’nin işine gelmiyordu. Kırım Savaşı sırasında
Çerkesya’nın bir Osmanlı vilayeti olduğuna ilişkin iddialar da, Türkiye’nin Kuzeybatı
Kafkasya’daki varlığını güçlendirme anlamında hiçbir yararlı sonuç vermemiştir.
Kaynaklar:
1. АВПРИ. Ф. Азиатичесий департамент. Оп. 729/2. Д. 6. Л. 28 об.-30.
2. Hansard’s Parliamentary Debates (далее HPD). L., 1856. 3d Series. V. 141. P. 19971998.
3. Кютюколу М. Экономическая структура Османской империи// История
Османского государства, оющества и цивилизации. Т. I. M., 2006. C.447.(*).
4. ГАКК. Ф. 261. Оп. I. Д. 1668. Л.20.
5. АВПРИ. Ф. Азиатический департамент. Оп. 729/2. Д. 6. Л. 25.
6. АВПРИ. Ф. Азиатический департамент. Оп. 729/2. Д. 6. Л. 26.
7. Чирг А. Ю. Раздитие общесиенно-политического строя адыгов Северо-Западного
Кавказа (конец XVIII – 60-e гг. XIX в.). Майкоп, 2002. С. 162.
8. ГАКК. Ф. 347. Оп. 2. Д. 39. Л. 24. Предположения о военных действиях и занятиях
войск на правом крыле Каваазской линии с осени 1859 г. по I декабря 1860 г.,
составленные генерал- лейтенатом Филипсоном.
9. Там же. Л. 25.
10. Чирг Ф. Ю. Указ.Соч. С. 165.
11. Хавжоко Ш. М. Герои и императоры в черкесской истории. Нальчик, 1994. С.165.
12. АВПРИ. Ф.Турецкий стол. Оп. 502 а. Д. 4504. Л. 28 – 28 об. Отношение статского
советника Новикова Но 864. Константинополь, 27 августа 1863 г.
13. Там же. Л. 31 об. – 32..
14. Там же. Л. 31 об. – 34.. Копия отношения Г. Поверенного в делах в
Константинополе Г. Начальнику Главного штаба кавказской армии, от 24 августа
1863 г. Но 856.
15. АВПРИ. Ф.Турецкий стол. Оп. 502 а. Д. 4504. Л. 52. Copie d’une depeche du P-ee
Lobanow en date de Bujukdere, le 4/16 septembre 1862, No 120.
16. АВПРИ. Ф.Турецкий стол. Оп. 502 а. Д. 4504. Л. 52. . Copie d’une depeche de M.
Novikow en date Pera le 29 octobre/ 10 novembre 1863, No 183. Л. 21,23.
Kaynak: “PSATL” (ПСАЛЪ), No 4(7), 2007, s. 156- 161.
Makalenin özgün adı: КЪЫРЫМ ЗАОМРЭ К1ЭХЭ АДЫГЭХЭМ ЯТАРИХЪРЭ (18531856).
(*) - Кютюколу М./ Kütükoğlu M., bir Türk tarih profesörüdür. - hcy
Not: "К1ахэ/ K'ah'e" - Kuban ve Karadeniz bölgesi Çerkeslerine verilen adlardan biri. Tire
içindeki eklemeler çevirmene aittir.- hcy
Download

KIRIM SAVAŞI VE ERTESİNDEKİ ÇERKESLERİN TARİHİ