SERKAN ÖZER
TARİH ANA BİLİM DALI
ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
T.C.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1098-1171)
DOKTORA
TEZİ
SERKAN ÖZER
AĞUSTOS 2015
TARİH ANA BİLİM DALI
ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
AĞUSTOS 2015
FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1098-1171)
Serkan ÖZER
DOKTORA TEZİ
TARİH ANA BİLİM DALI
ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
AĞUSTOS 2015
iv
FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1098-1171)
Doktora Tezi
Serkan ÖZER
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
Ağustos 2015
ÖZET
1095 yılında Clermont Konsili’nde yapılan çağrıyla başlayan Haçlı Seferlerinin orduları,
Kudüs’ü Kurtarmak sloganıyla doğuya hareket etmişler; İznik’i zapt edip Eskişehir
Savaşı’nda Türkleri yendikten sonra Antakya önlerine ulaşmışlardır. Haçlılar, Antakya
önlerinde yaşanan kıtlık dolayısıyla acı çekerlerken Fâtımî elçileri gelerek Selçuklulara
karşı ittifak teklif etmişlerdir. Fakat bu şekilde dostane başlayan ilişkiler, Haçlıların
hedefinin, Kudüs olduğunun anlaşılmasıyla bozulmuş ve yerini mücadele safhasına
bırakmıştır. Kudüs’ün zaptı sonrası yaşanan Askalân Savaşı, taraflar arasındaki ilk büyük
savaştır. Bu savaşı müteakip başlayan mücadeleler, Fâtımî Devleti’nin sükûtuna kadar
devam etmiştir. Haçlıların başarılı olmasında Fâtımîlerin dâhili olayları, Haçlıların elini
güçlendirmiş ve bu durumda sahil şehirlerine gereken önem verilememiştir. Devlete gerçek
manada hâkim olan vezirler arasındaki mücadele ve devletteki bu istikrarsızlık,
Suriye’deki son Fâtımî şehri olan Askalân’ın 1153’te zaptıyla sonuçlanmış ve bu tarihten
sonra Zengîler ve Haçlılar arasında Mısır’ın ele geçirilmesi için başlayan mücadele,
devletin sonunu getirmiştir.
Bilim Kodu
: 1124
Anahtar Kelimeler: Fâtımîler, Haçlılar, Haçlı Yayılması, Mısır Hâkimiyeti İçin Mücadele
Sayfa Adedi
: 228
Tez Danışman
: Doç. Dr. Nihat YAZILITAŞ
v
THE RELATIONS BETWEEN FÂTIMIDS AND CRUSADERS (1098-1171)
(Ph. D. Thesis)
Serkan ÖZER
GAZİ UNIVERSITY
GRADUATE SCHOOL OF EDUCATIONAL SCIENCES
August 2015
ABSTRACT
In 1095, the armies of the Crusades, which began with the summon conducted in the
Council of Clermont, moved eastward with the slogan to save Jerusalem; reached the
Antioch front after defeating the Turks in the Battle of Eskişehir by capturing İznik. While
the Crusaders were suffering because of famine experienced in front of Antioch, the
Fâtimid envoys came and offered alliance against the Seljuks. Yet, the relations starting in
a friendly manner in that way deteriorated as it became clear that the aim of the Crusaders
was Jerusalem and was replaced by the struggle phase. The Battle of Ascalon experienced
following the capture of Jerusalem is the first major battle between the sides. The struggles
which began following the battle continued up to the downfall of the Fâtimid State. In the
success of the Crusaders the interior events of the Fâtimid strengthened the hands of the
Crusaders and in this case the coastal cities were not given the required importance. The
struggle among the viziers who had a command of the state in a real sense and the
instability in the state resulted in the capture of Ascalon, which was the last Fâtimid city in
Syria, in 1153; and after this date, the struggle which began for the capture of Egypt
between Zengis and Crusaders brought the end of the state.
Science Code
Key Words
Page Number
Supervisor
: 1124
: Fatimids, Crusaders, Expansion of Crusaders, Struggle for the Control
of Egypt
: 228
: Assoc. Prof. Dr. Nihat YAZILITAŞ
vi
TEŞEKKÜR
Öncelikle tüm üniversite hayatım boyunca benden desteğini esirgemeyen ve bana inanan
saygıdeğer danışman hocam Doç. Dr. Nihat YAZILITAŞ’a saygılarımı sunmayı bir borç
bilirim. Çalışmalarım süresince gösterdiği sabır ve ilgileri için sonsuz teşekkürler. Bu
vesileyle devamlı desteğini gördüğüm Yrd. Doç. Dr. Ahmet AKŞİT’e ve Yrd. Doç. Dr.
Selahattin TOZLU’ya şükranlarımı sunuyorum. Çalışmalarımı tüm evlerinde inceleyen ve
yönlendiren Prof. Dr. İlhan ERDEM ve Prof. Dr. Altan ÇETİN’e teşekkür ediyorum. Yine
yoğun çalışma sürecimde benden yardım ve destekleri ile müsamahalarını esirgemeyen
Erzurum Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü hocalarım Prof. Dr. Murat KÜÇÜKUĞURLU,
Yrd. Doç. Dr. Naim ÜRKMEZ ve Yrd. Doç Dr. Uğur AKBULUT’a sonsuz teşekkürler.
Burada teşekkür etmek istediğim, benden manevi desteğini esirgemeyen dostlarım ve
büyüklerim bulunmaktadır: Arş. Gör. Bilal KOÇ, Yrd. Doç. Dr. Nasrullah UZMAN, Arş.
Gör. Mevlüt GÜNLER, Savaş YILMAZ, Erzurum Teknik Üniversitesi’nden tüm
Araştırma Görevlisi arkadaşlarım ve hassaten Yavuz DAŞDEMİR’e bu vesileyle sonsuz
teşekkürlerimi sunuyorum. Danışman hocamla beraber en büyük desteği veren aileme,
özellikle ablalarım Emine ve Neval ÖZER’e sonsuz kere teşekkürler…
vii
İÇİNDEKİLER
Sayfa
ÖZET .................................................................................................................................... iv
ABSTRACT ........................................................................................................................... v
TEŞEKKÜR .......................................................................................................................... vi
İÇİNDEKİLER ....................................................................................................................vii
KISALTMALAR .................................................................................................................xii
GİRİŞ ..................................................................................................................................... 1
BİRİNCİ BÖLÜM
EL-MUSTA’LÎ BİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1094-1101)
1.1.EL-MUSTA’LÎ BİLLÂH (1094-1101) ............................................................................ 39
1.2.FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİNİN BAŞLAMASI ......................................................... 40
1.2.1.Haçlıların Antakya’yı Kuşatmaları (21 Ekim 1097-3 Haziran 1098) ve FâtımîHaçlı İlişkilerinin Başlaması (1098)....................................................................... 40
1.2.2.Antakya’nın Zaptından Kudüs’e Kadar Haçlılar ..................................................... 44
1.2.3.Haçlıların, Kudüs’ü Zaptı (15 Temmuz 1099) ......................................................... 49
1.2.4.Askalân Savaşı (12 Ağustos 1099) ............................................................................ 58
1.2.5.Hayfa'nın Zaptı (25 Temmuz 1100) ........................................................................... 62
1.2.6.Urfa Kontu Baudouin de Boulogne’nin Kudüs Kralı Olması, Askalân Civarına
Keşif Seferi ve Önemli Gelişmeler......................................................................... 64
1.2.7.İbn Ammâr’ın, Cebele’yi Ele Geçirmesi ................................................................... 67
1.2.8.Arsûf'un Zaptı (29 Nisan 1101) .................................................................................. 68
1.2.9.Kaysâriye'nin Zaptı (17 Mayıs 1101) ........................................................................ 72
1.2.10.Birinci Remle Savaşı (7 Eylül 1101) ....................................................................... 73
viii
Sayfa
İKİNCİ BÖLÜM
EL-ÂMİR Bİ-AHKÂMİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1101-1130)
2.1.EL-ÂMİR Bİ-AHKÂMİLLÂH DÖNEMİ (1101-1130) ............................................ 75
2.2.EL-ÂMİR Bİ-AHKÂMİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (11011130) ......................................................................................................................... 76
2.2.1.İkinci Remle Savaşı (Mayıs 1102) ...................................................................... 76
2.2.2.Tâcü’l-Acem’in, Haçlılara Karşı Yollanması (Eylül 1103) ................................ 78
2.2.3.-Fâtımîlerin, Yafa ve Kaysâriye’ye Saldırmaları (1103-1104) ........................... 79
2.2.4.Akkâ'nın Zaptı (26 Mayıs 1104).......................................................................... 80
2.2.5.Üçüncü Remle Savaşı (27 Ağustos 1105) ........................................................... 82
2.2.6.1106-1112 Yılları Arasında Askalân Merkezli Yaşanan Mücadeleler ................ 84
2.2.7.Trablus'un Zaptı (26 Haziran 1109) .................................................................... 86
2.2.7.1.Tartûs’un (Antartûs) Zaptı (Şubat 1102) ve Trablus Kuşatması .................. 87
2.2.7.2.Raymond’un Trablus’u Tekrar Kuşatması (1104) ........................................ 88
2.2.7.3.Raymond’un Hacılar Tepesi’nde Kale İnşa Etmesi (1104) .......................... 89
2.2.7.4.Raymond’un Ölümü (28 Şubat 1105) ve Yerine Yeğeninin Geçmesi ......... 90
2.2.7.5.Fahrü’l-Mülk İbn Ammâr’ın Yardım Almak İçin Bağdad’a Gidişi ............. 91
2.2.7.6.Arka Şehri’nin Zaptı (Mart-Nisan 1109) ...................................................... 92
2.2.7.7.Bertrand’ın Doğuya Gelişi ............................................................................ 93
2.2.7.8.Trablus’un Zaptı (26 Haziran 1109) ............................................................. 94
2.2.8.Cübeyl (Cebayl)'in Zaptı (1109) .......................................................................... 96
2.2.9.Cebele’nin Zaptı (12 Temmuz 1110) .................................................................. 96
2.2.10.Beyrut'un Zaptı (13 Mayıs 1110) ...................................................................... 97
2.2.11.Sayda’nın Zaptı (4 Aralık 1110) ........................................................................ 98
2.2.12.Fâtımîlerin Askalân’ı İtaate Almaları (1111) .................................................. 100
2.2.13.Fâtımîlerin Yafa’yı Kuşatmaları (12-22 Ağustos 1115).................................. 101
ix
Sayfa
2.2.14.Baudouin’in Mısır’a Keşif Seferi (Mart 1118), Hastalanması ve Ölümü (2
Nisan 1118) .................................................................................................... 102
2.2.15.Tuğtigin ve Fâtımîlerin Haçlılarla Savaşı (1118) ............................................ 103
2.2.16.Fâtımîlerin Yafa’yı Kuşatmaları (29 Mayıs 1123) .......................................... 104
2.2.17.Venediklilerin Doğuya Gelişi ve Fâtımî-Venedik Savaşı (1123) .................... 105
2.2.18.Sûr Şehrinin Haçlılar Tarafından Zaptı (7 Temmuz 1124) ............................. 106
2.2.18.1.Fâtımîlerin, Tibnîn Kalesine Saldırısı (1107) ........................................... 108
2.2.18.2.Haçlıların, Sûr’un Karşısına Toron Kalesi’ni İnşası (1107-1108) ............ 109
2.2.18.3.Baudouin’in İkinci Kez Sûr Şehrini Kuşatması (29 Kasım 1111-10 Nisan
1112) ........................................................................................................ 109
2.2.18.4.Sûr Şehrinde Düzenin Sağlanması ............................................................ 113
2.2.18.5.Akkâ ile Sûr Arasına Alexandirium Kalesi’nin İnşası (1117) .................. 114
2.2.18.6.Venediklilerle Haçlıların Sûr Şehrini Kuşatmak Üzere Anlaşmaları
(1123) ....................................................................................................... 115
2.2.18.7.Sûr Şehrinin Zaptı (1124) ......................................................................... 117
2.2.19.Fâtımî Donanmasının Yenilgisi (1125) ve Sonrasında Beyrut’un Fâtımîler
Tarafından Yağmalaması (1126) .................................................................... 124
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİNE KADAR FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1132-1160)
3.1.EL-HÂFIZ Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1132-1149) ............................................................................................................. 127
3.1.1.Fâtımîlerin, Nûreddîn ile Haçlılara Karşı İttifak Girişimleri ............................. 130
3.1.2.Haçlıların Askalân’a Saldırısı (1141) ................................................................ 130
3.1.3.Askalân’ın Takviye Edilmesi ............................................................................ 130
3.2.EZ-ZÂFİR Bİ-EMRİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1149-1154) ............................................................................................................. 131
3.2.1.Haçlıların, Farma’ya Saldırısı ve Mukabil Fâtımî Saldırısı (1150-1151) ......... 132
x
Sayfa
3.2.2.Haçlıların Askalân Şehrini Zapt Etmeleri (19 Ağustos 1153) ........................... 133
3.2.2.1.Askalân’ın, Fâtımîler ve Haçlılar İçin Önemi............................................. 134
3.2.2.2.Askalân’ın Zaptı İçin Yapılan Hazırlıklar .................................................. 138
3.2.2.3.Askalân’ın Zaptı (19 Ağustos 1153) ........................................................... 141
3.3.EL-FÂİZ Bİ-NASRİLLÂH (1154-1160) DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI
İLİŞKİLERİ ............................................................................................................ 148
3.3.1.Haçlıların Tinnîs Şehrini Yağmalamaları (1154) .............................................. 150
3.3.2.Haçlılarla Anlaşma Yapılması (1155-1156) ...................................................... 150
3.3.3.Nureddîn ile Haçlılara Karşı Anlaşma Çabaları (1157-1158) ........................... 151
3.3.4.Sûr Şehrine Baskın Düzenlenmesi (1155) ......................................................... 152
3.3.5.Haçlı Topraklarına Düzenlenen Seferler (1157-1158) ...................................... 152
3.3.6.Haçlıların Ateşkes Talebi ve Yaşanan Diğer olaylar (1159) ............................. 154
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1160-1171)
4.1.EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ (1160-1171) .................................................. 155
4.2.EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1160-1171) . 157
4.2.1.Amaury’nin, Mısır’a Seferleri (1161, 1163) ..................................................... 157
4.2.2.Şâver’in, Nûreddîn’den Yardım İstemesi ve Birinci Mısır Seferi (15 Nisan 116426 Ekim 1164) ................................................................................................ 158
4.2.3.İkinci Mısır Seferi ( 9 Ocak- 5 Eylül 1167)....................................................... 163
4.2.4.Amaury’nin Bizans’ın Desteğini Sağlama Çabaları ve Evliliği ........................ 174
4.2.5.Üçüncü Mısır Seferi (17 Aralık 1168- 8 Ocak 1169) ........................................ 175
4.2.6.Şâver’in Katli, Şirkûh’un Fâtımî Veziri Olması ve Sonrasında Selâhaddîn’in
Başa Geçmesi ................................................................................................. 180
4.2.7.Fâtımî Askerlerinin İsyanı ................................................................................. 183
4.2.8.Haçlıların Yardım Bulma Çabaları ve Dimyât Kuşatması ................................ 184
xi
Sayfa
4.2.9.Selâhaddîn’in Dârum ve Gazze Seferleri ile Eyle’yi Fethi ............................... 194
4.2.10.Amaury’nin, Bizans’ı Ziyareti ......................................................................... 197
4.2.11.Fâtımî Hilafetinin Kaldırılması (10 Eylül 1171) ............................................. 197
SONUÇ .............................................................................................................................. 203
KAYNAKÇA ..................................................................................................................... 209
EKLER ............................................................................................................................... 223
ÖZGEÇMİŞ ....................................................................................................................... 228
xii
KISALTMALAR
Bu çalışmada kullanılmış kısaltmalar, açıklamaları ile birlikte aşağıda sunulmuştur.
AÜDTCF
Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi
AÜİFD
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Çev.
Çeviren
DEÜİFD
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
DGBİT
Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi
DİA
Diyanet İslam Ansiklopedisi
Edit.
Editör
EI
The Encyclopaedia of Islam
Haz.
Hazırlayan
İA
İslam Ansiklopedisi
İng. Trc.
İngilizce Tercüme
İÜ
İstanbul Üniversitesi
MEB
Milli Eğitim Bakanlığı
Neşr.
Neşreden
SDÜ
Süleyman Demirel Üniversitesi
Tah.
Tahkîk
TD
Tarih Dergisi
Tran.
Translate
TTK
Türk Tarih Kurumu
UHSS
Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu
Vol.
Volume
vd.
ve devamı
1
GİRİŞ
Kaynaklar ve Araştırmalar Hakkında
Hıristiyan Kaynakları
İsmini bilmediğimiz bir Haçlı askeri tarafından yazıldığı düşünülen Anonim Haçlı
Tarihi (Gesta Francorum et Aliorum Hierosolymitanorum)1 adlı eser, Haçlı Seferleri
Tarihinin ana kaynaklarından biridir. Yazarın, Clermont Konsili’nde bulunduğu da
anlaşılmaktadır. Bohemond’a sempatisi vardır ve bu da yazarın, Bohemond’un ordusunda
yer alan bir asker olduğunu düşündürür. Yazar, anlatımını Clermont Konsili ile başlatır ve
Kudüs’ün zaptı sonrasında vuku bulan 1099 Askalân Savaşı ile bitirir. Eser, Haçlıların
Anadolu yolculuğu ve özellikle de Antakya’yı ele geçirmeleri ile ilgili ilk elden bilgiler
verir. Çalışmamız açısından önemi ise Antakya kuşatması devam ederken Haçlı
karargâhında Fâtımî elçilerinin bulunduğunu haber vermesinden kaynaklanır. Kudüs’ün
zaptı ile Haçlıların işledikleri cinayetleri de çok açık bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Eser, Kudüs’ün zaptı ve Askalân Savaşı için en önemli kaynaklarımızdandır.
Çalışmamızda Ergin AYAN tarafından yapılan tercümeyi kullandık.
1059 yılında Chartes’te dünyaya gelen Fulcherius Carnotensis, Clermont
Konsili’nde hazır bulunmuş ve haçı kabul ederek Etienne de Blois’in yanında Kudüs
yolculuğuna başlamıştır. Urfa Haçlı Kontluğu’nu kuracak olan Baudouin de Boulogne ile
Urfa’ya giden yazar, Baudouin’in ordu vaizliği görevini ifa etmiştir. Godefroi’nin ölümü
üzerine, yerine geçen kardeşinin emrinde Kudüs’e gelmiş ve bu tarihten sonra olaylara
daha yakından şahit olmuştur. Yazarın, Antakya ve Kudüs’ün zaptı ile Askalân Savaşı
konularında Anonim Gesta’yı kullandığı anlaşılıyor. Yazarın, Gesta Francorum
Iherusalem Peregrinantium2 adını verdiği eserinin 1101 yılından sonraki kayıtları daha
güvenilir ve orijinaldir. Kudüs kralı Baudouin’in yanında keşif seferlerine katılması ve
meraklı kişiliğiyle coğrafyayı inceleyip bunları eserine alması ile ilginç bilgiler de
aktarmıştır. Eser, Clermont Konsili ile başlar ve 1127 yılı olayları ile sona erer.
Çalışmamız açısından Remle’de yaşanan savaşlar, Askalân merkezli düzenlenen Fâtımî
saldırıları ve Sûr şehrinin Haçlılar tarafından zaptı konularında verdiği bilgiler çok
Anonim Haçlı Tarihi (Gesta Francorum et Aliorum Hierosolymitanorum), Çev. Ergin Ayan, Selenge
Yayınları, İstanbul 2013
2
Fulcherius Carnotensis, Kudüs Seferi -Kutsal Toprakları Kurtarmak-, Çev. İlcan Bihter Barlas, IQ Kültür
Sanat Yayınları, İstanbul 2009
1
2
değerlidir. Eserden, belirtilen zaman dilimindeki olaylar hakkında geniş ölçüde
yararlandık. Çalışmamızda İlcan Bihter BARLAS tarafından yapılan çeviriyi kullandık.
Albertus Aquensis (Albert of Aachen), doğuya hiç gelmemiş ve Historia
Ierosolimitana (History of the Journey to Jerusalem)3 adlı eserini ülkesinde, doğudan
gelen haber ile raporlara ve olaylara şahit olanların anlatımlarına dayanarak yazmıştır.
Kendi anlatımına göre Haçlı Seferine katılmayı çok istemiş fakat buna nail olamayınca
Haçlıların faaliyetlerini yazmakla bu özlemini dindirmeye çalışmıştır. İkinci elden bir
kaynak olmasına rağmen Clermont Konsili ile başlayıp 1120 yılı olayları ile sona eren eser,
en detaylı ve güvenilir Haçlı kaynaklarının başında gelmektedir. Yazar, olayları anlatırken
gereğinden fazla detaya girerek olayları zaman zaman anlaşılmaz bir hale getirmiştir. Çok
az tarih belirtmesi de olayların takibini zorlaştırmaktadır. Verdiği bilgiler, Fulcherius ve
Anonim Gesta ile genelde uyumludur. Askalân’dan Haçlı topraklarına düzenlenen
saldırılar gibi konularda ise tek kaynak olma özelliği gösterir. Yazarın asker veya savaş
gemilerinin sayısına dair verdiği rakamlar genelde diğer kaynaklara uymamaktadır.
Çalışmamıza Fâtımîler ile Haçlılar arasında Antakya önlerinde yapılan ittifakın şartlarını
kaydetmekle en büyük katkıyı yapmıştır. Çalışmamızda kullandığımız baskısında eserin
Latince ve İngilizcesi bir aradadır. Yani ilk sayfa Latince, ikinci sayfa İngilizcedir. Bu
durum, dipnotlarda geniş sayfa aralıkları göstermemize neden olmaktadır. Bu yüzden sayfa
numaraları arasına tek tek virgül koymak yerine (-) ile belirtmeyi uygun bulduk.
1130 yılında Kudüs’te dünyaya gelen Willermus (William, Arcbishop of Tyre)’un
A History of Deeds Done Beyond the Sea4 adlı 2 ciltlik eseri, geç dönem kaynaklarından
olmakla beraber en ayrıntılı Haçlı kaynağıdır. Yazar, eserini Haçlı Seferlerinden çok
öncesi ile (Kudüs’ün Hz. Ömer zamanındaki fethi, Bizans’ın Müslümanlarla mücadelesi
vs.) başlatmış ve 1184 yılına kadar getirmiştir. Eserden, Clermont Konsili’nden başlayarak
konumuzun sonuna kadar tüm olaylarda yararlanmamız mümkün olmuştur. Erken dönem
Haçlı kaynaklarının (Anonim Gesta, Albertus, Fulcherius, Raymondus) yanı sıra İslam
kaynaklarını da görmüş olması eseri özellikle önemli kılmaktadır. Öyle ki yazar, Şîî-Sünnî
çatışmasına detaylarına kadar hâkimdir. Antakya önlerinde vuku bulan Fâtımî-Haçlı
ittifakını kaydederken de bu çatışmayı anlatımının temeline almıştır. Diğer Haçlı
kaynaklarının bitiminden sonra tek Haçlı yazarı olan Willermus, Amaury’nin çağdaşı
3
Albertus Aquensis (Albert of Aachen), Historia Ierosolimitana (History of the Journey to Jerusalem),
Tran. Susan B. Edgington, Oxford University Press, New York 2007
4
Willermus, (William, Arcbishop of Tyre), A History of Deeds Done Beyond the Sea, I-II, Trans: E. A.
Babcock-A. C. Krey, Colombia University Press, New York 1943
3
olması dolayısıyla Mısır için verilen mücadelede birinci elden kaynaktır. Yine müttefik
ordunun, Dimyât kuşatmasında en detaylı bilgileri Willermus’tan öğrenmekteyiz. Bu
başarısız kuşatmaya dair yaptığı değerlendirme de özellikle kıymetlidir. Eser, daha önceki
çalışmaların
verdiği
bilgileri
ikmal
ve
düzeltme
açısından
en
önemli
Haçlı
kaynaklarındandır. Çalışmamızda eserin İngilizce baskısından yararlandık.
Radulphus Cadomensis (Ralph of Caen)’in kaleme aldığı, Birinci Haçlı Seferinin
ana kaynaklarından olan The Gesta Tankredi of Ralph of Caen - A History of the
Normans on the First Crusade5 adlı eserde olaylar, Tankred merkeze alınarak
anlatılmaktadır. Yazarın, Antakya ve Kudüs kuşatmalarında Tenkred’in faaliyetlerine dair
verdiği geniş bilgi, eseri kıymetli kılmaktadır. Tankred’in hayatının anlatıldığı bu özel
tarih, Tankred ve Baudouin’in Çukurova’da yaşadıkları ve Haçlıların kendi aralarındaki
ilişkileri (bir bakıma da çıkar kavgalarını) yansıtması açısından önemlidir.
Guibert of Nogent’e ait olan The Deeds of God Through the Franks6 adlı eser,
Clermont Konsili’nin anlatımıyla başlamaktadır. Yazarın temel aldığı eser, Anonim
Gesta’dır. Detaylarının ise Albertus ile uyum içinde olduğu görülür. Çalışmamızda
Haçlılarla ilgili genel anlatımda ve diğer kaynakların desteklenmesinde bu eserden
yararlandık. Ulaşabildiğimiz PDF versiyonu metin, sayfa numaraları barındırmadığı için
mevcut dosyanın sayfa sayıları esas alınmıştır. Bu yüzden eseri, ilk defa gösterirken
ulaştığımız internet adresini ve erişim tarihini belirtmeyi uygun bulduk.
Ordericus Vitalis’in kaleme aldığı 4 ciltlik Kilise Tarihi olan The Ecclesiastical
History of England and Normandy7 adlı eser, konumuza pek az bir katkı sağlamaktadır.
Eserin III. cildinde Haçlılarla ilgili genel anlatımlar bulunmaktadır ve çalışmamızda bu
kısımlar diğer rivayetleri desteklemek için kullanılmıştır. Kilise merkezli olayları anlatan
yazar, Haçlılarla ilgili kısımlara kısaca temas etmiştir.
Gregory Abû'l-Farac olarak tanınan Bar Hebraeus (ö.1286)’un 2 ciltlik Abû'lFarac Tarihi8 adlı eserinin II. cildinde Haçlılara dair malumat oldukça fazladır. Yazarın
kronolojisinde çoğu zaman hatalar görülür. Haçlılarla ilgileri ölçüsünde Fâtımî Tarihi’ne
5
Radulphus Cadomensis (Ralph of Caen), The Gesta Tankredi of Ralph of Caen - A History of the
Normans on the First Crusade, Trans. Bernard S. Bachrach, David S. Bachrach, England 2005
6
Guibert
of
Nogent,
The
Deeds
of
God
Through
the
Franks,
(pdfbooks.co.za/library/GUIBERT_OF_NOGENTTHE_DEEDS_OF_GOD_THROUGH_THE_FRANKS.pdf) Erişim Tarihi: 29. 07. 2015, s.30-31
7
Ordericus Vitalis, The Ecclesiastical History of England and Normandy, III, Trans. Thomas Forester,
London 1853
8
Abû'l-Farac, Gregory (Bar Hebraeus), Abû'l-Farac Tarihi, II, Çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK, Ankara 1999
4
dair bilgiler de bulunmaktadır. Diğer Süryânî ve Ermeni kaynakları gibi Abû’l-Farac’ın da
Bizans’a bakış açısı pek olumlu değildir. Yazarın rivayetleri, İbn el-Esîr’in eseriyle uyum
göstermektedir. Çok detaylı olmayan kayıtlar, İslam ve Haçlı kaynaklarına katkıda
bulunmaktadır. Konumuz açısından önemi, Amaury’nin henüz kral değilken 1161 yılında
Mısır’a
düzenlediği
seferi
kaydeden
çok
az
müelliften
biri
olmasından
da
kaynaklanmaktadır. Eserin, Ömer Rıza Doğrul tarafından yapılan tercümesinden
yararlandık.
Anonim Süryânî Vakayinamesi9, Birinci ve İkinci Haçlı Seferlerini kapsamaktadır.
Yazarın anlatımı yanlıdır ve Bizans’a öfkeli oluşu derhal fark edilir. Fâtımîlere dair
kayıtları çok sınırlı olmasına karşın, -tüm Haçlı ve İslam kaynaklarına rağmen- onların
Kudüs’ü 1096 yılında Artuklular’dan aldıklarını kaydetmesi ilgi çekicidir. Fâtımî-Haçlı
mücadelesine dair kayıtları da sınırlıdır fakat Askalân’ın Haçlılar tarafından zaptını, tarihi
yanlış olsa da kaydetmiştir. Çalışmamızda Vedii İLMEN tarafından yapılan tercümesini
kullandık.
Süryânî Mihail’in kendi adıyla anılan Vakayiname’si10, olaylara bakış açısının
farklılığıyla dikkat çekmektedir. Diğer Ermeni ve Süryânî kaynakları gibi kronolojik
hatalar görülmektedir. Anonim Süryânî Vakayinamesi ile rivayetleri uyum içinde olmasına
karşın bu eser, daha detaylıdır. Yazarın anlatımında tam bir Bizans aleyhtarlığı göze çarpar
ve yazar, her fırsatta Bizans’ı eleştirir. Haçlı Seferlerinin sebebi olarak gösterilen Doğu
Hıristiyanlarına zulmedildiği yönündeki anlatımı, Latin kaynaklarıyla uyum içindedir.
Rivayetleri, çoğunlukla Abû’l-Farac’a dayanır. Çalışmamızda olayların teyidi ve bazı
farklılıkların gösterilmesi konusunda; Hrant D. ANDREASYAN’ın tercümesini yaptığı ve
TTK’da yayınlanmamış olan nüshadan yararlandık.
Urfalı Mateos (ö.1136’dan sonra), 952-1136 yıllarını kapsayan bir Vakayiname11
yazmış ve kendisinden sonra Papaz Grigor, bu esere yazdığı Zeyl ile eserin anlatımını 1162
yılına kadar getirmiştir. Yıllara göre düzenlenmiş olan eser, Fâtımîlere dair çok az bilgi
barındırır. Buna karşılık Haçlı Seferlerine dair zengin malzeme sunmaktadır. Fakat
kronolojisi genelde hatalıdır. Eserde koyu bir Bizans aleyhtarlığı göze çarpmaktadır.
Anonim Süryânî Vakayinamesi (I. ve II. Haçlı Seferleri Vakayinamesi), Notlar H. A. S. Triton, Türkçe
Çev. Vedii İlmen, Yaba Yayınları, İstanbul 2005
10
Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), Çev. Hrant D. Andreasyan, TTK’da
Yayınlanmamış Nüsha 1944
11
Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vakayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Çev.
Hrant D. Andreasyan, TTK, Ankara 2000
9
5
Eserden Haçlılara dair genel konularda ve bazı olayların teyidinde faydalandık. FâtımîHaçlı ilişkisine dair kayıtları çoğunlukla muhtasardır ve Haçlı kaynaklarıyla çelişmektedir.
Çalışmamızda Hrant D. ANDREASYAN’ın TTK’dan yayınlanan tercümesini kullandık.
1083 yılında dünyaya gelen Anna Komnena, Alexiad12 adlı eserinde, babası
Aleksios Komnenos (1081-1118)’un imparatorluk dönemi olaylarını anlatmıştır. Süslü ve
detaylı bir anlatımı bulunan yazar, olayları anlatırken yanlı davranmaktan kurtulamamıştır.
Çalışma konumuza eser, Haçlı Seferleri öncesinde Bizans’ın ve Türklerin durumunu
anlamamıza katkı sağlamakla başlar. Haçlı zihniyetini anlamamıza yardımcı olan eserlerin
başında gelmektedir. Her ne kadar bu anlatımlarda yanlı davranmış olsa da özellikle
Antakya konusunda Haçlılarla Bizans arasında yaşanan sorunlar, Anna Komnena’yı haklı
çıkarmaktadır. Fâtımî-Haçlı ilişkileri konusunda eserden yararlanmak pek mümkün
olmamakta fakat bazı konularda hiçbir kaynakla teyit olunamayan rivayetleri
bulunmaktadır. Aleksios, -tüm Haçlılar üzerinde yüksek hâkim olması düşüncesinden
hareketle- zaman zaman olaylara dâhil edilmiştir. Örneğin Alexiad’a göre Hacılar Tepesi
denen yere yapılan kale, tamamen Bizans’ın işidir. Yine Raymond-Aleksios dostluğu
nedeniyle eserde Raymond’un oğlu Bertrand da Aleksios’un vasalı haline getirilmiştir.
Ayrıca Remle Savaşı’nda esir alınanları da Alexiad’ın anlatımına göre Fâtımîlere elçiler
yollayan Aleksios, fidyesiz kurtarmıştır. Çalışmamızda Alexiad’ın Bilge UMAR tarafından
yapılan tercümesini kullandık.
Niketas Khoniates’in kaleme aldığı Historia13 adlı eser, çalışmamız açısından
1169 Dimyât Seferini kaydetmesi dolayısıyla önem taşımaktadır. Yazarın, Bizans
donanmasına dair verdiği ayrıntılar orijinaldir. Ioannes Kinnamos’un eseri gibi, Niketas da
Haçlı kaynağı Willermus’un rivayetlerini tamamlamaktadır. Yazarın Haçlılara karşı
olumsuz tavrı, anlatımına da yansımış ve dolayısıyla seferin başarısızlığında Haçlıların
ihanetini ön plana çıkarmıştır. Kinnamos’a göre yazarın anlatımı biraz daha detaylıdır.
Özellikle açlık sıkıntısı yaşayan Bizans kuvvetlerinin durumunu öğrenmemiz açısından
önemli bir kaynaktır. Yazar, Meryem Ana Kilisesi’nin taşa tutulması dolayısıyla Bizans
kumandanıyla Müslümanların alay etmesini kaydetmekten çekinmemiştir. Çalışmamızda
eserin Fikret IŞILTAN tarafından yapılan ve Ioannes ile Manuel Komnenos devirlerini
içeren tercümesini kullandık.
Anna Komnena, Alexiad (Anadolu’da ve Balkan Yarımadası’nda İmparator Alexios Kommenos
Dönemi’nin Tarihi, Malazgirt’in Sonrası), Çev. Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1996
13
Niketas Khoniates, Historia, (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), Çev. Fikret Işıltan, TTK, Ankara
1995
12
6
Ioannes Kinnamos’un Historia14 adlı eseri, önemli Bizans kaynaklarından biridir.
Çalışmamız açısından önemi, Haçlı-Bizans ordularının Dimyât kuşatmasına dair verdiği
bilgilerden kaynaklanmaktadır. Yazar, Willermus’un anlatımının tersine bu girişimde
başarısız olunmasında Haçlıların ihanetini teşhis etmektedir. Yapılan anlaşma gereğince
Amaury’i, yükümlülüklerini yerine getirmediği ve yavaş hareket etmesi dolayısıyla Bizans
ordusunu açlığa mahkûm ettiği için eleştirmektedir. Niketas’ın eserinde olduğu gibi
yazarın eserinde de Dimyât’a düzenlenen sefer, bir Bizans projesi olarak sunulmuş,
Haçlıların rolü kısıtlanmıştır. Sefer öncesinde Mısır’a elçi yollanıp haraç istenmesi ve
bunun Fâtımîlerce kabul edilmeyişinin ardından Dimyât’ın, Haçlı yardımı alınarak
kuşatılması bilgisi ise hiçbir kaynakla teyit olunamaz ve olayların seyrine de uymaz.
Çalışmamızda Işın DEMİRKENT tarafından yapılan tercümeyi kullandık.
Diğer Hıristiyan kaynakları olmak üzere kısaca bahsedeceğimiz Smbat
Sparapet’in, Chronicle15 adlı eseri, Urfalı Mateos’un rivayetlerini tekrarlamaktadır. Keza
Vardan Vardabet’in Cihan Tarihi16 de Haçlılar konusunu çok muhtasar incelemiş,
sadece Doğu Hıristiyanlarına zulmedildiği yönünde bilgi vermiştir.
İslam Kaynakları
1073 yılında Dımaşk’ta dünyaya gelen Ebû Ya’lâ Hamza İbn el-Kalânisî (10731160), tahsilini tamamladıktan sonra devlet kademelerinde görev almıştır. Zeylu Târîhu
Dımaşk17 adlı eseri, Hilâl b. el-Muhassin es-Sâbî’nin Tarih adlı eserinin zeylidir. Eser,
970-1160 yılları arasını kapsamaktadır. Çağdaş müelliflerden biri olması dolayısıyla
kayıtları güvenilirdir ve diğer yazarlara da kaynaklık etmiştir. Eserde konumuzun
başlangıç yılı olan 1097 / 1098’den eserin bitimine kadar hem Fâtımî Tarihi’ne hem de
Haçlıların faaliyetlerine dair ilk elden bilgiler bulmak mümkündür. el-Âdid döneminin
başlangıcında son bulan eser, bazı noktalarda Hristiyan kaynaklarını tamamlamakta, bazı
noktalarda da bunları düzeltmektedir.
Ioannes Kinnamos, Ioannes Kinnamos’un Historia’sı (1118-1176), Yayına Hazırlayan: Işın Demirkent,
TTK, Ankara 2001
15
Smbat Sparapet, Smbat Sparapet's Chronicle, Trans, Robert Bedrosian, Long Branch, New Jersey 2005
16
Vardan Vardabet, Cihan Tarihi, (889-1269), “Türk Fütûhat Tarihi”, Çev. Hrant D. Andreasyan, Tarih
Semineri Dergisi, I/2, İstanbul 1937, s.154-258
17
Ebû Ya’lâ Hamza İbn el-Kalânisî, Zeylu Târîhu Dımaşk, Haz. H.F. Amedroz, Leyden 1908
14
7
İzz ed-Dîn Ali b. Muhammed İbn el-Esîr, 1160 yılında Cizre’de dünyaya
gelmiştir. Yaratılıştan 1231 yılına kadar gelen el-Kâmil fî et-Târîh18 adlı eseri, yıllara göre
düzenlenmiş Genel Dünya Tarihi’dir. Eser, İbn el-Kalânisî’nin eseri ile beraber
çalışmamızın en önemli İslam kaynağıdır. Genel Fâtımî Tarihi ve Fâtımî-Haçlı ilişkileri
konusunda detaylı ve güvenilir bilgiler barındırmaktadır. Çalışmamızın sonuna kadar
eserden geniş ölçüde yararlandık. İbn el-Kalânisî gibi bu eser de Haçlı kaynaklarına
yansımamış bazı olayları veya olayların detaylarını içermesi açısından özellikle önemlidir.
Mısır hâkimiyeti için verilen mücadele konusunda Willermus’un eseri ile beraber en
önemli kaynak konumundadır. Çalışmamızda eseri, Arapçası ve Türkçe tercümesi ile bir
arada kullandık. Çalışma konumuz, eserin Arapçasının VIII, IX, X; Türkçe tercümesinin
X, XI. ciltlerini kapsamaktadır.
Takiyy ed-Dîn Ahmed b. Ali el-Makrizî (1364-1441), Memlük dönemi
tarihçilerinden olmasına rağmen kaleme aldığı İtti’âz el-Hunefâ bi-Ahbâr el-Eimme elFâtimiyyîn el-Hulefâ19 adlı 3 ciltlik müstakil Fâtımî Tarihi, konumuz açısından çok
değerlidir. Eserin III. cildi, çalışma konumuzu ihtiva etmektedir. Muahhar bir kaynak
olmasına rağmen önceki kaynaklardan yaptığı nakillerle sağlıklı bilgiler sunmaktadır.
Gerek Fâtımî halifelerinin dönemleri, gerekse Fâtımî-Haçlı ilişkileri hususunda zengin
bilgiler içermektedir. Eserin, Fâtımî dâhili olaylarına dair verdiği bilgiler özellikle
önemlidir. Bu bilgiler, Haçlılara karşı yeterince mücadele vermemekle eleştirilen Fâtımî
Devleti’nin vaziyeti hakkında bilgi sahibi olmamızı da sağlamaktadır. Yazarın diğer eseri
es-Sülûk li-Ma’rifet Düvel el-Mülûk’un20 I. cildi konumuza çok az katkı sağlamakta ve
Selâhaddîn’in şahsiyetine dair verdiği bilgi ön plana çıkmaktadır.
Şıhâb ed-Dîn Ahmed b. Abd el-Vehhâb en-Nuveyrî (1279-1332)’nin, Nihâyet
el-Ereb fî Funûn el-Edeb21 adlı 31 ciltlik eserinin XXVIII. cildinde Fâtımî Devleti
Tarihi’nin derli toplu ve sade bir anlatımını bulmak mümkündür. Başlangıçtan sonuna
kadar bir Fâtımî Tarihi olması hasebiyle çalışmamızın tüm bölümlerinde eserden büyük
İzz ed-Dîn Ali b. Muhammed İbn el-Esîr, el-Kâmil fî et-Târîh, VIII, (Tah. Muhammed Yusuf ed-Dekkâk),
Dâr el-Kütüb el-İlmiyye, Beyrut 1987, Aynı Eser, IX-X, (Tah. Muhammed Yusuf ed-Dekkâk), Dâr el-Kütüb
el-İlmiyye, Beyrut 2003; İslam Tarihi, X-XI, Çev. Abdülkerim Özaydın, Bahar Yayınları, İstanbul 1987
19
Takiyy ed-Dîn Ahmed b. Ali el-Makrizî, İtti’âz el-Hunefâ bi-Ahbâr el-Eimme el-Fâtimiyyîn el-Hulefâ,
III, Kahire 1996
20
Takiyy ed-Dîn Ahmed b. Ali el-Makrizî, es-Sülûk li-Ma’rifet Düvel el-Mülûk, I, Tah. Muhammed
Abdülkadir ‘Ata, Beyrut 1997
21
Şıhâb ed-Dîn Ahmed b. Abd el-Vehhâb en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb fî Funûn el-Edeb, XXVIII, Tah.
Necîb Mustafa Fevvâz-Hikmet Kaşlî Fevvaz, Beyrut 2004
18
8
ölçüde yararlandık. İbn el-Esîr’den çok fazla rivayet içermesine rağmen başka rivayetlere
de yer vermiş olması, özellikle tarihlerin teyidinde kolaylık sağlamaktadır.
Usâme İbn Munkız’ın, İbretler Kitabı (Kitâb’ül İ’tibâr)22 adlı hatıratı, Haçlılar
hakkında çok ilginç kayıtlar içermektedir. el-Hâfız ve ez-Zâfir dönemlerinde Mısır’da
bulunuşu, yazarın eserini bu dönem için önemli ve birinci elden kaynak kılmaktadır.
Yazar, Haçlıların Gazze’yi onarmaya başlaması üzerine halife tarafından Nûreddîn
Mahmûd’un yardımını temin için Dımaşk’a gönderilmiş, sonrasında da Gazze’de Haçlılara
karşı savaşan grubun içinde yer almıştır. Mısır’a dönüşü sonrası saray entrikalarına dâhil
olarak İbn Salâr ve ez-Zâfir cinayetlerine karışmış ve sonrasında Dımaşk’a kaçmak
zorunda kalmıştır. Eserde Fâtımî dâhili olayları ve bu olayların Fâtımî-Haçlı ilişkilerine
yansıması konusu ile Haçlıların Askalân kuşatması konusunda ilk elden bilgiler
bulunmaktadır. Çalışmamızda Yusuf Ziya Cömert tarafından yapılan tercümeyi kullandık.
Abd er-Rahmân b. İsmâil Ebû Şâme (1203-1268)’nin, kaleme aldığı Kitâb erRavzateyn fî Ahbâr ed-Devleteyn (en-Nûriyye ve es-Salâhiyye)23 adlı eserinin I ve II.
ciltleri, çalışmamızın önemli kaynaklarındandır. Eser, Zengîler ve Eyyûbîler Tarihi’ne
hasredilmiştir. Eserde İmâdeddîn Zengî, Nûreddîn Mahmûd ve Selâhaddîn hakkında
detaylı rivayetler bulunmaktadır. Konumuz açısından Selâhaddîn-Nûreddîn ilişkileri, Mısır
için verilen mücadeleler ve Fâtımî Hilafeti’nin son bulmaları hususunda verdiği bilgiler
önem taşımaktadır. Büyük ölçüde İbn Şeddâd ve İbn el-Esîr’den yararlanmışsa da verdiği
detaylar, eseri değerli kılmaktadır.
1208’de Hama’da dünyaya gelen Cemâl ed-Dîn Muhammed b. Sâlim İbn Vâsıl
el-Hamavî, çok iyi bir tahsil almıştır. Kendisi, Hama Tarih Ekolü’nün kurucusu kabul
edilir. Muferric el-Kurûb fî Ahbâr Benî Eyyûb24 adlı eseri, çok iyi bir araştırma sonucu,
güvenilir rivayetlerin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkmış önemli bir kaynaktır. Birinci
ciltte Eyyûbî Tarihi’ne ve Selâhaddîn’in hayatına dair detaylı bilgiler bulunmaktadır.
Çalışmamızda eserden Mısır için verilen mücadele, Mısır’ın ele geçirilmesi ve Fâtımî
Hilafeti’ne son verilmesi konularında yararlandık.
Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı (Kitâb’ül İ’tibâr), Çev. Yusuf Ziya Cömert, Kitabevi Yayınları,
İstanbul 2008
23
Abd er-Rahmân b. İsmâil Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn fî Ahbâr ed-Devleteyn (en-Nûriyye ve esSalâhiyye), I-II, Neşr. İbrahim Şems ed-Dîn, Beyrut 2002
24
Cemâl ed-Dîn Muhammed b. Sâlim İbn Vâsıl el-Hamavî, Muferric el-Kurûb fî Ahbâr Benî Eyyûb, I,
Neşr. Cemâl ed-Dîn eş-Şeyyâl, Kahire 1953
22
9
Cemâl ed-Dîn Ebû el-Mehâsin Yusuf b. Tağrîberdî (1410-1470), geç dönem
tarihçilerindendir. Yazarın, en-Nucûm ez-Zâhire fî Mulûki Mısr ve el-Kahire25 adlı
eserinin V ve VI. ciltleri, konumuza dair bilgileri içermektedir. Makrizî gibi İbn Tağrîberdî
de kendinden önceki tarihçilerin eserlerinden bolca nakillerde bulunmuş ve gerek genel
Fâtımî tarihine gerekse Eyyûbîler’e dair zengin malzeme sağlamıştır. Mısır için verilen
mücadele ve Fâtımî halifelerinin dönemleri konusunda bu eserden geniş ölçüde
faydalandık.
Baha ed-Dîn Yusuf b. Râfî İbn Şeddâd (1145-1234), 1145 yılında Musul’da
dünyaya geldi. Nizâmiye Medresesi’nde tahsilini tamamladıktan sonra Selâhaddîn’in
emrine girdi. en-Nevâdir es-Sultâniyye fî el-Mehâsin el-Yûsufiyye26 adını verdiği eserinde
Selâhaddîn Eyyûbî’nin hayatını ve faaliyetlerini anlatmıştır. Selâhaddîn’in şahsiyeti
hakkında geniş bilgiler vererek başladığı eseri, Üçüncü Haçlı Seferi hakkında önemli bir
kaynaktır. Bizim konumuz açısından Mısır Seferlerine dair verdiği bilgiler önemlidir.
Ebû el-Abbas Ahmed b. Muhammed b. İbrâhim b. Ebî Bekr İbn Hallikân
(1211-1282)’ın kaleme aldığı Vefeyât el-A'yân ve Enbâu Ebnâ ez-Zamân27 adlı eseri,
müellifin zamanına kadar yaşamış olan çeşitli çevre ve meslekten önemli insanların
biyografilerini konu almaktadır. Çalışmamızda bir şekilde yer almış olan şahısların ve
özellikle Fâtımî halifeleri ile vezirlerinin biyografilerinde bu eserin muhtelif ciltlerinden
yararlandık.
Velî ed-Dîn Abd er-Rahmân b. Muhammed b. Haldûn (1332-1406)’un kısaca
Kitab el-İber olarak bilinen ve Mukaddimesi’yle meşhur olan Dîvân el-Mubtedâ ve elHaber fî Eyyâm el-Arab ve el-Berber ve Men Âsârahum Min Zevî es-Sultan el-Ekber28
adlı eserinin IV. ve V. ciltlerinde genel olarak Fâtımîler ve Haçlılara dair kayıtlar
bulunmaktadır. Yazar, büyük ölçüde İbn el-Esîr’den yararlanmıştır. Devletlere göre
başlıklar halinde yer alan dağınık kayıtların Fâtımîleri, Eyyûbîleri veya Haçlıları
ilgilendiren kısımlarından çalışmamızda yararlandık.
Cemâl ed-Dîn Ebû el-Mehâsin Yusuf İbn Tağrîberdî, en-Nucûm ez-Zâhire fî Mulûk-i Mısr ve el-Kahire,
V-VI, Tah. Muhammed Hüseyin Şemseddin, Beyrut 1992
26
Baha ed-Dîn İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye ve el-Mehâsin el-Yûsufiyye (Sîret-i Selâhaddîn), Tah.
Cemâleddîn eş-Şeyyâl, İskenderiye 1964
27
Ebû el-Abbas Şems ed-Dîn Ahmed b. Muhammed b. Ebî Bekr İbn Hallikân, Vefeyât el-A'yân ve Enbâu
Ebnâ ez-Zamân, I-VII, Tah. İhsan Abbas, Beyrut 1967-1971
28
Velî ed-Dîn Abd er-Rahmân b. Muhammed b. Haldûn, Târih-i İbn Haldûn (Dîvân el-Mubtedâ ve elHaber fî Eyyâm el-Arab ve el-Berber ve Men Âsârahum Min Zevî es-Sultan el-Ekber), IV-V, Haz. Halil
Şihâde-Süheyl Zekkar, Beyrut 2000
25
10
Kemâl ed-Dîn Omar b. Ahmed b. Ebî Cerrâde İbn el-Adîm (1192-1262),
Haleb’de dünyaya gelmiş ve Haleb’e dair Bugyet et-Taleb fî et-Târîh Haleb adlı önemli bir
eser yazmıştır. Biz, çalışmamızda Bugyet et-Taleb’in özeti mahiyetinde olan Zübdet elHaleb min Târîh el-Haleb29 adlı eserinden yararlandık. Yazar, Haleb ve civarında cereyan
eden olaylara ağırlık vermektedir. Haçlıların Antakya’yı zaptı sonrasındaki Kudüs
yolculukları ve bu esnada geçtikleri şehirlerle ilişkileri konusunda eserden yararlanmak
mümkündür. Nûreddîn’in, Dımaşk’ı zaptı ve bunun Fâtımî-Haçlı ilişkilerine yansımasına
dair verdiği bilgiler önemlidir.
1090-1091’de Haleb’de dünyaya gelen Muhammed b. Ali el-Azîmî (ö. 1161),
Tarih el-Azîmî30 adlı eserini İmâdeddîn Zengî’ye atfen kaleme almıştır. Muhtasar bir İslam
Tarihi olan eserin 1038/39-1143/44 yıllarını kapsayan kısmı, Ali SEVİM tarafından
Türkçeye tercüme edilmiştir. Eserin, Haçlıların zuhuruna dair verdiği bilgi önemlidir.
Haçlı Seferlerinin başlangıcında Bizans imparatorunun, Haçlılar ve Müslümanlarla olan
ilişkilerine dair kayıtları da dikkate değerdir.
Dımaşk’ta dünyaya gelen İmâd ed-Dîn İsmâil b. Ali Ebû el-Fidâ (1273-1331),
ilim tahsiliyle meşgul iken Haçlılara karşı verilen mücadelelere de katılmıştır. Yazarın,
yaratılıştan zamanına kadar geçen olayları anlattığı, el-Muhtasar fî Ahbâr el-Beşer31 adlı
eserinin, II ve III. ciltleri konumuzla ilgili bilgileri barındırmakta fakat tamamen İbn elEsîr’in kayıtlarına dayanmaktadır.
Ebî Bekr Abdullâh b. Aybek ed-Devâdârî (ö.1336 sonrası)’nin, Kenz ed-Durer
ve Câmi' el-Gurer / ed-Durre el-Madiyye fî Ahbâr ed-Devle el-Fâtımiyye32 adlı eserinin
VI. ve VII. ciltlerinde yıllara göre düzenlenmiş genel bir Fâtımî Devleti Tarihi yer
almaktadır. Eser, pek çok ve farklı rivayeti barındırmakla beraber diğer ikinci elden
kaynaklar gibi konumuza pek az bir katıda bulunmuştur.
1185 yılında Bağdad’da dünyaya gelen Şems ed-Dîn Ebû el-Muzaffer Yusuf b.
Kızoğlu Sıbt İbn el-Cevzî, el-Muntazam adlı eserin yazarı el-Cevzî’nin torunudur. Mir’ât
29
Kemâl ed-Dîn Omar b. Ahmed b. Ebî Cerrâde İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb min Târîh el-Haleb, Tah.
Halil el-Mansûr, Beyrut 1996
30
Muhammed b. Ali Azîmî, Azîmî Tarihi, Selçuklularla İlgili Bölümler (H. 430-538= 1038/39-1143/44),
Metin, Çeviri, Notlar ve Açıklamalar: Ali Sevim, TTK, Ankara 2006
31
Ebû el-Fidâ, İmâd ed-Dîn İsmâil b. Ali, el-Muhtasar fî Ahbâr el-Beşer, II-III, Kahire h. 1286
32
Ebî Bekr Abdullâh b. Aybek ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer ve Câmi' el-Gurer/ ed-Durre el-Madiyye fî
Ahbâr ed-Devle el-Fâtımiyye, VI, Tah. Selâhaddîn el-Müneccid, Kahire 1961, Kenz ed-Dürer ve Cami’ elGurer, VII, Tah. Said Abdülfettah Aşûr, Kahire 1972
11
ez-Zaman fî Târîh el-A'yân33 adlı eserinin daha sonraki dönemleri orijinal olmasına karşın
incelediğimiz döneme dair verdiği bilgiler çoğunlukla muhtasar ve İbn el-Kalânisî ile
dedesi
el-Cevzî’nin
rivayetlerine
dayanmaktadır.
Çalışmamızda
James
Richard
JEWETT’in el yazmasını aynen yayınladığı VIII. cildinden yararlandık. Konumuza,
olayların teyidi yönünden katkısı bulunmaktadır.
Yâkut bin Abdullah el-Hamavî er-Rûmî el-Bağdâdî (ö. 1228)’nin Mu'cem elBüldân34 adlı 5 ciltlik eseri, yer isimlerinin okunması ve yerleşim yerlerinin konumlarının
tespiti hususlarında çok önemli bir kaynaktır. Çalışmamızda, yer adları ilk defa geçtikleri
yerlerde bu eser el verdiğince kısa tarifler vermeye çalıştık. Eser, ayrıca bahis konusu ettiği
şehirlerin Haçlılar tarafından zapt tarihlerini vermekle de kronolojiye yardımcı olmaktadır.
Keza Ahmed b. Yahya b. Câbîr el-Belâzurî’nin Fütûh el-Büldân35 adlı eseri de bazı
şehirlerin daha eski tarihlerinin açıklanması konusunda yardımcı olmaktadır.
Cemâl ed-Dîn Ebî el-Ferec Abd er-Rahmân b. Ali el-Cevzî (1116-1200)’nin elMuntazam fî Tevârîh el- Mulûk ve el-Umem36 adlı eseri, yıllara göre düzenlenmiş genel
bir İslam Tarihi’dir. Abbâsîler, Selçuklular ve şahıs biyografileri konusunda çok zengin
bilgiler ihtiva etmesine karşın, çalışma konumuza çok az katkısı bulunmaktadır.
İmâd ed-Dîn Ebî el-Fidâ İsmail İbn Ömer b. el-Kesîr (1300-1373)’in Genel
İslam Tarihi olan el-Bidâye ve en-Nihâye37 adlı eserinin XVI. cildinde Fâtımîlere dair
bilgiler bulunmaktadır. Yıllara göre düzenlenmiş olan eserde olaylar çok muhtasar yer
bulmuş ve el-Cevzî’nin el-Muntazam adlı eserinde olduğu gibi biyografiler ağırlık
kazanmıştır. Çalışma konumuza pek bir katkısı olmamakla beraber Fâtımî halifelerinin
zamanlarıyla ilgili genel konularda yararlandık.
Aynî’nin, el-Ikd el-Cumân fî Târih ez-Zaman38 adlı eserinin I. cildi 1169 yılı
olaylarıyla başlamakta ve Haçlıların Dimyât kuşatması ile Mısır için verilen mücadele
konusuna katkı sağlamaktadır. Yine diğer ikinci elden kaynaklar gibi bu eser de orijinal bir
rivayet barındırmamakta, olayların teyidine imkân sağlamaktadır.
Şems ed-Dîn Ebû el-Muzaffer Yusuf b. Kızoğlu Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman fî Târîh el-A'yân,
VIII, Edit. James Richard Jewett, The University of Chicago Press, Chicago 1907
34
Yâkût bin Abdullah el-Hamavî er-Rûmî el-Bağdâdî, Mu'cem el-Büldân, I-V, Beyrut 1977
35
Ahmed b. Yahya b. Câbîr el-Belâzurî, Fütûh el-Büldân, Beyrut 1987
36
el-Cevzî, Cemâl ed-Dîn Ebî el-Ferec Abd er-Rahmân b. Ali, el-Muntazam fî Tevârîh el-Mulûk ve elUmem, XVII-XVIII, Tah. Muhammed Abd el-Kadir A’ta- Mustafa Abd el-Kadir A’ta, Beyrut 1992
37
İmâdeddîn Ebî el-Fidâ İsmail İbn Ömer b. el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, Tah. Abdullah b.
Abdülmuhsin et-Türkî, Riyâd 1998
38
Bedr ed-Dîn Mahmud el-Aynî, el-‘Ikd el-Cumân fi Târih ez-Zaman, Kahire 2010
33
12
Salâh ed-Dîn Halil b. Aybek es-Safedî’nin, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât39 adlı 29
ciltlik Vefeyât kitabında çalışmamıza konu olan şahısların biyografileri hakkında bilgiler
bulmak mümkündür. Çalışmamızda eserin muhtelif ciltlerinden kısmen yararlandık.
Alâeddin Ata Melik Cüveynî (1226-1283)’nin, Târîh-i Cihan Güşâ40 adlı,
tercümesi Mürsel Öztürk tarafından yapılan 3 ciltlik eserinin III. cildinde Fâtımîlerden özet
bir şekilde bahsedilmektedir ve bu kayıtlar da genellikle hatalıdır. Fâtımî-Haçlı mücadelesi
hakkında herhangi bir bilgi içermeyen eserin genel Fâtımî tarihine dair kayıtları da
karmaşık ve hatalıdır.
Diğer İslam kaynaklarından Umâra b. Ali b. Zeyd el-Yemenî’nin, en-Nuket elAsriyye fî Ahbâr el-Vüzerâ el-Mısriyye41 adlı eserinden İskenderiye kuşatmasının bitimi
ile Şâver’in İskenderiyelilere karşı sert tutumu ve Fâtımî Hilafeti’ni ihya için girişilen
denemeye dair verilen bilgilerden yararlandık. Kadı el-Kudât Ebû el-Yemen el-Kadı
Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî tarafından kaleme alınan ve bir şehir tarihi olan el-Üns el-Celîl
bi-Tarih-i el-Kuds el-Halîl42 adlı eserin I. cildinden de Kudüs’ün, Haçlılar gelmeden
önceki durumunun tasvirinde ve Haçlıların Kudüs’ü zaptı konularında yararlanmak
mümkün olmuştur. Bu başlıkta bahsedilmesi gereken diğer kaynaklar ise Abd el-Hayy b.
Ahmed el-Akrî İbn el-İmâd’ın, Şezerât ez-Zeheb fî Ahbâr Men Zeheb43 adlı eseri ile
Abdullah b. Es'ad el-Yafîî’nin, Mir'ât el-Cinân ve İbret el-Yekzân fî Ma'rifeti Ma
Yu’teber min Havâdis ez-Zamân44 adlı eserleridir. Bu sayılanlar ikinci elden kaynaklar
olmakla çok fazla rivayet barındırmaktadırlar. Fakat ilk elden kaynakları tekrarlamakta ve
sadece olayları desteklemektedirler. Bunların dışında İmâd el-Kâtib el-İsfahânî’nin, elBerk eş-Şâmî45 adlı eserinden Bundârî’nin oluşturduğu muhtasar çalışma, 1166-1187
yıllarını kapsamakta ve konumuza Mısır Seferleri ve Fâtımîlere son verilmesi konularında
katkı sağlamaktadır.
Selâhaddîn Halil b. Aybek es-Safedi, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, I-XXIX, Tah. Ahmed el-Arnavud-Türkî
Mustafa, Beyrut 2000
40
Alâeddin Ata Melik Cüveynî, Târîh-i Cihan Güşa, III, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1988
41
Umâra b. Ali b. Zeyd el-Yemenî, en-Nuket el-Asriyye fî Ahbâr el-Vüzerâ el-Mısriyye, Neşr. Hartwig
Derenbourg, Paris 1897
42
Kadı el-Kudât Ebû el-Yemen el-Kadı Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns el-Celîl bi-Tarih el-Kuds el-Halîl,
I, 1966
43
Abd el-Hayy b. Ahmed el-Akrî İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb fî Ahbâr Men Zeheb, V-VI, Neşr, Abd elKadir el-Arnavut-Muhammed el-Arnavut, Beyrut 1989
44
Abdullah b. Es'ad el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân ve İbret el-Yekzân fî Ma'rifeti Ma Yu’teber min Havâdis ezZamân, III, Tah. Halil el-Mansûr, Beyrut 1997
45
İmâd el-Kâtib el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, İhtisâr: el-Bundârî, Tah. Fethiye en-Nebravî, Mısır 1979
39
13
Araştırmalar
Ülkemizde Haçlı Seferleri Tarihi konusunda çalışmalar, son zamanlarda artış
göstermiştir. Fakat buna karşılık Fâtımî Devleti Tarihi çalışmaları daha kısıtlıdır. Fikret
IŞILTAN’ın, Haçlı Seferlerine dair yazılmış en yetkin eserlerden biri olan Steven
Runciman’ın eserini tercüme etmesiyle bu konuda önemli bir adım atılmıştır. Daha sonra
Işın DEMİRKENT ve onun öğrencileri tarafından yapılan incelemeler, bu konudaki
çalışmaları belirli bir düzeye taşımıştır. Sonrasında da bu çalışmalar artış göstermiştir.
Haçlı Seferleri konusunda en fazla Steven Runciman’ın Haçlı Seferleri Tarihi46
adlı 3 ciltlik eserinden geniş ölçüde yararlanmamız mümkün olmuştur. Genel bir Haçlı
Seferleri Tarihi olması itibariyle olayları, en başından sonuna kadar takip etmek
mümkündür. Olayların detaylarını takip ve teyid etmek için çok önemli bir eserdir. Çoğu
zaman kaynaklarda bulunmayan tarihlerin, tespiti konusunda da vazgeçilmez bir
incelemedir. Işın DEMİRKENT’in Haçlı Seferleri47 adlı incelemesi de aynı konularda
fayda sağlamaktadır. Çalışmamız açısından Işın Demirkent’in “Haçlı Seferleri Sırasında
Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”48 adlı makalesi de yönlendirici olmuştur. Birsel
KÜÇÜKSİPAHİOĞLU’nun Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi49 adlı çalışması da Trablus
kuşatmaları ve şehrin zaptı konularında çalışmamıza büyük katkıda bulunmaktadır.
Stevenson’un The Crusaders in the East50, K.M. Setton editörlüğünde hazırlanan A
History of the Crusades adlı eserin I. cildi51, August C. KREY’in The First Crusade52
adında ve Raymondus’un kayıtlarını barındıran eseri, çalışmamızda yararlandığımız diğer
Haçlı Seferleri çalışmalarındandır.
Fâtımî Tarihi’ne dair yurtdışında yoğun bir çalışma ve birikim olmasına karşılık
ülkemizde bu konuya ilgi çok eskilere dayanmaz. Fâtımî Devleti Tarihi ile ilgili en çok
başvurduğumuz araştırma, Nihat YAZILITAŞ’ın Fâtımî Devleti Tarihi53 adlı çalışması
ile özellikle Fâtımî şehirlerinin valilerini teşhis hususunda yararlandığımız Fâtımî
Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, I-III, Çev. Fikret Işıltan, TTK, Ankara 1992- 1998
Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, Dünya Yay. İstanbul 2004
48
Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, Bizans Tarihi Yazıları
(Makaleler-Bildiriler-İncelemeler), Dünya Yayıncılık, İstanbul 2007, s.221-247
49
Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2006
50
M. A. Stevenson, The Crusaders in the East, Cambridge University Press, 1907
51
(Ed.) K.M. Setton, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, 1969
52
August C. Krey, The First Crusade, Oxford Universıty Press 1921
53
Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, Kriter Yay., İstanbul 2010
46
47
14
Devleti’nde Türkler54 adlı çalışmasıdır. Yine Sûr şehrinin Haçlılar tarafından zaptı55
konusuna dair makalesi de konumuz açısından önemlidir. Bu konudaki Arapça
araştırmalardan Eymen Fuâd SEYYİD’in kaleme aldığı ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır,
Tefsîr Cedîd56 adlı eseri ile Muhammed Süheyl TAKKÛŞ’un Târîh el-Fâtımiyyîn -fî
Şimâli İfrikiyye ve Mısr ve Bilâd eş-Şâm-57 adlı incelemesi, çalışmamızda en çok
müracaat ettiğimiz kitaplardandır. Murat ÖZTÜRK’ün Fâtımîlerin Deniz Gücü ve
Akdeniz Hâkimiyeti58 adlı doktora tezi de o sıralarda donanmaya sahip tek Müslüman
Devleti olan Fâtımîlerin deniz gücü ve deniz savaşları konusunda önemli bilgiler
barındırmaktadır.
Eyyûbîler Tarihi çalışmaları, özellikle Mısır’ın Zengîler tarafından ele geçirilmesi
ve Fâtımî Hilafeti’ne son verilmesi konularında çalışmamızın önemli incelemeleridir. Bu
konuda en çok Ramazan ŞEŞEN’in Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet59 adlı kitabı, konuyla
ilgili makaleleri ile Yaacov LEV’in Saladin in Egypt60 adlı eserinden yararlandık. Diyanet
İslam Ansiklopedisi, MEB İslam Ansiklopedisi ve The Encyclopaedia of Islam’ın ilgili
maddeleri müracaat ettiğimiz diğer referanslardır.
Haçlı Seferleri
Haçlı Seferleri, Ortaçağa damga vuran en önemli olaylardandır. Avrupalıların XI.
yy’ın sonlarında Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Yakın Doğu’ya hâkim olmak için
“Kudüs’ü Kurtarmak” sloganıyla başlattıkları siyasi amaçlı askeri hareket, “Haçlı
Seferleri” olarak tanımlanmaktadır. Bu dönem, yaklaşık iki yüzyıllık bir dönemi (10961291) kapsamakla beraber bu zihniyet, devamlılık gösterdiği için Türk ve Müslümanlara
karşı daha sonraki girişimler de Haçlı Seferi kapsamında değerlendirilir. Günümüzde dahi
–başka şekil ve adlar altında- devam ettirildiğini söyleyebileceğimiz bu Haçlı ruhu,
Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti’nde Türkler, TTK, Ankara 2009
Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin, Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”,
Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, VII/3, Ankara 2003, s.117-124
56
Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, Tefsîr Cedîd, Dâr el-Mısriyyet el-Lübnâniyye,
Beyrut 1992
57
Muhammed Süheyl Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn -fî Şimâli İfrikiyye ve Mısr ve Bilâd eş-Şâm-, Dâr enNefâis, Beyrut 2007
58
Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, İÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih
Anabilim Dalı Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi, Danışman: Abdülkerim Özaydın, İstanbul 2012
59
Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, Çağ Yay. İstanbul 1987
60
Yaacov Lev, Saladin in Egypt, Brill, USA 1999
54
55
15
Selçuklular sonrasında Osmanlı Devleti’ne karşı da hep saldırgan bir tutum izlemiş ve
devamlılık göstermiştir61.
Haçlı Seferlerinin nedenleri ya da itici gücü konusunda farklı sınıflandırmalar
yapmak mümkündür. Resmi söylem, Doğu Hıristiyanlarını Müslümanların zulmünden
kurtarmak üzerine inşa edilse de siyasi ve ekonomik boyutları gözden kaçırmamak
gerekmektedir. Fulcherius’un uzun uzadıya tasvir ettiği Avrupa, ekonomik bunalım, siyasi
istikrarsızlık ve içtimai bir kaos yaşamaktaydı. Papa-Kral çatışmalarının tüm bu sayılanları
körüklediği de muhakkaktır. Düzen bozukluğuna çare arayan kilise, önce Tanrı Barışı62
fikrini ortaya atmış fakat bundan bir sonuç alamayınca Kutsal Savaş projesini gündeme
almıştı. Haçlı Seferine insanları ikna etmek için dini motiflerin kullanıldığı malumdur ki
bu yüzden özellikle batılı araştırmacılar, dini nedenleri ön plana çıkararak diğer faktörleri
etkisizleştirmek eğilimindedirler. Sefere katılan insan profiline bakıldığı zaman
çoğunluğun düzeni bozan insanlar olduğu görülür. Albertus’un anlatımına göre Pierre
l’Ermite’nin etrafında toplanan kalabalığın çoğunluğunu köylüler teşkil ediyordu. Bunlar
arasında günahkârlar, sahte sofular, zânîler, katiller, hırsızlar, yalancı şahitler, soyguncular
ve kadınlar bulunuyordu. Amaçları, tövbe etmek ve arınmaktı. Bu insanların Avrupa’dan
uzaklaştırılıp Kutsal Savaş fikri etrafında Müslümanlar üzerine kanalize edilmeleri de bir
bakıma Avrupa’nın geniş çaplı bir temizlik yapması anlamına geliyordu63. Zira Avrupa’nın
içinde bulunduğu durumu, Clermont Konsili’ne katılmış olan Fulcherius, çok güzel
özetlemiştir. Buna göre Avrupa’da çatışma yalnızca hükümdarlar arasında değil, ruhban
sınıfı arasında da mevcuttu. Ruhbanlarla kralların çatışması da yaşanan anarşinin başka bir
yönüdür. Sosyal hayata baktığımızda insanların birbirlerinin mallarını çaldığını, adaletsizce
esir alınıp zulme uğradıklarını, kutsal mekânların ve evlerin yakılıp yağmalandığını
Bkz. Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler, VI, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002,
s.651, Haçlı Seferlerinin siyasi-askeri karakter taşıdığı, sefere gitmeye güçlü ve sağlıklı şövalyelerin teşvik
edilip ihtiyarların, kadınların ve hastaların bunun dışında bırakılmasından da anlaşılmaktadır. Aynı yazar,
“Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, Haçlı Seferleri ve XI. Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu
Semineri 26–27 Mayıs 1997, İstanbul 1998, s.7, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri düşüncesinin Doğuşu ve
Hedefleri”, Tarih Dergisi, XXXV (Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Hatıra Sayısı), İstanbul 1994, s.67,
Jonathan-Smith Riley, Haçlılar Kimlerdi?, Çev. Berna Kılınçer, Bileşim yay. İstanbul 2005, s.53-54
62
Hıristiyanlık, kan dökmeyi yasaklamaktaydı. Tanrı Barışı adı altında kilisenin uygulamaya çalıştığı bu
düşünce, Avrupa’yı bir düzene kavuşturamadı. Bunun üzerine kilise, bu şiddeti önlemek için anarşiye sebep
olanları Müslümanlarla savaşmaları için organize etti fakat Kutsal Savaş olarak adlandırılan bu
yönlendirmeden de bir sonuç alınamadı. Ancak Haçlı Seferleri vaaz edilirken daha alt tabakadan insanlar
üzerinde Kutsal Savaş motifi etkili olmuştur. Bkz. Güray Kırpık, “Haçlı seferlerinde Tanrı Barışı
Müessesesi”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, XVI / 2007, s.81-90, Işın Demirkent,
Haçlı Seferleri, s.6, Jonathan-Smith Riley, Haçlılar Kimlerdi?, s.51
63
Albertus Aquensis, s.5, Sefere katılan kitlelere baktığımızda bu insanların bazı nedenleri de vardı. Kimisi
sefere katılmaya karar vermiş olan arkadaşlarını yalnız bırakmak istemiyor, kimisi herhangi bir işi olmadığı,
kimisi de alacaklılarından kaçıp kurtulmak için bu sefere katılmak istiyordu. Willermus, I, s.93
61
16
görüyoruz. İnsanlar, emniyetleri olmadığı için yolculuğa dahi çıkamıyorlar ve eğer
çıkarlarsa da hırsızlara, eşkıyalara yem oluyorlardı64.
Halkın dini duygusuna hitap etmek için kullanılan yöntemlerden biri, öç alma
fikridir65. Bunun örneği, kısa bir süre önce İspanya Müslümanlarına karşı düzenlenen
seferlerle hayata geçirilmişti. Kutsal Savaş ya da öç alma yönlendirmesinin Kutsal Barış
fikrinden daha başarılı olduğu, İspanya’daki başarılardan anlaşılabilir. “Yeniden Fetih
(Reconquesta)” olarak tanımlanan bu savaşlarla özellikle Tuleytula ve Sicilya gibi yerlerde
Müslümanlara karşı başarılı savaşlar verilmişti. Papa Urbanus, İspanya’daki savaşları,
Haçlı seferi çağrısında vurgulayarak “Hıristiyanları bir yerde Müslümanlardan kurtarıp
başka bir yerde onları, Müslüman zulüm ve baskısı altında bırakmak fazilet değildir”
diyerek bunun Hıristiyanlıkla bağdaşmayacağını dile getirdi. Nitekim İbn el-Esîr de
İspanya’ya düzenlenen Haçlı Seferleri ile Suriye-Filistin bölgesine yönelen tehdit arasında
bağlantı kurmaktadır. Yazarın rivayetine göre İspanya seferleri sonrası Sicilya kralı
Roger’a haber yollayan Baudouin, gelip İfrikiyye’yi zapt etmek ve kendisine komşu olmak
düşüncesini bildirdi. Bunu kendi çıkarları için tehlikeli bulan Roger ise onu doğuya,
Kudüs’e yönlendirdi ve Kudüs’ü ele geçirmenin Hıristiyanlık adına daha büyük bir hizmet
olacağına inandırdı66. Papanın bahsettiği Müslüman zulmü altında olanlardan kasıt, Doğu
Hristiyanları olmakla beraber Bizans’ın içinde bulunduğu durumu da gözden kaçırmamak
Fulcherius Carnotensis, s.45-46, 49, Ayrıca Bkz. Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler,
VI, s.651-652, Aynı yazar, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, s.8, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri
Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, s.66-68, Aynı yazar, Haçlı Seferleri, s.1, Willermus, Papa
Urbanus’un konuşmasını çok detaylı kaydetmiştir. Papanın, Doğu Hıristiyanlarının zulme uğradığını anlattığı
kısımlar dışında kayda değer bir yanı bulunmamaktadır. Zira Willermus, en başından beri Pierre l’Ermite’nin
rolünü fazla büyütmüştür. Papa da konuşmasında Pierre’e atıfta bulunmuştur ki bu da başka kaynaklarla teyit
edilemez. Willermus, I, s.88-93
65
Papa Urbanus, aile kavramından bahsederek Müslümanlardan öçlerinin alınmasını istemişti. Fakat bu öç
alma tavsiyesi, henüz Haçlı Seferine hazırlık aşamasında “İsa’nın Katileri Olan Yahudilere” uygulanan
katliamla cevap buldu. Fakir Haçlı şövalyelerinin ve açgözlü liderlerin para hırsı için binlerce Yahudi
katledildi. Albertus Aquensis, s.51-57, Willermus, I, s.112-115, Steven Runciman, I, s.105-109, Işın
Demirkent, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, s.8-9, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri ve Türkler”,
Türkler, VI, s.653, Aynı yazar, Haçlı Seferleri, s.6, 8, Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri –
Müslüman-Haçlı Siyasi İttifakları-, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2008, s.46, İbrahim Erhem Polat, “Doğu
ve Batı Kaynaklarında Haçlı Seferlerinde Yaşanan İnsanlık İhlalleri”, Uluslararası Suçlar ve Tarih, VVI, Ankara 2008, s.9, el-Hâkim’in, Yahudiler tarafından kışkırtıldığına dair Fransa’da bir fikir oluşmuştu.
Yahudilere uygulanan kıyımda bu düşüncenin de etkisi olmalıdır. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında
Doğu ve Batı, Çev. Mustafa Daş, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2010, s.55-56
66
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.13, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.227-228, İspanya’da verilen savaşların
Urbanus’a ilham kaynağı olup olmadığı tartışılabilir fakat Roma Kilisesi’nin hâkimiyet alanını doğuya da
taşıma isteğinde burada yürütülen faaliyetlerin etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Claude Cahen, Haçlı Seferleri
Zamanında Doğu ve Batı, s.75
64
17
gerekmektedir. Zira Haçlı Seferlerine Bizans’ı dâhil ederek bakıldığında işin siyasi yönü
de gün yüzüne çıkmaktadır67.
Fulcherius, Clermont Konsili’nde68 papanın, Türklerin Marmara kıyılarına kadar
sokulduklarını, Bizans’ın bu ilerleyişi durdurmakta aciz kaldığını çok endişe verici bir dille
anlattığını kaydetmektedir69. İstanbul ve Roma kiliseleri arasında itikadî ayrılıkların
bulunmasına karşın Türklerin Anadolu’da yerleşmeleri üzerine taraflar, siyasi ittifak
çabalarına girmişlerdi. İmparator VII. Mikhail, Papa VII. Gregory ile 1074’te temasa
geçerek ücretli asker talebinde bulunmuş ve bu yardımlaşma ile kiliseler arasındaki
ayrılığın70 ortadan kaldırılması için adımlar atılmak istenmişti. Papa, imparatora yardım
vaad ederek bizzat kendisinin kumanda edeceği bir orduyla Doğu Hıristiyanlarını
Müslümanların zulmünden kurtarmayı taahhüt etmişti. Bunun üzerine kiliseler arasındaki
ayrılığı gidermek ve İstanbul Kilisesi’ne üstünlüğünü kabul ettirmek için VII. Gregory,
papalığın her türlü siyasi otoritenin üzerinde olduğunu ilan etti. Fakat bu durum, Alman
kralı IV. Heinrich’in muhalefetine ve dolayısıyla Roma Kilisesi içinde de bir anlaşmazlığa
neden oldu. Dolayısıyla o an için bu yardım gerçekleştirilemedi71.
İspanya’da Müslümanları hedef alan Haçlı Seferleri için Bkz. İbn el-Esîr, el-Kâmil, VIII, s.439, 445-448,
471-474, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.131-132, 138-141, 169-173, Lütfi Şeyban “Hıristiyan Dünyasında
Endülüs’e Karşı Haçlı Düşüncesinin Doğuşu, Saldırıların Başlaması ve Neticeleri”,Tarih ve Düşünce, C.
63, Şubat 2006, s.28-35, Steven Runciman, I, s.69-71, Işın Demirkent, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve
Başlaması”, s.6, Jonathan-Smith Riley, Haçlılar Kimlerdi?, s.30-31
68
Papanın, Clermont Konsili’ndeki çağrısı, Fulcherius Carnotensis, Robert de Monk, Anonim Gesta
Francorum, Guibert of Nogent gibi Haçlı yazarlarının eserlerinde yer almıştır. Yapılan incelemeler için Bkz.
A.M. Dana Carleton Munro, Urban and the Crusaders, The Department of History of the University of
Pennsylvania, Philadelphia 1901, Georg Strack, “The Sermon of Urban II in Clermont and the Tradition
of Papal Oratory”, Medieval Sermon Studies, Vol. 56, 2012, 30–45, Frederic Duncalf, “The Councils of
Piacenza and Clermont”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, 1969, s.220-252
69
Fulcherius Carnotensis, s.50-51, Ordericus Vitalis, III, s.65-67
70
İstanbul ve Roma kiliselerinin ayrılma nedeninde Latin-Grek kültür rekabeti yatmaktadır. Siyasi faktörlerin
de bulunduğu bu ayrılık, Papanın, Güney İtalya’daki Grek kiliselerini Latinleştirmek istemesiyle kesinleşti.
Bu Latinleştirme zorlamasına İstanbul Patriği Michael Cerularius İstanbul'daki Latin kiliselerini kapatarak
karşılık verdi. Bunun üzerine Kardinal Humbert; İstanbul Patriği Cerularius'u, Bizans kilisesinin Rühulkudüs
doktrinini ve Bizans rahiplerinin evlenmesini aforoz eden bir beyannameyi Ayasofya sunağına bıraktı ve
kiliseler arasındaki ayrılık (schisma) kesinleşti (16 Haziran 1054). Kürşat Demirci, “Hıristiyanlık (Giriş,
Tarih)”, DİA, XVII, Ankara 1998, s.334, M. Süreyya Şahin, “Doğu-Batı Kiliseleri, Ayrılmaları Ve
Sebepleri”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, IV, İstanbul 1986, s.311-329, Steven
Runciman, I, s.45, Peter Charanis, “The Byzantine Empire in the Eleventh Century”, A History of the
Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee, London, 1969, s.207-212,
Kiliseler arasında bu ayrılığın yaşanmasına rağmen, Haçlı Seferleri öncesi Bizans, ücretli asker talebini
papalık aracılığıyla yaptı. Bu itikadî uzaklaşmanın siyasi ilişkileri etkilediği malumdur. Hatta Bizans’ın son
bulmasına kadar da devam etmiştir. Yani Selçuklular sonrası, Osmanlı Devleti’ne karşı Bizans, ne zaman
papalıktan yardım istese bu dini ayrılık, pazarlıklara konu olmuştur. Claude Cahen, Haçlı Seferleri
Zamanında Doğu ve Batı, s.78
71
Anna Komnena, Alexiad, s.50-52, Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.38, Haçlı Seferi
çağrısı yapılıp hazırlıkları sürdürülürken Urbanus’u uğraştıran başka bir konu daha vardı. VII. Gregorius
67
18
İmparator Aleksios ve Papa II. Urbanus zamanında Bizans’ın bu asker talebi
yenilenince bu defa şartlar daha uygun olduğu için Papa, halk yığınlarını yola çıkararak bu
talebi cevaplandırdı. Papalığın, Bizans’ın yardım isteği ile düzeni bozan grupları, dini
hislerine hitap etmek suretiyle yola çıkardığını ve belki de bu sayede İstanbul Kilisesi’ne
boyun eğdirmek istediğini söylemek mümkündür72. Haçlıların hedefinin, Bizans olup
olmadığı tartışmalı olmakla beraber Bizans kaynaklarının sıkça dile getirdiği üzere IV.
Haçlı Seferi’nin, batının Bizans’ı zapt gayesinin gecikmiş bir sonucu olduğunu düşünmek
daha doğru olacaktır. Netice itibariyle Bizans’ın, sınırlarını Türklere karşı korumak için
Batıdan ücretli asker isteği, Haçlıların harekete geçmesinde etkili olmuştur.
Bizans’ı, batıya yaklaştıran sebeplere bakıldığında Türklerin Anadolu’da
yerleştikleri ve Bizans’ın yanı başında İznik’i başkent edindikleri görülür. Türkiye
Selçuklularının, sınırlarını Bizans aleyhine devamlı genişletmeleri bir yana, İzmir merkezli
bir beylik kurmuş olan Çaka Bey73, doğrudan Bizans başkentini hedef almaktaydı. İlk
ikisine, yukarıdan Normanların, Peçeneklerin ve Kumanların saldırılarını da ekleyince
tablo tamamlanmaktadır. Fakat askeri bir darbeyle tahtı ele geçirmiş olan Aleksios
Komnenos, bilinen ince Bizans siyasetiyle düşmanı düşmana kırdırmayı başardı. Aleksios,
Norman reisi Robert Guiscard’a karşı Venedik’i, Çaka Bey’e karşı Kılıç Arslan’ı,
Peçeneklerin ciddi saldırılarına karşı da Kumanları kullanmış ve başarılı da olmuştur. Haçlı
seferleri döneminde ise Türklere karşı Haçlıları, Haçlı Devletlerine karşı da Türkleri
kullanma siyasetini ustalıkla sahneye koydu74.
zamanında IV. Henry’nin yardımıyla papalık makamını gasp eden Guibert, Urbanus yasal olarak papa
seçilmesine rağmen onu bu makamdan uzak tutmuştu. Urbanus, seferi vaaz ederken bile hala Guibert’e karşı
destek arayışını devam ettiriyordu. Kilise içindeki bu çift başlılığı ortadan kaldırması, birliği sağlaması
gerekliydi. Bu arada toplumda sorunlara neden olanları doğuya yönlendirme amacı da güdüyordu. Fakat
Urbanus ve Guibert taraftarları Roma’da çatışmışlar ve Fulcherius’un ifadesine göre pek çok kişi bu olayları
görünce sefere katılmaktan vazgeçmişti. Fulcherius Carnotensis, s.54-56, 59-60, Krş. Willermus, I, s.85-86
72
Işın Demirkent, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, s.2-3, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri
Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, s.68-69, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler, VI,
s.652, Aynı yazar, Haçlı Seferleri, s.2, Steven Runciman, I, s.77-78, P.M. Holt, Haçlılar Çağı, 11.
Yüzyıldan 1517’ye Yakın Doğu, Çev. Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yay. İstanbul 2003, s.18-19, Aydın
Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.34-35, Jonathan-Smith Riley, Haçlılar Kimlerdi?, s.105-106,
Şerif Baştav, “Bizans ve Haçlı Seferleri”, UHSS, (23-25 Haziran 1997), TTK, Ankara 1999, s.58,
73
Çaka Bey ve faaliyetleri için Bkz. Akdes Nimet Kurat, Çaka Bey (İzmir ve Civarındaki İlk Türk Beyi
M.S. 1081-1096), Türk Kültürünü araştırma Enstitüsü, Ankara 1966, Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu
Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 1996, s.6-8, 17-18
74
Şerif Baştav, “Bizans ve Haçlı Seferleri”, s.59, Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret
Işıltan, TTK, Ankara 2011, s.330-333, 339, Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat,
İstanbul 1971, s.97-98, Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, s.17-19, Peter
Charanis, “The Byzantine Empire in the Eleventh Century”, s.213-216
19
Burada hemen ifade edilmesi gereken bir nokta, Bizans’ın, batıyı Haçlı seferine
çağırmadığıdır75. Anna Komnena’nın tabiriyle hilekâr ve kurnaz bir adam olan Aleksios,
düşmanı düşmana kırdırtmış ve Batıdan alacağı ücretli askerlerle Türklerin Anadolu’daki
varlığına son vermek istemiştir. Yani Bizans, sınırlarını korumak için asker yardımı
istemişti -ki bu uğraşa bir kutsallık yüklenemez76- fakat İstanbul Kilisesi’ne üstünlüğünü
kabul ettirmek ve Doğu Hıristiyanlarını etki alanına dâhil etmek isteyen Papalık, bu isteği
kutsal bir savaşa dönüştürmüştür. Çünkü eğer Avrupalılar gerçekten doğudaki Hıristiyan
kardeşlerine yardım etme düşüncesinde olsalardı Bizans’a profesyonel ve eğitimli askerler
yollayarak imparatorluğu zor durumdan kurtarabilirlerdi. Zaten Bizans’ın talebi de tam
olarak buydu. Fakat doğuda kendi devletlerini kurmak ve Bizans’a boyun eğdirmek isteyen
Papalık, yüz binlerle ifade edilen insan gürûhunu yola çıkardı77. Bu tabloya göre Bizans,
Haçlı Seferinin başlamasında etkili olmuş gibi görünüyor fakat batının, beklediği fırsatı,
şartları uygun olduğunda değerlendirdiğini düşünmek daha doğru olacaktır. Zira
Aleksios’un, etrafını saran düşmanlarıyla mücadelesinde, daha önce Filistin dönüşü
İstanbul’da misafir ettiği Robert de la Flandre’ye yazdığı ve yardım istediği bir mektubun
varlığı bilinmektedir. Fakat VII. Mikhail zamanındaki yardım isteği ve bunun karşılığında
kiliseleri birleştirme vaadi daha önce atılmış bir adımdı. Aleksios’un, yardım isteklerinin
karşılık bulması, Batının daha uygun bir durumda oluşuyla alakalıdır. Başka bir deyişle
Türklerin, Anadolu’daki varlığına son vermek isteyen Bizans’a yardım etmek bahanesiyle
üstünlüğünü kabul ettirmeleri için Batılılara bir fırsat doğmuş ve buna bizzat Bizans sebep
olmuştu. Haçlılar, harekete geçtiği zaman Aleksios’un durumunu düzeltmiş olduğu ve
sadece ücretli askerlerin gelişinin yeterli olacağı malumdur. Binlerce insanın Papalık
Bizans’ın kutsal savaş hassasiyetine sahip olmadığını biliyoruz. Doğu Hıristiyanlarını Müslüman
hâkimiyetinden kurtarmak gibi bir düşüncesi de yoktur. Doğu Hıristiyanlarının da Avrupa’dan böyle bir
talebi olmamıştı. Claude Cahen’e göre Ermeni patriği ile Papa VII. Gregory mektuplaşıyordu fakat ikili
arasındaki yazışmanın konusu, Bizans’a karşı ortak hareket etmekti. Claude Cahen, Haçlı Seferleri
Zamanında Doğu ve Batı, s.35
76
Bizans, Haçlı Seferine katılmıştı fakat Bizans ile Roma’nın seferlere bakışı farklıdır. Papalık, haccı
kurtuluş için yegâne yol görürken Bizans çok ısrarcı davranmamıştır. Zaten Bizans’ın bilinen bir Kudüs
hassasiyeti de yoktur. Örneğin imparator Çimiskes’in 974-975 yıllarında gerçekleşen Suriye seferi, bir Haçlı
Seferi gibi değerlendirilir. Fakat Çimiskes’in böyle bir düşüncesi bulunmuyordu. İmparator için Kuzey
Suriye’den Ermenistan’a kadar sağlam bir hattın oluşturulması önemli idi. Onun Kudüs’ü kurtarmak gibi bir
fikri olduğuna dair bir iz yoktur. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.70, Georg
Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, s.275-276, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.1
77
Işın Demirkent, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, s.10-11, Steven Runciman, I, s.90-91,
Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, s.334, Anna Komnena, İstanbul’a ulaşan Haçlıların seksen veya
100 bin civarında olduğunu kaydetmiştir. Anna Komnena, Alexiad, s.306
75
20
tarafından harekete geçirilmesi bu bağlamda Haçlı seferinin mahiyeti hakkında ipuçları
vermektedir78.
Bu dönemde İslam Dünyasına baktığımızda bir bölünmüşlük göze çarpar.
Melikşah’ın 1092’de vefatı sonrası onun mirası üzerinde kavgalar baş göstermiş, Haçlılar
geldikleri sırada da bu durum devam ettirilmiş, Haçlıların faaliyetlerine engel olmak şöyle
dursun, İslam Dünyasının iç mücadelesi, Haçlıların Doğu’ya yerleşmelerine kolaylık
sağlamıştır. Fâtımî-Selçuklu mücadelesi de İslam Dünyasındaki çatışmaları körüklüyordu.
İslam hâkimiyetinde Doğu Hıristiyanlarının durumu, Avrupa’nın zannettiğinden ya da
bilinçli olarak sunduğundan oldukça farklı idi. Bazı dönemlerde [Mesela Fâtımî Halifesi
el-Hâkim bi-Emrillâh dönemi (996-1021)] takibata uğramış olmalarına rağmen kiliseleri
açıktı, vergiler Bizans dönemine göre daha hafifti ve hac trafiğinin kesilmesi gibi bir
durum söz konusu değildi79. Müslümanların, Doğu Hıristiyanlarına zulmettiğine dair
anlatılan hikâyeler80 insanları sefere ikna etmek için kullanılan motiflerden ibaretti.
Nitekim Bizans ile itikadî farklılıkları81 bulunan Ermeniler ve Süryânîler çoğu zaman
Müslüman hâkimiyetini Bizans’ınkine tercih etmekteydiler. Kudüs’e yapılan hac
ziyaretleri, Şîî-Sünnî mücadeleleri dolayısıyla zaman zaman daha zor şartlar altında yapılsa
da Kudüs’ün Hıristiyanlara kapatıldığı veya oraya gelenlere zulmedildiği yönündeki
rivayetler gerçeği yansıtmamaktadır82. Müslümanların idaresinde yaşayan Hıristiyanlar
Auguste Bailly, Bizans Tarihi, II, Çev. Hadi Dımaşkan İstanbul Tarihsiz, s.317-319, Guibert of Nogent,
s.30-31, Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.75
79
İslam hâkimiyetindeki Gayri Müslimler zimmî sınıfını meydana getiriyor ve İslam da bunlara mal ve can
emniyeti sunuyordu. Özellikle X. yy’da Gayri Müslimlerin durumu çok iyi idi ve bu durum, geniş bir ihtida
ile sonuçlandı. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.17, 19, Steven Runciman, I, s.
16-17
80
İslam fetihleri sonucunda Doğu Hıristiyanlarının ta en başından beri işkencelere tabi tutulduğu, dinlerini
yaşayamadıkları ve en önemlisi Kudüs’e hac ziyaretlerinin tehlikeye girdiği yönünde genel bir algı
oluşturulmaya çalışılmış ve bunda Willermus ve Albertus gibi tarih yazarlarının etkisi büyük olmuştur.
Willermus, özellikle el-Hâkim döneminde Kumâme Kilisesi’nin yıkılması sonrasında Hıristiyanların takibata
uğradıklarını abartılı bir dille anlatmaktadır. Yazarın dile getirdiği bir başka konu, hac ziyaretlerinin çok zor
olduğudur. Kudüs’e girişte hacılardan para alınması, yollarda emniyetin bulunmaması da bu cümledendi.
Willermus, I, s.67-69, 79-81, Albertus ve Guibert de kiliselerin, Müslümanlarca ahır olarak kullanıldığını
iddia ediyorlardı. Albertus Aquensis, s.5, Guibert of Nogent, s.31, Süryânî Mihail ve Vardan Vardabet ise
Hıristiyanların dövülüp soyuldığunu ve bunların ülkelerine dönünce olayları anlatmaları üzerine Haçlı Seferi
başlatıldığını kaydetmişlerdir. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.39,
44, Vardan Vardabet, Cihan Tarihi, (889-1269), s.186-187, Fâtımî halifesi el-Hâkim’in davranışları, Haçlı
Seferlerinde propaganda amaçlı kullanılmıştır. Fakat el-Hâkim döneminde dahi Hıristiyanlar uzun süreli
takibata uğramamıştır. Zira el-Hâkin’in birbiriyle çelişen ve ve birbirini hükümsüz kılan uygulamaları vardı.
Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.22
81
İstanbul ile Roma 1054’te bağlarını kopardılar. Doğu Hıristiyanları resmi olarak İstanbul’a yakın olsalar da
bunların büyük bir bölümü, İstanbul ve Roma’dan ayrılmış olan kiliselere (İskenderiye, Antakya, Kudüs
patrikhaneleri) bağlanmışlardır. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.30
82
Işın Demirkent, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, s.6-7, Aynı yazar, “Haçlı Seferleri
Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, s.72, Steven Runciman, I, s.16-17, Ermenilerin Bizans’a bakış açıları
olumsuzdur. Bu yüzden Ermenilerin de Bizans’tansa İslam hâkimiyetine daha sıcak bakmaları tabîîdir.
78
21
arasında zamanla ihtida olayları arttı. Claude Cahen, buna sosyal baskının yanı sıra dini
etkileşimin sebep olduğunu düşünmektedir. Sebep ne olursa olsun Hıristiyanların zamanla
azınlık durumuna geldiği bir gerçektir. Bazı uygulamaların da mantıklı bir açıklaması
bulunmaktadır. Mesela farklı elbise uygulaması, casusluğu önlemeye yönelik bir uygulama
idi. Yeni ibadet yeri açma yasağının da para ile etkisiz hale getirildiği zamanlar vardı.
Fakat İslam’ı kabul ettikten sonra tekrar dinden dönme ve İslam’a hakaret, ölümü
gerektiriyordu. İnançları yaşama noktasında ise İslam, Hıristiyanlara bir zorluk
getirmemiştir83.
İslam Dünyasının içinde bulunduğu durum, bizi biraz daha fazla ilgilendirmektedir.
Zira Şîî-Sünnî çatışması84 ve küçük hanedanlar arasındaki siyasi rekabet İslam’ı, Haçlılar
karşısında zayıf düşürmüştür. Melik Rıdvan ve kardeşi Dukak, Haçlılar bölgeye gelmeden
hemen önce savaş yaşamışlar ve bu savaş, Rıdvan’ın Fâtımîler adına hutbe okutmasına
dahi sebep olmuştu. Bu savaşta Antakya valisi Yağısıyan’ın da taraf olmuş olmasından
dolayı Antakya’ya gelen yardım sınırlanmış ve bu iki kardeş, aynı amaç etrafında
birleşememişlerdi. İlerleyen zamanlarda Haçlılara karşı harekete geçilmek istendiğinde de
Müslüman hâkimlerin kendi aralarındaki siyasi rekabetin pazarlıklara sebep olduğu
görülecektir. Selçuklu sultanlarının tutumu, ayrıca önemlidir. Hanedan devletlerin yüksek
metbûû olmak sıfatıyla bunları bir arada tutması veya iç-dış düşmana karşı organize etmesi
beklenen Selçuklu sultanları, bizzat kendileri, saltanat mücadeleleriyle istikrarsızlığı
körüklemekteydiler. Bağdad Abbâsî halifesinin, dini otorite olarak bir ağırlığı
bulunmaktadır fakat Haçlılara karşı yardım istendiğinde ettikleri cihad ilanı, yine siyasi
kaygıların gölgesinde kalıyor ve sonuç alınamıyordu. Mevcut durumdan, Selçukluların
veya halifenin Haçlılarla mücadeleye tamamen kayıtsız kaldığı anlamı çıkmaz. Fakat
mücadele, yerel hanedanlar veya Haçlı devletlerine sınırları olanlar tarafından yürütülürken
Selçuklu sultanları düzenli ordularla 1110 gibi geç bir dönemde harekete geçmişlerdir. Bu
da doğuya yerleşmiş ve hatta dört Haçlı devleti kurarak kökleşmiş olan Haçlıları söküp
Nitekim Urfalı Mateos, Bizans’ı korkak, aciz ve “Allah’ın Kilisesi” içinde ikilik çıkarmakla suçluyordu.
Urfalı Mateos, Vakayiname, s.111-112, Claude Cahen’in değerlendirmesine göre de Monofizistler, İslam
hâkimiyetine alışmışlardı ve herhangi bir Hıristiyanlık hareketi karşısında bilinen bir duyarlılıkları yoktu.
Claude Cahen, “İslam ve Haçlılar”, Çev. İsmet Kayaoğlu, Belleten, C. LI, S. 200, Ankara Ağustos 1987, s.
1049, P.M. Holt, Haçlılar Çağı, s.16,
83
Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.20
84
Bu çatışmanın bir de fikrî boyutu vardır. Yani Fâtımîlerin Şîî propaganda merkezlerine karşılık,
Selçuklular medrese ve camilerde Sünnî İslam’ı yayacak insan yetiştiriyorlardı. Claude Cahen, Haçlı
Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.28
22
atmaya yetmedi85. Şîî-Sünnî mücadelesi ve bu mücadelenin Fâtımîleri Haçlılara
yaklaştırması ilk bölümde görüleceği için bu konuya değinmeye lüzum yoktur. Şunu
söyleyelim ki siyasi çatışmalara mezhebî rekabet de eklenince Haçlılar, doğuda güçsüz ve
bir araya gelmeyi uzun süre başaramayacak bir İslam âlemi buldular86.
Haçlı Seferi propagandası yapanlar arasında en meşhur olan Pierre l’Ermite’dir.
Albertus, Willermus ve Anna Komnena gibi yazarlar, onun Haçlı Seferlerindeki rolünü
gereğinden fazla büyütüp onu seferin mimarı gibi sunsalar da Pierre l’Ermite’nin papayla
görüşüp görüşmediği bile kesin değildir87. Kesin olan husus, Pierre l’Ermite’nin çok etkili
bir vaiz olduğu ve binlerce insanı peşinden sürüklediğidir. Kendisi, “Halkın Seferi” olarak
bilinen ve Anadolu’ya henüz geçtiklerinde Türkiye Selçukluları tarafından imha edilen
başıbozuk, düzensiz orduya liderlik etmekteydi. Balkanlar’daki yolculukları, tam bir
çapulculuk ve vahşet havası uyandıran bu grup, İstanbul’a ulaştığında Aleksios, bunları
boğazdan karşıya geçirmek konusunda ecele etti. Civetot denilen karargâha yerleştirilen
Haçlılara Aleksios, düzenli ordular gelinceye kadar Türklerle çatışmaya girmemelerini
tembih etmişti. Fakat bu nasihati göz ardı eden Haçlılar, önce Türklerin bir tuzağı olduğu
anlaşılan Kserigordon Kalesi’nde, sonra da Drakon Vadisi denen mevkide kılıçtan
geçirildiler. Etrafa dağılanları imparatorun gemilerle toplatması sonrasında bu Haçlı
grubunun kalanları, asiller liderliğindeki düzenli orduları beklemeye başladılar88.
Selçuklu orduları başarısız olsa da Haçlılara karşı mücadele veren askerlerin çoğunluğu Türklerden
oluşuyordu. Yerli halkın mücadelelere katılımının sınırlı olduğu bir ortamda gönüllüler ve profesyonel Türk
askerler çatışmaların yükünü sırtlanmışlardır. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı,
s.110-111
86
Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, TTK, Ankara 2000, s.166-178, Harold S. Fink, “The
Foundation of the Latin States, 1099-1118”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of
Wisconsin Press, Madison, Milwaukee, London, 1969, s.370
87
Haçlı Seferlerinde Pierre l’Ermite’nin rolü bazı Haçlı yazarlarınca fazla büyütülmüştür. Amiens’li bir keşiş
olan Pierre’in, Kudüs’e bir hac ziyaretinde bulunduğu ve bazı sıkıntılarla karşılaştığı bilinmektedir. Fakat
onun Kudüs’teki ve ülkesine döndükten sonraki faaliyetlerinin çoğunluğu hayal ürünü olmalıdır. Buna göre
Pierre, Kudüs’te yaşanan sıkıntıları, hacılara yapılan zulmü görünce Kudüs patriği Simeon ile görüşmüş ve
durumun vahametini onunla değerlendirmişti. Sonrasında bizzat İsa, Kutsal Mezar’ın kurtarılması görevini
Pierre’e vermiş ve o da bunu dönüşte Kudüs patriğinin yardım içeren mektuplarıyla beraber Papaya
bildirmişti, Albertus Aquensis, s.5-7, Kudüs’te patrik, Pierre’e bize çok yakın olmasına rağmen Bizans
imparatorunun yardımını da artık ümit edemiyoruz demişti. Zaten Bizans, kendisini korumak konusunda zaaf
içindeydi. Bu da “Bizans’ın yerini artık Latinler almalı” anlamına geliyordu. Willermus, I, s.82-85
88
Fulcherius Carnotensis, s.57, Anonim Haçlı Tarihi, s.52-54, Albertus Aquensis, s.31-45, Wilermus, I,
s.97-110, Guibert of Nogent, s.41-45, Ordericus Vitalis, III, s.78-80, Steven Runciman, I, s.95-103, Işın
Demirkent, “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler, VI, s.654-655, Aynı yazar, Türkiye Selçuklu Hükümdarı
Sultan I. Kılıç Arslan, s.21-23, Bu ordu, Anadolu’ya geçince Hıristiyan-Müslüman ayrımı yapmadan halkı
katletmeye ve etrafı yağmalamaya başladı. Anna Komnena’nın ifadesiyle bunlar; “(…) ana kucağındaki süt
bebeklerini ya sakat ettiler ya da şişlere takıp ateşte kızarttılar; yaşı ileri insanları ise her çeşit işkenceden
geçirdiler.” Anna Komnena, Alexiad, s. 306, Anonim Süryânî kaynağı ise bu olayda imparatorun
ihanetinden bahsetmektedir. Yazara göre imparator, Türklere haber verip bu Haçlı ordusunu imha ettirmişti.
Anonim Süryânî Vakayinamesi, s.10
85
23
Önemli Haçlı liderleri Fransa kralının kardeşi Vermandois kontu Hugue, Norman
reisi Bohemond, Lorraine dükü Godefroi, piskopos Adhemar, Provence kontu Raymond,
William’ın oğlu Normandia dükü Robert, onun eniştesi Blois kontu Stephan ve Flandre
kontu Robert’ten ibarettir. İlk yola çıkan lider olan Vermandois kontu Hugue, Bulgaristan
üzerinden yolculuğunu olaylı bir şekilde tamamlayarak İstanbul’a ulaştı. Sonrasında hemen
aynı yolu takip eden Bohemond; Macaristan üzerinden ilerleyen Godefroi ile yanında
Gotlar, Gasconlar ve Adhemar olduğu halde Raymond, Kudüs yolculuklarına başladılar.
Ekim’de İngiltere kralı William’ın oğlu Normandia dükü Robert, Normanlar ve
İngilizlerden müteşekkil büyük bir orduyla yola çıktı. Yanında, eniştesi Blois kontu
Stephan (William’ın kızı Adele’nin kocası) ve Flandre kontu Robert (Normandiya kontu
Robert’ın kuzeni) da bulunuyordu89.
Düzenli orduların hareketi, Aleksios’u tedirgin etti. İmparator, başkente kadar bir
sıkıntı yaşanmaması için gerekli önlemler alarak Haçlılara Balkanlar’daki yolculuklarında
refakat etmeleri ve bir bakıma onları kontrol altında tutmaları için birlikleri yola çıkardı.
Asiller idaresindeki Haçlı ordularının İstanbul’a yolculukları daha sorunsuz gerçekleşti.
Fakat şimdi Aleksios’u, bu kadar kalabalık orduların İstanbul’da toplanmış olması rahatsız
ediyordu. Şehrin varoşlarını yağmalamaya başlamış olan bu orduları da bir an önce karşıya
geçirmek gerekiyordu fakat daha önce yapılması gereken, bunların Bizans’a bağlılıklarını
temin idi. Godefroi dışında diğer liderlerin vasallık yeminini, kolayca ettiği
anlaşılmaktadır. Raymond de Saint Gilles, imparatora sadık kalacağına dair farklı bir
yemin ederken90 gizlice karşıya geçen Tankred’in91 yemini de İznik kuşatması sonrasında
alındı. Anna Komnena’nın ifadesine göre liderler arasında bu yemine en istekli olan ve
durumu kolayca kabul eden Bohemond idi ki kendisi zaten bu yemine uymak niyetinde
değildi. Antakya’nın zaptı ile Anna Komnena’nın haklılığı da ispat edilmiş oldu. Haçlı
liderleriyle imparator arasında yapılan anlaşmaya göre “vaktiyle Rum Devletine ait olup
Fulcherius Carnotensis, s.56-58, Anonim Haçlı Tarihi, s.55-62, Willermus, I, s.95-96, Guibert of
Nogent, s.45-48, Ordericus Vitalis, III, s.80-83
90
Raymond’un gelişinin özel bir anlamı vardır. Zira yanında Papanın temsilcisi sıfatıyla Le Puy piskoposu
Adhemar da bulunuyordu. Fakat bu önemli lider, Pelagonia’da Bulgarlar tarafından esir alınmış ve
sonrasında kurtarılmıştı. Kaynaklar Aleksios ile Raymond’un çatışmasından bahsetmezlerken Willermus,
Raymond’un vasallık yemini etmemesi üzerine imparator ile savaştığını ve nihayetinde diğer liderlerin ettiği
yeminle aynı olmayan bir yemin ettiğini kaydetmektedir. Willermus, I, s.142-146, Haçlı Seferinde Papaimparator bağlantısı söz konusudur. Bu noktada liderler ile imparatorun çatışması normal karşılanabilir.
Fakat Le Puy Piskoposu ile Raymond’dan böyle bir çatışma beklemek mantıksız olurdu. Çünkü kendileri,
Papanın temsilcileriydiler ve imparator ile ilişkilerinde dikkatli olmak zorundaydılar. Claude Cahen, Haçlı
Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.75, 92
91
Tankred, imparatora yemin etmekten kaçınmış ve gizlice karşıya geçmiştir. Fakat İznik ele geçirildikten
sonra o da vasallık yemini etmek durumunda kaldı. Radulphus Cadomensis, s.33-34, 40-41, Krş. Steven
Runciman, I, s.116-117
89
24
da şimdi kendisinin (Godefroi kast ediliyor) (bugünkü işgalcilerinden) ele geçireceği tüm
kentleri, ülkeleri ya da kaleleri imparatorun bu iş için göndereceği yüksek rütbeli subaya
teslim edecekti.”92
Vasallık yemininin detaylarına girmemekle beraber bu anlaşmayı Haçlılar açısından
alçaltıcı veya gerekli bulanlar vardı. Fulcherius, bu anlaşmanın gerekliliğini “Şu bir
gerçektir ki imparatorla dostluk kurup yardımını almamış olsalardı bizler için bu
yolculuğu yapmak bu kadar kolay olmazdı” diyerek dile getirmektedir93. Farklı bir bakış
açısına göre ise Kutsal Toprakları kurtarmak üzere yola çıkmış bir orduyu Bizans’ın, kendi
fetihlerinde bir aracı olarak kullanması ve bunun için de bağlılık yemini alması alçaltıcı bir
durum idi. İtikadî ayrılıklar yaşayan bu iki toplum arasındaki husumet, bu yolla daha da
derinleşmiştir denilebilir94. Fakat Haçlılaın arz ettiği tehlike ve yapılan anlaşmaları
çiğnemeleri, imparatoru haklı çıkarmıştır.
Vasallık yemininin ardından karşıya geçirilen Haçlıların ilk hedefi, Türkiye
Selçuklu Devleti başkenti İznik oldu. Sultan Kılıç Arslan, bu sırada Malatya’yı kuşatmakta
idi95 ve rivayete göre Drakon’da kazandığı zafere aldanarak Haçlılar hakkında yanılmıştı.
Başkentinin kuşatıldığını haber alınca diğer Türk beylerinden de takviyeler alarak derhal
yola çıktı. Fakat kuşatmayı yarıp şehre yardım edemeyince çekilmek zorunda kaldı. Şehrin,
göl tarafından aldığı yardımlar Aleksios’un gönderdiği gemilerle kesilince zor durumda
kalan Türkler, imparatorun temsilcisine teslim olmak zorunda kaldılar (19 Haziran 1097).
Şehri yağmalayamayan Haçlılar, imparatora öfke duysalar da imparatorun yolladığı
hediyelerle yeterince tatmin edildiler ve Kudüs yolculuklarına devam ettiler96.
Anna Komnena, Alexiad, s.317, 322-323, Anonim Haçlı Tarihi, s.63-65, Vasallık yemini ve tarafların
hukuki durumu için ayrıca Bkz. Guibert of Nogent, s.52-53, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı
Kontluğu Tarihi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2006, s.24
93
Fulcherius Carnotensis, s.64-65
94
Şerif Baştav, “Bizans ve Haçlı Seferleri”, s.61, Bizans’ın, Haçlıları ücretli askermiş gibi görmesi bir
noktaya kadar anlaşılabilir. Fakat bu kadar kalabalık orduların gelişi, Aleksios’u Haçlılar konusunda
uyarmıştır. Özellikle daha önce savaş verdiği Bohemond’un varlığı, onu özel tedbirler almaya sevk etti.
Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.91-92
95
Gülay Öğün Bezer’in değerlendirmelerine göre Türkiye Selçukluları, Güney Doğu politikalarını Haçlı
tehlikesine rağmen devam ettiriyorlardı. Türkiye Selçuklu sultanlarının Büyük Selçuklularla olan ailevi
rekabeti, Arslan Yabgu’nun esir alınmasına kadar uzanmaktadır. Bu uğurda Kutalmış, Süleymanşah ve Kılıç
Arslan hayatlarını kaybetmişlerdi. Birinci Haçlı Seferi orduları geldiği sırada da Kılıç Arslan, Malatya’yı ele
geçirmeye ve bir engeli daha ortadan kaldırarak Büyük Selçuklu Devleti aleyhine genişlemeye çalışıyordu.
Bkz. Gülay Öğün Bezer, “Türkiye Selçuklularının Güneydoğu Siyaseti ve I. Haçlı Seferinin Bunun
Üzerindeki Etkileri”, Türklük Araştırmaları Dergisi, XII, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Yayınları, İstanbul 2002, s.79-113
96
Anna Komnena, Alexiad, s.325-331, Fulcherius Carnotensis, s.65-67, Anonim Haçlı Tarihi, s.67-70,
Albertus Aquensis, s.93-127, Guibert of Nogent, s.54-57, Ordericus Vitalis, III, s.93-98, Willermus,
şehrin işgal tarihini 20 Temmuz 1097 olarak vermiştir. Willermus, I, s.168, Işın Demirkent, “İznik’in
92
25
Başkentini kaybeden Kılıç Arslan, Haçlıları Anadolu’da yakından takip etti. Daha
önce Haçlıların geçeceği yerlerdeki hasadı tahrip ederek kuyuları zehirletmişti. Haçlıların
ilerleyişi ve yiyecek bulmayı kolaylaştırmak için ayrı bölükler halinde hareket ettiklerinden
habersiz olduğu bir anda Eskişehir (Dorylaion) yakınlarında Haçlı ordusuna saldırdı. Fakat
diğer bölüğün yetişmesi neticesinde hem savaşı hem de hazinesini kaybetti (1 Temmuz
1097)97. Haçlıların Anadolu yolculukları açlık, susuzluk ve sıcaklar yüzünden oldukça zor
geçmiş ve çok fazla kayıp vermişlerdir. Boşaltılmış olan Konya’da fazla oyalanmayan
Haçlılar, Göksun yönünde ilerlemeye başladılar. Ana Haçlı ordusu, Maraş’ta bulunurken
ordudan ayrılan Tankred ve Baudouin, Çukurova’da kısa süreli bir anlaşmazlık yaşadıktan
sonra98 Baudouin, aldığı davet üzerine Urfa’ya yöneldi. Fulcherius, her ne kadar aklamaya
çalışsa da Urfa hâkimi Thoros, Baudouin’in de dahli ile kendi halkı tarafından acımasızca
öldürüldü ve Urfa’da ilk Haçlı Devleti kurulmuş oldu (10 Mart 1098)99.
Bizans imparatoru, İznik’in zaptı ve Kılıç Arslan’ın Eskişehir Savaşı’nda yenilmesi
üzerine bu durumdan faydalanarak Batı Anadolu kıyılarını ele geçirdi. İznik’te esir
alınanlar arasında Çaka’nın kızı olan Kılıç Arslan’ın eşi de bulunmaktaydı. Haçlılar
imparatorun, esirlere iyi muamele etmesine kızmışlardı fakat bir şey yapamadılar ve
çaresiz yollarına devam ettiler. Aleksios, Haçlıların ayrılmasının ardından aralarında
Çaka’nın kızının da bulunduğu esirlerle İzmir üzerine yürüdü ve bu esirleri de göstererek
Çaka’nın oğlunun direncini kırdı. Bu sayede İzmir ve civarında tekrar Bizans hâkimiyeti
sağlandı. Kılıç Arslan ise Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kaldı100.
Haçlılar Tarafından Kuşatılması (6 Mayıs-19 Haziran 1097)”, Haçlı Seferleri Tarihi MakalelerBildiriler-İncelemeler, Dünya Yayıncılık, İstanbul 2007, s.21-39, Aynı yazar, Haçlı Seferleri, s.29-33, Aynı
yazar, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, s.24-28, Steven Runciman, I, s.137-139
97
Fulcherius Carnotensis, s.68-71, Anonim Haçlı Tarihi, s.71-74, Albertus Aquensis, s.131-137, Anna
Komnena, Alexiad, s.332-333, Guibert of Nogent, s.57-60, Ordericus Vitalis, III, s.99-102, Radulphus
Cadomensis, s.44-47, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.34-36, Aynı yazar, Türkiye Selçuklu Hükümdarı
Sultan I. Kılıç Arslan, s.28-31, Steven Runciman, I, s.142-143
98
Bu konudaki en önemli kaynak, Gesta Tankredi’dir, Radulphus Cadomensis, s.57-70, Willermus, I,
s.178-186, Anonim Haçlı Tarihi, s.75-78, Albertus Aquensis, s.141-161, Guibert of Nogent, s.61-62,
Ordericus Vitalis, III, s.104-105, Steven Runciman, I, s.152-154
99
Fulcherius Carnotensis, s.72-76, Willermus ile Albertus da Baudouin’in, Thoros’un ölümüne engel
olmadığını kaydetmekle Fulcherius’a uymuşlardır. Willermus, I, s.193-194, Albertus Aquensis, s.175-177,
Urfalı Mateos, Baudouin’in, halk ile anlaşarak Thoros’u katlettiklerini yazmaktadır. Urfalı Mateos,
Vakayiname, s.194-195, Anonim Süryânî Vakayinamesi, s.11-12, Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu
Tarihi, I, (1098-1118), TTK, Ankara 1990, s.7-38
100
Anna Komnena, Alexiad, s.336-339, Steven Runciman, I, s.148-149, Osman Turan, Selçuklular
Zamanında Türkiye, s.103, Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, s.32
26
Ana ordu, Eskişehir’den sonra Akşehir-Konya-Ereğli yolunu takip ederek Maraş ve
Göksun101 üzerinden 20 Ekim 1097’de Antakya önlerine vardılar. Haçlılar, Antakya’ya
ilerlediklerinde şehrin hâkimi Yağısıyân, gerekli hazırlıkları yapmış102 ve civardaki
Müslüman emirlerden yardım istemek üzere oğullarını yola çıkarmıştı. Haçlıların Antakya
kuşatması, açlık sıkıntısının zirveye ulaştığı dönemdir. Yaşanan açlığın etkisiyle orduda
firarların çoğaldığı bir sırada Anna Komnena’ya göre Bohemod tarafından kandırılan103;
Haçlı yazarlarına göre ihanet eden104 imparatorun temsilcisi Tatikios’un kuşatmadan
çekilmesiyle sefer, yeni bir döneme girdi. Ordudan kaçan Blois kontunun, imparatoru
yanlış yönlendirmesi ve Bizans ordusunun Antakya’ya herhangi bir yardımının
dokunmaması ile Bohemond, planlarını uygulama fırsatı buldu105.
Her ne kadar şehre yardıma gelen Müslüman emirler, henüz Antakya’ya
ulaşamadan Haçlılar karşısında başarısız olmuşlarsa da106 Haçlı liderleri arasında bir uyum
ve hedef birliğinden söz etmek de zordur. Genel taarruz önerisi, şehri kendi namına elde
etmek isteyen Bohemond’un etkisiyle reddedilmişti. Çünkü Bohemond, İki Kız Kardeş
Kulesi’nin muhafızı Fîrûz ile iletişim halindeydi. Fîrûz ile şehrin teslimi hususu, karara
bağlandıktan sonra Bohemond; şehir, kimin gayretleriyle ele geçirilirse onun hâkimiyetinin
Bizans kumandanı Tatikios’un rehberliğinde Anadolu yoculuklarına başlayan Haçlılar, Sakarya Köprüsü
yanındaki Osmaneli (Lefke)’den geçip Eskişehir yakınlarındaki Dorylaion’dan (Şarhöyük) devam etmişler ve
Eskişehir’in kuzeybatısındaki Sarısu Ovası’nda ordugâhlarını kurmuşlardır. Burada yaşanan savaşta Kılıç
Arslan’ı yendikten sonra yollarına devam etmişler ve Akşehir üzerinden Konya’ya inmişlerdir. Tankred ve
Baudouin’in, ordudan ayrılmasının ardından ana Haçlı ordusu, Ereğli’den sırasıyla Kayseri, Komana
(Placentia), Göksun ve Maraş’tan geçerek Antakya Ovası’na indiler. Ebru Altan, “Haçlı Ordularının
Anadolu’da Geçtiği Yollar”, Belleten, LXV / 243, TTK, Ankara 2001, s.573-575
102
Yağısıyân, şehrin etrafına hendekler kazdırmış ve bu işte ilk gün Müslümanları, ikinci gün Hıristiyanları
kullanmıştı. Gün sonunda eş ve çocuklarını koruyacağına dair söz verdiği bu Hıristiyanları şehre almadı. İbn
el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.14, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.229, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.134
103
Anna Komnena’ya göre Bohemund, Antakya’ya sahip olmak için Bizans kumandanı Tatikios’u, kendisine
bir suikast düzenleneceği yolunda ikna edip gönderdi ve Haçlı liderlerini de burçlardaki kumandanları
kazanarak şehre sahip olmak fikrine inandırdı. Bunun üzerine Tatikios kuşatmadan ayrıldı. Anna Komnena,
Alexiad, s.334-335
104
Anonim Haçlı Tarihi, s.91-92, Albertus Aquensis, s.311-313, Guibert of Nogent, s.72, Ordericus
Vitalis, III, s.112-113, Joseph Francois Michaud, The History of the Crusades, I, İng. Trc. W. Robson,
London 1881, s.135, Willermus, Tatikios’u hain ve hilekâr biri olarak tasvir etmektedir. Yazara göre
Tatikios, kısa bir süre sonra yardımla döneceğine söz vererek Haçlıları aldatmış ve kuşatmadan ayrılmıştı,
Willermus, I, s.218-220
105
Fulcherius Carnotensis, s.77-81, Blois kontunun, hastalığını bahane ederek İskenderun’a gitmesi,
iyileştikten sonra geri dönmemesi ve ülkesine dönüş için yola koyulması, sıkıntılarla boğuşan Haçlı askerleri
için kötü bir örnek teşkil etmiştir. Bu yüzden liderler, ordudan kopmaları önlemek için önlemler almaya
başladılar. Willermus, I, s.239-240, Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler, VI, s.655-656
106
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.134, Anonim Haçlı Tarihi, s.93-95, Willermus, I, s.225-227, Yağısıyân’ın
yardımına koşan Dukak, Cenâhü’d-Devle ve Tuğtigin, el-Bara mevkiinde cereyan eden savaşta ağır kayıplar
vererek ülkelerine dönmek zorunda kaldılar (31 Aralık 1097). Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), Marmara Üniversitesi Yay., İstanbul 1985, s.12, Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları
Tarihi, s.247-248, Gülay Öğün Bezer, “Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, Yeni
Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.846
101
27
tanınması konusunda Haçlı liderlerini ikna etti. Raymod’un itirazları, Musul valisi
Kürboğa’nın yaklaşmakta olduğu haberleri ile etkisini kaybetti ve şehir 3 Haziran 1098’de
ihanet yoluyla ele geçirildi. Vali Yağısıyân, şehri terk etmiş ve bir dağ yamacında atından
düşerek yaralanmıştı. Muhafızları tarafından ölüme terk edilen Yağısıyân’ın başı, orada
odun kesmekte olan bir Ermeni tarafından Haçlı liderlerine getirildi107.
Kürboğa’nın, Antakya’yı işgal eden Haçlıları kuşatmasında Müslüman emirler
arasındaki rekabet ve anlaşmazlıklar ön plana çıkar. İslam kaynakları, Kutsal Mızrağın
bulunmasıyla moralleri düzelen ve Müslümanlarla savaşmak için şehirden çıkan Haçlılara
hemen bir saldırı düzenlememesi konusunda Kürboğa’yı eleştirirler. Buna göre Haçlıların
tamamını yok etmek isteyen Kürboğa, Haçlıların şehirden tamamen çıkmasını bekledi.
Fakat Kürboğa, Müslüman emirlerden bazılarının ordudan ayrılması sorasında Haçlı
ordusu karşısında duramadı ve bozgun halinde çekilmek zorunda kaldı. Kürboğa’nın
yenilgisi, Haçlıların Antakya’daki hâkimiyetini tasdik etti ve burada dinlenen Haçlılar, bir
müddet sonra Kudüs yolculuklarına devam ettiler108. Haçlıların Antakya kuşatması,
konumuz açısından özellikle önemlidir. Öncelikle Haçlı zihniyeti konusunda ipuçları verir.
Haçlıların, Doğu Hristiyanlarına yardım etmekten çok, buralarda kendi devletlerini kurmak
azminde oldukları, Urfa’da kurulan Haçlı kontluğu ile açığa çıkmıştı. Antakya’nın zaptı ile
de anlaşmalara uymadıkları ve dini duyguların, seferde o kadar da etkili olmadığı anlaşıldı.
Şehrin imparatora teslim edilmeyişi, Haçlı-Bizans ilişkilerine yön verirken Fâtımî-Haçlı
ilişkilerinin de Antakya kuşatmasında başladığı bilinmektedir.
Fâtımî Devleti (910-1171)
909-1171 yılları arasında Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye’de hüküm süren Fâtımî
Devleti’nin
kurucuları,
109
dayandırmaktadırlar
soylarını
Peygamber
Efendimizin
kızı
Hz.
Fatıma’ya
. Şîî inanca sahip olmalarından dolayı Abbasi halifeliğinin etki
Antakya’nın, Haçlılar tarafından zaptı konusunda hemen bütün kaynaklarda tafsilatlı bilgi bulunmaktadır.
Fulcherius Carnotensis, s.82-83, Anonim Haçlı Tarihi, s.95-106, Willermus, I, s.249-260, İbn el-Kalânisî,
Zeyl, s.134-136, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.14-15, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.229-230, Albertus Aquensis,
s.285-287 ve öncesi, Guibert of Nogent, s.81-85, Ordericus Vitalis, III, s.120-126, Radulphus
Cadomensis, s.92-94, Abû'l-Farac, II, s.339-340, Steven Runciman, I, s.179-180
108
Fulcherius Carnotensis, s.85-90, Kürboğa ile yapılan savaşın en tafsilatlı anlatımı Anonim Gesta’da
bulunmaktadır. Anonim Haçlı Tarihi, s.107-133, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.15-16, a. mlf., İslam Tarihi, X,
s.230-231, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136, Albertus Aquensis, s.313 ve devamı, Willermus, I, s.293-296,
Ordericus Vitalis, III, s.137-142, Radulphus Cadomensis, s.102-108, Abû’l-Farac, II, s.340, Steven
Runciman, I, s.189-191, Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.248-249
109
Devleti kuran hanedanın, soylarının Hz. Fatıma’ya dayandığını iddia etmeleri sebebiyle bu devlete Hz.
Fatıma’ya atfen Fâtımîler Devleti; Şîî oldukları için ed-Devlet el-Aleviyye ve kurucusu Ubeydullâh elMehdî’ye atfen de ed-Devlet el-Ubeydiyye denilmiştir. Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.13,
Fâtımîlerin nesebinin Hz. Fâtıma’ya dayanmadığı, Sünnî yazarların eserlerinde belirtilmektedir. Bu görüşe
107
28
alanından uzakta, Kuzey Afrika’da yapılanmasını tamamlayan Fâtımîler110, yönetim
merkezlerini Mısır’a taşımışlar ve zamanla Suriye’nin bir kısmını ele geçirerek Sünnî
İslam dünyası ile devamlı mücadele halinde olmuşlardır. Fâtımî Devleti’ni karakteristik
özelliklerine göre üç dönemde incelemek mümkündür. İlk dönem kuruluştan hilafet
merkezinin Mısır’a nakline kadarki dönem (909-973); ikincisi Mısır hâkimiyetinden
başlayıp el-Mustansır’ın ölümüne kadar süren dönemdir (973-1094). Çalışma konumuzu
oluşturan son dönem ise el-Mustansır’ın ölümünden başlayıp yıkılışa kadar devam eder
(1094-1171). Bu dönemin en önemli özelliği, el-Mustansır döneminde başlayan “Vezirler
Asrı”nın devam etmesi ve devlete vezirlerin hâkim olmasıdır111.
Kuruluş döneminin en belirgin şahsiyeti, Ebû Abdullah eş-Şîî’dir. Kendisi, kuruluş
için gerekli alt yapıyı hazırlamasına ve Ubeydullâh el-Mehdî’yi hapis bulunduğu
Sicilmasa’dan kurtarıp halifeliğinde önemli rol oynamasına rağmen kuruluştan bir süre
sonra ortadan kaldırılmıştır112. el-Mehdî dönemi, devletin var olma mücadelesi verdiği
yıllardır ve bu yeni oluşuma karşı pek çok isyan olmuştur. el-Mehdî, bu tehlikelerden emin
olmak için inşasına başladığı Mehdiyye şehrine Şubat 921’de taşındı ve böylece devletin
donanmaya olan ihtiyacı ortaya çıktı. Donanmanın teşkiliyle devlet, zamanla Akdeniz’de
de etkili olmaya başladı113. Devletin temel politikasının Kuzey Afrika’da yerleşip kalmak
olmadığı anlaşılmaktadır. Daha ilk Fâtımî halifesi el-Mehdî döneminden itibaren devletin
doğuya nakli düşüncesi hep var olmuştur. Yani İslam dünyasının liderliği konusunda iddia
sahibi
olmaları
Fâtımîleri,
İslam
dünyasının
merkezinden
uzakta
durmaktan
alıkoymaktaydı.
Fâtımîlerin Mısır’a yerleşme düşünceleri, el-Mehdî zamanında ortaya çıkmış ve bu
dönemde Mısır’a iki başarısız sefer düzenlenmişti114. Bu girişimler, Abbâsîlerin Mısır’ı
takviye etmesiyle sonuçlansa da Fâtımîler bu hedeflerinden vazgeçmediler. el-Kâim
göre devletin kurucusu Ubeydullâh el-Mehdî’nin, Meymûn el-Kaddâh adında bir Yahudi’nin soyundan
olduğu ileri sürülmektedir. Buna karşılık Fâtımîlerin nesebinin sahih olduğunu kabul eden tarihçiler de
bulunmaktadır. Bkz. Hasan İbrahim Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s.79-96,
Nihat Yazılıtaş, Fatımi Devleti Tarihi, s.13-14, Eymen Fuâd Seyyid, “Fâtımîler”, DİA, XII, İstanbul 1995,
s.228-229
110
Bkz. Neşet Çağatay, “Fatımiler Devleti’nin Kuruluşu ve Akideleri”, AÜİFD, VIII, Ankara 1958-1959,
s.63-77, Aydın Çelik, “Fâtımîler Devleti’nin Kuruluşu”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 15/2,
Elazığ 2005, s.433-453
111
Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.13
112
Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.16-29, Hasan İbrahim Hasan, “Fatımiler”, DGBİT, V, s.112115, Eymen Fuâd Seyyid, “Fatımiler”, DİA, XII, İstanbul 1995, s.229
113
Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.35-36
114
Nihat Yazılıtaş, “Mısır’ın Fâtımîler Tarafından Ele Geçirilmesi”, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim
Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Reşat Genç Özel Sayı, 29, Ankara 2009, s.414-415, Aynı yazar, Fâtımî Devleti
Tarihi, s.36-38, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.125-127
29
zamanındaki Mısır seferi de yine ilk ikisi gibi başarısız oldu. Bu arada Mısır’ın Abbâsî
valisi Muhammed b. Tuğc el-Ihşid, 938’de Fâtımî-Abbâsî rekabetinden yararlanarak
hâkimiyetini ilan etmiş ve Mısır’da yeni bir devlet kurulmuştu.115. el-Kâim’den sonra
halifelik makamına gelen el-Mansûr, uzun süredir devam eden Ebû Yezîd isyanı ile meşgul
olduğundan Mısır’a sefer düzenlenemedi. Fâtımîlerin Mısır’ı ele geçirme uğraşları, elMu’izz zamanında sonuç verdi. Fâtımî komutanı Cevher, görevlendirildiği bu işi, tamama
erdirdi ve Mısır’da Ihşidî hâkimiyetine son vererek Fâtımîler devrini başlattı116. Mısır gibi
zengin bir ülkenin ele geçirilmesiyle Fâtımîler, Suriye-Filistin bölgesinde etkin olmaya
başladılar.
el-Musta’lî Billâh’a kadarki dönemde Fâtımî halifelerinin; Filistin ile Suriye sahil
şehirleri için mücadeleleri ve Abbâsîlerle İslam dünyasının liderliği için rekabetleri öne
çıkan olaylardır. Burada konumuzu yakından ilgilendiren bir Fâtımî halifesinden, elHâkim’den kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. Aklî dengesinin yerinde olmadığı
yorumlarına sebep olacak davranış ve uygulamalarıyla Fâtımî Tarihi’nde özel bir yeri olan
el-Hâkim döneminde el-Kumâme Kilisesi’nin yıkılması (1009), Haçlı Seferleri döneminde
sıkça başvurulan propaganda malzemelerinden olmuştur. Hıristiyan kutsal mekânlarının
tahribi ve Hıristiyanların takibata uğradıkları yönündeki saldırıların temeli de bu olaya
dayandırılmakta ve Haçlı Seferlerine bir kutsallık, bir haklılık kazandırılmaya
çalışılmaktadır. el-Hâkim’den sonraki dönemler için de İslam hâkimiyetindeki Doğu
Hıristiyanlarının zulme uğradıkları dillendirilmekle beraber, el-Hâkim dönemi bu iddialara
temel oluşturmaktadır117.
İncelediğimiz dönemden önceki son halife el-Mustansır dönemi, Fâtımî Tarihi’nde
Vezirler Asrı’nın118 başlangıcıdır. Bu dönemde devletin, dâhili karışıklıklar ve ekonomik
sıkıntılarla mücadele ettiği görülmektedir. Fakat el-Mustansır döneminin en belirgin yanı
Kâzım Yaşar Kopraman, “Ihşidîler”, DGBİT, VI, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s.199-202, Nihat
Yazılıtaş, “Mısır’ın Fâtımîler Tarafından Ele Geçirilmesi”, s.415, aynı yazar, Fâtımî Devleti Tarihi, s.5051
116
Nihat Yazılıtaş, “Mısır’ın Fâtımîler Tarafından Ele Geçirilmesi”, s.415-420, Kâzım Yaşar Kopraman,
“Ihşidîler”, DGBİT, VI, s.212-213, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.137-139
117
el-Hâkim, birbiriyle çelişen uygulamalarıyla dikkat çekmektedir. Onun koyduğu yasaklar ve
uygulamalardan hem Müslümanlar hem de Gayri Müslimler nasibini almıştır. Bkz. Nihat Yazılıtaş, “İlginç
Kişiliği İle VI. Fâtımî Halifesi El-Hâkim Bi-Emr Allah (996-1021)”, İSAR, (Prof. Dr. Ramazan Şeşen
Armağanı), İstanbul 2005, s.233-246, Aynı yazar, Fâtımî Devleti Tarihi, s.143-148
118
Bu dönemde yaşanan ekonomik krize Türkler ile diğer unsurların çatışması da eklenince istikrar yok
olmuştu. Bu durumda el-Mustansır, Akkâ valisi Bedrü’l-Cemâlî’yi davet ederek devlet işlerinde onu etkin
kıldı. Yeni Fâtımî veziri ile Türklerin gücü, önemli ölçüde kırılırken halife de vezirin gölgesinde kalmaya
başladı. Bu durum, devletin yıkılışına kadar devam edecektir. Abdülkerim Özaydın, “Bedr el-Cemâlî”, DİA,
V, İstanbul 1992, s.330, Eymen Fuâd Seyyid, “Fatımiler”, DİA, XII, s.231, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti
Tarihi, s.176-180, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.204-207
115
30
Selçukluların yükselişi ve Sünnî İslam dünyasının hamisi haline gelmeleridir. Tuğrul
Bey’in 1055’te Bağdad’a girerek Abbâsî halifesine itibarını iadesi ve sonrasında
“Doğunun ve Batının Sultanı” ilan edilmesiyle başlayan bu dönem, Alp Arslan döneminde
Malazgirt’te Bizans’ın ezilmesiyle devam etmiştir. Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri de –
ki bunu Ermeni-Bizans çatışması kolaylaştırmıştır- bu zaferin sonrasındadır119 ve Türkiye
Selçuklu Devleti’nin kuruluşuyla Anadolu’nun vatan haline gelişi, Bizans tarafından da
tanınmıştır. Bu bağlamda Türkiye Selçukluları, Haçlı Seferleri tarihinde en etkin Türk
devletlerinden biri olacak ve ilk savaşları vereceklerdir.
Fâtımîler, yönetim merkezlerini Mısır’a taşıdıktan sonra Abbâsî halifesinin
hâkimiyet alanına nüfuz etmeye başladılar. Nihâî emelleri olan Abbâsî Hilafeti’ne son
vermek kabilinden faaliyetlerinde kısa bir dönem, Arslan el-Basasirî vasıtasıyla Bağdad’da
Fâtımîler adına hutbe okutuldu. Arslan el-Basasirî’nin hareketini, Fâtımîlerin dahlinin de
bulunduğu Tuğrul Bey’in anne bir kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanı kolaylaştırmıştı.
İbrahim Yınal’ın isyanını bastıran Tuğrul Bey, böylece Abbâsî halifeliğine zaman
ayırabildi ve Fâtımî halifesi adına okunan hutbeye son verdi120.
Bahsedilen dönemde Atsız’ın faaliyetleri önem arz eder121. Türkmen Beyi
Uvakoğlu Atsız, 1071’de Remle ve Kudüs’ü, 1076’da da Dımaşk’ı ele geçirdikten sonra
Mısır üzerine yürüdü. Aralık 1076’da Mısır’a ulaşan Atsız, 19 Şubat 1077’de 5 bin kişi ile
çıktığı 30 bin kişilik Fâtımî ordusu karşısında tutunamadı ve Dımaşk’a çekilmek zorunda
kaldı. Tutuş’un, Atsız’ı 1079’da ortadan kaldırmasıyla mezkûr yerler, Tutuş’un
hâkimiyetine girdi ve 1085’te Artukoğullarına ikta edildi. Ancak Haçlıların, Suriye-Filistin
bölgesine gelmelerinden önce Kudüs’te tekrar Fâtımî hâkimiyeti sağlandı.122.
Fâtımî veziri Bedrü’l-Cemâlî ve sonrasında el-Mustansır’un ölümleriyle Fâtımî
tarihinde yeni bir dönem başlamış ve el-Musta’lî’nin hilafetiyle beraber Fâtımîler, itikadî
Bkz. Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken, İstanbul 2005, s.134-136,
178-187, Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.27
120
Bkz. Süleyman Genç, “Selçuklu Tarihinde İbrahim Yınal İsyanı Ve Onun Fâtımî Arka Planı”,
DEÜİFD, XXXI-2010, s.9-48
121
Fâtımî halifeliğine son vererek Mısır’ı ele geçirme düşüncesi, Tuğrul Bey’den beri var olan bir plandı.
Mısır’ın ele geçirilmesi ile İslam dünyasının bütünlüğü sağlanmış olacaktı. Alp Arslan döneminde Atsız’ın
Kudüs ve Remle’yi fethi ile önemli bir adım atılmış fakat sonraki dönemde Atsız, Mısır’da yenilgiye
uğrayarak çekilmek zorunda kalmıştı. Buna rağmen Atsız, Suriye ve Filistin bölgesinde hâkimiyeti büyük
oranda ele geçirmişti. Fakat Tutuş ile olan mücadelesinde öldürülmesi ile bu girişimler sekteye uğradı ve
Mısır’ın ele geçirilmesi planı da tamamen sona erdi. Salim Koca, “Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın
Suriye, Filistin, Mısır Politikası ve Türkmen Beyi Atsız”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, XXII, Konya
2008, s.1-37, Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK, Ankara 1998, s.233-238
122
Atsız’ın faaliyetleri için Bkz. Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.64-66, 74-78, Aynı
yazar, Ünlü Selçuklu Komutanları-Afşin, Atsız, Artuk ve Aksungur, TTK, Ankara 2011, s.35-36, 41-42
119
31
bir bölünme yaşamışlardı. Bunun hemen akabinde başlayan Haçlı Seferleri döneminde
Haçlılara karşı etkili bir mücadele verilememiş ve Haçlılar, Fâtımî şehirlerini işgale
başlamışlardır. el-Musta’lî Billâh döneminde vezir el-Efdâl’in mutlak hâkimiyeti söz
konusudur ve Haçlılara karşı mücadeleyi de o yürütmüştür. Tartışmalı bir konu olmakla
beraber el-Efdâl’in, Haçlılarla Sünnî İslam dünyası aleyhine anlaşmaya çalışması en çok
eleştirilen yanıdır. Onun, Haçlı Seferlerinin mahiyetini anlayamamış olması bunda etkili
olmakla beraber bu durum, tüm İslam dünyası için de geçerlidir. Tarihçilerin
değerlendirmesine göre, Müslümanlar, Haçlıları doğuda ilk defa gördüklerinde bunu, rutin
bir Bizans seferi, Haçlıları da Bizans’ın ücretli askerleri zannetmişlerdi. Yani doğu
sınırında Bizans, faaliyet halindeydi ve durumun geçici olacağı düşünülmüştü.
Müslümanlar, Haçlılar doğuda yerleşmeye başlayınca durumun vahametini kavrayabildiler
fakat bu noktadan sonra da etkin bir mücadele, uzun bir süre için verilemedi123.
Fâtımîlerin, Haçlıların doğuda yerleşme niyetinde olduklarını diğer Müslüman
devlet veya emirliklerden daha önce idrak ettikleri görülür. Çünkü Antakya’yı ele geçiren
Haçlılar doğrudan, Fâtımî hâkimiyetinde olan Kudüs’e yönelmişlerdi. Kudüs’ün işgal
edildiği yıl başlayan Fâtımî-Haçlı mücadelesi, bu tarihten sonra devamlılık göstermiştir.
Haçlıların, Fâtımî hâkimiyetindeki Suriye-Filistin şehirlerini devamlı surette tehdit
etmeleri, Fâtımîleri de önlem almaya sevk etmişti. Fakat Fâtımî şehirlerinin birbiri
ardından zapt edilmesi, Fâtımîlerin, Haçlılarla mücadelelerinde ne derece başarılı
olduklarını sorgulamayı gerektirmektedir124. Haçlılarla sınırı bulunan küçük hanedanlar ile
emirliklerin, Haçlılara karşı daha dirençli oldukları görülmektedir. Ancak bunların, kendi
aralarındaki rekabet ve tâbîî bulundukları Abbâsî ve Selçuklulardan yeterince destek
görmemeleri, onların mücadelesini de sınırlamıştır.
Haçlıların birçok defa Filistin’e yaptıkları seferler, Bizans’a yardım olarak lanse edilmiştir. Bu yüzden
Haçlılar, Doğu’da ilk göründüklerinde Müslümanlar, genelde tepkisiz kaldılar. Müslümanları etkileyen ve bir
reaksiyona sevk eden, Haçlıların Doğu’da yerleşmeleri oldu. Yani Doğu’ya gelen Franklar, başlangıçta
Bizans’ın ücretli askerleri, bu sefer de rutin bir Bizans seferi olarak algılanmıştı. Claude Cahen’in
değerlendirmesine göre Haçlıları Doğu Hıristiyanları da Bizans’ın askerleri sanmışlardı. Bizans, zaman
zaman sefer düzenler fakat uzun süreli sonuçlar alınmazdı. Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu
ve Batı, s.93, Aynı yazar, “İslam ve Haçlılar”, s.1045, 1048, Eymen Fuâd Seyyid, “Efdal bin Bedrü’lCemali ve Fatımilerin, Haçlılara Karşı Güttüğü Siyaset”, Haçlı Seferlerinin 900. Yıldönümünde
Selâhaddîn-i Eyyûbî Sempozyumu (23-24 Kasım 1996 Diyarbakır), Diyarbakır 1997, s.144,
124
Tarihçiler, el-Efdâl’i Haçlılara karşı etkili bir mücadele vermemekle suçlamaktadırlar. İlk olarak onun
Haçlılarla Selçuklular aleyhine ittifak denemeleri, eleştirilerin çıkış noktası olmuştur. el-Efdâl’in, büyük bir
orduya sahip olduğu halde Haçlılara karşı bu orduyu kullanmayışı ve Suriye sahil şehirlerini Türklerin
elinden alıp bunları korumak konusunda gayret göstermeyişi de bir başka eleştiri kaynağıdır. Abdülkerim
Özaydın, “Efdal b. Bedr el- Cemâlî”, DİA, X, İstanbul 1994, s.452, Yusuf Derviş Gavanime, “el-Efdal b.
Bedr’ül Cemâlî ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü”, Trc. Abdülkerim Özaydın, TD, XIII, (Prof. Dr.
İbrahim Kafesoğlu Hatıra Sayısı), İstanbul 1987, s.154
123
32
Haçlı Seferleri başladığı sırada Selçuklu Devleti, saltanat mücadeleleri ile
sarsılmaktaydı. Melikşah’ın 1092 yılında vuku bulan ölümünden sonra Muhammed TaparBerkyaruk mücadelesi125 başlamış ve siyasi otoritenin kaybolduğu bu dönemde Büyük
Selçuklu Devleti’nin Haçlılara müdahalesi, 1110 gibi geç sayılabilecek bir tarihte
olmuştur126. Zira bu tarihte doğuda dört Haçlı Devleti ve birkaç prenslik kurulmuş
bulunuyordu. Bu dönemde Selçuklu Devleti’ne bağlı emirler ile Abbâsî-Fâtımî
mücadelesinden yararlanarak bağımsızlıklarını devam ettiren küçük hanedanlar, Haçlılara
karşı savaşmışlarsa da etkili mücadeleler için Aksungur el-Porsukî, Mevdûd, Belek,
Tuğtigin, İmâdeddîn Zengî, Nûreddîn Mahmûd ve Selâhaddîn Eyyûbî gibi güçlü devlet
adamlarını beklemek gerekecektir.
Çalışmamızın konusunu oluşturan Fâtımî-Haçlı ilişkileri, Haçlıların Antakya’yı
kuşatmaları ile başlamıştır. Yukarıda ifade edildiği üzere Fâtımîlerin, Sünnî İslam
dünyasına karşı Haçlıların yardımını sağlama düşüncesiyle başlayan ilişkiler, Haçlıların
hedefinin Kudüs olduğu anlaşılıncaya kadar olumlu bir seyir izledi. Kudüs’ün işgali ve
Haçlıların burada vahşet sergilemeleri üzerine de mücadele dönemine girildi. el-Efdâl’in
bizzat komutanlık ettiği ilk Fâtımî-Haçlı Savaşı olan Askalân Savaşı (1099), Fâtımîlerin
hezimetiyle sonuçlanınca bundan sonraki savaşların komutası, Fâtımî emirlerine tevdî
edildi. 1124’te Sûr şehrinin, 1153’te de Askalân’ın kaybı ile yeni bir dönem başladı ve
Mısır hâkimiyeti için Zengîler ile Haçlıların mücadelesi Fâtımî Devleti’nin sonunu getirdi.
Bölgenin Siyasi ve Coğrafi Durumu
Haçlılar doğuya geldikleri sırada bölgenin siyasi yapısına bakıldığında üç önemli
güç, diğerlerine göre daha etkin idi: Türkiye Selçuklu Devleti, Abbâsî Halifeliğini
korumasına alan Büyük Selçuklu Devleti ve bunların rakibi Fâtımîler Devleti. Selçuklular
1040 yılında Gaznelilere karşı kazandıkları Dandanakan Savaşı sonrasında devletlerini
kurmuşlar ve fetihlerine hız vermişlerdi. Zamanla Şîî Büveyhîlerin tahakkümünde zor
günler yaşayan Abbâsî Halifeliğinin hamisi durumuna gelen Selçuklular, 1055 yılında
Bağdad’a girerek Sünnî İslam Dünyasının güvencesi oldular. Fâtımîlere karşı SuriyeFilistin bölgesine müdahale etmeye başlayan Selçuklular, Bizans aleyhine de topraklarını
Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (468-511/ 1105-1118), TTK,
Ankara 1990, s.12-37, Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, s.225-231
126
Büyük Selçuklu sultanının Haçlılara karşı yolladığı ordular ve mücadeleleri için Bkz. Abdülkerim
Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (468-511/ 1105-1118), s.87-138, Aynı yazar,
Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul
2001, s.92-111, Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, s.291-295
125
33
devamlı surette genişlettiler. 1071 Malazgirt Savaşı ile Bizans’a ağır bir darbe indiren
Selçuklu Devleti, bu tarihten sonra Anadolu’ya devamlı sürecek olan bir Türkmen
yerleşmesinin önünü açtı. Kutalmış’ın oğullarının Anadolu’daki fetihleri kısa sürede
burada Büyük Selçuklulara tabi yeni bir devleti ortaya çıkardı. Bizans başkentinin yanı
başında İznik’i merkez edinen Türkiye Selçukluları, Haçlılar geldikleri sırada onları ilk
karşılayan ve mücadele veren devlet oldular127.
Türkiye Selçuklu sultanı Süleymanşah’ın, 1085 yılında Antakya’yı fethi, Bizans’ın
prestijine ağır bir darbe vurdu. Onun Antakya’yı ele geçirmesi, Bizans’a bağlılıkları tam
olmayan tabi Ermenilerin tutumuyla alakalı idi. Ermeniler ile Bizans arasındaki itikadî
farklılıklar, Ermenilerin çoğu zaman Türk ve Müslüman hâkimiyetini tercihleriyle
sonuçlanıyordu. Doğu Hıristiyanları olarak bahsedebileceğimiz Süryânîler ve diğer
grupların durumları da ilkinden pek farklı değildir. Bölgenin Türk ve Müslüman unsuru
arasındaki çatışmalar ise bölgedeki Haçlı yerleşmesine daha büyük katkılarda bulundu.
Haçlı Seferlerinin hemen öncesinde bölgede Tutuş, etkin bir konumdaydı. Onun
Büyük Selçuklu sultanlarıyla olan rekabeti, nihayet ölümüyle sonuçlanınca oğulları Rıdvan
ile Dukak, Haleb ve Dımaşk merkezli iki ayrı meliklik kurdular. Bu iki kardeşin çatışması
ve bu duruma bölgenin diğer hâkimlerinin katılımı, Haçlılar Anadolu’yu kat ederken hala
devam etmekteydi. Bu çatışmanın büyük ölçekte Sünnî İslam dünyasına yansımaları ise
daha tehlikelidir. Zira Rıdvan’ın, Fâtımîler adına hutbe okutarak kardeşi Dukak’a karşı
elini güçlendirmek istemesi Artukoğlu Sökmen ve Antakya valisi Yağısıyan’ın
telkinleriyle nihayet bulmuştu.
Türkiye Selçuklu sultanı Kılıç Arslan’ın güney doğuya nüfuz etme mücadelesi,
Haçlılar,
Anadolu’ya
geçtiklerinde
devam
ediyordu.
Haçlılar,
başkent
İznik’i
kuşattıklarında Kılıç Arslan, Malatya’yı kuşatmakla meşguldü. Bu meşguliyet, Haçlılara
zamanında müdahale edememesi ve başkentini kaybetmesi ile sonuçlandı. Danişmendliler
ve Artuklular da bu sırada bölgede etkinliklerini sürdüren diğer yapılardı.
Ermeni ve Süryânîler, İslam hâkimiyetinde gayet rahat bir hayat sürmelerine karşın
Haçlıları bir kurtarıcı addettiler ve derhal işbirliğine başladılar. Doğuda kurulan ilk Haçlı
Devleti olan Urfa Haçlı Kontluğu da Doğu Hıristiyanlarının Haçlılardan beklentilerinin bir
sonucu oldu. Fakat Haçlıların, kendilerine yardımdan ziyade onları hâkimiyetlerine alma
düşünceleri kısa sürede anlaşıldı ve bu Hıristiyanlar, Haçlı zulmü ile karşı karşıya kaldılar.
127
Bkz. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.33 vd.
34
Fakat bir arada yaşama zorunluluğu, Haçlıları Doğu Hıristiyanlarına daha esnek
davranmaya mecbur etti128. Zamanla doğunun siyasetine yeni unsurlar da eklendi. Bunlar
Haçlılara denizden destek veren ve bu yardımlarına karşılık Haçlı devletlerinden imtiyazlar
elde eden İtalyan şehir devletleri idi.
Fâtımîler Mısır’a, Filistin bölgesine ve Suriye sahil şehirlerine hâkim, coğrafyanın
en güçlü siyasi yapılarından biri idi. Nihai hedefleri Bağdad’ı ele geçirip Abbâsîlere son
vermek olan Fâtımîler, çalışma konumuzu teşkil etmekle beraber onların öncelikleri daha
farklıydı. Sünnî İslam dünyasında bir çatışma vaki idi fakat Fâtımîlerin girişimleri, Haçlılar
karşısında daha tehlikeli sonuçları ortaya çıkarabilirdi. Onların Selçuklulara karşı
Haçlılarla anlaşma çabaları bu bağlamda Haçlıların işini kolaylaştıracaktı. Fakat Haçlıların,
doğrudan Fâtımî hâkimiyetindeki yerleri hedef almaları bu düşünceyi boşa çıkardı.
Fâtımîlere bağlı yapılar da bundan pek farklı bir görünüm arz etmez. Bunlardan Trablus
hâkimleri (ve Trablus’a bağlı Cebele), bazen Abbâsîler adına bazen de Fâtımîler adına
hutbe okutarak değişken bir siyaset izlemişler ve bağımsızlıklarını devam ettirmişlerdi.
Bahsedilen yapılar, Haçlılarla anlaşıp hediyeler sunmak suretiyle bir dereceye kadar
Haçlıların zararından da emin oldular.
Bölgenin coğrafi yapısına baktığımızda coğrafyanın Haçlılar için güçlük arz
ettiğine şahit oluruz. Zira Haçlılar özellikle Anadolu yolculuklarında dağlık, sarp alanda
ilerlemek konusunda sıkıntı yaşamışlar ve alışık olmadıkları aşırı sıcaklarda kendileri ve
binekleri telef olmuşlardı. Haçlıların işlerini, Kılıç Arslan’ın yiyecek maddelerini tahrip
edip kuyuları zehirlemesi de zora sokmuştu. Anadolu gibi geldikleri Suriye-Filistin bölgesi
de dağlık bir alandı. Bölgenin bu yapısı Haçlıların hareketini son derece kısıtlamıştır.
Antakya, Asi Nehri’nin suladığı verimli bir ovada yer almaktadır. Kaynakların
belirttiğine göre Haçlılar, Antakya önlerinde bol yiyecek bulmuşlar fakat stok etmedikleri
için kuşatmanın ilerleyen zamanlarında kıtlık yaşamışlardı. Süveydiye limanına gelen
Cenovalıların erzak yardımında bulunmaları o an Haçlılar için paha biçilmez bir yardım
oldu. Ancak bu noktada uzun süre eksikliği hissedilecek bir sorun daha gündeme
gelmektedir ki o da deniz gücünün var almayışıdır.
Antakya’yı ihanet yoluyla ele geçiren ve burada bir prinkepslik kuran Haçlıların
Kudüs yolculuğunda açlık sıkıntıları devam etti. Bu da bir noktaya kadar geçtikleri
şehirlerin hâkimlerinin pazar imkânı sunmalarıyla bir çözüme kavuşturuldu. Daha içeride
128
Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.233
35
yer alanlar hariç olmak üzere Haçlıların geçtikleri sahil şehirlerinin hemen hemen tamamı
Fâtımî hâkimiyetinde idi. Bu durumda Haçlılar, uzun süre donanmanın eksikliğini
hissettiler. Fakat bir süra sonra Venedik ve Cenevizlilerin donanmalarıyla Haçlılara
katılması, Fâtımî şehirlerinin hızlı bir şekilde zaptına yardımcı oldu. Limanlar, bu durumda
önem kazanmaktadır. Yafa; Kudüs ve Remle’nin limanı konumundadır ve henüz 1099
yılında Haçlıların eline geçmiştir. Fakat limanın sığ ve rüzgâr etkisine açık oluşu,
kullanımını sınırlandırıyordu. Hemen sonrasında ele geçirilen Hayfa limanı daha derin
olmakla beraber o da rüzgâra açık idi. 1104 yılında ele geçirilen Akkâ, bu bakımdan en
kullanışlı limana sahip olmakla Haçlılara önemli bir hareket üssü olmayı uzun süre devam
ettirdi.
Sahilin orta kısımlarında yer alan Trablus ele geçirilince bağlı yerleşimlerle
beraber Haçlı arazisine bir genişlik kazandırdı. Trablus limanı da bu bağlamda önemli bir
kazanç oldu.
Limanların ekonomik yönü önemlidir. Akkâ, hacıların ulaşımda tercih ettikleri bir
yer olmakla beraber geniş ve emniyetli limanı hacı ve mal taşıyan büyük gemilere de
açıktı. Limanın uygun durumu, burada canlı bir ticareti ortaya çıkarıyordu. Aynı şekilde
1124’te ele geçirilen Sûr’un limanı özellikle güvenli oluşuyla ön plana çıkar ve bu durum,
hem askeri hem ticari hayat için son derece önemlidir. Yafa’nın durumu biraz daha
farklıdır. Kudüs’e yakınlığı nedeniyle hacıların canlı tuttuğu bir yerdir ve ticari hayatta da
bunun etkileri görülmektedir129.
Sûr ve Askalân, Haçlılara en uzun süre direnen şehirler oldular. Bir hareket ve
gerektiğinde sığınma noktası olmakla bu iki şehirden Haçlılara karşı mücadele sürdürüldü.
Sûr’un 1124’te düşmesinin ardından Askalân, tek Müslüman şehri olarak kaldı. Askalân’ın
ele geçirilmesinde bölgede inşa edilen kaleler etkili olmakla beraber, Suriye-Mısır yolunda
yer alan Gazze’nin yaptığı katkı büyük oldu. Askalân’ın zaptı ise Haçlılara artık Mısır
yolunun açıldığını haber veriyordu. Suriye-Mısır ticaret yolunu kontrol altına almak için
inşa edilen Şevbek Kalesi, sonrasında Cezîretül-Firavun denen mevkiye başka bir kale
daha yapılması Haçlıların uzun vadede hedeflerinin bir yansıması idi. Askalân’ın zaptı ile
de genişleme imkânı kalmayan Haçlılar, Mısır’a yöneldiler.
Mısır, zengin ve stratejik bir ülkedir. Burayı birbirlerine kaptırmamak için Zengîler
ile Haçlılar arasında başlayan mücadeleden Zengîler galip çıktılar. Örneğin İskenderiye
limanına sahip olmak demek ticari alanda çok önemli bir konuma sahip olmak anlamına
129
W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, s.189-190
36
geliyordu. Keza Dimyât için de aynı durum geçerlidir ki Mısır’ın kapısı olarak gördükleri
Dimyât, Haçlı-Bizans birleşik ordusu tarafından kuşatılacaktır. Mısır’ın konumu ve
zenginliği kadar önemli olan bir başka husus da buranın Sünnî İslam’a kazandırılmasıdır.
Zira burada Zengî hâkimiyeti ile itikadi bir bütünlük sağlanmış ve Haçlılar adeta çembere
alınmıştır.
Bölgenin diğer yerleşimlerine gelince bunlardan Urfa, Haçlıların ilk ele geçirdikleri
yerdir. Antakya ile beraber, Haçlıların güvenliğini temin eden yerdir. Zira Haçlılar,
Kudüs’e devam ederken Urfa ve Antakya hâkimleri, buralarda hâkimiyetlerini
sağlamlaştırmak zorunluluğunu dile getirerek bu iki şehirle meşgul olmuşlar ve hac
görevlerini daha sonra yerine getirmişlerdi. Bu iki şehir, Haçlıların ileri-geri hareketlerinde
en önemli yer olmaya devam ettiler. Daha içeride yer alan Dımaşk, Haleb ve Musul gibi
şehirler de Haçlıların tehdidine maruz kalmakla beraber buraları savunmak konusunda
Müslümanlar, daha gayretli oldular ve mezkûr şehirler Haçlıların eline hiçbir zaman
geçmediler.
Haçlı Seferlerinde Müslüman ve Haçlı İmajı
Haçlı-Müslüman çatışmasında tarafların birbirine bakış açıları da önemli bir
konudur. Haçlıların Müslümanlara olumsuz yaklaşımları anlaşılabilir bir durumdur. Fakat
Latinlerin Doğu Hıristiyanlarına, Doğu Hıristiyanlarının Latinlere bakış açıları da çoğu
zaman olumsuzdur ve hatta hakaret içeren ifadeler barındırmaktadır. Latinlerin Doğu
Hristiyanlarına (Ermeni, Süryani vs.) hükmetmeye başlamaları, onları bir üstünlük
duygusuna sevk ederken; Doğu Hıristiyanları da kurtarıcı olarak gördükleri Latinlerin
zulmü karşısında buna uygun bir yazım geliştirdiler. Ancak Ermeni, Süryani ve Latinler
Bizans düşmanlığı paydasında birleşiyorlardı. Zira Haçlılar her ne zaman Anadolu’dan
geçmek isteseler veya Türkler ne zaman Haçlıları mağlup etse Haçlılar bunda Bizans’ın
parmağı olduğu hissine kapılmışlardır. Bizans’ın da Doğu Hıristiyanlarına veya Latinlere
yaklaşımı bundan farklı değildir. Bizans yazarları, Haçlıların çıkarları doğrultusunda
davrandıklarını (Mesela 1169 Dimyat kuşatması) ve anlaşmalara uymayarak Bizanslıları
kandırmaya çalıştıklarını düşünmektedirler. Dahası Bizans’ta Haçlıların İstanbul’u zapt
edecekleri yönünde bir korku oluşmuştu ki bunda da pek haksız değillerdi.
İtikadî ayrılıklar dolayısıyla birbirlerini ihanetle, dinsizlikle, Tanrı’nın Kilisesi
içinde ikilik çıkarmakla suçlayan bir dinin mensuplarının Müslümanlara yaklaşımları daha
acımasızdır. İslamiyet hakkında bilgileri sınırlı olduğu için Hıristiyanlar, Müslümanlara
37
paganlığı130, çok tanrıcılığı yakıştırıyorlardı. Dolayısıyla Haçlı Seferlerinin propaganda
aşamalarında İslam ve Müslümanlar hakkındaki yanlış bilgiler ve yönlendirmeler, halk
üzerinde etkili olmuştur. Haçlılar, doğuya geldikten sonra yavaş yavaş Müslümanları
tanımaya başladılar. Fakat yine de Haçlı kroniklerine yansıyan Müslüman imajında fazla
bir değişim olmadı. Hemen hemen bütün Haçlı kaynakları Müslümanlardan “Kâfir, dinsiz,
İsa Düşmanı, Tanrı Düşmanı, putperestler, Hıristiyanların Düşmanı vs.” şeklinde
bahsetmektedirler131. Keza İslam kaynaklarının Hıristiyanlara karşı üslubu da bundan farklı
değildir. İslam kaynaklarında dikkat çeken ifade beddualardır. Hemen her yerde Haçlılara
lanet edilmektedir.
Haçlı kaynakları, Araplar ile Türkleri birbirinden ayırmaktadırlar. “Sarazen /
Saracen” ifadesiyle çoğunlukla Araplar kast edilirken; Türkler için “Türk, İskit (daha çok
Bizans kaynaklarında), İranlılar132 vs.” ifadeleri kullanmaktadırlar. Fâtımîler ise
çoğunlukla coğrafi durumları vurgulanarak “Mısırlılar” şeklinde ayırt edilmektedirler.
İlişkilerin daha eskiye dayandığı Bizans’ın Türk ve Müslümanlara yaklaşımı çoğu zaman
daha yumuşak ifadeler barındırmıştır.
Hristiyan kaynaklarında Türkler ve Araplar, savaşçılık özellikleri bakımından
özellikle bir ayrıma tabi tutulmuşlardır. Zira özellikle Anadolu’da Türkiye Selçukluları,
Danişmendliler ve Artuklular ile olan mücadelelerinde Haçlı yazarları, Türklerin savaşçılık
özelliklerini övmüşlerdir. Hatta zaman zaman bu anlatımlarda bir hayranlık da
sezilmektedir. Belek, Nûreddîn Mahmûd, Mevdûd, Selâhaddîn gibi devlet adamlarından
bahsederlerken bir korku ifadesi ile ne kadar iyi savaşçı oldukları vurgulanmaktadır.
Türklerin savaşçılık özelliklerini Haçlılar daha yaptıkları ilk savaşta fark etmişlerdir.
Nitekim Türklerin cesaretleri ve savaşçılıkları bizzat kendisi de bir asker olan Anonim
Gesta yazarı tarafından övülmekte ve yazar, böyle yiğit bir milletin Hıristiyan olmadığına
hayıflanmaktadır. 1 Temmuz’da Eskişehir’de yaşanan savaş dolayısıyla verdiği bilgide
yazar, “Tanrı onları bizimkiler kadar iyi olmaktan saklasın” demekte ve Haçlıların
üstünlüğünü Tanrının, yanlarında olmasına bağlamaktadır. Yani eğer Türkler, Hıristiyan
olsalar ve Tanrı onların yanında olsa idi onları kimse yenemezdi133.
Mesela Fulcherius, Müslümanlar dualarını Muhammed adında bir idole adıyorlardı ve bu dualar boşuna
gidiyordu demektedir. Fulcherius Carnotensis, s.101
131
Fulcherius Carnotesis, Anonim Gesta, Willermus, Albertus, Urfalı Mateos vd. her ne zaman Türk veya
Müslümanlardan bahsedecek olsalar bu ifadelerle başladıkları görülmektedir.
132
Doğrudan Büyük Selçuklular kast edilmektedir.
133
Anonim Haçlı Tarihi, s.73-74
130
38
Buna karşılık genel olarak bir Müslüman ya da Arap imajı için aynı durumdan söz
edemiyoruz. Özellikle Fâtımî şehirlerinin halkından bahseden yazarlar, bunlar için
“ticarete
alışkın,
savaşçılık
özelliği
olmayan
ve
kadınsılaşmış”
ifadelerini
kullanmaktadırlar. Ancak Suriye sahil şehirleri ile Mısır halkının konumları itibariyle
ticarete daha yatkın olmaları ve ücretli asker istihdamları bu yorumlar yapılırken Haçlılar
tarafından anlaşılmamıştır. Bu bahsettiğimiz yapılar içindeki Türk askerler de doğal olarak
sivrilmektedir. Bunun en net örneği Haçlıların Sûr şehrini kuşatmasında görülür. Zira
Willermus, şehirde savunma yapan askeri unsur olarak sadece Tuğtigin’in gönderdiği 700
Dımaşk askerini ön plana çıkarmıştır. Yazarın anlatımına göre şehri ayakta tutanlar da
bunlardı. Bahsedilen askerlerin okçular oluşu da Haçlılar için ayrı bir endişe kaynağıydı134.
Haçlılar ve Müslümanlar birbirlerini tanımaya başladıktan sonra zamanla
fikirlerinde değişiklikler de meydana geldi. Mesela Usame İbn Munkız, Haçlıları daha
yakından tanıma imkânı bulmuş ve eserinde özellikle Haçlıların ahlaki yapıları hakkında
tafsilatlı bilgi vermiştir. Yazarın anlatımına göre doğuda yerleşen Haçlılar zamanla
Müslümanların yaşamlarından etkilenmişler ve bu durum, ahlak yapılarına da
yansımıştı135. Askeri alandaki etkileşim de çok önemlidir. Savaş taktiklerinin karşılıklı
olarak anlaşılması ve buna uygun önlemler alınması, savaşların sonuçlarında etkili
olmuştur136. Genel olarak Haçlı şövalyesi ağır zırhlı iken Müslüman süvarisi hafif silahlı
idi. Hatta Haçlı şövalyesinin atı da zırhlı olurdu. Bu durum, Haçlı askerini yakın savaşta
üstün kılmasına rağmen hızlı manevra kabiliyetine sahip Müslüman süvarisi karşısında
çoğunlukla hareketsiz bırakıyordu. Türklerin ok kullanmadaki ustalığı, Haçlıların korkuyla
karışık hayranlığını kazanmıştı. Yapılan savaşlar sonucunda Haçlılar, Türk oklarından
korunmak için toplu halde ilerleme zorunluluğunu ve ordudan kopmamayı öğrenmişlerdi.
Haçlılarla mücadelede Türkleri, hızlı atlara sahip olmaları ve hareket halindeyken okla
isabetli atışlar yapmaları üstün duruma getiriyordu. Buna karşılık Haçlı şövalyesi de kılıç
ve mızrak kullanımında yani yakın savaşta başarı gösteriyordu. Yine Arap askerler mızrak
kullanmak konusunda usta idiler.
134
Willermus, II, s.11-12
Usame İbn Munkız, İbretler Kitabı, muhtelif yerler.
136
Mesela sahte geri çekiliş taktiğine karşı uyanık olunmasına ve ihtiyatlı davranılmasına karşın bu ihtimal,
göz ardı edildiğinde zayiat büyüyordu. Örneğin Bâbeyn Savaşı bunun en güzel örneklerindendir.
135
39
BİRİNCİ BÖLÜM
EL-MUSTA’LÎ BİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1094-1101)
1.1.EL-MUSTA’LÎ BİLLÂH (1094-1101)
el-Muntasır Billâh, 28 Aralık 1094’te ölünce yerine oğlu Ebû’l-Kâsım Ahmed, “elMusta’lî Billâh” lakabıyla geçti. el-Mustansır, sağlığında diğer oğlu Nizâr’ı veliaht tayin
etmişti. Fakat Fâtımî veziri el-Efdâl, arasının iyi olmadığı Nizâr’ı değil de el-Musta’lî’yi
tahta çıkardı. Bu durumu kabul etmeyen Nizâr, İskenderiye’de “Mustafa li-Dînillâh”
lakabıyla halife ilan edilmesine ve başlangıçtaki muvaffakiyetine rağmen yanında
İskenderiye valisi Nasrü’d-Devle Alptigin olduğu halde el-Efdâl karşısında tutunamamış
ve Kahire’ye götürüldükten sonra bir hücrede üzerine duvar örülerek ölüme terk edilmiştir
(1095). Nasrü’d-Devle Alptigin de bu arada idam edildi. el-Musta’lî’nin halife olmasıyla
beraber onun imametini kabul etmeyenler –ki bunların başında Hasan Sabbâh gelmektedirFâtımîlerle bağlarını kopardılar137. Yeni duruma göre Fâtımî İsmâiliği, “Musta’lîyye” ve
“Nizâriyye” olarak ikiye ayrıldı. “İsmâilî-Fâtımî akîdesine göre imam, ancak mevcut
imamın vasiyeti ile olur ve bir kişi, imam olarak vasiyet edildikten sonra bu durum
değiştirilemezdi.” Yani Nizâr’ın bertaraf edilmesi, bir inanç meselesiydi138. Bu ayrılık,
sonraki dönemde derinleşerek devam etmiş ve Nizârîler, suikastlarla el-Musta’lî
taraftarlarına zarar vermişlerdir.
el-Musta’lî Billâh döneminin en önemli olayı, Haçlı Seferlerinin başlamasıdır.
Haçlılar, bu dönemde Suriye-Filistin bölgesine gelmişler, Urfa, Antakya ve Kudüs’ü ele
geçirerek buralarda birer Haçlı devleti kurmuşlardır. Bu dönemde Fâtımîlerin ve diğer
İslam devletlerinin, Haçlı Seferlerinin mahiyetini tam anlamıyla kavrayamamaları ve
mücadelede geç kalmaları, Haçlıların Doğuda kök salmasıyla sonuçlanmış, Haçlıları bu
topraklardan söküp atmak için uzun yılların geçmesi gerekmiştir. el-Musta’lî döneminde
İbn el-Esir, el-Kâmil, VIII, s.497-498, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.200-201, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.450,
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.156-158, İbn Haldûn Kitâb el-İber, IV, s.84-85, el-Makrizî, İtti’âz,
III, s.11-14, İbn Tağrîberdî, en-Nucûm, V, s.140-142, Azîmî, Tarih, s.33-34, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer,
VII, s.446, Cüveynî, önce Nizâr’ın halife olduğunu, sonra azledilerek el-Musta’lî’nin halife yapıldığını
söylemekle hataya düşmüştür. Zira kendisi veliaht tayin edilmiş fakat halife olarak başa geçmemişti.
Cüveynî, Târîh-i Cihan Güşa, III, s.108-109, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb, V, s.410, Nadir Özkuyumcu,
“Müsta’lî-Billâh el-Fâtımî”, DİA, XXXII, Ankara 2006, s.115, Abdülkerim Özaydın, “Efdal b. Bedr elCemâlî”, DİA, X, s.452-453, Farhad Daftary, İsmaililer-Tarihleri ve Öğretileri-, Çev. Erdal Toprak, Doruk
Yay. İstanbul 2005, s.385-387
138
Nihat Yazılıtaş, Fatımi Devleti Tarihi, s.190, Ayşe Atıcı, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda Bâtınî
Hareket (Hasan Sabbah ile İlk Halefleri ve İran Nizarî İsmâilîleri), (1090-1157), Ankara Üniversitesi
(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2005, s.27-28
137
40
idarede el-Efdâl’in hâkimiyeti söz konusuydu ve Haçlılara karşı mücadeleyi de el-Efdâl
sürdürmüştü. el-Efdâl, bu görevini el-Musta’lî’nin 11 Aralık 1101’de vefatı sonrasında
yerine geçen el-Âmir Bi-Ahkâmillâh döneminde de devam ettirmiştir139.
1.2.FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİNİN BAŞLAMASI
1.2.1.Haçlıların Antakya’yı Kuşatmaları (21 Ekim 1097-3 Haziran 1098) ve
Fâtımî-Haçlı İlişkilerinin Başlaması (1098)
Kaynaklardan tespit edilebildiğine göre Fâtımî-Haçlı ilişkileri, Haçlıların
Antakya’yı kuşattıkları sırada başlamıştır. Taraflar arasındaki ilk haberleşme, kuşatmada
Haçlıların erzak sıkıntısı çektiği zamana tarihlenmektedir. Fakat bu konuda Hıristiyan ve
İslam kaynakları birbirinden ayrılmaktadır. Yani Hıristiyan kaynakları Fâtımîlerin,
Haçlılara Sünnî İslam dünyasına karşı ittifak teklif ettiğini açık bir şekilde ifade ederken
İslam kaynakları bu konuda açık bir bilgi vermemektedir. Aşağıda görüleceği üzere İbn elEsîr’in rivayeti de bu konuda net bir bilgiye ulaşmamıza imkân vermemektedir. Olayın
geri planına baktığımızda Şîî Fâtımîler ile Sünnî Abbâsîler / Türkler arasında uzun
yıllardan beri devam eden mücadele malumdur. Eserini Birinci Haçlı Seferinden çok
sonraları kaleme alan Willermus da bu konudaki rivayetlerine bu durumu vurgulayarak
başlamıştır. Yazarın kaydına göre mezhep farklılığı nedeniyle devam eden mücadelede
Fâtımîler, doğuya henüz ulaşmış olan Haçlılarla bağlantı kurmak için acele etmiştir. Zira
Haçlıların gelişinden önce Türklerin yükselişi ve hâkimiyeti söz konusuydu ve bu durum,
her zamankinden daha endişe vericiydi. Antakya’nın Türklerin eline geçmesi de bu
noktada Türkler için önemli bir kazanımdı140.
Haçlı kaynağı, anlatımını Şîî-Sünnî çatışması üzerine bina etmiştir diyebiliriz.
Çünkü özellikle vurguladığı nokta, Haçlıların Türkler karşısındaki başarısına Fâtımîlerin
memnun olup sevindiğidir. İznik’in Haçlıların yardımıyla Bizans’a iadesi, bu sürecin ilk
ayağıdır. Willermus’a göre Fâtımîler, Türklerin zarara uğramasını kendileri için bir kazanç
addetmişler ve Türklerin sıkıntılı zamanlar geçirip Haçlılarla uğraşmasını fırsata çevirerek
139
İbn el-Esir, el-Kâmil, IX, s.46, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.269, İbn Hallikân, Vefeyât, I, s.180, İbn elKalânisî, Zeyl, s.141, İbn Haldun, Kitab el-İber, IV, s.87, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.214-215, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.175-176, el-Makrizî, İtti’âz, III, Kahire 1996, s.27
140
Willermus, I, s.223, Kutalmışoğlu Süleymanşah, 12 Aralık 1084’te Antakya’yı, 12 Ocak 1085’te de iç
kaleyi ele geçirmeyi başardı. Hıristiyanlar için özel bir şehir olan Antakya’nın kaybı, her şeyden önce
Bizans’ın prestijine darbe vurmuştu. Süleymanşah’ın ölümünden sonra şehir, Melikşah’ın hâkimiyetine
girmiş ve Melikşah, şehre Yağısıyân’ı vali atamıştı. Ali Sevim, Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleymanşah,
TTK, Ankara 1990, s.31-32, aynı yazar, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.108-110
41
durumlarını düzeltmek istemişlerdir141. Fâtımîlerin, durumlarını düzeltmesinden kasıt,
kaynakların hemen tamamının ittifakla ifade ettiği üzere Kudüs’ün Artukoğullarından
alınmasıdır. Kaynaklar, Türklerin Haçlılar karşısında aciz kaldıklarında durumdan istifade
eden Fâtımîlerin, Kudüs’ü ele geçirdiğini kaydetmektedirler. Fakat aşağıda detayları
bulunduğu vecihle buradaki kayıtların, -tarihleme sıkıntılı olmakla beraber- Haçlıların
yardımıyla Fâtımîlerin kaybettikleri toprakları daha uzun vadede ele geçirme umutlarını
yansıtıyor olmasını düşünmek daha doğru olacaktır.
İbn el-Esîr’in kaydı da Haçlı kaynağını destekler niteliktedir: “Bir rivayete göre
(ise) Şîî Mısır Fâtımîleri, Selçuklu Devleti’nin gücünü kuvvetini, Gazze'ye kadar Suriye
şehirlerini ele geçirip yerleştiklerini ve Mısır ile aralarında onlara mani olacak başka bir
vilayet kalmadığını; Atsız’ın da Mısır'a girip orayı muhasara ettiğini görünce korktular ve
Franklara haber gönderip onları Suriye'yi ele geçirmek üzere harekete geçmeğe ve
böylece Müslümanlarla kendileri arasına girmeye davet ettiler. Doğrusunu Allah bilir.”142
İbn el-Esîr’in rivayetinden Fâtımîlerin, Haçlı Seferlerinin tetikleyicisi oldukları anlamını
çıkarmak zor görünmektedir. Zira kendisi de temkinli bir ifade kullanmıştır. Yazarın
rivayetinin konuya katkısı, Haçlılar doğuya geldikleri sırada İslam dünyasının içinde
bulunduğu durumu çok iyi özetlemesinden ibarettir.
Şîî-Sünnî mücadelesi göz önüne alındığında Hıristiyan kaynaklarının kayıtları,
mantıklı bir çerçeveye oturmaktadır. Hatta Fâtımî-Haçlı haberleşmesinde Fâtımîlerin,
Haçlıların olası başarısızlığından endişe duydukları kaydedilmiştir. Uzun ve yorucu
kuşatmada Haçlıların başarısız olması, Fâtımîleri kaygılandırmaktaydı. Bu doğrultuda
Antakya önlerine yollanan Fâtımî elçileri, Haçlılara askeri ve lojistik yardımı garanti
ediyorlardı. Ayrıca bu delegeler, Haçlıların güvenini kazanmakla ve bu sayede bir
anlaşmaya varılmasını temin ile görevliydiler143. Haçlı karargâhına ulaşan Fâtımî elçileri,
gayet iyi karşılandı. Willermus, elçiler tekliflerini ilettiler demekle beraber bu teklifin
141
Willermus, I, s.223-224
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.13-14, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.228, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.161, Bu rivayet, Haçlı Seferlerinin sebepleri veya itici güçleri söz konusu olduğunda daha anlamlı
görünmektedir. Bu konuda Azîmî’nin kaydı, olayın başka bir boyutuna dikkat çekmekle beraber yine İbn elEsîr’i destekler: “Sahil halkı, Frank ve Rum hacılarının Beytülmukaddes’e (Kudüs) gitmelerine engel
oldular. Bu hacılardan sağ salim memleketlerine gidenlerden (alınan) ‘onların bir sefere hazırlandıkları’
haberi yayıldı. Bu haberler bütün sahil kentlerine ve İslam memleketlerine erişti.” Azîmî, Tarih, s.33,
Azîmî’nin 1093 yılına ait olan bu rivayetini Şîî-Sünnî çatışmasında Hıristiyan hacıların zarar görmüş
olmalarının imkân dâhilinde olacağı şeklinde yorumlamak mümkündür ve yine İslam dünyasının mevcut
durumunu yansıtması açısından dikkate değerdir.
143
Willermus, I, s.224, Bu mezhep çatışması, erken dönem kaynaklarında yer almazken Willermus gibi
eserini daha sonraki dönemlerde yazanlar bu durumu ön plana çıkarmışlardır.
142
42
içeriğine dair bir bilgi vermemiştir. Yazar, burada elçilerin, Haçlılar hakkındaki intibaını
ön plana çıkarmış ve bu yorucu kuşatmaya nasıl dayandıklarına hayretlerini dile
getirmiştir. Tabi Haçlıların bu güçlü duruşu ve azmi, Fâtımî elçilerini ileride çok tehlikeli
olabilecekleri konusunda korkuya sevk etmişti. Yani Fâtımîler, Haçlıların yardımıyla
Türklere ait yerleri ele geçirmeyi umuyorlardı fakat Fâtımî elçilerinin kaygıları boşa
çıkmadı ve Haçlılar, Fâtımî şehirlerini bir bir işgal ettiler144.
Fâtımîlerin teklifleri konusunda en detaylı bilgiyi Albertus’tan öğrenmekteyiz.
Haçlı karargâhına gelen on beş Fâtımî elçisi, ortak bir amaç için taraflar arasında barış ve
ittifak kurulmasını istediler. Getirdikleri mesajda Haçlıların doğuya gelişinden Fâtımî
halifesinin memnuniyeti dile getirildikten başka Türklerin arz ettiği tehlike vurgulanmıştır.
Kudüs’e hâkim bulundukları sırada Türkler, Fâtımî şehirlerini ele geçiriyorlardı. Fakat
Haçlıların gelişinden önce Kudüs’ü Fâtımîler ele geçirmişti. Hatta verilen mesajda Fâtımî
topraklarında yaşayan Hıristiyanların durumunun da düzeltileceği ifade edildi. Buna göre
kurulacak ittifak ile Fâtımîler, Hıristiyanları kucaklamaya hazırdılar. İşte bu yüzden
Bizans’tan gasb edilmiş olan Antakya’nın kuşatılması konusunda Haçlıların kararlı
davranmaları rica edildi145. Willermus da bu durumu, Haçlılara askeri ve lojistik yardım
sağlanması konusunda Fâtımîlerin verdiği teminatla teyit etmektedir.
Eserlerini erken dönemlerde kaleme alan yazarların kayıtları daha muhtasardır.
Örneğin Anonim Gesta yazarı, 9 Şubat 1098’de Asi Nehri ile Antakya arasında vuku bulan
çatışmada Türklerin mağlubiyetini anlatırken öldürülen Türklerden yüz tanesinin başının
Fâtımî heyetinin de bulunduğu şehir kapısı önüne getirildiğini kaydetmiş ve başka bir
detay vermemiştir146. Fâtımî elçilerinin Haçlı karargâhında ne kadar kaldıklarına dair bir
kayıt da bulunmamakla beraber elçilerin dönüşü, yukarıda bahsedilen zafer sonrası
144
Willermus, I, s.224
Albertus Aquensis, s.231, Bizans ile Fâtımîler genelde anlaşma içinde olmuşlardı. Hatta Aleksios,
Haçlılar henüz İstanbul’da iken onlara Şîî-Sünnî mücadelesinden bahsetmiş ve Fâtımîlerle anlaşmalarını
tavsiye etmiş olması muhtemeldir. Albertus’un da ifade ettiği gibi Fâtımîler, Hıristiyan halka hoşgörülü
davranıyorlardı ve bu durumu sürdürmeye hazırdılar. Steven Runciman, I, s.176, Azîmî’nin başka
kaynaklarda yer almayan kaydına göre Haçlılar, harekete geçtiklerinde Aleksios, Müslümanlara mektup
yazmış ve gelişlerini haber vermişti. Bundan kasıt, Fâtımî-Bizans haberleşmesi olmalıdır. Azimi, Tarih, s.35,
Amin Maalouf’a göre Nisan 1097’de imparatorun elçileri el-Efdâl’e gelerek Haçlıların, Anadolu’da
ilerlemekte olduklarını haber verdi. el-Efdâl, bu duruma çok sevindi. Bu iletişim daha sonraları da kopmadı.
Hatta el-Efdâl, Antakya önlerinde bulunan Haçlılara bir elçilik heyeti yollamadan önce Bizans imparatoruna
bir mektup yolladı ve İznik’in kazanılması hususunda kendisini tebrik ederek sevincini dile getirdi. Amin
Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, Çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, s.55
146
Anonim Haçlı Tarihi, s.95, Albertus Aquensis, s.237, Guibert of Nogent, s.77, Aydın Usta, Çıkarların
Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.64, Willermus’un ifade ettiği üzere bu elçiler zaman zaman Haçlı liderleriyle
görüşme imkânı bulmuşlardı. Anonim yazarın ifadesindeki Türklerin kesik başlarının ordugâha taşınması,
elçilere gözdağı vermek amacına matuf olmalıdır.
145
43
olmalıdır. Albertus, elçilerin muhteşem hediyelerle onurlandırıldıktan sonra deniz yoluyla
güvenli bir şekilde uğurlandıklarını zikretmiş fakat o da tarih belirtmemiştir. Fâtımî
elçileri, varılan anlaşma dolayısıyla memnun bir şekilde Antakya’dan ayrılmışlardı147.
Görüldüğü üzere kaynaklar, Fâtımîlerle Haçlılar arasında bir anlaşmaya varıldığını
ifade etmektedirler. Fakat Fâtımî elçilerine kesin bir cevap verilip verilmediği net değildir.
Yani Haçlıların, Müslümanlar arasındaki ihtilaflardan yararlanma hevesine kapılmış
olmaları muhtemel olmakla beraber net bir anlaşmaya varıldığını söylemek, Haçlıların
daha sonraki faaliyetleri göz önüne alındığında mümkün görünmemektedir. Bunu
Haçlıların, sözlerinde durmadığı, anlaşmalara uymadığı şeklinde düşünmek de
mümkündür. Zira İbn el-Esîr, Haçlıların Kudüs’ü işgali sonrasında el-Efdâl’in, Haçlılara
elçi gönderip onları yaptıkları dolayısıyla yadırgadığını, tehdit ettiğini kaydetmiştir.
Kudüs’ün, kesin hedef olduğu bir ortamda el-Efdâl’in, Haçlıları yadırgaması / kınaması
onlardan bu işin beklenmediği şeklinde anlaşılırsa Haçlılarla Fâtımîlerin anlaştığı fakat
Haçlıların bu anlaşmaya uymadıkları anlamı çıkmaktadır148. Ancak tüm bu gelişmeleri,
Fâtımîlerin Haçlılara, Türklere karşı anlaşma teklif ettiği fakat Haçlıların Kudüs’e
gelişlerine kadar Fâtımîlerle iletişimi kesmeyerek onları oyaladıkları yönünde yorumlamak
olayların seyrine daha uygun düşmektedir149.
Daha önce ifade edildiği üzere Fâtımîlerin, Haçlılarla anlaşma gayretleri onların (ya
da geniş manada Müslümanların) Haçlı Seferlerinin mahiyetini anlamadıklarını gösterir.
Fâtımîler, Haçlıları Bizans’ın ücretli askerleri olarak düşünmüşlerdi ki buna göre
Haçlıların doğuda yerleşme amaçları başlangıçta anlaşılmamıştı. Fâtımîlerin, Antakya
kuşatmasını rutin bir Bizans seferi sanmaları, Haçlılarla anlaşma konusunda bir beis
görmediklerini göstermektedir. Haçlıların gerçek niyeti, Antakya ele geçirildikten sonra
Kudüs’e ilerlemeleri esnasında gün yüzüne çıktı fakat bu noktadan sonra Haçlılara karşı
etkili bir mücadele verilemedi. Haçlılar, Kudüs’e ilerlerken el-Efdâl, önce durumu
anlamaya çalışmış ve Bizans imparatorundan bilgi almaya çalışmıştı. Fakat Aleksios,
Haçlılar üzerinde bir kontrolü olmadığını ve anlaşmaların devamından yana olduğunu
bildirmekle yetindi150.
147
Albertus Aquensis, s.239, Steven Runciman, I, s.176
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.237
149
Steven Runciman, I, s.176
150
Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.49, Steven Runciman, I, s.210, Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde
Haçlı Seferleri, s.63, Eymen Fuâd Seyyid, “Efdâl bin Bedrü’l-Cemali ve Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı
Güttüğü Siyaset”, s.145, Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, s.57
148
44
Fâtımîlerin bir elçilik heyeti de Haçlılar Arka Kalesi’ni kuşatırken geldi. Antakya
önlerinden ayrılan Fâtımî elçileriyle beraber Mısır’a giden Haçlı elçileri, yanlarında Fâtımî
halifesinin elçileri bulunduğu halde döndüler. Bunlar, Türklere karşı Haçlıların yardımını
kazanmak için gelmişlerdi. Fakat bu defa durum değişmiş, Türkler yenilmiş ve güçleri
kırılmıştı. Fâtımîler, Haçlıların hedefinin Kudüs olduğunu anladıklarından Haçlılara
topraklarına girmemelerini, buna karşılık hacıların Kudüs’teki kutsal mekânlara silahsız
olarak serbestçe girişini sağlamayı teklif ettiler fakat bu teklif, Haçlılar tarafından
reddedildi151. Tüm bu rivayetlerden Fâtımîlerin, Suriye-Filistin topraklarını Haçlılarla
taksim etmek üzere bir anlaşma teklifinde bulundukları anlaşılmaktadır. Araştırmacılar bu
taksimi, Antakya ve Kuzey Suriye’nin Haçlılara; Kudüs ve Filistin topraklarının Fâtımîlere
ait olması şeklinde yorumlamaktadırlar. Bu da Selçukluların hâkim bulundukları
toprakların paylaşımı demektir. Sahil şehirleri ile Filistin’in Fâtımîlerde kalması, bir
bakıma Haçlıların, Selçuklular üzerine yönlendirilmesidir. Buna karşılık Fâtımî
hâkimiyetindeki şehirlerde ve özellikle Kudüs’te Hıristiyanların durumu düzeltilecek,
kutsal mekânlar hacıların ziyaretine her daim açık bulundurulacak, hacılar silahsız olarak
buraları ziyaret edebilecekler fakat ziyaretleri bir ayı geçmeyecekti152.
1.2.2.Antakya’nın Zaptından Kudüs’e Kadar Haçlılar
Haçlılar, Antakya’yı ele geçirdikleri sırada Azaz emiri Ömer, bağlı bulunduğu
metbûû Rıdvan’a isyan etmiş ve Rıdvan, onu itaate almak için yola çıkmıştı. Daha
öncesinde Ömer’in subaylarından biri, bir Haçlı kadınını esir almış ve ona âşık olmuştu.
Bu kadının tavsiyesi ile Ömer, Godefroi’den yardım istedi. Azaz üzerine bir sefer
düzenlemeyi zaten düşünmüş olan Godefroi, Azaz’ı Rıdvan’a kaptırmamak için derhal
yola çıktı. Baudouin de Urfa’dan yardımcı birlikleri yola çıkardı. Haçlıların yaklaşması
üzerine Rıdvan çekilirken Ömer, Godefroi’nin tabîî haline geldi. Haçlı-Müslüman
ilişkilerinde dinî taassubun ikinci plana atılıp siyasi ittifaklar kurulabileceğinin ilk örneği
de böylece verildi153.
Antakya’yı ele geçiren Haçlılar, burada beş ay, sekiz gün kalarak dinlendiler ve
durumlarını düzelttiler. Askerlerden bir kısmı Kudüs’e ilerlemek konusunda acele
151
Willermus, I, s.325-326, Albertus Aquensis, s.403, Steven Runciman, I, s.210, Aydın Usta, Çıkarların
Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.64, Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, s.57, Takkûş, Târîh
el-Fâtımiyyîn, Beyrut 2001, s.431
152
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.427-428, Steven Runciman, I, s.176, Yusuf Derviş Gavanime, “El-Efdâl
b. Bedr’ül Cemâlî ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü”, Eymen Fuâd Seyyid, “Efdâl bin Bedrü’l-Cemali
ve Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı Güttüğü Siyaset”, s.143, Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı
Seferleri, s.63, M. A., Stevenson, The Crusaders in the East, Cambridge University Press, 1907, s.26,
153
Albertus Aquensis, s.345-355, Steven Runciman, I, s.197-198
45
etmekteydiler. Haçlı liderlerinin, Kudüs yolculuğunu Fulcherius’un ifadesinin aksine
geciktirmek istedikleri bilinmektedir. Zira Antakya’nın zaptı sonrası Aleksios’a mektup
yazılmış ve gelip şehri teslim alması istenmişti. Bu noktada Raymond de Saint Gilles,
imparatorun haklarını korumaya çalışırken Bohemond, şehirde kendi hâkimiyetini kurma
telaşındaydı. Antakya’da fazla etkin olamayan Kont Raymond, Kasım 1098’de Suriye
içlerine yöneldi ve Rugia (er-Rûc) şehrini geçerek Bâre’ye (el-Bara) ulaştı. Bâre, kolayca
ele geçirildikten154 sonra yağmalandı. Sonrasında Raymond, 28 Kasım’da Maarra’ya
(Maarratü’n-Numân)155 saldırdı ve kendisine burada Bohemond da katıldı. Şehre yapılan
ilk saldırıya Müslümanlar başarılı bir şekilde karşı koydular. Bunun üzerine Haçlılar,
şehrin içinin görülebileceği yükseklikte bir kuşatma kulesi yaptılar fakat Maarra halkı da
aynı şekilde bir kule yaparak bundan Haçlı askerlerine taş fırlatmaya, zayiat verdirmeye
başladılar. Halkın, kuleyi yakma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanınca şehir, devamlı
surette taş atışına maruz kaldı156.
Diğer duvarda157 merdivenin kırılmasına rağmen birkaç şövalye duvara tırmanmayı
başardı. Burada göğüs göğüse vuku bulan çarpışmaların ardından Haçlı askerleri, şehrin
savunma aletlerini tahrip ettiler ve bunun üzerine savunmadaki askerler, şehrin iç
kısımlarına kaçtılar (11 Aralık 1098). Bu muvaffakiyetin ardından Bohemond, halka
müzakereciler yollayarak teslim olmak isteyenlerin, aileleri ve mallarıyla şehir kapısının
üst kısmında bulunan büyük eve sığınmalarını söyledi. Bunun ardından Haçlılar, şehre
girerek katliama başladılar. Anonim Gesta yazarının ifadesiyle sokaklarda, insan
cesetlerine basmadan yürümek mümkün olmuyordu. Katliam sürerken Bohemond, saraya
(Dârü’l-Maarra) sığınmalarını söylediği kişilere karşı sözünde durmadı ve değerli
eşyalarını aldıktan sonra bazılarını öldürdü bazılarını da esir etti158. Haçlılar, dört gün
Albertus Aquensis, s.369, Willermus, I, s.309, Raymond, Ekim-Kasım 1098’de el-Bara’yı kuşatmıştı.
Şehirde suyun az olması, halkı emanla teslim olmaya zorladı. Raymond, sözünde durmayarak kadın ve
erkeklere eziyet ederek mallarına el koydu. Kimi öldürülürken kimi de esarete sürüklendi. İbn el-‘Adîm,
Zübdet el-Haleb, s.244, Ordericus Vitalis, III, s.155, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu
Tarihi, s.45-46
155
Coşkun Alptekin’in verdiği bilgiye göre Şubat 1097’de Yağısıyan, Maarra’yı teslim almıştı. Coşkun
Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.10
156
Anonim Haçlı Tarihi, s.140, Fulcherius Carnotensis, s.95, Guibert of Nogent, s.107-108, Willermus,
I, s.310-311, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.231-232, Albertus Aquensis, s.375377, Ordericus Vitalis, III, s.155-156, İbn el-Kalânisî, Haçlıların, Maarra’ya geliş tarihini 19 Kasım 1098
olarak verirken İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.135, İbn el-Adim, bu tarihi 26 Kasım olarak kaydetmiştir. İbn elAdim, Zübdet el-Haleb, s.244
157
İbn el-Kalânisî, Haçlıların şehre doğu ve kuzey yönlerinden saldırdığını haber vermektedir. Fakat Haçlı
kaynağının bahsettiği duvarın hangisi olduğunu anlamak mümkün olmamaktadır. Zaten İbn Kalânisî de
Haçlıların şehre hangi yönden girdiğini kaydetmemiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136
158
Anonim Haçlı Tarihi, s.141-142, Guibert of Nogent, s.108-109, Radulphus Cadomensis, s.121-122,
Steven Runciman, I, s.199-200, İbn el-Kalânisî, Haçlı kaynağını teyit etmektedir. Haçlılar şehre girdiği
154
46
boyunca Maarra’da katliamlarını sürdürdüler. Açlık sıkıntısı çeken Haçlıların vahşetini
Fulcherius, çok sarih bir şekilde nakletmektedir: “Bu kuşatma sırasında adamlarımız,
şiddetli açlığın neden olduğu cinnetle korkunç eziyetler çekmiş ve çevrede yatan ölü
Müslümanların kalçalarından et parçaları kesmişlerdi. Bu parçaları pişirip yemiş, yeteri
kadar kızarmamış olan etleri bile vahşice yutmuşlardı. Yani bu kuşatma, kuşatanlara daha
çok zarar vermişti”159 Anonim Gesta yazarı ise Haçlıların, altın bulacaklarını umarak
Müslüman cesetlerini parçaladıklarını kaydederek vahşetin boyutlarını anlamamıza katkı
sağlamaktadır. Maarra’da, kaynakların ifadesine göre 100 binden fazla Müslüman
katledildi160.
Raymond ve Bohemond’un anlaşmazlığı, Maarra kuşatması boyunca devam etti.
Bohemond, Antakya’ya dönüp Haçlı liderlerine haber yollayarak kendisiyle Rugia’da
buluşmalarını ve seferin devamını görüşmelerini istedi. Liderler, bu toplantıya iştirak
ederken Raymond, Antakya’nın imparatora teslim edilmeyişi dolayısıyla kızgınlığını
belirterek Maarra’yı onarmaya gitti (13 Ocak 1099)161. Kendisine orada Normandie kontu
da katıldı. Raymond, Maarra’da iken Şeyzer emirinin elçileri gelerek anlaşma teklif ettiler
ve topraklarına zarar verilmediği takdirde belli bir para ödemeyi, at ve erzak satmayı
taahhüt ettiler162. Maara’dan yollarına devam eden Haçlıların önünden Refâniye şehrinin
sırada halk, Dârü’l-Maarra’ya sığınmıştı. Bunlara eman verildiği halde Haçlılar sözlerinde durmadılar ve bu
insanları da katlettiler. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136, İbn el-Esîr, Bohemond’un sığınmalarını söylediği saray
ya da evden bahsetmekle beraber bu olayda Bohemond’un dahlini zikretmez. Buna göre halk, surlar üzerinde
savaşmaktan yorulmuş ve büyük bir eve sığınırlarsa kurtulabileceklerini düşünmüşlerdi. Fakat surların boş
bırakılması üzerine Haçlılar, şehre girmiş ve halkı katletmişlerdi. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf.,
İslam Tarihi, X, s.232, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.164, Halkın, yeraltındaki mağaralara
mallarıyla beraber saklandığını kaydeden Willermus, Bohemond’un verip tutmadığı sözünden
bahsetmemektedir. Willermus, I, s.311
159
Fulcherius Carnotensis, s.96, Ordericus Vitalis, III, s.158, Ayrıca Bkz. Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II,
s.211, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.164, Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri,
s.50-51
160
Anonim Haçlı Tarihi, s.142, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.232, Abû'l-Farac,
II, s.340, Maarra kuşatmasında halkın Cenahüddevle’den yardım istediğini fakat bu yardımın
gerçekleşmediğini kaydeden İbn el-Adim, şehirde katledilenlerin sayısını 20 binden fazla olarak vermiştir.
İbn el-Adim, Zübdet el-Haleb, s.244, Ayrıca Bkz. Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.211, en-Nuveyrî, Nihâyet
el-Ereb, XXVIII, s.164, Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, s.50-51
161
Anonim Gesta Francorum, s.143, Guibert of Nogent, s.109, Ordericus Vitalis, III, s.159, Fulcherius
ve Willermus, Maarra dönüşü Bohemond’un Antakya’ya iyice yerleşmeye başladığını ve Raymond’un elinde
bulundurduğu yerleri de alarak şehirde kendi hâkimiyetini kurduğunu rivayet etmektedirler. Fulcherius
Carnotensis, s.96, Willermus, I, s.312-313, Antakya’nın imparatora teslimi konusunda Raymond, ısrarcı
davranmıştır. Haçlı liderleri, onun şehirdeki hâkimiyetine razı olduklarında Raymond, buna itiraz ederek
Köprü Kapısı civarı ile Yağısıyan’ın sarayını zapt etmişti. Maarra dönüşü yukarıda bahsedildiği üzere
buraları Bohemond’a teslim etmek durumunda kaldı. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu
Tarihi, s.41-42, İbn el-Kalânisî, 13 Ocak 1099 tarihini Haçlıların Maarra’dan Kefertâb’a doğru ayrılış tarihi
olarak vermiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136
162
Anonim Haçlı Tarihi, s.144, Willermus, I, s.316, İslam kaynakları, Şeyzer hâkiminin, Arka kuşatması
esnasında elçi yolladığını ve kale üzerinde bir anlaşmaya varıldığını rivayet ediyor. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX,
s.16, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.232, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.164-165, İbn Haldûn, Kitab el-
47
sakinleri kaçmışlardı. Şehirdeki tüm mallar yağmalandı ve Haçlılar 25 Aralık’ta buradan
ayrılıp Bukayye Vadisi’ne girdiler. Bukayye Vadisi’nde bulunan Hısnü’l-Ekrâd kuşatıldı
fakat ertesi gün genel bir saldırı hazırlığı yapıldığı sırada halkın gece kaçmış olduğu
görüldü. Haçlılar, buradaki zengin ganimeti yağmalamakla yetindiler163. Haçlılar, Hısnü’lEkrâd’da bulundukları süre içinde Hıms emiri Cenâhü’d-Devle, altın ve at yollayarak
Hıristiyanlara bir zarar vermeyeceğine dair anlaşma yaptı. Anonim Gesta’nın rivayetine
göre yine aynı şekilde Trablus hâkimi İbn Ammâr164 da anlaşmak için on at ve dört katır
yollamış fakat Haçlılar, kendisi, Hıristiyanlığı kabul etmediği sürece anlaşmayacaklarını
söyleyerek bu dostluk teklifini reddetmişlerdi. Ancak Gesta’nın tam tersi bir rivayetle
Willermus, Trablus hâkiminin, Haçlıların yaklaşması üzerine yüksek miktarda para
göndererek şehirde bulunan Hıristiyan esirleri serbest bıraktığını ve anlaşma sağlandığını
kaydetmektedir165.
Bukayye Vadisi’nden ayrılan Haçlılar, Şubat ayı ortalarında Arka Kalesi’ne166
geldiler. Ordudan ayrılan bir birlik, Trablus’a yönelerek burada karşılaştıkları yaklaşık
altmış Türk’e saldırdılar ve bunlardan altısını öldürüp altı tane atı da ele geçirdiler167. Keza
Raymond Pilet ve Raymond von Turenne, ordudan ayrılarak Trablus’a bağlı olan Antartûs
(Tartûs, Hıristiyan kaynaklarında Tortosa)168 şehrine saldırdılar. Bu kontlar, geniş bir
alanda ateş yakarak kalabalık oldukları izlenimi uyandırmışlar ve şehri teslim olmaya
zorlamışlardı. Ertesi gün (17 Şubat 1099) şehre saldırdıklarında ise şehri terk edilmiş
İber, V, s.210, Şeyzer hâkimi İzzeddin İbn el-Asâkir’in vaadleri arasında Haçlılara yolları bilen kılavuzlar
vermek de vardı. Haçlıların geri kalan yolculuklarında bu kılavuzlar sayesinde zorluk çekmedikleri
anlaşılmaktadır. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.49
163
Anonim Haçlı Tarihi, s.145, Steven Runciman, I, s.207, Haçlılar Hısnü’l-Ekrâd’a saldırdıklarında halk,
koyunları şehirden dışarı saldı ve bunları ele geçirmeye çalışan Haçlılara saldırıp şehre çekildiler. Bu hileye
kanan Haçlılar, ertesi gün şehre genel bir saldırıya hazırlanıyorlardı ki halkın sürülerini de alarak şehri gece
terk etmiş olduklarını gördüler. Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.47
164
Trablus, Suriye sahilinde Lazıkiye ve Akkâ arasında, âlimleriyle ünlü bir şehirdir. Yâkût el-Hamavî,
Mu’cem el-Büldân, I, s.218, Ammâroğulları için Bkz. Abdüllkerim Özaydın, “Ammâroğulları”, DİA, III,
Ankara 1991, s.76-77
165
Anonim Haçlı Tarihi, s.145, Willermus, I, s.318, Guibert, Anonim Gesta’yı tekrar etmiştir. Guibert of
Nogent, s.110, Ordericus Vitalis, III, s.161-162, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf., İslam Tarihi, X,
s.232, İbn Haldun, Kitab el-İber, V, s.210, Abû’l-Farac, II, s.340, Steven Runciman, I, s.207-208, Aydın
Usta, “Haçlı Seferleri Döneminde Din Değiştirme Vakaları”, Belleten, LXXV / 274, TTK, Ankara 2011,
s.704-705
166
Doğu Trablus’a 4 fersah (24 km.) uzaklıkta yer alan güçlü bir kaledir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem elBüldân, IV, s.109
167
Anonim Haçlı Tarihi, s.146, Guibert of Nogent, s.110, Ordericus Vitalis, III, s.162
168
Suriye sahilinde Trablus’a bağlı bir yerleşimdir. Arka Kalesi’nin doğusunda yer alır ve ikisi arasındaki
mesafe yedi fersahtır (42 km.). Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, I, s.270
48
buldular. Mezkûr kontlar, Antartûs’a on altı km. mesafede bulunan Markiye şehri emiri ile
de bir anlaşma yaptıktan sonra Arka kuşatmasına kadar Antartûs’ta kaldılar169.
Raymond, Arka Kalesi’ni kuşatmaya başladığı sıralarda Godefroi ve Flandre kontu
Robert, Trablus’a bağlı olan Cebele’yi170 kuşatıyorlardı. Raymond, kuşatmanın kolay
olmayacağını anlayarak bu kontlara haber yolladı ve onları yardıma çağırdı. Bunun üzerine
Godefroi ve Flandre kontu, Cebele hâkimiyle anlaşma yapıp, at ve altın alarak Arka
kuşatmasına katıldılar. Bu yeni katılımlara ve Ceneviz gemisinin getirdiği erzaka rağmen
Haçlılar, şehri düşüremediler ve Kudüs yolculuğunu daha fazla geciktirmek istemeyerek
kuşatmayı kaldırdılar. Zira hasat mevsimiydi ve bu nedenle Kudüs yolculuğunda yiyecek
bulmak daha kolay olacaktı171.
Haçlılar, 13 Mayıs’ta Trablus’ta idiler. Trablus hâkimi, 300’den fazla Hıristiyan
esiri serbest bırakmayı, 15 bin Bizans altını ödemeyi, on beş at vermeyi teklif edip
Haçlıların zararından korunmaya çalışarak Haçlıların uygun bir şekilde erzak satın
almalarını sağladı172. 16 Mayıs’ta Trablus’tan, hâkiminin tahsis ettiği rehberlerle ayrılan
Haçlılar, Botrun ve Cübeyl’i173 geçerek Nehrü’l-Kelb’e yani Fâtımî sınırına ulaştılar.
Buradan hareketle geldikleri Beyrut’ta şehrin valisi, etraftaki meyvelikleri ve ağaçları
tahrip etmemeleri şartıyla para ve erzak vermeyi taahhüt etti. Haçlılar, bu teklifi kabul
ettiler ve orada bir gece kalarak ertesi gün yollarına devam ettiler174. Beyrut’tan ayrılan
Haçlılar, ertesi gün Sayda’ya ulaştılar (20 Mayıs). Sayda hâkimi, Haçlıları dostça
karşılamadı. Halkın, Haçlılara karşı ilk saldırısında bir kısmı öldürüldü ve geri kalanlar
şehre çekildiler. Haçlılar, orada bir süre kalıp dinlenmeye ve durumlarını düzeltmeye karar
Anonim Haçlı Tarihi, s.146, Willermus, I, s.319-320, Guibert of Nogent, s.110-111, Ordericus
Vitalis, III, s.162-163, Steven Runciman, I, s.208, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu
Tarihi, s.50-51, Antartûs’un düşmesi üzerine buranın 15 km kadar kuzeyindeki Markiye’nin valisi de
Raymond’a itaat arz etti. Antartûs ile önemli bir yer ele geçmiş oldu. Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği
(Tog-Teginliler), s.26
170
Suriye sahilinde Lazıkiye’ye yakın bir kaledir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.105,
171
Anonim Haçlı Tarihi, s.147-148, Fulcherius Carnotensis, s.97, Willermus, I, s.322-324, Albertus
Aquensis, s.381-387, Guibert of Nogent, s.111-112, İbn el-Esîr’e göre bu kuşatma, dört ay devam etmiştir.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.232, Steven Runciman, I, s.208-210
172
Albertus Aquensis, s.387, Anonim Gesta yazarı eğer Haçlılar, Fâtımîleri yener ve Kudüs’ü alırlarsa
Trablus hâkiminin Hıristiyanlığı kabul etmeye hazır olduğunu da kaydetmektedir. Anonim Haçlı Tarihi,
s.149, Guibert of Nogent, s.114-115, Ordericus Vitalis, III, s.166, Haçlı Seferine katılmış olan yazarın
aksine Willermus, Trablus’ta savaş yaşandığını ve anlaşmanın savaş sonrasında sağlandığını kaydetmektedir.
Buna göre Arka kuşatmasında Haçlıların başarısız olması, Trablus hâkimini cesaretlendirmişti. Yaşanan
savaşta Müslümanlardan 700, Haçlılardan üç veya dört kişi ölmüştü. Sonrasında Trablus hâkimi para ve at
vererek anlaşma sağladı. Willermus, I, s.328-330
173
Beyrut’a sekiz fersah (48 km.) uzaklıkta yer alan sahil şehridir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II,
s.109
174
Willermus, I, s.331
169
49
verdiler. Hafif silahlı askerler de etrafa yiyecek aramaya gittiler175. Haçlılar, Sayda sonrası
geldikleri Sûr’da dağ ve deniz arasındaki ovaya yerleştiler. Şehir hâkimi, Haçlılarla
anlaşma yoluna giderek hediyeler ve uygun şartlarda pazar imkânı sağladı176. İbn el-Esîr,
Haçlıların Akkâ’yı177 bir süre kuşatıp düşüremediklerini kaydetmekteyse de Willermus,
şehir hâkiminin eğer Haçlılar Kudüs’ü alır ve Fâtımîleri yenerlerse Akkâ’yı zorluk
çıkarmadan kendilerine bırakmayı vaad ettiğini zikretmektedir178. Haçlılar, Akkâ
sonrasında Hayfa’ya179 ulaşıp 30 Mayıs’ta Kaysâriye180 yakınlarından geçtiler. Arsûf’a181
kadar kıyıyı takip ettikten sonra da 3 Haziran’da Müslüman halkın, terk ettiği Remle’ye
varıp şehri Hıristiyanlığa kazandırdılar182. Burada ana Haçlı ordusundan ayrılan yaklaşık
100 şövalyenin arasında Tankred ve Baudouin de Bourg da bulunmaktaydı. Bu şövalyeler,
Bethlehem’e gittiler ve Hıristiyan olan halkı tarafından sevinçle karşılandılar. Ana Haçlı
ordusu, Kudüs’e yaklaştığında bu 100 şövalye de orduya katıldı ve nihayetinde Haçlılar
Kudüs’e ulaştılar (7 Haziran 1099)183.
1.2.3.Haçlıların, Kudüs’ü Zaptı (15 Temmuz 1099)
Dağlık bir alanda kurulmuş olan Kudüs, dörtgen bir yapıya sahiptir. Şehrin planı,
gayet muntazam olup sokaklardaki kanalizasyon sayesinde şehir temiz tutulmaktaydı.
Şehre, kutsal mekânlar ayrı bir önem kazandırmaktadır. Fulcherius, bunlardan Süleyman
Mabedi’nin çok görkemli olduğundan fakat Haçlıların yağması sonucu çok fazla zarar
gördüğünden de bahsetmektedir. Silaom (Siloah olarak da geçer) Gölü ya da havuzu denen
175
Willermus, I, s.331, Albertus Aquensis, s.393
Willermus, I, s.331-332, Albertus Aquensis, s.395
177
Filistin’in batı kıyısında sahilde bir şehirdir. Güneyinde 15 km. uzaklıkta Hayfa bulunmaktadır. Birçok
çiftliği, elverişli limanı ve çeşitli milletlerden halkı ile geniş bir yerleşimdir. F. Bulh, “Akkâ”, İA, I, İstanbul
1978, s.250
178
Krş. Willermus, I, s.332, Albertus Aquensis, s.395, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.16, a. mlf., İslam Tarihi,
X, s.232, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.165, Michaud, I, s.199
179
Hayfa, Kuzey Filistin’de Karmal Dağı eteklerinde kurulmuş olup, doğal bir limana sahip olmasıyla önem
arz eder. F. Buhl, “Hayfa”, İA, V / 1, MEB, İstanbul 1987, s.390
180
Haçlılar, Kaysâriye’de yaklaşık üç buçuk km. uzaklıkta olan nehir kenarına kamplarını kurdular. 28
Mayıs’ta Penecost Yortusunu kutladılar ve yola çıktılar. Willermus, I, s.332, Albertus Aquensis, s.395-397
181
Suriye sahilinde Kaysâriye ve Yafa arasında yer alan şehirdir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, I,
s.151
182
Anonim Haçlı Tarihi, s.149-150, Guibert of Nogent, s.115-116, Ordericus Vitalis, III, s.167-169,
Haçlıların Kudüs yolculuğunu Krş. Fulcherius Carnotensis, s.97-99, Albertus Aquensis, s.397,
Willermus, I, s.332-333, Radulphus Cadomensis, s.128
183
Fulcherius Carnotensis, s.98-99, Radulphus Cadomensis, s.128, Anonim Gesta ve ondan naklen
Guibert, bu tarihi 6 Haziran olarak vermişlerdir. Anonim Haçlı Tarihi, s.151, Guibert of Nogent, s.116,
Haçlıların, Remle’de iken bir savaş meclisi topladıkları ve burada bazı konular üzerine fikir alışverişinde
bulundukları kaydedilmektedir. Bu toplantıda İskenderiye veya Kahire üzerine Kudüs’ten önce bir sefer
düzenlenmesi teklif edildi. Fakat Kudüs’ün zaptının yiyecek ve malzeme stoku göz önüne alındığında daha
kolay olacağına karar verilmiş ve bu düşünceden vazgeçilmişti. Michaud, I, s.200-201, Steven Runciman,
I, s.213-214, Bu fikri muhtemelen İtalyan tüccarlar gündeme getirmişti. Eymen Fuâd Seyyid, “Efdâl bin
Bedrü’l-Cemali ve Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı Güttüğü Siyaset”, s.145
176
50
yer hariç dışarıda su kaynağı bulunmamaktadır. Fakat şehrin içinde olduğu gibi dışarıda da
sarnıçlar sayesinde su ihtiyacı karşılanabiliyordu. Şehrin surları arasındaki mesafe, dört ok
atımıdır (2 km.) ve vadinin bulunduğu taraf kuşatmaya uygun bulunmamaktadır184.
Kudüs, 1071 yılında Atsız tarafından ele geçirilmiş, 1077 yılında Arap asıllı
kumandanların isyanıyla kısa bir Fâtımî dönemi yaşanmış ve 1079 yılında Atsız’ı bertaraf
eden Tutuş’un hâkimiyetine girmişti. Tutuş, burayı 1085 yılında Artuk b. Eksük’e ikta etti.
Artuk b. Eksük’ün 1091’de vuku bulan ölümü üzerine de şehir, Artuk’un oğulları Sökmen
ve İlgazi’yi intikal etti185. Haçlılar, doğuya geldikleri sırada Kudüs, Fâtımîlerin elindeydi.
Kudüs’ün Fâtımîler tarafından ele geçirildiği tarih, kaynaklara farklı yansımıştır. İbn elEsîr bu tarihi, 489 Şaban ayı (Temmuz-Ağustos 1096) olarak fakat bu olayın, Antakya
önlerinde Kürboğa ve Haçlılar arasındaki savaştan sonra –Haçlılara yenilen Türklerin
kargaşa içinde bulundukları sırada- vukua geldiğini kaydeder. İbn el-Esîr’in kaydına göre
Türkler, Haçlılara yenilmiş ve muhtelif yerlere dağılmışlardı. Türklerin bu zayıf anında
harekete geçen el-Efdâl, Kudüs’ü Artuk’un iki oğlu Sökmen ve İlgazi’nin elinden almıştır.
Fakat İbn el-Esîr’in verdiği tarihler arasında tutarsızlık bulunmaktadır. Türklerin
Antakya’da Haçlılara yenilmesi, 1098 yılı olayıdır. Ancak bu olayı tarif etmesine rağmen
İbn el-Esîr, şehrin Fâtımîler tarafından zapt tarihini 1096 olarak vermiştir.
Anonim Süryânî kaynağı ve Süryânî Mihail de 1098 yılında Kudüs’ün, Fâtımîlerin
elinde olduğunu ve Fâtımîlerin, şehri iki yıl önce Artuk’un oğullarından aldıklarını
kaydetmekle İbn el-Esîr’i desteklemektedir186. Şehrin zaptı hususuna gelince; el-Efdâl,
kırktan fazla mancınık ile Kudüs’ü kırk küsur gün kuşatmış ve surların bir kısmını yıkmış;
184
Fulcherius Carnotensis, s.99-102, Radulphus Cadomensis, s.132, Steven Runciman, I, s.215, Hz.
Davud’dan sonra oğlu Süleyman, yedi yıl içinde Kudüs’te muhteşem bir mabed (Mescid-i Aksa) inşa ettirmiş
ve Kudüs’ün çevresine duvar çektirmiştir. Ömer Faruk Harman, “Kudüs”, DİA, XXVI, Ankara 2002, s.325,
F. Buhl, “Kudüs”, İA, VI, İstanbul 1977, s.953
185
Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns el-Celîl, I, s.305, Casim Avcı, “Kudüs (Fethedilişinden Haçlı
İstilasına Kadar)”, DİA, XXVI, Ankara 2002, s.328-329, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.193, Ali
Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.64-66
186
Anonim Süryanî Vekayinamesi, s.9, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (10421195), s.41, Guibert of Nogent, geleneksel yoruma uymuş ve Antakya’nın zaptı sonrası Türklerin gücünün
kırılması üzerine Fâtımîlerin, Kudüs’ü ele geçirdiğini kaydetmiştir. Guibert of Nogent, s.116-117, Ali
Sevim, Kudüs’ün Fâtımîler tarafından zaptının 1096 yılında olduğu görüşündedir. el-Efdâl’i 1096 yılında
Kudüs’e gönderenin el-Mustansır olduğu kaydını hesaba katmazsak onun bu görüşü, olayların seyrine uygun
düşmektedir. Buna göre Haçlılar bölgeye ulaşmadan önce Rıdvan ve Dukak’ın arasında cereyan eden
anlaşmazlıktan yararlanmak isteyen Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirmişlerdir. Zira 489 yılının sonlarında
Rıdvan, Dımaşk üzerine yürüdüğünde bir başarı sağlayamamış ve Kudüs’e yönelmişti. Fakat burasını ele
geçirmeyi de başaramadı ve Kudüs, Fâtımîlerin elinde kaldı. Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları
Tarihi, s.168-171
51
bunun neticesinde Artuk’un oğulları, şehri teslim etmek zorunda kalmışlardır. Sonrasında
şehre İftihârü’d-Devle adında bir vali atayan el-Efdâl, Mısır’a dönmüştür187.
Daha Haçlılar, Antakya’yı alıp Kudüs’e doğru hareket ettiklerinde el-Efdâl, şehrin
kule ve duvarlarının onarılmasını emretmiş ve şehri, silahlı adamlarıyla güçlendirmişti.
Haçlıların şehre yaklaşmakta oldukları haber alınınca İftihârü’d-Devle, gerekli hazırlıkları
yapmış, şehri erzak ve silah yönünden tahkim ederek savunmaya hazır hale getirmişti.
Kaynakların ifadesine göre yaşlı, kadın ve çocuklar dışındaki Hıristiyanların şehirden
çıkarılmaları da alınan tedbirler arasındaydı. Bu Hıristiyanlar, etrafa dağıldılar ve sığınacak
yer aradılar. Sonrasında da Haçlı ordusuna katıldılar. Yahudiler ise şehirde bırakıldılar188.
Remle’de üç gün geçiren Haçlılar, Emmanus Köyü’ne geldiler. Haçlılara
Bethlehem’den gelen elçiler, Müslümanların Kudüs’ü onardıklarını, kutsal mekânları işgal
ettiklerini ve kendilerine ağır vergiler yüklediklerini dile getirdiler. Bunun üzerine
Godefroi, yüz kadar hafif silahlı askere, Bethlehem’e yürümelerini ve oradaki
Hıristiyanlara yardım etmelerini emretti. Bu askerlerin başına da Tankred’i verdi. Şehirde
coşkuyla karşılanan Tankred’in sancağı, kiliseye zafer nişanesi olarak çekildi189.
Tankred’in gelişinden önce Gaston de Beziers kumandasında Behtlehem’den yola çıkan
otuz hafif silahlı şövalye, şehrin dışında hayvan sürüleri bulmak umuduyla Kudüs’e
yöneldi. Haçlı şövalye birliği, şehre yaklaşırken şehrin yanında sürüleri otlatan insanlara
rastladılar ve bunlar derhal şehre kaçtılar. Fakat Gaston, dönüş yoluna girdiğinde ani bir
çıkışla saldırıya geçtiler ve bu Haçlı birliğini kovalamaya başladılar. Gaston’u bu zor
durumdan, yüz askeriyle beraber hareket etmiş olan Tankred kurtardı. Tankred ile birleşen
Gaston, tekrar saldırıya geçti ve kendilerini takip eden Müslümanlardan birçoğunu
öldürdü190. Ana Haçlı ordusunun hareketi üzerine etrafa dağılmış olan Hıristiyanların da
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.235, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.135, İbn Haldûn,
Kitab el-İber, V, s.25, a. mlf, IV, s.86, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.211, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.158-159, el-Makrizî, İtti’az, III, s.22, Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns el-Celîl, I, s.305, Yusuf
Derviş Gavanime, “el-Efdâl b. Bedr’ül Cemâlî ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü’’, s.143, Azîmî, şehrin
zapt tarihini Eylül 1098 olarak vermiştir. Azimi, Tarih, s.37
188
Willermus, I, s.333-335, Willermus ayrıca Kutsal Mezar Kilisesi’nin boşaltıldığını ve Hıristiyanların 14
bin parça altın ödemeye zorlandığını kaydetmektedir. Hıristiyan halk, bu parayı ödeyecek gücü olmadığı için
Kıbrıs’tan yardım sağlamaya çalışmıştı. Willermus, I, s.334, Haçlılar gelmezden evvel kuyular zehirlendi ve
hayvan sürüleri şehrin iç kısımlarına götürüldü. Eymen Fuâd Seyyid, “Efdâl bin Bedrü’l-Cemali ve
Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı Güttüğü Siyaset”, s.146, Steven Runciman, I, s.215
189
Willermus, I, s.335-336, Albertus Aquensis, s.399-401
190
Willermus, I, s.337, Albertus Aquensis, s.401, 403
187
52
katılımıyla ordu, Kudüs’ü gördükleri ve sonradan Sevinç Tepesi (Montjoie)191 olarak
adlandıracakları tepeye vardılar.
Haçlılar, 7 Haziran 1099’da Kudüs’e ulaştılar ve kuşatmayı başlattılar. Normandie
kontu Robert kuzeye Çiçek Kapısı’na (Herodes Kapısı), onun sağına Sütunlar Kapısı’na
(Aziz Etienne veya Dımaşk Kapısı) Flandre kontu Robert yerleşirlerken Godefroi ve
Tankred, şehri batıdan kuşattılar. Raymond ise güneye, Sion Dağı’na yakın bir yere
mevzilendi192. İlk çatışmanın ne zaman yaşandığını kestirmek mümkün görünmemektedir.
Fakat Fulcherius’un kaydına bakılırsa Haçlı ordusu, Kudüs’e yaklaşırken şehirden, Haçlı
öncülerine ani bir saldırı düzenlenmiş fakat bunlar Haçlılar tarafından püskürtülmüştü193.
Gesta yazarı ise 9 Haziran’da Raymond Pilet, Raymond von Turenne ve bazı diğer
şövalyelerin yaklaşık 200 Müslümana rastladıklarını ve bunların katledilip otuz tane atın
ele geçirildiğini kaydetmekteyse de olayın nerede yaşandığına dair açık bir bilgi
bulunmamaktadır194.
Haçlılar, 12 Haziran’da Zeytûn Dağı’na bir ziyaret gerçekleştirdiler ve burada bir
keşişle karşılaştılar. Keşiş, onlara ertesi gün şehre saldırırlarsa Tanrının, zafer nasip
edeceğini müjdeledi195. Bunun üzerine 13 Haziran 1099’da şehre şiddetli bir saldırı
gerçekleşti. Başarısızlıkla sonuçlanan bu saldırı, Haçlıların kuşatma aletlerine ne kadar
ihtiyaçları olduğu gerçeğini ortaya koydu. Anonim Gesta yazarının, dış surların yıkıldığını,
duvarlara bir merdivenin yerleştirildiğini ve her iki taraftan da birçok zayiatın olduğunu
kaydetmesine rağmen Yafa’ya196 gelen gemilerin, şehre yardım göndermesine kadar
kuşatmada önemli bir muvaffakiyetten bahsetmek zordur197. Haçlılar, kuşatmanın hemen
Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.49
Anonim Haçlı Tarihi, s.151, Willermus, Haçlılar Kudüs’e ulaştıklarında 1500 yaya ve 20 bin yayadan
müteşekkil olduklarını haber vermektedir. Willermus, I, s.348-350, Guibert of Nogent, s.116, Ordericus
Vitalis, III, s.169-170, Radulphus Cadomensis, s.133, Stevenson, The Crusaders in the East, s.33-34,
Raymondus, Haçlıların dizilişini daha farklı vermiştir. Onun tarifine göre Godefroi, Flandre ve Normandie
kuzeyde, Raymond batıda yer alıyordu fakat bir süre sonra Raymond, karargâhını Zion Dağı eteğine
nakletmişti. Raymondus’tan naklen August C. Krey, The First Crusade, s.250, Steven Runciman, I, s.216
193
Fulcherius Carnotensis, s.99, İbn el-Kalânisî, Remle’den Kudüs’e yönelen Haçlılar, burada halktan
bazılarını öldürdü ve şehri kuşattı demekle Fulcherius’u desteklemiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136
194
Anonim Haçlı Tarihi, s.151, Aynı rivayet, Guibert of Nogent, s.116, Ordericus Vitalis, III, s.171
195
Albertus Aquensis, s.415, Raymondus’tan naklen August C. Krey, The First Crusade, s.251, Steven
Runciman, I, s.217
196
Kaysâriye ve Akkâ arasında yer alan sahil şehridir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, V, s.426, Yafa
limanı rüzgâra açık ve büyük gemilerin yanaşamayacağı kadar sığdır. Çıkarma işleri, küçük kayıklar
vasıtasıyla yapılmak durumundaydı. Yafa, Kudüs ve Remle’nin limanı gibiydi. Sükûn ortamlarında çok canlı
bir ticaret merkezi idi. Ebru Altan, “Yafa”, DİA, XLIII, Ankara 2013, s.172-173
197
Anonim Haçlı Tarihi, s.151, Fulcherius ve Willermus da Gesta yazarı gibi bu saldırıda kuşatma
aletlerinin yetersiz olmasından şikâyet etmektedirler. Fulcherius Carnotensis, s.102, Willermus, I, s.350351
191
192
53
başında açlık ve susuzlukla karşı karşıya kaldılar. Ekmek satın alacak bir yerin olmayışı bir
yana atları sulamak için de on altı km kadar açılmak zorunda kalıyorlar ve yollarda
Müslümanların oklarına hedef oluyorlardı. Bu korkunç susuzluk, büyük oranda Sion
Dağı’nın eteğindeki Silaom Havuzu sayesinde giderildi fakat burası da müdafilerin
hedefinde bulunuyordu. Buradan su tedarik edilebilse bile ordugâhta çok pahalıya satılması
da ayrı bir sıkıntıya sebep oluyordu198.
17 Haziran 1099’da Ceneviz ve İngilizlere ait olan altı gemi, Müslüman halkı
tarafından terk edilen Yafa’ya girdi. Gemilerin gelişini haber alan Haçlılar, 18 Haziran’da
aralarında Raymond Pilet, Achard von Montmerle ve Wilhelm von Sabran’un da
bulunduğu yüz kadar şövalyeyi Yafa’ya doğru yola çıkardılar. Şövalyeler, Yafa’ya
geldiklerinde otuz şövalye ayrılarak Remle’de Askalân’dan gelen 700 kişilik Fâtımî
birliğiyle çarpışmaya girdiler. Çatışmada Achard von Montmerle ve birkaç Haçlı askeri
ölmüştü ki çarpışmadan kaçan bir şövalyenin haber vermesi üzerine diğerleri, derhal
yardıma koştular. Raymond Pilet’in yerinde ve zamanında müdahalesi ile Fâtımî birlikleri
daha fazla dayanamadılar. Haçlı takibinde yaklaşık altı buçuk km. kaçan Müslümanlardan
bazıları öldürülürken bazıları, bilgi almak için sağ bırakıldılar. Bu takipte 103 at da ele
geçirildi199. Bu sırada Kudüs önlerindeki sefalet artmaktaydı. Haçlılar, manda derilerini
birbirine dikerek yaklaşık on km. uzaktan karargâha su taşıyorlar, pis suları içmek zorunda
kalıyorlar ve arpa ekmeği yiyorlardı. Ayrıca bu su taşıma işi de öyle kolay gerçekleşmiyor,
su kaynaklarının arkasında saklanan Müslümanlar, Haçlıları pusuya düşürüyorlardı200.
Yafa’ya gelen gemiler, yüklerini boşaltmaya muvaffak olamadan Fâtımî donanması
tarafından muhasara edildiler. İngiliz gemileri, Lazıkiye’ye doğru yol alırken diğer
gemiler, yüklerini boşaltır boşaltmaz, Fâtımî ablukasından kurtularak denize açıldılar.
Nihayetinde Raymond Pilet refakatinde Kudüs’e taşınan bol miktarda kereste ile kuşatma
aletleri yapılmaya başlandı. Fakat hala eksikliği hissedilen kereste ihtiyacı için daha uzak
mesafelere açılmak gerekiyordu. Flandre ile Normandie kontlarının sorumluluğunda
Anonim Haçlı Tarihi, s.152, Fulcherius Carnotensis, s.102, Willermus, I, s.352-353, Guibert of
Nogent, s.117, Ordericus Vitalis, III, s.171-172, Steven Runciman, I, s.216
199
Anonim Haçlı Tarihi, s.152-153, Guibert of Nogent, s.117-118, Ordericus Vitalis, III, s.172-173,
Yafa’ya gelen yardım için Bkz. Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.53, aynı yazar, “Haçlı Seferleri
Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.224, Steven Runciman, I, s.217, Willermus’un kaydı
diğer kaynaklardan ayrılmaktadır. Yazara göre; Raymond, Yafa’ya gitmek üzere Geldemar Carpinel
kumandasında otuz süvari ve elli yaya görevlendirdi. Liderlerin, bu sayının az olduğunu bildirip takviye
birlik göndermesini istemesi üzerine de Raymond Pilet ve William de Sabran, elli askerle yola çıkarıldı.
Lydda (Lud) ve Remle arasında bu birliğe yaklaşık 800 Müslüman saldırdı. Neticesinde Haçlılar galip geldi.
Fakat yazar bu olayı Yafa öncesine tarihlemektedir. Willermus, I, s.356
200
Anonim Haçlı Tarihi, s.153, Guibert of Nogent, s.118, Ordericus Vitalis, III, s.173
198
54
kereste tedarik ve kule inşası sürecinden, Müslümanların da şehrin sur ve kulelerini tahkim
edip yükseltmek suretiyle yararlanmalarının ardından Godefroi ve Raymond, inşa edilen
kuleleri mancınıklarla donattılar ve saldırıya hazır hale getirdiler201.
İnşasının tamamlanmasının ardından kuşatma aletleri, kuzeyde bulunan Stephan
Kapısı’na taşındı ve doğudaki Jehosophat Vadisi’nden mancınıklar için taşlar taşındı.
Müslümanlar, surlarda yerlerini alırken Haçlılar da hazırlıklarını tamamlayıp saldırıya
hazır hale geldiler. Müslümanlar, duvarların zarar gördüğünü fark edince saman
çuvallarıyla duvarları kapladılar. Bunun üzerine Haçlılar, ateşli oklarla bu çuvalları tutan
ipleri yakmaya çalıştılar. Bu başarı üzerine Müslümanlar, ani bir çıkışla Haçlıların
mancınıklarını ateşe verdiler. Mancınığın yakılmasının ardından kuşatma kulesi dikildi,
yangına karşı deriyle kaplandı ve içine Eustace ve Lithold-Engilbert kardeşlerle beraber
birçok asker yerleştirildi202. Albertus’un verdiği bilgiye göre henüz kuşatılmamış olan
Zeytûn Dağı ve Jehosophat Kapısı’ndan Müslümanların, el-Efdâl ile haberleşmeleri
sürüyordu. Bunu engellemek isteyen Haçlılar, mezkûr yerlere pusular kurarak şehri dış
dünyadan tecrit ettiler. Burada yakalanan bir haberciden el-Efdâl’in, şehre yardıma gelme
sözü verdiği öğrenildi. Eğer bir aksilik olmazsa el-Efdâl, on beş gün içinde şehre
gelebilecekti. Biraz da kuşatılanların moralini bozmak için yakalanan adam, mancınıkla
şehre fırlatılmak istendi. Fakat adam, ağırlığı nedeniyle şehre ulaşmadı ve keskin taşlar
üzerine düşerek feci şekilde can verdi203.
14 Temmuz günü artık kuşatma kuleleri, asıl saldırı bölgeleri olan kuzey suru ile
Sion Dağı’na taşınmış bulunuyordu. Dini telkinlerin ve ayinlerin ardından 15 Temmuz’da
genel saldırıya geçildi. Kulelerin duvarlara yaklaştırılmasının ardından daha yakın
çatışmalar başladı ve bu esnada Lethold204 adında bir şövalye, kuzeyde surun üzerine
çıkmayı başardı. Onu diğer askerler izledi ve surda tutunamayan müdafiler, şehrin içlerine
Anonim Haçlı Tarihi, s.154, Willermus, I, s.357-357, Guibert of Nogent, s.118-119, Ordericus
Vitalis, III, s.173-174, Radulphus Cadomensis, s.136-137, Raymondus’tan naklen August C. Krey, The
First Crusade, s.257, Steven Runciman, I, s.217-218
202
Albertus Aquensis, s.415-419, Duvarların saman çuvallarıyla kaplandığından bahsetmeyen Fulcherius,
müdafilerin mazgallı siperlerden halatlarla sallandırdıkları iki büyük keresteyle atılan taşlara karşı koymaya
çalıştıklarını fakat kısa süre sonra Haçlıların, bu halatları kesmeyi başarınca müdafilerin avantajlarını
yitirdiklerini nakletmektedir. Haçlılar şiddetle duvarlara saldırırken Müslümanlar, yağa ve gaza batırılmış
yanan küçük odunlar atarak mancınıklara zarar verdiler. Fulcherius Carnotensis, s.103, İbn el-Esîr’in
verdiği bilgiye göre ise Haçlıların şehir önüne diktikleri iki burçtan Sihyevn tarafında yer alanı, Müslümanlar
tarafından yakıldı ve içindeki Haçlı askerleri de öldürüldü. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.235, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.165, İbn Tağrîberdi, en-Nücum, V, s.147, Abû’lFarac, II, s.340
203
Albertus Aquensis, s.421-423
204
Willermus’a göre Ludolf ve Gislebert adında iki şövalye kardeş, surlara ilk tırmananlardır. Willermus, I,
s.369, Albertus bu askerlerin adını Lithold ve Engilbert olarak kaydetmiştir. Albertus Aquensis, s.429
201
55
çekildiler. Anonim Gesta’nın anlatımıyla bu müdafilerin takip edilmesiyle ayak bileklerine
kadar ulaşan Müslüman kanı içinde Süleyman Mabedi’ne kadar uzanan bir kıyım
başladı205.
Raymond, İftihârü’d-Devle’nin bizzat savunduğu güney surunda, kuşatma kulesini
duvarlara, arada hendek bulunması dolayısıyla yaklaştıramamıştı. Hendeğe her üç taş atana
bir dinar ödeyen Raymond, nihayetinde kuleyi sura yaklaştırmayı başardı fakat bu defa da
müdafileri geçemedi206. Kuzey surundan Haçlıların, şehre girdikleri haberi ulaşınca
Raymond da bu beyhude çabadan vazgeçti ve kuzeye yöneldi207. Şehrin düşmesi üzerine,
Davud Kulesi’ne çekilen İftihârü’d-Devle, burada Raymond tarafından muhasara edildi.
İftihârü’d-Devle, teslim olmaktan başka çare bulamadı; canları ve malları ile serbest çıkış
müsaadesi istedi. Raymond’un, bu teklifi kabul etmesi üzerine kuleyi teslim ederek maiyeti
ile beraber şehirden çıktı ve Askalân’a gitti. Haçlıların, kan ile yıkandıkları Kudüs’ten
kurtulan yegâne grup da bunlar oldular208.
Haçlı kaynakları, Kudüs’te sergilenen vahşeti, tüm çıplaklığıyla tasvir etmişlerdir.
Sokaklarda rastladıkları Müslümanları katleden Haçlıların önünden kaçan bir grup,
Mescid-i Aksâ’ya sığınmış ve Tankred’in209 bayrağını camiye asmışlardı. Fakat bunlar da
Anonim Haçı Tarihi, s.154-155, Guibert of Nogent, s.119-120, Ordericus Vitalis, III, s.174-175
Albertus’un verdiği bilgiye göre Davud Kulesi tarafında bulunan Raymond’a Müslümanlar, on dört
mancınık kurarak karşı koyuyorlardı. Müslümanlar, aynı zamanda kuşatma kulesi ve mancınıkları yakmaya
uğraştığından Raymond, savaş aletlerini yan duvara taşıdı ve ateşe karşı bunları kapladı. Böylece
Müslümanların teşebbüsleri akamete uğradı. Albertus, Aquensis, s.423-427, Steven Runciman, I, s.219220
207
Gesta yazarına göre, bu hendeğin doldurulması için üç gün (12 Temmuz’dan 15 Temmuz’a kadar)
uğraşılmıştır. Anonim Haçlı Tarihi, s.155-156, Krş. Fulcherius Carnotensis, s.104, Willermus, I, s.370371, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.236, Haçlılar Kudüs’ü kuşatınca el-Efdâl’in
bir ordu hazırlayarak Kudüs’e yardım için yola çıktığı rivayet edilmektedir. Bunu haber alan Haçlılar,
muhasarayı şiddetlendirdiler ve şehri ele geçirdiler. el-Efdâl, şehrin zaptından yirmi gün sonra Askalan’a
ulaştı ve Haçlıları anlaşmalara uymamakla kınamak üzere elçilerini yolladı. Eymen Fuâd Seyyid, “Efdâl bin
Bedrü’l-Cemali ve Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı Güttüğü Siyaset”, s.146
208
Anonim Haçlı Tarihi, s.156, Ordericus Vitalis, III, s.180, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.236, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.136-137, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.165, İbn Haldûn,
Kitâb el-İber, V, s.211, Işın Demirkent, “Kudüs (Haçlılar Dönemi)”, DİA, XXVI, Ankara 2002, s.329-330,
Albertus’un kaydına göre Davud Kulesi’ne sığınmaya çalışan on altı kişi atların ayakları altında ezilerek can
verdi. Albertus Aquensis, s.431
209
Tankred, Kubbetü’s-Sahra’yı yağmaladı. Fakat buranın kutsal bir mekân olması dolayısıyla bu aldığı
zengin ganimeti daha sonra iade etmek zorunda kaldı. Fulcherius Carnotensis, s.105, Radulphus
Cadomensis, s.144, 148, 153, Willermus, I, s.371, Abû’l-Farac, II, s.340-341, Albertus’a göre Tankred,
Kubbetü’s-Sahra’dan ele geçirdiği muazzam ganimeti Godefroi ile paylaşmıştır. Albertus Aquensis, s.433,
İslam kaynaklarına Tankred’in, Kubbetü's-Sahra'nın kırk küsur gümüş kandilini aldığı yansımıştır. İbn elEsir’in verdiği detaya göre her bir kandilin ağırlığı 3600 dirhemdi (yaklaşık on kg). Ayrıca kırk rıtl (yetmiş
dört kg) ağırlığında gümüş bir ocak da bu arada Tankred’in eline geçti. Bu hırsızlığa 150 tane küçük kandil
ve yirmi küsur altın kandil de dâhildi. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.236, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.165-166, el-Makrizî, İtti’az, III, s.23, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V,
s.211, İbn Tağrîberdi, en-Nücûm, V, s.148, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.166, el-Cevzî, elMuntazam, XVII, s.47, Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns el-Celîl, I, s.308
205
206
56
masun kalmadılar ve burada yapılan katliam sonucunda mabedin her yerinden kan
damlıyordu. Ertesi sabah mabedin çatısındakiler de kadın-erkek ayırt edilmeden
katledildiler. Buradan şehre dağılan Haçlılar, her türlü malı gasb ederek evlere, içlerindeki
her türlü eşyayla beraber el koydular210. Tankred, tapınağın çatısına sığınanların
katledildiğini gürünce çok kızdı. Anlaşıldığı kadarıyla bu kimseleri esir ederek el-Efdâl ile
mücadelesinde veya pazarlıklarda kullanmak niyetindeydi. Albertus, bu insanların
katledildiğini gören Tankred’in durum değerlendirmesini nakletmiştir. Buna göre Tankred,
bu insanları öldürmek yerine bunlara hükmetmeyi daha uygun buluyordu: Şimdi tüm şehir
cesetle kaplanmıştı fakat Türkler bu şehri 300 kişiyle ele geçirdikleri zaman kimseyi
katletmemişler, bunlara ağır vergiler yükleyip hükmederek şehre uzun süre hâkim
olmuşlardı. el-Efdâl, İznik ve Antakya’da Türklerin mağlup edildiğini duyup şehri ele
geçirdiği sırada o da şehirde kimseyi katletmemişti. el-Efdâl, iyi bir siyasetle Türklere ve
Hıristiyanlara kötü davranmadı, kiliseleri yıkıp onların inançlarını kısıtlamadı. Fakat elEfdâl yine de Türklerden tedirgindi; bu yüzden Antakya önlerindeki Haçlılara elçiler
yollayıp anlaşmak, durumunu güçlendirmek istemiş ve Hıristiyanların rahatını garanti
etmişti. Tüm bu örneklere rağmen peki Haçlılar neden katliam yapıyorlardı? Tankred’in bu
sözleri üzerine buradaki katliama 17 Temmuz’da son verildi211
Şehirdeki
vahşeti
yine
Haçlı
kaynaklarından
takip
etmek
mümkündür:
Müslümanların, katledilmeden önce yuttukları Bizans altınlarına ulaşmak için karınları
deşildi ve bundan sağlıklı bir sonuç alınamayınca yığınlar halinde yakıldılar212. Kudüs’te
ne kadar Müslümanın katledildiği konusunda kaynaklar değişik rakamlar vermektedirler.
Örneğin Fulcherius, Süleyman Mabedi’nde yaklaşık 10 bin Müslümanın boynunun
vurulduğunu haber vermekte ve “burada olsaydınız ayak bilekleriniz katledilenlerin
kanlarıyla lekelenebilirdi” diyerek Gesta’yı teyit etmektedir213. Fakat İslam kaynakları ve
Abû’l-Farac, bu rakamı “Haçlılar, Mescid-i Aksâ'da 70 binden fazla Müslümanı
öldürdüler” demekle yalanlamaktadırlar214. Ermeni kaynaklarından Urfalı Mateos ve
Anonim Haçlı Tarihi, s.156-157, Guibert of Nogent, s.121, Haçlılar, katliamdan sonra evlere dağıldılar
ve içindekilerle beraber bu evlere sahip oldular. Herkesin, ele geçirdiğine sahip olması şeklinde anlaşmışlardı
ve bu yolla birçok fakir, zengin oldu. Fulcherius Carnotensis, s.105, Işın Demirkent, “Kudüs (Haçlılar
Dönemi)”, DİA, XXVI, s.330
211
Albertus Aquensis, s.441-445
212
Fulcherius Carnotensis, s.105
213
Fulcherius Carnotensis, s.104, Radulphus Cadomensis, s.143
214
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.236, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.165, el-Makrizî, İtti’az, III, s.23, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.211, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.211,
İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.166, el-Cevzî, el-Muntazam, XVII, s.47, Mucîr ed-Dîn elHanbelî, el-Üns el-Celîl, I, s.307, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.118, Abû’l-Farac, II, s.340, Bu vahşet için
210
57
Smbat bu rakamın yaklaşık olarak 66 bin olduğunu haber verirken Anonim Süryânî
kaynağı 30 bin olarak kaydetmiştir215. Bu arada Kudüs’te bulunan Yahudiler de bu
katliamdan nasiplerini aldılar ve sığındıkları sinagoglarda toplu halde yakıldılar216.
Raymondus’a göre ise şehre dağılan Haçlılar, acımasızca Müslümanları katletmeye
başladılar ve şehirde müthiş sahneler sergilendi. Daha merhametli olanlar, Müslümanların
kafalarını kesiyorlardı. Bazıları, Müslümanları oklarla öldürüyor bazıları ise daha fazla
işkence çektirerek ateşte yakıyorlardı. Sokaklarda kafa, el ve ayaklara takılmadan yürümek
çok zordu. Fakat bunlar, Süleyman Mabedi’nde cereyan edenler yanında bir hiçtir. Burada
kesilen Müslümanların kanı, Haçlı askerlerinin dizlerine kadar ulaşıyordu. Haçlılar,
dizlerine kadar Müslüman kanı içinde katliamlarını sürdürdüler. Şehir, ceset ve kanla
dolmuştu217.
el-Efdâl’in, Kudüs konusunda ihmalkâr davrandığı kabul edilmektedir. Yusuf
Derviş Gavanime’nin değerlendirmelerine göre Fâtımî Devleti’nin durumuna bakıldığında
bu sonuca ulaşmak mümkündür. Kudüs’ün Fâtımîlerce 1098 yılında ele geçirildiği
varsayılırsa yeterince askeri gücü olan el-Efdâl’in, Haçlıları Kudüs’te karşılamaması ve
Mısır’a dönüşü, ihmalkârlık olarak görünmektedir. Fakat el-Efdâl’in, Haçlılarla ittifak
ettiği ve kaygı duymadan Mısır’a döndüğü de karşı tez olarak sunulabilir. Fâtımîlerin
askeri gücünün yeterli oluşu, 1098 yılı içinde Sûr şehrini itaate almalarından218 ve Kudüs’ü
direnişle karşılaşmadan ele geçirmelerinden anlaşılabilir. Bu noktada el-Efdâl’in, yukarıda
bahsedilen Kudüs’ü tahkim etmesinde yeterli asker göndermediği değerlendirmesinde
bulunmak daha yerinde olacaktır. Zira Haçlılar, sahil şehirlerini kuşattıklarında da yeteri
kadar askeri yardımda bulunmadığı kaynaklara yansımıştır219.
Bkz. Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.55-56, Steven Runciman, I, s.220-221, İbrahim Erhem Polat, “Doğu
ve Batı Kaynaklarında Haçlı Seferlerinde Yaşanan İnsanlık İhlalleri”, s.15-17
215
Urfalı Mateos, Vakayiname, s.199, Smbat Sparapet, Chronicle, s.51, Anonim Süryânî Vakayinamesi,
s.14, Albertus ve Willermus ise sadece tapınak içinde 10 bin Müslümanın katledildiğini nakletmişler ancak
sokakların cesetle dolu olması nedeniyle bu rakamın daha fazla olduğunu da not düşmüşlerdir. Albertus
Aquensis, s.431-433, Willermus, I, s.372
216
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, Edward Gibbon, The Crusades (A.D. 1095-1261), London 1869, s.44, Steven
Runciman, I, s.221
217
Raymondus’tan naklen August C. Krey, The First Crusade, s.261
218
1089 yılında Bedr el-Camâlî’nin gönderdiği Nâsırüddevle el-Cüyûşî, Sûr şehrini Tutuş’un elinden aldı.
1097 yılına gelindiğinde vali Kuteyle, isyan etti fakat Fâtımîler, bu isyanı kanlı bir şekilde bastırdılar. Mısır’a
götürülen Kuteyle öldürüldü. İbn el-Kalanisî, Zeyl, s.133-134, Ebru Altan, “Sûr”, DİA, XXXVII, Ankara
2009, s.536
219
Yusuf Derviş Gavanime, “el-Efdâl b. Bedr’ül Cemâlî ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü”, s.146, 149
58
1.2.4.Askalân Savaşı (12 Ağustos 1099)
Haçlılar, hedefleri olan Kudüs’ü nihayet ele geçirdiler ve bunu, Tanrı’ya bir şükran
ifadesi olmak üzere Müslüman ve Yahudileri katlederek kutladılar. Bu defa Kudüs’ün nasıl
yönetileceği, Müslümanlara karşı nasıl korunacağı, gerek duyulan insan ihtiyacının nasıl
karşılanacağı gibi konular gündeme geldi. Başka bir sorun daha vardı ki bu noktada
Müslümanlara psikolojik işkence uygulandı. Şehir temizlenmeliydi; kokmaya başlayan
Müslüman cesetlerinin, yakılmak üzere bir araya toplanması gerekiyordu ve Haçlılar bu işi
hayatta kalmış Müslümanlara yaptırdılar. Anonim Gesta’nın anlatımıyla; “(…) hayatta
kalmış olan Müslümanlar, cesetleri kapıların önüne sürüklediler ve evler yüksekliğinde
birbiri üzerine yığdılar. Böyle bir imansız katliamı şimdiye kadar ne görülmüş ne de
işitilmişti zira odun yığınları üzerinde yanan piramitlere benziyorlardı ve ne kadar çok
olduklarını yalnız Tanrı bilir. Kont Raymond, sadece o emir ile yanında bulunanların
sağ salim Askalân’a gitmelerine izin verdi.”220 Bu vahşetin sonrasında Haçlılar,
Godefroi’yi yönetici (23 Temmuz 1099), Arnulf’u da patrik seçtiler (1 Ağustos 1099)221.
Haçlıların Kudüs’ü işgali ve sergiledikleri vahşete Fâtımîlerin ilk reaksiyonu,
Askalân’da yaşanan savaş ve sonrasında şehrin kuşatılması ile sonuçlandı. İbn el-Esîr’in
ifadesine göre Kudüs’ün ele geçirilmesinin hemen sonrasında el-Efdâl, Askalân’a yürürken
Haçlılara da elçi yolladı ve onları yaptıklarından dolayı yadırgadığını bildirip tehdit etti.
Haçlılar ise Fâtımî elçilerinin yola çıkışını müteakip harekete geçtiler222. Anonim
Gesta’nın verdiği detaya göre ise Kudüs’te yönetici ve patrik seçimleri yapıldığı sıralarda
Haçlılara Nablus’tan223 haberciler geldi (4 Ağustos 1099 civarı) ve şehri teslim almalarını
Anonim Haçlı Tarihi, s.158, Guibert of Nogent, s.122, Steven Runciman, I, s.223
Anonim Haçlı Tarihi, s.158-159, Guibert of Nogent, s.123, Fulcherius, Godefroi’nin hükümdar =
prinkeps seçildiğini yazar, fakat –Raymond’un itirazları nedeniyle- kendisi Kutsal Mezarın Savunucusu
unvanıyla başa geçmişti. Ayrıca yazar, Anonim Gesta’nın aksine papaya sorulmadan bir piskopos tayini
yapılmadığını kaydetmiştir. Fulcherius Carnotensis, s.106-107, Şehre yönetici seçimine geçildiğinde
Raymond de Saint Gilles üzerinde duruluyordu fakat o, ülkesine dönme niyetini açıklayınca Godefroi
“Kutsal Mezarın Savunucusu” unvanıyla başa geçti. Willermus, I, s.380-383, Steven Runciman, I, s.225226, 17 Temmuz’da yapılan toplantıda Raymond’un başa geçmesi teklif edildi fakat Raymond bunu
reddedince Godefroi başa geçti. Godefroi’nin başa geçmesiyle ikili arasında anlaşmazlık baş gösterdi. Zira
tüm Haçlılar üzerinde tek hâkim olmak isteyen Godefroi, Raymond’dan Davud Kulesi’ni teslim etmesini
istedi fakat Raymond reddetti. Albertus Aquensis, s.445-447
222
Savaş, 12 Ağustos 1099’da yaşandı. Fulcherius, Askalan ile Kudüs arasının bir buçuk gün olduğunu
söylemektedir. Savaş, Haçlıların ganimet ele geçirmesinin ertesi günü olduğuna göre Haçlılar 9 Ağustos’ta
yola çıkıp 10 Ağustos’ta bölgeye ulaşmış olmalılardır. Krş. Fulcherius Carnotensis, s.108-109, Anonim
Haçlı Tarihi, s.160, İbn el-Esîr burada ”‫ = انكر‬Bilmedi, İnkâr etti, Yadırgadı, Hoş karşılamadı” fiilini
kullanmıştır. Fâtımî-Haçlı ittifakına dair kayıtlar göz önüne alındığında İbn el-Esîr’in bu kaydı da bir FâtımîHaçlı anlaşmasını doğrular mahiyette görünmektedir. Zira el-Efdâl’inki bir tehditten ziyade ahde vefasızlıkla
suçlama mahiyetindedir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.237, İbn Haldûn, Kitâb elİber, V, s.211, Steven Runciman, I, s.228
223
Kudüs’e on fersah (60 km.) mesafede dağlık bir bölgedir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, V, s.248,
Nablus, Kudüs’ün kuzeyinde Tur ile Selimiye Dağları arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan
220
221
59
istediler. Kont Eustach ve Tankred, derhal yola çıkmışlardı ki Fâtımîlerin, büyük bir
orduyla yolda oldukları haberi üzerine Godefroi, mezkûr kontları tekrar çağırdı. Bunun
üzerine Kont Eustach ve Tankred önce Kaysâriye’ye sonrasında Remle’ye geldiler ve
Remle’de Müslümanların öncüleriyle çatışmaya girip geri püskürttüler. Bu çatışmada
Müslümanlardan bazılarını yakalayıp Fâtımî ordusu ve savaş gücü konusunda bilgi
aldılar224. Savaşın Askalân’da yaşanacağı haberi, Kudüs’e ulaştırıldığında Raymond de
Saint Gilles ile Robert de la Normandie bu bilgiyi teyit etme ihtiyacı hissettiler ve
adamlarını yollayıp Fâtımî ordusunun bulunduğuna kani oluncaya kadar harekete geçmeyi
reddettiler225. Haçlılar arasında bunun gibi güven sorunları bundan sonra da yaşanacaktır.
Hatta olayların devamında, Askalân kuşatmasında bu durum tekrar etmiştir.
Haçlılar, Askalân’a 10 Ağustos’ta ulaştılar. Burada savaşa hazırlanırlarken bol
miktarda hayvan (öküz, deve, koyun, keçi vs.) ele geçirdiler. Fulcherius’un kaydına göre
Haçlılar, Müslümanlara karşı harekete geçtiklerinde bu hayvanları geride bırakma
niyetindeydiler. Fakat Haçlılar ilerleyince bu hayvanlar da askerlerin ardından gittiler ve
bu durum, Müslümanlarda Haçlı ordusunun çok kalabalık olduğu intibaı uyandırdı226. Bu
hayvanlar ele geçirildiği sıralarda ilk çatışma da yaşandı. Yaklaşık 300 Müslüman askeri,
Haçlılara saldırdı fakat tutunamadılar ve iki esir bırakarak çekildiler227.
Tarafların sayısı hakkında birbirini tutmayan rivayetler mevcuttur. Raymondus ve
Willermus, Haçlı ordusunun sayısını 1200 şövalye ve yaklaşık 9 bin piyade olarak
verirlerken; Urfalı Mateos ve Smbat, Fâtımî ordusundan 100 bin kişinin boğulduğunu
ifadeyle toplam rakamın 300 bin olduğunu kaydetmişlerdir. Radulphus Cadomensis,
bir vadide kurulmuştur. Ticaret yollarına hâkimdir, stratejik bir kanumu vardır ve su kaynaklarının bolluğu
ile ön plana çıkar. Şehir, daha önce Selçuklular ve Fâtımîler arasında mücadeleye sahne olmuş olmakla
beraber 1098 yılında Fâtımîlerin elinde bulunuyordu. Şit Tufan Buzpınar, “Nablus”, DİA, XXXII, Ankara
2006, s.265-266, Kaynaklarda burada yaşanan bir mücadeleden bahsedilmiyor. Buranın Müslüman halkı da
diğer birkaç şehir gibi Haçlıların önünden kaçmış olmalıdır.
224
Anonim Haçlı Tarihi, s.159, Guibert of Nogent, s.127, Ordericus Vitalis, III, s.183-184, Steven
Runciman, I, s.228, Alınan bilgiye göre Fâtımî ordusunda çok sayıda Türk, Arap ve Habeşli bulunmaktaydı.
Fulcherius Carnotensis, s.108, Willermus, I, s.394, Nablus taraflarına giden kontların dönüşü sonrasında
ilk çatışma yaşanmıştı. Esir edilenlerden alınan bilgiye göre el-Efdâl’in ordugâhı, oraya on bir km kadar
uzaklıktaydı ve el-Efdâl, iki gün sonra Haçlılara karşı yürüme niyetindeydi. Willermus, I, s.395-396,
Haçlıların buna göre plan yapmaları ve harekete geçmeleri, İslam kaynaklarında ifade edilen hazırlıksız
yakalanma durumunu açıklar mahiyettedir. Albertus’un kaydına göre Haçlılar, Remle’ye ilerlediklerinde –
Kudüs alındığı zaman Haçlılarla anlaşma yapmış olan- Remle valisi, gelerek destek vermeye hazır olduğunu
bildirdi ve Fâtımîlerin planları hakkında bilgi vererek onları yönlendirdi. Albertus Aquensis, s.459
225
Anonim Haçlı Tarihi, s.160, Guibert of Nogent, s.128, Albertus, Raymond’un Davud Kulesi
anlaşmazlığı (elinden alındığı için) sebebiyle Askalan’a hareket etmediğini, adamlarının tavsiyeleri üzerine
harekete geçmeye ikna olduğunu kaydetmektedir. Albertus Aquensis, s.457
226
Fulcherius Carnotensis, s.108
227
Anonim Haçlı Tarihi, s.161, Guibert of Nogent, s.128
60
Fâtımîlerin mevcudunu 360 bin atlı ve denizdeki kumlardan daha çok yaya olarak
kaydedip mübalağalı bir rakam vermiş; Albertus ise bu savaşta 20 bin Haçlının, 300 bin
Müslümana karşı olduğunu söyleyerek olayı daha karmaşık bir hale getirmiştir228.
Haçlıların savaş düzenine bakıldığında Godefroi’nin sol kanatta, Raymond de Saint
Gilles’in sağ kanatta, Normendie ve Flandre kontlarıyla Tankred’in de ortada yer
aldıklarını görmekteyiz. Fâtımîlerin öncü birlikleri iki kola ayrılmışlardı. Nihayet ordular
karşı karşıya geldiğinde daha hızlı hareket eden öncü birlik, Haçlıları arkadan sarmak için
ilerledi. Godefroi’nin bunu erken fark etmesi, Haçlıları savaşın hemen başında büyük bir
tehlikeden kurtardı. Karşılıklı ok atışlarıyla sakin başlayan savaş, yerini bir süre sonra
mızrakların daha çok kullanıldığı yakın çarpışmalara bıraktı. Kaynakların ortak ifadesi;
Fâtımîlerin, şiddetli Haçlı hücumlarına dayanamadıkları yönündedir. Öyle ki Fulcherius,
yaklaşık bir saat içinde Fâtımîlerin bozguna uğradığını ve kaçmaya başladığını
kaydetmektedir (12 Ağustos 1099)229.
Müslümanlar, bozgun halinde çekilirlerken bölgede bol miktarda bulunan incir
ağaçlarına saklanarak Haçlıların takibinden kurtulmak istemişlerdi. Fakat Haçlılar, bu
ağaçları ateşe verdikten sonra buradaki Müslümanların bazılarını oklarla öldürüp bazılarını
da ölümcül derecede yaraladılar. el-Efdâl ise sağ kalanlarla beraber Askalân’a çekildi230.
Kaynakların
çok
açık
bilgiler
vermediği
kayıplar
konusunda
İbn
el-Kalânisî,
Müslümanların kaybını 10 bin kişi olarak kaydetmiştir. Hemen sonrasındaki Askalân
kuşatmasında ise halkın çeşitli tabakalarından yaklaşık 2700 kişinin hayatını kaybettiğini
rivayet eder. Albertus da kaçmaya çalışanların sahile yöneldiğini, Raymond’un takibinde
bunların birçoğunun katledildiğini kaydetmiştir. Yazar, şehre girmeye çalışırken 2 binden
fazla kişinin ezilerek öldüğünü söylemekle de bir bakıma İbn el-Kalânisî’yi teyit
etmiştir231. Haçlıların ele geçirdikleri ganimet arasında altın, gümüş, değerli taşlar,
Raymondus’tan naklen August C. Krey, The First Crusade, s.270, Willermus, I, s.396-397, Urfalı
Mateos, Vakayiname, s.200, Smbat Sparapet, Chronicle, s.51, Radulphus Cadomensis, s.154, Albertus
Aquensis, s.469
229
Fulcherius Carnotensis, s.109, Anonim Haçlı Tarihi, s.161, Ordericus Vitalis, III, s.185-187,
Askalan’da yaşanan savaşın tarihini Anonim Gesta yazarı 12 Ağustos 1099 olarak kaydetmekte, Anonim
Haçlı Tarihi, s.163 ve Fulcherius da onu teyit etmektedir. İbn el-Kalânisî, tarih vermezken İbn Kalânisî,
Zeyl, s.137, İbn el-Esîr, gün belirtmeden savaş tarihini Temmuz-Ağustos 1099 olarak kaydetmiştir. İbn elEsir, el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.236, Krş. Willermus, I, s.397, Albertus Aquensis, s.463465, Raymondus’un verdiği bilgiye göre Haçlılar dokuz bölüğe ayrıldılar. Üç bölük önde, üç bölüük arkada,
üç bölük de merkezde yer alıyordu. Raymondus’tan naklen August C. Krey, The First Crusade, s.270
230
Fulcherius Carnotensis, s.109, Anonim Haçlı Tarihi, s.162, Guibert of Nogent, s.129-130, İbn el-Esîr,
el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.237, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, el-Makrizî, İtti’az, III, s.24,
İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.211
231
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, Albertus Aquensis, s.467-469
228
61
kaftanlar, altın süslü miğferler, değerli yüzükler, çok sayıda kılıç ve hububat yer
almaktaydı. Hatta Fulcherius, ordu geri dönerken bu mallardan çoğunun taşınamadığı için
ateşe verildiğini kaydetmiştir232.
İslam kaynakları, Askalân Savaşı’nı daha muhtasar kaydetmişlerdir. Bunların
birleştikleri nokta, Askalân’da Müslümanların hazırlıksız yakalandığıdır. el-Efdâl, 4
Ağustos 1099’da Askalân’a ulaşmış olmasına rağmen burada donanmanın gelişini
beklemek durumda kalmıştı. Haçlıların ani saldırısı karşısında ordusunu savaş düzenine
soktuysa da yukarıda ifade edildiği üzere bozgun halinde geri çekilmek zorunda kaldı233.
Askalân’a sığınan el-Efdâl, Mısır’a doğru yola çıktı. Onun hareketinin hemen akabinde
geceyi tetikte geçiren Haçlılar, ertesi gün Askalân’ı kuşatmaya başladılar. Askalân
kuşatması konusunda kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Askalân kuşatmasının
öne çıkan tarafı, Haçlılar arasındaki anlaşmazlıklardır. Buna göre Haçlılar, 20 bin dinar
karşılığında kuşatmayı kaldırmaya razı olmuşlar ve çekilmişlerdir234.
Kaynaklar, Askalân’da Müslümanları yenen Haçlıların, kuşatmada aynı başarıyı
gösteremedikleri ve çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri için Askalân’ın kurtulduğu
düşüncesindedirler. Haçlı kaynakları halkın, -Davud Kulesi’ndeki Müslümanlara karşı
sözünde durmuş olan- Raymond’a teslim olma niyetinde olduğunu fakat Godefroi’nin
muhalefeti üzerine bunun gerçekleşmediğini nakletmektedirler. Zaten bu olayın ardından
Raymond çok kızmış ve yanında Normendie ve Flandre kontları olduğu halde kuşatmadan
ayrılarak Arsûf’a yönelmiştir235. Albertus’un, bu kuşatma ve sonrasında Arsûf’ta gelişen
olaylar dolayısıyla Raymond’a öfkeli olduğu görülmektedir. Zira yazarın bambaşka bir
anlatımı vardır. Bir bakıma Raymond, Haçlılar arasına nifak tohumları serpen biri
konumundadır. Buna göre Askalân kuşatıldığında Raymond, halka gizli bir elçilik heyeti
yollamıştı. Halktan kendisine teslim olmalarını istemiş; eğer bu gerçekleşemezse birçok
Haçlı liderinin, askerleriyle beraber ülkelerine dönme niyetinde oldukları, Godefroi’nin
Fulcherius Carnotensis, s.109-110, Normandie kontunun ele geçirdiği el-Efdâl’in bayrağı, zaferin
nişanesi olarak Kutsal Mezar’a asılmıştır. Anonim Haçlı Tarihi, s.162, Guibert of Nogent, s.130,
Ordericus Vitalis, III, s.190, Albertus Aquensis, s.469
233
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.237
234
Genel olarak İslam kaynakları, kuşatmanın kaldırılması için 12 bin veya 20 bin parça altının ödendiğini
rivayet ederken İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.237, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.166, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.149, İbn el-Kalânisî, bahsedilen 20 bin dinar hazırlanırken
Haçlı kumandanları arasında anlaşmazlık çıktığını ve böylece herhangi bir para alamadan elleri boş
döndüklerini kaydetmektedir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, Ayrıca Krş. İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.211,
Abû’l-Farac, II, s.341, Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.70
235
Ordericus Vitalis, III, s.188-189, Steven Runciman, I, s.229-230, Stevenson, The Crusaders in the
East, s.35, Harold S. Fink, “The Foundation of the Latin States, 1099-1118”, s.375, Michaud, I, s.244
232
62
yanında çok az adam kalacağı için şehri teslim etmemelerini tembihlemişti. Böylece teslim
olma niyetinde olan Askalânlılar vazgeçmiş ve Raymond’un iki kont ile çekilmesinin
ardından sadece 700 şövalyeyle kalan Godefroi de kuşatmayı kaldırarak Arsûf’a
yönelmişti236. Raymond’un bu davranışına Davud Kulesi’nin hâkimiyeti sorununun sebep
olduğu akla gelmektedir. Fakat yazarın kayıtları, başka hiçbir kaynakta yer almamaktadır.
Albertus, Arsûf kuşatması için de aynı rivayeti nakledecektir. Netice itibariyle Haçlı
liderleri arasındaki anlaşmazlık Askalân’ı kurtardı ve şehir, 1153 yılına kadar Fâtımîlerin
hareket üssü olarak kaldı.
Raymond’un Flandre ve Normandie kontlarıyla beraber bölgeden ayrılması üzerine
Godefroi, Tankred ile kalmıştı. Tankred, özellikle Galilaea bölgesine sağlam bir şekilde
hâkim bulunuyordu. Bu bölge, Haçlıların gelişinden önce Fâtımîler ile Dımaşk meliki
Dukak arasında anlaşmazlıklara sebep olmuş, Askalân yenilgisi sonrasında Dukak, burayı
ele geçirmeyi düşünmüş fakat başarılı olamamıştı. Tankred, yirmi dört şövalye ve yaya
maiyetiyle hala Fâtımîlerin elinde bulunan Galilaea’ya girdiği sırada yerli Müslümanlar,
Tankred’e direniş göstermediler ve Tankred, bölgenin merkezi Taberiye’ye ilerlediği
sırada Dımaşk’a bağlı yerlere kaçtılar. Şehirdeki Hıristiyan halkın, Tankred’i sevinçle
kabul etmesiyle Müslümanlar, şehri terk ettiler. Hemen sonrasında Tankred, Müslüman
arazisine ani baskınlar düzenleyerek etrafı yağmalamaya başladı. Bu akınlar, Tankred’e
zengin ganimet kazandırdığı gibi Galilaea bölgesindeki hâkimiyetini de sağlamlaştırdı237.
Tankred, aşağıda görüleceği üzere Bohemond’un esareti sonrası Antakya’ya giderken
buraları Godefoi’ye teslim etti.
1.2.5.Hayfa'nın Zaptı (25 Temmuz 1100)
Hayfa şehrinin ele geçirilip yağmalanması, İslam kaynaklarında “Haçlılar, bu sene
(1100) Akkâ yakınlarındaki Hayfa şehrini silah zoruyla işgal ettiler” şeklinde tek cümle ile
yer
bulmuştur238.
Haçlı
kaynaklarında
ise
Venediklilerin
deniz
kuvvetlerinden
yararlanılarak şehrin ele geçirildiği ve halkın katledildiği yer almıştır. Haçlıların bu
sıradaki en büyük sıkıntısı, deniz gücüne sahip olmamalarıydı. Bu yüzden Godefroi, 1100
yılında Yafa’ya ulaşmış olan Venediklilerle temasa geçerek bunların deniz gücünden
yararlanmak istedi. Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre Venedikliler, iki ay boyunca
Haçlıların seferlerine katılacak ve denizden yardım sağlayacaklar; buna karşılık
236
Albertus Aquensis, s.471-473
Steven Runciman, I, s.235
238
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.139, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.43, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.267, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.167, el-Makrizî, İtti’az, III, s.26, Azîmî, Tarih, s.39
237
63
kendilerine Godefroi’nin hâkimiyeti altındaki topraklarda serbest ticaret hakkı, pazar
yerleri, kilise ve Müslümanlardan zapt edilecek şehirlerin üçte biri verilecekti. Venedikliler
de tüm bunlara sahip olurlarken belli bir para ödeyeceklerdi239.
Anlaşma gereğince Haçlılar, 1100 yılında Akkâ’yı kuşatırlarken Godefroi hasta
yatmaktaydı. Kralın hastalığı ve bir süre sonra da ölümü kaynaklarda birbirini tutmayan
rivayetleri içerir. İslam kaynakları Godefroi’nin, Akkâ kuşatmasında isabet eden bir okla
yaralanıp bir süre sonra da öldüğünü naklederler240. Hıristiyan kaynaklarının kayıtları ise
olayın seyri açısından daha tutarlıdır. Buna göre Godefroi, Kaysâriye’yi kuşatırken şehrin
hâkimi, dostluk göstergesi olarak yemek ikram etmiş fakat Godefroi bunu reddetmiş,
sadece gönderilen meyvelerden yemişti. Meyveler zehirli olduğu için de bir süre sonra
hastalanmış ve kırk adamıyla beraber ölmüştü. Albertus’un kaydına göre kral zehirlenince
Yafa’ya taşındı. Yafa’da bulunan Venediklilerle anlaşma yaptı ve ortak bir harekâta
katılmaya söz verdi. Fakat hastalığı şiddetlenince Kudüs’e taşındı241.
Kral hasta bir şekilde Kudüs’e taşındığında Tankred, Venediklilerle anlaştı ve
Hayfa’yı kuşattı. Warner de Gray ve Tankred karadan, Venedikliler denizden şehri
kuşatmaya aldılar. Bu sırada Warner hasta olduğu için Yafa’ya, dört gün sonra da Kudüs’e
döndü. Godefroi ise 18 Temmuz 1100’de Kudüs’te öldü242. Tankred ve Venedikliler,
Hayfa’yı kuşatırlarken Godefroi’nin, sağlığında şehri Geldemar Carpanel’e vaad etmiş
olduğu duyuldu. Buna kızan Takred, mücadeleden vazgeçmişti ki Patrik Daimbert, onu
kuşatmaya devam hususunda ikna etti. Şehirde Yahudi nüfus fazlaydı. Kuşatma aletleri
kurulup şehir şiddetli bir şekilde sıkıştırılırken Müslüman ve Yahudiler, şehri beraberce
başarılı bir şekilde savundular. Şehir duvarları tahrip edilirken halk, iç kalede direnmeye
devam etti. Nihayetinde şehrin ele geçirilmesi ile de şiddetli bir kıyım başladı. Şehirde
bulunan Yahudi ve Müslümanlar acımasızca öldürülürken altın, gümüş, değerli elbise,
atlar, katırlar ve erzaka el konuldu. Şehrin ele geçtiği gün, halkın bir haç etrafında
toplanması emredilmişti. Burası, onlar için güvenli bir alan olacaktı. Fakat sözlerinde
Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.222
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.138, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.43, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.266, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.167, Azîmî, Tarih, s.38,
241
Albertus Aquensis, s.511-513, Urfalı Mateos, Vakayiname, s.203, Willermus, I, s.413-414, Steven
Runciman, kralın tifüs nedeniyle hastalandığını ifade etmektedir. Steven Runciman, I, s.241
242
Albertus, bu tarihi 17 Temmuz olarak vermiştir. Albertus Aquensis, s.515-517
239
240
64
durmayan Haçlılar, burada toplanan halkı, yaşa ve cinsiyete bakmaksızın acımasızca
katlettiler243.
Şehir zapt edildikten bir süre sonra Geldemar Carpanel ve Tankred arasında şehrin
hâkimiyeti üzerine yaşanan tartışmalara Bohemond de dâhil oldu. Tartışmaların ardından
Malatya’ya yönelen Bohemond, gelişen olayların devamında esir alınacaktır. Albertus’un
kaydına göre bu mücadeleden Tankred galip çıktı ve şehre hâkim oldu. Zira Urfa kontu
Baudouin, Kudüs’e giderken şehre ulaştığında buraya hâkim olan Tankred, kendisini şehre
almamıştı244.
1.2.6.Urfa Kontu Baudouin de Boulogne’nin Kudüs Kralı Olması, Askalân
Civarına Keşif Seferi ve Önemli Gelişmeler
Godefroi ölünce Kudüs tahtı üç ay boyunca boş kaldı245. Kont Garnier de Gray,
Davud Kulesi’ni ele geçirerek Urfa kontu Baudouin’e haber yolladı ve Kudüs’e gelip tahta
geçmesini istedi. Aynı sıralarda Patrik Daimbert de Bohemond’a aynı mealde mektup
yollamıştı. Patrik, mektubunda Garnier Gray tehlikesine dikkat çekmişti fakat bu mektup
Bohemond’a ulaşmadı246. Bu sırada Urfa kontu olan Baudouin, Bohemond’un esir
alınmasından sonra Malatya’ya yardıma gitmiş ve Malatya hâkimi Gabriel, onun vasalı
olmuştu. Baudouin, Malatya’da işleri yoluna koyup Urfa’ya döndüğü sırada şehre ulaşan
elçiler, Godefroi’nin ölüm haberini getirdiler. Bunun üzerine Baudouin, 200 şövalye ve
800 piyade ile 2 Ekim 1100 tarihinde Kudüs yolculuğuna başladı247.
Urfa’da yerine Baudouin de Bourg’u bırakan Baudouin, Antakya-Lazıkiye-Cebele-Valenia-Maraclea-Antartûs-Akkâ güzergâhını takip ederek Trablus’a ulaştı. Trablus emiri,
Baudouin’e çadır, ekmek, şarap, şeker gibi ihtiyaç duydukları maddeleri göndererek
Dımaşk hâkimi Dukak ile Hıms hâkimi Cenâhü’d-Devle’nin planları konusunda onu
bilgilendirdi248. Trablus’tan ilerlemeye başlayan Haçlılar, Cübeyl’i geçip Nehrü’l-Kelb’e
ulaştılar. Sahil yolunun, Beyrut’a yaklaşık sekiz km. mesafede dağlar ve deniz arasında
iyice daraldığı ve geçişi zorlaştırdığı yerde Türkler, pusularını kurmuşlardı249. Haçlıların
243
Albertus Aquensis, s.517-521, Stevenson, The Crusaders in the East, s.42, Steven Runciman, I, s.245,
Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.222
244
Albertus, s.521-523, 539-541
245
Willermus, I, s.415
246
Willermus, I, s.418-420, Steven Runciman, I, s.246
247
Willermus, I, s.421, Fulcherius Carnotensis, s.121, Nuveyrî, Urfa kontunun 500 atlıyla yola çıktığını
kaydetmiştir, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.167, Albertus, bu sayıyı 1000 yaya ve 400 şövalye
olarak vermiştir. Albertus Aquensis, s.531
248
Fulcherius Carnotensis, s.122, Willermus, I, s.421-422, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.138, Steven Runciman,
I, s.250
249
Fulcherius Carnotensis, s.122, Willermus, I, s.422
65
öncüleri Türklerin, yakınlarında olduklarını haber vermeleri üzerine savaş düzeni alındı.
Çatışmanın başlangıcında Fulcherius’un kaydına göre Haçlılardan sadece dört kişi ölürken
Müslümanlar daha fazla zayiat verdiler. Çatışma durduğunda Haçlılar, Beyrut ve
Cübeyl’den gelen gemilerin de yardımıyla karadan ve denizden tamamen kuşatmaya
alındılar. Umutsuzca bekleyen Haçlılar, gece boyu Türklerin ok atışlarına hedef oldular.
Sabahında yükler önde, savaşçılar arkada olarak geri çekilmeye başladılar. Bu sırada
Türkler de deniz ve karadan onları takip ediyorlardı250.
Gemilerden inen Türkler, Haçlılara saldırdılar fakat Haçlıların ani dönüşü,
dengeleri değiştirdi. Türklerin bir kısmı kaçarken kalanlar katledildi. Bu beklenmedik
gelişme üzerine gemiler de denize açıldı. Haçlılar, ganimetleri toplayarak yollarına devam
ettiler ve ertesi gün, terk edilmiş bir yer olan Yûniye’ye vardılar. Türklerin çekilmesinin
ardından daha rahat hareket etme imkânı bulan Haçlılar, geceyi Beyrut yakınlarında
geçirdiler. Burada Beyrut hâkimi, Haçlılara yemek göndererek Fulcherius’un ifadesiyle
yapmacık bir dostluk gösteriyordu. Haçlılar Sûr, Sayda ve Akkâ’yı geçtikten sonra nihayet
Tankred’in hâkimiyetinde bulunan Hayfa’ya ulaştılar. Tankred, Baudouin’e Çukurova’da
yaptıkları dolayısıyla olan nefretini, burada açığa vurdu. Zira Tankred’in, şehre almadığı
Haçlılar, ancak halktan ekmek ve şarap satın alabildiler. Nihayetinde Baudouin, Arsûf’tan
geçerek geldiği Yafa’da kral olarak karşılandı ve oradan da Kudüs’e gitti251.
Baudouin, Kudüs’te fazla kalmadı ve derhal bir keşif seferine çıktı. Amacı,
Askalân’ın savunma hattını araştırmak ve Kahire-Dımaşk kervan yolu hakkında
incelemede bulunmaktı. Azotus ve Akkâ’dan geçen Haçlılar, Askalân’a geldiler ve
buradan
daha
uzaklara
açılarak Müslüman
topraklarında tahribatta bulundular.
Fulcherius’un verdiği bilgiye göre Müslümanlar, mallarını ve canlarını korumak için
mağaralarda saklanmışlardı. Haçlılar, bu Müslümanları, mağara girişlerine ateş yakarak
dışarı çıkardılar. Bahsedilen Müslümanların çoğunluğu, Remle ve Kudüs arasında
Hıristiyanlara zarar verenlerdi. Haçlılar, Müslümanlardan yaklaşık yüz kişiyi öldürüp
buralarda rastladıkları Süryânîleri himayelerine aldılar252. Bölge hakkında bazı
Müslümanların bilgi vermesi ile Haçlılar, Müslüman arazisinde ilerlemelerini sürdürdüler.
Ölüdeniz’in güneyinde bulunan Segor Köyü’nü ve sonrasında uğradıkları diğer köyleri boş
bulan Haçlılar, bu köylerde kayda değer bir şey elde edemediler ve üç gün kaldıkları
250
Fulcherius Carnotensis, s.123, Willermus, I, s.423
Fulcherius Carnotensis, s.124-126, Wilermus, I, s. 424-425, Baudouin’in Kudüs yolculuğu için Bkz.
Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, I, (1098-1118), s.69-72
252
Fulcherius Carnotensis, s.127, Willermus, I, s.426-427, Albertus Aquensis, s.543-545
251
66
zengin bir vadiden dönüş yoluna girip 21 Aralık 1100’de Kudüs’e ulaştılar253. Baudouin,
1101 yılı Noel’inde taç giyerek Kudüs’ün ilk Latin kralı oldu254.
1101 yılı itibariyle Haçlıların durumuna bakıldığında durumlarının pek parlak
olmadığı görülür; o sıralarda Antakya prinkepsi Bohemond, Danişmendliler tarafından255
esir alınmıştı. Bunun üzerine Antakya halkı, Tankred’e haber yollayarak Antakya’ya
gelmesini ve idareyi ele almasını istediler. Tankred, Bohemond’un mirasına sahip çıkmak
üzere Hayfa ve Taberiye şehirlerini Baudouin’e teslim ederek 9 Mart 1101’de Antakya’ya
doğru yola çıktı. Bunun üzerine Baudouin, Taberiye’yi Hugh de St. Omar’a verdi256. Aynı
yılda Kudüs’ün ele geçirilmesinin verdiği coşku ve insan gücüne olan ihtiyaç sebebiyle
Avrupa’da yeni bir Haçlı Seferi için hazırlıklar yapılıyordu. “1101 Yılı Haçlı Seferleri”
olarak adlandırılan bu seferde Haçlı orduları, İstanbul’a ulaştıklarında -Aleksios’un
yardımını sağlamak üzere burada bulunan- Raymond de Saint Gilles ile karşılaştılar ve
Niksar Kalesi’nde esir tutulan Bohemond’u kurtarmak için boğazı geçtiler. Anadolu
içlerinde kaybolup giden bu seferin amacına ulaşamamasını Haçlı kaynakları, Bizans’ın
ihanetine bağlamak çabasında olmalarına karşın büyük umutlarla teşkil olunan bu orduya
karşı Türklerin çok iyi bir stratejiyle etkili bir savaş verdikleri bilinmektedir257. Türklerin
elinden kurtulabilenlerle Raymond, -Antakya’daki hapis süresinden sonra- Tartûs’a geldi.
Burada kendisine katılan asillerle beraber şehri birkaç günlük bir kuşatmadan sonra kılıç
253
Fulcherius Carnotensis, s.128-130, Willermus, I, s.427
Fulcherius Carnotensis, s.131, Willermus, s.427-428, Baudouin taç giydiği sırada Haçlıların içinde
bulundukları durumu Fulcherius tasvir etmiştir: Kudüs krallığı, başlangıçta çok az şehre ve nüfusa sahipti.
Kış bitiminde bölgeye gelen hacıların bir kısmı burada kaldı fakat bunların çoğunluğu, hac görevini yerine
getirip tekrar ülkelerine döndüler. Bu sırada sayıları çok az olan Haçlılara, Müslümanların neden
saldırmadığını Fulcherius hayretle kaydetmiştir. Zira bu sırada Haçlıların elinde bulunan Kudüs, Yafa, Remle
ve Hayfa’yı korumak çoğu zaman zor oluyordu. Buraları koruyacak ancak 300 kadar şövalye ve yaya vardı.
At yönünden çekilen sıkıntılar da Haçlıları zor durumda bırakıyordu. Müslümanların, Haçlıların içinde
bulundukları durumu anlamamalarını da yazar, şans olarak değerlendirmiştir. Fulcherius Carnotensis,
s.132-133
255
Bkz. Işın Demirkent, “Antakya Prinkepsi Bohemond’un Esir Alınması, Niksar’da Hapsedilmesi ve
Serbest Bırakılması”, Haçlı Seferleri Tarihi Makaleler-Bildiriler-İncelemeler, Dünya Yayıncılık, İstanbul
2007, s.113-121
256
Fulcherius Carnotensis, s.133-134, Willermus, I, s.428, Albertus Aquensis, s.553-555
257
1101 Yılı Haçlı Seferleri için Bkz. Işın Demirkent, “1101 Yılı Haçlı Seferleri”, Prof. Dr. Fikret Işıltan’a
80. Doğum Yılı Armağanı, İstanbul 1995, s.17-56, aynı yazar, “1101 Yılı Haçlı Seferleri Ordularının
Anadolu’da Takip Ettikleri Yollar Hakkında”, UHSS, (23-25 Haziran 1997), TTK, Ankara 1999, s.115122, aynı yazar, “1101 Yılı Haçlı Ordularına Karşı Mcadelede Selçuklu-Danişmendli İşbirliği”, Haçlı
Seferleri Tarihi Makaleler-Bildiriler-İncelemeler, Dünya Yayıncılık, İstanbul 2007, s.179-190, aynı yazar,
Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, s.34-46, James Lea Cate, “The Crusade of 1101”, A
History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee, London, 1969,
s.343-367, Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.138-141
254
67
zoruyla ele geçirdi ve halkını esir etti. Raymond, Tartûs’ta kalırken yanındakiler Kudüs
yolculuklarına devam ettiler258.
1.2.7.İbn Ammâr’ın, Cebele’yi Ele Geçirmesi
İlk defa Haçlıların, Kudüs yürüyüşü esnasında kuşatılan Cebele’de İbn Süleyhâ, İbn
Ammâr’a isyan ederek bağımsızlığını ilan etti ve Abbâsîler adına hutbe okutmaya başladı.
Bunun üzerine İbn Ammâr, Dukak’ı Cebele’yi alması konusunda kışkırtınca Dukak,
Tuğtigin ile beraber Cebele üzerine yürüdü. Kuşatmada Tuğtigin, dizinden yaralandı,
başarı sağlanamadı ve geri döndüler (1100-1101)259. Böylece şehirde, İbn Süleyhâ’nın
hâkimiyeti devam etti. Haçlılar, Cebele’yi birkaç kez kuşattılar. Bu konuda bilgi veren İbn
el-Esîr, ne yazık ki tarih belirtmemiştir. Buna göre ilk kuşatma Cebele kadısının, Sultan
Berkyaruk’un harekete geçtiğini duyurması üzerine kaldırılmış; Berkyaruk’un döndüğü
haberi üzerine Haçlılar, şehri tekrar kuşatmışlardır. Bu kuşatma da Fâtımîlerin, Haçlılara
karşı yürüdüğü haberinin alınmasının ardından kaldırıldı. Haçlılar, şehri üçüncü kez
kuşattıklarında bu defa şehirdeki Hıristiyanlarla burçlardan birini teslim etmeleri
hususunda anlaşmış bulunuyorlardı. Plan gereğince 300 Haçlı şövalyesi, burca tırmanmaya
başladı. Fakat İbn Süleyhâ, durumu fark ederek burca tırmanan askerleri öldürdü ve
sabahında şövalyelerin kafalarını Haçlı karargâhına fırlattı. Haçlılar, kuşatmayı kaldırmak
zorunda kaldılar. Bir sonraki kuşatmalarında Haçlılar, şehrin önüne bir kuşatma kulesi
dikerek saldırıya geçtiler ve burçlardan birini yıkmayı da başardılar. İbn Süleyhâ, huruç
ederek çatışmaya girdi fakat mağlup oldu. Fakat İbn Süleyhâ’nın çekilişi esnasında
şehirden çıkan askerlerin Haçlılara saldırması ile Haçlılar bozgun halinde geri çekildiler.
Çatışmada Haçlı kumandanı da esir alındı ve yüksek miktarda kurtuluş akçesi alınarak
serbest bırakıldı260.
Haçlı kuşatmalarının tehlikeli bir hal alması üzerine İbn Süleyhâ, Bağdad’a gidip
yardım istemeye karar verdi. Onun yokluğunda şehri Atabeg Tuğtigin muhafaza edecekti.
Tuğtigin, şehrin idaresini teslim alması için oğlu Tâcü’l-Mülk Börü’yü gönderdi. İbn
Süleyhâ, Dımaşk’a ulaşmasının ardından Tuğtigin’in verdiği refakatler eşliğinde Bağdad’a
258
Willermus, I, s.430-433
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.35, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.256, Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları
Tarihi, s.253, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.16, İbn el-Esîr’in verdiği bilgilere
göre İbn Süleyhâ’nın babası, Bizans devrinde de Cebele’nin hâkimi ve kadısı idi. Bizans’ın zayıf döneminde
Cebele, Trablus hâkimi Celalü’l-Mülk Ebû el-Hasan Ali b. Ammâr’ın hâkimiyetine geçti. İbn Süleyhâ’nın
babası, bu zamanda da görevine devam etti. Babasının yerine geçen İbn Süleyhâ, başarılı bir insandı.
Şahsiyeti güçlü biri idi ve askeri konulara gereken önemi veriyordu. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.35, a. mlf.,
İslam Tarihi, X, s.255-256
260
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.35, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.256, Steven Runciman, II, s.27
259
68
gitti261. Şehrin idaresini ele alan Börü ve adamları, halka kötü davranmaya başladılar.
Bunun üzerine halk, birleşerek Trablus hâkimi İbn Ammâr’dan, şehri teslim alacak bir
adamını yollamasını istediler. Trablus’tan gönderilen askerlerle Cebele halkının işbirliği
yapmasıyla şehirde İbn Ammâr’ın hâkimiyeti sağlandı. Börü, önce Trablus’a getirildi ve
sonra da Dımaşk’a yollandı. İbn Ammâr, şehri Haçlıların eline geçmesinden korktuğu için
devralmıştı (1101)262.
İbn el-Esîr’in kayıtları, Müslüman hâkimlerin aralarındaki mücadeleyi ve Haçlılara
karşı neden topyekûn bir saldırının gerçekleşmediğini gözler önüne sermektedir. İbn
Süleyhâ, Bağdad yolculuğunda Dımaşk’a uğradığı sırada Trablus hâkimi İbn Ammâr,
Melik Dukak’a haber yollayarak bütün mallarını aldıktan sonra İbn Süleyhâ’yı kendisine
teslim etmesini istedi. Üstelik bunu yapması karşılığında 300 bin dinar teklif etti. Fakat
Melik Dukak, bu teklifi kabul etmedi ve bu sayede İbn Süleyhâ Bağdad’a ulaştı. İbn
Süleyhâ, Bağdad’da iken bu sırada Sultan Berkyaruk da orada bulunuyordu. Sultan
Berkyaruk, kardeşi Muhammed Tapar ile saltanat mücadelesi vermekte ve o sıralar
ekonomik sıkıntı yaşamaktaydı. Bu yüzden İbn Süleyhâ’dan Sultan adına mal ve para
istediler. İbn Süleyhâ’nın, mallarının Enbâr’da olduğunu söylemesi üzerine Berkyaruk’un
adamları giderek bu mallara Sultan adına el koydular. İbn Süleyhâ, herhangi bir yardım
sağlayamadığı gibi bu arada Cebele’yi de kaybetti263.
1.2.8.Arsûf'un Zaptı (29 Nisan 1101)
Haçlıların insan ihtiyacı, önemli bir sorun olarak göze çarpmaktadır. Bohemond ve
Baudouin’in Kudüs ziyaretleri264 sonrası maiyetlerinden bazılarının Kudüs Krallığı’nda
kalması, Godefroi’nin insan ihtiyacını karşılamasa da onu taarruza geçirmeye yetmiştir.
Kudüs’ün korunması için sahil şeridinin zaptı olmazsa olmaz bir keyfiyettir. Bu noktadan
hareketle sahil şehirlerini zapt edip kıyıda güvenli bir koridor oluşturmak isteyen Godefroi,
1099 sonbaharında Yafa’nın kuzeyinde bulunan Arsûf’u kuşattı. Yukarıda ifade edildiği
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.139, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.35-36, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.256
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.139-140, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.36, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.257, Ali Sevim,
Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.254, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.17,
Azîmî, Tarih, s.39, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.212-213, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.139-140, Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, II, s.213-214
263
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.35-36, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.257, el-Cevzi, el-Muntazam, XVII, s.67, Ali
Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.253-254, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), s.16-17
264
Bohemond ve Baudouin, ana Haçlı ordusuyla Kudüs yolculuklarına devam etmemişlerdi. Antakya ve
Urfa’da devletler kurulup işler yoluna koyulduktan sonra kontlar, hac görevlerini yerine getirmek üzere
Kudüs’e gittiler. Mezkûr kontların yolculukları esnasında Trablus ve Kaysâriye hâkimleri, herhangi bir
zararlarının dokunmaması şartıyla yiyecek satmışlar ve kontlar, Kudüs’e sıkıntı yaşamadan ulaşmışlardı.
Willermus, I, s.401
261
262
69
üzere Askalân kuşatmasında yaşanan anlaşmazlık sonrasında Raymond, Flandre ve
Normandie kontlarıyla beraber Askalân’dan ayrılmış ve Arsûf’a gelmişti. Bunun üzerine
Godefroi de kuşatmaya daha fazla devam edememiş ve o da kuşatmayı kaldırarak Arsûf’a
yönelmişti. Bu sırada Raymond, Arsûf’u bir gün bir gecedir kuşatmakta ve şehri teslim
olmaya iknaya çalışmaktaydı. Albertus’un kaydına göre Raymond, Godefoi’nin gelişini
haber alınca şehri teslim olmaması yönünde cesaretlendirdi ve Arsûf’tan ayrıldı. Raymond,
Arsûf’tan ayrılırken yanında yine Flandre ve Normandie kontları bulunuyordu. Arsûf’tan
ayrılan kontlar Kaysâriye ve Hayfa arasında bulunan nehre doğru yöneldiler. Bu esnada
Arsûf’a ulaşıp şehri kuşatan Godefroi, Raymond’un Askalân’daki hareketini tekrarladığını
anladı ve Raymond’a, yaptıklarını kınamak için adamlarını yolladı. Raymond ise çok
kızgındı hatta bu gelenlerle savaşmak için savaş düzeni bile aldı. Fakat Flandre kontu araya
girerek olayları yatıştırdı265.
Albertus’un ifadesiyle Godefroi, Arsûf’a geldiği zaman savaşmaya ve sonuna kadar
direnmeye hazır bir şehir buldu. Fakat bir süre sonra dirençleri kırıldı ve Godefroi ile
anlaşmaktan başka çare bulamadılar. Gerard d’Avesnes, yarı rehine yarı resmi temsilci
olarak şehre gönderildi. Fakat Arsûf’ta bir anlaşma ortamı beklenirken Godefroi’nin
anlaşmak değil, şehri zapt etmek kararlılığında olduğu anlaşıldı266.
Godefroi, Ekim-Kasım 1099’da hala Arsûf’u kuşatıyor fakat bir sonuca
ulaşamıyordu. İlk kuşatma kulesinin, kuşatılanlar tarafından yakılması üzerine yenilerinin
inşasına başlandı. Godefroi’nin, şehri ele geçirme hususunda gösterdiği hırs, şehirde rehin
bırakılan Gerard’ın çarmıha gerilmesine duyarsız kalmasından anlaşılabilir. Fakat
Gerard’ın feda edilmesine ve surlarda yoğun bir savaş verilmesine karşın kuşatma bir
sonuca ulaşmadı. Rothold adında bir şövalyenin duvara tırmanmayı başarması, kuşatanları
heyecanlandırsa da halkın, devamlı surette savunma makineleri ile karşı saldırıda
bulunmaları ve Haçlı kulelerini ateşe vermeleri, Haçlıları hareketsiz kılıyordu. Kulelerin
yakılması ve Haçlı askerlerinin yaralanıp çok fazla zarar görmesi üzerine Godefroi’nin,
kuşatmayı kaldırmaktan başka çaresi kalmadı. Godefroi, Aralık ayı ortasında Kudüs’e
dönüş emrini vermiş bulunuyordu. Kuşatma kaldırılırken şehrin civarını tahrip etmeleri
için bir miktar asker burada bırakıldı. Fakat bu birliklerin de Arsûflular tarafından pusuya
düşürülüp kayıplara uğratılması, Haçlıların bu kuşatmadan herhangi bir sonuç
265
266
Albertus Aquensis, s.473
Albertus Aquensis, s.473-475, Krş. Steven Runciman, I, s.237-238
70
alamadıklarını göstermektedir ki bir müddet sonra bu bırakılan kuvvetler de Kudüs’e
döndüler267.
Kaynaklar, Haçlıların sayısı ya da kuvvetleri hakkında bir bilgi vermemektedir.
Fakat Willermus, bu kuşatmada Haçlıların deniz gücüne sahip olmamasını başarısızlıkta en
önemli neden olarak görmektedir. Şehir, kara cihetinden kuşatılmış olmasına ve hatta
şehrin dış dünyayla bağlantısının kesilmiş olmasına rağmen tam bir kuşatmadan söz
edilemez. Zira deniz yönünden kuşatma tamamlanmadığı için şehir direnebilmiştir268.
Şehrin zaptı hususunda görüleceği üzere deniz kuvvetinin temini Willermus’u haklı
çıkarmaktadır.
Arsûf kuşatması Haçlıların, deniz gücüne ne kadar ihtiyaç duyduklarını gözler
önüne sermişti. Bu sırada deniz yoluyla (Pisa gemileriyle) doğuya gelen hacıların Haçlılara
yardımı ile hem denizde bir ağırlık oluşturuldu hem de Mısır’dan gelen yardımlar zora
sokulmaya başlandı. Deniz gücü sıkıntısını acil bir çözüme kavuşturmak isteyen Godefroi,
bölgeye gelen Pisalı gemicilerle iyi ilişkiler geliştirmeye özen göstermiştir. Pisalılardan
alınan yardımla Yafa’nın tahkim edilmesi ve Pisa gemilerinin Haçlı kıyılarında bulunması
dolayısıyla Fâtımî donanmasının hareketi de kısıtlanmıştır.
Haçlılar, sahil şeridine hâkim olmak ve bu sayede Batı ile deniz yoluyla
bağlantılarını devam ettirmek durumundaydı. Bu bağlamda İtalyan deniz devletlerinin
yardımına ihtiyaçları vardı. İtalyan tüccarları, daha Haçlılar doğuya ulaştıkları sırada
yardıma koşmuşlar ve Haçlı Devletleri’nin kurulmasında önemli katkıları olmuştu. Bunu
ilk olarak Antakya kuşatmasına erzak sağlanması ile Kudüs’e Yafa’dan malzeme
yollanmasında görüyoruz. Bundan sonrası için de bu devletlerin donanmaları olmadan
Fâtımî sahil şehirlerini ele geçirmek pek mümkün görünmüyordu. Bu nedenle mezkûr
devletlerle şehir kuşatmalarında anlaşmalar yaparak onlara ayrıcalıklar vermişlerdir269.
1100 yılı Şubat ortalarında Arsûflular, rahat ve güvenli bir şekilde günlük işlerini
görebiliyorlar ve Haçlı tehlikesinden emin görünüyorlardı. Godefroi, tarlalarda çalışan
Albertus Aquensis, s.487-495, Albertus’un bahsettiği üzere kuşatılanlar, Haçlı kulelerini ateş vermişti.
Fulcherius, bu kulenin fazla ağırlık sebebiyle çöktüğünü haber vermektedir. Buna göre çok fazla askerin
kuleye çıkması sonucu kuşatma kulesi çökmüş ve yaklaşık 100 kadar Haçlı askeri ölmüştü. Yazar, bu
talihsizliğin ardından esir alınanların çarmıha gerildiğini anlatıyor ki bu olay da Gerard adlı şövalyenin
surlardan iple sarkıtılmasıdır.. Krş. Albertus Aquensis, s.487-491, Fulcherius Carnotensis, s.135,
Willermus, kulenin çökmesi sonucu yaşananları Baudouin zamanında şehrin zaptında göstermiştir.
Willermus, I, s.434-435, Krş. Steven Runciman, I, s.238
268
Wilermus, I, s.434, Harold S. Fink, “The Foundation of the Latin States, 1099-1118”, s.376
269
Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, Çev. Enver Ziya Karal, TTK, Ankara 2000, s.147-148
267
71
halka saldırmanın tam zamanı olduğuna karar vererek kırk silahlı adamını Remle yanında
pusuya yatırdı. Şehir dışında çalışan bin kadar Müslümana yapılan saldırıda bunlardan
500’ü öldürülür veya ölümcül derecede yaralanırken kadın ve çocukları da esir alındı. Bu
ağır darbenin ardından halk, Mısır’dan yardım istedi. el-Efdâl, bu isteğe Mısır’dan 300
asker yollayarak cevap verdi (Mart 1100). Bu askerlerin gelişiyle Arsûflular, kendilerini
daha rahat hissetmeye başlayıp tarlalarında çalışmaya döndüler. Fakat Remle’den hareket
eden Haçlı birliğinin, Mısır’dan gelen şövalyeleri pusuya çekip bir kısmını öldürmesiyle bu
emniyet tekrar kaybedilmiş oldu. Bu başarı üzerine Haçlı şövalyeleri, Müslümanların
atlarını ve ağırlıklarını alarak Kudüs’e döndüler270.
Godefroi, Arsûf’a zarar vermek için bu fırsatı kaçırmadı ve 140 şövalyeye Warner
of Gray ile Robert of Apulia kumandasında pusu kurması için Remle’den yola çıkmalarını
emretti. İki gün pusuda kalan Haçlı birliği üçüncü gün, tarlalarında çalışmaya gelen
Arsûflulara saldırdı. Müslümanların bir kısmı öldürülürken çok sayıda at ve malzeme de
ele geçirildi. Bunun ardından geriye kalan Müslüman askerleri, tekrar Mısır’a dönmeyi
tercih ettiler. Arsûf halkı, bu ümitsizlik anında şehir ile kulenin anahtarını, itaatlerinin
sembolü olarak Haçlılara sundular (25 Mart 1100). Albertus, Arsûfluların yıllık haraç
ödemeyi kabul ettiğini hatta bu haracı Robert of Apulia’nın tahsil ettiğini kaydetmekteyse
de ödenen miktar hakkında bir bilgi vermemektedir271. Arsûf örneğine uyan Askalân,
Kaysâriye ve Akkâ da Haçlılarla anlaşmak / itaat arz etmek durumunda kaldılar. Nisan
1100’de bu şehirlerden gelen temsilciler, bol erzak ve hediyelerle itaatlerini bildirip barış
istediler. Bu temsilcilerle de ayda 5 bin Bizans altını tutarında vergi verilmesi hususunda
anlaşma sağlandı. Bu anlaşma kapsamında, Arsûf’ta surlardan sarkıtılan ve ağır yaralı olan
Gerard, Kudüs’e yollandı ve kendisine iktalar ile bol para verildi272.
Ekim-Kasım 1099’da Godefroi’nin deniz gücü eksikliğiyle zapt edemediği Arsûf’u,
1101 yılında yeni kral Baudouin, Ceneviz ve İtalyan deniz kuvvetlerinden yararlanarak
muhasaraya başladı. Bu sırada Lazıkiye’de bulunan Ceneviz ve İtalyan donanmaları,
baharla birlikte Yafa’ya gelmişlerdi. Bu hacılar, Kudüs’e gidip hac görevlerini yerine
getirdiler ve Yafa’ya dönüşlerinde bu kez Baudouin de onlara eşlik etti. Yafa’da yapılan
müzakereler sonucunda taraflar arasında bir anlaşmaya varıldı (21 Nisan 1101).
Albertus Aquensis, s.499-501, Haçlı tehlikesine karşı el-Efdâl’in, sadece 300 asker yollamakla yetinmesi
yine vezirin bir ihmali olarak değerlendirilmektedir. Yusuf Derviş Gavanime, “el-Efdâl b. Bedr’ül Cemâlî
ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü’’, s.151, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.441
271
Albertus Aquensis, s.501-503, Steven Runciman, I, s.238-239, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.441
272
Albertus Aquensis, s.503-507, Steven Runciman, I, s.239, Stevenson, The Crusaders in the East, s.40
270
72
Anlaşmaya
göre
“(…)
Cenevizliler
arzu
ettikleri
sürece
kutsal
topraklarda
kalabileceklerdi, destekleriyle ele geçirilecek Müslüman şehirlerinden elde edilecek
ganimetlerin ise üçte biri zararlarının telafisi olarak onlara verilecekti. Ayrıca
Cenevizliler, bu yolla ele geçirilecek şehirlerden ticari imtiyaz ve bazı yerlerden de veraset
hakkı elde edeceklerdi.” Anlaşmanın hemen ardından Arsûf, karadan ve denizden
kuşatıldı. Fulcherius’un kaydına göre kuşatma üç gün sürdü ve durumun ümitsizliğini
anlayan Arsûflular, aileleri ve mallarıyla beraber Müslüman arazisine gönderilmeleri
şartıyla teslim oldular (29 Nisan 1101). Bunun üzerine halkın güvenli bir şekilde Askalân’a
gitmesine müsaade edildi273.
1.2.9.Kaysâriye'nin Zaptı (17 Mayıs 1101)
Albertus’un kaydına göre Arsûf’un teslim alınması sonrasında Baudouin, Kaysâriye
hâkimine haber yolladı ve teslim olmasını istedi. Yoksa şehri kılıç zoruyla aldıktan sonra
halkı kılıçtan geçireceğini de ekledi. Teklifi kabul edilmeyince de Arsûf’a bir garnizon
yerleştirerek Kaysâriye’ye yöneldi274. Kaysâriye, müstahkem bir şehir olmakla beraber
burası da Haçlı kuşatmasına fazla dayanamadı. Haçlılar, şehir önlerine ulaşınca gemi
kürekleri ile direklerinden bir kule ve mancınık yaparak şehri beş gün boyunca taşa tuttular
fakat şehre herhangi bir zarar vermeyi başaramadılar. Genel bir taarruzla şehri ele
geçirmeyi deneyen Haçlılar, surlara merdivenleri dayamayı başarınca halkın yapacak bir
şeyi kalmadı ve hızla şehrin içlerine doğru kaçmaya başladılar (17 Mayıs 1101)275.
Şehrin ele geçirilmesiyle Haçlıların vahşeti son noktasına ulaşmıştır. Fulcherius,
halkın bundan sonraki durumunu detaylı bir şekilde kaydetmiştir. Yazarın kaydına göre
erkeklerin çok azı, Haçlı katliamından kurtulabildiler. El değirmenlerinde çalışan kadınlar
hayatta bırakılırken canlı ele geçirilen kadın ve erkekler esir olarak satıldılar. Ganimet, o
kadar büyüktü ki pek çok fakir, Kaysâriye’nin zaptı ile zengin oldu. Asillere gelince;
bunlardan şehrin emiri ve kadısı fidye için Baudouin tarafından korundu. Müslümanlar,
ölmeden önce yuttukları veya diş etleri arasına sakladıkları Bizans altınları için yığınlar
Fulcherius Carnotensis, s.134-135, Albertus Aquensis, s.563, Willermus, I, s.433-435, İbn el-Kalânisî,
Zeyl, s.139, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.43, a. mlf, İslam Tarihi, X, s. 267, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.167, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.26, Steven Runciman, II, s.59-60, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn,
s.443, Albertus’un kaydına göre Arsûflular krala, kuşatmayı kaldırması için para teklifinde bulundular. Fakat
kral, ekonomik sıkıntı yaşamasına rağmen teklifi kabul etmedi kuşatmayı sürdürdü. Albertus Aquensis,
s.561
274
Albertus Aquensis, s.563-565
275
Willermus, I, s.435-436, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.139, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.43, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.267, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.167, el-Makrizî, İtti’az, III, s.26, Guibert of
Nogent, s.153-154, Fulcherius gün belirtmeden şehrin 1101 yılında zapt edildiğini kaydetmiştir. Fulcherius
Carnotensis, s.137, Steven Runciman, II, s.60
273
73
halinde yakıldılar. Haçlılar, yakaladıkları Müslümanların boğazlarına yumruk atarak bu
Bizans altınlarını çıkarıyorlardı. Fulcherius, bundan sonrasını tasvirde sıkıntı yaşamış ve
bunları söylemek istemediğini kaydetmiştir. Zira kadınlar, bu altınları içlerine
saklamışlardı ve bu altınlar da bir şekilde çıkarılmıştı276. Yapılan anlaşma gereği şehir,
Cenevizlilerle paylaşıldı. Haçlılar, şehre başpiskopos seçilip garnizon yerleştirilmesi
ardından Remle’ye gittiler277.
1.2.10.Birinci Remle Savaşı (7 Eylül 1101)
Remle’de yaşanan savaş, el-Efdâl’in bozguna uğradığı 1099 Askalân Savaşı’ndan
sonraki ilk büyük Fâtımî-Haçlı savaşıdır. Belki biraz da bu yenilginin intikamını almak
isteyen el-Efdâl, Sa’dü’d-Devle et-Tavâşî kumandasında Fâtımî ordusunu Askalân’a
yolladı. Bu arada Kaysâriye’nin zaptı sonrası şehre bir garnizon yerleştirip Remle’ye gelen
Haçlılar, Askalân’dan gelmesi muhtemel Müslüman saldırısını yirmi veya yetmiş gün
kadar beklediler. Haçlıların, sayıları yetersiz olduğundan harekete geçmeleri mümkün
değildi. Eğer yola çıkarlarsa pusuya düşmeleri mutlak görünüyordu ve bu yüzden
Remle’de kalmayı tercih ettiler. Etraftaki Müslüman askerlerinin bir kısmı dağılınca da
Yafa’ya döndüler. 4 Eylül civarında Fâtımî ordusunun, Askalân’da saldırıya hazırlandığı
haberi alınınca hızlı bir şekilde Kudüs, Taberiye, Kaysâriye ve Hayfa’dan askerlerin bir
araya gelmesi emredildi. Hatta bu sırada Haçlıların sayıca yetersiz oluşu nedeniyle toprak
sahiplerinden de şövalye teminine gidildi. Ordu mevcudu, bu sayede yaklaşık 260 şövalye
ve 900 piyadeye ulaşırken Müslümanlar 10 bin süvari ve 20 bin piyadeye sahip
bulunuyorlardı278.
Taraflar harekete geçtiğinde Haçlı keşif birliği, Müslüman ana ordusunun,
öncülerin arkasında ilerlediğini sanıyorlardı fakat bir süre sonra ana ordunun ovada
yerleşmiş olduğu anlaşıldı. Olayın şahidi Fulcherius, Müslüman ordusunun ovada
yerleşmesini kendileri için bir şans addetmektedir. Çünkü eğer Müslümanlar harekete
geçmezlerse Haçlılar saldırıya geçeceklerdi ve savaş açık ovada olacaktı. Bu ise
Müslümanların daha fazla kayıp verme ihtimalini barındırıyordu. Yani Haçlılar için surlar
çevresinde olması muhtemel bir savaştansa ovada savaş vermek daha iyi olacaktı.
Remle’de vuku bulan savaş, fazla uzun sürmedi. Haçlılar, altı bölük halinde savaş düzeni
276
Fulcherius Carnotensis, s.137, Willermus, I, s.436-438, Guibert of Nogent, s.154
Fulcherius Carnotensis, s.138, Willermus, I, s.438
278
Fulcherius’un verdiği rakamlar gerçekçi görünmemektedir. Fulcherius Carnotensis, s.138-139,
Willermus, I, s.438-439, Steven Runciman, II, s.60-61, İbn el-Kalânisî, Haçlıların sayısını 1000 atlı ve 10
bin piyade olarak vermiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.140, Albertus ise Haçlıların sayısını 300 şövalye ve 1000
yaya olarak vermiştir. Müslümanlar ise sayısız yaya ve 20 bin civarında şövalye idi. Albertus Aqensis, s.577
277
74
aldılar ve Müslümanlara saldırdılar. Mücadelenin ilk anlarında Müslümanların, Haçlı
öncülerini geri püskürtmeleri üzerine Baudouin, derhal artçılardan yardım gönderdi. Fâtımî
kuvvetlerinin bu yeni gelen Haçlı birliği karşısında fazla bir varlık gösteremediği ve
bozgun halinde etrafa dağıldıkları anlaşılmaktadır. Fulcherius’un ifadesiyle bir saatten
daha kısa bir sürede her tarafı başıboş dolaşan atlar kaplamıştı. Savaş alanında bol
miktarda savaş aleti ve maktûl bırakan Fâtımîler, Haçlılara karşı koyamadılar ve geri
çekildiler. Haçlı kaynakları, Müslümanların çok zayiat verdiğini kaydederler. Fulcherius,
Müslümanların bıraktığı ganimeti toplamanın yoruculuğunu anlatırken ölenlerin sayısını
hesaplamanın imkânsızlığını da vurgular. Fakat rivayete göre Fâtımî ordu komutanı
Sa’dü’d-Devle et-Tavâşî279 de dâhil olmak üzere bu savaşta 5 bin Müslüman öldürülmüştü.
Kesin bir bilgi bulunmamasına rağmen Haçlıların ise yetmiş şövalye ve bundan biraz daha
fazla yaya askeri kaybettikleri kaydedilmiştir (7 Eylül 1101)280.
Savaşın başında Haçlıların artçılarına saldıran, yayaların çoğunu öldüren ve sağ
kanadı dağıtan yaklaşık 500 Müslüman askeri, aldıkları ganimetlerle beraber Yafa’ya
gitmişlerdi. Amaçları, savaşta kralın öldüğünü söyleyerek halkın direncini kırmak ve şehri
teslim olmaya zorlamaktı. Fakat başarılı olamayacaklarını anladıklarında Askalân’a
dönmek üzere yola çıktılar. Savaşın ertesi günü (8 Eylül 1101) Haçlılar, Yafa’ya dönerken
Ibelin’de bu Müslümanlara rastladılar ve kaçamayanları öldürdüler. Yafa halkına gelince;
bunlar kral ve adamlarının öldüğünü sanıyorlardı. Bu yüzden o sırada Yafa’da bulunan
Baudouin’in karısı, Tankred’e haber yollamış ve yardım istemişti. Fakat Tankred
hazırlıkların yapılmasını emrettiği sırada kralın sağ olduğu haberi ulaştı ve Tankred de
hazırlıklara son verdi281.
Haçlıların şiddetli saldırısında Müslümanların sağ ve sol kanatları çökerken Sa’dü’d-Devle merkezde
direnmeye devam etti. Fakat atı tökezleyince yere düştü ve öldürüldü. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.140, İbn el-Esîr
ve ondan yararlanan kaynaklar bu olayı 1102-1103 yılı içinde kaydetmişlerdir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX,
s.67-68, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.295-296, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.214, el-Makrizî, İtti’az, III, s.32
280
Fulcherius Carnotensis, s.139-141, Willermus, I, s.439-440, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.444,
Steven Runciman, II, s.61, İbn el-Kalânisî, Sa’dü’d-Devle’nin intikamını almak isteyen Fâtımî ordusunun,
Haçlılara şiddetli bir saldırıda bulunup Yafa’ya püskürttüklerini, çok az kayıp vererek üstünlüğü ele
geçirdiklerini kaydetmekte fakat bu rivayet, diğer kaynaklarla teyit edilememektedir. İbn el-Kalânisî, Zeyl,
s.140
281
Fulcherius Carnotensis, s.143-145, Willermus, I, s.441-442, Kralın karısı, Taphnuz’un kızıdır ve
kaynaklarda ismi, Arda olarak da geçmektedir. Kral bu kadınla çeyizi için evlenmişti.
279
75
İKİNCİ BÖLÜM
EL-ÂMİR Bİ-AHKÂMİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1101-1130)
2.1.EL-ÂMİR Bİ-AHKÂMİLLÂH DÖNEMİ (1101-1130)
el-Musta’lî Billâh, 11 Aralık 1101’de ölünce yerine oğlu el-Âmir bi-Ahkâmillah
geçti. el-Musta’lî zamanında devlete vezir el-Efdâl hâkim idi. el-Âmir, hilafete geçtiğinde
çocuk yaşta olduğu için devleti yine el-Efdâl, 1121 yılında öldürülünceye kadar idare
etti282. el-Efdal, ehlisünnete muhalefeti yasaklamıştı ve bu yüzden tepkileri üzerine
çekiyordu. el-Efdâl, es-Seyâkıla Çarşısı’nda dolaşırken yanına yaklaşan üç kişi tarafından
yaralandı. Halife, saraya taşınan yaralı haldeki el-Efdâl’den hazinelerinin yerini öğrendi.
Hatta halife ile vezirin arası iyi olmadığı için onu halifenin öldürttüğü de rivayet edilir. elEfdâl öldürülünce (5 Aralık 1121) vezirliğe Ebû Abdullah b. el-Batâihî “el-Me’mûn”
lakabıyla getirildi fakat o da 1125 yılında katledildi283. el-Batâihî, vezirliğinde halifenin
kardeşi Emir Ca’fer ile el-Âmir’i öldürmek üzere anlaşmıştı. Fakat Batâihî’den işkence
görmüş biri olan Ebû el-Hasan b. Ebû Usâme’nin, durumu halifeye haber vermesi üzerine
el-Batâihî yakalandı ve idam edildi (Ekim 1125)284.
el-Âmir dönemi, Fâtımî-Haçlı mücadelesinin en yoğun yaşandığı dönemdir. elÂmir, kendisine ait bir mesire yerine gezintiye çıktığı 7 Ekim 1130 günü öldürüldü.
Katline sebep olarak halka kötü muamelesi sebep gösterilmiştir. Öldüğünde oğlu olmadığı
için amcasının oğlu el-Meymûn Abdülmecîd, el-Âmir’in hamile olan karısı, bir erkek
çocuk doğuruncaya kadar vekâleten idareye getirildi. Vezirliğe de Ebû Ali tayin edildi ve
güç, vezirin eline geçti285.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.46, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.269, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.4, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.176, el-Makrizî, İtti’az, III, s.31, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.168,
el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.161
283
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.207-209, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.466-467, İbn Hallikan, Vefeyat, II, s.450451, a. mlf, Vefeyât, V, s.299, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.89-90, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.203-204, Ebû
el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.235, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.180, el-Makrizî, İtti’az, III, s.60-61,
el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.170, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.200-201
284
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.234, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.497-498, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.9091, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.212, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.188-189, el-Makrizî, İtti’az, III,
s.110, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.174-175 Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.201-203
285
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.255, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.525, İbn Hallikan, Vefeyat, V, s.301-302, İbn
el-Kalânisî, Zeyl, s.228-229, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.91-92, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.185, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.190-191, el-Makrizî, İtti’az, III, s.127-128, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm,
V, s.171, el-Cevzî, el-Muntazam, XVII, s.257, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb, VI, s.120, el-Yafîî, Mir'ât elCinân, III, s.185
282
76
2.2.EL-ÂMİR
Bİ-AHKÂMİLLÂH
İLİŞKİLERİ (1101- 1130)
DÖNEMİ
FÂTIMÎ-HAÇLI
2.2.1.İkinci Remle Savaşı (Mayıs 1102)
7 Eylül 1101’de Remle’de yaşanan savaş sonrasında Baudouin, Kudüs’e döndü.
Mayıs 1102 ortalarında alınan habere göre Askalân’da vezirin oğlu Şerefü’l-Meâlî
kumandasında yaklaşık 20 bin kişilik bir Fâtımî ordusu tekrar toplanmış bulunuyordu.
Fâtımî kuvvetleri, Askalân’dan Remle’ye hareket ederek 16 Mayıs 1102’de şehir önünde
karargâhlarını kurdular. Şehrin varoşlarını yağmalayan Fâtımîler, içinde kralın yerleştirdiği
elli muhafızın bulunduğu şehir kulesini yıkmaya çalıştılar. Sonrasında St. George
Kilisesi’ni kuşatan Fâtımîler, burayı da ele geçiremeyince geri çekilmek zorunda kaldılar.
Fâtımîlerin, ikinci kez kiliseyi kuşatmaya hazırlandığı sırada başpiskopos, Baudouin’e
haber yolladı ve yardım istedi. Bunun üzerine kral hemen yola çıktı286.
Kralın hareketinin ardından Vendome kontu Geoffry, Burgundy kontu Stephan ve
Raymond’un kardeşi VI. Hugue de yola çıkmışlardı. Fulcherius’un yorumuna göre
Baudouin’in, adamlarını beklemeden Fâtımîlerle savaşa girmesi büyük düşüncesizlikti.
Baudouin, Fâtımî ordusunu en fazla 700 veya 1000 kişi olarak tahmin ediyordu fakat
ordunun büyüklüğünü anladığında artık çok geç kalmıştı. Fulcherius’un verdiği rakamların
abartılı olması muhtemeldir ki buna göre Baudouin, yanındaki 200 askerle 20 bin kişilik
Fâtımî ordusu tarafından kuşatıldı ve bir saat içinde askerler katledildiler. Kral ise birkaç
şövalye ile kuşatmadan kurtularak Remle’ye sığındı287.
Willermus, kralı Remle’den daha önce çölde ele geçirdiği kervandaki hamile
kadının kocasının288 kaçırdığını nakletmektedir. Bu adam, gizlice krala gelmiş ve daha
önceki iyiliğine karşılık ona Müslümanların, Remle’ye ilerlediğini ve hemen kaçması
gerektiğini öğütlemişti. Kral Remle’den, birkaç adamıyla beraber Arap şefin rehberliğinde
286
Fulcherius Carnotensis, s.146
Fulcherius Carnotensis, s.150-151, Willermus, I, s.443-444, Krş. Albertus Aquensis, s.641-643,
Müslümanların takibi esnasında Baudouin’in saklandığı sazlıklar ateşe verildi ve hatta vücudunun bir kısmı
yandı fakat kral kurtulmayı başararak Remle’ye sığındı. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.141, İbn el-Esîr, el-Kâmil,
IX, s.56, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.282, Ordericus Vitalis, III, s.301-302, İbn el-Kalânisî, Haçlıların
sayısını yaklaşık 700 atlı ve piyade olarak vermiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.141, Urfalı Mateos’un ve ondan
naklen veren Smbat’ın Remle savaşı hakkındaki rivayetleri hatalıdır. Zira bu kaynaklar, yenilen kralın önce
Baalbek’e sığındığını, buradan da Kudüs’e döndüğünü kaydetmişlerdir. Urfalı Mateos, Vakayiname, s.219,
Smbat Sparapet, Chronicle, s.55
288
Kral, Ürdün’ü geçip çölde yaşayanlara saldırmış ve onlardan pek çok esir ile ganimet almıştı. Esirler
arasında bir Arap şefinin hamile karısı da bulunmaktaydı. Bu şef, krala müracaat etmiş ve kral da şefe
karısının hamileliği dolayısıyla hürmetkâr davranmıştı. Bu olay, Arap şefi tarafında unutulmamış ve yukarıda
bahsedildiği üzere krala minnet borcunu ödemek için onu Remle’den kaçırmıştı. Willermus, I, s.429-430
287
77
kaçtı ve dağlık bir alana ulaşıp Müslüman takibinden kurtuldu289. Remle, Fâtımîler
tarafından tekrar kuşatıldı ve şehirde birçok kişi öldürülürken bazıları da esir alındı.
Willermus, rivayetinin devamında 1101 yılı ordularıyla doğuya gelmiş olan bazı Haçlıların
da bu coğrafyayı emniyetli bulmayarak ülkelerine döndüklerini belirtmiştir. Zira bu sırada
Yafa ve Kaysâriye dışındaki tüm sahil şehirleri Fâtımîlerin elinde bulunuyordu290.
Kral, tüm gece dağlarda dolaştıktan sonra 19 Mayıs 1102’de Arsûf duvarları
önünde dolaşan 500 Müslüman askerinin kısa bir süre önce buradan ayrılmış olmalarından
faydalanarak Arsûf’a girebildi291. Aynı gün Hugue de Taberiye de Arsûf’a kralın yanına
ulaştı. Fakat Baudouin, Fâtımîlerin Yafa’ya ilerlediğini haber alınca yola çıktı. Kral yolda
pusu kurulmuş olması ihtimaline karşı deniz yolunu tercih ederken 21 Mayıs 1102’de
Hugue de Yafa’ya doğru yola çıktı292.
Yafa’dan Kudüs’e gönderilen elçinin, kralın yaşadığını haber verip yardım istemesi
üzerine Fulcherius’un verdiği rakama göre at bulabilen sıradan askerlerle beraber toplam
doksan şövalye tedarik edilebildi. Bunlar, önce Arsûf’a sonra da sahilden Yafa’ya ulaştılar.
Bu takviye kuvvetle birlikte kendine güveni artan Baudouin, hala civarda bulunan
Fâtımîlere karşı savaş hazırlığına başladı293. Fâtımîler, Yafa’ya yaklaşık beş km. uzaklıkta
idiler. Haçlılar, Yafa’dan çıkıp savaş başladığında Müslümanlar, ilk olarak şövalye
korumasından mahrum olan yayalara saldırdılar. Fakat yayalar, ok atarak Müslümanlara
direnmeye devam ettiler. Şövalyelerin de mızraklarla sürdürdüğü şiddetli bir çatışmanın
ardından nihayet Müslümanlar, mallarını geride bırakarak geri çekilmeye başladılar294.
Willermus, Baudouin’in savaşmak üzere Müslümanlara yaklaştığında askerlerin ordugâhta
her şeyden habersiz keçe, çadır, merdiven vs. yapmakla meşgul olduklarını ve Haçlıları
Albertus Aquensis, s.643-645, Rivayete göre bu adam, Müslüman ordusundan gizlice ayrılmış, kralı
kaçırmış ve tekrar Müslüman ordusuna dönmüştü. Willermus, I, s.445
290
Willermus, I, s.445-446
291
Fulcherius Carnotensis, s.152, Willermus, I, s.446-447, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.445, Steven
Runciman, II, s.64-65
292
Fulcherius Carnotensis, s.153, Willermus, I, s.447, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.56, a. mlf., İslam Tarihi,
X, s.282, Kralı deniz yoluyla Yafa’ya Cudericus adında bir İngiliz korsan ulaştırmıştı. Albertus Aquensis,
s.647-649, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.445
293
Fulcherius Carnotensis, s.154, Willermus, bu doksan kişilik askeri gücün dağlardaki insanlardan temin
edildiğini kaydetmektedir. Willermus, I, s.447-448
294
Fulcherius Carnotensis, s.155, Albertus Aquensis, s.651-653, Anna Komnena’nın anlatımı kısadır ve
zaten yazar, buradaki savaşla ilgilenmez. Onun rivayetine göre Remle yenilgisini haber alan Aleksios,
Fâtımîlere elçi yollayarak esir alınanların serbest bırakılmasını istedi. Halife de fidye almaksızın onları
serbest bıraktı. Anna Komnena, Alexiad, s.343-344, Ordericus, Alexiad’ı teyit etmektedir. Onun rivayetine
göre savaşta Blois kontu, Milo de Brai, Harpin de Bourges, William Sans-Avoir ve Simon gibi Haçlılar
yerlerini almışlardı, Harpin burada esir alındı ve sonrasında Bizans imparatoru Aleksios’un girişimiyle
serbest bırakıldı. Diğerleri ise katledildi. Albertus Aquensis, s.645, Ordericus Vitalis, III, s.302-305,
Steven Runciman, II, s.65
289
78
fark etmeleri üzerine de savaş düzenine geçtiklerini kaydetmektedir. Her ne kadar
Fulcherius belirtmese de Haçlılar karşısında Fâtımîlerin daha güçsüz oldukları ve habersiz
yakalandıkları Willermus tarafından ifade edilmiştir295.
İbn el-Esîr’e göre tüm bu yaşananlara Fâtımî ordusundaki kararsızlık sebep
olmuştu. Daha Baudouin, yenilip savaş meydanından kaçtığı sırada Fâtımî ordusunda
bazıları Kudüs’e yürümeyi tavsiye ederken bazıları hareketsiz kalmayı tercih ediyordu.
Fâtımîler, Yafa’yı karadan ve denizden kuşatmaya aldıkları sırada Arsûf’ta durumunu
düzelten Baudouin, o sırada deniz yoluyla doğuya ulaşmış olan çok sayıda hacının
yardımını da alarak Fâtımîlere üstünlük sağladı ve Fâtımî ordusu, Askalân’a çekilmek
zorunda kaldı. İnisiyatifi ele alan Haçlılar, Müslümanları Askalân’da kuşattılar. İbn elEsîr’in kaydına göre Fâtımîlerin bir kuşatmaya uzun süre direnmeleri zor görünüyordu
fakat orduya yeni katılan Haçlılar, Askalân’ın müstahkem bir yer olduğunu düşündüler ve
Yafa’ya dönmek istediler. Bunun üzerine kuşatma kaldırıldı296.
2.2.2.Tâcü’l-Acem’in, Haçlılara Karşı Yollanması (Eylül 1103)
el-Efdâl, Eylül 1103’te Haçlılara karşı bu defa Tâcü’l-Acem adlı memlükü
kumandasında bir orduyu kara yoluyla Askalân’a yollarken donanmayı da Kadı İbnü’lKadûs liderliğinde harekete geçirdi. Tâcü’l-Acem, Askalân önlerinde karargâhını kurduğu
sıralarda donanma da Yafa’ya ulaşmış ve limana demirlemişti. İbnü’l-Kadûs, Yafa’dan
haber yollayarak Tâcü’l-Acem’in harekete geçmesini istedi. Fakat Tâcü’l-Acem, elEfdâl’in emri olmadan hareket etmeyeceğini bildirerek Yafa’ya gitmedi veya yardım da
yollamadı. Bunun üzerine İbnü’l-Kadûs; Askalân kadısına, şahitlerine ve ileri gelenlerine
bir elçi gönderip Yafa önlerinde yirmi gün beklediği ve Tâcü’l-Acem’i yardıma çağırdığı
halde onun buna icabet etmediğine dair bir yazı aldı. el-Efdâl, durumu haber alınca Tâcü’lAcem’in tutuklanmasını emretti ve Askalân’a Cemâlü’l-Mülk adında birini yolladı ve onu
Suriye orduları başkumandanı yaptı. Bu sayede Fâtımîlerin bir girişimi daha başarısız
oldu297.
295
Willermus, I, s.448-449
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.68, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.296, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.214, elMakrizî, İtti’az, III, s.32, Krş. Albertus Aquensis, s.655-657, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.445, İbn elKalânisî, aynı yıl içinde kırk kadar, adam ve malzeme dolu Haçlı gemisinin fırtınada sürüklendiğini ve pek
çoğu kaybolurken pek az insanın kurtulduğunu kaydetmektedir. Fakat bu olay, diğer kaynaklarda yer
bulmamıştır. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.141, Steven Runciman, II, s.72
297
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.68, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.296-297, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.214, elMakrizî, İtti’az, III, s.32-33, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.446, İbn el-Kalânisî, Dımşak’tan yardım
istendiğini fakat bazı aksilikler yüzünden yardım gelmediğini nakletmektedir. Donanmanın Yafa’ya
Temmuz-Ağustos 1103 sonuna kadar saldırılar düzenlediğini de kaydeden yazar, 1102 ve 1103 yılı olaylarını
296
79
2.2.3.-Fâtımîlerin, Yafa ve Kaysâriye’ye Saldırmaları (1103-1104)
Baudouin’in, Akkâ kuşatması dönüşü yaralandığını ve Haçlıların zor günler
yaşamakta olduğunu haber alan Fâtımîler, harekete geçerek Yafa’ya saldırıya
hazırlanıyorlardı. Askalân’dan yola çıkan Fâtımî kuvvetleri, Yafa’da hacılara ait iki
gemiye saldırdılar ve ele geçirdiler. 500 erkek ve sayısız kadın esir alınıp birçoğu
katledilirken kaçabilenler sahilde direnişe geçtiler. Daha büyük olan geminin kaptanı,
mürettebatını bırakarak kaçmıştı. Gemilerden ele geçirilen mallar, Fâtımî askerleri arasında
paylaştırıldı. Albertus’un verdiği bilgiye göre daha küçük olan gemiden 150 hacı ve tüm
kadınlar mallarıyla beraber esir alınmıştı. Sahildeki çatışmada altı şövalye ve orada
bulunan tüm kadınları da esir alan Fâtımîler, yüzerek kaçan biri dışındakilerin boyunlarını
vurdular. Baudouin, Yafa’da yaşananları haber alınca aceleyle yola çıktı. Bunun üzerine
Yafa’da daha fazla kalmaya cesaret edemeyen Fâtımîler, Ekim ayında uygun rüzgârların da
yardımıyla kurtuldular. Baudouin, Fâtımî kuvvetlerini takip etmek istemişse de başarılı
olamadı298. Albertus’un kaydına göre Askalân’dan çıkan Fâtımî kuvvetleri, ertesi yıl,
tekrar Yafa önünde göründüler ve Haçlıları savaşa kışkırttılar. Şehirde bulunan Otto
Altaspata, yirmi askerle bunları karşıladı fakat kendisi ve yanındakilerden beşi esir alınıp
başları kesildi. Sonrasında Müslümanlar Askalân’a döndüler299.
21 Eylül 1104’te Askalân’dan çıkan altmış süvari, bu defa Kaysâriye’ye saldırdı.
Fakat etrafta kimseyi bulamadıklarından sürülere el koydular. Halktan 200 kişi, henüz
iyileşmemiş hasta bir şövalye ile bunlara karşı çıktı. Bahsedilen şövalye, esir alındı ve başı
kesildi. Bunun üzerine halk, Yafa’da bulunan kraldan yardım istedi. Kral, yanında yirmi
asker olduğu halde Kaysâriye’ye yöneldi. Baudouin, yolda on şövalyeyi etraftaki dağlara
yollayarak Askalânlıların dönüş yolunu kesmekle görevlendirdi. Albertus’un kaydına göre
Haçlı şövalyeleri, Askalânlılara rastlayıp nereye yolculuk yaptıklarını sordular. Sonrasında
bahsedilen şövalyenin kesik başını görünce bunların, Kaysâriye’ye saldıranlar olduğunu
anladılar. Kralın, yanındakilerle yetişmesinin ardından Askalân birliği pusuya düşürüldü ve
kaçamayanlar katledildi. Sonrasında kral, Yafa’ya döndü300.
karıştırmış gibi görünmektedir. Fâtımî ordusunun dağıldığından bahsetmesi ile Tacü’l-Acem ve İbnü’l-Kadûs
arasındaki irtibatsızlığa vurgu yapan müellif, sonrasına dair önemli bir bilgi vermektedir. Buna göre Fâtımî
ordusunun dağılmasının ardından fiyatlar yükselmişti fakat Fâtımî filosunun getirdiği erzakla halkın durumu
tekrar düzeldi. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.142-143
298
Albertus Aquensis, s.667-669
299
Albertus Aquensis, s.675-677
300
Albertus Aquensis, s.677-679
80
2.2.4.Akkâ'nın Zaptı (26 Mayıs 1104)
Akkâ, deniz kenarında Phoenicia eyaletinde, Sûr’a bağlı bir şehirdir. Gemilerin
demirlemesine imkân veren ve şehre doğal bir savunma sağlayan limanı301, her iki duvar
boyunca uzanmaktadır. Dağlar ve deniz arasında kurulan şehir, zengin ve bereketli bir
yerdedir302. Raymond, 1102 yılında Hısnü’l-Ekrâd’ı kuşatmıştı. Durumu haber alan
Cenâhü’d-Devle, ona karşı yürümeye hazırlanıyordu ki camide bir Bâtıni tarafından
öldürüldü. Bunun üzerine Raymond, Hıms üzerine yürüdü ve Hıms’a bağlı yerleri
yağmaladı. Raymond, Hıms’tan döndükten sonra Mart-Nisan 1002’de on altı gemi
desteğiyle Akkâ’yı kuşattı. Fakat mancınık ve gemilerinin, Müslümanlar tarafından ateşe
verilmesi üzerine şehir önünde daha fazla tutunamadı ve kuşatmayı kaldırdı303.
1103 ilkbaharında (Paskalya sonrası = 29 Mart 1103) bu defa Baudouin, Akkâ’yı
kuşatmak için yola çıktı. Albertus, bu kuşatmaya Askalânlıların Haçlılara pusu kurmasını
sebep göstermiştir. Kuşatmada deniz gücünün olmaması, Haçlıların işini zorlaştırıyordu.
Buna rağmen etraftaki meyvelikleri talan eden kral, kuşatmayı inatla sürdürdü. Hatta
yaşanan küçük çatışmalarda Müslümanlara epeyce zarar da verdi. Direnen halkı, şehir
dışındaki sürüleri ele geçirerek güçsüz düşürmek suretiyle teslim olmaya zorladı fakat
şehrin direncini kıramadı. Albertus’un kaydına göre Fâtımî hâkimiyetindeki Sûr, Trablus
ve Sayda’dan yardım için on iki kadırga ile şehre 500 asker takviyesi yapan büyük bir
gemi geldi. Bu kuşatma esnasında yüz kadar Müslüman askerinin yaralandığını da yine
Albertus haber vermiştir. Baudouin, tüm bu çabaya rağmen kuşatmanın sonuca
ulaşmayacağını anladı ve nihayetinde geri çekilmek zorunda kaldı304.
Akkâ kuşatmasını kaldıran Baudouin, Kaysâriye’ye doğru ilerlemeye başladı.
Yolda Petra Incisia305 denen yerde, hacılara pusu kuran Müslümanlara rastladı. Bunların
bazıları öldürülürken çoğunluğu kaçtı. Bu sırada bahsedilen Müslümanlardan biri, aniden
Baudouin’e mızrakla saldırdı. Mızrak, arkadan kaburgalardan girip kalbinin yanından çıktı
Akkâ’nın zaptı mutlak surette gerekliydi. Yafa ve Hayfa limanları rüzgâr etkisine açık olduğu için Akkâ
gibi korunaklı bir limanın ele geçirilmesi ve buradan diğer Fâtımî şehirlerine taarruz edilmesi şarttı. Steven
Runciman, II, s.6
302
Willermus, I, s.453
303
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.56, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.282, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.214, Birsel
Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.60
304
Albertus Aquensis, s.661-663, Willermus, I, s.453, Fulcherius Carnotensis, s.157, Murat Öztürk,
Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.140
305
Petra Incisia: Antik Sûr yanında / Capharnaum ve Dora arasında, bugün Districtum denen yerdedir.
301
81
ve kralı ölümcül derecede yaraladı. Kudüs’e taşınan krala iyi bir tedavi uygulandı ve kral
sağlığına kavuştu306.
Kral, yaralanıp Kudüs’e döndüğü sırada aynı yıl içinde Fâtımîlerin Yafa’ya saldırısı
gerçekleşti. Fâtımîler, burada Haçlılara epeyce zarar verdikten sonra kralın gelişi üzerine
çekilmek zorunda kaldılar. Ertesi yıl, Lazıkiye’ye ulaşan Cenova ve Pisa gemilerinin
yardımıyla Raymond, Cübeyl’i ele geçirdi. Yukarıda anlatıldığı üzere 1103 yılında
Akkâ’yı kuşatan fakat deniz kuvvetlerinin eksikliği nedeniyle şehri ele geçiremeyen
Baudouin, Askalânlıların, Yafa saldırısını savuşturduktan sonra Mayıs 1104’te şehri
kuşatmak için harekete geçti. Bu kez daha umutlu olabilirdi zira yetmiş gagalı gemiden
oluşan Cenova filosu, Suriye topraklarına henüz ulaşmıştı. Bunu haber alan Baudouin,
Müslümanlara karşı mücadelesinde bunların yardımlarını talep etti. Onlara yolladığı
haberde Cübeyl’in zaptındaki yardımlaşmayı hatırlatarak harekete geçirmeye çalıştı.
Cenevizlilerle varılan anlaşmaya göre alınacak malların ve yerlerin üçte biri daimi surette
Cenevizlilere ait olacaktı. Ayrıca bir cadde, bir kilise verildikten başka Cenevizlilerin
kendi mahkemeleri de bulunacaktı307.
Anlaşmanın ardından Cenevizliler denizden, Haçlılar karadan Akka’yı muhasaraya
başladılar. Şehre tüm girişlere engel olunduğu gibi surların etrafına kuşatma aletleri de
yerleştirildi. Kuşatma kulelerinden atılan taşlarla siperler ve hatta binalar zarar görmeye
başladı. Müslümanlar, hem kara ordusuna hem de Ceneviz deniz kuvvetlerine karşı
koymak zorundaydılar. Şehir, yirmi günlük bir direnişin ardından Haçlı kralına teslim
olmak zorunda kaldı. Teslim şartlarına göre şehirden ayrılmak isteyenler eş, çocuk ve
taşınabilir tüm mallarıyla istedikleri yere gidebilecekler; kalmak isteyenler krala yıllık
belirli bir vergi ödeyerek şehirde kalabilecekti308.
Haçlı kaynakları, şehrin eman ile ele geçirildiğini haber veriyorlar. Fakat İslam
kaynakları, bu konuda öncekilerle çelişmektedir. Buna göre şehrin valisi Bennâ (Zehrü’dDevle el-Cüyûşî) idi ve şehri savunamayacağını anlayınca şehirden ayrılmayı tercih etti.
Onun ayrılışı sonrası Haçlılar, şehri kılıç zoruyla ele geçirdiler ve halka çok çirkin işler
Willermus, I, s.453, Albertus Aquensis, s.665-667, Fulcherius, kralın bir kaya ardına saklanmış olan bir
Habeşlinin attığı okla yaralandığını riveyet etmektedir. Fulcherius Carnotensis, s.158, Urfalı Mateos, kralın
yaralanmasını diğer kaynaklardan tamamen farklı anlatmaktadır. Yazarın rivayetine göre Dımaşk ve Mısır
kuvvetleri, Kudüs’e yürümüş fakat kral, bunları mağlup etmişti. Sonrasında kral, Kudüs’e döndüğünde bir
ağaç arkasında pusuya yatan Habeş askeri, aniden saldırıya geçti ve kralı ağır yaraladı. Kaynaklar, kralın iyi
bir tedaviyle iyileştiğini haber vermesine rağmen Urfalı Mateos, kralın yarasının ölünceye kadar iyi
olmadığını kaydetmektedir. Urfalı Mateos, Vekâyinâme, s.219-220
307
Willermus, I, s.454-455, Albertus Aquensis, s.671
308
Willermus, I, s.455, Fulcherius Carnotensis, s.158-159, Albertus Aquensis, s.673
306
82
yaptılar. Vali, önce Dımaşk’a, sonra da Mısır’a gitti. el-Efdâl’e özürlerini bildirdi ve
affedildi309. İslam kaynaklarının bahsettiği halkın katledilmesi vakasına Albertus, açıklık
getirmektedir. Buna göre teslim olup aileleri ve mallarıyla serbestçe şehirden ayrılan halka
Pisalılar ve Cenevizliler saldırdılar. Anlaşmalara uymayarak bunlardan 4 bin kadarını
öldürüp mallarına el koydular. Bunu haber alan Kral, çok kızdı ve adamlarını yollayıp
olayları yatıştırdı310. Ele geçirilen şehir, anlaşma gereğince Cenevizlilerle paylaşıldı ve
müthiş bir zenginlik ele geçirildi. Akkâ’nın düşmesi, Müslümanlar için büyük bir kayıptır.
Limanı ele geçiren Haçlılar, Müslümanlara saldırılarında güvenli ve uygun bir hareket
noktası ele geçirmiş oldular311.
2.2.5.Üçüncü Remle Savaşı (27 Ağustos 1105)
Willermus, 1105 yılında yaşanan Fâtımî-Haçlı savaşının sebebini Kudüs ileri
gelenlerinden bazılarının, Kahire’ye giderek Haçlıların sayısının çok az olduğunu
belirterek halifeyi savaşa teşvik etmelerine bağlamaktadır. Buna göre Haçlıların birçoğu,
hac görevlerini ifa ettikten sonra memleketlerine dönmüşlerdi ve Kudüs Krallığı şu anda
askeri güçten mahrum olduğu için savunmasız durumdaydı. Fulcherius da Fâtımîler,
saldırıya geçtikleri sırada Haçlıların mevcudunun çok az olduğunu söylemekle
Willermus’u teyit etmektedir. Bunun üzerine Mısır’da bir ordu hazırlanarak el-Efdâl’in
oğlu Senâü’l-Mülk’ün kumandasında Askalân’a gönderildi. Ayrıca Dımaşk hâkimi
Tuğtigin’den de yardım istenmesi üzerine Tuğtigin, bu çağrıya İspehbüd Sabâve
kumandasında 1300 kişilik süvari birliğini yola çıkararak cevap verdi. Fâtımî ordusunun
gelişini haber alan Haçlılar da Yafa’ya ilerlediler ve burada savaşa hazırlandılar312.
Tuğtigin, bu sırada Haçlılarla haberleşen Ertaş b. Tâcüddevle ile meşguldü313 ve
onu Busra’da kuşatmıştı. Başlangıçta Şerefü’l-Meâlî’yi takviye etmek için İspehbüd
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.72, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.302, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.143-144, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.169, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.185, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V,
s.215, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.217, el-Makrizî, İtti’az, III, s.34, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb, V,
s.414, İbn Hallikan, Vefeyat, V, s.300, Keza Fulcherius da anlaşma şartlarından bahsetmez. Yazarın
rivayetine göre ele geçirilen şehirde Müslümanların bir kısmı öldürüp bir kısmı sağ bırakılırken tamamının
mallarına el konulmuştu. Fulcherius Carnotensis, s.159, ayrıca Bkz. Stevenson, The Crusaders in the East,
s.47, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.141
310
Albertus Aquensis, s.675
311
Willermus, I, s.456, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.447, Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Sırasında
Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.225
312
Willermus, Senâü’l-Mülk’ü el-Amir’in oğlu olarak göstermiştir. Willermus, I, s.464, İbn el-Esîr, elKâmil, IX, s.75, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.319, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.216, el-Makrizî, İtti’az, III,
s.35, Fulcherius Carnotensis, s.164-165, Steven Runciman, II, s.72-73
313
Ertaş, 17 Eylül 1104’te Dımaşk meliki ilan edildi. Annesi, Tuğtigin ve Safvetü’l-Mülk Hatun’a karşı
dikkatli olmasını öğütlüyordu. Onlara karşı elini güçlendirmek isteyen Ertaş, Baalbek’e giderek asker
toplamaya karar verdi. Burada kuvvet toplamayı başaramayınca I. Baudouin’den yardım istedi. Fakat
309
83
kumandasında 1300 kişilik bir kuvvet yollamakla yetinmiş fakat İbn el-Kalânisî’nin
kaydına göre Ertaş’ı bırakarak Fâtımî ordusuna yardım etmek üzere bizzat harekete
geçmişti314. Haçlı kayakları, Haçlı ordusunun sayısını 500 şövalye ve yaklaşık 2 bin yaya,
Fâtımî ordusunu ise 15 bin kişi olarak kaydeder. İslam kaynaklarına ise Fâtımîlerin –
aldıkları yardımcı birlikler hariç- 5 bin, Haçlıların 1300 askere sahip olduğu yansımıştır.
Ayrıca Fâtımî ordusuna donanma da eşlik ediyordu. Fâtımî kara ordusu, Askalân’dan
harekete geçtiği sırada donanma da demir aldı. Ordu, Azotus’a geldiği sırada ikiye ayrıldı.
Plana göre ordunun bir kısmı Remle’ye315 ilerleyip Haçlıları savaşa zorlayacak ve onları
üzerine çekecek, diğer kısmı ise bundan istifadeyle –donanmanın da desteğiyle- Yafa’ya
saldıracaktı. Fakat Baudouin’in bunu fark etmesi, Fâtımîlerin planlarını bozdu ve ani Haçlı
saldırısında orduda panik başladı316. Haçlı kaynaklarına göre orduda başlayan panik, kısa
sürede bozguna dönüştü ve Fâtımîlerden 4 bin, Haçlılardan altmış kişi hayatını kaybetti.
Askalân valisi Cemâlü’l-Mülk de maktûl düşenler arasındaydı (27 Ağustos 1105). Fâtımî
ordugâhını yağmalayan Haçlılar, esirlerle beraber Yafa’ya döndüler. Önceden Akkâ
valiliği yapmış olan Zehrü’d-Devle Bennâ el-Cüyûşî’nin esirler arasında olduğu ve
Baudouin’in bu kimsenin fidyesi olmak üzere Fâtımîlerden 20 bin altın aldığı da rivayet
edilmektedir317.
Fâtımî donanması, plan gereğince Yafa limanında bulunuyordu. Kara ordusunun
bozgun haberini alınca donanma da Sûr’a çekildi. Sonrasında Mısır’a dönmek isteyen
Fâtımîlerin Kudüs’ü tehdit ediyor olmasından dolayı kral, Ertaş’a yardım etmedi. Bir süre Haçlıların arasında
kalan Ertaş, Havran’a çekildi. Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.22-23
314
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.148-149, Gülay Öğün Bezer, Müslümanların, Haçlılar karşısındaki durumuna
dikkat çekerek “Haçlıların en küçük başarılarının kendi aleyhine bir gelişme olacağının şuurunda olan
Atabey, yardım hususunda tereddüt göstermedi” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Gülay Öğün Bezer,
“Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.846-847
315
Kaynaklarda bu savaş, Remle Savaşı olarak geçmektedir. Fakat Albertus, bu savaşın Remle ve Askalan
arasında bulunan Yubna’da (Habilin) yaşandığını ifade etmektedir. Albertus Aquensis, s.707
316
Willermus, I, s.465, Fulcherius Carnotensis, s.166-167, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.75, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.319), İbn el-Kalânisî’nin rivayetine göre ise Müslüman ordusunun sayısı atlı ve piyade olmak
üzere 10 bini aşıyordu. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.148, Albertus, Müslümanların sayısını 6 bin olarak vermiştir.
Haçlılara Kudüs’ten kralın yardım isteği üzerine 150 şövalye katılmıştır. Albertus Aquensis, s.709
317
Willermus, I, s.465-466, Fulcherius, Haçlıların kaybını altmış kişi verirken, Müslümanlardan binlerce
kişinin öldüğünü kaydetmiştir. Fulcherius Carnotensis, s.167-168, Tarafların birbirine üstünlük
sağlayamadığını söyleyen İbn el-Esîr’e göre Fâtımîlerden 1200, bir o kadar da Haçlılardan kayıp vardı. İbn
el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.75, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.319, Azîmî de savaşta galib tarafı tayin etmenin
zorluğunu kaydederek İbn el-Esîr’in rivayetini desteklemektedir. Azîmî, Tarih, s.42, Keza İbn el-Kalânisî de
ölenlerin sayısının birbirine eşit olduğunu rivayet etmektedir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.149, el-Makrizî, İtti’az,
III, s.35, Haçlı kaynaklarının verdiği rakamlar mantıklı görünmemektedir. Zira Albertus da ölenlerin sayısını
7 bin olarak vermiştir. Haçlılardan ise 100 kişinin öldüğünü rivayet eder. Albertus Aquensis, s.711, Steven
Runciman, II, s.73-74
84
donanma, fırtınaya yakalandı ve yirmi beş Fâtımî gemisi, Haçlı kıyılarına sürüklendi.
Fırtınada birçok Müslüman boğulurken Haçlılar da 2 binden fazlasını esir aldılar318.
2.2.6.1106-1112 Yılları Arasında Askalân Merkezli Yaşanan Mücadeleler
Baudouin’in 1104 yılında Sayda kuşatmasında başarısız olması üzerine
Askalânlılar, fırsatı kaçırmadılar zira kral, kuşatmada başarısız olmuş, Taberiye hâkimi
ölmüş ve kralın yanındaki deniz kuvvetleri ülkelerine dönmüşlerdi. Askalânlılar derhal
harekete geçerek Remle ve Askalân arasında bulunan nehir (Nehr el-Futrus = Yarkon?)
yanında toplandılar. Amaçları, burada pusu kurarak hacılara saldırmaktı. Nihayetinde Ekim
1106’da saldırıya geçip 5 bin kadar hacıyı katlettiler319. Bu olayın hemen ardından içinde
sadece sekiz şövalyenin bulunduğu Remle’ye yürüdüler. Bu sırada Yafa valisi Roger,
Remle’de bulunan Askalânlıların üzerine yürüdü fakat mağlup oldu ve Askalân
kuvvetlerinin takibinde zorlukla Yafa’ya çekildi. Yafa’da bulunan bazı şövalyeler,
Askalânlıları karşıladılarsa da bunların bazıları esir alındı, bazıları da katledildi. Yafa’dan
Remle’ye dönen Askalânlılar, Kudüs’e yöneldiler ve Kudüs yolundaki Arnoulf Kalesi’ni
kuşattılar. Kale, ele geçirildiğinde kaçıp kurtulmayı başaran sorumlusu Gundfrid
dışındakileri kılıçtan geçirdiler. Sonrasında da Askalân’a döndüler320.
Kara ordusu, Haçlı topraklarında tahribatta bulunurken 15 Ekim 1106’da
Askalân’dan hareket eden sekiz galeri, o civarda bulunan Haçlı gemilerini ele geçirmek
için Yafa’ya doğru ilerlemişti. Askalân kuvvetleri, Yafa yolunda rastladıkları erzak ve
malzeme yüklü büyük bir Haçlı gemisine saldırdılar. Yafa’dan gelen yardım, gemiyi
kurtarmaya yetmedi ve Haçlı gemisi, içindekilerle beraber ele geçirildi. Yafa’da
yaşananları haber alan kral, 1107’de Yafa’ya geldi ve buradan da Askalân yakınlarındaki
Hebron’a ulaştı. Baudouin, Askalân’a saldırma niyetindeydi fakat Askalân kuvvetleri ona
göz açtırmadı ve kral, bir sonuca ulaşamadan Kudüs’e dönmek zorunda kaldı321.
1108 yılında Baudouin, Taberiye’de bulunuyor ve bu civarda pusular kuran
Türklerle uğraşıyorken 3 bin kişilik Askalân kuvvetlerinin Yafa’yı kuşattığı haberi alındı.
Willermus, I, s.466, Fulcherius Carnotensis, s.169, O güne kadar denizde etkili olduğu görülen Fâtımî
donanması için bu, büyük bir darbe olmuştur. Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz
Hâkimiyeti, s.141, Albertus, Yafa’da bekleyen Fâtımî donanmasının önce Askalan’a oradan da Mısır’a
döndüğünü haber vermiş fakat denizde yaşanan felaketten bahsetmemiştir. Albertus Aquensis, s.711
319
Albertus Aquensis, s.727, Steven Runciman, II, s.74
320
Albertus Aquensis, s.727-733
321
Albertus Aquensis, s.733-735, Steven Runciman, II, s.75, Askalân merkezli yapılan saldırıların
Haçlılara zarar verme nedeni ta en başından beri Haçlıların denizde söz sahibi olamamalarıyla alakalıdır. Zira
Fâtımî şehirlerinden hareket eden Müslüman donanması, özellikle Yafa’yı defalarca tehdit etmiştir. Harold S.
Fink, “The Foundation of the Latin States, 1099-1118”, s.375
318
85
Bunun üzerine Baudouin, Akkâ’ya gelerek yanına aldığı altmış şövalyeyle Yafa’ya yardım
etmek üzere denizden ilerledi. Yafa’da bulunan askerlerin, kralın yolda olduğu haberiyle
cesaretlenerek dışarı çıkmasıyla yaşanan çatışmada Müslümanlar on sekiz, Haçlılar on üç
kayıp verdi. Kralın Yafa’ya ulaşıp şehir kuvvetleriyle birleşmesinden çekinen Askalânlılar,
bu çatışmanın ardından çekildiler322.
Kralın, Yafa’dan dönüşünün dördüncü günü (?1108) Askalânlıların, Dımaşk
askerlerinin yardımını alarak St. Abraham Kalesi’ne saldırı hazırlığında oldukları haberi
ulaştı. Yetmiş şövalye ile kaleye yönelen Baudouin, sabahında her şeyden habersiz olan
Askalân kuvvetlerinin kampını basarak geri püskürttü. Fakat kısa sürede toparlanan
Askalân ve Dımaşk askerleri saldırıya geçtiler. Çatışmanın başlarında Müslümanlar üstün
durumda idi. Aralarında Hugh of Cassel ve Albert adında iki askerin de bulunduğu beş
Haçlı, bu ilk saldırıda öldürüldü. Haçlıların bir süre sonra toparlanmasıyla Müslümanlar,
otuz maktûl ve altmış esir bırakarak çekilmek zorunda kaldılar. Bu sayede otuz üç deve,
altmış sekiz at, birçok çadır ele geçiren Baudouin, Kudüs’e döndü323.
Ağustos 1110’da Askalânlılar, Kudüs’e kadar uzanan tehlikeli bir saldırıda
bulundular. Baudouin, şehir surlarına saldıran Askalânlıların saldırılarına dirençle karşı
koydu. Sonrasında saldırıya hazırlanmak için askerlerini hazır hale getirildi. Vuku bulan
çarpışmada bir süre sonra Askalânlılar, cesaretlerini kaybedip kaçmaya başladılar. Haçlılar,
kaçan Askalânlıları takiple bunlardan 200 askeri katlettiler. Yanlarında ele geçirdikleri
ganimetle ve bol sayıda esirle geri döndüler324.
1110 yılında Mısır’dan yola çıkan tüccarlar, Ürdün nehrini geçtiler. Tüccar
gemileri, Sûr, Beyrut, Sayda ve Dımaşk’a gitme ve ticaret mallarını buralarda ihtiyaç
duyan insanlara ulaştırma niyetindeydi. Bunu haber alan kral, altmış şövalyesiyle gece yola
çıkarak nehre ulaştı. Kafilenin kalabalık oluşundan biraz ürkse de yine de korumasız
tüccarlara saldırıya geçti. Kafileden on birini öldürüp kırkını esir alan Baudouin, ele
geçirdiği yüklü ganimetle Kudüs’e döndü. Ele geçirdikleri arasında on bir şeker yüklü
deve, dört yük biber ile diğer baharatlar, değerli eşyalar, yetmiş yağ ve bal yükü vardı.
Baudouin, bu ele geçirilen ganimetle durumunu epeyce düzeltti325.
322
Albertus Aquensis, s.749
Albertus Aquensis, s.749-751, Steven Runciman, II, s.75
324
Albertus Aquensis, s.801-803
325
Albertus Aquensis, s.751-753, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.171-172, el-Makrizî, İtti’az, III, s.46, Abû’lFarac, II, s.350
323
86
Çeşitli yağmalarla zengin ganimetler ele geçiriyor olmasına rağmen Baudouin’in
ekonomik sıkıntısı uzun bir süre devam etmiştir. Albertus’un kaydına göre 1112 yılındaki
Sûr kuşatmasından dönen kral, Sicilya kontu Roger’ın annesinin, yanında muazzam bir
servet olduğu halde Akkâ’da karaya çıktığını haber aldı. Para sıkıntısı yaşayan kral, bu
kadınla evlenmek ve bu sayede ekonomik durumunu düzeltmek istedi. Bu amaçla hiç vakit
kaybetmeden bu hanımı karşılamaları için üç gemiyi yola çıkardı. Fakat gemiler rüzgârın
etkisiyle Askalân limanına sürüklendi. Askalânlıların bu gemileri fark etmesi üzerine vuku
bulan çarpışmada elli askerin bulunduğu bir Askalân gemisi battı. Askalânlılar, geri
çekilmek zorunda kalırken Haçlı gemileri de Akkâ’ya yöneldiler326.
2.2.7.Trablus'un Zaptı (26 Haziran 1109)
Birinci Haçlı Seferi Urfa, Antakya ve Kudüs’te Haçlı Devletlerinin tesisi ile
amacına ulaştı. Sefer boyunca Haçlı liderleri arasında bir rekabetin yaşandığı
görülmektedir. Çukurova bölgesinde birbirinin hâkimiyet alanına müdahale ederek çatışan
Baudouin de Blougne ile Tankred bunların ilkidirler. Antakya zapt edildikten sonra ise
Bohemond ile Raymond de Saint Gilles arasındaki anlaşmazlık, zaman zaman seferin
devamını tehlikeye sokacak dereceye varmıştı. Raymond, Antakya’da imparatorun
haklarını korumaya çalışan biri olarak görünmektedir. Fakat Antakya konusunda yeterince
söz sahibi olamadı ve elinde bulundurduğu yerleri Bohemond’a teslim ederek Kudüs
yolculuğuna devam etti. Kudüs’ün zaptı sonrası bu defa Godefroi ile karşı karşıya geldi.
Kudüs’ün idaresini kendince sebeplerle kabul etmeyişi üzerine Godefroi’nin hâkimiyet
sağlamasıyla Antakya’da yaşananlar adeta tekrar etti. Kudüs’ün idaresinde tek başına söz
sahibi olmak isteyen Godefroi’nin karşısında tutunamadı ve Davud Kulesi’ni teslim etmek
mecburiyetinde kaldı ki bunda diğer liderlerin (Normandie ve Flandre kontları)
Godefroi’nin yanında oluşu da etkili olmuştu327.
Godefroi’nin, Raymond’un gücünü kırmak istediği malumdur. Askalân ve Arsûf
kuşatmalarında halk, Raymond’a teslim olmak istemiş fakat bunu iktidarına bir müdahale
addeden Godefroi’nin muhalefeti gecikmemişti. Tüm bu olayların neticesinde Raymond,
Godefroi karşısında tutunamamış İstanbul’a, Aleksios’un yardımını sağlamak üzere
doğudan ayrılmıştı. Raymond, İstanbul’da iken 1101 Yılı Haçlı Seferi orduları ile
Anadolu’ya geçti fakat Türklerin, bu orduları imha etmesi sonucunda tekrar İstanbul’a
sığındı. Burada durumunu düzelttikten sonra karısının bulunduğu Lazıkiye’ye gitmek üzere
326
327
Albertus Aquensis, s.843-845
Willermus, I, s.383-384
87
yola çıktı. Fakat Tarsus’a ulaştığı sırada Merzifon’da vuku bulan savaştan kaçtığı ve
böylece Hıristiyanlığa ihanet ettiği suçlamasıyla Tankred tarafından tutuklanarak
Antakya’da hapsedildi. Bir süre sonra arkadaşlarının yoğun ısrarları sonucu da serbest
bırakıldı328.
2.2.7.1.Tartûs’un (Antartûs) Zaptı (Şubat 1102) ve Trablus Kuşatması
Raymond, 1101 yılı sonunda Antakya’dan yanında Etienne de Blois, Aquitania
dükü IX. Guillaume ve Bayvera dükü Welf olduğu halde ayrıldı. Lazıkiye’den karısını da
yanına alan Raymond’un ilk hedefi Tartûs oldu. Ceneviz gemilerinin de yardımı üzerine
şehir fazla direnemedi (Şubat 1102). Raymond, Tartûs’u ele geçirdi ve etrafa yapacağı
akınlar için burayı bir üs olarak kullanmaya başladı329. Şehre hâkim olan Raymond, Kudüs
yolculuğuna devam etmeyerek burada kalınca yanındaki dükler, Tartûs’dan ayrıldılar ve
Kudüs’e yöneldiler330.
İbn el-Esîr, Raymond’un yanında sadece 300 kişinin bulunduğunu haber
vermektedir. Bu yüzden Trablus hâkimi İbn Ammâr, Hımıs’taki vekili Yâhız ile Dımaşk
hâkimi Dukak’a haber yollamış ve Raymond’a karşı harekete geçilmesini istemişti.
Hımıs’tan gönderilen birliklere Dukak da 2 bin asker yollayarak katkıda bulundu. Bu
sırada Trablus önlerinde bulunan Raymond ile Müslümanlar böylece karşı karşıya geldiler.
İbn el-Esîr’in taraflar konusunda verdiği rakamlar ilgi çekicidir. Buna göre Raymond,
Dımaşk askerlerine yüz, Trablus askerlerine yüz ve Hıms kuvvetlerine elli kişi ayırmış ve
elli kişiyi de yanında bırakmıştı. Çatışma başladığı zaman Hıms ve Dımaşk askerleri
hemen mağlup olarak geri çekildiler. Trablus kuvvetleri ile Raymond’un yüz adamı savaşa
girince Raymond da geri kalan askerlerle savaşa dâhil oldu ve Trablus kuvvetlerinin de
yenilgisi neticesinde Müslümanlardan toplam 7 bin kişi öldürüldü. Savaşı kazanan
Raymond, böylece şehri muhasaraya başladı331.
Albertus Aquensis, s.633, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.57, Steven
Runciman, II, s.25
329
Albertus Aquensis, s.633, Azîmî, şehrin zapt tarihini Mart-Nisan 1102 olarak vermiştir. Azîmî, Tarih,
s.39, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.58, Harold S. Fink, “The Foundation of
the Latin States, 1099-1118”, s.396
330
Albertus Aquensis, s.633, Steven Runciman, II, s.47-48
331
İbn el-Esîr’in verdiği bilgilere göre 300 kişilik Haçlı kuvveti, kalabalık bir Müslüman ordusunu bozguna
uğratmış, 7000 kişiyi öldürmüş ve 300 kişi ile şehri kuşatmıştır. Bu rakamlarda veya olayların seyrinde bir
tutarsızlık vardır. Zira sadece Dımaşk’tan 2000 asker gelmişti. Buna Hıms ve Trablus kuvvetlerini de dâhil
edince bu savaşın seyri ve sonucu gerçeğe uygun görünmüyor. Ayrıca bu çatışmada İbn el-Esîr, Haçlıların
herhangi bir kaybından da bahsetmemektedir ki kayıp vermedikleri düşünülse bile bu kuvvetlerin, bir şehri
muhasaraya kâfi gelip gelmeyeceği de şüphelidir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.55, a. mlf., İslam Tarihi, X,
s.280-281, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.168, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.213, Abû’l-Farac,
328
88
Raymond’a Trablus muhasarasında bölgeden Hıristiyanların da katılması sonrası
Trablus önlerinde şiddetli bir çatışmanın yaşandığı rivayet edilir. Raymond, burada 300
kişi kayıp verdikten sonra at ve para almak karşılığında Trabluslularla anlaşmaya vardı ve
Tartûs’a çekildi332.
Hısnü’l-Ekrâd, Haçlıların eline Kudüs yolculukları esnasında geçmişti. Fakat burayı
Müslümanların tekrar fethetmesi üzerine Raymond, Tartûs’dan çıkarak kaleyi kuşatmaya
başladı. Hıms emiri Cenâhü’d-Devle, Raymond’a müdahale hazırlığındayken Bâtıniler
tarafından katledildi. Bu gelişme, Raymond'u daha da cesaretlendirdi ve bu defa Hıms’a
bağlı yerleri yağmalamaya başladı333. Hıms dönüşünde de Akkâ’yı kuşattı fakat bir başarı
sağlayamadı.
2.2.7.2.Raymond’un Trablus’u Tekrar Kuşatması (1104)
Raymond’un Trablus kuşatması, 1103 yılında da belli aralıklarla devam etmişti.
Kuşatmaya ikmal maddelerinin ulaşmasıyla Raymond, kuşatmada ısrarcı davrandı. Fakat
İbn Ammâr da Haçlı şehirlerine gemilerle birlikler yolluyor ve buraları tahrip ettirip halkı
öldürtüyordu. İbn el-Esîr’in kaydına göre İbn Ammâr, bu sayede köylerde tarımda çalışan
insanlara zarar veriyor ve ikmal maddelerinin gelişine engel olmak istiyordu334. Ertesi yıl
Raymond, durumunu biraz daha düzeltti. İçinde tüccar, asker ve hacıların bulunduğu
Cenova gemileri Mart-Nisan 1104’te Lazıkiye’ye ulaştılar. Cenovalıların muvasalatını
haber alan Raymod, bunların deniz gücünden Trablus kuşatmasında yararlanmak için
yardım istedi. Cenovalıların da katılımıyla Trablus, 1104 yılında karadan ve denizden
II, s.343, Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.254-255, İbn el-Kalânisî’nin kaydı, daha
muhtasardır. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.140-141, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.2, Anna
Komnena’nın kaydı İslam ve Haçlı kaynaklarına uymamaktadır. Yazara göre Tartûs zapt edilince Dımaşk
atabeği, Raymond’un üzerine yürüdü. Raymond, bunun üzerine halktan kendisini saklamalarını ve atabeğe
şehirde bulunmadığını söylemelerini istedi. Atabey gelince Raymond’un şehirde bulunmadığına inandı ve
dinlenmek için ordugâhını kurdu. Hazırlıksız yakalanan Müslümanlara 400 adamıyla saldıran Raymond,
bunların tamamını öldürdü ve Trablus’u kuşattı. Anna Komnena, Alexiad, s.344-345
332
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.55, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.281, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.168-169, İbn Haldûn, Raymond’un 10 bin dinar ve birçok esirle Trablus’tan ayrıldığını haber vermiştir. İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.213
333
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.56, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.282, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.216, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.169, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.140-141, Cenahü’d-Devle’nin eşi, oğlu
Haleb meliki Rıdvan’dan yardım istedi ve şehri teslim edeceğini bildirdi. Rıdvan’dan çekinen bazı devlet
ileri gelenleri ise Dımaşk meliki Dukak’ı tercih ettiler. Rıdvan, yolda iken Raymond’un aldığı para karşılığı
Hıms arazisinden çekildiğini haber aldı. Rıdvan’ın dönüşünden sonra Dukak, Hıms’a gelerek şehri teslim aldı
ve idaresini Tuğtigin’e verdi. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.59
334
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.67, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.297, Makrizî’nin kaydına göre Fâtımîlerin de
Trablus’u ele geçirme teşebbüsleri olmuştu. 1103 yılında Senaü’l-Mülk Hüseyin, Haçlılara karşı
yollandığında savaş öncesinde Trablus’a gelmiş ve ekomomik sıkıntı yaşayan şehrin teslim edilmesini
istemişti. Fakat İbn Ammâr bunu reddetti ve Makrizî’nin ifadesiyle kapıları yüzüne kapattı. Senaü’l-Mülk ise
bir süre burada kaldıktan sonra Haçlıların yaklaşması üzerine Askalân’a çekildi, el-Makrizî, İtti’az, III, s.42
89
kuşatmaya alındı. Fakat kuşatmanın bir sonuca ulaşmayacağı anlaşıldığında Cübeyl’in
kuşatılmasına karar verildi335. Albertus, Raymond’un Cenova ve Pisa kuvvetleriyle
Cübeyl’i 1104 ilkbaharında zapt ettiğini kaydetmektedir fakat ileride görülecği üzere
şehrin 1109 yılında ele geçirildiği kaydı, daha mantıklı görünmektedir. Burada Cübeyl’in,
Raymond’a itaat arz ettiği anlaşılmaktadır336.
2.2.7.3.Raymond’un Hacılar Tepesi’nde Kale İnşa Etmesi (1104)
Cübeyl’in zaptı sonrası Raymond, Trablus kuşatmasına ağırlık verdi. Trablus’u
karşıdan gören ve şehirden yaklaşık üç buçuk km. uzaklıkta bulunan tepeye bir kale
yaptırdı ve buraya Hacılar Tepesi adı verildi. Kale, inşa edilir edilmez Trablus için
tehlikeli olmaya başladığı görülmektedir. Zira buradan yapılan saldırıları durdurmakta
zorlanan Trablus hâkimi, Raymond’a yıllık vergi ödemeye başladı337. Albertus’un kaydına
göre buraya kale inşası zaruri idi. Zira şehre Mısır, Askalân, Sayda ve Sûr’dan yardım
gelmekteydi. Bu durumda bu yardımların önünü almak ve şehri tecrit etmek için kalenin
inşası, Haçlılar için çok faydalı olmuştur338.
İslam
veya
Haçlı
kaynakları,
kale
yapımında
Bizans’ın
dahlinden
bahsetmemektedirler. Fakat Anna Komnena, Raymond-Aleksios yakınlığını ön plana
çıkararak diğer kaynaklardan tamamen farklı bir kayıt düşmüştür. Trablus Haçlı Kontluğu
üzerinde daha sonraları görülecek olan metbûluk iddiaları bu zamana temellendirilmek
istenmiş olmalıdır. Anna Komnena’nın anlatımına göre Raymond, bizzat Aleksios’a
başvurmuş ve bahsedilen yere bir kale yaptırmasını rica etmişti. İmparator da Kıbrıs
valisini göndermiş ve Raymond’un istediği şekilde bir kale inşa ettirmişti339. Anna
Komnena, daha sonraları, Bertrand’ın, imparatora vasallık yemini ettiğini ve babası
zamanındaki dostluğu devam ettirdiğini zikredecektir. Bu kale yapımı konusu da
Bizans’ın, Haçlı Devletleri üzerinde kendisini yüksek hâkim görme iddiasının bir tezahürü
olmalıdır.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.72, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.302, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.143, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.169, Stevenson, The Crusaders in the East, s.55
336
Albertus Aquensis, s.671, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.6
337
Willermus, I, s.454, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.60, İbn Tağrîberdî, enNücûm, V, s.182, Radulphus Cadomensis, s.161
338
Albertus Aquensis, s.681
339
Anna Komnena, Alexiad, s.345, Fink de kalenin, Bizans yardımıyla inşa edildiği fikrindedir. Harold S.
Fink, “The Foundation of the Latin States, 1099-1118”, s.396, Radulphus Cadomensis ise Raymond’un
yardım isteğini Lazıkiye üzerinde Tankred’in tehdidiyle alakalı bulmaktadır. Radulphus Cadomensis, s.161
335
90
2.2.7.4.Raymond’un Ölümü (28 Şubat 1105) ve Yerine Yeğeninin Geçmesi
Raymond, kara yönünden şehri kontrol edebilmekle beraber deniz gücünün
olmayışıyla sıkıntıya düşüyordu. Buna karşılık İbn Ammâr’ın bir ticaret filosu bulunuyor
ve Mısır donanması da limana erzak ulaştırmada sıkıntı yaşamıyordu. İbn Ammâr, ani bir
huruçla şehrin varoşlarını Hacılar Tepesi’ndeki kuleye kadar ateşe verdi (Eylül 1104). Bu
sırada Raymond, üzerine çöken, alev almış bir tahta parçası altında kaldı ve öldü (28 Şubat
1105)340 Raymond’un ölümü üzerine yerine yeğeni Guillaume-Jourdain geçti ve Trablus
kuşatmasını devam ettirdi. Raymond’un ölümünü haber alan imparator, Lazıkiye’de
bulunan adamlarına Trablus’a yardım götürmelerini emretti. Bunun üzerine İbn Ammâr, bu
Bizans birliğinin üzerine donanma gönderdi ve Trablus kuvvetleri, Bizanslıları yenilgiye
uğratarak içindekileri esir aldılar341.
İbn Ammâr, civardaki Müslüman emirlerden de durmadan yardım istiyordu. Bu
yardım isteğine cevap veren Artukoğlu Sökmen, yola çıktığında Dımaşk hâkimi
Tuğtigin’den aldığı mektupta Tuğtigin, çok hasta olduğunu belirtiyor ve şehrin idaresini
almak üzere gelmesini istiyordu. Tuğtigin, şehri Haçlılara karşı koruma gayretindeydi fakat
adamları, Sökmen gelirse bir daha şehirden çıkmaz diyerek onu uyardılar. Tuğtigin, bu
arada yaptığından pişman olmuştu ve bir çözüm arıyordu. Bu sırada Sökmen’in elKaryeteyn’de öldüğü haberi ulaştı. Onun ölümüyle Tuğtigin, rahat bir nefes aldı fakat
Trablus da bu yardım ümidini kaybetti342.
Kuşatma devam ederken şehir, erzak sıkıntısı çekmeye başladı. İbn Ammâr, büyük
bir azimle sorunların üstesinden gelmeye uğraşıyordu. Askerlerin ve fakirlerin nafakasını
dağıtmakta ihmal göstermedi. Fakat hem yiyecek hem de parası azalmıştı. Bu yüzden bazı
vergiler tahsis etti. Bu vergilerin toplanmasından, şehirde bulunan iki zengin rahatsız
oldular ve Haçlı karargâhına kaçarak İbn Ammâr’ın, mallarını müsadere ettiğini bu yüzden
burada kalmak istediklerini söylediler. Bu iki zengin, Trablus’un ikmal yollarını da ifşa
ederek özellikle Arka ve Cibâl’den gelen yardım yolları hakkında bilgi verdiler. Bunun
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.146, 147, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.95-96, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.331, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.170, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.61,
Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.220-221, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.187, Urfalı Mateos, Vakayiname,
İbn el-İmâd, Şezerâet ez-Zeheb, V, s.422
341
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.96, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.331, Anna Komnena, Alexiad, s.348, İmparator,
Guillaume üzerinde hakimiyet kurmak istemiş olmalıdır, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu
Tarihi, s.64
342
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.146-147, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.82, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.315, Ebû elFidâ, el-Muhtasar, II, s.219, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.81, Azîmî, 10 bin
atlıyla yardıma gelen Sökmen’in Menâzır’da öldüğünü kaydediyor. Azîmî, Tarih, s.40, Urfalı Mateos’un
kaydı muhtasardır. Urfalı Mateos, Vakayiname, s.225
340
91
üzerine Haçlılar, bahsi geçen yerlere birlikler yollayarak bu yolları kontrol altına almak
istediler. İbn Ammâr, bu iki kişinin iadesini taleble karşılığında bol miktarda mal
göndermeyi teklif etti fakat olumlu cevap alamadı. Daha sonra İbn Ammâr’ın yolladığı
adamlar tarafından bu iki kişi gizlice öldürüldü343.
Nisan-Mayıs 1105’te bu defa Haleb hâkimi Rıdvan, Trablus’a yardım için
hazırlanıyordu. Fakat bu defa da Tankred, Haleb’in önemli bir kalesi olan Artah’ı
kuşatınca Rıdvan, bu işle uğraşmak zorunda kaldı ve yine Trablus’a yardım
götürülemedi344. Tüm sıkıntılara rağmen İbn Ammâr, yardım arayışını sürdürdü. Bu
cümleden olarak 1106-1107 yılında Sultan Muhammed Tapar’a bir mektup yollayarak
Haçlılar karşısındaki sıkıntılı durumunu anlattı. Yine Dımaşk emirlerinden Abak b.
Abburrezzâk’ı da şehrin durumunu konuşmak üzere Trablus’a çağırdı345. En nihayetinde
kendisi bizzat Abbâsî halifesi el-Mustazhir Billâh’ın huzuruna varmaya karar verdi.
2.2.7.5.Fahrü’l-Mülk İbn Ammâr’ın Yardım Almak İçin Bağdad’a Gidişi
Trablus hâkimi Kadı Fahrü’l-Mülk İbn Ammâr, Nisan-Mayıs 1108’de Haçlılara
karşı yardım istemek için Bağdad’a gitmeye karar verdi. Zira şehir, uzun süredir kuşatma
altındaydı ve yukarıda ifade edildiği üzere yiyecek sıkıntısı da baş göstermişti. İbn elEsîr’in ifadesine göre Haçlılar, durumlarını Kıbrıs, Antakya ve Venediklilerden aldıkları
yardımlarla düzeltmişlerdi346. İbn Ammâr, Nisan 1108’de Bağdad’a doğru yola çıkarken
amcasının oğlu Zül-Menâkıb’ı Trablus’ta vekili olarak bıraktı. Askerlerin altı aylık
maaşlarını peşin ödedi ve yola çıktı. Fakat İbn Ammâr, Dımaşk yolunda idi ki ZülMenâkıb isyan ederek Fâtımîlerin hâkimiyetini ilan etti. İbn Ammâr, bunu haber alınca
adamlarına mektup yazdı ve tutuklanan Zül-Menâkıb, Havâbî Kalesi’nde hapsedildi347.
İbn Ammâr, Dımaşk’ta Tuğtigin tarafından çok iyi karşılandı ve Bağdad’a giderken
yanına oğlunu da verdi. İbn Ammâr, Bağdad’da da büyük bir saygıyla karşılandı. Sultan ve
halife ile ayrı ayrı görüşen İbn Ammâr’a her ikisi de yardım sözü verdi. Sultan
Muhammed, Mayıs-Haziran 1108’de Bağdad’dan ayrılırken Emir Hüseyin b. Atabeg
Kutluğtigin’e –Emir Mevdûd kumandasında Çavlı ile savaşmak için Musul’a gönderdiğiİbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.96, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.331-332
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.148, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.66, Ali Sevim,
Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.198-199
345
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.160
346
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.120, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.361-362, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.218
347
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.160-161, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.120-121, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.362, elMakrizî, İtti’az, III, s.38, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.218, Azîmî, Tarih, s.43, Birsel Küçüksipahioğlu,
Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.67, Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu
Tarihi (468-511/ 1105-1118), s.94-95
343
344
92
kuvvetlerini İbn Ammâr ile beraber yollamasını ve kendisinin de ona eşlik etmesini
emretti348. Emir Hüseyin’in görevi, Çavlı’ya karşı yollanan orduyu Haçlılarla savaşa
kanalize etmek ve Çavlı’nın gönlünü alıp itaatini sağlamaktı. Emir Hüseyin, Çavlı’yı itaate
razı etmesine rağmen ordu komutanı Mevdûd, Musul’u kuşatmaktan geri durmadı ve
böylece Trablus’a askeri güç gönderilemedi (1108-1109)349.
İbn Ammâr, 25 Ağustos 1108’de Dımaşk’a döndü; burada birkaç gün kaldıktan
sonra da Cebele’ye gitti. Bu sırada Trablus’ta önemli gelişmeler yaşanmıştı. Trablus halkı,
Fâtımî veziri el-Efdâl’e haber gönderip idareyi teslim alacak bir vali ve erzak istediler.
Bunun üzerine Mısır’dan Şerefü’d-Devle Ebû Tayyib, bol miktarda erzak ile beraber
Trablus’a gönderildi. Yeni vali, ilk olarak İbn Ammâr’ın ailesinden bazılarını tutukladı ve
İbn Ammâr’a ait mallara el koyup Mısır’a yolladı350.
2.2.7.6.Arka Şehri’nin Zaptı (Mart-Nisan 1109)
Antakya’nın zaptı sonrası Raymond tarafından kuşatılan fakat alınamayan Arka
Kalesi, İbn Ammâr’ın bir memlukünün elindeydi. Bu sırada Trablus, Fâtımîlerin eline
geçmişti. Bir müddet sonra bu kaledeki memlük isyan etti. Olayı haber alan İbn Ammâr
kalenin, Haçlıların eline geçmesinden endişe duyuyordu. Derhâl Tuğtigin’e haber
yollayarak adamlarını gönderip kaleyi teslim almasını istedi. Tuğtigin’in 300 askerle
gönderdiği İsrail, İbn Ammâr’ın memlükünü öldürdü ve kaleye hâkim oldu. Tuğtigin de
kaleye gitme niyetindeydi fakat aralıksız yağan yağmurlar buna iki ay boyunca engel oldu.
Nihayetinde Tuğtigin, 4 bin süvariyle beraber yola çıkıp Haçlılara ait el-Akma ve diğer
bazı kaleleri ele geçirdi. Fakat Tuğtigin’in gecikmesini fırsat bilen Guillaume Jourdain,
Arka Kalesi’ni kuşatmaya başlamıştı. el-Akma Kalesi’nin fethini haber alan Jourdain’in
Tuğtigin ile çatışması, Müslümanların mağlubiyetiyle sonuçlandı ve Tuğtigin, geride bol
ganimet bırakarak çekildi (Mart-Nisan 1109). Bu ganimetle Guillaume Jourdain,
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.121, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.362-363
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.128, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.371, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.161, İbn Haldûn,
Kitâb el-İber, V, s.218, Detaylar için Bkz. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.68,
Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (468-511/ 1105-1118), s.96-97, Ali
Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, s.208-209
350
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.121, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.363, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.161, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.171, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.218, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.223,
Makrizî, 1107 yılı olayları arasında kaydetmiştir. el-Makrizî, İtti’az, III, s.38, Birsel Küçüksipahioğlu,
Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.68-69, Azîmî, Fâtımî valisinin erzakla geldiğini ancak tutuklanarak
malların elinden alındığını kaydeder. Azîmî, Tarih, s.43
348
349
93
durumunu düzeltti ve Arka Kalesi’ni şiddetle sıkıştırdı. Yardım umudu kalmayan halkın
eman dilemesi sonucu Arka Kalesi Mart-Nisan 1109’da ele geçirildi351.
2.2.7.7.Bertrand’ın Doğuya Gelişi
Raymond’un oğlu Bertrand, Toulouse’dan 1108 yılı sonbaharında 4 bin kişilik atlı
ve yaya askeri olduğu halde kırk gemilik bir filoyla babasının mirasına sahip çıkmak üzere
denize açıldı. Cenova’da görüştüğü denizciler, kendisine yardımda bulunmayı vaad ettiler
ki bunlar alınacak şehirlerde ticari imtiyazlar koparma peşindeydiler352. Bertrand,
Süveydiye’de karaya çıktı ve derhal Tankred ile görüşmek istedi. Tankred ile buluşan
Bertrand, eski haklarına dayanarak Antakya’nın eskiden babasının elinde bulunan
kısımlarını talep etti. Tankred ise bunu kabul etmeyerek ülkesini terk etmesini istedi. Yolda
kendisine yiyecek verilmemesini de tembihlemişti. Bunun üzerine Bertrand, Antakya’dan
ayrılarak önce Tartûs’a, sonra Mart 1109’da da Trablus’a ulaştı353. Hacılar Tepesi’nde
Guillaume Jourdain ile görüşen Bertrand, babasının mirasını devralmak istedi. Fakat bu
talep, Guillaume Jourdain tarafından reddedildi. Fulcherius’un kaydına göre Guillaume
Jourdain, Hacılar Tepesi’ndeki kalede yaşıyordu ve Raymond ölünce şehre o sahip
çıkmıştı. Bertrand şehri kuşatanın, tepeye kaleyi yapanın ve kendisine şehri vasiyet edenin
babası olduğunu söylüyor ve haklarını istiyordu. Guillaume ise Raymond’un ölümünden
beri kendi kuvvetleriyle düşmanı kontrol altında tuttuğunu ve şehrin etrafındaki toprakları
ele geçirmeye çalıştığını iddia ediyor ve sahip olduklarından vazgeçmek istemiyordu354.
Guillaume, iddiasını güçlendirmek için Tankred’den yardım isterken Bertrand, tüm
Haçlıların yüksek hâkimi olması dolayısıyla I. Baudouin’in hakemliğine başvurdu. Yapılan
taksime göre Arka ve Tartûs Guillaume’ye; Cübeyl, Hacılar Tepesi’nin çevresi ve ele
geçirilince Trablus Bertrand’a verilecek; Guillaume Tankred’in, Bertrand Baudouin’in
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.14-15, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.130-131374-375, en-Nuveyrî, Nihâyet elEreb, XXVIII, s.170, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.69-70, Gülay Öğün Bezer,
“Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.847, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), s.36-37
352
Bertrand’ın, doğuya gitmeden önce Aleksios ile görüşmek istediği nakledilmektedir. Buna göre ikilinin
karşılaşması, Raymond’un hatırasına binaen çok dostça olmuş ve sonrasında Bertrand, Bizans arazisinden
sorunsuzca geçebileceği sözünün yanında muazzam hediyelerle yola çıkmıştı. Fakat bu bilgi doğru olmasa
gerektir. Zira Bizans kaynaklarında bu konuda bir bilgi yer almamıştır. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus
Haçlı Kontluğu Tarihi, s.71-73, Albertus, Bertrand doğuya geldiği zaman Aleksios’un hediyeler yollayarak
dostluklarını yenilediklerini kaydetmiştir. Fakat o da Bertrand’ın Bizans ziyaretinden bahsetmemiştir.
Albertus Aquensis, s.777
353
Albertus Aquensis, s.777-781, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.74
354
Kendisine katılan Cenevizlilerle beraber Bertrand yaklaşık yetmiş savaş gemisinden oluşan bir filo ile
Trablus’a gelmişti. Fulcherius Carnotensis, s.175
351
94
vasalı olacaktı355. Anlaşmadaki en önemli maddeye göre eğer taraflardan biri, varis
bırakmadan ölürse diğeri tüm topraklara sahip olacaktı. Anlaşmadan kısa bir süre sonra
Guillaume, bir gece yolda okla vurularak öldürüldü. Guillaume, Bertrand ile anlaşmaya
vardıktan sonra Arka’ya doğru yola çıkmıştı. Yolda tarlada bir Frenk görmüş ve onu
vurmak istemişti fakat bu Frenk daha atik davranarak Guillaume’yi öldürdü. Bunu haber
alan Bertrand, adamlarını yollayarak Arka’yı teslim aldı. Herkes Bertrand’dan
şüpheleniyordu fakat failler bulunmadı356.
2.2.7.8.Trablus’un Zaptı (26 Haziran 1109)
Guillaume’nin katli ile Bertrand, çok önemli bir sorunu çözüme kavuşturmuş
bulunuyordu. Derhâl Trablus kuşatmasına döndü. Haçlılar, tüm gücüyle şehri kuşatmaya
başladılar. Kuşatma kuleleri ve merdivenler, surlara dayanmaya başlamış, halkın
dayanacak gücü kalmamış, erzakları tükenmişti. Şehrin valisi, Fâtımîlerden yardım istedi
fakat bu yardım, gemilerin rüzgâra kapılması sonucu gecikti ve ancak şehir düştükten sekiz
gün sonra gelebildi. Yardımların ulaşmaması üzerine şehrin valisi, Bertrand ve Baudouin’e
başvurarak eman ile teslim olmak istedi. Teslim şartlarına göre şehirden ayrılmak
isteyenler serbestçe ve hiç bir engellemeye maruz kalmadan ailelerini ve mallarını alarak
gidebilecekler; kalmak isteyenler konta yıllık belli bir miktar para ödemek koşuluyla
mallarını ellerinde tutabilecek, şehirde güven içinde yaşayabileceklerdi. Bu şartlarda şehrin
teslimi gerçekleşti357 ve Haçlılar Trablus’a 12 Temmuz 1109’da sahip oldular358.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.136, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.380, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı
Kontluğu Tarihi, s.75-76, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.171,
Baudouin, 5 bin şövalye ve birçok yaya ile yola çıkmış ve bölgeye gelerek Trablus’tan payını almak
istemişti. Albertus Aquensis, s.783
356
Fulcherius Carnotensis, s.176, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163, Albertus, kimin attığı belli olmayan bir okla
vurulduğunu ve sonrasında Bertrand’ın Arka Kalesi’ne sahip olduğunu kaydetmektedir. Albertus Aquensis,
s.787
357
İbn el-Esîr, burada şehrin eman ile teslim olması konusuna bir açıklık getirmektedir. Şehir, düşmeden
önce vali ile askerlerin bir kısmı eman dilemişlerdi. Şehir, kılıç zoruyla düşünce bunlar katliamdan kurtularak
Dımaşk’a gittiler. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.136, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.381, İbn el-Kalânisî, Zeyl,
s.163, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.171
358
Willermus, I, s.478, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.177-178, İbn el-Esîr, bu
tarihi 1 Temmuz 1110 olarak vermiştir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.136, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.381, İbn
Hallikân ise bu tarihi 11 Zilkade 502 = 12 Haziran 1109 olarak verir, İbn Hallikan, Vefeyat, V, s.300,
Makrizî, bu tarihi 22 Temmuz 1109 vermiştir. el-Makrizî, İtti’az, III, s.44, Azîmî, bu tarihi 3 Temmuz 1109
olarak verir. Azîmî, Tarih, s.44, Trablus’un zaptı için Bkz. İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.220-221, Birsel
Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.77-78, Işın Demirkent’e göre Cenovalılara şehrin bir
mahallesi, Trablus’un 15 km. uzağındaki Marşal Kulesi ve Cübeyl’in üçte ikisi verildi. Işın Demirkent,
“Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.226, Safedî, yanlarında yetmiş gemi
olduğu halde Raymond (doğrusu Bertrand), Tankred ve Baudouin’in Trablus’a gelerek 1 Mart-12 Temmuz
1109 arasında kuşatarak şehri aldıklarını kaydetmiştir. es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, XXII, s.68-69
355
95
Donanmanın gecikmesi ve şehre zamanında yardım götürememesi, şehrin
düşmesinde etkili olmuştur. İbn Tağrîberdî’ye göre Trablus’a gönderilen donanmaya ve
bunun yerine zamanında ulaşması konusuna Fâtımîler, gereken önemi vermemişlerdir. İlk
olarak donanmanın hazırlanması konusunda uzun bir tereddüt evresi yaşanmıştı. Ayrıca
donanmadaki askerler zayıf durumdaydı ve bunlar, Haçlıları şehir önünden uzaklaştırmakta
zorluk yaşayabilirlerdi. Son olarak da Askalân Savaşı’ndan beri Haçlılara karşı yürümeyen
el-Efdâl’in askerlerle beraber olmayışı, askerlerin kendilerine güvenini azaltmış olmalıydı.
İbn el-Esîr, bu kaydı desteklemekte ve donanmanın ne zaman harekete geçeceğinin
tartışma konusu olduğunu vurgulamaktadır. Bu tartışmalar sonucunda bir yıldan fazla bir
süre geçti. Fakat donanma harekete geçirildiğinde de bu defa şiddetli rüzgâr, donanmanın
Trablus’a ulaşmasına engel oldu359.
Şehre giren Haçlılar, halkı katletmeye, mallarını yağmalamaya başladılar. Erkekler
ve kadınlar esarete sürüklenirken medreseler, zengin kitaplarıyla beraber yağmalandı.
Sonrasında halka şehirde eziyete başlandı360. Trablus’un zaptından sekiz gün sonra
Mısır’dan gönderilen donanma da bölgeye ulaştı. Trablus’un işgali haberini alınca Sûr
şehrine giden donanma, erzakları Sûr, Sayda ve Beyrut’ta dağıttıktan sonra Mısır’a
döndü361. Yapılan anlaşma gereğince yağma edilen mallar da dâhil olmak üzere şehrin üçte
biri Cenevizlilere verildi. Şehir, Bertrand’ın idaresine bırakılırken Baudouin de para
yönünden memnun edildi. Karşı tarafta bulunması dolayısıyla Tankred, umduğunu
bulamamış görünüyor ki zaten kendisi burada fazla kalmayıp Banyas’ı kuşatmak üzere
ayrılmış ve sonrasında Cebele’yi ele geçirmiştir362.
Trablus’un da Fâtımîlerin elinden çıkmasıyla Haçlı Devletleri’nin sayısı dörde çıktı.
Bu sayede deniz hâkimiyetinde Haçlılar, Fâtımîlere karşı ellerini güçlendirmiş oldular.
Müslümanların zor duruma düştüğünü Abû’l-Farac nakletmiştir. Yazarın verdiği bilgiye
göre Müslümanlar, Haçlı saldırılarından çok korkmaya başladılar. Hatta Haleb meliki
İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.177-178, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.136, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.380,
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.143
360
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.136, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.381, İbn Hallikân,
Vefeyat, V, s.300, Urfalı Mateos’un rivayetleri diğer kaynaklardan farklılık gösterir. Buna göre halk, şehri
Tankred’e teslim etmişler fakat bunu duyan Bertrand ve Baudouin derhal Tankred’e savaş açmışlardı. Kral
ve Bertrand, şehri uzun süredir kuşatıyor olmaları dolayısıyla buna çok kızmışlardı. Neticesinde Tankred
Antakya’ya dönmek zorunda kaldı ve Kral ile Bertrand kuşatmayı şiddetlendirip şehri aldılar. Urfalı Mateos,
Urfalı Mateos Vekayiname, s.237
361
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.164, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.137, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.381, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.171, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.221, el-Makrizî, İtti’az, III, s.44
362
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163-164, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.172, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm,
V, s.178-179, Albertus Aquensis, s.823-825
359
96
Rıdvan, Tankred’e 32 bin dinar, yirmi Arap atı ve kıymetli kumaşlardan kırk balya
gönderdi. Sûr hâkimi 7 bin, Askalân hâkimi 4 bin dinar yollarken Hama emiri Ali, 2 bin
dinar yollayıp Haçlılarla sulh yaptılar. Bu barış, mahsulün toplanmasına kadar geçerli
olacaktı363.
2.2.8.Cübeyl (Cebayl)'in Zaptı (1109)
Raymond’un Mart-Nisan 1104’te Cenovalılarla birlikte Trablus’u kuşattığı fakat bir
sonuç alınamadığı için Cübeyl’in kuşatılmasına karar verdikleri yukarıda ifade edilmişti.
Trablus kuşatmasından bir sonuç alamayan Haçlılar böylece Cübeyl’e ilerleyip şehri
karadan ve denizden kuşatmaya başladılar. Halk, şiddetli saldırılara karşı koyamadı ve
emanla teslim oldu. Fakat Haçlılar, eman verdikleri halde halkın mallarına el koyduktan
başka daha fazlasına sahip olmak için halka işkence etmeye başladılar. Şehrin üçte biri,
yardımları karşılığı Cenevizlilere verildi. Sonrasında Haçlılar, Akkâ’ya yöneldiler364.
Kaynaklarda 1109 yılına kadar şehri Müslümanların ele geçirdiğine dair herhangi bir kayıt
bulunmamaktadır. Bu durumda şehrin 1104 ilkbaharında zapt edildiği kaydı, Haçlılara itaat
arz ettiği şeklinde anlaşılmaktadır.
1109 yılına baktığımızda Bertrand’ın beraber geldiği iki Cenovalı Ansaldus ve
Hugh Embriacus kumandasındaki Cenova filosunda yetmiş kadırganın bulunduğunu
görmekteyiz. Bu Cenevizliler, Trablus kuşatmasına katılmışlardı. Willermus’un kaydına
göre mezkûr kimseler, Trablus kuşatması devam ederken kuşatmanın başarılı olabileceğine
inanmamışlar ve Trablus’tan ayrılarak Cübeyl’e gelerek şehri karadan ve denizden
kuşatmışlardı. Şehrin savunma gücü yetersiz olduğundan halk, Ansaldus ve Hugh
Embriacus’a haber yollayıp teslim olmak istediler. Teslim şartlarına göre isteyenler, eşleri
ve çocuklarıyla şehri terk edebilecekler; gitmek istemeyenler ise uygun şartlarda
kalabileceklerdi. Hugh Embriacus, Cenova hazinesine yıllık belirli bir para ödemek şartıyla
şehri bir süre devraldı. Cübeylîn ele geçirilmesinin ardından Ceneviz filosu, tekrar Trablus
kuşatmasına döndü365.
2.2.9.Cebele’nin Zaptı (12 Temmuz 1110)
el-Musta’lî Billâh zamanında anlatıldığı üzere Cebele, İbn Ammâr’a isyan eden ve
Abbâsîler adına hutbe okutan İbn Süleyhâ’nın elinde bulunuyordu. Haçlı saldırılarına karşı
Abû’l-Farac, II, s.350
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.72, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.302, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.143, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.169, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.215, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.217,
Albertus Aquensis, s.671
365
Willermus, I, s.476-477, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.79
363
364
97
koyamayan İbn Süleyhâ, Bağdad’a yardım istemeye gittiği sürede şehri Atabeg Tuğtigin’in
idaresine bırakmış, o da şehre oğlu Börü’yü yollamıştı. Börü’nün kötü idaresi sonucu da
şehir, halkının daveti üzerine İbn Ammâr’ın askerlerine teslim olmuştu. Bu sayede İbn
Ammâr’ın eline geçen Cebele, Trablus’ta umduğunu bulamayan Tankred tarafından zapt
edildi. Buna göre Trablus düşünce karşı tarafta bulunması dolayısıyla Tankred, umduğunu
bulamamış ve Banyas’ı kuşatmak üzere Trablus önlerinden ayrılmıştı. Banyas kuşatması
sonrasında Tankred, Cebele’ye gelerek şehri muhasaraya başladı. Şehir, çok az yiyecek
maddesinin bulunması ve uzun sürebilecek bir kuşatmaya dayanma ihtimali olmadığı için
teslim olmak zorunda kaldı (12 Temmuz 1110)366
2.2.10.Beyrut'un Zaptı (13 Mayıs 1110)
Cübeyl ile Sayda arasında bulunan Beyrut, Sûr’a bağlı bir şehirdir. Baudouin, şehri
1101-1102 yılında uzun süre kuşatmış fakat bir başarı sağlayamayınca geri çekilmişti367.
Bu başarısızlıkta yine deniz kuvvetlerinin eksikliği etkili olmuş görünüyor. Bundan uzun
bir süre sonra Cenova ve Pisa deniz kuvvetlerinden yararlanan Baudouin, şehri 1110 Şubat
ayında kuşatmaya başladı. Yanında vasalı Bertrand da bulunmaktaydı. Haçlılar, şehrin
önüne bir kuşatma kulesi inşa ettiler fakat şehirdeki mancınıklardan atılan taşlarla bu kule,
kullanılamaz hale geldi. Bunun üzerine Haçlılar, iki kule daha yapmaya başladılar.
Başlangıçta şehrin tam olarak kuşatıldığını söyleyemeyiz. Çünkü halk şehre, rahatça girip
çıkıyordu. Sûr ve Sayda’dan gelmiş olan on dokuz parçalık Fâtımî gemileri şehre yardım
götürdü ve halkın durumu bir parça düzeldi. Bu sırada Cenevizlilerin kırk parçalık deniz
kuvvetleri de bölgeye ulaştı. Deniz yardımı da sağlayan Haçlı ordusu, bu sayede daha
avantajlı hale geldi. Bu gelişme üzerine açık denizin güvenli olmadığına hükmeden Fâtımî
filosu, limana çekilmek zorunda kaldı ve denizde üstünlüğü de ele geçiren Haçlılar, şehri
tamamen kuşatma imkânı buldular. Zira Fâtımî filosunun kumandanı, bir grup Müslümanla
beraber öldürülmüştü. Şehir yakınlarındaki çamlıklardan kesilen ağaçlarla kuşatma aletleri
yapan Haçlılar, kuşatmayı inatla sürdürürken kuşatmanın ikinci ayında bir Haçlı askeri
duvara çıkmayı başardı. Onu diğer askerler takip etti ve neticesinde kapıları açmayı
başardılar. Halk, sahile doğru kaçmaya başladığı sırada Haçlı donanması da limanı ele
geçirmişti. İki ateş arasında kalan Müslümanlar, kılıçtan geçirilmeye başlandı.
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.163-164, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.172, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm,
V, s.178-179, Albertus Aquensis, s.823-825, Sıbt İbn el-Cevzî, Cebele’nin zapt tarihini 23 Temmuz 1109
olarak vermiştir. Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.17, Coşkun Alptekin, “Dımaşk Atabekliği
(Tugtekinliler)”, DGBİT, VII, Çağ Yayınları, İstanbul 1988, s.474, Aynı yazar, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), s.38, Stevenson, The Crusaders in the East, s.86, Steven Runciman, II, s.94-95
367
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.140
366
98
Baudouin’in, kıyımı görüp durulmasını emredinceye kadar Müslümanlar bu şekilde
katledildiler ve şehir 13 Mayıs 1110’da Haçlıların eline geçti368. Şehir düştüğü sıralarda
Mısır’dan yollanan 300 atlı, Ürdün yakınlarına ulaşmıştı. Haçlılar bu birliğe saldırıya
geçince birçoğu öldürülürken bir kısmı dağlara kaçtı369.
2.2.11.Sayda’nın Zaptı (4 Aralık 1110)
1106 ilkbaharında Baudouin, Sayda’yı İngiliz, Flaman ve Danimarkalı hacılardan
aldığı yardımla kuşatmıştı. Kuşatmaya Hugh of Taberiye, Süveydiye’den 200 şövalye, 400
yaya ve bol miktarda altın ve gümüş yollayarak yardımda bulundu. Fakat kuşatmada işlerin
pek yolunda gitmediği, kralın anlaşma eğiliminden anlaşılmaktadır. Bu duruma bir de
Taberiye hâkiminin ölüm haberi eklenince kral, Taberiye’de işleri yoluna koymak üzere
şehrin valisi Mecdü’d-Devle’den 10 beş bin dinar alarak anlaşma yaptı ve kuşatmayı
kaldırdı370.
Bir sonraki Sayda kuşatması, 1108 yılında gerçekleşti. Kudüs kralı Baudouin,
1107-1108 yılında Sûr şehrine yürümüş, oraya bir kale inşa etmiş ve şehri bir ay
kuşattıktan sonra şehirden yedi bin dinar alarak muhasarayı kaldırmıştı. Baudouin, Sûr
önlerinden ayrıldıktan sonra Sayda’ya yöneldi. Şehir, karadan ve denizden kuşatıldı.
Haçlılar, bir kuşatma kulesi inşa edip buradan saldırılarını sürdürürlerken Fâtımî
donanmasının şehre yardıma yetişmesi ve Ceneviz donanmasını mağlup etmesi o an için
kuşatılanları rahatlattı. Albertus’un verdiği bilgiye göre Cenovalılara ait elli gemi ve sekiz
kadırga, Fâtımî donanması karşısında mağlup olmuştu. Limana kaçmaya başlayan Haçlı
donanmasından üç gemi ele geçirildi ve içindekiler öldürüldü. Sonrasında Fâtımîler, limanı
ele geçirmeyi de başardılar. Bu başarı üzerine Saydalılar, şehirden çıkıp Haçlılara
saldırmaya karar verdiler. Albertus’a göre kralın yanında sadece 500 şövalye ve 1000 yaya
vardı. Çatışmada Müslümanlardan 5 bin, Haçlılardan 500 kişi öldürüldü. Fakat bu sırada
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.166-167, el-Makrizî, İtti’az, III, s.45, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII,
s.19, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.474, İbn Hallikân, Vefeyat, V, s.301, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III,
s.132, Willermus, şehrin zapt tarihini 27 Nisan 1111; Albertus ise 27 Mayıs 1110 olarak vermekle hataya
düşmüşlerdir. Willermus, I, s.484-486, Albertus Aquensis, s.791, Ayrıca Bkz. Birsel Küçüksipahioğlu,
Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.80, Takkûş, şehirde 20 bin Müslümanın katledildiğini kaydetmektedir.
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.455
369
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.167, el-Makrizî, İtti’az, III, s.45
370
Albertus Aquensis, s.721-725, 727, Steven Runciman, bu miktarı 19 bin olarak kaydetmiştir. Steven
Runciman, II, s.75-76
368
99
Dımaşk’tan, bir ordunun şehre yardıma geldiği haberi alındı ve Haçlılar, kuşatmayı
kaldırarak Akkâ’ya çekilmek zorunda kaldılar371.
Tuğtigin’in gönderdiği birlik, Sayda’ya geldiğinde Haçlılar çekildiği için vali, artık
yardıma ihtiyacı olmadığını bildirip onları şehre almadı ve vaad ettiği 30 bin dinarı
vermedi. Albertus’a göre çıkan anlaşmazlık üzerine Dımaşklılar on gün boyunca şehre
saldırmışlar ve 10 bin dinar alarak çekilmişlerdir372.
Müslümanların elinde bulunan sahil şehirlerinin zaptı konusu, Baudouin’in aklını
devamlı meşgul etmekle beraber Haçlı deniz gücünün yeterli olmayışı, Haçlıların
hareketini sınırlandırıyordu. Daha önce birkaç şehrin zaptında görüldüğü üzere Haçlılar,
batıdan gelecek bir hacı grubunu veya Cenevizliler, Venedikliler gibi ticari maksatlarla
doğuya seyahat eden tüccar gemicileri beklemek durumundaydılar. Bahsedilen gruplar,
doğuya geldiğinde Haçlıların bu fırsatı kaçırmadığı, bir sahil şehrini zapt ettikleri veya
kuşatıp yağmaladıkları görülmektedir. İşte Sayda’nın zaptı da Norveçli gemicilerin Kudüs
ziyareti sırasında gerçekleşti.
Beyrut’un zaptı sonrası Sayda’yı kuşatan Baudouin, halka teslim olma çağrısında
bulundu. Halkın, kraldan mühlet istemesi üzerine Baudouin, senelik 6 bin dinar haraç
ödenmesi şartıyla mühlet vermeyi kabul etti. Daha önce halk, 2 bin dinar haraç
ödüyordu373. 1110 yazında Norveçli hacılar, elli beş gemilik donanmalarıyla Yafa’ya
ulaştıklarında Baudouin, bu duruma çok sevindi. Norveçli hacılar, Kudüs’e gidip hac
ziyaretlerini gerçekleştirdikten sonra Baudouin, onlardan bu topraklarda biraz daha
kalmalarını istedi. Fulcherius ve Wilermus’un kayıtlarına göre Baudouin, bir Müslüman
sahil şehrinin zaptında deniz desteği istediğinde bu hacılar, yiyecek ihtiyaçlarının
karşılanması dışında herhangi bir talepte bulunmayarak Haçlılara denizden destek vermeyi
kabul ettiler374. Fulcherius’un ifadesine göre Haçlılar, önce Askalân’ı zapt etmeyi
Albertus Aquensis, s.763-767, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.162, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.122-123, a. mlf.,
İslam Tarihi, X, s.364-365, el-Makrizî, İtti’az, III, s.43, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.16,
Diğer kaynaklar sadece Cenovalılardan bahsederken Albertus, bu kuşatmaya İtalya deniz kuvvetlerinin (Pisa,
Cenova, Venedik, Amalfi) katıldığını kaydetmiştir. Albertus Aquensis, s.761
372
Albertus Aquensis, s.767-769, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.457, Coşkun Alptekin, 7 bin üzerine
anlaşma sağlandığını kaydetmiştir. Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.34
373
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.167, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.19
374
Fulcherius Carnotensis, s.180-181, Willermus, I, s.486-487, İslam kaynaklarında bu donanmanın altmış
gemiden oluştuğu kaydedilmiştir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.171, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.139, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.384, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.172, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve
Akdeniz Hâkimiyeti, s.144, Albertus’a göre bu sırada Akkâ’ya Fâtımî donanmasının tehlikeli bir saldırı
olmuş ve kralın, Bertrand ile hareketini haber alınca da çekilmişlerdi. Bu olayın sonrasında kral, Norveçli
denizcilerle bağlantı kurdu. Öncelikli hedefin Sayda olup olmadığına dair yazar, bir şey söylemiyor fakat
371
100
düşünmüşler fakat Sayda’da karar kılmışlardır. Sayda, Beyrut ile Sûr arasında bulunduğu
için bu sırada Sûr’da bulunan Fâtımî donanması, tehlike oluşturabilirdi fakat Norveç
donanmasının karşısına –muhtemelen yeterli gemiye sahip olmadıkları için- çıkmadılar375.
Haçlılar karadan ilerlerken, donanma da Akka’dan harekete geçti ve Sayda 19 Ekim
1110’da karadan ve denizden kuşatılmaya başlandı. Willermus’un kaydına göre halk,
kuşatmaya uzun süre dayanabilecek durumda değildiler ve bu kötü durumdan kurtulmak
için tehlikeli bir girişimde bulundular. Saydalılar, ihtida etmiş ve kralın çok güvendiği
Baudouin adında biriyle temasa geçip kralı öldürmesi halinde kendisine büyük paralar
vereceklerini vaad ettiler. Adam, bu teklifi kabul etmiş olmakla beraber şehirdeki
Hıristiyanların, durumu Haçlılara haber vermesi üzerine derhal idam olundu376.
Bu hamleleri başarısızlığa uğrayan halkın, teslim olmaktan başka çareleri kalmadı
ve Haçlılara elçi yollayarak asillerin şehirden çıkmalarına izin verilmesini istediler. Halk
ise uygun şartlar altında şehirde kalabilecekti. Şartların kabul edilmesinin ardından asiller,
eşleri ve çocuklarıyla birlikte şehirden ayrıldılar. Baudouin, şehri asillerden Eustache
Garnier’e –ailesine miras bırakma hakkı ile beraber- verdi (4 Aralık 1110). Denizden
destek sağlayan Norveçliler ise zengin hediyelerle doğudan ayrıldılar377. Şehir, eman ile
ele geçirildi. Burada yaşamak isteyen birçok kişi şehirde kaldı. Baudouin de Kudüs’e
gitmişti. Fakat bir süre sonra tekrar Sayda’ya geldi ve şehirde kalan Müslümanları 20 bin
dinar ödemeye zorladı. Böylece bu insanların malları ve paraları da ellerinden alındı378.
2.2.12.Fâtımîlerin Askalân’ı İtaate Almaları (1111)
Haçlılar, Askalân için tehlike olmakla beraber Askalân’a atanan valilerin tutumu da
önem arz etmektedir. Tehlike, her zaman dışarıdan gelmemiştir. Örneğin 1110-1111
yılında Askalân valisinin Haçlılarla yakınlaşması, Fâtımîleri tedirgin etmiş hatta şehrin
deniz gücünün yetersizliğini bu sayede gidermek isteyen kralın, Fâtımîlere üstünlük kurma düşüncesinde
olduğu açıktır. Albertus Aquensis, s.803
375
Fulcherius Carnotensis, s.181, Albertus Aquensis, s.805-807
376
Willermus, I, s.487-488, İbn el-Kalânisî şehrin kuşatılma tarihini 30 Ekim 1109 olarak vermiştir. İbn elKalânisî, Zeyl, s.171
377
Willermus, I, s.488, Albertus Aquensis, s.807-809, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.139, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.384, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.171, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.172-173, el-Makrizî,
İtti’az, III, s.46, İbn Hallikân, Vefeyât, V, s.301, Fulcherius, Willermus’un bahsettiği asillerden ücretli
askerler olarak bahsetmektedir. Buna göre garnizondaki ücretli askerler eman verilmesinin ardından
paralarını dahi almadan şehri terk etmişler, halk ise şehirde kalmıştı. Fulcherius Carnotensis, s.181,
Fulcherius, şehrin zapt tarihini gün belirtmeden Aralık ayı verirken; Willermus 19 Aralık 1111 olarak
kaydetmiştir. Fulcherius Carnotensis, s.181, Willermus, I, s.488, Sayda’nın Zaptı için ayrıca Bkz. İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.221, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.224, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.132
378
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.171, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.139, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.384, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.173
101
elden çıkma ihtimali bile belirmişti. Buna göre 1110 yılında el-Âmir Bi-Ahkâmillâh,
Askalân’a Şemsü’l-Hilâfe adında birini vali atamıştı. Bu vali, Sayda’dan dönen Kral
Baudouin ile anlaşma yaparak hediyelerle birlikte para yolladı. Şemsü’l-Hilâfe, savaştan
çok, ticarete meyilli biriydi. Vali, Fâtımîlerin tahakkümünden kurtulmak istiyordu ve
istemediği bir durumla karşılaşırsa Fâtımîlere karşı Haçlı yardımı sağlayabilecekti. Bu
durumu haber alan Fâtımîler, Askalân’a bir ordu sevk ettiler ve ordunun, Haçlılara karşı
cihada yollandığı söyleyerek gerçek niyeti gizlediler. Donanma kumandanına da valiyi
tutuklaması emredilmişti. Bunun üzerine Şemsü’l-Hilâfe, Mısır’dan yollanan orduyu
karşılamayarak açıkça isyan etti ve şehirdeki Fâtımî askerlerini dışarı çıkardı. el-Efdâl,
valinin şehri Haçlılara teslim etmesinden korkuyordu. Bunun için valinin gönlünü aldı ve
görevinde bıraktı. Vali ise artık Askalânlılara güvenemediğinden Ermenileri orduda
istihdam etmeye başladı. Halkın, bu Ermenilere karşı oluşu, valinin sonunu getirdi ve
saldırıya uğrayan Şemsü’l-Hilâfe öldürülüp malları yağmalandı (1111). Bu sayede
Fâtımîler büyük bir tehlikeyi bertaraf etmiş oldu ve buraya yeni bir vali atandı379.
2.2.13.Fâtımîlerin Yafa’yı Kuşatmaları (12-22 Ağustos 1115)
Fâtımîlerin, 1115 yılındaki Yafa kuşatması konusunda Fulcherius tek kaynaktır.
Yazarın kaydına göre 1115 Haziran’da Hemedan emiri Porsûk, Fırat’ı geçerek Haçlı
topraklarına bir sefer düzenlemişti. Bunun üzerine Haçlıların, Şeyzer’de bulunan Porsûk’a
karşı çıkmasını, Askalânlılar değerlendirmek istediler ve Yafa’ya ani bir saldırı
düzenlediler. Kudüs topraklarının askerden yoksun olmasından istifade ile Yafa, karadan
ve denizden kuşatıldı. Kadırgalar, savaş gemileri ve erzak taşıyan yük gemileri olmak
üzere yetmiş kadar gemiden müteşekkil Fâtımî donanması da buraya ulaşmıştı. Fâtımî
askerleri, merdivenlerle surlara tırmanmaya uğraşırlarken, kuşatılanlar da şiddetle karşı
koydular. Fâtımîler, şehrin girişini ateşe verdiler fakat buradan da bir giriş bulamadılar.
Kudüs Krallığı’ndan yardım gelmesinden çekindikleri için de kuşatmayı kaldırarak
Askalân ve Sûr’a çekildiler (12 Ağustos 1115). Fâtımî kuvvetleri, 22 Ağustos 1115’te ani
bir baskınla ele geçirmek umuduyla tekrar Yafa’ya saldırdılar ve surlara merdivenler
dayayıp duvarlara ulaşmaya çalıştılar. Bu defa kuşatılanların daha iyi bir savunma
yaptıkları anlaşılmaktadır. Zira altı saat boyunca şehre saldıran Müslümanların bazıları
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.172, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.139-140, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.385, İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.221, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.21, el-Makrizî, İtti’az, III, s.4647, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.205, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.458-459
379
102
öldürülüp atları ele geçirildi. Nihayetinde kuşatmanın sonuca ulaşmayacağına hükmeden
Fâtımî kuvvetleri çekildiler380.
2.2.14.Baudouin’in Mısır’a Keşif Seferi (Mart 1118), Hastalanması ve Ölümü
(2 Nisan 1118)
Baudouin’in, Mısır’ı ele geçirme gayretinde olduğu görülmektedir. Zira Kudüs’ün
güney doğusundan başlamak üzere Ölüdeniz’in güneyinden Akabe Körfezi’ne kadar
uzanan çöl bölgesini (Vadi-i Araba) ve buradaki yolları kontrolüne almaya çalışıyordu. Bu
sayede Mısır, İslam dünyasının geri kalanından ayrılmış olacaktı. Baudouin, 1115 yılında
Şevbek Kalesi’ni inşa ettikten sonra Eyle’yi (Akabe) ele geçirdi ve buraya bir iç kale inşa
etti. Sonrasında Haçlıların Graye dedikleri Ceziretü’l-Firavun’a da bir kale yaptırarak her
iki kaleye de garnizon kurdu. Baudouin, Şevbek Kalesi ile tüm vadiyi; Akabe Körfezi
sahiline 1116 yılında inşa edilen Eyle ile de Dımaşk-Mısır kafile yolunu kontrol altına
almak hedefindeydi381.
Bu defa Baudouin, altmış adamıyla 1117 yılında Kızıldeniz’e yönelmiş fakat bu
seferinde, Mart ayında hastalanmıştı. Kralın hastalığını haber alan ve o sırada Sûr’da
bulunan Fâtımî donanması, Haçlılara karşı harekete geçmek istemiş fakat kralın, sağlığına
kavuşması üzerine buna muvaffak olamamıştı382.
1118 yılında Baudouin, Mısır’a sefere çıkıp Farma’ya saldırdı. Farma, deniz
kıyısında Nil Nehri’nin denize dökülen ağızlarından birine yakın yerde kurulmuştur.
Baudouin, buradan bol ganimet ele geçirip mescitleri yaktıktan sonra Nil’in mezkûr kolunu
görmek için şehirden ayrıldı. Kaynakların ifadesine göre Baudouin, bu coğrafyaya hayran
kalmıştı. Burada yakalanan balıklardan yedikten sonra aniden rahatsızlandı. Akkâ
kuşatması dönüşünde aldığı yaranın ağrıları nüksetmişti. Haçlılar, derhal dönüş yoluna
girdi fakat el-Arîş’e ulaştıkları sırada kral öldü (2 Nisan 1118); cesedi Kudüs’e taşındı ve
defnedildi383.
380
Fulcherius Carnotensis, s.190-191
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.463, Mustafa L. Bilge, “Akabe”, DİA, II, Ankara 1989, s.210
Steven Runciman, II, s.189
382
Albertus Aquensis, s.857-861
383
Willermus, I, s.515-516, Fulcherius, Baudouin’in Farma’nın seksen km. doğusundaki Laris Köyü’de
öldüğünü haber vermektedir ki el-Arîş, Hıristiyan kaynaklarında Laris olarak kaydedilmiştir. Fulcherius
Carnotensis, s.199-200, el-Arîş, Mısır’da Sina yarımadasının kuzeyinde Akdeniz sahilinde bulunan bir
yerleşimdir. Mustafa L. Bilge, “Arîş”, DİA, III, Ankara 1991, s.378, Kralın ölümü için Bkz. İbn el-Esîr, elKâmil, IX, s.178, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.431, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.199, İbn Hallikân, Vefeyât, V,
s.301, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, II, s.225, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.178-179, es-Safedî, Kitâb
el-Vâfî bi-el-Vefeyât, X, s.112, Azîmî, diğer kaynaklarda yer almayan rivayetinde kralın, Mısır seferinde ele
geçirdiği ganimetin kırk atlıyla Askalân’a götürüldüğünü, bunlara Askalân kuvvetlerinin saldırdığını ve
381
103
Baudouin’in ölümü üzerine yerine Urfa kontu Baudouin de Bourg geçti. Baudouin,
Kudüs’ü ziyaret etmek amacıyla yola çıkmıştı. Yoldayken kralın ölüm haberini aldı ve
yürüyüşüne hız verip cenazenin defnedildiği gün Kudüs’e ulaştı384. Bu sırada yasal varis
Eustache Avrupa’daydı. Buna daha önce haber yollanmış ve hatta kont, yola çıkmıştı.
Fakat Baudouin’in Kudüs’e gelerek tahta çıktığını haber alınca geri döndü. Kendisi yasal
varis olduğu için yola çıkmıştı, yoksa bu makam için isteksiz olduğunu kaynaklar haber
vermektedir385.
2.2.15.Tuğtigin ve Fâtımîlerin Haçlılarla Savaşı (1118)
Kudüs kralı Baudouin’in, 1118 yılında ölümü ile Haçlılar, Müslümanlardan daha
fazla çekiniyorlardı ki bu sıralarda Tuğtigin, Haçlı topraklarına yürümüştü. Kudüs kralının
ölüm haberi alındığında Tuğtigin, Deyr-i Eyyûb ile Yermük’teki Kefer Basal arasında
konakladı. Bunu haber alan II. Baudouin, elçilerini yollayarak barış teklif etti. Tuğtigin,
barışı ancak Cebel-i Avf, el-Hannâne es-Salt ve el-Gavr'ın yarı yarıya paylaşılması
durumunda kabul edebileceğini bildirdi. Haçlıların, bu şartları kabul etmemesi üzerine de
Taberiye ve civarını tahrip ettikten sonra Askalân’a çekildi386.
Müteveffa kral, Mısır’a sefer düzenlediğinde buna bir karşılık verilmesi için
Mısır’dan, sayıları 7 bin süvariyi bulan bir askeri birlik, Askalân’a gönderilmişti. Tuğtigin
de Askalân’a gelince ordular birleştirildi. Hatta İbn el-Esîr’in ifadesine göre Mısır’dan
gönderilen askerlere Tuğtigin’in direktiflerine göre hareket etmeleri emredilmişti387. İbn elEsîr, ordunun yaklaşık iki ay Askalân’da kaldığını fakat Haçlılar üzerinde bir tesir
oluşturmadığını ve Tuğtigin’in Dımaşk’a döndüğünü nakletmektedir. Fakat Fulcherius;
Baudouin’in
Antakya
ve
Trablus’tan
aldığı
kuvvetlerle
Azotus’u
geçip
Müslümanlarınkinden fazla uzak olmayan bir yere ordugâhını kurduğunu ifade etmektedir.
Rivayetlerin ortak noktası Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları boyunca orduların karşı
malları aldıklarını kaydeder. Azîmî, Tarih, s.49, Farma’da kralın, cami ve mescitleri ateşe verdiği de rivayet
edilmektedir. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.80, Albertus Aquensis, s.865, İbn el-İmâd, Şezerât ezZeheb, VI, s.49, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.464
384
Willermus, I, s.517-519
385
Baudouin, 14 Nisan 1118’de kutsandı, 25 Aralık 1119’da resmi olarak taç giydi. Detaylar için Bkz.
Willermus, I, s.519-521, Fulcherius Carnotensis, s.203, Steven Runciman, II, s.119-120
386
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.178, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.431-432, Yeni kralın başa geçmesi ve işleri
düzene koyması için zamana ihtiyaç vardı. Bu durumun farkında olan ve Haçlıların müşkül durumundan
faydalanmak isteyen Tuğtigin, ağır şartlar ileri sürmüş gibi görünüyor. Gülay Öğün Bezer, “Böriler (Dımaşk
Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.850
387
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.178, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.432, Fulcherius, ordunun mevcudunu 15 bin
atlı ve 20 bin yaya olarak vermiştir. Fakat yazar, burada İslam kaynağının vermediği bir detaya dikkat
çekmektedir. Buna göre Fâtımî kara ordusu Askalan’da toplanırken donanma da Sûr’a ilerlemiş ve orada
gelişmeleri beklemeye başlamıştı. Fulcherius Carnotensis, s.203-204
104
karşıya beklediği ve savaşın devamlı olarak ertelendiğidir. Nihayetinde Tuğtigin’in
çekilmesinin ardından Haçlılar da çekildiler388.
2.2.16.Fâtımîlerin Yafa’yı Kuşatmaları (29 Mayıs 1123)
Kudüs kralı Baudouin, 1122 yılında Belek tarafından esir alınınca389 Haçlılar,
Akkâ’da toplanarak Kaysâriye ve Sayda hâkimi Eustace’yi kralın yerine lider seçtiler.
Haçlılar, kralın yokluğunda doğabilecek idari sorunlara karşı önlem almaya çalışırlarken
1123 yılı Mayıs ortalarında Mısır’da Haçlılara karşı büyük bir kara ve deniz ordusunun
hazırlanmakta olduğu haberi alındı. Bunun üzerine Haçlılar, bölgeye yeni ulaşmış olan
Venediklilere elçiler gönderip yardım istemeye karar verdiler390.
Kudüs kralı Baudouin’in esarette olmasından faydalanmak isteyen Fâtımîler, Mayıs
1123 ortalarında Haçlı topraklarına saldırmak için büyük bir ordu topladılar. Hemen aynı
sıralarda yetmiş gemilik Fâtımî donanması da hazır hale getirildi ve denize açıldı. Kara
ordusu, hareket noktaları olan Askalân’a ulaşıp şehir yakınlarına karargâhını kurduğu
sırada donanma da Yafa’ya ulaşmıştı. Fâtımî ordusunun, şehri kuşattığı ilk zamanlarda
küçük çaplı çarpışmalar vukua geldi ve atılan büyük taşlarla surlar yıpratılmaya çalışıldı.
Şehirde Haçlı nüfusunun az olması, Fâtımîleri avantajlı kılıyor ve duvarların altını kazmak
da mümkün oluyordu391.
Yafa’da yaşananları haber alan Kaysâriye ve Sayda hâkimi Eustache Garnier,
kraliyet konetablı ve diğer ileri gelenler, Haçlı ordusunu hazırlayarak Caesarea (Kaysâriye)
Ovası’nda Caco (Kakun)392 adında bir yerde toplandılar. Orduya Akkâ, Kaysâriye ve
Kudüs askerleri katılmıştı. Haçlıların hareketini haber alan Fâtımîler, kuşatmayı kaldırarak
gemilere döndüler. Haçlılar, buradan Yafa’ya doğru harekete geçtiklerinde taraflar Ibelin
denen mevkide karşılaştılar. Willermus’un kaydına göre Haçlı kuvvetleri 7 bin kişiden
Haçlıların, Tuğtigin’in elinde bulunan “el-Habis” ve “Hısn-ı Celdek” kalelerine baskın düzenlemeleri,
onun çekilişinde etkili olmalıdır. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.178, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.432, Fulcherius
Carnotensis, s.204, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.98-100, Gülay Öğün Bezer,
“Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.850, Robert L. Nicholson, “The Growth of the
Latin States, 1118-1144”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, 1969, s.411-412
389
Kudüs kralı, 18 Nisan 1123’te daha önce Joscelin ve Galeran’ı esir alan Belek tarafından esir alınmıştı.
Fulcherius Carnotensis, s.217, Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, II, (1118-1146), TTK, Ankara
1994, s.35, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.72
390
Fulcherius Carnotensis, s.217
391
Fulcherius, şehirdekilerin sayısının az olmasından dolayı Fâtımîlerin daha avantajlı olduğunu haber
vermektedir. Fakat Kudüs’te toplanan orduyu haber alınınca kuşatma kaldırıldı. Hatta Fâtımîler, mazgallı
siperlerden bazılarını yıkmayı da başarmışlardı. Fulcherius Carnotensis, s.218, Willermus, I, s.545-546, elMakrizî, İtti’az, III, s.100
392
Kayseriye’nin on altı km. güneydoğusunda bulunan bir kaledir.
388
105
oluşurken Fâtımîler 16 bin askere sahipti. Fulcherius ise bu Haçlı ordusunun sayısını 8 bin,
Fâtımîlerinkini 16 bin olarak vermektedir. Çarpışmanın başlamasından kısa bir süre sonra
Haçlıların üstünlüğü ortaya çıktı. Fâtımî kuvvetleri, bir müddet direnmeyi denemişlerse de
tutunamayıp geri çekilmek zorunda kaldılar (29 Mayıs 1123). Willermus, Haçlıların
takibinde 7 bin Müslümanın katledildiğini rivayet etmektedir. Fakat ordunun mevcudunun
zaten 7 bin olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu kayıt gerçek görünmemektedir. Zira
Fulcherius da Haçlıların kaybı konusunda bilgi vermezken Müslümanlardan 6 bin kişinin
öldürüldüğünü haber vermektedir. Müslüman takibinden dönen Haçlıların ele geçirdiği
ganimetler arasında bol miktarda altın, gümüş, değerli kap-kacak, çadırlar, atlar ve göğüs
zırhları bulunmaktaydı. Yafa’da bulunan Fâtımî donanması ise kara ordusunun
mağlubiyetini haber alınca Askalân’a çekildi393.
2.2.17.Venediklilerin Doğuya Gelişi ve Fâtımî-Venedik Savaşı (1123)
Haçlıların yardım talebini değerlendiren Venedikliler, 1122 yılında Korfu Adası’na
geldiler ve burada hareket etmek için uygun rüzgârları beklemeye başladılar. 1123
baharında artık hazırlıklar tamamlanmıştı. Yanlarına bol miktarda erzak depoladılar ve kışı
geçirdikleri barakaları ateşe vererek yola çıktılar. Gemilerde 15 bin silahlı asker, bunlara
katılan hacılar ve 300 at bulunmaktaydı. Donanmada küçük sandallar ve kayıklar hariç 120
gemi vardı. Bunlardan bazıları sivri madeni burunlu savaş gemisi, bazıları tüccar gemisi,
bazıları da kadırga idi394. Böylece hareket için hazır hale gelen Venedik filosu, Doge
Domenigo Michieli liderliğinde kırk kalyon, yirmi sekiz chartz ve yük taşımaya mahsus
dört büyük gemiden oluşan donanmayla denize açıldı. Kıbrıs’a ulaştığında Yafa şehri
kıyılarında bulunan ve Haçlı şehirlerini taciz eden Fâtımî filosunun varlığını haber aldılar
ve hareketlerini hızlandırdılar. Fakat bu arada Fâtımî kara ordusu, Yafa’da bozguna
uğrayınca donanma da daha fazla o kıyılarda kalmamış ve daha güvenli olan Askalân’a
çekilmişti. Venedik donanması, Haçlı kontrolünde olan şehirlerden geçerek Askalân’daki
Fâtımî donanmasına saldırmak için savaş düzeninde ilerledi. Filodaki chartz denen uzun
burunlu gemiler ile malzeme, silah vs. taşıyan dört büyük gemi, Fâtımîler tarafından ticaret
Willermus, I, s.546-547, Fulcherius Carnotensis, s.219-220, Fulcherius, Fâtımîler Askalan’da
toplandığı sırada Haçlıların Venedik donanmasından yardım istenmesine karar verildiğini aktarmaktadır.
Fakat bu düşüncenin hayata geçirilemediği anlaşılmaktadır. Fulcherius Carnotensis, s.217, Steven
Runciman, II, s.137, Stevenson, The Crusaders in the East, s.114
394
Fulcherius Carnotensis, s.215-216
393
106
gemisi veya Kıbrıs’tan hacı taşıyan gemiler zannedilir düşüncesiyle önden ilerlerken
kalyonlar da bunları takip etti395.
Venedik donanmasının yaklaştığını gören Fâtımîler, savaş düzenine geçmişlerdi
fakat bir süre sonra panikle geri çekilmeye çalıştılar. Bu uğraş esnasında Venedik
Doge’unun da içinde bulunduğu gemi, Fâtımî kumandanının gemisine çarptı ve Fâtımî
gemisi içindekilerle beraber battı. Fâtımî-Venedik çarpışması, kısa fakat kanlı oldu.
Fâtımîlerin başlangıçtaki direnci kısa sürede kırıldı ve kaçan Fâtımî donanmasından dört
kalyon, dört chartz ve büyük bir gemi ele geçirildi. Fulcherius’un anlatımına göre
Venedikliler, Müslümanları gemilere çekerek katlediyorlardı. Bu savaşta o kadar insan
katledildi ki gemidekilerin ayakları kana bulanmış ve cesetler gemilerden atılınca deniz,
yaklaık altı buçuk km. açığa kadar kıpkırmızı olmuştu. Bu kıyım sonrası Fâtımî
donanmasını takibe başlayan Venedikliler, el-Arîş civarına kadar ulaştılar ve burada
rastladıkları Fâtımîlere ait on yedi396 gemiyi ele geçirdiler. Gemide bulunanların bir kısmı
öldürülürken bir kısmı da esir alındı. Haçlı kaynaklarına göre ele geçirilen ganimet
büyüktü. Zira gemiler, doğudan gelen mallarla doluydu: savaş aletleri yapımına uygun
uzun ve düz keresteler, diğer savaş malzemeleri, altın-gümüş paralar, biber, kimyon ve
daha başka baharatlar… Doğudaki bu ilk başarıdan sonra Venedikliler, Akkâ’da karaya
çıktılar397.
2.2.18.Sûr Şehrinin Haçlılar Tarafından Zaptı (7 Temmuz 1124)
Şehir için iki isim kullanılır: Sûr ve Tyre398. Sûr, Suriye’nin güneyinde uzanan –ve
sahil şeridindeki birçok şehrin bağlı olduğu- Phoenicia eyaletinin sınırlarında yer
almaktadır. Şehir, Phoenicia eyaletinin metropolü konumundadır. Geniş nüfusu ve
Willermus, I, s.548, Fulcherius’un anlatımına göre Dogue, Akkâ’ya çıktığı sırada Yafa’da yaşanan savaşı
haber almıştı. Bunun üzerine kendisi, Yafa’ya gitmek için hazırlık yaparken diğer gemileri, bahsedildiği
üzere Fâtımîleri yanıltmak için önden yollamıştı. Fulcherius Carnotensis, s.221, Steven Runciman, II,
s.137-138
396
Fulcherius’a göre on gemi vardı, Fulcherius Carnotensis, s.222
397
Willermus, I, s.549-550, Fulcherius Carnotensis, s.221-222, Stevenson, The Crusaders in the East,
s.114, Bu çatışma, İbn el-Esîr’e çok muhtasar yansımıştır. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.225, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.488, Süryânî Mihail, Venediklilerin geliş tarihini 30 Mayıs 1123 olarak vermiştir. Süryanî
Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.73, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü
ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.147, W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, s.155-156, Makrizî’nin bir kaydına
göre 1123-1124 yılında İskenderiye’ye Venedik ve Rum gemileri ulaştı. Vuku bulan çarpışmada Fâtımî
donanması galip gelerek birkaç gemiyi ele geçirdiler ve birçok esir aldılar. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.98
398
Sûr şehrini Fenikeliler inşa etmiştir. “Soylu, Mor Sûr” olarak adlandırılmakla birlikte Sûr, “Boğaz, Geçit”
demektir. İbranicede şehre “Soor-Sayda” denmektedir. Fulcherius Carnotensis, s.234, Sûr, daha çok
Araplar tarafından kullanılırken; Tyre, Grekçedir. İkincisi kurucusunun adından gelmektedir. Eski geleneğe
göre Tyras, Nuh’un oğlu Japhet’in yedinci oğludur. Yani Tyras, Nuh’un torunudur. Tyras, bu şehri kurmuş
ve kendi adını vermiştir. Bir başka anlatıma göre ise değerli deniz canlılarını (kabuklu deniz canlıları) öğütüp
toz haline getirerek mor rengini elde edip bu rengi ilk defa tanıtan Sûrlulardır. Şehir, ismini bu renkten
almaktadır. Willermus, II, s.2
395
107
zenginliği yanında bu şehre kutsallık da atfedilmiştir. Sûr’un güneyinde Akkâ ve Hafya;
kuzeyinde Sidon (Sayda) ve Beyrut; doğusunda ise -daha içte Banyas- bulunmaktadır.
Doğal zenginlikleri yönünden yine şehrin haklı bir şöhreti vardır. Neredeyse bir ada
konumunda olan şehrin toprakları verimlidir. Tatlı su kaynakları ile bahçeleri ve
meyvelikleri burayı çekici kılarken; üretilen güzel ve kaliteli camları ticari yönden şehri
önemli kılmaktadır. Örneğin Sûr vazosu, o dönemde meşhur ve aranan bir eşya idi399.
Willermus’un tasvirine göre şehir, bir ok atımı mesafede karaya bir şerit ile
bağlantısı dışında her yönden su ile çevrilir ki bu da şehre doğal bir savunma
sağlamaktadır. Suyla çevrili kısımlar, ayrıca tehlike arz etmektedir. Öyle ki denizde iriliufaklı gizli birçok kaya bulunmaktadır. Bu yöreyi bilmeyen ve şehre denizden yaklaşmak
isteyen gemilerin karaya oturması veya parçalanması muhtemeldir. Şehrin tahkimatına
gelince; deniz yönünde şehir, yüksek kuleli çifte duvarla çevrilmiştir. Doğuda karaya
yaklaşan kısımda birbirine yaklaşan -neredeyse birbirine değecek kadar yakın- yüksek
kulelere sahip üçlü bir duvar vardır. Burada geniş dalgakıranlar vardır ki buradan halk,
kolayca çift yönlü ulaşım sağlamaktadır. Kuzeydeki girişi, iki kule ile güçlendirilmiştir.
Burada şehir duvarlarının içine doğru uzanan liman vardır. Dışarıda ada kıyısında dalgalar
şiddetini kaybeder, bu yüzden ada ile kara arasında gemiler için güvenli bir sığınak olur zira kuzey kısmı, sığınmak için daha az uygundur-. Buranın iç kısımlarında filonun
demirlemesine uygun bir yer bulunur400.
Şehir, Fâtımîler için özellikle önemlidir ve Fâtımîler için adeta bir siperdir. Bu
yüzden Fâtımîler burayı yiyecek ve silahla çok iyi takviye etmişler, garnizonunu güçlü
askerlerle donatmışlardır. Willermus’un ifadesiyle Fâtımîler, o sırada ellerinde tuttukları
iki şehirden biri olan Sûr, sağlam kalırsa halifeliğin diğer bölümlerinin de güvende
olacağına inanmaktaydılar401. Şehir, pratikte iki hâkime sahipti. Şehrin iki bölümüne sahip
olan Fâtımî halifesi yüksek metbû olmakla beraber şehrin diğer kısmı, yardımları karşılığı
Dımaşk
hâkimi
Tuğtigin’e
verilmişti.
Fâtımî
halifesi,
Tuğtigin’in
niyetinden
şüphelenmekle beraber Tuğtigin, ileride görüleceği üzere kriz anlarında devamlı surette
şehre yardıma koşmuştur. Sûr’un sosyo-ekonomik yapısına bakıldığında zengin ve asil
399
Willermus, II, s.4-6
Willermus, II, s.7-9, Şehrin, birbiri arkasına yerleştirilmiş üç-dört kapısı bulunmaktaydı. Deniz tarafında
iki yüksek kulesi bulunan kapalı bir kapı vardı ve bunların arasından eski Sidon (Sayda) limanına
ulaşılıyordu. Liman, üç taraftan şehrin istihkâmları ile çevrilmişti. Dördüncü tarafta gemilerin demir attığı bir
çeşit kemer ile bir duvar vardı. Adeta şehrin içinde bulunan bu liman, iki kule arasına sağlam bir zincir
germekle kapatılabiliyordu. E. Honigmann, ‘’Sûr’’, İA, XI, MEB, İstanbul 1979, s.45
401
Willermus, II, s.7
400
108
birçok vatandaşın varlığı göze çarpar. Bunlar Akdeniz’de yaptıkları ticaretle yabancı
malları ve değerli eşyaları şehre taşımaktaydılar. Ayrıca Haçlı hâkimiyetine giren sahil
şehirlerinden (Kaysâriye, Akkâ, Sayda, Cübeyl, Trablus vd.) de seçkin insanlar bu
korunaklı yere gelmişler ve sahip oldukları zenginlikleri buraya taşımışlardı402.
2.2.18.1.Fâtımîlerin, Tibnîn Kalesine Saldırısı (1107)
Haçlıların Sûr ile temasları Kudüs yolculukları esnasında başlamış olmasına
rağmen şehri ilk defa kuşatmaları, 1107-1108 yılına tesadüf etmektedir. Daha önce
Sûr’dan, Haçlılar üzerine bir sefer düzenlendiği de bilinmektedir. Sûr konusunda karşımıza
çıkacak olan Dımaşk-Mısır yakınlaşması kapsamında Tuğtegin, Haçlı topraklarını tahrip
ederken Sûr’dan da bir saldırı düzenlenmiş ve Haçlılar zor durumda bırakılmak istenmişti.
Buna göre 1107 yılında Haçlıların Sevâd, Havran ve Cebel-i Avf’a saldırıp yağmalamaları
ve halkın bundan şikâyetlerinin artması üzerine Tuğtigin, çoğunluğunu Türkmenlerin
oluşturduğu ordusuyla Sevad’a ilerleyip karargâhını burada kurdu. Baudouin’in, Sevâd’a
yürümesi üzerine atabeg de Taberiye yakınlarında bulunan bir Haçlı kalesine saldırdı ve
içindekileri katlettikten sonra el-Medân’a çekildi. Haçlıların takibi üzerine de Zürre’ye
doğru ilerledi. Fakat savaş yaşanmadı. Tarafların öncüleri savaşa hazırlanmaktayken
Haçlılar, önce Taberiye’ye oradan da Akkâ’ya çekilince atabeg de Dımaşk’a çekildi.
Atabeg ile eşzamanlı olarak Sûr valisi İzzü’l-Mülk de derhal Tibnîn403 Kalesi’ne saldırarak
dış mahalleleri tahrip etti, insanları kılıçtan geçirdi ve bölgeyi yağmaladı404. Haçlıların, bu
olaya bir karşılık verip vermediği konusunda kaynakta bilgi bulunmamaktadır. Fakat ertesi
yıl Haçlılar doğrudan Sûr üzerine yürümüş ve kuşatmışlardır.
Willermus, II, s.9, Michaud, şehrin ikiyee ayrıldığını ve Dımaşklılar ile Mısırlılar arasında paylaşıldığını
ifade etmektedir. Michaud, I, s.300
403
Banyas yöresinde, Sûr ve Dımaşk arasında dağlık alanda yer alan bir şehirdir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem
el-Büldân, II, s.14
404
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.151, el-Makrizî, İtti’az, III, s.37, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.12,
el-Cevzi, el-Muntazam, XVII, s.133, Tuğtigin’in, Haçlılara karşı seferi için ayrıca Bkz. Coşkun Alptekin,
“Dımaşk Atabekliği (Tugtekinliler)”, DGBİT, VII, s.473-474. Aynı yazar, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), s.32, Yukarıda bahsedilen yerlerin Haçlılar tarafından tahribi üzerine Tuğtigin ve İbn Ammâr,
Sultan Muhammed Tapar’a mektup yazarak içinde bulundukları zor durumu bildirmişler ve yardım
istemişlerdi. Bunun üzerine sultan, Çavlı, Seyfü’d-Devle Sadaka ve Musul emiri Çökürmüş’ü Haçlılara karşı
savaşmakla görevlendirdi. Fakat emirler arasındaki mücadele buna engel oldu. Seferin kumandanı tayin
edildiği anlaşılan Çavlı’ya Rahbe ve Fırat Nehri kıyısındaki arazi ikta edilmişti. Çökürmüş, bu duruma olan
tepkisi dolayısıyla sefere katılmazken Sadaka, zaten başından beri cihadla ilgilenmedi. Bunun üzerine Çavlı
da sefere çıkmak istemedi ve Çökürmüş ile mücadeleye başladı. Tüm bu gelişmeler, Haçlılarla mücadeleyi
engelledi ve Trablus’a yardım götürülemedi. Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri
Selçuklu Tarihi (468-511/ 1105-1118), s.93-94
402
109
2.2.18.2.Haçlıların, Sûr’un Karşısına Toron Kalesi’ni İnşası (1107-1108)
Fâtımîlerin hâkimiyetinde bulunan Sûr şehri, Haçlıların ilerlemesine engel teşkil
ediyordu. Tankred’in, 1101’de Antakya’ya gidişinden sonra Taberiye’nin idaresine
getirilen Hugue de Saint Omer, Sûr’a devamlı saldırı halindeydi ve Taberiye-Sûr
arasındaki kırk sekiz km. mesafede Müslümanları rahatsız ediyordu. Bahsedilen aralıkta
Haçlılar da tehlikeye açıktı zira Müslüman saldırılarında sığınabilecekleri muhkem bir yer
bulunmuyordu. Hugue, tüm bu sebeplerle şehre on altı km. mesafede Sûr’a bakan dağların
tepesinde bir kale yapımına başladı. Bu mevkiinin adı Tibenin olmakla beraber kale, çok
yüksekte olduğu için Toron adı verildi. Kale, deniz ile Lübnan Dağları arasında Asher
kabilesinin yaşadığı yerde ve Sûr ile Banyas şehirlerine hemen hemen aynı uzaklıktadır.
Müstahkem ve stratejik olmasının yanında temiz havası, elverişli iklimi ve verimli
toprakları vardır. Kale, Haçlılar için önemli bir kazanç olmuştur405.
Görüldüğü üzere Haçlı kaynağında kalenin, Hugue tarafından inşa edildiği
kaydedilmiş ve kral Baudouin’den bahsedilmemiştir. Fakat İslam kaynaklarında olayın
merkezine Baudouin alınmıştır. Buna göre kral, 1107-1108 yılında Sûr’a bir sefer
düzenlemiş, şehrin yamacına Tell Ma’şuka denen mevkie bir kale inşa etmiş ve şehir
önünde yaklaşık bir ay kalmıştı. Bunun üzerine şehrin Türk asıllı valisi Sa’dü’l-Mülk
Gümüştekin, yedi bin dinar ödemiş ve kuşatmayı kaldırtmıştı406.
2.2.18.3.Baudouin’in İkinci Kez Sûr Şehrini Kuşatması (29 Kasım 1111-10
Nisan 1112)
Temmuz 1111’de Baudouin, ödemeyi vaad ettiği vergiyi ödemeyen ve anlaşmalara
uymayan Sûr’u kuşatmayı planlıyordu. Bu düşüncesi, devlet ileri gelenlerince de uygun
bulununca Sûr şehrinin kuşatılmasına karar verildi. Durumu haber alan Sûr valisi İzzü’lMülk Anuştekin el-Efdâlî407, derhal Tuğtigin’in yardımını taleb etti. Albertus’un kaydına
göre Sûr valisi, Tuğtigin’e yollayacağı okçular ve diğer savaşçılar için 20 bin dinar
ödeyecekti. İslam kaynakları buna şehrin Tuğtigin’e teslimi vaadini eklemekte ve durumun
aciliyetine vurgu yapmaktadırlar408 Bu gelişmeler üzerine Sûr valisi, kendisine ait değerli
malları, Dımaşk’a yollamış ve burada muhafazasını rica etmişti. Dımaşk’a giden
405
Willermus, I, s.469, Steven Runciman, II, s.78,
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.159, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.122, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.364-365, elMakrizî, İtti’az, III, s.38, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.16, Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin,
Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”, s.119, şehrin valisi hakkında Bkz.
aynı yazar, Fâtımî Devleti’nde Türkler, TTK, Ankara 2009, s.177
407
Bkz. Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti’nde Türkler, s.177-179
408
Albertus Aquensis, s.827
406
110
kervandaki Rainfred adlı Frank’ın, durumu Baudouin’e haber vermesiyle kral 200 şövalye
ve piyade ile derhal bu kervana saldırdı. Kervandakilerin bir kısmı öldürüldü ve mallar
yağmalandı. Muazzam bir ganimet ele geçiren Baudouin, bunun ardından Sûr’a hareket etti
ve şehri tam donanımlı 10 bin askerle 29 Kasım 1111’de kuşatmaya aldı409. Şehrin tek
avantajı, Tuğtigin’in yolladığı 500 okçunun Haçlıların muvasalatından önce şehre girmiş
olmasıydı.
Fâtımî
Devleti’nden
yardım
istendiğine
dair
herhangi
bir
kayıt
bulunmamaktadır. Zaten İbn el-Kalânisî’nin, Sûr halkının el-Efdâl umutları tükenmişti
kaydı, durumu çok güzel özetlemektedir. Şehir önüne ulaşan Baudouin’in ilk işi, şehir
civarından kestirdiği hurma ağaçlarıyla barınaklar inşa ettirmek oldu410.
Tuğtigin, Sûr’a yardım için yola çıkmış ve Banyas’tayken usta okçularından seçme
bir birliği göndermişti. Bunlara yolda Sûr ve Cebel-i Amile’den gelen piyadeler de eklendi.
Tuğtigin, doğrudan Sûr üzerine yürümek yerine Banyas’ta ordugâhını kurarak Haçlı
topraklarına birlikler sevk etmeyi tercih etti. Amacı, bu sayede Haçlıların, kuşatmayı
kaldırmasını sağlamaktı. Gönderdiği birlikler, etrafı yağmalarken kendisi de Sevâd’daki elHabis Kalesi’ne yürüdü. Şiddetli bir saldırının ardından kale düştü ve garnizonu kılıçtan
geçirildi. Fakat Tuğtigin’in bu girişimleri, Haçlıları vazgeçirmedi zira Sûr’u kuşatan
Haçlılar, iki kuşatma kulesi ile şehre saldırılarını sıklaştırmışlardı. Kuşatma kulelerinin
yakılması, ilk akla gelen tedbir idi. Fakat durumun farkında olan Haçlılar, kulelerin etrafını
hendeklerle çevirdiler ve daha fazla nöbetçiyle korumaya başladılar411.
İlk çarpışmalarda Haçlıların daha aktif olduğu, kuşatılanların ise ihtiyatı elden
bırakmadığı görülmektedir. Fakat şehir garnizonun da tehlikeli çıkışları olmaktaydı.
Albertus’un kaydına göre kuşatılanlar, doğrudan kralın çadırını hedef alarak saldırıya
geçtiler. Bu ani saldırıyla şaşkına dönen Haçlılara özellikle okçuların kayıplar verdirdiği
anlaşılmaktadır. Haçlıların toparlanıp savunmaya geçmesi üzerine şehir garnizonu, Haçlı
takibinde şehre çekilmek durumunda kaldı. Girişi zorlayan ve şehre dâhil olmayı başaran
bir grubun tekrar dışarı atılmasının ardından kapılar kapandı ve Haçlılar, ölü ile yaralılarını
toplamaya başladılar412.
409
Albertus Aquensis, s.827-829
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.178, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.144, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.390, Albertus’un
kaydına göre Bizans imparatoru bu kuşatma için yardım sözü vermişti fakat Bizans birlikleri, kış şartları
dolayısıyla Haçlılara katılamadılar. Albertus Aquensis, s.829, Steven Runciman, II, s.77
411
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.178-179, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.145, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.391, elMakrizî, İtti’az, III, s.49, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.174, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.223,
Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.23
412
Albertus Aquensis, s.829-831
410
111
Haçlıların, yeni kuşatma kuleleri inşası ile daha tehlikeli olmaya başlamalarının
ardından Sûr valisi İzzü’l-Mülk, Tuğtigin’den yardım isteğini yineledi. Tuğtigin, bunun
üzerine valiye bir mektup yazmış ve belirlenecek bir yerde gemi bulundurmalarını, oraya
asker yollayacağını bildirmişti. Mektubu taşıyan güvercin, bir Haçlı gemisine indi.
Mektubu orada bulunan bir Müslüman okudu ve Haçlılara haber verdi. Bunun üzerine
Haçlılar, gemi yollayıp bu Dımaşk askerlerini ele geçirdiler ve öldürdüler413. Mevsim kış
olduğu için orduların durumu önem arz etmektedir. Haçlıların, sert ve kumlu bir arazide
yerleştikleri için kış şartlarından çok fazla etkilenmediklerini İbn el-Kalânisî’den
öğrenmekteyiz. Fakat şehre yardıma gelen Tuğtigin’in aynı rahatlığı yaşadığı söylenemez.
Türkler, Haçlı ordugâhına yaklaşamadıkları için onların erzak ve destek hatlarını kesmekle
yetindiler. Bu cümleden olarak Sayda’ya ulaşan yolu da Türkler kontrole almışlardı. Fakat
bu defa Haçlılar, yardımların denizden gönderilmesi için haber yolladılar. Bunun üzerine
Tuğtigin, Sayda’nın varoşlarına saldırarak kıyıdaki yirmi kadar gemiyi ateşe verdi ve bu
sayede Haçlıları geri çekilmeye zorladı414.
Haçlıların kuşatma kuleleri, kaynaklarda farklı tarif edilmesine rağmen çok büyük
ve Müslümanlar için çok tehlikeli olduğu açıktır. Küçük olanı kırk arşın, büyüğü ise
yaklaşık elli arşın boyundaydı ve Haçlılar bu iki kuleyi yaklaşık yetmiş beş günde
tamamlamışlardı. Bu kuleler, 17 Şubat 1112’de yürütüldüler ve Haçlılar bu sayede daha
etkili saldırılar yapmaya başladılar. Müslümanlar ise bu burçlara 8 Mart 1112’de katran ve
neftlerle bir saldırı düzenlediler. Küçük olan kule ateşe verildi ve Haçlılar buna müdahale
edemediği için kule tamamen yandı. Kuleleri yakma işini İbn el-Esîr’in ismini
kaydetmediği Trabluslu tanınmış bir kişi üzerine almıştı. Haçlı askerlerinin, ateşi
söndürmesine engel olmak için üzerlerine pislik dolu çuvallar fırlatılmış ve kuleler bu
sayede tahrip edilmişti. Bu arada küçük kuleden kancalarla çekilen yanan odun parçaları
ile daha büyük olan kule de tutuşturuldu. Fakat bu esnada vuku bulan gelişmeler bu
kulenin kurtulmasını sağladı. Buna göre Müslümanlar, kuleyi yakmaya uğraşırken
Haçlıların savaştan çekildikleri yönünde bir haber yayıldı. Bunun üzerine burçlardaki
Müslümanlar, çekilmeye başladılar. Haçlıların ani bir saldırısı tam da bu esnada geldi ve
burçlardaki askerlerin korumasından mahrum kalıp hazırlıksız yakalanan Müslümanlar,
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.145, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.391, Anonim Süryânî Vakayinamesi, s.37,
Steven Runciman, II, s.77, Albertus, Tuğtigin’in, Sûr’a bağlı araziye girdiğinde yaklaşık 760 Haçlı askerine
rastladığını ve bunların neredeyse tamamını katlettiğini haber vermektedir. Fakat bu olay, diğer kaynaklarla
teyit olunamamaktadır. Albertus Aquensis, s.835, Steven Runciman, II, s.77-78
414
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.179, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.23, Gülay Öğün Bezer, “Böriler
(Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.848
413
112
kulelerin etrafından uzaklaştırıldı. Yangının söndürülmesinin ardından kule, daha fazla
nöbetçiyle korunmaya başlandı415.
Haçlılar, Müslümanların çekilmesinin ardından saldırıya geçtiler ve kulenin etrafına
kazdıkları hendekleri doldurarak kuleyi duvarlara yaklaştırmaya başladılar. Müslümanlar
ise kulenin yaklaştırıldığı duvarın dibini ateşe vererek kulenin hareketine engel oldular.
Kulenin başka bir duvara yaklaştırılmasının ardından koçbaşlarıyla saldırılar devam etti.
Duvarların, bu darbelerle zarar gördüğü ve bazı taşların söküldüğü kaydedilmiştir. Fakat
garnizonun, bu koçbaşlarının bağlı bulundukları halatları kesmesi üzerine Haçlıların bu
girişimi de başarısız oldu. Bu defa kulenin yakılması işine ağırlık verildi. İbn elKalânisî’nin tarifine göre makaralı bir düzenekle hareket ettirilen büyük bir kiriş sayesinde
kulenin üzerine neft dökmek mümkün oldu ve kuleyi alevler kapladı. Haçlıların beyhude
çabaları sonrası kule, küle döndü ve Sûr askerlerinin hurucunda bu kuleden silah, zırh vs.
birçok ganimet ele geçirildi416.
Büyük kulenin de ateşe verilmesinden sonra Haçlıların umudunun tükendiği
görülmektedir. Şehrin önüne inşa ettikleri barınakları ve kıyıdaki gemileri ateşe verdiler.
Nihayetinde 10 Nisan 1112’de dört buçuk aydır sürdürdükleri kuşatmayı kaldırarak
Akkâ’ya çekildiler. Haçlıların çekilişinin ardından Sûrlular, Haçlı karargâhına giderek
bulabildiklerini ganimet aldılar. Sûr kuşatması esnasında tarafların kaybını tam olarak
tespit etmek mümkün görünmemektedir. Bu konuda yalnızca İbn el-Kalânisî, Haçlıların 2
bin, Sûrluların 100 kişi kaybı olduğunu rivayet etmektedir417. Haçlıların, kuşatmayı
kaldırma sebepleri de kaynaklara farklı yansımıştır. İbn el-Esîr, kuşatmanın kaldırılmasını
hasat mevsiminin yaklaşmasına ve Tuğtigin’in, Haçlı topraklarındaki hasada zarar
vermesinden korkmalarına bağlamakta iken Albertus, yukarıda bahsedilen Haçlı birliğinin
Tuğtigin tarafından imhası sonrası şehre Dımaşk kuvvetlerinin iyice yaklaşmasına
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.179, Kulelerin tahribi ile Haçlıların durumu zayıflatılmıştı. Fakat bu sırada
şehirden kaçarak Haçlılara sığınan bir grup Müslümanın, şehrin durumunu haber vermesiyle bu avantaj
yitirildi. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.144-145, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.390-391, Haçlı kulelerinin tahribi
için ayrıca Bkz. Albertus Aquensis, s.833, el-Makrizî, İtti’az, III, s.48, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.173-174, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.179, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.24,
Kuşatılanlar da kuleler ve mancınıklarla kendilerini korudular. Fulcherius ve Willermus’un kayıtlarına göre
kuşatılanlar Haçlılarınkinden daha yüksek kuleler ile saldırıya geçtiler ve bu kuleler sayesinde Haçlı
kulelerini yaktılar. Fulcherius Carnotensis, s.184, Willermus, I, s.491-492
416
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.179-180
417
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.180-181, Fulcherius Carnotensis, s.184, Willermus, I, s.491-492, İbn el-Esîr, elKâmil, IX, s.146, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.392, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.174, Albertus’a
göre Tuğtigin yolda rastladığı şövalyeleri katletmiş, hızla şehre yaklaşıyordu. Bunu haber alan Baudouin,
Türklerin gelişini tehlikeli bulmuş ve durumu riske atmak istemeyerek kuşatmanın kaldırılmasına karar
vermişti. Albertus Aquensis, s.835
415
113
yormaktadır. Bu birbirini tamamlayan iki rivayeti, kuşatmanın kaldırılma sebebi olarak
düşünmek daha doğru olacaktır418. Şehir, kuşatmanın kaldırılmasının ardından rahat bir
nefes aldı. Valinin, şehri Tuğtigin’e teslim etme konusunda verdiği sözü tutmadığını fakat
Tuğtigin’in de bu konuda herhangi bir talebinin olmadığını İbn el-Kalânisî haber
vermektedir. Tuğtigin, amacının cihad olduğunu ifade etmiş ve bu konu üzerinde
durmamıştır419.
Albertus’un kaydına göre kuşatmanın kaldırılmasının akabinde ülkelerine dönmek
isteyen 1500 hacı, Sûr şehrinden gelebilecek bir saldırı nedeniyle tedirgin idiler. Hacılar,
bu sıkıntıyı dile getirince Baudouin, kafileye emniyet sağlamak için 300 şövalyeyle tekrar
Sûr’a, şehrin etrafındaki dağlık alana yöneldi. Bu esnada Sûr’dan çıkan 500 asker, mezkûr
hacılara saldırıp bazılarını katlettiler, bazılarını da esir aldılar. Durumu öğrenen Baudouin,
hızlı bir yürüyüşle Müslüman askerlerine yetişti ve kaçan birlikten 200 kişiyi öldürdü. Bu
sayede hacılar, kralın korumasında denize açıldılar420.
2.2.18.4.Sûr Şehrinde Düzenin Sağlanması
1113 yılına gelindiğinde Sûr halkının, hala Haçlı saldırısından endişeli olduğu göze
çarpmaktadır. Vali İzzü’l-Mülk, el-Efdâl’e haber yollayarak şehrin idaresini Tuğtigin’e
vermek konusunda fikrini sordu. el-Efdâl’in de uygun bulması üzerine Tuğtigin’e, şehrin
idaresini devralması hususunda haberciler yollandı. Haberciler, Banyas’a ulaştıklarında
Tuğtigin’in, Hama’da olduğunu ve Haleb hâkimi Rıdvan ile meşgul bulunduğunu
öğrendiler. Banyas valisi Seyfü’d-Devle Mesud, Tuğtigin’in dönüşüne kadar Haçlıların,
Sûr’a bir saldırısından çekindiği için Tuğtigin’in naibi Börü’nn izni dâhilinde derhal Sûr’a
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.146, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.392, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.174, Albertus Aquensis, s.835, Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin, Haçlılar Tarafından Tehdidi
Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”, s.119-120, İbn el-Kesîr’in rivayetine göre Haçlıların okları ve
teçhizatları tükenmiş; buna karşılık İzzü’l-Mülk, Tuğtigin’den yardım alarak saldırıya geçmişti. Bunun
üzerine Haçlılar, zor durumda kalıp çekildiler. İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.213, Anna
Komnena’nın rivayeti yine diğer kaynaklara uymamaktadır. Yazara göre Bizans’ın Kıbrıs valisi, Bertrand’a
para yardımında bulunmuş ve bu sayede kontu tabîî haline getirmek istemişti. Bu parayı konta verirken de
Tankred ile ilişkisi olmamasını şart koşmuştu. Bu haber Baudouin’e Sûr’u kuşatmaktayken ulaştı ve bu
parayı almak istedi. Fakat kuşatma devam ederken hemen harekete geçemedi. Bu arada Sûr halkı, sanki
anlaşmak istiyorlarmış gibi görüşmelere başladılar ve bu sürede kuşatma kulelerini yakmak için gerekli
hazırlıkları yaptılar. Kuşatma aletlerinin yakılmasının ardından meydana gelen hengâmede altı Haçlı askeri
esir alınıp kesilen başları Haçlı harargahına fırlatıldı. Durumları iyice kötüleşen Haçlılar, kuşatmayı
kaldırmak zorunda kaldılar. Anna Komnena, Alexiad, s.445-447, Kıbrıs’tan gelen yardım ve
değerlendirmeler için Bkz. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.64
419
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.181, Gülay Öğün Bezer, “Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV,
s.848, Geoffrey Hindley, Tuğtigin’in Sûr’un kendisine teslim edilmemesi karşısında şehri kuşatmayı
düşündüğünü fakat bunu sakıncalı bularak böyle bir şey söylediğini ifade etmekte ve Tuğtigin’i samimi
bulmamaktadır. Geoffrey Hindley, Bir İslam Kahramanı Selahaddin, Çev. Süleyman Genç, Doruk
Yayınları, İstanbul 2011, s.75-76
420
Albertus Aquensis, s.839
418
114
gitti ve idareyi teslim aldı. Tuğtigin de Hama’dan dönünce gelişmeleri öğrendi ve şehre
yardımcı birlikler gönderdi. Şehirde Türkler hâkim duruma gelmesine rağmen idari olarak
bir değişim yaşanmadı ve Fâtımîler adına sikke kesilip hutbe okutulmaya devam edildi.
Tuğtigin, el-Efdâl’e yolladığı haberde önemli olanın, şehrin Haçlılara karşı korunması
olduğunu ve her ne zaman Mısır’dan bir vali yollanırsa idareyi ona teslim etmeye hazır
bulunduğunu bildirdi421.
Türklerin Sûr’a yerleşmesi üzerine Haçlılar, artık şehre saldırmanın daha zor
olduğunu anlamışlardı. Baudouin, önceki yılki kuşatmanın ardından Akkâ’ya gitmişti fakat
Sûr’a saldırmak konusunda herhangi bir teşebbüste bulunamadı422. Tuğtigin’in Mısır’a
yolladığı ve durumu özetlediği habere el-Efdâl, gayet memnun olmuştu. Şehri takviye
etmek için bir filo hazırlayıp erzak, para ve vali Mesûd ile Tuğtigin’e sunulacak
hediyelerle beraber Sûr’a yolladı. Eski Trablus valisi Şemsü’d-Devle Bedr b. Ebû Tayyib
ed-Dımaşkî idaresinde filonun, Ağustos 1113’te şehre ulaşmasının ardından şehirde
fiyatlar düştü ve istikrarlı bir ortam tesis olundu. Sûr’un Türklerle kuvvetlenmesi üzerine
Baudouin, anlaşma teklifinde bulundu. Mesûd’un da kabul etmesi üzerine huzurlu bir
ortam, bir süre için temin edildi ve ticaret kervanları daha emniyetli seyredebildiler423.
2.2.18.5.Akkâ ile Sûr Arasına Alexandirium Kalesi’nin İnşası (1117)
Suriye’de Fâtımîlerin elinde Askalân ve Sûr dışında başka bir şehir kalmamıştı. Sûr
şehrini kontrol altına almak isteyen Baudouin, Kızıldeniz civarına yaptığı sefer dönüşü
yakalandığı hastalıktan kurtulunca (1117) Akkâ ile Sûr arasına bir kale inşa ettirdi. Kale,
Sûr şehrine sekiz km. uzaklıkta yer almaktaydı ve özellikle su kaynakları yönünden
zengindi424. Scandalion (Alexandirium) olarak bilinen kalenin adının anlamını Fulcherius
yanlış olarak “Arslan Meydanı” olarak kaydetmiştir. Fakat Willermus’un açıklamalarına
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.182, el-Makrizî, İtti’az, III, s.51, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.24,
Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin, Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”,
s.120
422
Bu sırada Askalân’dan Ruzayk kabilesine mensup bir adam, kendi kabilesinden esir olanların bırakılması
karşılığında Dımaşk’tan Mısır’a doğru yola çıkan bir kervanın yerini gösterebileceği teklifiyle Baudouin’e
geldi. Bahsedilen kervana Azib Geçidi civarında saldırıldı ve malları yağmalandı. Bunun ardından Baudouin
tekrar Akkâ’ya döndü. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.182-183
423
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.188-189, el-Makrizî, İtti’az, III, s.52
424
Willermus, I, s.514-515, Fulcherius Carnotensis, s.198, Sayda, Sûr’u kuzeyden, Toron Kalesi de
doğudan kontrol ediyordu. Alexandirium Kalesi’nin inşasıyla da şehir tamamen ablukaya alınmış oldu.
Steven Runciman, II, s.81, Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin, Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında
Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”, s.121
421
115
göre kale, İskender’in Sûr’u almak için bir kale yaptırıp adını Alexandirium koyduğu yere
inşa edilmişti ve adını buradan almaktaydı425.
2.2.18.6.Venediklilerle Haçlıların Sûr Şehrini Kuşatmak Üzere Anlaşmaları
(1123)
Venediklilerin doğuya gelişi ve 1123’te Fâtımî donamasına karşı zafer kazandıkları
haberi Kudüs’e ulaştı. Bu sırada Kudüs kralı Baudouin esaretteydi. Bu yüzden Kudüs
patriği Gormond, kraliyet konnetablı ve procuratoru Guillaume de Bures, chancellor
Payens, başpiskoposlar, piskoposlar ve krallık ileri gelenleri adına bir elçilik heyeti, yardım
istemek üzere Venediklilere yollandı. Hac görevini yerine getirmek ve Kudüs ileri
gelenleriyle görüşmek üzere Venedik Doge’u Kudüs’e gitti ve 1124 Noel’indeki
kutlamalarda hazır bulundu. Doge’un, yardım talebine olumlu cevap vermesi üzerine
Fâtımîlerin elinde bulunan bir kıyı şehrine saldırmak konusunda anlaşma sağlandı. Yani
Sûr veya Askalân’a bir sefer düzenlenecekti426. Bu arada Fulcherius, başka bir soruna
dikkat çekmektedir. Kralın yokluğunda Kudüs Krallığı müthiş bir ekonomik sıkıntı
yaşıyordu. Hatta orduyu donatmak ve harekete geçirmek bile alınan borçlarla mümkün
olabildi. Şövalye ve yayalara ödenmek üzere para toplandı fakat bu da yeterli olmayınca
Kudüs Kilisesi’ndeki değerli eşyalar Venediklilere, verecekleri borçlar karşılığında rehin
bırakıldı427.
Zaptı düşünülen iki şehir konusunda fikir ayrılığı yaşanmazken, hangisine sefer
düzenleneceği tartışma konusu oldu.
Zira Kudüs, Remle, Yafa, Nablus ve civar
şehirlerden gelen temsilciler –bu şehirlere daha yakın olduğu ve daha az masraflı olacağı
için- Askalân’a saldırılmasında ısrar ederlerken; Akkâ, Nazareth, Sayda, Beyrut, Taberiye,
Cübeyl ve komşu şehirlerin temsilcileri aynı sebeplerle Sûr şehrinde ısrar ettiler.
Müslümanların, Sûr’dan Haçlı topraklarına saldırıları daha kolay olacağı düşüncesi ağır
basmasına rağmen mesele, kura ile çözüme kavuşturuldu ve kuradan Sûr şehrinin yazılı
olduğu kâğıt çıktı. Anlaşmanın ardından 20 Ocak 1124’te Kudüs’ten hareket eden Haçlılar,
Akkâ’da toplanırken Venedik filosu da limana demirledi. Her iki tarafın anlaşmaya sadık
425
Willermus, I, s.515, Fulcherius Carnotensis, s.198
Willermus, I, s.550-551, Fulcherius Carnotensis, s.232
427
Fulcherius Carnotensis, s.232
426
116
kalmak için yemin etmesinin ardından 16 Şubat 1124’te Sûr şehri, karadan ve denizden
kuşatıldı428.
Willermus, Venediklilerle yapılan anlaşmanın metnini eserine almıştır. 1123 yılında
yapılan ve Haçlıların aczini gözler önüne seren anlaşmanın önemli maddeleri kısaca
şöyledir:
-Haçlıların tüm yerleşimlerinde Venediklilerin bir kilisesi ve kendilerine ait bir
sokakları olacak, buralar daima vergiden muaf tutulacak, bir meydan, bir fırın ve bir
hamam da Venediklilere verilecektir.
-Ticari konulara ait olan bir maddeye göre Venedikliler, satış yaparken kendi ölçütartı birimlerini kullanırlarken başkalarından satın aldıkları mallarda kraliyet ölçüleri
kullanılacaktır.
-Venedikliler, çok geniş bir alanda vergiden muaf tutulacaklardır. Haçlı krallığında
hiçbir Venedikli’den herhangi bir şehre girerken, oralarda ikamet ederken ve oralardan
ayrılırken vergi alınmayacaktır.
-Haçlılar, Venediklilere yıllık 300 dinar verecekler ve muhtelif şehirlerde
Venediklilere evler hediye edeceklerdir.
-Venediklilerin kendi aralarındaki davalara Venedik mahkemeleri bakacak,
Venedikli olmayanlarla olan davaları krallık mahkemesinde görülecektir.
-Ölen Venedikli'nin malları, vasiyeti olsun veya olmasın Venediklilere kalacak;
deniz kazası yaşanması durumunda mallar yine Venedikliler arasında kalacaktır.
-Ele geçirilecek Sûr ve Askalân’ın, çevresiyle birlikte üçte biri Venediklilere
verilecek, sonra ele geçirilecek diğer şehirlerde de Venediklilerin bu üçte birlik hakları
gözetilecektir.
-Kudüs yetkilileri, eğer kral esaretten dönerse bu anlaşmayı tasdiki konusunda
garanti verecekler; başka biri kral olursa tahta çıkma şartı olarak bu anlaşmayı
onaylamasını sağlayacaklardır. Bu kabul meselesi, krallıktaki baronlar ve halefleri için de
geçerli olacaktır.
428
Willermus, I, s.551-552, Fulcherius Carnotensis, s.233, Stevenson, The Crusaders in the East, s.115,
Steven Runciman, bu tarihi 15 Şubat olarak kaydetmiştir. Steven Runciman, II, s.138
117
Antakya Prinkepsliği, bu şartları kabul ederse Venediklilerin hakları, Antakya
Prinkepsliği toraklarında da geçerli olacaktır429.
2.2.18.7.Sûr Şehrinin Zaptı (1124)
Haçlıların Sûr şehrini kuşatmaları, İslam kaynaklarında şehirde yaşanan idari
değişim ile bağlantılı bulunmuştur. Zira Haçlıların 505 (1112-1113) yılındaki
kuşatmalarında halk, şehri savunmadan aciz kalmış ve Dımaşk hâkimi Tuğtigin’den
yardım isteyerek bir vali gönderip şehrin idaresini teslim almasını istemişti. Tuğtigin de
Seyfü’d-Devle Mesûd isminde bir valiyi yiyecek ve para ile Sûr’a yollamış ve idareyi
devralmıştı. Bu süreçte Fâtımî halifesi adına okunan hutbe değiştirilmediği gibi Mesûd’un
Fâtımîlerle ilişkileri de iyi olmuştu. Mesûd, Fâtımî veziri el-Efdâl ile devamlı iletişim
halinde olmuş ve Sûr’a donanma gönderilerek şehir takviye edilmişti. Bu durum, elEfdâl’in katli sonrasına (516 = 1122-1123) kadar devam etti. Fakat bu tarihte Sûr’a
gönderilen donanma kumandanı Mesûd b. Sattâr’a Fâtımî halifesi el-Âmir, Mesûd’u
tutuklamasını ve Mısır’a yollamasını emretti. Buna gerekçe olarak Sûr halkının Mesûd’dan
şikâyetçi olması gösterilmekteydi. Neticesinde Mesûd tutuklandı, önce Mısır’a sonrasında
da Dımaşk’a yollandı430. İşte bu yönetim değişikliği, daha doğrusu Mesûd’un Sûr’dan
ayrılması üzerine Haçlılar, Sûr’u ele geçirmek için uygun bir fırsat doğduğuna karar
verdiler. Bu değişikliğe Tuğtigin’in tepkisi konusunda kaynaklar birbirinden ayrılmaktadır.
İbn el-Kalânisî, Haçlılar şehri kuşattığı zaman Sûr şehrinin yeni valisinin yardım isteğine
Tuğtigin’in olumsuz cevap verdiğini kaydederken; İbn el-Esîr, yardım vaadinde
bulunduğunu nakletmektedir. İbn el-Kalânisî’ye göre şehrin yeni valisinin, Tuğtigin’e bu
değişikliğin halkın şikâyetinden kaynaklandığını bildirmesi üzerine Tuğtigin, artık bu işin
sorumluluğunun kendinde olmadığını bildirmiş ve kendisine başka yardımlar temin
etmesini söylemişti. İbn el-Esîr’in kaydına göre ise yeni vali, durumu Tuğtigin’e açıklamış
ve bundan sonrası için de yardımlaşma talebini dile getirmişti. Tuğtigin de valiye olumlu
cevap vermiş ve yardım vaadinde bulunmuştu431.
Olayların seyri, İbn el-Esîr’i haklı çıkarmaktadır. Zira Willermus, kuşatma
başladığında şehirde 700 Dımaşk askerinin bulunduğunu haber vermiştir. Yani Tuğtigin,
şehre hem asker yardımı yapmış ve hem de kuşatma esnasında görüleceği üzere iki kez
Willermus, I, s.552-556, W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, s.156
Gelen şikâyetlere göre Mesud, halka muhalefet ediyor, onların adetlerini saymıyor ve onlara eziyet
ediyordu. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.207, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.490, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.174-175, el-Makrizî, İtti’az, III, s.96, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V,
s.228, E. Honigmann, “Sûr’’, İA, XI, s.44
431
İbn Kalânisî, Zeyl, s.211, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.490
429
430
118
şehri ablukadan kurtarmak için bizzat bölgeye gelmiştir. Haçlılar, şehri kuşatmak için
hazırlıklarını yaparlarken vali, el-Âmir’den yardım istedi. el-Âmir ise derhal Tuğtigin’in
yardımını rica etti. Yukarıdaki birbiriyle çelişen rivayetlerin bir devamı olmak üzere yine
İbn el-Kalânisî, Tuğtigin’in şehre bir tek asker dahi yollamadığını yazmış; buna karşılık
İbn el-Esîr, Tuğtigin’in, Sûr’a hâkim olup yeterli sayıda asker görevlendirdiğini ve erzak
depo ettiğini kaydetmiştir. Tuğtigin’in, Fâtımî donanması ile eşzamanlı harekete geçmesi
de yine atabeğin bu konuya önem verdiğini göstermektedir432.
Haçlı-Venedik birleşik ordusu, 16 Şubat’ta şehir önlerine ulaşmış ve mümkün
olabildiğince şehri muhasaraya başlamışlardı. İlk olarak şehir yanındaki meyvelikler ele
geçirilmiş; ordugâh, –giriş çıkışa tamamen engel olmak için- halka şeklinde kurulmuştu433.
Acil durumlar için tetikte ve biraz açıkta bekleyen bir gemi hariç diğer gemiler limana
yakın bir yere konumlandırıldı. Ordugâhı çevrelemek ve korumak için hendek kazılırken
Venediklilere ait erzak stokları, kuşatma aleti yapımına uygun malzemeler vs. ordugâha
taşındı ve kuşatma aletleri yapacak ustalar toplandı. Kuşatma aleti yapımına Haçlılar ve
Venedikliler ayrı ayrı başladılar. Kuşatma makinelerinin, duvardaki savunuculara karşı
yakın savaş verilebilecek bir tarzda yapımına özen gösterilirken, şehrin içinin
görülebilecek yükseklikte olmasına da dikkat edildi. Çok büyük taşlar fırlatabilen bu
aletlerle sonuç alınması öngörülmüştü. Fakat aralıksız surların dövülmesi, başlangıçta
kuşatılanları tedirgin ettiyse de bir müddet sonra toparlanan şehir garnizonu, aynı şekilde
cevap vermekte gecikmedi. Şehirde inşa edilen büyük mancınıklarla bu defa Haçlı kuleleri
taşa tutuldu. Hatta kuşatma aletlerinin bulunduğu yerde kuşatılanlar inisiyatifi ele almış,
üstün duruma gelmişlerdi. Şimdi Haçlılar, civarda kalmaya cesaret edemedikleri gibi
kuşatma aletlerini korumaktan da aciz kalmışlardı434.
Kuşatılanların da savaş aletleri inşa etmesiyle çatışmalar şiddetlendi. Kuşatma
aletleri içindeki Haçlı askerleri, mukabelede bulunmaya çalışırken duvar üzerindeki ve
kulelerdeki Müslümanlar, zaman zaman ileriye çıkıp savaşmaya başladılar. Haçlılar, bu
defa daha fazla kuşatma kulesiyle saldırmaya ve aralıksız duvarları dövmeye devam ettiler.
Bu arada duvarlar yavaş yavaş tahrip olmaya başlamıştı. Öyle ki atılan taşların etkisiyle
çıkan tozdan kuşatılanlar, artık Haçlıları göremez olmuşlardı. Atılan taşların surları aşarak
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.211, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.490-491
Willermus, şehrin kuşatılma tarihini 18 Şubat olarak vermiştir. Willermus, II, s.7-9, Fulcherius
Carnotensis, s.133, İbn el-Kalânisî ve İbn el-Esîr ise bu tarihi 518 Rebiyülevvel = Nisan-Mayıs 1124 olarak
kaydetmişlerdir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.211, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.491
434
Willermus, II, s.10, Fulcherius Carnotensis, s.215
432
433
119
şehrin içine de düştüğü bu şiddetli çarpışma, surlarla sınırlı kalmadı. Şehir garnizonu,
zaman zaman ani bir şekilde şehirden çıkıyor ve Haçlılara karşı duvarların dışında da savaş
veriyorlardı435.
Surlarda ve kapı önünde günlük çatışmalar devam ederken krallık ileri gelenleri
tarafından çağrılmış olan Trablus kontu Pons, bölgeye ulaştı. Onun gelişi, Haçlılara moral
olmuş ve güç kazandırmıştır. Şehir halkı için ise yeni bir korku kaynağı oldu.
Willermus’un kaydına göre bu nazik durumda kuşatılanlara şehirde bulunan 700 Dımaşk
süvarisi güç veriyordu. Fakat Sûr halkının savaşçılık özellikleri sınırlıydı ki yazar da onları
“asil takımı ve savaştan anlamayan efemine karakterli insanlar” olarak tarif etmektedir.
Halkın tutumunun da etkisiyle Dımaşklılar da zamanla ilgilerini kaybettiler ve savaşın tüm
yükünü tek başlarına yüklenmeyeceklerini ilan ettiler. Bunlar da Haçlıların her geçen gün
takviyelerle güçlendiğinin, buna karşılık şehirde kaynakların (malzeme, erzak vs.) yavaş
yavaş eridiğinin farkındaydılar. Bu Dımaşklı askerler, halka teslim olmaları gibi bir
tavsiyede bulunmamakla beraber artık eskisi gibi cesaret de vermiyorlardı. Savaş ise
ağırlıklı olarak kapı önünde yaya ve süvariler arasında devam ettiriliyordu436.
Sûr kuşatması devam ederken Askalânlıların Kudüs’e saldırıları, Sûr halkını biraz
olsun rahatlatabilirdi fakat bu teşebbüsten somut bir sonuç çıkmadı. Askalânlılar,
Haçlıların Sûr kuşatmasıyla meşguliyetini avantaja çevirmek ve halkı gafil avlamak
istemişlerdi. Nitekim Askalânlıların gelişi, Kudüs halkı için beklenmedik oldu. Tarla ve
bağlarda çalışan yaklaşık sekiz Hıristiyan derhal katledildi. Şehirde askeri unsur çok
olmamakla beraber Haçlılar yine de Askalânlıları karşıladılar. Willermus, tarafların, üç
saat boyunca karşı karşıya beklemekle birlikte Haçlılar, savaşçı unsurları sadece yaya asker
olduğu; Askalânlılar da şehre yakın bir yerde savaş vermeyi tehlikeli buldukları için bir
çatışma yaşanmadığını ve Askalânlıların geri çekildiğini kaydetmektedir. Fakat Fulcherius,
sekiz kişinin öldürüldüğünü haber alan Frank ve Süryânîlerin Askalânlılarla üç saat
boyunca çatıştığını ve çok sayıda yaralılarını yanlarına alan Askalânlıların çekildiğini
435
Willermus, II, s.11
Willermus, II, s.11-12, Trablus kontu Pons’un gelişi, Haçlılara güç kattı. Trablus, zaten 1109 yılından
beri Kudüs’ün tabîî idi. Trablus’un yardıma gelmesini anlatırken Fulcherius’un yaptığı bir değerlendirme,
Haçlıların birbiriyle olan ilişkilerine ışık tutmaktadır. Buna göre Sûr kuşatmasına Antakya Prinkepsliğinin bir
yardımı dokunmadı. Zira Sûr yüzünden Antakya ve Kudüs kilisesi arasında ihtilaf yaşanmaktaydı. Antakya
Prinkepsi, Bizans döneminde Sûr’un yönetiminin Antakya’ya ait olması dolayısıyla iddia sahibi idi. Kudüs
Krallığı ise Papanın verdiği imtiyazları yani bu toprakları Kudüs Krallığı’na dâhil etmesini dile getirip şehir
üzerinde hak iddia ediyordu. Fulcherius Carnotensis, s.245-246, Steven Runciman, II, s.260, Pons’un
sefere katkısı şüphe götürmez. Onun seferdeki etkin rolüne, diğer liderlerle beraber sancağının teslim olan
şehrin burcuna çekilmesi de delalet etmektedir. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi,
s.111, 114
436
120
söylemektedir. Fakat ortak rivayete göre Haçlılar, Askalân birliklerini uzun süre takip
edememişler ve kısa mesafede onlara saldırarak kayıp verdirmişlerdi. Willermus’a göre
kırk kişi öldürülmüş, dört süvari esir alınmış ve on yedi at ele geçirilmişti. Fulcherius’a
göre ise on yedi kişi katledilmiş, birçok at ele geçirilmiş ve üç süvari de esir alınmıştı437.
Rivayetler birbirini tutmamakla beraber Askalânlıların, bu girişimde maksatlarına
ulaştıklarını söylemek zordur. Zira kendilerinin Sûr kuşatmasını düşünerek bu sefere
giriştiklerine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Yani Haçlıları, kuşatmayı kaldırmaya
zorlayacak geniş çaplı bir hareket değildi. Amaçlarının yağma ve Hıristiyan halka zarar
vermek olduğu göz önüne alındığında bunda başaralı olduklarını söylemek de zordur.
Sûr kuşatmasına baktığımızda halkın durumunun her geçen gün kötüye gittiğini
görüyoruz. Halk ve askerler, aralıksız süren çarpışmalar ve nöbetler dolayısıyla iyice
yıpranmışlar,
enerjilerini
kaybetmişler
ve
savaş
hususunda
daha
az
gayret
göstermekteydiler. Buna ek olarak şehrin nüfusu da kalabalıktı. Zira Sûr, önemli toplanma
yerlerinden biridir. Haçlı ablukasında kimse dışarı çıkamıyor veya içeri giremiyordu.
Bunun doğal bir sonucu olarak bir süre sonra açlık tehlikesi ortaya çıktı. Şehirde erzak
hızla tükenmeye başlayınca şehrin valisi, Fâtımî halifesi ile Dımaşk hâkimi Tuğtigin’den
yardım istemek durumunda kaldı. Gönderilen haberde Haçlıların artan gücü karşısında
şehrin güç kaybettiği dile getirilmiş ve açlık riskine vurgu yapılmıştı. Yardım talebi, halkın
ümidini yenilese de askerlerin çoğu yaralı ve savaşmaktan aciz durumdaydı. Kaynaklar, bir
rakam vermemekle beraber haberi alan Tuğtigin’in, kalabalık bir askeri birlikle harekete
geçtiğini ve Sûr’a yaklaşık altı buçuk km. uzaklıkta, nehir kıyısında ordugâhını kurduğunu
kaydetmektedirler. Willermus’un kaydından Fâtımîlerin gönderdikleri kuvvet hakkında bir
fikir sahibi olmamız zor görünmemektedir. Fakat yazar, herhalde Fâtımîlerin, bu konuya
gereken önemi vermediğini vurgulamak istemiştir ki Mısır’da “olağandan büyük olmayan
bir donanma hazırlandı ve sıradan sayıda silahlı adamla donatıldı” ifadesini
kullanmaktadır. Hazırlanan donanmanın üç gün içinde Sûr’a yardıma ulaşacağı haberi,
Haçlılara ulaştı. Bu sırada Tuğtiğin de ihtiyatlı bir şekilde hala bekliyordu ki bu da Fâtımî
donanmasının şehre ulaşmasına yönelik bir tedbir olmalıdır. Yani Fâtımî donanması
geldiğinde Tuğtiğin, kara ordusuyla savaşacak ve bu sayede donanma, engelsizce şehre
girebilecekti438.
437
438
Willermus, II, s.12-13, Fulcherius Carnotensis, s.133-134
Willermus, II, s.13-14
121
Tuğtigin’in planından haberdar olan Haçlılar, tedbir almaya başladılar. İlk olarak
Haçlı ordusu üç bölüme ayrıldı. Buna göre tüm şövalyeler ve ücretli yayalar, Trablus kontu
Pons ile krallığın yöneticisi ve şurtası William de Bury kumandasında Tuğtigin’e karşı
çıkacaklar; eğer Dımaşklılarla savaşmak icab ederse bu bölük, Tuğtigin’i hareketsiz
bırakarak Fâtımî donanmasına muhtemel yardımını önleyeceklerdi. Venedik Doge’u,
kuvvetleriyle denize açılacak ve eğer rastlarsa Fâtımî donanmasına karşı mücadele
verecekti. Krallığın çeşitli yerlerinden kuşatmaya katılanlarla Venediklilerin çoğunlukta
olduğu üçüncü bölük ise kuşatma aletlerini koruyacak; kuşatma aletlerindeki savaşçılar
yoruldukları zaman kapı önünde çatışmaların devamını temin edeceklerdi. Plan gereğince
Pons ve Bury, Tuğtigin’e karşı çıktılar ve üç buçuk km. kadar ilerlediler. Bu sırada
Tuğtigin, nehri geçme niyetindeydi fakat Haçlıların planını haber aldığı için çatışmaya
girmekten çekindi ve ordusuna geri çekilme emri verdi. Venedik Doge’u ise filosunu
düzenledi ve Sûr’dan yaklaşık dokuz buçuk km. uzaklıkta olan Alexandrium’a
(=Scandalium) doğru yelken açtı. Fakat buraya ulaştığında Tuğtigin’in geri döndüğünü
haber aldı. Zaten Fâtımî donanması da ortada görünmediği için kuşatmaya geri dönmek
için sahile hareket etti439.
Şehir dışında bunlar yaşanırken kuşatılanların, Haçlı kulelerini yakma teşebbüsü
başarıya kavuşsa da bu da uzun vadede bir yarar sağlamadı. Şehirden cesur genç bir
adamın Haçlı kampına sızıp büyük bir savaş aletini ateşe vermesi, başlangıçta Haçlıları
endişeye sevk etti fakat derhal silahlanan Haçlılar, kuleyi söndürmek için yoğun bir uğraş
verdiler ve yakalanan genç, şehir halkı önünde idam edildi440. Fulcherius, şehirden bir
grubun çıkarak kuşatma aletlerini ateşe verdiğini kaydederek Willermus’tan ayrılmakla
beraber bu saldırıda Haçlıların otuz, Müslümanların ise bunun iki katı kayıp verdiğini
söylemekle Willermus’u tamamlamaktadır441. Kuşatılanların saldırısı geri püskürtüldükten
sonra Haçlılar, daha aktif olmaya başladılar. Kuşatılanların mancınığının yakılması ile işe
başlandı. Willermus’un bu konudaki rivayetini diğer kaynaklarla teyit edemiyoruz. Zira
Fulcherius veya İslam kaynakları bu konuda bir şey söylememişlerdir. Willermus’un
kaydına göre ise şehirden Haçlıların üzerine taş fırlatmakta ve büyük zararlara sebep
olmakta olan büyük mancınığın tahrip edilmesine karar verildi. Fakat bu makineyi
nişanlayacak ustalıkta bir asker bulunmamaktaydı. Bu yüzden Antakya’dan bu işte uzman
Havadic adında bir Ermeni getirildi. Havadic, ustalıkla belirlenen hedeflere isabetli atışlar
439
Willermus, II, s.14-15
Willermus, II, s.15
441
Fulcherius Carnotensis, s.242
440
122
yaptı ve kuşatılanların savaş aletlerini tahrip etti. Bu başarının ardından da genel hazineden
büyük paralar verilerek onurlandırıldı442.
Sûr kuşatması sürerken Haçlıların morallerini düzelten bir başka gelişme daha
yaşandı. Bu olay, Belek’in Menbic şehri önünde şehid edilmesiydi443. Belek’in kesilen
başı, önce Antakya’ya oradan da Sûr’a getirildi. Bu haber, Haçlıların moralini epeyce
yerine getirmişti. Hatta Pons, Belek’in kafasını Haçlı kampına taşıyan askeri, şövalye
silahtarlığına terfi ettirdi. Haçlılar, şimdi kuşatmayı daha şevkli devam ettiriyorlardı.
Kuşatılanlara baktığımızda ise şehirde açlığın artık net bir şekilde hissedildiğini ve halkın
savunmayı iyice gevşettiğini görmekteyiz444. Bu sırada Fulcherius’un, 22 Mayıs 1124’e
tarihlediği bir olayda beş Venedik askeri, iki Müslümanı öldürerek surların yakınında
bulunan bir evi yağmaladılar ve küçük bir ganimet ele geçirdiler. Fakat daha sonra
şehirden çıkan birkaç asker, Hçılara ait bir kayığı ele geçirdiler445.
Sûr kuşatmasında bunlar yaşanırken Kudüs civarına Askalânlıların, ikinci bir
saldırısı gerçekleşti. Krallık ordusunun Sûr kuşatmasıyla meşgul olmasından dolayı Haçlı
toprakları savunmasız ve saldırıya açıktı. Bunun bilincinde olan Askalânlılar, ellerinden
geldiğince Haçlılara zarar verme gayretindeydiler. Askalân kuvvetleri, Judea bölgesine
ilerleyip -Mahumaria olarak bilinen ve Kudüs’ün kuzeyine sekiz km. uzaklıkta bulunanel-Bîre Köyü’ne ani bir baskın düzenlediler ve köyü zorla ele geçirip halkın çoğunu
kılıçtan geçirdiler. Fakat yaşlılar, kadın ve çocuklarla beraber kuleye çekildikleri için
bunlar hayatlarını kurtarabildiler. Bunun üzerine Askalânlılar bölgeye yayılıp rastladıkları
Hıristiyanları öldürdü veya esir aldılar446.
442
Willermus, II, s.15-16
Belek’in ölümle sonuçlanan Menbic kuşatması hakkında hemen bütün kaynaklarda bilgi bulunmaktadır.
Haçlı ve İslam kayakları, onun ölüm şeklini farklı anlatırlar fakat önemli olan husus, korkulu rüyaları olan
Belek’in ölümüyle Haçlıların moral buldukları ve kuşatmayı daha da şiddetlendirdikleridir. Belek’in ölümü
hakkında Bkz. Willermus, II, s.16, Fulcherius Carnotensis, s.240-241, Urfalı Mateos, Vakayiname, s.277278, İbn el-Adim, Zübdet el-Haleb, s.285-289, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.169, Işın Demirkent, Urfa
Haçlı Kontluğu Tarihi, II, (1118-1146), s.48-51
444
Willermus, II, s.16-17
445
Fulcherius Carnotensis, s.243, Kayığın, Sûrlular tarafından ele geçirilmesini, Willermus
detaylandırmaktadır. Buna göre şehirden çıkan genç ve yüzme konusunda iyi bir adam, ihtiyat için orada
bekleyen gemiye kadar yüzdü ve yanında getirdiği halatları gemilere (kayık veya sandal olmalı) bağladı. Bu
esnada gemide bulunan gözcü, bunu görüp alarm verdi ve Haçlılar sahile koşuştular. Fakat Haçlılar daha
durumun ne olduğu anlayamamışlardı ve onlar ne yapacaklarına henüz karar veremeden adam, gemileri
şehrin içine çekti. Haçlı gemisinde koruma olarak beş asker görevlendirilmişti. Bunlardan biri öldürülürken
diğer dördü gemiden atlayarak hayatlarını kurtardılar. Willermus, II, s.17
446
Fulcherius Carnotensis, s.243, Willermus, bu köyün adını Bilin olarak kaydetmiştir. Willermus, II,
s.17-18
443
123
Sûr’da dayanma sınırlarını aşan bir açlık yaşanmaktaydı. Vali, şehir ileri gelenleri
ve halktan insanlar toplanarak bu sefaleti nasıl bitirebilecekleri üzerine görüşmeye
başladılar. Tartışmaların ardından yardım ümidi olmayan bu durumda ölmeyi
beklemektense teslim olmaya karar verildi. Bu kritik durumda Tuğtigin, tekrar harekete
geçti ve daha önce ordugâhını kurduğu yere indi447. Tuğtigin’in gelişi, Haçlıları
endişelendirse de kuşatmayı tüm hızıyla devam ettirerek kapı önünde olması muhtemel bir
savaş için hazırlıklarını tamamladılar448. Haçlılar, savaşmaya hazırlanırken Tuğtigin’in
elçileri Haçlı karargâhına geldiler. Willermus’un kaydına göre elçiler, uzlaşmacı bir dille
Tuğtigin’in tekliflerini ilettiler. Haçlıların, kendi aralarında teklifleri değerlendirmesinin
ardından nihayet anlaşma sağlandı. Anlaşmaya göre; gitmek isteyenler serbestçe eş, çocuk
ve tüm mallarıyla gidecekler; kalmak isteyenler evlerinde güven içinde kalacaklardı.
Anlaşmanın ardından şehir kapısı üzerindeki burca Haçlı kralının, Green Tower denen yere
Venedik Dogue’nin ve Tranaria Burcu’na (Tower) da Pons’un bayrakları çekildi449.
Haçlı kaynaklarının ifadesine göre teslim olan halk, şehirden çıktı. Bunlar, Haçlı
ordugâhını gezdiler ve burada Haçlıların kuşatma aletlerini inceleyip aletler hakkında bilgi
aldılar. Bu arada şehre giren Haçlılar, hayranlıklarını gizleyememişlerdi. Şehrin
tahkimatları, sağlam binaları, yüksek kuleleri ve giriş-çıkışa izin vermeyen limanını çok
beğendiler. Şehrin teslim olmasını kolaylaştıran açlık, şimdi daha iyi anlaşıldı zira Haçlılar
şehirde sadece beş ölçek buğday bulabilmişlerdi. Sûr şehrinin ele geçirilmesi, Haçlılar
açısından fevkalade bir kazanımdı. Şehir üç kısma ayrıldı; bunlardan ikisi Haçlılara ait
olurken bir kısmı da anlaşma gereği Venediklilere bırakıldı. Bu sayede Haçlılar, Sûr
şehrini 8 Temmuz 1124’te ele geçirdiler450.
Willermus, II, s.18, Tuğtigin, Haçlıların kuşatmayı kaldıracaklarını düşünerek Banyas’a indi fakat
Haçlılar kuşatmayı bırakmadılar. Tuğtigin, buradan Mısır’a haber gönderip yardım istedi fakat Fâtımîler
herhangi bir yardımda bulunmadı. Bunun üzerine Tuğtigin de şehirdekileri en azından sağ kurtarmak için
Haçlılarla anlaşma yoluna gitti. İbn Kalânisî, Zeyl, s.211, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228-229, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.491, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.175, Gülay Öğün Bezer, “Böriler (Dımaşk
Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV, s.850
448
Willermus, II, s.18-19
449
Willermus, II, s.19, İslam kaynakları da teslim olma şartları konusunda Hıristiyan kaynaklarıyla
mutabıktır. İbn Kalânisî, Zeyl, s.211, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.228-229, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.491,
Ayrıca Bkz, Urfalı Mateos, Vakayiname, s.280
450
Fulcherius Carnotensis, s.144, Willermus, şehrin zapt tarihini 29 Haziran 1124 olarak kaydederken
Willermus, II, s.20-21, İbn el-Kalânisî, İbn Esir ve Sıbt İbn el-Cevzî 8 Temmuz 1124 tarihini, İbn Kalânisî,
Zeyl, s.211, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.70, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.229, a. mlf., İslam
Tarihi, X, s.491, Makrizî ise 28 Temmuz 1124 el-Makrizî, İtti’az, III, s.107 tarihini vermişlerdir. Abû’lFarac, şehrin alınışını yanlış olarak 1126 yılı vermekle beraber Venediklilerin katılımıyla şehir kuşatılırken
Kudüs kralının da yardıma gelmesi sonrası şehrin alındığını kaydetmektedir ki bu sırada Kudüs kralı esarette
bulunuyordu. Abu’l-Farac, II, s.359-360, Süryânî Mihail, Abûl-Farac’ı tekrar etmiştir. Süryanî Mihail,
Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.86-87, Venediklilere verilen yer, şehir içinden
447
124
Her ne kadar Tuğtigin, şehre yardıma gelmişse de onun çabası, şehri kurtarmaya
yetmedi. Şehir civarındaki arazinin Haçlıların elinde olması da şehrin zaptını
kolaylaştırmıştı. Zira Sûr şehrinin yanındaki –korunaklı kaleleri ve arazileriyle Lübnan
(Lebanon) yakınlarına kadar uzanan- tüm dağlık yerler, güçlü bir asil olan ve dağlarda
yaşayan Humphrey of Toron’un eline geçmişti. Bu adam, Sûr’a dört veya sekiz km.
mesafedeki yerlerin tartışmasız hâkimiydi ve burada bulunan kalesinden Sûr üzerine ani
saldırılar düzenlemekteydi. Ayrıca bahsedilen yerlerde Taberiye hâkiminin, Bury’nin, Urfa
kontu Joscelin’in geniş mülkleri de bulunmaktaydı. Bunlar da aynı şekilde Sûr halkına
tehlikeli pusular kurup zarar vermekteydiler. Tüm bunlara güneyde I. Baudouin’in,
Scandalium adında bir kale yaptırdığını da eklemek gerekir. Buralardan tekrarlanan
saldırılarda şehir, yoğun şekilde baskıya tabi tutuluyordu. Şehir, daha Fâtımîlerin
elindeyken (1122) bu kuşatmada ölen Odo, Sûr’a metropoliten atanmıştı451.
Sûr’un ele geçirildiği haberi ulaştığı sırada Kudüs’te olan Fulcherius, halkın
sevincini ve kutlamaları tasvir etmekte ve bu sevinci “Kudüs, bir anne gibi kızı Sûr için
sevindi ve onu uygun olduğu üzere tahtının sağına oturttu” şeklinde dile getirmektedir.452.
Şehrin, Haçlılar tarafın zaptı, Müslümanlar içinse büyük bir zaaftır. Çünkü Sûr, Suriye
sahilindeki en müstahkem ve stratejik şehirdi. Bu kuşatma, aynı zamanda Fâtımîler ile
Selçuklu Devleti’ne bağlı Tuğtigin arasında ilk ittifakın yaşanmasına da vesile olmuştu.
Fakat bu ittifak, şehrin düşmesi ile amacına ulaşamadı453.
2.2.19.Fâtımî Donanmasının Yenilgisi (1125) ve Sonrasında Beyrut’un
Fâtımîler Tarafından Yağmalaması (1126)
1125 yılında Fâtımîlerin, yıllık olağan yardımları Askalân’a ulaştı. Willermus’un
her fırsatta vurguladığı üzere şehir, yılda birkaç kez Mısır’dan yollanan yardımlarla
güçlendiriliyordu. Böylece erzak ve malzeme sıkıntısı çekmeyen Askalânlılar, Haçlılara
saldırıyor ve kurdukları pusularla hacılara zarar veriyorlardı. Fulcherius’un anlatımına göre
Baudouin, 1125 yılı yazında Suriye içlerine bir sefer düzenlemiş ve zengin üç köyü
yağmalamıştı. Bu akın sonrasında da Askalân’a yöneldi. İlk olarak Askalân kuvvetleri
harekete geçti. Haçlı öncüleri, Askalânlıların önünden çekilerek bunları şehirden
uzaklaştırdılar ve Baudouin’in pusu kurduğu mevkiye çektiler. Burada pusuya düşürülen
limanın yakınına kadar uzanıyordu. Fulcherius Carnotensis, s.247, Stevenson, The Crusaders in the East,
s.115-116, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.151, Steven Runciman, bu
tarihi 7 Temmuz olarak vermiştir. Steven Runciman, II, s.140
451
Willermus, II, s.19-20, Fulcherius Carnotensis, s.212
452
Fulcherius Carnotensis, s.243-245
453
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.229, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.491, Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin, Haçlılar
Tarafından Tehdidi Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”, s.122, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.470
125
Askalânlılardan kırk kişi öldürüldü ve diğerleri yoğun bir Haçlı baskısı altında şehre
çekildiler. Fulchrius, sayı vermemekle beraber Haçlı askerlerinin az olduğunu ve eğer
sayıları fazla olsa idi şehrin düşebileceğini dile getirmektedir454.
Ertesi yıl, Fâtımî ordusunun yolda olduğu haberi ulşmasına rağmen Baudouin,
Kuzey Suriye’ye hareket etti. Zira bu sırada Aksungur el-Porsûkî, Esârib Kalesi’ni
muhasaraya başlamıştı. Bu yüzden Baudouin, Porsukî’yi daha tehlikeli buldu ve Esârib’e
yöneldi. Bu arada bahsedilen Fâtımî donanması ise Farma-Askalân-Yafa-Kaysâriye-AkkâSûr-Sayda istikametinde ilerleyerek bölgeyi araştırdı ve Haçlılara zarar vermek için fırsat
aradı.
Fakat
kaynaklar,
bu
güzergâhta
Fâtımîlerin
herhangi
bir
tahribinden
bahsetmemektedir. Sonrasında Fâtımî donanması, Beyrut’a ani bir saldırı düzenledi.
Beyrutluların, burada bulunan hacılarla beraber Fâtımîlere karşı iyi bir savunmada
bulunmasıyla Fâtımîler, Beyrutlulara karşı üstünlük sağlayamadılar. Beyrut önlerinden
ayrılarak önce Trablus’a sonra da Kıbrıs’a yöneldiler455.
Fulcherius’un kaydına göre Fâtımî donanması, yolculuk boyunca açlık ve tatlı su
bulamama yüzünden yıpranmıştı. Beyrut saldırısında ise şiddetli bir direnişle karşılaşınca
130 ölü bırakarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Fulcherius, 5 binden fazla askerin
bulunduğunu kaydettiği donanmanın, yirmi iki kadırga ve elli üç farklı tür gemiden
oluştuğunu haber verirken; Willermus bu rakamı yirmi dört gemi olarak kaydetmiştir456.
454
Fulcherius Carnotensis, s.258, Willermus, I, s.26, Stevenson, The Crusaders in the East, s.117, Steven
Runciman, II, s.143
455
Fulcherius Carnotensis, s.269-271, Stevenson, The Crusaders in the East, s.119, Işın Demirkent,
“Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”, s.230, Steven Runciman, II, s.144
456
Fulcherius Carnotensis, s.271, Willermus, I, s.32, Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz
Hâkimiyeti, s.151
126
127
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİNE KADAR FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1132-1160)
3.1.EL-HÂFIZ Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1132-1149)
el-Âmir Bi-Ahkâmillâh’ın 7 Ekim 1130 günü öldürülmesi, Fâtımî Devleti’ni yeni
bir kriz ortamına sürükledi. el-Âmir, veliaht bırakmadan öldüğü için yerine amcasının oğlu
el-Meymûn Abdülmecîd vekâleten geçti. Bu sırada el-Âmir’in eşlerinden biri hamile
olduğu için doğum gerçekleşinceye kadar el-Meymûn, işleri yürütecekti. Doğacak çocuk
erkek olursa ona halife olarak biat edilecek ve el-Meymûn da onun naibi olacaktı457. elMeymûn, iktidarı ele alınca vezirliğe Ebû Ali Ahmed b. el-Efdâl’i getirdi. Fakat Ebû Ali,
idareye hâkim olarak devleti, tek başına idare etmeye başladı ve el-Meymûn’un
hareketlerini kısıtladı. Ebû Ali, beklenen imam adına hutbe okutuyor ve devlet işlerine elMeymûn’u karıştırmıyordu. Nihayetinde Ebû Ali, 8 Aralık 1131’de öldürülünce elMeymûn’a halife olarak biat edildi ve “el-Hâfız li-Dînillâh” lakabı verildi458.
Başa geçen el-Hâfız, Ebû’l-Feth Yânis’i veziri tayin etti fakat bir müddet sonra
Yânis’in aşırı güçlenmesini bir tehdit olarak algılamaya başladı ve neticesinde Yânis, 7
Kasım 1132 tarihinde zehirlenerek öldürüldü. Yerine el-Hâfız’ın oğlu Hasan vezir tayin
edildi459. Yeni vezir Hasan, kan dökmekten çekinmeyen bir insan olarak ön plana çıkar.
Hatta el-Hâfız, Ebû Ali taraftarlarından intikam almasını söylediğinde o kadar ileri gitti ki
el-Hâfız dahi kendisinden çekinmeye başladı. Hasan, idareye hâkim oldu ve Mısır ileri
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.255, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.525, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.137, İbn
Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.231, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.235, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.192, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.91-92, ed-Devâdârî, Kenz e-Durer, VII, s.504-505. el-Âmir’in
öldürülmeden önce Ebû el-Kâsım Tayyib adında bir oğlunun dünyaya geldiği, bu çocuğun veliaht tayin
edildiği ve el-Hâfız’ın bu çocuğu gizlediği yönündeki rivayetler bu defa Fâtımî akidesinde TayyibiyyeHafıziyye olarak yeni bir bölünmeye neden oldu. Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.208, Ahmet
Güner, “Hâfız –Lidinillah”, DİA, XV, Ankara 1997, s.108, Abdülmecîd, “Emanetçi İmam” olarak elÂmir’in eşi doğum yapıncaya kadar devlet idaresine getirildi. Yani kendisine doğumu beklenen imamın kefili
olarak biat edilmişti. Eymen Fuâd Seyyid, “Fâtımîler”, DİA, XII, s.232, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle elFâtımiyye fî Mısır, s.243
458
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s. 261, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.530-531, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.138-141,
143, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.232-234, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.235-236, en-Nuveyrî, Nihâyet elEreb, XXVIII, s.192-194, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.92-93, Azîmî, Tarih, s.66, Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, III, s.5-6, el-Yâfîi, Mir’at el-Cinân, III, s.191, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.511-512, İbn
el-İmâd, Şezerâet ez-Zeheb, VI, s.128-129, Ahmet Güner, “Hâfız –Lidinillah”, DİA, XV, s.108, Nihat
Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.208-209
459
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.261-262, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.531, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.144-145, İbn
Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.234, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.194, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III,
s.6, Azîmî, Tarih, s.66, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.93, Farhad Daftary, İsmaililer, s.393-394
457
128
gelenlerine de zulmetmeye, onları öldürmeye başladı. Mısır ileri gelenlerinin şikâyetleri ve
halifeyi tehditleri üzerine el-Hâfız çaresiz, oğlunu zehirleterek ortadan kaldırmak zorunda
kaldı460.
Hasan’ın yerine Hıristiyan asıllı Emir Tâcü’d-Devle Behrâm tayin edildi ki onun
vezareti zamanının en belirgin özelliği devlette Ermenilerin çokça istihdam edilmesidir.
Behrâm, Ermeni asıllı bir Hıristiyan idi. İdareyi ele aldı, Müslümanları görevlerinden alıp
yerlerine Ermenileri tayin etti ve Ermeniler, Müslüman halka kötü davranmaya başladılar.
Rıdvân b. Velehşâ, bu durumdan rahatsız oldu, etrafına topladığı kalabalıkla Kahire
üzerine yürüdü. Behrâm ise savaşmadan Yukarı Mısır’a kaçıp (Şubat-Mart 1137) Asvan
şehrine gitti fakat şehre alınmadı. Sudanlılar, Ermenilerin pek çoğunu öldürdüler. Asvan’a
giremeyen Behrâm, Halifeye haber yolladı ve eman diledi. Kahire’ye dönünce de sarayda
hapsedildi461.
Vezirliğe getirilen Rıdvân ile halifenin arası bir müddet sonra bozuldu. 15 Haziran
1139’da halkın ayaklanması üzerine Rıdvân, kaçmak zorunda kaldı. Suriye’den asker
toplamak üzere yola çıkan Rıdvân, İbn Massâl’ın araya girmesiyle geri döndü462.
Rıdvân’ın kaçışından sonra Behrâm tekrar vezir ilan edildi fakat bir yıl sonra 1140 yılında
öldü463. Rıdvân, 1148-1149 yılında hapsedildiği saraydan kaçıp topladığı askerlerle
Tolunoğlu Cami yanında halifenin adamlarıyla savaşa girdi fakat yenildi ve öldürüldü464.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.280-281, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.31-32, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.153-155,
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.194-195, İbn el-Kalânisî, bu dönemde halife ile vezir Hasan
arasındaki sorunların askerlerin bölünmesine ve Şîî-Sünnî çatışmasına sebep olduğunu kaydetmektedir. İbn
el-Kalânisî, Zeyl, s.242, Safedî ise Hasan’ın kan dökmekte ileri gittiğini zira Ehlisünnete meyli olduğunu
rivayet etmektedir. es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, XII, s.59, Azîmî, Tarih, s.71, Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, III, s.9, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.93, el-Yâfîi, Mir’at el-Cinân, III, s.195, ed-Devâdârî,
Kenz ed-Durer, VII, s.514-515
461
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.296-297, a. mlf, İslam Tarihi, XI, s.51-52, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.159-161,
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.195-197, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.11, İbn Haldûn, Kitâb elİber, IV, s.94, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.313-314, İbn el-Kalânisî de vezirin Hıristiyan
yanlısı bir politika izlemesi sonucu olayların çıktığını haber vermektedir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.262, edDevâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.521
462
Rıdvân’ın kaçmasına sebep olan olay, güçlenmesinin yanında Sünnî yanlısı bir politika takip etmesidir.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.297, a. mlf, İslam Tarihi, XI, s.52-53, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.165-166, 168-173,
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.198-199, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.94, İbn el-Kalânisî, Zeyl,
s.270, 272-273, Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.56-59, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî
Mısır, s.266-268, Rıdvan’ın sonunu hazırlayan olaylardan biri de el-Hâfız'ın meşrû halife olmayıp sadece
onun vekili olduğunu söylemesi ve fakihlerden onun azli için fetva almak istemesidir. Fakat fakihler bu
fetvayı vermemişlerdir. Ahmet Güner, “Hâfız –Lidinillah”, DİA, XV, s.109
463
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.200, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.175, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer,
VII, s.533
464
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.183-184, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.199, İbn el-Kalânisî, Zeyl, 296,
İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.272, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.12, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.9495, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.527, Usâme’nin kaydına göre Rıdvân’ı Sudanlı bir asker öldürdükten
460
129
Yaşanan kıtlık ve veba465 ile Nizâr’ın oğlu olduğunu iddia eden birinin isyanı, el-Hâfız
döneminin öne çıkan diğer olaylarıdır466. Halifeliğini vezirlerin tahakkümü altında geçiren
el-Hâfız, Ekim-Kasım 1149’da öldü467.
Kaynaklar el verdiği kadarıyla el-Hâfız zamanında Fâtımî-Haçlı ilişkileri birkaç
başlıkta toplanabilir. Bu dönemde Haçlılara karşı etkili bir mücadele verildiğini
söyleyemeyiz. Bunun temel nedeni, Fâtımîlerin dâhili olaylarının mücadeleye fırsat
vermemesidir. İstikrarın kaybolduğu bir dönem olmasına rağmen Askalân’ın takviyesinde
bir ihmal görülmemektedir. Bu arada Fâtımîlerin eskisi gibi güçlü olmadığını da gözden
kaçırmamak gerekmektedir. Belki bunun da etkisiyle bu dönemde Nûreddîn ile ilişkilerde
bir yoğunluk göze çarpmaktadır.
Müslümanların kendi aralarında zaman zaman birleşmeleri vaki idi. Fakat
Haçlıların, yaşadığı anlaşmazlıklarda Fâtımîlere yaklaştıkları da görülmüştür. Mesela 1132
yılında vukua gelen olayda Yafa kontu Hugue, Askalân’a sığınarak Fâtımîlerin yardımını
talep etmişti. Willermus’un verdiği bilgiye II. Baudouin, babasından kalan miras olmak
üzere II. Hugue de Puiset adındaki asile Yafa’yı vermişti. 1121 yılında Hugue, Eustache
Garnier’in dul karısı Emma ile evlendi fakat üvey oğulları kendisinden nefret
etmekteydiler. Bu arada Fulk ile evlenmiş olan kraliçe Melisende’nin Hugue ile olan
yakınlığı dedikodulara sebep olmaktaydı ve bir süre sonra kral ile Hugue’nin de arası
açıldı. 1132 yılına gelindiğinde Hugue’nin üvey oğlu Gautier Garnier, bir toplantıda üvey
babasını, krala suikast hazırlamakla suçladı ve düelloya davet etti. Bunun üzerine Hugue,
düelloya çıkmayarak Askalân’a kaçtı ve Fâtımîlere sığındı. Hugue’nin en önemli
destekçileri Ibelin hâkimi ve Yafa konnetablı Balian idi. Askalânlılar, Hugue’yi Yafa’ya
götürdükleri sırada Kudüs’ten yollanan ordu da şehre ulaşmış bulunuyordu. Kudüs
ordusunu gören Balian, kontu yalnız bırakarak çekildi. Bunun üzerine Askalân kuvvetleri
de kendisini yalnız bıraktı468. 1132 yılında gerçekleşen bu olay, o zamanlar için bir
sonra Mısırlılar, cesedini parçalamışlar ve şecaat gösterisi olarak onun etinden yemişlerdi. Usâme İbn
Munkız, İbretler Kitabı, s.59-60
465
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.276, Azîmî, Tarih, s.81, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.186-187
466
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.302, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.186, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.273
467
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.361, a. mlf, İslam Tarihi, XI, s.128, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.308, el-Makrizî,
İtti’âz, III, s.189, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.239-240, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.201, İbn
Hallikân, Vefeyât, III, s.237, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.21, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.95, elYâfîi, Mir’at el-Cinân, III, s.216, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.552, İbn el-İmâd, Şezerâet ez-Zeheb,
VI, s.226
468
Willermus, II, s.72-73, Steven Runciman, II, s.156-157
130
istisnadır. Mısır için mücadeleler başlayıncaya kadar başka bir örneği bulunmamaktadır.
Fakat devletler arasında ateşkes dönemleri yaşanmıştır.
3.1.1.Fâtımîlerin, Nûreddîn ile Haçlılara Karşı İttifak Girişimleri
el-Hâfız döneminde Nûreddîn ve Dımaşk hâkimi Muîneddîn’e Mısır’dan elçiler
yollanmış, karşılıklı hediyeler sunulmuş ve bir manada taraflar, birbirlerini Haçlılara karşı
cihada teşvik etmişlerdir. Bu konuda kaynaklara yansıyan kayıtlar açık olmamakla beraber
bu elçi teatisi ile amaçlananın, Haçlılara karşı yardımlaşma olduğuna hükmedebiliriz. İbn
el-Kalânisî’nin kaydına göre 19 Eylül 1147’de el-Hâfız’ın elçileri, Dımaşk’a Muîneddîn’e
hediyelerle geldiler469. Fakat elçi heyetinin getirdiği mesaj veya konuşulan konular
hakkında kaynakta herhangi bir kayıt yer almamıştır. Ancak Haçlı topraklarına tarafların
eşzamanlı gerçekleştirecekleri saldırılar hakkında konuşulmuş olması muhtemeldir. Çünkü
Fâtımî donanması harekete geçtiğinde Dımşak’tan kara yoluyla gerçekleşecek bir saldırı,
Haçlıları zor duruma sokabilirdi.
3.1.2.Haçlıların Askalân’a Saldırısı (1141)
Askalân, sahildeki tek Fâtımî ve Haçlı toprakları ortasındaki tek Müslüman şehri
olması dolayısıyla el-Hâfız zamanında da Haçlıların hedefi olmuştur. Askalân ve civarına
yapılan ve İslam kaynaklarına çok kısa bir şekilde yansıyan bu saldırı, Nisan-Mayıs
1141’de gerçekleşmişti. Fakat Askalân kuvvetleri, bu Haçlı saldırısına aynı şekilde karşılık
verdiler ve yaşanan mücadelede Haçlıları mağlup ettiler470. Bu konuda Haçlı kayaklarında
bir kaydın yer almaması bizi olayın detaylarından yoksun bırakmaktadır. Bu bağlamda
tarafların kuvvetleri, kayıpları ve çatışmanın gerçekleştiği yer konusunda herhangi bir
bilgiye sahip olamıyoruz.
3.1.3.Askalân’ın Takviye Edilmesi
Rıdvân, vezirliğe geldikten sonra Hıristiyanların nüfuzunu azaltarak Müslümanlara
ağırlık vermeye başlamıştı. Mısır’da içişlerini düzene koymaya çalışan Rıdvan, Haçlılara
karşı Askalân’ı da ihmal etmeyerek buraya erzak ve malzeme yollamış ve şehri
desteklemiştir. Hatta Rıdvân’ın, Haçlılara karşı sefere çıkacağı da söylenmekteydi fakat bu
düşüncesini hayata geçiremedi471. Bunun nedeni, halife ile arasının zamanla bozulması ve
daha ihtiyatlı davranarak devlet idaresinde etkinliğini kaybetmek istememesi olmalıdır.
Zira 1137’de vezirliğe gelen Rıdvân, 1139 yılında halkın ayaklanması sonucu ülkeden
kaçmak zorunda kalmıştı. Askalân’ın, Mısır’dan desteklenmesi konusunda Makrizî’nin
İbn Kalânisî, Zeyl, s.295, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.182
İbn Kalânisî, Zeyl, s.273, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.318, a. mlf, İslam Tarihi, XI, s.78
471
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.163-164, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.268
469
470
131
kaydı önemlidir. Daha önce bahsedildiği üzere Fâtımîler, Askalân’ı yılda üç veya dört kez
gönderdikleri silah, erzak ve askerle destekliyorlardı. Ayrıca buraya gönderilen emir ve
askerlere iyi bir para ödeniyor ve bunların sıkıntı yaşamadan, şehirle meşgul olmaları
sağlanıyordu472.
3.2.EZ-ZÂFİR
Bİ-EMRİLLÂH
İLİŞKİLERİ (1149-1154)
DÖNEMİ
FÂTIMÎ-HAÇLI
el-Hâfız, 1149 yılında ölünce yerine oğlu ez-Zâfir geçti ve vezirliğe de İbn Massâl
getirildi. İbn Massâl, henüz kırk günlük vezir iken Sudanlı bazı bozguncuları yakalamak
için Kahire dışında bulunduğu bir sırada el-Âdil b. İbn Salâr, harekete geçti ve vezirliği ele
geçirdi. İbn Massâl, İbn Salâr’ın üvey oğlu Abbas tarafından yenilgiye uğratıldı ve
öldürüldü (15 Şubat 1150)473. Aşağıda detayları görüleceği üzere İbn Salâr, Askalân’ı
kuşatan Haçlılara karşı bir donanma hazırlığındayken üvey oğlu Abbas tarafından –Usâme
b. Munkız’ın tavsiyeleri ve halifenin onayı ile- öldürüldü ve Abbas vezir oldu474.
İbn Salâr’ın katli sonrasında vezirlik makamına geçen Abbas, oğlu Nasr ile
halifenin yakınlığının dedikodulara sebep olmasından rahatsızdı. Bu rahatsızlığı, İbn
Salâr’ın öldürülmesinde büyük payı olan Usâme de çok ustaca kullanmıştır. Zira Mısırlı
emir ve askerler, olayın iç yüzünü bildiklerinden Usâme’yi öldürmeyi planlıyorlardı. Bu
zor durumdan kurtulmak isteyen Usâme, Abbas’a geldi ve halife ile oğlu Nasr hakkında
çıkan dedikoduları hatırlatarak halifeyi öldürmenin zorunluluğu konusunda onu ikna etti.
Abbas, durumu oğlu Nasr’a anlattı ve halifenin öldürülmesine karar verildi. Halifeyi
öldürme işini Nasr üstlendi. Nasr, halifeye giderek onu kendi evine ziyafete davet etti ve
yanına fazla adam almamasını söyledi. Yanında çok az hizmetçisiyle gelen halifeyi, Nasr
öldürdü ve eve gömdü. Sadece küçük bir hizmetçi, saklanarak bu cinayetten kurtuldu.
Ertesi sabah Abbas, saraya giderek hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi halifeyle görüşmek
istedi. Halife aranırken Nasr’ın evinden kurtulan hizmetçi gelerek durumu haber verdi.
Bunun üzerine Abbas, halifenin kendi adamları, bir tuzak kurmuş olabilirler diyerek sarayı
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.190, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.238-239
Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.31-33, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.361, a. mlf., İslam Tarihi, XI,
s.128-129, İbn Kalânisî, Zeyl, s.311, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.193, 196-197, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V,
s.287, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.203-204, İbn Hallikân, Vefeyât, I, s.237, Ebû Şâme, Kitâb erRavzateyn, I, s.253, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.552-553
474
Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.43-45, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.389-390, a. mlf., İslam Tarihi,
XI, s.160, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.287, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.205-206, Ebû elFidâ, el-Muhtasar, III, s.27, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.95-96, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.283-284,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.277-278, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.553-554, el-Makrizî,
İtti’âz, III, s.204-205, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.418
472
473
132
aramaya başladı. Halifenin kardeşleri Yusuf ve Cibrîl’i de bu arada öldürdü ve aynı gün,
halifenin oğlu el-Fâiz’i halifelik makamına getirdi. (15 Nisan 1154)475.
ez-Zâfir döneminin en önemli olayı, Haçlıların Askalân şehrini zapt etmeleridir.
Bunun öncesinde Farma’ya yapılan saldırıya Fâtımîlerin karşılık vermesi ve Askalân’ın
zaptından
sonra
Sicilya’dan
hareket
eden
Haçlı
gemilerinin
Tinnîs476
şehrini
yağmalamaları, dönemin diğer olaylarıdır. Aradaki gelişmeler, aşağıda görüleceği üzere
Askalân ile bağlantılıdır ve aynı başlık altında değerlendirmek daha uygundur. el-Hâfız
döneminde ifade ettiğimiz üzere Mısır’daki dâhili olaylar, Haçlılarla mücadeleyi olumsuz
etkiliyordu. Fakat ez-Zâfir döneminde yaşanan olaylar, Fâtımîlere pahalıya mal olmuştur.
İbn Salâr gibi Haçlılara karşı mücadelede etkili olabilecek bir devlet adamı öldürülünce
ülkede sükûnet sağlanıncaya kadar Fâtımîler harekete geçememiştir ve bu da ancak Talâ’i
b. Ruzzîk’in vezirliği zamanında olmuştur.
3.2.1.Haçlıların, Farma’ya Saldırısı ve Mukabil Fâtımî Saldırısı (1150-1151)
İbn Salâr’ın, kısa vezirliği döneminde Haçlılarla mücadelede güçlü bir duruş
sergilediği görülmektedir. Askalân’ı ihmal etmemesinin yanında Haçlı saldırılarına da
etkili cevaplar vermiştir. ez-Zâfir döneminde Haçlıların Farma’ya Ekim-Kasım 1150’de
saldırıları gerçekleşti. Haçlılar, Farma’yı yağmaladıktan sonra tahrip ettiler ve ateşe
verdiler477. Bu saldırıya karşılık ertesi yıl İbn Salâr, 300 bin dinar harcayarak donattığı
yetmiş gemilik Fâtımî donanmasını harekete geçirdi. Donanma, ilk olarak Yafa’ya saldırdı.
Burada insanların bir kısmını öldürülürken bir kısmı da esir alındı. Donanma, tahrip edilen
yerleri ateşe verdikten sonra Yafa’dan ayrıldı. Yolda birkaç Bizans gemisini ele geçiren
Fâtımî donanması, Akkâ’ya ilerledi ve burada da Yafa’da yaşananlar tekrar edildi.
Akkâ’da Haçlı gemileri ele geçirilip halktan ve hacılardan birçok kimse öldürüldü.
Sonrasında Sayda, Beyrut ve Trablus kıyıları tahrip edilip yağmalandıktan ve halkın bir
kısmı öldürüldükten sonra birkaç Haçlı gemisi daha ele geçirildi478. Bu arada kaynaklara
ez-Zâfir’in öldürülmesi konusunda olaylara bizzat katılmış olan Usâme’nin eseri en önemli kaynaktır.
Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s. 43-45, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.394-395, a. mlf., İslam Tarihi, XI,
s.165-166, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.329-330, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.208-209, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V,
s.295-296, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.206-208, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.237-238, Ebû elFidâ, el-Muhtasar, III, s.28, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.97, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.289291, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.563-565, İbn el-İmâd, Şezerâet ez-Zeheb, VI, s.251-252, el-Yafîî,
Mir'ât el-Cinân, III, s.225-226
476
Yakın Mısır’da bir adadır. Kara yönünden Farma ve Dimyat (Farma’nın doğusu, Dimyat’ın batısı)
arasında kalır. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.51
477
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.201, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.205, Th. Bianquıs, “al-Zâfir biA’dâ’ Allah”, EI, XI, Leiden 2002, s.382
478
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.315, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.202, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.205,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.259, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.210, Nihat
475
133
el-Hâfız döneminde bahsedilen Mısır-Dımaşk yakınlaşmasını teyit eden kayıtlar
yansımıştır. Buna göre Nûreddîn, 1151 yılında sefere çıkan bu Fâtımî donanmasına
karadan destek vermek istemiş fakat Dımaşk’ı ele geçirmek hususunda devamlı bir gayret
içinde oluşu, onu bu girişimden alıkoymuştu479.
Süryânî kaynaklarına yansıyan bir kayda göre 1152 yılında Haçlılar, Hristiyanlığa
ihanetleri dolayısıyla Bizans arazine girip tahribatta bulundular. Bunların bir kısmı,
Doğuya geldiler ve Askalân civarındaki köylerde rastladıkları Müslümanları öldürüp
köyleri ateşe verdiler. Sonrasında Askalân’dan Mısır’a yöneldiler. Mısır’da da Miçrin’in?
batı mıntıkasındaki şehir ve köyleri içindekilerle beraber yaktıktan sonra geri döndüler480.
Süryânî kaynaklarının bu rivayeti, ne İslam kaynaklarında ne de Haçlı kaynaklarında yer
alır. Kronoloji sorunu olan bu kaynakların kaydı, muhtemelen Haçlıların Farma
saldırısıdır. Bizans arazisinde yapılan tahribat da yine bu kayakların Bizans aleyhtarlığının
bir tezahürü gibi görünüyor.
3.2.2.Haçlıların Askalân Şehrini Zapt Etmeleri (19 Ağustos 1153)
Askalân, Filistin sahilinde Gazze ile Cibrîn481 arasında yer almaktadır ve
“Suriye’nin Gelini” olarak meşhurdur482. Suriye sahil şeridindeki Filistin şehirlerinden biri
olan Askalân, yarım daire şeklinde kurulmuştur. Doğuya doğru içeriye kavis çizerek
uzanan sınırları sahil boyunca devam eder. Denize doğru meyilli bir konumu olan şehir,
müstahkemdir ve üzerinde birçok kulenin bulunduğu kalın duvarlara sahiptir. Aynı
kalınlıktaki dış duvarları ise şehre ayrı bir emniyet sunmaktadır. Dezavantaj sayılabilecek
bir durum, yani duvarların içinde ve yakınlarında su kaynaklarının bulunmayışı, kuyular ve
yağmur sularının biriktirildiği sarnıçlar sayesinde çözümlenmiştir. Şehrin dört kapısından
doğuda bulunanı “Büyük Kapı” veya Kudüs’e baktığı için “Kudüs Kapısı” olarak
adlandırılır. Batıda deniz tarafında bulunan “Deniz Kapısı”; güneyde Gazze’ye bakan ise
Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.214-215, Stevenson, The Crusaders in the East, s.169, Th. Bianquıs, “alZâfir bi-A’dâ’ Allah”, EI, XI, s.382
479
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.315, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.202, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.259, Coşkun
Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s. 153, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır,
s.275-276, K.M. Setton, “Nûreddin’in Faaliyeti”, Çev. Kazım Yaşar Kopraman, Tarih Araştırmaları
Dergisi, AÜDTCF Tarih Araştırmaları Enstitüsü Yayını, IV/ 6-7, Ankara 1968, s.510, Th. Bianquıs, “alZâfir bi-A’dâ’ Allah”, EI, XI, 382
480
Abû’l-Farac, II, s.389-390, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.165
481
Kudüs ile Askalân arasında yer alan bir kaledir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.101
482
Yâkut el-Hamavî, Mu'cem el-Buldân, IV, s.122, Askalân, Peygamber Efendimiz tarafından “iki gelinden
biri” olarak tarif edilmiştir. Burası, İslam ordularının en son ele geçirdiği şehirlerden biridir. Muâviye’nin
640’ta ele geçirdiği veya Amr b. As’ın daha önce fethettiği fakat Bizans’ın yardımı gelmesi üzerine şehrin
tekrar elden çıktığı rivayet edilir. Bunun üzerine Muâviye’nin 644 yılında şehri tekrar fethettiği
kaydedilmiştir. Mustafa Fayda, “Askalân”, DİA, III, Ankara 1991, s.487-488, el-Belâzurî, Fütûh el-Büldân,
s.194
134
“Gazze Kapısı” olarak anılır. Güneybatıda bulunan son kapı da adını bu yönde bulunan
Yafa’dan almaktadır. Kıyılar, gemilerin yanaşmasına elverişli olmamakla beraber rüzgârsız
zamanlarda kıyıya ulaşmak mümkün olmaktadır. Şehrin yakın civarı kumla örtülü olduğu
için -bazı küçük vadiler hariç- toprakları tarıma elverişli değildir. Bu kumlu arazi,
asmaların ve diğer meyve ağaçlarının yetişmesine imkân vermektedir483.
Suriye ile Mısır arasında önemli bir geçit olması Askalân’ı ticari açıdan önemli
kılar. Mısır’a denizden ve Gazze sahilinden kolayca ulaşım sağlanabilmesi dolayısıyla
Askalân, bir ticaret şehri olarak gelişme göstermiştir484. Haçlılar doğuda yerleşmeye
başlayıp Suriye-Filistin şehirlerini bir bir ele geçirmeye başladıklarında Askalân da Haçlı
tehdidiyle karşılaşmıştır. Sahildeki tüm şehirler içinde son olarak Sûr da Haçlıların işgaline
uğrayınca Fâtımîlerin elinde sadece Askalân kalmıştır. Bu yüzden Fâtımîler, Askalân’a
ayrı bir itina göstermişlerdir. Zira eğer Askalân düşerse bir sonraki hedefin Mısır olması
ihtimali, Fâtımîleri yılda dört kez bu şehri karadan ve denizden takviye etmeye yöneltmişti.
Yoğun bir nüfusun barındığı Askalân’ı Fâtımîler silah, erzak ve asker ile desteklemekte
ihmal göstermemişlerdir485.
3.2.2.1.Askalân’ın, Fâtımîler ve Haçlılar İçin Önemi
Askalân, Haçlı işgaline uğrayan şehirlerin halkına önemli bir sığınma yeri olmuştur.
Bunların ilki, Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgali esnasında Dâvûd Kulesi’ne sığınanlara
Raimond de Saint Gilles emân verdiğinde yaşandı ve Kudüs katliamından kurtulan yegâne
grup, Askalân’a sığındı486. Keza 1101 yılında Arsûf, Haçlılara teslim olmak zorunda
kaldığında da halk, Askalân’a sığınmıştı487. Haçlı-Fâtımî çatışmalarında (ki Remle ve
Yafa’da birçok savaş yaşanmıştı) Fâtımî askerleri, savaşların sonucuna göre yine
Askalân’a çekiliyorlardı. Askalân, sadece kara ordusu için değil aynı zamanda donanma
Willermus, II, s.219-220, Steven Runciman, II, s.283, Şehrin durumu hakkında ayrıca Bkz. Takkûş,
Târîh el-Fâtımiyyîn, s.472
484
W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, s.191, Mustafa Fayda, “Askalân”, DİA, III, s.488
485
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.391-392, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.164, Willermus, II, s.220, Steven
Runciman, II, s.282-283
486
Anonim Haçlı Tarihi, s.158, Fulcherius Carnotensis, s.107, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.19, a. mlf.,
İslam Tarihi, X, s.236, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, Willermus, I, s.378, Albertus Aquensis s.439,
Radulphus Cadomensis, s.143, Detaylar için ayrıca Bkz. Steven Runciman, I, s.220
487
Fulcherius Carnotensis, s.135, Albertus Aquensis, s.505, Willermus, I, s.435, İbn Kalânisî, ve İbn elEsîr, ele geçirilen şehrin halkının şehirden sürüldüğünü kaydetmekle yetinmişlerdir. İbn Kalânisî, Zeyl, s.139,
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.43, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.267
483
135
için de Sûr şehri ile birlikte hem bir hareket hem de tehlike anında bir sığınma noktası
olmaya devam etmişti488.
Askalân, Fâtımîlerin elinde bulunduğu sürece Haçlılar için gerçek bir tehlike
olmuştur. Zira Haçlılar, doğuda devletlerini kurup kök salmaya çalıştıkları süreçte ve
sonrasında Haçlı Krallığına hemen bütün Fâtımî saldırıları, Askalân’dan hareketle
düzenlenmek durumunda idi. Fâtımî veziri el-Efdâl’in bizzat katıldığı tek Fâtımî-Haçlı
Savaşı olan Askalân Savaşı (12 Ağustos 1099) bunların ilkidir489. Yukarıda bahsedilen
Remle ve Yafa’ya saldırılar da yine Askalân’dan gelmişti. Askalânlıların, Haçlılar saldırıya
uğradığında harekete geçtikleri de görülmektedir. Örneğin, Mevdûd ve Tuğtegin’in 1113
yılında Haçlı topraklarına düzenledikleri ortak saldırı esnasında Askalânlılar da -askeri
gücün uzakta olmasını fırsat bilip- harekete geçmiş ve Kudüs’e ilerleyip hasadı ateşe
vermişler fakat halk, şehre sığındığı için pek etkili olamamışlardı490. Bu durum, 1115
Haziranı’nda Porsûk’un saldırısı esnasında da Yafa’ya düzenlenen saldırıyla tekrarlandı491.
Fulcherius Carnotensis, s.191, Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon and
the Ascalon Project of the Second Crusade”, The Second Crusade and the Cistereians, St. Martin's Press,
New York 1992, s.120, Fâtımî-Haçlı mücadelesinde bu dönemde Remle’de yaşanan üç savaş özellikle
önemlidir. 1102 yılında el-Efdâl’in, Sa’dü’d-Devle et-Tavâşî kumandasında yolladığı Fâtımî kuvvetleri
Remle’de Haçlılara yenildi ve Sa’düddevle de bu mücadelede hayatını kaybetti (7 Eylül 1101). İbn lKalânisî, Zeyl, s.140, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.67-68, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.295-296, Willermus, I,
s.438-440, Albertus Aquensis, s.705-711, Fulcherius Carnotensis, s.138-142, Steven Runciman, II, s.6061, Bu yenilgi sonrasında el-Efdâl, oğlu Şerefü’l-Meâlî komutasında yeni bir orduyu Haçlılara karşı yolladı.
Savaşta Müslümanlar galip geldiler. Hatta Baudouin, saklandığı yerde çalılıkların ateşe verilmesi üzerine
yaralanmış ve zorlukla Yafa’ya kaçabilmişti (Mayıs 1102). Bunun akabinde 1103 yılında bu defa Tâcü’1Acem, Haçlılara karşı yollandıysa da bu girişimden bir sonuç alınmadı. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.68, a.
mlf., İslam Tarihi, X, s.296-297, İbn Kalânisî, Zeyl, s.141, Willermus, I, s.443-444, Albertus Aquensis,
s.711-717, Fulcherius Carnotensis, s.149-152, Steven Runciman, II, s.62-64, 66, Ağustos-Eylül 1105
yılında bu defa el-Efdâl, diğer oğlu Senâü’l-Mülk Hüseyin’i Haçlıların üzerine yolladı. Orduya Dımşak’tan
da birlikler katıldı fakat Askalân ile Yafa arasında yaşanan çatışmada taraflar birbirine üstünlük sağlayamadı.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.85, a. mlf, İslam Tarihi, X, s.313, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.148-149, Fulcherius
Carnotensis, s.169, Willermus, I, s.464-466
489
Haçlıların Kudüs’ü zaptı ve sergiledikleri vahşet üzerine Fâtımî veziri el-Efdâl, bizzat Askalân’a hareket
etmiş ve burada ordusunu savaşa hazırlamıştı. Haçlıların bölgeye ulaşması üzerine yaşanan savaşta
Müslümanlar bozguna uğramış, el-Efdâl önce Askalân’a sığınmış sonra da Mısır’a dönmüştü. Bunun üzerine
Haçlılar, Askalân’ı kuşatmış fakat aralarındaki anlaşmazlıklar dolayısıyla şehirden para alarak kuşatmayı
kaldırmışlardı. Askalân Savaşı hakkında hemen bütün kaynaklarda detaylı bilgi bulunmaktadır. Anonim
Haçlı Tarihi, s.159-163, Fulcherius Carnotensis, s.108-110, Willermus, I, s.393-397, Albertus Aquensis,
Askalân kuşatmasında Haçlılar arasındaki anlaşmazlıkları kaydetmiş ve Askalân Savaşı’nı detaylı tasvir
etmiştir. Albertus Aquensis, s.455-473, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.137, İbn el-Esîr, el-Kâmil fî et-Târîh, IX,
s.21, a. mlf., İslam Tarihi, X, s.236-237, Steven Runciman, I, s.228-229, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti
Tarihi, s.197-198
490
Fulcherius Carnotensis, s.185-187, Willermus, I, s.495, Haçlılara düzenlenen sefer için Bkz.
Willermus, I, s.502-503, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.47-48, Işın Demirkent,
“Mevdûd b. Altuntegin”, DİA, XXIX, Ankara 2004, s.428-429, Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy
against Fâtımîd Ascalon”, aynı yer.
491
Fulcherius Carnotensis, s.190-191
488
136
Haçlılar, Müslüman şehirlerinden birini kuşattıklarında muhasarayı kaldırtmak veya
askeri gücün şehir dışında olmasından faydalanmak için Askalânlıların harekete geçtikleri
de görülmektedir. Örneğin; Haçlıların Sûr kuşatmasını sürdürdükleri süreçte Askalânlıların
Kudüs’e iki defa saldırısı gerçekleşmiş ve korumasız şehir halkına zarar verilmeye
çalışılmıştı492. Bu saldırılarda Dımaşk kuvvetlerinin de Fâtımîlere yardıma geldiğini
görmekteyiz. Kudüs kralı II. Baudouin, 1118 yılında öldüğünde493 sayıları 15 bin atlı ve 20
bin yayayı bulan Fâtımî kuvvetleri, Haçlı topraklarına saldırmak için Askalân’da
toplanmış, Fâtımî donanması da Sûr’a ilerlemişti. Bu sırada Fulcherius’un kaydına göre
Tuğtegin, Fâtımîlerin isteğiyle veya kendiliğinden Askalân’a yardım için yola çıktı. Bunun
üzerine Baudouin, Antakya ve Trablus’tan yardımcı birlikler alarak hızla ilerledi ve
Haçlılar, Müslüman karargâhından uzak olmayan bir yere ordugâhlarını kurdular. Üç ay
boyunca ordular karşı karşıya beklediler fakat herhangi bir çatışma yaşanmadı494. Bunlara
ek olarak Askalân kuvvetleri, Yafa ile Kudüs arasında süren hac trafiğine de zarar vermeye
uğraşıyorlardı. Bu bağlamda Askalânlılar, çok defa Yafa ile Kudüs arasında pusular
kurarak Haçlı devletlerine birçok şehir kuşatmasında faydası dokunan bu hacılara zarar
vermişlerdir495.
Haçlıların, Askalân’ın önemini kısa sürede kavradıkları görülmektedir. Godefroi de
Bouillon zamanı, Haçlı krallığının kuruluş dönemi olarak değerlendirilir ve bu dönemde
Haçlı yayılması pek hızlı gerçekleşmemiştir. Hem bu süreçte Haçlıların sayı olarak yeterli
Fulcherius Carnotensis, s.233, 243, Willermus, II, s.12-13, 17-18, Martin Hoch, “The Crusaders'
Strategy against Fâtımîd Ascalon”, aynı yer.
493
Kudüs kralı II. Baudouin, Mart 1118’de Farma’ya saldırdı. Nil civarında dolaşırken şövalyelerin tuttuğu
balıklardan yedikten sonra rahatsızlandı. Muhtemelen 1103 yılında aldığı yara dolayısıyla ağrıları nüksetti ve
el-Arîş’e ulaştıklarında 25 Mart 1118’de öldü. Fulcherius Carnotensis, s.199-200, Willermus, I, s.515-516,
Albertus Aquensis, s.863-869
494
Fulcherius Carnotensis, s.203-204, Willermus, I, s.523-524, Trablus kontu Pons’un da katıldığı bu
seferin değerlendirmesi için Bkz. Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, s.98-100
495
Fulcherius Carnotensis, s.172-173, Willermus, I, s.468-469, R. Hartmann, “Askalân”, İA, I, MEB,
İstanbul 1978, s.676, Haçlılar, Askalân için tehlike olmakla beraber Askalân’a atanan valilerin tutumu da
önemlidir. Yani tehlike her zaman Haçlılardan gelmemiştir. Örneğin 1110-1111 yılında Askalân valisinin
Haçlılarla yakınlaşması, Fâtımîleri tedirgin etmiş hatta şehrin elden çıkma ihtimali bile belirmişti. Buna göre
1110 yılında el-Âmir Bi-Ahkâmillâh, Askalân’a Şemsü’l-Hilâfe adında birini vali atamıştı. Bu vali,
Sayda’dan dönen Kral Baudouin ile anlaşma yaptı, hediyeler ve para (7 bin dinar üzerine anlaşılmıştı)
yolladı. Şemsü’l-Hilâfe, savaştan çok ticarete meyilli biriydi. Vali, Fâtımîlerin tahakkümünden kurtulmak
istiyordu ve istemediği bir durumla karşılaşırsa Fâtımîlere karşı Haçlı yardımı sağlayabilecekti. Bu durumu
haber alan Fâtımîler, Askalân’a bir ordu sevk ettiler. Ordunun Haçlılara karşı cihada yollandığı söylenerek
gerçek niyet gizlendi. Donanma kumandanına ise valiyi tutuklaması emredilmişti. Bunun üzerine Şemsü’lHilâfe Mısır’dan yollanan orduyu karşılamayarak açıkça isyan etti. Hatta şehirdeki Fâtımî askerlerini de
dışarı çıkardı. el-Efdâl, valinin şehri Haçlılara teslim etmesinden korkuyordu. Bunun için valinin gönlünü
aldı ve görevinde bıraktı. Vali ise artık Askalânlılara güvenemezdi. Bu yüzden Ermenileri orduda istihdam
etmeye başladı. Halkın bu Ermenilere karşı oluşu, valinin sonunu getirdi ve saldırıya uğrayan Şemsü’l-Hilâfe
öldürülüp malları yağmalandı (1111). Bu sayede Fâtımîler, büyük bir tehlikeyi bertaraf etmiş oldu ve buraya
yeni bir vali atandı. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.172, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.139-140, a. mlf., İslam Tarihi, X,
s.385, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.205
492
137
olmaması da hareketlerini sınırlandırıyordu. Fakat Godefroi’nin ölümü üzerine yerine
geçen Urfa kontu Baudouin de Boulogne, daha yayılmacı bir politika takip etmiştir. I.
Baudouin’in ilk faaliyetlerinden biri, Askalân’ın savunma hatlarını araştırmak için keşif
seferine çıkmak oldu ki bu durumu, Askalân’dan gelebilecek tehlikenin kral tarafından
hemen fark edilmesi şeklinde yorumlamak mümkündür. Baudouin, bu keşif seferinde hem
Askalân ve civarını hem de Kâhire-Dımaşk kervan yolunu incelemişti (Kasım-Aralık
1100)496. Yine Sayda’nın işgali öncesinde Haçlılar önce Askalân üzerinde durmuşlar fakat
Sayda’da karar kılmışlardı.497
Askalân’ın zaptının ciddi bir şekilde ilk defa 1124’te, -Sûr’un ele geçirilmesiyle
sonuçlanan-
kuşatma
öncesinde
düşünüldüğünü
söyleyebiliriz.
Kuşatma
öncesi
Venediklilerle, sahildeki Fâtımî şehirlerinden birini zapt etmek hususunda anlaşmaya
varılmıştı. Bu noktada hangi şehrin zapt edileceği hususu tartışma konusu oldu498. Fakat
Sûr kuşatıldı ve şehrin 1124 yılında zaptı üzerine artık Askalân gündeme alındı ki
Fâtımîlerin elinde kalan tek sahil şehri burası idi. Hatta İkinci Haçlı Seferi’nde kralların,
Dımaşk önlerinde başarısız olup şöhretleri alt üst olduğunda bunu telafi etmek ve önemli
bir iş başarmak adına Askalân’ı kuşatmaya karar vermeleri de şehrin Haçlılar için arz ettiği
öneme bağlanmalıdır. Fakat bu düşünce hayata geçirilemedi ve Askalân’ın zaptı 1154
yılına kadar ertelenmek zorunda kaldı499.
İslam kaynaklarında Fâtımîlerin iç meseleleri ile Askalân’ın işgali bağlantısı,
özellikle vurgulanmıştır. Çünkü Fâtımî halifeliğinde gerçek güç vezirlerde idi. Vezirler,
Askalân’ı desteklemek hususuna her zaman dikkat etmişlerdi ama İbn Salâr öldürülüp
496
Fulcherius Carnotensis, s.127, Willermus, I, s.426-427, Albertus Aquensis, s.543-551
Fulcherius Carnotensis, s.180-181
498
Zaptı düşünülen iki şehir konusunda bir fikir ayrılığı yaşanmazken, hangisine sefer düzenleneceği tartışma
konusu oldu. Zira Kudüs, Remle, Yafa, Nablus ve civar şehirlerden gelen temsilciler –bu şehirlere daha
yakın olduğu ve daha az masraflı olacağı için- Askalân’a saldırılmasında ısrar ederlerken; Akkâ, Nazareth,
Sayda, Beyrut, Tâberiye, Cübeyl ve komşu şehirlerin temsilcileri aynı sebeplerle Sûr şehrinde ısrar ettiler.
Müslümanların Sûr’dan Haçlı topraklarına saldırıları daha kolay olacağı düşüncesi ağır basmasına rağmen
mesele kura ile çözüme kavuşturuldu ve kuradan Sûr şehrinin yazılı olduğu kâğıt çıktı. Anlaşmanın ardından
ordu, Akkâ’da toplanırken Venedik filosu da limana demirledi. Her iki tarafın anlaşmaya sadık kalmak için
yemin etmesinin ardından 16 Şubat 1124’te Sûr şehri, karadan ve denizden kuşatıldı. Willermus, I, s.551552
499
Willermus, II, s.195, Ebru Altan, İkinci Haçlı Seferi (1147-1148), TTK, Ankara 2003, s.113, Virginia G.
Berry, “The Second Crusade”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press,
Madison, Milwaukee, London, 1969, s.510, Stevenson, The Crusaders in the East, s.163, Martin Hoch,
“The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon”, s.124, Haçlılar, Sûr şehrini 1111 yılında kuşatmışlar
fakat ele geçirememişlerdi. Fâtımî-Tuğtigin ittifakı, şehri bir süre için Haçlılara karşı korudu. Fakat 1116
yılında Haçlılar bu defa Sûr’un zaptını kolaylaştırmak için şehrin karşısına bir kale inşa ettiler. Tüm bunlara
rağmen Sûr, 1124 yılına kadar direndi. Tuğtigin’in şehirdeki valisinin Fâtımîler tarafından azledilmesi
üzerine Haçlılar, savunmasız kalan şehri ele geçirdiler. Detaylar için Bkz. Nihat Yazılıtaş, “Sûr Şehri’nin,
Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında Fâtımî-Tuğtekin İttifakı”, s.117-124
497
138
yerine onun üvey oğlu Abbâs geçince durum değişmiştir. Bu vezir değişikliğinde Mısır’da
sükûnet sağlanıncaya kadar Askalân ihmal edildi ve Fâtımîlerin iç karışıklıklarından
faydalanan Haçlılar da Askalân’ı muhasaraya başladılar500. İbn Salâr, öldürülmeden önce
Haçlılara karşı Askalân’ı takviye etmek (zahire, asker vs.) hususunda hazırlıkları
konuşmak üzere 3 Mayıs 1153 tarihinde bir meclis toplamıştı. Burada Askalân’a
yollanmak üzere bir filo hazırlanması kararlaştırıldı. Fakat o gece İbn Salâr dinlenmeye
çekildiği sırada üvey oğlu Abbâs tarafından katledildi. Sonrasında yaşanan olaylar ise
yardımları imkânsız kıldı501.
3.2.2.2.Askalân’ın Zaptı İçin Yapılan Hazırlıklar
Askalân merkezli saldırıları kontrol altına almak isteyen Haçlıların 1132 yılından
itibaren bazı tedbirler aldığını görmekteyiz. Bu bağlamda Haçlılar, bir dizi kale inşasına
başlamışlardır ki bu kalelerin inşası, Askalân’ın zaptında önemli rol oynamaktadır. Bu
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.392, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.164, İbn el-Esîr, Fâtımîlerin içinde bulunduğu
durumu, “Mısır'da vezirlik mütegallibenin elindeydi. Halifeler, hâciblerin gerisinde kalmıştı. Vezirler âdeta
mütegallibe ve zorba gibiydiler. Efdâl'den sonra bu makama savaş, öldürme ve benzeri hâller dışında normal
yolla geçenlerin sayısı azdır.” şeklinde kaydetmiştir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.389-390, a. mlf., İslam
Tarihi, XI, s.161, İçte çatışmaların yaşandığı, istikrarın kaybolduğu bir ortamda ihmal edilen Askalân, Haçlı
saldırılarına açık bir hale gelmişti. İbn Salâr’ın, Haçlı saldırılarına etkili bir şekilde karşılık verdiğini
söylemek mümkündür. Bunlardan biri 1150-1151 yılında yaşanmıştır. Zikredilen yılda Haçlıların Farma’ya
saldırıp civarını yağmalamaları üzerine İbn Salâr, Fâtımî donanmasını yollamış; donanma Yafa, Akkâ,
Sayda, Beyrut ve Trablus kıyılarını tahrip ederek yağmaladıktan ve halkın bir kısmını öldürdükten sonra
dönmüştü. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.316, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.205, el-Makrizî, İtti’âz, III,
s.201-202, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.259, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır,
s.210, Nûreddin, 1151 yılında sefere çıkan bu Fâtımî donanmasına destek vermek istemiş fakat Dımaşk işleri
onu bu girişimden alıkoymuştu, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.316, Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (TogTeginliler), s. 153 Keza Askalân’a 1141 yılındaki Haçlı saldırısına da Askalân kuvvetleri aynı şekilde
karşılık vermişler ve Haçlıları mağlup etmişlerdi. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.273, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX,
s.318, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.78, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.96
501
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.319-320, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.27, İbn el-Kalânisî, bu toplantının
ardından vezirin, evine çekildiğini ve orada öldürüldüğünü haber vermekteyse de bu donanmanın
hazırlandığı ve Bilbîs’e ulaştığı bilinmektedir. İbn Salâr’ın görevlendirdikleri arasında üvey oğlu Abbas,
Usâme İbn Munkız, Mulhem ve Dırgâm gibi emirler bulunmaktaydı. Burada Usâme, Abbas’ı üvey babasını
öldürmeye teşvik edince Abbas, babalığını halifenin onayı ile öldürdü ve bu sayede Askalân’a yardım
götürülemedi. Bkz. Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.215, M. Canard, “Dırgham”, EI, II, Leiden
1991, s.318, Th. Bianquıs, “al-Zâfir bi-A’dâ’ Allah”, EI, XI, s.382, Abbas, İbn Salâr’ın katli üzerine
Bilbîs’ten geri dönmüş ve vezareti alarak işleri düzenlemeye çalışmıştı, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.96,
Vezir İbn Salâr’ın öldürülmesi konusunda en önemli kaynak, olaylara bizzat karışmış olan Usâme İbn
Munkız’ın eseridir. İbn Salâr’ın üvey oğlu Abbas, oğlu Nasr’a veziri öldürmesini öğütlemiş, ez-Zâfir de bunu
uygun bulmuş ve Usâme’nin de tavsiyeleri üzerine İbn Salâr 6 Muharrem 548 Perşembe = 3 Nisan 1153
öldürülmüştü. Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.43-45, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.389, a. mlf., İslam
Tarihi, XI, s.160, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.204-205, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.205-206, İbn
Hallikân, Vefeyât, III, s.418, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.95-96, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.277278, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VI, s.553-554, İbn Salâr, 1149 yılında İbn Massal ile yaptığı mücadeleyi
kazanınca vezirlik makamına getirilmişti. Haçlıların 1150-1151 yılındaki saldırısına Haçlı şehirlerine
saldırarak karşılık verdi. Haçlılar, Askalân’ı kuşattıklarında da şehre yardım için hazırlıklara giriştiği sırada
öldürüldü ve Askalân bu yardımdan mahrum kaldı. Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.213-215, Şehrin
25 Ocak 1153’te kuşatıldığı düşünülünce İbn Salâr’ın çok kritik bir dönemde öldürüldüğü görülüyor. Zira bu
dönemde yapılabilecek bir yardım, şehre büyük faydalar sağlayabilirdi. Fakat Fâtımîlerin şehre yardımı
kuşatmanın ancak beşinci ayında ulaşabildi.
500
139
kaleleri kurmaktan maksat, Askalân-Yafa-Remle arasında emniyetli bir koridor oluşturmak
ve Mısır ile Fâtımî şehirlerinin bağlantısını koparmak ya da en azından kontrol etmekti502.
Willermus’un kayıtlarına göre ilk olarak Kral Fulk (1131-1140) zamanında 1132 yılında
Yafa ile Kudüs arasına “Arnold” adında bir kale yapıldı. Arnold Kalesi’nin yapımıyla
yolların daha güvenli hale geldiğini ve hacıların daha az tehlikeye maruz kaldığını
söylemek mümkündür503. 1136 yılına gelindiğinde, Fâtımîlerin her üç ayda bir yolladığı
yardımlarla güçlenen Askalânlıların saldırıları artış gösterince yeni bir kale yapımına karar
verildi. Askalân’a yakın bir yere kurulması düşünülen kale, Haçlı askerlerinin toplanma
yeri olacak, Askalânlıların hareketlerini kontrol altında tutacak ve Askalân’a yapılacak
saldırıların hareket noktası olacaktı. Kale, Judea bölgesinde dağların hemen altında ve
ovanın başlangıcında eski bir şehir olan Beersheba harabeleri üzerine kuruldu. Eski şehre
atfen Beersheba adı verilen kale, Askalân’a yirmi km. uzaklıkta bulunuyordu.
Tamamlanan kale, Hospitalier Şövalyelerinin idaresine verildi. Bu kalenin inşasıyla
Haçlıların bir süre için amaçlarına ulaştıklarını ve Müslüman saldırılarının seyrekleştiğini
Willermus haber vermektedir504.
III. Baudouin zamanında 1141 yılında yeni bir kalenin inşasına şahit olmaktayız.
Haçlılar, Askalânlıların saldırılarına karşı Lydda’dan fazla uzak olmayan bir yere Remle
yakınlarına bir kale inşa etmeye karar vermişlerdi. Ovanın üst tarafında yükselen tepeye
(Gath denen mevki) yapılacak olan kale, Askalân’a yaklaşık on altı km. uzaklıktaydı ve
sahilden fazla uzakta değildi. Neticede su kaynakları bol olan bu yere Haçlılar, 1141 yılı
içinde dört kuleli sağlam bir kale inşa ettiler. Kale tamamlanınca krallık asillerinden Balian
de Ibelin’in sorumluluğuna verildi. O ve sonrasında da oğullarının, Askalân zapt edilinceye
kadar kaleyi gayet iyi idare ettikleri görülmektedir505.
Beersheba ve Ibelin kaleleriyle Askalân, kontrol altında tutulmaya çalışıldı. 1142
yılında aynı amaçlarla Askalân’dan on üç km. uzaklıkta Judea’daki dağlık alanın bitip
ovanın başladığı yerde bulunan tepeye başka bir kale yapımına karar verildi. Arapçada
“Telle Saphi” denen bu mevkie 1142 baharında Askalân’ın gözlemlenebileceği şekilde
dört kulesi bulunan bir kale inşa edildi. Askalân’a yakın olan bu kaleye birçok aile
yerleştirildi ve kale, asker ve erzakın yanı sıra nüfus yönünden de desteklendi. Hatta
Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon”, s.123
Haçlıların bu aralıkta saldırıya açık olması dolayısıyla kalenin yeri iyi seçilmiştir. Willermus, II, s.58,
Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon”, s.122
504
Willermus, II, s.80-82, Stevenson, The Crusaders in the East, s.136
505
Willermus, II, s.130-131, Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon”, aynı
yer. Stevenson, The Crusaders in the East, s.146
502
503
140
Askalânlılara bu kaleden zaman zaman saldırıların düzenlendiği de vaki idi. Burada asıl
önemli olan nokta, bu kalenin de inşasıyla Askalân’ın adeta çembere alınmasıdır506.
Aşağıda görüleceği üzere Gazze’nin de tamir edilmesiyle bu çember iyice daraltılmıştır.
1150 yılına gelindiğinde Haçlılar, Askalân’ı zapt etmek için hazırlıklara giriştiler.
İlk olarak -Askalân’ı güney yönünden yıpratmak için- şehre on altı km. uzaklıkta bulunan
harab vaziyetteki Gazze’yi tamir etmeye başladılar. Buranın onarılmasıyla Fâtımî
saldırılarına karşı bir savunma hattı oluşturulmuş olacaktı. Kısa sürede onarılan Gazze,
Templier Şövalyelerinin507 idaresine verildi. Böylece Gazze’nin tahkim edilmesiyle
Haçlılar, Askalân üzerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Hatta Willermus’un
kayıtlarından anlaşıldığına göre Askalân halkı, artık eskisi gibi rahat hareket edemiyor,
şehirden çıkamıyor ve Haçlı saldırılarını savuşturmak için para da ödemek zorunda
kalıyordu. Fakat bu durum uzun sürmedi. Kudüs kralı III. Baudouin, şehri Templierlere
teslim edip oradan ayrılınca Mısır’dan yollanan Fâtımî kuvvetleriyle güçlenen Askalân
ordusu, Gazze önünde toplandı. Fakat Templierlerin, surlar arkasına çekilip sağlam bir
müdafaada bulunması üzerine Askalân kuvvetleri çekilmek zorunda kaldılar. Bu geri
çekilişi kıyıda bulunan Fâtımî donanmasının denize açılması izledi508.
Willermus, II, s.131-132, Bu kalelerin sonrasında Gazze’nin tamiri ile artık Fâtımî kuvvetleri, Askalân’a
deniz yoluyla ulaşmayı tercih ettiler. Martin Hoch, “The Crusaders' Strategy against Fâtımîd Ascalon”,
s.123, Haçlıların inşa ettikleri kaleler hakkında Bkz. Stevenson, The Crusaders in the East, s.136, 146-147,
Steven Runciman, II, s.188-189
507
Templier ve Hospitalier şövalye tarikatları hakkında Bkz. Ebru Altan, “Templier ve Hospitalier Şövalye
Tarikatlarının Kuruluşu”, Belleten, LXVI / 245, TTK, Ankara 2002, s.87-93, Steven Runciman, II, s.129130, Ramazan Şeşen, “Dâviyye ve İsbitâriyye”, DİA, IX, Ankara 1994, s.19-21, Güray Kırpık, Doğunun ve
Batının Gözünden Haçlı Seferleri, Selenge Yayınları, İstanbul 2009, s.111-115
508
Gazze, surlarla çevrili geniş bir alanda ve ufak bir tepecik üzerinde bulunuyordu. Haçlılar, şehrin
tamamını onarmanın zorluğunu anladıklarından yalnızca bahsedilen tepenin bir bölümünü onardılar. Gazze,
çok iyi tahkim edildi ve Templierler de burayı başarıyla müdafaa etti. Bu savunma hattını aşamayan ve
korkuya kapılan Mısır askerlerinin denize açılması da yine Templierlerin ve dolayısıyla bölgede Haçlıların
güçlenmesiyle alakalıdır. Willermus, II, s.202-203, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.472-473, İbn elKalânisî, Askalânlıların Gazze’ye saldırı tarihini 17 Nisan 1152 Perşembe olarak kaydetmiştir. Fakat Haçlı
kaynağının tersine burada Haçlılardan pek çok kişinin öldürüldüğünü haber vermektedir. İbn el-Kalânisî,
Zeyl, s.318, Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.43, Gazze’nin tamir edilmesi, Askalân için önemli bir
tehlike arz etmektedir. Zira Askalân’ın batısında yer alan Gazze ile Askalân arasında iki fersah (12 km.) veya
daha az bir mesafe bulunmaktadır. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, VI, s.202, Ebû Şâme, Kitâb erRavzateyn, I, s.269, Haçlılar 544 (1149-1150) yılında Gazze’yi onarmaya başladıklarında Nûreddîn, Havran
halkına saldıran Haçlılara karşı harekete geçmiş ve Dımaşk’tan da yardım istemişti. Fakat Dımaşk hâkimi,
Haçlılarla anlaşma içinde olduğu için buna yanaşmadı. Bunun üzerine Nûreddîn de Dımaşk’a doğru yola
çıktı. Bunu haber alan Dımaşklılar, Haçlılardan yardım istediler. Bu sırada Haçlılar Gazze’yi tamir etmekle
meşguldüler. Nûreddîn Banyas’a indi ve sonra Dımaşk’a bağlı yerlerde halkın gönlünü aldı. Sonra el-A‘vac’a
hareket ederek 26 Zilhicce 544 Salı günü (26 Nisan 1150 Çarşamba) Menâzil-i ‘Asir olarak bilinen Cisr elHaşeb’de ordugâhını kurdu. Buradan Dımaşk’a haber yollayarak kendilerini kuşatma azminde olduğunu ve
kendisini buna sevk edenin de Havran halkının Haçlılardan şikâyeti olduğunu bildirdi. Haçlılarla Askalân ve
Gazze’de yapacağı cihatta kendi kuvvetlerinin yeterli olmadığını bu yüzden kendisine 1000 atlı yollamalarını
istedi. Bu sırada Nûreddîn, Dımaşklıların durumlarını ve onları Haçlılarla anlaşmaya iten sebepleri de dile
getirmiş ve Dımaşklıları cihada teşvik etmek istemişti. Fakat Dımaşklılar buna olumlu cevap vermedikleri
506
141
Gazze’nin tamir edilmesinin Askalân’a ne kadar zarar vereceği Fâtımî veziri İbn
Salâr’ın gözünden kaçmamıştı. Haçlıların bu girişimini engellemek isteyen İbn Salâr, o
sırada Mısır’da bulunan Usâme İbn Munkız’i bir miktar parayla Nûreddîn Mahmûd
Zengî’ye yolladı. Usâme’nin bizzat hatıratında anlattığı üzere görevi, bu parayı Nûreddîn’e
vermek ve Gazze’nin tamirine engel olmasını istemekti. Yani Nûreddîn, Haçlı topraklarına
saldırarak Haçlıların dikkatini başka yere çekecek ve bu sürede Fâtımî kuvvetleri, Gazze’yi
yıkacaklardı. Eğer Nûreddîn, bu teklifi kabul etmezse bu defa Usâme, o civardan
toplayabildiği kadar asker temin edecek ve Askalân’a gidip şehri tahkim edecekti509.
Usâme ve yanındakiler Busra’da konakladıklarında Nûreddîn de Şam’a saldırmak için
orada bulunuyordu. Usâme, yanına gelen Şirkûh ile Nûreddîn’in yanına vardı ve teklifini
bildirdi. Nûreddîn’in, Dımaşklıların ve Haçlıların kendisinin düşmanı olduğunu ve
güvenilmezlik konusunda aralarında fark olmadığını belirterek bu teklife yanaşmaması
üzerine Usâme, asker toplamak için izin istedi. Ayrıca Nûreddîn’in otuz süvarisi,
başlarında Aynü’d-Devle el-Yarûkî olduğu halde Usâme’ye katıldı ve böylece Usâme,
Askalân’a gitmek için Haçlı topraklarında ilerlemeye başladı510. Usâme, Askalân’da dört
ay kaldı. Bu esnada Haçlılarla -küçük çaplı çatışmalar olduğu anlaşılan- mücadelelerde
bulundu. Bunlardan birisi Yubnâ’ya düzenlenen ve Haçlılardan yaklaşık yüz kişinin
katledilip bir kısmının da esir alındığı saldırıdır. Usâme, bu bört ayın sonunda Fâtımî veziri
İbn Salâr tarafından Mısır’a çağrıldı511. Sonrasında ise yukarıda ifade edildiği üzere
Usâme’nin de dâhil olduğu olayların patlak vermesi üzerine Askalân, adeta kaderine terk
edildi.
3.2.2.3.Askalân’ın Zaptı (19 Ağustos 1153)
Haçlılar, 23 Kasım 1152’de Kudüs’ü kuşatan Artukoğullarına karşı büyük bir
başarı kazandıktan512 sonra ve bu moralle civardaki Müslümanlara sefer düzenlemeye
gibi kendilerine Haçlıların yardıma geldiğini söylediler. Buna sinirlenen Nûreddîn Dımaşk üzerine
yürüyecekti ki şiddetli yağan yağmurlar buna engel oldu. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.308-309, Ebû Şâme, Kitâb
er-Ravzateyn, I, s.239-240
509
Usâme’nin yanında 6 bin Mısır dinarı, bir deve yükü Dabik elbisesi, yirmi beş tane sırmalı-altın işlemeli
elbise, sincap kürkünden cübbe, Dimyat dokuması ve sarık ile Arap rehberler vardı. Usâme İbn Munkız,
İbretler Kitabı, s.35, İbn Salâr, Askalan’ın tahkim edilmesi konusuna vezirliğe geldiği ilk zamanlardan beri
özen göstermişti. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.199
510
Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.39-40
511
Usâme’nin Askalân’da Haçlılara karşı verdiği mücadele için Bkz. Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı,
s.40-43, Usâme’nin dönüşünden sonra Gazze’ye yukarıda bahsedilen saldırı düzenledi. Usâme eserinde bu
saldırıyı tek cümle ile belirtirken kardeşi İzzüddevle Ebu el-Hasan Ali’nin şehid olması dışında bir detay
vermez. Usâme İbn Munkız, İbretler Kitabı, s.43, Hasan İbrahim Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, s.233
512
Artukoğulları, Kudüs’ü ele geçirmek için yola çıktılar. Fakat bu girişim, Artukoğullarına çok zarar verdi.
Zira şehri Zeytûn Dağı yönünden kuşatan Türklere saldırıya geçen Haçlılar, -takip sırasında ölenler de dâhil-
142
karar verdiler. Alınan karara göre Askalân’ın meyve bahçeleri yağmalanacaktı. Yola çıkan
Haçlılar, 1153 yılı başında Askalân’a ulaştılar. Haçlıların başlangıçtaki amacının tahribat
ve yağma olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Haçlılar, geldikleri zaman Askalân halkının büyük
bir korkuyla şehre çekilmesi üzerine şehri kuşatmaya karar verdiler. Bunun üzerine
Askalân’da bulunan Haçlı kuvvetleri, Kudüs’ten takviye istedi ve kral Baudouin,
krallıktaki askerleri alarak 25 Ocak 1153’te kuşatmaya katıldı513.
Şehir, krallık ordusu tarafından karadan kuşatılırken Sayda hâkimi Gerard, on beş
gemilik Haçlı filosuyla, denizden şehre gelebilecek yardımlar ile giriş-çıkışları kesmek için
hazır bulundu. Willermus’un kaydına göre Haçlılar, kuşatma esnasında erzak veya su
sıkıntısı yaşamadılar ki bu durum, kuşatmanın devamı için elzemdir. Haçlılar, şehirden
yapılacak bir huruç hareketine veya Mısır’dan gelmesi muhtemel birliklerin ani
saldırılarına karşı devamlı tetikte bulunurlarken kuşatılanlar da şehri canla başla savunarak
gece-gündüz nöbet tuttular. Haçlılar yine aynı kaygılarla Gazze ve civarına da nöbetçiler
yerleştirdiler. Her iki tarafın da emniyeti elden bırakmadığı ilk günler, böylece küçük çaplı
çatışmalara sahne oldu514.
Kuşatmanın ikinci ayında (takriben Mart ayı sonu) bölgeye hac ziyareti için gelen
hacıların Haçlı ordusuna katılması, kuşatanları avantajlı duruma getirdi. Özellikle bu
hacılardan alınan çok sayıda gemi, Haçlıların deniz gücünü artırdığı gibi kuşatılanların
morallerini de alt üst etti. Haçlı kuvvetlerinin sayısı bu yolla arttığı için Askalânlılar artık
daha az huruç edebiliyorlar ve Mısır’dan devamlı yardım istiyorlardı. Hem halkın hem de
Fâtımî sarayının şehrin uzun süre dayanamayacağının farkına vardığı anlaşılıyor. En
azından Fâtımî halifesi ez-Zâfir, şehrin karşı karşıya olduğu tehlikeyi kavramıştı. Derhal
bir filo hazırlanmasını emretti ve asker, silah, yiyecek vs. tedarikine girişildi. Durumlarını
düzelten Haçlılar ise yeni gemiler satın alarak bunların direklerinden yüksek bir kule inşa
ettiler. Gemilerin geri kalan tahtaları da mancınık yapımında kullanıldı. Kulenin şehir
duvarına dayanması, şimdi daha yakın çatışmaları mümkün kılıyordu ve kule, yangına
karşı izole edildiği için kuşatılanlar, Haçlılara ancak ok atarak zarar verebiliyorlardı. Bu
yaklaşık 5 bin kişiyi katlettiler. Willermus, II, s.215-217, Steven Runciman, II, s.281-282, Stevenson, The
Crusaders in the East, s.171
513
Willermus, II, s.217-218
514
Willermus, II, s.220-221
143
yüksek kule ile avantajı ele geçiren Haçlılar karşısında kuşatılanların ümitleri yavaş yavaş
tükenmeye başlamıştı. Fakat bu sırada Mısır donanması şehrin imdadına yetişti515.
Mısır’da hazırlanmakta olan filo, kuşatmanın ancak beşinci ayında şehre ulaşabildi.
Sayda hâkimi Gerard, filoyu engellemek için bir girişimde bulunmayı düşündüyse de
Fâtımî filosu karşısında bir şansı olmadığını görerek çekilmek zorunda kaldı.
Willermus’un tahminlerine göre yetmiş kadırga ile diğer büyük gemilerden oluşan Fâtımî
filosu, Gerard’ın saf dışı kalmasıyla getirdiği yardımı şehre ulaştırdı. Bu yardımla morali
düzelen Askalânlılar, Haçlılara daha çok saldırmaya başladılar. Hatta şehre yeni gelen
birlikler, Haçlı kuvvetlerini henüz tanımadıkları için daha çok çıkış yapıyorlardı fakat
kayıpların artması üzerine o ilk zamanlardaki heyecanları azaldı ve daha ihtiyatlı
davranmaya başladılar516.
Olaylar farklı kaydedilmekle beraber kaynaklarda Nûreddîn’in Askalân’a yardım
için harekete geçtiği anlatılır. Nûreddîn, hazırlıklarını tamamladığında ona Dımaşk hâkimi
Mücîreddîn Abâk da katıldı (10 Nisan 1153). Sayısı yaklaşık 10 bin süvari ve yayayı bulan
Müslüman ordusu, ilk olarak İflîs olarak bilinen kaleyi kolayca ele geçirip buradaki Haçlı
ve Ermenileri katletti. Sonrasında Nûreddîn ve Mücîreddîn Abâk,
26 Mayıs 1153
Cumartesi günü Banyas’a indiler. Banyas kuşatması başladığı sıralarda Nûreddîn’e
Askalân’dan ısrarla yardım çağrısı geliyordu. Bu noktada yaşananlara dair kaynaklarda
açık bir kayıt yoktur. İslam ordusunda bir anlaşmazlığın baş göstermesi üzerine apar topar
Mücîreddîn Abâk Dımaşk’a, Nûreddîn de Hıms’a çekildi. Böylece Askalânlılar, bu yardım
ümitlerini kaybetmiş oldular517.
Willermus, II, s.221-223, İbn Salâr, Mayıs ayı başında bir donanma hazırladığı sırada öldürülmüştü.
Kuşatma 25 Ocak’ta başladığına göre kuşatmanın beşinci ayında ulaştığı rivayet edilen Fâtımî donanması
muhtemelen Haziran ayı sonlarında Askalân’a ulaşmış olmalıdır.
516
Willermus, II, s.223-224, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.321, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.276
517
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.320-321, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.275-276, K.M. Setton, “Nûreddîn’in
Faaliyeti”, s.511, Willermus’un kaydı İslam kaynaklarına uygun olmakla beraber, olayları Nûreddîn’in
Dımaşk’ı zaptı sonrasına tarihlemesi hatadır. Zira yazar, Askalân’ın zapt tarihini de 1154 olarak kaydetmiştir.
Willermus’un kaydına göre Nûreddîn, Dımaşk’ı zapt etmiş ve Askalân’ı kuşatan Haçlıların muhasarayı
kaldırarak yardıma geleceklerini hesaplayarak Banyas’ı kuşatmıştı. Fakat Banyas direndiği gibi Haçlılar da
kuşatmayı kaldırmadılar. Olayların seyrine uymayan bu rivayetin devamında Willermus’un Dımaşk’a dair
verdiği bilgi önemlidir. Yazara göre Nûreddîn’in Dımaşk’ı zapt etmesinin Haçlılara zarar vereceği açıktır.
Zira Haçlılara yıllık vergi veren ve tabi olan Mucîreddîn Abâk’ın yerine Nûreddîn gibi güçlü bir rakip
gelmişti. Willermus, II, s.224-225, Abak, Askalân’a ilerlemek yerine Banyas’ı ele geçirmeyi daha uygun
buluyordu. Mucîreddîn Abâk’ın, Haçlılara karşı ciddi bir girişimden kaçındığı anlaşılmaktadır. Neticesinde
ordular Banyas önlerinden ayrıldılar. Sonrasında Askalân’ın Haçlıların eline geçmesi, Mucîreddîn Abâk’ı
endişelendirdi ve bu şehrin zaptı ile güçlenen Haçlı kralına, eski anlaşmaları yenilemek için haber yolladı. Bu
arada Nûreddîn ile ittifak halinde olmasına rağmen Banyas önündeki kararsızlığı dolayısıyla da
çekinmekteydi. Zira kendisi 1151 yılı içinde Nûreddin’in üstünlüğünü tanımıştı. Özetle İslam ordusunun
Banyas önünde ayrılmasını Mucîreddîn Abâk’ın çekimserliğine bağlamak mümkündür. Coşkun Alptekin,
515
144
Haçlılar,
kuşatmayı
büyük
kapıda
(Doğuda
bulunan
Kudüs
Kapısı)
yoğunlaştırırlarken surları mancınıklarla aralıksız dövdüler. Şehir halkından ölenlerin
sayısını bilemiyoruz fakat burada ölenlerden daha fazlası, kuleden atılan taşlarla ve şehirde
bazı işler dolayısıyla dolaşanları hedef alan oklarla can verdi. Zamanın kuşatılanlar
aleyhine işlemesi üzerine Askalânlılar, kendilerine çok zarar veren bu kuleyi yakmaya
karar verdiler. Surlardan atılan odunların tutuşturulması çok zor olmadı fakat surlara doğru
esen rüzgâr dolayısıyla bu girişim de kuşatılanların zararına oldu. Rüzgârın tüm gece
esmesinin de etkisiyle sabahleyin sur, bir burçtan diğerine kadar çöktü. Fakat hedeflenen
de oldu ve kule yıkıldı. Surun yıkılmasıyla Haçlılar, şehri çok kolay bir şekilde toplu bir
hücumla zapt edebilirlerdi fakat bu noktada Haçlıların anlaşmazlığı ya da hasisliği şehri
şimdilik kurtardı. Willermus’un kaydına göre Templierlerin üstadı Bernhard, surun yıkılan
kısmından içeriye kimseyi bırakmadı. Haçlıların âdetine göre içeriye ilk giren, en büyük
yağmayı yapıp en büyük payı alacağı için Bernhard, yaklaşık kırk kişi ile açılan gedikten
içeriye girdi fakat kuşatılanların ani saldırısı sonucu tamamı öldürüldü. Bu başarı,
Askalânlıların kendine güvenini tazeledi ve gemilerden tedarik edebildikleri odunlarla
açılan gediği tamir etmeyi ve hatta bir kısım Haçlıyı öldürmeyi de başardılar. Sonrasında
ölüleri duvarlara asarak Haçlıların morallerini bozmaya çalıştılar518.
Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), s.156-159, aynı yazar, “Dımaşk Atabekliği (Tugtekinliler)”, s.512513, aynı yazar, “Musul Atabekliği (Zengîler)”, DGBİT, VII, Çağ Yayınları, İstanbul 1988, s.555,
Stevenson, The Crusaders in the East, s.171-172, Mucîreddîn Abâk’ın, Haçlılarla tekrar temasa geçmesi
şehirde huzursuzluğa da sebep olmuştu. Hatta Dımaşk’ın düşmesinde de bu durumun etkili olduğu
söylenebilir. Gülay Öğün Bezer, “Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, s.854, Stevenson, The
Crusaders in the East, s.172, Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.474, Nûreddîn’den yardımı İbn Salâr istemişti.
İbn Salâr, Sünnî idi ve bu yüzden arası halife ile zaman zaman açılmıştı. Hatta araştırmacılar, onun
Nûreddîn’den yardım istemesini dahi Sünnî oluşuna ve Nûreddîn’e yakınlık hissetmesine bağlamaktadırlar.
Yani vezirin yardım isteği, Nûreddîn dolayısıyla Sünnîliğin Mısır’a yayılması ve hakim olması için atılmış
bir adım olarak değerlendirilmektedir. Buna göre İbn Salâr’ın, İbn Massâl ile olan mücadelesini de bir ŞiîSünnî çatışması olarak düşünmek gerekmektedir. Hasan İbrahim Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, s.233-234,
Askalân’ın zaptı ile Dımaşk, güneyden Haçlılar, kuzeyden Nûreddîn tarafından çembere alınmış oldu.
Hareket alanı kalmayan Mucîreddîn Abâk, Haçlılara yaklaşmak durumunda kaldı. Aydın Usta, Çıkarların
Gölgesinde Haçlı Seferleri, s.171
518
Willermus, II, s.225-228, İbn el-Esîr’in, halk arasında anlaşmazlık çıktığı yolundaki rivayeti, bu olayla
alakalı olmalıdır. Buna göre Haçlıların moralleri öylesine bozulmuştu ki kuşatmayı kaldırmayı
düşünüyorlardı. Fakat bu arada halk arasındaki anlaşmazlığı haber aldılar ve kuşatmayı sürdürmeye devam
ettiler. Kuşatılanlardan her bir taife, zaferin kendilerine ait olduğunu iddia ediyorlardı. Bu iddialar, o kadar
büyüdü ki şehirde bu kimseler arasında yaşanan tartışmalarda ölenler dahi oldu. Bu durumda Haçlılar,
saldırılarını şiddetlendirdiler ve bu olaylar şehrin işgali ile sonuçlandı. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.392, a.
mlf., İslam Tarihi, XI, s.164, İbn Haldûn Kitâb el-İber, V, s.237, el-Yafîî, Mir'ât el-Cinân, III, s.219,
Anonim Süryânî yazarı da detay vermeden Müslümanların kendi aralarında çatıştığını haber vermiştir.
Anonim Süryânî Vakayinamesi, s.73, Abû’l-Farac, açılan gedikten içeriye 400 kişinin girdiğini ve bunların
orada bekleyen 20 bin zırhlı Müslüman tarafından katledildiğini haber vermektedir. Diğer kaynaklarla teyit
edilmeyen rivayetinin devamında yazar, Haçlı kaynağının aksine bu açılan gediği Haçlıların beklediğini ve
Müslümanların kapatmasına izin vermediklerini de yazmaktadır. Abû'l-Farac, II, s.391, Süryânî Mihail de
aynı rivayetleri vermekle beraber kralı geri dönmekten Renaud’un (de Chatillon veya Saint-Jean baş reisi
145
Kulenin tahribi ve sonrasında yaşanan olaylarla Askalânlıların amaçlarına
ulaştıkları, o an için Haçlılara büyük zarar verdikleri söylenebilir. Çünkü Haçlılar,
uğradıkları kayıplar dolayısıyla kuşatmanın devamını sorgulamaya başlamışlardı. Fikir
ayrılığına düşen Haçlılardan bir grup, kuşatmanın kaldırılması gerektiğini dile getirirken
diğer bir grup sebat etmenin gerekliliği üzerinde duruyordu. Kuşatmanın kaldırılmasını
savunanlara göre birçok şövalye ölmüş, daha fazlası yaralanmış, çok zaman ve para
harcanmıştı. Fakat bu kadar emek heba edilmedi, kuşatmanın devamına karar verildi ve bu
karardaki isabet, şehrin zaptı ile ispat edildi. Bundan sonraki ilk çatışmada Haçlıların,
Müslümanlara çok büyük zarar verdikleri görülüyor. İslam kaynaklarında yer almayan bu
durumu Willermus, “(Müslümanlar) kuşatmanın ilk gününden bu ana kadar böylesine
büyük bir zarar ve kayba hiç uğramamışlardı. Ordunun gücü bitmiş, şehirdeki ileri gelen
kimseler ölmüş, kudret ve güvenlerini kaybetmişler ve artık ne yapacaklarını
bilmiyorlardı” diyerek dile getirmiştir. Fakat bu çatışmada Haçlıların da kayıplarının fazla
olduğunu tahmin edebiliriz. Zira çatışmanın hemen akabinde Askalânlılar, krala
başvurarak ateşkes istemişler ve bu sürede ölülerin gömülmesini teklif etmişlerdi. Kral da
teklifi kabul edince ölüler karşılıklı olarak geri verildi ve gömüldüler519.
Müslümanların ümidine son darbeyi, büyük bir kirişi taşıyan kırk askere
mancınıktan atılan taşın isabet etmesi ve bu askerlerin ezilmeleri vurdu. Sürekli kayıp
veren halkın direnecek gücü kalmamış ve yardım umutları tamamen tükenmişti. Şehir ileri
gelenlerinin toplantısı ve durumu değerlendirmesi, malumun ilanından başka bir şey
değildi. Yani görüşmeden, canları ve malları için emân dilenmesi kararı çıktı520.
Haçlı
karargâhına
giden
elçilere
–krallık
ileri
gelenlerinin,
bu
teklifi
değerlendirmelerinin ardından- olumlu cevap verildi. Fakat Müslümanların üç gün içinde
şehri boşaltmaları da şart koşuldu. Müslümanların, Haçlılara güvenmedikleri için bu sözü
yeminle tasdik ettirmeleri üzerine Haçlılar da Müslümanlardan rehineler istediler.
Nihayetinde elçiler, onlara katılan Haçlı şövalyeleriyle birlikte şehrin en yüksek burcuna,
verilen Haçlı bayrağını çekmek üzere geri döndüler. Haçlıların şartının aksine
Müslümanlar, şehri iki günde boşalttılar ki bu durum, Askalânlıların yeminlere rağmen
Haçlılara güvenmediğini göstermektedir. Willermus’un kaydına göre kral sözünde durdu,
Müslümanlara zarar vermedi hatta çölde bulunan el-Arîş’e kadar yanlarına kılavuzlar da
Renaud?) vazgeçirdiğini eklemiştir. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195),
s.169-170
519
Willermus, II, s.228-230
520
Willermus, II, s.230-231
146
verdi. Haçlılar nihayet şehri zapt etmişlerdi. Baudouin, şehirde bulunan malları kuşatmada
yararlılık gösterenlere dağıttı ve şehri, Yafa kontu olan kardeşi Amaury’ye hediye etti.
Böylece Haçlılar Askalân’ı 19 Ağustos 1153’te ele geçirmiş oldular 521.
Ele geçirilen şehrin Haçlılar açısından önemi tartışma götürmez. Kudüs Krallığı’na
Fâtımî saldırılarının buradan düzenlenmesi ve Sûr kuşatmasında olduğu gibi halkın
eşzamanlı saldırıları, Haçlıları zor durumda bırakabiliyordu. Ayrıca Sûr’un ardından
Askalân’ın da Haçlıların eline geçmesi, Haçlıların denizde daha rahat hareket
edebilecekleri anlamı da taşımaktadır. Haçlılar açısından önemli başka bir nokta, şehir ele
geçirildikten hemen sonra gün yüzüne çıktı. Burada çok büyük bir ganimet ele geçirilmişti.
Willermus’un kaydına göre 1153 sonrasında Haçlıların yaşadıkları kıtlık, burada ele
geçirilen ganimet sayesinde daha hafif atlatılmıştı. Çünkü yukarıda bahsedildiği üzere
Fâtımîler, her yıl birkaç kez Askalân’ı takviye ediyor ve şehirde büyük bir erzak stoku
bulunuyordu522.
Haçlılar, Askalân’ı ele geçirerek Filistin ile Mısır arasındaki son engeli de ortadan
kaldırmış oldular. Gerçekte Haçlıların genişleme imkânı bulacakları bir yön kalmadığından
Askalân’ın zaptı, Kudüs Krallığı için yeni bir kapı açacaktı. Ancak Nûreddîn’in, Dımaşk’ı
zaptı da aynı anlama gelmektedir. Tüm bu sebeplerle Mısır gibi zengin bir ülkeyi birbirine
Willermus, II, s.231-234, Willermus’un kaydına göre Müslümanların yanına verilen kılavuzlar geri
dönünce aralarında bulunan Nocquin? adlı bir Türk, bu çaresiz insanlara saldırıp mallarını yağmaladı ve
onları öylece çölde bıraktı. Yazarın kaydını başka kayaklarla teyit etmek mümkün olmamaktadır. Ayrıca
Willermus, şehrin zapt tarihini hatalı olarak 12 Ağustos 1154 kaydetmiştir. Willermus, II, s.233-234, İbn elKalânisî, Zeyl, s.321, Yâkût el-Hamavî, şehrin zapt tarihini 27 Cemaziyülevvel 548 = 20 Ağustos 1153
olarak verirken, Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, IV, s.122, Urfalı Mateos, bu tarihi 16 Ağustos 1153
olarak kaydetmiştir, Urfalı Mateos, Vekâyiname, s.320, Şehrin emânla alındığı tüm kaynaklarda
kaydedilmiştir. Fakat Abû’l-Farac, burada 15 bin Müslümanın öldürüldüğünü, diğerlerinin de Mısır’a
kaçtıklarını haber vermektedir ki bu rivayet olayların seyrine uymamaktadır. Abû’l-Farac, II, aynı yer,
Süryânî Mihail ise bu rakamı 18 bin olarak vermektedir. Süryânî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in
Vakâyinâmesi (1042-1195), s.170, Ebû Şâme, duvar yıkıldığında şehre giren Haçlıların, Müslümanlardan
pek çok kimseyi öldürdüğünü haber vermekle beraber rakam vermez. Bu olay, Haçlıların saldırılarını
şiddetlendirdiklerinde Willermus’un kaydettiği olay olmalıdır. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.276, edDevâdârî, şehrin teslim edilmesi hususunda diğer kaynaklarda yer almayan bir detay vermektedir. Buna göre
şehir, kuşatmaya direnirken şehre küçük bir kayık yaklaşmaya başladı. Halk, bunun ardından yardıma
gelecek diğer gemileri beklerken gemiden bir adam indi ve Askalân naibine bir mektup uzattı. Mektupta;
mektubu alıp okuduğunda Askalân sazlığından sağlam (kalın) Acem kamışlarından bir demet kamış alması
yazılıydı. Askalân naibi “baş üstüne” dedikten sonra geceye kadar bekledi ve sonrasında Haçlılardan şehir
adına emân istedi. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VI, s.562-563
522
Willermus, II, s.236, İslam kaynakları da şehirdeki malların çokluğunu haber vermektedir. Bkz. İbn
Kalânisî, Zeyl, s.321-322, İbn Tağrîberdî, en-Nucûm, V, s.287, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.27
521
147
kaptırmamak için mücadeleye başlayan Zengîler ve Haçlılar, Fâtımî Devleti’nin sonunu
hazırlamışlardır523.
Şehrin zaptıyla birlikte Fâtımîler, Suriye’deki son kalelerini de kaybetmiş oldular.
Bu kaybın yaşanmasında en büyük rolü, Fâtımî dâhili olaylarının oynadığını söyleyebiliriz.
İbn el-Esîr’in ifade ettiği üzere güç, galip gelenin eline geçiyor ve bu mücadele çok sık
yaşanıyordu. Güce gerçek manada sahip olan vezirlerin çok sık değişmesi, ülkede istikrarı
alt üst ediyordu. Vezirliğe yeni gelen ise henüz düzeni sağlayamadan ya makamından
oluyordu ya da hayatından. İbn Salâr gibi vezirlerin, Suriye’de Haçlılara karşı direnen
şehirlere gösterdikleri ihtimam, bu kaos ortamlarında ihmal ediliyor ve bu şehirler bir
bakıma kaderine terk ediliyordu. Askalân’ın Haçlılar tarafından kuşatılması ve neticede
emân ile ele geçirilmesi de işte böyle bir zamana denk düşmüştür. Nitekim İbn Salâr’ın
hazırlamaya çalıştığı donanma, onun katlinden sonra Askalân’a ancak kuşatmanın beşinci
ayında ulaşabilmiştir. Bu yardımların süreklilik arz etmemesi de şehrin kaderinde
belirleyici olmuştur. Burada Haçlılar, Askalân’ı zapt ettiklerinde Fâtımîlerin içinde
bulunduğu durumu Makrîzî çok güzel özetlemiştir: “ez-Zâfir’in etrafında eğlencelerin yanı
sıra oyun dolan arttığı için Fâtımî Devleti’nde zayıflık ve bozukluklar ortaya çıkmıştı.
Bunun bir sonucu olarak da Haçlılar, Askalân’ı aldılar ve istila ettiler.”524
Haçlıların zaman zaman Mısır topraklarına düzenledikleri keşif seferleri göz önüne
alındığında artık Mısır’ın da Haçlı saldırısına uğrayacağı aşikârdı. Bu durumda Haçlıların
Askalân’ı zaptından bir yıl sonra Nûreddîn de Dımaşk’ı ele geçirerek Haçlılarla arasındaki
engeli kaldırdı ve Haçlıları gözlemlemeye başladı. Yani eğer Haçlılar, Mısır’a saldırırsa
arada Dımaşk engeli olmadığı için rahatça müdahale edebilecekti. Nûreddîn, uzun süreden
beri Dımaşk’ı hâkimiyet alanına katma uğraşındaydı. Bunun için haklı sebepleri de vardır.
İlk sebep, Dımaşk hâkiminin Haçlılarla ittifak halinde olması ve bu durumun
Müslümanlara zarar vermesidir. İkinci olarak Dımaşk, Nûreddîn’in Haçlılara ulaşmasına
engel teşkil ediyordu. Bunun en net örneğini, 547 (1152-1153) yılında Haçlılar, Askalân’ı
kuşattıkları sırada aradaki Dımaşk engeli sebebiyle Nûreddîn’in Askalân’a yardım
Ramazan Şeşen, Selâhaddin Eyyûbî ve Devlet, s.41, Askalân ve Dımaşk’ın zaptı ile çatışmaların merkezi,
Suriye-Filistin bölgesinden Mısır’a kaydı. P.M. Holt, Haçlılar Çağı, s.46-47, Nureddin’in Dımaşk’ı zaptı için
Bkz. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.326-329, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.398-399, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.169170, İbn Tağrîbirdî, en-Nücûm, V, s.304, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.29, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V,
s.283-284, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, 125-127
524
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.209
523
148
edememesinde görüyoruz525. Neticesinde Askalân’ın ve Dımaşk’ın ele geçirilmelerinden
kısa bir süre sonra Haçlı-Müslüman çatışmasının yönü de Mısır olarak belirdi.
3.3.EL-FÂİZ Bİ-NASRİLLÂH (1154-1160) DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI
İLİŞKİLERİ
Vezir Abbas’ın idaresine karşı genel bir hoşnutsuzluk söz konusuydu. Özellikle
saraydaki kadınların faaliyetleri, Abbas’ın sonunu getirdi. Saray kadınları, mektupların
içine saçlarını koyarak Talâ’i b. Ruzzîk’ten yardım istediler. Talâ’i b. Ruzzîk’in Kahire
üzerine yürümesi karşısında Abbas, Nasr ve Usâme, Kahire’yi terk ederek Suriye’ye doğru
yola çıktılar. Yolda Haçlıların saldırısı sonucu Abbas öldürülürken Nasr esir alındı526 ve bu
arada Usâme kurtulmayı başardı. Talâ’i b. Ruzzîk, Kahire’ye girince halifenin gömüldüğü
yeri öğrenerek onu gereğince defnetti ve idareyi ele aldı. Sonrasında Haçlılardan satın
alarak Kahire’ye getirdiği Nasr, halk tarafından paramparça edildi. Talâ’i b. Ruzzîk,
bundan sonra kendisine rakip olabilecek devlet ileri gelenlerinden bazılarının mallarına el
koyarken bazılarını da Hicaz, Yemen gibi yerlere sürdü527.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.398, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.169, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.126,
Nûreddîn’in Dımaşk’ı zapt etmesi şart idi. Zira Haçlılar, Askalân’ı alınca Askalân ile Dımaşk arasında onları
rahatsız edecek bir yer kalmamıştı. İbn el-‘Adîm, Zübdet el-Haleb, s.336, Willermus’un yukarıda bahsedilen
kaydı da bu görüşü desteklemektedir.
526
Willermus’un kaydında Mısır’da yaşananlar İslam kaynaklarına uymamakla beraber Nasr’ın esir alınması
ve sonrasında gelişen olaylar konusunda önemli bilgiler vermiştir. Yazar, Talâ’i b. Ruzzîk’in hareketinden
bahsetmezken Abbas ve Nasr’ın Mısır’dan kaçışını halkın toplanıp cinayetin hesabını sormak istemesine
bağlamaktadır. Bunun üzerine Suriye’ye doğru yola çıkan Abbas ve Nasr, endişesizce Scylla’dan
Charybbis’e gittiler. Bu sırada orada Haçlılar tesadüfen onları gördü. Abbas ve Nasr, Haçlıların saldırısında
ölümcül derecede yaralanırken yanlarında hazineleri taşıyan hizmetçiler de esir alındı. Ele geçirilen ganimet
paylaşıldı fakat bu işte asıl önemli rolü Templierler oynadığı için en büyük payı da onlar aldılar. Nasr da
Templierlerin eline geçti. Nasr, hapiste tutulduğu sırada Hristiyan olmak istediğini söyledi ve din değiştirdi.
Bu sırada Fâtımîler onu öldürmek için Haçlılardan istediler ve Templierler, Nasr’ı 60 bin altına sattılar. Elleri
ve ayakları zincirli ve demir bir kafes içinde Mısır’a yollanan Nasr, halk tarafından paramparça edildi.
Willermus, II, s.252-253, es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, IX, s.91, Aydın Usta, “Haçlı Seferleri
Döneminde Din Değiştirme Vakaları”, s.696, Süryânî Mihail, Nasr yerine Abbas’ı vermiştir. Yazarın
rivayeti diğer kaynaklara uymaz: Abbas yanında 3 bin Ermeni ile Nureddin’e sığınmak için yola çıktı.
Fâtımîler onu takip ederken bu Ermeniler döndüler ve Fâtımîlerden çok sayıda insanı öldürdüler (yaklaşık 5
bin). Kılavuzlar, ona ihanet ettiler, üç gün aç susuz çölde dolaştırdılar. Abbas, Askalan’ın karşısına
geldiğinde Haçlılara rastladı. Abbas’ın yanındaki Ermeniler Haçlılara katıldı, Abbas esir alınıp Mısır’a
yollandı ve çarmıha gerildi. Abû’l-Farac, II, s.393-394, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in
Vakâyinâmesi (1042-1195), s.176-177, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.281-282, İbn
el-Kalânisî, Abbas ve Nasr’ın Gazze ve Askalân civarında bir yere geldiklerinde Haçlıların saldırısına
uğradıklarını haber vermektedir. İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.330
527
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.395-396, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.166-167, Usâme İbn Munkız, İbretler
Kitabı, s.48-54, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.214-218, 220, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.294, 296-298, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.208-210, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.491-493, a. mlf, II, s.526, Ebû elFidâ, el-Muhtasar, III, s.28, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.97-98, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.292294, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.567-568, İbn el-İmâd, Şezerâet ez-Zeheb, VI, s.252, el-Yafîî, Mir'ât
el-Cinân, III, s.236, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.280-282, Ramazan Şeşen,
“Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, MEB, İstanbul 1979, s.693, Talâ’i b. Ruzzîk, güçlü
Fâtımî vezirlerinin sonuncusudur. Vezirliğe geldiği zaman büyük saray memuriyetlerini altı ayla sınırlı
tutarak devlet adamlarının güçlenmesinin önüne geçmek istemişti. Yani Talâ’i b. Ruzzîk, valilikleri her altı
525
149
Devlete gerçek manada hâkim olan Talâ’i b. Ruzzîk, bu dönemde Haçlılara karşı
başarılı bir mücadele yürütmüş, Mısır’dan yolladığı ordular, Haçlı şehirlerine önemli
zararlar vermişlerdir. Burada üzerinde durulması gereken bir nokta, Askalân’ın kaybı
konusunda anlatıldığı üzere Nûreddîn’in Dımaşk’ı zapt etmesidir. Zira bu şehrin zaptı,
bundan sonra Askalân ile beraber Fâtımî-Haçlı ilişkilerine yön verecektir. Talâ’i b. Ruzzîk,
Haçlı topraklarına birlikler sevk ederken bir taraftan da Nûreddîn ile yazışıyor ve Haçlılara
karşı ortak hareket etme konusunda onu teşvik ediyordu. Bu yazışmaların somut sonuçları
tam olarak tespit edilemese de Fâtımîlerin, Sünnî İslam dünyasıyla bağlantı kurması ve
Haçlılara karşı daha etkin bir işbirliğine girme çabası yönünden önemlidir. Nitekim daha
sonraki dönemde Mısır’ı Haçlılara kaptırmak istemeyen Nûreddîn ile Fâtımî vezirleri daha
yakın ilişki içinde olacaklardır528.
el-Fâiz, Abbas’ın cinayetlerine şahit olarak akli dengesini kaybetmiş, halifeliği
müddetince vezirlerin gölgesinde kalmış ve devlet işlerinde etkin olamamıştı. Nihayetinde
23 Temmuz 1160’ta öldü529.
Yukarıda ifade edildiği üzere Askalân ve Dımaşk’ın zaptı sonrası Mısır’ın
hâkimiyeti için şiddetli bir mücadele başladı. Haçlıların Mısır’a saldırıları daha öncesinde
sınırlı idi fakat bu dönemde başka hareket alanları kalmadığı için Mısır topraklarına sefer
düzenlemeye başladılar. Bu seferler, genelde yağma amaçlı idi. Fakat Talâ’i b. Ruzzîk’in
bu saldırılara aynı şekilde mukabele ettiği görülmektedir. Talâ’i b. Ruzzîk’in vezirliği
esnasında Haçlılara karşı iyi bir mücadele verildiğini, dahası Nûreddîn ile ilişkilerin
geliştirilip Haçlıların her iki yönden de yıpratıldığını söyleyebiliriz. Eşzamanlı bir seferle
Haçlılara büyük zararlar verildiği görülmez fakat Nûreddîn ile mücadele ederken Fâtımîler
tarafından bir saldırı gelmesini engellemek isteyen Haçlıların ateşkes talepleri, KahireDımaşk arasındaki yakınlaşmanın olumlu sonucu olarak yorumlanmalıdır.
ayda bir satmakla senede iki defa vergi topluyor ve bu da halkı zorluyordu. Eymen Fuâd Seyyid,
“Fâtımîler”, DİA, XII, s.232, Umâra el-Yemenî de Talâ’i b. Ruzzîk’i şu sözlerle övmektedir: “Mısır
vezirlerinden hiç biri Salih b. Ruzzik gibi devlet adamlarını yüceltmemiş; hiçbiri de Dırgam gibi o adamları
yok edememiştir. Şaver sülalesi gibi devlet mallarını talan eden ailelere de rastlanmamıştır.” Hasan İbrahim
Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, s.242
528
Dımaşk’ın Nûreddîn tarafından zaptı için Bkz. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.398-399, a. mlf., İslam Tarihi,
XI, s.169-170, İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.326-329, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.98
529
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.437-438, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.212, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.238, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.211-212, İbn Hallikân, Vefeyât, III, s.493-494, Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, III, s.37, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.98, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.344, edDevâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.12, el-Cevzî, el-Muntazam, XVIII, s.143, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb,
VI, s.292
150
3.3.1.Haçlıların Tinnîs Şehrini Yağmalamaları (1154)
Askalân’ın zaptının ertesi yılı, Fâtımî topraklarına bu defa Sicilya’dan hareket eden
bir Haçlı kafilesinin saldırısı gerçekleşti. Haçlılar 21 Temmuz 1154’te Tinnîs şehrine
saldırarak halkın bir kısmını öldürüp bir kısmını da esir aldılar. Kaynakların ifadesine göre
Haçlılar burada çok büyük bir ganimet ele geçirmişlerdir. Haçlıların çekilişinin akabinde
şehirden kaçanlar ve saklananlar geri döndüler530. Bu saldırıya karşılık verilip
verilmediğine dair kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur. Bir şey yapılmadığına
hükmedebiliriz zira bu sırada vezir Talâ’i b. Ruzzîk, devlet işlerini yoluna koymaya
uğraşıyordu. Hatta aşağıda görüleceği üzere Talâ’i b. Ruzzîk, bu çabaları esnasında
Haçlılarla anlaşmayı dahi düşünmüştü.
3.3.2.Haçlılarla Anlaşma Yapılması (1155-1156)
ez-Zâfir’den sonra da Fâtımî Devleti’nde sular durulmadı. Özellikle vezirlik
makamı için verilen mücadelelerin devleti zayıf düşürdüğü göz önüne alındığında bu
makama sahip olanların çok dikkatli davranma zorunlulukları ortaya çıkıyordu. Bu noktada
Haçlılardan gelebilecek bir saldırı, devleti çok zor durumda bırakabilirdi. Bu nedenlerle
Fâtımî veziri Talâ’i b. Ruzzîk, devlet işlerini düzene koymakla uğraşırken Haçlıların
saldırılarından emin olmak niyetiyle Haçlılara hazineden ve devlet adamlarının
iktalarından alınacak belli bir miktarda para ödemeyi ve anlaşma yapmayı düşündü. Fakat
bu düşüncesini açıkladığında devlet ileri gelenleri, buna şiddetle karşı çıktılar ve hatta
kendisini azletmekle tehdit ettiler. Bu nedenle bu düşünce hayata geçirilemedi (1155)531.
Kaynaklara yansıdığına göre ertesi yıl Mısır’da devleti sarsan bir kıtlık yaşanmıştır.
Buğday kıtlığı dolayısıyla yükselen fiyatlar, Fâtımîleri zor duruma sokmuştu532. Bu nazik
durumda Talâ’i b. Ruzzîk, bu kez Haçlılarla anlaşma yapmıştır. Kaynaklarda anlaşmanın
ne şartlarda yapıldığına veya başka bir detaya dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.331, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI,
s.692, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.295, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.219, Th. Bianquıs,
“Talâ’i’ b. Ruzzîk”, EI, X, Leiden 2000, s.150, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.304, el-Makrizî, İtti’âz, III,
s.207, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.27, İbn el-Esîr, bu olayı 548 = 1153 / 1154 yılı olayları arasında
zikretmiştir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.393, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.164, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer,
VII, s.563, E. Graefe, bu tarihi 1155 olarak vermiştir. E. Graefe, “Fâtımîler”, İA, IV, MEB, İstanbul 1979,
s.526
531
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.331, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI,
s.692, daha önceki örnekler göz önüne alındığında Talâ’i b. Ruzzîk’in risk almayarak bu devlet adamlarına
rağmen harekete geçmemesi yerinde bir davranış olmuştur.
532
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.336, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.229
530
151
Fakat devletin güçsüz düştüğü bir ortamda Haçlılara karşı koyamayacağı düşüncesiyle
böyle bir anlaşmanın yapıldığını tahmin edebiliriz533.
3.3.3.Nureddîn ile Haçlılara Karşı Anlaşma Çabaları (1157-1158)
Haçlılarla anlaşma yapmanın, devlete uzun süreli bir faydası olmayacağı açıktır.
Ayrıca anlaşma yapılmasına rağmen Haçlı tehlikesinden emin olmak da mümkün değildir.
Bu yüzden Fâtımîlerin, Nûreddîn ile ittifak kurması daha etkili bir siyasettir. Hem
Haçlıların Askalân kuşatmaları ve daha öncesinde Nûreddîn ile iletişim kurulmuştu. Bunun
somut bir neticesinden bahsetmek zordur fakat Askalân’ın kaybı sonrasında Haçlıların,
Mısır’a yöneldikleri göz önüne alındığında Nûreddîn’in de daha aktif olacağı kesindir. Bu
arada Dımaşk’ı zaptı da Nûreddîn’i önemli bir sorundan kurtarmıştı ve Haçlılarla daha
rahat bir mücadeleye girebilirdi.
Bu dönemde Fâtımî veziri Talâ’i b. Ruzzîk’in, Haçlılara karşı Nûreddîn ile ittifak
kurma çabasında olduğunu görüyoruz. Talâ’i b. Ruzzîk, bu amaçla 1157 yılı içinde
Nûreddîn’e bir elçilik heyeti yolladı. Kaynaklarda olayın detayına dair bir bilgi
bulunmamasına rağmen bu elçilik heyetiyle Talâ’i b. Ruzzîk, muhtemelen Haçlılara karşı
Nûreddîn’in yardımını taleb etmişti. Aynı yıl içinde (24 Nisan 1157) yine benzer konularda
görüşmek üzere Nûreddîn’in elçisi Zeynel-Haccâc, Mısır’a -Fâtımî elçileriyle berabergönderildi534.
Ertesi yıl (16 Ekim 1158) bu defa Talâ’i b. Ruzzîk’in elçisi Mahmûd el-Müvelled,
Nûreddîn’in huzuruna geldi. Yanında Nûreddîn’e sunulmak üzere gönderilen bol miktarda
hediye de bulunuyordu. Haçlılar, bu heyete yolda saldırmışlar fakat pek çoğu
katledilmişti535. Fâtımî elçilerine yapılan saldırının detaylarının İslam kaynaklarına
Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, s.692, Talâ’i b. Ruzzîk zamanı
Dımaşk-Kahire yakınlaşmasının ön plana çıktığı bir dönemdir. Bu yakınlaşma ile Fâtımî-Haçlı ilişkileri daha
karmaşık bir hal aldı. Yaacov Lev, Saladin in Egypt, s.54
534
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.338, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.230, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik alMalik al-Salih”, İA, XI, s.692, Haçlıların arz ettiği tehlikeyi gören Talâ’i b. Ruzzîk, Usâme b. Munkız’a
yazdığı mektupta Nûreddîn’in Kudüs’e saldırmasını istiyordu. Geoffrey Hindley, Bir İslam Kahramanı
Selâhaddîn, s.85
535
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.353, Ebû Şâme, Mısır elçisinin adını Hacîb Mahmûd el-Müsterşîdî olarak
kaydetmiştir, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.338, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik
al-Salih”, İA, XI, s.693, Elçi uzun süre Dımaşk’ta kaldıktan sonra 23 Şubat 1159’da döndü. Makrizî, bu
haberleşmenin tarihini 11 Ekim olarak vermektedir. Müellifin verdiği detaya göre Nûreddîn’e silahlarla
beraber bir hilat ve 3 bin dinar kıymetinde hediyeler yollanmıştı. Ayrıca Haçlılara karşı kendisini takviye
etmesi için 7 bin dinarı Nûreddîn’i Haçlılara karşı mücadelesinde öven bir kaside ile beraber göndermişti. elMakrizî, İtti’âz, III, s.234, Stevenson, The Crusaders in the East, s.180, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle elFâtımiyye fî Mısır, s.283
533
152
yansımamış olmasının yanı sıra Haçlı kaynakları da bu konuya değinmemiştir. Bu elçilik
heyetinin görevi de yine Nûreddîn’i Haçlılara karşı cihada teşvik etmek olmalıdır.
3.3.4.Sûr Şehrine Baskın Düzenlenmesi (1155)
1155 yılında Talâ’i b. Ruzzîk, Haçlılara karşı sefere girişecek bir orduyu hazır hale
getirmişti. Hazırlanan donanmaya tayin edilen kumandanın adı kaynaklara yansımamıştır.
Fakat kendisinden yetenekli bir kumandan şeklinde bahsedilmektedir. Donanma
kumandanı, Frank dilini konuşabilen birkaç adamını Haçlı kıyafetleri giydirerek önden
yolladı. Bunların hareketinin ardından kendisi de Bizans gemilerinin izlediği yollar ile
gerektiğinde sığınılabilecek yerleri incelemek için denize açıldı. Yoldayken Sûr limanında
büyük bir Bizans gemisinin bulunduğunu haber alınca derhal Sûr’a yöneldi. Yapılan ani
saldırı sonucu bu gemi ele geçirilip içindekiler öldürüldü ve mallara el konuldu. Donanma,
Sûr limanını ele geçirip üç gün boyunca yağmaladıktan sonra mezkûr gemiyi ateşe verdi ve
tekrar denize açıldı. Fâtımî donanması, denizde rastladığı hacıları taşıyan birkaç gemiyi de
ele geçirdi. Bu hacıların da bir kısmı öldürülürken büyük bir çoğunluğu esir alındı.
Nihayetinde donanma, bol ganimet ve esirle Mısır’a döndü536.
3.3.5.Haçlı Topraklarına Düzenlenen Seferler (1157-1158)
el-Fâiz döneminde Haçlı topraklarına yapılan seferlerin artış gösterdiği
gözlemlenmektedir. Bu olaylar, Makrizî’nin eserinde çok muhtasar ve dağınık bir şekilde
yer bulmuştur. Çoğu zaman bunların zamanını tayin etmek de mümkün olmamaktadır. Bu
seferlerin, çoğunlukla aynı kalıp üzerinden anlatılmış olması da olayların takibini
zorlaştırmaktadır. Bu olayları diğer kaynaklarla çoğu zaman teyit etmek mümkün
olmamaktadır.
Talâ’i b. Ruzzîk, 1156 yılında Haçlılarla yapılmış olan anlaşmayı bir yıl sonra
bozdu ve Haçlı topraklarına sefer düzenledi. Bu bağlamda 1157 yılı içinde Haçlı
topraklarına birkaç sefer düzenlendiğini ve bu seferlerde esir ve ganimetle dönüldüğünü
görmekteyiz. Makrizî’nin kayıtlarına göre ilk olarak 27 Haziran ve 24 Temmuz 1157’de
düzenlenen seferlerde önce Gazze ve etrafı yağmalandı. Sonra Askalân ve civarında
Haçlılardan esirler ve ganimetler ele geçirilerek dönüldü. Bu başarılar Nâsırü’d-Devle
Hûmân kumandasında Şeria’ya düzenlenen seferle de tekrar edildi. Aynı yıl içinde
Beyrut’a yönelen donanma, Haçlı gemilerini yenerek esir ve ganimet aldı. Ağustos-Eylül
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.332, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.298, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.224, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.211, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.219, Eymen Fuâd Seyyid,
ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.282-283, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”,
İA, XI, s.692
536
153
1157’de Senîatü’l-Mülk Zubyân’ın idaresinde Şevbek’e düzenlenen seferde de bol
miktarda ganimet ve esir alındı. Bu sıralarda Fâtımî donanması da Akkâ’ya yönelmişti.
Burada 700 civarında esir alıp Haçlı gemilerine karşı etkili bir mücadele veren donanma,
Ekim-Kasım 1157’de salimen döndü. Ekim-Kasım 1157’de Haçlı topraklarına tekrar
akınlar başladı ve bol ganimet ele geçirildi. Takip eden ay içinde 5 Aralık 1157’de
düzenlenen akını, 9 Aralık’taki izledi ve Dımaşk topraklarına kadar uzanan alanda Haçlı
arazisi tahrip edildi. Aynı yıl içinde rüzgârın İskenderiye önlerine sürüklediği Haçlı
gemileri de ele geçirildi.537.
Şubat 1158’de Şemsü’l-Hilâfe Ebû’l-Eşbâl ve Dırgâm kumandasında Gazze ve
Askalân üzerine 4 bin kişilik bir ordu Mısır’dan yola çıkarıldı. Ordu, Mart ayında el-‘Ucûl
Tepesi’ne ulaştı ve burada vuku bulan çarpışmada Haçlılar bozguna uğradı. Haçlılardan
pek çok kişi bu çarpışmada hayatını kaybetti. Eylül sonunda Fâtımî ordusu, bu defa elArîş’e yöneldi ve buradaki çarpışmalarda da aralarında atların ve çeşitli malların
bulunduğu büyük ganimet elde etti538. Aynı sıralarda denizde de başarı sağlandı ve Fâtımî
donaması,
rastladığı
birkaç
Haçlı
gemisini
içindekilerle
beraber
ele
geçirdi.
Gemidekilerden bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da esir alınarak bol miktarda ganimetle
birlikte Mısır’a götürüldü539.
Mayıs 1158’de Fâtımî ordusu, Vadi-i Musa’ya girerek ‫‘ حصن الدميرة‬yı sekiz gün
kuşattı. Ordunun bir kısmı buradan Şevbek’e yöneldi ve civara baskınlar düzenledi.
Kuşatılan kaleye iki emir, bir miktar askerle bırakıldıktan sonra ordu geri döndü540. 8
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.230-231, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.211, Ramazan Şeşen, “Talayi,
Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, s.692, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır,
s.283
538
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.351, Ramazan Şeşen, “Dırgâm b. Âmir”, DİA, IX, Ankara 1994, s.276, E. Graefe
Gazze’deki savaşı Fâtımîlerin büyük bir zaferi olarak değerlendirmektedir. E. Graefe, ‘’Fâtımîler’’, İA, IV,
s.526, Makrizî, bu seferlerin hemen sonrasında Beyt Cibrîn’e düzenlenen ve ganimetle dönülen bir seferden
bahsetmekte fakat bu olay, diğer kaynaklarda yer almamaktadır. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.233, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, I, s.326, Nuveyrî, bu olayı 1157 yılı içinde kaydetmiştir. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.211, İbn el-Kalânisî, el-Arîş’teki savaşta Haçlıların 400’den fazla kaybı olduğunu rivayet
etmektedir. İbn Kalânisî, Zeyl, s.353, Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA,
XI, s.693, el-Cevzî, Nûreddîn ile Haçlılar arasında mücadeleler sürerken, Mısır askerlerinin Gazze’ye sefer
düzenlediklerini kaydetmekle yetinmiştir. el-Cevzî, el-Muntazam, XVIII, s.119, Bu da Kahire-Dımaşk
yakınlaşmasının ve paralel politikalar geliştirmelerin bir sonucu olarak görünmektedir. Yaacov Lev, Saladin
in Egypt, s.54-55
539
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.351, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.326, Fâtımî donanması, Mayıs ayında
Tinnîs’ten Haçlı topraklarına doğru demir almıştı. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.233
540
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.233, Ramazan Şeşen’in verdiği detaya göre Vadi-i Musa halkı, kadıları Zeynel
Arab’ı Talâ’i b. Ruzzîk’e yollamış ve Haçlı saldırılarından kendilerini kurtarması için yardım istemişlerdi.
Bunun üzerine Talâ’i b. Ruzzîk, buraya yukarıda bahsedilen seferi düzenledi ve sonrasında aynı ordu, Şevbek
civarını da yağmaladı. Fakat yazar, kuşatılan kaleyi “el-Vuayrâ” olarak kaydetmiştir. Ramazan Şeşen,
537
154
Haziran 1158’de Haçlı topraklarına düzenlenen ve Haçlıların mağlup olduğu seferden de
Fâtımîler ganimetle dönmüşlerdi. Bu seferin hemen sonrasında Talâ’i b. Ruzzîk, beş
gemilik bir deniz gücünü, 1 Eylül 1158’de yola çıkardı. Sahil şehirlerine yönelen donanma,
Haçlı gemilerini yenerek çok sayıda esir ve ganimetle yüklü olarak 17 Ekim 1158’de
Mısır’a döndü541. 1158 yılının son günlerinde Talâ’i b. Ruzzîk, orduyu karadan ve
denizden tekrar harekete geçirdi. Makrizî’nin kaydına göre ordu, Haçlılara karşı başarılı
savaşlar verdikten sonra bol ganimet ve esirle salimen döndü. Bu esirler arasında Kıbrıs
hâkiminin kardeşi de bulunmaktaydı. Talâ’i b. Ruzzîk, bu kimseyi çok iyi ağırladıktan
sonra Bizans imparatoruna yolladı542.
3.3.6.Haçlıların Ateşkes Talebi ve Yaşanan Diğer olaylar (1159)
27 Mart 1159’da Haçlı elçileri, ateşkes talebiyle Kahire’ye geldiler. Bu sırada 1158
yılında Nûreddîn’e gönderilen Hacîb Mahmûd el-Müsterşîdî, Dımaşk’tan döndü. Haçlı
elçilerinin ateşkes isteğinin sebebi bu sayede anlaşıldı. Zira Nûreddîn, Haçlı topraklarına
cihada çıkmış ve Gazze’ye akınlar düzenlemeye başlamıştı. Haçlı elçilerinin teklifini
Talâ’i b. Ruzzîk’in reddettiği anlaşılmaktadır zira Mahmûd el-Müsterşîdî’nin gelişinin
hemen sonrasında Haçlılara karşı bir ordu hazırlamaya başlamıştır543. Donanmanın
hazırlanıp yola çıkarılması, Bizans imparatorunun hareketiyle alakalı olmalıdır. İbn elKalânisî’nin ifadesine göre Bizans imparatoru 1159 yılında Ermeni Leon’un toprakları ile
Antakya havalisini tahrip ettikten sonra Müslüman şehirlerine ilerlemekteydi. Bu durumda
Nûreddîn, bölgedeki emirlere mektuplar göndererek hazırlıklı olmalarını istemişti544.
Makrizî’nin kaydında bu konuya dair herhangi bir detay bulunmamasına rağmen, Fâtımî
donanmasının hareketi, bu olayla alakalı olmalıdır545.
“Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, s.693, Nuveyrî, bu olayı 1157 yılı içinde
kaydetmiştir. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.211
541
Aynı sıralarda el-Arîş’e bir baskın düzenleneceğini haber alan Talâ’i b. Ruzzîk, buraya asker sevk etmiş
fakat bir olay yaşanmayınca askerler geri dönmüştü. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.234
542
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.234, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, 220, Steven Runciman, II, s.292,
Th. Bianquıs, “Talâ’i’ b. Ruzzîk”, EI, X, s.150
543
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.236, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.283
544
İbn el-Kalânisî, Zeyl, s.354
545
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.236, Aynî’den naklen verdiği bilgide Ramazan Şeşen, donanmanın hareketi ile
aynı zamana denk gelen bir Gazze seferinden bahsetmektedir. Bu olayın aynı amaca yönelik olması
muhtemeldir. Ramazan Şeşen, “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, s.693
155
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ (1160-1171)
4.1.EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ (1160-1171)
el-Fâiz bi-Nasrillâh’ın ölümü üzerine yerine el-Hâfız’ın torunu Ebû Muhammed
Abdullah b. Yusuf, “el-Âdid” lakabıyla halife oldu. el-Fâiz öldüğü zaman vezir Talâ’i b.
Ruzzîk, saraya gelip kimin halife olabileceğini sormuş ve sayılan isimlerden yaşı büyük
birisinin getirilmesini emretmişti. Fakat adamları ona, kendisinden önceki vezir Abbas’ın,
büyük yaştakiler yerine daha küçük olanları tercih ettiğini ve dolayısıyla daha küçük
yaştaki halifelere hükmetmenin daha kolay olduğunu hatırlattılar. Talâ’i b. Ruzzîk, bunun
üzerine el-Âdid’de karar kıldı. el-Âdid’in babası halife değildi ve o sırada buluğ çağına
yaklaşmıştı. el-Âdid’e halife olarak biat edildi (23 Temmuz 1160) ve Talâ’i b. Ruzzîk
saraydaki yerini sağlamlaştırmak için halifeyi bir yıl sonra, kızıyla evlendirdi546.
Talâ’i b. Ruzzîk, devlete tamamen hâkim durumda idi. Halkın ileri gelenlerinden
birçoğunu, gelebilecek saldırılara karşı ülkenin çeşitli yerlerine sürmüştü. Kızını halife ile
evlendirmesi ve saray kadınlarını kendisine düşman etmesi de böylece sonunu hazırladı. elÂdid’in halası Sitt el-Kusûr, Mısır emirlerine para yollayarak onları veziri öldürmeye
teşvik etti. Sarayın dehlizlerinde bekleyen vezirin düşmanları, onu ağır yaraladılar. Talâ’i
b. Ruzzîk, ağır yaralı bir halde evine götürüldü. Sonra el-Âdid’e haber yollayarak kendisini
halife yaptığı halde böyle bir şeye izin verdiği konusunda halifeyi suçladı. el-Âdid’in,
olayda bir dahli olmadığına dair yemin etmesi üzerine halasını kendisine teslim etmesini
istedi. el-Âdid’in halasını, bizzat kendisi öldürdükten sonra yerine oğlu Ruzzîk’in
getirilmesini vasiyet etti ve 12 Eylül 1160’da öldü. Oğlu Ruzzîk, “el-Âdil” lakabıyla
vezirliğe getirildi547.
İbn el-Esîr, el-Kamil, IX, s.437-438, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.212, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.212-213, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.243-244, 246, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.37, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, I, s.344, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.528, a. mlf, III, s.110, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve enNihâye, XVI, s.394-395, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.12-13, es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât,
XVI, s.288, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.221
547
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.449-450, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.225-226, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn,
I, s.345, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.213, 216, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.528, el-Makrizî,
İtti’âz, III, s.246-248, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.16, 18, el-Âdid dönemi için ayrıca bkz. İbn
Hallikân, Vefeyât, III, s.109-112, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.38-39, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti
Tarihi, s.221-222
546
156
Talâ’i b. Ruzzîk, ölmeden önce oğluna yaptığı vasiyette Şâver’i azletmemesini veya
yerini değiştirmemesini tembih etmişti548. Şâver, Yukarı Mısır (es-Saîd) valisi idi ve bu
makam, vezirlikten sonraki en büyük makam idi. el-Âdil, vezirliğe gelince etrafındakilerin
(daha çok akrabalarının) de kışkırtmasıyla babasının vasiyetini dikkate almayarak Şâver’i
azletti. Bunun üzerine Şâver, Kahire’ye yürüdü. İtfîh’e doğru yola çıkan el-Âdil, Şâver’i
karşıladıysa da 27 Aralık 1163 Cuma günü yakalanarak öldürüldü. Vezirliği bir yıl, üç ay
ve birkaç günden ibaret kaldı549. “Emîrü’l-Cüyûş” lakabını alan Şâver, Talâ’i b. Ruzzîk ve
oğluna ait tüm mallara el koydu. Kısa bir süre adaletle davranan Şâver, sonrasında halka
zulmetmeye başladı. Şâver, devlete hâkim olurken oğulları da devlet işlerinde aktif olmaya
başladılar. Bu sayede devlet ileri gelenleri, askerler ve el-Âdid ikinci planda kalmaya
başladı550. Bunun üzerine Dırgâm, çok sayıda adam toplayarak Şâver’in üzerine yürüyünce
Şâver, mallarını yanına alarak geceleyin Kahire’den çıktı. Bâb en-Nasr’dan Kahire’ye
giren Dırgâm, Şâver’in oğlu Tayy’ı öldürürken el-Kâmil’i de esir aldı (13 Ağustos 1164).
Şâver’in, bu ilk vezirliği sekiz ay, beş gün sürdü551.
Şâver, Nûreddîn’in yardımını sağlamak için Şam’a giderken Dırgâm, “el-Melik elMansûr” lakabıyla vezir ilan olundu. Dırgâm, Nûreddîn’e elçi yollayarak Şâver’i
tutuklamasını istedi fakat Nûreddîn, buna olumlu yaklaşmış gibi göründü. Dırgâm,
hâkimiyeti açısından tehlikeli olabileceğini düşündüğü Mısır ileri gelenlerinden birçoğunu
öldürdü veya başka yerlere sürdü. Böylece devlet zayıfladı552. Şâver, Nûreddîn’den yardım
istediği sıralarda Haçlıların, Mısır’a baskıları iyice hissedilir olmuştu. Nûreddîn, Mısır’ı
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.460, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.237, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.215, Talâ’i b. Ruzzîk, Şâver’i Yukarı Mısır’a vali atamıştı. Talâ’i b. Ruzzîk, yaralı bir halde evine
taşındığında yaptığı üç büyük hatadan birinin Şâver’i vali atamak olduğunu fakat onu görevden alamadığını
itiraf etti. Oğluna da onu görevinden almamasını öğütledi. Fakat yeni vezir el-Âdil, Şâver’i görevden alınca
Şâver de isyan ederek Kahire üzerine yürüdü. İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.439-440, 443, el-Makrizî, İtti’âz,
III, s.254
549
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.460, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.237-238, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.216-217, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.529, 440, Ayrıca Bkz. Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.40, İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.289, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.257-259, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.18-19,
es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, XIV, s.80
550
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.218, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.460, a. mlf., İslam Tarihi, XI,
s.237
551
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.218, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.137-138, İbn Tağrîberdî,
en-Nücûm, V, s.322-323, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.440, İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.75, İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.289-290, aynı eser, IV, s.99-100, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.260-261, ed-Devâdârî,
Kenz ed-Durer, VII, s.25, Ebû Şâme’nin verdiği bilgiye göre vezir el-Âdil, hapse atılmıştı. Şâver’in oğlu
Tayy, onu ortadan kaldırmak isteyince babası buna izin vermedi. Fakat Tayy, el-Âdil’i bulunduğu
hapishanede öldürdü. Dırgâm da geldiği zaman Tayy ve Süleyman’ı öldürdü, el-Kâmil’i esir aldı (29 Ağustos
1163). Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.57-58, Fikret Işıltan, “Şâver”, İA, XI, İstanbul 1979, s.358,
Ramazan Şeşen, “Dırgâm b. Âmir”, DİA, IX, s.277, M. Canard, “Dırgham”, EI, II, s.318
552
Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.40, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.218-219, Ebû Şâme, Kitâb
er-Ravzateyn, II, s.58
548
157
Haçlılara kaptırmamak için aşağıda görüleceği üzere Mısır’a Şâver ile birlikte ordu
göndermiş ve Haçlılarla Zengîler arasında Mısır hâkimiyeti için mücadeleler başlamıştır.
Görüldüğü üzere Mısır üzerinde Haçlı-Zengî mücadelesi başlamadan önce
Fâtımîler, dâhili olaylarla istikrarsız bir dönem yaşamaktaydı. Vezirlik mücadelesi, devleti
güçsüz ve dış müdahalelere açık bir hale getirmişti. Mısır, taraflar için önemli bir ülkedir.
Her şeyden önce zengin bir beldedir. İskenderiye limanına ve dolayısıyla ticaret yollarına
sahip olması dolayısıyla da ticari açıdan vazgeçilmez bir yerdir. Olaya itikadî yönden
bakıldığında Mısır, Sünnîliğin hâkim kılınması ve mezhep birliğinin sağlanması açısından
önem arz etmektedir. Kudüs Krallığı, Haçlı devletlerinin merkezi olarak kabul edilirse
Mısır’da olası bir Zengî hâkimiyetiyle Haçlılar muhasara edilmiş de olacaktı553.
4.2.EL-ÂDİD Lİ-DÎNİLLÂH DÖNEMİ FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1160-1171)
4.2.1.Amaury’nin, Mısır’a Seferleri (1161, 1163)
el-Âdid zamanında ilk olarak III. Baudouin’in kardeşi Yafa ve Askalân kontu
Amaury’nin, 1161 yılında Mısır’a sefer düzenlediğini görmekteyiz. Fâtımîler bu saldırıyı
Haçlılara 160 bin dinar vermeyi kabul ederek önleyebildiler554. Bundan iki yıl sonra III.
Baudouin, 10 Şubat 1163’te öldü ve kral, çocuksuz öldüğü için yerine tek kardeşi ve varisi
olan Yafa ve Askalân kontu Amaury geçti. Amaury’nin tahta çıkışı, krallık ileri gelenleri
arasında önemli tartışmalara555 neden oldu. Bu tartışmaların daha da büyüyüp çok ciddi
sorunlara neden olmaması, din adamlarının ve halkın çoğunun Amaury’nin yanında yer
almasına bağlanabilir. Fakat baronlar arasında da Amaury’yi destekleyenler vardı.
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.376-478, Marshall W. Baldwin, “The Latin States under Baldwin III
and Amalric I, 1143-1174”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, 1969, s.550
554
Willermus, II, s.302, Abû’l-Farac, II, s.398, Süryanî Mihail, Amaury’nin Mısır’a sefer düzenlemeden
önce Dımaşk topraklarına saldırdığını ve buradaki bedevilerin Nûreddîn’e isyan edip Haçlılara katıldığını
rivayet etmektedir. Amaury, Mısır’a sefer düzenlerken yanına bu bedevileri de almış ve yağmada
bulunmuştu. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.187, İslam
kaynaklarından sadece ed-Devâdârî’de yer alan bu olay, çok muhtasar ve Süryânî kaynaklarından çok farklı
anlatılmıştır: 1160-1161 yılında Haçlılar, Mısır’a sefer düzenleyip Fâkus’a geldiler. Talâ’i b. Ruzzîk, asker
toplayıp bunları karşılayarak Bilbîs’e geldi. Fakat Haçlılar geri çekildiler. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII,
s.15, Steven Runciman, 1160 yılına tarihlediği bu olayın gerçekleşmediğini söylemektedir. Yani mezkûr
yılda Fâtımîler, Mısır’a saldırı düzenlemekle III. Baudouin tarafından tehdit edilmişler ve onlar da 160 bin
dinar haraç ödemeyi kabul etmişlerdi. Fakat bu miktar hiç ödenmedi. Steven Runciman, II, s.306, Fâkûs,
Mısır’a on sekiz mil uzaklıkta Mısır’ın doğusundadır. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, IV, s.232
555
Amaury, tek varis olmasına rağmen, eşi Agnes ile kilisenin yasakladığı kan akrabalığı derecesinde yakın
akraba olması, itirazların temel noktasıdır. Fakat Amaury, kral olduktan sonra eşinden ayrıldı ve sonrasında
taç giydi. Willermus, Amaury’nin evliliğini ve akrabalık derecesini inceler ve bir bakıma kralın savunmasını
yapar. Willermus, II, s.300-302, Steven Runciman, II, s.303, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.124
553
158
Amaury, ağabeyinin ölümünden sekiz gün sonra tahta sahip oldu. Kutsal Mezar
Kilisesi’nde patrik tarafından taçlandırıldığında yirmi yedi yaşında bulunuyordu556.
Amaury, tahta çıktığı sıralarda Fâtımîler, III. Baudouin zamanında kararlaştırılan
vergiyi ödemekten imtina ettiler. Bunun üzerine Amaury, 1 Eylül 1163’te Mısır’a saldırdı.
Vezir Dırgâm, Haçlıları karşıladı fakat bu Haçlı ordusuna karşı koyması zor görünüyordu.
Willermus’un kaydına göre çölde vuku bulan ilk çarpışmada Dırgâm, çok sayıda kayıp
vererek Bilbîs557 şehrine çekildi. Haçlı ilerleyişini durdurmak konusunda çözüm arayan
Dırgâm, bu sırada taşma zamanı olan Nil’in bentlerini açarak Haçlı karargâhını sular
altında bıraktı. Daha fazla ilerleyemeyen Haçlılar da geri çekilmek zorunda kaldılar558.
Nûreddîn, Haçlı kralının yokluğunda Trablus Haçlı Kontluğu topraklarına saldırdı.
Hısnü’l-Ekrâd Kalesi’ni muhasaraya alan Nûreddîn, hac ziyareti için bölgeye gelenler ve
Bizans birlikleri ile takviye edilmiş Haçlı ordusunun yetişmesi üzerine bozgun halinde
çekilmek zorunda kaldı559. Hârim’de yaşanacak olan savaş, bu yenilginin intikamı
olacaktır. İbn el-Esîr’in, Müslümanlara en sert davranan kişi olduğunu haber verdiği
Bizans valisi Koloman da esir alınacaktır. Kaynakların, Haçlıların Mısır’a saldırısı ile
Nûreddîn’in Haçlı topraklarına girişi arasında bir bağlantı kurmamalarına rağmen
Nûreddîn’in faaliyetlerini, Haçlıları çekilmeye zorlamak doğrultusunda düşünmek
mümkündür. Amaury’nin bu seferi ile vezaret mücadelesi dolayısıyla devletin ne kadar
zayıflamış olduğu ve kale ile istihkâmlarının güçlendirilmesi gerektiği anlaşılmış oldu.
Ayrıca seferin korku uyandırdığına da şüphe yoktur560.
4.2.2.Şâver’in, Nûreddîn’den Yardım İstemesi ve Birinci Mısır Seferi (15
Nisan 1164- 26 Ekim 1164)
Şâver, vezirliği ele geçirdikten sonra devlete hükmetmeye başlamış ve bu durum da
hoşnutsuzluğa sebep olmuştu. Onun zulme varan davranışları sonucu Dırgâm, harekete
geçmiş ve böylece Şâver, makamından olarak Nûreddîn’in yardımını sağlamak üzere
Willermus, II, s.295-296, Nûreddîn, Renaud de Chatillon’u esir aldığından III. Baudouin, Haleb
topraklarına akında bulundu fakat Nûreddîn ile anlaşmak zorunda kaldı. Akkâ’ya geldiğinde de öldü ve
yerine kardeşi Amaury geçti. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.191192
557
Bilbîs veya Bilbeys. Fustat ve Mısır arasındadır. Şam yolu üzerinde yer alır ve Mısır’a 10 fersah (60 km.)
uzaklıktadır. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, I, s.479
558
Willermus, II, s.302-303, Steven Runciman, II, s.306, Makrizî, Talâ’i b. Ruzzîk’in, Haçlılarla yıllık 33
bin dinar ödenmesi konusunda anlaşmaya vardığını, Şâver vezirliği ele geçirdiği sırada Haçlıların bu miktarı
talep etmek için Mısır’a geldiklerini kaydetmekteyse de başka bir detay vermemiştir. Bu rivayet, diğer
kaynaklarla da teyit edilememektedir. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.259, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle elFâtımiyye fî Mısır, s.284, Stevenson, The Crusaders in the East, s.186
559
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.462-463, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.240-241, Steven Runciman, II, s.306307, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.126
560
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.479
556
159
Mısır’ı terk etmişti. Şâver, Nûreddîn’in yanına 2 Şubat 1164’te ulaştı. Şâver’in, Nûreddîn’e
yaptığı teklife göre Nûreddîn, vezirliği ele geçirmesi için Şâver ile beraber Mısır’a bir ordu
yollayacak ve buna karşılık -askerlerin iktaları hariç- Mısır gelirinin üçte biri Nûreddîn’e
verilecekti. Şirkûh ve askerleri Mısır’da kalacaklar ve Nûreddîn’in emirlerini
uygulayacaklardı. Fakat Nûreddîn, kapısına kadar gelmiş olan Şâver’in taleplerini
değerlendirirken aceleci davranmamıştır. Bunun başlıca sebebi Şâver’den daha fazlasını
almak olmakla beraber; çıkılacak bir seferde Haçlılardan gelebilecek tehlikelerin de göz
önünde tutulması gerekmekteydi. Ancak Mısır’ın ele geçirilmesi ile Haçlılara karşı
sağlanacak üstünlük, Nûreddîn’in kararında belirleyici olmuştur. Tüm bu faktörlerin
yanında Nûreddîn’in zihnini meşgul eden bir başka ihtimal, Şâver’in verdiği sözleri
tutmaması idi ki daha sonra bunda haksız olmadığı görülecektir561.
Mısır’a gönderilecek ordunun kumandanlığına Şirkûh getirildi. Willermus,
Şirkûh’u İslam kaynaklarına uygun bir şekilde tasvir etmektedir. Yazarın kaydına göre
Şirkûh, cömert ve çok sevilen bir insandı. Köken olarak asil olmamakla beraber kısa
zamanda itibar ve mal-mülk sahibi olmuştu. Kısa boylu ve şişmandı. Yaşı da ilerlemişti.
Bir gözündeki katarakttan mustarip idi. Bir asker olarak ise zorlukların yıldıramayacağı bir
yapıya sahipti. Be nedenle Zengîlerin yanında hızla yükselmiş ve önemli makamlara
gelmişti. Mısır’a sefer düzenlenmesi gündeme gelince de bu göreve kendisi uygun
bulundu562. Gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından ordu, 15 Nisan 1164’te563 ilk
Mısır seferine çıktı. Nûreddîn, Haçlıların yolda Şirkûh’u rahatsız etmemeleri için Haçlı
topraklarına akınlar düzenleyip dikkatlerini dağıtmaya çalıştı. Haçlılar tarafından taciz
edilmediği anlaşılan Şirkûh, Kerek ve Şevbek’in doğusundan Eyle’ye sonra Sadr (Kahire
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.465, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.243, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, I, s.356,
İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.138, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.444, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.290,
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.264-266, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.41, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye,
XVI, s.409, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.344-345, Ayrıca Bkz. Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve
Devlet, s.42, Ebû Şâme’nın rivayetine göre Dırgâm, Nûreddîn’e elçi yollayarak Şâver’i yardımsız
bırakmasını istedi fakat Nûreddîn buna olumlu cevap vermedi. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.59,
Willermus’un kaydına göre makamı gasb edilen Şâver, bir müddet kendi kabilesi arasından yardım
sağlamaya çalıştı. Bu esnada olayların neticesini de bekliyordu. Zira bu kadar sık vezir değişimi yaşayan
Fâtımîlerin içişlerinin kolay yatışmayacağı malumdur. Bu yüzden Şâver de Dırgâm’a karşı bir fırsat
kolluyordu. Willermus, Dırgâm’ı Şâver’den daha gururlu ve kibirli bulmaktadır. Zira Dırgâm, Haçlıların
1163 yılındaki seferini akamete uğratmıştı ve bununla övünüyordu. Tüm bu olayların neticesi olarak Şâver,
Dırgâm’a karşı şansını Nûreddîn’den alacağı yardımla denemeye karar verdi ve Mısır’dan ayrılarak
Nûreddîn’e sığındı. Willermus, Şâver’in Nûreddîn ile yaptığı anlaşmanın içeriğine dair bir bilgi
vermemektedir. Willermus, II, s.303
562
Willermus, II, s.303-304, Eyyûbîlerin menşei ve ilk dönemleri için Bkz. Ramazan Şeşen, “Eyyûbîler”,
DİA, XII, İstanbul 1995, s.20, Aynı yazar, “Eyyûbîler”, Türkler, V, Yeni Türkiye Yay. Ankara 2002, s.6061, Aynı yazar, “Eyyûbîler Devleti”, DGBİT, VI, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s.301-305, Aynı yazar,
Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.36-42
563
Abû’l-Farac, ilk Mısır seferinin tarihini 1163 olarak vermiştir. Abû’l-Farac, II, s.401
561
160
ve Eyle arasında harab bir kale) ve Süveys’e ulaştı. Nihayetinde Bereke’ye564 ve Kahire
önlerine ulaşıp Bilbîs’e indi. Şirkûh’u Bilbîs’te Dırgâm’ın kardeşi Nâsıreddîn karşıladı.
Nâsıreddîn, Şirkûh karşısında pek bir varlık gösteremeyip Kahire’ye çekilince Şirkûh da
Mayıs 1164’te şehir önünde konakladı. Dırgâm, Dımaşk ordusu karşısında kendisini pek
şanslı görmeyerek kaçmayı tercih etti fakat Seyyide Nefîse Türbesi civarında yakalanarak
öldürüldü565.
İslam kaynaklarına bu şekilde yansıyan olayın Haçlılarla ilgili kısmını Willermus
tamamlamaktadır. Buna göre Şirkûh’un hareketi üzerine Dırgâm, Haçlılara başvurarak
yardım istemişti. Willermus’un kaydına göre Dırgâm, III. Baudouin zamanında
kararlaştırılan haracın yanı sıra belirlenecek ondan daha yüksek bir meblağı ödemeyi
önerdi. Ayrıca Haçlılar, Mısır’a geldiklerinde sıkıntı yaşamamaları için zahire hazırlamayı
ve Amaury’ye itaati taahhüt etti566. Bu konuda bilgi veren tek İslam kaynağı olan
Makrizî’ye göre Haçlılarla kararlaştırılan miktar 33 bin dinar idi. Şâver ve Şirkûh’un gelişi
üzerine Dırgâm, Haçlılara haber yollamış ve anlaşma sağlanmıştı567. Bu anlaşmanın hayata
geçirilemediği anlaşılmaktadır. Zira Şirkûh’un gelip Dırgâm karşısında başarı sağlaması
esnasında Haçlıların herhangi bir dahlinden söz edilmemektedir. Haçlıların daha sonra
harekete geçmeyişleri de Dırgâm’ın öldürüldüğünü haber almalarıyla alakalı olmalıdır.
Neticede bu anlaşmanın bir anlamı kalmadı. Fakat bundan sonraki gelişmelerde Şâver için
bir örnek teşkil etti.
Dırgâm’ın öldürülüşünün ertesi günü (25 Mayıs) Şâver, vezirlik makamına iade
edildi. Fakat Nûreddîn’in de çekincelerinden biri olan Şâver’in sözünde durmama ihtimali,
Hacıların karaya indiği yerdir, Bereketü’l-Hüccâc olarak da bilinir ve deniz tarafındadır.
İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.138, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.266, 269-270, İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX,
s.465-466, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.243-244, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.444-445, İbn Tağrîberdî, enNücûm, V, s.330, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.290, 327, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.219, İbn
el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.345, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.26, Ayrıca Bkz. Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, III, s.41, es-Safedî, Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, XVI, s.211, Dırgâm öldürülünce cesedinin orada
üç gün kaldığı ve köpeklerin yediği rivayet edilir. Sonra defnedilmiştir. İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.442, İbn
Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.139, Ramazan Şeşen, “Dırgâm b. Âmir”, DİA, IX, s.276, M. Canard,
“Dırgham”, EI, II, s.318, Ordular Mısır’a gelince Şîrkûh, bu kalabalık orduyu görünce tereddüt etmiş ve
bunun üzerine Şâver; ‘’Bu kalabalık seni korkutmasın, kumandanlarının gönderdiği mektuplar yanımda.
Bunların çoğu dokumacı, çiftçi vs. gibi meslek erbabıdır. Davul çalarsan toplanırlar, sopa gösterirsen
kaçarlar.’’ demiş ve Şîrkûh’u rahatlatmıştır. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.60, el-Makrizî, İtti’âz, III,
s.267, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s. 44, Willermus, Dırgâm’ın kardeşi Nâsıreddîn’den
bahsetmezken, Kahire önünde yaşanan çatışmada Dırgâm’ın, kendi adamlarından birinin attığı okla öldüğünü
kaydetmektedir. Willermus, II, s.304-305
566
Dırgâm, Haçlılardan yardım istemişti fakat Şirkûh, çok hızlı hareket etmiş ve Haçlılar henüz hazırlıklarını
tamamlayamadan Mısır’a ulaşmıştı. Bu durumda Haçlılar, harekete ancak Şâver ile Şirkûh anlaşmazlık
yaşadığında geçebildiler. Steven Runciman, II, s.307, Ayrıca Bak. İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.345
567
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.266
564
565
161
derhal gün yüzüne çıktı. Şâver, Kahire dışında ikamet etmekte olan Şirkûh’a haber
göndererek Suriye’ye dönmesini istedi fakat Şirkûh bunu şiddetle reddetti. Durumu haber
alan Nûreddîn, Şâver’e haber yollayarak anlaşmaya uymasını istedi fakat bunu da Şâver
kabul etmedi. Olayların bu raddeye varması üzerine Nûreddîn’in ilk hamlesi, naiblerini
yollayarak Bilbîs şehrini ele geçirmek olurken; Şâver buna Haçlıları yardıma çağırarak
cevap verdi568.
Mısır’ın zenginliğinin ve stratejik öneminin Müslüman-Haçlı mücadelesinde ne
kadar büyük öneme sahip olduğunun farkında olan Haçlıların, Şâver’in bu çağrısını
cevapsız bırakmaları imkân dâhilinde değildir. Öncelikle Şâver’in bol para teklifi söz
konusuydu. Dahası Şâver, Mısır’ın Nûreddîn’in eline geçmesi ihtimaliyle Haçlıları
korkutmuştu. Mısır’ın, Nûreddîn’e kaybedilmesi, Haçlıların kabul edebilecekleri bir durum
olmadığını henüz Haçlılar, hazırlıklarını tamamladıklarında yaşanan gelişmelerden
anlayabiliriz. Haçlılar hazırlıklarını tamamlayıp Mısır’a hareket etmek üzereyken
Nûreddîn, onları bu girişimden vazgeçirmek için Haçlı topraklarına akınlar düzenlemeye
başlamıştı. Fakat Haçlılar, Şirkûh’un Mısır’da bulunmasını daha tehlikeli bulduklarından
hareketlerinden vazgeçmemişlerdi. Belki Şâver’den alacakları paralarla durumlarını
düzeltmeyi ve Nûreddîn’in karşısına daha güçlü çıkmayı da hesaplamışlardı. Haçlı
Krallığında muhafız olarak bırakılanlara Kudüs’ü ziyarete gelen Hıristiyan hacılar
katılırken bunlardan bazıları da Mısır’a giden orduda yer aldılar569. Şâver ile yapılan
anlaşmanın detaylarına dair bu konuda en önemli kaynak olan Willermus, Şâver’in
elçilerinin, Dırgâm zamanındaki anlaşmayı yenilemeye veya daha fazlasını kararlaştırmaya
yetkili oldukları dışında bir bilgi vermemiştir570. Ebû Şâme ile Makrizî, Fâtımî-Haçlı
anlaşmasını kaydeden İslam kaynaklarıdırlar ve bu konuya açıklık getirmektedirler. Buna
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.466, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.244, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.220, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.139, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.327, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar,
III, s.41, Willermus, Şâver’in Kahire’ye girince Dırgâm’ın adamlarını ve akrabalarını katlettiğini nakleder.
Fakat Willermus’un anlatımında kopukluk vardır. Buna göre Şâver, vezirliği tekrar ele geçirir fakat Şirkûh,
birdenbire Bilbîs’e saldırır ve bu şehir üzerinde hak iddia etmeye başlar. Yani, verilen sözlerin yerine
getirilmemesi üzerine ilişkilerin gerilmesi ve Şirkûh’un Bilbîs’i ele geçirişi anlatılmaz. Willermus’a göre
Bilbîs’i alan Şirkûh, söz ve davranışlarıyla -Bilbîs’i aldığı gibi- Mısır’ın diğer bölgelerini de halife ve vezire
rağmen ele geçirebileceğini ima ediyordu. Willermus, II, s.305, Süryânî kaynakları, Şâver ile Şirkûh’un
arasının bozulmasını Şirkûh’un Mısır’a hâkim olma düşüncesinin Şâver tarafından anlaşılmasına
bağlamaktadırlar. Buna göre Şirkûh, Fâtımî Halifeliğini kaldırma düşüncesini daha ilk seferde belli etmişti.
Bunun üzerine Şâver Haçlılardan yardım istedi ve Nûreddîn’e vaad ettiklerini vermedi. Şirkûh da Bilbîs
şehrini ele geçirdi. Abû’l-Farac, II, s.401-402, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi
(1042-1195), s.197, Krş. Ramzan Şeşen, Selahaddin Eyyubi ve Devlet, s.44
569
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.466, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.244-245, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I,
s.139-140
570
Willermus, II, s.305
568
162
göre Şâver, kat edecekleri yolda her merhale için Haçlılara bin dinar ödeyecekti. Yani
Askalân’dan yola çıkan Haçlılar, bu hesaba göre 27 bin dinar alacaklardı571.
Haçlılar, Mısır’a doğru ilerlerken Şirkûh da Bilbîs şehrini tahkim etti ve gerekli
tedbirleri aldı. Fâtımî-Haçlı müttefik ordusu tarafından Bilbîs’te kuşatılan Şirkûh, -İbn elEsîr’in, Bilbîs’in etrafında hendek bulunmadığını ve surların da yüksek olmadığını
kaydetmesine rağmen- üç ay başarıyla direndi. Kuşatmanın akamete uğraması, Haçlıların
aldıkları riskle bağlantılıdır. Zira İslam kaynakları, kuşatmanın kaldırılmasını Nûreddîn’in
Hârim’de
Haçlıları
bozguna
uğratmasına
ve
Haçlı
topraklarında
ilerlemesine
bağlamaktadırlar. Şirkûh’un bu zaferden haberdar olmadığı da özellikle kaydedilmiştir.
Nûreddîn Mahmud, Şîrkûh’un Mısır’a hareketinden önce 1163’te Trablus Haçlı
Kontluğu topraklarına yaptığı bir akında Hısnü’l-Erkâd yakınlarında Trablus, Antakya,
Bizans ve Ermeni müttefik ordusunun pususuna düşmüş ve mağlup olmuştu572. Nûreddîn
Mahmûd, bunun intikamını almak, Haçlı ordusunu Mısır’dan çekilmeye zorlamak ve
Şîrkûh’u kuşatmadan kurtarmak için Hârim üzerine yürüdü. Ordusunda Musul ve el-Cezîre
bölgesi hâkimi olan kardeşi Kutbeddîn Mevdûd, Hısn Keyfâ hâkimi Fahreddîn Karaarslan,
Mardin hâkimi Necmeddîn Alpı ve diğer bölge askerleri vardı. Nûreddîn Mahmûd, 10
Ağustos 1164’te yapılan savaşta müttefik ordusunun, sağ kanada saldırması üzerine
bozgun halinde geri çekilir gibi yaptı ve düşmanı üzerine çekince ani bir dönüşle Haçlıları
hezimete uğrattı. Savaş sonunda Antakya Prinkepsi III. Bohemund, Trablus Kontu
Raymond, Bizans valisi Konstantinos Koloman, Ermeni Thoros ve Hugue de Lusignan
gibi liderleri esir aldı573.
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.61, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.276-277, Steven Runciman ve Işın
Demirkent, bu miktara Hospitalier şövalyelerine hediyeler ve atların yem paralarının da vaad edildiğini
eklemektedirler. Steven Runciman, II, s.307-308, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.126, en-Nuveyrî’nin
Bilbîs kuşatmasının kaldırılmasına dair verdiği bilgi, bu konuya ışık tutmakla beraber ilk ikisine
uymamaktadır. Yazarın kaydına göre Şirkûh’un Bilbîs’i terk etmesinin ardından Şâver, yanında Haçlılardan
bir grup olduğu halde Kahire’ye döndü. Yardımları için Haçlılara 400 bin dinar verdi ve onlarla beş yıllık bir
barış yaptı. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.220
572
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.462-463, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s. 240-242, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ezZaman, VIII, s.150-151, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.406, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik
Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.196, Steven Runciman, II, s. 306-307, Birsel Küçüksipahioğlu,
Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi s.161-162
573
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.467-468, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s. 246-247, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb,
s.346-347, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.19, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.143-145, İbn Haldûn, Kitâb
el-İber, V, s.327-328, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.41, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.152153, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.410, Abu’l-Farac, II, s.400-401, Süryanî Mihail, Süryanî
Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.196, Anonim Süryânî Vakayinamesi, s.74-76, Steven
Runciman, II, s. 308, Ramazan Şeşen, Selâhaddin Eyyûbî ve Devlet, s.44, Stevenson, The Crusaders in the
East, s.188-189, Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi s.163-167, Ioannes Kinnamos,
Renaud’un da esir alındığını yazmaktadır fakat Renaud’un esir alınması 23 Kasım 1160’ta idi ve kendisi
571
163
Bu haber, Haçlı karargâhına ulaştığında Haçlılar, Şirkûh’a başvurarak ele geçirdiği
yerleri teslim etmesi ve Suriye’ye dönmesi konusunda teklifte bulundular. Şirkûh’un, bu
teklifi kabul etmesi ise kaynakların ifadesine göre erzakının azalmasının bir neticesi idi.
Anlaşmaya varılmasının ardından Şirkûh, Ekim-Kasım 1164’te Bilbîs’ten ayrıldı ve yolu
üzerindeki Haçlıların pususunu, yolunu değiştirerek etkisiz hale getirdikten sonra
Suriye’ye vardı (13 Kasım 1164)574. Willermus, Bilbîs kuşatmasının kaldırılmasını
Şirkûh’un yorulmasına ve erzakının tükenmesine bağlamakta, bu sıkıntılar üzerine
Şirkûh’un şehri teslim ettiğini söylemektedir. Fakat İslam kaynakları, Hârim felaketi ile
Haçlıların çekilişini bağlantılı bulurlar. Willermus, Amaury’nin, Mısır’da iken bazı
haberler aldığını fakat ülkesine dönünce Hârim’de yaşanan felaketin detaylarını
öğrendiğini kaydetmekte fakat Haçlıların çekilişi ile Hârim bozgunu arasında bir ilişki
kurmamaktadır. Aslında Hârim’de yaşananların Haçlı karargâhına ulaşmasını zikretmekle
bir noktada İslam kaynaklarını teyit etmektedir575. İlk Mısır seferi sonrasında Şâver,
makamına kavuştu. Bu seferden Zengîlerin, Mısır’ı tanımak ve kendilerine Sünnî
çevrelerden taraftar edinmek konusunda bir kazanımlarının olduğunu söyleyebiliriz.
Haçlıların ise Mısır’ın Nûreddîn’in eline geçmesine engel olmalarının yanı sıra ekonomik
olarak elde ettikleri önemlidir576.
4.2.3.İkinci Mısır Seferi ( 9 Ocak- 5 Eylül 1167)
Mısır’a düzenlenen ikinci seferin sebebi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
İslam kaynaklarına göre Mısır’a düzenlenen ilk seferden dönen Şirkûh, bu ülkeyi ele
geçirmek hususunda çok hırslı davranışlar sergilemiştir. Fakat Nûreddîn, yeni bir sefere
1176 yılında esaretten kurtulmuştur. Ioannes Kinnamos, Historia, s.157-158, Krş. Ebru Altan, “Renaud de
Châtillon: Antakya Prinkepsi (1153-1160), Mâverâ-i Ürdün Senyörü (1177-1187)”, Tarih Dergisi, S: 55
/ 2012 / 1, İstanbul 2013, s.10-11, Hârim zaferi sonrasında askerler, Antakya’yı zapt etmek için Nûreddîn’e
tavsiyede bulunmuşlardı. Fakat Nûreddîn; “Şehri zapt etmek kolay, fakat kale çok müstahkem olduğu için
orayı almak zordur. Ayrıca şehri Bizans İmparatoru'na da teslim edebilirler, çünkü Antakya hâkimi
imparatorun kardeşinin oğludur. Bohemond'a komşu olmak benim için Kostantmiyye hükümdarıyla komşu
olmaktan daha iyidir.’’ demiş ve bu işe kalkışmamıştır. İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.469, a. mlf., İslam
Tarihi, XI, s. 247-248, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.145
574
İbn el-Esîr, el-Kâmil, IX, s.466-467, a. mlf., İslam Tarihi, XI, s.244-245, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb,
s.348, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.140-141, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.277-278, Ebû el-Fidâ, elMuhtasar, III, s.41, İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.75-76, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.330331, İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.409-410, Şirkûh’a Kerek ve Şevbek hakimi Arnat’ın pusu
kurduğu ve Şirkûh’un bu durumu fark etmesiyle kurtulduğu rivayet edilmekteyse de Arnat (Renaud?) bu
sırada esarette idi. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.63, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.279
575
Willermus, II, s.305, 310, Abû’l-Farac da Hârim bozgunu haberinin Haçlılara ulaşması üzerine
Amaury’nin Şirkûh’a anlaşma teklif ettiğini ve geri döndüğünü teyit eder. Abû’l-Farac, II, s.402, Süryânî
Mihail, bu rivayete Amaury’nin, Haçlı askerlerine kendisi, Mısır’dan dönünceye kadar Nûreddîn’in karşısına
çıkmamalarını tembih ettiğini de ekler. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (10421195), s.197, 199
576
Bu konuda Makrizî’nin kaydı abartılı durmakla beraber Haçlıların, elde ettikleri yönünde bir fikir
vermektedir. Buna göre sadece Bilbîs kuşatması süresince Şâver, Haçlılara her gün 1000 dinar ödeme
yapmıştı. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.278, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.44
164
taraftar değildi. Ancak Şirkûh’un bu azmi karşısından Nûreddîn de daha fazla itiraz
etmeyerek yeni bir sefer için hazırlıkların yapılmasını emretti. Şirkûh’un yanına bazı
emirler de verildikten başka ordu tamamen toplanıncaya kadar hareketine izin verilmedi577.
Bu konuya dair Willermus’un kaydında ise Nûreddîn, etkin bir rol oynamaz. Buna
göre Şirkûh, Nûreddîn’i aşarak doğrudan Abbâsî halifesi ile bağlantı kurmuştur. Şirkûh,
Mısır’ın zenginliklerini anlatmasının ardından, halkın kendini lükse verdiğini ve savaş
konusunda yetersiz olduklarını da ekledi. Fakat bunlardan daha etkili olan bir noktayı ŞîîSünnî çatışmasını gündeme getiren Şirkûh’un, bu sefere bir cihad mahiyeti kazandırması,
halifenin kararında etkili oldu. Böylece Mısır seferi için halifenin onayı alındı578. Bu
birbirinden farklı rivayetlerden İslam kaynaklarının daha tutarlı olduğunu kabul edebiliriz.
Öncelikle halife ile Şirkûh’un görüşmesi, hiçbir İslam kaynağında yer almamıştır. ŞîîSünnî çatışmasına Willermus’un detaylarıyla vakıf olduğunu düşündüğümüzde böyle bir
kurguya başvurduğu sonucuna ulaşabiliriz. Ayrıca böyle bir olay yaşanmış olsaydı bunu
Zengî hanedanına bağlılığıyla bilinen İbn el-Esîr’in atlamış olması da imkânsızdı. Takkûş,
seferin sebeplerini “Mısır’ın zenginliğini ele geçirip cihad için harcama, Haçlıların
Mısır’ı ele geçirmesinden korkulması, İslam ülkelerini Nil’den Fırat’a kadar
birleştirme, Mezheb birliğini sağlama, Şâver’in ihanetinin ödetilmek istenmesi” şeklinde
özetlemiştir579.
Sebep ne olursa olsun Şirkûh, hazırlıklarını tamamladı ve Ocak-Şubat 1167’de
harekete geçti. Şirkûh, Atfîh civarında Nil’i geçip Mısır’ın batısına ilerledi ve el-Cîze’de580
elli küsur gün konakladı. Şirkûh’un ilerlemesi karşısında Şâver, telaşa kapılarak Haçlıların
yardımına başvurmuş ve Nûreddîn’in Mısır’ı ele geçirmesi halinde kendilerine hayat hakkı
tanımayacağı konusunda Haçlıları ikna etmişti581. Şirkûh’un harekete geçtiği haberi
ulaştığında Amaury Nablus’ta idi. Nasıl hareket edileceğini konuşmak üzere derhal bir
konsil topladı. Şirkûh’un bu sefere çok iyi hazırlandığı, yeterli erzak ve su tedariki ile yola
çıktığı Haçlılarca bilinmekteydi. Bu yüzden konsilde krallıktaki herkesin menkul
mallarının onda birini krallığın kurtuluşu için vermesi kararlaştırıldı. Amaury, ilk olarak
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.3, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.263, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.148, elMakrizî, İtti’âz, III, s.282
578
Willermus, II, s.313-314, Steven Runciman, II, s.310
579
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.486
580
Fustat’ın batısında büyük bir alandır. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.200
581
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.3, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.263, İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.7677, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.221, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.282-283, İbn Vâsıl, Müferric elKurûb, I, s.149, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.43, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.7, İbn Haldûn,
Kitâb el-İber, V, s.290, Abû’l-Farac’ın rivayetleri de İbn el-Esîr’e uygundur, Abû’l-Farac, II, 403
577
165
Şirkûh’u engellemeye çalıştı fakat Haçlı birlikleri, çölde Kades-Barnea denen yere kadar
ilerlemelerine rağmen Şirkûh’u bulamadılar. Bu esnada Haçlılar, Askalân’da toplandılar ve
gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra Gazze ile Mısır arasındaki Sina Çölü’nü geçmek
için 30 Ocak’ta yürüyüşe geçtiler. el-Arîş’te sayım yapan ve tüm ordunun birleşmesini
bekleyen Haçlılar, sonrasında Bilbîs şehrine ulaştılar582.
Haçlı karargâhında yapılan toplantıdan, Şirkûh’a nehri geçmeden önce saldırılması
gerektiği kararı çıktı. Şirkûh’un, Haçlılardan yaklaşık on altı km. ötede bulunduğu
öğrenilince Haçlı keşif birlikleri, derhal yola çıktılar. Ancak oraya vardıklarında Şirkûh’un
nehri çoktan geçmiş olduğunu gördüler. Bu keşif birlikleri, Şirkûh hakkında -İslam
kaynaklarına yansımayan- detaylı bilgilerle döndüler. Buna göre Suriye’den yola çıkan
Şirkûh, Suriye-Sobal’ı geçtiği sırada çölde müthiş bir kum fırtınasına yakalandı. Askerler
yere yüzükoyun yatarak fırtınanın dinmesini beklediler. Hava durulduğunda çölde birkaç
gün vakit geçirdikten sonra rotalarını zor tayin ederek zorlukla Mısır’a ulaştılar583.
Taraflar arasında çatışmalar başlamadan önce Haçlıların, Şâver ile olan hukukî
durumlarını güvenceye almak istedikleri görülüyor. Şâver, Şirkûh’a karşı Haçlı yardımı
olmadan direnemezdi. Fakat Şâver’in bir başka korkusu da Haçlıların kendisini yalnız
bırakmasından kaynaklanıyor ve bu durumda Amaury’yi Mısır’da tutmanın yolu da ona
daha fazla para ödemekten geçiyordu. Bu yüzden Şâver, Haçlılarla olan anlaşmayı
yenilemek için teklifte bulundu. Yıllık haraç artırılacak ve anlaşma, Fâtımî halifesinin
hazinesi ile garanti edilecekti. Varılan anlaşmaya göre Amaury’ye 400 bin parça altın
(Bizans altını) ödenmesine karar verildi. Bu miktarın 200 bini peşin; geri kalanı da
belirlenen zamanlarda sorunsuzca ödenecekti. Buna karşılık Amaury, Şirkûh Mısır’dan
ayrılıncaya veya zorla çıkarılıncaya kadar Mısır’da kalacağına dair garanti verecekti. Fakat
Şâver konusunda daha temkinli davranmayı uygun bulan Haçlılar, onun sözünü tek başına
muteber kabul etmediler ve halifenin de anlaşmayı onaylamasını şart koştular584.
Hugh of Caesarea ve Templierlerden Geoffrey Fulcher, anlaşmayı onaylatmak
üzere Fâtımî sarayına gönderildiler. Mezkûr kimseler, türlü dar ve ışıksız koridorların
Willermus, II, s.314, Yukarıda Şirkûh’un hareketi üzerine Şâver’in Haçlılardan yardım istediği
kaydedilmişti. Fakat Willermus, bu bilginin tam tersi bir durumdan bahsetmektedir. Ona göre Bilbîs’e gelen
Haçlıları gören Şâver telaşa kapılmış ve onların Mısır’a saldıracaklarını zannetmişti. Durumu anlamaya
çalışan Şâver, başlangıçta Haçlıların kendilerine yardıma geldiklerine inanmak istememişti. Fakat çöle keşif
birliği yollayıp da Şirkûh’un Attâsi’ye kadar ulaştığını teyit edince Haçlılara inanmış ve anlaşma yoluna
gitmişti. Krş. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.3, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.263, Willermus, II, s.314-315, Ebû
Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.7
583
Willermus, II, s.317-318
584
Willermus, II, s.318-319
582
166
aşılmasından sonra bahçelerin, havuzların bulunduğu, mermer kaplı ve sahip olunan tüm
zenginliği gözler önüne seren sarayın iç kısımlarına ulaştılar. Yoğun bir koruma ve lüks,
sarayda ilk dikkat çekenlerdendi. Haçlı elçileri, dâhili kısma alındıklarında inci ve altın
işlemeli, süslü bir perde arkasında altın tahtında yüzü kapalı olarak oturan halife ile
karşılaştılar. Şâver, halifeye Haçlılarla ittifakın şart olduğunu zira Şirkûh’un, Mısır’ın
merkezinde bulunduğunu ve halifeliği tehdit ettiğini anlattı. Bunun üzerine halife de
anlaşmayı kabule hazır olduğunu belirtti. Sıra, anlaşmanın onaylanmasına gelmişti fakat bu
esnada bazı protokol sıkıntıları yaşandı. Zira Hugh of Caesarea, anlaşmayı el sıkışarak
onaylamak isteyince bu cüreti fazla bulan saray erkânı şaşkınlığa uğradı. Halife, isteksizce
eldivenli elini uzattı. Fakat Hugh için bu kadarı da yeterli değildi. Hugh’un, çıplak elle
yapılan el sıkışmanın samimiyet ifadesi olduğunu anlatması üzerine halife, istemeyerek de
olsa buna razı oldu. Halife, Hugh’un söylediği anlaşma şartlarını hece hece tekrar etti ve
anlaşma sağlanınca Haçlı heyeti, zengin hediyelerle saraydan ayrıldılar585.
Anlaşma sağlandıktan sonra Haçlılar, Şirkûh’a karşı tedbirler almaya başladılar.
Haçlıların dinlenmeye çekildikleri gece Şirkûh, gece boyu ilerlemiş ve ordugâhını nehrin
diğer kıyısına Haçlı karargâhının karşısına kurmuştu. Bunun üzerine Amaury, gemilerle
hurma ağaçları getirilmesini ve köprü inşasına başlanmasını emretti. Tekneler, ikişer ikişer
birleştirilip demirlerle sabitlendi. Kirişlerle desteklenip üzerleri toprakla kaplandı.
Sonrasında da tahta kulelerle desteklenip savaş aletleriyle donatıldı. Köprü, nehrin ortasına
kadar sürdü fakat karşı kıyıda Türkler olduğu için tamamlanamadı. Bu esnada günlük
çatışmalara bir aydan fazla ara verilmişti zira Haçlılar karşı kıyıya geçemiyorlar, Türkler
de bu durumda onlara saldıramıyorlardı586.
İki ordu karşı karşıya beklerken587 Şirkûh, Haçlıların saldırılarını önlemek amacıyla
daha kuzeyde Yukarı Delta’da bulunan bir adayı (Ravza Adası) ele geçirmeleri için
birliklerini yolladı. Bunu öğrenen Amaury, Milon de Plancy ile beraber Şâver’in oğlu el-
Willermus, II, s.319-321, Steven Runciman, II, s.311-312, Willermus’un tasvirine göre halife genç,
cömert, sakalları yeni çıkmış, esmer tenli, uzun ve güzel gövdeli biriydi. Çok sayıda da eşi vardı. Willermus,
II, s.321
586
Willermus, II, s.325-326
587
Şîrkûh, Şâver’e haber göndererek; “Düşmanımız Franklar elimizde, üslerinden çok uzakta ve kopmuş
durumdalar. Ordularımızı birleştirip onları yok edelim. Zaman uygun; bu fırsat bir daha çıkmayabilir” dedi
ve işte o zaman Mısır’ı ebediyen terk edeceğini hatta Mısır’a kimsenin saldırmasına izin vermeyeceğini vaat
etti. Fakat cihad değil de kendi menfaatlerini düşünen Şâver, bu teklife olumlu cevap vermedi. Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.64, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.283, Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.127, Amin
Maalouf, Şâver’in, bu teklifi getiren ulağı idam ettirdiğini ve bir bağlılık işareti olarak Şirkuh’un
mektuplarını Amaury’ye gönderdiğini kaydetmektedir. Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri,
s.156
585
167
Kâmil’i yola çıkardı. Türkler, adayı ele geçirmişlerdi fakat gelen Haçlı birliğinin ani
saldırısı sonucunda yenilgiye uğradılar. Türklerin 500 kişi kayıp verdiği bu saldırıda
bazıları Haçlılarca öldürülürken bazıları da nehirde boğuldular588. Bu ilk başarının
ardından nasıl hareket edileceği konusunda görüşen Haçlılar, Haçlı karargâhından yaklaşık
on üç km. aşağıda bulunan adaya gemileri sevk etmeyi ve bu sayede ada ile bağlantı
kurmayı kararlaştırdılar. Gece boyunca ilerleyen filoya kara ordusu da eşlik etti ve
neticesinde Haçlılar, zahmetsizce adaya hâkim oldular. Bunun üzerine Türkler, nehri
geçmeye çalıştılarsa da çıkan kasırga nedeniyle bunu başaramadılar. Adada bunlar
yaşanırken aralarında Hugh d’Ibelin’in de bulunduğu geride kalan Haçlılar, yarım kalan
köprüyü tamamladılar589.
Haçlıların, adaya hâkim olmalarına karşılık daha küçük olan kanal, Türklerin
elindeydi. Haçlı filosunun nehirde Türkleri tedirgin etmesine rağmen Şirkûh yine de
harekete geçmekten geri durmadı ve nehri geçmeyi başardı. Haçlılar, Şirkûh’a ertesi gün
saldırmayı düşündüler ve o an için bir girişimleri olmadı fakat Şirkûh da tüm gece ilerledi.
Şirkûh’a karşı bazı tedbirler düşünen Amaury, bunun üzerine Hugh d’Ibelin ve Şâver’in
oğlu el-Kâmil’i Haçlı ve Mısır askerlerinden oluşan büyük bir süvari birliğiyle ani
saldırılara karşı korumaları için Kahire ve köprüye; Gerard de Pougy ve Şâver’in oğlu
Mahadan’ı (Muazzam, aslında torunu) nehrin uzak bir başka köşesine Şirkûh’un nehri
tekrar geçme girişimini kontrol etmeleri için yolladı. Kendisi ise ağırlıkları geride
bırakarak Şirkûh’u takibe başladı590.
Willermus, Bâbeyn’de yaşanan savaş öncesinde tarafların sayısı hakkında bilgi
verir. Buna göre çok düzensiz olmasına rağmen Haçlı zırhlı askerlerinden iki ordu
oluşturulabiliyordu fakat net bir rakam yoktur. Buna karşılık Şirkûh, 20 binden fazla askere
sahipti. Bunların 9 bini zırhlı ve miğferli iken diğer 3 bini sadece yay ve ok kullanıyorlar,
10 bin veya 11 bini ise sadece mızrakla savaşıyorlardı. Bu rakama Willermus’un sayısını
bilmediği hafif silahlı Türkopolleri de eklemek gerekecektir. Haçlıların 374 savaşçıya
588
Willermus, II, s.326
Willermus, II, s.326-327, Willermus’un verdiği bilgiye göre adaya kendi sakinleri “Mahalla” diyorlardı.
Ada, verimli ve zengindi. Nil’in suları adayı karadan ayırırdı ve kollar, denize kadar bir daha birleşmezdi. Bu
kollar denize dört ağızda karışırlar. Suriye tarafındaki birinci kol denize iki antik şehir arasında Tinnîs ve
Farma’da akar. İkinci kol, denizle Dimyat’ta, üçüncü ise Sturio’da birleşir. Dördüncü İskenderiye’ye yaklaşık
altı buçuk km. mesafede Rosetta’da denize ulaşır. Willermus, II, s.327
590
Willermus, II, s.328-329, Şehrin tüm kulelerinin ve halife sarayının sorumluluğu (koruması) Haçlılara
aitti. Hatta Şâver ve halife kendileri ile ailelerinin güvenliği konusunda Haçlı kuvvetlerine güveniyorlardı.
Haçlıları yavaş yavaş tanımaya başlayan Mısır halkı da Haçlılara alışmaya başlamışlardı. Willermus, II,
s.328
589
168
sahip olduğu bilgisi ise mantıklı görünmemektedir. Bunların yanı sıra Haçlı ordusunda
yazarın tabiriyle faydadan çok engel ve yük oluşturan Fâtımî askerleri de vardı591. Şirkûh,
keşif birlikleri yollayıp Haçlılar hakkında bilgi edinmişti. Gelen habercilerin Haçlıların,
sayı ve silah yönünden daha üstün olduklarını rapor etmeleri üzerine Şirkûh’un ordusunda
bazı ümitsizlik belirtileri görünmüş hatta bu yabancı ülkede ölmektense tekrar Suriye’ye
dönmeyi teklif edenler dahi olmuştu. Bunun üzerine Nûreddîn’in Şâkif valisi Şerefeddîn’in
Bozkuş adlı memlükü, askerlerin kendilerine güvenini tazeleyen bir konuşma yapmış ve
Şirkûh ile Selâhaddîn de onu teyit edince savaş taktiği konuşulmaya başlanmıştı592.
Şirkûh, savaş taktiğini açıkladı ve Selâhaddîn’i, ordunun merkezine yerleştirdi.
Haçlıların, Şirkûh’un merkezde olduğunu zannedip ilk olarak oraya saldıracakları
hesaplanmıştı. Merkezde bulunanlar, ciddi bir çarpışmaya girmeden düzenli bir şekilde
geri çekilecekler ve Haçlı takibi durduğunda hızla geri dönüp saldıracaklardı. Bu direktifin
ardından Şirkûh, sağlam ve cesur savaşçıları seçip sağ kanada yerleştirdi ve ordusunu
savaşa hazır hale getirdi593.
Çatışma, Bâbeyn denen mevkide yaşandı. Willermus’un tasvirine göre burada yer,
çöküntüler ve tepeler nedeniyle pürüzlüdür. Geçiş, tepeler arasında dar bir noktadan yapılır
ve burası Bâbeyn olarak adlandırılır. Bâbeyn’in Lomania’dan on altı km. ötede bulunması
nedeniyle yaşanan savaşa Lomania Savaşı da denmiştir. Daha önce hareket eden Şirkûh’un
öncüleri, tepeleri ele geçirdiler. Türklerin harekete geçmesi üzerine Haçlılar da ilerlemeye
başladılar (18 Mart 1167) fakat yükselti ve kumlar, Haçlıların hareketini zorlaştırıyordu594.
Haçlı birlikleri, Şirkûh’un bulunduğunu sandıkları merkeze saldırdıklarında ordunun
merkezi geri çekilmeye başladı. Haçlıların takibe başlaması üzerine Şirkûh, geride kalan
Yazar, Fâtımî askerleri için değersiz ve efemine tabirlerini kullanmaktadır. Willermus, II, s.331, Abû’lFarac, Türklerin sayısını 2 bin, müttefiklerin sayısını 10 bin olarak verir. Abû’l-Farac, II, s.404
592
Bozkuş; “Öldürülmekten ve esir düşmekten korkanlar hükümdarların hizmetine girmez, bilakis evinde
karısının yanında oturur. Allah'a yemin ederim ki, eğer galip gelmeden veya mazur görülebileceğimiz bir
felaketle karşılaşmadan geri dönersek hiç şüphesiz Nûreddîn, iktâlarımızı da maaşlarımızı da elimizden
alacaktır. Bu güne kadar yaptığımız hizmet karşılığı elde ettiğimiz şeylerin hepsi geri alınacak ve: ‘Siz
Müslümanların mallarını alıp düşmanın önünden kaçıyor, Mısır gibi bir ülkeyi de kâfirlere teslim
ediyorsunuz!’ diyecektir; hüküm onundur.” demiş ve Şirkûh da bu sözleri beğenmişti. İbn el-Esîr, el-Kâmil,
X, s.4, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.264, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.221, Ebû Şâme, Kitâb erRavzateyn, II, s.8, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.150, Abû’l-Farac, II, s.403-404, Süryanî Mihail,
Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.201-202, İbn el-Kesîr, bunu “Öldürülmekten ve esir
düşmekten korkan kişi, evinde karısının yanında otursun. İnsanların vergilerini alan kimse onların
beldelerini düşmanlarına teslim edemez” şeklinde kaydetmiştir. İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI,
s.421-422
593
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.4, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.264, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.8, İbn
Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.150-151, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.348, Abû’l-Farac, II, s.404,
Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.202
594
Willermus, II, s.332, Steven Runciman, II, s.312
591
169
Fâtımî ve Haçlı askerlerine saldırıp pek çok kişiyi öldürdüğü gibi çok sayıda da esir aldı.
Geri çekilenleri takip eden Haçlı birlikleri, döndüklerinde geride kalan askerlerin bozguna
uğradığını gördüler ve onlar da geri çekilmek zorunda kaldılar595.
Bu çatışmada Hugh of Caesarea, Selâhaddîn’in bulunduğu kısma yani merkeze
saldırmıştı fakat yanındaki birçok askerle esir düşmekten kurtulamadı. Şirkûh’un savaş
taktiğini anlayamayan Willermus, bu başarılar üzerine Türklerin birleştiğini, morallerinin
yerine geldiğini ve sonrasında şiddetli bir saldırıyla Haçlı ağırlıklarını, onları koruyan
Sicilyalı Hugh of Creona’yı öldürdükten sonra yağmaladıklarını düşünmektedir. Yine
yazar, -Şirkûh’un da tahmin ettiği gibi- Şirkûh’un merkezde yer aldığını ve Haçlıların
önünden kaçtığını kaydetmiştir596.
Willermus, savaşın sonucuna dair daha ayrıntılı bilgiler vermektedir ki buna göre
bozguna uğrayan Haçlılar, etrafa dağıldılar fakat çatışmalar devam etti. Zaman zaman
Haçlılar, zaman zaman da Türkler galip geliyorlardı. Amaury’nin bulunduğu nokta daha az
zarar gördüğünden kral, bayrağını tepeye çekerek dağılan birliklerini toplamaya çalıştı.
Fakat ağırlıkların yağmalandığını, askerlerin katledildiğini gördüğünde artık geri
çekilmekten başka çarenin bulunmadığını anlamış bulunuyordu. Haçlıların, geri çekiliş için
yukarıda bahsedilen ve Şirkûh’un birliklerinin elinde olan iki tepe arasından geçmekten
başka seçenekleri yoktu. Haçlılar, bu noktadan çok dikkatli bir şekilde ilerlediler ve nehrin
sığ bir yerinden nehri geçtiler. Bu geri çekiliş gece boyunca sürdü (18 Nisan 1167)597.
Amaury, nehri geçmesine ve kendisine Joscelin of Samosata’nın, piyade kıtalarıyla
eşlik ediyor olmasına rağmen hala tedirgindi. Amaury, üç gün –Türklerin nehri geçişini
kontrol etmek için Lomania’da bulunan- Gerard de Poghy ile Şâver’in torunu Mahadan’ı
(Muazzam) bekledi. Onların katılımı, Amaury’i bir parça olsun rahatlatmıştı. Dördüncü
gün, diğer şövalyelerle birleşen Amaury, Kahire’ye doğru ilerleyip köprü yanında
ordugâhını kurdu598. Tarafların kaybı konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir.
İbn el-Esîr “Bu, tarihin kaydettiği garip hadiselerden biridir çünkü 2 bin süvari, Mısır ve
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.4, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.264-265, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.8-9,
İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.151, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.20, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb,
s.349, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.328, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.28-29, Abû’l-Farac, II,
s.404, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.202, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât
ez-Zaman, VIII, s.167-168
596
Willermus, II, s.332, Nuveyrî de Kaysâriye hâkiminin esir düştüğünü kaydetmiştir. en-Nuveyrî, Nihâyet
el-Ereb, XXVIII, s.221, Steven Runciman, II, s.312
597
Willermus, II, s.332-333, İslam kaynakları, savaşın tarihini 18 Nisan 1167 olarak kaydetmişlerdir. İbn elEsîr, el-Kâmil, X, s.3, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.264, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.283-284
598
Willermus, II, s.333-334
595
170
sahildeki Haçlı kuvvetlerini mağlup etmiştir”599 derken; Willermus, Kahire önünde
yapılan konsilde 100 şövalyenin kayıp olduğunun yani öldürülmüş olduğunun
anlaşıldığını, Türklerin ise 1500 kaybı olduğunu kaydetmektedir600.
Bâbeyn savaşını kazanan Şirkûh, çölden Feyyûm’u geçerek İskenderiye’ye601
ilerledi ve şehri ele geçirdi. Bu durumu değerlendirmek için toplanan konsile Amaury’nin
baş müşavirlerinin yanı sıra Şâver, Şâver’in oğulları ve Mısır ileri gelenleri de katıldı.
İskenderiye, kuşatılmadan önce durum değerlendirildi. İlk olarak İskenderiye’de tahıl ve
diğer yiyecekler az olduğu ve bunlar Yukarı Mısır’dan nehir yoluyla temin edildiği için
gelebilecek yardımları, Haçlı filosunun engellemesi kararlaştırıldı. Bu sayede insanların
dışarıyla bağlantısı da büyük oranda kesilecekti. Bu önlemin ardından müttefik ordu,
İskenderiye’den yaklaşık on üç km. uzakta olan Toroge ve Demenhut (Damanhur) arasına
ordugâhlarını kurdular. Amaury, çölün en ücra köşelerine kadar birlikler yollayarak
Şirkûh’a gelebilecek yardımların önünü almak için buraları tahrip ettirdi. Filo, nehirde
aktifti ve ani bir baskın ihtimaline karşı herkes sorgulandı ve geçişlerine izin verilmedi602.
Bu durum, bir ay devam etti. Bu esnada kuşatılanlar herhangi bir yardım
sağlayamadılar ve insanlar yavaş yavaş söylenmeye başladılar. Zira ekmek tükenmeye
başlamıştı. Tehlikeyi sezen Şirkûh, şehrin idaresine Selâhaddîn’i yaklaşık bin askerle
bırakarak Haçlı karargâhının çok yakınından gece gizlice geçip Yukarı Mısır’a gitmeyi
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.4, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265
Willermus, II, s.334, Savaşta 1500 kişinin katledildiği bilgisi, zaten 2 bin kişilik bir askeri gücün, daha
sonraki faaliyetleri söz konusu olduğunda gerçek dışı görünmektedir.
601
Kaynaklar, İskenderiyelilerin, Şâver’i sevmemesi dolayısıyla Şirkuh’a kapılarını açtıklarında
hemfikirdirler: Şirkûh, halkın bir kısmının kendisine yardım etmesi yoluyla şehri ele geçirmiş ve sonrasında
Selâhaddîn’i şehirde naib bırakarak Yukarı Mısır’a gitmişti, İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.4-5, a. mlf. İslam
Tarihi, XI, s.265, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.43, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.9, İbn Vâsıl,
Müferric el-Kurûb, I, s.151, Nuveyrî ve Makrizî’nin ortak rivayetine göre de halk, dışarı çıkarak Şirkûh’a
teslim olmuştu. Bu sırada şehrin valisi Necmeddîn b. Massâl idi. Şirkûh’un, Yukarı Mısır’a gidişi sonrası
Şâver, şehirde bulunanlardan, Selâhaddîn’i kendisine teslim etmelerini istedi. Fakat onlar, şehrin Haçlılara
veya İsmâilîlere teslim edilme ihtimalinden dolayı (ki zarar görmeleri mukadderdir) bundan imtina ettiler. enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s. 221-222, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.283, Geoffrey Hindley,
İskenderiye’yi Şâver’in zulmünden kaçanların sığınağı olarak tarif etmektedir. Geoffrey Hindley, Bir İslam
Kahramanı Selâhaddîn, s.101, Fikret Işıltan’a göre de İskenderiyeliler, Şâver’i Haçlılarla ittifak kurduğu
için sevmemekteydiler. Fikret Işıltan, “Şâver’’, İA, XI, s.360, Nitekim Şirkûh, İskenderiye’ye yaklaşırken
halka haber yolamış ve Şâver, Haçlılarla beraber hareket ettiği için yardım istemişti. Malcolm Cameron
Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın Politikaları, Çev. Zehra Savan, Pınar Yayınları, İstanbul
2006, s.21
602
Willermus, II, s.334, İskenderiye, nehir yatağından yaklaşık sekiz km. uzaklıkta yer alır. Nehrin sularının
yükseldiği mevsimlerde su, şehre birçok kanalla taşınır. Bu su, bir sarnıçta toplanır ve sular yeraltından şehre,
daha çok sulama için taşınır. İskenderiye, ticaret için uygun bir yerde kurulmuştur ve iki limana sahiptir.
Şehir, Nil yoluyla Yukarı Mısır’dan gereksinimlerini sağlar ve bolluk içindedir. Haçlıların bilmediği birçok
şey (inci, baharat, doğuya ait hazineler) buraya Hindistan, Saba, Arabia, Habeşistan ve Persia’dan getirilir.
Tüm bu mallar, Yukarı Mısır’a Kızıldeniz yoluyla taşınır. Doğu ve batıdan insanlar oraya iner ve
İskenderiye, Doğu ve Batı için bir pazar yeridir. Willermus, II, s.335-336
599
600
171
başardı. Amaury, Şirkûh’un geçişini haber aldığında derhal takibe başladı hatta Fustat’a
kadar geldi. Burada ağırlıklar hazırlanırken Ben Ercarsele? adında bir Mısır asili,
Amaury’ye gelerek İskenderiye’nin müthiş bir açlıkla sıkıntıda olduğunu haber verdi. Zor
durumda olan şehri teslime zorlamanın Şirkûh’u takip etmekten daha mantıklı görünmesi
üzerine müttefik ordu, tekrar İskenderiye kuşatmasına döndü603.
İskenderiye kuşatması devam ederken Suriye’deki Haçlılara şehrin kuşatıldığı
haberi ulaştı. Bunlar eğer denizde durdurulmazlarsa birkaç gün içinde İskenderiye’ye
ulaşabilirlerdi. Gemileri gerekli malzemelerle doldurduktan sonra müttefik orduya destek
sağlamak için yola çıktılar. Bu esnada şehir önündeki Haçlılar, kuşatmayı sonuca
ulaştırmak için uğraşıyorlardı. Marangoz ve ustalara şehrin içinin görülebileceği
yükseklikte kuşatma kuleleri inşa etmeleri emredildi. Bu, Petraries denen savaş
makineleri, duvarların stratejik noktalarına yerleştirildi ve şehir bombardımana başlandı.
Atılan taşlarla duvarlar tahrip edildikçe kuşatılanların korkuları da arttı; halkı etkileyen bir
başka olay ise şehri çevreleyen meyveliklerin Haçlılar tarafından makine yapımı için yok
edilmesiydi604.
Haçlılar, şehri şiddetle sıkıştırmaya devam ederlerken kuşatılanların moralleri de
iyiden iyiye bozuldu. Zaten halk, çoğunlukla ticaretle uğraştığından savaşa ve savaşın
meşakkatlerine alışkın değildi. Şehirde bulunan Türklere gelince; bunların sayısı azdı ve
güçlü bir direniş konusunda bunların şehirlilere güvenmesi zor görünüyordu. Bu yüzden de
çarpışmalar seyrek gerçekleşiyor, Türkler çok nadiren ileri çıkıyorlardı. Günlük çatışmalar,
ölümler, sürekli nöbetler ve en önemlisi yiyecek kıtlığı dolayısıyla halk, ümitsizliğe
sürükleniyordu. Willermus’un ifadesine göre kuşatılanların ümitleri iyice kırıldı. Şehirden
vazgeçebilirler, köle edilmeyi açlıktan ölmeye tercih edebilirlerdi. Huzursuzluklar iyice
artmıştı ve bu sıkıntıları sonlandıracak bir anlaşmanın gerekliliği konuşulmaya başlandı.
Bu söylentiler üzerine Selâhaddîn, haberciler yollayıp Şirkûh’u durumdan haberdar ederek
“Şehrin perişan durumunu, yiyeceğin tükendiğini, dahası halkın kendisini terk
edebileceğini” dile getirdi. Acilen yardım edilmesi, şehrin bu durumdan kurtarılması
elzemdi. Selâhaddîn, halktan ve ileri gelenlerden, kadınları ve çocukları için ölümüne
savaşmalarını isteyerek yardımın yolda olduğunu, Şirkûh’un Mısır’ı kat ettiğini, Haçlıları
kovup şehri rahatlatacağını, kısa bir süre sonra çok sayıda askerle şehre ulaşacağını da
ekledi. Bu arada Haçlılar, şehirdeki huzursuzlukların farkında olduklarından şehri daha
603
604
Willermus, II, s.334-335
Willermus, II, s.337-338
172
şiddetli sıkıştırmaya başladılar. Şâver de Haçlı kumandanları arasında dolaşıyor ve onları
cömertçe ödüllendiriyordu. Kuşatma aletleri yapanlara, fakirlere ve ihtiyacı olanlara
hediyeler yolluyor, yaralıları tedavi ettiriyordu605.
Şehrin zor durumunu haber alan Şirkûh, Yukarı Mısır’dan süratle ilerlemeye
başladı. Kûs’u ele geçirmeyi düşündüyse de bu işin daha uzun bir zamana ihtiyaç
göstermesi ve Selâhaddîn’in acil yardım beklemesi nedeniyle buralardaki şehirlerden para
alarak yoluna devam etti. Fustat’a geldiğinde Hugh of Ibelin’in Kahire ve köprüyü
koruduğunu gördü606. Şirkûh’un buradan daha fazla ilerleyemediği anlaşılmaktadır. Bu
noktada barış teklifinin hangi taraftan geldiği konusu tartışmalıdır. İslam ve Süryânî
kaynakları, müttefiklerin barış istediğini kaydederken607 Willermus, barışın Şirkûh’tan
geldiğini uzun uzadıya hikâye etmiştir. Buna göre Şirkûh, Bâbeyn Savaşı’nda esir aldığı
Hugh of Caesarae’yi çağırıp ona yaşanan sıkıntılardan bahsetti. Kral, burada başkaları için
boşuna zaman ve emek harcıyordu zira bunca zaman geçmesine rağmen bir sonuç
alınamamıştı. Kralı, ülkesinde başka işlerin de beklediği malumdu. Bunları dile getiren
Şirkûh, Hugh’tan barış konusunda aracı olmasını istedi. Ayrıca Şirkûh, esir aldıklarını iade
edecek; kuşatma kaldırılacaktı. Kral da Şirkûh’a yolda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağını
garanti ederse Şirkûh, Mısır’dan ayrılmaya razı idi608. Hugh, barış teklifinin taraflar için
elzem olduğunu anladı fakat bu görevi üstenmekten -kendi hayatını kurtarmak için
uğraşıyor intibaı oluşur düşüncesiyle- çekindi. Bunun üzerine Hugh ile beraber esir alınan
Arnulf of Turbessel, bu teklifi Amaury’ye iletmesi için yola çıkarıldı. Amaury ile teklifi
değerlendirenler arasında Haçlı baronlarının yanı sıra Şâver ve oğulları da hazır bulundu.
Nihayetinde teklif kabul edildi ve buna göre şehir, Amaury’ye teslim olacak, karşılıklı esir
değişimi yapıldıktan sonra Şirkûh, Mısır’ı boşaltacaktı. Şirkûh’a yol boyunca şehirlerden
aldıkları hariç 50 bin dinar verilecek, Haçlılar da Mısır’ı derhal boşaltacaklar ve bir köyü
dahi ellerinde tutmayacaklardı609.
605
Willermus, II, s.338-339
Willermus, II, s.339
607
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.5, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.152, İbn
Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.290, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.222, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III,
s.43-44, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.9, Abû’l-Farac ve Süryânî Mihail, İskenderiye kuşatmasından
hiç bahsetmezlerken Şirkûh’un İskenderiye’yi ele geçirmesi üzerine müttefiklerin barış istediklerini
kaydederler. Abû’l-Farac, II, s.404, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195),
s.202
608
Willermus, II, s.339-340
609
Willermus, II, s.340-341, İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.5, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265, İbn Vâsıl,
Müferric el-Kurûb, I, s.152, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.222, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn,
II, s.9, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şami, s.20-21, ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.29, İbn Şeddâd, ve Sıbt İbn
606
173
Savaşın sona erdiği ve İskenderiyelilerin taciz edilmesinin yasaklandığı, bir
fermanla duyuruldu. Barış, uzun süren kuşatmadan bunalan halkı rahatlatmıştı.
Willermus’un kaydına göre kuşatma başlarken Haçlıların sayısı 50 bin silahlı asker iken
şehir teslim olduğunda bu sayı 5 bin şövalye ve 4 veya 5 bin yayadan ibaret idi610.
Selâhaddîn, şehirden çıkıp Amaury’nin yanına Haçlı karargâhına gitti ve dönüş hazırlıkları
tamamlanıncaya kadar da burada kaldı. Kendisine zarar gelmemesi için korumalar verildi
ve hürmetle ağırlandı. Şâver, şehre girince halktan bazılarını cezalandırdı, bazılarını da
ödüllendirdi. Hatta Şirkûh ile işbirliği yapan halka çok ağır vergiler yüklendi. Ebû
Şâme’nin rivayetine göre Şâver’in İskenderiye halkına zulmü, Selâhaddîn’in krala
başvurup Şâver’i durdurmasını istemesi üzerine son buldu611. Şâver Kahire’ye dönerken
Haçlılar da dönüş yolculuğuna başlayarak 21 Ağustos 1167’de Askalân’a girdiler612.
Şirkûh ise İskenderiye’yi 4 Ağustos 1167’de teslim ederek yola çıktı ve 5 Eylül 1167’de
Dımaşk’a vardı613.
Yukarıda bahsedildiği üzere Şâver ile Haçlılar arasında bir anlaşma yapılmış ve bu
anlaşma, halife tarafından da onaylanmıştı. Fakat Şâver ile Haçlılar arasında -halifenin
haberi olmadan yapıldığı anlaşılan- başka bir anlaşmaya göre Haçlılar, Kahire’de
temsilciler bırakacaklar, bunlar Nûreddîn’in saldırılarına karşı şehir kapılarını koruyacaklar
ve buna karşılık Şâver, Haçlılara her yıl 100 bin dinar gönderecekti. Ancak bu anlaşmaya
başta Şâver’in oğlu el-Kâmil olmak üzere pek çok kişi taraftar değildi. Çünkü bu olayın
el-Cevzî, Haçlıların dönme nedenini krallık toprakları için korkuya kapılmış olmalarına bağlarlar. Zira o
sırada Nûreddîn, Munaytıra Kalesi’ni ele geçirmişti. Şirkûh’un barışa razı olma sebebini ise askerlerinin çok
zayıflamış olmasıyla açıklarlar. İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.77, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ezZaman, VIII, s.168, İbn İbn el-Kesîr de yine Haçlıların dönme nedenini Nureddin’in, Haçlı topraklarını
tahrip etmesiyle alakalı bulmaktadır. İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.422-423, Anlaşma
şartları için ayrıca Bkz. Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.493, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet,
s.47, Steven Runciman, II, s.313
610
Willermus, II, s.341-342
611
Willermus, II, s.342-343, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.66, Malcolm Cameron Lyons-D. E. P.
Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın Politikaları, s.28, Umara el-Yemenî de Şâver, İskenderiye
kuşatmasından döndükten sonra haksız yere çok fazla kan döktü ve ağır vergiler yükledi demektedir. Umâra
el-Yemenî, en-Nuket, s.87, Selâhaddîn’in Haçlı karargâhında misafir edilmesi, daha sonraları onun,
Konnetabl Onfroi de Toron tarafından şövalyeliğe yükseltildiği dedikodularını doğurmuştur. Steven
Runciman, II, s.313, Geoffrey Hindley, Bir İslam Kahramanı Selâhaddîn, s.103,
612
Willermus bu tarihi hatalı olarak 20 Ağustos kaydetmiştir. Willermus, II, s.343
613
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.5, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.44, İbn
Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.152, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.9, Nuveyrî, Dımaşk ordusunun önce
Akkâ’ya oradan da Dımaşk’a ulaştığını haber vermektedir, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.223. Bu
durum, Selâhaddîn’in, Amaury’den, ordudaki zayıf insanların gemilerle taşınmasını istemesiyle alakalıdır.
Zira Selahaddin, hasta ve yaralı askerlerin, Akkâ’ya taşınması konusunda Amaury’ye başvurmuştu. Bu isteği
yerine getirildi fakat mezkûr kimseler, kral dönüp de bunları memleketlerine gönderinceye kadar şeker
kamışı tarlalarında çalıştırıldılar. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.66, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.285, Krş.
Steven Runciman, II, s.313, Bahattin Kök, “Nûreddîn Mahmûd’un Mısır’ı Ele Geçirmesi ve Fâtımîlerin
Yıkılışı-I”, AÜİFD, IX / 1990, s.180
174
ardından Nûreddîn ile iletişime geçen el-Kâmil, Nûreddîn’e itaat edeceğini, herkesi itaat
ettireceğini ve her sene Mısır gelirinden belli bir miktarı göndereceğini vaad ediyordu.
Bunun üzerine Nûreddîn de el-Kamil’e bir miktar para göndererek mukabelede bulundu614.
Şâver, ikinci seferden de Mısır’ın hâkimi olarak çıktı. Fakat 1167-1168 yılında Yahya b.
el-Hayyât, vezirliği ele geçirmek için Şâver’e karşı ayaklandı. Bu teşebbüsünde başarılı
olamayan el-Hayyât yenildi ve Haçlılara sığınmak zorunda kaldı615. Başarısızlığa
uğrayanların Haçlı Krallığına sığınması, Haçlıların samimiyeti konusunda Şâver’e bir uyarı
niteliğindeydi. Bunun üzerine Şâver, Kahire’de bulunan Haçlı garnizonunu geri gönderdi
ve Bâbeyn Savaşı öncesinde yapılan anlaşmayı tek taraflı lağvettiğini bildirdi616.
4.2.4.Amaury’nin Bizans’ın Desteğini Sağlama Çabaları ve Evliliği
Mısır konusunda aktif bir siyaset izleyen Amaury, bir yandan da Bizans
imparatorunun desteğini sağlamaya çalışıyordu. Mısır dönüşü, Amaury’e Bizans sarayında
uygun bir eş bakmak için yollanmış olan Kaysâriye başpiskoposu Hernesius ile kilercibaşı
Eudes de Saint Amand Bizans’tan döndüler. Manuel Komnenos’un yeğeni Maria
Komnena, krala eş olarak seçilmişti. Evlilik töreni 29 Ağustos 1167’de Sûr şehrinde
yapıldı ve Amaury burada taç giydi617. 1167 yazında bu defa imparatorun temsilcileri Kont
Alexander of Gravine ile Michael Hydruntinus (of Toronto), Sûr’a geldiler. Manuel
Komnenos, mektubunda Fâtımîlerin her geçen gün zayıfladığını, bu durumun Mısır’ın
komşuları tarafından da teşhis edildiğini ve eğer Amaury, kendisine yardım ederse Mısır’ın
kolayca ele geçirilebileceğini söylüyordu. Bu bağlamda İmparatorun temsilcileriyle
yapılan anlaşmaya göre Mısır’ın belli bir kısmını Bizans alacak, alınacak diğer yerlerden
de Bizans’a pay verilecekti. Bu teklif üzerine Amaury de karadan ve denizden güçlerini bu
işe hasretmeyi vaad etti. Anlaşma sağlandıktan sonra mukabil elçilik heyeti yola çıkarıldı.
Heyette tarih yazarı Willermus da vardı ve Trablus’ta bekleyen Bizans heyetine katıldı.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.5, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265-266, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.223, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.287, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.152, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.445,
Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.44, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.9-10, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V,
s.329, Abû’l-Farac, II, s.404-405
615
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.223, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.290
616
Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.48
617
Willermus, II, s.344-345, Steven Runciman, II, s.314-315, Urfalı Mateos, Amaury’nin evliliği
dolayısıyla verdiği bilgide Manuel Komnenos’un Haçlılara yardım vaad ettiğini yazar. Fakat Manuel’in
seferinde Renaud ile birleşip Kıbrıs’ı yağmalayan Thoros’un itaate alınması öncelik kazandı. Sonrasında
Antakya’ya giren Manuel, buradan Belane’ye (Belen) yürüdü fakat memleketinden kötü haberler alması
üzerine Nûreddîn ile anlaşarak geri döndü. Urfalı Mateos, Vekayiname, s.322-325, Süryanî Mihail, Süryanî
Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.184-185, Ioannes Kinnamos’un verdiği bilgiye göre
Amaury’nin evliliği konusu görüşülürken Antakya üzerinde Amaury’nin bir hâkimiyet iddia etmemesi ve
Antakya’nın, İmparatora itaati gündeme getirildi. Amaury, Antakya üzerinde yüksek hâkimiyetinin tanınması
hususunda bir ümidi kalmayınca bu kez evliliğin bir an önce gerçekleşmesi için imparatora ısrarcı oldu ve
evlilik gerçekleşince imparatora sadakat yemini etti. Ioannes Kinnamos, Historia, s.172-173
614
175
Haçlı heyeti, Sırbistan seferi dönüşünde imparatorla görüştü. Yapılan görüşmelerde
Haçlıların teklifi de imparator tarafından kabul edildi. Bizans’ta çok iyi ağırlanan Haçlı
heyeti, zengin hediyelerle beraber 1 Ekim’de dönüş yolculuğuna başladı618.
4.2.5.Üçüncü Mısır Seferi (17 Aralık 1168- 8 Ocak 1169)
Mısır’a üçüncü kez sefer düzenlenmesinin sebepleri de yine farklı rivayetleri içerir.
İslam kaynakları bu durumu, Haçlıların Mısır’da güçlenmesine bağlarlarken Haçlı
kaynakları, Fâtımîlerin, anlaşmalara uymamalarını ve Nûreddîn ile haberleşmelerini ileri
sürerler. Haçlılara göre -Bizans’a giden elçilik heyeti henüz imparatorun yardım sözüyle
dönmeden önce- Şâver, Nûreddîn’e elçi yolluyor ve Haçlılara karşı onun yardımını temin
etmeye çalışıyordu. Şâver ise bu durumun kendi isteği dışında geliştiğini ve Haçlılarla olan
anlaşmanın devamından yana olduğunu belirtiyordu. Fakat Haçlıların zihninde oluşan
tabloya göre Şâver, samimi değildi ve eğer Nûreddîn’in yardımı sağlanırsa anlaşmaları
bozmaması için hiçbir sebep yoktu619.
Haçlıların Mısır’a saldırısı için bu söylentilerin bir bahane oluşturduğuna şüphe
yoktur. Zira Haçlılardan, Şâver’in anlaşmalara sadık kaldığını, bu girişimin Haçlıların
sadakati konusunda ipuçları verdiğini; başka bir ifadeyle Şâver’in Nûreddîn ile görüştüğü
söylentisinin Haçlıların saldırısına bahane oluşturmaktan başka bir amaç taşımadığını
söyleyenler de vardı. Willermus, Mısır’a sefer düzenlenmesini talihsiz bir girişim olarak
niteler ve bu işin müessisi olarak da Hospitalierlerin büyük üstadı Gilbert d’Assaily’yi
işaret eder. Gilbert, Hospitalierlerin hazinelerini açmış, şövalyelere borç vermiş ve öyle
ağır borçlar altına girmiştir ki daha sonra tarikattaki görevinden ayrılmak durumunda kaldı.
Tüm bunlardan maksadı ise eğer Bilbîs zapt edilirse tüm mal varlığıyla ve sürekli olarak
Hospitalierlere verileceğini ummasıydı. Templierlere baktığımızda onların, bu seferin
içinde yer almak istemediklerini görürüz. Onlara göre bu, vicdani bir zorlamaydı. Bir
başka hoşnutsuzluk ise seferin liderliğinin Hospitalierlere ait olmasından kaynaklanıyordu.
Bu sebeplere bir de seferin haksız olduğunu düşünmeleri eklenince Templierler sefere
katılmayı ve asker sağlamayı reddettiler620. İslam kaynakları, Şirkûh’un Mısır’a
618
Willermus, II, s.347-349, Steven Runciman, II, s.316
Willermus, II, s.349-350, İbn el-Esîr’in yukarıdaki kaydı bunu kısmen teyit etmekle beraber Nûreddîn ile
haberleşen Şâver değil, oğlu el-Kâmil idi. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.5, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.265-266
620
Willermus, II, s.350-351, Mısır’a sefer düzenleme konusu gündeme geldiği sıralarda Nevers kontu IV.
Guillaume, Filistin’e ulaşmıştı. Onun da gelişiyle Mısır seferine taraftar olanlar, ısrar etmeye başladılar.
Bunların başında Hospitalierlerin olduğu bilinmektedir. Templierler ise sefere katılmaktan kaçındılar.
Onların bu kararında Mısır ile ticari ilişkiler geliştiren İtalyanlara olan yakınlıkları önemli rol oynamış
olmalıdır. Kralın, Bizans yardımını bekleme fikri ise başta Hospitaller olmak üzere asiller tarafından
muhalefetle karşılandı ve seferin Ekim ayında yapılması kararlaştırıldı. Steven Runciman, II, s.317
619
176
yürümesinin temel sebebini Haçlıların Kahire’de temsilci bırakmalarına, onların burada
yerleşmelerine ve dahası Mısır’da insanlara zulmetmelerine bağlamaktadırlar621. Fakat
olayların seyrine baktığımızda Şirkûh, ancak Haçlıların, Bilbîs’i ele geçirmeleri sonrasında
Kahire’ye yürümeleri üzerine el-Âdid’in Nûreddîn’den yardım istemesi ile harekete
geçmiştir.
Willermus’un ifadesinin aksine Kahire’de bulunan Haçlı temsilcileri, Amaury’ye
haber göndermişler, Mısır’ın savunmasız olduğunu söyleyerek onu harekete geçirmek
istemişlerdir. Amaury’nin, Mısır’a sefer düzenlemeye taraftar olmadığı rivayet edilir. Yani
Amaury, zaten Mısır’ın geliri kendisine geldiği için boşuna Nûreddîn’i tahrik etmekten
kaçınıyordu fakat bu fikrini krallık ileri gelenlerine kabul ettiremedi. Mısır’a sefer
düzenlenmesi fikrinde ısrar edenler, Mısır’dan sağladıkları kazancı ve hatta Mısır’ı
kaybedeceklerini hesaplayamamışlardı622. Amaury’nin fikri en azından Bizans’ın yardımı
sağlanıncaya kadar Mısır seferini ertelemek yönünden düşünüldüğünde mantıklı
görünmektedir. Fakat ele geçirilecekleri Bizans ile paylaşmak istemeyenlerin ısrarı
kendilerine pahalıya mal olmuştur.
Amaury, Dârum’da iken Şâver’in elçisi Bedrân geldi fakat bu elçi rüşvetle
kazanıldı. Bedrân’ın satın alınmasının ardından bu defa Şemsü’l-Hilâfe Haçlılara yollandı.
Şemsü’l-Hilâfe, kralı anlaşmalara uymamakla suçladı. Amaury ise Şâver’in oğlu elKâmil’in, Selâhaddîn ile yakınlaşması dolayısıyla hareketinin halkı olduğunu bildirdi. Zira
el-Kâmil’in Selâhaddîn’in kız kardeşiyle evlenme isteğinde olduğu biliniyordu.
Amaury’nin ileri sürdüğü bahanelerden biri ise batıdan gelen Haçlıların Mısır’a saldırma
hazırlığında oldukları ve kendisinin de onları dizginlemek için sefere katıldığı yönündeydi.
Fakat kendisine derhal iki milyon dinar verilirse dönebilirdi623.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.11-12, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.272, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.223, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.45, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.32, İbn Vâsıl, Müferric elKurûb, I, s.155-156, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.445, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.329
622
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.12, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.272, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.223, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.32-33, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.156, İbn Hallikân,
Vefeyât, II, s.445-446, Abû’l-Farac, II, s.406-407, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi
(1042-1195), s.206-207, Her ne kadar Amaury’nin yeni bir Mısır seferine taraftar olmadığı kaydedilse de
onun, sefere çıkmadan önce Mısır topraklarını baronları arasında taksim ettiği de rivayet edilir. Ramazan
Şeşen, “Eyyûbîler Devleti” DGBİT, VI, s.307
623
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.68-69, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.292, Steven Runciman, II, s.318,
Süryânî Mihail, Haçlıların Mısır’a sefer düzenlemesini bizzat Nûreddîn’in Mısır halkı ile bağlantı kurmasına
bağlamaktadır. Buna göre Nûreddîn, Fâtımîlere Haçlılara verdikleri parayı kesmeleri halinde yardım
edeceğini vaad etmişti. Bunun üzerine Fâtımîler, Bilbîs’i tahkim ederek oraya 12 bin atlı ile 200 bin piyade
yerleştirdiler. Fâtımîlerin parayı kesmesi ve Bilbîs’i tahkim etmesi üzerine Haçlılar harekete geçerek Bilbîs’i
zapt ve yağma ettiler. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.208-209,
621
177
Hazırlıklarını tamamlayan Haçlılar624 Ekim 1168’de Mısır üzerine yürüdüler625. İlk
hedefleri olan Bilbîs’e on günlük bir yürüyüşten sonra ulaştılar. Üç günlük bir kuşatmanın
ardından Haçlılar, kendilerine bir yol açmayı başararak şehre girdiler. Şâver’in oğlu
Tayy’ın savunduğu şehir, 4 Kasım 1168 günü tamamen ele geçirilmişti. Bunu vahşice bir
kıyım takip etti: halk, yaş ve cinsiyetine bakılmaksızın kılıçtan geçirilirken kurtulabilenler
esir edildi ki bunlar arasında Şâver’in oğulları Tarî ve Nâsır ile torunları Muazzam
Süleyman b. Şâver ve Kays b. Tayy b. Şâver de vardı. Yine silah taşıyanlar yani askeri
unsur da tamamen yok edildi626.
Bunun sonrasında aralarında İbnü’l-Hayyât ve İbn Fercele’nin de bulunduğu Mısır
ileri gelenlerinden bazıları, Şâver’e düşmanlıklarından dolayı Bilbîs’in yağmalanması
sonrası Haçlılara yardım vaad ettiler ve bununla cesaretlenen Haçlılar, 13 Kasım 1168’de
Kahire’ye ulaşıp şehri kuşatmaya aldılar. Halk, Bilbîs’te yaşananların etkisiyle şehri daha
gayretli savunmaya başladı. Haçlılar, Kahire’ye ulaşmadan bir gün önce (12 Kasım 1168)
Şâver, Fustat’ın yakılmasını ve halkın Kahire’de toplanmasını emretmişti. Bu durum,
halkın fakirliğinde etkili olan en önemli sebep olarak yapılan pazarlıklarda karşımıza
çıkacaktır627. Şâver’in, Bilbîs’te yaşanan felaket sonrası Amaury’yi para vererek
durdurmak istediği görülür. Willermus, Şâver’in, bir yandan da diğer seçenekleri
değerlendirdiğini ve Nûreddîn’e haber yollayarak yardım istediğini kaydeder. Fakat
Nûreddîn’den –mektupların içine kadınları ve kızlarının saçlarını koyarak- yardım isteyen
Haçlılar, yola çıkmadan önce Hıms üzerine yürüyeceklerini ilan edip hedef şaşırtmak istemişlerdi. İbn elEsîr, el-Kâmil, X, s.12, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.272, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.33, İbn Hallikân,
Vefeyât, II, s.446
625
Willermus’un kaydına göre Haçlılar yola Ekim ayında çıkıp on gün sonra Bilbîs’e ulaştılar ve üç günlük
bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdiler. Ebû Şâme ise Haçlıların Ekim ayı ortalarında yola çıktıklarını
kaydetmiştir. Buna göre Haçlılar 20 veya 21 Ekim’de yola çıkmış olmalılar. Willermus, II, s.351, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.33
626
Willermus, Şâver’in oğlu Mahadan (Muazzam) ile yeğeninin esir edildiğini zikretmektedir. Willermus,
II, s.351-352, el-Makrizî, İtti’az, III, s.293, İslam kaynaklarının geneli ve Bilbîs’in zapt tarihini 4 Kasım
1168 olarak verirken İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.12, a. mlf. İslam Tarihi, XI, 273, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar,
III, s.45, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.157, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.69-70, İbn Tağrîberdî,
en-Nücûm, V, s.333, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.39, Makrizî, Haçlıların 4 Kasım 1168’de Bilbîs’e
indiklerini, 5 Kasım 1168’de şehri zorla ele geçirdiklerini kaydetmiştir. el-Makrizî, İtti’âz, III, s.292-293. enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.223-224
627
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.12-13, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.273, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.157,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.70, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.446, Nuveyrî, aralarında Yahya b. elHayyât’ın da bulunduğu bazı Mısır ileri gelenlerinin Şâver’den kaçtıklarını belirtir fakat bunların Haçlıları
Kahire’yi kuşatmaya davet ettiklerinden bahsetmez, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.224, Fustat’ın
yakılması olayı için ayrıca Bkz. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.33, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.329,
el-Makrizî, İtti’az, III, s.296, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.333-334, Fustat ateşe verildiğinde Fâtımî
donanmasının büyük bir bölümü de yok oldu. Bu ise Fâtımîlerin deniz gücüne ağır bir darbe vurdu. Murat
Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, s.157
624
178
bizzat halife el-Âdid idi. Nûreddîn, bu çağrıya Şirkûh’u –yanına verdiği diğer emirlerleyola çıkararak cevap verdi628.
Kahire önünde savaş aletleri hazır hale getirildi. Hazırlıkların tamamlanmış
olmasından, kısa bir süre içinde bir saldırı düzenleneceği tahmin olunabilirdi fakat
Amaury, hücumu bilerek erteledi. Amacı, Şâver’den daha fazla para almaktı. Bilbîs’te
yaşananlar, henüz yeniydi ve Şâver, Kahire’yi de gözden çıkarmamak için daha fazlasını
teklif edecekti. Nitekim bu, daha sonra gerçekleşmiştir. Şâver, kuşatmayı kaldırması için
Amaury ile bağlantı kurdu ve Willermus’un deyimiyle tamahkâr kral, bu teklife razı oldu.
Fakat Şâver’in teklifi pek gerçekçi durmuyordu ki Willermus sonrasında “Şâver’in söz
verdiği para, Mısır’ın her köşesinden kazançlar bir araya getirilse bile ödemeye yetmezdi”
diye eklemiştir. Şâver; oğlu, yeğeni ve Haçlıların Mısır’dan çekilmesi için iki milyon parça
altın teklif etmişti. Şâver’in, bu miktarı ödeyemeyeceği belliydi fakat o, bu tekliflerle
Amaury’yi oyalıyor, onu Kahire’ye ani bir saldırıdan alıkoymak istiyordu. Bu arada Kahire
halkının morali, Bilbîs’te yaşananlar dolayısıyla ziyadesiyle bozuluştu. Hem halk, askeri
konularda tecrübe sahibi olmadığı gibi rahata alışkın insanlardı. Yani Kahire’nin de Bilbîs
ile aynı kaderi paylaşması muhtemeldi629.
Haçlı donanmasının bölgeye gelişiyle Fâtımîlerin durumu daha kritik bir hal aldı.
Haçlı donaması Nil’e, Carabes diye bilinen kolundan girdi ve o kıyıda bulunan Tinnîs
(Tanis) şehrini alarak yağmaladı. Haçlı deniz ve kara güçleri bileşme eğilimindeydi fakat
buna Fâtımî donanması engel oldu. Bunun üzerine Amaury, seçme şövalyelerle Humprey
of Toron’u henüz ele geçirilmemiş olan karşı kıyıya yolladı ancak bu defa da Şirkûh’un
Krş. Willermus, II, s.352, İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.13, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.273, el-Âdid’in yanı
sıra Şâver’in de Nûreddîn’den yardım istediği rivayet edilmektedir. Neticede Nûreddîn, kendisine Mısır’ın
gelirinin üçte biri de vaad edilince bu yardım isteğine cevap verdi, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII,
s.224, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.158, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.45, Abû’l-Farac, II, s.407,
Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.207, Ebû Şâme ve Makrizî, Şâver’in
değil de oğlu Kâmil’in el-Âdid ile görüştükten sonra Nûreddîn’e yardım için mektuplar yazdığını ifade
etmektedirler. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.70, el-Makrizî, İtti’az, III, s.293-294, ed-Devâdârî’nin
kaydına göre el-Adid, mektubu bizzat yazarak Mısır gelirinin üçte birini, her sene vergi vermeyi ve askerlerin
nafakalarını sağlamayı vaad etmiştir. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer, VII, s.30, Cengiz Tomar, “Şâver b.
Mucîr”, DİA, XXXVIII, Ankara 2010, s.383
629
Willermus, II, s.352-353, Şâver, Haçlıları Kahire önlerinden uzaklaştırmakta aciz kalmış ve hileye
başvurmuştu. Kendisinin, şehri teslim etmek istediğini fakat Nûreddîn ve el-Âdid’den korktuğunu söylemişti.
Neticesinde Müslümanlar, şehrin teslimine razı olmadıkları için anlaşma yapmanın yani para alıp gitmesinin
daha uygun olacağını belirtip bir kısmı peşin, bir kısmı daha sonra ödenmek üzere bir milyon dinar üzerinde
Haçlılarla anlaşmıştı. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.13, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.273-274, İbn Vâsıl, Müferric
el-Kurûb, I, s.157-158, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.446-447, Abû’l-Farac, II, s.407, Süryanî Mihail, Süryanî
Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.207, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.33, Yapılan
pazarlıklar için ayrıca Bkz. Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın
Politikaları, s.32
628
179
yaklaştığı haberi alınınca bu da gerçekleşmedi. Şirkûh’un gelişi, dengeleri değiştirdi ve
Haçlı donanması geri çekilirken kadırgalardan biri de kayboldu630.
Tüm bu süreçte Şâver, söz verdiği parayı tedarik etmek hususunda zamanı uzatması
için Amaury’yi oyalamaktan başka bir şey yapamadı. Oğlu ve yeğeni serbest bırakılınca da
derhal 100 bin parça altın ödeyerek631 kalan miktar için iki yeğenini rehin bırakmayı
önerdi. Bunun üzerine Haçlılar, kuşatmayı kaldırarak yaklaşık iki km. öteye çekildiler ve
ordugâhlarını Balsam Bahçesi denen yere kurdular. Burada kaldıkları sekiz gün içinde
Şâver-Amaury haberleşmesi sürüyordu. Sonunda Haçlı karargâhı, Syriacus (Seryakus)
denen köye taşındı. Şâver ise Mısır’ın her yerine birlikler yolluyor, yardım sağlamaya
çalışıyordu. Çok sayıda silah toplayıp Kahire’ye erzak stokları yaptı ve istihkâmların zayıf
noktalarını güçlendirdi. Şâver Bilbîs’te yaşananların Fâtımîler üzerinde derin izler bırakmış
olmasından halka bunları hatırlatarak onları gayrete getirmeye çalıştı632.
Haçlıların Mısır’dan çekilme sebepleri, Şirkûh’un Mısır’a yaklaşmasıyla ilişkili
olmakla beraber Willermus, bu durumu para alıp Mısır’dan çekilmesi konusunda kralın
aklını çelen Milon de Plancy’ye ve doğrudan Amaury’nin para hırsına bağlamaktadır.
Milon de Plancy, Kahire’nin zapt edilebileceğine inanmıyordu ve krala, teklif edilen parayı
almasını öğütlüyordu. Zira yağma, bu seferin tek sonucu olacaktı fakat yağmada herkes
eline geçirdiğine sahip olurdu. Yani halk ve askerler de ganimetten pay alacaktı. Buna
karşılık anlaşma yoluna gidilirse avantaj kralda olacak ve kral daha büyük miktarlar
kazanacaktı. Bu durum, çeşitli tartışmalara neden oldu ve hatta Haçlılar iki gruba
ayrıldılar. Fakat kral ve taraftarlarının fikri kabul edildi: anlaşma sağlanacaktı. Bu süreçte
Şâver de Haçlıları söz verdiği parayı temin için sabırlı olmaları konusunda devamlı surette
oyalamaya devam etti633.
Haleb’de bulunan Nûreddîn, Şirkûh’a yeni bir Mısır seferine hazırlanmasını
emretmişti. Gerekli malzemeler dışında 200 bin dinar ile kendisine askerler ve harcamalar
konusunda tam yetki verdi. Şirkûh ise 2 bin süvari seçtikten sonra bir miktar para aldı ve 6
bin süvari topladı. Şirkûh ve Nûreddîn, 2 Aralık 1168’de Dımaşk’a vardılar. Nûreddîn,
630
Willermus, II, s.353-354
Halk, o kadar fakir düşmüştü ki bu 100 bin dinar dışında 500 dinar bile toplamak mümkün olmadı. İbn elEsîr, el-Kâmil, X, s.13, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.274, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.158, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.71, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.224, el-Makrizî, İtti’az, III, s.297-298,
Abû’l-Farac ve Süyânî Mihail, bu miktar ödenince Haçlıların ülkelerine döndüklerini kaydetmişlerdir. Abû’lFarac, II, s.407-408, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.207
632
Willermus, II, s.354
633
Willermus, II, s.355
631
180
Şirkûh’un yanına İzzeddîn Cordik, İzzeddîn Kılıç, Şerefüddîn Bozkuş, Aynü’d-Devle elYârûkî, Kutbeddîn Yınâl b. Hassan el-Menbîcî ile Şîrkuh'un yeğeni Selâhaddîn Yûsuf b.
Eyyûb gibi emirleri de verdi ve Şirkûh, 17 Aralık 1168’de Ra’sü’l-Mâ’dan Mısır’a hareket
etti634.
Şirkûh’un Mısır’a artık iyice yaklaşmış olduğu haberi ulaşınca Haçlılar, apar topar
Bilbîs’e döndüler ve şehri korumaları için birlikler bıraktıktan sonra da 25 Aralık 1168’de
Şirkûh’u karşılamak için çöle doğru yürüyüşe geçtiler. Keşif birliklerinin, Şirkûh’un Nil’i
çoktan geçmiş olduğuna dair ulaşan haberi üzerine Haçlılar için artık dönüş yolculuğu
başlamıştı. Şirkûh’un çok iyi takviye edilmiş ordusu karşısında Mısır’da daha fazla kalmak
riskini göze alamayan Haçlıları, aynı derecede korkutan bir diğer husus da Şâver’in Şirkûh
ile anlaşma ihtimaliydi. Görünüşe göre Şâver’in anlaşmaya uymaya niyeti yoktu ve
Şirkûh’un gelişiyle beraber Haçlıların da Şâver’i buna zorlayacak güçleri kalmamıştı.
Nihayetinde Bilbîs’e dönen Haçlılar, 2 Ocak 1169’da dönüş yolculuğuna başladılar635.
Şirkûh, Haçlılar çekildikten sonra 8 Mart 1169 tarihinde Kahire’ye ulaştı, el-Âdid ile
görüştü ve kendisine hilat giydirildi. Artık olaylar Şâver’in isteği dışında gelişiyordu ve
Şirkûh’un Kahire’ye ulaşıp çok iyi bir şekilde karşılanması, Mısır’ın Nûreddîn’in
hâkimiyeti altına girdiği şeklinde yorumlanabilirdi636.
4.2.6.Şâver’in Katli, Şirkûh’un Fâtımî Veziri Olması ve Sonrasında
Selâhaddîn’in Başa Geçmesi
el-Âdid, Şirkûh’tan Nil’in kenarında Meks’te kalmasını istedi. Bu esnada Şâver ile
Şirkûh, görüşme halinde idiler. Bu görüşmelerde Şirkûh, Şâver’den askerlerin nafakalarını
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.13-14, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.274-275, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.224-225, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.158, 160, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.45, İbn
Hallikân, Vefeyât, II, s.447, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.350, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.329-330,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.34-35, el-Makrizî, İtti’az, III, s.294, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.3940, Süryânî kaynakları, Haçlılar, Mısır’dan çekildiği halde Nûreddîn’in yine de Mısır’a asker yollamasını
onun Fâtımîlere yardım etmekten ziyade Mısır’ı ele geçirme niyetiyle ilişkilendirmişlerdir. Abû’l-Farac, II,
s.408, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.207,
635
Willermus, II, s.356, Nuveyrî ve Makrizî’nin verdiği tarihe göre Haçlılar, 4 Ocak 1169’da yanlarındaki
12 bin esirle beraber dönüş yolculuğuna başladılar. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.225, el-Makrizî,
İtti’az, III, s.299
636
Nûreddîn, bu süreçte Ra’sü’l-Mâ’da bekliyordu. Haçlıların çekildiği haberi ulaşınca bunu sevinçle ülkenin
her yerine duyurdu. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.14, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.275, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar,
III, s.45. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.35, 72, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.160-161, enNuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.225, Ebû Şâme, Şirkuh’un Kahire’ye giriş tarihini Ocak 1169 olarak
kaydederken Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.38; Cüveynî, bu tarihi hatalı olarak 16 Ocak 1169 olarak
vermiştir, Cüveynî, Tarih-i Cihan Güşâ, III, s.110-111. Mısır’ın, Nûreddîn’in hâkimiyetine girmesi ile
burada da artık Sünnî İslam hâkim olacaktı. Dolayısıyla Haçlıların durumu daha tehlikeli bir hal aldı.
Haçlılar, Fâtımîlerden anlaşmalarla elde ettikleri avantajları, bundan daha da önemlisi ekonomik kazançlarını
yitirdiler. Marshall W. Baldwin, “The Latin States under Baldwin III and Amalric I, 1143-1174”, s.556
634
181
vermesini istiyor ve Nûreddîn’e verdiği sözleri hatırlatıyordu637. el-Âdid’in Şirkûh’a
teveccühü, Şâver’in keyfini kaçırdı fakat Şâver, bu duruma engel olabilecek güçte
bulunmuyordu. Bu defa Nûreddîn ile yapılan anlaşmanın gereğini yerine getirmek
konusunda yavaş davranmaya başladı. Söz verdiği para, askerlere dağıtılacak iktalar ve
Nûreddîn’in payına düşen üçte birlik gelir konusunda Şirkûh’u boş vaadlerle oyalamaya
başladı. Hatta olaylara müdahale etmekte artık zorlanan Şâver, bir ziyafet esnasında Şirkûh
ve adamlarını tutuklamayı dahi düşündü fakat bu düşüncesi, bizzat kendi oğlu el-Kâmil
tarafından engellendi. el-Kâmil, eğer Şirkûh Mısır’da etkisiz hale getirilirse bu durumun
Haçlıları cesaretlendireceğini biliyordu638.
Şâver’in ortadan kaldırılmasını Selâhaddîn ve İzzeddîn Cordik başta olmak üzere
diğer emirler zaruri buluyorlardı. Fakat bu fikri, ilk defa Şirkûh’a açtıklarında o, buna elÂdid’in emri bulunmadığı için onay vermemişti. Şâver’in katline gelince; Şâver, bir gün
Şirkûh’u ziyarete geldiğinde onu çadırında bulamadı. Şirkûh, İmam Şâfîî’nin kabrini
ziyarette idi ve Şâver bunu öğrenince kendisi de oraya gitmek istedi. Kendisine yolda
Selâhaddîn ve İzzeddîn Cordik eşlik ederlerken birdenbire Şâver’i atından aşağı attılar.
Adamları da kaçınca Şâver esir alındı. Şâver’in esir edildiği, Şirkûh’a iletildiğinde o,
katline yine izin vermedi. Bu defa durum, el-Âdid’e iletildi ve halifenin onayı alınınca 18
Ocak 1169’da639 Şâver idam edildi. el-Âdid’in emriyle Şâver’in evi yağmalanırken
Şirkûh’a vezirlik hilatı giydirilip “el-Melik el-Mansûr Emîr el-Cüyûş” unvanı verildi.
Artık Şirkûh’un konumu daha sağlamdı. Derhal güvenilir adamlarını vali atadı ve askerlere
iktalar dağıttı. Şâver’in oğulları640 da bu esnada idam edildiler. Fakat vezirlik makamına
oturan Şirkûh, çok yaşamadı ve 23 Mart 1169’da öldü641.
en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.225, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.161, el-Makrizî, İtti’âz,
III, s.300
638
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.14-15, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.275-276, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.225-226, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.45, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.38, el-Makrizî,
İtti’âz, III, s.300, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.161, İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.447, İbn Haldûn, Kitâb
el-İber, V, s.330, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.172, Abû’l-Farac, İbn el-Esîr’i tekrar etmekle
beraber devlete Şâver hâkim olduğu ve el-Âdid’in bir hükmü olmadığı dolayısıyla el-Âdid’in Şirkûh’a yüz
vermediğini kaydetmiştir. Abû’l-Farac, II, s.408, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi
(1042-1195), s.207, Cüveynî, Şâver’in Şirkûh’u öldürme planını bizzat el-Âdid’in etkisiz hale getirdiğini
zikreder. Zira el-Âdid, Şâver’in tahakkümünden usanmıştı ve hatta Selâhaddîn ve yanındakiler, Şâver’i
yakaladıkları zaman el-Âdid’in fermanına uyarak onu katletmişlerdi. Cüveynî, Târîh-i Cihan Güşâ, III,
s.111
639
İbn Hallikân, Vefeyât, II, s.441, 447-448, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.73, el-Makrizî, İtti’âz, III,
s.301, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.335
640
Şâver öldürüldüğü sırada oğulları (el-Kâmil Şüca’, Muazzam Tari, Fârisü’l-Müslimin) kaçarak el-Âdid’e
sığındılar. Halife bunlara Türklerle gizli ilişkiler içine girmedikleri sürece hayatlarına dokunulmayacağını
beyan etti. Fakat Şâver’in oğulları, Şirkûh ile görüşmelere başlayınca halifenin emri ile idam edildiler.
Willermus, II, s.357, Şirkuh’un öldürüldügünü duyan oğlu el-Kâmil, saraya kaçmış ancak kurtulamamıştı.
637
182
Şirkûh ölünce yerine kimin geçeceği konusunda bazı tartışmalar yaşandı. Zira
Nûreddîn’in Mısır’a düzenlenen bu seferde Şirkûh’un yanına verdiği emirlerden Aynü’dDevle el-Yarûkî, Kutbeddîn, Seyfeddîn el-Maştûb el-Hakkârî ve Selâhaddîn’in dayısı
Şihâbeddîn el-Hârimî de vezirlik konusunda ümitliydiler. Fakat el-Âdid, kendisine
Selâhaddîn’in güçsüz ve yaşça diğerlerinden daha küçük olduğu ve dolayısıyla ona
hükmetmenin daha kolay olacağı telkin edildiği için tercihini Selâhaddîn’den yana
kullandı. Selâhaddîn, Fâtımî veziri ilan edilirken Şirkûh’un askerlerini kendi saflarına
çekmek planı etkili olmuştu ve neticesinde Selâhaddîn, “el-Melik en-Nâsır” unvanıyla
vezir ilan edildi (26 Mart 1169). Fakat Selâhaddîn’e Nûreddîn’in emirlerinden hiç biri itaat
etmedi. Fakih İsa el-Hakkârî’nin ikna çabaları sonucunda Aynü’d-Devle el-Yarûkî hariç
diğerleri durumu kabullenince el-Yarûkî, bazı emirlerle beraber Nûreddîn’in yanına
döndü642. Vezirlik makamına getirilen Selâhaddîn, konumunu güçlendirmek için bazı
tedbirler aldı. Bu bağlamda el-Âdid’in gücünü zayıflatmak ve halkın gönlünü kazanmak
için bol bağışlarda bulundu. Yine Nûreddîn’den, aile fertlerini Mısır’a göndermesini istedi.
Nûreddîn, ailesini Mısır’a gönderince onlara ve kendi adamlarına Mısır emirlerinin
iktalarını vererek durumunu güçlendirdi643.
Şirkûh, sonrasında da Selâhaddîn’in Fâtımî veziri olması konusuna Nûreddîn’in
memnun olmadığı ve Şirkûh’u Suriye’ye çağırdığı yönündeki rivayetler, Eyyûbîlerin
Nitekim biraz sonra onun ve kardeşlerinin çocuklarının kafaları da gümüş bir kap içinde halife tarafından
Şirkûh’a gönderilmiş bulunuyordu. Bahattin Kök, “Nureddin Mahmud’un Mısırı Ele Geçirmesi Ve
Fâtımîlerin Yıkılışı-II”, AÜİFD, IX / 1991, s.131
641
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.15-16, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.276-277, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.226-227, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.162-163, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.45-47, Ebû
Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.38-39, 43. İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.80-81, İbn Tağrîberdî,
en-Nücûm, V, s.336, 369, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.304-305, İbn Hallikân, Vefeyât, VII, s.151, İbn el-Adîm,
Zübdet el-Haleb, s.351, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.290, 330-331, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman,
VIII, s.172, İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.430-431, Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns elCelîl, I, s.312, Abû’l-Farac, II, s.408, Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (10421195), s.207-208, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.50-51
642
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.17, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.278-279, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.47,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.47-49, 76-77, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.168-170, İbn Hallikân,
Vefeyât, VII, s.153-155, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.351, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.331, elMakrizî, İtti’âz, III, s.308-310. Kaynaklarda Selâhaddîn’in, Mısır seferlerine gönülsüz, bir bakıma Nûreddîn
ve Şirkûh’un, kendisini mecbur etmesiyle katıldığı kaydedilmektedir. Hatta Selâhaddîn, İskenderiye
kuşatmasında yaşadığı zorlukları hatırlayarak “Vallahi bana Mısır'ın hükümdarlığı verilse bile oraya gitmem;
çünkü İskenderiye ve diğer bazı yerlerde hiç bir zaman unutamayacağım sıkıntılarla karşılaştım” demiştir.
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.17, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.278, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.47, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.35-36
643
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.18, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.279, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.49-50,
İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.174, Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns el-Celîl, I, s.311, Yaacov Lev,
Saladin in Egypt, s.81-82, bazı İslam kaynaklarında Selâhaddîn’in, vezir olduktan sonra içkiye tövbe ettiği,
daha dindar yaşamaya başladığı ve eğlenceden yüz çevirdiği kaydedilmektedir. Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar,
III, s.48, el-Makrizî, es-Sülûk, I, a.150, a. mlf., İtti’âz, III, s.310, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.47, İbn
Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.168, İbn el-Adîm, Zübdet el-Haleb, s.351
183
Mısır’da bağımsız olma düşüncesinde olduğunu söyleyen yazarların görüşü olmalıdır.
Nitekim İbn el-Kesîr, Selâhaddîn’in vezir olması üzerine Nûreddîn’in, ona mektup yazarak
vezirliği, fermanı olmadan kabul ettiği için kınadığını kaydetmektedir. Mısır’dan ele
geçirdiği malların hesabını çıkarmasını istemesi ve Selâhaddîn’in bunu kabul etmeyişi
üzerine de “Eyyûb’un oğlu hükümdar olmuş” demeye başlamıştır. Fakat Selâhaddîn,
ailesini yanına isteyince onları göndermekten de geri durmadı644.
4.2.7.Fâtımî Askerlerinin İsyanı
Selâhaddîn, konumunu sağlamlaştırmaya ve bazı düzenlemeler yapmaya uğraşırken
Fâtımî sarayında etkili bir isim olan Muteminü’l-Hilâfe ve Mısır ileri gelenlerinden bazıları
Selâhaddîn’e karşı Haçlılardan yardım istediler. Yardım isteğinin yer aldığı mektuplar bir
Türkmen’in dikkati sayesinde ele geçirildi645 ve bu mektupların sahibinin Muteminü’lHilâfe olduğu anlaşıldı. Mektuptan edinilen bilgiye göre plan şu şekildeydi: Haçlılar
Mısır’a saldırdıkları zaman Selâhaddîn, onları karşılamaya çıkacak, Muteminü’l-Hilâfe de
ayaklanarak Selâhaddîn’in geride kalan askerlerine saldıracak ve onları öldürecekti.
Sonrasında Selâhaddîn’e saldırdıklarında Haçlılarla Fâtımî askerleri arasında kalan
Selâhaddîn yok edilecekti. Durumdan haberdar olan Selâhaddîn, hemen harekete geçmedi.
Bunun üzerine Muteminü’l-Hilâfe de korkup saraya kapandı fakat bu durum fazla uzayınca
gezinmek için el-Harkâniyye Köyü’ne gittiği bir sırada Selâhaddîn’in adamları tarafından
öldürüldü (20 Ağustos 1169). Selâhaddîn, Muteminü’l-Hilâfe’den boşalan yere yani saray
işlerinin başına Bahâeddin Karakuş’u getirdi ve bu sayede artık saray da Selâhaddîn’in
hükmüne girdi646.
İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.432, Geoffrey Hindley de Şirkûh ve sonrasında
Selahâddîn’in Mısır’daki konumlarını Nûreddîn’in tasvip etmediğini ve Şirkuh’un iktalarını derhal aldığını
ifade etmektedir. Geoffrey Hindley, Bir İslam Kahramanı Selâhaddîn, s.112, İlerleyen yıllarda Selâhaddîn
ile Nûredîn’in arasının açıldığı da rivayet edilecektir. Fakat bu durumun temel sebebi, Selâhaddîn’in
güçlenmesiyle değil, Selâhaddîn’in Mısır gelirlerini harcama konusunda Nûreddîn’in tutumu ile alakalı
olmalıdır. Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın Politikaları, s.49
645
Muteminü’l-Hilâfe, güvendiği bir adamla Haçlılara bir mektup yollamış ve onları Selâhaddîn’e karşı
birleşmeye davet etmişti. Bu adam, el-Bîr el-Beyzâ’ya geldiği sırada bir Türkmen ile karşılaştı. Bahsedilen
Türkmen, Haçlılara giden adamın yanında bir çift yeni ayakkabı görünce bunların giyilmemesinden
şüphelendi ve ayakkabıları Selâhaddîn’e getirdi. Ayakkabıların tabanı sökülünce içinden Haçlılara yazılan
mektup çıktı. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.18-19, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.280
646
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.18-19, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.280-281, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.48,
İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.174-176, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.86-87, el-Makrizî, İtti’âz,
III, s.311-312, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.43-44, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.54-55,
Yaacov Lev, Saladin in Egypt, s.84, Selâhaddîn, Mısır’a hâkim olmakla beraber Fâtımî vezirliği gibi
tehlikeli bir konumda çok dikkatli olmak zorundaydı. Bu yüzden Selâhaddîn, Mısır halkının gönlünü
kazanmak, ihsanlarda bulunarak ve iktalar dağıtarak Şirkûh’un askerlerini kendine bağlamak ve
Nûreddîn’den askeri yardım sağlayarak her daim güçlü olmak zorundaydı. Tüm bunlara ilaveten ailesini de
yanına isteyerek etrafında güvenilir bir taraftar kitesi oluşturmak durumundaydı. Takkûş, Târîh elFâtımiyyîn, s.509
644
184
Muteminü’l-Hilâfe’nin öldürülmesi sonrasında sayıları 50 bini aşan zenci
askerler647 ayaklandılar ve Selâhaddîn ile savaşmak için toplandılar. Çatışma, BeynelKasreyn denen mevkide (İki Saray Arası, el-Kasr el-Kebîr eş-Şarkî ve el-Kasr es-Sağîr elGarbî) gerçekleşti. Her iki taraf da kayıplar yaşamış olmasına rağmen bir rakam vermek
mümkün değildir. Çatışmalar devam ederken Selâhaddîn’in, zencilerin “el-Mansûra”
olarak anılan mahallelerine birlikler yollaması ile evlerini, mallarını, çocuk ve karılarıyla
beraber ateşe verdirmesi olayları sona erdirdi. Bu haberi alan zenciler geri çekilmek
istedilerse de yollar tutulduğu için çoğu kılıçtan geçirildi ve neticesinde emân dilemek
zorunda kaldılar. Emân verilen zenciler, Cîze’ye sürüldülerse de daha sonra Selâhaddîn,
ağabeyi Turanşah’ı üzerlerine yolladı ve kaçıp kurtulmayı başarabilenler dışındakiler
kılıçtan geçirildi648.
4.2.8.Haçlıların Yardım Bulma Çabaları ve Dimyât Kuşatması
Mısır’ın kaybedilmesi, Haçlıları zor duruma düşürdü. Türklerle güçlenen Mısır’dan
yapılan saldırılar, şimdi daha tehlikeli olacaktı. Mısır donanmasının da saldırılara katılıyor
olmasıyla Haçlılar, hem karadan hem de denizden ablukaya alınmış oldular. Nûreddîn’in
karadan tacizlerine Fâtımîlerin denizden baskınları eklenince Haçlılar, batıdan yardım
arayışlarına girdiler. Yola çıkan Kaysâriye başpiskoposu Hernesius ile Akkâ piskoposu
William; Roma imparatoru Frederick, Fransa kralı Louis, İngiltere kralı Henry, Sicilya
kralı William gibi hükümdarlara ve Philip of Flandres, Henry of Troyes, II. Theobold of
Chartes gibi asillere yardım mektuplarını iletmekle görevliydiler. Fakat hareket ettikleri
gecenin ertesi günü çıkan fırtınada gemiler savruldu, kürekler kırıldı ve elçiler, bu büyük
tehlikeden zorla kurtularak üç gün sonra geri dönmek zorunda kaldılar. Batıya gönderilmek
üzere seçilen yeni heyette Sûr başpiskoposu Frederick, Banyas piskoposu John ve bazı
asiller vardı. Bu yeni heyet, batıya ulaştı fakat piskopos John Fransa’da ölürken,
Fâtımî ordusu Arap, Berberî, Slav, Türk, Zenci ve Ermeni unsurlarına dayanıyordu. Kuruluştaki Arapların
baskınlığı, zamanla yerini Berberîlere bıraktı. es-Sekâlibe olarak adlandırılan Slav kökenli askerler ise
Balkanlar, İtalya ve Bizans’ta yapılan savaşlarda esir alınanların orduya kazandırılması ile ordunun bir
unsuru haline gelmişti. el-Azîz zamanında Türkler önemli bir unsur haline gelmişti fakat Türklerin orduda
istihdam edilmesi daha önceki bir zamana tarihlenmelidir. Devletin doğulu askerleri arasında Deylemliler de
önemli bir yer tutmakla beraber Seyyide Rasâd ile Zenciler ve Bedr el-Cemâlî ile de Ermeniler etkin hale
gelmişti. Nihat Yazılıtaş, “Fâtımî Ordusunu Meydana Getiren Etnik Unsurlar”, Türkiyat Araştırmaları
Dergisi, XVIII, Konya 2005, s.189-210, aynı yazar, Fâtımî Devleti’nde Türkler, s.64-96
648
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.19, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.281, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.87-88,
İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.176-177, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.332, el-Makrizî, İtti’âz, III,
s.312-313, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.44, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.337, Olayda el-Âdid’in dahli
de bulunmaktaydı. Çatışmalar sürerken Mısır askerlerine, Türklere ok atmalarını bizzat el-Âdid emretmiş
fakat Selâhaddîn’in sert bir şekilde karşılık vermesi üzerine de bu tutumundan vazgeçmişti. İbn İbn el-Kesîr,
el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.434
647
185
başpiskopos Frederick iki yıl batıda kaldıktan sonra yardım konusunda herhangi bir başarı
sağlayamadan geri döndü649.
İslam kaynakları, bu yardım arayışında Haçlı kaynağından farklı bazı noktalara
dikkat çekmektedirler. Mısır’ın Nûreddîn tarafından zaptı ile iyice sıkışan Haçlılar, Sicilya,
Endülüs ve bazı Avrupa ülkelerine elçiler yolladılar. Elçilerin dikkat çektikleri temel
husus, Mısır’dan sonra Kudüs’ün de Nûreddîn’in eline geçmesi tehlikesiydi. Yani Haçlı
Seferlerinin propaganda dönemlerinde sıkça başvurulan Kudüs’ün tehlikede olduğu motifi,
batıyı harekete geçirmek için tekrar kullanıldı. Fakat bu defa tam da Haçlıların
bahsettikleri gibi bir tehlike mevcuttu ve krallık her taraftan sarılmıştı. Willermus’un
kayıtlarından bildiğimiz kadarıyla batıya giden elçiler somut bir yardım sağlayamadılar
fakat İslam kaynaklarında batıdan Haçlılara silah ve asker yardımı yapıldığı rivayet
edilmektedir. Dahası batılı devletler, Dimyât’ı650 ele geçirmek üzere toplanmaya da söz
vermişlerdi. Fakat Haçlı kaynağı, batıdan gelen herhangi bir yardımdan bahsetmemektedir
ve Dimyât kuşatmasına da yalnızca Bizans katılmıştır651.
Avrupa’ya giden elçiler, herhangi bir yardım sağlayamazlarken Bizans’a gönderilen
elçiler daha başarılı oldular. Bizans imparatoru Manuel Komnenos, daha önce yapılan
anlaşma652 gereğince söz verdiği filoyu 10 Temmuz 1169’da yola çıkardı. Hazırladığı
donanmada 150 gagalı (sivri burunlu) ve çift kürekli savaş gemisinin (kadırga) yanı sıra at
taşımak için kullanılan zırhlı altmış büyük savaş gemisi ve insan ile hayvan naklini
kolaylaştırmak için tasarlanmış köprüler bulunuyordu. Donanmada on veya yirmi
Dromones denen büyük gemi vardı ki bunlarla da daha çok erzak ve silah taşınıyordu.
Donanmanın başına imparatorun akrabası Megas Dukas Andronikos Kontostephanos tayin
edilirken ona Maurica adlı bir asil eşlik ediyordu. Bu ikisine Apulia’lı bir asil olan kont
Alexander of Conversana da katıldı653. Donanmanın hazır hale getirilmesinden sonra
649
Willermus, II, s.360-361, Steven Runciman, II, s.320-321
Mısır ve Tinnîs arasında yer alan eski bir şehirdir. Güzel havası ve tatlı suyuyla meşhurdur. Yâkût elHamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.472
651
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.22, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.284, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.332, İbn
Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.179-180, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.315, Krş. Willermus, II, s.360-361, el-Aynî,
Ikd el-Cumân, I, s.34, İslam kaynaklarında Dimyat’ı kuşatan ordulardan “Frenkler” şeklinde
bahsedilmekteyken İbn Şeddâd, Haçlı-Bizans ittifakını teşhis etmiştir. İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye,
s.82
652
Amaury, Bizanslı prenses ile 1167 yılında evlenmiş ve taraflar arasında bir iyi ilişkiler tesis olunmuştu.
1167 yazında Bizans temsilcilerinin gelişiyle Mısır’a sefer düzenleme konusunda anlaşma sağlanmıştı. Bkz.
“Amaury’nin Bizans Desteği Sağlama Çabaları ve Evliliği”
653
Willermus, II, s.361-362, Niketas’ın verdiği bilgiye göre donanmada 200’ün üzerinde büyük savaş
gemisi bulunmaktaydı ve Draç’tan gelen on gemi ile altı süratli yelken gemisi de buna dâhildi. Niketas
Khoniates, Historia, s.111
650
186
Theodoros Mavrozumes, altmış gemiyle önden, Bizans donanmasının hareketini haber
vermesi için yola çıkarıldı. Mavrozumes, aynı zamanda Amaury’yi hazırlıklarını
tamamlamaya teşvik edecek ve sefere katılacak Haçlı askerlerine masrafları için gerekli
parayı verecekti654.
8 Temmuz 1169’da yola çıkan Andronikos, yolda kendisine katılanlarla beraber
Kıbrıs’a doğru yol almaya başladı. Kıbrıs yolunda Fâtımîlerin keşif amaçlı yolladıkları altı
gemi ile karşılaşan Bizans donanması, bunlardan ikisini zapt ettiyse de diğerleri
kurtuldular655. Niketas ve Kinnamos, tüm sefer boyunca Haçlıların çok yavaş hareket
etmesinden şikâyet etmektedirler. Hatta Niketas, Amaury’nin daha Bizanslılar yoldayken
yavaş davrandığını nakleder. Buna göre Andronikos, Kıbrıs’a ulaştığında Amaury’ye haber
yollamış ve kendisini Kıbrıs’ta mı bekleyeceğini yoksa hareket mi edeceğini sormuştu.
Fakat Amaury, imparator ile anlaşma yapmış olmasına rağmen656 konu üzerinde hala
düşünüyormuş gibi görünerek Bizans donanmasını oyalamaya devam etti. En nihayetinde
Andronikos, Kudüs’e çağrıldı. Bu oyalama, Kudüs’te de devam ederken Andronikos’un
sabrı iyice tükenmeye başlamıştı. Zira imparator, Ağustos ayından itibaren donanmanın üç
aylık iaşe masrafını onaylamıştı ve Eylül’ün sonu gelmişti657.
Bizans donanması, Eylül sonunda Sûr limanına ulaşmış, oradan Akkâ’ya
ilerleyerek limanın girişine demirlemişti. Donanma, burada kralın kararını bekliyordu ve
Niketas’ın da ifade ettiği üzere hareketsizlik, Bizans’ın aleyhine bir durumdu658. Bizans
donanması Akkâ’da beklerken Amaury, Mısır’a yapılacak sefer öncesinde krallıkta işleri
düzenlemekle uğraşıyordu. Kendisinin yokluğunda kraliyet topraklarını korumaları için
654
Niketas Khoniates, Historia, s.111, Steven Runciman, II, s.321-322
Niketas Khoniates, Historia, s.111-112, Murat Öztürk’ün yorumuna göre Dimyât gibi önemli bir
denizcilik merkezi kuşatılmıştı fakat Fâtımî donanmasından söz edilmiyordu. Demek ki Selâhaddîn vezir
olduğu zaman donanma iyi durumda değildi. Murat Öztürk, Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti,
s.158-159
656
Ioannes Kinnamos, Mısır seferinde Bizans’ın rolünü fazla öne çıkarmıştır. Yazarın anlatımına göre
imparator, Mısır’a elçi yollayarak haraç ödemeye başlamalarını yoksa savaş açacağını bildirdi. Fâtımîlerin
bunu reddetmesi üzerine de Andronikos Kontostephanos kumandasında bir filoyu yola çıkardı. Andronikos,
Mısır’a ulaşınca Amaury’ye haber göndererek daha önceden karara bağlanmış anlaşma uyarınca kendisine
yardıma gelmelerini istedi. Fâtımî-Bizans diyaloğunu teyit etmek mümkün görünmemekle beraber
Kinnamos, Haçlı-Bizans ittifakına dair önemli ipuçları da vermiştir. Anlaşıldığına göre bu ittifak, en başından
beri sağlam temellere oturmamıştı ve Haçlılar, kendi çıkarlarını ön planda tutmaktaydılar. Kinnamos ve
Niketas bu doğrultuda Haçlıları devamlı olarak geç hareket etmekle suçlamaktadırlar. Bizans donanması da
bu gecikmeyi Tinnîs şehrini zapt ederek değerlendirdi. Fakat Bizans kaynağının verdiği bu bilgi hatalıdır.
Zira Tinnîs daha sonra yağmalanmıştır. Ioannes Kinnammos, Historia, s.198-199, Niketas da aynı şekilde
Mısır seferini Bizans’ın bir projesi olarak sunmuştur. Manuel Komnenos, bu fikrini Amaury’ye açmış ve onu
da istekli bulunca donanmayı hazırlamaya başladı. Niketas Khoniates, Historia, s.111
657
Niketas Khoniates, Historia, s.112
658
Willermus, II, s.361-362
655
187
süvari birlikleri görevlendirmekle işe başladı. Sonrasında Haçlı ve Bizans kuvvetlerine 15
Ekim 1169’da Askalân’da toplanmalarını emretti. Birkaç gün öncesinde Akkâ’dan ayrılan
donanma da Mısır’a doğru demir aldı. Haçlılar böylece 16 Ekim’de Askalân’dan Mısır’a
hareket ettiler. Mısır seferinde Amaury’nin orduyu yıpratmak istemediği anlaşılmaktadır.
Bu doğrultuda su sıkıntısı yaşamayacakları yerlerde sık sık dinlenerek 25 Ekim’de
Farma’ya659 ulaştılar. Haçlıların, yolculukları esnasında bazı sıkıntılar da yaşadıkları
görülmektedir. Haçlı ordusu, sahil yolunu takip etme niyetindeydi fakat deniz ve ova
arasındaki bazı bentler yıkıldığı için daha içten yol almak zorunda kaldılar. Burada havuz
yapan Haçlılar, denizden buraya taşınan balıklarla erzak sıkıntılarını gidermişlerdi. Fakat
sahilden ilerlemek istendiğinde on milden fazla içeriye girmek ve sonrasında tekrar
sahilden devam etmek mümkün oluyordu. Amaury’nin planlarının aksine bu durum da
orduyu yıpratmaktaydı. Bu bahsedilen taşma nedeniyle önceden kurak ve verimsiz olan bu
alan, şimdi münbit bir yere dönmüştü660. Haçlılar Farma’ya geldiklerinde donanma,
bölgeye ulaşmıştı. Askerler, burada gemilerle karşı kıyıya taşındı ve Tinnîs’i solda
bırakarak bataklık ve kıyı arasında yer alan bir yoldan yaklaşık otuz iki km. ilerleyip iki
günlük bir yürüyüşten sonra Dimyât’a ulaştılar661.
Dimyât, Mısır’ın en eski ve ünlü şehirlerinden biridir ve Nil’in kıyısında yer
almaktadır. Yani şehir, nehir ile deniz arasında yaklaşık iki km. ötededir. Dimyât’a 27
Ekim 1169’da ulaşan Haçlılar, şehir ile deniz arasına ordugâhlarını kurup fırtına ve ters
esen rüzgârlar dolayısıyla geciken donanmayı beklediler. Hava düzeldikten üç gün sonra
da donanma gelerek kıyıya demirledi. Çünkü nehrin karşı kıyısında iyi silahlandırılmış bir
garnizonun bulunduğu bir kuleden şehre bir zincirin gerilmiş olması, Haçlı donanmasına
engel oluyor ve hareketsiz bırakıyordu662. Haçlı askerleri, şehir ile Haçlı ordugâhı arasında
bulunan ve Haçlıların, şehir duvarlarına çok fazla yaklaşmasını mümkün kılan
Farma, Nil’in ilk kolu olan Carabes yanında çöl kenarında, sınırda kurulmuş bir yerleşimdir. Nehir, deniz
ve çöl arasında yer alır. Önceden büyük bir nüfusu olmasına rağmen o sıralarda ıssız, tenha bir yer olmuştu.
Willermus, II, s.363
660
Willermus, II, s.362-363, Niketas’ın verdiği bilgiye göre kral, karadan ilerleyecekti. Yolda Tunion ve
Tenesion’u? –ahalisinin çoğu Hıristiyan olduğu için- rahatça ele geçirme imkânı vardı. Nitekim buralar
Amaury’nin de dediği gibi rahatça ele geçirildi. Niketas Khoniates, Historia, s.112
661
Willermus, II, s.363, Ebû Şâme, Haçlıların, Dimyât’a inişleri tarihini 25 Ekim 1169 olarak kaydederken,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.91, Süryânî Mihail, seferin tarihini 1170 olarak kaydetmiştir. Süryanî
Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.210, Steven Runciman, Haçlıların Bilbîs’e
saldıracağını düşünen Selâhaddîn’in burayı tahkim ettiğini, Haçlıların Dimyât’a yönelmesi üzerine de
hazırlıksız yakalandığını kaydetmektedir. Steven Runciman, II, s.322-323
662
Willermus, II, s.363, Niketas, Willermus’un kaydının aksine donanmanın daha erken geldiğini nakleder,
Niketas Khoniates, Historia, s.113
659
188
meyveliklere doğru ilerlediler. Fakat müttefiklerin saldırıyı üç gün ertelemeleri663
aleyhlerine oldu ve bu sırada Yukarı Mısır’dan çok sayıda Türk birliği gelerek şehri
takviye etti. Willermus’un tahminine göre Haçlıların bu gecikmesi, seferin akamete
uğramasında birinci derecede etkili idi. Kısa bir süre sonra Haçlılar, kuşatma aletleri
olmadan şehri almanın mümkün olmayacağını kavramış bulunuyorlardı. Gerekli
malzemenin sağlanmasının ardından yedi katlı ve şehrin içini görebilecek yükseklikte bir
kule ile bazı kuşatma makineleri inşa edildi. Bunlar arasında duvarları dövmek için büyük
taşlar fırlatan aletler ile tünel kazanları korumak için siper görevi gören savunma aletleri de
bulunuyordu. Makineleri duvarlara yaklaştırıp surları dövmek ve bu sayede şehre sahip
olmak hedefinde olan Haçlılar, surlara devamlı surette atış yaptılar. Buna karşılık
kuşatılanlar, Haçlıların kulesinin karşısına aynı yükseklikte bir kule dikerek karşı direnişe
geçtiler ve aynı şiddette mukabelede bulundular664.
Willermus, Haçlıların -özellikle komutanlar- arasında bir ihanet ihtimali
olabileceğinden bahsetmektedir. Zira Haçlılar, kuşatmayı daha şiddetlendirebilir ve belki
de bu sayede bir sonuç alabilirlerdi fakat Haçlılar, kuşatmada daha ilgisiz davranmaya
başladılar. Yani kuşatmanın başında daha tavizsiz, sert davranan Haçlılarda şimdi bir
esneklik gözle görünür hale gelmişti. Dolayısıyla bu tavır değişikliğini ihanet veya
ihmalkârlık şeklinde yorumlayanlar da vardı. Bu bahsedilen durum, en çok da Haçlı
kumanda heyeti arasında söz konusuydu. Bu hareketsizliğin ardından Haçlılar, yeni bir
kule daha yaptılar ve bunu duvara yaklaştırdılar fakat burasının surların en güçlü
noktalarından birisi olması dolayısıyla Haçlılara bir fayda sağlamadı. Willermes, daha
alçak ve ele geçirilmesi kolay yerler mevcutken buraya kuşatma kulelerinin kurulmasını
eleştirir ki bunda haklıdır da. Çünkü bu büyük saldırı kulesiyle ancak Meryem Ana Kilisesi
hedef alınabilirdi. Haçlıların bu yanlış kararları, kuşatılanların güçlenmesine hizmet
etmiştir diyebiliriz. Willermus’un da sürekli eleştirdiği üzere ilk saldırılar ve saldırı
Willermus’un aksine Niketas, müttefik ordu, Dimyat önünde birleştiği gün kuşatılanların bir çıkış
yaptığını ve vuku bulan şiddetli çatışmada Bizanslıların yiğitçe savaştıklarını nakleder. Bu çatışmada
kuşatılanlar tutunamamış ve geri çekilmişlerdir. Ertesi gün (26 Ekim 1169) yine bir çatışma yaşanmış
olmasına rağmen bu defa da Müslümanlar, surların biraz önüne kadar çıkmaya cesaret etmişler, hendekleri
aşmamışlardı. Bizanslıların saldırısı üzerine de yine duvarların arkasına çekilmişlerdi. Niketas Khoniates,
Historia, s.113
664
Willermus, II, s.364-365, Niketas, kuşatma aletleri yapılmasını Andronikos’un teklif ettiğini fakat alet
yapımı tamamen bitirilmeden Amaury’nin saldırıdan uzak durmakta kararlı olduğunu haber veriyor. Buna
göre hurma ağaçları kesildi fakat bunlardan hiçbir kule yapılmadı. Zira Amaury, kule yapımı işini durmadan
erteliyordu. Andronikos’u ise zor günler bekliyordu, iaşeleri iyice azalmıştı. Niketas Khoniates, Historia,
s.113-114
663
189
noktalarının isabetsizliği, şehir halkının devamlı yardımlarla güçlenmesi sonucunu
doğurdu ve sadece surların içinde değil dışında da bir direniş başladı665.
Burada vurgulanması gereken bir nokta, Selâhaddîn’in Dimyât konusuna yeterince
eğildiğidir. Yukarıda ifade edildiği üzere şehir, devamlı surette yardım almıştır. Haçlılar
Dimyât’ı kuşattıklarında Selâhaddîn, karadan Takıyyüddîn Ömer ve Şıhâbeddîn el-Hârimî
kumandasında asker sevkinde bulunmuş666 ve derhal Nûreddîn’in yardımını talep etmişti.
Bu tehlikenin, Nûreddîn’in yardımı olmadan atlatılmasının mümkün olmayışı bir yana;
Mısır’da bir ayaklanmanın vukuu ihtimali de Selâhaddîn’i düşündürüyordu. Selâhaddîn,
vezir olduğu sırada Muteminü’l-Hilâfe, Haçlılarla anlaşmış ve Selâhaddîn’i iki ateş
arasında bırakıp yok etmek istemişti. Selâhaddîn, bu olayın etkisinde olmalıdır ki
Nûreddîn’e yolladığı haberden anlaşılacağı üzere daha temkinli davranmıştır. Çünkü
Dimyât’ı kuşatan Haçlılara karşı çıkmak, geride Fâtımî askerlerinin ayaklanması ihtimalini
barındırdığından asker sevki ile Nûreddîn’in yardımına başvurmak daha akıllıca bir
davranış olmuştur667.
Müttefiklerin, surları aşamamasına başka bir sıkıntı daha eklendi ki bu durum
seferin başarısızlığındaki en etkili unsurların başında gelir. Ekmek stoklarının hızla erimesi
ve yiyecek bulma konusunda bölgenin bir şey vaad etmeyişi, müttefik orduyu
düşündürmeye başladı. Kampın yakınlarındaki hurma ağaçları, kuşatma aletleri yapmak
amacıyla yok edildiği için bu umutları da tükenen orduda açlığın hedefinde olanlar daha
ziyade Bizans birlikleriydi. Bizanslıların fakir kesimleri, türlü yollarla açlıklarını
Willermus, II, s.365, Steven Runciman, II, s.323, Willermus, saldırının geciktirilmesini kötü niyetlilere
bağlar fakat bundan kastının Bizans kuvvetleri mi yoksa Haçlılar mı olduğu pek net değildir. Willermus, II,
s.365. Niketas, surun bu bölgesinde savaş verenlerin Bizanslılar olduğunu haber veriyor. Surun bu bölümü
koçbaşlarıyla dövülmüş hatta bir kısmı yıkılmıştı. Bu esnada Müslümanlar da surların üstünden kuşatma
aletleri kullananlara taşlar atıyorlardı. Surun çöken kısmı, Meryem Ana Kilisesi’nin olduğu yere isabet
ediyordu. Hatta Müslümanlar böyle kutsal bir yerin tahribi dolayısıyla Andronikos’u alaya almışlar, hakaret
dolu sözlerle saldırmışlardı. Niketas, bu başarısızlık sonrası Andronikos’un krala başvurduğunu ve kuşatma
aletleri için hurmalıkların tahrip edildiğini yazıyor. Fakat Willermus, bu olayı daha öncesinde anlatmıştı.
Niketas Khoniates, Historia, s.113-114
666
Mezkûr kimseler 13 Aralık 169’da Dimyat’a ulaştılar ve kale ile bağlantı kurdular. Ebû Şâme, Kitâb erRavzateyn, II, s.93, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.315, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, VI, s.6
667
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.22, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.284, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.181, elİsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.45, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.332-333, Dimyât’a gereken önemin
verilmesinde el-Âdid’in, hazinesini bu iş için açmasının da katkısı büyüktür. Selâhaddîn’in “(…) el-Âdid’den
daha cömerdini görmedim. Haçlıların Dimyat’ı muhasarası sırasında elbise vs. hariç bana bir milyon Mısır
dinarı gönderdi” ifadesi bunu teyit etmektedir. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.23, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.285,
İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.183, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, VI, s.6, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.316, elAynî, Ikd el-Cumân, I, s.35, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.333, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.48-49, Ebû
Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.91-92, İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.445, el-Yafîî, Mir'ât
el-Cinân, III, s.284, Mustafa Kılıç, ”Haçlıların Dimyat Muhasaraları ve Eyyûbîlerin Mücadeleleri”,
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII / 4-2007, s.417-418
665
190
gidermeye çalışırlarken çok fakir olmayanlar yulaf, kuru üzüm ve kestane ile bu
ihtiyaçlarını karşıladılar. Haçlı birliklerinin yakın bir zamana kadar yetecek erzakı vardı
fakat kuşatmanın ne kadar süreceği konusundaki belirsizlik, onları Bizanslılara yardım
etmekten alıkoyuyordu. Tam bu sırada başlayan sağanak yağmur ve fırtına da kuşatanların
sıkıntılarını ikiye katladı668.
Bizans kaynakları, açlık sıkıntısı dolayısıyla Amaury’yi hedef almaktadır. Zira
Amaury’nin saldırıyı ve hatta kuşatma aletleri yapımını durmadan ertelemesi yüzünden
yaşanan zaman kaybında zaten sınırlı yiyeceğe sahip olan Bizanslılar zor günler yaşamaya
başlamışlardı. Askerlerin yiyecek maddesi alacak yeterli paraları yoktu; sefer, planlanan
zamanı çoktan aşmıştı ve bu durumda imparatorun, Andronikos’a kralın emirlerine
uymasını kesin olarak emretmiş olması da Bizanslıları başka veya bağımsız bir girişimden
alıkoyuyordu. Ordunun çoğunluğu bitki kökleriyle hurma yapraklarını yemeye
başlamışlardı ki bu sefalete bir de Dimyât’ı kurtarmak üzere Abbâsî halifesi tarafından
yollanan Müslüman ordusunun çok yakınlara ulaştığı haberi eklendi. Bunun üzerine
Andronikos, Haçlıların yardımı olmadan savaşmaya karar verdi. Andronikos orduya
yaptığı konuşmada hiç çadırından çıkmayan Amaury ile Dimyâtlılar arasında bir fark
bulunmadığını, kendilerinin burada daha fazla kalmalarının ise daha büyük felaketlere yol
açacağını ve Dimyât’tan eli boş dönmek zorunda kalacaklarını vurguladı. Zira Amaury’nin
ordugâhı Bizanslılarınkinden daha uzaktaydı ve Bizanslılar için Amaury’yi bir girişime
zorlamanın imkânı kalmamıştı. Andronikos artık, Amaury’nin kuşatılanlardan altın alarak
kuşatmayı gevşettiğine kani olmuştu. Bu yüzden savaş, Bizans birlikleri tarafından
verilecekti669.
Haçlıların denizde yaşadıkları felaket, belki de seferin son bulduğunun ilanı idi ve
bu durumda inisiyatifin artık kuşatılanlara geçtiğini rahatlıkla kabul edebiliriz. Şehir
garnizonu, buldukları ilk fırsatta bir tekneyi kuru odun, zift ve kolay tutuşabilir
malzemelerle doldurarak ateşe verdi ve müttefiklerin donanmasına doğru gönderdiler.
Güney rüzgârlarının beslediği ateş büyüdü ve filodan altı sivri burunlu gemiyi küle çevirdi.
Amaury’nin kahramanca davranıp askerleri harekete geçirdiği ve diğer gemileri kurtardığı
rivayet edilse de yanan gemileri söndürmeye yeltenemeyen Haçlıların denizdeki
kayıplarının morallerini alt üst edecek ölçüde büyük olduğuna şüphe yoktur670.
668
Willermus, II, s.366
Niketas Khoniates, Historia, s.114-116
670
Willermus, II, s.366-367
669
191
Bu felaketin ardından -küçük çaplı çatışmaların yaşanmasına rağmen- Haçlılar
saldırıya birkaç gün ara verdiler. Haçlıların tacizlerine Müslümanlar nadiren karşılık
veriyorlar
ve
bunları
da
Bizanslıların
bulunduğu
arka
kapıdan
yapıyorlardı.
Müslümanların, Bizans kuvvetlerinin daha zayıf olduklarını duymuş veya açlıkla savaşan
bu kesimde başarı sağlamalarının mümkün olacağını düşünmüş olmaları muhtemeldir.
Fakat Bizans kuvvetleri zor da olsa bu saldırıları atlatmayı başardı. Bu tablodan,
kuşatılanların Haçlılar için bir tehlike kaynağı olmaya başladıkları sonucuna ulaşmak
mümkündür. Ancak asıl tehlike, Haçlı karargâhında idi ve bizzat Haçlıların kendilerinden
kaynaklanmaktaydı: harcanan çabanın boşuna olduğu söylentilerine seferin Tanrının isteği
dışında olduğu yorumu da katkıda bulundu. Mısır’da açlıktan veya Müslümanların kılıçları
ile ölmektense seferin sona erdirilmesi gerektiği daha makul olan yorumlardı. Anlaşma
teklifinin kimden geldiği ve anlaşma maddeleri hakkında herhangi bir bilgi
bulunmamaktadır. Zira dönemin en önemli ve tafsilatlı kaynağı olan Willermus da gizli
şartları olan bir anlaşmanın şehrin güçlü valisi Jevelino?671 ile karara bağlandığı dışında bir
bilgi vermemiştir. Bizans kumandanları bu anlaşmaya kızmakla beraber yaşadıkları
sıkıntılar dolayısıyla fazla itiraz edecek durumda değildiler ve anlaşmaya uymaktan başka
çareleri kalmadı672.
Anlaşma sağlanınca taraflar arasında karşılıklı bir güven ortamı oluştuğu hatta şehir
halkının dışarı çıkarak oluşturulan ortak pazarda Haçlılarla bir araya geldikleri Haçlı
kaynağı tarafından kaydedilmektedir. Haçlılar, dönüş için hazırlıklarını yaptıktan sonra
kuşatma aletlerini ateşe vererek yola çıktılar ve 21 Aralık 1169’da673 Askalân’a ulaştılar.
Bizans kuvvetlerine gelince; bunlar yola çıktıklarında sert bir fırtınaya yakalandılar;
parçalanan ve neredeyse tamamı tahrip olan gemiler kıyıya vurdular. Doğuya gönderilen
Willermus’un kaydettiği bu isim hakkında fikir yürütmek mümkün görünmüyor. Fakat Haçlıların, Çavlı
el-Esedî aracılığıyla Müslümanlara barış teklif ettikleri kaydedilmiştir. Mustafa Kılıç, “Haçlıların Dimyat
Muhasaraları ve Eyyûbîlerin Mücadeleleri”, s.420
672
Willermus, II, s.367-368, Niketas’ın kaydına göre anlaşma, Bizans birlikleri saldırıya geçtiği sırada
sağlandı. Niketas’a bakılırsa Bizans birliklerinin saldırıya geçtiğini haber alan Amaury, hemen bu noktaya
gitti ve saldırıya son verilmesini emretti. Amaury, kan dökülmeden teslim olmayı kabul eden bir şehre
saldırdıkları için Bizanslıları uyardı. Bunun üzerine saldırı durduruldu. Hemen ardından Amaury,
kuşatılanlarla müzakerelere başladı ve bir anlaşmaya varıldı. Niketas Khoniates, Historia, s.116, Haçlı ve
Bizans kuvvetlerinin Dimyât kuşatmasında tam bir uyumundan bahsetmek zordur. Bu nedenle Niketas’ın
kaydını kralın, şehir halkıyla bir anlaşmaya vardığı fakat bundan Bizanslıların haberi olmadığı şeklinde
yorumlamak mümkün görünmektedir.
673
Steven Runciman bu tarihi, 24 Aralık olarak vermiştir. Steven Runciman, II, s.324
671
192
büyük Bizans donanmasından sadece birkaç gemi, hasarlı bir şekilde 1170 ilkbaharında
Bizans başkentine dönebildi674.
Müttefikler, bu başarısızlık dolayısıyla birbirlerini suçlamaktadırlar. Haçlılar, tüm
suçu Bizans’a yüklememekle beraber ihmallerinin altını çizerler. Haçlılara göre Bizans
birlikleri, ellerinden geleni yapmış olmakla beraber kötü idareleri söz konusuydu. Ayrıca
söz verdiği üzere imparator, donanmayı yollamıştı fakat ordunun iaşesini düşünmek gibi
hayati bir konuyu ihmal etmesi affedilmez bir hataydı. Çünkü Haçlı yazarı, seferin
başarısızlığını yaşanan açlık sıkıntısına bağlamak eğilimindedir675. Willermus’un bu
imalarına karşın Süryânî Mihail tam bir Bizans ihanetinden söz etmektedir. Yazarın
kaydına göre Bizans kuvvetleri, Mısır’a geldiklerinde Haçlıları aldatıp Dimyât’ı kendileri
zapt etmek istediler fakat bu durum, Amaury’ye haber verildi. Müttefikler arasındaki bu
ihtilaftan yararlanmak isteyen Dimyât halkı da Amaury’ye kuşatmayı kaldırması için her
sene düzenli ödenmek üzere altın vaad edip rehineler verdiler. Amaury, kuşatmayı
kaldırınca da Bizanslılar sefalet içinde kaldılar. Yazar bir başka kaydında ise Bizans’ın
niyetini Amaury’ye bizzat Dimyât halkının haber verdiğini kaydetmektedir676.
Bizans
tarafından
bakıldığında
ise
Haçlıların
kabahati
sabittir.
Ioannes
Kinnamos’un verdiği bilgiye göre Mısır’da zapt edilen yerlerin taraflar arasında yarı yarıya
paylaşılması kararlaştırılmıştı. Bu durumda Kinnamos, Haçlıları sürekli geç kaldıkları için
suçlar. Yani Amaury, savaşın tüm yükünü Bizanslılara yüklemek ve zahmetsizce zafere
ulaşmak istiyordu ki zaten Bizanslılar, Mısır’a ulaştıklarında da Haçlılar bilerek gecikmişti.
Haçlıların, Mısır’a geldikten sonra saldırıyı devamlı ertelemeleri de Kinnamos’un
yakındığı bir başka nokta idi. Bir başka ihtimal de şehir ele geçirilirse burada imparatorun
hâkimiyetinin Haçlıların işine gelmeyişi olmalıdır677. Willermus’un bahsettiği ihanet
söylentilerini Kinnamos da teyit etmektedir. Yukarıda bahsedilen, savaşın ertelenmesi
durumu buna bağlı olmalıdır. Zira söylentiye göre kuşatılanlar, Amaury’yi parayla
Niketas Khoniates, Historia, s.116-117, Willermus, II, s.368-369, Ioannes ve Niketas’ın Haçlı veya
İslam kaynaklarıyla teyit olunamayan rivayetine göre Fâtımîler, Bizans’ın ikinci kez Mısır’a saldırmasından
korkuyorlardı. Bu yüzden Manuel’e elçi yollayarak her yıl belirli bir miktar altın ödemeyi teklif ettiler ve
olası bir Bizans saldırısının önünü kesmek istediler. Fakat Kinnamos, bu teklifin geri çevrildiğini
belirtmesine karşın Niketas Fâtımîlerle anlaşma sağlandığını kaydetmiştir. Krş. Ioannes Kinnamos, Historia,
s.200, Niketas Khoniates, Historia,, s.117
675
Willermus, II, s.369-370
676
Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.210, 213, Süryânî Mihail’in
özellikle Amaury’ye para ve rehineler verilmesi konusundaki rivayetini hiçbir kaynakla teyit edemiyoruz.
Her ne kadar Willermus, kumandanlar arasında ihanet söylentileri çıktı demekteyse de açık bir kayda
ulaşmak zordur.
677
Ioannes Kinnamos, Historia, s.199-200
674
193
kandırmışlar ve Amaury de kuşatmaya gereken önemi vermemişti. Yani Bizans bakış
açısından seferin akamete uğraması tamamen Haçlıların suçu idi678.
İslam kaynakları, Hıristiyan kaynaklarının aksine olayın başka bir boyutuna dikkat
çekmektedirler ki bu da Nûreddîn’in faaliyetleridir. İslam kaynaklarına göre Dimyât’a
devamlı asker yardımı sağlanırken bir yandan da Nûreddîn, Haçlı topraklarını tahrip
etmiştir. Bu haberler Dimyât’ı kuşatmakta olan Haçlılara da ulaşmıştı. Zaten
döndüklerinde de ülkeyi harabe, insanların bir kısmını ölü, bir kısmını da esir olarak
buldular. Haçlılar, Dimyât önünde kaldıkları bu elli gün içinde –Haçlı kaynaklarının haber
verdiği üzere açlık başta olmak üzere- birçok sıkıntı yaşamışlardı fakat kuşatmanın
kaldırılmasına Nûreddîn’in faaliyetlerini de eklemek olayın bütünlüğü açısından daha
doğru olacaktır679.
İbn Şeddâd ve ona dayanan İslam kaynaklarında Haçlılar, Dimyât önündeyken
Nûreddîn’in Kerek Kalesi’ni kuşattığı ve Haçlılara kuşatmayı kaldırtmaya çalıştığı bilgisi
yer almıştır. Rivayete göre Nûreddîn, Kerek Kalesi’ni Nisan-Mayıs 1170 tarihinde kuşattı
ve Mayıs-Haziran 1170’de Necmeddîn İbn Dâye’nin vefatı üzerine de kuşatmayı kaldırdı.
Fakat bu rivayetlerde tarihleme sorunu vardır. Zira bu tarihlerde müttefik ordu, kuşatmayı
çoktan kaldırmışlar ve hatta Haçlılar 21 Aralık 1169’da Askalân’a ulaşmışlardı. MartNisan 1170’te Haçlıların Hısnü’l-Akkâr Kalesi’ni kuşattığı ve burada görevli olan
Nûreddîn’in memlükü Hutlug’u esir aldıkları bilinmektedir. Bahsedilen kaynaklar,
Nûreddîn’in bu olay üzerine harekete geçtiğini kast etmiş olmalıdırlar680. Zira Nûreddîn’in,
Kerek Kalesi’ni kuşatması İbn el-Esîr’in kaydından anlaşılacağı üzere Şubat-Mart 1170
tarihindedir. Bundan maksat da Mısır’a hareket eden Selâhaddîn’in babasının yolda
Haçlılardan zarar görmesinin önüne geçilmesi ve onun yolculuğunda Haçlıların meşgul
edilmesi idi681. Sebep ne olursa olsun, bahsedilen tarihlerde müttefik ordu, Dimyât
önlerinden çoktan ayrılmışlardı. Dolayısıyla bu iki olay arasında bağlantı kurmak zordur ve
İbn el-Esîr’in kaydı daha muteberdir.
678
Ioannes Kinnamos, Historia, s.200
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.22-23, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.285, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.181183 İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.244-245, Nûreddîn’in Dimyât’a Kutbeddîn Hüsrev el-Hezbânî
kumandasında asker yolladığını ve şehri bunlarla tahkim ettiğini Ebû Şâme haber vermekteyse de
Nûreddîn’in Haçlı topraklarında yaptığı tahribatın detaylarına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.93, İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.445-446, Ramazan Şeşen,
Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.57
680
İbn Hallikân, Vefeyât, VII, s.152, İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.83, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I,
s.34, 49, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, VI, s.14, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.92
681
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.23, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.285
679
194
Dimyât kuşatmasının sonuçlarına kısaca baktığımızda Selâhaddîn’in Mısır’daki
hâkimiyetini güçlendirdiği görülür. Bu sayede Türklerin Mısır’da daha da köklü bir şekilde
yerleştikleri ve bir bakıma Mısır’da Nûreddîn’in hâkimiyetinin tasdik olunduğu
söylenebilir. Haçlılar Dimyât’tan çekildikleri sırada el-Âdid ile Nûreddîn arasında vuku
bulan yazışmada el-Âdid, Nûreddîn’den Selâhaddîn’in yanında bir miktar asker bıraktıktan
sonra diğer askerleri çekmesini istedi. Nûreddîn bu isteğe “Frenkler ancak Türklerden
korkarlar. Onlar olmasaydı Frenklerin Mısır’a karşı tamahları artar ve ülke üzerindeki
maksatlarına ulaşırlardı” diyerek cevap vermiştir682. Dimyât kuşatmasının başarısızlığıyla
Selâhaddîn, güçlenmeye ve devlette ağırlığını daha fazla hissettirmeye başladı. Dolayısıyla
el-Âdid’in nüfuzu da kırıldı. Haçlılar açısından bakıldığında ise Nûreddîn ve Selâhaddîn
arasında kalan Haçlıların doğudaki varlıları artık daha tehlikeli bir hal aldı683. Dimyât
muhasarasında açlık ve hava şartları yüzünden yaşanan sıkıntılar nedeniyle Haçlı-Bizans
ittifakı684 kötü neticelendi ve taraflar arasındaki uyumsuzluk, bunları birbirinden
uzaklaştırdı. Bundan sonra Selâhaddîn-Bizans ilişkileri genelde iyi olacaktır.
4.2.9.Selâhaddîn’in Dârum ve Gazze Seferleri ile Eyle’yi Fethi
1170 Aralık ayında Selâhaddîn’in Mısır ve Dımaşk’tan çok sayıda asker topladığı
ve Haçlı topraklarına saldırı hazırlığında olduğu söylentileri üzerine Amaury, hiç vakit
kaybetmeden Askalân’ı tahkim etmeye başladı. Askalân’da güvenlik önlemleri alınırken
bu defa Selâhaddîn’in iki günden beri Dârum Kalesini685 kuşattığı ve halka büyük zararlar
verdiği yönünde yeni haberler geldi. Selâhaddîn’in, bu iki günlük Dârum kuşatmasında
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.94, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.183, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I,
s.37, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.57
683
Takkûş, Târîh el-Fâtımiyyîn, s.517-519, Yaacov Lev, Saladin in Egypt, s.84, Mustafa Kılıç, “Haçlıların
Dimyat Muhasaraları ve Eyyûbîlerin Mücadeleleri”, s.421, Ramazan Şeşen, Selahaddin Eyyubi ve
Devlet, s.57, Marshall W. Baldwin, “The Latin States under Baldwin III and Amalric I, 1143-1174”,
s.558
684
Müttefik ordu bu kuşatmada çok zarar gördü ve başarısızlık dolayısıyla tarafların araları açıldı.
Makrizî’nin kaydına bakılırsa müttefik ordu, Dimyât kuşatmasında yaklaşık 300 gemilerini kaybetmişlerdi.
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.316
685
Idumea’da (Edom) yer alan Dârum’a Amaury, birkaç yıl önce belli belirsiz göze çarpan kalıntıları üzerine
bir taş atımı mesafeyi kapsayan ölçekte bir kale yaptırmıştı. Kale, kare planlıydı ve her köşesinde kule vardı.
Bu kulelerin biri, diğerlerinden daha müstahkem olmakla beraber kalenin etrafında hendek ve gözetleme
kulesi bulunmamaktaydı. Dârum Kalesi, denize yaklaşık beş, Gazze’ye de altı buçuk km. mesafede idi.
Kaleye yakın bir yerde birkaç çiftçinin tarlası bulunmaktaydı. Bunlar buraya bir köy ve kilise inşa ettiler ve
böylece kaleden çok uzak olmayan bir noktada küçük bir yerleşim alanı ortaya çıktı. Dârum’da önceden bir
Grek manastırı bulunuyordu ve kale, adını ondan alıyordu: Dârum = Greklerin Evi, Willermus, II, s.372273, Yâkût’un tarifine göre Dârum, Gazze’den sonra Mısır yolu üzerinde yer alan bir kaledir. Bir durak
görevi görür. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân, II, s.424, Filistin’in güneybatısında yer alan Gazze, idari
olarak Filistin’e bağlı olmakla beraber Mısır ile ticareti daha çok gelişmiştir. Haçlılar geldikleri sırada harabe
halinde idi. Daha önce ifade edildiği üzer Haçlılar burayı onardılar. F. Buhl, “Gazze”, İA, IV, MEB, İstanbul
1979, s.761, Mustafa L. Bilge, “Gazze”, DİA, XIII, Ankara 1996, s.534, Amaury bu sırada Bizans’ın
yardımını sağlamak için Bizans’a gitmeye karar vermişti fakat Selâhaddîn’in Dârum’a saldırısı ile bu
seyahati ertelemek zorunda kaldı. Steven Runciman, II, s.326
682
195
Haçlı askerlerinin çoğu, ok atışlarıyla yaralanmış ve şehirde silah kullanabilecek durumda
olan çok az insan kalmıştı. Kale duvarlarının altı kazılıp surların bir kısmı ele geçirilince
halk, daha güvenli olan iç kaleye çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Selâhaddîn,
duvarın alçak bir kısmından girişi ateşe verdi ve bu kısımda üstünlüğü ele geçirdi. Fakat
Dârum halkı, üst kısımlarda direnmeye devam etti686. Kale komutanı Annselm de Pass,
şimdilik iyi bir savunma yapmış ve kaleyi ele geçirilmekten kurtarmıştı fakat acil olarak
Amaury’nin yardımı gerekliydi. Amaury, 250 şövalye ve 2 bin piyadeden ibaret olan
ordusu ile Askalân’dan Gazze’ye hareket etti ve buraya 18 Aralık 1170’te ulaştı. Haçlılar,
Gazze’de uykusuz ve tedirgin bir gece geçirdikten ve Gazze’yi korumaya gelen
Templierler de kendilerine katıldıktan sonra hep birlikte Dârum Kalesi’ne ilerlemeye
başladılar687.
Haçlılar, Dârum’a yaklaşıp Selâhaddîn’in ordugâhını gördüklerinde Müslümanların
çokluğundan korkuya kapıldılar. Bu yüzden bir arada ilerlemeye ve dağılmamaya gayret
gösterdiler. Hatta o kadar sıkışık yürüyorlardı ki ilerlemeleri büyük oranda zorlaşmıştı.
Selâhaddîn’in, bu sıradaki ilk saldırısına da kalabalık ilerlemeleri sayesinde dayanabildiler
ve Dârum Kalesi’nin yanında bulunan köy civarına karargâhlarını kurmayı başardılar.
Günün erken saatlerinde başlayan fakat küçük çaplı olduğu anlaşılan çatışmalar geceye
kadar sürdü. Gece Selâhaddîn, Dârum’dan ayrılarak nehrin kenarında konakladı ve
sabahleyin Gazze’ye doğru ilerlemeye başladı688.
Selâhaddîn, Gazze’yi689 kuşatmaya aldığında Kudüs’e yakın bir yer olan ve el-Bîre
olarak da anılan Mâhumaria’dan asker sağlanıp altmış beş kişilik silahlı bir birlik
oluşturuldu fakat bunlar şehrin savunma ihtiyacına çare olamadılar. Bahsedilen birlik, dış
kapıyı savunan Milon de Plancy’ye katıldılar hatta iyi bir savaş da verdiler fakat
Müslümanların ani saldırısında safları bozuldu ve hemen hepsi kılıçtan geçirildi.
Selâhaddîn’in, avantajı ele geçirdiği bir sırada aniden çekilmesiyle Haçlılar, rahat bir nefes
686
Willermus, II, s.371-372
Willermus, II, s.372
688
Willermus, II, s.373-374, Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın
Politikaları, s.59
689
Willermus’un kayıtlarına göre Gazze, önceden Filistin’in ünlü metropolitlerinden biri olmasına rağmen o
sıralarda eski ihtişamından eser yoktu. Askalân’ın alınmasından önce III. Baudouin, Gazze’yi onarmış,
tepeye müstahkem bir kale inşa etmişti. Kalenin sorumluluğu da devamlı surette Templierlere verilmişti. Bu
bahsedilen kalenin duvarları alçaktı, pek sağlam değildi ve şimdi bu haliyle Selâhaddîn’in hedefindeydi.
Selâhaddîn’in yaklaştığı haberini alan halk, iç kaleye çekilerek şehrin kalanını savunmasız bıraktılar. Milon
de Plancy’nin, halkı cesaretlendirme gayretlerine rağmen buranın halkı toprakla uğraşırdı, silahsızdı ve savaş
bilgileri yoktu. Willermus, II, s.374
687
196
aldı ve toparlandılar690. Bu aralıktan istifade etmek isteyen halk, iç kaleye sığınmaya
çalışırken Müslümanlar, tekrar saldırıya geçti ve şehirde rastladıkları herkesi kılıçtan
geçirdiler. Haçlıların kaybını kesin olarak bilmiyoruz fakat Willermus’un kaydına göre
yaşa ve cinsiyete bakılmaksızın kimse bağışlanmadı. Bu sırada iç kale, devamlı taş
atışlarıyla dövülmesine rağmen buraya sığınanlar zarar görmediler. Gazze’yi yağmalayan
Müslümanlar, tekrar Dârum’a yöneldiler ve bu arada yolda, Dârum’daki Haçlı ordusuna
katılmak üzere ilerleyen yaklaşık elli Haçlı piyadesini de kılıçtan geçirdiler691.
Selâhaddîn, ordusunu Dârum’da savaş düzenine soktu ancak burada yaşananlar
hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Mesela Willermus’un kaydı çok
kısadır ve herhangi bir fikir vermez. Buna göre Haçlılar, savaş hazırlıkları yaparlarken
Selâhaddîn birdenbire Mısır’a çekildi. Hatta bu çekiliş o kadar hızlı oldu ki Haçlılar, bunu
bir savaş hilesi zannetmişlerdi. Gönderilen keşif birlikleri, Selâhaddîn’in gerçekten
çekildiğini teyit ettiler. Bunun üzerine Amaury, harap bir halde olan Dârum’u onarmaları
için birlikler bıraktıktan sonra Askalân’a döndü692. Selâhaddîn’in ani çekilişi, İslam
kaynaklarına göre Eyle’nin693 fethi düşüncesiyle alakalıdır. Zira Selâhaddîn, Mısır’a döner
dönmez Eyle’nin fethi için hazırlıklara başlamıştı. Selâhaddîn, Mısır’da parçalar halinde
yaptırdığı gemileri develerle sahile taşıdı. Neticesinde karadan ve denizden kuşatılan Eyle,
31 Aralık 1170’te fethedildi694.
Eyle’nin fethedildiği tarihi sadece Makrizî 31 Aralık 1170 olarak vermiştir. Diğer
kayaklarda bu tarih 21-22 Aralık 1170 olarak geçmektedir. Zaten en makul görüneni de
Makrizî’nin kaydıdır. Zira Haçlılar, 18 Aralık’ta Darum’a gelmişler ve burada yukarıda
anlatılan mücadeleler yaşanmıştı. Selâhaddîn’in ani çekilişi ve Eyle’nin fethi için yapılan
hazırlıklar göz önüne alındığında 22 Aralık tarihi mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla
690
Willermus, II, s.374-375
Willermus, II, s.375, Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın
Politikaları, s.59
692
Willermus, II, s.375, İbn el-Esîr’in kaydı çok muhtasardır. Selâhaddîn’in Askalân ve Remle’ye bağlı
yerleri yağmalamasından bahseden yazar, daha genel olarak Gazze ve varoşlarının yağmalanmasını vurgular.
Dârum’da yaşanan mücadele hakkında bilgi vermemekle beraber Amaury’nin neredeyse esir alınacak olduğu
savaştan kastı, Dârum önünde yaşanan çatışma olmalıdır. Zira hemen sonrasında Selâhaddîn, Mısır’a
dönmüştür. İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.31, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.294
693
Hicâz’ın son şehridir. Kulzum Denizi sahilinde küçük bir şehirdir. Yâkût el-Hamavî, Mu’cem el-Büldân,
I, s.292
694
el-Makrizî, İtti’âz, III, s.320, İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.31, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.294, Selâhaddîn’in
Haçlı topraklarına saldırısı ve Eyle’yi fethi için ayrıca Bkz. Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.50, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.118, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.333, Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.63, İbn Vâsıl,
Müferric el-Kurûb, I, s.199. Eyle’nin, Müslümanlar için tehlike arz eden bir kale olduğundan bahseden Sıbt,
Selâhaddîn’in, fetih sonrası içindekileri katlettiğini haber vermektedir. Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman,
VIII, s.177
691
197
Eyle’nin fethi tarihini Aralık ayı sonu ile 1171 yılı başına tarihlemek daha uygun
olacaktır695.
4.2.10.Amaury’nin, Bizans’ı Ziyareti
Mısır’ın kaybedilmesi ile Haçlılar hem karadan hem de denizden tehdit edilir
duruma geldiler. İslam dünyasının, Mısır’ın kazanılması ile yükselişi karşısında Haçlı
Krallığında bir içe kapanma göze çarpmaktadır. Willermus’un değerlendirmesine göre
genç nesiller, babalarından miras aldıkları topraklarında kendilerini lükse kaptırmış bir
şekilde hâkimiyetlerini devam ettirmekteydiler. Bu durumda Kudüs Krallığının ön ayak
olacağı girişimlerle Haçlı Devletleri, Müslümanlara karşı durmak zorundaydılar.
Amaury’nin çözüm arayışlarında Roma, İngiltere, Fransa ve İspanya gibi yerlerin
krallarından yardım temini öne çıkıyordu fakat tüm bu ihtimallere karşılık en somut
yardımın Bizans’tan geleceği de aşikârdı. Zira Bizans, hem Kudüs Krallığına yakındı ve
hem de diğerlerine göre daha zengindi696.
Amaury, Bizans’ın yardımını sağlamak için bizzat kendisi yola çıkmaya karar
verdi. 10 Mart 1171’de yola çıkan Amaury’ye bu deniz yolculuğunda on galeri eşlik
ediyordu. Bizans’a ulaşan Amaury, çok iyi ağırlandı. Amaury’nin, Manuel Komnenos’a
Mısır’ın ele geçirilmesinin mümkün olabileceğinden bahsetmesi üzerine Manuel
Komnenos ile bir anlaşmaya varıldığını Willermus’tan öğreniyoruz. İçeriğine dair bir
bilgimizin olmadığı bu anlaşma, yazılı hale getirildi ve imzalandı. Bizans’tan çok memnun
bir şekilde ayrılan Amaury, 17 Temmuz 1171’de Sayda’da karaya çıktı697.
4.2.11.Fâtımî Hilafetinin Kaldırılması (10 Eylül 1171)
Selâhaddîn Eyyûbî, Mısır’da vezirlik makamına geldikten sonra birçok iç ve dış
mesele ile uğraşmak zorunda kalmıştı fakat gerek Fâtımî Devleti dâhilindeki karışıklıkların
hallini gerekse Haçlılarla olan mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmayı başardı. Bu dönemde
Selâhaddîn Eyyûbî’nin, Fâtımî Halifeliğine son vermek için çalışmalara başladığı
görülmektedir. Fâtımî halifeliğinin kaldırılması için önce idari ve fikri alt yapının
hazırlanması icab ediyordu. Bu doğrultuda atılan adımlara baktığımızda ilk olarak Dâr elRamazan Şeşen de bu tarihi, kaynak belirtmeden 1171 yılı başına tarihlemiştir. Ramazan Şeşen,
Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.60, Krş. Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal
Savaşın Politikaları, s.60-61
696
Willermus, II, s.377
697
Willermus, II, s.378-383, Süryânî Mihail, Amaury’nin Bizans seyahatini hatalı olarak 1172 yılı olayları
arasında kaydetmiştir. Süryanî Mihail, Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), s.220, Ioannes
Kinnamos, bu olayı bir cümleyle kaydetmiştir. İstediklerini elde eden Amaury’nin, İmparatorun tebası
olmayı da kabul ettiğini yazan Kinnamos, anlaşmanın şartlarına dair bir bilgi vermemiştir. Ioannes
Kinnamos, Historia, s.200, Ayrıca Bkz. Steven Runciman, II, s.326-327
695
198
Mâûne adlı evin yıkılarak yerine Şafîîler için bir medrese yapıldığını görmekteyiz (1170
Eylül sonu). Hemen ardından Şîî kadılar azledilerek yerlerine ülkenin her yerinde Şâfîî
kadılar tayin edildi (28 Şubat 1171). Bu bağlamda kaza işlerinin başına 2 Mart 1171’de
Sadrüddîn Abdülmelik b. Dirbâs el-Marânî eş-Şâfîî getirildi. Selâhaddîn’in yeğeni
Takiyyüddîn Ömer’in, Mısır’daki bazı değerli yerleri satın alarak Şâfîîler için medrese
yaptırması da bu çalışmalara dâhildi698. Yine Selâhaddîn’in kardeşi Şemsü’d-Devle
Turanşah’ın, Yukarı Mısır’da kargaşaya sebep olan bedeviler üzerine yürüyüp bunları itaat
altına alması da bu dönemde Selâhaddîn’in elini güçlendiren olaylardandır699. Ayrıca dış
saldırılara karşı önlemler de alan Selâhaddîn, Eyle’nin fethi sonrası 1 Mayıs 1171’de
İskenderiye’nin surlarını ve burçlarını tamir ettirdi700. Saray işlerinin başına Bahâeddin
Karakuş getirilerek burası da emniyet altına alındı. Bundan sonra Selâhaddîn, Abbâsîler
adına okunacak hutbeyi kolaylaştırmak ya da insanları buna hazırlamak için ezandan
“Hayye ala hayr el-amel” ifadesini kaldırdı ve hutbede dört halife adına dua edilmesini
emretti. Aile mensuplarının iktalarını da bir taraftan artırarak gelebilecek muhalefete karşı
gücünü artırdı701.
Selâhaddîn, Mısır’da hâkimiyetini sağlamış olmakla beraber bazı çekinceleri
olduğu da muhakkaktır. Bu durumu, Abbâsî halifesi el-Mustazî’nin, Haziran 1171’de
Nûreddîn Mahmûd Zengî aracılığıyla yolladığı Abbâsîler adına hutbe okunması emri
geldiğinde görebiliyoruz. Selâhaddîn, her ne kadar Bahâeddin Karakuş dolayısıyla sarayda
da hâkimiyet sağlanmış bile olsa Abbâsîler adına hutbe okunması halinde Fâtımîlere bağlı
halkın isyan etmesinden korkuyordu. Bu çekincesini dile getirerek hutbeyi bir süre için
erteledi702. Zengî hanedanına bağlılığıyla bilinen İbn el-Esîr, Selâhaddîn’in bu konudaki
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.31-32, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.294, Ebû el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.50 Ebû
Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.117-118, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.57-58, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I,
s.62-63, İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.197-199, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.320, Malcolm Cameron LyonsD. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın Politikaları, s.61, Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve
Devlet, s.58, aynı yazar, “Âdıd-Lidînillâh”, DİA, I, İstanbul 1988, s.375, Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle elFâtımiyye fî Mısır, s.305, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.176-177
699
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.32, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.295, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.63, Ebû Şâme,
Kitâb er-Ravzateyn, II, s.118, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.58, İbn İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye,
XVI, s.447-448, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.177
700
İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.199
701
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.120, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.317, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.39, İbn
İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.448, Nuveyrî, tüm bu hazırlıklara Meclis-i Da’ve’yi
(Fâtımîlerin el-Ezher’deki propaganda merkezi) kapatılmasını da eklemiştir. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb,
XXVIII, s.227, Selahaddin’in Mısır’daki ıslahatları için Bkz. Eymen Fuâd Seyyid, ed-Devle el-Fâtımiyye fî
Mısır, s.304, Bahattin Kök, “Nureddin Mahmud’un Mısırı Ele Geçirmesi Ve Fâtımîlerin Yıkılışı-II”,
s.143
702
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.33, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.296, Abû’l-Farac, II, s.414, en-Nuveyrî,
Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.227, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s.105, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.69, İbn
Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.200, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.325, Çağdaş yazarlar da Selâhaddîn’in, Fâtımî
698
199
mazeretini gerçekçi bulmamaktadır. Yazarın ifadesine göre eğer Fâtımîler ortadan kalkarsa
Nûreddîn, ülkeyi istediği zaman Selâhaddîn’in elinden alabilirdi ve bu yüzden Selâhaddîn,
Fâtımî hilafetinin devamını istemekteydi. Hatta yazar, Nûreddîn’in olası bir Mısır seferi
gerçekleşirse Selâhaddîn, buna Fâtımîlerin yardımıyla karşı koymak düşüncesindeydi diye
de eklemiştir. Fakat İbn el-Esîr’in öne sürdüğü iddialar bir yana Selâhaddîn ile aynı fikirde
olan adamları da vardı. Yani Abbâsîler adına hutbe okunması emri gelince Selâhaddîn, bu
durumu adamlarıyla istişare etmiş ve bu toplantılarda bazı ileri gelenler emrin yerine
getirilmesini savunurken, bazıları Selâhaddîn ile ortak kaygıları paylaşmıştı. Fakat
Nûreddîn, Fâtımî hutbesine son verilmesi konusunda ısrar edince Selâhaddîn’in de
direnecek durumu kalmadı. Zira Selâhaddîn’in hukuki durumuna bakıldığında kendisi her
ne kadar Fâtımî veziri de olsa o, aynı zamanda Nûreddîn’in Mısır’daki naibi idi.
Selâhaddîn, bu hutbe konusunu değerlendirirken işleri kolaylaştıran bir olay yaşandı ve
Fâtımî halifesi el-Âdid, Ağustos 1171’de ağır bir hastalığa yakalandı703.
Mısır’da Abbâsîler adına hutbe okunması, planlı bir şekilde gerçekleşmedi, bir
bakıma doğal gelişti. O sırada Mısır’da bulunan Emir el-Alem adında biri, kimsenin
Abbâsîler adına hutbe okumaya cesaret edemediğini gördü ve 10 Eylül 1171’de (7
Muharrem 567 Cuma günü) hatipten önce minbere çıkarak Abbâsî halifesi el-Mustazî
adına dua etti. Bu duruma herhangi bir tepki gelmemesi üzerine ikinci Cuma (17 Eylül
1171 = 14 Muharrem 567) da hutbe tekrarlandı ve tüm şehirlerde Abbâsîler adına hutbe
okunması emredildi704. Mısır’da Abbâsîler adına hutbe okunduğu zaman Fâtımî halifesi el-
Hilafeti’ni kaldırmaya hâkimiyet alanı elinden alınacağı için taraftar olmadığı düşüncesindedirler. Bkz.
Steven Runciman, II, s.328-329, Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın
Politikaları, s.67-69, Hasan İbrahim Hasan, Mısır’ın fethi ile Selâhaddîn’in büyük bir imparatorluk kurma
idealine sahip olduğunu ve bu amaçla Haçlıların ülkeden çıkarılması için büyük çaba sarf ettiğini bildirir.
Hasan İbrahim Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, s.242
703
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.33, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.296-297, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.325-326,
Abû’l-Farac, II, s.414, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.123-124, Ramazan Şeşen, “Eyyûbîler Devleti”,
DGBİT, VI, s.309, Nuveyrî’ye göre Selâhaddîn kaygılarını dile getirince Nûreddîn, Selâhaddîn’e el-Âdid’i
tutuklamasını ve Fâtımî hutbesine derhal son vermesini emretti. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.227,
Malcolm Cameron Lyons-D. E. P. Jackson, Selahaddin Kutsal Savaşın Politikaları, s.61-62
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.34, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.297, el-Makrizî, İtti’âz, III, s.326, İbn Vâsıl,
Müferric el-Kurûb, I, s.200-201, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.58-59, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.333,
aynı eser, IV, s.105-106, Abû’l-Farac, II, s.414, Hasan İbrahim Hasan, “Fâtımîler”, DGBİT, V, s.244, Ebû
el-Fidâ, el-Muhtasar, III, s.50-51, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s. 338, Mucîr ed-Dîn el-Hanbelî, el-Üns elCelîl, I, s.314, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb, VI, s.364, Sıbt İbn el-Cevzî, Mir’ât ez-Zaman, VIII, s.178,
Ramazan Şeşen, Selâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.58-59, aynı yazar, “Adıd-Lidinillah”, DİA, I, s.374-375,
Cüveynî’nin kronolojisi hatalıdır, Cüveynî, Târîh-i Cihan Güşâ, III, s.112, Abbâsîler adına hutbe okuyan ilk
kişinin adını Ebû Şâme, “Ebû Abdullah Muhammed b. el-Muhassen b. el-Hüseyn b. Ebî el-Maza’ elBaalbekî” olarak verirken Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.123-124; bazı kaynaklarda bu kişi “el-Fâkih
el-Yes’ b. Yahya b. el-Yes’ şeklinde kaydedilmiştir. en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.228; el-Makrizî,
İtti’âz, III, s.323, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.69,
ilk hafta Fustat’taki büyük camide; ikinci hafta
704
200
Âdid, hastaydı; bu durum kendisine haber verilmedi ve nihayet 13 Eylül 1171’de (10
Muharrem) Fâtımîler adına okunan hutbeye son verildiğini öğrenemeden öldü. el-Âdid’in
ölümüyle Fâtımî hilafeti de son bulmuş oldu. el-Âdid öldükten sonra Selâhaddîn, halifenin
sarayındaki mallara el koydu. el-Âdid’in aile efradı sarayın başka bir yerine gönderildi ve
burada muhafaza altına alındılar705.
Mısır’da Abbâsîler adına hutbe okutulması, başka bir deyişle Fâtımî hilafetine son
verildiği haberi, Bağdad’a ulaşınca şehir süslendi ve günlerce şenlikler düzenlendi. Abbâsî
halifesi, Nûreddîn ve Selâhaddîn’e hilatler gönderdi706. el-Âdid’in ölümünden sonra Fâtımî
taraftarları, el-Âdid’in oğlu Davud’a biat etiler. Fakat Selâhaddîn bunu haber alınca bu
kimseleri tutukladı ve öldürdü. Bir süre sonra Fas taraflarında Davud’un oğlu Süleyman
“el-Mehdî” unvanıyla ortaya çıktıysa da bu da yine öldürüldü707.
Fâtımî Halifeliğine son verilmesi ile Mısır’da yeni bir dönem başlamıştır. Bundan
sonra gelişen olaylar Selâhaddîn’in, Eyyûbîler Devleti’ni kurmasına kadar varacaktır.
Mısır’ın ele geçirilip Fâtımîlere son verilmesi sonucunda zamanla Nûreddîn ile
Selâhaddîn’in arasının açıldığı rivayet edilmektedir. Bu sorunların nedeni olarak
Selâhaddîn’in Mısır’da bağımsız olma düşüncesi gösterilmektedir. Buna en büyük delil
olarak da Fâtımî hutbesine son vermek hususundaki tereddütü delil gösterilir. Bu
Kahire’deki büyük camide Abbâsîler adına hutbe okundu, Geoffrey Hindley, Bir İslam Kahramanı
Selâhaddîn, s.117, İbn İbn el-Kesîr, el-Âdid öldükten sonraki hafta hutbe okunduğunu kaydetmektedir. İbn
İbn el-Kesîr, el-Bidâye ve en-Nihâye, XVI, s.450
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.34-35, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.297-298, , Selâhaddîn Eyyûbî, Fâtımî
sülalesinin oğullarını ve aile erkânını hapse koydu, onları nesillerinin çoğalmaması için kadınlarından ayırdı.
İbn Vâsıl, Müferric el-Kurûb, I, s.201-203, el-İsfehânî, el-Berk eş-Şâmî, s.59, Abû’l-Farac, II, s.414,
Ramazan Şeşen, “Eyyûbîler Devleti”, DGBİT, VI, s.308-310, Cüveynî, el-Âdid’in ölüm tarihini 14 Eylül
1171 olarak vermiştir. Cüveynî, Târîh-i Cihan Güşâ, III, s.112, en-Nuveyrî, Nihâyet el-Ereb, XXVIII, s.228,
Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.124-125, 136-139 el-Âdid’in ölümü için ayrıca Bkz, İbn Hallikân,
Vefeyât, III, s.111-112, İbn Şeddâd, en-Nevâdir es-Sultâniyye, s.86, İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.333-334,
ayı eser, IV, s.106, İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, V, s.325, 339, Nihat Yazılıtaş, Fâtımî Devleti Tarihi, s.232233, el-Âdid’in hastalığı şiddetlendiğinde Selâhaddîn’i görmek istediği fakat Selâhaddîn’in bir tuzaktan
korkarak gitmediği, el-Âdid ölünce de buna pişman olduğu rivayet edilir. İbn Haldûn, Kitâb el-İber, V, s.334,
el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.76, el-Adid’in, ölmeden önce Abbâsîler adına hutbe okunduğunu öğrendiği de
rivayet edilir. Ebû Şâme, Selâhaddîn’in, el-Âdid zaten hasta idi keşke o ölünceye kadar hutbeyi kesmeyi
erteleseydim diyerek pişman olduğunu rivayet etmektedir. Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.125, 130
706
İbn el-Esîr, el-Kâmil, X, s.35, a. mlf. İslam Tarihi, XI, s.298, Nûreddîn’in, Bağdad’a müjdeci olarak
yolladığı kişinin ismi Şehâbeddîn Ebâ el-Meâlî el-Mutahhar b. Ebî Asrûn, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II,
s.132, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.216, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I, s.70, Nûreddîn’e Bağdad’dan
gönderilen elçi ise İmâdeddîn Sandâl idi, Ebû Şâme, Kitâb er-Ravzateyn, II, s.135, el-Aynî, Ikd el-Cumân, I,
s.72, İbn Vâsıl, Muferric el-Kurûb, I, s.218, el-Makrizî, es-Sülûk, I, s.150
707
İbn Haldûn, Kitâb el-İber, IV, s. 105-106, Farhad Daftary, İsmaililer, s.404-405, Eymen Fuâd Seyyid, edDevle el-Fâtımiyye fî Mısır, s.308-309, İbn el-İmâd, Şezerât ez-Zeheb, VI, s.369, es-Safedî, Kitâb el-Vâfî biel-Vefeyât, XXIX, s.101-102, Umara el-Yemenî’nin kaydına göre Mart-Nisan 1174 veya Nisan-Mayıs
1174’te el-Âdid’in oğlu etrafında toplanan bir grup, Haçlılarla haberleşmeye de başlamışlar fakat bertaf
edilmişlerdi. Umâra el-Yemenî, en-Nuket, s.396
705
201
tereddüdün sebebi yukarıda da ifade edildiği üzere Fâtımî taraftarlarının isyan etmesi
ihtimaliydi. Fakat arada bir soğukluk varsa bu, ekonomik sebeplere bağlanmalıdır. Mısır
gelirlerinden Nûreddîn’e gönderilen miktar ve Selâhaddîn’in harcamaları konusunda
Nûreddîn bir adamını görevlendirmiş, Selâhaddîn’den bir bakıma hesap vermesini istemiş
ve Selâhaddîn de buna tepki göstermişti. Kerek ve Şevbek kuşatmalarından çekilmesi de
Fâtımîlerin ayaklanması ve babasının ölümü ile alakalı idi708.
Eyyûbîlerin Mısır’da bağımsızlık ummaları konusuna ise G. Wiet, çok mantıklı bir
açıklama getirmiştir: “(…) Şîrkûh’un Mısır’da bir hanedan kurmak fikrini taşıdığını kabul
etmek; onun, efendisi Nûreddin’e karşı gösterdiği büyük sadakat ve itaat müvacehesinde
hiç de doğru olmasa gerektir. Şirkûh’un Mısır halifesi yanında vezirliği kabul etmesinin
dahi Nûreddîn’in emri ve rızasıyla vuku bulduğu anlaşılmaktadır. Nûreddîn’in bu suretle
Mısır’ı Sünnîleştirerek Haçlılara karşı emrinde birleştirmeyi düşündüğü muhakkaktır.
Ancak bu hususun birdenbire değil, yavaş gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Şirkûh bu
sebeple Mısırlıların inançlarına müdahale etmemiştir. Buna zaten pek kısa süren vezirliği
sırasında imkân da bulamamış olacaktır. (..)”709
Bkz. Bahattin Kök, “Mısır’ın Alınmasından Sonra Nûreddîn Mahmûd’la Selâhaddîn Eyyûbî
Arasında Ortaya Çıkan Soğukluğun Sebepleri”, Belleten, LVII/219, TTK, Ankara 1994, s.413-446
709
G. Wiet, “Şîrkûh”, İA. XI, MEB. İstanbul 1979, s. 571
708
202
203
SONUÇ
Fâtımî-Haçlı ilişkileri, Haçlıların Antakya’yı kuşatmasında açlık sıkıntısı
yaşadıkları sırada başlamıştır. İznik’i ele geçirdikten sonra Eskişehir Savaşı’nda Kılıç
Arslan’ı yenen Haçlılar, Antakya önlerine ulaşmışlar ve şehri kuşatmışlardı. Şehrin
yardımına gelen İslam ordusunun Antakya’ya ulaşmadan yenilgiye uğraması üzerine
Haçlılar, kuşatmayı şiddetlendirdiler. Antakya kuşatmasında Haçlılar, korkunç bir açlıkla
karşı karşıya geldiler. Kaynakların ifadesine göre bu sırada Fâtımî veziri el-Efdâl’in
gönderdiği elçiler, Haçlı karargâhına geldiler. İslam kaynakları, bu konuda herhangi bir
bilgi vermemişlerdir. Rivayetler, tamamen Hıristiyan kaynaklarında yer almaktadır. Her ne
kadar İbn el-Esîr, Haçlıları, Fâtımîlerin çağırarak Sünnî İslam dünyasıyla aralarına
girmelerini istediler demekteyse de yazar, bu rivayeti ihtiyatla nakletmiştir.
Haçlı kaynaklarına göre ise el-Efdâl, Haçlıların, Türklerin gücünü kırmasından
memnun kalmış ve Haçlı liderlerine elçi yollayarak Türklere karşı ittifak teklif etmiştir.
Haçlılar, bu teklifi değerlendirirken acele etmemişler ve mukabil elçilik heyetini yola
çıkarmışlardır. Hatta Türkleri yendikleri çatışmada kestikleri başları, Fâtımî elçilerine
göndererek bir bakıma onlara gözdağı vermişlerdir. Fâtımîlerin ikinci elçilik heyeti,
Haçlılar Antakya’yı alıp Kudüs yolculuklarına başladıkları sırada kuşattıkları Arka Kalesi
önlerine ulaştılar. el-Efdal’in teklifine göre Haçlılar Antakya’ya ve Kuzey Suriye’ye,
Fâtımîler Filistin’e sahip olacaklar; buna karşılık Fâtımîlerin hâkimiyetinde yaşayan
Hıristiyanların canları, malları ve dini inançları, Fâtımîlerin güvencesinde olacaktı. elEfdâl, Antakya sonrası Haçlıların hareketiyle hedeflerinin Kudüs olduğunu anlamış
bulunuyordu. Bu yüzden Arka Kalesi önüne gönderdiği elçilerle Kudüs yolculuklarına son
vermeleri karşılığında Hıristiyanların silahsız olarak Kudüs’ü bir ayı geçmeyecek şekilde
ziyaretlerine ve kutsal mekânlarının açık bulunmasına müsaade etmeyi vaad ediyordu.
Fakat bu defa Haçlılar, bu teklifi reddettiler. Bu gelişmelerden anlaşıldığına göre Haçlılar,
İslam dünyasındaki parçalanmadan yararlanmaya karar vermişlerdi. İslam dünyasının bu
zaafından
zaman
zaman
siyasi
ittifaklar
kurarak
daha
sonraki
dönemlerde
yararlanmışlardır. Başka bir açıdan baktığımızda Haçlı liderleri arasındaki kavgalarda
Haçlılar da aynı şekilde hareket etmişler ve doğunun karmaşık siyasetine yeni bir halka
eklemişlerdir.
Fâtımîlerin, Bizans ile de iletişim halinde oldukları bilinmektedir. Haçlılar, daha
İstanbul önlerindeyken Aleksios, Haçlılara Fâtımîlerle iletişim kurmalarını ve Türklere
204
karşı onların yardımını sağlamalarını tavsiye etmişti. el-Efdâl, Haçlıların ilerleyişi
karşısında Aleksios’a Haçlıların niyetlerinin ne olduğunu sorma ihtiyacı hissetti. Bu sırada
anlaşmalara uymayarak Antakya’yı teslim etmeyen Haçlılarla Aleksios’un arası açılmaya
başlamıştı. Aleksios, el-Efdâl’e Haçlılar üzerinde bir kontrolü olmadığını ve Haçlıların
kendi hesaplarına hareket ettiklerini bildirdi. Antakya önlerinde zor durumda bulunan
Haçlılarla iyi başlayan ilişkiler bu noktadan sonra hızla bozuldu ve Fâtımî-Haçlı çatışması
başlamış oldu. Bizans’ın, Haçlı Devletleri üzerindeki metbûluk iddiası, zamanla hem
Haçlılar hem de Fâtımîler ile ilişkilerini etkilemiştir. Zira zaman zaman Haçlılarla savaş
durmuna gelen imparator, daha geç dönemlerde Haçlılarla birleşerek Mısır’a sefer de
düzenlemiştir.
el-Efdal’i Haçlılarla anlaşmaya iten sebeplere bakıldığında İbn el-Esîr’in de rivayet
etiği gibi Türklerin hızlı yükselişi göze çarpmaktadır. Her ne kadar Fâtımîler, sahil
şehirlerini ele geçirmiş olsalar da Bizans’ın ücretli askerleri sandıkları Haçlıların da
yardımını alarak Türkleri tamamen saf dışı bırakmak ve nihai hedefleri olan Abbâsî
Halifeliğine son vermek niyetinde olmalıdırlar. Nitekim Haçlı kaynaklarına göre de İznik
ve Antakya’yı alarak Türklerin gücünü kıran Haçlılardan Fâtımîler, bir şekilde
yararlanmak istemişlerdi. Bu yanılgıya Bizans faktörü sebep olmuştur. el-Efdâl’in, İznik’in
Bizans’a iadesi üzerine tebriklerini bildirmesi; Haçlılardan Antakya kuşatmasını ısrarla
sürdürmelerini, gereken her türlü yardımı sağlamaya hazır olduğunu iletmesi bu durumu
teyit etmektedir. Yani görüntüye göre Bizans, Türklere kaybettiği eski topraklarına sefer
düzenlemişti. Fakat el-Efdâl, Kudüs’ün işgali ile yanıldığını çok acı bir şekilde görmüştür.
Haçlılar, Kudüs’e yolculuklarında Maarra’yı zapt ettiklerinde zihniyetlerini derhal
belli ettiler. Yapılan katliam bir yana, yaşanan açlıkta Müslüman ölülerini yiyerek
yamyamlıklarını da sergilediler. Fâtımîlerin hâkimiyetindeki topraklarda ilerleyen Haçlılar,
genellikle mukavemet görmemişlerdir. Yerel yöneticiler, hediyeler sunarak Haçlıların
zararından emin olmaya çalıştılar. Hatta Haçlı kaynaklarına bakılırsa Hıristiyan olmaya söz
veren Müslüman valiler dahi vardı. Haçlılar geldikleri sırada Kudüs, Fâtımîlerin elinde
bulunuyordu. Şehrin valisi İftihârü’d-Devle gerekli önlemleri alarak şehri savunmaya
hazırlamıştı. Neticesinde Kudüs düştü ve sergilenen vahşet, sadece Fâtımîleri değil tüm
İslam dünyasını dehşet içinde bıraktı. Fakat Haçlılara karşı Selçukluların reaksiyonu, geç
denilebilecek bir tarihte gerçekleşti. Bu süreçte mücadele, Haçlıların ele geçirdikleri
yerlere sınırı olan devlet ve hanedanlar ile toprakları doğrudan hedef alınan Fâtımîlerce
sürdürüldü.
205
İbn Tağrîberdî, Fâtımîlerin Haçlılara karşı etkili bir savaş vermediğini
düşünmektedir. Yazar, yeterli askeri ve mali gücü olan Fâtımîlerin neden harekete
geçmediğini bir türlü anlayamamaktadır. Fulcherius ise sayılarının çok az olmasına rağmen
Müslümanların neden kendilerini bu topraklardan söküp atmadığına hayretini dile getirir.
Müslümanların yaşadığı bölünme ve rekabet, Fulcerius’un kafasındaki sorulara cevap
olmakla beraber el-Efdâl’in tutumu, daha anlaşılmaz görünmektedir. el-Efdâl’in katıldığı
tek savaş olan Askalân Savaşı sonrası, bir daha ordunun başında Haçlılara karşı mücadele
vermeyişi ve Haçlılarca kuşatılan şehirlere gereken yardımı yapmadığı, eleştirilen
noktaların başında gelmektedir. Fakat Fâtımî-Haçlı mücadelesinin geneline bakıldığı
zaman Fâtımîlerin, mücadeleyi hepten bıraktığını veya gevşettiğini söylemek de zordur.
Özellikle Remle’de yaşanan savaşlarda Fâtımîlerin, ellerinden geleni yaptıkları göze
çarpar. Ancak buradaki olumsuzluk ise gönderilen kumandanların kararsız davranışlarıdır.
Örneğin Haçlılara karşı gönderilen ordunun başındaki Tâc’ül-Acem ile donanma
kumandanı İbnü’l-Kadûs arasındaki iletişimsizlik, bunun en bariz örneğidir.
el-Âmir zamanı, Fâtımî-Haçlı mücadelesinin en yoğun olduğu dönemdir. Bu
dönemde Askalân hariç tüm Fâtımî şehirleri, Haçlılar tarafından zapt edilmiştir. Bu da
Haçlıların denizde de üstünlüğü ele geçirdiği anlamına gelmektedir. Fâtımî sahil şehirleri
içinde Haçlılara en uzun süre direnen Sûr ve Askalân olmuştur. Bu şehirler, Haçlılara karşı
mücadelede hem hareket noktası hem de sığınak olmuşlardır. Hem denizde hem karada
(Fâtımîlere ve Selçuklulara karşı) savaş veren Haçlılar, zaman zaman eşzamanlı saldırılara
da maruz kalmışlardı. Fakat deniz gücünden mahrum olan Haçlılar, İtalyan şehir
devletlerinin deniz kuvvetlerinden yararlanmayı ve bu saldırılara karşı koymayı başardılar.
Haçlıların, Sûr şehrini kuşatmaları, hem Fâtımî-Selçuklu ilişkileri hem de Haçlılarla
olan savaş açısından yeni bir dönemi başlattı. Dımaşk hâkimi Tuğtigin ile Fâtımîlerin
ittifakı, şehri 1124 yılına kadar Fâtımîlerin elinde tuttu. Bundan sonra da Dımaşk-Kahire
hattında belli zamanlarda elçiler gidip gelmeye başladı. el-Âmir zamanında iki defa Fâtımî
elçilerinin Dımaşk’a geldiğini İbn el-Kalânisî kaydetmiştir. Bu yakınlaşma el-Hâfız ve
Nûreddîn zamanında yoğunluk kazanmış, Mısır’ın Zengîler tarafından ele geçirilmesine
kadar sürmüş ve Haçlılar iki taraftan yıpratılmıştır. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen
geniş çaplı bir seferle Haçlıların varlığı tehdit edilememiş ve Mısır Seferleri beklenmek
durumunda kalınmıştır.
206
Haçlılara karşı başarı sağlanamamasında ya da Fâtımî şehirlerinin birbiri ardına
düşmesinde Fâtımîlerin dâhili durumunun birinci derecede etkili olduğu görülmektedir.
Zira Bedr el-Cemâlî ile başlayan “Vezirler Asrı” Fâtımîlerin sükûtuna kadar devam etmiş,
halifeler devre dışı bırakılmış ve bu arada vezirlik makamı için vuku bulan çatışmalar,
devlette uzun süreli bir istikrarı önlemiştir. Bu durum, özellikle el-Efdâl sonrası dönemde
net bir şekilde görünmektedir. Nitekim devletin sonunu da bu vezaret mücadelesi
getirmiştir. Rıdvân el-Velehşâ, İbn Salâr ve Dırgâm gibi güçlü vezirler, hâkimiyet devreleri
kısa sürmesine rağmen Haçlılara karşı başarıyla mücadele etmişlerdir. Fakat şahsi
ihtiraslarından kurtulamayan Abbas ve Şâver gibi vezirler, hem devleti güçsüz bırakmış
hem de dış müdahalelere açık bir hale getirmişlerdir.
el-Âmir sonrası dönemde Fâtımî-Haçlı mücadelesinde bir durgunluk göze çarpar.
Fâtımî Devleti’nde yaşanan ikinci bir itikadi bölünme ve sonrasında gelişen olaylar ile elHâfız zamanına denk düşen İkinci Haçlı Seferi’nin mücadele alanını değiştirmesi, bunda
etkili olmuştur. ez-Zâfir döneminin en önemli olayı ise Fâtımîlerin Suriye’deki son kalesi
olan Askalân’ın düşmesidir. Askalân’ın zaptında yine vezirlik makamı için verilen
mücadele ve entrikalar etkili olmuştur. Askalân’ıın zaptının ertesi yılı Nûreddîn’in,
Dımaşk’ı ele geçirmesiyle yeni bir döneme girilmiştir. Sahil şehirlerinin zaptı, Askalân ile
tamamlanmış bulunuyordu. Bu durumda Haçlıların, Mısır dışında ilerleyecek yönleri
kalmamış ve Mısır’a ilk saldırıyı Amaury, henüz kral değilken gerçekleştirmişti. Bu
saldırıyla beraber Fâtımîlerin, Haçlı saldırılarını para ile önlemeye çalıştıkları dönem
başlamış oldu. Bundan iki yıl sonra Kudüs tahtına oturan Amaury, selefi III. Baudouin
zamanında kararlaştırılan haracın ödenmemesini bahane ederek Mısır’a girdiyse bu saldırı,
şans eseri Nil’in taşma zamanına denk geldiği için zararsız atlatıldı.
Fâtımîlerin güçsüz durumu ve saldırılara dayanamayacağı anlaşıldığından
Haçlıların Mısır konusundaki iştahı kabardı. Mısır’a bundan sonraki ilk Haçlı
müdahalesine, makamı gasb edilen Şâver’in, Nûreddîn Mahmûd’dan yardım istemesi fırsat
verdi. Nûreddîn’in, Şirkûh kumandasında Mısır’a bir ordu yolladığını haber alan Dırgâm,
Haçlıların yardımına başvurarak çok tehlikeli bir geleneği başlatmış oldu. Haçlıların,
hazırlıklarını tamamlayamadan Dırgâm’ın katli ve Şâver’in makamına iadesi Haçlıları
devre dışı bıraksa da Şâver’in sözünde durmayışı üzerine Şirkûh’un Bilbîs’i kuşatması, bu
defa Şâver’in Haçlılardan yardım istemesini mucib kıldı. Haçlıların, Şâver ile birleşip
Şirkûh’u Bilbîs’te kuşatmaları, Nûreddîn’in müttefik Hıristiyan ordusunu Hârim’de
bozguna uğratıp seferin liderlerini esir almasıyla akamete uğradı. Her ne kadar Şâver,
207
Mısır’ın hâkimi olarak makamını korusa da her iki taraf için de Mısır’ın savunmasız hali
netleşmiş oldu.
İkinci Mısır Seferinin nedenleri konusu tartışmalıdır. İkinci seferde öne çıkanlar,
Şirkûh’un müthiş bir stratejiyle Haçlıları Bâbeyn’de bozguna uğratması ve Selâhaddîn’in
İskenderiye’yi başarılı bir şekilde savunmasıdır. İskenderiye halkının Şâver’e Haçlılarla
ittifakı nedeniyle kızgın olması bu savunmada etkili oldu. Seferin en somut sonuçlarından
biri olmak üzere bu sayede Şirkûh, Mısır’da özellikle Sünnî çevrelerden taraftar edinmiş
oldu. Zira bizzat Şâver’in oğlu el-Kâmil, Nûreddîn ile haberleşmeye ve yardım vaad
etmeye başlamıştı. Bu yakınlaşma ve Nûreddîn’in ordusuna oluşan sempati, Üçüncü Mısır
Seferinde Şirkûh’un çok işine yarayacaktır.
Amaury’nin Bizans’tan yardım sağlama çabaları henüz bir karara bağlanmamışken
doğuya yeni gelenlerin heyecanı sonucunda Mısır’a sefer kararı alınması, Haçlıların
aleyhine olmuş ve Mısır, kesin olarak Nûreddîn’e kaybedilmiştir. Bilbîs şehrinin zaptı
sonrasındaki katliam, Kahire halkına örnek teşkil etmiş ve halk, şehri canla başla
savunmuştur. Bu arada savunulamayacağından korkularak Fustat’ın ateşe verilmesi, devleti
güçsüz düşürdü. el-Âdid’in, Nûreddîn’den yardım istemesi üzerine Şirkûh’un üçüncü kez
Mısır’a girişi ile Haçlılar, Mısır’ı kesin olarak kaybettiler ve ülkede Nûreddîn’in
hâkimiyeti başladı. Şâver’in katli sonrasında Şirkûh’un vezirliği ne yazık ki kısa sürmüş ve
yerine yeğeni Selâhaddîn geçmiştir.
Selâhaddîn’in Mısır’a hâkim olması, yeni bir dönemi başlatıyordu. Zira çağdaş
yazarlar, Eyyûbîlerin Mısır’da bağımsız olma niyetlerinin en başından beri var olduğunu
iddia etmektedirler. Selâhaddîn’in davranışları, zaman zaman bu iddiayı destekler
mahiyette olsa da ekonomik konuların sorun oluşturduğu bir ortamda Selâhaddîn’in
niyetinden şüphe etmeye gerek yoktur. Dimyât muhasarası, hem Selâhaddîn, hem
Nûreddîn hem de Fâtımîler için zorlu bir sınav olmuştur. Selâhaddîn’in asker sevki,
Nûreddîn’in zamanında müdahalesi ve el-Âdid’in, hazinesini savunma için açması,
anlaşmazlık yaşayan müttefik ordusunu Mısır’dan eli boş göndermiştir. Bu başarısızlığı,
Selâhaddîn’in zaferi olarak görmek mümkündür. Çünkü bu durum, Selâhaddîn’in
Mısır’daki hâkimiyetini tasdik etmiş ve Fâtımîlerin gücünün kırılmasına hizmet etmiştir.
Selçukluların Mısır’ı ele geçirme planları, Atsız’ın yenilgisiyle uzun bir süre
ertelenmişti. Nihayet Nûreddîn Mahmûd zamanında Mısır’da Abbâsîler adına hutbe
okunarak Fâtımî hâkimiyetine kesin olarak son verildi. Sünnîliğin hâkim kılınmasının
208
yanında Mısır gibi zengin bir ülkenin ele geçirilmesi Haçlılarla mücadelede İslam’ın elini
güçlendirmiştir. Bu sayede kıskaca alınan Haçlılar, Müslümanlar karşısında devamlı güç
kaybetmişler ve Kudüs’ün fethine kadar giden, İslam’ın yükselişi başlamıştır.
209
KAYNAKÇA
A-ANA KAYNAKLAR
ABÛ'L-FARAC, Gregory (Bar Hebraeus), (1999), Abû'l-Farac Tarihi, II, Çev. Ömer
Rıza Doğrul, TTK, Ankara
ALBERTUS AQUENSIS (Albert of Aachen), (2007), Historia Ierosolimitana (History
of the Journey to Jerusalem), Tran. Susan B. Edgington, Oxford University Press,
New York
ANNA KOMNENA, (1996), Alexiad (Anadolu’da ve Balkan Yarımadası’nda İmparator
Alexios Kommenos Dönemi’nin Tarihi, Malazgirt’in Sonrası), Çev. Bilge Umar,
İnkılâp Kitabevi, İstanbul
ANONİM Haçlı Tarihi (Gesta Francorum et Aliorum Hierosolymitanorum), (2013),
Çev. Ergin Ayan, Selenge Yay., İstanbul
ANONİM Süryânî Vakayinamesi (I. ve II. Haçlı Seferleri Vakayinamesi), (2005), Notlar
H. A. S. Triton, Türkçe Çev. Vedii İlmen, Yaba Yayınları, İstanbul
el-AYNÎ, Bedr ed-Din Mahmud, (2010), el-‘Ikd el-Cumân Fi Tarih ez-Zaman, I, Kahire
AZÎMÎ, Muhammed b. Ali, (2006), Azîmî Tarihi, Selçuklularla İlgili Bölümler (H. 430538= 1038/39-1143/44), Metin, Çeviri, Notlar ve Açıklamalar: Ali Sevim, TTK,
Ankara
el-BELÂZURÎ, Ahmed b. Yahya b. Câbîr, (1987), Fütûh el-Büldân, Beyrut
el-CEVZÎ, Cemâl ed-Dîn Ebî el-Ferec Abd er-Rahmân b. Ali, (1992), el-Muntazam fî
Tevârîh el- Mulûk ve el-Umem, XVII-XVIII, Tah. Muhammed Abd el-Kadir A’taMustafa Abd el-Kadir A’ta, Beyrut
CÜVEYNÎ, Alâeddin Ata Melik, (1988), Târîh-i Cihan Güşâ, III, Çev. Mürsel Öztürk,
Ankara
ed-DEVÂDÂRÎ, Ebî Bekr Abd Allâh b. Aybek, (1961,1972), Kenz ed-Durer ve Câmi' elGurer/ ed-Durre el-Madiyye fî Ahbâr ed-Devle el-Fâtımiyye, VI, Tah. Selâhaddîn
210
el-Müneccid, Kahire; Kenz ed-Dürer ve Cami’ el-Gurer, c.VII, Tah. Said
Abdülfettah Aşur, Kahire
EBÛ EL-FİDÂ, İmâd ed-Dîn İsmâil b. Ali, (h. 1286), el-Muhtasar fî Ahbâr el-Beşer, IIIII, Kahire
EBÛ ŞÂME, Abd er-Rahmân b. İsmâil, (2002), Kitâb er-Ravzateyn fî Ahbâr edDevleteyn (en-Nûriyye ve es-Salâhiyye), I-II, Neşr. İbrahim Şems ed-Dîn, Beyrut
el-HAMAVÎ ER-RÛMÎ EL-BAĞDÂDÎ, Yâkut bin Abdullah, (1977), Mu'cem elBuldân, I-V, Beyrut
el-İSFEHÂNÎ, İmâd el-Kâtib, (1979), el-Berk eş-Şâmî, İhtisar: el-Bundârî, Tah. Fethiye
en-Nebravî, Mısır
FULCHERIUS CARNOTENSIS, (2009), Kudüs Seferi -Kutsal Toprakları Kurtarmak-,
Çev. İlcan Bihter Barlas, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul
GUIBERT OF NOGENT, (Erişim Tarihi: 29. 07. 2015), The Deeds of God Through the
Franks,
(pdfbooks.co.za/library/GUIBERT_OF_NOGENT-
THE_DEEDS_OF_GOD_THROUGH_THE_FRANKS.pdf)
IOANNES KINNAMOS, (2001), Ioannes Kinnamos’un Historia’sı (1118-1176), Yayına
Hazırlayan: Işın Demirkent, TTK, Ankara
İBN EL-ADÎM, Kemâl ed-Dîn Omar b. Ahmed b. Ebî Cerrâde, (1996), Zübdet el-Haleb
min Târîh el-Haleb, Tah. Halil el-Mansur, Beyrut
İBN EL-ESÎR, İzz ed-Dîn Ebû el-Hasan Ali Muhammed el-Cezerî, (1987), el-Kâmil fî etTârîh, c.VIII, (Tah. Muhammed Yusuf ed-Dekkâk), Dâr el-Kütüb el-İlmiyye,
Beyrut, (2003), c.IX-X, (Tah. Muhammed Yusuf ed-Dekkâk), Dâr el-Kütüb elİlmiyye, Beyrut
__________, (1987), İslam Tarihi, X-XI, Çev. Abdülkerim Özaydın, Bahar Yay., İstanbul
İBN EL-İMÂD, Abd el-Hayy b. Ahmed el-Akrî, (1989), Şezerât ez-Zeheb fî Ahbâr Men
Zeheb, V-VI, Neşr, Abd el-Kâdir el-Arnavut-Muhammed el-Arnavut, Beyrut
İBN EL-KALÂNİSÎ, Ebû Ya'lâ Hamza, (1908), Zeylu Târîhu Dımaşk, Haz. H.F.
Amedroz, Leyden
211
İBN EL-KESÎR, İmâdeddîn Ebî el-Fidâ İsmail İbn Ömer, (1998), el-Bidâye ve enNihâye, XVI, Tah. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî, Riyâd
İBN HALDÛN, Velî ed-Dîn 'Abd er-Rahmân b. Muhammed, (2000), Târih-i İbn Haldûn
(Dîvân el-Mubtedâ ve el-Haber fî Eyyâm el-Arab ve el-Berber ve Men Âsârahum
Min Zevî es-Sultan el-Ekber), IV-V, Haz. Halil Şihâde-Süheyl Zekkar, Beyrut
İBN HALLİKÂN, Ebû el-Abbas Şems ed-Din Ahmed b. Muhammed b. Ebî Bekr, (19671971), Vefeyât el-A'yân ve Enbâ Ebnâ ez-Zamân, I-VII, Tah. İhsan Abbas, Beyrut
İBN ŞEDDÂD, Behâeddin, (1964), en-Nevâdir es-Sultâniyye ve el-Mehâsin el-Yusûfiyye
(Sîret-i Selâhaddîn), Tah. Cemâleddîn eş-Şeyyâl, İskenderiye
İBN TAĞRÎBERDÎ, , Cemâl ed-Dîn Ebû el-Mehâsin Yusuf, (1992)en-Nucûm ez-Zâhire
fî Mulûk-i Mısr ve el-Kahire, V-VI, Tah. Muhammed Hüseyin Şemseddin, Beyrut
İBN VÂSIL EL-HAMAVÎ, , Cemâl ed-Dîn Muhammed b. Sâlim, (1953)Muferric elKurûb fî Ahbâr Benî Eyyûb, I, Neşr. Cemâl ed-Dîn eş-Şeyyâl, Kahire
el-MAKRİZÎ, Takiyy ed-Dîn Ahmed b. Ali, (1996), İtti’âz el-Hunefâ bi-Ahbâr el-Eimme
el-Fâtimiyyîn el-Hulefâ, III, Kahire
__________, (1997), es-Sülûk li-Ma’rifet düvel el-Mülûk, Tah. Muhammed Abdülkadir
‘Ata, Beyrut
MUCÎR ED-DÎN EL-HANBELÎ, Kadı el-Kudât Ebû el-Yemen el-Kadı, (1966), el-Üns
el-Celîl bi-Târih-i el-Kuds el-Halîl, I,
NIKETAS KHONIATES, (1995), Historia, (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri),
Çev. Fikret Işıltan, TTK, Ankara
en-NUVEYRÎ, Şıhâb ed-Dîn Ahmed b. 'Abd el-Vehhâb, (2004), Nihâyet el-Ereb fî
Funûn el-Edeb, XXVIII, Tah. Necîb Mustafa Fevvâz-Hikmet Kaşlî Fevvaz, Beyrut
ORDERICUS VITALIS, (1853), The Ecclesiastical History of England and Normandy,
III, Trans. Thomas Forester, London
RADULPHUS CADOMENSIS (Ralph of Caen), (2005), The Gesta Tankredi of Ralph
of Caen - A History of the Normans on the First Crusade, Trans. Bernard S.
Bachrach, David S. Bachrach, England
212
es-SAFEDÎ, Salâh ed-Dîn Halil b. Aybek, (2000), Kitâb el-Vâfî bi-el-Vefeyât, I-XXIX,
Tah. Ahmed el-Arnavud-Türkî Mustafa, Beyrut
SIBT İBN EL-CEVZÎ, (1907), Şems ed-Dîn Ebû el-Muzaffer Yusuf b. Kızoğlu, Mir’ât
ez-Zaman fî Târîh el-A'yân, VIII, Edit. James Richard Jewett, The University of
Chicago Press, Chicago
SMBAT SPARAPET, (2005), Smbat Sparapet's Chronicle, Trans, Robert Bedrosian,
Long Branch, New Jersey
SÜRYANÎ MİHAİL, (1944), Süryanî Patrik Mihail’in Vakâyinâmesi (1042-1195), Çev.
Hrant D. Andreasyan, TTK’da Yayınlanmamış Nüsha
URFALI MATEOS, (2000), Urfalı Mateos Vakayi- Namesi (952-1136) ve Papaz
Grigor’un Zeyli (1136-1162), Çev. Hrant D. Andreasyan, TTK Yay. Ankara
USÂME İBN MUNKIZ, (2008), İbretler Kitabı (Kitâb'ül İ’tibâr), Çev. Yusuf Ziya
Cömert, Kitabevi Yay. İstanbul
VARDAN VARDABET, (1937), Cihan Tarihi, (889-1269), “Türk Fütûhat Tarihi”,
Çev. Hrant D. Andreasyan, Tarih Semineri Dergisi, I/2, İstanbul, s.154-258
WILLERMUS, (William, Arcbishop of Tyre), (1943), A History of Deeds Done Beyond
the Sea, I-II, Trans: E. A. Babcock-A. C. Krey, Colombia University Press, New
York
el-YAFÎÎ, Abdullah b. Es’ad, (1997), Mir'ât el-Cinân ve İbret el-Yekzân fî Ma'rifeti Ma
Yu’teber min Havâdis ez-Zamân, III, Tah. Halil el-Mansûr, Beyrut
YEMENÎ, Umâra b. Ali b. Zeyd, (1897), en-Nuket el-Asriyye fî Ahbâr el-Vüzerâ elMısriyye, Neşr. Hartwig Derenbourg, Paris
B-ARAŞTIRMALAR
ALPTEKİN, Coşkun, (1985), Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), Marmara Üniversitesi
Yay., İstanbul
__________, (1988), “Dımaşk Atabekliği (Tugtekinliler)”, DGBİT, VII, Çağ Yayınları,
İstanbul, (s.471-531)
213
__________, (1988), “Musul Atabekliği (Zengîler)”, DGBİT, VII, Çağ Yayınları,
İstanbul, (s.533-578)
ALTAN, Ebru, (2001), “Haçlı Ordularının Anadolu’da Geçtiği Yollar”, Belleten, LXV
/ 243, TTK, Ankara, (s.571-582)
__________, (2002), “Templier ve Hospitalier Şövalye Tarikatlarının Kuruluşu”,
Belleten, LXVI / 245, TTK, Ankara, (s.87-93)
__________, (2003), İkinci Haçlı Seferi (1147-1148), TTK, Ankara
__________, (2009), “Sûr”, DİA, XXXVII, Ankara, (s.535-537)
__________, (2013), “Renaud de Châtillon: Antakya Prinkepsi (1153-1160), Mâverâ-i
Ürdün Senyörü (1177-1187)”, Tarih Dergisi, S: 55 / 2012 / 1, İstanbul, (s.1-30)
__________, (2013), “Yafa”, DİA, XLIII, Ankara, (s.171-174)
ATICI, Ayşe, (2005), Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda Bâtınî Hareket (Hasan
Sabbah ile İlk Halefleri ve İran Nizarî İsmâilîleri), (1090-1157), Ankara
Üniversitesi (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara
AVCI, Casim, (2002), “Kudüs (Fethedilişinden Haçlı İstilasına Kadar)”, DİA, XXVI,
Ankara, (s.327-329)
BAILLY, Auguste, (Tarihsiz), Bizans Tarihi, II, Çev. Hadi Dımaşkan İstanbul
BALDWIN, Marshall W., (1969), “The Latin States under Baldwin III and Amalric I,
1143-1174”, A History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press,
Madison, Milwaukee, London, , (s.528-561)
BAŞTAV, Şerif, (1999), “Bizans ve Haçlı Seferleri”, UHSS, (23-25 Haziran 1997), TTK,
Ankara, (s.57-64)
BERRY, Virginia G., (1969), “The Second Crusade”, A History of the Crusades, Vol. I,
The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee, London, , (s.463-512)
BEZER, Gülay Öğün, (2002), “Böriler (Dımaşk Atabeyliği 1104-1154)”, Türkler, IV,
Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, (s.846-855)
214
__________, (2002), “Türkiye Selçuklularının Güneydoğu Siyaseti ve I. Haçlı
Seferinin Bunun Üzerindeki Etkileri”, Türklük Araştırmaları Dergisi, XII,
Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, (s.79-113)
BIANQUIS, Th., (2000), “Talâ’i’ b. Ruzzîk”, EI, X, Leiden, (s.149-151)
__________, (2002), “al-Zâfir bi-A’dâ’ Allah”, EI, XI, Leiden, (s.382-383)
BİLGE, Mustafa L., (1989), “Akabe”, DİA, II, Ankara, (s.209-210)
__________, (1991), “Arîş”, DİA, III, Ankara, (s.378-379)
__________, (1996), “Gazze”, DİA, XIII, Ankara, (s.534-536)
BUHL, F., (1977), “Kudüs”, İA, VI, İstanbul, (s.952-964)
__________, (1978), “Akka”, İA, I, İstanbul, (s.250-251)
__________, (1979), “Gazze”, İA, IV, MEB, İstanbul, (s.760-761)
__________, (1987), “Hayfa”, İA, V / 1, MEB, İstanbul, (s.390)
BUZPINAR, Şit Tufan, (2006), “Nablus”, DİA, XXXII, Ankara, (s.265-268)
CAHEN, Claude, (1987), “İslam ve Haçlılar”, Çev. İsmet Kayaoğlu, Belleten, C. LI, S.
200, Ankara Ağustos, (s.1045-1051)
__________, (2010), Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, Çev. Mustafa Daş,
Yeditepe Yayınevi, İstanbul
CANARD, M., (1991), “Dırgham”, EI, II, Leiden, (s.317-319)
CATE, James Lea, (1969), “The Crusade of 1101”, A History of the Crusades, Vol. I,
The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee, London, , (s.343-367)
CHARANIS, Peter, (1969), “The Byzantine Empire in the Eleventh Century”, A
History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, , (s.177-219)
ÇAĞATAY, Neşet, (1958-1959), “Fâtımîler Devleti’nin Kuruluşu ve Akideleri”,
AÜİFD, VIII, Ankara, (s.63-77)
215
ÇELİK, Aydın, (2005), “Fâtımîler Devleti’nin Kuruluşu”, Fırat Üniversitesi Sosyal
Bilimler Dergisi, 15/2, Elazığ, (s.433-453)
DAFTARY, Farhad, (2005), İsmaililer -Tarihleri ve Öğretileri-, Çev. Erdal Toprak,
Doruk Yay. İstanbul
DEMİRCİ, Kürşat, (1998), “Hıristiyanlık (Giriş, Tarih)”, DİA, XVII, Ankara, (s.328340)
DEMİRKENT, Işın, (1990), Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, I, (1098-1118), TTK, Ankara
__________, (1994), Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, II, (1118-1146), TTK, Ankara
__________, (1994), “Haçlı Seferleri düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, Tarih
Dergisi, XXXV (Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Hatıra Sayısı), İstanbul, (s.65-78)
__________, (1995), “1101 Yılı Haçlı Seferleri”, Prof. Dr. Fikret Işıltan’a 80. Doğum
Yılı Armağanı, İstanbul, (s.17-56)
__________, (1996), Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara
__________, (1998), “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, Haçlı Seferleri ve XI.
Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu Semineri 26–27 Mayıs 1997, İstanbul, (s.1-14)
__________, (1999), “1101 Yılı Haçlı Seferleri Ordularının Anadolu’da Takip
Ettikleri Yollar Hakkında”, UHSS, (23-25 Haziran 1997), TTK, Ankara, (s.115122)
__________, (2002), “Haçlı Seferleri ve Türkler”, Türkler, VI, Yeni Türkiye Yayınları,
Ankara, (s.651-668)
__________, (2002), “Kudüs (Haçlılar Dönemi)”, DİA, XXVI, Ankara, (s.329-332)
__________, (2004), Haçlı Seferleri, Dünya Yay. İstanbul
__________, (2004), “Mevdûd b. Altuntegin”, DİA, XXIX, Ankara, (s.427-429)
__________, (2007), “1101 Yılı Haçlı Ordularına Karşı Mücadelede SelçukluDanişmendli İşbirliği”, Haçlı Seferleri Tarihi Makaleler-Bildiriler-İncelemeler,
Dünya Yayıncılık, İstanbul, (s.179-190)
216
__________, (2007), “Antakya Prinkepsi Bohemond’un Esir Alınması, Niksar’da
Hapsedilmesi ve Serbest Bırakılması”, Haçlı Seferleri Tarihi MakalelerBildiriler-İncelemeler, Dünya Yayıncılık, İstanbul, (s.113-121)
__________, (2007), “Haçlı Seferleri Sırasında Doğu Akdeniz’de Deniz Hâkimiyeti”,
Bizans Tarihi Yazıları (Makaleler-Bildiriler-İncelemeler), Dünya Yayıncılık,
İstanbul, (s.221-247)
__________, (2007), “İznik’in Haçlılar Tarafından Kuşatılması (6 Mayıs-19 Haziran
1097)”, Haçlı Seferleri Tarihi Makaleler-Bildiriler-İncelemeler, Dünya Yayıncılık,
İstanbul, (s.21-39)
DUNCALF, Frederic, (1969), “The Councils of Piacenza and Clermont”, A History of
the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee,
London, , (s.220-252)
FAYDA, Mustafa, (1991), “Askalân”, DİA, III, Ankara, (s.487-488)
FINK, Harold S., (1969), “The Foundation of the Latin States, 1099-1118”, A History
of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison, Milwaukee,
London, , (s.368-409)
GAVANİME, Yusuf Derviş, (1987), “el-Efdal b. Bedr’ül Cemâlî ve Birinci Haçlı
Seferindeki Rolü”, Trc. Abdülkerim Özaydın, Tarih Dergisi, XIII, (Prof. Dr.
İbrahim Kafesoğlu Hatıra Sayısı), İstanbul, (s.139-154)
GENÇ, Süleyman, (2010), “Selçuklu Tarihinde İbrahim Yınal İsyanı Ve Onun Fâtımî
Arka Planı”, DEÜİFD, XXXI, İzmir, (s.9-48)
GIBBON, Edward, (1869), The Crusades (A.D. 1095-1261), London
GRAEFE, E., “Fâtımîler”, İA, IV, (s.521-526)
GÜNER, Ahmet, (1997), “Hâfız –Lidinillah”, DİA, XV, Ankara, (s.108-110)
HARMAN, Ömer Faruk, (2002), “Kudüs”, DİA, XXVI, Ankara, (s.323-327)
HARTMANN, R., (1978), “Askalân”, İA, I, MEB, İstanbul, (s.676)
217
HASAN, İbrahim Hasan, (1987), “Fâtımîler”, DGBİT, V, Çağ Yayınları, İstanbul, (s.79310)
HEYD, W., (2000), Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, Çev. Enver Ziya Karal, TTK, Ankara
HINDLEY, Geoffrey, (2011), Bir İslam Kahramanı Selâhaddîn, Çev. Süleyman Genç,
Doruk Yayınları, İstanbul
HINZ, Walther, (1990), İslam’da Ölçü Sistemleri, Çev. Acar Sevim, Marmara
Üniversitesi Yayınları, İstanbul
HOCH, Martin, (1992), “The Crusaders’ Strategy Against Fâtımîd Ascalon and the
Ascalon Project of the Second Crusade”, The Second Crusade and the
Cistereians, St. Martin's Press, New York, (s.119-128)
HOLT, P.M., (2003), Haçlılar Çağı, 11. Yüzyıldan 1517’ye Yakın Doğu, Çev. Özden
Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yay. İstanbul
HONIGMANN, E., (1979), “Sur”, İA, XI, MEB, İstanbul, (s.42-46)
IŞILTAN, Fikret, (1979), “Şâver”, İA, XI, İstanbul, (s.357-363)
KILIÇ,
Mustafa,
(2007),
“Haçlıların
Dimyât
Muhasaraları
ve
Eyyûbîlerin
Mücadeleleri”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII-4-, (s.413-444)
KIRPIK, Güray, (2007), “Haçlı seferlerinde Tanrı Barışı Müessesesi”, SDÜ Fen
Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, XVI /, (s.81-90)
__________, (2009), Doğunun ve Batının Gözünden Haçlı Seferleri, Selenge Yayınları,
İstanbul
KOCA, Salim, (2008), “Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın Suriye, Filistin, Mısır
Politikası ve Türkmen Beyi Atsız”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, XXII, Konya,
(s.1-37)
KOPRAMAN, (1987), Kâzım Yaşar, “Ihşidîler”, DGBİT, VI, Çağ Yayınları, İstanbul,
(s.181-221)
KÖK, Bahattin, (1990), “Nûreddîn Mahmud’un Mısır’ı Ele Geçirmesi ve Fâtımîlerin
Yıkılışı-I”, AÜİFD, IX /, (s.165-187)
218
__________, (1991), “Nûreddîn Mahmud’un Mısırı Ele Geçirmesi Ve Fâtımîlerin
Yıkılışı-II”, AÜİFD, IX /, (s.130-148)
__________, (1994), “Mısır’ın Alınmasından Sonra Nûreddin Mahmud’la Selâhaddin
Eyyûbî Arasında Ortaya Çıkan Soğukluğun Sebepleri”, Belleten, LVII/219,
TTK, Ankara, (s.413-446)
KÖYMEN, Mehmet Altay, (1998), Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK, Ankara
KREY, August C., (1921), The First Crusade, Oxford Universıty Press
KURAT, Akdes Nimet, (1966), Çaka Bey (İzmir ve Civarındaki İlk Türk Beyi M.S.
1081-1096), Türk Kültürünü araştırma Enstitüsü, Ankara
KÜÇÜKSİPAHİOĞLU, (2006), Birsel, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, Arkeoloji ve
Sanat Yayınları, İstanbul
LEV, Yaacov, (1999), Saladin in Egypt, Brill, USA
LYONS, Malcolm Cameron -D. E. P. Jackson, (2006), Selâhaddîn -Kutsal Savaşın
Politikaları-, Çev. Zehra Savan, Pınar Yayınları, İstanbul
MAALOUF, Amin, (2007), Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, Çev. Ali Berktay, Yapı
Kredi Yayınları, İstanbul
MICHAUD, Joseph Francois, (1881), The History of the Crusades, I, İng. Trc. W.
Robson, London
MUNRO, Dana Carleton, (1901), Urban and the Crusaders, The Department of History
of the University of Pennsylvania, Philadelphia
NICHOLSON, Robert L., (1969), “The Growth of the Latin States, 1118-1144”, A
History of the Crusades, Vol. I, The University of Wisconsin Press, Madison,
Milwaukee, London, , (s.410-447)
OSTROGORSKY, Georg, (2011), Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, TTK,
Ankara
ÖZAYDIN, Abdülkerim, (1990), Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (468511/ 1105-1118), TTK, Ankara
219
__________, (1991), “Ammâroğulları”, DİA, III, Ankara, (s.76-77)
__________, (1992), “Bedr el-Cemâlî”, DİA, V, İstanbul, (s.330)
__________, (1994), “Efdal b. Bedr el- Cemâlî”, DİA, X, İstanbul, (s.452-453)
__________, (2001), Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104),
İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul
ÖZKUYUMCU, Nadir, (2006), “Müsta’lî-Billâh el-Fâtımî”, DİA, XXXII, Ankara,
(s.115)
ÖZTÜRK, Murat, (2012), Fâtımîlerin Deniz Gücü ve Akdeniz Hâkimiyeti, İÜ. Sosyal
Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi,
Danışman: Abdülkerim Özaydın, İstanbul
POLAT, İbrahim Erhem, (2008), “Doğu ve Batı Kaynaklarında Haçlı Seferlerinde
Yaşanan İnsanlık İhlalleri”, Uluslararası Suçlar ve Tarih, V-VI, Ankara, (s.5-27)
RILEY, Jonathan-Smith, (2005), Haçlılar Kimlerdi?, Çev. Berna Kılınçer, Bileşim yay.
İstanbul
RUNCIMAN Steven, (1992- 1998), Haçlı Seferleri Tarihi, I-III, Çev. Fikret Işıltan, TTK,
Ankara
SETTON, K.M., (1968), “Nûreddin’in Faaliyeti”, Çev. Kazım Yaşar Kopraman, Tarih
Araştırmaları Dergisi, AÜDTCF Tarih Araştırmaları Enstitüsü Yayını, IV/ 6-7,
Ankara, (s.505-520)
SEVİM, Ali, (1990), Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleymanşah, TTK, Ankara
__________, (2000), Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, TTK, Ankara
__________, (2011), Ünlü Selçuklu Komutanları-Afşin, Atsız, Artuk ve Aksungur, TTK,
Ankara
SEYYİD, (1992), Eymen Fuâd, ed-Devle el-Fâtımiyye fî Mısır, Tefsîr Cedîd, Dâr elMısriyyet el-Lübnaniyye, Beyrut
__________, (1995), “Fâtımîler”, DİA, XII, İstanbul, (s.228-237)
220
__________, (1997), “Efdal bin Bedrü’l-Cemali ve Fâtımîlerin, Haçlılara Karşı
Güttüğü Siyaset”, Haçlı Seferlerinin 900. Yıldönümünde Selâhaddîn-i Eyyûbî
Sempozyumu (23-24 Kasım 1996 Diyarbakır), Diyarbakır, (s.138-151)
STEVENSON, M. A., (1907), The Crusaders in the East, Cambridge University Press,
STRACK, Georg, (2012), “The Sermon of Urban II in Clermont and the Tradition of
Papal Oratory”, Medieval Sermon Studies, Vol. 56, , (s.30–45)
ŞAHİN, M. Süreyya, (1986), “Doğu-Batı Kiliseleri, Ayrılmaları Ve Sebepleri”,
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, IV, İstanbul, (s.311-329)
ŞEŞEN, Ramazan, (1979), “Talayi, Tala’i’ b. Ruzzik al-Malik al-Salih”, İA, XI, MEB,
İstanbul, (s.691-694)
__________, (1987), “Eyyûbîler Devleti”, DGBİT, VI, Çağ Yayınları, İstanbul, (s.301432)
__________, (1987), Selâhaddin Eyyûbî ve Devlet, Çağ Yay. İstanbul
__________, (1988), “Âdıd-Lidînillâh”, DİA, I, İstanbul, (s.374-375)
__________, (1994), “Dâviyye ve İsbitâriyye”, DİA, IX, Ankara, (s.19-21)
__________, (1994), “Dırgâm b. Âmir”, DİA, IX, Ankara, (s.276-277)
__________, (1995), “Eyyûbîler”, DİA, XII, İstanbul, (s.20-31)
__________, (), “Eyyûbîler”, Türkler, V, Yeni Türkiye Yay. Ankara 2002, (s.60-76)
ŞEYBAN, Lütfi, (2006), “Hıristiyan Dünyasında Endülüs’e Karşı Haçlı Düşüncesinin
Doğuşu, Saldırıların Başlaması ve Neticeleri”, Tarih ve Düşünce, C. 63, Şubat,
(s.28-35)
TAKKÛŞ, Muhammed Süheyl, (2007), Târîh el-Fâtımiyyîn -Fî Şimâli İfrikiyye ve Mısr
ve Bilâd eş-Şâm-, Dar en-Nefais, Beyrut
TOMAR, Cengiz, (2010), “Şâver b. Mucîr”, DİA, XXXVIII, Ankara, (s.382-383)
TURAN, Osman, (1971), Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat, İstanbul
__________, (2005), Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken, İstanbul
221
USTA, Aydın, (2008), Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri –Müslüman-Haçlı Siyasi
İttifakları-, Yeditepe Yayınları, İstanbul
__________, (2011), “Haçlı Seferleri Döneminde Din Değiştirme Vakaları”, Belleten,
LXXV / 274, TTK, Ankara, (s.691-717)
WIET, G., (1979), “Şîrkûh”, İA, XI, MEB. İstanbul, (s.570-571)
YAZILITAŞ, Nihat, (2003), “Sûr Şehri’nin, Haçlılar Tarafından Tehdidi Karşısında
Fâtımî-Tuğtegin İttifakı”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, VII/3, Ankara,
(s.117-124)
__________, (2005), “İlginç Kişiliği İle VI. Fâtımî Halifesi El-Hâkim Bi-Emr Allah
(996-1021)”, İSAR, (Prof. Dr. Ramazan Şeşen Armağanı), İstanbul, (s.233-246)
__________, (2005), “Fâtımî Ordusunu Meydana Getiren Etnik Unsurlar”, Türkiyat
Araştırmaları Dergisi, XVIII, Konya, (s.189-210)
__________, (2009), “Mısır’ın Fâtımîler Tarafından Ele Geçirilmesi”, Gazi
Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Reşat Genç Özel Sayı: 29,
Ankara, (s.412-423)
__________, (2009), Fâtımî Devleti’nde Türkler, TTK, Ankara
__________, (2010), Fâtımî Devleti Tarihi, Kriter Yayınları, İstanbul
222
223
EKLER
224
EK-1: FÂTIMÎ HALİFELERİ (910-1171)
Ubeydullâh el-Mehdî
(909-934)
el-Kâim Bi-Emrillâh
(934-946)
el-Mansûr Billâh
(946-953)
el-Mu‘izz Li-Dînillâh
(953-975)
el-Azîz Billâh
(975-996)
el-Hâkim Bi-Emrillâh
(996-1021)
ez-Zâhir Li-Î’zaz Dînillâh
(1021-1036)
el-Mustansır Billâh
(1036-1094)
el-Musta’lî Billâh
(1094-1101)
el-Âmir Bi-Ahkâmillâh
(1101-1130)
el-Hâfız Li-Dînillâh
(1132-1149)
ez-Zâfir Bi-Emrillâh
(1149-1154)
el-Fâ'iz Bi-Nasrillâh
(1154-1160)
el-Âdid Li-Dînillâh
(1160-1171)
225
EK-2: KUDÜS HAÇLI KRALLARI (1099-1174)
Godefroi de Bouillon
(1099-1100)
I.Baudouin (de Boulogne)
(1100-1118)
II.Baudouin (de Bourg)
(1118-1131)
Foulques d’Anjou
(1131-1143)
III.Baudouin
(1143-1163)
I.Amaury
(1162-1174)
IV.Baudouin
(1174-1185)
V.Baudouin
(1185-1186)
Guy de Lusignan
(1186-1187)
226
EK-3: HARİTALAR
Harita-1: Suriye-Filistin
227
Harita-2: Suriye-Mısır
228
ÖZGEÇMİŞ
Kişisel Bilgiler
Adı Soyadı
: Serkan ÖZER
Uyruğu
: T.C.
Doğum Tarihi ve Yeri
: 13. 11. 1980 / ANKARA
Medeni Hali
: Bekâr
Telefon
: 0546 638 13 29
e-posta
: [email protected]
Eğitim Derecesi:
Okul/Program
Mezuniyet yılı
Yüksek lisans:
Niğde Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü
23.07.2010
Tarih Anabilim Dalı
Lisans:
Niğde Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih
04.06.2007
Bölümü
Lise:
İş Deneyimi,
2014
Yabancı Dili
İngilizce
Hobiler
Müzik, Kitap
Keçiören Aktepe Lisesi/ Ankara
Yıl Çalıştığı Yer
Erzurum Teknik Üniversitesi
14.06.2002
Görev
Araştırma Görevlisi
SERKAN ÖZER
TARİH ANA BİLİM DALI
ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
T.C.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
FÂTIMÎ-HAÇLI İLİŞKİLERİ
(1098-1171)
DOKTORA
TEZİ
SERKAN ÖZER
AĞUSTOS 2015
TARİH ANA BİLİM DALI
ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
AĞUSTOS 2015
Download

doktora tezi - Gazi Üniversitesi Açık Arşiv