koroner arter hastalığı - İstanbul Sağlık Müdürlüğü

advertisement
T.C.
Dr. Siyami Ersek
Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi
İstanbul
SOL ANA KORONER ARTER HASTALIĞINDA OPERASYON
ZAMANININ HASTANE İÇİ MORTALİTE VE MORBİDİTİYE
ETKİSİ
DR.ZÜBEYİR ACAR
Kardiyoloji Uzmanlık Tezi
2006
TEZ YÖNETİCİSİ: DOÇ.DR.MEHMET EREN
Teşekkürler
Türkiye’de göğüs kalpdamar cerrahisinin kurulması ve gelişmesinde büyük katkıları olan,
hastanemizin kurucusu, merhum Prof.Dr. Siyami Ersek hocamızı saygıyla anıyorum.
Sayın başhekimimiz Prof.Dr. İbrahim Yekeler’e,
Başta tez çalışmamda yönlendirme ve desteklerini esirgemeyen değerli hocam Kardiyoloji
Klinik Şefi Doç.Dr. Mehmet Eren olmak üzere birlikte çalışmaktan onur duyduğum Kardiyoloji
Klinik Şefleri Dr.Aydın Çağıl, Dr.Birsen Ersek, Dr. Tanju Ulufer, Dr. Tuna Tezel Doç.Dr. Neşe
Çam, Doç.Dr. Ahmet Narin, Doç. Dr. Kadir Gürkan, Doç.Dr. Kemal Yeşilçimen, Doç. Dr.
Osman bolca ve Doç. Dr. Gülşah Teyyareci’ye
Kardiyoloji Şef Muavinlerimiz Dr. Hasan Sunay, Dr. Öner Engin, Dr. Recep Öztürk,
Doç.Dr. İzzet Erdinler, Doç. Dr. Şevket Görgülü ve Doç.Dr. Seden Çelik’e
Kalp Damar Cerrahisi, Göğüs Cerrahisi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Şef ve Şef
Muavinlerine,
Tez çalışmamda büyük destek ve yardımlarını gördüğüm başta Dr. İbrahim Sarı olmak
üzere diğer tüm başasistan, uzman ve asistan arkadaşlarıma,
Hastane hemşireleri, personeli ve tüm çalışanlarına,
Bu günlere gelmemde sonsuz destek ve sevgileriyle her zaman yanımda olan aileme ve en
büyük desteğim, sevgili eşim Bilgehan ve çocuklarım Süleyman Berat ile Nurpelda’ya
Sonsuz teşekkürlerimi sunarım…
İÇİNDEKİLER
Giriş ve Amaç……………………………………………………………..1
Genel Bilgiler……………………………………………………………...3
Birinci Bölüm: Normal Koroner Arter………………………………..3
Koroner Arter Anatomisi………………………………………….....3
Koroner arter fizyolojisi……………………………………………...6
Koroner Kan Akımını Etkileyen Fiziksel Faktörler……………..6
Koroner Kan Akımını Etkileyen Metabolik Faktörler…………..8
Koroner Kan Akımını Etkileyen Humaral Faktörler……………8
Koroner Kan Akımını Etkileyen Nöronal Faktörler……………..9
Koroner Kollateral Dolaşım………………………………………10
Koroner Kan Akımının Dağılımı…………………………………10
İkinci Bölüm: Koroner Arter Hastalığı………………………………..11
Ateroskleroz Ve Ateroskleroz Dışı Nedenler………………………...11
Ateroskleroz Dışı Nedenler………………………………………...11
Ateroskleroz………………………………………………………...14
Aterosklerotik Risk Faktörleri………………………………….....16
Koroner Arter Hastalığı…………………………………………….....20
Sol Ana koroner Arter Hastalığı………...……………………...….....29
Üçüncü Bölüm: Tez……………………………………………..………..31
Materyal ve Metodlar……………………………………..…………...31
İstatistiksel Yöntemler………………………………..………………..32
Bulgular…………………………………………..……………………..32
Tartışma Ve Sonuç…………………………..………………………....35
Kaynaklar………………………………….…………………………......38
GİRİŞ VE AMAÇ
Kardiyovasküler hastalıklar özellikle gelişmiş ülkeler ve batı dünyası olmak üzere tüm
dünyada en önde gelen morbidite ve mortalite sebeplerindendir. Kardiyovasküler hastalıklara
bağlı ölümlerin çok büyük bir çoğunluğunu da koroner arter hastalığına bağlı olan ölümler
oluşturmaktadır. Çağdaş tıptaki gelişmeler koroner arter hastalığı tedavisinde gerek medikal
gerekse perkütan koroner girişim ( PKG) ve koroner arter bypass cerrahisi (ACBG) tedavi
metodlarının giderek daha fazla kullanılmasını olanaklı kılmıştır.
Medikal ve girişimsel tedavi metodlarındaki gelişmeler ve çeşitliliklere rağmen hala
azımsanmayacak bir hasta yüzdesi için koroner arter hastalığı tedavisinde ACBG gerekmektedir.
Cerrahi tedavi o kadar yaygınlaşmıştır ki tüm dünyada 1995 yılında 583.000 civarında ACBG
operasyonu yapılmıştır1. Çoğu hasta için ACBG sadece anginal semptomları gidermekle
kalmayıp özellikle seçilmiş hasta gruplarında yaşam süresini de uzatmaktadır2.
ACBG endikasyonu alan hasta sayısı giderek artmaktadır ancak çoğu zaman gelişmiş
ülkelerde dahi ACBG tedavisi uygulayabilecek merkez ve yetişmiş sağlık personeli sayısı
yetersiz kalmaktadır. Bu da bazı ülkelerde ACBG olmayı bekleyen uzun hasta listeleri
oluşmasına sebep olmaktadır3. ACBG öncesi uzun süre beklenilmesinin bu grup hastalarda
kardiyak olay gelişimi, mortalite, maliyet ve yaşam kalitesi gibi faktörleri olumsuz etkilediğini
gösteren çalışmalar mevcuttur4-6. Ayrıca ACBG endikasyonu aldıktan operasyona kadar geçen
sürenin uzaması hastalarda anksiyete, depresyon ve psikolojik gerginliğe sebep olmakta ve bu
olumsuz etkilerin operasyondan sonra da devam ettiği bildirilmiştir7,8. Bu yüzden ülkeler kendi
sağlık sistemleri ve olanakları dahilinde ACBG öncesi bekleme süresini en aza indirecek
mekanizmalar ve algoritmalar geliştirme ve erken operasyondan en fazla yarar görecek hasta
gruplarını belirleme çabasına girmişlerdir ve merkezden merkeze değişmekle birlikte acil,
öncelikli ve elektif gibi olmak üzere hastaları gruplamışlardır9.
1
ACBG endikasyonu alan hastalar içerisinde tanım gereği ana koroner arterinde % 50’den
fazla darlık olan hastalar özel bir önem arzetmektedir. Kılavuzlar ana koroner hastalığı tespit
edilen hastaların hastane şartlarının elverdiği mümkün olan en kısa zamanda opere edilmesini
önermektedir ancak bu öneri bilimsel bir kanıtın sonucu değildir ve uzman görüşlerini
içermektedir2. ACBG olacak hastalar için optimal bekleme süresini araştıran çalışmalar
mevcuttur ancak bu çalışmalarda ana koroner hastalığı olan hastalar öncelikli olarak
incelenmemiş ve hasta populasyonu içerisinde küçük bir grubu oluşturdukları için ana koroner
hastaları için bir yorum yapmamızı engellemektedir.
Ana koroner hastalığı teşhisi konan hastalarda uygun operasyon zamanını belirlemeye
yönelik yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır ve hasta sayıları kısıtlıdır. Aynı zamanda çelişkili
sonuçlar vermişlerdir10-13. Bu tez çalışmasında ana koroner hastalığı teşhisi konmuş hastalarda
operasyon zamanlamasının hastane içi mortalite ve morbiditesi üzerine olan etkisini araştırmayı
amaçladık.
2
GENEL BİLGİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
NORMAL KORONER ARTER
KORONER ARTER ANATOMİSİ
Sağ ve sol aortik sinusten sağ koroner arter (RCA) ve sol ana koroner arterler (LMCA)
çıkar. Arterlerin ostıumu aortik anulus ile sinotubuler bileşke arasındaki mesafenın ilk 2/3’ de
komisürler arası mesafenın ortasındadır.14,15 Sağ koroner arter aortadan dik açıyla çıkarken,
LMCA keskin bir açıyla çıkar. Ender olarak anterior desendan arter (LAD) ve sircumfleks arter
(CX) çift lümenli koroner arter ostiumundan ayrı ayrı çıkar.14,15 Osteal stenoz en sık olarak
ateroskleroz nedeni ile ve sağ aortik sinüsü sıklıkla etkileyen sinotübüler bileşkenin dejeneratif
hastalığı nedeni ile meydana gelir. Aort diseksiyonu , sifiliz ve ankilozan spondilit aortiti bilinen
diğer osteal stenozun bilinen diğer sebepleridir. Sağ koroner osteal stenoz daha sık görülür.
Koroner anjiografi , intraoperatif koroner perfüzyon yada aort kapak replasmanı iatrojenik
osteal hasar sebepleridir. Her iki koroner arterin en proksimalinin aterosklerozu veya trombozu
sanki gerçek osteal lezyon varmiş gibi algılanabilir.
Sağ koroner arter(Şekil.1), atrioventriküler güzergahı boyunca adipoz dokuyla örtülüdür.
İnsanların %50 ile %60’ında conus arter ilk dalıdır. Conus arter sağ ventrikül çıkış yolunu besler
ve pulmoner kapağın hemen altında sol anterior desendan (LAD) arterin benzer bir dalı ile
önemli bir kolleteral anastomoz (Vieussen çemberi) yapar. Hastaların 1/3 de conus arteri
aortadan direct çıkar. Genelde RCA proksimalinden veya conus arterinden çıkan desendan septal
arter infundubular septumu besler. RCA’nın birçok marginal dalı vardır.ve bu dallar geriye kalan
sağ ventrikül serbest duvarını besler. En büyük marjinal dal kalbin tabanından apeksine doğru
seyreden akut marjındır. İnsanların % 70’ındeposterior desendan arter (PDA) RCA’dan çıkar.
3
Dominant bir RCA’nın PDA ve distal posterolateral arter (PLA) dalları inferior duvarın
bazal ve orta kesimini bazal inferior septumu, sağ dal ileti sistemini, atrioventriküler nodu, his
demetini,sol dal ileti demetinin posterior kısmını ve posteromedial papiller kası besler.
RCA
Şekil.1: Koroner anjıografik olarak RCA görüntüsü. Siyami Ersek Hastanesi
arşivinden alınmıştır.
LMCA pulmoner kök ve sol atrium arasındaki epikardium boyunca çok kısa bir mesafe
kateder. Daha sonra LAD ve CX olarak ikiye ayrılır. Ayrıldığı yerde bazen bir intermedier arter
(İMA) çıkabilir. İMA CX’ın marginal dalının güzergahını takip eder.(Şekil.2)
LAD anterior interventriküler oluğun epikardial yağ katmanı içinde bulunur, kalbin
apeksini sarmalar
inferior interventriküler olukta ilerleyerek kalbin tabanına doğru yönelir.
4
Septal perforator dalları anterior septum ve apikal septumu besler. İlk septal perforator dalı his
demetını ve proksimal sol ileti sistemini besler. LAD’nın epikardial diagonal dalları sol ventrikül
anterior serbest duvarını, anterolateral papiller kasın bir kısmını ve sağ ventrikül anterior serbest
duvarının medial bölümünün 1/3’nü besler.
CX sol atrioventriküler boşluğun yağlı dokusu içinde yol alır ve büyük optüs marginal
dalını verdikten hemen sonrasona erer. Sol ventrikül serbest duvarının lateral kısmını ve
anterolateral papiller kasın bir bölümünü besler.14,15
LAD
LMCA
CX
Şekil.2: Koroner anjıografik olarak LMCA, LAD ve CX görüntüsü. Siyami Ersek
Hastanesi arşivinden alınmıştır.
5
Kalbin inferiorunda RCA uzunluğu CX uzunluğu ile ters ilişkili olarak değişir. PDA’yı
oluşturan ve kardiak cruxu geçen arter dominant arterdir. İnsanların % 70’ınde RCA , %10’de
CX ve % 20’sınde herikisi beraber dominanttır. Konjenital bicuspik aort hastalığında sol koroner
dominansının oranı %20 ile %30 arasındadır.15
KORONER DOLAŞIMIN FİZYOLOJİSİ
Normal koroner dolaşım, kalbe O2 sağlamakla görevlidir ve akımını ihtiyaç halinde 5-6 kat
arttırabilir.16 Koroner dolaşımın miyokarda ek oksijenli kan sağlama kapasitesine koroner
vasküler rezerv denir. Koroner kan akımı(KKA) 70-90 ml/100gr/dk, O2 tüketimi 8-10
ml/100g/dk’dır. Koroner sinüs O2 içeriği 5 ml/100 ml kan, %O2 satürasyonu %30, pO2 1820mmHg’dır. O2 isteğindeki artış KKA artışıyla karşılanır.17
Koroner Kan Akımını Etkileyen Fiziksel Faktörler
KKA’nin major belirleyicileri arteryel basınç gradyenti(aortik-sol ventrikül diastolik basınç
farkı) ve diyastol süresidir. Bununla birlikte aşırı yüksek diyastolik basınç, otoregülasyondan
dolayı gereksiz perfüzyona neden olmaz. Diğer bir deyişle, perfüzyon basıncı çok düşük olduğu
zaman koroner dolaşım maksimal dilatedir ve KKA lineer olarak perfüzyon basıncı ile
ilişkilidir.18 KKA, myojenik değişikliklerle sağlanan otoregülasyon ile oldukça geniş bir
perfüzyon basıncı aralığında devam eder. KKA, ateroskleroz, konjenital anomaliler, tromboz, ve
vazokonstriksiyon gibi efektif perfüzyon basıncını azaltan bazı faktörlerle azalabilir.19
Ventrikül sistolü sırasında, sol ventrikül(LV) intramiyokardiyal basıncı, LV kavite
basıncını veya sistolik aort basıncını aşar ve miyokard içine penetre olan damarlar belirgin
şekilde kopmpresyona uğrarlar, ileri akım engellenir; hatta bazen geri akım oluşur.20 Sistol
sırasında koroner damarların kıvrılma hareketi yapması(twisting) ile oluşan sıyrılma(shear)
stresinin artışı ile de KKA engellenir.21 Bunların sonucunda LV, kan akımının çoğunluğunu
6
diyastolde alır; oysa sağ ventrikül(RV) sistol ve diyastolde hemen hemen eşit derecede
kanlanır(Şekil-3).
Şekil-3:Sol ve sağ koroner arterlerdeki fazik koroner kan akımının
karşılaştırılması
120
Aort basıncı
(mmHg)
80
Aorta
100
Fazik koroner
kan akımı 0
(ml/dk)
15
10
5
Sol koroner
Sağ koroner
Zaman(sn)
7
Buna bağlı olarak da taşikardi esnasında O2 tüketimi artışı yanında diyastol süresi de
azalarak miyokard iskemisi kolaylaşır.
Koroner Kan Akımını Etkileyen Metabolik Faktörler
KKA, normalde, miyokard O2 gereksiniminin artmasıyla doğrusal olarak artar ve bu artışın
çoğu metabolik otoregülasyona sekonder olarak gelişen koroner vazodilatasyon ile gerçekleşir.
Bu metabolik otoregülasyondan bazı metabolik vazodilatörler ve medyatörler sorumludur.
AMP’nin yıkım ürünü ve güçlü vazodilatör özelliği olan adenozin koroner direncin(resistans)
metabolik kontrolünde major rol oynar.22 Diğer potansiyel medyatörler, diğer nükleotidler, CO2,
EDRF ve pH konsantrasyonudur.17 Koroner dolaşımın normal kontrolünde
medyatör olarak K+, Ca++ veya osmolalite rol almaz. pO2’nin düşmesi, koronerlere direkt etkiden
ziyade diğer medyatörlerinin salınımını etkileyerek koroner resistansı etkiler. Lokal olarak
üretilen AgII, inotropik ve koronotropik etkilerinin yanında koroner akımı da modüle eder.23
Endotel, NO ve endotelin gibi maddeleri salarak koroner tonusun modülasyonunda önemli rol
alır.
Çoğu prastaglandinler koroner vazodilatasyon yapmalarına rağmen koroner dolaşımın
normal kontrolünde bir rolleri olup olmadığı bilinmemektedir. Tromboksan A2(TXA2), seratonin
ve vazopresin vazokonstriktör etki yaparlar.24 Lokal ateroskleroz, bu vazokonstriktör etkileri
arttırabilir.25 Lokal olarak endotel kaybı veya endodel fonksiyonu kaybı EDRF mekanizmasını
bozar; bu durumda Ach paradoks etkiyle vazokostriksiyon yapar.26
Koroner Kan Akımını Etkileyen Humoral Faktörler
KKA’yi etkileyen humoral faktörler şöyle sıralanabilir:
8
-Koroner
damarlarda,
katekolaminlerden
NE
ve
epinefrin(E),
direkt
etkiyle
vazokonstriksiyon, inotropi ve kronotropiyi arttırarak, indirekt etkiyle vazodilatasyon yapar;
dopaminin ekileri doza bağlı olarak değişir, genelde hafif vazodilatasyon yapar. AgII direkt
vazokonstriktör etki gösterirken protaglandin (PG) E2 ve F salınımını arttırarak bu ekisini bir
miktar azaltır. Vazopresinin yüksek konsantrasyonları direkt koroner vazokonstriksiyon yaparken
tiroid hormonları ve glukagon indirekt etkiyle vazodilatasyon yaparlar.27
-Adenozin ve asetilkolin belirgin koroner vazodilatasyon yaparlar.
-Polipeptidler de olasılıkla KKA regülasyonunda önemlidirler. Bradikinin, Substans P ve
vazointestinal peptid(VIP) vazodilatör etkiyle akımı arttırırlar. Nöropeptid tirozin Y, sinir
uçlarından NE ile birlikte salınır; bazı durumlarda koroner spazmda önemli rol oynar. Kalsitonin
gen ilişkili peptid (CGRP), endotel bağımlı vazodilatasyon yapar; ancak bu peptidin rolü tam
olarak bilinmemektedir.22,28,29
-Prostaglandinlerden
TXA2
vazokonstriksiyon
yaparken
prostasiklin
(PGI2)
vaazodilatasyon yapar.27
Koroner Kan Akımını Etkileyen Nöral Faktörler
Sempatik sinirler yaygın olarak koroner arter ve venlerde sonlanırlar. Büyük damarlarda α
ve β2, küçük damarlarda dominant olarak β2 adrenerjik reseptörler vardır; bu damarlar β1
reseptör içermezler30
.Sempatik sinirlerin uyarılması direkt vazokonstriktör etki gösterir; ancak bu etkileri pozitif
inotropik ve kronotropik etkiyle oluşan miyokard metabolizma artışına sekonder vazodilatsyonla
yok edilir.31
Deneysel olarak parasempatik liflerin uyarılması Ach aracılı vazodilatasyon oluşturmasına
rağmen intakt organizmada negatif inotropik ve kronotropik etkiyle sekonder vazokonstriksiyona
9
neden olur. Ancak vasküler parasempatik innervasyon çok az olduğu için bu etkisi de çok
küçüktür.31
Koroner Kollateral Dolaşım
Koroner kollateral dolaşımın gelişiminin mekanizması ve uyarıcıları kesin olarak
bilinmemektedir.32 Hipoksinin major etkisi vardır. Hipoksi, vazodilatör metabolitlerin salınımına
yol açar. Önceden var olan, düz kas içermeyen, mikroskopik kollateral damarlarda duvar stresi ve
basınç artar ve damar duvarında hasar meydana gelir. Bu başlangıç hasar, onarım proçesleri ve
konstrikte ve dilate edici ajanlara cevap verebilen düz kas hücrelerine sahip geniş lümenli-kalın
duvarlı damarların gelişmesiyle takip edilir. Fibroblast uyarıcı faktör, bu kollateral akımı arttırıcı
etki gösterir. Önceden hipoksi ile oluşan kollateraller, sonradan akımda yeterli düzelme olsa bile
devam edebilirler.
Koroner Kan Akımının Dağılımı
Son kanıtlar, LV’ye olan kan akımının O2 isteğiyle yakın ilşkili olduğunu göstermiştir.
Hayvan deneylerinde, subendokardiyumun subepikardiyumdan %10-30 daha fazla O2 tükettiği
ve bu yüzden daha fazla kan aldığı gösterilmiştir.33
Ancak miyokard O2 ihtiyacının arttığı
durumlarda bu oran eşitlenir. İnsanda olan KKA, istirahatte her tabakada eşit orandadır. O2
ihtiyacı
arttığında(taşikardi,
hipertrofi,
yaşlanma,
diyastolik
basınç
artışı
gibi)
ise
subendokardiyal miyokard tehlikeye düşer.
10
İKİNCİ BÖLÜM
KORONER ARTER HASTALIĞI
ATEROSKLEROZ DIŞI NEDENLER VE ATEROSKLEROZ
ATEROSKLEROZ DIŞI NEDENLER21
Koroner arterlerin aterosklerotic hastalığı damar darlığının en sık sebebi olmasına rağmen,
ciddi damar darlıklarının ve bunun sonucunda koroner olayların(angina pektoris, akut miyokard
infarktüsü, ve ani ölüm) pekçok nonaterosklerotik sebebi bulunmaktadır.
Çeşitli nonaterosklerotik koroner arter hastalıkları koroner kan akımını çeşitli
mekanizmalarla engeleyebilir:(1) sabit luminal daralma, (2) lumenin arter duvarının veya hemen
yakınındakı dokunun hastalığı nedeniyle tutulması,veya (3) her ikisi.34 Koroner kan akımındaki
azalmalar aynı zamanda normal bir arterin duvarındaki dinamik değişikliklerden veya orantısız
miyokardın gereksinim-sunum ilişkisinden kaynaklanabilir.
Akut miyokard infarktüsü geçiren hastaların ortalama %4-7’si ve 35 yaş altındaki
hastalarda bu oranın yaklaşık dört katı, koroner anjiografi,nekropsi veya herikisinde de
gösterilebileceği gibi, aterosklerotik koroner arter hastalığına bağlı değildir.34-38 Koroner
arteriografinin basitçe lumenin imajını yansıttığı düşünüldüğünde, koroner luminal darlığın
etyolojisinde özgüllüğü oldukça düşük olduğu ortaya çıkar. Nekropsi çalışmalarında34-36 fetal
miyokardial infarktüsü olan hastaların % 95’nın en az bir epikardial koroner damarda ciddi darlık
veya total obstrüksiyon olduğu ileri sürülmüştür. bu hastaların da %95’de tipik aterosklerotik
plak mevcuttur. Koroner luminal darlığı olan geriye kalan hastalarda; koroner arterit,travma,
sistemik metabolik bozukluklar intimal fibroz proliferasyon ve koroner emboli gibi pek çok
neden mevcuttur. Geriye kalan hastaların %5’i normal koroner arterlere sahiptir. Bunların yaklşık
%50-60’ı klinik koroner spazmını yansıtırken, geriye kalan %40-50’si kalıtsal koroner arter
anormalliklari, spontan rekanalizasyon ve miyokardial gereksinim-sunum eşitsizliklerin
bileşimini temsil etmektedir. Nonateroskleritik koroner arter sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:37
11
Arteritler
Luetik
Takayasu granülomatoz arteriti
Poli arterititi nodosa
Kawasaki hastalığı
Sistemik lupus eritematosuz
Romatoid spondilit
Ankilozan spondilit
Koroner arter travması
Laserasyon
Tromboz
İatrojenik
Radyasyon
Metabolik ve proliferatif hastalıklarda koroner arter hastalığı
Mukopolisakkaridoz
Homosisteinüri
Fabry hastalığı
Amiloidoz
Juvenil intimal skleroz
Postpartum ve oral kontraseptif steroide bağlı intimal hiperplazi
Psedoxantosum elastikum
Radyasyona bağlı koroner fibrozis
Diğer mekanizmalarla koroner daralma
Vazospastik koronr hastalık (varyant angina)
Nitrat kesilmesi sonrası spazm
12
Aort diseksiyonu
Korner diseksiyon
Koroner arter embolisi
infektif ve non bakterial endokardit
pumoner ven sol atrium ve solventriküler mural trombus
paradoksal ,protez kapak,miksoma kaynaklı emboli
coroner cerrahi ve koroner anjiografi kaynaklı emboli
aort kapak fibroelastomunun bağlı trombüsü
mitral valve prolapsusu
Konjenital koroner arter anomalisi
anormal pumoner arter kaynaklı sol anakooner arter
ön sinus valsalva kaynaklı koroner arter
koroner arteriovenoz arteriocamaral fistül
koroner arter anevrizma
Yetersiz miyokardial oksijen sunumu
tüm aort stenoz formları
aort yetersizliği
tirotoksikoz karbonmonoksit zehirlenmesi
uzun süren hipotansiyon
Hematolojik hastalıklar
polisitemia vera , trombositosiz,dissemine intravasküler koagulasyon
hiperkoagulasyon,trombozis, trombositopenik purpura
Çeşitli nedenler
kokain
,miyakardial
kontuzyon,normal
koroner
artere
ile
beraber
miyokard
infaktüsü,kardiak kateter komplikasyonu olarak
13
Ateroskleroz
Ateroskleroz Batı dünyasında en sık görülen ölüm nedenidir. Dünya sağlık örgütü
(WHO) aterosclerozun yakın gelecekte tüm dünyada mortalitenin birinci nedeni olacağını
bildirmiştir.39 Ateroskleroz yaygın tutulum gösteren bir hastalıktır , elastik arterlerin (aorta,
karotis ve iliak arterler) ve orta büyüklükteki müsküler arterlerin(koroner, renal ve popteal
arterler) hastalığıdır.buna karşılık küçük arterler nadiren
etkilenir.Aterosklerozun yaygın
olmasının bir önemli sonucu , herhangi bir arteryel bölgede bir olay yaşandıktan sonra diğer
bölgelerde gelişebilecek olaylar açısından risk altındadır.40
Ateroskleroz gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlar, erken dönemde damar duvarını
tam tıkamadığı için bulgu vermez. Klinik bulgular, plak iyice geliştikten sonra; erkeklerde
dördüncü , kadınlarda beşinci dekatten sonra başlar
Aterosklerozun hastalık süreci, primer olarak arter duvarının intima tabakası ile sınırlıdır.
Bu tabaka, lipitler ve enflamatuar hücreler tarafından infiltre olur. Ve değişik derecede fibrosiz
gelişir.41 Bu gözlem aterosklerozun kısmen damar duvarı tamiri ilgili yanıtların aktıvasyonuna
bağlı olduğu düşüncesine neden olmuştur. Arteryel travma, medial düz kas hücrelerinin, intima
içine göç eden fibroblasta benzer tamir hücrelerine modulasyonunu içeren bir iyileşme
reaksiyonu başlatır. Bu hücreler intimada prolifere olarak extraselüler matrix oluştururlar. Zarar
damarın içinden de gelse, dışardan da gelse, bu reaksiyon aynıdır.
Aterosklerotik süreç belirgin olarak intimada lokalize olmasına rağmen, arter duvarının
diğer tabakalarıda hastalıktan etkilenir. Plakların arkasındaki media tabakasında atrofi ile beraber
düz kas hücre kaybı vardır. Medial atrofi sonucu arter dilate olur. Ancak son dönemden önce
bile, mediada remodeling oluşur ve plak ile uyum sağlamak için damar genişler. Sonuç olarak
arterde ciddi ateroskleroz oluşmasına rağmen, anjiografik olarak değerlendirilmede damar
normal görülebilir ve değerlendirmede problem oluşturur.
Aterskleroz damarlarları düzenli olarak tutmaz. Fokal bir hastalıktır. Plak terimi;
otopside,aort yüzeyini kaplayan nokta şeklindeki lezyonlari tarifleyen patologlar tarafından
14
kullanılmıştır. Ateroskleroz sürecine katkıda bulunan rısk faktörleri; sistemik olması nedeni ile
sürece ters düşmektedir. Bu durum sistemik risk faktörleri ile lokal faktörlrin uyum içinde
hareket etmesi gerektği açık bir biçimde göstermektedir. Bu lokal faktörlerden biri ,kan akımı
tarafından oluşturulan shear strestir. Aterosklerotik plaklar daha çok lümen yüzeyi ile düşük
dansiteli lipoprotein(LDL) gibi kandaki partiküller arası etkileşimin arttığı shear stesin yüksek
olduğu dallanma bölgesine yakın yerlerde yerleşirler . Bu durum lipoproteinlerin transendotelial
difüzyonunda artışla ve hiperlipidemi varlığında, subendotelial matrikste lipit birikiminde artışla
ilişkilidir42.
Vasküler
geçirgenlik
üzerinde
etkili
olabilecek
diğer
bir
risk
faktörü
homosisteinemidir. Homosisteinin yüksek konsantrasyonu, endotel hücrelerde hasara neden olur.
Son zamanlarda dikkatler mikroorganizmalar üzerinde toplanmıştır. Bazı epidemiyolojik
çalişmalar, Chlamydia pneumoniae ile kardiovasküler hastalık arasında ilişkiyi ortaya
koymuştur.43 Operasyon esnasında alınan vasküler örneklerin incelenmesi ile, tüm aterosklerotik
plakların % 50-70 de Chlamydia pneumoniae varlığını göstermekmektedir.44
Aterosklerozun klinik semptomları, plak gelişmesi ve büyümesinden ziyade oluşmuş
plağın dejenerasyonu ve yırtılması ile oluşmaktadır. Lipid birikimi ve fibrozis ile birlikte plak
gelişimi, nadiren, kan akımını sınırlayacak önemli derecede büyük lezyonlara sebep olur.( %75’
den fazla lümen daralması.) bu durumda bile, plağın yavaş oluşumu ve kolleteral damarlar için
yeterli zaman kalır. Akut miyokard enfarktüs ve kararsız angina vakalarında, plaklar hemen her
zaman rüptüre olmuş ve üzerinde trombüs oluşmuştur.
Atersklerozun tedavisi, primer olarak plak gelişimine aday bireyleri erken tespit etmek,
sebep olan risk faktörlerini azaltmak, hastalık gelişmiş olan hastalarda plak stabilizasyonuna
yoğunlaşılmalıdır. Lipit düşürücü ilaçlar ile yılan çalışmalardan elde edilen deneyimlerde plak
stabilizasyonunun
kardiovasküler olayları azaltan major bir faktör olabileceğini de
göstermektedir.45-50
15
Aterosklerotik Risk Faktörleri
Sağlıklı bireyler üzerinde yapılan gözleme dayalı epidemiyolojik çalışmalarda, daha sonra
kardiovasküler hastalığın ortaya çıkması ile ilgili olduğu saptanan bazı özellikler söz konusudur.
Bu özellikleri tanımlamak için risk fakrörü(RF) kavramı kullanılmaktadır. RF’leri: yaşam tarzı,
biokimyasal ve fizyolojik özellikler gibi değiştirilebilenler ve yaş, cinsiyet, kalıtım gibi
değiştirilmesi veya giderilmesi olanaksız faktörlerden oluşur.(tablo 1)50-52
Ateroskleroz genler ve çevre arasındaki çok sayıda ve karmaşık etkileşim sonucu oluşur.
Genetik faktörler nadiren tek tek başına semptomatik ateroskleroza neden olurlar. Bireyin
proaterojen faktörlere cevabını ve damar duvarının aterojen uyarıya yatkınlığını sıklıkla genetik
yapı belirler. Ancak çevresel faktörler hastalığın ilerleme hızını belirgin şekilde etkiliyerek
koroner arter hastalığın gelişip gelişmeyecağini belirler. Yüksek riskli toplumlarda yapılan otopsi
takibi ile epidemiyolojik çalışmalarda homojen alt gruplar arasında ateroskleroz yaygınlığının
oldukça değişken olduğu bulundu.53 Erkeklerde yapılan otopsi çalışmalarında
aterosklerotik
lezyonların yaygınlığı ile en fazla orantılı bulunan üç faktör(yüksek kolesterol HDL düşüklüğü
ve yüksek kan basıncı) beraber bireysel değişkenliğin sadece %25’ini açıklar.53 Yani ateroskleroz
oluşumu büyük oranda açıklanamamıştır. Kadınlar için yeteri veri bulunmamaktadır.
Kardiovasküler hastalıktan(KVH) korunma ve tedavide başarı, aterosklerotik lezyonların
oluşumuna eşlik eden mekanizmalar ve RF anlaşılması ile yakından ilişkilidir. RF kavramı KVH
önlemesindeki stratejilern oluşmasında önemli atılım olmuştur. Framingham Kalp Çalışması
toplumda genel RF’lerinin tanımlanmasında önemli rol gösterici olmuştur. Bu çalişmada geniş
ölçüde araştırılan RF’leri: sigara, hipertansiyon yüksek serum kolesterolu, çeşitli kolesterol
fraksiyonları ve diabetes mellitüs olmuştur52,54. Yaş ilerledikçe mutlak risk arttığı için, ileri yaşta
RF olarak kapsamına alınmıştır.55(Tablo 1) Tüm risk fakörleri global olarak Amerikan Kardioloji
Koleji(ACC) Bethesta Konferansında tablo 2’deki gibi özetlenmiştir.51,56,57(tablo.2)
16
TABLO 1: İskemik Kalp Kastalığının Risk Faktörleri: 52,54
RİSK FAKTÖRLERİ
Sabit Risk Raktörleri
Varsayılan
risk
faktörleri
Major
Modifiye
edilebilir risk faktörleri
Lipoprotein(a)
Homosistein
Yaş
Obezite
Cinsiyet
Sosyal faktörleri
Aile Öyküsü
Pıhtılaşma faktörleri
Sigara
Hipertansiyon
Hiperkolesterolemi
Etnik grup
A Tipi kişilik
Vasküler hastalık
Eksojen Östrojen
Sedanter yaşam tarzı
Diabetes mellitus
Alkol
Enfesiyon
17
TABLO 2: kardiovasküler hastalıkta risk faktörleri(ACC Bathesda Konferansı)51,57
RİSK
KVH ile İlişkili
Klinik
Epidemiyolojik
Klinik
FAKTÖRÜ
Bulgular
Yararlılık
çalışma
çalışma
I.KATAGORİ( Tedavi ile KVH riskini düşürdüğü onaylanmış onaylanmış risk faktörler)
Sigara
+++
++
+
++
+++
+++
+
++
+++
++
++
++
+++
+++
+++
++
+++
+++
+
++
++
+
++
+
LDL
Kolesterol
HDL
Kolesterol
Aterojenik
diyet
Hipertansiyon
LV
Hipertrofisi
II.KATEGORİ( tedavi ile KVH Riskini Düşürdüğü Düşünülen Risk Faktörleri)
Diabetes
+++
+
+++
+
+++
++
++
++
+++
+
+++
+++
Trigliserid
++
++
+++
+
Şişmanlık
+++
-
+++
_
Postmeopoz
+++
_
+++
_
mellitus
Fiziksel
İnaktivite
Küçük
Yoğun LDL
18
III.KATEGORİ(Kardiovasküler Riski Artırdığı Onaylanmış,Düşürülmesi Halinde Riski
Azaltabilecek Olan Faktörler)
Psikososyal
++
+
+++
+
Lipoprotein(a)
+
-
+
+
Homosistein
++
-
+
-
+
-
-
_
+++
-
++
_
faktörler
Oksidatif
stres
Alkol
almama
IV. KATEGORİ(Kardiovasküler Riski Artıran, Değiştirilemez Risk Faktörler)
Yaş
+++
-
+++
-
Erkek Cinsiyet
+++
-
+++
-
+++
-
++
-
+++
-
+++
-
Sosyoekonomik
Durum kötü
Ailede
Erken
KVH Öyküsü
KISALTMALAR:KVH=Kardiovasküler
hastalık;
HDL=
Yüksek
yoğunluklu lipoprotein; LDL= Düşük yoğunluklu lipoprotein.
-, zayıf veya kanıt yok
+; zayıf bazı tutarlı kanıtlar var,
++,orta derecede güçlü kanıtlar var,
+++, oldukça tutarlı kanıtlar var,
++++,çok güçlü,tutarlı kanıtlar var
19
KORONER ARTER HASTALIĞI
Koroner kan akımı yeterli kardiak fonksiyonları idame etmek için gerekli oksijen ve
metabolik substratları sunamayacak düzeye gelince miyokard iskemisi oluşur. miyokard iskemisi;
Akımı kısıtlayan koroner arter darlığı varlığında miyokard iş yükünün
dolayısıyla oksijen
ihtiyacının artması veya epikardial veya mikrovasküler koroner arterlerde konstriksiyon ya da
akut tromboz ile koroner kan akımı azalmasına bağlı olabilir. Bu mekanizmalar bazı hastalarda
birlikte etki edebileceği gibi aynı hastada farklı iskemik ataklarda rol alabilirler.58,59
Atersklerotik plağın neden olduğu koroner arter darlığı, tüm kardiak iskemik sendromlarda
en sık rastlanan anjiografik bulgudur. Ancak darlık istirahatte ölçülen bir transstenotik gradyent
oluşturduğu zaman akımı sınırlar. Gradyent akım artıkça artar; buda eforla oluşan göğüs ağrısı ve
iskeminin nedenidir. Kompansatuar distal arteriolar vazodilatasyon sayesinde bazal bir gradyent
istirahatte miyakardial iskemiye sebep olmayabilir. Bazal transstenotik gradyent nekadar yüksekse
efor esnasında iskeminin açığa çıktığı kardiak iş yükü o kadar düşüktür.
Hayvan çalışmalarında koroner arter çapının akut olarak %50’den fazla küçülmesi
ölçülebilen bazal bir transstenotik gradyente neden olur.60 darlık arttıkça koroner kan akımı
dahada artar. Darlığın akut olarak % 85-90 olması ile kompansatuar poststenotik dilatasyon
etkisiz kalır. Daha sonra kollateral dolaşımın gelişmesi ile poststenotik dolaşım artar.60
Azalmış bir poststenotik basınç varlığında, subendokardium iskemiye subepikardiumdan
yatkın olması nedeni ile iskemi ilk olarak subendokartta olur.
Anjiografide değerlendirilen koroner arter darlığı şiddeti ile koroner akım rezervi(istirahat
düzeylerini aşan maksimum kan akım düzeyi koroner akım rezervi olark bilinir ve maksimum
vazodilatasyon sırasındaki akımın bazal akıma oranı olarak ifade edilir) arasındaki genel ilişki
hastalarda doğrulanmıştır.61,62 bununla beraber, anjiografi ile darlığın hemodinamik sonuçlarını
değerlendirmek zordur. Çünkü; kantitatif anjiografi ciddi darlığın üç boyutlu olarak hassas
biçimde ölçülmesine izin vermez, darlık proksimal segment refarans alınarak tahmin edilir ki bu
segment aterom ile daralmış veya vasküler remodelig ile genişlemiş olabilir, birde darlığın şiddeti
20
darlığın uzunluğu ve stenoz düzensizliklerinin yol açtığı akım akım türbülansi ile doğru
orantılıdır.
Koroner darlığın hemodinamik etkilerini değerlendirmek için çeşitli invazif ve noninvazif
metodlar ileri sürülmektetedir.63 Altın standart bazal transstenotik basınç gradyentinin, darlığın
vazomotor bileşeni giderdikten sonra, doğrudan ölçülmesidir.64,65
Miyokard iskemisinin sonuçları:
Koroner arter hastalığı sonucu meydana gelen darlık ve obstrüksiyon neticesinde miyokard
iskemik tehdit altına girer. Miyokard iskemisi sonucu miyokard hücrelerinin aerobikten
anaerobik metabolizmaya geçmesine, enerji depolarının giderek tükenmesine, mekanik ve
elektriksel fonksiyonların giderek bozulmasına neden olur. Uzun sürdüğü veya tekrarladığı
zaman iskemi hücre gen ekspresiyononda da değişikliğe yol açabilir. Bu da post iskemik hücre
disfonksiyonuna sebep olur.66,67
İskemi sırasında çeşitli metabolik değişiklikler olur. ATP adenozine parçalanır.adenozin
kardiomiyositlerin dışına çıkarak arteryolar vazodilatasyona ve anginal ağrıya neden olur.
Miyokard hücrelerinde serbest yağ asitleri ve açil karnitin birikir, protein sentezi bozulur.
Sarkolemma ve sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum(Ca+2 ) salımının bozulması, kotraksiyon
için çapraz bağlanmanın inhibisyonu ve iskemi sırasında
biriken hidrojen(H+) iyonlarının
bağlanma yerleri için Ca+2 ile yarışması sonucu sistolik disfonksiyon ortaya çıkar. ATP
miktarının azalması ve sarkoplazmik retikuluma Ca+2 alımının azalması miyositlerle etkileşimini
artırarak diastolik disfonksiyona neden olur.66
İskemi ve postiskemik reperfüzyon hasarı miyositlerle sınırlı kalmayaıp enfamatuar
değişikliklerle endotel hücrelerine uzanıp vazokonstrüksiyon ve lokal trombojenik eğilim ile
sonuçlanabilir.68-70
21
Miyokard iskemisinin en belirgin klinik yansıması anginal ağrıdır, ancak iskemik
epizotların çoğu klinik olarak sessizdir. Miyokard iskemisinin sonuçları, iskeminin şiddeti,
yaygınlığı başlama şekli ve tekrarına göre değişir. Konntraktil fonksiyonların yaygın olarak
bozulması, hayatı tehdit eden aritmilerin yanısıra koşullanma (preconditioning), stunning ve
miyokard infarktüsü ile sonuçlanabilir.71
Hayvanlarda yapılan çalışmalarda koronerkan akımı engellendikten sonra 20 dakika içinde
fokal hücre nekrozu başlar. Bu fokuslar subendokardial tabakalarda 40 dakika içinde
belirginleşerek 3-4 saat içinde dalga şeklinde ilerleyerek subepikardial tabakalara ulaşırlar. Bu
arada son aşamasına yaklaşık 6 saatte oluşan nekroz %90 oranında gelişmiş olur.
Hastalarda miyokard nekrozunun genişlemesi sadece tıkanan arterin beslediği alandan,
miyokard oksijen tüketim düzeyinden ve kolletral varlığından değil; koroner tıkanmanın aralıklı
tekrarlanmasından da etkilenir. Aslında dinamik bir süreç olup olguların yaklaşık 2/3’ünde
tıkanma aralıklı tekrarlanır.54 dolayısıyla EKG’ de nekrozun tamamlanmadığı, masif pulmoner
emboli bulguları saptandığı müddetçe semptomların başlangıcından nekadar süre geçtiğine
bakılmaksızın reperfüzyon stratejilerinin uygulanması tutarlı olacaktır.
Miyokard fonksiyonlarındaki global bozulma miyokard nekrozunun yaygınlığıyla
ilişkilidir. İnfarktüs sol ventrikülün %15’inden fazlasını içerdiği zaman ejeksiyon fraksiyonu
düşmeye, sol ventrikül diyastol sonu hacmi ve basıncı yükselmeye başlar. %25’inden fazlasını
içerdiğinde kalp yetersizliği belirtileri, %40 dan fazla içerdiğinde ise kardiyojenik şok gelişir.
Primer ventriküler fibrilasyonun gelişmesi. İnfark büyüklüğünden bağımsızdır fakat yüksek
adrenerjik tonustan kuvvetle etkilenir.72
Myokardial iskemisi sonucu oluşan klinik sendromlar:
1- kararlı angina pektoris,
2-kararsız angına pektoris,
3- myokard infarktüsü,
22
4-ani kardiak ölüm,
5- varyant angina pektoris.
1- Kronik Kararlı (Stabil) Angina Pektoris:
Kronik kararlı angina pektoris (KSAP), fiziksel veya emosyonel stresle birlikte, göğüs ve
çevresindeki bölgelerde, miyokard iskemisine bağlı olarak basınç veya boğulma hissi ve bu
semptomların istirahat veya sublingual nitrogliserinle hemen düzelmesidir.73-75 Miyokardial
oksijen gereksinimi ve sunumu arasındaki dengesizlik nedeni ile anginal ağrı oluşur.76 angina
ataklarının sıklığı en az 3-6 ay süreyle stabil olmalıdır.
Koroner ateroskleroz sonucu endotelial
disfonsiyon gelişir. Normalde koroner
vazodilatasyon oluşturan etkenlere karşı paradoksal bir vazokonstriksiyon gelişir.endotelial
disfonksiyon özellikle fiziksel ve emosyonel stres dönemlerinde önemlidir, paradoksal
vazokonstriksiyon kan akımını bozabilir ve stabil anginada iskemiyi daha da şiddetlendirir.77,78
Angina oluşum mekanizması tam bilinmemektedir, ama iskemik miyokardin gerilmesine
veya metabolitlerin birikmesiyle veya pH değişiklikleri ile sinir uçlarının uyarılmasına bağlı
olabilir.76,79
Angina atağı sırasında, çoğunlukla ST-segment depresyonu ile beliren subebdokardial
iskemi bulguları vardır; iskemi bölgesi geniş olduğunda, sistolik ve diastolik sol ventrikül
fonksiyonunda değişiklik görülebilir. İskeminin derecesine bağlı olarak, global sol ventriküler
ejeksiyon fraksiyonu azalabilir veya azalmayabilir. Ama bölgesel sol ventrikül sistolik
fonksiyonu genelikle belli bir derecede bozukluk gösterir.76,79
Stabil anginası olan hastaların çoğunda , miyokard iskemisi, bir veya birden fazla koroner
arterde akım kısıtlayıcı aterosklerotik obstrüktif lezyona bağlı olarak ( damar çapında %70’den
fazla azalma )koroner kan akımla karşılanamayan oksijen gereksinimi sonucu oluşur.74,80,81
23
2- Kararsız (anstabil) Angina Pectoris:
Kararsız angina, miyocard nekrozu içermeyen bir akut koroner sendromdur. Koroner
angina yeni başlayan yada son 60 gün içinde kötüleşen veya infarktüs sonrası(24 saatten sonra)
angina şeklinde sınıflanabilir. Genelde altta yatan mekanizma bir aterosklerik plağın çatlaması
yada erozyonu ile üzerine trombüs oturması sonucu koroner arterin ileri derecede daralması
sonucu oluşur. kararsız angina primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Sekonderi primerden
ayırtetmek klinik açıdan önemlidir.
Primer angina; bir koroner darlığın ani ktüleşmesi, koroner kan akımını kısıtlaması sonucu
oluşur. üçtane alt tipi mevcuttur,bu tiplerin bilinmesi takip ve tedavi açısından önemlidir. Alt
tipler, varyant angina, percutan angioplastiden sonraki 6 ay içinde restenoz nedeni ile oluşan
angina ve koroner bypass geçiren hastalarda dejenere ven gerftlerine bağlı angina.82-84
Sekonder angina, altta yatan ciddi koroner hastalığın üzerine eklenmiş artmış miyokard
oksijen gereksinimi sonucu oluşur. Miyokard oksijen gereksinimi ana belirleyicileri kalp hızı,
inotropik durum ve sol ventrikülün yüklenme durumudur. Bu nedenle sekonder anginayi uyarma
potansiyeli bulunan durumlar arasında taşikardi, ateş, tirotoksikoz, anemi, hipoksi, hipertansif
kriz sayılabilir. sekonder angina ortaya çıkan semptomlara dayanarak çeşiti sınıflandırmalar
önerilmiştir.1973’te Gazes ve arkadaşları 3 alt grup tanımlamışlar:85 (1) daha önce semptomsuz
olan hastadailerleyici angina ve dinlenme ağrısının ilk kez ortaya çıkması, (2) daha önce stabil
anginasın olan hastanın aynı tablonunbirden ortaya çıkması ve (3) aşikar tetikleiyici nedenleri
olmayan 15 dakikadan uzun süren dinlenme ağrıları.85-87
Braunwald tarafından öne sürülen sınıflamanın bileşenleri klinik sonuçlarla
uyumlu
bulunmuştur.87 bir çalışmada, daha yüksek klinik kategori , daha sık intra koroner trombüs ve
kompleks lezyonlarla ilişkili bulunmuştur.88 özellikle 48 saatlık ağrısız dönem EKG
değişikliğinin olmaması düşük riskle ilişkili iken, infarktüs sonrası angina ve maksimal
tedavigereksinimi daha yüksek risk taşır.89,90
24
Kararsız angınada Braunwald sınıflaması:87
Şiddet(Sınıf)
Sınıf I: Yeni başlayan ciddi yada hızlanmış angina(2 aydan daha kısa süreli,ciddi ya da
günde üç kezden fazla ; son iki ay içinde dinlenme ağrısı yok)
Sınıf II: Dinlenme anginası, subakut(son 48 saattır olmayan dinlenme anginası.) angina.
Sınıf III: Akut dinlenme anginası. Son 48 saatte dinlenme anginası
Klinik Durumlar
Sınıf A: Sekonder koroner angina.
Sınıf B: primer koroner angina.
Sınıf C: infarktüs sonrası koroner angina. Miyokard enfarktüsü sonrası ilk iki hafta içinde
angina.
Tedavinin Yoğunluğu:
1.Tedavinin olmaması veya minimal tedavi
2.kronik stabil angina için standart tedavi. Oral beta bloker, nitrat ve kalsiyum kanal
blokeri.
3. maksimal tedavi. Oral tedaviye ilave intravenöz nitrat.
Kararsız anginalı hasta hasta ya yeni yakınmalar ortaya çıktığığı için veya mevcut kararlı
tablonun kararsızlaştığı için doktora başvurur. İlk değerlendirmede semptomların miyokard
iskemisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına karar vermektir. Eğer kaynaklanıyor ise risk
düzeyi belirlenmelidir. Eğer göğüs ağrısı ve en az ardışık iki derivasyonda ST elevasyonu mevcut
ise vakit kaybetmeden trombolitik tedavi veya primer anjioplasti ile reperfüzyon düşünülmelidir.
Bu bulgular yoksa hastanın klinik özelliklerine göre semptomların miyokard iskemisine bağlı
olma olasılığının düşük orta ya da yüksek olduğuna karar verilir.91 Çok merkezli prospektif bir
25
çalışmada, ileri yaş, erkek cinsiyet ve göğüs ya da kol ağrısı akut miyokard iskemi olasılığını
artırmıştır.92
Kararsız angina semptomlarının miyokard iskemisinden kaynaklanma olasılığı:91
Yüksek olasılık:
Aşağıdaki bulgulardan herhangi biri:
Bilinen koroner arter hastalığı
60 yaş ve üzeri erkek ya da 70 yaş ve üzeri bayanda angina
Ağrı esnasında hemodinamik ve EKG değişiklikleri
Varyant angina
En az bir mm ST depresyon veya elevasyonu
Çok sayıda prekordial derivasyonlarda belirgin ,simetrik T-dalgası tersleşmesi
Orta olasılık:
Yüksek olasılık bulgular yok ve aşağıdakilerden herhangi biri:
60 yaş altı erkek ve 70 yaş altı kadında angina
Diyabetiklerde veya nondiyabetik olup ikiden fazla risk faktörü olan olsılığı düşük angina
Kalp dışı vasküler hastalık
0.5-1 mm arası ST çökmesi
Belirgin R dalgası olan derivasyonlarda en az 1 mm’lik Tdalgası tersleşmesi.
Düşük Olasılık:
Orta ve yüksek olasılık bulgularının olmaması yanısıra;
Angina olasılığı düşük göğüs ağrısı
Diyabet olmamak kaydıyla bir brisk faktörü
Belirgin R dalgası olan derivasyonlarda düzleşmiş ya da 1 mmden az tersleşmiş T-dagası
Normal EKG
Risk Faktörleri: diyabet, sigara, hipertansiyon ve hiperkolesterolemi.
26
Risk düzeyi belirlenmesi:
Kararsız anginalı hastanın değerlendirilmesi yalnız tanının konulması değil, kısa dönem
risk düzeyinin belirlenmesini de içerir. Skalanın bir ucunda poliklinikten izlem , diğer ucunda
koroner yoğun bakımda izlem ile acil revaskülarizasyon vardır.
Halk sağlığı politikalası ve araştırma ajansı 1994 raporunda kararsız angina hastalarını ilk
değerlendirmedi verilere dayanarak düşük orta ve yüksek risk gruplarına ayırmıştır.91 yüksek
riskli hastaları sürmekte olan 20 dk.yı aşan göğüs ağrısı, en az 1 mm’lık geri dönüşlü ST
değişikliği ya da ciddi sol ventrikül sistolik disfonksiyonu bulguları vardır. Düşük riskli hastaları
dinlenme ağrıları olmaksızın kötüleşen angina, yaşları 65 veya daha genç ve EKG değişikliği
yoktur.91
Koroner hastalarındaki risk geleneksel olarak damarın %50’den fazla daralması ,sayısına
ve sol ventrikül disfonksiyonunderecesine bağlıdır.92,93 Kararsız anginalı hastaların tespiti için
non invazif yöntemler yeterli olsada kesin tanı yöntemi koroner anjiografidir.
Kararsız angina ile koroner angiografiye giden hastaların 1/4’de tek damar,1/4’ de iki
damar, 1/4’de üç damar % 10’unda sol ana koroner arter ve geri kalan %15’inde ise nonkritik %
50 altında darlık ve normal koroner arter mevcuttur. Sol ana koroner arterde %50’den fazla darlık
ve 3 damar hastalığı ile beraber sol ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda yaşam süresi koroner
bypas cerrahi ile artar.94,95
Kararsız anginalı hastalarda tedavideki amaç semptomları gidermek, miyokard
infarktüsünü önlemektir. Nitrat, betabloker ve daha az sıklıkla kalsiyum kanal blokerleri
tekrarlayan iskemik atak riskini azaltırlar. Anatomisi uygun hastalarda revaskülarizasyon
iskemiyi tamamen ortadan kaldırır ve bazı alt gruplarda koroner bypass cerrahisinin ömrü
uzattığı gösterilmiştir94,95. Miyokard infarktüsü riski antitrombosit ve antitrombotik tedavi ile
azalır.
Prognoz koroner hastalığın yaygınlığı, sol ventrikül disfonksiyonu ve karsız durumun
getirdiği risk üstüne eklenerektahmin edilir. Risk yakınmaların başladığı saatler,günler ve ve ilk
27
ay içinde en yüksektir. Kararsız tablonun getirdiği artan risk 1. yılın sonunda ortadan kalkar.96,97
GUSTO II-b’deki 4488 kararsız angina hastasında mortalite 30 günde ,6. ayda ve biryıl sonunda
sırasıyla,%2.4, %5 ve %7’dir.98
3. Miyokard infarktüsü
Miyokard infarktüsü(MI) Batı dünyasında major ölüm nedenidir. MI genellikle bir
epikardial koroner arterin akut trombotik okluzyonu nedeni ile oluşur. Miyokard dokusunda
kayıpla ilişkili olduğu için, akut koroner sendromun habis bir şeklidir.total koroner okluzyon 30
dakika içinde miyokard hücre nekrozuna yol açar.
Koroner aterosklerotik hastalık akut MI’ı olan hastaların neredeyse tümünde altta yatan
nedendir. Başlatıcı olay hastalıklı arter duvarında plağı saran ve atromu arter lumeninden ayıran
plak kapsülü bütünlüğünün kaybolması sonucu ortaya çıkan bir çatlak veya fissür oluşumudur.99
fissür ya da belirgin plak rüptürü kollajen gibi subendotelial matris bileşenlerine maruz kalmaya
neden olarak platelet aktivasyonu ve trombüs oluşumunu uyarır.ayrıca exransek yoldan
koagulasyonu başlatan doku faktörüde salınır100 eğer oklüzif trombüs oluşursa, hastada etkilenen
miyokard alanında zengin kolleteral gelişim olmadığı sürece akut ST elevasyonlu MI gelişebilir.
Diğer yandan oluşan trombüs mural olabilir ve hastada non-ST elevasyonlu değişikliklerle
seyreden unstabil anginaya sebep olabilir. Rüptüre olan yada fissür gelişen plakta fibroz plak
daha ince, yüksek lipit içerikli, düz kas hücresi az ve yüksek oranda makrofaj ve monosit içerme
eğilimindedir.101,102 infarktüs ile ilişkili arter içerisinden koroner kan akımının kesilmesi ile
birlikte arter duvar bütünlüğünün kaybı ve platelet trombüsü, miyokard iskemisi ve hasarına
neden olur. Nekrozun dalga yüzü subendokardiumdan subepikardiuma kadar uzanır.103 nekrozun
genişliği kollateral akım fonksiyonu, koroner kan akımının kesilmesi için gereken süre koroner
kan akımındaki azalmanın genişliğine bağlı olarak değişkenlik gösterir.
Koroner arteri tıkayan trombüs beyaz(plateleten zengin) ve kırmızı(fibrin ve eritrositten
zengin) pıhtıların bir karışımından oluşur. ST elevasyonlu MI’larda daha çok kırmızı trombüs
görülürken non-ST elevasyonlu MI’larda beyaz trombüs görülür.104,105
28
Akut MI’da tedaviye hastaya ulaşırken hemen başlanır. Tomboliz veya kateter
laboratuarına ulaşana kadar destek tedavi ile oksijen verilmeli, aspirin çiğnetilmelidir, analjezi ve
anksiyete azalmasına yönelik sublingual nitrat ve gerekli ise morfin verilmeli, iskemi genişliğinin
ve ağrının azaltılmasına yönelik beta bloker verilebilir. Hastaneye ulaşan hastalar kliniklerine
mevcut imkanlara göre endikasyon ve kontendikasyonlara göre reperfüzyon tedavisine
alınmalı.semptomların başlamasından ilk 12 saat içinde hastaneye başvuran ST elevasyonlu
hastaların tümü reperfüzyon düşünülmelidir.106
Akut MI olgularında mortalite, semptomların görüldüğü ilk dakikalarda en yüksek
orandadır. Ventriküler aritmi, bu çok erken fatal sonucun nedeni olarak kabul edilir. Akut MI
geçiren hastaların aşağı yukarı %25’i semptomların başlamasından sonraki ilk saat içerisinde
sağlık hizmetine ulaşılmadan ölür.hastaneye ulaşanlarda prognoz, yaşın artması, bayanlarda,
taşikardik, akut akciğer ödemi ve şokta mortalite daha fazladır. Ayrıca EKG’de ST elevasyonu
ve patolojik Q dalgalı derivasyon sayısı fazlaysa da mortalite artar. Kabul ve takiplerde kardiak
enzimlerdeki yükseklikte infarktüs boyutu ve mortalite ile ilişkilidir.107
SOL ANA KORONER ARTER HASTALIĞI
Ciddi sol ana koroner arter (LMCA) tıkanıklığı bütün uzmanlarca bu damarın lümeninde
% 50 veya daha fazla daralmanın olması şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma eşdeğer bir tanım
olan sol ana koroner arter hastalığı eşdeğeri ise sol ana koroner arterde tıkanıklık olmaksızın sol
ön inen arter ve sol cirkumfleks arterin her ikisinin de proksimalinde % 70 veya daha fazla
tıkanıklık olmasıyla tanımlanır. LMCA hastalığı herhangi bir endikasyon nedeniyle koroner
anjiyografi uygulanan hastaların % 4-10’unda görülür.108-110 Şu ana kadarki bilimsel veriler
ışığında LMCA hastalarında tedavi olarak en uygun seçenek cerrahi revaskülarizasyon yani
ACBG’dir. Yapılan çalışmada LMCA hastalarından ACBG olan grupta ortalama yaşam süresi
13,3 yıl iken medikal olarak tedavi olan grupta 6,6’dır. Yine LMCA hastalığı eşdeğeri olan
29
grupta da ACBG olan grupta ortalama yaşam süresi 13,1 yıl iken medikal tedavi alan grupta
6,2’dir.111-120
Bununla birlikte bazı hastalar, anatomik uygunsuzluk, klinik kontraendikasyon gibi
sebeplerden dolayı ACBG olamamakta, bu grup ya medikal tedavi ile takip edilmek zorunda
kalmakta ya da uygun seçilmiş hastalarda perkütan revaskülarizasyon (balon ve/veya stent)
denenmektedir.
Kılavuzlarda LMCA hastaları için optimal tedavi seçeneği olarak ACBG önerilmektedir.120
Bu hastalarda klinik durum her en kötüleşebilmekte ve tablo stabil olmayan anjina ve myokard
enfarktüsüyle komplike olabilmektedir. Sonuçta komplikasyon geliştikten sonra cerrahi ve
medikal tedavideki başarı oldukça düşmektedir ve hasta kaybedilebilmektedir. Elimizde LMCA
hastalarında operasyon zamanlamasıyla ilgili olarak randomize kontrollü çalışma verileri
olmamasına rağmen kılavuzlarda bu tür hastalar için hastane şartlarının elverdiği mümkün olan
en kısa zaman içerisinde ACBG önerilmektedir.120
30
ÜÇÜNCÜ BÖLUM
TEZ
MATERYAL VE METODLAR
Çalışmamıza hastanemizde 2003 ve 2004 yılı içerisinde koroner anjiyografi olup sol ana koroner
hastalığı teşhisi konulan ve aynı zamanda hastanemizde koroner bypas olan hastalar dahil edildi.
Çalışmamız yapı olarak gözleme dayalı ve retrospektif bir çalışmaydı. Sol ana koroner hastalığı
tanımı anjiyografik olarak bu damarda %50 veya daha fazla tıkanıklık tespit edilen hastalardan
oluşturuldu. Hastalarımız temel olarak 2 gruba ayrıldı. Birinci grup koroner anjiyografi ile bypas
arasındaki sürenin 4 gün veya daha az olduğu hastalardan, ikinci grup ise bu sürenin 4 günden
fazla olduğu hastalardan oluşmaktaydı. Sol ana koroner koroner hastalığı eşdeğeri sayılan sol ön
inen arter (LAD) ve sol sirkumfleks arter (LCX) proksimalinde en az % 70’lik tıkanıklık olan
hastalar çalışmamıza dahil edilmediler. Yine daha önce koroner bypas operasyonu olan hastalar,
koroner anjiyografi olduktan sonra opere olmadan ölen hastalar, tanı konulduktan sonra acil
operasyona alınan hastalar çalışma dışı bırakıldılar.
Hastaların bir kısmı koroner anjiyografi sonrası taburcu olmadan opere olurken bir kısmı da
taburcu oldu ve opersayon oncesinde tekrar hastanemize yatırıldı. Hastanemizde protokol olarak
operasyon sonucu herhangi bir komplikasyon olmazsa ortalama postop yoğun bakım yatış süresi
24 saat hastanede kalış süresi ise 7 gündür. Hastaların demografik yapısı ve klinik özellikleri,
koroner anjiyografi ile operasyon arasındaki süre, postop yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri
ve gelişen komplikasyonlar ile ilgili veriler hastanemiz bilgi işlem otomasyon sisteminde mevcut
olan hasta kayıtlarından elde edildi.
Major kardiyak olay tanımı, hastane içi perop/postop ölüm, aritmi gelişimi, intraaortik balon
pompası (İABP) gereksinimi, postop yoğun bakımda 48 saatten fazla kalma ihtiyacı ve postop
hastanede 9 günden fazla kalma ihtiyacı gibi özelliklerden biri veya birkaçına sahip olan hastaları
31
içermektedir. Postop aritmi tanımı ise, medikal veya elektriki kardiyovesiyon gerektiren atriyal
fibrillasyon veya ventriküler taşikardi gelişiminden oluşmaktaydı.
Çalışmamız hastanemiz Eğitim Planlama Koordinasyon Kurulu ve Etik Kurulu’ndan onay
aldı.
İSTATİSTİKSEL ANALİZ
Parametrik veriler 'ortalama ± standart sapma' olarak, nonparametrik veriler ise % olarak
ifade edildi. Parametrik verilerin analizi student t testi, nonparametrik verilerin analizi ise Ki-Kare
veya Fisher’s exact testi kullanılarak yapıldı. Bütün istatistiksel analizler, Windows programı için
hazırlanmış SPSS 10.0 programı kullanılarak yapıldı. P değerinin 0.05' den
küçük olması
istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
BULGULAR
Çalışmamıza hastanemizde 2004 ve 2005 yılı içerisinde koroner anjiyografi olup sol ana
koroner hastalığı teşhisi konulan ve aynı zamanda hastanemizde koroner bypas operasyonu olan
171 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 63,3±10’du ve 145’i (%84,8) erkekti. Hasta
popülasyonunun %37,4’ü diyabetik , %49,7’si hipertansif ve %33,9’u aile hikayesi bakımından
pozitifti. Sigara kullanım oranı %54,4 ve sol ana koroner arter darlık oranı ortalama
%70,2±17,0’dı. Koroner anjiyografi olduktan sonra ilk 4 gün içinde koroner bypass operasyonu
olan birinci grup ve 4 günden daha fazla bir sürede opere olan ikinci gruba ait demografik
özellikler Tablo 3.’de gösterilmiştir.
32
0-4 gün
N=57
Yaş
LMCA Darlık
%
LAD Darlık %
LCX Darlık %
RCA Darlık %
Total
Kol.
Düzeyi
Üre Düzeyi
Kreatinin
Düzeyi
±
10
65
±
10
0,013
79
±
16
65
±
15
0,0001
65
±
35
76
±
27
0,042
63
±
36
63
±
35
0,93
53
±
38
67
±
63
0,09
183 ±
48
183 ±
42
0,98
33
18
38
18
0,17
1,22
0,27
±
0,13
N
Hipertansiyon
Sigara
Kullanımı
Diyabet Varlığı
Aile Hikayesi
P Değeri
61
1,02 ±
Erkek Cinsiyet
4 günden fazla
N=114
%
±
1,16 ±
N
%
50
±
88
95
±
83
0,45
29
±
51
56
±
49
0,82
35
±
61
58
±
51
0,19
21
±
36
43
±
38
0,91
19
±
33
39
±
34
0,90
TABLO 3. Hastaların demografik özellikleri
Ort: ortalama, S.D.: standart deviasyon, N: hasta sayısı, LMCA: sol ana koroner arter, LAD:
sol ön inen arter, LCX: sol sirkumfleks arter, RCA: sağ koroner arter
Erken opere olan grup , geç opere olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı olarak
(p=0,013) daha gençti. Yine erken opere olan grupta ortalama LMCA darlık yüzdesi daha
fazlayken (p=0,0001), ortalama LAD darlık yüzdesi daha azdı (p=0,04). Cinsiyet, sigara
kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile hikayesi varlığı bakımından iki grup arasında
anlamlı bir farklılık yoktu. Yine total kolesterol düzeyi, üre ve kreatinin düzeyleri gibi
biyokimyasal parametreler bakımındam iki grup arasında anlamlı bir farklılık yoktu.
33
Koroner anjiyografi ile sol ana koroner hastalığı tespit edildikten sonra ilk 4 gün
içerisinde koroner bypas olan ve bu sürenin 4 günden fazla olduğu grup arasındaki istatistiki
analiz ve sonucu Tablo 4’de gösterilmiştir.
0-4 gün
N=57
Ort.
Postop
yoğun
bakımda kaldığı
gün sayısı
Postop
hastanede
kaldığı
gün
sayısı
1,1
8,2
±
4
Ort.
S.D
0,5
1,9
± 3,8
0,03
10,6
± 5,8
0,001
%
N
7,0
7
±
6,1
0,53
± 35,1
55
±
48,2
0,07
±
7,0
23
±
20,2
0,01
±
3,5
11
±
9,6
0,12
±
Major kardiyak
20
olay gelişimi
Postop aritmi
4
gelişme oranı
Postop İABP
2
takılma oranı
P Değeri
S.D
± 2,9
N
Ölüm oranı
4 günden fazla
N=114
%
TABLO 4. Hasta gruplarının hastane içi morbidite ve
mortalite bakımından incelenmesi
İABP: intraaortik balon pompası, Major kardiyak olay: hastane içi perop/postop ölüm,
aritmi gelişimi, intraaortik balon pompası (İABP) gereksinimi, postop yoğun bakımda 48
saatten fazla kalma ihtiyacı ve postop hastanede 9 günden fazla kalma ihtiyacı gibi
özelliklerden biri veya birkaçına sahip olan hastalar
Geç opere olan grupta , postop yoğun bakımda kalış süresi (p=0,03) ve hastanede kalış
süresi (p=0,001) erken opere olan gruba göre daha uzun tespit edilmiştir. Yine geç opere olan
34
grupta aritmi gelişme oranı daha fazla bulunmuştur (p=0,01). Diğer taraftan iki grup arasında
ölüm, postop İABP takılma gereksinimi ve major kardiyak olay gelişimi arasında anlamlı
farklılık tespit edilmemiştir.
TARTIŞMA VE SONUÇ
Bizim çalışmabilgileri gösterioyor ki, sol ana koroner arter hastalığı saptanan hastalar geç
opere edildikleri zaman postop yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri arttığı gibi major kardiak
olay gelişim riskide artmaktadır.
Ana koroner hastalığı teşhisi konan hastalarda uygun operasyon zamanını belirlemeye
yönelik yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır ve hasta sayıları kısıtlıdır. Aynı zamanda çelişkili
sonuçlar vermişlerdir117,120. Bu konuyla ilgili en büyük sıkıntılarda birisi de randomize kontrollü
çalışma yapmanın etik açıdan hemen hemen imkansız olmasıdır. Çünkü belirli kriterlere göre
yüksek ve düşük riskli olmak üzere hastaları gruplara ayırıp ona göre operasyon zamanlaması
belirleseniz bile hastaların klinik durumu her an değişiklik gösterebilmektedir. Bu yüzden yapılan
kısıtlı sayıdaki çalışmalar da tıpkı bizim çalışmamızda olduğu gibi, retrospektif ve gözleme
dayalıdır. Biz bu çalışmamızda ana koroner hastalığı teşhisi konmuş hastalarda operasyon
zamanlamasının hastane içi mortalite ve morbiditesi üzerine olan etkisini araştırmayı ve bu
konuda az da olsa bilimsel veri elde etmeyi amaçladık.
Sol ana koroner arter hastalığı teşhisi konmuş hastalarda postop hastane içi morbidite ve
mortaliteyi inceleyen çalışmamızda mortalite ve postop İABP takılma gereksinimi açısından erken
ve geç opere olan gruplar arasında fark bulunamamıştır. Her ne kadar acil opere olan grup ve
preoperatif hayatını kaybeden hastalar çalışma dışı bırakılsalar da, çalışmamız retrospektif olduğu
için klinik olarak daha yüksek riskli grubun zaten daha erken operasyona alınmış olma eğilimi –
ki erken opere olan grubun sol ana koroner arter darlık yüzdesi diğer gruba göre daha fazla olması
(p=0,0001) bunlarda birisi - bu sonucu doğuran faktörlerden birisi olabilir. Ayrıca bu sonuç her
35
iki grupta da daha fazla hasta sayılı çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Major
kardiyak olay gelişim oranı da iki grup arasında anlamlı fark göstermese de sınıra yaklaşması
(p=0,07) bu görüşümüzü desteklemektedir.
Çalışmamızda geç opere olan grupta, erken opere olan gruba göre postop yoğun bakımda
(p=0,03) ve hastanede kalma (p=0,001) süreleri anlamlı olarak daha uzun tespit edilmiştir. Yine
geç opere olan grupta aritmi gelişme oranı daha fazla (p=0,01) bulunmuştur.
Daha
önce
yöntem olarak çalışmamıza benzer yayınlar varsa da dizayn olarak bu özellikteki ilk çalışmadır.
Ayrıca sonuçlar itibarıyla
sol ana koroner arter hastalığı tespit edilip opere edilen hastalar
içerisinde ereken opere olan grupta postop yoğun bakım ve hastanede kalış süresinin geç opere
edilen gruba göre daha az olduğunu gösteren ilk ve tek çalışmadır. Yine erken opere olan grupta
daha az aritmi geliştiğini gösteren ilk ve tek çalışmadır. Mortalite açısından fark bulunmasa da
postop yoğun bakımda ve hastanede kalış süresinin uzamasının çeşitli istenmeyen
komplikasyonların gelişmesi açısından riski arttırmaktadır. Özellikle hastanın yoğun bakım ve
hastanede kalış süresinin uzamasının ülke ekonomisine vereceği zararla operasyon bekleyen diğer
hastaların bekleme sürelerini uzatacağını gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Sol ana koroner hastalığı
tespit edilmiş hastalarda normal şartlarda erken ve geç
operasyonun zaman tanımını ve ayrımını yapmak zordur, çünkü burada kriter olarak
kullanacağımız bir ayrım elimizde mevcut değildir. Ayrıca bu tür hastalarda operasyonu
beklerken de morbidite ve mortalite oluşturacak komplikasyonlar oluşabilir. Bu yüzden biz
çalışmamızda bu sınırı 4 gün olarak ayırmayı uygun bulduk.
Koroner arter hastalarında, özellikle sol ana koroner hastalığı tespit edilmiş hastalarda
optimal ACBG zamanlamasıyla ilgili önemli araştırmaları olan Rexius, yazdığı yorum ve
makalelerde her ne kadar sol ana koroner arter hastalarının en uygun operasyon zamanlamasıyla
ilgili yeterli klinik ve deneysel veri olmasa da bu hastaların her an durumunun ağırlaşıp acil
operasyon gerektirebileceğini, bunun da morbidite ve mortalitenin yüksek olmasından dolayı en
azından şimdiki bilgiler ışığında tanı almış olan hastaları mümkün olan en kısa zamanda opere
36
etmek gerektiği yorumunu yapmaktadır. Bizim çalışmamızda da geç opere olan grupta en azından
morbiditenin artmış olması bu yorumları destekler niteliktedir.
Sonuç olarak sol ana koroner arter hastalığı önemli bir klinik durumdur ve
hastane içi morbiditeyi azaltmak amacıyla mevcut ACBG kılavuzlarında da
belirtildiği üzere bu tür hastalar hastane şartlarının elverdiği mümkün olan en kısa
zamanda opere edilmelidir.
37
KAYNAKLAR
1. Unger F. Worldwide survey on coronary interventions1995: report of the European Heart
Academy of Sciences and ARTS. Cor Eur 1999;7:128-46.
2. Eagle KA, Guyton RA, Davidoff R, et al. ACC/AHA guidelines for coronary artery
bypass surgery: executive summary and recommendations: a report of the American
College of Cardiology/American Heart Association Task Force on Practice Guidelines
(Committee to revise the 1991 Guidelines for Coronary Artery Bypass Surgery ).
Circulation 1999; 100: 1464-80.
3. Naylor CD, Baigrie BS, Goldman BS, Basinski A. Assessment of priority for coronary
revascularisation procedures. Revascularisation Panel and Consensus Group. Lancet
1990; 335: 1070-3.
4. Dupuis G, Kennedy E, Perrault J. The hidden cost of delayed bypass surgery. Clin Invest
Med 1990; 13:C35.
5. Naylor CD, Sykora K, Jaglal SB, Jefferson S. Waiting for coronary artery bypass
surgery: population-based study of 8517 consecutive patients in Ontario, Canada. Lancet
1995; 346: 1605-9.
6. Bryant B, Mayou R. Prediction of outcome after coronary artery surgery. J Psychosom
Res 1989; 33:419-27.
7. Horgan D, Davies B, Hunt D, Westlake GW, Mullerworth M. Psychiatric aspects of
coronary artery surgery. Med J Aust 1984; 141: 587-90.
8. Bass C. Psychosocial outcome after coronary artery bypass surgery. Br J Psychiatry
1984; 145: 526-32.
9. Agnew TM, Whitlock RM, Neutze JM, Kerr AR. Waiting lists for coronary artery
surgery: Can they be beter organised?. N Z Med J 1994; 107:211-5.
38
10. Maziak DE, Rao V, Christakis GT, Buth KJ, Sever J, Fremes SE, et al. Can patients with
left main stenosis wait for coronary artery bypass grafting?.Ann Thorac Surg 1996;
61:552-7.
11. Da Rocha AS, da Silva PR. Can patients with left main coronary artery disease wait for
myocardial revascularization surgery? Arq Bras Cardiol 2003; 80: 191-3.
12. Göl MK, Özsöyler I, Şener E, Göksel S, Sarıtaş A, Taşdemir O, et al. Is left main
coronary artery stenosis a risk factor for early mortality in coronary artery surgery? J
Card Surg 2000; 15: 217-22.
13. Legare JF, Maclean A, Buth KJ, Sullivan JA. Assessing the risk of waiting for coronary
artery bypass graft surgery among patients with stenosis of the left main coronary artery.
CMAJ 2005; 173(4): 371-5.
14. Edwards WD. Anatomy of the cardiovasküler system: Clinical Medicine, Vol 6.
Philadelpia: Harper and Row; 1984:1-24.
15. Edwards WD. Applied anatomy of the heart. In: Giuliani ER, Fuster V, Gersh BJ, et al,
eds. Cardiology Fundamentals and Practice, 2d ed: Vol 1.St Louis: Mosby-Year Book;
1991:47-112.
16. Bassenge E, Heush G. Endothelial and neuro-humoral control of coronary blood flow in
healh and disease. Rev Physiol Biochem Pharmacol 1990; 116: 77-165
17. Marcus ML. The Coronary Circulation in Health and Disease New York:McGrawHill;1983.
18. Hanley FL, Messina LM, Grattan MT, Hoffman IE. The effect of coronary inflow
pressure on coronary vascular resistance in the isolated dog heart. Circ Res 1984; 54:
760-772
19. Bevan JA. Vascular myogenic or stretch-dependent tone. J Cardiovasc Pharmacol 1985;
7(suppl 3): S129-S136
39
20. Franco-Cereceda A, Bengtsson L, Lundberg JM. Inotropic effects of calcitonine generelated peptide, vasoactive intestinal peptide and somatostatin on the human right atium
in vitro. Eur J Pharmacol 1987;134: 69-76
21. Bache RJ, Dymek D. Local and regional regulation of coronary vascular tone. Prog
Cardiovasc Dis. 1981; 24:191-212
22. Olsson RA, Bunger R, Spaan JAE. Coronary Circulation.In:Fozzard HA, Haber H,
Jennings RB, Katz AM, Morgan he, EDS. The heart and cardiovascular system, 2nd ed.
New York: Raven; 1991: 1393-1425
23. Dzau VJ. Cardiac renin-angiotensin system: Moleculer and functional aspects Am J Med
1988; 84: 22-27
24. Rose CP, Goresky CA. İnteractions between capillary exchange, cellular entry, and
metabolic sequestration processes in the heart. In: Renkin EM, Michel CC, eds.
Handbook of Physiology, sec: The Cardiovascular System, vol IV: Microcirculation, part
2. Bethesda, MD: American Physiological Society; 29: 293-323
25. Yokoyoma M, Goldman M, Henry PD. Supersensitivity of atherosclerotic arteries to
ergonovine is partially mediated by seratonergic mechanism(abs). Circulation 197,
60(suppl 2): 100
26. Yause H, Horio Y, Nakamura N, Fujii H, Imoto N, Sonoda R, et al. İnduction of coronary
artery spasm by acethylcholine in patient with variant angina: Possible role of the
parasympathetic nerve sysytem in the pathogenesis of coronary artery spasm. Circulation
1986; 74:955-963
27. O’Rourke ST, Vanhoutte PM. Vascular Pharmacology. In: Loscalzo J, Creager MA,
Dzau VJ, eds. Vascular Medicine:A Textbook of Vascular Biology and Diseases. Boston:
Little, Brown; 1992: 133-135
28. Franco-Cerecada A, Lundberg JM, Dahlof J. Neuropeptide Y and sympathetic control of
heart contractility and coronary vascular tone. Acta Physiol Scand. 1985; 124: 361-365
40
29. Needleman P, Marshall GR, Sobel PE. Hormone interactions in the isolated rabbit heart:
Synthesis and coroonary vasomotor effects of prostaglandine, angiotensine, and
bradykinin. Circ Resp 1975; 37: 802-808
30. Stiles GL, Lefkowitz RJ. Cardiac adrenergic receptors. Annu Rev Med 1984;35: 149-165
31. Armour JA. Anatomy and function of intrathoracic neurons regulating the mammalian
heart. In: Fozzard HA, Haber E, Jennings RB, Katz AM, Morgan HE, eds. The Heart and
Cardiovacular System, 2d ed. New York: Raven; 1991: 1-37
32. Schaper W. Collateral Circulation. In: Schaper W, ed. The Paraphysiology of Myocardial
Perfusion. Amsterdam .Elsevier/North-Holland; 1979: 1-76
33. Hoffman JI. Transmural myocardial perfusion. Prog Cardiovasc Dis 1987; 29: 429-464.
34. Waller BF. Atherosclertic and non atherosclerotic coronary artery factors in acute
myocardial infarction. In: Pepine CJ, ed. Acute Myocardial Infarction. Philadelphia:
Davis;1989:29-104
35. Alpert JS, Braunwald E. Acute myocardial infarction: pathological, pathophysiological
and clinical manifestations. In: Branwald E, ed. Heart Disease: A Textbook of
Cardiovascular Medicine. Philadelphia: Saunders; 1984:1262-1300.
36. Eliot RS, Baroldi G. Necropsy studies in myocardial infarction with minimal or no
coronary luminal reduction due to atherosclerosis. Circulation 1974;49:1127-1131.
37. Baim DS, Harrison DC. Nonatherosclerotic coronary heart disease(including coronary
artery spasm). In: Hurst JW et al, eds. The Heart, 5th ed. New York: McgGrawHill;1982:1158:1170.
38. Modifed from Cheitlin M, et al: Myokardial infarction without ateroslerosis. JAMA
231:951, 1975, American Medicine Association.
39. MurryCJ,LopezAD. Global mortality,disability and the contribution of risk faktors:
Global Burden of Disease Study. Lancet 1997;349:1436-24
41
40. Can İ, Oto A. Aterorotromboz Epidemiyolojisi ve Kardiovasküler Devamlılık Kavramı.
Türk Kardiyoloji Derneği Seminerleri Dergisi. Temel Bilimlerden Kliniğe Aterotromboz.
Nisan 2004; Cilt 4; Sayı 2:180-185
41. Ross R, Glomset JA. The Pathogenesis of Aterosclerosis. N Engl J Med 1976; 295: 4205
42. Schwenke DC, Carew TE. Initiation of atheroscleroticlesions in cholesterol-fed rabbits.
II. Selective retention of LDL vs. Selective increases in LDL permability in
suscepceptible sites of arteries. Arteriosclerosis 1989;9:908-18.
43. Saikku P, Leinonen M, Mattila K et al. Serological evidence of an association of a novel
Chlamydia, TWAR, with chronic coronary heart dissaese and acute myocardial
infarktion. Lancet 1988;2:983-6.
44. Saikku p. Chlamydia pneumoniae and atherosclerosis-an update. Scand J Infect Dis
Suppl 1997;104:53-6
45. Randomised trial ofcholesterol lowering in 4444 patients with coronary heart disease: the
Scandinavian Simvastatin Survival Study (4S). Lancet 1994;334:1385-9
46. The Long-Term Intervention with Pravastatin in Ischaemic Diaseas(LİPİT) Gtudy Group.
Prevention of cardiovasculer events and death with pravastatin in patients with coronary
heart disaese and a broad range of
initial cholesterol levels. N Engl J Med
1998;339:1349-57.
47. Sacks FM, Pfeffer MA, Moye LA, et al. The effect of pravastatin on coronery events
after myocardial infarction in patients with avarage choleterol levels. Cholesterol and
Recurent Events Trial investigators. N Engl J Med 1996;335:1001-9.
48. Shepherd J, Cobbe SM, Ford I, Packard CJ. Prevention of coronary heart disaese with
pravastatin in men with hipercholesterolemia. West of Scotland Coronary Prevention
Study Group. N Engl J Med 1995;333:1301-7
42
49. Downs JR, Clearfield M, Weis S, et al. Primary prevention of acute coronary events with
lovastatin
in
men
and
women
with
avarage
cholesterol
levels:result
of
AFCAPS/texCAPS. Air Force/ Texas Coronary Atherosclerosis Prevention Study. JAMA
1998;279:1615-22
50. Cullen P, Schulte H, Assmann G. Smoking, lipoproteins and coronary heart disease risk.
Data from the Munster Heart Study(PROCAM). Eur Heart J 1998;19:1632-41.
51. Matching the intensity of risk faktör management with the hazard for coronary disease
events. 27th Bethesda Conference, 14-15 September 1955. J Am Col Cardiol
1996;27:957-1947
52. Grundy SM, Balady GJ, Criqui MH, et al. Primary prevention of coronary heart disease:
guidance from Framingham. A statement for healthcare professionals from the AHA
Task Force on Risk Reduction. Circulaton 1998;97:1876-87
53. Solberg LA, Strong JP. Risk factors and atherosclerotic lesions: A review of autopsy
studies. Arteriosclerosis1983;3:187-198
54. Keil U, Liese AD, Hense HW, et al. Classical risk factors and their impact on incident
non-fatal and fatal myocardial infarction and all-cause mortality in southern Germany.
Result from the MONICA Augsburg cohort study 1984-1992. monitoring trends and
determinantsin cardiovaskuler diseases. Eur Heart J 1988;19:1197-207.
55. Schildkraut JM, Myers RH, Cupples LA Kiely DK, Kannel WB. Coronary risk associates
with age and sex of parental heart disease in the Framingham Study. Am J Cardiol
1989;15:555-9
56. Domaniç N. Koroner kalp hastalığını korumada statinler. Türk Kardiyoloji Derneği
Seminerleri Dergisi; Kardiovasküler Korunma. Şubat 2003:cilt , sayı 1:16-21
57. Pearson TA, McBridge PE, Miller NH, Smith SC: 27th Bethesda Conference: Matcing
the intensitiy of risk faktor managment with the hazard coronary disease events. Task
43
Forces 8.Organiziation of preventive cardiology service. J Am Coll Cardiol
1996;27:1039-1047
58. Maseri A. Ischemic Heart Disease. New york: Churchill livingstone; 1995.
59. Maseri A. From syndromes to specific disease mechanisms: the search for the causes of
miyocardial infarction. Ital Heart J 2000;1:20.
60. Klocke FJ. Measurements of coronary blood flow and degree of stenosis: Current
clinical implications and continuing uncertainties. J Am Coll Cardiol 1983; 1:31
61. Di Carli M, Czernin J, Hoh CK, et al. Relation emong stenosis severity, myocardial blood
flow, and flow reserve in patients with coronary artery disease. Circulation 1995;91:1944
62. Beanlands RSB, Muzik O, Melon P, et al. Noninvasive quantification of regional
myocardial flow reserve in patients with coronary atherosclerosis using nitrogen-13
ammoniapositron emission tomography: determination of extent of altered vasculer
reactivity. J Am Coll Cardiol1995;26:1465
63. Rutishauser W. The Denolin Lecture 1998. Towards measurement of coronary blood
flow in patients its alterration by interventions. Eur Heart J 1999;20:1076
64. Tousoulis D, Crake T, Taski JC, et al. Enhanced vasomotor responses of complex
coronary stenoses to acetylcholine in srable angina pectoris. Am J Cardiol 1995;27:725
65. Tousoulis D, Davies GJ, Toutouzas PC. Vasomotion of coronary arteries: From nitrates
to nitric oxide. Cardiovasc Drugs Ther 1999;13:295
66. Shah AM, Mebazaa A, Yang ZK, et al. Inhibition of myocardial crossbridge cycling by
hipoxic endotelial cells: a potential mechanism for mathcing oxygen supply and demand.
Circ Res 1997;80:688.
67. Ehlers FA, Goldberger JJ. Celluler and pathophysiological mechanism ventriküler
arrhythmias in acute iskemia and infarction. Pace 1997;20:967.
44
68. Niessen HW, Lagrand WK, Wisser CA, et al. Upregulatıon of during ICAM-1 on
cardiomyocytes in jeopardized human miyocardium during infarction. Cardiovasc Res
1999;41:603.
69. Kaikita K, Ogawa H, Yasue H, et al. Increased plasma solublinterseluler adhesion
molecule-1 levels in patients with acute myocardial infarction. Jpn Circ J 1997;61:741
70. Siminiak T, Dye JF, Egdell RM, et al. The release of soluble molecules ICAM-1 and Eselectin after acute myocardial infarction and following coronary angioplaty. Int J Cardiol
1997;61:113.
71. Tomai F, Crea F, Chiariello L, et al. Iscemic preconditioning in humans: Models,
mediators and clinical relavance. Circulation 1999;100:559
72. Behar S, Goldbourd U, Riechers-Reiss, et al. Prognosis of acute myocardial infarction
complicated by primery ventrikular fibrillation: principal investigators of the SPRİNT
study. Am J Cardiol 1990;66:1228
73. Heberdan W.some account of a disorder of the breast. Med Trans R Coll Phys 1772;2:59
74. Thadani U. Medical therapy of stable angina pectoris. Cardiol Clin 1991;9:73-88
75. Thadani U, Crohan A. Chronic stable angina pectoris: strategies for effectivedrug
therapy. Postgrad Med 1995;98:175-88.
76. Braunwald E, Sobel B. Coronary blood flow and myocardial ischemia. In: Braunwald E,
ed. Heart Disease: A texbook of cardiovascular medicine. Philadelphia: WB Sanders;
1988:1191-221.
77. Gage JE, Jess DM, Murakami T, et al. Vasoconstriction of stenotic coronary arteries
during dynamic exercise in patients with classic angina pectoris: reversibility by
nitroglycerin. Circulation 1986;73:865-71.
45
78. Werns SW, Walton JA, Hsia HH, et al. Evidence of endothelial dysfunction in
angiographicallly normal coronary arteries of patients with coronary arteries disease.
Circulation 1989;79:287-91
79. Thadani U, Olson EG, Hamilton SF. Pathophysiology of myocardial ischemia. In Abrams
J, Pepine CE, Thadani U eds. Medical therapy of ischemic heart disease. Nitrates,
betablockers and calcium antagonists. Boston: Little Brown;1992:1-36.
80. Asirvatham S, Sebastian C, Thadani U. Choosing the most appropriate treatment for
stable angina: safety considerations. Drug Saf 1998;19:23-44.
81. Thadani U. Management of stable angina pectoris. Prog Cardiovasc Dis 1999;14:349-58.
82. Doucet S, Malekianpour M, Theroux P,et al. Randomized trial comparing intravenous
nitroglycerin and heparin for treatment of unstable angina secondery to restenosis after
coronary artery angioplasty. Circulation 2000;101:955-961.
83. Waters DD, Walling A, Roy D. Previus coronary artery bypassgrafting as an advers
prognostic factor in unstable angina pectoris. Am J Cardiol 1986;58:465-469.
84. Chen L, Theroux P, Lesperance J, et al. Angiographic features of vein grefts versus
ungrafted coronary arteries in patients with unstable angina and previous bypass surgery.
J Am Coll Cardiol 1996;28:1493-1499.
85. Gazes PC, Mobley EM, Faris HM,et al.preinfarctional(unstable)angina- a prospective
study- ten tear follow-up. Circulation 1973;48:331-337.
86. Rizik DG, Healy S, Margulis A, et al. A new classification for hospital prognosis of
unstable angina. Am J Cardiol 1995;75:993-997.
87. Braunwald E. Unstable angina: a classification. Circulation 1989;80:410-414.
88. Ahmed WH, Bittl JA, Braunwald E. Relation between clinical presentation and
angiographic findings in unstable angina pectoris and comparison with that in stable
angina. Am j cardiol 1993;72:544-550.
46
89. Van Miltenburg Van Zijl AJM, Simoons ML, Veerhoek RJ, Possyt PMM. İncidence and
follow-up of Braunwald subgroups in unstable angina pectoris. J Am Coll Cardiol
1995;25:1286-1292.
90. Lindenfeld J, Morrison DA. Toward a stableclinicalclassification of unstable angina. J
Am Coll Cardiol 1995;25:1293-1294.
91. Braunwald E, Jones RH, Mark DB, et al.diagnosis and managing unstable angina.
Circulation 1994; 90:613-622.
92. Alison HW, Russell RO, Mantle JA, et al.coronary anatomy and arteriography in patients
with unstable angina pectoris. Am J Cardiol1998;41:204-209.
93. Ouyang P, Brinker JA, Mellits ED, et al. Variables predictive of successful medical
therapy in patients with unstable angina: selection by multivariate analysis from clinical,
electrocardiographic, and angiographic evaluations. Circulation 1984;70:367-376.
94. Luchi RJ, Scott Sm, Dupree RH, and the prencipal investigators and their associates of
Veterans Administration Cooperative Study No:28. Comparison of medical and surgical
therapy for unstable angina pectoris. N Engl J Med 1987;316:977-984.
95. Yusuf S, Zucher D, Peduzzi P, et al. Effect of coronary artery bapass graft surgery on
survival: overwiev of 10-year results from randomised trials by the Coronary Artery
Bypass Greft Surgery Trialists Collaboration. Lancet 1994;344:563-570.
96. Chen L, Chester MR, Redwood S, et al. Anjiographic stenosis progression and coronary
events in patients with stabilized unstable angina. Circulation 1995;91:2319-2324
97. Chen L, Chester MR, Crook R, Kaski JC. Differrential proression of complex culprit
stenosis in patients with stable and unstable angina pectoris. J Am Coll Cardiol
1996;28:597-603.
98. Amstrong PW, Fu Y, Chang WC, et al., fort he GUSTO IIb investigators. Acute coronary
sendromes in the GUSTO IIb trial: prognostic insights and impact of recurrent ischmia.
Circulation 1981;98:1860-1868.
47
99. Davies MJ, Treasure T, Richardson PD. The pathogenesis of spontanous arteial
dissection. Heart 1996;75:434-435.
100.
Moreno PR, Bernardi VH, Lopez-Cuellar J, et al. Macrophages, smooth muscle
cell, and tissue factor in unstable angina: implications for cell-mediated thrombogenicity
in acute coronary syndromes. Circulation 1996;94:3090-3097.
101.
Moreno PR, Falk E, Palacios İF, et al. Macrophage infilltration in acute coronary
syndromes: implications for plaque rupture. Circulation 1994;90:775-778.
102.
Libby P. Molecular basis of the acute coronary syndromes. Circulation
1995;91:2844-2850.
103.
Reimmer KA, Jennings RB. The ‘’wavefront phenomenon’’ of myocardial
ischemic cell death. II. Transmural progresion of necrosis within the framework of
ischemic bed size and the collateral flow. Lab Invest 1979;40:633-644.
104.
Falk E, Shah PK, Fuster V. Coronary plaque disruption. Circulation 1995;92:657-
671.
105.
Fuster V, Badimon L, Badimon JJ, et al. The pathogenesis of coronary artery
disease and the acute coronary syndomes. N Eng J Med 1992;326:242-250, 210-318
106.
Muller DWM, Topol EJ.selection of patients with acute myocardial infarction for
thrombolytic therapy. Ann Intern Med 1990;113:949:960.
107.
Antman EM, Tanasijevic MJ, Thompson B, et al. Cardiac-specific troponin I levels
to predict the risk of mortality in patients with acute coronary syndromes. N Engl J Med
1996;335:1342-1349.
108.
Cohen MV, Cohn PF, Herman MV, Gorlin R. Diagnosis and prognosis of main left
coronary artery obstruction. Circulation 1972; 45 (suppl I): I-57–I-65.
109.
Cohen MV, Gorlin R. Main left coronary artery disease: clinical experience from
1964-1974. Circulation 1975: 52: 275–85.
48
110.
Lavine P, Kimbiris D, Segal BL, Linhart JW. Left main coronary artery disease.
Clinical, arteriographic and hemodynamic appraisal. Am J Cardiol 1972; 30: 791–6.
111.
Chaitman BR, Fisher LD, Bourassa MG, et al. Effect of coronary bypass surgery on
survival patterns in subsets of patients with left main coronary artery disease: report of
the Collaborative Study in Coronary Artery Surgery (CASS). Am J Cardiol 1981;48:76577.
112.
Caracciolo EA, Davis KB, Sopko G, et al. Comparison of surgical and medical
group survival in patients with left main equivalent coronary artery disease: long-term
CASS experience. Circulation 1995;91:2335-44.
113.
Takaro T, Peduzzi P, Detre KM, et al. Survival in subgroups of patients with left
main coronary artery disease. Veterans Administration Cooperative Study of Surgery for
Coronary Arterial Occlusive Disease. Circulation 1982;66:14-22.
114.
Conley MJ, Ely RL, Kisslo J, Lee KL, et al. The prognosis spectrum of left main
stenosis. Circulation 1978; 57: 947–52.
115.
Lim JS, Proudfit WL, Sones FM. Left main coronary arterial obstruction: long-term
follow-up of 141 nonsurgical cases. Am J Cardiol 1975; 36: 131–5.
116.
Farinha JB, Kaplan MA, Harris CN, et al. Disease of the left main coronary artery.
Surgical treatment and long-term follow-up in 267 patients. Am J Cardiol 1978; 42: 124
–8.
117.
Loop FD, Lyttle BW, Cosgrove DM, et al. Atherosclerosis of the left main coronary
artery: 5 year results of surgical treatment. Am J Cardiol 1979; 44: 195–201.
118.
Campeau L, Corbara F, Crochet D, Petitclerc R. Left main coronary artery stenosis.
The influence of aortocoronary bypass surgery on survival. Circulation 1978; 57: 1111–5.
119.
McConahay DR., Killen DA, McCallister BD, et al. Coronary artery bypass surgery
for left main coronary artery disease. Am J Cardiol 1976; 37: 885–9.
49
120.
Eagle KA, Guyton RA, Davidoff R, et al. ACC/AHA guidelines for coronary artery
bypass surgery: executive summary and recommendations: a report of the American
College of Cardiology/American Heart Association Task Force on Practice Guidelines
(Committee to revise the 1991 Guidelines for Coronary Artery Bypass Surgery ).
Circulation 1999; 100: 1464-80.
50
Download