GİRİŞ:
Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşmasıyla toprak kaybederek çözülme sürecine girmişti.
Bundan sonra Osmanlı Devleti ancak büyük devletlerin çıkar çatışmalarının yarattığı
fırsatlar sayesinde ayakta kalabilmiştir. Kırım Savaşı’ndan sonra ekonomik bağımsızlığı
da kaybolan Osmanlı Devleti emperyalist devletlerden birinin desteğine mecbur
kalıyordu. 19.yüzyıl ortalarına geldiğimizde Rusların güçlenmesi ile Osmanlı
Devleti’ne baskılarını arttırdı. Rusların özellikle boğazlar üzerindeki emelleri ve sıcak
denizlere inme hayalleri, Avrupalı güçlerin özellikle İngiltere’nin çıkarlarına ters
düşmekte idi. İngiltere Hindistan sömürge yollarının güvenliği için Osmanlı Devleti’nin
toprak bütünlüğünü koruyan bir politika izliyordu. Fakat 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı sonrası artık İngiltere’nin bu politikasından vazgeçmiş olduğunu görüyoruz.
1876’da tahta geçen Abdülhamit Han özellikle devletin altını oyan İngiltere ile
uğraşmak zorunda kalacaktır. Abdülhamit Han’ın İngilizlere karşı en büyük kartı
birliğini yeni oluşturmuş ve güç yarışına katılmış olan Almanya olacaktır. Abdülhamit
Han önceleri İngiltere desteğini almaya uğraşmışsa da Almanya’ya ya yönelmek
zorunda kalmıştır. Zira Avrupa’da genel kanı, Osmanlı Devleti’nin artık yolun sonuna
geldiği hakimdi. İngiltere Hindistan yolunun güvenliği için stratejik noktaları denetimi
altına alma yoluna yönelmişti.1 Bu çalışmamızda İngiltere’nin Hindistan yolu
üzerindeki Osmanlı topraklarına müdahaleleri ve II. Abdülhamit’in İngiliz dış politikası
genel hatlarıyla incelenecektir.
1
Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Der Yayınevi, İstanbul 1998, s.31.
1
1. II. ABDÜLHAMİT’İN İLK YILLARINDA ULUSLARARASI ORTAM
1.1. Değişen Dengeler
Osmanlı Devleti 1699 Karlofça Antlaşmasıyla Macaristan’ı kaybetmesinden sonra
büyük bir toprak kaybetme sürecine girmiştir. Bu çözülme devri 200 yıl kadar sürmüştü.
Bunda klasik güç sistemi içindeki aktörlerin çıkar çatışmalarının payı büyüktür.
Osmanlı Devleti bu çıkar çatışmaları sayesinde yeni müttefikler elde ederek varlığını
devam ettirmişti.
19.yüzyılın ortalarına gelindiğinde devletin sınırlarından başlayarak çökmeye
başladığını görüyoruz. 1757 yılında İngiltere Hindistan işgali ile birlikte Osmanlı
Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti İngiltere’nin
Hindistan yolları üzerinde bulunmaktaydı. Ekonomik ve stratejik açıdan bu yolların
güvenliği İngiltere için hayati önem taşıyordu. Bölgeye başka bir gücün nüfuz etmemesi
için 1870’li yıllara kadar Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunur olmuştu.
İngiltere özellikle Rusya’dan korkuyordu. 1853 yılında Rusya’ya karşı Osmanlılarla
yapılan işbirliği bu politikanın örneğiydi.2 İngiltere’nin bu politikası Osmanlı-Rus
Savaşı’na (1877-1878) kadar sürecektir. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti’nin toprak
bütünlüğünü korumanın çok zor olacağı düşünülmeye başlanmıştır.
Rusya ise 1870’lerden sonra Panslavist bir politika izlemeye başlamıştır. 19.yüzyılda 4
kez Osmanlı Devleti ile çatışmaya giren Rusya, son savaşla devletin Balkan topraklarını
parçalamıştır.3
Ayrıca Almanya’nın ulusal birliğini kurması ve Avusturya ile Balkanlarda bir
Pangermen bloğu ihtimali de Rusları Panslavizm politikasına itmiştir.
Almanya ise muhtemel bir Fransız-Rus ittifakından çekinmekte idi. Fransa’nın bu yolla
kendisinden intikam alacağını düşünüyordu. Bu sebeple Almanya’nın gayretleriyle
1872 yılından Kutsal İttifak da denilen Birinci Üç İmparatorlar Birliği kurulmuştu.
Tüm bunlar göstermektedir ki güç dengeleri değişmekteydi. Bu ortamda iktidara gelen
II. Abdülhamit’in uluslararası politikada hareket alanı iyice sınırlanmıştı. Osmanlı
Mim Kemal Öke, İngiliz Casusu Prof. Ariminius Vambery’nin Gizli Raporlarında II. Abdülhamit ve
Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1983, ss.31-33.
3
Oral Sander, Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi, İstanbul 1997, ss.228-229.
2
2
diplomasisinin geleneksel denge politikasının koşulları ortadan kalkmış gibi
görünüyordu.4 Sultan Abdülhamit tahta çıktığında Sırbistan ve Karadağ ile iki ay
öncesinden başlayan savaş devam ediyordu. Bu savaşı takiben de Osmanlı-Rus harbi
meydana gelecekti. (1877-1878)
4
Murat Özyüksel, “Abdülhamit Dönemi Dış İlişkileri”, Türk Dış Politikasının Analizi, Derleyen; Faruk
Sönmezoğlu, Der Yayınları, İstanbul 1998, II. Baskı, s.7
3
2. OSMANLI-RUS HARBİ VE SONUÇLARI
2.1. Osmanlı, Sırp-Karadağ Savaşı
Yukarıda bahsettiğimiz gibi II. Abdülhamit tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti
Sırbistan ve Karadağ ile harp halinde bulunuyordu. Daha önce vuku bulan BosnaHersek İsyanı ve Bulgaristan olaylarında Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı
tutumları ve de Rusların Panslavist politikalarının etkisiyle Sırbistan ve Karadağ
bağımsızlıklarını kazanmak veya en azından muhtariyetlerini kazanmak ümidine
düşmüşlerdi. Bu sebeple Sırplar ve Karadağlılar isyancılara yardım ediyor ve Osmanlı
kuvvetlerine karşı gerilla harbini kuvvetlendiriyorlardı.5
Ayrıca Belgrad’ da basın açıkça Yugoslav birliği hakkında yayınlara başlamıştı. Bu
yayınların tezi, Sırpların, Hırvatların, Slovenlerin ve Bulgarların aynı çatı altında
toplanmaları idi. Bu gibi yayınlar ayrıca Rusya ve Avusturya devletleri tarafından
destekleniyordu. Rusya bu sırada Balkanlarda yoğun bir Panslavizm propagandasına
girişmiş bulunuyordu. Bu propagandaların tahrikiyle Sırbistan ve Karadağ hükümetleri,
Osmanlı Devleti’ne düşmanca tavırlarını çoğaltıyorlardı. Ayrıca Sırbistan savaş
hazırlıkları yapıyordu. Çernayef adında bir Rus general Sırp ordusunun başına
getirilmişti. Osmanlı hükümeti tüm bu olanları Sırbistan’ın izah etmesini istedi. Lakin
cevap bir yana savaş başladı. (1 Temmuz 1876)6
Osmanlı kamuoyunda bu savaş büyük bir heyecan yaratmıştı. Basın yoluyla olayları
öğrenen halk canı ve malı ile savaşa destek olmaya başlamıştı. Halkın bu şevki
hükümete savaşın zaferle sonuçlanacağına dair cesaret veriyordu. Hükümetse ilk olarak
diplomatik tedbirler almayı yeğledi. Çünkü diğer devletlerin müdahalesi sonucu
değiştirebilecek etkilere neden olabilirdi. Bu sebeple hükümet savaşa Sırbistan ve
Karadağ’ın zorlamalarıyla girdiğini, saldırgan değil, savunan taraf olduğunu Avrupa
devletlerine bildirdi. Sırbistan’ın Paris anlaşmasının hükümlerini de ihlal ettiğini
belirtti.7
Avrupa devletleri sessiz kaldılar. Avusturya ve Rusya savaşın sonunu bekliyorlardı. 8
Temmuz’da Reichstad anlaşmasını yaptılar, bu anlaşmaya göre Osmanlı devleti galip
Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, VIII.cilt, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1995, s.14.
Enver Ziya Karal, a.g.e., ss.15-16.
7
a.g.e., s.17.
5
6
4
gelirse savaş öncesi durumun devamını temin edeceklerdi. Mağlubiyeti halinde ise
Balkanları paylaşacaklardı.8
Netice itibariyle savaş bütün cephelerde Osmanlı lehine sonuçlandı. Bu sonuç Rusya’da
büyük bir tepki doğurdu. Rusya’nın müdahalesi gündemdeydi. İngiltere’de de kamuoyu
Osmanlı aleyhine dönüyordu. Goladston’ un Bulgar ayaklanması ile ilgili yayınladığı
bir broşürde Türklere en ağır hakaretleri savuruyordu. Eserinde açıkça Türklerin
Avrupa’dan kovulmasını savunuyordu. Ayrıca Türkler hakkında “insanlığın insanlığa
karşı numunesi” diyerek ırkçı bir tavır takınıyordu.9
Müdahale kaçınılmaz görünüyordu. İngiltere hem kamuoyunu yatıştırmak hem de
Rusya’nın Balkanlarda tek başına bir düzenlemeye girmesini önlemek için Osmanlı
Devleti’nden barış görüşmelerinin yapılmasını istedi. Böylece büyük devletlerin savaşın
başlangıcından beri devam ettirdikleri tarafsız durum sona erdi.
Osmanlı Devleti kendi belirlediği şartlarda bir anlaşmanın yapılması için savaşı
durdurdu. Fakat çok ağır olmayan şartları kabul edilmedi. İngilizler, Sırbistan ve
Karadağ’a yeni imtiyazlar ve Bosna-Hersek’ e muhtariyet verilmesini istedi. Bunu diğer
devletlerde destekledi. Sanki Osmanlı Devleti savaşı kaybetmiş gibi gösteren bu şartları
hükümet kabul etmedi.
Bu arada Sırbistan ordularını yeniden hazırladı ve eksikliklerini giderdi. Başta İngilizler
olmak üzere büyük devletlerin Osmanlı Devleti aleyhine döndüğünü gören Sırbistan
tekrar saldırdı. Osmanlı kuvvetleri yine galip geldi. Bu sefer Belgrad yolu Osmanlı
ordularına açılmıştı.
Ruslar Sırpların mağlubiyeti ile Balkanlarda Rus nüfuzunun silineceğini gördüğü için
hemen müdahalede bulundu. Osmanlı hükümetine hemen barış yapması için 48 saatlik
bir ultimatom verdi. Rusya’yla savaşı göze alamayan hükümet mecburen mütarekeyi
kabul etti.10
Rusya’nın ultimatomu verdikten sonra seferberlik ilan etmesi İngiltere’yi telaşlandırdı.
Rusya’nın Balkan sorununu tek başına çözmesi demek, Balkanları tamamen nüfuzu
8
a.g.e., s.18.
Taner Timur , Osmanlı Çalışmaları, İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine, İmge Kitabevi,
Ankara 1996, s.323 ve s.345.
10
Enver Ziya Karal, a.g.e., s.24.
9
5
altına alması demekti. Böyle bir durumda Hindistan yolu tehlikeye girecekti. İngiltere
İstanbul’da bir konferans yapılmasını önerdi. Osmanlı hükümeti Rusya’nın savaş için
fırsat kolladığını biliyordu. Bu yüzden konferansı kabul etti.
Konferansta Balkanlarda ıslahat isteklerinin olacağını bildiği için Osmanlı kimseye
haber vermeden meşrutiyet ilanına karar verdi. Osmanlı temsilcileri meşrutiyetin ilanını
konferans sırasında açıklayarak konferansı havada bırakmak istemişlerse de temsilcileri
etkileyemediler. Osmanlı temsilcilerinin iştirak etmediği görüşmeler sonucu Balkanlara
muhtariyet getiren bir taslak sundular. Ancak bu şartlar reddedildi.
Bunun üzerine konferans delegeleri bu şartların kabul edilmesi için İngiliz delegesinin
Osmanlı otoritelerine teşebbüste bulunmasını istediler. Bu amaçla İngiliz delegesi
Salisbury Sultan Abdülhamit’e bir layiha sundu.11
Bu belgede Salisbury tekliflerin reddi halinde Rusya’nın savaş açacağını ve Osmanlının
buna hazır olmadığını belirtiyordu.
2.2. Osmanlı – Rus Savaşı
Konferans dağılmıştı ama görüşmeler devam ediyordu. Bu görüşmeler dahilinde
İngiltere ve Rusya Osmanlı hükümetini barışa zorlamak amacıyla 31 Mart 1877’de
Londra’da bir protokol imzaladılar. Bu protokol sözde Avrupa barışının korunmasına
yönelikti, ama içerikte Osmanlı Devleti’ni hiçe sayan koşullar öne sürüyordu. Nitekim
12 Nisan’da Osmanlı Devleti’nce reddedildi ve 24 Nisan 1877’de Rusya Balkanlara
asker sokarak savaşı başlattı. Sultan Abdülhamit, devletin savaş gücünün yetersizliğini
bilmekle beraber savaş taraftarlarının tesiriyle harbi kabul etmek zorunda kalmıştı.
Savaşın başlamasıyla büyük devletler tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi. Yalnızca İngiltere
Rusya’nın harp sebeplerini haklı görmediğini ve müdahalenin Paris anlaşması
hükümlerine uymadığını belirterek protesto etti. Fakat Osmanlı Devleti’nin tüm
çabalarına rağmen tüm Avrupa devletleri sanki birbirleriyle anlaşmışçasına hiçbir
karşılık vermediler.12
Kafkaslar ve Balkanlarda süren savaş, Osmanlı ordularının yenilgisiyle sonuçlandı. Her
ne kadar Plevne’ de Gazi Osmanpaşa ve Doğuda Ahmet Muhtar Paşa kısmen başarılı
11
12
a.g.e., ss.32-33.
Vahit Çabuk, Osmanlı Siyasi Tarihinde Sultan II. Abdülhamit Han, Emre Yayınları, İstanbul, s.73.
6
oldularsa da, bu yeterli olmadı ve Osmanlı kuvvetleri Rusları durduramadı. Ruslar
Ayastefanos’ a kadar ilerlediler. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti Ruslarla ateşkes
yapmak zorunda kaldı.
2.3. Yeşilköy Anlaşması ve Berlin Anlaşması
Osmanlı hükümeti 3 Mart 1878’de Rusya’yla ağır şartlar taşıyan Yeşilköy Anlaşması’nı
imzaladı. Bu anlaşmaya göre Osmanlı hükümeti, Romanya, Sırbistan ve Karadağ’ın
bağımsızlığını kabul ediyor, Bulgaristan’da muhtar hale geliyordu. Ayrıca Doğu’ da
Kars ve Ardahan olmak üzere bir kısım Osmanlı toprağı da Rusların eline geçiyordu.
Bu durum diğer Avrupa devletlerini rahatsız etmişti. Özellikle İngiltere Ortadoğu’da
güçlenen bir Rusya’nın Hindistan güvenliğini tehdit edeceğini düşünüyordu. Bu
anlaşma Avusturya’nın da Balkan çıkarlarını zedeliyordu. Zira Rusya Peşte’ de
Avusturya’ya verdiği sözü tutmamış, Balkanları kendi insiyatifine göre şekillendirmek
istemişti. Nihayet İngiltere ve Avusturya, Yeşilköy anlaşmasını yeniden görüşmek üzere
Rusya’yı zorladılar. Bunun üzerine heyetler Berlin’de görüşmelere başladılar. Temmuz
1878’de Berlin anlaşması imzalandı.13
Berlin’de imzalanan yeni anlaşmayla, İngilizler açısından Yeşilköy anlaşmasının
koşulları nispeten yumuşatılmıştır. Ancak Osmanlı Devleti açısından etkileri daha
vahim oldu. Bu anlaşmayla Osmanlı Devleti yarısı müslüman olan en az beş milyon
nüfusla, bütün topraklarının üçte birine yakın kısmını terkedmeye zorlanmıştı. Bu
Osmanlı Devleti için bir yıkım senedi olmuştu. Yeşilköy Anlaşması sadece Ruslara
karşı bir zaaf iken, Berlin Anlaşması’yla Osmanlının kaderi hakkında diğer devletlere
de söz hakkı veriliyordu. 93 Harbi ve sonrası olaylar Osmanlılara yalnızlıklarını iyice
hissettirmişti. Sultan II. Abdülhamit özellikle İngiltere’ye kırgın ve kızgındı. Osmanlı
hükümeti 1856 Paris anlaşmasını imzalayan devletlere tekrar müracaat ederek garanti
ettikleri Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumalarını istediyse de bir netice
elde edemiyordu. İngiltere ve Fransa şartların değiştiği gerekçesini öne sürüyorlardı. II.
Abdülhamit’e göre, İngilizler daha önce söz verdikleri halde 93 Harbinde yardım
etmeyerek açıkça ihanet etmişlerdi.14
Azmi Özcan, Pan-İslamizm Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve İngiltere (1877-1924), İsam
Yayınları, Ankara 1997, s.58.
14
Azmi Özcan, a.g.e., ss.58-59.
13
7
1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı izlediği
politikada önemli bir dönüm noktası olmuştur. Rusların İstanbul ve Erzurum’a kadar
ilerlemesi İngilizlerde Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumanın artık
geçerliliğini yitirdiği hissini uyandırmıştı. Lord Salisbury’ ye atfedilen “Kırım
Savaşı’nda yanlış ata oynadık!” sözü de bunu göstermektedir.15 Bu tarihten sonra
İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk ederek,
devletin yıkılması ve bu topraklar üzerinde kendine bağlı devletçikler kurma (Örneğin
Yunanistan, Ermenistan) veya Hindistan yolunun güvenliği açısından önemli görülen
stratejik noktaları denetimi altına alma yoluna sapacaktı.16
İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı tutumundaki bu değişiklikte, iç siyasal
gelişmelerin de etkisi vardır. Muhalefetteki Liberal Parti, Osmanlı toprak bütünlüğünün
korunmasını hem çok zor hem de masraflı ve gereksiz bulmaktaydı. Başbakan Disraeli’
nin geleneksel Osmanlı politikasına yakınlığına rağmen Dışişleri Bakanı Salisbury daha
çok Rus yanlısı idi.17 Hatta 1877-1878 Savaşı’nı izleyen Marx’a göre İstanbul
yakınlarına gelen Rus orduları “soğuktan ve açlıktan” harabolduğu için nihai zaferi
kazanacak durumda değildi. Fakat Marx’ ın “İgnatiyef’in dostu” ve “Rus ajanı” olarak
nitelediği Salisbury’ nin etkisiyle Rusya lehine bir mütareke yapılmıştır.18 Muhalefetin
baskısı ve Osmanlı – Rus Savaşı’nın sonuçları birleşince, iktidardaki Muhafazakar Parti
de bir ikilem içinde kalmıştır. Sonuçta 1880 yılında Liberal Gladstone’ un iktidara
gelmesiyle, İngiltere’nin Osmanlı politikasındaki değişim daha bir netlik kazandı.19
15
Taner Timur, a.g.e., ss.322-323.
Oral Sander, a.g.e., s.230.
17
Taner Timur, a.g.e., s.328.
18
a.g.e., s.346.
19
Murat Özyüksel, a.g.e, s.6.
16
8
3. İNGİLTERE VE OSMANLI DEVLETİ
3.1. Kıbrıs’ın İngiltere’ye Devri
Rus tehditleri sebebiyle iyice güçsüzleşen Osmanlı Devleti karşısında, İngiltere
Ortadoğu’da durumunu daha da güçlendirecek tedbirler almaya yönelmiştir. Bu sebeple
İngiltere stratejik noktaları himayesi altına almayı amaçlamıştır. İngiltere’nin Osmanlı
Devleti’ni parçalama politikasının ilk göstergesi, Kıbrıs adasının işgal ve yönetimini ele
geçirmesidir. İngiltere Berlin Konferansı’nda Osmanlı Devleti’ni destekleme sözüne
karşılık II. Abdülhamit’ten Kıbrıs’ı resmen istedi. İngilizler bahane olarak Rusların
Türkiye’ye yapacağı tecavüzlerin zamanında önlenebilmesi için adanın geçici olarak
İngiltere’ye bırakılması gerektiğini gösterdi. II. Abdülhamid, bu teklife direnmesine
karşın, İngiltere üslubunu sertleştirmiş ve “ne pahasına olursa olsun adanın işgal
edileceği” tehdidinde bulunmuştur.20
Böylece kısa bir süre içinde anlaşılmıştır ki, değişen şartlarda emniyet için hiçbir
yabancı güce güvenmek mümkün değildi. Ayrıca eğer Avrupa devletleri aralarında
anlaşabilirlerse Osmanlı toprakları paylaşılabilirdi. II. Abdülhamit’e göre İngiltere
özellikle Ortadoğu’ya nifak sokarak Osmanlı Devleti’nin birlik ve bütünlüğünü
bozmaya çalışmakta idi. Ancak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sorunlar
nedeniyle İngiltere’ye karşı açıkça bir tavır mümkün değildi.21
Kıbrıs’ın idaresini İngiltere’ye bırakan anlaşma 4 Haziran 1878’de imzalandı.
Anlaşmaya göre İngiltere adaya geçici olarak çıkıyordu. Ruslar, Batum, Kars ve
Ardahan’ı terkedince İngiltere Kıbrıs’ı terkedecekti.22
İngiltere “Batı Asya’nın anahtarı” olarak gördüğü Kıbrıs’a yerleşirken, Rusların
güneydoğudan Hindistan’a gidecek koridora inmesini engellemek için çalışmaya
başlamıştı. İngilizler “Kıbrıs anlaşması”na ayrıca Hıristiyan teba (özellikle Ermeniler)
için ıslahat yapılmasına dair bir madde de koydurmayı başardı. Berlin anlaşmasının da
61.maddesine konan bu hüküm ileride Osmanlı Devleti’nin başını ağrıtacaktır.23
Süleyman Kocabaş, Sultan II. Abdülhamit Şahsiyeti ve Politikası, Vatan Yayınları, İstanbul 1995, s.8990.
21
Azmi Özcan, a.g.e., ss.59-60.
22
Süleyman Kocabaş, a.g.e., s.90.
23
Süleyman Kocabaş, a.g.e., ss.60-61.
20
9
Bu
olaylar
göstermektedir
ki
İngiltere
Osmanlı
Devleti’nin
parçalanmasına
çalışmaktadır. Hıristiyan uluslar birer birer devletten koptukça nüfus dengesi
müslümanlar lehine değişiyordu. Bu durumda İslam yeni bir dayanışma ilkesi olabilirdi.
Böylelikle II. Abdülhamit’in elinde Türk olmayan Müslüman halkları tutmak için
yalnızca Pan-İslamizm kalıyordu.24
İngilizler ise yeni politikalarıyla Arapların yaşadığı bölgelere yönelerek Abdülhamit’in
Müslüman unsurları bir arada tutabilme çabalarını önlemeye çalışıyordu. İngiliz
sömürgeleri içindeki müslümanların Pan-İslamizm etkisiyle isyan etmeleri en büyük
korkuları olmuştu. Bu sebeple İngilizler Arap ülkelerine milliyetçilik propagandası
faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Bu amaçla gözünü Mısır’a çevirdi. Mısır Arap dünyasına
nüfuz etmek için iyi bir üs olabilirdi. Ayrıca Mısır sömürge yolları içinde stratejik
öneme haiz bir yerdi.
3.2. Mısır’ın İşgali
19.yüzyılın başında Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da isyan etmesinden sonra Mısır’ın
idaresinde başa geçen Hidivlere bir çok imtiyazlar verilmişti. Hidivler bu imtiyazları
genelde devlet adamlarına verilen “kapı yoldaşı” denen hediyelerle yeni bir nevi
rüşvetle elde ediyorlardı.25 Bu imtiyazlar dahilinde adeta Mısır’a muhtariyet verilmişti.
Zamanın Hidivi İsmail Paşa’nın ise Mısır hakkında büyük ihtirasları vardı. Bir
hükümdar gibi hareket eden Hidiv Mısır’ı kalkındırmak düşüncesi ile plansız ve aşırı
icraatlar yapmıştı. Mısır’ın ihtiyacını aşan bu kalkınma programı için vergiler
yetmeyince Avrupa ülkelerinden borç para alma yoluna gidildi. Mısır’da mali kontrol
daha çok Fransızların elinde idi. Fakat İngiltere kendisi için stratejik öneme haiz olan
Mısır’ı Fransa’yla paylaşmak istemiyordu. Bu sebeple Mısır Hidivi’ nin aşırı
borçlanmaktan dolayı Süveyş kanalı hisselerini satma isteğini duyan İngiltere Başbakanı
Disraeli Maliye Bakanına bile danışmadan 4 milyon sterline bu hisseleri satın alarak
Mısır’da İngiliz varlığını güçlendirmeye başladı. Daha sonra 1876 Fransa ile birlikte
İngiltere Mısır’ın gelir-giderlerinin kontrolü için bir komisyon kurdu. Artan bu dış
müdahale sebebiyle Hidiv bu iki devlete karşı orduda bazı kışkırtmalarda bulundu. Bu
24
25
Azmi Özcan, a.g.e., ss.60-61.
Enver Ziya Karal, a.g.e., s.87.
10
devletler de Osmanlı devletine baskı yaparak Hidivi değiştirttiler. Bu olaylar Mısır’da
milliyetçiliği körükledi.26
“Vataniler” adıyla örgütlenen muhalefet hükümeti devirip yabancı kontrolörler
gönderilince, İngiltere ve Fransa savaş gemilerini bölgeye intikal ettirdiler. İsmail
Paşa’ya istifa etmesi önerildi. Fakat Hidiv İsmail Paşa bunu kabul etmeyince iki ülke
Hidivi II. Abdülhamit’e şikayet ettiler. Sonuçta II. Abdülhamit Hidivi azledip yerine
oğlu Tevfik Paşa’yı getirdi.(25 Haziran 1879)27
Bu arada İngiltere ve Fransa olayların yatışması için gücünü artıran Vatanilerin lideri
Arabi Paşa’yı Harbiye nazırı yapılmasına ses çıkarmamışlardı. II. Abdülhamit milli
niteliğinden dolayı harekete soğuk bakmışsa da, yabancı egemenliğine karşı olan bu
hareketi desteklemiş ve Arabi Paşa’yı özel temsilciler aracılığıyla nişanla taltif de
etmiştir.28
Arabi Paşa orduda takviye yapması ve yabancıları göndermesi üzerine İngiltere ve
Fransa bölgeye savaş gemilerini yolladı. Ancak müdahale için anlaşamadılar. İngiltere
Mısır’a tek başına yerleşmek istemektedir. Bu amaçla II. Abdülhamit’ten asker
gönderip asayişi sağlamasını istediler. Ancak II. Abdülhamit kendi insanını silah
zoruyla ezip yeniden idareyi yabancılara bırakan halife durumuna düşmek
istemiyordu.29 Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Hidiv’ e baskı yapma yolunu
seçmiştir. Bu karışık ortamda gerginlik artmış ve küçük bir tartışma neticesinde şehirde
olaylar başlamış ve 57 Hıristiyan ve 140 kadar müslüman İskenderiyeli ölmüştür.30
Avrupa devletlerinin konsolosları, Mısır’da meydana gelecek olayları başından beri
bilmekte idiler. Bu yüzden hadiselerden sonra şehri terk etmişlerdi. Bu aşamada Arabi
Paşa müdahalenin kaçınılmaz
olduğunu görmüş ve
İskenderiye’yi
savunma
hazırlıklarına başladı. 11 Temmuz 1882 günü İngiliz filoları şehri aralıksız akşama
kadar topa tuttu. 12 Temmuzda Mısır’a asker çıkaran İngiltere artık idareyi ele almıştı.
Osmanlı Devleti bütün uğraşlarına rağmen İngiltere’yi Mısır’ı boşaltması için ikna
edemedi. Askeri yönden de buna imkan yoktu. Sonunda mecburi anlaşma yoluna
Cezmi Eraslan, II. Abdülhamid ve İslam Birliği, Osmanlı Devleti’nin İslam Siyaseti, 1856-1908,
Ötüken, İstanbul 1992, ss.162-163.
27
Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 6, 3.Baskı, Ağaç Yay. İstanbul 1995, s.251.
28
a.g.e., s.251.
29
a.g.e., s.251-254.
26
11
gidildi. (24 Ekim 1885). Anlaşmaya göre İngiltere Mısır’ın idaresinde Osmanlı
Devleti’yle ortak oluyor ve sınırlarda güven kurulmadıkça İngiltere Mısır’ı
boşaltmayacaktı. Sultan II. Abdülhamit Han İngiltere’yi Mısır’dan çıkaramayacağını
anlayınca İngiltere politikasında büyük değişiklik yaptı. Saltanatının sonlarında
Almanya’ya yakınlaşmayı sağladı.31
Mısır bundan sonra II. Abdülhamit’in İslam Birliği Siyaseti’ne karşı İngilizlerin Arap
milliyetçiliğini körüklediği bir merkez olmuştur. Ayrıca İngilizler Arabistan
yarımadasını hedef olan halifeliğin Araplara geri verilmesi doğrultusunda propaganda
merkezi yine Mısır olmuştu.
Aslında İngiltere Mısır’ı işgali ile milletlerarası siyasette büyük bir yalnızlığa itilmişti.
Fransa ve Rusya İngilizleri Mısır’a tek başına el koymasını hazmedemediler. Bu iki
devlet işgali tanımamak için Osmanlı hükümetini desteklemekte anlaştılar. Ancak bu
anlaşma üzerine İngiltere Mısır’ı tamamen işgal etmediğini asayişi tesis ettikten sonra
Mısır’ı boşaltacağını açıklamak zorunda kaldı.32
İngilizler hiçbir zaman siyasi ve askeri yönden çekinecek yanı yokken yine de bu
açıklamayı yapmıştı. İngiltere Mısır’ın müslüman bir ülke olduğunu ve bu yüzden
müslümanlarca
yönetilmesi
gerektiğini
belirtiyordu.
Çünkü
II.
Abdülhamit
müslümanların halifesi durumundaydı. Her ne kadar Arap milliyetçiliği görünse de
hilafet konusunda hala tartışmalar kesinlik kazanmamıştı. Mısır’da İngiliz varlığını
tehlikeye düşürmemek için İngilizler İslam halifesini doğrudan karşısına almak
istemiyordu. Öte yandan halife de bu yıllarda meseleyi görüşmeler yoluyla halletmek
taraftarıydı. Mısır İslam merkezlerine yakın bir yerdi. İngilizler herhangi bir problem
çıkmadan bertaraf edilmeliydi. Zira halifenin bu hususta bir zaafı İslam alemindeki
prestijini sarsabilirdi.33
İngiltere ancak sakin bir ortamda II. Abdülhamit’in halifelik nüfuzunu kıracak
hazırlıkları yapabilirdi. Bu amaçla önce halifenin meşruluğunu tartışma konusu haline
getirdiler. Bunun için ellerinde iyi de bir koz vardı. Mısır Hidivi Tevfik Paşa halifelik
hülyasına sahipti. Ayrıca Mısır’da milliyetçilik fikirlerinin de yayılması belli bir süre
30
Vahid Çabuk, a.g.e., s.126.
a.g.e., ss.128-129.
32
Cezmi Eraslan, a.g.e., s.290.
33
a.g.e. s.291.
31
12
içinde Mısır’ın kendiliğinden Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını sağlayacaktı. Bu
maksatla İngilizler basın yayın organlarını etkili bir biçimde kullanacaklardır. Bu
gazetelerin çoğunluğu Avrupa’ya oradan da Mısır’a kaçan Jön Türklerin çıkardıkları
gazeteler ve mecmualardır.34
3.3. Panislamizm ve II.Abdülhamid
Sultan Abdülhamid yıkıcı güçler olarak gördüğü liberalizme ve milliyetçiliğe tamamen
karşı çıkmakla kalmıyor, kendi saltanatının geleneksel ve İslami niteliğini de
vurgulayarak bunların etkinliğini azaltmaya çalışıyordu. Bu eğilim Abdülaziz’in son
yıllarında başlamış bulunuyordu. Ama II. Abdülhamit halifelik unvan ve sembollerini
kullanarak İslam dayanışmasına önceki sultanlardan daha çok başvurmaktaydı. Onun bu
tercihini sadece yıkıcı ideolojilere karşı bir denge bulma arzusu yansıtmıyordu. Ayrıca
1878’deki toprak kayıplarıyla nüfus dengesi müslümanlar lehine değişmesi İslam’ ı yeni
bir dayanışma unsuru olarak öne çıkarıyordu.35
Şerif Mardin’e göre ise Abdülhamid Han tahta çıktığında “Osmanlılık” ilkesini egemen
kılmak istemektedir. Fakat ona göre II. Abdülhamid’in politikasının “Panislamizme”
bağlanışının nedeni Gabriel Charnes’in “Le Panislamisme” adıyla yazdığı kitaptır.
1880’de çıkan kitaba göre II. Abdülhamit er geç Panislamizm politikasına sapmak
zorunda kalacaktır. Eser Osmanlı Devleti için Panislamizm’den başka çıkar yol
olmadığını öne sürüyordu.36
İçerdeki ve dışarıdaki müslümanlar göz önüne alındığında II. Abdülhamit’in
Panislamizm politikası birbirinden farklı fakat aynı zamanda, birbirleriyle ilişkili iki
anlam içeriyordu. II. Abdülhamid ırki esaslara dayanan milliyetçilik hususunda özellikle
hassas idi. II. Abdülhamid İngilizlerin milliyetçiliği Arap dünyasında ve yaymak
suretiyle Arapları kışkırtıp Osmanlı Devleti’ni parçalamak gayesinde olduğuna
emindi.37 II. Abdülhamit için Panislamizm Osmanlı Devleti içindeki müslümanlar için
birleştirici bir unsurdu.
34
a.g.e., s.291.
Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Turkey A Modern History, İletişim Yay. İstanbul
1996, s.120; Murat Özyüksel, a.g.e., s.7-8.
36
Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, 1895-1908, İletişim Yay, İstanbul 1992, s.72.
37
Azmi Özcan, a.g.e., s.61-65.
35
13
Dışarıdaki müslümanlara gelince, II. Abdülhamit’in “Dünya Müslümanlarının
Halifeliği” gibi büyük bir iddiadan daha sınırlı, daha realist amaçları vardı. Bu onun
ideali olabilirdi ama gerçekte Abdülhamit gücünün sınırlarını bilen bir kişiydi. 1881’de
Hindistan’a yollamak için Yıldız’ da İslam gazetesi bastırırken; çeşitli Arap bölgelerine
ajanlar yollayıp propagandasını yaparken; ya da Cemalettin Afgani gibi bir alimi
sarayına davet ederek İngilizlere karşı kullanırken hep emperyalist ülkeler üzerine baskı
yapmak ve onların Osmanlı Devleti’yle ilgili entrikalarını bertaraf amacını güdüyordu.38
Özellikle 93 harbinden sonra İngiltere Hindistan’daki Pan-İslamcı gelişmeleri dikkatle
takip etmiştir. Bundan önce ise hem kendi hakimiyetini tesis etmek, hem de Asya’daki
Rus emellerini frenlemek için İngiltere, hilafetin Hindistan’daki nüfuzunu arttırmasına
göz yummuştur. Bununla birlikte İngilizler her zaman için bu siyasetin yani
Panislamizm’in, bir gün kendilerine karşı kullanılabileceğini hesaplıyorlardı.
Bu endişeler neticesinde İngilizlerin Hindistan müslümanları faktörünü aşırı büyüttüğü
gerçektir. II. Abdülhamit pekala biliyordu ki zamanın koşulları ve imkanları dahilinde
Hindistan müslümanlarını İngilizlere karşı topyekün harekete geçirmek onları kırdırmak
olurdu. Bununla birlikte bazen böyle görünerek, bir bakıma blöf yaparak İngilizlerle
ilişkilerinde bir pazarlık unsuru olarak kullanılmaya çalışılmıştır.39
38
39
Taner Timur, a.g.e., s.324 ; Azmi Özcan, a.g.e.
Azmi Özcan, a.g.e., s.253.
14
SONUÇ
Sultan II. Abdülhamit memleketin gerçekten bunalım içinde bulunduğu zor bir dönemde
tahta çıkmıştır. 1876 Karadağ ve Sırbistan ile Savaş; 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı,
1881 Tunus’un Fransızlarca; 1882 Mısır’ın İngilizlerce işgali olayları, Osmanlı
Devleti’nde gerek dış, gerekse iç siyasetinde önemli değişikliklere neden olmuştur.
Özellikle 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı sonrası görülmüştür ki, Avrupa devletleri,
menfaatleri gereği Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasından
vazgeçmiş ve artık Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasına çalışır olmuşlardı. Fakat
aralarındaki çıkar çatışmaları bunun bir anda vuku bulmasını önlüyordu.
İngiltere sömürge yollarının güvenliği için Osmanlı Devleti’nin stratejik noktalarını
birer birer koparıyordu. Abdülhamit döneminde İngiltere, Fransa ve Rusya gibi sömürge
imparatorlukları bir kısım müslüman halklarını da içeriyordu. Değişik kültürden oluşan
bu halklar, sömürge idarelerinin zayıf noktalarını oluşturuyordu. II. Abdülhamit bu
zaaflardan kendisinin halife kimliğini öne çıkaran politikalarla yararlanmaya
çalışılmıştır. Otuz üç yıllık saltanatı boyunca bu politikayı epeyce ustalıkla kullanmıştır.
15
KAYNAKÇA
Çabuk , Vahit , Osmanlı Siyasi Tarihinde Sultan II. Abdülhamit Han , Emre Yayınları ,
İstanbul .
Eraslan , Cezmi , II. Abdülhamid ve İslam Birliği , Osmanlı Devleti’nin İslam Siyaseti
, 1856-1908 , Ötüken , İstanbul , 1992 .
Karal , Enver Ziya , Osmanlı Tarihi , VIII.cilt , 4.Baskı , Türk Tarih Kurumu Basımevi
, Ankara , 1995 .
Kocabaş , Süleyman , Sultan II. Abdülhamit Şahsiyeti ve Politikası , Vatan Yayınları ,
İstanbul , 1995 .
Mardin , Şerif , Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908 , İletişim Yay , İstanbul ,
1992 .
Öke , Mim Kemal , İngiliz Casusu Prof. Ariminius Vambery’ nin Gizli Raporlarında II.
Abdülhamit ve Dönemi , Üçdal Neşriyat , İstanbul , 1983 .
Özcan , Azmi , Pan-İslamizm Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve İngiltere
(1877-1924) , İsam Yayınları , Ankara , 1997 .
Özyüksel , Murat , “ Abdülhamit Dönemi Dış İlişkileri ” , Türk Dış Politikasının
Analizi , Derleyen ; Faruk Sönmezoğlu , Der Yayınları , II. Baskı , İstanbul , 1998 .
Sönmezoğlu , Faruk , Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi , Der Yayınevi,
İstanbul , 1998 .
Sander ,Oral, Siyasi Tarih , İlkçağlardan 1918’e , İmge Kitabevi , İstanbul , 1997 .
Timur , Taner , Osmanlı Çalışmaları , İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine
, İmge Kitabevi , Ankara 1996 .
Zürcher , Erik Jan , “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi , Turkey A Modern History” ,
İletişim Yay. , İstanbul , 1996 .
Osmanlı Ansiklopedisi , Cilt 6 , 3.Baskı , Ağaç Yay. İstanbul , 1995 .
16
Download

II-ABDULHAMIT-DONEMI-Indirmek-Icin