1
ADANA VE ÇEVRESİNDE ERMENİ VE FRANSIZ CİNAYETLERİ

Dr. Kemal ÇELİK
Bu yazıda, öncelikle, Ermeniler ve Ermenistan hakkında kısa ve tanıtıcı bilgi vereceğiz 1. Bunu
takiben, Ermeni Sorunu’nun nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği üzerinde duracak, Adana ve çevresinde,
Fransızlar’dan destek alan Ermeniler’in Türkler’i nasıl katlettiklerini, yok etmeye çalıştıklarını, o
döneme ait kaynak bilgilerle ortaya koymaya çalışacağız. Sonuçta, Ermeni Soykırımı iddiası
konusunda birkaç cümlemiz daha olacaktır.
Adana ve çevresi 1516’da Osmanlı idaresine alındığı sırada, Doğu Anadolu’da 470 yıl, Kilikya’da
ise 150 yıldır hüküm süren bir Ermeni Krallığı veya prensliği bulunmuyordu. Millet olarak Ermeni
Milleti’nden de söz edilmiyordu. XVI. yüzyılın ilk yarısına ait hiçbir yazılı kaynakta da bir Ermeni
devleti veya milletinin adı geçmemektedir2.
Daha sonra, Osmanlı Devleti’nin Ermeniler’e tanıdığı ayrıcalıklar Batılı devletlerin dikkatini çekti.
Fransa başta olmak üzere, İngiltere, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, Osmanlı sınırları içindeki
Ermeniler arasında misyonerlik faaliyetlerine giriştiler. Katolik, Ortodoks ve Protestan mezheplerini
yaymaya başladılar3.
Fransa, sömürge ve çıkar elde etmek peşinde idi. Bu amacını gerçekleştirebilmek gayesiyle
Ermeniler’i piyon olarak seçmişti. Ermeni toplumuna bağımsızlık vadetmiş, bu vaadiyle, onları kendi
amaçları doğrultusunda kullanmak konusunda da başarılı olmuştur. Fransa, 1630’dan itibaren
Ermeniler arasında Katolikliği yaymaya başladı. 1740’ta Osmanlı topraklarının tamamında Katolikleri
himaye hakkını resmen kabul ettirdi. Siyasî ve ticarî amaçlarla yapılan bu propaganda, Osmanlı
topraklarında yeni fesat yuvaları oluşturdu4. Daha yakın tarihlere geldiğimizde, Fransa’nın, 1915-1916
yıllarında Osmanlı topraklarını paylaşma projesi kapsamında gerçekleştirilen gizli antlaşmalara
dayanarak, bu gizli antlaşmalar gereği Mondros Mütarekesi sırasında, Suriye ve kuzey dağlık kesimde
(Kilikya olarak adlandırdığı sınırı belirsiz bir bölgeye dahil ederek) Adana, Antakya Gaziantep,
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş taraflarını, askerî açıdan Suriye’yi savunmak için doğal bir bölge olarak
gördüğü ve bu bölgeyi elinde tutmak istediği anlaşılmaktadır. Bir diğer neden de, Fransa’nın, Haçlı
Seferleri döneminden beri ilgilendiği bölge üzerinde tarihî hakları olduğunu iddia etmesidir 5.
Ermeni Sorunu’nu öne çıkaran devletlerin başında gelen Rusya’nın amacı, özetle, bölgedeki
Hrıstiyan halkı ve Ermenileri koruyormuş gibi davranarak, doğu ve güneydoğu Anadolu’daki Osmanlı
topraklarını ele geçirmek, Akdeniz’e inme plânını gerçekleştirmekti. 1774 Küçükkaynarca

Başkent Üniversitesi Atatürk Araştırma Merkezi Öğretim Görevlisi. Bu makale 29-30 Mayıs 2004’te Ankara’da Ermeni
Araştırmaları II. Uluslararası Kongresi’nde bildiri olarak sunulmuştur.
1
Ermenilerin tarihi ve Ermeni Sorunu konusunda daha geniş bilgi için bk. Ermeni Komiteleri’nin A’mal ve Harekât-ı
İhtilâliyyesi, (Haz.: H. Erdoğan CENGİZ), Başbakanlık Basımevi, Ankara 1983 ve bu eserin sade bir Türkçe ile basımı olan
Ermeni Komiteleri’nin İhtilâl Hareketleri ve Besledikleri Emeller, (Haz.: İsmet PARMAKSIZOĞLU), Birinci Baskı,
Ankara 1981.; Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İkinci Baskı, İstanbul 1987, s. 22-42 vd.; Kâmuran Gürün,
Ermeni Dosyası, Ankara 1985, s. 10-13 vd.; Mehlika Aktok Kaşgarlı, Kilikya Tâbi Ermeni Baronluğu Tarihi, Ankara 1990,
s. XV vd.; Kemal Çelik, Millî Mücadele’de Adana ve Havalisi (1918-1922), Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s. 12, 13 vd.
2
Uras, a. g. e., s. 88.; K. Gürün, a. g. e., s. 27.; K. Çelik, a. g. e., s. 14, 15.
3
Ahmet Hulki Saral, Türk İstiklâl Harbi IV, Güney Cephesi, Gn.Kur.Yay., Ankara 1966, s. 9.; Ali İhsan Gencer, “İhtilâlci
Ermenilerin-Kaza İhtilâl Teşkilâtı-Talimâtnâmesi” , Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı: 13, İstanbul 1987, s. 581-584.; K. Çelik,
a. g. e., s. 15.
4
Ermeni Komitelerinin İhtilâl Hareketleri ve …, s. 200.; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt: II, Dördüncü
Baskı, T.T.K., Ankara 1983, s. 506.; Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Cilt: VI, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1983, s. 36.;
Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu (1919-1922), İkinci Baskı, Ankara 1988, s. 61.; K. Çelik, a. g. e.,
s. 10, 11.
5
E. Brémond, La Cilicie en 1919-1920, Paris 1921, s. 76. ; P. Redan, La Cilicie et Le Probleme Ottoman, Paris 1921, s. 114138.; A. H. Saral, a. g. e., s. 37. ; Y. Akyüz, a. g. e., s. 175-177. ; Yaşar Akbıyık, Millî Mücadele’de Güney Cephesi
(Maraş), Ankara 1966, s. 57-60.
2
Antlaşması, Rusya’ya, Osmanlı Devleti’nin tebası olan Ortodoksları himaye hakkını verdi. Ermeni
Sorunu’nun çıkmasında etkili olan önemli bir neden de 1815’te Viyana Konferansı’nda Rus Çarı
Alexandr’ın ortaya attığı Şark Meselesi’dir. 13 Şubat 1878’de bir dilekçe ile Rus Çarı ve Başbakan
Gorçakof’a başvuran İstanbul Ermeni Patriği Nerses, Eçmiyazin Katogikosu’na gönderdiği bir
mektupta: “Ermeniler’in, Türkiye’nin Asya kısmına sahip olabilmesi konusunda Rusya’nın
himayesine muhtaç olduklarını”, yazmıştı. Buna karşılık; Ayastefanos Antlaşması’nda kendilerine
muhtariyet verilmesi konusundaki Ermeni istekleri, bu isteğin kendi sınırları içindeki Ermenilere
örnek olmasından çekinen Rusya tarafından reddedilmişti 6. Ama, bu başvuruyu iyi değerlendiren
Rusya, Ermeniler’e bağımsızlık vadederek, Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı vatandaşı olan
Ermeniler’in desteğini almayı başarmıştı.
İngiltere, 1791’denberi Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terkeden ve
Osmanlı topraklarında kendisine bağlı millî devletler kurmayı düşünmekte idi. Yine de 1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumak politikasını sürdürdü.
Osmanlı Devleti bu savaşta Rusya’ya yenilince, İngiltere’de “artık bu devlet ayakta kalamaz”,
düşüncesi hakim oldu. Böylece İngiltere, yeni politikasında Ermeni Sorunu’na yer vermeye başladı.
Bunun başta gelen bir nedeni, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında, kuzeydoğu Anadolu’da bazı
Türk şehirlerini işgal eden Rusya’nın, bölgede yaşayan Ermenileri bağımsızlık vaadiyle Osmanlı
Devleti’ne karşı kışkırtmasıdır. 13 Temmuz 1878 Berlin Kongresi’ni takiben; Rusya’nın, Akdeniz’e
inmek konusundaki hedefini bilen İngiltere, uluslar arası kamuoyunun dikkatini başka bir yöne
çekmek ve bölgede tehlikeli olabilecek bir Rus nüfuzu ve hakimiyetine karşı, doğuda sözde bağımsız
bir Ermenistan’ı kendisi kurmayı yeğlemiş ve yine kendi amacı doğrultusunda kullanmak üzere
Ermeni Sorunu’nu ön plana çıkarmıştır 7.
İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri de, Osmanlı topraklarında kurdukları dini cemiyetlerle
Protestanlığı yaydılar. Bu faaliyetler zamanla olumsuz sonuçlarını göstermeye başladı. XIX. yüzyıla
kadar sakin bir hayat geçiren, ticaret ve sanayi ile uğraşan ve devlet hizmetlerinde kullanılan
Gregorian mezhebine bağlı Osmanlı Ermenileri’nden Katolik olanlar kendilerini Fransız, Ortodokslar
Rus, Protestan olanlar da İngiliz ve Amerikalı gibi görmeye başladılar. Fransız İhtilâli’nin Ermeni
gençleri üzerindeki etkisiyle, 1839 Tanzimat Fermanı’nı takiben, Ermenilik ve Ermenistan’ı diriltme
çalışmaları başlatıldı. Böylece Ermeniler, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Hrıstiyan bir topluluk olarak
Avrupa gündeminde yer alma çabasına giriştiler. XIX. yüzyıl sonları ile XX. Yüzyıl başlarında bazı
Avrupa merkezlerinde bağımsızlığı amaçlayan cemiyetler kurdular. Bu cemiyetler, yayınladıkları
dergilerle, Avrupa ülkeleri kamuoyunda taraftar kazanmaya, bir Ermeni Problemi bulunduğu
görüşünü yaymaya çalıştılar8. İngiltere’nin bu yeni politikası, Osmanlı Devleti’ni Rusya karşısında
yalnız bıraktı. Osmanlı-Almanya yakınlaşmasına ve İngiltere’nin karşısındaki blokta yer alan Osmanlı
Devleti’nin çökmesine yolaçtı.
Ermeni toplumu içinden özellikle din adamları, lider yöneticiler ve Ermeni komiteleri, Ermeni
Problemi olduğu propagandası yaptılar. Osmanlı Devleti toprakları üzerinde bağımsızlık kazanmak
umuduyla Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yanında yer alarak Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti
yönetimine karşı yönlendirip örgütlediler.
2- II. Meşrutiyet’in İlânı ve 1909 Adana Ermeni Olayları:
a- II. Meşrutiyet’in İlânı ve Ermeniler:
II. Meşrutiyet ilkeleri, ihtilâlci yapıda ve politik amaçlı Ermeni komitelerinin, ülkenin kalkınması,
ekonomik iyileşme sağlanması yönünde çalışmalarını gerektirmekte idi. Ermeni komiteciler de
Fahir Armaoğlu, Siyasî Tarih 1789-1960, İkinci Baskı, Ankara 1973, s. 288, 289.; Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya,
Kültür Bakanlığı Yay./1194, Sevinç Matbaası, Ankara 1990, s. 105 ve birçok yerde. ; E. Z. Karal, a. g. e., V. Cilt, s. 203, 204.
7
F. Armaoğlu, a. g. e., s. 286-288.; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele, İstanbul 1983, s. 100 v. d.;
Süleyman Kocabaş, Türkiye ve İngiltere, İstanbul 1985, s. 86.; Y. Akbıyık, a. g. e., s. 7.
8
Ermeni Komitelerinin İhtilâl Hareketleri ve… (Haz.: İ. Parmaksızoğlu), s. 9-200.; A. H. Saral, a. g. e., s. 9.
6
3
başlangıçta bu düşüncede idi. II. Meşrutiyet ilân edilince, affedilen siyasî suçlu, serseri ruhlu ve kaçak
Ermeniler, Türkiye’ye döndüler. Önde gelen Ermeni düşünürleri, Osmanlı Hükümeti tarafından
önemli devlet görevlerine atandılar. İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinden bazıları,
Ermeniler’in özel gün ve törenlerine katıldılar. Meşrutiyet’in yaydığı hürriyet, adalet ve eşitlik sonucu
siyasî haklarına tamamen kavuşan Ermeni siyasî komitelerinin, bundan böyle adlarındaki ihtilâlci
sıfatlarını taşıma ve varlıklarını devam ettirme gereği kalmamıştı. Gerçekte de, aralarındaki birlik
dağılacak hale gelmişti. Fakat, kısa süre sonra, Ermeniler arasındaki etkilerini devam ettirmek ve
kesin nüfuz kurmak isteyen Ermeni Taşnaksütyun, Hınçak, Veragaz Miyal Hınçak başta olmak üzere,
Sahma Natragan ve Ramgavar komiteleri, her tarafta şubeler açarak yeniden örgütlendiler. Kendi
içlerinde de mücadele ederek, patrikhane ve murahhashaneleri yönetimleri altında tutmaya çalıştılar.
Başarıya ulaşmak, seçimleri kazanmak için mahalleler ve okullar düzeyine kadar indiler. Ermeni
Genel Millî Meclisi de siyasî entrikaların merkezi haline geldi. Rusya’dan sürülmüş olan ve bazı
Avrupa devletlerinden Türkiye’ye gelen çok sayıda vatansız ve maceracı, bu mecliste önemli görevler
ele geçirerek, Osmanlı Devleti Hükümeti’ni tanımadıklarını açıkladılar. Ermeni Millî Meclisi, Ermeni
isteklerini Rusya’daki Ermeni Katogikosu’na sunma usulünü uygulamaya koydu. Bir taraftan da,
Osmanlı toplumu ile uyumlu yaşıyormuş görünerek, millî amaçlarını ve bağımsızlık kazanma
gayretlerini devam ettirdiler9.
b- 1909 Adana Ermeni Olayları (İğtişaşı):
Osmanlı Devleti’ne karşı düzenlenen en önemli Ermeni isyanlarından biri de, 1909 Adana Ermeni
Olayları’dır. Osmaniye (Cebel-i Bereket Mutasarrıflığı) ve Dörtyol Ermeni Delegesi (murahhası)
Episkopos Mrg. Muşeg (Moucheg), yanına aldığı 15-20 kadar Ermeni komiteci ile Osmaniye ve
Dörtyol’dan başlayıp, Adana Vilâyeti sancaklarını dolaştı. Çok sayıda Ermeni nüfusun bulunduğu,
tehlikeli isyancı Ermeniler’in yaşadığı Dörtyol’da, çektiği nutuklarla, Hükümet’e bağlı Ermeniler’i de
kışkırtarak isyana teşvik etti. Avrupa devletleriyle işbirliği sonucu, Dörtyol İskelesi’ne binlerce silâh
ve cephane getirtti. Bu silâhları zorla sattığı Ermeniler’den ticarî kazanç sağlamayı da ihmal etmedi.
Maiyyeti ile Ermenistan bayrağı taşıyarak dolaşan Muşeg, Kafkas Ermenileri gibi üç köşeli belirgin
işaret taşıyan kalpaklı, ayakları dizlikli, tek tip elbise giyinmiş ‘Postallı’ adı verilen 300’den fazla
askerine, Amerika ve Rusya’da eğitilen Ermeni fedâi subayları ile eğitim verdirmişti. Dörtyol’daki
‘beylik’ araziyi Ermeniler’e paylaştıran, ‘piyade istihkâmları’ kazdıran Muşeg, bazı yerlere kiliseden
tünel açtırmış, Dörtyol İskelesi’ne kışlalar inşa ettirerek, çevreyi istihkâmlarla çevirtmişti 10.
Adana Vilâyeti’ne bağlı bir çok yerde Ermenistan’ın bağımsızlığını temsil eden oyunlar oynatıldı.
Böylece, isyan hazırlıklarını tamamlayan Muşeg, Adana’ya geçti. Ermenilerle Türkler arasında olaylar
yaratacak kışkırtmalarına başladı. Fakat, Osmaniye Mutasarrıfı Mehmed Asaf Bey, Muşeg’in verdiği
bilgiler sonucu İstanbul gazetelerinde yayınlanan haberlerin gerçeklere uymadığını ortaya koyunca,
Muşeg Kıbrıs’a, oradan da Mısır’a kaçtı. O günlerde, bu kez Taşnak liderlerinden Gökdereliyan
Karabet ile Çallıyan Karabet, Adana’nın ilçe ve köylerini dolaşarak Ermeniler’i kışkırttılar. Bu
kışkırtmalara Dörtyol Papazı Dersak, Hınçak üyesi Karabet İskender ve Bedros Paşa da katıldılar.
Ermeni evleri yeraltından tünellerle birbirine bağlandı. Çeşitli silâhlar yapıldı, toplar döküldü. Bu
silâhlar açılan mahzen ve kuyularda gizlendi. Ermeni evleri ve kiliseler birer silâh ve cephane deposu
haline getirildi11.
Adana merkezinde ve çevresinde düzenlenen Ermeni mitinglerinde, İslâm ulemasının sarıkları
başlarından zorla çıkarılarak kirletildi. İskenderun’da, Ermeni bozması İngiliz Konsolosu Mösyö
Ermeni Komitelerinin İhtilâl Hareketleri ve …, (Haz.: İ. Parmaksızoğlu), s. 34, 37.; S. R. Sonyel, a. g. e., 18-22.; K. Çelik,
a. g. e., s. 17.
10
Mehmed Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, (Yay. Hz. İsmet Parmaksızoğlu), T. T. K., Ankara 1982, s. 69.;
Salahi R. Sonyel, İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları (Temmuz 1908-Aralık
1909), BELLETEN Cilt : LI, Sayı : 201’den ayrıbasım, T.T.K., Ankara 1988, s. 28-30.; İsmet Binark, Asılsız Ermeni
İddiaları ve Ermeniler’in Türklere Yaptıkları Mezalim, Yazılı Arşiv Belgeleri ve Fotoğraflarla, Ankara Ticaret Odası
Yayını, No : 16, Ankara 2001, s. 42-44.; Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), Türk Tarih Kurumu
Basımevi, Ankara 2001, s. 23, 24.; K. Çelik, a. g. e., s. 17,18.
11
M. Asaf, a. g. e., s. 9-13.; S. R. Sonyel, a. g. e., s. 28-30.; K. Çelik, a. g. e., s. 18.
9
4
Katoni de, Ermenileri kışkırtmakta idi. O sıralarda, Adana’da, 2 Türk, karısını kaçırdıkları iddiası ile,
bir Ermeni tarafından katledildiler. Türk halkı arasında saygınlığı olan bir hocaya işkence edilerek,
tenasül uzvu kesilmiş, üzerine kendi kanıyla haç çizilip ağzına verilerek katledilmişti. Bu dehşet verici
davranış beklenen olayları başlattı. Olayların başta gelen sorumlusu Gökdereliyan Karabet ve çetesi,
Hükümet kuvvetlerinin elinden kaçmayı başardılar. Vilâyet tarafından gönderilen kuvvetler, Ermeni
isyancıların daha önce sokaklarda kurduğu barikatlardan topluca açtıkları ateşle karşılandı. Çok sayıda
Türk jandarması ve polisi öldürüldü. Bunu duyan Türkler de silâhlarını alarak bu Ermeniler’e karşı
yürüdüler. Bu arada, Süleymanlı (Zeytûn) ve Saimbeyli (Haçin) ile diğer yerlerden gelen Ermeniler,
Dörtyol’da toplanarak, karşılaştıkları Türkler’i katletmeye başladılar. Olaylar Bahçe, Maraş, Tarsus,
Payas, Saimbeyli (Haçin), Yeşilkent (Erzin), Dörtyol ve bölgedeki yerleşim merkezlerine süratle
yayıldı. 14-29 Nisan 1909 (1-13 Nisan 1325) tarihleri arasındaki olaylar, Osmanlı Devleti’nin,
gemilerle Mersin ve İskenderun’a gönderdiği askerler tarafından bastırıldı. Olayların devamı
süresince, İngiliz ve Amerikan zırhlıları, İskenderun ve Mersin Limanları önünde bekleyerek
Ermeniler’e yardımda bulunmuşlardı 12.
Olayın kışkırtıcıları Adana Ermeni kilisesi piskoposları idi. Ermeni çeteciler, Türkler’i yok
edeceklerine and içmişlerdi. Saldırılar karşısında Türkler de kendilerini korumaya çalıştılar. Fakat
Avrupa basını her zaman olduğu gibi, bu olayı da, “Türkler, Ermeniler’i imha ediyor”, şeklinde
duyurunca, telaşa kapılan İttihatçılar tarafından, Adana Valisi olarak atanan Cemal Paşa, isyanı
çıkaran Ermeni çetecilere dokunamadı. Kurduğu Divan-ı Harb’de 47 Türk ve sadece bir Ermeni idama
mahkûm edildi13.
3 Nisan 1910’da, Neccarlı Köyü Ermenileri, Burnaz ve çevresindeki Türk köylerine saldırarak,
50’den fazla Türk’ü öldürmüş, bununla yetinmeyerek öldürdükleri bu kimselerin erkeklik uzuvlarını
kesip ağızlarına koymuş, daha sonra Dörtyol’daki Ermeniler’e katılmışlardı 14.
C- Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler ve Göçettirme (Tehcir) Olayı:
1- Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler:
Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Enver Paşa, Erzurum’da Ermeni liderleriyle bir toplantı yaparak
destek istedi. Enver Paşa’ya tarafsız kalacakları cevabını veren Ermeni liderler, gerçekte kendilerine
Kafkasya ile Doğu Anadolu’daki Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir devlet vaadeden
Rusya’dan yana idiler. Nitekim, eski bir meclis üyesi ve ileri gelen bazı Ermeniler, Osmanlı askeri
harekâtını başarısızlığa uğratmak gayesiyle, Kafkasya’ya kaçtılar. Çar Nikola II.’de Kafkasya’ya
gelerek Ermenilerle işbirliği konusunda anlaştı. Bunu takiben, Tiflis’teki Ermeni Millî Bürosu,
Türkiye’de yaşayan ve çeşitli ülkelerden bölgeye akın eden Ermeniler’in, kanlarını Rus zaferi için
akıtacağını, Osmanlı yönetimi altındaki Ermeni halkın, Rus koruması altında özgürlüğe kavuşacağı
inancını ifade eden bir bildiri yayınladı. 1 Kasım 1914’te sınırı geçen Rus ordusu, kendilerine katılan
ve Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler rehberliğinde ilerledi. Osmanlı ordusunun ikmal
kollarını basan, eşkiyalık ve çapulculuğa girişen Ermeniler, öncülük ederek Ruslar’ın Doğu
Anadolu’da ilerlemesini kolaylaştırdılar15.
2- Göçettirme (Tehcir) Olayı:
Ruslar, Kafkasya’da ilerlerken, kendi sınırları içindeki 1.000.000’dan fazla Türk ve Müslümanı
başka yerlere naklederek savaş bölgesinden uzaklaştırmış, Osmanlı Devleti de bu uygulamaya ses
M. Asaf, a. g. e., s. 13-16.; S. R. Sonyel, a. g. e., s. 31-38.; K. Çelik, a. g. e., s. 18, 19.
Y. Halaçoğlu, a. g. e., s. 24.; K. Çelik, a. g. e., s. 19.
Kadir Aslan, Millî Mücadelede Dörtyol, Hatay 1991, s. 38.
15
Ermeni Komitelerinin İhtilâl Hareketleri ve …, (Haz.: İ. Parmaksızoğlu), s. 76-128.; Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915
Tehcir Olayı, Ankara 1990, s. 109-146.; İ. Binark, a. g. e., s. 45-78.; Y. Halaçoğlu, a. g. e., s. 31-84.; K. Çelik, a. g. e., s. 20.
12
13
14
5
çıkaramamıştı. Enver Paşa da, cephede veya cepheye yakın yerlerde Osmanlı topraklarında zararlı
faaliyetleri görülen Ermeniler’i Doğu Anadolu vilâyetleri, Süleymanlı (Zeytûn) ve yoğun yaşadıkları
diğer yerlerden, savaş bölgesi dışındaki Fırat Nehri vadisi, Diyarbakır’ın güneyi, Urfa, Süleymaniye
taraflarına göç (tehcir) ettirmeyi plânladı. Adana ve çevresinin kırsal kesiminde oturan Ermeniler de
aynı nedenle Suriye’nin orta kesimine gönderildiler. Böylece, bu Ermeniler, Osmanlı’nın Rusya ile
Mısır’daki İngilizler’e karşı harekâtını önleyemeyecek hale getirildi. Ermeniler, savaş bitince eski
yerlerine döneceklerdi. Özel bir komisyon kurulmuş, göçettirilen Ermeniler’in mallarının açık
arttırmayla satılması, satıştan sağlanan paranın mal sahipleri geri dönünce iadesi için özel bir yasa
çıkarılmıştı. Türkler, boşaltılan Ermeni evlerine ancak kiracı olarak yerleşebilecek, kiraları kurulan
özel bir fona ödeyecek ve sahipleri geldiğinde evleri boşaltacaklardı 16.
D- Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Adana Çevresinde Ermeniler:
1- Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Adana Çevresinde Ermeniler’in Türkler’e Karşı
Uygulamaları:
Bütün bu gelişmeler sonucunda; Adana çevresinde yaşayan Ermeni toplumu, Birinci Dünya Savaşı
sonrasında, Ermeni komitecilerinin çağrısına uymuş; Fransa’nın kışkırtmalarına kapılmış, çıkarlarına
âlet olmuş onlarla birlikte büyük zulümlere ve cinayetlere girişmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın
sonlarına doğru, Ermeni komiteleri ve gönüllüleri ile bir sözleşme imzalayan Fransa, göçettirildikleri
yerleri vatanları kabul etmiş görünerek, Ermeniler’e Adana yöresine giriş hakkını vermişti.
Ermeniler’in, Fransa desteğinde geri dönerek yöreyi işgal edecekleri söylentileri yayılınca, daha
önceki Ermeni katliâmlarının dehşetini hatırlayan ve Ermeniler döndüğünde aynı dehşeti bir kez daha
yaşayacağının bilincinde olan Adana Türkleri endişeye kapıldılar. Ne yazık ki, Fransa da Ermeni
zulüm ve cinayetlerine ortak olmuş ve arzu edilmeyen olaylar nedeniyle Türkler endişelerinde haklı
çıkmışlardır17. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını takiben, göçettirildikleri yerlerle Rusya,
Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın diğer yerlerinden özellikle Fransız işgal bölgesi olan Adana
ve çevresine gelen 120.000 kadar Ermeni ile bunlara katılan veya tehdit edilerek katılmak zorunda
kalan yerli Ermeniler, Süryanîler ve Rumlarla, kendi içimizden bazı soysuzlar, yani bütün Türk ve
Türklük karşıtları, işgalleri takiben, işgal kuvvetleri komutanına başvurarak Türkler’i yoketmek
amacıyla kurulan müfreze ve karakollara gönüllü kaydolmak istemiş, çeteler oluşturmuş, ellerinde
silâh, içlerinde büyük bir kin ve nefretle, baskınlar vererek silâhsız savunmasız Türk evlerini ve
köylerini soymuş, yakmışlardı. Bu gözü dönmüş komiteci çeteciler; ele geçirdikleri Türkler’e, yaşlıçocuk, kadın-kız ayırmaksızın hakaret edip, para ve değerli eşyalarını gaspetmiş, karakollarda
süründürmüş, değişik işkence usülleri uygulamış, para ve hapis cezaları vermiş, daha da ileri giderek
ırza tecavüze girişmiş, çok sayıda Türk’ü hunharca öldürmüşlerdi. O dönemde, genel olarak işgalci
düşmana ve özellikle Ermeniler’e göre; en büyük suç Türk olmaktı. Gerek kendi aralarındaki
konuşmalarda, gerekse karşılaştıkları Türkler’in yüzüne karşı, hemen her ortamda sık sık: “Artık
Türklük bitmiştir, Türklük ölmüştür. Artık Türklük yok olacaktır, Türklük yokedilecektir”, diyerek,
hemen hemen rastladıkları her Türk’ün kanını dökmüşler, gerçekte Ermeniler, Türkler’e karşı
soykırıma girişmişlerdi. Bu arada, kendileri de kayba uğramış, hayal ettikleri gibi, Adana çevresinde
bir Büyük Ermenistan veya Kilikya Ermeni Cumhuriyeti devleti kurarak bağımsızlık kazanmayı
ummuşlardı. Fakat, bir milletin ancak kendi gücüyle bağımsızlık kazanabileceği gerçeğini dikkate
almamış ve yeterli güce sahip olmadıkları için başarılı kazanamamışlardır 18.
Ermeni Komitelerinin İhtilâl Hareketleri ve …, (Haz.: İ. Parmaksızoğlu), s. 76-128.; A. Süslü, a. g. e., s. 109-146.; İ.
Binark, a. g. e., s. 45-78.; Y. Halaçoğlu, a. g. e., s. 31-84.; K. Çelik, a. g. e., s. 20, 21.
17
M. Asaf, a. g. e., s. 17-45.; S. R. Sonyel, a. g. e., s. 39-51.; S. J. Shaw, a. g. m., s. 198, 199.; K. Çelik, a. g. e., s. 24.
18
M. Asaf, a. g. e., s. 17-45.; Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, İstanbul 1961, s. 78, 79.; Şeref Genç (Yılmaz Efe’), “İstiklâl
Savaşında Mersin’i Kurtarma Savaşı”, Kuva-yı Milliye, Sayı: 59, 60, Mersin 1965, s. 10-12.; Kurtuluş Savaşında İçel,
(Anonim), Türkiye Kuva-yı Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Mersin Şubesi Yayını 1, İstanbul 1971, 46-53.; Ali Neşrî
Atlay, “Millî Mücadele’de Mut”, Kuva-yı Milliye, Yıl: 9, Sayı: 105, Mersin (Mayıs) 1969, s. 15, 16.; Y. Akyüz, a. g. e., s.
127-129.; Salâhi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, 2. Baskı, C. I., T. T. K., Ankara 1987, s. 23.; Stanford J.
Shaw, “Ottoman Population Movements During The Last Years Of Empire, 1885-1914”, Osmanlı Araştırmaları I,
İstanbul 1980, s. 198, 199.; K. Çelik, Adana …., s. 19-24.; İ. Binark, a. g. e., s. 53.; Kemal Çelik, Mut Müdâfaa-i Hukuk
Cemiyeti Karar Defteri ve Millî Mücadele’de Mut, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2001, s. 97, 98.
16
6
İşgalci Fransızlar, etnik ayrımları kışkırtarak zorla veya bir takım çıkarlar sağlamak yoluyla,
Ermeniler başta olmak üzere, çeşitli etnik gruplara cemiyetler kurdurtmuşlardı. Ermeniler’e Fransız
askeri üniforması giydirerek Türkler’e karşı kullanmak ise, Fransız yetkililerin affedilmez bir hatası
olmuştur19.
2- Paris Barış Konferansı’nda Adana ve Çevresi Konusunda Ermeni İstekleri:
Osmanlı Devleti’nin ‘Paşalık’ rütbesi vermiş olduğu Boghos Nubar’ın iddiasına göre: Fransa,
Kilikya Bölgesi’ni Ermeniler’e vaadetmişti. Bu nedenle, Ermeni gönüllüleri Birinci Dünya Savaşı’nda
Suriye’deki çarpışmalarda Fransız komutası altında savaşmışlardı. Ermeni delegasyonu, isteklerini
bildirmek üzere, ilk kez 26 Şubat 1919’da Paris Barış Konferansı’na çağrıldı. Çeşitli vaadlere kapılıp
İtilâf devletleri saflarında Osmanlı ordusuna karşı savaşarak kayıplar verdiklerini ileri süren
Ermeniler, barış sonrasında bir Büyük Ermenistan kurmak düşüncesiyle Paris Barış Konferansı’na
birbirinden ayrı üç propaganda heyeti gönderdiler. Bunlar: Boghos Nubar Başkanlığı’ndaki Avrupa
Millî Delegasyonu, Erivan Hükûmeti Cumhurbaşkanı Aharonian Başkanlığı’ndaki heyet ve Ermeni
Patriği Terzian Başkanlığı’nda din adamlarından oluşan heyetlerdi. Batı basını tarafından da
desteklenen Ermeniler; gazeteler, dergiler ve broşürler yoluyla geniş bir propaganda kampanyası
açarak, seslerini dünya kamuoyuna duyurdular20.
Türkiye Ermenileri’nin lideri olduğunu iddia ederek söz alan Boghos Nubar Paşa; Adana, Maraş,
Osmaniye (Cebel-i Bereket), Kozan ve İskenderun Limanı’nı istedi. Aynı günlerde, Londra’da
yayınlanan Asiatic Rewiev dergisine verdiği demeçte Boghos Nubar21: “Ermeni emellerinin savaştan
önce nüfusun çoğunu Ermeniler’in teşkil ettiği Türk illerini Erivan Cumhuriyeti’ne ilhâk etmek
(katmak) olduğunu, ...Kilikya Bölgesi’nin Türk etkisinden kurtarılarak sükûna kavuşturulduktan sonra
Fransız himayesine verilmesiyle gerçekleşebileceği”, umudunu dile getirdi.
Ermeniler, Paris Barış Konferansı’nda, yukarıda adı geçen yerleri sınırları içine alan bağımsız bir
Ermenistan’ın resmen tanınmasını isteyince, Başkan Wilson onları destekledi. Buna karşılık, İtilâf
devletleri, Paris Barış Konferansı’nda bu heyetlerden hiçbirinin Ermeniler’i sürekli şekilde temsil
etmesini kabul etmediler. Böylece bütün vaadlerinin samimiyetten yoksun olduğu anlaşıldı. Çünkü,
1916’da, İngiltere, Fransa ve Rusya, imzaladıkları gizli antlaşmalarla Türkiye’yi aralarında
paylaşmış, Ermeni haklarını akıllarına bile getirmemişlerdi. Ayrıca; Fransa ve İngiltere, Ermeniler’in
geleceğini hiç düşünmeden Doğu Anadolu’yu Rusya’ya bırakmışlardı. Bu gelişme bir Ermeni tarihçisi
tarafından: “Müttefikler için dereler gibi kan akıtan Ermenistan’ın, konferansta sürekli temsilci
bulundurması reddedilmişti”, biçiminde yorumlanmıştır. Öte yandan, Paris Barış Konferansı’nda
veya konferans dışında ileri sürülen Ermeni isteklerinin aşırılığı nedeniyle, Fransız kamuoyu, bu
isteklere karşı çıkmaya başladı. Bu karşı çıkışın en önemli nedeni Kilikya’yı isteyen Ermeniler’in,
zamanında Fransa Hükûmeti ile Kilikya ve İskenderun’u kendilerine bırakması konusunda bir
anlaşma yapmamış olmasıydı. Fransız kamuoyu, özellikle Kilikya’da Fransa’nın oynayacağı ‘tarihî
bir rolü’ olduğuna inanıyor, bu bölgenin Fransa’da kalmasını arzu ediyordu. Bu isteklere karşı çıkışın
ikinci nedeni Ermeni isteklerinin samimiyetten yoksun, aşırı ve hayalci olmasıydı. Üçüncü neden,
Ermeniler’in Avrupa delegasyonunda, kurnaz, işbilir, sevilen bir diplomata sahip olmaması ve
yürütülen propagandanın başarısız kalmasıdır. Venizelos bütün arzusuna rağmen Yunan istekleri
arasına Pontus Rumları ile ilgili öneriler katmamış iken, Ermeniler Anadolu’da tarihte hiç yönetimleri
altına girmeyen, tek bir Ermeni’nin yaşamadığı bazı yerlere sahip çıkmak istemişlerdi. Ermeni toprak
isteklerinin nüfuslarına göre aşırı olması, bu isteğin reddedilmesinde önemli rol oynamıştır. Adana ve
çevresinde, Ermeni nüfusun genel nüfusa oranı % 15-17, diğer unsurlar % 10 civarında, Türk
K. Çelik, Adana…, s. 135-141.
A. H. Saral, a. g. e., s. 9-11.; S. J. Shaw, a. g. m., 198, 199.; S. R. Sonyel, a. g. e., C. I., s. 21-23.; Y. Akyüz, a. g. e., s.
126-128.; K. Çelik, Adana …, 22, 23.
21
A. H. Saral, a. g. e., s. 9.; S. R. Sonyel, a. g. e., C. I, s. 21.; K. Çelik, Adana ..., s. 23.
19
20
7
Müslüman nüfusun oranı % 70’in üstünde idi. Kayıtlara göre; 1885’te Türk Müslüman nüfus Adana
Vilâyeti’nde 341. 376, 1914’te 341.903 iken; 1885’te Ermeni sayısı 44.749, 1914’te ise 50.139 idi22.
3- Suriye İtilâfnâmesi, Fransa ve Ermeniler:
Adana ve çevresi, 30 Ekim 1918’den itibaren İngiltere’nin askerî, Fransa’nın idarî denetim ve
yönetimi altına girdi. 13 Eylül 1919’da Paris’te, Clemenceau’ya, 15 Eylül 1919’da ise; Dörtler
Konseyi’ne resmen sunulmuş olan memorandum üzerinde yapılan görüşmeler sonunda imzalanan,
Suriye İtilâfnâmesi (15 Eylül 1919) gereğince, İngilizler, İskenderun karşılığında Musul’u alarak
çekilince, 1 Kasım 1919’dan sonra yöre topraklarını ve bütün yetkileri Fransızlar’a devretmişlerdi23.
E- Adana ve Çevresinde Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
1- Dörtyol’un İşgali, Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Mondros Mütarekesi’ni takiben, o zamanlar, Adana Vilâyeti sınırları içinde yer alan Dörtyol
İlçesi, 11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar, Dörtyol’u işgal ederken 400
Ermeni’den oluşan bir Fransız taburundan faydalandılar. Bu işgal kuvveti erleri, 12 evi basarak eşya
ve paralarını gaspetmiş, bir kadını boğazından yaralamış ve Osmanlı jandarmasını kasabadan
çıkarmışlardı. Fransızlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Suriye’ye göçettirilen Ermenileri
naklederek yeniden Dörtyol’a yerleştirdiler. Kısa süre içinde Dörtyol’daki Ermeni sayısı 12.000’i
geçti. Fransız İşgal Kuvvetleri içindeki Legioner Ermeniler, Dörtyol’a gelenler ve bunların
kışkırtmaları ile cesaret ve destek bulan bazı yerli Ermeniler, Dörtyol çevresindeki köylere baskınlar
düzenlediler24.
İşgalle birlikte, bekledikleri fırsata kavuştukları düşüncesi ve işgal güçlerinin desteği ile Türkler’e
karşı zulüm, işkence, hakaret ve ırza tecavüz hareketlerine giriştiler. Savunmasız Türkler’i yaralama
ve öldürme eylemlerini gün geçtikçe arttırdılar. Çok geçmeden, Özerli Köyü’ne saldıran Fransız ve
Ermeniler, halka hakaret ederek, evleri yağmaladılar. Bu kötü tutum ve hakaretlere tahammül
edemeyip karşı koyan Özerli Köyü İhtiyar Heyeti’nden Muhtar Şeyhmuszâde (Şeyh Musazâde)
Mehmet Ağa ile üye Abdülkadir Ağazâde Yusuf Ağa, Fransız İşgal Komutanlığı’nın kapısı önünde,
elleri bağlı olarak süngü ile katledildiler. Dörtyol güneyindeki Karakese Köyü’ne de saldıran Fransız
ve Ermeniler, kendilerini savunan Karakese ve çevre köyler halkı tarafından açılan ateş nedeniyle,
Dörtyol’daki karargâhlarına çekilmek zorunda kaldılar 25.
Bu çarpışmadan sonra Dörtyol’a dönen Fransız ve Ermeni askerleri, Jandarma Bölük Komutanı
Osman Ağazâde Hasan’ı ağır şekilde yaraladılar. Adana’dan Antakya’ya gitmekte olan Tüysüz
Osman adındaki Türk genci öldürüldü. Daha önce Özerli Köyü olayları ve karşılıklı bir takım
çatışmaları takiben, 1 Ocak 1919’da, Özerli’de baskına uğrayan Ermeni çeteleri, intikam için ele
geçirdikleri Türkler’i öldürmeye başladılar. Kuzuculu’ya baskın düzenleyen Fransız ve Ermeniler,
Yahşi Hüseyin, Türkmenoğlu’nun Molla Mehmet ve Kır Ali’yi katlettiler. 20 yaşlarında bir Türk kızı
da bacağından yaralandı ve taşınamayarak Ermeniler’in insafına terkedildi. Dörtyol yakınındaki Çaylı
Köyü’nden Osman oğlu Mustafa da, Kurtkulağı Mevkii’nde öldürüldü. Yine Kurtkulağı Mevkii’nde
S. J. Shaw, a.g. m., s. 198, 199.; A. H. Saral, a. g. e., s. 11.; S. R. Sonyel, a. g. e., C. I, s. 21-23.; Y. Akyüz, a. g. e., s. 126129.; K. Çelik, a. g. e., s. 23, 24.
23
B.O.A., DH. KMS., No.: 56-1/42.; E. Brémond, a. g. e., s. 15.; Dörtler Konseyi, Paris Uzlaşması olarak ta geçmektedir. Bk.
Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, T. T. K. Basımevi, Ankara 1989, s. 46.; K. Çelik, a. g.
e., s. 111.
24
B.O.A., B.E.O. Mühimme, No: 340957.; Ayrıca H.T.V.D., Sayı: 33, Ankara (Eylül) 1960, Vesika No: 23.; Kasım Ener,
Çukurova Kurtuluş Savaşında Adana Cephesi, San Matbaası, Ankara 1970, s. 27.; K. Çelik, Adana …, s. 54.
25
Paul Du Véou, La Passion de la Cilicie 1919-1922, (Çev.: Reşat Gögen, Kilikya Faciaları adıyla basılmamış daktilo metni,
Gn.kurmay Bşk.lığı ATASE Arşivi Kütüphanesi), Paris 1937, s. 40-42.; Kadir Aslan’ın müracaatı sonucu, Hatay Valiliği ve
Dörtyol Kaymakamlığı’na, ATASE (Gen.kur. Askerî Tarih ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) tarafından gönderilmiş olan 29
Ocak 1992 tarih ve 3214-4-92 Arşiv sayılı ve ATASE Tarih Uzmanı İlhami Bebek tarafından hazırlanan, 27 Ocak 1992 tarihli
rapor.; A. H. Saral, a. g. e., s. 55, 56.; Ahmet Cevdet Çamurdan, Kurtuluş Savaşında Doğu Kilikya Olayları, Adana 1969,
s. 87-159.; K. Aslan, a. g. e., s. 22-29.; K. Çelik, a. g. e., s. 55.
22
8
3-4 Türk’ü yakalayan Ermeniler: “Siz çetesiniz”, deyip falakaya yatırdılar ve günlerce dövdüler. Daha
sonra da kazdıkları kuyunun içinde ateş açıp vurarak katlettiler. Antakyalı Arap Hasan da aynı
mevkide canice öldürüldü. Ocaklı Köyü Ermeniler’i: “Bize beylik, krallık verin. Biz de ayrı bir
Ermeni Devleti kuralım”, diyorlardı. Ocaklı’da, ekin hasat eden 3 erkek, 1 kadın toplam 4 Türk,
Ermeniler tarafından acımasızca öldürüldü. Cesetleri daha sonra bir kuyuda bulundu 26.
Kaç-Kaç sırasında Çaylı’ya baskın veren Fransız ve Ermeniler, Seydi Çavuş’un 15 yaşlarındaki 2
kızkardeşi Emine ve Zeynep’i, Emmi’nin oğlu Nuri ile Abdullah Emmi’nin oğlu olan 10 yaşlarındaki
2 erkek çocuğunu ve Mahmut Kurt’un 70 yaşındaki annesini kaçırdılar. Yaşlı kadın ve 2 Türk çocuğu
işkencelerle hunharca öldürüldü. Kızlardan ise haber alınamadı. Kör Ömer oğlu ve Bağluklu Ali
adlarında 2 Türk, İkizler’in Çiftliği’nde Fransızlar tarafından katledildiler. Gözü dönmüş Ermeniler,
bir gece Cemlihasan Çiftliği’ni basarak 35 Türk’ü hunharca öldürdüler. Yeşilkent (Erzin)’ten yolları
kesilerek toplanan 14 Türk’ü Çaylı Köyü’nün bahçeleri arasında süngüleyerek katlettiler. Hacca giden
2 Halepli, 2 Yeşilkentli 4 Türk, Dörtyol’dan İskenderun’a giderken Ermeniler tarafından katledildiler,
su kuyusuna atılan cesetleri daha sonra bulunup defnedilmiştir. Yine Yeşilkent’te, Çaparoğlu Ahmet
ve Emiroğlu Mustafa adlarındaki 2 Türk, Çaylı Köyü’nde portakal ağaçlarına asılarak işkenceyle
öldürüldü. Cemile Hanım (Cerrahoğlu) Çiftliği’ni basan Ermeni süvarileri, Hacı İzzet, eşi ve çocukları
ile 31 Türk’ü daha deniz kıyısına götürüp, üzerlerine bomba atarak acımasızca öldürdüler.
Öldürülmeyen 2 güzel Türk kızı, Ermenilerle evlendirilerek Halep’e götürüldü. Kuzuculu’dan Molla
Mustafa’nın 17 yaşlarındaki oğlu, Ermenilerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Çeltikarlı’da, yol
kesen Ermeniler, 2 Türk’ü katledip, 1 Türk’ü yaraladılar. Lülük’e baskın yapan Fransızlar, Türk
nöbetçiyi öldürüp, köylülerden bazılarını esir alarak hapsettiler. Bunlardan Molla Ali oğlu Musa esir
olarak Paris’e götürülmüş, daha sonra serbest bırakılmıştır27.
Dörtyol’da da, katledilen Türkler’in tam sayısı kaydedilebilmiş değildir. Ancak, kayda giren
bazılarının sayısı köylere göre şöyledir:
Ocaklı
Köyü’nden
: 14
Çağlalık
"
: 10
Çaylı
"
: 17
İcadiye
"
: 2
Özerli
"
: 12
Rabat
"
: 1
Kuzuculu Kasabası’ndan
: 8
Yeşilkent (Erzin) Kasabası’ndan
: 7
Dörtyol İlçesi’ne bağlı diğer yerlerden : 10 kişi olmak üzere, toplam 81 Türk öldürülmüştür.
Bunların çoğu önemli şahıslardır. Buraya alınmamakla birlikte adları da bellidir. Adı ve sayısı
bilinmeyen katledilmiş Türk sayısının daha fazla olduğu kesindir 28.
2- 1919’da Adana’da Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
İşgalle birlikte, Fransızlar’ın trenlerle taşıyarak Adana’ya yerleştirdiği çok sayıda Ermeni yanında,
asırlardır Türk halkla birlikte yaşayan yerli Ermeniler ve Süryâniler de, bekledikleri günün geldiği
düşüncesiyle işgal güçlerinin desteğinde Türkler’e karşı harekete geçtiler. Hakaret, zulüm, işkence,
ırza tecavüz, yaralama ve öldürme olayları arttı. Diğer yerlerde olduğu gibi Adana’da da katledilmiş
olan Türkler’in hepsi kayıtlarda yer almamıştır. Biz ancak kayıtlarda yer alanları belirteceğiz.
7 Ocak 1919: Kâhyaoğlu (Şehitlik) yakınında bulunan Abdo Ağa Çiftliği’ni basan Ermeniler, 2
Türk’ü öldürdüler. Aynı gün, görevden dönmekte olan 2 Türk jandarma eri katledildi 29. 10 Ocak
D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 126, 127.; A. H. Saral, a. g. e., s. 56.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 87.;
Kurtuluş Savaşı, İkinci Baskı, K. ve T. B., Ankara 1983, s. 258.; K. Aslan, a. g. e., s. 62-79.
27
K. Aslan, a. g. e., s. 47-75.; K. Çelik, a. g. e., s. 55.
28
K. Aslan, a. g. e., s. 72-130.
26
Fahri Belen, Türk
9
1919: Ermeniler, Abdo Ağa Çiftliği’ni yeniden bastılar. Abdo Ağa ile 14 işçisi acımasızca
katledildiler. Kargaşa sırasında fırının içine saklanarak kurtulan bir işçi, ertesi gün şehre giderek olayı
haber verdi. Katliâma katıldıkları için tutuklanan birkaç Ermeni asker, daha sonra serbest
bırakıldılar30.
10 Şubat 1919’da, Türkler’e ait dükkânlar, Ermeniler tarafından yağmalandı. Hrıstiyanlar’ın
topluca katledileceği plânları hazırlandığını ileri süren Fransız ve Ermeniler, 21 Şubat 1919 sabahı,
ellerinde silâhlarla koşarak şehirde korku ve panik yarattılar. Bazı yerlerde halka ateş açtılar.
Fransızlar, bütün silâhlara ve yiyecek depolarına el koydular. Fransız üniforması giydirilmiş
Ermeni askerlerini jandarma teşkilâtı kadrosuna aktarmaya çalıştılar. Memlekette önemli
sayıda Ermeni azınlık bulunduğunu, jandarmanın adaletli davranabilmesi için teşkilâtın
yarısının Ermeni olması gerektiğini ileri sürdüler. Yörede tutunabilmek için jandarma teşkilâtını
kendi kontrolleri altına almaya çalıştılar 31. 25 Şubat 1919’da, Sarraf Vanlı Ahmet Efendi’nin Saracan
Mahallesi’ndeki evi, gece vakti komşusu Agop tarafından basıldı. Ahmet Efendi, işkence edilerek,
süngüyle delik deşik edildi ve öldürüldü. Babasının acısı içindeki oğlu da süngü ve kama darbeleriyle
sakat bırakıldı. Bu ailenin evi talan edilerek, paraları ve değerli eşyaları gaspedildi. Korkudan yardıma
koşamayan komşu Türkler, endişe içinde olayın sonucunu beklediler. Adana eski mebusu Suphi Paşa,
katillerin cezalandırılacağı sözünü aldı. Fakat, hapse atılan Agop ve arkadaşları, birkaç gün sonra
suçsuz oldukları gerekçesiyle salıverildiler 32.
26 Şubat 1919: Fransız İşgal Komutanı Brémond’un eşi ile birkaç Fransız askeri otomobille
yoldan geçmekte iken, Pamukçuzade Aziz Efendi’nin beş yaşındaki kızının balkondan otomobile
tükürdüğünü ileri süren Fransızlar, yirmidört saat içinde beşbin lira ceza istediler. Verilen süre içinde
cezayı ödemediği takdirde ailesiyle birlikte Kilikya dışına sürüleceği tehdit edilen Aziz Efendi, bu
cezayı ödemek zorunda kaldı33.
4 Mart 1919: Yeni İstasyon yakınında, Dellâl Ahmet Bağları’ndaki evinde gece vakti Ermeniler
tarafından öldürülen Dellâl Mustafa’yı öldürenler yakalanamadı 34.
12 Nisan 1919: Kayırlı Köyü’ne saldıran silâhlı Ermeni askerler, kendilerine engel olmak isteyen
köy karakolundaki Türk jandarmaları tehdit ettiler. Fakat, köylüler jandarmaya destek verince, şehre
doğru gittiler. Bir kötülük yapmalarını önlemek için kendilerini takip eden birkaç Türk jandarmasına
Adana yakınlarında ateş eden Ermeniler, jandarma Bekir ile halktan Hamdi adındaki şahsı öldürdüler.
Ermeni askerler, daha sonra Adana’daki Debboy (askerî depo)’a saldırarak; Debboy ile Hükûmet
Konağı arasında Teğmen Osman Bey Komutası’ndaki bir manga Türk askeriyle gündüz saati
giriştikleri çatışmada, 2 Türk jandarma eri ile 2 sivili öldürdüler. Ağır yaralanan Teğmen Osman da
daha sonra öldü. Fransızlar, asker kaçağı olduklarını ileri sürerek, bu Ermeni askerler hakkında bir
işlem yapmadılar35.
3- Fransız İşgal Komutanı’nın 22 Türk’ü Kurşuna Dizdirmesi:
15 Eylûl 1919 tarihinde imzalanan, İngilizler’in güney vilâyetlerimizi Fransızlar’a terketmesini
içeren Suriye İtilâfnâmesi gereği, İngiliz birlikleri yöreyi tahliye ederken Ekim 1919 başlarında
Hasan Akıncı, “Millî Mücadele’de Çukurova, Kurtuluş Savaşı Hatıraları”, Kuva-yı Milliye, Mersin 1965, Sayı: 57, s. 7.;
K. Çelik, a. g. e., s. 73.
30
Kasım Ener, Çukurova Kurtuluş Savaşında Adana Cephesi, San Matbaası, Ankara 1970, s. 30.; K. Çelik, a. g. e., s. 7376.
31
E. Brémond, a. g. e., s. 16, 17.; P. Redan, a. g. e., s. 78-81.; P. Du Véou, a. g. e., s. 50, 51, 52.; K. Çelik, a. g. e., s. 74, 75.
32
D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 75.; H. Akıncı, a. g. m., K. M., Sayı: 57, s. 7, 8.; K. Ener, a. g. e., s. 30.; K. Çelik, a. g. e., s. 76.
33
Esat Özoğuz, Adana’nın Kurtuluş Mücadelesi Hatıraları, Ülkü Matbaası, İstanbul 1934, s. 25.; D. Arıkoğlu, a. g. e., s.
75.; H. Akıncı, a. g. m., K. M., Sayı: 57, s. 7.
34
H. Akıncı, a. g. m., K. M., Sayı: 57, s. 8.; K. Ener, a. g. e., s. 30.; K. Çelik, a. g. e., s. 76.
29
35
E. Özoğuz, a.g. e., s. 25, 26.; H. Akıncı, a. g. m., K. M., Sayı: 57, s. 8.; K. Çelik, a. g. e., s. 78.
10
Amanos Dağları’nda ortaya çıkıp Ceyhan taraflarına gelerek, buradan Yüreğir ile Tarsus Ovaları’na
geçen 70 kişilik Kürt Yusuf ve Papanoğlu Mustafa çetesi, zulüm yapan Ermeniler’den Türkler’in
intikamını almaya başladı. Bu çetenin hareketini bahane eden Fransız İşgal Komutanı Brémond, çete
elemanı oldukları gerekçesiyle çok sayıda Türk’ü (kendi hatıratında verdiği bilgiye göre 22 kişiyi)
kurşuna dizdirdi36.
Şimendifer (demiryolu) hattı boyunca görevlendirilen Ermeni askerler, istasyonlarda, trenle
seyahat eden Türk subay ve askerlerine hakarette bulunuyorlardı. Ayrıca; şimendifer hat komiseri
Ahmet Bey evinde, bir Türk öğretmen de Yeşilkent (Erzin)’te Ermeniler tarafından öldürüldü37.
4- 1920 Yılında Adana ve Çevresinde Ermeni-Fransız Cinayetleri:
4 Mart 1920 Perşembe günü, Adana Durmuş Fakı Mahallesi’nde bir Ermeni evinde patlayan
bomba, muhtemelen bombayla oynadığını bilmeyen, evin çocuğunun ölümüne neden oldu. Bu olay
Ermeni evlerinin birer silâh deposu haline getirildiğini gösteriyordu.
6 Mart 1920’de, Ermeni fedâileri pusu kurarak Bağlar Bekçisi Dabak Mahmut’u öldürdüler. Aynı
gün, posta sürücüsü Hasan Ağa da, Kozan’a yarım saatlik bir mesafede Uyuzpınar Mevkii’nde
Ermeniler tarafından katledildi.
7 Mart 1920 gecesi, Kayarlı Karakol Komutanı Mustafa Efendi, uyumakta iken karakoldaki
Ermeni jandarmalar tarafından öldürüldü.
13 Mart 1920 gecesi, Abidinpaşa Caddesi ve Adana’nın tamamı büyük bir patlama ile sarsıldı.
Ermeniler’in dinî lideri Papaz Muşeg’in evinde imâl edilirken patlayan bombalarla evin enkazı
caddeyi kaplamıştı. Papaz Muşeg’in kardeşi dahil 7 Ermeni bu patlamada öldüler. Evin enkazı altında
Ermeni fedâiler tarafından hazırlanan öldürülmesi kararlaştırılmış Türkler’e ait liste, imâli
henüz tamamlanmamış 600 bomba, 8 Alman tüfeği ve çok sayıda fişek bulundu. Evin bir bomba
imalâthanesi olduğunu gizlemeye çalışan Fransızlar ise, patlamaya bombanın değil, kendilerinin
depoladığı gazyağı tenekelerinin ateş almasının yolaçtığını ilân ettiler 38.
Kötü günlerin yaşandığı Adana şehir merkezinde, Fransız İşgal Yetkilileri, silâh depolarını
açtırarak, Ermeniler’e silâh dağıttılar. Ermeniler ise, mitingler düzenleyip, dükkânlarını sık sık
kapatarak şehirde yiyecek sıkıntısı yarattılar. Şehir içinde ve çarşıda çeşitli silâhları ve fişeklikleriyle
dolaşan gönüllü Ermeni fedâileri, özellikle Türkler’in bulunduğu yerlerden geçerken Türkçe küfürler
savurarak Türkler’e hakaretler yağdırarak kışkırtmaya çalıştılar.
6 Nisan 1920’de, Kaplan Bey’in çiftliğini basan Ermeni fedâileri (kamavurlar), 1 Türk ile 2
Arapuşağı’nı katlettiler. 7 Nisan 1920’de, Bağlar’da bir Türk din adamı, Ermeniler tarafından
öldürüldü.
13 Nisan 1920’de, Fransızlar tarafından memleketlerine gitmeleri için sıkıştırılan Vanlı Türk
göçmenler, çevre ilçelerden gelmiş oldukları Adana’da, açıkta kalarak kış şartlarında perişan oldular 39.
30 Nisan 1920’de, demiryoluna bomba yerleştirdikleri iddiası ile ölüm cezasına çarptırılan 4 Türk,
idam edilmek üzere Seyhan Nehri Köprüsü’ne getirildi. Bunlardan biri kendisini nehre atarak
kurtuldu, diğer 3’ü kurşuna dizildi40.
E. Brémond, a. g. e., s. 14.; P. Redan, a. g. e., s. 86.; K. Ener, a. g. e., s. 37.; K. Çelik, a. g. e., s. 114.
E. Özoğuz, a. g. e., s. 25.; K. Çelik, a. g. e., s. 78.
Ahmet Remzi Yüreğir, “Millî Mücadelede Çukurova”, Yeni Adana, 17 Şubat 1953, Sayı: 8314.; K. Ener, a. g. e., s. 125,
126.; K. Çelik, a. g. e., s. 372.
39
A.R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, Sayı: 8320-8323.; K. Ener, a. g. e., s. 127.; K. Çelik, a. g. e., s. 372-375.
40
E. Brémond, a. g. e., s. 48-52.; P. Du Véou, a. g. e., s. 310.; K. Ener, a. g. e., s. 127.; K. Çelik, a. g. e., s. 377.
36
37
38
11
2 Haziran 1920’de, İncirlik yolu yakınındaki Hamit Kuyusu Mevkii’nde, Adana’ya gitmekte ve
dönmekte olan Türk yolcular, Ermeni çeteciler tarafından para ve değerli eşyaları gasp edilerek
öldürüldü ve cesetleri tarlaya atılarak açıkta bırakıldı. Teğmen Agop Komutası’ndaki Ermeni çetesi
de, İncirlik yakınındaki Buruk, Kürkçü ve Tömekli Köyleri’nden yanlarına aldıkları 15 Türk’ü
bilinmeyen bir yere götürdüler. 3 Haziran 1920’de, Fransızlarla yapılan Geçici Mütareke devam
ederken; Kürkçüler Köyü’nden Adana’ya gitmekte olan Gök Ali oğlu Duran Ali ile 5 Türk’ü öldüren
Ermeni fedâiler, Karaoğlanlı Köyünü de basarak 10 Türk’ü daha katlettiler41.
Ermeni çeteleri 1920 yılı içinde çok sayıda toplu cinayet girişimlerinde bulundular. Bunlar
sonucunda, aşağıda adı geçen yerlerde çok sayıda Türk evini yurdunu terketmek zorunda kaldı. Evini
terketmeyen veya buna fırsat bulamayan Türkler, Ermeni çeteciler tarafından öldürüldüler.
a- İncirlik Fâciası:
Adana’nın 10 km. kadar doğusunda yer alan ve kalabalık nüfusunun üçte biri Ermeni olan İncirlik
Köyü’ne, bir karakol kurarak Ermeni legionerlerle takviye eden Fransızlar, buraya bir de Ermeni
komutan atamışlardı. Tarım işçisi birkaç Ermeni’nin Millî Kuvvetler tarafından öldürüldüğünü ileri
süren bu komutan, İncirlik Köyü Türkleri’ni toplatarak, kadın ve erkekleri ayrı yerlere hapsetti.
Türklerin can ve namus güvenliği Ermeni tehdidi altındaydı. Adana’daki köy ağaları, Vali
Abdurrahman (Paksoy)’a başvurdular. Fakat olumlu bir sonuç alamadılar. Durumu öğrenen İran
Konsolosu Azerî asıllı İsmail Âsaf Han’ın aracılığıyla, 20 Haziran 1920’de trenle Adana’ya getirilen
İncirlik Köyü Türkleri, önce Mutlu Köyü (Madama Çiftliği)’ne götürüldü. Buradan, Millî Kuvvetler
desteğinde cephe gerisine taşınarak Ermeni tehdidinden kurtarıldılar. Bir diğer bilgiye göre de;
Ermeniler, İncirlik Köyü Türkleri’ni bir binaya topladılar ve 9 Haziran 1920’de bombardımana tutarak
katlettiler. Yüzlerce Türk ailesinin eşyaları, ürünleri ve hayvanları Ermeniler arasında paylaşıldı 42.
b- Hacıbayram ve Kocavezir Olayları:
Yüzbaşı Taillardat ile Kozan’dan Adana’ya gelmek üzere yola çıkan ve sayıları 7500 veya bazı
kaynaklarda 12000 olarak belirtilen Ermeniler, 7-8 Haziran 1920’de geldikleri Adana’da, Eski
İstasyon civarına yerleştirildi. Bunların gelmesiyle birlikte Adana’da zaten kalmamış olan huzur ve
güvenlik daha da bozuldu. Yaptıkları her kötülük cezasız kalan ve Fransız İşgal Yönetimi tarafından
desteklenen bu azgın topluluk, ilk iş olarak Türkler’in can, mal ve namusuna saldırmak niyetindeydi.
Adana Ermeni toplumu da, Kozan’ı Türkler’e karşı savunmuş olan bu gönüllüleri “kahraman” ilân
etmiş ve şımartmışlardı. Adana’ya yerleşen bu Ermeni cinayet çetesi, hedef olarak Eski İstasyon
yakınında Türkler’in yaşadığı Hacıbayram ve Kocavezir Mahalleleri’ni seçti. 9-11 Haziran 1920’de,
evlere zorla girerek işgal eden Ermeni çeteciler, Türkler’i evlerinden dışarıya atarak, eşyalarına el
koydular. Bazı evlerde ırza tecavüz edildi. Ev ve eşyalarını bir anda kaybederek sokağa atılan Türk
ailelerinin itiraz ve şikâyetleri dikkate alınmadı. Ermeniler’in, olayı soruşturmakla görevlendirilen
jandarma ve polislere: “Fransızlar, her şeyimizi Kozan’da bıraktırdılar. Bize, Adana’da istediğimiz
ev ve malları vereceklerini vaadettiler. Bu vaat üzerine biz de bu mahalleyi işgal ettik”, cevabı
üzerine, işgal memurları Ermeni çete mensuplarına bir şey yapamadı. Fransız İşgal Yönetimi’nin,
evleri ve eşyaları ellerinden alınan binlerce Türk’ün düştüğü duruma kayıtsız kalması nedeniyle,
Ermeni zulüm ve baskısından kurtulmak isteyen bazı Türkler, Millî Kuvvetlere sığınmak düşüncesiyle
Toroslar’a göç etti. Bir kısmı da Ermenilerle yaşamakta oldukları semtlerden ayrılıp, Hükûmet Binası
civarına taşındı. Göçmek zorunda kalan Türkler, önce yerleşebilecek bir ev buluyor, sonra geri
dönerek evde bulabildikleri takdirde eşyalarını taşıyorlardı. Çoğu zaman, boşalan evlere Ermeni ve
Süryânî çeteciler el koyuyor, eşyasını almak üzere geriye dönen Türkler’in çoğu evinden içeri girmek
Sinan Tekelioğlu, “Adana Cephesi Hatıratımdan”, Dirlik, Adana 1965, 21-22 Temmuz 1965, Sayı: 634, 635.; K. Ener, a.
g. e., s. 156.; Cezmi Yurtsever, Yeşiloba-Çukurova’da Türklerin Soykırıma Uğradığı Bir Yer- Adana Valiliği Yay.: No.: 3,
Hürsöz Yay., Adana 1990, s. 9.; K. Çelik, a. g. e., s. 389.
42
E. Brémond, a. g. e., s. 56.; P. Du Véou, a. g. e., s. 338-343.; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (H. T. V. D.), Sayı: 14,
Ankara (Aralık) 1955, Vesika No.: 372.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 22 Mayıs 1953, Sayı: 8394.; K. Ener, a. g. e., s.
157.; C. Yurtsever, a. g. e., s. 9.; K. Çelik, a. g. e., s. 389, 390.
41
12
şöyle dursun, daha kapıya yaklaşırken kovuluyordu. Herhangi bir başvurunun sonuçsuz kalacağı
bilindiğinden canlarını kurtaranlar seviniyordu. Bu nedenle beş-altı Türk ailesi bir eve yerleşiyordu.
Sığınılan evlerde, yatak, yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılansa da cehennem azabı içinde yaşayan
bu Türk aileleri, fırsat buldukça Adana’yı terkedip yakın köylere veya Toroslar’a taşınmıştır 43.
c- Şehitlik (Kâhyaoğlu) Fâciası:
Şehitlik (Kâhyaoğlu), o dönemde kaydedilen en dehşet verici Ermeni cinayetlerinin işlendiği
yerlerden biridir. Kendileri için huzur ve güvenliğin kalmadığını gören ve Adana’nın hemen dışında
yaşadıkları için, her an yeni bir Ermeni baskını karşısında kalma endişesi içindeki 150 kadar Türk
ailesi, göçetme kararı alarak, 11 Haziran 1920’de Tarsus şosesine çıktılar. Amaçları, Dikili’ye
geçmek, oradan da Millî Kuvvetlerin denetimi altında bulunan Karahan yakınlarında uygun ve güvenli
bir yere yerleşmekti. Fakat bir Ermeni çetesi, hüviyet kontrolü bahanesiyle Kâhyaoğlu Çiftliği
yakınında bu Türk kafilesini durdurdu. Kâhyaoğlu (Şehitlik) İstasyonu karşısında olan Bızdıkyanlar’a
ait harap çiftlik binasına getirilen Türkler, kadınlar ve çocuklar bir yana, erkekler bir yana
ayrılırken, bir yandan da erkeklerinin, anne ve babalarının önünde soyulan kadın ve kızların
ırzına geçildi. Daha sonra, önce erkekleri, ardından kadın ve çocukları elleri bağlı halde demir
kırbaçlarla dövüp süngüleyerek, işkence ile hunharca öldüren Ermeni çetecilerin, süngülerin
ucuna taktıkları küçük çocukları, analarının gözyaşları ve feryatları arasında, duvara çarpıp
parçalayarak katlettikleri öğrenildi. Olay Ramazan ayı sırasında cereyan ettiğinden öldürülenlerin
bir kısmı oruç tutuyordu. Henüz öldüremedikleri Türkler’i yakalamaya çalışan Ermeni çeteciler, Millî
Kuvvetlerin geldiğini sanarak Adana’ya kaçarken; öldürdükleri Türkler’in para ve değerli
eşyalarını da almışlardı. Olay sonrasında cesetler incelendiğinde, kadınların bilezik ve küpeleri
alınırken, kollarının ve kulaklarının kesilmiş olduğu görüldü. Kamadan geçirilen Türkler’in sayısı 43
erkek, 21 kadındı. Çocukların sayısı ise tespit edilememişti. Ancak, 4 erkek, 18 kadın kendilerine ölü
süsü verip, yaralı olarak kurtulmayı başarmışlardı44.
d- Camili ve Dedepınarı Fâciaları:
Adana, işgalin en kara günlerinden çoğunu 1920 yılı Haziran ayında yaşamıştır. O günlerde, toplu
veya ferdî katliâmlarla, Türk evlerinin ve köylerinin yakıldığı, halkın katledildiği, mallarının
yağmalandığı duyuluyordu. Camili Köyü yakınında bulunan Süryanî Havaca Fethullah’a ait
Akarca Çiftliği, 500’den fazla Ermeni ve Süryanî çeteciyi barındırıyordu. Türk köylerine
baskınlar düzenleyen bu çeteciler, kadın, çocuk demeden yüzlerce can alıyor, yerlerinden yurtlarından
ediyor, köyleri yağmalıyordu. Dedepınarı Köyü halkı, 1920 yılı başından itibaren çok sayıda saldırıya
uğradığından, gördükleri zulüm ve baskıdan kurtulmak ümidiyle, olaydan 5-6 gün önce topluca
yakındaki Camili Köyü’ne göç etmişlerdi. Bazı köylüler de Adana’ya giderek, Akarca Çiftliği’ndeki
çeteyi işgal komutanlığına şikâyet ettiler. Soruşturma ve güvenlik gerekçesiyle köye gönderilen 4-5
Ermeni jandarma, köyde Ermeni ve Süryanî çeteciler olmadığı yolunda rapor vererek, köylüleri
yalancı çıkardılar. Bundan cesaret alan Ermeni ve Süryanî çetecilerin Camili’ye baskın vereceğini
duyan ve yardım almaktan ümidini kesen halk, başka bir köye göçmeye karar verdi. Bu sırada,
Dedepınarı Köyü’nü basan Ermeni çeteciler, Muhtar İbrahim’e: “Biz Havaca’nın Çiftliği
(Akarca)’nde Hükûmet kurduk. Havaca’nın oğlu Hanna da ‘Paşa’mızdır... Sizin malınız, canınız
bizimdir. İstediğimizi yaparız”, demişlerdi. Camili Köyü halkı, sıranın kendilerine geldiğini
düşünerek, göçetmek istedi. Fakat, göç girişimi olayı haber alan jandarma tarafından önlendi. Çok
geçmeden, 15 Haziran 1920’de, Akarca Çiftliği’nden harekete geçen silâhlı 500’den fazla Ermeni
ve Süryanî çeteci, Dedepınarı’nda boş evleri yaktılar. Köyde kalan Türkler’i öldürdüler ve
hayvanları toplayıp götürdüler. Camili’ye gelen çete, evlere ve köy içindeki mağaralara
H. T. V. D., Sayı: 372.; A. R. Yüreğir, a. g. m., 8369, 8370.; C. Yurtsever, Çukurova… s. 28-32 ve Yeşiloba…, s. 26.; K.
Çelik, a. g. e., s. 390, 391.
44
“Kâhyaoğlu Vak’ası”, Ferda, 14 Haziran 1920, İkinci sene, Sayı: 140.; H. T. V. D., Vesika No.: 372.; E. Brémond, a. g.
e., s. 57.; P. Du Véou, a. g. e. s. 338’de, olay tarihi 12 Haziran 1920 olarak gösterilmiş, Ermeni ve Süryanîler’in 60 kadar
Türk’ü kılıçtan geçirdikleri, Camili (Cumali) Çiftliği’ni de yaktıkları bilgisini vermiştir.; D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 132’de de olay
tarihi 12 Haziran 1920 olarak geçmektedir.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 29-30 Nisan 1953, Sayı: 8375, 8376.; K.
Ener, a. g. e., s. 157.; C. Yurtsever, a. g. e., s. 25.; K. Çelik, a. g. e., s. 391-393.
43
13
saklanan Türkler’i önlerine katarak, halktan bir kısmının kaçarak sığındığı Rifat Efendi
Çiftliği’ni ele geçirdi. Ellerinden birbirine bağlanan ve bir meydana toplanan Camili Türkler’i,
Abdioğlu Köyü’ne götürülüp boğazları kesilerek, birbirlerine çivilenip kazıklanarak feci şekilde
katledildiler ve cesetleri Ceyhan Nehri’ne atıldı. Katledilen Türklerin toplamı değişik kaynaklarda
60-150 kişi arasında geçmektedir. Fransız İşgal Yönetimi bu cinayetlerle ilgili soruşturma bile
açmadığından, Camili Fâciası işgalin kara bir lekesi olarak tarihe geçmiştir 45.
8-9 Haziran 1920’de, Karaoğlan Köyü’nde Hasan Bey’in 4 çobanını katleden Ermeniler, bununla
yetinmemiş, ruhlarındaki caniliği ortaya koyarak, çobanların kulaklarını ve diğer uzuvlarını
kesmişlerdi. Adana civarındaki Çotlu, İkizce, Gemisüre, Karaoğlan, Camili ve Hergel Köyleri ile
yakın çiftliklerdeki hayvanlar, Ermeniler tarafından götürülmüştü. Yalnız Karaoğlan’dan Çerkez
Hasan Bey’in 1500 koyunu gaspedilmişti. Karaoğlan’dan 6, Hergel’den de 1 Türk, Ermeni ve
Süryanîler tarafından katledildi46.
10 Haziran 1920’de, Abdioğlu’nda Ermeniler tarafından öldürülen 4 Türk’ün cenazesi Adana’ya
getirildi47.
11 Haziran 1920’de, Adana’dan Kürkçü İstasyonu’na bir trenle gelerek Kürkçü Köyü’nü kuşatan
ve trene yerleştirdikleri topla Türk evlerini bombardımana tutan Ermeniler, halkın bütün eşyasına el
koyup, evleri yaktılar48.
20 Haziran 1920’de, Millî Kuvvetler, Yunusoğlu Köyü yakınındaki Çamoğlu Köprüsü’nde
Fransızlarla yaptıkları çatışmada 1 ölü, 3 yaralı verdiler.
22 Haziran 1920’de, Buruk-İncirlik Köyleri arasında Fransızlarla yapılan çatışmada, Millî
Kuvvetler 2 ölü, 2 yaralı verdi.
25 Haziran 1920’de, Yenice’nin kuşatılması ve ele geçirilmesi sırasında Fransızlarla çatışan
Kumdere Grubu’na bağlı Millî Kuvvetlerin kaybı 2 ölü, 5 yaralı idi49.
2 Temmuz 1920’de, Ermenilerle Süryanîler’in baskı, zulüm ve cinayetlerinden kaçarak Adana’ya
gelen ve kadın-çocuk Hükûmet Meydanı’nı dolduran Türkler, Mihmandar Köyü’nün basıldığı ve 99
Türk’ün katledildiği haberi üzerine, bu olaya tepki göstererek protesto ettiler50.
5 Temmuz 1920’de, Fransızlar 4 Temmuz akşamı ilân etmiş oldukları sıkıyönetimi uygulamaya
başladılar. Ermeniler’in işlediği cinayetler nedeniyle, Adana’nın batı kesiminde oturan Türkler,
evlerini şehrin daha kontrollü olan iç kesimine taşıdıkları halde, Şişmanyan adındaki Ermeni
komiteci tarafından, her gün birkaç Türk öldürüldü ve yaralandı. Kendisini “Ermeni Devleti
Kuvvetleri Genel Komutanı”, ünvanıyla tanıtan Şişmanyan, jandarma ve polis teşkilâtı
kurmuştu. Yok etmek istediği Türkler’i Ermeni Kilisesi’ne getirtiyor, işkencelerle
öldürtüyordu. Bu kilisede Tahtalı Camii İmâmı Külâhizâde Mehmet Efendi ile oğlu katledildiler.
Nalbant Halil, başına vurulan çekiç darbesiyle öldürüldü. O günlerde, bu kilisenin adı korku ile
anılıyordu. Evi zorla işgal edilen Türkler’e, ücretin kilisede ödeneceği söylenir, hiç kimse bu kiliseye
giderek parasını istemek cesaretini gösteremezdi51.
P. Du Véou, a. g. e., s. 338.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 6, 7, 8, 11 Mayıs 1953, Sayı: 8380-8384.; K. Ener, a. g. e.,
158.; C. Yurtsever, Çukurova…, s. 34-37.; K. Çelik, a. g. e., s. 393-395.
46
Ferda, 14 Haziran 1920, Sayı: 140’ta Ermeniler tarafından öldürülen çoban sayısı 6 kişi olarak yazılıdır.; H. T. V. D., Sayı:
14, Vesika No.: 372.; K. Ener, a. g. e., s. 157.; K. Çelik, a. g. e., s. 395.
47
E. Brémond, a. g. e., s. 56.; K. Çelik, a. g. e., s. 395.
48
H. T. V. D., Sayı: 14, Vesika No.: 372.; K. Çelik, a. g. e., s. 395.
49
P. Du Véou, a. g. e., s. 347.; K. Ener, a. g. e., s. 161-163-165.; K. Çelik, a. g. e., s. 400, 401.
50
S. Tekelioğlu, a.g.m., Dirlik, Sayı: 651.; K. Ener, a.g.e., s. 166-171.; K. Çelik, a.g.e., s. 401.
51
“…Dr. Damatyan, Adanalı değildi. Kafkasya’dan özel olarak getirtilen ve Adana Ermeni Komitesi’nin başına geçirilen,
hunhar ve zalim bir Ermeni Komitecisi idi”, bk. A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 25 Mayıs 1953, Sayı: 8397.; K. Ener, a.
45
14
e- Kaç-Kaç Olayı:
1920 Yılında Adana’da Ermeni-Fransız cinayet işbirliğinin en önemli olayı Kaç-Kaç’tır. Ermeni
komiteciler, 9 Temmuz 1920’de, Fransızlar’ın desteğiyle, plânlı şekilde sahte bir karışıklık (iğtişaş)
çıkardılar. Adana’daki Türk nüfusun sayıca çokluğundan çekinen ve azaltmak isteyen
Fransızlar, şehrin güneyindeki bahçelerde Cezayirli Müslüman askerlere nöbet tutturarak, Türkler’in
kaçışını kolaylaştırdılar. 10 Temmuz 1920’de, şehrin her tarafından Türk Mahalleleri’ne tüfek,
bomba ve makineli tüfek ateşi başlatıldı. İşlerini ve evlerini terkeden Adanalı binlerce Türk ölüm
korkusu içinde ne yapacaklarını bilemediler. Kadınlar ziynet eşyalarını, yiyecek ve giyeceklerini
alamadan, Türk esnaf ise paralarını alamayıp, dükkânlarını kapatma fırsatı bulamadan, canlarını
kurtarmak gayesiyle perişan vaziyette güney yönünden şehir dışına kaçtılar. Paniğe kapılan ova
köylerdeki halk ta, Adana’nın güney ve batı kesimine, Arapuşakları’nın yaşadığı Oba Semti ile
bahçeler arasına kaçtı. Bu kaçış sırasında Fransızlar, uçaktan bombardımanla çok sayıda Türk’ü
öldürdüler. 13 Temmuz 1920 akşamına kadar 4 gün süren Kaç-Kaç sırasında, Arapuşakları
tarafından ağırlanan göçmenlerden bir kısmı, daha sonra, Konya, Niğde, Bor ve Ulukışla’ya, bir
kısmı da Belemedik, Karapınar, Pozantı ve Toros eteklerine yerleşti. Çakıt Suyu kıyısına
yerleşen Türkler, derenin pis suyundan içtikleri için çeşitli parazitler kapmış, sivrisinek
çokluğundan sıtma olmuşlardı. Doktor ve ilâç yokluğu nedeniyle ölen sayısı çoktu. Fransız
uçakları, saat 8.00-12.00 arasında attıkları oyuncak şeklinde bombalar ve sivri uçlu çivilerle
çocuk ve kadınlar başta olmak üzere her bombardımanda birkaç Türk’ün ölmesine,
yaralanmasına ve sakat kalmasına neden oldular. Belemedik Hastahanesi yaralılarla doldu. Bir
defasında 7 uçaklık bir Fransız filosu Belemedik Hastahanesi’ni bombardımana tutarak
hastaların ölmesine neden oldu. Kaç-Kaç Olayı olarak anılan bu olay, Adana ile sınırlı kalmamış,
Mersin, Tarsus, Ceyhan, Dörtyol, Kozan, Osmaniye ve bütün bölgede yaşanmıştır. Bu nedenle, Adana
çevresinde, Fransız işgalinin bir kara lekesi olarak anılmaktadır52.
5 Temmuz 1920’de, Misis’te, Fransızlarla yaptıkları savaşta Millî Kuvvetler 3 ölü, 2 yaralı
verdiler. 9 Temmuz 1920’de, Şakirpaşa’da Fransızlarla girilen çatışmada Millî Kuvvetler 2 ölü, 2
yaralı verdiler. 18 Temmuz 1920’de, Millî Kuvvetlerin Kâhyaoğlu Grubu’na taarruz eden Fransızlar,
7 Türk erini öldürdüler, 6 er de yaralandı 53.
15 Ağustos 1920’de, Kurttepe’deki Millî Kuvvetler Cephesi’ne bir baskın düzenleyen
Fransızlar, Makineli Tüfek Bölüğü Komutanı Teğmen Selâhaddin’i katledip başını vahşice
keserek, ele geçirdikleri bir topun üzerine koydular ve Adana’nın en kalabalık yerinde teşhir
ettiler. Aynı günlerde, Millî Kuvvetlerden Yenice’de esir düşen bazı erler, susuzluktan
yürüyemeyecek hale geldikleri için Fransızlar tarafından kurşuna dizildiler. 19 Ağustos 1920’de,
Fransızlar’ın, Oba’ya düzenlediği taarruzda, Solcenah Müfreze Komutanı Pöçük Mehmet yaralandı,
yardımcısı Köşker Duran ise öldürüldü. 1. Bölük Komutanı Muzaffer (Ramazanoğlu) ile 200 er de
esir düştüler. Önce Adana’ya, daha sonra Mersin’e gönderilen bu esirler açlıkla, dayakla ve çeşitli
işkencelerle cezalandırıldılar. 25 Ağustos 1920’de, Ermeni Fedâileri (kamavurlarla) Yüreğir
Ovası’nda bir tarama harekâtına girişen Fransızlar’ın, Taşçı Köyü’nde Millî Kuvvetlere verdirdiği
kayıplar hakkında bir rakam verilmemiştir54.
g. e., s. 173, 174.; C. Yurtsever, Çukurova..., s. 48-53.; “Kurtuluşu takiben, Adana’da şimdi Merkez Bankası’nın inşa edildiği
yerdeki bu kilisede yapılan incelemede, duvarlarında öldürülen Türkler’e ait kan lekeleri görüldüğünden ‘Kanlı Kilise’ adı
verilmiştir”, bk. K. Çelik, a. g. e., s. 403, 404.
52
C. Yurtsever, Çukurova..., s. 38-41.; Ahmet Tacemen, “Kaç Kaç Destanı”, Yazarın elden verdiği makale metni. Adana
1990, s. 1-9.; K. Çelik, Adana…, s. 405-408.; Kemal Çelik, “Millî Mücadele Yıllarında Adana ve Çevresi”, Efsaneden
Tarihe Tarihten Bugüne Adana: Köprü Başı, (Hz.lar: Doç. Dr. Erman Artun-M. Sabri Koz), Yapı Kredi Yay.: 1392, I. Baskı,
İstanbul, s. 118, 119.
53
S. Tekelioğlu, a. g. m., Dirlik, 13 Ağustos 1965, Sayı: 654.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 381, 382.; K. Ener, a. g. e., s. 168,
169.; K. Çelik, Adana …, s. 410-415.
54
E. Brémond, a. g. e., s. 68.; P. Du Véou, a. g. e., s. 389.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 20 Haziran 1953, Sayı: 8517.;
“41. Fırkanın Adana Cephesi emrinde bulunduğu 16 Ağustos 1336 tarihinde, Kurttepe’de esir olan makineli tüfek zâbiti
mülâzim Selâhaddin Efendi’nin suret-i vahşiyanede başı kesilerek teşhir edildiği…”, bk. T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, C.
II, Türkiye İş Bankası Yay., İkinci Baskı, Ankara 1985, s. 343.; “…mühim bir kuvvetle hücum ederek, ansızın Selâhaddin’i
15
13-26 Eylûl 1920 tarihleri arasındaki, İkinci Kurttepe taarruzunda, Şarıklı Köyü’nü bombardımana
tutan Fransız uçakları 2 kadın ve bir çocuğu yaraladılar. Millî Kuvvetlerden ise 7 eri öldürüp , 12 eri
de yaraladılar55.
Fransızlar, Ekim 1920’de, Millî Kuvvetlere karşı giriştikleri bir Genel Taarruzda, 18-19 Ekimde
Kızılkaş Köyü’nü yaktılar. 18 Ekim 1920 akşamı 4 Fransız uçağı Millî Kuvvetler mevzilerini
bombardımana tuttular. Millî Kuvvetlerden bir bölük er silâhlarını bırakarak Fransızlar’a teslim
oldular. 23 Ekim 1920’de Ziyarettepe’de Millî Kuvvetlere taarruz eden Fransız Komutanı Gracy
kuvvetleri, birkaç Türk erini öldürdüler, birkaç eri de esir aldılar 56.
20-24 Kasım 1920’de, Fransızlar, Fadıl Savaşı’nda, Millî Kuvvetlerden 25
öldürdüler, 40 er yaralandı57.
Türk erini
5- Adana ve Çevresi’nde 1921 Yılı Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Fransız ve İngiliz desteği sonucu şımaran Ermeniler’in zulüm ve cinayetleri Adana Vilâyet
Merkezi ve yakın çevresi ile sınırlı kalmadı. Sancaklar ve bunlara bağlı yerlerde de kendini gösterdi.
Şimdi bu sancaklardaki olaylara bakalım.
6- Kozan Sancağı’nda Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
a- Kozan’da 1919 Yılı Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Fransız Yüzbaşısı Taillardat, 8 Mart 1919 Cuma günü yardımcısı Üsteğmen Suby ile Kozan’a
geldi. Ermeniler, Taillardat’yı, Fransız ve Ermeni bayrakları ile süsledikleri bir zafer takının altından
geçirerek, Mutasarrıflık Makamı’na götürdüler. Burada yaptığı konuşmada: “Allenby ve orduları
küçük bir davet ve işaretimize hazırdır”, diyen Taillardat, Türkler’i tehdit ederek sindirmeye çalıştı.
Etnik ayrılıkları körükledi58.
1918 yılı Aralık ayı ortasından itibaren, Adana Vilâyeti’nin diğer yerleri gibi, Kozan ve çevresi
de beyaz kalpaklı, kamalı, çifte tabancalı ve bir çoğu Kafkasya’da Çar ordusunda savaşmış
Antranik çetesinden veya çeşitli anarşist Ermeni cemiyetleri üyesi kimselerle, Amerika ve
Bulgaristan’dan getirtilen (veya gelen) Ermenilerle doldu. Bu Ermeniler, yakmayı, yıkmayı ve
yöre halkını öldürmeyi bir yaşam biçimi olarak benimseyen birer insan kasabı idiler. Bunların
Brémond ile diğer işgal komutanları tarafından polis ve jandarma olarak görevlendirilmesi
Türk halkın tepkisine neden oluyordu. Çünkü, bu Ermeniler, giyindikleri üniformayla
kendilerini Fransız subayları olarak tanıtıyorlardı. Bu Ermeni Gönüllü Fedâileri, Brémond’un
emrindeki Ermeni İntikam Alayı askerlerinden daha kan dökücü idi. Kozan’ın yerli Ermeni
gençlerinden bir kısmı da bunlara katıldı. Kozanlı yaşlı Ermeniler ise; Ermeni gönüllü fedâilerinin
işlediği zulüm ve cinayetler nedeniyle gençlerinin gönüllülere katılmasına taraftar olmamakla birlikte,
engel olmak konusunda başarılı olamamışlardı. Kozan’da kurulan Ermeni Fedâkâran Cemiyeti
bastırıyorlar. Yanındaki birkaç kişi ile katlediliyor. Selâhaddin’in başını ve topu birlikte şehre getiriyorlar. Caddenin en işlek
yerinde bunlar teşhir ediliyor. …Selâhaddin mavi gözlü, sarı saçlı … bir gençti. Vücudundan ayrılan başı ‘Alman Zâbiti’
diyerek gösteriliyor. Çünkü, merhum Almanlar’a çok benzerdi…” Bk. D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 202.; K. Ener, a. g. e., s. 209213.; K. Çelik, a. g. e., s. 434-437.
55
P. Du Véou, a. g. e., s. 388.; K. Ener, a. g. e., s. 217, 218.; K. Çelik, a. g. e., s. 439, 440.
56
P. Du Véou, a. g. e., s. 408-419.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 474-476.; K. Ener, a. g. e., s. 238-244.; K. Çelik, a. g. e., s.
448-454.
57
İsmail Ferahim Şalvuz, Kurtuluş Savaşında Kahraman Çukurovalılar (Adana, Tarsus, Mersinliler), Aydınlık Basımevi,
İstanbul 1938, s. 98-100.; D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 190-193.; A. H. Saral, a. g. e., s. 180-182.; K. Ener, a. g. e., s. 253-267.; K.
Çelik, a. g. e., s. 455-461.
58
P. Redan, a. g. e., s. 82.; Ali Saib Ursavaş, Çukurova Fâciaları ve Urfa’nın Kurtuluşu, Kastaş A. Ş. Yay., 1. Baskı,
İstanbul 1988, s. s. 18.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 84.; K. Çelik, a. g. e., s. 79.
16
(Askayin Müytün) üyesi Ermeni Fedâileri, tenha yerlerde karşılaştıkları Türkler’i çekinmeden
öldürüyorlardı.
Fransız ve Ermeniler’in ortak tutumu, amaçlarının, Türk’ün sadece hükûmetini ve ordusunu
yoketmek değil, aynı zamanda, hayatına kastetmek Türk’e hayat hakkı tanımamaktı. Bu amaca
en uygun âlet olarak ta Ermeni toplumu seçilmişti. Fransız İşgal Yönetimi’nin Türkler’i ezmek ve
soymak gayesiyle gerçekleştirdiği diğer bir uygulama Kozan’da kurulan Tesviye-yi Mesalih
Komisyonları’dır. Fransızlar, bu komisyonlar kanalıyla, Türkler’e ait emlâk, hayvan varlığı ve
vasıtaları, bir iki Ermeni’nin yalancı şahitliği ile, asıl sahibi olan Türkler’den alıp, hak talep eden
Ermeniler’e vermişlerdi. Bir iki asır öncesi Ermeniler’e ait olduğu iddia edilen bir bağ veya tarla veya
göçettirme öncesinde Ermeniler’in sattığı çeşitli gayrımenkuller, kanunların ve mahkemelerin üstünde
tutulan ve kararları temyiz edilemeyen bu komisyonlar tarafından, bir bedel ödetilmeksizin
Ermeniler’e iade edilmişti. Türkler’e uygulanan bir baskı ve zulüm metodu da, Fransızlarla
Ermeniler’den oluşturulan zâbıta, ajan ve casus teşkilâtıdır. Bu teşkilât mensubu Fransızlar ve
Ermeni fedâileri, yolda veya kırsal kesimde ele geçirdikleri Türkler’i akla gelmeyecek hunharca
metodlarla öldürüyor, Taillardat’nın özel güvenlik görevlisi konumundaki Ermeni Ohannes Çavuş, bir
takım bahane ve baskılarla, emrindeki Ermeni fedâilerle birlikte Türkler’e ait köyleri soyuyor;
“Türkler silâhlarını almam için bana rüşvet verdiler”, diyerek, topladığı parayı adamlarıyla
bölüşüyordu. Bu eylemler sonucu, Kozan’ın işgal edildiği günlerde yollarda ve dağlarda
parçalanarak acımasızca katledilen Türkler’e ait 140 ceset bulunmuştur 59.
Ermeni Ohannes ve fedâilerinin, Kozan ve çevresinde Türkler’i en fazla üzen hareketi, Türk
kadınlarına ve kızlarına yönelik saldırı ve tecavüzleri idi. Ayrıca; baskı ve tehditle, coşkulu
gösterilerle Müslüman kadınları Hrıstiyan yapıyorlardı60.
b- Kozan’da 1920 Yılı Ermeni-Fransız Zulûm ve Cinayetleri:
Kozan’da 1919 yılı boyunca Fransız İşgal Yönetimi ile Ermeniler’in Kozan Türkleri’ne uyguladığı
baskı ve zulûmler 1920 yılı başlarından itibaren şiddetini arttırarak devam etti. Şubat 1920 ortalarına
doğru, Maraş’taki Fransız kuvvetlerinin yenildiği, Ermenilerle birlikte şehri terkettikleri haberleri
üzerine, Fransızlar, Kozan merkezindeki tam techizatlı bir taburu yeterli görmeyerek, iki kez
üstüste 400-500 kişilik Ermeni gönüllü kuvvetleri getirtmişlerdi. Kamavur (kamavor) adı
verilen serseri ruhlu bu gönüllüler, tehcirden dönerek, yörede bir Kilikya Ermeni Devleti
kurulacağı, bu devletin Kafkasya’da yeni kurulan Ermeni Hükûmeti’ne bağlanacağı
propagandası ile aldatılmış, İç Anadolu’daki memleketlerine gitmekten vazgeçirilip Adana’da
kalmaları sağlanmıştı. Bu çapulcu serserilerin gelmesiyle birlikte Kozan merkezinde can ve mal
güvenliği kalmayınca, Fransızlar, sıkı önlemler alarak gece sokağa çıkma yasağı uyguladılar61.
Kozan’ın yerlisi olan Türkler ve Ermeniler, Millî Kuvvetlerin Kozan’a taarruzu halinde çok sayıda
insanın öleceği, şehrin yakılıp yıkılacağı endişesini taşıyorlardı. Fransız İşgal Komutanı olan
Taillardat’ya başvurarak; Türk ve Ermeni cemaatlerini birbirine düşürmemesini, savaş sahası olarak,
masum yüzlerce kadın ve çocuğun yaşadığı kasaba merkezinin dışında bir yeri seçmesinin uygun
olacağını bildirmişlerdi. 1920 yılı Mart ayı ise, Fransız ve Ermeniler’in Türkler’i öldürme, baskı
ve zulûm olayları nedeniyle Kozanlılar için Kaç-Kaç dönemi oldu. Kozan’ı terkedemeyen ve
sayısı azalan Türkler evlerinden çıkamazken, Ermeniler bağ ve bahçelerine gidemiyor, bir işle
uğraşmadan çarşı meydanı ve mahalle aralarında toplanıp birbirleriyle dertleşiyorlardı. 1920 yılı Mart
ayı sonlarına doğru, Kozan’da katlanılması güç hale gelen Fransız-Ermeni cinayetleri ve zulmü
karşısında, Kozan Müftüsü Hafız Osman (Çamurdan)’ın Adana Vilâyeti Celilesi’ne başlığı ile Albay
Faik Üstün, Adana’nın İşgali ve Millî Mücadele, İstanbul 1955, s. 9, 10.; A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 16-23.; K. Çelik, a. g.
e., s. 80, 81.
60
E. Özoğuz, a. g. e., s. 29.; A. Hulki Saral-Tosun Saral, Vatan Nasıl Kurtarıldı, Ankara 1970, s. 107.; A. S. Ursavaş, a. g.
e., s. 23.; K. Çelik, a. g. e., s. 82.
61
A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 251, 252.; K. Çelik, a. g. e., s. 184.
59
17
Brémond ile Vali Celâl Bey’e gönderdiği 1 Nisan 1920 tarihli protesto yazısında yer verdiği ve
Kozan’da cereyan eden cinayet ve zulümlerden bazıları şöyledir 62:
- Fransızlar ve Ermeniler, yoksul ve çaresiz bir duruma düşürmek amacıyla, kasaba ve
köylerdeki zengin ve nüfuzlu Türkler’i, hapis ve işkence altında tutmuş, her birinden 50-1500 lira
arasında nakit para cezası alınmıştır. Bu şekilde 100 bin liraya yakın para toplanmıştır.
- Sulh Komisyonu (Tesviye-yi Mesalih Komisyonu), hiçbir delil ve belgeye dayanmadan,
hapis cezası, baskı ve tehditle Türkler’e ait yüzbinlerce lira değerindeki mal, ev eşyası ve hayvana
elkoymuş, satmış ve sözde alacakları karşılığı Ermeniler’e vermiştir.
- Haçin’e posta götüren Teğmen Misak ve arkadaşları eşkiyalar tarafından öldürülünce,
gerçek suçlular belirlenmeden, cinayet mahalline yakınlıkları gerekçesiyle Feke’nin Bozat Köyü
halkından Muhtar Hamza Kâhya ve Musa yakalanıp bir süre tutuklandılar. Bir süre sonra mahkeme
önüne çıkarılmadan açıkta kurşuna dizildiler. Bozat Köyü halkının yiyecek ve eşyaları Taillardat’nın
emriyle yağmalandı. Halk köyden uzaklaştırıldı.
- 1 Şubat 1920’de, Türk jandarmaların silâhlarını toplatan Gouverneur Taillardat, Kozan’da
bütün Ermeniler’i silâhlandırdı. Dışarıdan Kozan’a getirttiği 450 kadar Ermeni fedâisini (kamavurlar)
Ermeni Komitesi’nin emrine vererek, bunların Türkler’e yaptığı zulüm ve işkencelere göz yumdu.
- Posta sürücüsü Hüseyin, Kozan’a 15 dakika mesafedeki Uyuzpınarı Mevkii’nde, 3 Ermeni
tarafından boğularak öldürülmüştür.
- Fransızlar, Kozan ileri gelenlerinden 10 şahsı tutuklayıp zindana attılar. Bunlardan Mahmut
Efendi’nin bir miktar gümüş ve kâğıt parası alındı. Aynı gün, Taillardat tarafından gönderilen
Komiser Haçik, Fransız Çavuş Jornik, Ermeni fedâi çetebaşı Osep ve 8-10 kadar jandarma, Ökkeş
Efendi ailesinin yaklaşık 4000 lira altın ve eşyasını gasp ettiler.
- Kozan’a bir saat uzaklıktaki İspahalı Köyü’ne gece saat 04.00 civarında saldıran çok
sayıda Ermeni çeteci, bir odaya doldurdukları köy halkının paralarını aldıktan sonra ateş açıp 6
köylüyü katletmişlerdir. Ölenlerin yakınları sabah kasabaya gidip katilleri teşhis ederek gösterdikleri
halde, Taillardat: “Yanlıştır, bunlar değildir”, diyerek olayı örtbas etmiştir.
- 22-23 Şubat 1920 gecesi, 16 Ermeni çeteci, belediye Tabibi Nazif Ali Efendi’nin evini
bastılar. İkibuçuk saat işkence yaptıktan sonra bütün parasını ve değerli eşyalarını aldılar.
- Zindandan tahliye edilen Ümmet Çavuş, 24 saat sonra kasaba çarşısında Fekeli Agop
tarafından kurşunlanarak katledildi. Agop, ceza almak şöyle dursun, Ermeni komitelerince 300 lira
verilerek mükâfatlandırıldı.
- Kozan içinde dolaşan Türkler, arama gerekçesiyle durdurularak güpegündüz altın, para ve
değerli eşyaları alındı. Türkler’e ait evler kapıları kırılarak yağmalandı. Taillardat, bu konudaki
şikâyetleri önemsemedi.
- Kozan civarındaki bağ bekçisi 3 Türk, 5 Ermeni çeteci tarafından kama ve kasatura ile
boğazlanarak hunharca katledildiler. Bir bekçi de ağır yaralandı.
- Hafız Osman Efendi ve ailesi, çiftliğe gitmek için Kozan dışına çıktıklarında, 3 Ermeni
tarafından çevrildi. Üzerlerinde bulunan 200 lira nakit para ile 1300 lira değerinde altın ve değerli
eşyaları gasp edildi.
- Topal Hacızâde Ahmet Efendi, Mustafa Efendi ve Kürt Ahmet Çavuş’un, Kozan
yakınındaki bağlarına gitmek isterken, Ermeni çetesi tarafından feci şekilde öldürüldükleri öğrenildi.
Aileleri, birkaç kez Taillardat’ya başvurarak, cesetlerin bulunması ve kasabaya getirilmesini istediler.
Fakat, Kozan ve çevresinde birkaç yüze ulaşan öldürülen Türk sayısının ortaya çıkmasını istemeyen
bu komutan başvurulara kayıtsız kaldı.
- Rumlu Cemal Çavuş ile eşi, 13 yaşındaki bir erkek çocukla birlikte, Kozan yakınındaki
ormana götürülerek katledildiler.
- Hayvan alımı yapmak için Hamam Köy’e giden Kasap Çopurcuoğlu Hacı Artin ile
yanındaki Jandarma Haçik, iki gün geçtiği halde dönmediklerinden, Taillardat’nın gönderdiği yaklaşık
40 kişilik silâhlı Ermeni birliği, yolda karşılaştığı Hamam Köy’den Ağa’nın oğlu Hacı İsmail,
Sehveloğlu Çerkez ve Hasan Ağa oğlu İsmail Ağa’yı katletti. Olayı öğrenen Hamam Köy halkı, imha
edilecekleri endişesi ile bu Ermenileri köye sokmak istemedi. Çıkan çatışma sonunda köy halkı
62
A. H. Saral, a. g. e., s. 188.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 220-255.; K. Çelik, a. g. e., 184-192.
18
kaçmak zorunda kaldı. Hamam Köy ve çevresindeki birkaç köyü yakan Ermeniler, köylülere ait
yüzlerce hayvanı Kozan’a getirdiler.
- Kozan’a 1.5 saat kadar uzaklıktaki Çukurören Köyü’ne saldıran Ermeniler, Türk kadın ve
erkeklerini ayrı ayrı odalara toplayarak para ve altınlarını aldılar, evleri soyarak bir Türk’ü öldürdüler.
Türkleri bir araya topladıkları diğer evleri yakarak, fitilleri ateşlenmiş bombalarla imha edecekleri
sırada, maiyetindeki 20 kadar Fransız askerle yetişen Teğmen Suby, Çukurören Köyü halkının
hayatını kurtardı. Fakat, evlerinin yağmalanmasını önleyemedi.
- Feke ve Saimbeyli (Haçin)’den Kozan (Sis)’a gelmekte olan Ermeniler, yolları üzerindeki
Akkaya, Çulluuşağı ve Düzağaç Köyleri’nde soygunlar ve zulümler yaparak, Akkaya Köyü Bekçisi
Süleyman’ı katlettiler. Ayrıca, 3 Türk kadınına tecavüz ettiler.
- Danacılı Köyü’nden Hatipzâde Abdülkadir Efendi ile 4 arkadaşı, hayvanlarını satmak
üzere Adana’ya giderken, Kozan Ermeni Komitesi Reisi Misak’ın ailesini Adana’ya bırakıp Kozan’a
dönmekte olan Ermeni 6 jandarma tarafından Sarıçam Mevkii’nde feci şekilde öldürüldüler. Katilleri
bilindiği halde tutuklanmadılar.
- Vergi toplamak için Akçalıuşağı Köyü’ne giden Tahsildar Ali Efendi, kendisini korumakla
görevli Ermeni jandarmalar tarafından, feci şekilde katledildi. Bu jandarmalar hakkında bir işlem
yapılmadı.
- Kozan’dan ayrılmalarına izin verilen birkaçyüz Türk, kasaba dışında silâhlı 40-50 Ermeni
fedâisi tarafından çevrildi. Bir kısmının eşyaları yağmalandı, bazıları öldürüldü. Çok sayıda Türk
kadınının ırzına tecavüz edildi.
- Kadirli Karaköy’den harekete geçerek Kozan’a gelmekte olan 57 Ermeni çeteci, yolda
karşılaştıkları Türk köylülerden çoğunu katlederek, eşyalarını gaspettiler.
- Kozan’a 5 dakika uzaklıktaki Akpınar Mevkii’nde öldürülen 2 Türk çocuğunun
cenazelerini getirmekle görevlendirilen Ermeni jandarmalar, cesetleri ortadan kaldırarak, bir ölüm
olayı yokmuş gibi davrandılar.
- Yörede cereyan eden cinayet, yağma ve ev yakma olaylarından korkarak, Üçhühüyük’teki
çiftliklerinden daha güvenli bir köye gitmek üzere yola çıkan Kozan ulemâsından Çamurdanzâde Hacı
Mustafa Efendi’nin kızkardeşi, bir çocuğu ve yanlarındaki 6 Türk, Adana’ya giden Ermeniler
tarafından katledildiler.
- Duydukları üzücü cinayet ve olaylardan ürkerek, hayatlarını kurtarmak gayesiyle Kozan
dışına çıkan sayıları 200’den fazla Türk, Ermeniler tarafından feci şekilde öldürüldü. Pek çoğu
kuyulara atılarak hayatlarına son verildi. Türkler’in atıldıkları kuyulardan çıkarılarak defnedilmesi
girişimlerinden sonuç alınamadı.
- Müftü Hafız Osman (Çamurdan) Efendi tarafından tespit edilerek, protesto yazısında yer
verilen öldürme ve soygun olayları dışında, Yukarı Tokmaklı (Tokmanaklı)’dan Köreken Köyü’ne
gitmekte olan 13 yaşındaki Kara Hasan kızı Fatma, Saimbeyli’ye gitmekte olan Ermeni çeteciler
tarafından canice, başı kesilerek öldürüldü.
- 17 Nisan 1920’de, öldürülen Fransız subay ve askerlerinin cenaze töreninde Taillardat’nın:
“İntikam alınacağı”, yolundaki konuşmasından cüret ve cesaret alan Ermeni kamavurları, karşılarına
çıkan Türkler’i öldürmeye başladılar. Aynı gün, Fransızlar, Kozan çevresindeki Millî Kuvvetleri
dağıtmak, öldürülmüş olan subay ve erlerinin intikamını almak ve cesetlerini getirmek gayesiyle,
Çanaklı tepelerine bir baskın düzenlediler. Bu baskında esir aldıkları 2 Türk birkaç gün sonra kurşuna
dizildi.
- 18 Nisan 1920 tarihi dehşet uyandıran cinayetler günü oldu. Kozan Defterdarı Hamdi
Efendi, Mektupçu Ali Rıza Efendi ve Emekli Yüzbaşı Mehmet Bey, Ermeni kamavurları
tarafından fırına atılıp yakılarak feci şekilde katledildiler. Bu fırında daha sonra yapılan
incelemelerde yakılan Türkler’e ait yağ kalıntıları görülmüştür.
- Millî Kuvvetler tarafından ele geçirilen Saimbeyli (Haçin)’den kaçmayı başaran Aram
Çavuş ile 200 kadar Ermeni çeteci, önce çevre köyleri daha sonra da Hamam Köy ile Ceyhan Nehri
batısında yer alan Tılan Köyü’nü yaktılar. Buradaki çatışmada Millî Kuvvetlerden 15 kadar
Türk erini öldürdüler, 10’dan fazla er yaralandı.
Yukarıda sıralanan cinayetler ile bunların birkaç misli feci zulümler, tarihte zor karşılaşılacak
olaylardır. Ermeniler’in yaptığı: “Her türlü savunmadan yoksun şahısları, kadınları ve ana
19
kucağındaki masum yavruları öldürerek bundan vahşi hislerle zevk almaktır ve pek az kavmin
gösterebileceği bir davranıştır”.
7- Osmaniye (Cebel-i Bereket) Sancağı’nda Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Osmaniye’ye kaymakam (gouverneur) olarak atanmış olan Yüzbaşı André, İlçe merkezine çok
sayıda Ermeni getirmiş ve silâhlandırmıştı. Düziçi (Haruniye)’nde ise, çok sayıda köyün yakılmasına,
baskı ve zulümlere göz yumdu. Bu çevrede kayda değer olaylardan biri Telgraf Müdürü Hamdi
Bey’in, İğnebahçe yakınında, Ermeni saldırısı sonucu parçalanarak katledilmesidir. Düziçi
Kasabası içinde yapılan çatışmada, Maraş’tan Yörük Selim Bey ile birlikte gelmiş olan Yıldırım
Bölüğü Komutanı Abdullah, Fransızlar tarafından öldürüldü. Burada ve birçok yerde cereyan
eden çatışma ve savaşlarda dikkati çeken önemli bir konu, komutanlar dışındaki Türk kayıplarının
isim verilmek şöyle dursun sayı olarak bile kayda geçirilmemiş olmasıdır. Buna karşılık Fransız ve
Ermeni kayıpları yer yer isim ve rakam olarak geçmektedir. Şubat 1920’de, 9. Tümenin Hasanbeyli
civarında girdiği çatışmada, Fransızlar 2 Türk erini öldürdüler. Osmaniye’de 5 Ağustos 1920’de
Fransızlarla yapılan savaşta, göğsünden vurularak ölen Tayyar (Uçan) Rahime Onbaşı, kadın
olarak adı geçenlerden biridir63.
15 Kasım 1920’de, Teğmen Saim ve 15 Türk eri, Fransızlarla Mamure İstasyonu’nda
giriştikleri çatışmada öldürüldüler64.
8- Saimbeyli (Haçin)’de Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Birinci Dünya Savaşı öncesinde 4800 konutta 30 bin kişilik bir nüfus barındıran Saimbeyli’de,
Mondros Mütarekesi’ni takiben, İngiliz ve Fransızlar’ın sağladığı destek ve güvenle, önce 8 bin,
daha sonra 2 bin Ermeni eski yerlerine dönmüş, kasabanın nüfusu 12 bine ulaşmıştı. Diğer
yerlerdeki gibi, Saimbeyli’ye dönen Ermeniler de yanlarında çok sayıda silâh ve cephane
getirmiş, teşkilât kurmuş, Türkler’i yok etmek gayesiyle eğitime başlamışlardı. Feke taraflarında
bir teftişe çıkan Kozan Kaymakamı Yüzbaşı Taillardat, Ermeniler’in askerî eğitimini denetlemişti 65.
Saimbeyli’de, Ermeni Kaymakam Ermenak (Arminek) Efendi, yanlış ve kanun dışı hareket eden
Ermeniler’e izin vermek istemediğinden görevden uzaklaştırıldı. İstanbul Hükûmeti, Taillardat’nın
onayı ile, kaymakamlığa Çalyan Karabet’i atadı. Çalyan Karabet, 200 jandarma ile göreve
başladığı Saimbeyli’de, kısa süre sonra gönüllü Ermeni gençlerden 5 adet legion (lejyon) bölüğü
kurdu. Kasabadaki Ermeniler’e çok sayıda silâh ve cephane sağladı. Saimbeyli’nin içine ve
dışına siperler, hendekler kazdırarak tahkimât yaptı. Fransızlar da, Çalyan’ın hizmetlerine
karşılık, 1200 tüfek, 25 bin tüfek mermisi, bir miktar el bombası, yetecek kadar ilâç, sağlık
malzemesi ve 300 ton buğday gönderdiler66.
13 Temmuz 1920’de, Saimbeyli’ye girmeye çalışan Millî Kuvvetlere mensup Türk erlerinden
çoğu Ermeniler tarafından öldürüldü, 10 er de yaralandı 67.
ATASE Arşivi, K. 597, D. 7-147, F. 120-8.; E. Brémond, a. g. e., s. 59.; P. Du Véou, a. g. e., s. 206-365.; D. Arıkoğlu, a.
g. e., s. 125, 126.; A. H. Saral-T. S., a. g. e., s. 33.; K. Çelik, a. g. e., s. 209-211.
64
“Büyük Zayi-Kozanlı Saim Bey’in Şehadeti”, Yeni Adana, 30 Teşrîn-i sâni 1336 (1920), Sayı: 34.; D. Arıkoğlu, a. g. e., s.
125.; A. H. Saral, a. g. e., s. 201.; Osman Tufan, Kilikya Doğu Bölgesinde Millî Hareketler ve Kozan Sancağı İle
Mülhakatının Kurtuluş Hatıraları, Bahar Matbaası, - 1964, s. 109.; Tevfik Coşkun, Kadirli Millî Mücadelesi ve Hatıralar,
Kadirli Basımevi, - 1967, s. 109.; K. Çelik, a. g. e., s. 246, 247.
65
E. Brémond, a. g. e., s. 45.; P. Du Véou, a. g. e., s. 200-203.; A. H. Saral, a. g. e., s. 185.; O. Tufan, a. g. e., s. 103.; K.
Çelik, a. g. e., s. 225, 226.
66
E. Brémond, a. g. e., s. 45.; P. Du Véou, a. g. e., s. 202-203.; A. H. Saral, a. g. e., s. 185, 186.; K. Çelik, a. g. e., s. 225, 226.
67
Mustafa Onar, Kuruluşundan Kurtuluşuna Bağlantıları İle Saimbeyli, Ekin Yayıncılık, Adana 1989, s. 294.; K. Çelik, a.
g. e., s. 234, 235.
63
20
5 Ağustos 1920’de, Saimbeyli’de, kuşatmayı yaran Ermeniler, Millî Kuvvetlere karşı harekete
geçerek, Teğmen Ethem ile yardımcısı Kamberlizâde Şükrü’yü öldürdüler 68.
23 Eylûl 1920 gecesi, Doğanbeyli (Rumlu)’yi basan Ermeniler, Adana Kuva-yı Milliye Genel
Komutanı Kozanoğlu Doğan Bey’i yaraladılar. Doğanbeyli Köyü Türkleri’ni kadın, çocuk ve yaşlı
ayırımı yapmaksızın acımasızca katlettiler. Naltaş ve Güzelim Köyleri de basıldı. Güzelim
Köylüleri’nin hayvanları toplandı. Kışlık yiyeceklerinin bulunduğu çuvallar kağnı arabalarına
yüklenerek Saimbeyli’ye götürüldü. Millî Kuvvetler Saimbeyli’yi kuşatırken, kasabada 500-600 kadar
Türk kaldığı tahmin edilmekte idi. 15-16 Ekim’de 1920’de, Saimbeyli Millî Kuvvetlerin eline
geçtiğinde, Türkler’den hiç birinin sağ bırakılmadığı, yakıldıkları veya feci işkencelerle
öldürüldükleri anlaşıldı69.
9- Mersin Sancağı’nda 1919 Yılı Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Fransız Albayı Brémond’un “Genel Vali olarak” göreve başlaması ve Binbaşı Anfré’yi
Kaymakam (gouverneur) atamasından sonra, 1919 yılı Şubat ayının ilk günlerinden başlayarak,
Mersin’de Ermeni faaliyetleri artmıştı. Taşnak, Hınçak ve Hoybun Ermeni cemaatleri yönetim
kurulları birleşik toplantılar düzenleyerek, Türkler’e karşı gizli eylem ve imha plânları
hazırlayıp, bir takım kararlar aldılar. Bu kararları uygulamak üzere harekete geçtiler.
İşgalin ilk günlerinde Mersin Jandarma Taburu çok zayıf bir durumdaydı. Türk olmayan
cemaatlerden de eşit sayıda gönüllü alındığı için, jandarma teşkilâtında Türkler’in sayısı azalmıştı.
Bunu bilen ve bir fırsat olarak değerlendirmek isteyen Birleşik Ermeni Komitesi, Süleymanlı
(Zeytûnlu)’dan Arşak Çavuş Komutası’nda 30 kişilik bir Ermeni çetesi hazırladı. Gezici kalaycılık
yaptığı için köylerin yerini ve yolları iyi bilen Mersinli Karabet, Sefer ve Marko bu çeteye klavuz
olarak seçildiler. Fransız askerî üniforması giydirilen çete, Fransız birlikleri ve Legion Armenian’dan
sağlanan silâh ve bombalarla donatılarak, Türkler’e karşı harekete geçirildi70.
a- Tece Fâciası:
Arşak ve Ermeni çetesi, gece yarısına doğru, klavuzları Sefer ve Marko’yu, Tece Köyü yakınına
gönderdi. 20 Şubat 1919 Perşembe günü sabahı erken saatte harekete geçen çete, yolda İbrahim Rabat
adlı şahsı soyarak, Tece’ye geldi. Köyü kuşatan ve gözcülerinden gerekli bilgileri alan çete
mensupları, köye girerek meydanda bir ateş yaktılar. Köy halkı meydana toplandı: “Köyün sarıldığı,
karşı koyanların öldürüleceği ve evlerin yakılacağı”, duyuruldu. Köylünün, para, yüzük, bilezik gibi
değerli eşyaları alındı. Evlere dalan Ermeniler, değerli eşyaları talan ettiler. Karşı koymaya çalışanlara
acımasız davrandılar. Köyün zengin şahsiyetlerini, yaktıkları ateşin yanına getirip işkence ederek
paralarını nereye sakladıklarını söyletmeye çalıştılar. Molla Ahmet Efendi, parasının yerini
söylemediği (belki de istenen miktarda parası olmadığı) için, ateşe atılarak yakıldı. Bucak Müdürü
Hakkı Efendi, yapılanlara tepki gösterdiği ve karşı koyduğu için, parmakları dipçikle ezilip, işkence
edilerek cezalandırıldı. Ermeni eylemlerine dayanamayan ve: “Bu vahşete Allah razı olmaz. Siz
vicdansız canavarlarsınız”, diyerek karşı çıkan İlyas oğlu Hanna, Mersin’e kaçmak isterken köyü
kuşatmış olan Ermeni gözcüler tarafından öldürüldü. Köy evleri ateşe verildi. Köylüler kurşun
yağmuruna tutuldu. Veli Fakı’nın Osman katledildi. Ali kızı Ayşe, Lâtif kızı Meryem, Ali kızı
Teslime ve köylülerden çoğu yaralandı. Köylünün para ve değerli eşyalarını alan Ermeni çeteciler,
köylüye ait 100’den fazla hayvanı telef ettiler. Daha sonra, Cırman sırtlarında Ermeni çetesi ve
Yüzbaşı Haydar Bey Komutası’ndaki jandarma arasında çıkan çatışmada, jandarmanın yardımına
ATASE Arşivi, K. 753, D. 4-12, F. 28.; A. H. Saral, a. g. e., s. 192.; M. Onar, a. g. e., s. 304, 305.; K. Çelik, a. g. e., s. 235,
236.
69
ATASE Arşivi, K. 597, D. 7-47, F. 21-3.; O. Tufan, a. g. e., s. 100-102.; M. Onar, a. g. e., s. 3317-322.; K. Çelik, a. g. e., s.
237-243.
70
Ş. Genç ‘Yılmaz Efe’, a. g. m., Kuva-yı Milliye, Sayı: 64, s. 10.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 60, 61.; K. Çelik, a. g. e.,
s. 87, 88.
68
21
koşan Gülek Bucağı Kenzin Köyü’nden Gök Ali öldürüldü. Gök Ali’nin cesedi, daha sonra gözleri
oyulmuş, kulak ve burnu kesilerek işkence yapılmış halde bulundu 71.
b- Başnalar Çarpışması:
Cırman sırtlarını terkettiği anlaşılan ve Başnalar Kalesi’ne yerleşen Ermeni çetesi, Yüzbaşı Haydar
ve emrindeki jandarmalar tarafından takip edilmekte idi. Daha sonra komutayı Binbaşı Zühtü Bey
aldı. Ermeni çetesiyle başlayan çatışmaya diğer müfrezeler ve köylüler de katıldı. Fakat, çeteye karşı
başarılı olunamadı. Sıkıştırılan Ermeni çetesi, sık orman arazisi ve gece karanlığından faydalanarak,
Bahçe Mahallesi’nin Yeniköy kesiminden Mersin’e girdi. Çetenin takibinden vazgeçildi. Millî
müfrezeler çekildi, köylüler ise dağıldı. Başnalar Çarpışması’nda, Çiftlik Köyü’nden Hacı Başoğlu
Hacı Ali Çavuş ve İnsu Köyü’nden Halil Hoca Ermeni çeteciler tarafından öldürüldüler72.
c- Yeniköy Fâciası:
Ermeni çeteciler Mersin’e girerken, Mersin Müftüsü’nün kardeşi Ahmet Hilmi Efendi’nin
bahçıvanı olan Türk uyruklu Trablusgarp asıllı 6 kişilik bir aileyi, süngü ve kasatura darbeleriyle delik
deşik etmiş, baltayla kestikleri başlarını hunharca vücutlarından ayırmışlardı. Mersin Fransız İşgal
Kuvvetleri Komutanlığı bu cinayetleri örtbas etmeye çalıştı. Türkler ve o dönemde Mersin’de
kurulmuş olan diğer toplumlara mensup cemiyetler protesto gösterileri yaptılar73.
d- Fransızlar’ın Arpaç Sakarlar Köyü Baskını:
2-3 Nisan 1920, gecesi makineli tüfeklerle köyün giriş ve çıkış yollarını tutarak, Arpaç
Sakarlar’a giren Fransızlar, Millî Kuvvetlere mensup olan ve daha önce adını tespit ettikleri 7
şahıstan biri dışında hepsini tutukladılar. Tutuklular, ağır suçlu gibi kollarından birbirine bağlandılar.
Fransız askerî elbisesi giymiş olan Ermeniler, bazı evlere girerek değerli eşyaları yağmaladılar.
Birkaç evi ateşe verdiler. Köylüye ait hayvanlar toplanarak köy dışına çıkarıldı. Korku ve endişe
içindeki köylüleri, kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere cami önündeki köy meydanına toplayan
Fransız birliğinin komutanı74: “Fransa gibi büyük ve galip bir devlete karşı isyan edenlerin cezası çok
ağır olacaktır. Hangi kuvvete güvenerek isyan ediyorsunuz? Bu hareketiniz ilk olduğu için bu kadarla
yetinilmiştir. Bundan sonra böyle bir hareketinizde köyünüz tamamen yakılacak, suçlular da kurşuna
dizilecektir”, tehdidini savurdu.
e- Fransızlar’ın Mezitli Baskını:
Fransızlar, 5 Nisan 1920’de, Mersin’de çeşitli silâhlarla donatılan bir kuvveti, denizdeki savaş
gemilerinden birinin koruma ateşi altında Mezitli’ye sevkettiler. Mezitli Köyü halkı evlerini
terkederek kuzeydeki ormanlık sahaya kaçtı. Fakat, Fransızlar ele geçirdikleri 2 köylüyü katlettiler, 4
köylü de yaralandı. Köyün güneyindeki evleri yakan Fransızlar, köyde yakaladıkları hayvanları da
yanlarına alarak Mersin’e döndüler75.
f- Fransızlarla İçme Savaşı:
19-20 Nisan 1920’de, iki bölükten oluşan Fransız kuvveti otomatik ve makineli tüfeklerle
donatılarak hava desteğiyle Mersin’den harekete geçirildi. İçme’de yapılan çatışmada Millî
Kuvvetlerden Hanlıoğlu Hanefi Fransızlar’ın açtığı ateşle öldü. Beş Türk eri de yaralandı 76.
g- İkinci Su Bendi Savaşı:
Ş. Genç, a. g. m., K. M., Sayı: 64, s. 11-13.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 63.; K. Çelik, a. g. e., s. 88-90.
Ş. Genç, a. g. m., Sayı: 64, s. 13, Sayı: 65, s. 10.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 63.; K. Çelik, a. g. e., s. 90.
73
Ş. Genç, a. g. m., Sayı: 65, s. 10.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 65.; K. Çelik, a. g. e., s. 90, 91.
74
Süleyman Fikri Mutlu, “İşgal Kuvvetinin İlk Yaptığı Yangın 3 Nisan 1336-1920”, Kurtuluş-5 İkinci Kânun 1922, Mersin
(5 Ocak) 1933, s. 5-7.; Süleyman Fikri Mutlu, “Arpaç Sakarlar Baskını ve 5 Nisan Töreni”, Kuva-yı- Milliye, Sayı: 45,
Mersin (Mayıs) 1964, s. 13, Sayı: 46, s. 10, 11.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 201, 202.; K. Çelik, a. g. e., s. 342, 343.
75
O. M. Koçaşoğlu, “Osman Muzaffer Anlatıyor”, K. M., Sayı: 53, s. 15.; K. Çelik, a. g. e., s. 344.
76
O. M. Koçaşoğlu, a. g. m., K. M., Mersin (Şubat) 1965, Sayı: 54, s. 16-18.; K. Çelik, a. g. e., s. 344-346.
71
72
22
İlk hareketteki başarısızlıktan sonra, Mersin Su Bendi’ni onarmak, korumak ve Millî Kuvvetlere
iyi bir ders vererek yoketmek gayesiyle daha büyük bir kuvvetle harekete geçen Fransızlar, altı saatlik
bir mücadele sonunda bozguna uğratıldılar. Millî Kuvvetlerde 50 kadar yaralı vardı77.
h- Birinci Hacıtalip Çiftliği Savaşı:
Mersin-Tarsus karayolu ve demiryolunu güvenli tutmak isteyen Fransızlar, Hacıtalip İstasyonu ile
köprüsünü koruma altında tutuyorlardı. Millî Kuvvetler ise, bu çabayı boşa çıkarmak, Fransız
kuvvetlerini imha etmek istiyorlardı. Fransızlar’ın sığınmış olduğu Hacıtalip Çiftliği Binası’na
düzenlenen taarruzda Türk Millî Kuvvetlerine mensup 3 er öldü, 8 er de yaralandı 78.
ı- Tarsus Bağlar Savaşı:
Yirmi Günlük Geçici Mütareke gereği demiryolu hattının kuzeyindeki kuvvetlerini hattın güneyine
çekmesi gereken Fransızlar’ın, Tarsus’un 2 km. kuzeybatısında Bağlar Mevkii’ndeki modern
silâhlarla donatılmış 400 kişilik kuvveti geri çekmek yerine, Millî Kuvvetlerin kuzeyden Tarsus’a
karşı girişebileceği taarruzları önlemek gayesiyle tahkimat yaparak daha güçlü bir savunma mevzii
haline getirdikleri, “Küçük Verdün” adını verdikleri öğrenilmişti. 15-20 Temmuz 1920 tarihleri
arasında cereyan eden Tarsus Bağlar Savaşı’nda, Fransızlarla çarpışan Türk Millî Kuvvetleri,
aralarında yörede Millî Mücadele yanlılarının teşkilâtlanması ve mücadelenin başlamasında önemli rol
oynayan Belenkeşli Hacı İshak Ağa, Demirbaş Müfrezesi Komutanı Kozanlı Teğmen Mustafa Nail,
Tozkoparan Müfrezesi Komutanı Tarsuslu Sofu Ömer oğlu Başçavuş Zahit’in bulunduğu 15 ölü, 40
yaralı verdiler79.
i- Küçükziyarettepe (Gudubes) Savaşı:
Karaduvar Köyü’ne Mahmut adında bir Türk memur göndererek aşar vergisi toplatmak isteyen
Fransızlar, Alsancak Müfrezesi Komutanı Osman Muzaffer Koçaşoğlu ile müfreze erlerinin köye
gelerek, vergi toplanmasını ve köyden Mersin’e yiyecek götürülerek satılmasını önlemeleri üzerine,
22 Temmuz 1920 sabahı, Kazanlı ve Küçükziyarettepe önlerine gelen bir gemiden ateş açıp bu gemi
korumasında yaklaşık iki bölük kuvvet sevkettiler. Fransız kara birlikleriyle yapılan çatışma sonunda
Millî Kuvvetlerden 7 er yaralandı80.
j- İkinci Hacıtalip Çiftliği Savaşı:
Hacıtalip Çiftliği ve İstasyonu ile Küçükziyarettepe Köprüsü’nün Millî Kuvvetler tarafından ele
geçirilmesi sonucu, Fransızlar’ın Mersin-Tarsus karayolu ulaşımı tamamen kesilmişti. Millî
Kuvvetler, Bağlar Savaşı’nı da kazanarak müstahkem Fransız mevzilerini ele geçirince, Tarsus’ta
tamamen kuşatılmış duruma düşen Fransızlar, 22 Temmuz 1920 şafak vakti, makineli tüfek ve
toplarla donatılan ikiyüze yakın sayıda iki bölük kuvvetle Hacıtalip İstasyonu’na doğru taarruza
geçtiler. Bu muharebede Fransızlar, Bozkurt Müfrezesi erlerinden Dinikarlı Süleyman ile
Sarıibrahimli’den Hasan Barut’u öldürdüler, 6 er de yaralandı 81.
k- Fransızlar’ın Adana’dan Mersin’e Çıkış ve Dönüş Harekâtı:
Millî Kuvvetlerin, Mersin-Tarsus-Adana kara ve demiryolu kontrolünü ele geçirerek ulaşımı
engellemesi ile Mersin ve Tarsus’taki Fransız kuvvetlerinin bir çeşit kuşatma altına girmesi üzerine
Şeref Arif, “10 Mayıs 933 (336-1920 olmalı) Su Bendi Harbi”, Kurtuluş 5 İkinci Kânun 1922, Mersin 1933, s. 15, 18.;
Şeref Genç, “Mersin Su Bendi Muharebesi”, Kuva-yı Milliye, Mersin (Ocak) 1959,Sayı: 10, s. 6-9.; Fahri Merzeci, Kurtuluş
Savaşından Yapraklar”, İçel, Mersin Halkevi Dergisi, Şubat 1939, Yıl:2, Sayı: 12, s. 9-18, Sayı: 13, s. 3.; O. M. Koçaşoğlu,
a. g. m., K. M., Sayı: 56, s. 15-22.; Kurtuluş Savaşında İçel…, 208-214.; P. Du Véou, a. g. e., s. 299.; K. Çelik, a. g. e.,
348-352.
78
İ. F. Şalvuz, a. g. e., s. 30-35.; A. R. Timurtaş ‘Doğan Efe’, “Doğan Efe Hatıralarını Anlatıyor”., K. M., Mersin (Şubat)
1960, Sayı: 23, s. 6-18, Sayı: 24, s. 6.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 221-223.; K. Çelik, a. g. e., s. 352, 353.
79
İ. F. Şalvuz, a. g. e., s. 30-62.; A. R. Timurtaş, a. g. m., K. M., Mersin (Şubat) 1960, Sayı: 23, s. 6-18, Sayı: 24, s. 6.; Ahmet
Mithat Toroğlu, “Bağlar Muharebesi”, Kurtuluş 5 İkinci Kânun 1922, s. 10, 13.; A. H. Saral-T. Saral, a. g. e., s. 87-90.;
Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 221-231.; K. Çelik, a. g. e., s. 353-357.
80
O. M. Koçaşoğlu, a. g. m., K. M., Sayı: 58, s. 14.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 216, 217.; K. Çelik, a. g. e., s. 358, 359.
81
Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 233, 234.; K. Çelik, a. g. e., s. 359.
77
23
Fransızlar, Adana’dan 4 Tabur piyade, 6 Süvari bölüğü, biri 6.5 mm.lik, ikisi 7.5 mm.lik 3 Topçu
bataryası. 2 zırhlı otomobil, 1 ambulans ve 150 arabalık bir konvoydan oluşan bir kuvvetle, 27
Temmuz 1920 günü saat 15.00’te Mersin yönünde harekete geçtiler. İlk olarak Yolgeçen Köyü’nde
karargâh kurmuş olan Millî Kuvvetler hedef alındı. Bir kısmı Fransız kuvveti içindeki Ermeni ve
Süryâni (Asurî) çeteciler tarafından işkencelerle çok feci şekilde öldürüldüler. Bir kısmı esir edildi. Bu
kuvvetleri takip görevi alan 370 kişilik Tarsus Grubu Çeliktaş Müfrezesi ve Komutanı Molla Kerim,
Kamberhüyüğü Muharebesi’nde cepheden taarruz etti. Yardım alamadığı ve cephanesi yetmediği için
ağır kayıplar verdi. 311 erle birlikte Fransızlar’a esir düşen Molla Kerim, Ermeni Diran tarafından
katledildi. Esir düşen müfrezeden 170 er, Millî Kuvvetler topçu ateşinin Fransızlar’da yarattığı
şaşkınlıktan faydalanıp, Tarsus Çayı’na atlayarak, ya da yakındaki bağ, bahçe ve hendeklere kaçarak
kurtulmayı başardılar82.
l- Birinci Ziyarettepe (Eshab-ı Kehf) Savaşı:
Fransızlar, Millî Kuvvetlerin Mersin’e girişebileceği bir taarruzu önlemek gayesiyle, stratejik
önem taşıyan Küçükziyarettepe ve Karacailyas Köprüleri ile ziyaretin bulunduğu tepeyi dikenli
tellerle çevirmiş, böylece demiryoluna yapılabilecek bir sabotajı da önlemeyi düşünmüşlerdi. Millî
Kuvvetler bu stratejik tepeyi ele geçirmek istiyordu. 15-16 Ağustos 1920 gecesi cereyan eden
çatışmada Türk Millî Kuvvetlerine mensup 12 er Fransızlar tarafından öldürüldü. Hasta olan Alsancak
Müfrezesi Komutanı Yedek Üsteğmen Osman Muzaffer (Koçaşoğlu)’in yerine bu müfrezeye komuta
eden Yedek Üsteğmen Süleyman Fikri (Mutlu) dahil 18 yaralı vardı. 18 Ağustos 1920’de, Fransızlar,
Karacailyas-Kazanlı arasındaki kıyı kesimine sevkettikleri savaş gemileriyle, Millî Kuvvetlerin elinde
bulunan Teke, Yaka, Evci, Kürkçü, Yanpar, Aşağı ve Yukarı Burhanlı, Hebilli, Sarıibrahimli Köyleri
ile Karayayla ve bazı stratejik tepeleri sabahtan akşama kadar insafsızca bombardımana tutarak, bu
Türk köylerini haksızca ve ağır bir şekilde tahrip ettiler83.
m- Karadirlik Savaşı:
Fransızlar, 22 Ekim 1920’de, 2 Alaya yakın bir kuvvetle Sarıibrahimli Köyü’nü işgal etmişlerdi.
Karadirlik Köyü yakınında Fransızlar’ı kuşatan Millî Kuvvetler, başarılı olamadılar. Ulaş Köyü,
Fransızlar tarafından yakıldı84.
n- Emirler Savaşı:
Fransızlar, Delibaş ve adamlarının Mersin’de kendilerine sığınmasından doğan şaşkınlık ve
karışıklıktan yararlanmak istediler. Millî Kuvvetleri yok etmek gayesiyle, Delibaş ve adamlarını
yanlarına alıp ilerleyerek Emirler Köyü’nü yaktılar. 2-3 Aralık 1920 günleri Fransızlarla yapılan
çatışmada Millî Kuvvetlerden 1 er öldü. Esir düşen 20 er kaçmayı başardılar 85.
o- Üçüncü Ziyarettepe (Eshab-ı Kehf) Savaşı:
Ziyarettepe (Eshab-ı Kehf)’ye yerleşerek Millî Kuvvetleri ve yakın köyleri sürekli top atışlarıyla
taciz eden Fransızlar’a karşı, 15 Aralık 1920’de harekete geçen Millî Kuvvetlerden, Kilisli Yedek
P. Du Véou, a. g. e., s. 370-379, s. 372’de Türkler’in kaybı 400 ölü, 250 esir olarak geçmektedir.; İ. F. Şalvuz, a. g. e., s. 6378.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 11 Haziran 1953, Sayı: 8411, 12 haziran 1953, Sayı: 8412.; “Çeliktaş Molla Kerim
ve Kamberhüyüğü Muharebesi”, Kuva-yı Milliye, Sayı: 2, s. 15.; A. R. Timurtaş, a. g. m., K. M., Sayı: 25, s. 7.; Rifat
Sakallı, “Çukurova’nın Son Harbi”, Kuva-yı Milliye, Mersin (Eylül) 1964, Sayı: 49, s. 19.; D. Arıkoğlu, a. g. e., s. 166-170.;
K. Ener, a. g. e., s 195.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 235-237.; Yusuf Ayhan, “Molla Kerim Şehit Düştü”, Çukurova
Albümü-1, Kemal Matbaası, Adana -, s. 61.; K. Çelik, a. g. e., s. 360-364.
83
Şeref Genç, “Yakaköy-Ziyarettepe Çarpışmaları’ndan”, İçel (Mersin Halkevi Dergisi), Yıl: 2, Sayı: 12, s. 13.; İ. F.
Şalvuz, a. g. e., s. 78-84.; A. H. Saral-T. Saral, a. g. e., s. 91, 92.; Mithat Toroğlu, “Küçük Ziyarettepe Savaşı”, K. M.,
Mersin (Mayıs) 1966, Sayı: 69, s. 14, 15.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 242, 243.; K. Çelik, a. g. e., s. 364-366.
84
O. M. Koçaşoğlu, a. g. m., K. M., Sayı: 59, s. 13, 14.; Kurtuluş Savaşında İçel…, s. 244, 245.; K. Çelik, a. g. e., s. 367,
368.
85
Yusuf Kenan, “Mücadele Hatıram”, Kurtuluş 5 İkinci Kânun 1922, 34, 35.; Hasan Basri, “Gördüklerim” Kurtuluş 5
İkinci Kânun 1922, s. 36-38.; Takiettin Sanlı, “Emirler Harbi”, K. M., Mersin (Ocak) 1965, Sayı: 53, s. 17.; K. Çelik, a.g.e.,
s. 368.
82
24
Teğmen Abdullah ve Gök Teslime’nin oğlu Mehmet dahil 20 kadar Türk eri Fransızlar tarafından
öldürüldü. Yaklaşık 20 er de yaralandı86.
10- Pozantı Şosesi ve Demiryolu Üzerindeki Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
1 Nisan 1920’de Fransızlar’ın karakolunun bulunduğu Kadirhan’ı ele geçiren Millî Kuvvetlerden
Lütfi ile Şıhlı Köyü’nden Süleyman oğlu Abdurrahman Çırak, Fransızlar tarafından öldürüldüler. 6
Nisan 1920’de Hacıkırı’nın ele geçirilmesi sırasında Millî Kuvvetlerden 3 er, Fransızlar tarafından
öldürüldü, 5 er yaralandı. 10 Nisan 1920’de, Belemedik’in ele geçiren Millî Kuvvetlerden 2 er
Fransızlar’ın açtığı ateşle öldü, 7 er yaralandı. Ayrıca, Belemedik’e girildiğinde, işkence edildikten
sonra yüzlerine katran sürülerek güneş altında bırakıldıkları için ölen çok sayıda Türk’ün cesetleriyle
karşılaşan Millî Kuvvetler, intikam duygusuna kapılmayarak, esir edilen Hrıstiyanlar’a karşılık
vermediler. 10-12 Nisan 1920’de Fransızlar, Kavaklıhan yönünde ilerleyerek, Çamtepe, Kayadibi ve
Bayramlı (Kurbanlı) Köyleri’ni ateşe verdiler. Köylerini terkederek perişan vaziyette kaçmaya çalışan
yaşlı, kadın ve çocuk Türkler’den pek çoğu acımasızca öldürüldü. Ballıca, Halıdağı ve Mahmut Ağa
(Kötüköy) taraflarına gönderilen Kara Mehmet Ağa Müfrezesi, Fransızlarla karşılaştı. Cereyan eden
çatışmada Kara Mehmet Ağa, Buharalı Hacı Yoldaş ve Osman oğlu Durmuş, Fransız kurşunlarına
hedef olarak öldüler. 24 Nisan 1920’de Kasım Hoca Komutası’ndaki Kamışlı ve Karaisalı Müfrezeleri
tarafından Pozantı’da Çuğbeli Tepesi’ne düzenlenen taarruzda, Fransız kurşunlarına hedef olan
Teğmen Hikmet çatışma sırasında, yaralanmış olan Kasım Hoca ise daha sonra Belemedik
Hastahanesi’nde öldüler87.
1-3 Mayıs 1920 tarihleri arasında, Aflak Savaşı’nda Fransız ateşi sonucu Millî Kuvvetlerden 3 er
öldü, 4 er yaralandı. Ayrıca, Fransızlar geri çekilirken Gübe Köyü’nden çok sayıda Türk’ü birlikte
götürdüler. 17-22 Mayıs 1920 tarihleri arasındaki İkinci Kavaklıhan Savaşı’nda, Millî Kuvvetlerden
10 er Fransızlar tarafından öldürüldü,12 er de yaralandı. Ertesi gün (23 Mayıs 1920’de) Adana
Ulucami’de sabah ezanını okumakta olan müezzine ateş açıldı. Tarsus’un Kürt Musa Köyü ile Ziya
Uygur ve Âdil Menemencioğlu Çiftlikleri yakıldı. Korku içinde köylerinden kaçmaya çalışan kadın ve
çocuklara ateş açıldı88.
11- Adana’ya Yakın İllerde Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
a- Gaziantep’te Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Gaziantep, modern anlayışla eğitilmiş olan Fransız işgal kuvvetlerinin elindeki çok sayıda motorlu
taşıt, top, makinelitüfek, tank ve uçaklarına karşılık, Türk halkının, elindeki tüfek ve kazmalarla işgale
karşı koyduğu bir ilimizdir. Ermeni gönüllülerin de yer aldığı Fransız kuvvetleri, halkı evlerinden,
köylerinden kovmuş, evlerdeki sandıkları açarak çeyiz ve eşyayı yağmalamış, kadın ve kızlara
sarkıntılık etmişlerdi. Ayrıca; bulabildikleri koyun, keçi ve tavukları keserek yanlarına almışlardı.
Gaziantep’i ele geçiremeyen Fransızlar, şehri kuşattılar. Milli Kuvvetlere yiyecek ve cephane yardımı
yapılmasını önlemeye çalıştılar. Bu nedenle, şehirde ekmek ve yiyecek sıkıntısı çok arttı. Bu sıkıntıyı
gidermek için Türk kadın ve kızlarına tohumluk olarak satılmak üzere depolanan zerdali
çekirdeklerini kırıp tatlandırma görevi verildi. Buradan elde edilen çekirdekler ezilerek un ve kepekle
karıştırıldı. Böylece birkaç gün daha ekmek temini sağlandı. Türklerin rengi açlıktan solmuştu. Kedi
eti yeniliyor, ölmüş olan at ve eşeklerin eti hemen birileri tarafından alınıyordu. Gazlı bez
bulunamadığından, başa sarılan beyaz sarıklar toplatılıp sargı bezi yapılmıştı. Hastahanelerde yer
kalmadığı için evlere dağıtılan yaralılardan bazıları da tetanoz salgını nedeniyle vefat etmişlerdi. 16
T. Sanlı, a. g. m., K. M., Sayı: 53, s. 17.; O. M. Koçaşoğlu, a. g. e., K. M., Sayı: 60, s. 14, 15.; Kurtuluş Savaşında İçel…,
s. 217-245.; Ş. Genç, a. g. m., K. M., Sayı: 130, s. 15, 16.; K. Çelik, a. g. e., s. 368, 369.
87
E. Brémond, a. g. e., s. 47.; P. Du Véou, a. g. e., s. 283-299.; Cemal Efe, İstiklâl Savaşı’nda Adanalılar’ın Kahramanlık
Destanları, - 1937, s. 53-72.; S. Tekelioğlu, a. g. m., Dirlik, 25-30 Mayıs-11-13 Haziran 1965, Sayı: 585, 586, 600-602 .; D.
Arıkoğlu, a. g. e., s. 112-117.; Gülekli Nasif Hoca’dan naklen oğlu Şükrü Kaya, “Hacıkırı, Kuşçular, Belemedik, Pozantı ve
Karboğazı Savaşları”, K. M., Sayı: 41, s. 13, 14.; H. Akıncı, a. g. m., K. M., Sayı: 70, s. 4, Sayı: 74, s. 10.; K. Ener, a. g. e.,
s. 64-141.; A. H. Saral-T. Saral, a. g. e., s. 69-72.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 157-247.; K. Çelik, a. g. e., s. 257-278.
88
P. Du Véou, a. g. e., s. 311.; Kurtuluş Savaşı’nda İçel…, s. 249.; K. Çelik, a. g. e., s. 272.
86
25
Ekim 1921’de, İkizkuyu-Karaburun dağı kesiminde, Millî Kuvvetlerden 40’tan fazla er, Fransızlarla
girilen çatışmada öldü. 27-28 Aralık 1921’de, Gaziantep yakınında cereyan eden çatışmada Millî
Kuvvetlerden 50 er, Fransız kurşunlarıyla öldü. 400’den fazla Türk eri yaralandı. Bu mücadelede
toplam 6000-7000 kadar Gaziantepli vatan evladı katledildi. 7000 kadarı da yaralandı. Dönemin
Fransa Başbakanı Millerand, Fransız Millî Meclisi’ndeki konuşmasında dünya kamuoyunu: “Şark
harekâtında Fransızlar, her ne şekilde olursa olsun, şehirleri top ateşiyle tahripten çekineceklerdir”,
aldatmacasıyla oyalarken, Gaziantep’te 10.000’e yakın sayıdaki binadan 8000’i Fransız topçu ateşi
sonucunda, oturulamayacak ölçüde harap edildi89.
b- Şanlıurfa’da Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Fransızlar’ın Şanlıurfa’yı işgalini takiben, Ermeniler dükkânlarını kapattılar. Çıkan olaylar
sırasında birkaç Türk yaralandı90. Şanlıurfa ve çevresinde Millî Kuvvetlerin yaptığı hazırlıklarla ilgili
bilgiler, Ermeniler tarafından günü gününe Fransızlar’a bildirilmekte idi. 11 Şubat 1920’ye kadar,
Birecik’te Fransızlarla yapılan çatışmalarda, Türk tarafından 130 kişi öldü, çok sayıda Türk yaralandı.
Bu tarihten, Birecik’in Fransızlar eline geçmesine kadarki birkaç gün içinde, Birecik Ovası’nda
cereyan eden çatışmalarda Millî Kuvvetlerin kaybı konusunda bir rakam verilmemiştir 91. 20 Şubat
1920’de, Bediüzzaman Karakolu’nun ele geçirilmesi sırasında, Millî Kuvvetlerden Bedir oğlu Osman,
Hasan oğlu Halil ve Ömer oğlu Ahmet, çıkan çatışmada Fransızlar tarafından öldürüldüler92. Şanlıurfa
cezaevinde bulunan Türk gençlerinin savunmaya katılmak üzere salıverilmesi düşünülmüştü. Ancak,
durumdan haberdar edilmeyen nöbetçiler ateş açınca, hedefin kendileri olduğunu zanneden
Fransızlar’ın açtığı ateşle yaralanan Siverekli Aşiret Reislerinden Mehmet Sakıp Bey, daha sonra
öldü93. 24 Şubat 1920’de Birecik’e dışarıdan ateş açan Fransızlarla yapılan çatışmada 150 Türk öldü,
70 Türk yaralandı94. 28 Şubat 1920’de, Millî Kuvvetler tarafından Karalök’e düzenlenen taarruzda,
Arif, Rastgeldizâde Hacı Ahmet, Muhacir Arif ve Mamıkî, Fransız kurşunlarıyla öldüler. Mestçizâde
Ahmet, Kemancızâde Fuat, Fesadı Hacı ve adları kaydedilmeyen çok sayıda Türk yaralandılar. Bir
Fransız subayının günlüğünde, 40 Türk’ün Fransızlar tarafından öldürüldüğü yazılıdır. Başka bir
Fransız kaynağı, Fransızlar’ın öldürdüğü Türkler’in sayısını 50’den fazla gösterir 95. 10 Mart 1920’de,
Aşiret Reisi Hacim Bey idaresindeki aşiret kuvvetleriyle Fransızlar arasındaki çatışmada çok sayıda
Türk, Fransız kurşunlarıyla canverdi, bir çoğu da yaralandı96. 17 Mart 1920’de, Urfa merkezinde
cereyan eden çatışmada, Türk Kuvvetlerinden 100’den fazla er Fransızlar tarafından öldürüldü. Çok
sayıda Türk eri de yaralandı97. 1-2 Nisan 1920 gecesi, Millî Kuvvetler cephesine bir baskın
düzenleyen Fransızlar, 20’ye yakın Türk erini öldürdüler. Kayıtlara göre, 1 Nisan 1920’ye kadar,
Urfa’da yaralanan ve hastahaneye yatırılan 12 Türk askeri ölmüştür 98.
c- Kahramanmaraş’ta Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Kahramanmaraş, 30 Ekim 1919’da, aralarında Ermeni Millî Alayından bir tabur kuvvetin yer
aldığı Fransız birlikleri tarafından işgal edildi. Ermeni legionerlerinin Fransız kuvvetleri içinde
görevlendirilmiş olması Türkler arasında memnuniyetsizlik uyandırdı. Fransız işgal kuvvetleri,
P. du Véou, a. g. e., s. 430-467.; Sadettin Gömeç, Millî Mücadelede Gaziantep, Kültür Bakanlığı Yay.: 1010, Ankara 1989,
s. 36-96.
90
İsmail Özçelik, Millî Mücadele’de Güney Cephesi Urfa (30 Ekim 1918-11 Temmuz 1920), Kültür Bakanlığı Yay./1418,
Ankara 1992, s. 159, 160.
91
P. du Véou, a. g. e., s. 168-446 arasında şu satırlara rastlıyoruz: “Mustafa Kemal kuvvetlerinin hazırlıklarıyla ilgili bilgiler,
sadık Ermeniler tarafından günü gününe, yaşlı istihbaratçı subay Yüzbaşı Sajous’ya bildiriliyordu… Millî Kuvvetler
Kumandanı Ali Saip, Urfa Mutasarrıfı ve şehrin ileri gelenleri arasında fasılasız devam eden telefon muhaverelerini
(görüşmelerini) zaptetmeye (çözmeye) muvaffak olan Ermeniler, bize büyük bir hücumun hazırlanmakta olduğunu
bildirmişlerdi”.
92
Müslüm Akalın, Millî Mücadele’de Urfa, Anılar-Belgeler, Özlem Kitabevi, Urfa 1985, s. 92.
93
A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 86.; M. Akalın; a. g. e., s. 78, 79.; İ. Özçelik, a. g. e., s. 204’te bu ad Mehmet Sait olarak
geçmektedir.
94
A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 89.
95
A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 125.; P. du Véou, a. g. e., s. 242.; M. Akalın, a. g. e., s. 94, 95.; İ. Özçelik, a. g. e., s. 235-238.
96
P. du Véou, a. g. e., s. 246.
97
P. du Véou, a. g. e., s. 243.; A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 141.; M. Akalın, a. g. e., s. 99-101.
98
A. S. Ursavaş, a. g. e., s. 178-182.; M. Akalın, a. g. e., s. 119-122.; ayrıca; İ. Özçelik, a. g. e., s. 291-293’te, Şanlıurfa’da
Fransızlar tarafından öldürülmüş olan Türkler’den adları tespit edilebilen 62 kişilik bir liste bulunmaktadır.
89
26
ellerinde bayraklar, bayramlık elbiselerini giyinmiş Ermeniler tarafından: “Yaşasın Kilikya
Ermenistan’ı, kahrolsun çekemeyenler”, sloganı ve sevinç gösterileriyle karşılandılar. Hükümet
Konağı’nda asılı olan Türk bayrağının indirilmesini istediler. Kahramanmaraş sokaklarına dağılan
Ermeniler, Fransızlar’dan aldıkları cesaretle, Türkler’e hakaretler yağdırdılar. Dine ve kutsal değerlere
dil uzattılar. Hamamdan çıkan bir Türk kadınının peçesi, bir Ermeni Fedâisi tarafından: “Artık burası
Türkler’in değildir. Fransız memleketinde peçe ile gezilmez”, denilerek, çıkarılıp yırtıldı. Olayı
görüp önlemeye çalışan Türkler’den Çakmakçı Sait, Ermeniler’in açtığı ateşle önce yaralandı, daha
sonra da öldü. Gaffar Kabuloğlu Osman da yaralandı. Olayı gören Sütçü İmam (asıl adı Ali’dir),
Ermeni askerlerinden birini vurarak olay yerinden kaçtı. Bu olay, Sütçü İmam (veya Uzunoluk) Olayı
olarak anılmaktadır. Kışla yolu üzerinde gösteri yapan Ermeniler bağırarak: “Türkler’i öldürüp
kadınlarını alacaklarını”, ilân ettiler. Ermeniler, intikam için, 1 Kasım 1919 günü gecesi Sütçü
İmam’ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir’i, kollarını arkadan bağlayıp, kulaklarını, burnunu ve bütün
organlarını keserek feci şekilde katlettiler. Nasıroğlu Mehmet te arkadaşlarıyla gezerken Fransız
üniforması giyinmiş bir Ermeni tarafından öldürüldü. 14 Kasım 1919’da, Fransızlar, Ermenilere silâh
dağıtmaya başladılar. Dağıtılacak silâhları Ermeniler’in toplu bulunduğu mahallelere götürmekle
görevli Ermeniler’e Türk askerî kıyafeti giydirildi. Bu askerlerin Ermeni olduğunu farkeden
Türkler’in durumu bildirdiği polislerden Suphi, Ermeniler’in açtığı ateşle ayağından yaralandı. Kaçan
Ermeniler, kendilerini gören Aşık Mustafa oğlu Ökkeş’i öldürdüler 99. 26 Kasım 1919’da, Fransız
askerî valisi olarak atanıp Kahramanmaraş’a gelen Yüzbaşı André, ellerinde Fransız bayrakları taşıyan
Ermeniler tarafından: “Yaşasın Fransızlarla Ermenistan, kahrolsun Osmanlılarla Türkler”,
sloganlarıyla karşılandı. André’nin ilk isteklerinden biri, kaledeki Türk bayrağının indirilmesi oldu100.
6 Ocak 1920’de, Fransız kuvvetleriyle Eloğlu bölgesinde yapılan çatışmada yaralanan Muallim
Hayrullah Tanıştepe, kısa süre sonra öldü. İslahiye’den takviye alan Fransızlar, Ceceli, Kıllılar,
Gökpınar ve Sarılar Köyleri’ni tahrip ettiler. Eli silâh tutan gençleri ayırarak işkence ettiler. Yaşlıları,
çocukları aç ve perişan bir halde bıraktılar. III. Kolordu Kumandanlığı, Harbiye Nezâreti’ne
gönderdiği raporda, Fransızlar’ın, kadın, çocuk ve yaşlı Türkler’den 20 kişiyi bir eve toplayarak
katlettiğini, bildirmiştir. Ayrıca, 3-10 Ocak 1920 tarihleri arasında; Ceceli Köyü’nü ateşe veren
Fransızlar, 40 evden 31’ini yakmış, yangından kaçamayan Hasan oğlu Gökçe, Hüseyin oğlu Bedir
Ahmet, Ömer’in kızı Hatice, Osman’ın kızları Fatma ve Ayşe olmak üzere 5 Türk, yanarak öldüler.
Bu yangında, 43 küçük ve büyükbaş hayvan ile 90 arı kovanı yandı. Eloğlu’nda, ev eşyaları tahrip
edildi. Evlerdeki erzak ve zahire dökülüp saçıldı. Hayvanlardan bir kısmı öldürüldü, kalanı Fransızlar
tarafından götürüldü. Şerefoğlu Köyü’nde, eşya tahrip edildi. 3 ev yakılarak köy topa tutuldu ve
hayvanlar öldürüldü. Çakallı Köyü’nde Hasan oğlu Hasan’ın çobanı Hassa, Molla Nasıroğlu’nun
çobanı Muhacir Abdivahap oğlu Memiş’in hanımı Esma, Nasıroğlu’nun hanımı Gülistan, 3 kız ve iki
erkek çocuğu Ermeni ve Fransızlar tarafından acımasızca katledildiler. Çakallı halkı evlerini
terketmek zorunda bırakıldı. Zahire ve eşyaları yağmalandı. Çakallı ve Şerefoğlu Köyleri’nin merada
otlanan sürülerine top ateşi açıldı. Büyük ve küçükbaş hayvanlardan 368’i öldürüldü. Eloğlu Köyü’nü
kuşatan Fransızlar; kaçamayan köylülerden Alhas oğlu Mehmet, kardeşleri Mahmut, Halil,
Kırşehirlioğlu Abdullah, Antepli’nin çobanı Hasan, kızı Zeliha ve Abdullah oğlu Memik’in 8
yaşındaki kızı Hüsne’yi, Osman’ın 7 yaşındaki kızı Zekiye, Kadir’in 5 yaşındaki oğlu Ahmet, Ali’nin
4 yaşındaki oğlu Durdu ve Ökkeş’in 6 yaşındaki oğlu Ali’yi süngülere takarak, diğerlerini iplere dizip
kurşunlayarak hunharca öldürdüler. 10 yaşındaki Ruşen, kaçmak isterken yakalandı ve annesinin gözü
önünde Fransız askerleri tarafından süngü ile katledildi. Fransız ve Ermeni askerler, 4 Türk kadını
yanlarında alıkoydular. Kur’an-ı kerimler çiğnendi ve pisletildi. Eloğlu’nda 2055 büyük ve küçükbaş
hayvan, tonlarca zahire, yataklar, kilimler ve bir çok eşya Ermeni ve Fransızlar tarafından yağmalandı.
13 Ocak 1920 gecesi, Fransız üniformalı Ermeni askerler, Araplar Köyü’nde 15 Türk’ü katlettiler.
Evlerin kapıları kırılarak eşyalar tahrip edildi. Kadınlara ve kızlara tecavüz ettiler. 14 Ocak 1920’de,
Araplar’dan Safça Köyü’ne doğru harekete geçen bir Fransız birliği yol üzerindeki Türkler’e ateş açtı.
Çıkan çatışmada bir Türk öldü, iki Türk yaralandı. Kahramanmaraş şehir merkezinde, 21 Ocak’ta
99
P. du Véou, a. g. e., s. 159-180.; Y. Akbıyık, a. g. e., s. 112-118.
Y. Akbıyık, a. g. e., s. 122-131.
100
27
(1920), şehrin ileri gelen şahıslarından bazıları Fransızlar tarafından tutuklandı. Bir Türk jandarma eri
öldürüldü. Türk halkı galeyana geldi. Bir Fransız birliği Hükümet Binası’nı işgal etmek üzere harekete
geçince, siperdeki Millî Kuvvetler tarafından geri püskürtüldü. Fransızlar her tarafı top ve tüfek
ateşine tuttular. Ceza Reisi Cemil Bey sokakta öldürüldü. Şehirde yangınlar çıktı. Çatışmayı duyarak
köylerden yardıma koşan Türkler’den bazıları Fransız ve Ermeni kurşunlarıyla öldü, bir kısmı
yaralandı. Ama, bazı mahalleleri ele geçirmeyi başardılar. 23 Ocak 1920’de, Fransızlar, Kışlaönü ve
Pınarbaşı’ndaki Türk evlerini topçu ateşiyle yakıp yıktılar. Fransızlarla çatışmaya giren keşif kolundan
bir Türk eri Taşocakları Mevkii’nde öldü. 24 Ocak 1920’de, şehir merkezindeki yangın yayıldı. 25
Ocak 1920’de, Fransızlar, henüz yanmamış olan Türk evlerini meşalelerle tutuşturdular. Türk
Kuvvetlerinin Şekerdere Fransız karakolu ve kilisesine karşı giriştiği harekâtta, Berber Ali, Fransız
kurşunlarıyla öldü, 3 Türk eri yaralandı. Ermeniler’in yoğun olarak oturduğu Kümbet ve Kuyucak
Mahalleleri’ndeki Ermeniler’i tahliye etmek isteyen Türkler’den çoğu Ermeni kurşunlarıyla öldü. 26
Ocak 1920’de, Fransızlar, meşalelerle Türk evlerini yakmaya devam ettiler. 27 Ocak 1920, Maraş
Heyet-i Merkeziyesi Reisi Arslan Bey’in raporuna göre; bu günkü çarpışmalarda Türk Millî
Kuvvetleri, 20 ölü, bir o kadar da yaralı verdiler. 28 Ocak 1920’de devam eden çatışmada, bir Türk
evine giren 3 Fransız askeri, erkekleri öldürerek, kadınlara tecavüz ettiler. 29 Ocak 1920’de,
Fransızlar Kışla’dan top ve makinelitüfekle, Ermeniler Katolik Kilisesi’nden, Türkler’e sürekli ateş
açtılar. Yangın genişledi ve bir çok ev yıkıldı. Çok sayıda Türk, Ermeni ateşiyle öldü. 30 Ocak
1920’de, Güllülü Yusuf, Eloğlu’nda yapılan çatışmada Fransızlar tarafından öldürüldü. Fransızlar,
şehir içinde Medinelioğlu Abdullah Çavuş’u öldürdüler. 31 Ocak’ta (1920), Aşağı Bedesten’deki
Üdürgücü Camii ile Mevlevihane, Fransız askerleri tarafından yakıldı. Kuva-yı Milliye Kumandanı
Arslan Bey, Eloğlu çatışmalarıyla ilgili 1 Şubat 1920’de verdiği raporda; yirmidört saatte 10 ölü, 15
yaralı verildiğini bildirmektedir101.
1 Şubat 1920’de, Fransızlar’ın şehir merkezini Kışla tarafından bombardımana tutması sonucunda,
çarşı ve pazarın büyük bir kısmı, Belediye Binası ve Suluhan yandı. 3 Şubat 1920’de, devam eden
çatışmalarda Türk tarafı, Fransız kurşunlarıyla 3 ölü verdi, 6 Türk eri yaralandı. 4 Şubat 1920’de,
Fransızlar’ın şiddetli bombardımanı nedeniyle çıkan büyük yangında, çarşı ve çok sayıda ev yandı.
Ermeniler’in başlattığı sokak savaşında ise, Maraş Evkaf Müdürü Evliya Efendi, Çeçen Şahin ve
Hafız Ökkeş, Ermeni kurşunlarıyla canverdiler. 5 Şubat 1920’de, Fransızlar’ın, Kışla’dan top ve
makinelitüfek ateşi ortalığı kan gölüne çevirdi. Türkler’den, Mıllış Nuri ile birçok kimse öldü, çok
sayıda Türk yaralandı. 8-9 ve 10 Şubat 1920’de, Fransızlar’ın şehir merkezindeki bombardımanı
devam etti. Fransızlarla teslim şartlarını görüşmek üzere General Querette (Keret)’in yanına giden,
fakat General’den, Fransız kuvvetlerinin şehri terkedeceğini öğrenen Dr. Mustafa, Hüsnü Efendi ve
Balcıoğlu Ali, bu bilginin Türk tarafına ulaşmasını istemeyen Ermeniler tarafından katledildiler.
Fransızlar, geri çekilirken bütün bataryalardan şehre ateş açtılar. 11 Şubat 1920’de devam eden
batarya ateşleri sonucunda, Ermeniler’in yaktığı Büyük Cami ve Türk Kışlası ile Kahramanmaraş
alevler içinde kaldı102.
Kahramanmaraş’ı terkederek İslahiye yönünde çekilen Fransızlar ve onlarla giden Ermeniler, 11
Şubat 1920 akşamını Eloğlu’nda geçirdiler. Fransızlar, daha önce tutuklamış oldukları Kahramaraş
Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi olan Belediye Reisi Hacı Bey, Şişmanzâde Arif, Kocabaşzâde Hacı
Naci ve Mühendis Abdüllatif Beyleri birlikte götürdüler. Yanlarında götürmek istedikleri Jandarma
Kumandanı İsmail Hakkı Bey’i ise; yürüyemeyecek derecede rahatsızlandığı için Aksu Nehri kenarına
bırakmışlardı. 12 Şubat sabahı Eloğlu’ndan yola çıkılırken, köyü ateşe veren birkaç Ermeni, harp
divanında yargılanmak üzere, Fransızlar tarafından tutuklandılar. 13 Şubat 1920’de, Belpınar’da
önlerini kesen Bahçe Millî Kuvvetleriyle çıkan çatışmada, Fransızlar, 4 Türk erini öldürdüler. 14
Şubat 1920’de, Fransız birlikleri ve Ermeniler İslahiye’ye ulaştılar. İslahiye, Ermeniler tarafından
yağmalandı103.
101
102
103
Y. Akbıyık, a. g. e., s. 162-193.
P. du Véou, a. g. e., s. 159-180.; Y. Akbıyık, a. g. e., s. 193-207.
P. du Véou, a. g. e., s. 180.; Y. Akbıyık, a. g. e., s. 208, 209.
28
Bir Ermeni kaynağına göre; işgal sırasında Kahramaraş ve çevresinde cereyan eden mücadelede
2000 Türk, Ermeniler ve Fransızlar tarafından katledilmiştir. Türk kaynakları ise; şehir merkezindeki
çatışmalarda 300 Türk’ün katledildiği bilgisini vermektedir. Yangında, Askerî Kışla, Belediye Binası,
1000 kadar ev, çarşı ile 350 dükkân, 5 cami, 10 kilise ve 15 okul dahil, şehrin dörtte üçü yanmıştı.
Şehirde kalan 9000 kadar Ermeni’den, savaş suçlusu olarak görülen 60’ı yargılanmak üzere ayrılmış,
diğerlerine dokunulmamıştır. Bu da Türkler’in soykırım düşüncesi taşımadığını gösteren bir başka
delildir104.
Şimdi de, Kahramanmaraş’ın tahliyesini takiben, Fransızlar’ın Ermeniler’e davranışı konusunda
Ermeni kaynaklarında yazılanlara bakalım105: “... Onların (Fransızlar’ın) tapındığı üç rengin (Fransız
bayrağındaki mavi, kırmızı, beyaz) altında toplanmış şu gönüllülerin... pek çoğu Amerika’daki
rahatlarını terketmiş, ailelerinden yaşayanları bulmak ümidiyle gelmişti. Fakat şimdi bu gönüllüler,
hain Fransız diplomasisinin alçakça emelleri için kurban ediliyorlar... Fransızlar, peşlerinden gelen
Ermeniler’e engel olmamakla birlikte, açlıktan ölmek üzere olanlara ne ekmek verdiler ne de dönüp
baktılar. Kâh sağa kâh sola ittiler, ya da onları isyana teşvik ettiler. Eloğlu’nda, askerler evlerin
hepsini işgal edince bize de açıkta kalmak düşüyordu.... Hepimiz evlerde kalabilirdik. Fakat
Ermeniler’i düşünen kimdi?.. (Belpınar’da) Gece boyunca barınacak yer bulamamış halde açıkta
kara karşı mücadele etmeye mahkümduk. Fransız askerlerinin bir kısmı köyün küçük kulübelerine
sığınmış, diğerleri de çadırlarında keyif çatıyordu. Alçaklar!.. Beyaz bisküvi ile et suyu yiyip, şarap
ve çaylarını da yudumladıktan sonra, zevkle bizim perişan halimizi seyrettiler... Birkaç Fransız atlısı,
yanlarına çok sayıda Ermeni gencini de alarak, (kar kalınlığı bir metreyi geçen) yolu açmak için
girişimde bulundu. Ama bu yoldan sadece tek bir insan geçebilirdi. Bu sebeple, Fransızlar,
Ermeniler’i sağa ya da sola iterek karın üstlerine düşmesini sağladı. Bu yolu güçlükle Ermeniler
açmasına rağmen onlar (Fransızlar) kullandı... İslahiye’de, askerler kendileri için özel olarak
ayrılmış evlere yerleşti. Fakat Ermeniler’i hiç düşünen yoktu”.
SONUÇ:
Her şeyden önce belirtmemiz gereken bir nokta şudur: Yazımızın başından sonuna kadar Ermeni
ya da Ermeniler derken; masumları değil, geçmişte bu olayları çıkaran, Türk düşmanlığını kışkırtan ve
yayan Ermenilerle, günümüzde de aynı fikir ve duyguları taşıyan Ermeniler’i kastetmekteyiz.
5 Ağustos 1920 günü öğle vakti, Adana’da Ermeni Komitesi Karargâhı’nda toplanan Ermeniler,
Dr. Mihran Damatyan önderliğinde Hükümet Konağı’na gelip Vali vekili Bağdadizâde Abdurrahman
(Paksoy)’ı kapı dışarı ederek: “Vilâyet idaresinin Kilikya Hrıstiyan Cumhuriyeti’nin eline geçtiğini,
kendisinin artık Vilâyet’te bir işi kalmadığını”, söylemişlerdi. ‘Guilliguia’ adlı Ermeni gazetesinin
müdürü Veradzin, yanına aldığı birkaç partizanla, Abdioğlu Bölgesi’ne yerleşmiş ve burada Fransız
mandası altında ‘Kilikya Mezopotamyası’ adında bir Ermeni Cumhuriyeti kurduğunu resmen ilân
etmişti. Kuzeyde tren hattı, güneyde deniz, doğuda Ceyhan ve Batıda Seyhan Nehri yeni Ermeni
Cumhuriyeti’nin hudutlarını teşkil ediyordu. Kısa zamanda Veradzin’in kurduğu cumhuriyet yıkıldı.
Fakat, bunun yerine bir başkası doğmuştu. Damatyan, derhal yeni bir kabine oluşturmuş ve kendisini
de Fransız mandası altında geçici ‘Kilikya Hükümeti’nin şefi ilân etmişti. Damatyan, ‘Cumhurreisi’
sıfatıyla Vali koltuğuna kurulmuş, Rumlar’dan, Dr. Yusufaki Sıhhiye, Avukat Yuvaki Adliye, Ermeni
Nalbantyan Karabet’in Tarım Bakanlığı’na atandıkları bildirilmişti. Fransız memurlarla birlikte öğle
yemeğinde olan Fransız İşgal Komutanı Albay Brémond, Vali vekili Abdurrahman’dan olayı
öğrenince, derhal Vilâyet’in telefon hatlarını kestirmiş, Fransız askerlerine Hükümet Binası’nı
sarmaları emrini vermiş ve ‘sözde’ bakanları dışarı attırarak, bir-iki saatlik bu Ermeni Cumhuriyeti’ne
son vermişti. Ermeni hak ve hukukunu savunacağı sözünü veren Fransa buydu işte! Yörede dökülen
Türk ve Ermeni kanlarının sorumlusu Fransa!.. Çıkarları gereği Ermeniler’in kurduğu devleti kendisi
104
105
Y. Akbıyık, a. g. e., s. 213-219.
Y. Akbıyık, a. g. e., s. 188-213.
29
yıkan, tutamadığı sözü nedeniyle döktüğü kanların faturasını Türk tarafına keserek, Ermeniler’i yeni
maceralara, yeni cinayetlere sürükleyen ve sürüklemekte devam eden Fransa...
Lozan Antlaşması’nın 31. maddesi, bunu takip eden bazı maddeler ve tüm tarafların imzaladığı ek
protokolda: “Savaş sırasındaki tutum ve davranışları nedeniyle suçlu sayılabilecek olan herkes için
af”, öngörmektedir. Ankara Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara İtilâfnâmesi de, ‘genel
af’fı kabul ve ilân etmişti. Öte yandan; Türk ve Fransız yetkililerin beyân ve taahhütlerine karşılık,
Adana ve çevresinde Türk-Müslüman halka karşı baskı ve zulüm uygulayan, sayısız cinayet işleyen
Ermeniler’den bir kısmı kendilerinden intikam alınacağı korkusu ile, bir kısmı da kendi din adamları
ile Ermeni komitelerinin baskısı ve tehditleri nedeniyle Türkiye’de kalamamışlardır. Ermeniler’in
kaçışı konusunda: Fransızlar’ın, Suriye’de tutunabilmek ve iktisadî işlerinde onları çıkarlarına uygun
şekilde kullanabilmek için, tüccar ve sanatkâr Ermenileri istismar ederek, Türkiye’den ayrılmaları
yönünde teşvik ettikleri yönünde de görüşler bulunmaktadır.
Ermeniler ve taraftarları, şimdi Türk Milleti’ne yaptıkları haksız suçlamaları bırakıp, artık
gerçekleri görmelidirler. Geçmişte hunharca işledikleri sayısız cinayetler ve acımasızlıkları nedeniyle,
Ermeniler’in, Adana ve çevresinde bıraktıkları derin izler yakın tarihe kadar unutulmamıştır.
Ermeniler’in, Kozan’da çok sayıda Türk’ü içine doldurarak yaktıkları fırın, Adana’da Kanlı Kilise
cinayetleri ve Hasanağa Camii’ne toplayıp yakmak istedikleri Türklerle, kadın ve çocuklara yönelik
acımasız cinayetleri hafızalarda yeniden canlanmaktadır. Bu nedenle; Adana’da, biri çocuğunu biraz
fazlaca dövmeye kalkıştığı zaman çevreden: “Yeter artık Ermeni misin nesin? Ermeni’den beter misin
yahu? Acımasız zalim Ermeni, öldüreceksin çocuğu...”, sözleri duyulduğunu belirtmek gerekir. Yakın
geçmişte Ermeniler’in yaptıkları zulüm ve işledikleri feci cinayetleri ve bunların bıraktığı izleri bu
sözler ne kadar güzel anlatmaktadır.
Download

adana ve çevresinde ermeni ve fransız cinayetleri