Nörolojide semiyoloji

advertisement
Nörolojide semiyoloji
Nörolojik bakış açısı
Sinir sisteminin hangi bölümü / bölümleri
etkilenmiş?
LOKALİZASYON
Etyolojik faktör nedir?
NATÜR
• İyi bir anamnez, diğer tıp dallarında olduğu gibi,
nörolojide de hekime doğru bir yönelim ve yaklaşım
sağlar.
• Sinir sisteminin birçok hastalıklarında hastanın
yakınması, belirtilerin başlayış şekli ve kronolojik gidişi
hastanın diğer bazı özellikleriyle birlikte ele alındığında
anatomik lokalizasyon ve hatta etyoloji yönünden
problemi büyük ölçüde aydınlatır.
• Hastalığın doğal gidişi, tanı yönünden olduğu kadar,
tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi bakımından da
önem taşır. Akut başlangıç, progresif seyir, ataklarla
seyreden bir durum ?; SVH, MS, epilepsi…
• Bazı hastalıkların tanısı öykü ile konulur; Migren, küme
baş ağrısı, trigeminal nevralji vs, ya da epilepsi…
Nörolojik muayene ve ilk izlenimler;
• Hasta yüzü, bakışları, ses tonu, yürüyüş;
• Hemiplejik hastanın kolu gövdesine yapışık,
bacağını oraklayarak yürümesi,
• Parkinson hastasının kıpırtısız maskeli yüzü,
monoton konuşması, sallanmayan kolları ve
vücudunun genel fleksör postürü.
• Kas distrofilerinin karnı öne çıkık “badi-badi”
yürüyüşleri göze çarpar.
• Dizartri ve afazi gibi konuşma kusurları da hemen
dikkati çeken ilk izlenimlerdendir.
Nörolojik Lokalizasyon
Tespit edilen nörolojik bulguların bir araya
gelmesiyle bir sendrom ortaya çıkar. Hemipleji,
parapleji sendromu…
• Afazi ile birlikte giden bir sağ hemipleji; lezyon
piramidal yolu ve konuşma alanlarında; sol
hemisfer lezyonu…
• Serebellar ve piramidal bulgulardan oluşan bir
tabloyla birlikte diplopi, vertigo gibi belirtiler
eşlik ediyorsa lokalizasyon beyin sapıdır.
Nörolojik Lokalizasyon
• Bacaklarda güçsüzlük, iki taraflı piramidal
bulgular, gövdede belirli bir seviyeye kadar
çıkan duyu kusuru ve sfinkter bozukluğu varsa
böyle bir motor-duyusal parapleji sendromunu
yaratacak lezyon medulla spinaliste olmalıdır.
• Bel ve bacak arkasına vuran, öksürükle artan
ağrılardan yakınan bir hasta; muayenede aşil
refleksi alınmıyorsa; 1. sakral radiksin
hastalığını gösterir.
Lezyonun natürü
• Nörolojik tabloya neden olan etyolojik faktörün
tespitinde başlayış, seyir ve diğer anamnez
özelliklerinin yardımcı olur.
• Sağ hemipleji ve afazi; akut olarak başlamışsa, hastada
yüksek kan basıncı ve diyabet gibi ateroskleroza
yolaçan hastalıklar varsa; vasküler natür (?).
Hastalık yavaş yavaş yerleşmişse ve giderek
ağırlaşıyorsa beyinde yer kaplayıcı bir olay (primer
veya metastatik beyin tümörü gibi) (?).
Hastada sinir sistemi dışında primer bir habis tümör
tesbit edilmişse metastaz olasılığı ön plana geçer.
Lezyonun natürü
• Beyinsapı lokalizasyonuna uyan belirtiler;
Genç hasta, tablo kısa zamanda yerleşmiş ve daha önce retrobulber
nevrit, piramidal paraparezi, sfinkter kusuru gibi sinir sisteminin
farklı bölgelerinin etkilendiğini gösteren bulgulardan oluşan
epizodlar geçirip düzelmişse; MS (?).
Aynı sendrom yavaş yavaş yerleşmişse; tablo bir belirtiye günler
veya haftalar içinde yeni bulgular eklenerek progresif bir şekilde
oluşmuşsa yavaş gelişen lezyonlar (?).
Bu beyin sapı sendromu sistemik ateroskleroz belirtileri olan yaşlı
bir hastada dakikalar veya saatler içinde akut bir şekilde ortaya
çıktığı zaman serebrovasküler bir olay (?).
Lezyonun natürü
• Paraplejik hastanın yakınmaları sinsi başlayıp ilerleyici bir
nitelik göstermişse; medulla spinalisi bastıran bir lezyon
(?).
Klinik tablo akut bir şekilde yerlemişse ve örneğin aşı
uygulaması veya viral bir hastalığı izleyerek ortaya çıkmışsa
bu kez post-vaksinal, post-infeksiyöz bir miyelit akla ilk
gelecek etyolojik tanıdır.
• Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, hastanın
özgeçmişindeki özellikler, bu arada yüksek kan basıncı,
diyabet, diğer organların habis urları, iltihabi ve diğer
hastalıklar ile meslekle ilgili intoksikasyonlar nörolojik
tablonun etyolojisini aydınlatıcı olabilir.
• Merkezi ve periferik sinir sistemi;
• Merkezi sinir sistemi; beyin ve medulla spinalis.
Embriyolojik dönemde nöral tübün kaudal parçasından
medulla spinalis, rostral parçasından ise önden arkaya
doğru prosencephalon (ön beyin), mesencephalon
(orta beyin) ve rhombencephalon (arka beyin) gelişir.
• Ön beynin bölünmesi ile serebral hemisferler ve
diensefalon yapıları ortaya çıkar. Arka beyinden pons,
bulbus (medulla oblongata) ve serebellum gelişir.
Merkezi sinir sisteminin mezensefalon, pons ve
bulbustan oluşan parçasına beyinsapı adı verilir.
Santral sinir sitemi:
Serebrum, serebellum, beyin sapı, spinal kord
• Merkezi sinir sistemi ile onu çevreleyen zarlar
kemik ile örtülüdür.
• Merkezi sinir sistemini çevreleyen üç zar
(meninks); dura mater, araknoid (arachnoidea)
ve pia mater adlarını alır.
• Pia mater ile araknoid arasında, içinde beyin-omurilik
sıvısının (liquor cerebrospinalis) dolaştığı boşluğa
subaraknoid aralık (SAA) adı verilir.
• Kalın ve esnemeyen bir zar olan dura materin kafa
boşluğuna doğru iki uzantısı vardır. Bunlardan
tentorium cerebelli kafa boşluğunu üst ve alt olmak
üzere ikiye böler.
• Supratentoryal bölgede serebral hemisferler, arka çukur
adı da verilen infratentoryal bölgede ise beyinsapı ve
serebellum yer alır. İki serebral hemisfer arasındaki
dura mater uzantısına falx cerebri adı verilir.
• Serebral hemisferler, girinti (sulcus) ve çıkıntıdan
(gyrus) oluşur.
• Serebral hemisferler, ortasında falx cerebri'nin yer
aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile
birbirinden ayrılır.
• Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki
bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden
oluşan corpus callosum yer alır. Corpus callosum,
iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir
ayna imajı gibi birbirine bağlar.
• Her bir hemisfer dört loba ayrılır. Bu loblar
kendilerini örten kemiklerin adını alır. Frontal lob
Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius
yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır.
• Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis
arasındaki loba paryetal lob adı verilir. Sylvius
yarığının altında temporal lob, temporal ve
paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer
alır.
• Gri maddeden (substantia grisea) oluşan beyin
korteks kalınlığı 1.5-4.5 mm arasında değişir.
• Bazı bölgesel değişiklikler göstermekle birlikte,
beyin korteksi altı tabakadan oluşur.
• Korteks altındaki beyaz madde (substantia
alba) içinde bazı gri madde adacıkları
bulunmaktadır. Nucleus caudatus ve nucleus
lentiformis gibi gri madde yapılarına bazal
nüveler veya ganglionlar adı verilir.
• Nöron, sinir sisteminin parenkimal hücresidir. İmpuls
iletimini sağlayacak şekilde özelleşmiş olan nöron,
hücre gövdesi ve bazı uzantılardan yapılmıştır.
• Kısa olanlarına dendrit adı verilir. Bir nöronun bir veya
çok sayıda dendriti olabilir. Dendritler impulsun hücre
gövdesine doğru iletimini sağlar. Nöronun akson
denilen ve her nöron için tek olan uzantısı ise sinir
impulsunu gövdeden perifere doğru iletir.
• Merkezi sinir sisteminin ikinci grup hücrelerine glia
veya nöroglia adı verilir. Astrosit, oligodendrosit
(oligodendroglia) ve mikroglia hücreleri bu gruba girer.
• Substantia alba’da gri maddedeki nöronların uzantıları
yer alır.
• Sinir sistemi içinde impuls iletimini sağlayan bu lifler
projeksiyon, asosiyasyon ve komisural olmak üzere üç
gruba ayrılır.
• İki hemisfer korteksindeki benzer bölgeleri birbirine
bağlayan corpus callosum komisural liflerden oluşur.
Asosiyasyon lifleri aynı hemisferin değişik kortikal
alanlarını birbirine bağlar. Projeksiyon lifleri ise inen
(motor) ve çıkan (duyusal) sinir liflerinin yaptığı sisteme
verilen addır.
• Beyin kesitinde, nöral yapıların derinliğinde ventrikül adı verilen ve
epandim hücreleri ile örtülü boşluklar göze çarpar.
• Toplam dört tane ventrikül vardır. Bunlardan iki tanesi hemisferlerin
içine sağlı sollu yerleşmiş olan yan ventriküllerdir.
• Beyin-omurilik sıvısının (BOS) büyük bölümü yan ventriküllerdeki
koroid pleksuslardan salgılanır.
• Yan karıncıklar interventriküler foramenler ile (Foramen Monro)
diensefalonun ortasında yer alan üçüncü ventriküle açılır. Üçüncü
ventriküle geçen BOS aquaductus Sylvii aracılığı ile ponsla
serebellum arasındaki dördüncü ventriküle, buradan da foramen
Magendie ve Luschka yoluyla beyin ve m. spinalisi çevreleyen
subaraknoid aralığa geçer.
• Diensefalon beyinsapının rostralinde, serebral hemisferlerin
derinliğinde yer alır. Diensefalondaki en büyük ve önemli nöral yapı
çok sayıda nukleustan oluşan talamustur. Talamus üçüncü
ventrikülün iki yanında bulunan yumurta şeklinde bir yapıdır.
• Talamus, somato-sensoriyel duyular, görme ve işitme impulslarının
kortekse ulaşmadan önceki durağıdır. Talamusun bu spesifik
çekirdeklerinden kalkan nöronlar da serebral korteksin bu duyularla
ilgili alanlarına projete olurlar.
• Bu alanlar somato-sensoriyel duyular için paryetal, görme için
oksipital, işitme için de temporal kortekstedir. İşte, değişik duyular
için ayrı ayrı traktuslarla talamusun spesifik çekirdeklerine ulaşan,
oradan da korteksin belirli duyu alanlarına varan bu sisteme spesifik
projeksiyon sistemi adı verilir.
• Beyinsapının üst bölümünden ve talamustaki
dağınık çekirdek gruplarından kalkıp korteksin her
tarafına yaygın bir şekilde dağılan ve onun sürekli
bir uyarılma halinde olmasını sağlayan ikinci bir
projeksiyon sistemi daha vardır. Buna difüz veya
spesifik olmayan projeksiyon sistemi denir.
• Lezyonunda kişinin uyanıklık durumunda
bozukluk görülür.
• Beyin sapı; serebellumun önünde yer alır ve
sinir lifi demetlerinden oluşan üst, orta alt
olmak üzere üç çift serebellar pedünkül
aracılığıyla serebelluma bağlanır.
• Beyinsapı içinde inen (motor) ve çıkan
(duyusal) liflerin yaptığı traktuslar ile kranyal
sinir çekirdekleri bulunur.
• Mezensefalon beyinsapının en üst bölümünü
oluşturur. Üçüncü (N. Oculomotorius) ve IV. (N.
Trochlearis) kranyal sinirlerin nukleusları buradadır.
• Pons, beyinsapının en geniş parçasıdır. Beşinci (N.
Trigeminus), VI. (N. Abducens), VII. (N. Facialis) ve
VIII. (N. Stato-Acusticus) kranyal sinir çekirdekleri
ponsta yer alır.
• Ponsun alt sınırı ile foramen magnum arasında
kalan beyinsapı parçasına bulbus adı verilir.
Dokuzuncu (N. Glossopharyngeus), X. (N. Vagus),
XI. (N. Accessorius) ve XII. (N. Hypoglossus)
kranyal sinir çekirdekleri de bulbustadır.
• Rolando yarığının önündeki motor korteksten
başlayarak m. spinalisin ön boynuz hücrelerinde
sonlanan kortiko-spinal traktus (piramidal yol)
bulbusun alt ucunda çaprazlaşarak decussatio
pyramidum'u oluşturur.
• Serebellumun ortada vermis ve iki yanda
serebellar hemisferler adı verilen üç parçası
vardır.
• Kesitine bakıldığında, serebral hemisferlerde
olduğu gibi, dışta daha koyu renkte serebellar
korteks, altında beyaz madde ve bunun içinde
gri madde çekirdeklerinin bulunduğu görülür.
• M. Spinalis, foramen magnum seviyesinde
bulbusun alt ucundan başlar ve lomber birinci
vertebra korpusunun altında sonlanır. Bu
sonlanım bölümüne conus medullaris adı verilir.
• Omurilik vertebral kanal içinde yer alır ve
intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile
örtülmüştür. M. spinalis'in L1-L2 vertebralar
arasında sonlanmasına karşın çevresindeki
subaraknoid aralık ikinci sakral vertebraya kadar
uzanır.
• Omuriliğin transvers kesintinde ortada, ön
bölümleri daha geniş olan kelebek şeklinde bir
gri madde kitlesi dikkati çeker.
• Beyaz madde dıştadır ve gri maddeyi
çepeçevre sarar. Burada sinir liflerinin yaptığı
fasikuluslar yer alır. Gri maddenin ortasında
epandim hücreleri ile çevrili canalis centralis
bulunur.
• Gri madde içinde, beyinde olduğu gibi, hücre
gövdeleri ve uzantıları yer almıştır. ,
• Gri maddenin öndeki çıkıntılarına ön boynuz,
arkadaki çıkıntılarına da arka boynuz adı verilir.
• Omuriliğin beyaz maddesi boynuzların yaptığı
çıkıntılarla funikulus veya kordon adı verilen
bölümlere ayrılmış gibidir. Arka boynuzlar
arasında arka, ön boynuzlar arasında ön, arka ve
ön boynuzların arasında ise yan kordonlar yer alır.
• Kordonlarda inen (motor) ve çıkan (duyusal)
traktuslar bulunur.
• M. spinalisin ön ve arka radiksleri intervertebral
foramenler hizasında birleşerek spinal sinirleri
yaparlar.
• Omurilik boyunca herhangi bir segmenter
bölünme olmadığı halde sağlı sollu 31 çift spinal
sinir dıştan bakıldığında m. spinalise segmenter
bir görünüm verir.
• Bu nedenle omuriliğin 31 segmenti olduğu kabul
edilir. Bunların 8'i servikal, 12'si dorsal, 5'i lomber,
5'i sakral, 1'i de koksigealdir.
•
•
•
•
•
Spinal sinirler mikst sinirlerdir.
Duyusal impulsları taşıyan spinal sinir lifleri arka radiks olarak m. spinalise ulaşır.
Omuriliğin ön boynuz hücrelerinden başlayan motor lifler ise ön kökleri
oluştururlar. Ön boynuzdaki bu motor nöronlar kortiko-spinal yollar (I. motor
nöron) aracılığı ile buraya ulaşan motor impulsları çizgili kasa taşırlar.
Motor nöronların yaptığı ve ön boynuzdan iskelet kasına kadar uzanan bu sisteme
periferik motor nöron (II. motor nöron) adı verilir.
Periferik sinirler içinde seyreden ve çevreden gelen impulsları m. spinalise taşıyan
duyusal liflerin hücre gövdeleri ise arka kök üzerinde yer alan spinal
gangliyonlardadır.
Duysal dorsal kök ganglionu:
Arka kökte yer alan duyu nöronu gövdeleri.
Uzantıları spinal korda girerek impulsu
yukarıya taşırlar.
Üst motor nöron (I. motor nöron) :
Frontal lob presantral girusta gri
maddede yerleşmiş nöronlar ve
aksonları. Ön boynuza kadar gelir.
Alt motor nöron (II. motor nöron) :
Spinal kord ön boynuzda yerleşmiş
nöronlar.
Sinir - kas kavşağına kadar uzanır.
• Ön ve arka radiksler spinal subaraknoid aralıkta
bulunurlar. Servikal bölge dışındaki radiksler aynı sayılı
vertebra korpusunun altından geçerek spinal kanal dışına
çıkar. Örneğin L2 radiksi L2 ile L3 vertebralar arasındaki
intevertebral foramenden geçer. Yukarda belirtildiği gibi
erişkinde m. spinalis L1 vertebranın alt kenarı hizasında
sonlandığından lomber ve sakral radiksler kendi
foramenlerine ulaşana kadar subaraknoid aralık içinde
aşağıya yönelirler. Bu radikslerin omurilik sonlandıktan
sonraki görünümü at kuyruğuna benzetilerek cauda
equina olarak adlandırılır.
• Kalp kası, iç organlar ve damarların düz kasları ve dış ifrazlı
salgı bezleri otonom sinir sisteminin yönetimi altındadır.
• Otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik olmak
üzere iki parçası vardır.
• İskelet kasını uyaran spinal sinirler, doğrudan kasta bulunan ve
terminal plak adını alan motor sonlanma bölgesine varırlar.
Oysa otonomik (vejetatif) sinir lifleri için durum farklıdır.
• Merkezi sinir sistemindeki vejetatif merkezlerden başlayan
otonomik lifler, ilgili organa varmadan önce merkezi sinir
sistemi dışındaki sempatik veya parasempatik ganglionlarda
sonlanır. Bu liflere preganglionik lifler denir. Ganglionlardaki
nöronların uzantısı olan ve postganglionik adı verilen sinir
telleri ise kalp kası, düz kas ve salgı bezlerinde çıplak sinir
uçları halinde son bulur.
• Merkezi sinir sisteminde otonom sinir sistemini düzenleyen
önemli yapılardan biri diensefalonda yer alan hipotalamustur.
• Beyinsapı ve m. spinaliste de bazı nörovejetatif merkezler
bulunmaktadır. Otonom sinir lifleri, II. motor nöron aksonları
gibi, kranyal ve spinal sinirler içinde seyrederek perifere
giderler.
I.Motor Nöron
• İstemli hareketi sağlayan yolun ilk nöronudur. Buna üst motor
nöron, santral motor nöron da denir.
• Bu nöronların yaptığı yola piramidal yol veya kortikospinal yol
adı da verilir.
• Bu yol Rolando yarığının hemen önündeki motor kortekste yer
alan hareket hücrelerinin aksonlarından oluşur.
• Piramidal demet capsula interna ve beyin sapından geçerek
aşağıya doğru iner. Aksonların büyük kısmı bulbusun alt
ucunda çaprazlaşıp medulla spinalis'in karşı tarafına geçerler
ve ön boynuzdaki II. motor nöronlarla sinaps yaparlar.
I.Motor Nöron
• Piramidal sistemin m. spinalis'e uzanan bu bölümü karşı
taraftaki ekstremite ve gövde kaslarının istemli
hareketiyle ilgilidir.
• Birinci motor nöronların başka bir bölümü ise korteksten
aşağıya inerken beyin sapında (mezensefalon, pons,
bulbus) değişik düzeylerde çaprazlaşarak kranyal sinirlerin
motor çekirdeklerine varıp sinaps yaparlar.
• Birinci motor nöronun bu bölümüne kortikoulber yol
denir.
I.Motor Nöron
• Piramidal yolların çaprazlaşması nedeniyle beynin örneğin sol
hemisferinin lezyonunda ortaya çıkan hemipleji karşı tarafta,
yani sağdadır.
• Buna karşılık, piramidal yol m. spinalis'te hastalanırsa,
aksonlar çaprazlaşmalarını daha evvel yaptıkları için, felç
lezyon tarafında görülür.
I.Motor Nöron
• Yutma, dil ve fonasyonla ilgili kaslar bilateral inervasyonludur.
Yani her iki hemisferden de kortikobulber aksonlar alırlar.
• Kortikobulber yolların tek taraflı lezyonunda bu fonksiyonlar
bozulmaz. Buna karşılık bu yollar iki taraflı tutulmuşsa
hastanın yutması ve konuşması bozulur. (Psödobulber
paralizi).
II. Motor Nöron.
•
•
•
Alt motor nöron veya periferik motor nöron da denir.
Bunlar m. spinalis boyunca uzanan ön boynuzda veya beyin sapındaki motor
kranyal sinirlerin (III., IV., V., VI., IX., X., XI., ve XII. kafa çiftleri) nukleuslarında
yerleşmişlerdir.
Ön boynuz hücrelerinin uzantıları spinal periferik sinirleri yaparak aynı taraftaki kol,
bacak ve gövde kaslarının hareketini sağlar. Kranyal sinirlerin aksonları ise
ipsilateral göz, yüz, dil, çiğneme, yutma, vb kaslarına giderler.
Sinir-kas bağlantısı.
• Motor sinirlerin uç dalları çizgili kas telleriyle sinaps
yaparlar (miyo-nöral plak).
• İkinci motor nöronla aşağı inen impuls sinir uçlarındaki
vezikülleri patlatır. Bunların içindeki asetilkolinin sinaptik
yarığa dökülmesi sonucu kas membranının
depolarizasyonuyla kas teli kasılır. Asetilkolin, kolinesteraz
adı verilen bir enzim tarafından parçalanır.
• Sinir-kas iletisinin bozulması da değişik kas gruplarında
kuvvetsizliğe yol açar. Myasthenia gravis bunun iyi bir
örneğidir.
Çizgili Kas.
• İstemli hareketin ortaya çıkmasını sağlayan
son organdır.
• Kas distrofisi veya polimiyozit gibi hastalıklar
sonucu çeşitli hareket bozuklukları ortaya
çıkabilir.
• İstemli hareketi sağlayan bu dört kademeden
herhangi birinin hastalığında kas gücünde
azalma veya felç görülebileceği
anlaşılmaktadır.
• Bu tabloları birbirinden ayırmak, yani lezyonun
hangi kademede olduğunu tayin etmek için
bazı özelliklerini dikkate almak gerekir.
Kas Zaafının Dağılımı.
• Birinci motor nöron hastalıklarında, örneğin
bir hemiparezide, kas zaafı belirgindir. üst
ekstremitede ekstensor kaslarda, bacakta ise
fleksor kaslarda
• İkinci motor nöron hastalıklarında lezyon ön
boynuzda, ön kökte veya periferik sinirde
olabilir. Ön boynuz veya ön radiks lezyonunda
zaaf aynı medulla segmentinden inerve edilen
kaslarda (miyotom) görülür.
Kas Zaafının Dağılımı.
• Periferik sinir lezyonunda ise zaaf o sinirin
dağıldığı kaslardadır.
• Birden fazla periferik sinirin hastalığı olan
polinöropatilerde ise zaaf, az çok simetrik
olarak, ekstremitelerin uçlarında belirgindir.
Kavşak.
• Miyo- nöral plak hastalığının örneği
myasthenia gravis'tir. Burada zaaf başlıca
beyin sapı inervasyonlu kaslardadır. Yani göz
hareketleri, çiğneme, yutma ve fonasyonla
ilgili kaslar özellikle tutulmuştur.
• Ekstremitelerde zaaf varsa başlıca proksimal
kasları tutar. Bu hastalıkta zaafının bir özelliği
de yorulunca ortaya çıkmasıdır.
Kas.
• Çizgili kas hastalığına örnek olarak kas distrofileri
ve polimiyozitler gösterilebilir. Buradaki zaaf, II.
motor nöron hastalıklarından farklı olarak
segmenter veya periferik sinir dağılımına uymaz.
• Ekstremitelerin köklerinde belirgindir ve sıklıkla
iki yanlıdır. Bu nedenle, hasta oturduğu yerden
ayağa kalkarken elleriyle kademeli bir şekilde
bacaklarına tutunarak doğrulmak zorunda kalır.
Tonus.
• Tonus, klinik açıdan, istirahat halindeki kasta pasif
hareket sırasında hissedilen gerginlik olarak
tanımlanabilir ve segmanter bir mekanizmayla
sağlanır.
• Reflekslerde olduğu gibi beyin sapı, serebellum ve
serebral hemisferdeki üst nöral yapıların tonus
ayarlanmasında rolü vardır.
• Bu nedenle, suprasegmanter mekanizmalardaki
bozukluklarda da tonus değişiklikleri ortaya çıkar
Kas tonusunun azalmasına hipotoni, artmasına
hipertoni adı verilir.
Tonus.
• Birinci motor nöron hastalıklarında tonus artar. Bu
hipertoni kolda fleksor, bacakta ise ekstensor kas
grubunda baskındır. Bir kas grubunda daha belirgin
olan bu tip hipertoniye spastisite denir.
• İkinci motor nöron hastalıklarında ise tonus azalır
(hipotoni). Ekstremitelerin pasif hareketi sırasında
kasların gevşek olduğu hissedilir. M. gravis'te kas
tonusu değişmez. Primer kas hastalıklarında bazen
hipotoni görülebilir.
Derin tendon refleksleri
• Piramidal yol hastalıklarında artar. Bunun nedeni, piramidal
sistemin spinal refleks kavsi üzerindeki inhibitör etkisinin
kalkmış olmasıdır.
• İkinci motor nöron lezyonunda ise refleks kavsinin eferent kolu
hastalandığı için tendon refleksleri azalmış veya kaybolmuştur.
• M. gravis'te tendon refleksleri normaldir. Primer kas
hastalıklarında belirgin bir kas atrofisi olmadıkça normal
kalabilir.
Patolojik refleks
• Kortikospinal yol hastalıklarında Babinski,
Hoffmann delilleri ve klonus gibi patolojik
refleksler ortaya çıkar.
• Alt motor nöron, m. gravis ve primer kas
hastalıklarında ise patolojik refleks yoktur.
Atrofi
• Birinci motor nöron hastalıklarında felçli kol ve
bacakta atrofi yoktur. Sadece inaktiviteye bağlı
global bir incelme görülebilir.
• Alt motor nöron hastalıklarında ise kaslar
atrofiktir.
• M. gravis'te atrofi yoktur. Kas distrofisi ve
polimiyozit ise genellikle kas erimesiyle birlikte
gider.
Fasikülasyon
• Piramidal yol hastalıklarında kaslarda
fasikülasyon görülmez.
• II. motor nöron hastalıklarında lezyon ön
boynuz hücrelerinde ise kaslarda
fasikülasyonlar dikkati çeker. Bunlar deri
altında seyirmeler şeklindedir. Spontan olarak
görülebilir. Bazen de ortaya çıkarmak için
kaslara elle veya çekiçle vurmak gerekebilir.
Duyu
• Tek başına kortikospinal yol ve ön boynuz
hastalıklarında duyu kusuru yoktur.
• Lezyon periferik sinirde ise kas zaafı ile birlikte
duyu kusuru bulunabilir. Miyo-nöral plak ve
çizgili kasın primer hastalıklarında da duyu
kusuru görülmez.
Duyu
• Yüzeysel duyular (Eksteroseptiv duyular) :
Dokunma, ağrı ve ısı (sıcak, soğuk) duyuları.
• Derin duyular (Proprioseptiv duyular) :
Pozisyon, pasif hareket, vibrasyon ve derin ağrı
duyaları.
• Kortikal duyular: Bunlar yukarıdaki duyuların
parietal kortekste entegre edilen kombine
şekilleridir: Stereognozi, grafestezi, taktil
lokalizasyon, iki nokta ayırımı gibi.
Duyu
• Periferik sinirler içindeki duyu liflerinin hücre
gövdeleri spinal sinirlerde arka köklerin
üzerindeki spinal ganglionlarda, kranyal sinirlerde
ise özel adlarla anılan ganglionlarda yeralır
(Trigeminal sinirin Gasser ganglionu gibi).
• Spinal ganglionlardaki nöronların santral
uzantıları arka köklerle m. spinalis’e girerler ve
değişik duyu modalitelerine göre farklı bir yol
izleyerek Rolando yarığının arkasında parietal
kortekse ulaşırlar.
Duyu
• 1- Ağrı ve ısı duyusunu ileten teller m. spinalis
arka boynuzunda sinaps yaparlar. Buradan
kalkan ikinci duyusal nöronun uzantıları
canalis centralis'in önünde çaprazlaşıp lateral
spino-talamik traktusu oluşturarak ipsilateral
talamusun ventro-lateral çekirdeğine varırlar.
Talamustan kalkan üçüncü dizi duyusal
nöronlar post-rolandik kortekse ulaşırlar.
Spinotalamik sistem
Duyu
• 2-Yüzün ağrı ve termal duyusunu taşıyan lifler ise
n. trigeminus’un duyusal ganglionu olan
Ganglion Gasseri’den kalkıp ponsa girerler.
Aşağıya doğru yönelen bu teller n. trigeminus’un
inen kökünü (spinal traktus) oluşturup aynı adı
taşıyan uzun bir çekirdekte sonlanırlar. İkinci
duyusal nöronun uzantıları çaprazlaşarak karşı
talamusun ventro-lateral çekirdeğinde
sonlanırlar. Üçüncü duyusal nöronların aksonları
buradan başlayarak post-rolandik kortekse
projete olurlar.
Duyu
• 3- Dokunma duyusuyla ilgili bir bölüm lifler de, tıpkı
ağrı ve ısı yolları gibi çaprazlaşarak yukarı çıkarlar.
Bunlar m. spinalis’te anterior spino-talamik traktusu
yaparlar. Bu tellerin basit dokunma duyusunu
ilettikleri sanılmaktadır.
• 4- Bilinçli derin duyuları taşıyan aksonlar ise arka
boynuzlarda sinaps yapmadan ve çaprazlaşmadan
aynı taraftaki arka kordon içinde yukarı çıkarlar.
Bunlar bulbusun üst ucundaki nucleus gracilis ve n.
cuneatus’ta sonlanırlar.
• Buradan kalkan ikinci dizi nöronların aksonları
çaprazlarını yapıp karşı talamus ventro-lateral
çekirdeğine varırlar. Buradaki üçüncü dizi nöronların
uzantıları ise post-rolandik kortekse varırlar.
Arka kordon
Duyu bozukluğu tipleri
• Periferik sinirlerin büyük kısmı mikst sinirlerdir,
motor ve duyusal teller taşırlar. Bunlar bütün
vücutta belirli alanların duyusal inervasyonunu
sağlarlar.
•
Tek bir periferik sinirin lezyonunda duyu
kusurunun yanısıra, motor liflerin de tutulması
sonucu, felçler ve kas atrofileri de görülür. Ayrıca
hastalanan sinirle ilgili refleks kavsi de
bozulacağından tendon refleksleri azalmış veya
kaybolmuştur.
Duyu bozukluğu tipleri
• Polinöropati çok değişik etyolojik faktörlere bağlı olarak
birden fazla periferik sinirin az veya çok simetrik şekilde
hastalanması demektir.
• Motor ve duyusal lifler birlikte tutuduğunda kas gücünde
azalma, duyu kusuru ve tendon reflekslerinin alınmayışı
beraberce görülür. Bununla beraber, bazı polinöropatilerin
başlıca motor, bazılarının da başlıca duyusal olabileceğini
unutmamalıdır.
• Polinöropatilerde duyu kusuru ellerde eldiven, bacaklarda
çorap şeklindedir, yani distal bir yerleşim gösterir.
• Hastalar ayrıca el ve ayaklarında ağrı ve çeşitli
parestezilerden yakınırlar.
Duyu bozukluğu tipleri
• Her spinal kökün vücutta belirli bir duyu alanı vardır. Bu alanlara
dermatom adı verilir.
• Dermatomlar gövdede birbirine paralel horizontal bantlar
halindedir. Kol ve bacakta ise ekstremitenin uzun aksı boyunca
uzanırlar. Bir fikir vermek için omuzların C4 , meme hizasının D3 ,
göbeğin D10 , kasığın ise L1 dermatomuna uyduğunu söyleyebiliriz.
• Tek bir kökün hastalanmasında belirgin bir duyu kaybı görülmez.
Bunun nedeni her dermatomun inervasyonuna bir üst ve alt kökün
de katkıda bulunmasıdır.
• Spinal kök hastalanmasında önemli bir yakınma da radiküler
ağrılardır. Bunlar kol ve bacaklarda uzunlamasına, gövdede ise kuşak
şeklinde (çember gibi) yayılan ağrılardır. Öksürme ve ıkınma gibi
BOS basıncını arttıran hareketler ağrıyı şiddetlendirir.
Duyu bozukluğu tipleri
• Medulla spinalis hastalıklarında;
• A-Gövdede belirli bir düzeyin altında bütün duyu modelitelerinin
kaybı mı, spinalis’in tranvers bir lezyonunu gösterir. Hemen daima
piramidal parapleji ve sfenkter kusuruyla birliktedir.
• B- Brown-Sequard sendromunda duyu kusuru: M. spinalis’in sağ
veya sol yarısını tutan lezyonlarda ortaya çıkan bir tablodur.
Lezyonun karşı tarafında vücutta belirli bir düzeye kadar çıkan
analjezi ve termo-anestezi (lateral spino-talamik yol lezyonuna
bağlı) vardır. Lezyon tarafında ise vibrasyon, pozisyon ve pasif
hareket duyu bozukluğuyla (arka kordon tutulması) birlikte
piramidal tipte felç vardır (kortiko spinal yolun tutulması).
Duyu bozukluğu tipleri
• C- Zırh veya pelerin şeklinde duyu kusuru : M. spinalis’te canalis
centralis civarındaki lezyonlarında görülür. Sirengomiyeli bunun iyi
bir örneğidir. Bu alanda ağrı ve ısı duyusu kaybolmuştur. Bu iki duyu
modalitesini taşıyan sinir lifleri kanalın önünde çaprazlaşırken
sirengomiyelik kavite nedeniyle kesintiye uğramıştır. Derin duyu
sağlam kalır. Dokunma duyusunu ileten tellerin bir bölümü arka
kordonda yol alındığından bu duyu da bozulmaz. En çok
sirengomiyelide görüldüğü için bu tip bölümü duyu kusuruna
sirengomiyelik disosyasyon adı verilir.
• En sık rastlandığı servikal bölgede sirengomiyelik kavite genellikle
kortikospinal traktusu, ön boynuzu ve silyo-spinal merkezi de (göze
giden sempatik sinir tellerinin çıktığı yer) bastırıldığından sırasıyla
piramidal bulgular, el kaslarında atrofi ve C. Bernard-Horner
sendromu da duyu kusuruna eşlik eder.
Duyu bozukluğu tipleri
• D- Eyer şeklinde anestezi: Perianal bölgeyi ve
gluteusları içine alır.
Cauda equina ve conus medullaris
lezyonarında görülür. Genellikle, belirgin
sfenkter kusuru ve Aşil reflekslerinin kaybıyla
beraberdir.
Duyu bozukluğu tipleri
•
•
•
E- Derin Duyu Bozukluğuyla Giden Medulla Spinalis Hastalıkları
Tabes dorsalis : Spinal arka köklerin sifilitik hastalığı sonucu arka kordonların
dejenerasyonuna bağlıdır. Pozisyon, vibrasyon ve pasif hareket duyuları özellikle
bacaklarda ileri derecede bozulmuştur. Göz kontrolu ortadan kalktığı için hasta
karanlıkta yürümekte güçlük çeker. Romberg delili de pozitiftir. Ayrıca derin ağrı
duyusu kaybolmuştur. Aşil tendonu ve testislerin sıkılması ağrısızdır. Şiddetli
radiküler ağrılar görülebilir. Patella ve Aşil refleksleri alınmaz. Argyll Robertson
pupillası tesbit edilebilir.
Medulla spinalis’in subakut kombine dejenerasyonu (Nöro-anemik sendrom):
B12 vitamini eksikliği sonucu ortaya çıkan bir medulla spinalis hastalığıdır. Beyin,
periferik sinir ve optik sinir lezyonlarına da neden olabilir. M. Spinalis’te arka
kordon ve piramidal yollar hastalanır. Hastalığın erken belirtisi genellikle el ve ayak
parmaklarında uyuşma, karıncalanma gibi paresteziler ile derin duyu kusurlarıdır.
Tendon reflekslerinde artma ve patolojik refleksler görülür. Hematolojik
incelemelerde pernisyöz aneminin bulunmadığı durumda kesin tanıya B 12
vitamini emiliminin bozulduğunu gösteren Schilling testi ile gidilir.
Duyu bozukluğu tipleri
• Beyin sapı lezyonlarında; En sık görülen şekli
yüzün bir yarısında ve karşı taraftaki kol, bacak ve
gövdede ağrı ve ısı duyusunun kaybolmasıdır.
• Dokunma duyusu sağlamdır. Bu çapraz duyu
kusuru n. trigeminus’un inen duyusal traktusu ile
lateral spino-talamik lezyonuna bağlıdır.
Genellikle bulbusun yan bölümdeki infarkt
sonucu görülür. Tabloya başka beyin sapı
belirtileri de eşlik eder. (Wallenberg Sendromu).
Duyu bozukluğu tipleri
• Talamus lezyonu; Karşı vücut yarısında, yüzü
de içine alacak şekilde, bütün duyu
modaliteleri kaybolmuştur.
• Tabloya genellikle hemipleji teşkil eder. Duyu
kusuru ve hemipleji vücudun aynı tarafındadır.
Duyu bozukluğu tipleri
• Paryetal lobun işlevi elemanter duyu modalitelerini
algılamaktan çok bunların entegrasyonu sağlamak ve
nüanslarını yorumlamaktır.
• Hastalığında ağrı ve ısı gibi elementer duyu çeşitleri
bozulmaz, çünkü bunlar talamus düzeyinde alglanırlar.
• Korteks lezyonlarında stereognozi, iki nokta ayırımı,
grafestezi, taktil lokalizasyon gibi daha üst düzeydeki
duyusal işlevler bozulmuştur. Taktil inatansiyon görülür.
Bu tip duyu kusuruna kortikal duyu bozukluğu adı
verilir.
Üst
Motor Nöron
Artar
Alt
Motor Nöron
Azalır
Patolojik
refleks
Var
Yok
Tonus
Artar
Azalır
Atrofi
Yok / az
Belirgin
DTR
Nörolojik muayene
• Bilinç:
• Somnolans (letarji) : Hasta uykuya eğilimlidir. Sesli uyaranlarla
uyanıp sorulanlara doğru cevaplar verir. Fakat kendi haline
bırakılınca yeniden uyuklamaya başlar.
• Stupor : Sesli uyaranlara cevap alınamaz. İlişki kurabilmek için
kuvvetli uyaran uygulamak gerekir. Tekrarlanan uyaranlarla hasta
gözlerini açar. Bu sırada sözlü emirleri yerine getiremez veya emri
yavaş ve yetersiz şekilde uygular.
• Koma : Hasta dış uyaranlarla uyandırılamaz. Hafif ve orta dereceli
komada hasta ağrılı uyaranı lokalize edip eliyle uzaklaştırmak ister.
Yahut, yüz buruşturma gibi genel bir cevap verir. Derin komada ise
her türlü uyarıya refleks düzeyde bir cevap bile alınamaz. Sadece
vejetatif fonksiyonlar korunmuştur.
Nörolojik muayene
• Bilinç:
• İnsanda uyanıklığın asandan retiküler aktivatör sistem
(ARAS) adı verilen anatomik bir yapı tarafından sağlandığı
kabul edilmektedir. Bu yapı, dağınık hücre grupları halinde
beyin sapında rostral pons ve mezensefalon
tegmentumunun paramedyan bölgesinden başlayıp
talamus düzeyinde posterior paramedyan, parafasikuler ile
sentromedyan ve intralaminer çekirdeklerin medyal
bölgesini içine alarak korteksin her tarafına projete olan
yaygın bağlantılardan oluşmaktadır.
• Bu yapıları etkileyen metabolik (örneğin hipoglisemi) veya
yapısal her türlü değişiklik (örneğin beyin kanaması)
komaya yol açabilir. Yani koma bir hastalık olmayıp çeşitli
etyo-patolojik süreçler sonucu gelişen klinik bir tablodur.
Nörolojik muayene
• Solunum
• Cheyne-Stokes solunumu : Başlangıçta derinliği artan inspiryum-ekspiryum
periyodları giderek yüzeyselleşir ve kısa bir süre için solunum durur (Apne).
Apneyi izleyerek solunum ritmi yavaşça geriye döner, giderek derinleşir ve
benzer şekilde yavaşlayarak yeni bir apne ortaya çıkar (Şekil 15.2 A). Bu
solunum tipi çeşitli metabolik komalar ve özellikle komaya yol açan
sürecin iki yanlı serebral hemisfer düzeyinde olduğu durumlarda görülür.
• Santral Nörojenik Hipervantilasyon : Birbirini izleyen derin inspiryum ve
ekspiryumdan oluşan ve sıklığı dakikada 40 ile 70 arasında değişen bir
solunum tipidir (Şekil 15.12 B). Komaya yol açan patolojik sürecin
mezensefalon - üst pons seviyesini etkilediğini gösterir.
• Apnöstik Solunum : Her inspiryumu izleyen bir apne periyodu vardır. Ortaalt pons seviyesindeki lezyonlarda ortaya çıkar.
• Ataksik Solunum : Son derece düzensiz bir solunum ritmidir ve aşağı beyin
sapı (bulbus) lezyonu, dolayısıyla kötü bir pognozu gösterir.
Nörolojik muayene
•
•
•
•
•
•
Pupilla değerlendirmesi:
1. Komalı hastada pupillalar normal büyüklükte, eşit ve ışık refleksi normal
olabilir.
2. İki yanlı ileri derecede dar pupilla (iğne başı pupilla) : Morfin zehirlenmesi,
talamus ve pons kanamalarında görülür.
3. Tek taraflı geniş ve ışığa cevabı azalmış pupilla: Anlamı: Geniş pupilla tarafındaki
beyin hemisferinde kitle etkisi yapan lezyon (tümör-hematom).
Mekanizma : Kitlenin bulunduğu tarafta temporal lobun unkusu tentorium
cerebelli açıklığında aşağıya doğru fıtıklaşarak n. oculomotorius ‘u bastırır. Buna
temporal, unkal veya transtentoryal herniasyon denir. Unkal herniasyonda
N.oculomotorius basısının erken belirtisi genellikle lezyon tarafında pupilla ışık
refleksinin alınmamasıdır. Basının devamı halinde pupilla yuvarlak görünümünü
kaybederek oval şekil alabilir.
Temporal fıtıklaşmanın ilk belirtisi olan, lezyon tarafında pupillanın genişlemesi
nörolojik komalarda çok acil bir durumun göstergesidir. Çünkü fıtıklaşan nöral
yapılar kısa bir süre sonra üst beyin sapını bastırarak ölüme yol açar.
Nörolojik muayene
• İki yanlı genişlemiş ve ışık cevabı azalmış-kayıp pupilla :
Anlamı:
Orta beyin yapılarının yaygın ve ağır şekilde
etkilendiğini gösterir. Pupillalar genellikle 5 mm.den
büyüktür ve IR kaybolmuştur.
Koma ve komalı hastanın nörolojik muayenesi
konusunu inceleyen Plum ve Posner supratentoryel yer
kaplayıcı lezyon nedeniyle orta hat yapılarının aşağı
doğru fıtıklaşarak üst beyin sapını iki yanlı bastırması
sonucu gelişen santral transtentoyel fıtıklaşma'ya
bağlı komalarda beyin işlevlerinin rostral-kaudal yönde
yıkıldığını ileri sürmüşlerdir.
Nörolojik muayene
• Yazarlar bu olgularda rostrokaudal yıkılmanın
değişik basamaklarını yansıtan bilinç,
solunum, göz hareketleri bozukluklarını
tanımlamışlardır.
• Bu değerlendirmede iki yanlı orta büyüklükte
genişlemiş ve ışığa cevap vermeyen pupilla
ölüme gitmekte olan komalı hastada ağır
beyin sapı yıkımını gösteren bir bulgudur.
Nörolojik muayene
• I.kranyal sinir: N. Olfactorius
II. kranyal sinir: N. Opticus
III. kranyal sinr:i N. Oculomotorius
IV. kranyal sinir: N. Trochlearis
V. kranyal sinir: N. Trigeminus
VI. kranyal sinir: N. Abducens
VII. kranyal sinir: N. Facialis
VIII. kranyal sinir: N. Stato-Acusticus
IX. kranyal sinir: N. Glossopharyngeus
X. kranyal sinir: N. Vagus
XI. kranyal sinir: N. Accessorius
XII. kranyal sinir: N. Hypoglossus
Nörolojik muayene
• Kranyal alan:
• CN1 (Olfaktor sinir); Burun mukozasını tahriş etmeyen ve herkesce bilinen
kokular kullanılmalıdır.
• CN 2 (Optik sinir): Gözün retina tabakasındaki ganglion hücrelerinin
uzantıları bir araya gelerek n. opticus’u oluşturur. Sinirin göz küresinden
çıktığı parça optik sinir başı veya papilla nervi optici adını alır. Retinanın
nazal ve temporal yarısından gelen görsel impulsları taşıyan optik sinir
telleri sella turcica bölgesine kadar gelir. Burada, her iki gözün nazal
retinasından gelen lifler çaprazlaşıp karşıya geçer. Çaprazlaşan sinir
tellerinin oluşturduğu yapıya chiasma opticum denir. Kiyazmadan sonra
görme lifleri tractus opticus adını alır. Tractus opticus’taki lifler – ışık
refleksinin aferent telleri bir tarafa bırakılırsa – talamusun corpus
geniculatum laterale adı verilen çekirdeğinde sonlanır. Yani, retinadan
başlayarak talamusa kadar kesintiye uğramadan uzanan görme yolları
burada sinaps yapar ve radiatio optici adını alarak temporal ve parietal
lobların derinliklerinden geçip oksipital lobların iç yüzlerindeki primer
görme korteksine (kalkarin korteks) ulaşır.
Nörolojik muayene
• Retinada ışık reseptörleri (impuls) - Bipolar
hücreler - Ganglion hücreleri - Aksonları göz
küresi arka bölümünde papillayı oluşturur Nervus opticus - Chiasma opticum (nazal
retinadan gelen lifler çaprazlaşır) - Tractus
opticus -Talamus - Radiatio optici - Görme
korteksi.
Nörolojik muayene
• Görme keskinliğini ölçmek. Görme bozukluğu
varsa herşeyden önce refraksiyon kusuru, retina
ve lens hastalıkları gibi göze ait nedenleri ekarte
etmek.
• Görme alanı muayenesi ile görme yolları veya
vizüel korteksteki bir lezyonu araştırmak
• Gözdibi muayenesi ile optik sinirin kendisine ait
bilgi edinmek, retina ve damarların durumunui
görmek.
•
•
•
•
•
Görme kaybına neden olan, korneadan retinaya kadar göz küresinin çeşitli
bölümlerinin hastalıkları oftalmolojinin konusudur. Nörolojiyi ilgilendiren görme
bozuklukları optik sinir hastalıklarına bağlı olanlardır.
Multipl skleroz, santral sinir sisteminde miyelin harabiyetiyle giden bir hastalıktır.
Sinir sistemine dağınık bir şekilde oturan demiyelinizasyon plakları nedeniyle
piramidal tipte felçler, serebellar bulgular ve duyu kusurları görülür.
Optik sinir tutulması sıktır. Hastaların vizyonu saatler veya günler içinde bozulur.
Genellikle tek taraflıdır. Bu akut görme kaybı tablosuna optik nevrit adı verilir.
Lezyon papillada ise papilla sınırlarının netliğini kaybettiği (papilla ödemi) dikkati
çeker. Vizyon bozukluğu ve papilla ödeminin birlikte bulunduğu bu tabloya papillit
denir.
Demiyelinizasyon optik sinirinin göz küresi arkasındaki bölümünde ise görme
azalmasına karşın başlangıçta papilla tamamen normal görünümdedir. Bu tabloya
da retrobülber nevrit adı verilmektedir. Optik nevritteki vizyon kusuru mercekle
düzeltilemez. Ancak bir süre sonra görme keskinliğinde az veya çok bir iyileşme
görülür. Gerek papillit, gerekse retrobülber nevritte zamanla papillanın tümünün
veya daha sık olarak temporal yarısının soluklaştığı dikkati çeker.
• Görme kaybı
• Dakikalar veya saatler içinde geçen tek taraflı
körlükler oldukça sık görülür. Buna, amaurosis
fugax adı verilir. Bunların büyük kısmı retina
iskemisine bağlıdır. Retinanın kanlanması aynı
taraftaki a. carotis interna’dan sağlanır. Bu
damarın boyun parçasındaki daralmalarında aynı
tarafta amaurosis fugax nöbetleri dikkati çeker.
Bunların bir kısmında a. carotis interna yetersizliği
aynı taraftaki hemisferin dolaşımını da
bozacağından karşı tarafta hemipleji görülebilir.
• Görme kaybı
• Temporal arteritte de optik sinir veya retina iskemisine
bağlı tek veya çift taraflı ani körlükler görülür. Bunların
bir kısmı geçici, bir kısmı ise kalıcıdır.
• Optik siniri direkt olarak bastıran fronto-bazal yerleşimli
tümörler de sinirin liflerini zamanla atrofiye uğratarak
görme kaybına neden olurlar. Bu durumda, bir staz
döneminden geçmeden papillanın soluklaştığı dikkati
çeker. Buna primer optik atrofi denir.
• Görme alanı defektleri:
• Hemianopsi: Bir görme alanının nazal veya temporal yarısını görememe.
• Kuadrantanopsi: Görme alanının dörtte birini görememe. Görme defekti
üstte ise üst, altta ise alt kuadrantanopsi denir.
• Homonim hemianopsi: Bir gözün temporal, öbür gözün nazal yarıyı
görememesi.
• Homonim görme alanı defektleri, görülmeyen yarının sağda veya solda
oluşuna göre adlandırılır : Örneğin, sağ homonim hemianopsi denince sağ
görme alanında temporal, sol görme alanında ise nazal yarının görülmediği
anlaşılır. Kuadrantanopsiler için de aynı adlandırma kuralı geçerlidir. Yalnız
burada “üst” veya “alt” kelimesini eklemek gerekir; sağ üst homonim
kuadrantanopsi, sol üst homonim kuadrantanopsi gibi.
• Heteronim hemianopsi: Her iki gözün temporal veya nazal yarıları
görememesi. Bunlardan birincisine bitemporal, ikincisine binazal
hemianopsi denir. Bitemporal hemianopsi chiasma opticum lezyonunu
gösterir. Özellikle hipofiz tümörlerinde görülür.
Nörolojik muayene
• Göz dibi;
• Fundus oculi muayenesi nörolojik muayenenin en
önemli ve vazgeçilmez noktalarından biridir.
Göz dibi;
• Papillanın soluk ve sınırlarının keskin oluşu primer
optik atrofiye yol açan direkt optik sinir basısını, sifiliz
veya demiyelinizan bir hastalığı, örneğin mültipl
sklerozu düşündürür.
Nörolojik muayene
• Baş ağrısı ve kusma ile birlikte giden KİBAS’ın gözdibi bulgusu ise papilla
ödemidir. Fundusa bakıldığında papilla sınırlarının silindiği, ödem nedeni
ile papillanın retinaya oranla daha kabarık olduğu ve normalde boylu
boyunca izlenmesi gereken arter ve venlerin ödem yüzünden yer yer
seçilemediği dikkati çeker. Bazen bu görünüme kanamalar da eşlik eder.
• KİBAS’a bağlı papilla ödemi başlangıçta görmeyi
bozmaz. Papillitte ise baştan itibaren görme
bozukluğu vardır. KİBAS uzun sürmüşse optik sinir
telleri zamanla bozulur ve sekonder veya poststaz
optik atrofinin yerleşmesiyle vizyon düşer.
• KİBAS değişik serebral olaylarda ortaya çıkabilen bir
sendromdur. Bunların başında tümör, hematom, kist,
abse gibi beynin yer kaplayıcı lezyonları (YKL) gelir.
Nörolojik muayene
• (N.Oculomotorius, N. Trochlearis, N.Abducens)
• Bu üç sinir göz hareketlerini sağladığından
üçüne birden oküler motor sinirler adı verilir.
Nörolojik muayene
• N. Oculomotorius: Çekirdeği mezensefalondadır. Göz
küresini hareket ettiren altı kastan dördünü (m.
rectus internus, superior, inferior ve obliquus
inferior) innerve eder.
• Böylece göz küresinin içe, yukarı, aşağı ve yukarı- dışa
hareketlerini sağlar. Üst göz kapağını kaldırır (m.
levator palpebrae superior). Taşıdığı parasempatik
teller pupilla refleksinin eferent yolunu yaparak ışık
karşısında pupillayı daraltır (miyozis).
Nörolojik muayene
• N. Trochlearis: Çekirdeği mezensefalondadır. Saf motor bir sinirdir.
M. obliquus superior’u inerve eder.
• Bu kas vertikal göz hareketi sırasında m.rectus inferior gibi aşağı
bakışı sağlayan kaslardan biridir.
• Anatomik olarak değerlendirildiğinde bu kasın tek başına hareketi
sırasında göz küresi aşağıya ve dışa (abduksiyon) hareket eder..
Klinik uygulamada ise esas işlevi m.rectus inferior ile birlikte aşağıya
bakışı sağlamak olan m.obliquus superior bu işlevin en belirgin
olduğu pozisyon olan göz küresi adduksiyonda iken test edilir.
• Benzer şekilde dördüncü kranyal sinir felci olan hastalar da vertikal
hareketin en belirgin olduğu adduksiyonda aşağı bakış sırasında çift
görmeden yakınır.
Nörolojik muayene
• N. Abducens: Çekirdeği ponstadır. Saf motor bir
sinirdir. M. rectus externus’u uyarak göz küresini dışa
çeker.
• Oküler motor sinirler beyin sapından çıktıktan sonra
sella turcica’nın iki yanında yer alan kavernöz sinus
içine girerler. Bu üç sinir kavernöz sinustan çıktıktan
sonra fissura orbitalis superior’dan geçerek orbitada
göz kaslarına dağılırlar.
Nörolojik muayene
• Konjuge bakış:
• Her iki gözden gelen görme impuslarının sabit
kalabilmesi için göz kasları ve her iki göz küresinin
birlikte hareketinin iyi koordine edilmesi gerekir. Oküler
motor sinirlerin dengeli ve işbirliği içinde çalışmasını
korteks ve beyin sapında yer alan merkezler sağlar.
• Horizontal plandaki göz hareketlerinin supranukleer
kontrolunun kontralateral frontal lobda yer alan
frontal konjuge bakış alanı “frontal eye field”
bölgesinde başladığı kabul edilir.
• Bu bölgeden kalkan kortikofugal lifler horizontal plandaki sakkadik göz
hareketlerini sağlar. Premotor bölgeden kalkan kortikofugal lifler kapsula
interna ön bacağından geçer ve alt mezensefalon üst pons bölgesinde
çaprazlaşarak kontralateral ponsta altıncı sinirin nukleusu seviyesindeki
pontin paramedian reticular formation‘a (PPRF) ulaşır.
• Ponstaki bakış merkezinden kalkan eferentler ipsilaretal altıncı sinir
çekirdeği ile sinaps yapar. PPRF den kalkan diğer eferentler n.abducens
nukleer kompleksindeki ara nöronlarla sinaps yaptıktan sonra pons
düzeyinde çaprazlaşarak medyal longitudinal fasikulus lifleri (MLF) içinde
kontralateral okulomotor sinirin m.rectus medialis hücre grubuna ulaşır.
• Böylelikle premotor bölgedeki frontal konjüge bakış alanı uyarıldığında her
iki göz küresi uyarılan hemisferin karşı yönüne bakmış olur. Ponstaki
PPRF’nin uyarılması gözleri uyarılan tarafa baktırır.
Nörolojik muayene
• Oküler motor sinirler göz kürelerinin her yöne
hareketini sağlar, üst göz kapağını kaldırır, pupillayı
daraltır.
• Muayenenin Amacı
• 1-Göz hareketlerini, 2- Gözkapağını ve 3- Pupillayı
incelemek, 4- Varsa nistagmusu değerlendirmek.
Nörolojik muayene
• Göz Hareketleri
• Göz küresinin içe hareketini m. rectus internus, dışa hareketini
ise m. rectus externus sağlar. Bu kaslar test etmek için hasta
içe ve dışa baktırılır.
• Vertikal göz hareketini sağlayan kaslardan üst ve alt rektus
kasları vertikal hareketin yanısıra göz küresini kısmen içe oblik
kaslar ise kısmen dışa hareket ettirirler.
• Gözler dışa bakar durumdayken (abduksiyon) m. rectus
superior yukarıya m. rectus inferior ise aşağıya baktırır.
• Oblik kaslar ise gözler içe bakarken (adduksiyon) test edilir. Bu
sırada aşağı bakışı m. obliquus superior, yukarı bakışı ise m.
obliquus inferior sağlar.
Nörolojik muayene
Nörolojik muayene
• Bu duruma göre: Dış rektus kası veya onu uyaran VI.
sinir paralizinde göz küresi dışa doğru hareket
edemez.
•
Nörolojik muayene
• Dördüncü sinir felcinde hasta göz küresi adduksiyonda iken
aşağıya bakamaz. Hasta özellikle merdiven inerken çift
görmeden yakınır.
Üçüncü sinir paralizisinde hasta yukarı ve aşağı bakamaz. Bu
en iyi şekilde göz abduksiyondayken tesbit edilir. Ayrıca içe
bakış bozulur. Bu bulgulara, ilerde söyleneceği gibi pitoz ve
midriyazis de eşlik eder.
• Oküler motor sinirlerin felcinde hastalar diplopiden yakınırlar.
Nörolojik muayene
• Üçüncü sinir paralizisinde;
Patolojik durumlar
• Bu üç sinirin felcinde lezyon ya bu sinirlerin
beyin sapındaki çekirdeğinde veya beyin
sapından kaslara kadar olan parçasındadır.
• Oküler motor sinirlerin birlikte tutulmaları
yakın komşuluk gösterdikleri sinus cavernosus
veya fissura orbitalis superior bölgesi
hastalıklarını düşündürür.
Patolojik durumlar
• N. abducens’in izole felci değişik etyolojilere bağlı
pons lezyonlarında görülebileceği gibi kafaiçi
basıncının arttığı durumlarda da ortaya çıkabilir.
• Yani KİBAS’a neden olan süreç n. abducens’i
doğrudan doğruya hastalandırmadığı halde sinirin
işlevi yüksek basınç nedeniyle aksar. KİBAS’lı bir
hastada tek başına n.abducens felcinin lokalizasyon
değeri yoktur.
Patolojik durumlar
• İzole n. trochlearis paralizisi son derece nadir
görülür.
• İzole n. oculomotorius felci mezensefalon
lezyonlarında ve intrakranyal anevrizmalarda ortaya
çıkar. Supratentoryel YKL’de temporal lob
fıtıklaşmasına bağlı olarak III. kranyal sinir felci
görülebilir.
Nörolojik muayene
• N. oculomotorius, m.levator palpebrae superioris’i
uyararak gözkapağını kaldırır. Felcinde ptoz görülür.
• Ancak gözkapağını kaldıran ve sempatik sinirler tarafından
inerve edilen bir kas daha vardır (tarsal kas). Bu nedenle,
sempatik liflerin felcinde de hafif bir ptoz görülür. Ancak bu
durumda hasta gözkapağını istemli olarak kaldırır.
• Bu iki tip ptoz arasında başka farklar da tesbit edilebilir:
Okulomotor sinir felcine bağlı ptoza gözkapağı kaldırılınca
pupillanın geniş olduğu (midriyazis); gözün yukarı, aşağı ve
içe hareketlerinin bozulduğu görülür. Sempatik felçte ise
pupilla daralmıştır (miyozis), enoftalmi vardır. Göz küresi
hareketleri ise normaldir.
• Sinir-kas iletisinin bozulduğu hallerde de, örneğin
myasthenia gravis’te göz hareketlerinde bozukluk olur,
gözkapağı düşer, hasta çift görmeden yakınır. Burada
oküler kasların dışındaki kaslarda da (yutma, ses telleri,
boyun ve ekstremite kasları) kolay yorulma dikkati
çeker.
• Kuvvetsizlik genellikle akşama doğru artar. Bazı
hastalarda myasthenia gravis’in ilk ve tek belirtisi
yorgunlukla ortaya çıkan ptoz olabilir. Bazı hastalarda
ise ptozun nedeni göz kaslarının primer hastalığıdır;
oküler miyopati ve miyotonik distrofide olduğu gibi.
Nörolojik muayene
• Pupillanın ışıkta ve yakına bakarken daralmasını, buna karşılık
karanlıkta ve uzağa bakarken genişlemesini otonom sinir
sistemi sağlar.
• Işık refleksinin getirici yolu optik sinir, götürücü yolu ise
n.oculomotorius içindeki parasempatik liflerdir. Sonuçta m.
sphincter pupillae kasılarak pupillayı daraltır.
Nörolojik muayene
• Bu nedenle III. kranyal sinir felcinde pupilla midriyatiktir, ışığa
cevap vermez. Böylece, dilate, fikse bir pupilla tesbit edilir.
Midriyazisin tek başına görüldüğü durumlarda ilk sorulacak
şey göze midriyatik ilaç damlatılıp damlatılmadığıdır.
Nörolojik muayene
• Pupillayı genişleten m. dilator pupillae sempatik
sinirler tarafından inerve edilir. Felcinde pupilla
miyotiktir. Buna yarı ptoz, enoftalmi, aynı taraf yüz
yarısında terleme azlığı da eşlik eder. Bu tabloya
Claude Bernard-Horner sendromu denir.
• Sempatik zinciri bastıran akciğer apeksi urlarında,
boyun yaralanmaları ve bu bölgenin diğer
patolojilerinde görülür. Bazen de sempatik teller
beyin sapından geçerken veya C8,D1 medulla
segmentlerindeki merkezinde (cilio-spinal merkez)
tutulur.
Nörolojik muayene
• Pupillanın ışığa cevap vermemesi iki durumda
görülür:
• 1-Işık düşürülen gözde amoroz varsa. Bu halde aynı
taraftaki ışık refleksi (direkt ışık refleksi) bozulduğu
gibi karşı taraftaki pupilla da cevapsızdır. Yani
endirekt veya konsansüel ışık refleksi de
kaybolmuştur. Buna karşılık, karşı göze ışık tutulması
her iki pupillanın daralmasına neden olur.
• 2- N. oculomotorius felci varsa. Bu halde o gözün
direkt ve endirekt ışık refleksleri alınmaz.
Parasempatik yolu sağlam olan karşı taraftaki gözde
ise heriki refleks de alınır.
• Pupillanın mesafeye cevabı hasta yakına ve
ardından da uzağa baktırılarak aranır. Bu sırada
gözbebeğinin ilkin daraldığı, sonra da genişlediği
görülür.
• Bazen pupilla ışığa cevap vermezken mesafeye
cevabının korunduğu görülür. Bu durumda
pupillalar çoğu kez miyotik, kenarları düzensiz ve
anizokoriktir. Buna Argyll Robertson pupillası adı
verilir. Genellikle sinir sistemi sifilizinde görülen
bir bulgudur.
Nörolojik muayene
•
•
•
•
•
•
•
•
•
CN V- Trigeminal sinir.
Motor ve duyusal işlevi olan mikst bir sinirdir.
Duyusal Parça
Üç çekirdeği vardır;
1- Mezensefalik nukleus: Çiğneme ve göz kaslarından kalkan
proprioseptiv impulsları alır.
2-Esas duyusal çekirdek: Ponstadır. Yüzden kalkan dokunma duyusu
liflerini alır.
3- Spinal nukleus : Ponstan m. spinalis’in üst segmentlerine kadar
uzanır. Ağrı ve ısıyla ilgilidir.
Duyusal ganglion os petrosum üzerinde bulunan Gasser
ganglionudur.
N. trigeminus’un üç dalı vardır: n. ophthalmicus, n. maxillaris ve n.
mandibularis.
Nörolojik muayene
• Motor parça
• Nukleusu ponstadır. Motor teller n. mandibularis
içinde çiğneme kaslarına gider.
N. trigminus’un dalları kafa tabanını ayrı
deliklerden terk eder. Bunlardan n. ophthalmicus
III., IV., ve VI. kranyal sinirlerle birlikte kavernöz
sinus ve fissura orbitalis superior’dan orbitaya
girer. Maksiler sinir foramen rotundum,
mandibuler sinir de foramen ovale’den kafatası
dışına çıkar.
• İşlevi;
• Yüz, saçlı derinin ön bölümü, göz, ağız, burun ve
paranazal sinusların mukozasıyla dilin 2/3 ön
bölümünden kalkan tüm duyu modalitelerini
beyin sapındaki duyusal çekirdeklere taşır.
• Aynı yüz yarısındaki çiğneme kaslarını inerve eder.
• Dilin duyu siniri.
• Kornea refleksinin getirici, çene refleksinin hem
getirici hem de götürücü yolunu oluşturur.
Nörolojik muayene
• N. trigeminus’a ait yüz bölgesinin duyusu genel yüzeysel duyu
muayenesinin yapıldığı şekilde pamuk (dokunma), iğne (ağrı) ve
sıcak soğuk tüplerle (ısı) yapılır.
• Muayene sırasında sağ ve sol yüz yarısına ait duyu hastaya sorularak
karşılaştırıldığı gibi trigeminal sinirin uç dalları olan oftalmik,
maksiler ve mandibüler alanlar arasında bir fark olup olmadığı da
sorulmalıdır.
• N. trigeminus gözden gelen yüzeysel duyuyu da taşıdığından kornea
refleksinin getirici yolunu oluşturur. Ucu inceltilmiş ve hastanın
göremiyeceği pozisyonda – örneğin hasta muayene edilen gözün
karşı tarafına baktırılarak-bir pamuk parçası korneaya değdirilir.
Normal cevap her iki gözün kapanmasıdır. Göz kapağını kırpma
işlevini, refleksin götürücü yolunu oluşturan n. facialis gerçekleştirir.
Nörolojik muayene
• Motor işlev muayenesinde ise hekim iki elini karşılıklı
olarak maseter ve daha sonra temporal kaslar
üzerine koyarak hastanın çenesini sıkmasını ister.
Böylelikle kasların kitlesi ve eşit kasılıp kasılmadığı
değerlendirilir. Daha sonra hastaya ağzını açması
söylenir. Çiğneme kaslarında zaaf varsa alt çenenin,
kuvvetsizlik olan tarafa doğru kaydığı görülür.
Örneğin, sağ n. trigeminus lezyonunda ağız açılınca
çene sağa kayar.
• Trigeminal sinirin beyin sapı içinde yaygın bir duyusal nukleus
kompleksi bulunduğu için buradaki lezyon bütün duyu
modalitelerini birlikte tutmayabilir.
• En sık görülen bozukluk sinirin spinal çekirdeğinin lezyonu sonucu
ipsilateral yüz yarısında sadece ağrı ve ısı duyusunun
kaybolmasıdır. Bu nüve, karşı vücut yarısından gelen ağrı ve ısı
duyusunu taşıyan lateral spino-talamik traktusa yakın olduğundan
ortaya çıkan duyu kusuru aynı taraf yüz yarısında ve karşı vücut
yarısı ile ekstremitelerinde, yani çapraz bir ağrı –ısı duyusu kaybı
şeklindedir.
• Bu bulgulara, bu bölgenin anatomisi gereği genellikle ipsilateral
serebellar sendrom, Horner sendromu, yutma ve fonasyon kusurları
eklenir. Bu bulgular Wallenberg sendromu adı verilen vasküler bir
beyin sapı sendromunu oluşturur.
• Kornea refleksinin aferent yolunun trigeminal sinir
olduğunu söylemiştik. Bazı hallerde bir tarafta kornea
refleksinin alınmayışı V. kranyal sinir lezyonunun ilk
ve tek bulgusu olabilir.
• Varicella-Zoster virusunun Gasser ganglionuna
yerleşmesiyle oftalmik zona görülür. Burada, ağrıyla
birlikte alın ve kornea üzerinde veziküller dikkati
çeker. Körlüğe sebep olabilir.
Nörolojik muayene
• CN VII- N.fasialis
• Başlıca motor bir sinirdir. Az sayıda duyusal
sinir lifi taşır. Ayrıca parasempatik fonksiyonu
da vardır.
• Motor ve duyusal çekirdekleri ponsta yeralır.
Sinir beyin sapını terk ettikten sonra petroz
kemiğin içindeki Fallop kanalına girer. Kanalı
geçip foramen stylomastoideum’dan çıkarak
yüz kaslarına dağılır.
Nörolojik muayene
• CN VI- N.fasialis
• Yüz kaslarını inerve eder. Dışkulak yolunda ufak bir
alanın duyusunu sağlar. Dilin 2/3 ön bölümünün tad
almasıyla ilgilidir.
• Submandibuler ve sublingual tükrük bezlerine
parasempatik teller taşır. Kornea refleksinin götürücü
yolunu oluşturur.
Nörolojik muayene
• Yüzün üst bölümüne ait kasların muayenesinde
hastanın kaşlarını kaldırması, çatması, gözlerini
kapatması; yüzün alt yarısını için de dişlerini
göstermesi, ıslık çalması ve ağzını açması istenir. Bu
sırada yüzün sağ ve sol yarısında hareketlerin aynı
kuvvetle yapılıp yapılmadığına, bir asimetri bulunup
bulunmadığına dikkat edilir.
• Tat muayenesinde dört temel tat test edilir. Tatlı için
şeker, tuzlu için tuz, ekşi için limon, acı için de kinin
eriyiği kullanılır. Hastanın dili ucundan tutulur, kurulanır
ve dilin kenarına bu solüsyonlardan birine batırılmış bir
pamuk parçası dokundurulur.
Nörolojik muayene
• Santral ve periferik olmak üzere iki tip yüz felci vardır.
Santral tipte olanda yüzün sadece alt bölümünde
zaaf görülür, periferik yüz felcinde ise yüzün alt ve üst
yarısındaki bütün kaslar tutulur.
Nörolojik muayene
• CN VIII- N. Vestibülo-kohlear.
• Sekizinci kafa çifti işitmeyi sağlayan n. cochlearis ile dengeyi
sağlayan n. vestibularis’ten oluşur.
• Bu iki sinir iç kulakta yer alan koklea ve vestibülden başlar, ponstaki
duysal çekirdeklerde sonlanırlar. Ponsta kokleer nukleuslardan
kalkan işitme yollarının büyük kısmı çaprazlaşarak temporal lobdaki
işitme korteksine projekte olur.
• Vestibüler çekirdekler ise serebellum, m. spinalis ve gözlerin
konjüge hareketleriyle ilgili anatomik yapılarla bağlantılıdır.
Vestibüler yolların da temporal loblara kadar ulaştığı ileri
sürülmektedir.
• Sekizinci kranyal sinirin temporal kemikteki canalis acusticus
internus içinde n. facialis ile yakın komşuluğu vardır.
Nörolojik muayene
• Hastanın kulaklarını teker teker kapayarak fısıltıyla yapılan bir muayenede
hipoakuzi tesbit edilirse işitme kaybının tipinin tayinine çalışılır.
• İki tip işitme kaybı vardır: 1- Orta kulak tipi sağırlık. Buna iletim veya
kondüksiyon tipi sağırlık da denir. 2- Sinirsel tipte veya persepsiyon tipi
sağırlık. Bu iki tip ağır işitmenin ayırımında Rinne ve Weber testleri
kullanılır.
• Rinne testi : Titreşim halindeki bir diyapazon hastanın mastoid kemiği
üzerine konur. Titreşimler algılanmaz hale geldiğinde diyapazon dış kulak
yolu önüne getirilir. Normalde hava yolundan işitme süresi kemik yoluna
göre daha uzundur. Testin normal olması “Rinne testi pozitif” diye ifade
edilir. Orta kulak tipi sağırlıkta bu durum tersine döner. Buna “Rinne testi
negatif” denir. Sinirsel sağırlıkta da Rinne pozitiftir. Ancak hem kemik, hem
de hava yoluyla işitmenin süresi kısaltılmıştır.
• Weber testi: Diapazon alnın ortasına yerleştirilir. Hastaya, titreşimi, hangi
kulakta duyduğu sorulur. İşitme siniri iki yanlı sağlamsa titreşimi ortada
algılar. Sinirsel tipte sağırlıkta vibrasyon sağlam tarafta duyulur.
• Persepsiyon tipi sağırlık Meniere Hastalığı, ilaç ve
toksik maddelere bağlı koklea lezyonlarında,
serebello-pontin köşe tümörlerinde (akustik
nörinom, meningioma) görülür. Bu tümörlerde,
yakın komşuluğu nedeniyle, genellikle VIII.
kranyal sinir lezyonunun yanısıra fasyal ve
trigeminal sinir bulguları da birarada görülür.
• İletim tipi sağırlıklar ise orta kulak hastalıklarıyla
ilgilidir.
• CN IX-X. N.Glossopharyngeus ve N. Vagus
• Bu iki sinir, işlevlerini birbirinden ayırmak güç
olduğundan ve anatomik benzerliklerinden ötürü
birlikte ele alınacaklardır.
• İkisi de motor, duyusal ve parasempatik teller taşırlar.
Her iki sinirin de çekirdekleri bulbustadır. Birlikte
foramen jugulare’den geçip kafa boşluğunu terk
ederler. Burada n. accessorius ile yakın komşulukları
vardır.
• İşlevleri
• 1- Duyu : Farinks, tonsilla ve yumuşak damağın
duyusu başlıca IX kranyal sinir tarafından sağlanır.
Dilin 1/3 arka bölümünün, timpan boşluğunun ve
Eustachi borusunun duyusundan da bu sinir
sorumludur.
• Vagusun dış kulak yolunda ufak bir duyusal
inervasyon alanı vardır. Larinksin duyusunu da tek
başına n. vagus sağlar. Her iki sinir de dura mater’e
duyusal lifler verirler.
• 2-Tat alma: Dilin 1/3 arka bölümünün tat duyusunu IX. sinir
sağlar.
• 3- Motor: N.glossopharyngeus motor lifleriyle stilofaringeal
kası uyararak farinksi yukarıya doğru çeker. Farinksin diğer
kaslarının ve ses tellerinin motor siniri ise n. vagus’tur.
• 4- Otonomik : Dokuzuncu kranyal sinir parotisin
parasempatik tellerini verir. Bütün göğüs ve karın boşluğu
organlarının parasempatik inervasyonu ise vagus tarafından
sağlanır.
• Görüldüğü gibi, bu iki sinirden birincisinin işlevi başlıca
duyusaldır. Vagusun ise motor fonksiyonu ön planda
gelmektedir.
Nörolojik muayene
• Hastanın sesi ve konuşmasına dikkat edilir. Nazone konuşma
(burundan, hımhım konuşma) yumuşak damak felcinde
görülür. Plica vocalis felcinde sesin çatlak bir tonalitesi vardır.
Konuşma sırasında tükürüğünü yutma güçlüğü dikkati
çekebilir. Hastaya yutma esnasında öksürüğü olup olmadığı,
içtiği sıvıların burnundan gelip gelmediği sorulur.
• Ağzını açmış olan hastadan kuvvetli bir ekilde “Aaaa” demesi
istenir. Normalde yumuşak damak simetrik şekilde yukarı
kalkar. Bu sırada uvula orta hatta kalır. Farinksin iki tarafı da
simetrik olarak kasılır.
Nörolojik muayene
• Velum ve faringeum refleksleriyle muayene edilir.
Çünkü bu bölgeden kalkan duyusal lifler bu
reflekslerin afferent kanadını oluşturur.
• Muayene için ucuna biraz pamuk sarılmış bir stile
veya bükülüp ince çubuk haline getirilmiş bir kağıt
parçası önce yumuşak damak, sonra da farinkse
dokundurulur.
• Normalde yumuşak damak yukarı kalkar, farinks
kasılır ve hasta öğürür. Bu cevap iki yanlıdır.
Nörolojik muayene
• Tek yanlı felçte aynı tarafta yumuşak damak ve farinks
hareket etmez. Motor fonksiyon ve refleks muayenesinde
yumuşak damak sağlam tarafa doğru çekilir.
• Refleks alınmayışı tek taraflı duyu kusurundan
kaynaklanıyorsa karşı tarafın uyarılmasıyla normal refleks
cevap alınır.
• İki yanlı paralizide hiç hareket yoktur. Refleksler alınmaz. Bu
durumda hastada nazal konuşma ve yutma güçlüğü vardır.
• Bu iki sinirin tek taraflı felci daha çok lokal patolojileri
düşündürmelidir. Foramen jugulare bölgesindeki
lezyonlarda tabloya n. accessorius’un tutulmasına bağlı
sterno-kleido-mastoideus ve trapezyus kaslarının felçleri
eklenir.
Nörolojik muayene
• Tek taraflı plica vocalis felci n. recurrens lezyonunda
görülür. Bu sinir n. vagus’tan ayrıldıktan sonra göğüs
boşluğuna girer, sağda a. subclavia, solda
a.aortae’nin altından dolaşıp tekrar yukarıya çıkar,
larinkse ulaşır.
• Bu yol üzerindeki lezyonlar, özellikle toraks içindeki
kitleler siniri bastırabilir. Böyle bir hastada
akciğerlerin radyolojik incelemesi ihmal
edilmemelidir.
Nörolojik muayene
• CN XI- N.Accessorius.
• Saf motor bir sinirdir. Bir kısım lifleri bulbustan, bir
kısmı da servikal m. spinalis’in üst segmentlerindeki
ön boynuz hücrelerinden çıkar. Kranyal kaviteyi
foramen jugulare’den geçerek terk eder. Burada IX.
ve X. Kranyal sinirlerle yakın komşuluğu vardır.
• M.sterno –cleido-mastoideus ve m. trapezius’un üst
parçasını inerve eder.
Nörolojik muayene
• Sterno-kleido-mastoid kasın muayenesi için hekim elini
hastanın yüzünün sağ tarafına koyar ve ondan yüzünü aynı
yöne çevirmeğe çalışmasını ister. Sol sterno- kleido -mastoid
kas kasılarak belirginleşir. Hekim bu sırada sağ eliyle kası palpe
eder. Aynı şey karşı taraf için de tekrarlanır.
• M. trapezius’un muayenesi üst kısmı çıplak hastanın arkasına
geçilerek yapılır. Kas zayıf olduğu zaman o tarafta omuz çökük
durur. Kas normal konturunu kaybetmiştir. Boyun-omuz açısı
genişlemiş, skapula aşağı ve dışa doğru yer değiştirmiştir.
Bundan sonra hasta omuzlarını yukarı doğru kaldırırken hekim
her iki omuzu kuvvetle aşağıya bastırır.
Nörolojik muayene
• Bilateral sterno-kleido-mastoid ve trapezyus
kaslarının zaafı motor nöron hastalığı, kas distrofileri
ve polinöropatilerde görülür.
• Tek taraflı zaafa özelikle aynı taraf foramen jugulare
bölgesindeki tümöral olaylarda rastlanır. Sinir bu
noktada IX. ve X. sinirle yakın komşulukta bulunduğu
için klinik tabloda bu üç sinire ait belirtiler görülür.
Buna, bazen gene yakın komşuluğu olan XII. kranyal
sinirin felci de eklenir.
Nörolojik muayene
• N.Hypoglossus
• Dilin motor siniridir. Çekirdeği bulbustadır. Kafatasından
oksipital kemiğin kondili hizasında canalis nervi
hypoglossi’den geçerek çıkar.
• Ağız açık durumda iken dilin pozisyonu, atrofi ve
fasikülasyon bulunup bulunmadığı gözden geçirilir. Sonra
hastadan dilini çıkarması istenir. Tek taraflı XII. kranyal
sinir felcinde dil felçli tarafa doğru sapar. Dilin aynı
yarısında atrofi görülür. İki taraflı n. hypoglossus
lezyonlarında dilin dışarı çıkarılmadığı, hatta ağız
tabanında hiç hareket etmediği dikkati çeker.
Nörolojik muayene
• N. hypoglossus’un tek taraflı felci seyrek görülür. Bulbusun
sirengomiyeli gibi hastalıklarında rastlanır. Sinir, canalis nervi
hypoglossi hizasında da tutulabilir. Basis cranii’nin genellikle tümöral
hastalıklarına bağlı olan bu son durumda dil hareketlerindeki
bozukluğa, yakın komşuluktan ötürü, IX., X. ve XI. kranyal sinir
felçleri de eklenir.
• İki yanlı dil felçlerine en çok motor nöron hastalığı ve psödobulber
paralizide rastlanır. Motor nöron hastalığında dildeki felç II. motor
nöron tipindedir. Yani, atrofi ve fasikülasyonlarla birlikte giden
nükleer bir felçtir. Psödobulber paralizide ise kortikobulber traktus
iki taraflı hastalanmıştır. Öyleyse I. motor nöron tipinde
supranükleer bir felç söz konusudur. Bu nedenle atrofi ve
fasikülasyon görülmez.
Nörolojik muayene
• Motor sistem muayenesinde kas kuvveti, kas tonusu ve istem dışı
hareketler değerlendirilir. Ayrıca kas kitleri gözden geçirilip bir kas
erimesi olup olmadığı kontrol edilir.
• Kas kuvveti, sıfır ile beş arasındaki sayılarla derecelendirilir:
• 5= Normal kas gücü
• 4= Kas normal hareketini yapmakta, ancak karşı yönde bir kuvvet
uygulandığında yenilebilmektedir.
• 3= Kas yalnızca yer çekimine karşı koyabiliyor
• 2= Test edilen kas ancak yer çekimini ortadan kaldıran bir pozisyona
getirildiğinde hareket edebiliyor.
• 1= Kasta ancak gözle görülebilen veya palpasyon ile farkedilen bir
hareket vardır. Fakat bu, eklem hareketine sebep olmaz.
• 0= Tam felç.
Nörolojik muayene
•
I-Yüzeyel (Eksteroseptiv), II- Derin (proprioseptiv), III- Kortikal duyular muayene edilir.
•
•
Yüzeyel Duyu Muayenesi
a- Dokunma duyusu : Ufak bir pamuk parçasını yüz ve bedenin her tarafına değdirerek muayene
edilir. Hasta gözlerini kapar. Pamuğu her duyduğunda "evet"demesi istenir. "evet" demediği
bölgelerde hipoestezi olduğu düşünülür. Hastanın bazen duyduğu halde haber vermeyebileceğini
düşünerek ikaz edilmesi gerekebilir.
Bu muayene, kooperasyonu iyi olan bir hastada, pamuğu önce duyusu normal olduğu düşünülen bir
bölgeye değdirerek ve sonra vücudun başka bölgelerinde aynı derecede duyup duymadığı sorularak
ta yapılabilir. Diğer nörolojik bulgular hastadaki duyu kusurunun yüzün ve vücudun yalnız bir
tarafında olduğunu düşündürüyorsa hasta ve sağlam tarafın az çok simetrik noktalarını kıyaslayarak
muayene etmek de mümkündür.
b- Ağrı : Muayene iğne ile yukarda tanımlanan şekilde tekrarlanır.
c- Isı : Çapları eşit iki deney tüpünden birine sıcak, diğerine soğuk su konularak ve gözler kapalı iken
yapılır. Hastaya ilkin tüplerin ısı farkı öğretilir. Daha sonra vücudun değişik yerlerine değdirilen
tüplerden hangisinin sıcak hangisinin soğuk olduğunu söylemesi istenir.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
II- Derin Duyu (Proprioseptif Duyu)
Pozisyon, pasif hareket, vibrasyon ve derin ağrı, duyuları muayene edilir. Bu duyu türlerine bilinçli
duyu adı verilir.
a- Pozisyon duyusu : Hastanın gözleri kapalıdır. Ekstremitelerden biri belli bir pozisyona getirilerek
hastadan karşı ekstremiteyi de benzer duruma getirmesi istenir.
b- Pasif hareket duyusu : Gözler kapatılır. Hastanın el veya ayak parmaklarından biri iki yandan
tutularak yukarıya veya aşağıya doğru hareket ettirilir. Bu sırada hastadan hareketin yönünü
belirtmesi istenir.
c- Vibrasyon duyusu: Titreştirilmiş bir diyapazon ile yapılır. İlkin hastanın titreşimi öğrenmesi için
klavikula veya sternum üzerine konur. Daha sonra gözler kapalı iken ekstremite uçlarında bir kemik
üzerine konularak titreşimi algılayıp algılamadığı sorulur Algılıyorsa bu kez titreşin sonlandığı anı
belirtmesi istenir. Böylece titreşimi algıladığı süre belirlenir. Bu süre normal gençlerde 20 saniye
kadardır. Yaş ilerledikçe alt ekstremitelerde vibrasyon süresinin kısaldığı unutulmamalıdır.
Romberg delili : Derin duyu kusuru aramak için kullanılan bir testtir. Hasta ayaklarını birleştirdiği
halde gözlerini kapayınca dengesi bozulur, olduğu yerde sallanmaya başlar, hatta yere düşebilir.
Tabes dorsalis, m. spinais'in subakut kombine dejenerasyonu ve duyusal nöropatilerde görülür.
d- Derin ağrı : Aşil tendonu sıkılarak veya kaslar kuvvetli bir şekilde bastırılarak ağrı duyup
duymadığı araştırılır.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
III- Kortikal Duyu
Muayeneden önce hastanın yüzeysel ve derin duyusunun normal olduğundan emin olmak gerekir.
a- Stereognozi : Bir objeyi şekil, büyüklük ve yapısal özelliklerinden tanıma yeteneğidir. Muayene
sırasında hastanın gözleri kapalı olmalıdır. Bu sırada eline kolayca tanıyabileceği anahtar, kalem,
çakmak gibi objeler verilerek adlandırması istenir. Hastanın objeyi
tanıyamamasına astereognozi denir.
b- İki nokta ayırımı : Deriye aynı anda değdirilen uçları künt bir pergeli iki ayrı nokta olarak
algılayabilme yeteneğidir. Muayene sırasında gözler kapalı olmalıdır. Normalde, el parmak uçlarında
5 mm mesafedeki iki nokta algılanabilirken ayak sırtında bu mesafe 5 cm'e kadar çıkar.
c- Grafestezi : Gözler kapalı iken künt bir cisim ile deriye yazılan bir harf veya sayının tanınmasıdır.
Bu amaçla en sık avuçlar kullanılır.
d- Taktil lokalizasyon : Gözler kapalı iken vücudun değişik yerlerine dokunularak bu noktaları
lokalize etme yeteneği araştırılır
e- Taktil inatansiyon (Sönme fenomeni) : Muayene için yüzeyel duyunun normal olması gerekir.
Hasta gözlerini kapatır. Sağ veya sol beden yarısına aynı anda birer iğne değdirilir. Taktil inatansiyonu
olan hasta bunlardan yalnızca birini algılar. (Inattention=Dikkatsizlik).
Bu muayene bir başka şekilde de yapılabilir. İğne önce şüpheli beden yarısına değdirilir. Hasta
başlangıçta bunu duyarken ikinci bir iğne sağlam vücut yarısına değdirildiğinde ilk değdirilen iğne
fark edilmez olur.
Bütün kortikal duyu bozuklukları karşı taraf paryetal lobun hastalığını gösterir.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
1. Ölçülü Hareket Testleri
Parmak- Burun Testi
a-Kol omuzdan tam abduksiyonda iken hasta işaret parmağını burnuna değdirir. Bu hareketi ardarda
yapması istenir.
b-Hasta işaret parmağını karşısında oturan hekimin işaret parmağına değdirdikten sonra kendi
burnuna değdirir. Bu hareketi ardarda tekrarlarken hekim her defasında parmağının yerini değiştirir.
Diz-Topuk Testi
Sırtüstü yatar durumda muayene edilir.
a. Hasta bir ayağını havaya kaldırarak topuğunu diğer bacağının dizine değdirir. Ardından ayağını
tekrar eski durumuna getirir. Bu hareketi ilkin bir, sonra öteki ayağı ile ardarda tekrarlaması istenir.
b- Hasta topuğunu karşı dizine değdirdikten sonra ayağını tibya kemiği boyunca düz bir çizgi
üzerinde sürterek aşağı indirir. Bu hareketi birkaç kez tekrarladıktan sonra aynı hareketi diğer ayağı
ile de yapar.
Serebellar sistem hastalıklarında, hasta lezyon tarafındaki parmağını burnuna yaklaştırırken hedefi
bulmakta güçlük çeker. Bu durumda parmak ya hızla buruna çarpar (dismetri), ya da buruna
yaklaşırken sağa-sola, yukarı-aşağı sapmalar yaparak hedefe ulaşır. Bu son duruma intansiyonel
tremor adı verilir. Parmak-burun testinin alt ekstremitedeki eşdeğeri olan diz-topuk testi de
ipsilateral serebellar hemisfer lezyonunu gösterir. Hasta topuğu ile dizini bulmakta güçlük çeker
veya topuğunu dizine değdirdikten sonra topuğunu bu pozisyonda tutamaz ve tibya üzerinde aşağı
doğru indirdikten ayak sağa sola sapar.
• 2. Ardısıra Hareket Testleri
• Hastaya hızlı ardısıra hareketler yaptırılır.
• a. Kollarını dirsekten fleksiyona getirerek önkol vertikal pozisyonda
iken her iki el ile hızlı pronasyon- supinasyon hareketleri yapar.
• b. Hasta bir elini, avucu yukarı gelecek şekilde açar. Diğer elinin
sırtını ve palmer yüzünü ön kolun ardarda hızlı pronasyonsupinasyon hareketleriyle açık avucuna değdirir.
• c. Bir elinin parmaklarını yanyana bitiştirir. Sonra bu parmakların
palmer yüzüyle diğer elinin sırtına ardarda hızlı ve küçük
hareketlerle vurur.
• Ardısıra hareketler de serebellar hemisfer lezyonu ile ipsilateral
olarak beceriksiz, düzensiz ve yavaş bir karekter alır. Buna
disdiadokokinezi adı verilir.
• 3. Hedefi Aşma (Past Pointing)
• Hasta ile hekim karşılıklı olarak kollarını öne uzatırlar. Hasta,
işaret parmaklarını hekimin işaret parmaklarının karşısına
getirir. Sonra kollarını aşağıya indirir ve tekrar hekimin
parmakları hizasına kadar başlangıçtaki durumuna getirir.
Test, kollar yukarı kaldırılarak da yapılabilir. Gözler açık ve
kapalı durumda olmak üzere uygulanır.
• Serebellar sistem hastalıklarında hasta serebellum
hemisferi ile aynı tarafta olan kol lezyon tarafına doğru dışa
sapar. İçkulak hastalıklarında da sapma hasta labirent
tarafına doğrudur. Fakat bu hareket her iki kolda birden
görülür.
• Tendon reflekslerinin muayenesinde iyi bir refleks çekicine gerek
vardır. Muayene sırasında hastaya verilecek pozisyon her refleks için
aşağıda ayrı ayrı tarif edilmiştir. Bu arada, hastanın kendisini rahat
hissedip gevşek bırakması önem taşır. Tendona vururken refleks
çekici sapın en ucundan tutulmalı ve el bileği vuruş sırasında
serbestçe hareket ettirilmelidir.
• Tendon refleksleri muayene kağıdına aşağıdaki şekilde kaydedilebilir
:
• 0 = Kayıp veya alınmıyor
• ± = Azalmış
• + = Normal
• ++ = Canlı
• +++ = Artmış
• ++++ = Polikinetik (Bir vuruşa birkaç hareketle cevap)
• Biseps Refleksi
• Teknik : Ön kol dirsekten yarı fleksiyonda iken sol el parmağı biseps kasının
tendonu üzerine yerleştirilip üzerine çekiçle vurulur.
• Normal cevap önkolun fleksiyonudur.
• Periferik sinir : N. Musculocutaneus.
• Segmanter inervasyon : C5, C6 m. Spinalis.
• Triseps Refleksi
• Teknik : İki şekilde muayene edilir.
• Omuz abduksiyonda iken önkol bedene paralel pazisyonda tutularak
serbestçe aşağıya sarkıtılır. Bu durumda triseps tendonuna vurulur.
• Normal cevap önkolun ekstansiyonudur.
• Periferik sinir : N. Radialis.
• Segmenter inervasyon : C6, C7 m. Spinalis.
• Stiloradyal Refleks
• Teknik : Kol yarı pronasyonda iken radiusun stiloid çıkıntısını vurur.
• Normal cevap önkolun fleksiyon ve hafif supinasyonudur. Parmaklarda da
hafif bir fleksiyon görülebilir.
• Periferik sinir : N. radialis.
• Segmanter inervasyon : C5, C6 m. Spinalis.
• Patella Refleksi
• Teknik : Hasta otururken veya yatar durumdayken bakılabilir.
• Hasta muayene masasının kenarına oturarak ayaklarını sarkıtmış
durumdayken patella tendonuna vurulur.
• Normal cevap bacağın ekstansiyonudur.
• Periferik sinir : N. Femoralis.
• Segmanter inervasyon : L2 - L4 spinalis.
• Aşil Refleksi
• Teknik : İki durumda bakılabilir.
• Yatar durumda bacak hafifçe dışa rotasyon ve dizden fleksiyona
getirilir. Bu sırada muayene eden sol avucunu ayak tabanına koyarak
ayağı bilekten hafifçe dorsal fleksiyona getirip aşil tendonuna vurur.
Normal cevap ayak bileğinin planter fleksiyonudur.
• Periferik sinir : N. Tibialis.
• Segmanter inervasyon : S1 m. Spinalis.
•
•
II- Yüzeysel Refleksler
Deri ve mukozanın uyarılması ile ortaya çıkan refllekslerdir. Bunlardan kornea refleksi n. trigeminus, farinks refleksi de n.glossopharyngeus ve n.
vagus'la ilgili bölümlerde anlatıldı.
•
•
Karın Derisi Refleksi
Teknik : Hasta sırt üstü yatar. Karın derisi anahtar veya kalem gibi künt uçlu bir cisimle kaburga kenarına paralel, göbekten dışa ve pubisten yukarı-dışa
doğru hafifçe çizilir.
Normal cevap çizilen bölgede karın kaslarının kasılması ve göbeğin çizilen tarafa doğru çekilmesidir.
Segmanter inervasyon : D1-L1 m. spinalis.
Şişman kişilerde ve çok doğum yapmış kadınlarda alınmayabilir.Refleks arkının bozulduğu segmanter lezyonlar D7 m. spinalis segmentinin
yukarısındaki piramidal lezyonlarda alınmaz. Alınmayan karın derisi refleksi piramidal yol lezyonunun karşı tarafındadır.
•
•
•
•
•
•
Kremaster Refleksi
Teknik : Uyluk iç kısmı çizildiğinde aynı taraftaki testis yukarı çekilir.
Periferik sinir : N.Femoralis.
Segmanter inervasyon: L1-L2 m. spinalis.
•
•
•
Anal Refleks
Teknik : Perianal bölge hafifçe çizilir. Normal cevap anüs sfinkterinin kasılmasıdır.
Segmanter inervasyon : S4,S5 m. spinalis.
•
•
Taban Derisi Refleksi (Planter Refleks)
Teknik : Ayak tabanı ucu künt bir cisimle dış kenarı boyunca topuktan orta parmak metatarso-falengeal eklemine doğru çizilir. Normal cevap
parmakların fleksiyonudur.
Periferik sinir: N. Tibialis
Segmanter inervasyon : S1, S2 m. spinalis.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Babinski Delili
Taban derisi refleksinin patolojik şeklidir. Piramidal yol hastalıklarında görülür. Yukarda yazıldığı gibi taban derisi
künt bir cisimle tabanın dış yanından orta metatarso-falangeal ekleme doğru çizildiğinde normalde görülmesi
gereken parmakların planter fleksiyon cevabı yerine başparmağın dorsifleksiyona gelmesidir.
Bazen taban derisinin çizilmesinde parmaklarda hiçbir hareket görülmez. Bu duruma taban derisi
refleksinin cevapsız veyalakayd olması adı verilir.
Başparmağın dorsifleksiyonu, taban derisi refleksinin cevapsız kalışı piramidal yol hastalığını gösteren ve klinik
nörolojide büyük önem taşıyan belirtilerdir.
Dikkat edilecek noktalar
1. Taban derisi refleksi bir yaşına kadar olan çocuklarda ekstensor cevap verir.
2. Bazı hastalar taban derisinin çizilmesinden rahatsız olduklarından istemli olarak parmaklarını dorsifleksiyona
getirerek uyarandan kaçmaya çalışırlar. Bu durumda Babinski delilini değerlendirmek mümkün değildir. Hastayı
rahatlatıp dikkatini başka yöne çekerek ayağın dış yüzünden tabana doğru yavaşça uyararak tekrar muayene
edilmelidir.
Piramidal yolun hastalanmasında ortaya çıkan ve Babinski delilinde olduğu gibi ayak parmağının dorsifleksiyonu ile
giden dört patolojik refleks daha vardır. Bunlara Babinski delili eşdeğerleriadı verilir.
1. Oppenheim Refleksi: Tibia kemiği baş ve işaret parmakları arasında yukardan aşağıya doğru bastırılarak aranır.
2. Gordon refleksi : Baldır kasları sıkılır.
3. Schaeffer delili : Aşil tendonu sıkılır.
4.Chaddock refleksi : Dış malleonun alt kenarı künt bir cisim ile çizilir.
• Hastanın düz bir çizgi üzerinde yürümesi, daha sonra da bir
ayağının topuğunu diğer ayağının ucuna değdirerek yürümesi
(tandem walk) isenir. Özellikle sereballar sistem lezyonlarında
hasta bu testleri başaramaz, sendeleyip yere düşebilir.
• Arka kordon tipi atakside gözler kapatılınca yürüme güçlüğü
daha da artar.
Konuşma Değerlendirmesi.
• Dizartri: Burada bozukluk hecelerin birbiriyle
mafsallanması (artikülasyon) konuşmanın
rezonansı ve normal ses tonundaki iniş çıkış gibi
unsurlardadır.
• Konuşmayla ilgili kasların ve bunların hareket ve
koordinasyonunu sağlayan nöral mekanizmaların
hastalıklarında görülür. Fonksiyonu bozulan
anatomik yapıya göre farklı dizartri tipleri vardır.
• a. Piramidal dizartri: Başlıca psödobülber paralizi gibi bilateral
piramidal lezyonlarda görülür. Hasta kelimeleri ağzının içinde
yuvarlar, net bir şekilde telaffuz edemez. Özellikle b ve p gibi dudak,
d ve t gibi dille ilgili harfleri söylemekte güçlük çeker. Piramidal dizartriye hemiparezilerde de rastlanır.
• b. Ekstrapiramidal Hastalıklarda Dizartri:
• Parkinson Hastalığı: Ses tonu düşük, konuşma monotondur; heceler
birbirinden ayrılmaz. Bazı hastalar cümlenin sonundaki kelime veya
heceleri hızlı bir şekilde tekrar ederler. Buna palilali adı verilir.
• Kore ve distonilerde de ağız, dil ve solunum kaslarındaki istemsiz
hareketler nedeniyle konuşma dizartrik hal alabilir.
• c. Serebellar dizartri:
• Kesik, kesik vurgulamaların yanlış yerlerde yapıldığı, zaman
zaman patlayıcı nitelikte bir konuşma şeklidir. Konuşmayla
ilgili kaslardaki asinerjiye bağlıdır. Sarhoş konuşmasına
benzetilir. Serebellar sistem hastalıklarında, özellikle multipl
sklerozda, alkol intoksikasyonunda görülür.
• d. İkinci motor nöron hastalıkları:
• Tutulan kas veya kaslara göre konuşmada farklı özellikler
görülür. Periferik yüz felçlerinde dudaktaki zaaf nedeniyle
hasta b, p gibi harfleri söylemekte güçlük çeker. Dil
felçlerinde d, n, s, t gibi harflerin telaffuzu bozulmuştur.
Yumuşak damak felçlerinde konuşma genizdendir. Buna
rinolali veya nazone konuşma adı verilir.
• Motor nöron hastalığında genellikle I. ve II. motor
nöron bulguları birlikte bulunur. Hastalığın bülber
yerleşimli tiplerinde yutma güçlüğünün yanısıra
konuşma da erkenden bozulur. Ses, velum felci
nedeniyle nazone bir tonalite alır. Dil
hareketlerindeki yetersizlik de konuşma
güçlüğünü arttırır. İkinci nöron tipindeki bu kas
zaafına piramidal yolların iki taraflı tutulmasının
neden oldugu psödobülber tablo da eklenir.
Böylece, bir süre sonra hastanın söylediğini
anlamak imkansız hale gelir
• e. Myasthenia gravis:
• Konuşma kaslarındaki yorgunluk nedeniyle
dizartri görülür. Konuşma başlangıçta normale
yakın olsa bile zamanla bozulduğu dikkatiçeker.
Tensilon (edrophonium) gibi kısa sürede etkili
antikolinesterazların parenteral olarak verilmesi
konuşmayı geçici olarak hızla düzeltir.
•
• f. Kas hastalıkları: Yüz kaslarını tutan
miyopatilerde de dizartri görülebilir.
Afazi.
• Afazi, dil fonksiyonunun, konuşmanın
öğrenilmesinden sonra ortaya çıkan ve
psikiyatrik bir sorundan ya da kas düzeyindeki
bir engellemeden ileri gelmeyen bozulmasıdır.
Bu bakımdan, çocukta ileri yaşlara kadar
süregelen bir konuşma gecikmesine afazi
demeyeceğimiz gibi, afazileri vokal aparat
kaslarının zaafı ya da inkoordinasyonundan
ileri gelen dizartri gibi artikülasyon
bozukluklarından ve disfoniden de ayıracağız.
• Afazi beynin belli bölgelerinin vasküler, travmatik
ya da tümöral zedelenmelerine bağlı olarak
ortaya çıkar. Burada söz konusu olan, konuşma
becerisinde genel ve homojen bir zedelenme
değildir. Beynin çeşitli bölgelerinin zedelenmeleri,
dil fonksiyonunun belli yönlerini seçici olarak
bozar.
• Bu bakimdan, afazide, ya anlamayı, ya ifade
etmeyi, ya da her ikisini birden içeren bir dil
kapasitesi bozulması söz konusudur.
• Klinikte afazi genellikle bir sağ hemipleji veya sağ
hemiparezi ile birlikte görülür. Çok daha az sayıda
da, sol hemipleji ile birlikte olan afazi ile
karşılaşabiliriz. Tabii pek çok defa afazisiz
hemipleji ile karşılaşabileceğimiz gibi, hemiplejisiz
afazi ile de karşılaşrız.
• Afazileri, afaziye neden olan lezyonun beynin
daha anterior veya daha posterior bölgelerinde
yer almasına göre, tutuk (nonfluent) afaziler ve
akıcı (fluent) afaziler şeklinde iki büyük gruba
ayırabiliriz.
• Anterior lezyonlarla birlikte görülen afazide, anlama
korunmuş ya da az etkilenmiştir, konuşma ise tutuktur.
Tutuk konuşmada kelimenin telaffuzu büyük gayret
sarfedilerek, zorlanarak gerçekleştirilir, kelimeyi
oluşturan hecelerin eklemlenmesi bozuktur, bir
dakikada söylenebilen kelime sayısı çok düşüktür,
cümleyi oluşturan kelime sayısı çok azalmıştır. Anterior
afazilerle birlikte, genellikle, hemipleji veya hemiparezi
görülür. Beynin posterior lezyonlarında ortaya çıkan
afaziler ise Akıcı afazilerdir; bunlarda konuşma akıcıdır,
hecelerin eklemlenmesinde sorun yoktur, hasta hızla ve
çok konuşabilir; anlama ise çok bozulmuştur. Posterior
afazilerde genellikle hemipleji/hemiparezi yoktur.
Dil aparatı:
• 1- Wernicke; Dominan temporal lobda superior temporal girusun arka bölgesine,
Brodman'ın 22. alanı; Sözcüklerin anlamsal
engramının depolandığı yer. a) anlama, b)
işitme ve görme mesajının semantik anlamını
çıkarma, c) ifade edilecek yani söylenecek ya
da yazılacak mesajın sembolik
formülasyonunu yapma, d) isimlendirme.
Dil aparatı:
• 2- Broca; Dominan hemisfer frontal lobunun arka
alt kısmında, frontal operkulum'da yer alır.
• Konuşmanın motor gerçekleştirilmesinden
sorumlu olan bu bölgede de, kelimeyi telaffuz
etmek için motor engramlar ve dilin gramer yapısı
depolanmıştır. Örnek olarak, çocuk "elma"
demeyi öğrenirken, bu sesi çıkarmakta kullandığı
motor patern, bu kelimenin motor engramı olarak
burada depolanır. Konuşacağımız zaman,
buradaki engramlar uyarılır ve konuşmanın
gerçekleştirilmesi için motor kortekse iletilir.
Dil aparatı:
• Dil aparatının 3. önemli yapısı da, arkada
Wernicke bölgesinden kalkıp, parietal lobun alt
yüzünden öne doğru ilerleyip Broca bölgesinde
sonlanan kalın lif demeti, Arkuat fasikülüs'tür.
Wernicke-Geschwind modeline göre, Wernicke
bölgesinde gerçekleştirilen dilin sembolik
formülasyonu, Arkuat fasikülüs aracılığı ile öne,
Broca alanına iletilir, burada dilin gramer yapısı ve
motor ses paternlerini uyarır, böylece oluşan
kelime ya da cümle, artiküle edilmek üzere,
motor kortekste yüz kaslarıyla ilgili bölgeye
gönderilir.
Klasik Afazi Sendromları.
• Broca Afazisi (Motor Afazi):
Broca bölgesindeki bir lezyon, bu bölgenin motor
korteksle ilişkisini kestiği için, böyle bir diskoneksiyonun
sonucu olarak, ses çıkarmaya ait motor paternler ve
gramer yapıları motor kortekse iletilemez ve konuşma
bu yüzden bozulur.
Gerçekten de bu afazi türünde, konuşulanı
anlamak bir ölçüde sağlam kaldığı halde hasta kendini
ifade etmekte, cümle kurmakta, kelimeleri telaffuz
etmekte, hatta ses çıkarmakta ve konuşmada kullanılan
kaslara hakim olmakta derece derece güçlükler çeker.
Klasik Afazi Sendromları.
• En ağır şeklinde, hasta istemli olarak ağzından hiçbir
ses çıkaramaz; bazı sesleri hatta kelimeleri otomatik
olarak yeri geldiğinde söyleyebilse de, istemli olarak
bunları çıkaramayabilir. En hafif şeklinde, hasta gramer
yapısı çok bozuk kırık dökük cümleler ya da tek tek
kelimelerle, güçlükle de olsa kendini ifade edebilir; ama
bu "akıcı olmayan" (non-fluent) bir konuşmadır,
dakikada söyleyebildiği kelime sayısı çok düşüktür ve
kelimeyi ağzından çıkarmakta hasta çok güçlük
çekmektedir. Bu şekilde konuşabilen Broca afazikleri,
genellikle kelime içindeki seslere yer değiştirtirler:
"çiçek" yerine "çeçik", "zürafa" yerine "züfera" demek
gibi; bu bozulmaya "literal parafazi" denir
Klasik Afazi Sendromları.
• Broca afazikleri, bazen tek bir kelime
söyleyebilirler; o zaman her istediklerini
anlatmakta hep bu kelimeye başvururlar.
Örnek olarak, yalnızca "yani" kelimesini
söyleyebilen hasta, "Sen nasılsın?" diye
sormak için de "Yani, yani", "Bana su ver"
demek için de "Yani, yani, yani" diye sürekli
aynı kelimeyi tekrarlar.
Klasik Afazi Sendromları.
• Wernicke Afazisi (Sensori Afazi):
En önde gelen özelliği, hastanın anlamasının ileri
derecede bozuk oluşudur. Wernicke alanında bir
lezyon olduğu zaman, görme ve işitme
kortekslerine gelen imaj ve kelimeler bu bölgeyi
uyaramaz, dolayısıyla da dil sistemini harekete
geçiremez; hasta bu bilgiyi dil bağlamında
işleyemez, onun için de duyduğu konuşmayı
anlayamaz, gördüğü yazıyı okuyamaz. Wernicke
afaziklerinde okuma, hastanın yazmasına kıyasla
daha ağır olarak zedelenmiştir.
Klasik Afazi Sendromları.
• Hastanın isimlendirme becerisi de, tekrarlama
becerisi de bozuktur. Hasta gördüğü cismin
doğru ismini bulup çıkaramaz, kelime bulma
güçlüğü çeker. Tekrarlama bozukluğunun
nedeni de, hastanın anlama güçlüğüdür; hasta
işittiği kelimenin anlamına da ulaşamadığı,
bunun sessel çözümlemesini de yapamadığı
için tekrarlayamaz.
Klasik Afazi Sendromları.
• Hasta kendi söyleyeceği sözleri de doğru olarak işleyemez,
bu nedenle de yaptığı konuşma absürd, saçma sapan bir
şekilde ağzından dökülür.
• Hastanın konuşması "akıcı" (fluent) bir konuşmadır;
dakikada söylediği kelime sayısı normal hatta normalden
fazladır, telaffuzu, hecelerin eklemlenmesi akıcıdır. Bir
cümle içinde normalden de çok sayıda kelime kullanır.
Ancak anlamdan yoksun bir konuşmadır.
• Hasta, bir kelime yerine hiç ilgisiz başka bir kelime söyler;
buna "verbal parafazi" denir (Örnek olarak hasta "Buraya
gel" demek isteyerek "Ambara koy" diyebilir). Hastalar
bazan da "neolojistik parafazi" ya da "jargon" tarzında
konuşurlar (anlamlı bir kelime oluşturmayan sesleri yanyana
dizmek gibi).
Klasik Afazi Sendromları.
• İletim Afazisi (Kondüksiyon Afazisi): Bu afazi tipinde lezyon,
Wernicke bölgesini Broca bölgesine bağlayan arkuat fasikülüstedir;
fakat lezyonun kritik bir kortikal bölgeye, supramarjinal girusa ya da
angular girusa da uzanması gerekir.
• Bu hastaların anlaması normaldir. Wernicke bölgesi sağlam olduğu
için, vizüel ve oditif mesajların dil açısından anlam analizi doğru
olarak yapılabilir. Dolayısıyla hasta, gerek kulaktan duyduğu
konuşmayı, gerekse okuduğu yazıyı anlayabilir.
• Broca bölgesi de sağlam olduğu için hasta söylemek istediği şeyi
ifade edebilir; yalnız hasta konuşurken çok sayıda literal parafaziler
yapabilir.
• Wernicke bölgesi sağlam, dolayısıyla hastanın anlaması iyi olduğu
halde, arkuat fasikülüsteki lezyon nedeniyle bu mesaj Broca
bölgesine iletilemez, onun için de hasta duyduğu ve anladığı sözü
tekrar edemez.
Klasik Afazi Sendromları.
• Hastanın spontan olarak söyleyebildiği herhangi
bir şeyi, tekrarlaması isteği ile kendisine
verdiğinizde, bunu tekrar edemediğini
görürsünüz. Aynı şekilde bu hastalar herhangi bir
yazıyı içlerinden okuduklarında rahatça anladıkları
halde, aynı yazıyı yüksek sesle okumaları
istendiğinde bunu yapamazlar; çünkü görsel
mesaj sol angüler girusta okunup anlaşıldığı ve
Wernicke alanına aktarıldığı halde, bu mesaj
arkuat fasikülüsteki lezyon dolayısı ile Broca
alanına iletilemediği için, yüksek sesle söylenmesi
mümkün olmaz.
• Transkortikal afaziler: Bu afazilerin başlıca
özelliği, hastanın "tekrarlama" becerisini
korumasıdır. Transkortikal motor afazide, hiç
konuşamayan hasta, kendisine söylenen sözü
rahatlıkla tekrar edebilir. Transkortikal sensoryel
afazide, kelime bulmakta güçlüğü olan ve
kendisine söyleneni anlamayan hasta, söyleneni
gayet akıcı bir şekilde tekrarlayabilir. Transkortikal
mikst afazide de, hem kendisi konuşmayan,
hem anlaması bozulmuş olan, hem de Wernicke
afazisi gibi konuşmakta olan hasta, duyduğu şeyi
kolaylıkla tekrar edebilir.
• Transkortikal afaziler, anterior, medial ve
posterior serebral arterlerin sulama alanlarının
birleştiği sınır bölgelerde, yani "watershed"
alanlardaki hasarlanmalara bağlı olarak ortaya
çıkar. Dolayısıyla hasar, diğer afazi tiplerinden
farklı olarak, perisilviyen dil bölgesinin
dışındadır; yani Wernicke bölgesi, arkuat
fasikülüs ve Broca bölgesinden oluşan
perisilviyen dil cihazı kendi içinde sağlamdır.
Klasik Afazi Sendromları.
• Özetlersek: Afazi, dile ilişkin becerilerden bir ya da birkaçının
sonradan kaybı demektir; genellikle bir sağ hemipleji ile birlikte olur.
• Klasik kortikal afazilerden Broca afazisinde hasta bir ölçüde anladığı
halde konuşmakta güçlük çeker; Wernicke afazisinde, başlıca
anlaması bozuktur, konuşmada bir güçlüğü olmadığı halde
söylediklerinden pek bir anlam çıkmaz; iletim afazisinde, hastanın
anlaması da, nisbeten konuşması da iyidir, fakat duyduğunu tekrar
edemez, konuşmasında isim kelimeler ya yoktur ya da literal
parafaziktir, ve yüksek sesle okuyamaz; anomik afazide hastanın
başlıca güçlüğü kelime bulma becerisinde ortaya çıkar, konuşması
isim türü kelimelerden boşaltılmış bir konuşmadır; Global afazide de
dil becerilerinin tümünde bozulma vardır; transkortikal afazilerde
ise, yalnızca tekrarlama becerisi sağlam kalmış olabilir.
Download