(A)Paranoid Kişilik Bozukluğu

advertisement
KİŞİLİK NEDİR?
Geçmişten günümüze insanları anlamak ve insanın karmaşık kişilik yapısını çözmek
adına, pek çok fikir üretilen ve kuram oluşturulan ‘kişilik’ kavramının değişik yönleriyle birçok
tanımı yapılmıştır. Kişilik, bireyin dinamik bünyesindeki davranış ve düşünce özelliklerini
belirleyen psikofiziksel sistemler olarak tanımlanmaktadır. Başka bir deyişle kişilik, zaman
içinde sabit olan ve duygusal, davranışsal ve bilişsel biçimleri belirlemede bir araya gelmiş,
psikolojik nitelikteki özellikleri işaret ederek, bireylerin kim olduğunu gösteren yapılar olarak
açıklanmaktadır (Basım, Çetin, & Tabak, 2009, s. 21).
Kişilik kavramı farklı bakış açıları tarafından ele alınmasından dolayı, tüm
psikologların aynı fikirde olduğu bir kişilik tanımı bulmak zordur. Kavramı günlük
yaşantımızda bazı insanlar sosyallikle ilişkilendirerek; kişiliği gelişmemiş, kişiliği zayıf,
kişiliksiz ya da kişilik sahibi gibi deyimlerle birlikte çok sık kullanılmakta, insanları bu şekilde
tanımlamaktadırlar. Bazıları ise kişiliği tanımlarken veya bir kişinin kişilik özelliklerinden
bahsederken bireyleri utangaç, sessiz, neşeli, kibar gibi belli birtakım baskın özellikleri ile ele
almaktadırlar. Kişilik özellikleri birbirine zıt sıfatlar halinde ifade edilebilir: iyi-kötü, faaldurgun, atılgan-çekingen, güvenli-şüpheci, gergin-rahat, hırslı-kalender gibi (Cüceloğlu, 2012,
s. 404). En yakın arkadaşımızı “Eğlenceyi seven, ama sessiz bir tip.” Ya da “Atletik yapılı, ama
zarif bir kişi” olarak tanımlayabiliriz. Ama bu kısa tanımlar, insanların kişilikleri hakkında pek
bilgi vermez. Çünkü kişilik, çok baskın olan bir iki özellik veya yetenekten öte, bunların hepsini
birden içermektedir (Morrıs, 2002, s. 421).Toplumumuzda genel anlamıyla kişilik, bireyin
sosyal çevresi içinde karşılaştığı ve edindiği izlenimlerle oluşturduğu, davranış özelliği olarak
tanımlanmaktadır. Fakat psikologlar kişilik kavramını daha farklı açılardan ele alıp farklı
kuramlar geliştirmişlerdir. Çünkü onlar söz konusu sıfatların kişiliği tanımlamada küçük bir rol
oynadığını savunmaktadır (Özsoy & Yıldız, 2013, s. 1-2). Bu nedenle psikologlar, kişiliği ele
alırken kişiliği bireyin zihinsel, psikolojik, sosyal, duygusal, fiziksel gelişim süreçleriyle
açıklamışlardır ve kuramlarını bu süreçlerin bireyin kişiliğinin gelişmesine, etkisini ele alarak
oluşturmuşlardır.
Akademisyenler ise farklı kuramsal temeller aracılığıyla kişiliği ele
almaktadır. Bu kapsamda kişilik; ”bireyi diğerlerinden ayıran nispeten kalıcı özellikler ve
eğilimlerdir veya ”bireyler tarafından sergilenen özgün ve nispeten sabit davranış, düşünce ve
duygu kalıbıdır‘’ şeklinde tanımlanabilir (Özsoy & Yıldız, 2013, s. 2).
Kişiliği açıklama konusunda literatürde birçok yaklaşım öne sürülmekle birlikte, kişisel
farklılıklara odaklanan ve gözlemlenebilen davranış biçimlerinden hareketle ortaya konan
“özellik yaklaşımı”nın ön plana çıktığı görülmektedir. Bu yaklaşım, kişilerin kendilerini ve
diğerlerini tanımlamada kullandıkları sözcüklerin analizinden hareketle ortaya konmakta ve
kişilerin durumlar karşısında sergiledikleri davranışların tutarlılık göstermesi ve bu
davranışların kalıtımsal özellik taşıyarak zaman karşısında sürekliliğini koruması gibi nitelikler
taşımasıyla ön plana çıkmaktadır. Ayrıca psikometrik açıdan ölçülmesi ve değerlendirilmesinin
kolaylığı yanında kültürlerarası yapılan çalışmalar bu yapının genelleştirilebilirliğini destekler
niteliktedir (Basım, Çetin, & Tabak, 2009). Yani kişilik, literatürdeki en genel tanımıyla,
kalıtımla iç faktörlerin bir sonucu olarak bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden
ayırt edici, yapılaşmış ve tutarlı bir ilişki biçimidir (Cüceloğlu, 2012, s. 404). Bu tanımdaki
sözcükler kişiliği her yönüyle açıkça ifade etmektedir. Kişilik insanları birbirinden farklı
kılmaktadır. Kişilik, bir insanı başkalarından ayıran duyuş, düşünüş ve davranışların bütünüdür
(Erdem İ. , 2012, s. 153). Örneğin; bir arkadaşımızın başkalarında pek görülmeyen
özelliklerinden söz ederiz. Aslı ister erkek, ister kadın olsun ilk tanıştığı herkesin elini öper gibi.
Bu Aslı’nın kişiliğinin bir parçasıdır ve onu diğer insanlardan farklı kılar.
Tanımlama da kullanılan diğer bir kavram ise ‘tutarlılık’ kavramıdır.
Tutarlılık
kavramıyla “ zaman boyutu içinde o kişinin benzer durumlarda davranışının pek
değişmediğini” anlarız (Cüceloğlu, 2012, s. 405). Örneğin; yardımsever bir çocuk için, bir gün
sinirlendiği için yardım etmekten vazgeçtiğinde, yardımsever değil diyemeyiz. Bireyin tipik ve
belli durumlarda sık sık göstermiş olduğu tutum ve davranışlarını, kişiliğin bir parçası olarak
düşünmeliyiz. Bireyi kişiliğini, sadece belli durumlarda gösterdiği davranış ve tutumlara
bakarak anlayamayız. Bir davranışın, bireyin kişiliğinin bir parçası olarak nitelendirilmesi için
öncelikle davranışın benzer durumlarda tekrar etme sıklığına bakılır.
Yapılaşmış kavramıyla kişiliğin çok sayıda birimlerden oluşan bir sistem olduğunu,
sistemin her biriminin birbiriyle bağlantılı olarak bir örüntü geliştirdiğini anlarız. Bir insan “iyi
kalpli, yardım sever, sakin, uysal, ailesine bağlı, vazifesine düşkün” olarak tanımlandığında
herhangi bir çelişki görmeyiz. Kişilik özellikleri birbirleriyle uyum içinde, tutarlı bir örüntü
geliştirmiştir. Öte yandan bir kişiyi size şöyle tanıtsak bir tutarsızlık olduğunu düşünürsünüz:
“iyi kalpli, huysuz, uysal, geçimsiz, son derece saygılı, saldırgan bir kimse!” Bu son tanımda
kişiliği oluşturan özelliklerin bir yapısını, birbirleriyle ilişki kuruş biçimini, örüntüsünü görme
olanağı yoktur. Varsa bile çok zordur ve bildiğimiz bir kişilik yapısı değildir.
Kişilik tanımında kullanılan diğer bir özellik ise ilişki kuruş biçimidir. Başka bir
deyişle, birey kendi içindeki duygu ve düşünceleri olduğu kadar, kendi dışında yer alan insan
olay ve nesneleri de algılar. Bireyin kişiliği, iç ve dış çevreyle kurduğu ilişkinin biçimini
belirler. “İlişki biçimi” şeklinde tanımlanan kişilik soyut bir kuram olmaktan çıkıp, bireyin her
günkü davranışında gözlenebilen somut bir kavram olur (Cüceloğlu, 2012, s. 405-406).
Kişilik ve İletişim İlişkisi
Literatürdeki en genel tanımıyla iletişim, bir kaynaktan (kişi, kişiler veya organizasyon),
bir araç yoluyla (yazılı, sözlü, görsel veya beden dili ile), haber, bilgi, durum, düşünce, duygu
veya kültürün bir başka insan veya insan topluluklarına aktarılmasıdır. Yani özetlemek
gerekirse iletişim; iki birim arasında birbiriyle ilişkili mesaj alışverişidir. İletişim, insanların
duygularını, düşüncelerini, neler hissettiklerini paylaşma ihtiyacından doğar. Birçok insan,
deneyimlerini başkalarıyla paylaşmak ister;
entelektüel, fiziksel ve duygusal düzeyde
bağlantılar kurabileceği insanlar ararlar (Gabor, 2012, s. 7). İletişim kurmak insanın doğasında
vardır. İletişim toplumsal bir varlık olan insan için kaçınılmazdır. Biz farkında olsak da olmasak
da çevremizle sürekli iletişim halindeyizdir.
İnsanlar bu yolla birbirlerini anlarlar,
problemlerine çözüm üretirler. İnsanlar duygu, düşünce ve hayallerini, sorunlarını birbirlerine
iletişim yoluyla aktarırlar. Yani insan hayatının merkezinde iletişim vardır.
İletişim denildiğinde akla ilk gelen, konuşulan dil aracılığıyla kurulan sözlü iletişimdir.
Ancak iletişim sözsüz olarak da kurulabilir. İletişim, genel olarak sözlü iletişim ve sözsüz
iletişim olarak ikiye ayrılmaktadır. Sözsüz iletişim, sözlü iletişimi kapsamaz ancak; sözlü
iletişimde sözsüz iletişimin beden dili, sürekli olarak kullanılır. O zaman iletişim, insanların
davranışlarını etkilemek amacıyla sözlü ya da sözsüz araçlarla zihin yönlendirme etkinliğidir
(Temiz, 2012).Sözlü iletişim konuşma yoluyla gerçekleşir. Sözsüz iletişim ise daha çok
davranışlar, bakışlar beden dili yoluyla gerçekleşir. “Davranışlar kelimelerden daha yüksek
sesle konuşur” deyişi kişilerin hislerini bedenleriyle daha iyi ifade ettiklerini ima etmektedir.
Aynı ortamda bulunan iki kişi hiç konuşmasalar bile, birbirlerini bakışlarıyla, vücutlarının
duruşuyla, aralarındaki mesafeyle, sözsüz bir iletişim kurarlar.
İnsan sosyal bir varlıktır. Dayanışma ve paylaşım içinde yaşamını sürdürebilir. Bu
dayanışmayı ancak etkili bir iletişimle sağlayabiliriz. İnsanların birbirlerini anlamada bir köprü
vazifesi gören iletişim, sadece kaynaktan alıcıya mesajın iletilmesi olarak düşünülmemelidir;
çünkü mesajı gönderenin mutlaka bir amacı vardır. Alıcı, gönderilen mesaj doğrultusunda
alıcının bir davranışta bulunmasını bekler. Mesajı gönderenin istediği davranışın alıcı
tarafından gösterilmesi halinde etkin bir iletişim gerçekleşir (Temiz, 2012, s. 2).İletişim tek
yönlü değil, dairesel bir süreçtir.
İletişim sürecinde bireyler olabildiğince sağlıklı ilişkiler
kurmaya çalışmalıdır. Sağlıklı bir iletişim hem bireyin hem de toplumun yaşamına zenginlik ve
saygınlık getirir (Temiz, 2012, s. 3). Etkili iletişim hayatın yolunda gitmesini sağlar (Gelbal,
2010). Sağlıklı iletişimin doğal olmak, empatik olmak, tutarlı olmak güven verici olmak,
uzlaşmacı olmak, kabul etmek ve saygılı olmak, gerçeği doğru bir dille anlatmak, iletişim
kurulan kişiye karşı yargılayıcı olmamak gibi bir takım doğruları vardır. Birey iletişim sürecinin
sağlıklı olmasını istiyorsa bu gereklilikleri yerine getirmelidir. Bu da bireyin kişiliği ile alakalı
bir durumdur. Kişilik bireyin iç ve dış dünyaya karşı göstermiş olduğu tutum ve davranışlardır.
Bu sebeple kişilik, iletişimi etkileyen temel sebeplerin başında gelmektedir.
İki kişi karşılaştığında, bir araya geldikleri andan itibaren iletişimin sözlü veya sözsüz
olarak başlaması kaçınılmazdır. Etkileşim halinde olduğumuz kişiler arası ilişkilerimizde, fark
edilme gerçekleştikten sonra, davranış yoluyla iletişim süreci başlamış olur. Örneğin hiç
tanımadığımız biriyle aynı ortama girdiğimizde, hiç konuşmasak bile göstermiş olduğumuz
davranışlar iletişim olarak tanımlanmaktadır. Çünkü bu davranışlar, farkında olmasak bile karşı
tarafa bir mesaj olarak yansır. Davranışlar kişiliğimizin yansımasıdır. Davranış akıl, beden ve
duygularımızın bir yansıması olarak ortaya çıkar. Nasıl davrandığımız, olaylar karşısındaki
tutumlarımız kişiliğimizin ürünüdür. Eğer iletişim sürecinde davranışlarımız, tutumlarımız
olumlu olursa iletişim sağlıklı yapılmış olur. Ancak birey çevresiyle ve iç dünyasıyla problem
yaşayan, kişilik bozukluğuna sahip bireylerin sağlıklı bir iletişim gerçekleştirmesi mümkün
olmayabilir. Duygularında aşırı iniş çıkışlara sahip, kişilik bozukluğu bulunan bireyler iletişim
kurdukları inşalarla problemler yaşarlar. Duygularındaki tutarsızlık, davranışlarında da görülür.
Kişilik Bozuklukları ve Kişilik Bozukluğuna Sahip Bireylerde İletişim
Giriş bölümünde de anlatıldığı üzere, kişilik genel anlamıyla tipik davranışı, yani
insanların çevrelerine karşı nasıl tepkide bulunduklarını, ne tür davranışlar gösterdiklerini
yansıtır. Bu yüzden iletişim açısından kişilik değerlendirilirken, kişinin “en iyi” davranışını,
insanlarla kurduğu “en sağlıklı” iletişim bizi ilgilendirmemektedir. Burada önemli olan normal
koşullarda o kişinin nasıl davrandığı, çevresine ne tür mesajlar gönderdiği, diğer insanlarla nasıl
ilişkiler kurduğu, yani kişiliğini davranışlarına nasıl yansıttığıdır. İnsanın dünyayı algılama ve
birtakım şeyleri yapma açısından belli özelliklere sahip olmalarına rağmen, davranışlarını farklı
durumlara uydurmak için ayarlayabilirler. Örneğin; yeni tanıştığımız birine karşı daha mesafeli
oluruz, yakın bir arkadaşımızla görüştüğümüzde daha samimi davranışlar gösterebiliriz. Ancak
bazı kişiler, yaşamlarının erken bir noktasından başlayarak, esnek olmayan ve uyumsuz
düşünme ve davranma biçimleri geliştirirler. Bu düşünme ve davranma biçimleri kişilerin
kendileri için ciddi iç zorlanmalara veya başkaları için sorunlara neden olacak kadar aşırı
abartılı ve katıdır. Bu tür kişilik bozuklukları olan insanlar zararsız ilginç kişiliklerden
soğukkanlı katillere kadar çeşitlilik gösterirler (Morrıs, 2002, s. 548-549). Herhangi bir
kimsenin davranışları toplum düzenini bozucu nitelikte olup çok sayıda kişiye zarar verdiği
halde, birey bir suçluluk ve pişmanlık hissi duymazsa, bu bireyin kişilik bozukluğu gösterdiği
söylenir. Bu kategoriye sık sık suç işleyip hapse giren, çocuklara tecavüz etme gibi normal dışı
cinsel davranışlar gösteren kişiler girer (Cüceloğlu, 2012, s. 469). Bireyin ait olduğu sosyal
çevre ve kültürün beklentilerinden sapan, süreklilik ve katılık arz eden, içsel yaşantı ve davranış
örüntüsüdür. Kişilik bozukluklar dsm-4’ göre dört kümeden oluşmaktadır. Bunlar;

A KÜMESİ:
Paranoid, Şizoid ve Şizotipal KB

B KÜMESİ:
Antisosyal, Narsistik, Histriyonik ve Borderline KB

C KÜMESİ:
Çekingen, Bağımlı ve Obsesif-Kompulsif KB
(Yıldız, 2009, s. 16)
(A)Paranoid Kişilik Bozukluğu
Başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve
kuşkuculuk gösterirler. Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini
sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır. Dostlarının veya iş
arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.
Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan
başkalarına sır vermek istemez. Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine
gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Karakterine ve itibarına
saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ile karşı saldırıda bulunur. Haksız yere eşinin sadakatsizliği
ile ilgili kuşkulara kapılır (Yıldız, 2009, s. 4). Elazığ’da eşinin kendisini aldattığı
gerekçesiyle, 5 aylık eşini uykudayken vurmuştur. Kıskançlığı sebebiyle eşinin ölümüne
neden olan adamın, yaşanılanları anlattıktan sonra, pişmanım dediği öğrenildi
(www.posta.com.tr, 2014).
Paranoid bozukluk, sanrısal bozukluk olarak da bilinmektedir. Bu bozukluğun
bulunduğu bireyler sürekli haklarının yendiğini düşünür ve çevresine karşı tutumları da bu
şekilde
gelişir.
Çevresine
karşı
sürekli
kuşku
duydukları
için
sağlıklı
iletişim
gerçekleştiremezler. Kendi içinde düşündükleri inandıkları vardır ve bu doğrularına göre
hareket ederler. Örneğin; adamın biri komşusu olan bir arkadaşından çimen biçme makinesini
ödünç olarak istemeye karar vermiş. Bu kararı verirken de arkadaşının kendisine böyle iyilikler
yapmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu düşünüyormuş. Ne var ki, arkadaşının evine doğru
giderken arkadaşından böyle bir şey istemesinin doğru olup olmayacağına ilişkin şüpheler
sarmış içini. Belki de arkadaşı çimen biçme makinesini ödünç vermeyi istemeyecek, diye
düşünmüş. Arkadaşının evine vardığında artık şüpheleri öfkeye dönüşmüş bir haldeymiş ve
arkadaşı kapıyı açıp karşısında belirince ona şöyle demiş: “Kahrolası çimen biçme makinenle
ne yap biliyor musun? Başına çal!” (Kalem, 2010, s. 267) Adam içindeki kuşkularından dolayı
arkadaşına karşı kırıcı davranmıştır. Buda iletişimlerini olumsuz etkiler ve sağlıksız iletişime
yol açar.
(A) Şizoid Kişilik Bozukluğu
Kişinin içe kapandığı ve başkalarıyla ilgili bir şey hissetmediği kişilik bozukluğudur.
Bu grup kişilik bozukluğu garip ve oldukça ilginç davranışlarla belirgindir. Kişilerin sosyal
ilişkiler kurma yeteneği ya da isteği eksiktir ve başkaları için sıcaklık ve sevecenlik
hissedemezler. Bu tür yalnız kişiler hislerini ifade edemezler ve başkaları tarafından soğuk,
mesafeli ve duygusuz olarak algılanırlar. Bunun da ötesinde bu kişiler kuşku uyandıran, dalgın,
karasız ya da bir “sis perdesi içinde” görünürler. Şizoid kişilik bozukluğuna sahip bireyler
öylesine içine kapanmışlardır ki, nadiren evlenirler ve başkalarıyla ilişki içinde olmayı
gerektiren işlerde çalıştıklarında sorunları olabilir. Örneğin; otuz altı yaşında bir elektrik
mühendisi, aile faaliyetlerine katılmada isteksiz, çocuklarıyla ilgilenmediği ve cinselliğe karşı
ilgisiz olduğu için eşi tarafından zorla bir evlilik terapistine getirilmiştir. Hastanın tarihçesi,
uzun süredir sadece şurada burada tesadüfi ve kısa arkadaşlıklarla kendini gösteren sosyal bir
aldırmazlık içinde olduğunu ortaya çıkarmıştır. (Morrıs, 2002, s. 549).
Sürekli toplumsal ilişkilerden kopma ve duyguların anlatımında kısıtlı olma örüntüsü
vardır. Ailenin bir parçası değilmiş gibi davranır; yakın ilişkiye girmez ve yakın ilişkilerden
zevk almaz. Çoğunlukla tek bir etkinlikte bulunmayı tercih eder. Cinsel deneyim yaşamaya
karşı oldukça ilgisizdir. Çok az etkinlikten zevk alır. Yakın arkadaşı ve sırdaşı yoktur. Övgü ve
eleştirilere karşı ilgisiz kalır. Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze bir duygulanım
gösterir (Yıldız, 2009, s. 19). Toplum içine girmekten çekinen bu kişiler sürekli içe dönük
olarak yaşarlar, bu yüzden iletişimde pek aktif değildirler. Bu tanı genellikle sosyal çekingenlik
gösteren hastalara konmaktadır. Şizoid bozukluğa sahip bireyler yalnızlığı tercih ederler, başka
insanlarla bir arada olmaktan hoşlanmazlar. Kendilerini dış dünyadan sosyal çevreden
soyutladıkları için iletişimde pasiftirler.
(A) Şizotipal Kişilik Bozukluğu
Bilişsel veya algısal çarpıklıkların ve alışılmışın dışında davranışların yanı sıra yakın
ilişkilerde rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde yetersizlikle kendini
gösteren, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin olduğu sürekli bir örüntüdür. Referans
fikirler, davranışı etkileyen, kültürü ile uyumlu olmayan acayip inanışlar, büyüsel düşünceleri
vardır. Olağandışı algısal yaşantılar, bedensel yanılsamalar, acayip düşünüş ve konuşma
biçimi, kuşkuculuk ya da paranoid düşünce, uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım, acayip, kendine
özgü davranış veya görünüm özelliklerine sahiptiler. Yakın arkadaş ve sırdaşların yoktur.
Azalmayan aşırı toplumsal anksiyete, paranoid korkular (Yıldız, 2009, s. 22). Şizopital kişilik
bozukluğuna sahip bireyler, başkaları ile ilişki kurmakta problem yaşarlar. Sorunlu düşünce
yapıları sebebiyle iletişimde sıkıntı yaşarlar. Konuşma sırasında kelimeleri garip şekilde
kullanabilirler ve konuşma sırasında alakasız konulara girerler. Sorunlu kişilik yapısını yansıtan
bu tuhaf davranışlarına rağmen, normal insanlar gibi bir işte çalışabilirler, ilişki kurdukları
yakın arkadaşlarının sayısı azdır. Tarikat tarzı gruplarda bulunan insanlar buna örnek
gösterilebilir. Bu kişiler yabancılarla olduklarında kendilerini huzursuz hissederler.
(A) Antisosyal Kişilik Bozukluğu
15 yaşından beri süregelen, başkalarının haklarını saymama, başkalarının haklarına
saldırma örüntüsü. Tutuklanması için zemin hazırlayan tekrarlayıcı eylemlerde bulunma,
yasalara ve toplumsal kurallara ayak uyduramama. Sürekli yalan söyleme, takma isim
kullanma, kişisel çıkar ve zevki için başkalarını atlatma. Dürtüsellik ve gelecek için tasarılar
yapamama. Yineleyen kavgalar veya saldırılarla belirli sinirlilik ve saldırganlık. Kendi ve
başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Bir işi sürekli götürememe, mali
yükümlülüklerini yerine getirememe ile belirli sürekli sorumsuzlukları vardır. Başkalarına zarar
verme, kötü davranma veya bir şey çalma durumuna karşı ilgisizlik veya bunlara kendine göre
mantıklı açıklamalar getirme, vicdan azabı çekmeme. 15 yaşından önce başlayan davranım
bozukluğunun kanıtları vardır (Yıldız, 2009, s. 24). Cezaevlerindeki erkek mahkumların 2/3 ile
3/4'ü mevcut tanımlamaya uymaktadır (Erdem, ve diğerleri, 2010, s. 114).
İletişim açısında değerlendirecek olursak, antisosyal kişilik bozukluğuna sahip kişiler
duygularını belli etmezler, konuşmaktan çok eylemde bulunurlar (Kalem, 2010, s. 187).
Yukarda verilen bilgilere bakarak, antisosyal bir kişi kendisini dile getirme konusunda isteksiz
veya yoksundurlar. Örneğin; suça eğilimli olan bir antisosyal birey sevgilisini yumruklayarak
dövmüş olmasını sadece bir “tartışma” olarak açıklar ve galiba biraz öfkelendim diyerek yaptığı
davranışı önemsiz görür. Yaptıkları davranışın sonucunda başkalarının ne büyük zararlara
girdiği kendilerine gösterildiği zaman, katiyen suçluluk ve pişmanlık duymazlar, verdikleri
cevap “ dünyanın düzeni bu, büyük balık küçük balığı yutar; herkes gücünün yetebildiğini
kazıklıyor, ben de gücümün yettiğine vuruyorum!” olur (Cüceloğlu, 2012). Antisosyal kişilik
bozukluğu olan bireyler, sağlıklı bireylerden farklı olarak sözcükleri, başkaları manipüle
etmek için kullanırlar. Konuşmanın başka bir rolü de olduğunu anlamalarını sağlayacak
içselleştirilmiş bir temele sahip değildirler (Kalem, 2010, s. 191).
Antisosyal kişilik bozukluğu bulunan bireyler sosyopat ya da psikopat olarak bilinirler.
Bu kişiler çok çabuk sıkılırlar ve sürekli heyecan ararlar, bu da onları tehlikeli davranışlara iter.
ABD’nin Florida eyaletinde 10-14 yaşları arasında beş erkek çocuk her hafta bir kediyi yakalar,
ağaçlığa götürüp, beyzbol sopalarıyla kediye vurarak, onu kanlı bir et yığını haline getirirler.
Her hafta bir çocuk kediye vurarak onu öldürme görevini üstlenir. Daha sonraki haftaların
birinde kediyi sopayla parçalayıp öldüren bir çocuk, diğerlerine “Ne zevkli değil mi?” derken,
kendi aralarında anlaşmış diğer dört çocuk onun kafasına sopayla vurmaya başlarlar. Sopayla
vurulan çocuk haykırarak kaçmaya çalışır, ancak diğerleri yetişir ve sopa darbeleriyle, aynı
kediye yaptıkları gibi, ona da vurmaya devam ederler. Ölmekte olan çocuk ancak duyulan bir
sesle “Niçin?” sorusunu sorduğunda, diğerleri yüzlerinde bir gülümseme ile “Çünkü çok zevkli
cevabını verir. Ve çocuk bir et yığını haline gelinceye kadar darbelerine devam ederler. Olay
ortaya çıktıktan sonra bütün toplum hayretler içinde kalmıştır, çünkü hiç kimse bu çocuklardan
böyle bir davranışı beklememektedir. (Cüceloğlu, 2012, s. 470)
(A) Narsistik Kişilik Bozukluğu
Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamamanın olduğu sürekli bir
örüntüdür. Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik
veya kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar. Özel ve eşi bulunmaz birisi olduğuna ve
ancak başka özel veya toplumsal durumu üstün kişilerin kendisini anlayabileceğine ya da ancak
onlarla arkadaşlık edebileceğine inanır. Çok beğenilmek ister. Hak kazandığı duygusu vardır.
Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf
taraflarını kullanır. Empati yapamaz. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının
kendisini kıskandığını sanır. Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler (Yıldız,
2009). Narsist kişiler, kişilerarası ilişkilerinde sömürgendirler ve başkalarını kendi çıkarları için
kullanırlar. Örneğin; en güzel, en tanınmış kişiyle görünmek, arkadaşlık etmek, bu tür amaçla
tanınmış insanların bulunduğu kulüp veya derneklerde zaman geçirmek gibi. Davranışları
toplumsal açıdan derinliksiz, ancak cana yakın alımlı ve çekicidir. Kendine güveniyor gibi
görünen, benmerkezci insanlar olduklarından söz edilir. Karşılıklı konuşmalarını kendileri
yönlendirmek isteyen, kendilerinin aşırı ölçüde beğenilmesini bekleyen kişilerdir. (Kişilik
Bozuklukları, 2007, s. 97)
(B)Histriyonik Kişilik Bozukluğu
Aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı gösteren sürekli bir örüntü. İlgi odağı olmadığı
durumlarda rahatsız olur. Başkalarıyla iletişimi çoğu zaman uygunsuz bir şekilde cinsel yönden
ayartıcı davranışlarla belirlidir. Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergiler. İlgiyi çekmek
için fiziksel görümünü kullanır. Aşırı düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan
yoksun bir konuşma biçimi vardır. Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir
abartı ile gösterir. Telkine yatkındır, kolay etkilenir. İlişkilerin olduğundan daha yakın olması
gerektiğini düşünür (Yıldız, 2009, s. 29). Histriyonik kişilik bozukluğu toplum içerisinde “ilgi
arsızlığı” olarak da tanımlanmaktadır. İlgi odağı olmadığı durumlarda arsızlık duymaktadırlar.
Örneğin; günümüzde yapılan moda programlarına katılan genç kızlar örnek olarak
gösterebiliriz. İlgi çekmek için yapmacık davranma, gösteriş yapma ve duygularını açıkça
gösterme gibi davranışları vardır. İlgi odağı olabilmek için sürekli ağlama davranışı
gösteriyorlar.
(B)Borderline Kişilik Bozukluğu
DSM-IV' de borderline kişilik bozukluğu, genç erişkinlik döneminde başlayan ve
değişik koşullar altında ortaya çıkan, kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda
tutarsızlık ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntü olarak tanımlanmıştır (Türkçapar
& Işık, 2000, s. 44). Gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar
gösterme, gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve
tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması, kimlik karmaşası, belirgin olarak ve sürekli bir biçimde
tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu gibi kişisel bozukluklarına sahiptir. Kendine zarar
verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellikleri vardır. Kendini sürekli boşlukta hissetme.
Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe (Yıldız, 2009, s. 31).
(C) Çekingen Kişilik Bozukluğu
Toplumsal ketlenmenin, yetersizlik duygularının ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı
duyarlılığın olduğu sürekli bir örüntüdür. Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma
korkusuyla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınır. Sevildiğinden emin
olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemez. Mahcup düşeceği, alay konusu olacağı
korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterir. Toplumsal durumlarda eleştirileceği ya da
dışlanacağı üzerine kafa yorar. Yetersizlik duyguları yüzünden yeni kişilerle aynı ortamda
bulunduğu durumlarda ketlenir. Kendisini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi
olmayan biri olarak görür. Mahcup düşebileceğinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da
yeni etkinliklere katılmak istemez (Yıldız, 2009, s. 35). İçedönük bir yapısı olduğu için iletişim
sürecinde pasiftir.
(C) Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde kendisine
bakılma gereksiniminin aşırı olmasıyla giden sürekli bir örüntü. Başkalarından bol miktarda
öğüt ve destek almazsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çeker. Yaşamının çoğu alanında
sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyar. Desteğini yitireceği ya da kabul
görmeyeceği korkusuyla başkaları ile aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çeker.
Tasarıları başlatma, kendi başına iş yapma zorluğu vardır. Başkalarının bakım ve desteğini
sağlamak için hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırıya gider. Kendine
bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başına kaldığında kendisini rahatsız veya
çaresiz hisseder. Yakın bir ilişki sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka
bir ilişki arayışı içine girer. Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı üzerine gerçekçi
olmayan bir biçimde kafa yorar (Yıldız, 2009, s. 37).
(C)Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu
Obsesif-kompulsif bozukluklar düşünme ve davranma saplantılarını ifade
ederler. Obsesif bir kişi kafasına takılan bir fikirden kurtulamaz, fikir kafasında sürekli tekrar
eder, bir nevi düşünce saplantısı oluşur Örneğin, en basitinden dinlediğimiz bir şarkıyı bazen
hiç istemediğimiz anlarda zihnimizde sürekli tekrar ederiz. Bu durumun aşırı derecesi
obsesifliği ifade eder. Bu kişilere kompalsif denir (Cüceloğlu, 2012). Kişilerarası ilişkilerinde
toplumsal derece ve konumların ileri derecede bilincindedirler ve davranışlarını ona göre
ayarlarlar. Üstlerine karşı saygılı ve eğen; astlarına karşı ise kendini beğenmiş erki tek
başlarına ellerinde bulunduruyorlarmış gibi, saltıkçı bir tutum sergilerler. Başkalarının kendi
yaptıkları gibi yapması konusunda direnirler. Bu kişilik bozukluğuna sahip bireyler, duygusal
dünyalarında sert ve sıkıcıdırlar. Sevinçlerini göstermezler (Kişilik Bozuklukları, 2007).
İletişim sürecinde kendilerini ortaya koyma ve saygısızlık gösterme, karşısındakini mutlu etme
ve söz dinleme arasında çatışma yaşarlar. Etkinlik ve arkadaşlarından yoksun kalacak şekilde
kendini işe adar. Ahlak, doğruluk, değerler gibi konularda esneklik göstermez. Özel bir değeri
olmasa bile eski, değersiz şeyleri elden çıkaramaz. Görev dağılımı yapmak ve başkaları ile
birlikte çalışmak istemez. Para harcama konusunda hem kendisine, hem de başkalarına karşı
cimri davranır. Katı ve inatçıdır (Yıldız, 2009, s. 39).
İletişimde kişiliğin ne kadar önemli bir yer tuttuğunu göstermek adına kişilik ve iletişim
arasındaki ilişki, kişilik bozuklukları üzerinden ele alınmıştır. Dsm-4 kaynak gösterilerek
yazılan tüm bu bozukluklarda görüldüğü üzere, kişiliği bozuk bir insan hem kendi içinde hem
de dış dünyayla ilişkilerinde sürekli problemler yaşar. Çevresindekilerle sağlıklı iletişim
kuramazlar, karşılıklı ilişkilerde de sahip olduğu kişilik bozukluğunun özelliklerini
gösterdikleri için, iletişim süreçleri sorunlu geçer. Çevremizde de bu tip insanlara sıklıkla
rastlamaktayız. Üzerinize gelen alkollü bir sürücü (antisosyal), her şeyin tam kendisinin istediği
gibi yapılmasını isteyen, katı ve inatçı amiriniz (obsesif-kompulsif), verdiğiniz işi hemen
yaparım deyip sürüncemede bırakan memurunuz (pasif agresif), karısının kendisini aldattığında
sürekli kuşkulanan bir koca (paranoid), önüne gelenle kırıştıran ve açık saçık giyinen bir eş
(histrionik), odasından hiç çıkmayan, kimseyle görüşmeyen, yaşamında bilgisayarından başka
bir şeyi olmayan (şizoid) ya da aşırı uçlarda gezinen, acayip giyişiler giymeyi seçen (şizotipal)
çocuklarınız, tek amaçları koltuklarını korumak olan ve toplumun gereksinmelerini hiçe sayan,
“kendine aşık” politikacılar (narsistik), bir gün sizi göklere çıkaran, diğer gün yerin dibine
sokmaya çalışan, ne yapmak istediğini kendisi de bilmeyen, sürekli duygusal gelgitler yaşayan,
durduk yere öfkelenen iş ortağınız (sınırda)… Kim bunlar? Bu kişilerle her gün iç içe yaşıyoruz
ve bu kişilerle uyum sağlamakta zorlanıyoruz. Belki de biz bu özellikleri kendimizde taşıyoruz.
Toplumun %10’una konan bir tanı olan kişilik bozuklukları bizi yakından ilgilendiriyor (Kişilik
Bozuklukları, 2007).
Kişilik bozukluklarına eşlik eden yerleşik düşünceler ve önde gelen davranışları (Kişilik Bozuklukları, 2007)
Kişilik Bozukluğu
Bağımlı
Çekingen
Pasif-agresif
Paranoid
Narsistik
Histrionik
Obsesif-kompulsif
Antisosyal
Şizoid
Yerleşik Düşünceler ve
Tutumlar
Çaresizim
İncinebilirim
Üzerime çıkabilir.
İnsanlar olası düşmanlardır.
Ben özelim.
Etkilemeliyim.
Hata yapmamalıyım.
Kandırılabilecek
insanlar
var.
Benim bir dünyam olmalı.
Yöntemleri
Bağlanma
Kaçınma
Direnç
Dikkatli olma
Önemini abartma
Rol yapma
Mükemmelcilik
Saldırı
Toplumdan uzaklaşma
Kaynakça
(2007). E. Köroğlu, & S. Bayraktar içinde, Kişilik Bozuklukları (s. 97-140). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
(2014, Eylül 16). www.posta.com.tr.
Basım, N., Çetin, F., & Tabak, A. (2009). Beş Faktör Kişilik Özelliklerinin Kişilerarası Çatışma Çözme
Yaklaşımlarıyla İlişkisi. Türk Psikoloji Dergisi, 20-34.
Cüceloğlu, D. (2012). D. Cüceloğlu içinde, İnsan ve Davranışı (s. 404). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Erdem, İ. (2012). Örgütsel Davranış.
Erdem, M., Özdemir, B., Çelik , C., Balıkçı , A., Türker, T., & Özmenler, K. N. (2010). Antisosyal Kişilik
Bozukuğu Olgularının Şiddet Suçu Niteliğine Göre Mizaç ve Karakter Özellikleri. Klinik Psikiyatri,
113-118.
Gabor, D. (2012). İletişim Kurmanın ve Arkadaş Edinmenin Yolları (s. 7). içinde İstanbul: Arıtan Yayınevi.
Gelbal, Ö. (2010). İletişim Becerileri (s. 1). içinde Ankara: HYB Basım Yayın.
Gözcü, A. C. (tarih yok). Kişilik ve Kişiliğin Örgütsel Davranıştaki Yeri.
Kalem, E. (2010). N. McWilliams içinde, Psikanalitik Tanı, Klinik Süreç İçinde Kişilik Yapısını Anlamak (s.
185-190). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Morrıs, C. G. (2002). Psikolojiyi Anlamak. H. B. Ayvaşık, & M. Sayıl içinde, Psikolojiyi Anlamak (s. 420551). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
Özsoy, E., & Yıldız, G. (2013). Kişilik Kavramının Örgütler Açısından Önemi: Bir Literatür Taraması.
İşletme Bilim Dergisi, 1-2.
Temiz, A. (2012). İletişim ve Halkla İlişkiler., (s. 1-3). Hatay.
Türkçapar, H., & Işık, B. (2000). Borderline Kişilik Bozukluğu. Psikiyatri Dünyası, 44-49.
Yıldız, M. (2009). Kişilik Bozuklukları. www.tip.kocaeli.edu.tr, s. 10-45.
Download