Dolaşım Sistemi

advertisement
1
KARDİYOVASKÜLER SİSTEMİN GELİŞİMİ
Üçüncü haftanın ortasına dek besin gereksinimini yalnızca diffüzyonla
sağlayan embriyo, bu haftadan sonra daha gelişmiş bir sisteme gereksinim duyar.
Kardiyovasküler sistem gelişimi, geç presomit embriyonun splanik mezoderm
tabakasındaki mezenşimal hücrelerin çoğalması ve anjiyogenik demetler (kan
adacıkları) olarak adlandırılan izole hücre kümelerini oluşturması ile başlar. Hücreleri
angioblastlardır. Kalp hücrelerinin ataları primitif çizginin hemen lateralinde epiblastta
yer alırlar. Buradan primitif çizgi boyunca göç ederler. İlk göç eden hücreler kalbin
kraniyal segmentlerini yani çıkış akım kanalını oluşturacak olan hücrelerdir. Sonra
sırasıyla sağ ventrikül, sol ventrikül ve sinüs venozus gibi kalbin kaudal kısımlarını
oluşturacak olan hücreler göç ederler.
Kardiovasküler sistem tamamen splanik mezodermden gelişmez. Nöral krista
hücreleri de kalbin gelişimine katılır. Nöral krista hücreleri kalbin bölmelenmesinde
gerekli olan endokardial yastıkların ve valflerin oluşumuna katılır. Ayrıca aortik ark
yapısına da katılırlar.
Başlangıçta anjiyogenik kümeler embriyonun yan taraflarında yerleşikken,
sonradan baş bölgesine yönünde hızla yayılırlar. Zamanla bir lümene sahip olurlar ve
at nalı biçimli küçük kan damarları ağını oluştururlar. Bu ağın ön merkezi bölgesi
kardiyogenik alan olarak adlandırılır ve bu bölgenin üzerindeki intraembriyonik
sölomik kavite daha sonra perikardiyal kavite içine doğru gelişir.
At nalı biçimli pleksusa ek olarak, diğer anjiyogenik kümeler bilateral ve paralel
olarak ortaya çıkar ve embriyonik bölgenin orta hattına yaklaşırlar. Bu demetler bir
lümen edinerek dorsal aorta olarak adlandırılan bir çift uzun damarı oluştururlar.
Daha sonraki evrelerde bu damarlar, kalp tüpünü oluşturacak at nalı biçimli pleksusla
bağlantı kurarlar.
Embriyo 3-4 haftalıkken, embriyo içi damarların embriyo dışı damarlarla
birleşmesi ve kalbin harekete geçmesi ile çok ilkel bir dolaşım başlar. Embriyoda
ortaya çıkan damarlar ilk önce simetrik ve ağ şeklindedir. Zamanla bu ağ içersindeki
bazı kısımlar gerileyip ortadan kalkınca yetişkindeki asimetrik anatomik durum ortaya
çıkar.
KALP TÜPÜNÜN OLUŞUMU ve POZİSYONU
Başlangıçta, kardiyogenik alanın merkezi kısmı prokordal plağın ve nöral
plağın ön kısmında yerleşiktir. Nöral tüpün kapanması ve beyin veziküllerinin
oluşumundan sonra merkezi sinir sistemi, baş bölgesine doğru merkezi kardiyojenik
2
alan ve gelecekteki perikardiyal boşluk üstüne doğru hızla büyür. Prokordal plak
(gelecekteki buccopharyngeal membran) ve kardiyojenik plağın merkezi kısmı ileri
doğru çekilir. Beynin büyümesi ve embriyonun baş yönünde katlanması ile
bukkofaringeal membran öne doğru çekilirken, kalp ve perikardiyal boşluk önce
servikal bölgeye, ardından toraksa doğru yer değiştirir.
İlk olarak angioblastik kordonlar olarak adlandırılan ikili endotelyal bantlar
görülür. Bu kordonlar endotelyal kalp tüplerini oluşturmak üzere kanallaşırlar.
Sefalokaudal kıvrılmayla eş zamanlı olarak, yassı embriyonik alan transvers yönde
kıvrılır. İki endokardiyal tüp birbirine yaklaşır ve kaynaşır. Kaynaşma sefalik uçtan
başlar ve kaudal uca doğru ilerler ve tek endokardiyal tüp şekillenir. Böylece kalp,
kaudal uçtan giren venöz kanı birinci aortik arktan dorsal aortaya pompalayan, iç
yüzü endotelle döşeli dışı miyokardiyal tabakadan oluşan kesintisiz ve geniş bir tüp
halini alır.
Gelişen
ilkel
kalp
tüpü,
perikardiyal
kaviteye
doğru
giderek
büyür.
Başlangıçta, tüp, perikardiyal boşluğun dorsal kenarına dorsal mezokardium olarak
adlandırılan bir mezodermal doku kıvrımı ile asılı kalır. Ventral mezokardium hiç
oluşmaz. Gelişim ilerledikçe dorsal mezokardium da ortadan kalkar.
Endokardiyal
tüplere
komşu
olan
mezoderm
giderek
kalınlaşır
ve
epimiyokardiyal mantoyu oluşturur. Bu tabaka endotelyal tüpten önceleri kardiyak jöle
olarak adlandırılan bir madde ile ayrılır. Daha sonra bu madde endotelden
kaynaklanan hücrelerle istila edilir. Sonuçta, kalp tüpünün duvarı 3 tabakadan oluşur:

Kalbin iç endotel döşemesini oluşturan endokardium

Muskuler duvarı oluşturan miyokardium

Tüpün dışını örten epikardium ya da visseral perikardium
KALP TULUMUNUN OLUŞUMU
Kalp, başlangıçta, perikardiyal boşlukta bulunan düz bir tüp şeklindedir.
İntraperikardiyal kısım, gelecekteki bulboventriküler kısımdır. Atrial kısım ve sinus
venosus hala çifttir ve septum transversum mezenşimindeki perikardiyum dışında
uzanır. Kalp tüpü uzamaya devam eder ve kıvrılmaya başlar. Tüpün sefalik parçası
ventral ve kaudal yönlerde ve sağa doğru kıvrılırken, kaudal atrial kısmı ise
dorsokraniyal yönde ve sola doğru taşınarak kalp tulumu şekillenir.
Kalp tulumu oluşurken, tüpün uzunluğu boyunca bölgesel genişlemeler izlenir.
Atrial kısım başlangıçta perikardiyal kavite dışına yerleşik çift yapı iken, tek bir atrium
3
oluşur ve perikardiyal kaviteye girer. Atrioventriküler kavşak dar olarak kalır ve tek
atriumu erken embriyonik ventriküle bağlayan atrioventriküler kanalı oluşturur.
Bulbus kordis dardır. Bu kısım sağ ventrikülün trabeküllü kısmını oluşturacaktır.
Bulbusun üst parçası olan truncus arteriosus, aorta ve pulmoner arterin köklerini ve
başlangıç kısmını oluşturacaktır. Conus cordis olarak adlandırılan orta kısım, her iki
ventrikülün dış akış yollarını oluşturacaktır. Ventrikül ve bulbus cordis arasındaki
kavşak dıştan bulboventriküler sulcus olarak tanınabilir. Dar olarak kalır ve primer
interventriküler foramen olarak adlandırılır.
Kalp tulumu oluşumu sonunda, düz duvarlı kalp tüpü, primer interventriküler
foramenin tam proksimal ve distalinde 2 belirgin alan olarak izlenen primitif
trabekülayı şekillendirmeye başlar. Atrial parça ve bulbusun diğer parçaları geçici
olarak düz duvarlı kalırlar. Artık trabeküllü olan primitif ventrikül, primitif sol ventrikül
olarak adlandırılır ve sol ventrikülün büyük bölümünü oluşturacaktır. Bulbus kordisin
1/3’lük trabeküllü ön kısmı primitif sağ ventrikül olarak isimlendirilebilir.
Başlangıçta perikardiyal boşluğun sağ tarafında yerleşik olan kalp tüpünün
trunkkonal kısmı giderek daha orta hatta taşınır.
KALBİN GELİŞİMİNİN MOLEKÜLER DÜZENLENMESİ
Anterior (kranial) endodermden gelen sinyaller, transkripsiyon faktörü olan
NKX2.5’i etkileyerek splanik mezodermdeki kalbin şekilleneceği bölgeyi uyarır.
Sinyaller, bone morfogenetik proteinlerden 2 ve 4’ün (BMP 2 ve 4) ile endoderm ve
lateral plak mezodermindeki WNT gen inhibitörlerinin salgılanmasını sağlar. Bu salgı
karışımı, önce kardiyojenik alan, daha sonra kalbin bölmelenmesi ve kalbin iletim
sisteminin
gelişimini
sağlayan
NKX2.5’nin
ekspresyonunun
uyarılmasından
sorumludur. Diğer trankripsiyon faktörü ise T-box olarak bilinen DNA-bağlama motifi
içeren TBX5’ tir. NKX2.5 ten daha sonra eksprese edilir ve kalbin bölmelenmesinde
rol oynar.
SİNUS VENOSUS’UN GELİŞİMİ
Sinus venosus çift yapısını kalp tüpünün diğer yapılarından daha uzun süre
devam ettirir. 4.haftanın ortasında küçük transvers parça ile sağ ve sol sinüs
boynuzlarından oluşur. Her boynuz, kanı 3 çift venden alır.

Vitellin ven: Vitellus kesesinden kanı embriyoya getirir.

Umbilikal ven: Plasentanın embriyonik kısmı olan korionik pleksustan 2
umbilikal venle oksijenden zengin kanı embriyoya getirir.
4

Kardinal ven: Embriyo gövdesinden kanı getirir.
Başlangıçta sinus ve atrium arasındaki birleşim geniştir. Daha sonra sinüsün
girişi sağa doğru değişir. Bu değişim, gelişimin 4. ve 5. haftası sırasında venöz
sistemde ortaya çıkan kanın soldan sağa şantı nedeniyle gerçekleşir.
Sol umbilikal venin (5 mm’lik evrede) ve sol vitellin venin tıkanması (7 mm’lik
evrede) ile sol sinüs boynuzu hızla önemini yitirir. Sol kommon kardinal venin de (60
mm lik evrede-10.hafta) tıkanması ile sol sinüs boynuzundan geriye kalanlar sadece
sol atriumun oblik veni ile koroner sinüstür.
Soldan sağa şant sonucu olarak, sağ sinüs boynuzu ve venleri çok genişler.
Orijinal sinüs venosus ve atrium arasındaki artık tek geçişi sağlayan sağ boynuz,
giderek sağ atriuma katılarak sağ atriumun düz duvarlı kısmını oluşturur.
Sinuatrial açıklık olarak adlandırılan giriş kısmı sağ ve sol venöz valfler olarak
adlandırılan bir valvülar katlantıyla her tarafından kuşatılmıştır. Valfler dorsokraniyal
olarak kaynaşarak septum spurium olarak adlandırılan bir kabarıntı oluştururlar.
Başlangıçta valfler geniştir fakat sağ sinüs boynuzu atrium duvarına katıldığında, sol
venöz valf ve septum spurium gelişen atriyal septumla kaynaşır. Sağ venöz valfin
superior kısmı tamamen kaybolur. İnferior parça, inferior vena cava valfi ve koroner
sinüs valfi olmak üzere 2 kısım olarak gelişir. Crista terminalis, orijinal trabeküllü
sağ atrium parçası ile sağ sinüs boynuzundan gelişen düz duvarlı parça (sinus
venarum) arasında ayırıcı çizgiyi oluşturur.
KALP SEPTUMLARININ OLUŞUMU
Kalbin büyük septumlarının oluşumu gelişimin 27. ve 37. günleri arasında
şekillenir. İki aktif olarak büyüyen doku kütlesi kaynaşıncaya kadar birbirlerine doğru
büyürler ve lümeni 2 ayrı kanala ayırırlar. Septum, tek bir doku kütlesinin lümenin zıt
tarafına ulaşıncaya kadar aktif büyümesiyle de oluşabilir. Doku kitlelerinin oluşumu
ekstraselüler matriksin sentezlenmesi, depolanması ve hücre çoğalmasına bağlıdır.
Endokardiyal yastıkçıklar olarak adlandırılan hücre kütlesi atrioventriküler ve
trunkokonal bölgelerde
gelişir.
Bu
bölgelerde
atrial
ve
ventriküler
septum
(membranöz parça), atrioventriküler kanallar ve aortik ve pulmoner kanalların
oluşumuna yardımcı olurlar. Gelişimlerindeki bozukluklar, atriyal ve ventriküler septal
defektler, büyük damarlarla ilgili defektler ve Fallot tetralojisi gibi bir çok kalp
malformasyonunun kökeninde rol alırlar. Trunkokonal yastıkları oluşturan hücreler
5
nöral krista kökenli olduğundan kalp anomalileri sıklıkla nöral krista ile ilgili
kraniyofasiyal defektlerle birlikte görülür.
Bazen septum hücre çoğalması olmadan da oluşabilir. Eğer atrium ve ventrikül
duvarındaki dar doku şeriti büyüyemezse, etrafındaki alanlar hızla büyüyerek iki
genişleyen kısım arasında dar bir şerit oluşabilir. Genişleyen kısımların büyümesi
dar parçanın her kenarında devam ettiğinde, iki duvar birbirine yaklaşır ve hatta
kaynaşırlar ve bir septum oluşur. Böyle bir septum, orijinal lümeni asla tamamen
bölemez ancak iki genişleyen bölge arasında bağlayıcı dar bir kanal geride bırakır.
Genellikle komşu alanlarda çoğalan hücrelerin oluşturduğu bir doku ile ikincil olarak
kapanır. Böyle bir septum, atriumları ve ventrikülleri bölmek için şekillenir.
ATRİUMUN BÖLMELENMESİ
4. hafta sonunda orak biçimli membranöz bir yapı, atriumun tavanından
lümene doğru büyümeye başlar. Bu yapı septum primumun ilk parçasıdır. Bu
septumun 2 kolu atrioventriküler kanaldaki endokardiyal yastıkçıklara doğru büyür.
Septum primumun alt ağzı ile endokardiyal yastıkçıklar arasındaki açıklık ostium
primumdur. Gelişimin ilerlemesi ile, superior ve inferior endokardiyal yastıkçıklar
septum primum kenarları boyunca büyürler ve yavaş yavaş ostium primumu
kapatırlar. Kapanma tamamlanmadan önce septum primumda perforasyonlar
görülür. Bu perforasyonlar birleştiğinde, osteum secundum şekillenerek sağ
atriumdan sol primitif atriuma kanın serbestçe akmasını sağlar.
Sinus boynuzunun katılımı ile sağ atrium lümeni genişlediğinde yeni bir orak
biçimli kıvrım görülür. Bu yeni kıvrım atrial boşluğu tam olarak bölmeyen septum
secundumdur. Anterior kolu aşağıya atrioventriküler kanaldaki septuma doğru uzar
Sol venöz valfi ve septum spurium, septum secundumun sağ tarafı ile birleşir.
Septum secundumun serbest kenarı ostium secundumun üstünden aşmaya başlar.
Septum secundumdan geri kalan açıklık foramen ovale olarak adlandırılır. Septum
primumun üst kısmı giderek kaybolduğundan geri kalan parça foramen ovalenin
flap biçimli valfını oluşturur. İki atrial boşluk arasındaki geçiş, oblik olarak uzamış
bu açıklıktan gerçekleşir ve sağ atriumdan kan, sol atriuma bu açıklık içinden akar.
Doğumdan önce foramen ovale, vena cava inferiordan gelerek sol atriuma
geçmek için sağ atriuma giren kanın büyük kısmının geçişine izin verir (zıt yöne
olmaz). Doğumdan sonra akciğer dolaşımı başladığında sol atriumdaki basınç artar
ve foramen ovale septum secunduma doğru itilir ve açıklık fizyolojik olarak kapanır,
6
atrium sağ ve sol olarak ayrılır. % 20 vakada septum primum ve septum secundum
kaynaşması tamamlanmaz ve atriumlar arasında dar bir yarık kalır. Bu durum prob
patent foramen ovale olarak bilinir. Endotelyal ve fibröz dokuların çoğalması ile 3.
ayda anatomik kapanış gerçekleşir. Atrial septal defektler, interatrial septum gelişim
anomalileridir. En sık görülen ASD, persistent foramen ovaledir ve sağ
ve sol
atrium arasında geniş bir açıklık vardır. Bu defekt, septum primumun aşırı
absorbsiyonu, septum secundumun gelişim geriliği veya bu anomalilerin bileşimi ile
ortaya çıkar.
Hemodinamik önemi yoktur.
Pulmoner stenoz, atrezi gibi başka
defektler varsa foramen ovale'den kan sol atriuma geçer ve kanın yetersiz
oksijenlenmesinden dolayı mukoz membranlar ve derinin koyu mavimsi - mor renk
almasına-siyanoz- yol açar.
ATRİUMUN İLERİ FARKLANMASI
Primitif sağ atrium, sağ sinus boynuzunun katılımı ile genişlerken, primitif sol
atrium bir miktar daha genişler. Başlangıçta tek bir embriyonik pulmoner ven septum
primumun hemen solunda, posterior sol atrial duvarın dışarı doğru büyümesi olarak
gelişir. Bu ven gelişen akciğer tomurcuğunun venleri ile bağlantı kurar. Gelişim
ilerlerken, primitif pulmoner ven ve giderek artan dalları sol atriuma katılarak erişkin
sol atriumunun geniş düz duvarlı kısmını oluştururlar. Sol atriuma başlangıçta tek
ven girerken artık 4 pulmoner ven girmektedir.
Tam gelişmiş kalpte, orijinal embriyonik sol atrium daha trabeküllü, pulmoner
ven katılımı ile oluşan parça düz duvarlıdır. Sağ tarafta, orijinal embriyonik sağ atrium
pektinat kasları içererek trabeküllü bölümü oluştururken, düz duvarlı kısmı olan sinus
venarum sağ sinüs boynuzundan köken alır.
ATRİOVENTRİKÜLER KANALIN BÖLMELENMESİ
4.hafta sonunda atrioventriküler kanalın superior ve inferior kenarlarında iki
mezenşimal atrioventriküler endokardiyal yastıkçık ortaya çıkar. Başlangıçta
atrioventriküler kanal sadece primitif sol ventriküle giriş verir ve bulboventriküler
kabartı ile bulbus cordis’ten ayrılır. Atrioventiküler kanal sağa doğru büyüdüğünden,
artık atrioventriküler açıklığı geçen kanın, primitif sağ ventrikülde olduğu gibi sol
ventriküle de direkt girişi vardır.
Üst ve alt endokardiyal yastıklara ek olarak diğer 2 yastık (lateral
atrioventriküler yastıklar) kanalın sağ ve sol kenarlarında görülürler. İnferior ve
7
superior endokardiyal yastıklar lümene doğru uzanırlar ve birbirleriyle kaynaşırlar.
Böylelikle kanal sağ ve sol atrioventriküler açıklıklar olarak tamamen ayrılırlar.
ATRİOVENTRİKÜLER VALFLER
Endokardiyal yastıklar kaynaştıktan sonra, her atrioventriküler açıklık, bölgesel
mezenşimal doku artışları ile kuşatılır. Bu dokunun ventriküler yüzeyi, kan akımı ile
çöktüğünde ve inceldiğinde, valfler, muskuler kordonlarla ventriküler duvara asılı
kalarak şekillenir. Sonuçta, kordlardaki kas dokusu dejenere olur ve yerini sıkı bağ
dokusuna bırakır. Valfler, endokardiyum ile sarılı bağ dokusudur ve chordea
tendineae adı verilen kalın trabeküllerle ventriküllerdeki papiller kaslara tutunurlar.
Sol atrioventriküler kanalda biküspit veya mitral valf 2 valf yaprağı olarak ve sağda
3’lü triküspit valf şekillenir.
ATRİAL SEPTUM ANOMALİLERİ
Yaygın konjenital anomalilerden olan atrial septal defekler (ASD), 6.4/10 000’
de bir ve dişilerde 2:1 oranında daha fazla görülür. En önemlilerinden biri ostium
secundum defektidir. Bu anomali, sol ve sağ atrium arasında geniş bir açıklıkla
karakterizedir ve septum primumun aşırı yıkımı nedeni veya septum secundumun
yetersiz gelişimi ile gelişir. Açıklığın boyutuna bağlı olarak soldan sağa doğru şant
oluşur. Bu gruptaki en ciddi anomali atrial septumun oluşmamasıdır ve common
atrium (tek atrium) veya cor trioculare biventriculare olarak bilinir. Bu anomali
genellikle kalbin herhangi bir yerindeki ciddi defektle birlikte bulunur. Nadiren foramen
ovale doğumdan önce kapanabilir (foramen ovalenin prematür kapanımı) ve sağ
atrium ve sağ ventrikülde hipertrofi, kalbin sol tarafında ise gelişim geriliği gözlenir.
Genellikle doğumdan hemen sonra ölüm gerçekleşir.
ATRİOVENTRİKÜLER KANAL ANOMALİLERİ
Atrioventriküler kanalın endokardiyal yastıkçıkları sadece kanalı sağ ve sol
açıklığa bölmez aynı zamanda interventriküler septumun membranöz kısmının
oluşumuna ve ostium primum kapanmasına da katılır. Yastıkçıklar kaynaşamazsa
diğer kalp septum defektleri ile birlikte persistent atrioventriküler kanal defekti
ortaya çıkar. Bu septal defektin atrial ve ventriküler bileşeni vardır, tek atrioventriküler
açıklıktaki anormal kapak yaprakları ile ayrılmıştır.
8
Nadiren, atrioventriküler kanalın endokardiyal yastıkçıkları kısmen kaynaşırlar.
Atrial septumdaki defekt, yukardaki defekte benzer fakat interventriküler septum
kapanmıştır. Bu durum ostium primum defekti olarak bilinir ve genellikle triküspit
kapağın anterior parçasındaki bir yarıkla birlikte bulunur. Diğer önemli anomali ise
sağ atrioventriküler açıklığın tıkanmasıdır. Triküspit atrezi olarak bilinir. Triküspit
kapağın yokluğu veya kaynaşması ile karakterizedir. Defekt, genellikle foramen ovale
patensi, ventriküler septal defekt, sağ ventrikülün gelişim geriliği ve sol ventrikülün
hipertrofisi ile birlikte bulunur.
VENTRİKÜLLERDE SEPTUM OLUŞUMU
4. hafta sonunda iki ilkel ventrikül genişlemeye başlar. 5. hafta (yaklaşık olarak
30 gün), ventriküllerin ön duvarından ventrikül tabanına doğru çıkan bir müsküler
katlantı ventrikülün ortasında apeksin yakınındadır. Bu kabarıntı, atriovenriküler
kapakçıklara doğru büyür. Başlangıç büyümesinin çoğu ventriküler septumun her iki
tarafındaki 2 ventrikülün miyokardiyumun sürekli büyümesi ile başarılır. Ek olarak
sürekli divertikülasyon ve giriş bölümündeki trabekülasyonlar bir septum oluşturmak
için birleşirler ve ventriküler boşluk içine doğru primer septumla hafif farklı bir hatta
büyür; bu, interventriküler septumun girişidir ve atrial septumla aynı hizadadır. Bu iki
septumun temas noktası primer septum kenarının hafifçe sağ ventriküler boşluğa
sarkmasına neden olacaktır. Genişleyen ventriküllerin orta duvarları karşılıklı gelirler
ve yavaş yavaş kaynaşarak muskuler interventriküler septumu oluştururlar. İki duvar
arasındaki kaynaşma tamamlanmaz, aralarında üst bölümde bir açıklık kalır.
Muskuler ventriküler septumun serbest ucu arasındaki boşluk ve kaynaşmış
endokardiyal yastıkçıklar 2 ventrikül arasında iletişime izin verir. Bu açıklık daha
sonra membranöz interventriküler septum ile kapatılır.
TRUNCUS ARTERİOSUS ve CONUS CORDİS’TEKİ SEPTUM OLUŞUMU
5. hafta sırasında, truncusun sefalik parçasında bir çift
sırt ortaya çıkar.
Truncus yastıkları olan bu kabartılar sağ arka duvarda ve sol alt duvarda yerleşiktir.
Sağ üstteki distal olarak ve sola doğru büyürken, sol alttaki distale ve sağa doğru
büyür. Aortik keseye doğru büyürken, yapılar birbiri etrafında kıvrılır ve gelecekteki
septumun ilk spiral görünümünü yansıtır. Tam kaynaşmadan sonra, aorticopulmoner
septum olarak adlandırılan bir septum şekillenir ve truncusu aortik ve pulmoner
kanala ayırır. Aortiko-pulmonar septum, truncus arteriosus içinde oluşur. Septum,
9
nöral krista hücrelerinin istilası ile uyarılarak aşağıya doğru büyümesi ve bulbar
kabarıntılarla kaynaşması ile oluşur. Aortiko-pulmonar septum, ventriküler çıkışı
çıkan aorta ile pulmoner arter arasında bölmeyi sağlar. Kardiak çıkış yanı sıra, AP
septum semilunar kapakların oluşumuna da katılır. AP septum oluşumu asimetrik
olduğu zaman Fallot tetralojisi oluşur.
Truncus yastıklarının görüldüğü zamanlarda benzer yastıklar conus cordisin
sağ arka ve sol ventral duvarları boyunca gelişir. Truncus septumu tamamlandıktan
sonra, conus şişkinlikleri birbirlerine doğru ve distal yönde truncus septumu ile
birleşmek için büyürler.
İki konus yastıkçığı kaynaştığında oluşan septum, conusu ön kısım (Sağ
ventrikülün dışa akış yolu) ve posteriomedyal kısım (sol ventrikülün dışa akış yolu)
olarak ikiye ayırır.
İnterventriküler foramenin boyutu, conus septumunun tamamlanması ile azalır.
Daha ileri gelişim sırasında, foramenin kapanması endokardiyal yastıktan muskuler
interventriküler septum üstü boyunca doku büyümesi ile gerçekleştirilir. Bu doku
conus septumunun bitişik parçası ile birleşir. Muskuler interventriküler septumun
konkav
üst
kenarı
ile
sınırlandırılan
interventiküler
foramen,
kaynaşmış
atroventriküler kanal endokardiyal dokusu ve dışa akış septasyon kenarları gerçekte
asla kapanmaz. Bunun yerine sol ve sağ ventrikül arasındaki ilişki bu 3 yapının
büyümesi ile 7.haftanın sonunda
kapanır. Bunlar sağ ve sol bulbar kenarlar ve
posterior endokardiyal yastık dokusudur. Tam kapanmadan sonra, interventriküler
foramen,
interventriküler septumun membranöz kısmı olur.
septum,
kalpten aortik ve pulmoner çıkışı ayıran son olay olarak iş görür.
İntervenriküler septum oluşumu
İnterventriküler
ve aortikopulmoner septum oluşumu aynı anda
gerçekleşir. İnterventriküler septum, iki bölümden oluşur.

Musküler bölüm: Musküler duvar yukarıya doğru ve kaynaşmış endokardiyal
yastıklara doğru büyüyerek biküspit ve triküspit valfleri ayırır (5.hf=30.gün).

Membranöz bölüm: Aşağıya doğru inen bulbar kabartılar yanı sıra kaynaşmış
endokardiyal yastıkçıklarca oluşturulur.
İnterventriküler septum oluştuğunda, triküspit ve biküspit kapaklar ayrılır ve
kardiak outflowu pulmoner ve aortik akış olarak ikiye böler.
10
:IVS Bölümü
Köken
Musküler kısım 
Membranöz kısım
ventriküler duvar

kaynaşmış bulbar kabartılar

kaynaşmış endokardiyal
yastıklar
SEMİLUNAR KAPAKLAR
Truncus bölmelenmesi hemen hemen tamamlandığında, semilunar kapak
öncülleri küçük çıkıntılar olarak görülmeye başlar. Bu çıkıntılar esas truncus
şişkinlikleri üstündedir ve her biri sırasıyla pulmoner ve aortik kanalları oluşturacaktır.
Kaynaşmış truncus şişkinliklerinin karşısında 3. tüberkül her iki kanalda ortaya çıkar.
Giderek tüberküller üst yüzeylerinden çökerek semilunar kapakları oluştururlar. Bu
süreç, 16 mm lik evrede iyi gelişmiştir ve 40 mm lik embriyoda tamamlanmıştır.
İNTERVENTRİKÜLER SEPTUM ANOMALİLERİ
Ventriküler septal defektler (VSD), en yaygın kalp anomalileridir (12/10000
doğum). Tek anomali olarak bulunabilmelerine karşın, defekt aynı zamanda
truncoconal bölgedeki bölmelenme defektleri ile de sıklıkla birlikte bulunur. Açıklığın
boyutuna bağlı olarak, pulmoner arterle taşınan kan, aorta ile taşınan kandan1.2-1.7
kez daha fazla olabilir. Nadiren, defekt membranöz parça ile sınırlanmamış,
septumun musküler parçası ile karışmıştır. VSD’lerin % 25’i membranöz kısımda
görülür. Nedeni de 3 farklı kısmın kaynaşması ile oluşmasıdır.
TRUNCUS ve CONUS ANOMALİLERİ
Bu bölgede en sık görülen anomali conusun eşit olarak bölmelenmemesidir.
Bu, pulmoner infundibular stenoz (darlıkla) sonuçlanır ve interventriküler septumun
geniş bir defektidir. Aorta direkt olarak septal defektin üstünden her iki ventrikülden
birlikte çıkar ve sağ tarafta yüksek basınca neden olarak sağ ventriküler duvarda
hipertrofiye yol açar. Bu anomali Fallot tetralojisi olarak bilinir. Siyanoza yol açan en
önemli malformasyon tipidir. 4 kardiyak defekt bir aradadır. Pulmoner stenoz,
ventriküler septal defekt (VSD), üste binen aorta, sağ ventrikül hipertrofisi görülür.
11
Siyonoz da tetralojinin bilinen belirtisidir. Ancak doğumda olmayabilir. Bu defekt 10
000 doğumda 9.6 görülür ve yaşanabilir.
Trunkokonal kenarlar kaynaşamazsa ve ventriküllere doğru aşağı inerse
persistent truncus arteriosus (0.8/10 000) ortaya çıkar. Bu durumda pulmoner
arter, bölünmemiş trunkusun çıktığı yerin biraz yukarısından çıkar. Kenarlar,
interventriküler septum oluşumuna da katıldığından persistent trunkus daima
interventriküler septum defekti ile birlikte bulunur. Bölmelenmemiş trunkus daima her
iki ventrikül üzerinde uzanır ve her iki taraftan da kan alır.
Bazen septum normal spiral yolunu izlemez ve aşağıya düz olarak iner.
Sonuçta, aorta sağ ventrikülden ve pulmoner arter sol ventrikülden çıkar. Bu durum
büyük
damarların
farklı
yerleşimi
(4.8/10000)
olarak
adlandırılır.
Bazen
interventriküler septumun membranöz parça defektleri ile birlikte bulunur. Genellikle
ductus arteriosus açıklığı ile birliktedir.
SEMİLUNAR KAPAKLARIN ANOMALİLERİ
Bu anomalide aortanın ve pulmoner arterin semilunar kapakları değişen
mesafelerde kaynaşabilirler ve hatta imperfore zar oluşturabilirler. Her iki bölgede de
anomali sıklığı benzerdir (3-4/10000). Pulmoner arterin valvülar stenozunda
pulmoner arter dar ve biraz atretiktir. Patent foramen ovale kanın sadece kalbin sağ
tarafından çıkışına neden olur. Ductus arteriosus daima patentdir ve sadece
pulmoner dolaşıma doğru yönelime izin verir.
Aortik valvular stenozda, kalınlaşmış valflerin kaynaşması tamamlanmış
olabilir sadece iğne deliği kadar bir açıklık kalır. Aortanın boyutu normal olabilir.
KALP POZİSYONU ANOMALİLERİ
En sık görülen dekstrocardiada kalp sağdadır ve genellikle total ya da kısmi
situs inversusla birliktedir. Nadir anomali olan ektopik kalpte, kalp toraksta bulunur.
Yüzeye açık olabilir (infeksiyon nedeni ile ölüm olabilir). Problem yoksa deri ile
kapatılır. Kalp, diyaframdan abdomene uzanabilir. Bu malformasyon, embriyonun
orta hatta kapanamamasından (sternal yarık) olabilir. Hipoplastik sol kalp
sendromunda sol ventrikül küçük ve işlevsizdir. Sağ ventrikül, hem pulmoner hem
de sistemik dolaşımı besler.
12
KARDİYOVASKÜLER ANOMALİLERİN NEDENLERİ
Kardiyak malformasyonların % 8’i genetik faktörlerle, % 2’i çevresel ajanlarla
diğerleri ise genetik ve çevresel faktörler arasındaki etkileşimle ortaya çıkar. Rubella
virüsü,
thalidomide,
isotretinoin
(Vit-A),
alkol
ve
diğer
bileşikler
çevresel
kardiyovasküler teratojenlerdir. İnsüline bağlı diyabet hastalığı ve hipertansiyonlu
anneler
de
kardiyak
defektlerle
ilgilidir.
Kromozomal
anomaliler,
kardiyak
anomalilerde önemlidir. Kalp defektli doğan bebeklerin % 6-10’unda kromozomal
anomali vardır. Kromozomal anomalili çocuklarda % 33 oranında konjenital kalp
defekti vardır ve % 100’e yakını trizomi 18 ile ilgilidir. Kardiyak malformasyonlar Di
George, Goldenhar ve Down sendromunda da bulunur.
KALBİN İLETİM SİSTEMİNİN GELİŞİMİ
Önceleri, kalbin pacemaker'i sol kardiyak tüpün kaudal kısmındadır. Daha
sonra sinüs venosus bu işlevi üstlenir ve sinüs venosus sağ atriuma katıldığında
pacemaker dokusu vena kava superiorun açılma yeri yakınındadır. 5.hafta sırasında
sinoatrial nod gelişir. Atrioventriküler nod ve demet (His demeti), sinüs
venosusun sol duvarındaki hücreler ve atrioventriküler kanalın duvarındaki hücreler
olmak üzere iki kaynaktan gelişir. Sinus venosus, sağ atriuma katıldığında bu
hücreler interatrial septumdaki son konumlarını alırlar.
VASKÜLER GELİŞİM
Kan damarı gelişimi iki mekanizma ile gerçekleşir.

Vaskülogenez: Damarlar angiyoblastların birleşmesi ile ortaya çıkar.

Angiyogenez: Damarlar, mevcut damarların tomurcuklanması ile gelişir.
Dorsal aorta ve kardinal venler gibi büyük damarlar vaskülogenezle gelişir.
Geri kalan vasküler sistem ise anjiyogenezle gelişir. Tüm damar sisteminin
gelişiminde vasküler endotelyal growth faktör (VEGF) ve diğer
büyüme
faktörleri etkilidir.
Arteriyel Sistemin Gelişimi
Aortik Arklar
Embriyo büyürken gelişen boyun bölgesinde 4.-5.haftalar sırasında yutak
kavisleri (branchial-faringeal arch) gelişmeye başlar. Aortik ark adı verilen damarlar
13
bu kavislere aortik keseden
ayrılarak yerleşirler. 5. yutak kavsi aortik arkları ya
yoktur ya da rudimenterdir. Aortik arklar, bulunduğu taraftaki dorsal aortada
sonlanırlar. Başlangıçta 1 çift dorsal aorta embriyonun tüm uzunluğu boyunca
ilerlerken, daha sonra yutak kavislerinin hemen kaudalinde tek dorsal aorta
oluşturmak üzere kaynaşırlar. 6.-8.haftalar arasında erişkin arteriyel yapısı
şekillenirken, aortik ark arterleri yeni damarlara farklanırlar.
Aortik Kese (Kesenin sağ ve sol tarafı): Sağ brakiosephalik arter ve solda çıkan
aorta bölümü
1. Aortik ark çifti: Maksiller arterleri oluştururlar. Eksternal karotid arter oluşumuna
da katılabilirler.
2. Aortik ark çifti: Dorsallerinden stapedial arter kökleri gelişir.
3. Aortik ark çifti: Kommon karotid arterleri, internal karotid arterlerin proksimal
kısmını oluştururlar.
4. Aortik ark çifti: Devam eder. Sol 4. aortik ark, arcus aortayı; sağ 4. aortik ark ise
sağ subklavian arterin proksimal parçasını oluşturur.
5. Aortik ark çifti: Bireylerin % 50’inde rudimenterdir. Diğerlerinde bu arter hiç
gelişmez.
6. Aortik ark çifti: Sağdaki sağ pulmoner arter; soldaki ise sol pulmoner arter ve
Ductus arteriosusu oluşturur. Duktus arteriosus pulmoner trunktaki kanın büyük bir
bölümünü aortaya şantlar. Çünkü fetal yaşamda yüksek pulmoner vasküler direnç
nedeniyle pulmoner kan akışı azdır. Kardiyak out-putun yaklaşık %5-10'u akciğerlere
gider. Solunum organları fonksiyonel olmadığından bu miktar akciğer için yeterlidir.
Duktusun anatomik kapanışı postnatal 12. haftada olur. Ligamentum arteriosuma
dönüşür. Sol pulmoner arterden Arcus aortaya geçer.
VİTELLİN ve UMBLİKAL ARTERLER
Vitellin arterler başlangıçta vitellus kesesini besleyen az sayıda çift
damarlardır. Giderek kaynaşırlar ve bağırsağın dorsal mezenterinde yerleşik arterleri
oluştururlar. Erişkinde, celiac, superior mezenterik ve inferior mezenterik arter olarak
bulunurlar. Bu damarlar sırasıyla ön, orta ve son bağırsağın türevlerini kanlandırırlar.
Umbilikal arterler dorsal aortanın çift ventral dallarıdır ve allontoisin yakın
komşuluğunda plasentaya yönelirler. 4. hafta sırasında her arter, aortanın dorsal dalı
ile 2. bir bağlantı kurar (kommon iliak arter) ve eski orjinini kaybeder. Doğumdan
14
sonra umblikal arterlerin proksimal parçaları internal ilyak ve superior vesikal arter
olarak kalırken, distal parçaları kapanarak medial umblikal ligamentleri oluştururlar.
BÜYÜK ARTERLERİN ANOMALİLERİ
En yaygın aortik ark anomalileri şunlardır.

Patent Ductus Arteriosus (PDA): Dişilerde erkeklere göre 2-3 kez daha fazla
görülür. Fonksiyonel kapanma doğumdan kısa zaman sonra olur. Eğer açık
kalırsa aortik kan, pulmoner artere şantlanır. PDA, gebeliğin erken
dönemlerinde maternal rubella infeksiyonu ile ilgilidir. Prematürlerde genellikle
PDA vardır. Açıklık hipoksi ve immaturite sonucudur. 1750 gramdan az
doğanlarda ilk 24 saatte PDA vardır. Full-term bebeklerde PDA patolojiktir.
Kapanma ligasyon ve bölünme ile başarılır. İzole PDA,
yüksek rakımda
doğanlarda daha sık görülür.

Aortanın Koarktasyonu: Nedeni tam anlaşılamamıştır. Turner sendromunda
sık rastlanır. Genetik ve/veya çevresel faktörler yol açabilir. % 98'inde aortik
lümen, sol subklavian arterin çıkış yerinin altında daralmıştır.

Çift aortik ark, sağ aorta ve sağ subclavian arterin çıkış yeri anomalisi de az
görülen diğer anomalilerdir.
VENÖZ SİSTEM
5.haftada 3 çift ven ayırt edilebilir. Bunlar vitellin, umbilikal ve kardinal
venlerdir.
Vitellin Venler (omphalomezenterik venler): Vitellus kesesi sapını geçerek
embriyoya gelir. Septum transversum içinden geçtikten sonra sinüs venosus olarak
bilinen kalbin venöz ucuna girerler. Endodermal
karaciğer tomurcuğu septum
transversum içine doğru buyürken, hepatik kordonlar ilk görülen endotelle döşeli
boşluklar çevresinde anastomozlaşırlar. Bu boşluklar hepatik sinüzoidlerin öncülleridir
ve kısa bir zaman sonra vitellin venlerle temas kurarlar. Hepatik venler, gelişen
karaciğer bölgesindeki sağ vitellin ven artıklarından gelişir. Portal ven ise duodenum
etrafında vitellin venlerce oluşturulan anastomatik ağdan gelişir.
Umbilikal Venler: Karaciğer ve sinus venosus arasındaki sağ umbilikal ven ve sol
umbilikal ven parçası dejenere olur. Sol umblikal venden kalan parça tüm kanı
plasentadan fetusa taşır. Eş zamanlı olarak karaciğerde ductus venosus adı verilen
geniş bir şant oluşur ve umbilikal ven ile inferior vena cava'yı bağlar. Ductus venosus,
15
karaciğer içinden bir by-pass şekillendirir ve plasentadan bir miktar kanı direkt olarak
kalbe geçirir. Doğumdan sonra umbilikal ven, ligamentum teres, ductus venosus ise
ligamentum venosuma dönüşür .
Kardinal Venler: Embriyonun esas venöz drenaj sistemini oluştururlar. Anterior ve
posterior kardinal venler sırasıyla embriyonun kranial ve kaudal kısımlarına drene
olurlar. Anterior ve posterior kardinal venler, ilkel kalbin sinus venosusuna giren bir
kommon kardinal vene boşalırlar.
ANORMAL VENÖZ DRENAJ
Lumbar bölgede çift vena cava inferior, inferior vena cavanın bulunmaması,
sol superior vena cava, çift superior vena cava en sık görülen anomalilerdir.
FETAL DOLAŞIM

O2'den zengin kan plasentadan umbilikal venle çıkar.

Plasentadan gelen kanın yaklaşık ½’si hepatik sinüzoidlerden, geri kalan kısmı
karaciğeri by-pass ederek duktus venosus içinden Vena cava inferiora gider.

Duktus venosus’taki kan akışı umbilikal vene yakın bir sfinkter ile düzenlenir.
Sfinkter gevşediğinde duktustan daha fazla kan; sfinkter kasıldığında ise portal
sinus portal ven hepatik sinüzoid yoluyla akar. Sfinkter, umbilikal vende
venöz akış fazla olduğunda kalbin aşırı yüklenmesini önler.

İnferior vena cava, sağ atriuma girer. İnferior vena cava, alt ekstremitelerden ,
abdomen ve pelvisten gelen O2’den fakir kanı da içerdiğinden sağ atriuma
giren kan, umbilikal vendeki kadar iyi olmasa da hala O2’den zengindir.

Sağ atriumdan foramen ovale içinden sol atriuma geçer ve burada pulmoner
venlerle akciğerden dönen O2’den fakir kanla karışır.

Sol atriumdan kan sol ventriküle geçer ve Ascending aorta ile kalbi terkeder.

İnferior vena cavadan gelen O2’den zengin kanın birazı sağ atriumda kalarak
superior vena cava ve koroner sinüs’ten gelen az O2’li kanla karışır ve sağ
ventriküle gelir. Orta düzeyde O2 içeren bu kan, truncus pulmonalis ile
akciğerlere gitmek üzere kalbi terkeder ancak kanın büyük bölümü duktus
arteriosus ile aortaya geçer.
16

Descendig aortadaki kanın % 40-50’si umbilikal arterlerle plasentaya
temizlenmek için giderken, kalan kısmı organların ve vücudun alt yarısının kan
kaynağını sağlar.
Teorik olarak karışma noktaları;

portal sistemden dönen az miktardaki kanla karaciğerde,

alt ekstremiteler, pelvis ve böbreklerden dönen kanla inferior vena kava içinde,

baş ve üst ekstremitelerden dönen kanla sağ atriumda,

akciğerden dönen kanla sol atriumda,

duktus arteriosusun inen aortaya giriş yerinde.
NEONATAL DOLAŞIM

Plasenta bağlantısı yok ve akciğerler artık fonksiyoneldir.

Artık foramen ovale’ye, ductus arteriosa, duktus venosusa ihtiyaç yoktur.

Duktus venosus’taki sfinkter sıkışır ve tüm kan hepatik sinüzoidlerden geçer.

Plasental dolaşımın kapanması, vena cava inferior ve sağ atriumdaki kan
basıncında ani düşüşe yol açar.

Pulmoner kan akışında artış, pulmoner arter duvarlarında giderek incelme
gözlenir.

Akciğer hacmi birkaç nefesten sonra artar.

Artan pulmoner kan akışından dolayı sol atriumdaki basınç sağa göre çok
artar.

Bu basınç, foramen ovale valfini iterek kapatır.

Fetus ve yeni doğanda sağ ventrikül, sol ventrikülden daha kalındır.

1. ayın sonunda sol daha kalındır. Çünkü artık sol daha çok çalışmaktadır.

Doğumda umbilikal arterlerin sıkışması bebek kanı kaybını engeller. Kordon
hemen bağlanmazsa umbilikal ven içinden plasentadan fötal kan bebeğe
geçer.

Fetal dolaşımdan erişkin dolaşıma geçiş ani olmaz. İlk nefes alıştaki
değişikliklerden sonra saatler ve günler sonra gerçekleşir. Duktus arteriosus
2-3 ay açık kalır. Foramen ovale 3.ayda anatomik olarak kapanır.
Umbilikal ven ………..Ligamentum teres
17
Ductus venosus…….Ligamentum venosum
Ductus arteriosus……Ligamentum arteriosum
Umbilikal Arterler
o İntraabdominal kısımları medial umbilikal ligamentleri
o Proksimal kısımları superior vesikal arterleri oluşturur.
Foramen ovale……doğumda fizyolojik kapanma
……anatomik kapanma 3. aydadır. Fossa ovalis olarak kalır.
Not: Umbilikal ven uzun süre açık kalır. Yeni doğanda kan transfüzyonunda
kullanılabilir. Umbilikal ven lümeni tamamen yok olmaz. Gerektiği zaman ligamentum
teres, kontrast madde injeksiyonu, kemoterapatik ilaçların verilimi ve hepatik sirozda
kanüle edilerek kullanılabilir.
LENFATİK SİSTEM
Lenfatik sistem, kardiyovasküler sistem öncüllerinin görülmesinden 2 hafta sonra
5. hafta sonunda gelişmeye başlar. Lenfatik damarlar, kan damarlarına
benzer
şekille gelişerek, venöz sistemle bağlantı kurarlar.
DOLAŞIM SİSTEMİ HİSTOLOJİSİ
Dolaşım sistemi, kardiyovasküler sistem ve lenfatik vasküler sistem olmak
üzere 2 ayrı fakat birbirleriyle ilişkili bileşene sahiptir. Kardiyovasküler sistemin işlevi,
dokular ve kalp arasında 2 yönde kanı taşımaktır. Lenfatik vasküler sistemin işlevi ise
ekstraselüler sıvının fazlası olan lenfi toplamak ve kardiyovasküler sisteme geri
getirmektir. Bu yüzden lenfatik sistem tek yönlü iletim sağlarken; kardiyovasküler
sistem çift yönlü taşıma yapar.
Kardiyovasküler sistem; kanı, akciğerlere götüren ve getiren pulmoner dolaşım
ile kanı vücudun tüm doku ve organlarına götüren ve getiren sistemik dolaşım olmak
üzere iki farklı dolaşıma pompalayan muskuler bir yapı kalpten oluşan sistemdir. Bu
dolaşımlar;

Kanı kalpten alıp dallanarak daha küçük damarları oluşturan ve vücudun tüm
bölgelerine taşıyan arterler,

Vücudun normal aktivitelerini sürdürebilmesi için gazların, besin maddelerinin,
metabolik artıkların, hormonların ve sinyal moleküllerinin kan ve doku
arasındaki geçişlerini sağlayan ince duvarlı bir ağ oluşturan kapiller damarlar,

Kapiller yatağa drene olan ve giderek büyüyerek kanı kalbe taşıyan venlerden
oluşur.
18
KAN DAMARLARININ GENEL YAPISI
Birçok damar, bazı farklılıklar olmasına rağmen benzer özellikler gösterir ve
farklı şekillerde sınıflandırılırlar. Örneğin yüksek basınçlı damarların duvarları
(subclavian arterler), düşük basınçta kan ileten damarlardan (subclavian venler) daha
kalındır. Arteriyel damarların çapları her dallanmada azalmasına rağmen venlerin
çapları her katılımda artar. Kapiller ve venüller gibi küçük damarlarda duvar yapısı
daha basitleşmesine rağmen duvarlarında 3 tabaka içerirler. Yapıları fizyolojik
özellikleri ile uyumludur. Düşük basınçla karşı karşıya kalan pulmoner arter duvarları,
karotis veya renal arterler gibi yüksek basınçlı arter duvarlarına göre daha incedir.
Genel olarak arterlerin eşlik eden venlere göre duvarları daha kalın iken çapları daha
dardır. Ayrıca histolojik kesitlerde arterler yuvarlaktır ve lümenlerinde kan bulunmaz.
Sınıflandırmada kriter, damarın boyutu ya da doku bileşenidir. Damarlarda içten
dışarı doğru 3 ana tabaka gözlenir.
1-Tunika intima
a-Endotel: Bazal lamina üzerine oturan
tek katlı yassı epiteldir. Endotel
hücreleri, tip II, IV, V kollajenleri, laminin, endotelin, nitrik oksit ve von Willebrand
faktörü de sentezler ve salgılarlar. Ayrıca anjiyotensin I’i anjiotensin II’ye çeviren
anjiyotensin-converting enzim (ACE); bradikinin, serotonin, prostaglandinler, trombin
ve norepinefrin gibi maddeleri inaktive eden enzimler ile lipoproteinleri parçalayan
lipoprotein lipaz enzimlere de (membranlarında) sahiptirler.
b-Subendotelyal Tabaka: Düz kas hücrelerini ve gevşek bağ dokusunu içerir.
Her ikisi de longitidünal düzenlenmiştir.
c-Membrana elastica interna: Elastik liflerin çok bulunduğu tabakadır.
Özellikle muskuler arterlerde iyi gelişmiştir. Elastinden oluşan bu tabaka, daha
derinlerde yer alan hücrelerin beslenebilmesi için besinlerin diffüzyonunu sağlayan
pencereler içerirler.
2-Tunika media: Proteoglikan özellikte ve tip III kollajen içeren matrikste yer alan
konsantrik düzenlenimli düz kas hücreleri, elastik lifler, elastik membranları içerir.
Matriks ve fibröz elementler düz kas hücrelerince sentezlenir. Kapiller ve postkapiller
venüllerde tunika media bulunmaz. Bu küçük damarlarda media tabakası yerine
perisitler bulunur. Daha geniş muskuler arterlerde ve büyük arterlerde media ve
adventisya tabakası arasında internal elastik membrana göre daha ince olan
membrana elastica eksterna bulunur.
19
3-Tunika adventisya: Fibroblastların, tip I kollajen liflerin ve uzunlamasına yerleşik
elastik liflerin yoğun olduğu ve organın bağ dokusu ile devamlılık gösteren tabakadır.
Vaso vasorumlar, nervi vasorumlar da bu tabakada bulunur.
Kan Damarlarının Beslenmesi: Tunika intima damardaki kanla beslenir. Büyük
damarların kalınlığı ve muskularitesi damardaki kandan diffüzyonla beslenmeyi
engeller. Tunika media ve adventisyanın derinlerdeki hücrelerin beslenmesi
diffüzyonla zor olacağından beslenme, damar duvarına giren ve sık olarak dallanan
vaso vasorumlardan sağlanır. Bu damarın damarları venlerde arterlerden daha
fazladır ve intimaya kadar uzanabilir. Çünkü, venöz kan daha az oksijen ve besin
içerir. Lenfatik kapillerler venlerin medialarına penetre olabilmelerine karşın arterlerin
sadece adventisyalarında bulunur. Arter lümenine yakın olsalardı yüksek arteriyel
basınçtan dolayı kollabe olabilirlerdi.
Kan Damarlarının İnnervasyonu: Duvarlarında düz kas taşıyan birçok damar,
vasomotor sinir ağına ait miyelinsiz sempatik sinirlerle innerve edilir. Bu
postganglionik sempatik sinirler vasokonstrüksiyondan sorumludur. Sinirler nadiren
tunika mediaya girdiğinden, direkt olarak düz kas hücreleri ile sinapslaşmazlar.
Bunun yerine sinir uçlarından mediaya norepinefrin salınır ve yakındaki düz kas
hücrelerini etkiler. Bu impulslar gap junctionlar yoluyla tüm düz kas hücrelerine yayılır
ve damar çapı azaltılır. Arterler, venlere göre vasomotor sinirlerden daha fazla
yararlanır fakat venlerde adventisyada
vasomotor sinir sonlanmaları da bulunur.
İskelet kaslarını besleyen arterler, parasempatik kolinerjik sinirlerle de innerve edilir
ve
vasodilatasyon
gerçekleşir.
Arterler,
duyu
sinir
sonlanmaları
da
alır.
Baroreseptörler, karotis sinüs ve aort kavsinde; kemoreseptörler karotis ve aort
gövdesinde yer alır.
ARTERLER
Arterler, kanı kalpten kapiller yatağa taşıyan efferent damarlardır.
1-Elastik (İletici-Büyük) Arterler: Aort ve büyük dallarını kapsar. Elastinden dolayı
taze yapılarda sarı renkte izlenirler. Çapları 7 mm’den fazla ancak çaplarına göre
duvarları incedir. Arterlerde en gelişmiş tabaka tunika mediadır. Kanın kalpten
uzaklaştırılmasını ve kalp atımı sonucu basınç dalgalanmalarını yumuşatır. Sistolde
elastik lamina gerilir ve basınç değişimini azaltır. Diyastolde, elastik sıkışma arteriyel
basıncı düzenler. Kalpten uzaklaştıkça arter basıncı akım hızı, basınç değişkenlikleri
azalır.
20
Endotel, tek katlı yassı epiteldir. Endotel hücreleri 10-15 m genişliğinde 25-50
m uzunluğundadır. Hücreler birbirlerine sıkı bağlantılarla ve gap-junctionlarla
bağlanır ve bariyer oluşturur. Bol pinositotik vezikülleri vardır. Endotel hücrelerinde
0.1 m çapında ve 3 m uzunluğunda Weibel-Palade cisimcikleri (von Willebrand
Faktörü) olarak bilinen membranla çevrili
elektron-dens cisimcikler vardır. Bunlar
çoğu endotel hücrelerince sentezlenirler ancak sadece arterlerde depolanırlar. Kana
verilen faktör VIII içeren yapılardır. Subendotelyal tabaka kalındır. Ritmik kasılma ve
gevşemelere yardımcı olan lifler uzunlamasına dizilirler. Düz kas hücreleri de bu
tabakada yer alır. Hem kasılır hem de ekstraselüler ara madde ve fibrilleri sentezler.
T.media’ya yaklaştıkça elastik lif miktarı artar. Media sınırında yoğunlaşan elastik
lifler membrana elastika interna’yı oluşturur. Ancak mediaya benzediğinden ayırt
etmek zordur.
Tunika media’da yaşla birlikte sayısı artan konsantrik yerleşimli 40-70 elastik
lamina bulunur. Laminalar arasında pencere adı verilen açıklıklar bulunur. Elastik
membranlar arasında düz kas, retiküler lifler, vaso vasorumlar ve kondroitin sülfat
(metakromazi +) bulunur. Belirgin bir membrana elastica eksterna yoktur.
T.adventisya incedir ve media kalınlığının  yarısı kadardır. Elastik, kollajen
lifler, vaso vasorumlar ve sinirleri içeren fibroelastik bağ dokusudur.
2-Muskuler (Dağıtıcı) Tip Arterler: Kanı organlara dağıtan ve en çok görülen arter
tipidir. 2.5-7 mm çapındadırlar. Mediadaki düz kasların kasılmasına bağlı olarak kan
akışı lokal hormon ve nöral uyarılarla ayarlanır. Elastik arterlerden muskuler arterlere
geçerken, elastik materyel azalır, düz kas artar. Çok belirgin membrana elastika
interna ve eksternaları vardır.
Tunika intima: Elastik arterlere göre daha incedir fakat subendotelyal tabakada az
sayıda düz kas hücresi bulunurken membrana elastica interna çok belirgindir.
Pencereli elastik membran özelliğindedir. Bu ve mediadaki düz kasların ölüm sonrası
kasılması nedeni ile endotel yüzeyi kıvrımlı izlenir. Nadiren 2 membrana elastika
interna bulunur (bifid internal elastik lamina). Elastik arterlerde olduğu gibi endotel,
internal elastik membranları geçen uzantılara sahiptir. Bu uzantılar, intimaya yakın
yerleşik mediadaki düz kaslarla gap-junctionlarla bağlanır. Bu gap-junctionların
endotel ve düz kas hücreleri ile metabolik olarak çift olduklarına inanılır.
Tunika media: Başlıca düz kas hücrelerinden oluşur. Düz kas hücreleri, iç organ
duvarındaki düz kaslardan daha küçüktür. İntimaya bakan yüzdeki birkaç düz kas
21
bantı longitidünal seyirlidir. Küçük muskuler arterlerde 3-4 tabaka düz kas varken
büyük muskuler arterlerde 40 tabaka konsantrik yerleşimli düz kas tabakası bulunur.
Damar dallandıkça tabaka sayısı azalır. Her düz kas hücresi bazal laminaya benzer
bir eksternal lamina ile çevrilidir. Matriks, PAS+ reaksiyon gösterir. Proteoglikan
yapısındaki matrikste düz kaslar arasında elastik, retiküler lifler ve az miktarda
kollajen fibriller ve kondroitin sülfat yer alır. Düz kaslar, matriks ve liflerin
üretilmesinde de fonksiyon görürler. Kas hücreleri arasında vaso vasorumlar yer alır.
Birkaç ince elastik tabakadan oluşan belirgin bir membrana elastica eksternaları
vardır ancak iç elastik membrandan daha incedir. Tabakalar arasında pencereler de
yer alır.
Tunika adventisya: Bağ dokusu fibrilleri, fibroblastlar, yağ hücreleri, vaso
vasorumlar,
lenfatik
damarlar,
miyelinsiz
sinir
sonlanmaları
yer
alır.
Sinir
sonlanmalarından salınan nörotransmiterler, dış elastik membranın pencerelerinden
geçerek mediaya gelerek üstteki bazı düz kas hücrelerini depolarize ederler. Uyarı
diğer düz kas hücrelerine gap-junctionlarla aktarılır. Vasomotor sinirler yer alır. Ara
madde çoğunlukla dermatan sülfat ve heparan sülfattan oluşur. Kollajen ve elastik
lifler, kesilen arterin büzülmesini kolaylaştıracak şekilde longitidünal seyirlidir.
3-Arterioller: Kapillerlere kan akışını düzenleyen terminal arteriyal damarlardır.
Duvarlarının genişliği lümenlerinin çapı kadardır. Endotel, tip III kollajen ve birkaç
elastik lif içeren subendotelyal bağ dokusu ile desteklenir. Büyük arteriyollerde ince
ve pencereli internal elastik membran yer alırken daha küçük ve terminal
arteriyollerde bulunmaz. Küçük arteriyollerde tek düz kas tabakası varken büyük
arteriyollerde 2-3 kat düz kas tabakası bulunur. Dış elastik membranları yoktur.
Adventisya tabakası az sayıda fibroblast içeren ince fibroelastik bağ dokusudur.
Kapiller yatağa kan getiren arterlere metarteriyol adı verilir. Düz kas
tabakaları kesintilidir. Düz kas hücreleri birbirlerinden ayrı ayrı yerleşiktir. Düz kas
hücreleri, kapillerlere kan akışını düzenleyen bir sfinkter (prekapiller sfinkter)
oluştururlar. Arteriyel ve venöz sistemler arasındaki basınç farkını korur.
ARTERLERDEKİ ÖZELLEŞMİŞ DUYSAL YAPILAR
Arterlerde 3 tip özelleşmiş duysal yapı bulunur. Bunlar karotid sinuslar, karotid
cisimler ve aortik cisimlerdir.
Karotid sinusler: A.carotis communis'in çatallanma yerinin hemen distalinde,
internal karotid arter duvarında yerleşik bir baroreseptördür. Bu alanda damarın
22
adventisyası biraz kalındır ve glossofarengeal sinirden zengin duysal sinir
sonlanmaları alır. Bu bölgedeki media incedir ve kan basıncı artışında gerginleşir; bu
gerginlik sinir sonlanmalarını uyarır. Afferent impulslar, beyindeki vasomotor
merkezde vasokonstriksiyonu tetikler ve kan basıncı düzenlenir. Aorta ve diğer bazı
büyük damarlarda da küçük baroreseptörler bulunur.
Karotid cisimler: A.carotis communis'in çatallanma yerinde yerleşik küçük (3-5 mm)
ve oval biçimli yapıdır. Düşük O2 basıncına, yüksek CO2 konsantrasyonuna ve
düşük arteriyel pH'ya duyarlı kemoreseptörler olarak faaliyet gösterirler. Bağ dokusu
yapıya gömülü soluk boyanan 2 tip hücre içerirler: Glomus hücreleri (Tip I) ve kılıf
hücreleri (Tip II). Fenestralı tip kapillerleri bulunan zengin bir vasküler yapı ile sarılı
olan oluşumlardır. İri çekirdeğe sahip glomus hücrelerinde adrenal medullanın
kromaffin hücrelerindekine benzer 60-200 nm çapında yoğun veziküller vardır. Kılıf
hücreleri uzun uzantılara sahip hücrelerdir, dens veziküller içermezler. Karotid
cisimler katekolaminler içerir. Glossofarengeal ve vagustan afferent lifler alırlar.
Aortik cisimler: Arcus aortada sağ subclavian ve sağ common carotid arter arasında
ve sol subclavian arterle sol kommon karotid arter arasında bulunur. Yapıları ve
işlevleri karotide benzerdir.
Arteriyel Kan Basıncının Düzenlenmesi
Büyük damarların duvarı esnek olmasıydı kan akımı sadece sistolde,
kapillerler de kan akımı aralıklı olurdu. Sistolde kalbe yakın damarlardaki kanın bir
bölümü ilerler, bir bölümü genişleyen elastik duvarda bekler, potansiyel enerji birikir.
Diyastolde bu enerji elastik fibrillerin büzülmesinde kullanılır. Yardımcı pompa gibi
çalışır. Yani kalbe yakın damarlarda kan akımı aralıklı iken periferde süreklidir.
Beyindeki vasomotor merkez, vasomotor tonu kontrol ederek kan basıncınının
kontrolünden sorumludur. Vasokontriksiyon sempatik sinir sisteminin vasomotor
sinirleri ile vasodilatasyon ise parasempatik sinirlerleri ile sağlanır. Vasodilatasyon
sırasında
damar
duvarlarındaki
sinir
uçlarından
hücrelerinden düz kaslara yayılmak üzere
salınan
asetilkolin
endotel
nitrik oksit salınımını başlatır ve Bu
durum cGMP sistemini aktive ederek kas hücrelerinin gevşemesini ve damar
lümeninin genişlemesini sağlar.
Arterlerdeki düz kas hücrelerinde norepinefrin reseptörleri de bulunur. Kan
basıncı düştüğünde böbreklerden renin salınır. Renin, dolaşımdaki anjiotensinojeni
antiyotensin I’e dönüştürür. Bu hafif bir vasokonstriktördür ve kapiller endotel hücre
zarlarında (özellikle de akciğer kapilleri) yerleşik anjiyotensin dönüştürücü enzim ile
23
anjiotensin II’ye dönüştürülür. Anjiotensin II, kuvvetli damar büzücüdür ve kan basıncı
artar. Ciddi kanamalar, hipofizden diğer bir kuvvetli damar büzücü madde olan
ADH’ın (vasopressin) salgılanmasını uyarır.
Sistemik kan basıncının esas kontrolörleri muskuler arterlerdir. Arterlerin
kasılmaları sempatik sinirlerle sağlandığı gibi yaralanma sonucu ortaya çıkan yerel
maddelerin direkt etkisiyle de olabilir. Yerel faktörler küçük arter ve arteriollere etki
eder. Eğer kan akımı aniden kesilirse oksijen yokluğu, CO2 ve laktik asit birikimi
görülür. CO2 ve laktik asit, düz kasın gevşemesine böylece 2-3 kat daha fazla kan
akımının oluşumuna yol açar. Reaktif hiperemi olarak bilinen bu olay sinir sistemine
bağlı olmadan metabolik açığı düzeltir.
Arterlerin bulundukları yerlere göre tabakalarının kalınlığı değişir. Örneğin
bacak arterlerinin media tabakası, üst ekstremitedekilere göre daha kalındır. Bu,
yerçekimi nedeniyledir. Kalbi besleyen yüksek basınçlı koroner arterlerde kalın media
tabakası vardır. Pulmoner dolaşımdaki arterlerin düşük basınç nedeniyle media
tabakaları incedir.
ÖZEL TİP ARTERLER
Kafatası
Arterleri:
Çaplarına
oranla
duvarları
çok
incedir.
Kafatası
ile
korunduğundan media ve adventisya çok incedir.
Umbilikal Arterler: Tunika intimada yalnızca endotel bulunur. Kas tabakası iyi
gelişmiştir. Adventisya yoktur. Göbek kordonunun mükoz bağ dokusu mediayı dıştan
sarar.
Akciğer Arterleri: İnce duvarlıdırlar. Akciğerlerdeki düşük kan basıncına uygun
olarak hem kas hem elastik doku azalmıştır.
Tuba Uterina-Uterus-Ovaryum Arterleri: Gebelik ve menstural siklusta yapı
değişikliği gösterirler.
Yastıkçıklı Arterler: Erektil organlar, tiroid , meme başı, nazal mukoza ve prostattaki
bazı küçük arterler bu tiptir. Tunika intimada epiteloid hücre grubu olarak adlandırılan
kontraktil hücreler fonksiyonel bir kapak gibi görev yaparlar. İntimanın lümene doğru
kabarıklık yapmasıyla (intima yastıkçıkları) lümen daralır ya da kapanır. Peniste
puberteden sonra media
ve intima hiperplazisi ile yastıkçıklı arter yapısı gelişir.
Adventisya ince kalır.
Terminal
Arterler:
Bazı
organlarda
arter
dalları,
komşu
arterlerle
anastomozlaşmadan, herbiri kendisine ait bölgeyi besler. Bu arter tıkanacak olursa
beslediği dokuda nekroz ortaya çıkar. Klinik önem taşır. Arteria centralıs retina’nın
24
tıkanması körlüğe yol açar. Koroner arterler de bir miktar anastomoz yaparlarsa da
çoğunlukla yeterli kolateral dolaşım sağlanamaz.
KLİNİK İLİŞKİLER
Normal ve Patolojik Damarsal Değişiklikler: Arterlerde doğumdan ölüme kadar
yavaş yavaş ilerleyen değişimin nerede başlayıp bittiğini söylemek güçtür. İlk
değişiklik,
intimadaki
bağ
dokusundaki
artıştır.
İntima
kalınlaştıkça
elastik
membranlar parçalanır. En büyük arterler duvarlarında giderek kalınlaşma ve elastik
lamina sayısında artışa rağmen 25 yaşına kadar büyümeye devam ederler. Muskuler
arterlerde orta yaştan itibaren duvarlarında kollajen ve proteoglikanlar artar ve
esneklikleri azalır. Koroner damarlar yaşlanma etkilerini ilk gösteren damarlardır ve
intimaları
yaşa
bağlı
büyük
değişiklikler
gösterir.
Bu
doğal
değişiklikler,
arteriosklerozda (arterlerin sertleşmesi) gözlemlenen değişikliklere benzemez.
Kalp krizinin öncülü bir hastalık olan atherosclerozda, elastik arterler etkilenir.
Yumuşak, hücresiz lipid materyelin intima duvarlarında birikimi gözlenir. Bu birikimler
25 li yaşlarda bile lümen çapını daraltır. Yaşlıların intimalarında şekillenen fibröz
plaklar (atherosklerotik plak) patolojiktir. Elastik fibriller parçalanır. Muskuler arterde
ise mediada kalsifikasyon gözlenir.
Sağlıklı bir kişinin tunika media düz kas tabakası yenilenebilir fakat endotel
haraplandığında burada toplanan trombositler, trombosit-kökenli büyüme faktörü
salgılayarak düz kas hücrelerinin çoğalmasını uyarırlar. Sonuçta, bu hücreler
kolesterolden zengin lipidler ile paketlenirler. Düz kas hücrelerinin ek kollajen ve
proteoglikanlar salgılamasıyla tunika intima kalınlaşır. Endotelin bu ileri harabiyeti
nekroza götürür. Daha fazla trombosit birikimi trombus oluşturur ve bu bölgede
damarı tıkayabilir ya da emboli ile koroner veya serebral damarları tıkayabilir.
Arteriosklerosis: Yaşlanma ile damarların sertleşmesi subendotelyal tabakada
başlar, sonra mediaya geçer. İntima ve mediadaki elastik fibriller parçalanır. Esneklik
kaybolur. Önemli dolaşım bozuklukları ortaya çıkar.
Prematüre Retinopati: Bebeklerin gözlerindeki damarlar, doğuncaya kadar gelişir.
Erken doğan bebeklerde bu gelişim tamamlanmadığı için doğduktan sonra da devam
eder. Prematüre bebekleri yaşatmak için yüksek yoğunlukta verilen oksijen gözdeki
damarların anormal gelişmesine yol açar. Erken dönemde tedavi edilmezse her iki
gözde de körlüğe yol açar.
Kapiller Kan Damarları
25
Kan akımı yavaş ve kapiller duvar ince olduğundan
kan-doku arasındaki
değişim için uygun alanlardır. Çapları yaklaşık 8-10 m, uzunlukları ise 0.25-1 mm
dir. 50 mm uzunluğundaki kapillerlere adrenal korteks ve böbrek medullasında
rastlanır. Kapiller çapı yolları boyunca değişmez. Lümen çapı 1 hücrenin geçişi için
uygundur. Tüm kapiller yataklar aynı anda açık değildir. Ancak
fizyolojik olarak
ihtiyaç duyulduğunda daha fazla kapiller yatağın açılmasını ve kan akışının artmasını
sağlar. Kapiller toplamı 96 000 km iken kapladıkları alan ise 6 000 m2 dir. Bir
organda kapiller çoksa metabolik aktivite yüksek; azsa düşüktür.
Endotel hücreleri dış taraftan endotelyal hücrelerden sentezlenen bir bazal
lamina ile çevrilidir. Küçük kapillerlerde 1 endotel hücresi kapilleri döşerken, büyük
kapillerleri 2-3 endotel hücresi döşer. Endotel hücreleri birbirlerine zonula
occludensler ve tight-junctionlarla tutunur. Endotel hücrelerinde Golgi Kompleksi,
mitokondri, serbest ribozom, AGER ve ara filamanlar (9-11 nm) bulunur. Ara
filamanlar perinükleer zonda yerleşiktir. Bazı hücreler desmin, bazıları vimentin bazı
endotel hücreleri ise ikisini birden içerir. Bu filamanlar endotel hücrelerine desteklik
sağlar.
Tüm hücre membranlarında pinositotik veziküllerin bulunuşu kapillerin
tanınma ölçütüdür. Bu veziküller tek tek sıralı olabilir, iki vezikül birlikte kaynaşabilir
veya birkaç vezikül birleşerek bir kanal oluşturabilirler.
Kapillerin ve küçük venüllerin dışında perisit (perivasküler hücre, adventisyal
hücre) bulunur. Bunlar uzun primer sitoplazmik uzantıları ve bunlardan çıkan
sekonder uzantıları olan mezenşimal hücrelerdir. Sekonder uzantıları endotel
hücreleri ile birkaç gap-junctiona bağlantı kurarlar. Aktin, miyozin, tropomiyozin,
isomyosin ve protein kinaz içerirler. Bu yapıların hepsi kapillerdeki kan akışını
düzenleyen kontraktil süreçle ilgilidir. Harabiyetten sonra perisitler arteriyol ve venül
duvarlarında düz kas ve endotel hücreleri oluşturmak üzere farklanabilirler.
Angiogenezis ve doku tamirinde fonksiyonları vardır. Kapilleri saran bazal lamina
perisiti de kesintisiz olarak sarar.
Kapillerlerin Sınıflandırılması
1-Sürekli (Kesintisiz-somatik-Tip I ) Kapiller
2-Pencereli (Tip II) Kapiller

Pencereli-diyaframlı

Pencereli-diyaframsız
3-Aralıklı sinüzoidal kapiller
26
Sürekli Kapillerler: Endotel hücresi kesintisiz olarak lümeni döşer. Sinir dokuları,
ekzokrin bezler, bağ ve kas dokularında bulunur. Beyin dokusunda modifiye tipi
bulunur. Endotel hücreleri arasındaki zonula occludensler birçok molekülün geçişini
engeller. Makromoleküllerin taşınımında işlev gören pinositotik vezikülleri bulunur.
Kas dokularında pinositotik vezikül çok, sinir dokusunda az ya da yoktur. Kesintisiz
bazal lamina bulunur.
Pencereli Kapiller-diyaframlı: Kesintisiz bazal lamina bulunur. Endotel hücresi
sitoplazmasında pencere-fenestrata adı verilen 60-80 nm açıklıklar bulunur.Bu
pencereler hücre membranından çok daha ince diyaframlarla kapatılmıştır. Su-sıvı
transportunun fazla olduğu pankreas, böbrek, bağırsaklar, pleksus choroideus,
processus ciliaris’te sayıları fazladır. Diyaframlarda merkezi alandan ışınsal olarak
uzanan 8 fibril bulunur ve kamaya benzer bir kanal oluştururlar. Herbirinde 5.5 nm’lik
açıklık bulunur. Por-diyafram kompleksleri 50 nm aralıklarla yer alırlar.
Pencereli Kapiller-diyaframsız: Pencere yapılarında diyafram bulunmaz.
Sinüzoidal Kapiller: 30-40 m çapında, dolaşımı yavaşlatacak şekilde dolambaçlı
yollar izleyen bu damarlarda endotel hücreleri arasında aralıklar bulunabilir (endokrin
bezler), lenfoid organlarda ise endotel ince ve kesintisizdir. Endotel hücrelerinde de
diyaframsız bol pencere vardır. Bazal lamina kesintili veya yoktur. Duvarlarında
perisitler yoktur. Karaciğer, dalak, kemik iliği, lenfoid organlar ve böbrek üstü bezinde
çok bulunur. Endotel hücreleri pinositotik vezikül içermemesine rağmen, makrofajlar
endotelyal duvarın içinde veya dışı boyunca bulunabilir.
Kapiller Yatağa Kan Akışının Düzenlenmesi
Arterlerin çoğunun terminalleri bir kapiller yatakta sonlanır. Kan, buradan
venüllere aktarılarak kardiyovasküler sistemin venöz kısmına götürülür. Vücudun
birçok yerinde arterler bir ven damarıyla basitçe birleşerek arterio-venöz
anastomozları (vasküler şant) oluştururlar. Bu yapı arter tarafında arter; ven
tarafında ven özelliğini gösterir. Orta bölümde ise tunika media kalınlaşmıştır ve
subendotelyal tabakaları modifiye ve uzunlamasına yerleşik tombulca poligonal düz
kas hücrelerini içerir. AVA kapandığında kan kapiller ağdan dolaşır. AVA açıldığında
kan, kapillere uğramadan geçer. Her yerde çoğunlukla da küçük damarlarda görülür.
Bu şantlar, ısının düzenlenmesinde yararlıdır ve deride çok fazladır. AVA’ların orta
parçaları adrenerjik ve kolinerjik liflerden zengindir ve beyindeki ısı düzenleyici
sistemle kontrol edilirler. Anastomoz yapan damarların lümen çapı organın fizyolojik
27
durumuna göre değişir.
Yenidoğanda çok azdır, farklanma tamamlanmamıştır.
Yaşlılarda atrofi ve skleroz görülür.
Glomera: Glomus cisimciği ısı regülasyonu ile ilgili özelleşmiş bir arteriovenöz
anastomozdur. Arteriovenöz anastomatik bir ya da daha çok damarın birlikte
seyrettiği ve genellikle bağ dokusu kapsülü ile çevrili yapıdır. Suquet-Hoyer adı
verilen ve şişkin endotel hücreleri ile döşenen kıvrımlı merkezi bir kanal vardır. Bu
kanal yuvarlak biçimli
epitel görünümlü glomus hücrelerini içeren longitudinal ve
sirküler kas fibrilleri ile sarılıdır. Glomus, elastik laminası olmayan bir arteriyol olan
basit bir organdır. Damarın düz kas tabakası damar lümenini kısmen ya da tamamen
sarar. Düz kas tabakası sinirlerden zengindir. Bir venöz pleksusa boşalmadan önce
direkt olarak kan akımını düzenlerler. Tırnak yatağı, parmak uçları ve ayak
parmakları glomera ile damarlandırılır (glomus:tekil).
Merkezi Kanal: Arteriyel sistemden kan akışı ya metarteriyollerle (prekapiller sfinkter
ile) ya da terminal arteriyollerle kontrol edilir. Merkezi kanalın proksimal (arteriyel)
kısmını metarteriyoller oluştururken; distal kısmı (venöz kısmı) prekapiller sfinkteri
olmadığı için thoroughfare kanal adını alan bölümce oluşturulur. Thoroughfare
kanallar kanı venöz sistemin küçük venüllerine boşaltırlar. Prekapiller sfinkterler
kasıldığında kan, kapiller yatağa uğramadan merkezi kanallardan akar ve direkt
olarak venüllere girer.
KAPİLLERLERİN HİSTOFİZYOLOJİSİ
Kapiller endotel hücreleri, küçük porlar (9-11 nm çapında) ve büyük porlar
(50-70 nm) olmak üzere 2 farklı por sistemi içerebilirler. Daha küçük porların endotel
hücre bağlantılarının kesintileri olduğuna inanılır. Büyük porlar ise pencere ve taşıyıcı
veziküller olarak bilinir. Oksijen, karbondioksit ve glukoz hücre zarından diffüze
olabilir veya hücre zarından taşınabilir ardından sitoplazmada diffuze olur ve sonuçta
adluminal hücre zarından ekstravasküler boşluğa geçer. Su ve hidrofilik moleküller
(1.5 nm ) hücrelerarası bağlantılardan kolayca diffuze olurlar.
11 nm çapından büyük suda çözünür maddeler, üst hücre membranından alt
membrana hücre zarına yakın çok sayıda pinositotik vezikülle taşınırlar. Bu süreç
materyel tüm hücreyi katettiği için transsitoz olarak adlandırılır. Kesintisiz
kapillerlerde materyel apikal membrandan açık veziküllerle alınırlar ardından
sitoplazmayı katederek
bazal membran ile kaynaşır ve içeriğini ekstravasküler
28
boşluğa bırakır. Endotel hücrelerinde m2 de 1 000 pinositotik vezikül olduğundan,
bu çok etkili bir süreçtir.
Lökositler kan dolaşımını terkederek diyapedez ile dokuya geçerler.
İnflamasyonda miktarları artan histamin ve bradikinin gibi vasoaktif maddeler kapiller
permiabiliteyi artırır ve fazla miktarda sıvı ekstravasküler boşluklara geçer ve ödem
oluşur. Kapiller endotel hücreleri tip II kollajen, tip IV kollajen, fibronektin ve laminin
gibi maddeleri de salgılarlar. Endotel hücreleri ayrıca pıhtılaşma, vasküler düz kas
tonusu, lenfosit dolaşımı ve nötrofil hareketi ile ilgili birçok önemli maddeyi de
üretirler. Göç eden lökositlerin hücre zarlarındaki adezyon molekülleri (L-selectin
ve
-integrinler),
inflamasyon
alanlarındaki
kapiller
endotel
hücrelerindeki
reseptörlere tutunurlar. Bağlanmış lökositler inflamasyon sürecindeki fonksiyonlarını
yapacakları bağ dokusuna girerler. Kuvvetli bir vasodilatatör ve trombosit
aggregasyonu inhibitörü olan prostasiklinler de kapillerlerden salınır.
Kapiller endotel hücreleri vasokonstriktör bir madde olan ve damar düz
kaslarına tutunan endotelin I’i sentezlerler. Bu madde hipertansif bir ajan olarak
hareket ederek düz kasları uzun süre kasılı tutar ve kan basıncını yükseltir. Endotelin
I, Angiotensin II’den daha etkili bir madde olmasına karşın geniş etkilerinin nasıl
olduğu hala tam anlaşılamamıştır. Bu fonksiyonlarına ek olarak kapillerler, seratonin,
bradikinin,
prostaglandinler,
norepinefrin
ve
trombinlerin
inaktif
bileşiklere
dönüştürülmesini de sağlarlar. Yağ dokusunda kapiller endotel hücrelerinin lüminal
yüzeyindeki enzimler, adipositlerde depolanması için lipoproteinleri trigliseridler ve
yağ asitlerine parçalarlar.
VENLER (Kapasitans Damarları)
Ven ve venüller, homolog arter ve arteriyollerinden daha ince duvarlı, daha geniş
lümen ve çaplıdır. Venler, arterlerden çoktur. Total kan hacminin %70’i venöz
damarlardadır. Duvarları ince ve esneklikleri arterlere göre az olduğundan kesitlerde
venler genellikle büzülür, lümeni düzensiz izlenir. Aynı ebattaki, hatta aynı vende bile
venlerin yapısı unifom değildir. Duvarlarında 3 tabaka vardır. Muskuler ve elastik
tabakalar iyi gelişmemiş olmasına karşın bağ doku bileşenleri arterlere göre daha
belirgindir. Bazı vücut alanları (örn.retina, meninksler, plasenta ve penis) kendilerini
basınçtan koruyan venleri bulundururlar. Venler, duvarlarında az miktarda düz kas
bulundurur ya da hiç bulundurmazlar hatta çoğu vende tunika intima ve media
arasındaki sınır da belirgin olarak ayırt edilemez.
29
Venüller ve Küçük Venler: Kapillerden kanı 15-20 m çapındaki postkapiller
venüller alır. Kapillerlere benzer olarak endotel, bazal lamina ve perisitler
bulunmaktadır. Daha geniş çaplı venüllerde (1 mm) perisitler yerini düz kas
hücrelerine bırakır. Önceleri düz kas hücreleri seyrek yerleşimlidir venül çapı arttıkça
giderek birbirlerine yaklaşırlar en geniş venüllerde ve küçük venlerde kesintisiz bir
tabaka oluştururlar. Venül çapı, kapillerden geniştir. Arterden venüle doğru
geçirgenlik giderek artarak venülde maksimuma ulaşır. Bu nedenle lökositler buradan
dolaşımı terketmeyi tercih ederler. Ven çapı artınca permiabilite birdenbire azalır.
Zonula occludensler iyi gelişmemiştir. Bu yüzden endoteli damar geçirgenliğini
üzerine etkili maddelere (histamin) karşı çok duyarlıdır. Enflamatuvar süreçlere, kandoku arasındaki metabolit değişimine katılırlar. Postkapiller venülden sonra muskuler
venül başlar. Duvarında 1-2 tabaka düz kas vardır.
Bazı lenfoid organlarda bulunan venüllerin endotel hücreleri yassı epitel yerine
kübiktir
ve
yüksek
endotelli
venüller
olarak
adlandırılırlar.
Lenfositlerin
tanınmasında ve lüminal yüzeylerindeki tipe özgü reseptörlerin ayrımında işlev
görürler ve lenfoid parankimada
uygun bölgelere spesifik
lenfositlerin göçünü
sağlarlar.
Orta Boy Venler (1-9 mm): Anayolların dışındaki venlerin çoğu bu gruptadır. İntima
incedir, endotel, bazal lamina ve retiküler fibrilleri içerir. Bazen, elastik bir şebeke
endoteli çevreler ancak membrana elastika internanın laminal özelliklerini göstermez.
Tunika media da kollajen fibriller ve fibroblastlar ile birarada bulunan gevşek düz kas
hücreleri
bulunur.Tunika
adventisya
en
geniş
tabakadır
ve
uzunlamasına
düzenlenmiş kollajen demetleri, elastik lifler ve az sayıda düz kas hücresi bulunur. İç
kısımlarında kapakçıklar (valvüla) bulunur. Bu yapılar, lümene yönelmiş olan 2 (1
ya da 3 de olabilir) tunika intima katlantısından oluşur. Kollajen ve elastik liflerle
desteklenirler. Ekstremitelerde çoktur, venöz kanın geri akışını engelleyerek kanı
kalbe iledir.
Büyük Venler: Tunika intima, iyi gelişmiştir. Kalın subendotelyal tabakalarında
fibroblastları ve elastik fibril şebekesini içerir. Tunika media, çoğu büyük vende
bulunmazken bazı büyük venlerde bulunur ve birkaç sıra düz kas tabakası içerir.
Bacakların yüzeyel venlerinde yerçekimini ile oluşan gerilime karşı koymak için iyi
gelişmiş muskuler duvar bulunur.
Tunika
adventisya, en gelişmiş ve
en kalın
tabakadır. Kollajen liflerden
zengindir. Az miktarda elastik lif ve vaso vasorumları içerir. Vena cava inferiorda
30
uzunlamasına düzenlenmiş düz kas hücreleri yer alır. Bu kas lifleri yerçekimine karşıt
akımı sağlar. Pulmoner venler ve vena cava kalbe yaklaşırken duvarlarında kalp kası
hücreleri yer alır. Vaso vasorumlar intimaya kadar uzanır. Adventisya bol sinir liflerini
içerir.
Özel Tip Venler
Kas Tabakası Bulunmayan Venler: Endotel, bağ dokusuna oturur. Maternal
plasenta venleri, duramaterin venöz sinüsleri, piamater venleri, retinal venler
süngerimsi kemik venleri, peniste corpus cavernosum ve spongiosum
Düz Kastan Zengin Venler: Gebelikte uterus venlerinde her 3 tabakada da düz kas
hücreleri bulunur. Umblikal venlerde tunika mediada içte longitidünal dışta sirküler
düz kas hücreleri bulunur.
Kalp Kası İçeren Venler: V.cava inf, superior ve V.pulmonalis
Venöz Kan Sinüsleri: Genişlemiş ven başlangıçlarıdır. Dalak
ve kemik iliğinde
bulunur.
KLİNİK İLİŞKİ
Varikoz venler, genellikle yaşlı insanların bacaklarındaki yüzeyel venlerin anormal
genişlemesidir. Kas tonusunun kaybolması, damar duvarlarının dejenerasyonu ve
kapakçıkların bozulması ile ortaya çıkar. Varikoz venler özefagusun alt ucunda
(özefagal varisler) ve anal kanal altında da (hemoroid) ortaya çıkabilir.
KALP
Kalp, kanı dolaşım sistemine ritmik kasılımlarla pompalayan kas kitlesinden
oluşmuş bir organdır. Kalp, kanı alan 2 atrium ve kanı kalpten boşaltan 2 ventrikül
olmak üzere 4 odacıklıdır. Superior ve inferior vena cava, sistemik kanı sağ atriuma
getirir. Kan buradan sağ atrioventriküler kapakçığı (triküspit valf) geçerek sağ
ventriküle gelir. Ventriküller kasıldığında sağ ventriküldeki kan, daha sonra sağ ve
sol pulmoner artere dallanacak pulmoner trunka pompalanır. Buradan oksijeni az
olan kan gaz değişimi için akciğerlere gider. Akciğerde temizlenmiş kan pulmoner
venlerle sol atriuma gelir. Buradan sol atrioventriküler kapağı (biküspid=mitral kapak)
geçerek sol ventriküle geçer. Ventriküller kasıldığında kan aorta aktarılarak vücuda
dağıtılır.
Atrioventriküler kapaklar, kanın atriumlara geri kaçışını engellerken
truncus pulmoniste ve aortada bulunan semilunar kapaklar, bu damarlardaki kanın
kalbe kaçışını engeller.
31
KALP DUVARININ TABAKALARI
1- Endokardiyum ......................................T.intima
2- Miyokardiyum .......................................T.media
3- Epikardiyum ..........................................T.adventisya
Endokardiyum
Endotel: Tek katlı yassı epiteldir ve damar içermez ve kalbe giren ve çıkan
damarların endotelleri ile devamlılık gösterir.
Subendotelyal tabaka: Kollajen ve elastik lifleri, düz kas hücrelerini içeren
gevşek bağ dokusudur.
Subendokardiyal tabaka: En kalın endokardiyum tabakasıdır. Elastik liflerden
zengindir. Düz kas, sinir, damar ve Purkinje demetlerini içerir.
Miyokardium: En kalın tunikadır. Kompleks spiraller şeklinde düzenlenen çizgili kalp
kası
hücrelerinin
oluşturduğu
tabakadır.
Bazı
kalp
kası
hücreleri
tipik
kontraktil hücrelerdir. Bazıları endokrin salgılama yaparken bazıları impuls üretmek
ve iletmek için özelleşmiş hücrelerdir. Atriumda ince, sol ventrikülde en kalındır. Kalp
kası düzenlenimi çok farklılık gösterir. Ventriküllerdeki miyokard erginde kompakt
iken embriyoda süngerimsi ağ yapısı oluşturur. Ventrikül boşluğunun duvarında bir
çok embriyonik kas fibrilleri endokardiumla örtülü olarak bulunurlar. Bunlara
trabecula carnea adı verilir. En içteki kalp kasları kalbin fibröz iskeletine
tutunmaktadır.
Kalp hızı, epicard altında
vena cava superiorun sağ atriuma açılma yerinde
yerleşik sinoatrial düğüm (Keith-Flack=pacemaker) ile kontrol edilir. Bu özelleşmiş
nodal kalp kası hücreleri kendiliğinden dakikada 70 kez depolarize olur ve oluşan
impuls triküspid kapağın hemen yukarısındaki sağ atriumun orta duvarında,
subendokardiumda yerleşik olan atrioventriküler düğüme (Tawara Düğümü) doğru
yayılır. Atrioventriküler nodun modifiye kalp kası hücreleri sinoatrial noddan aldıkları
impulsları atrioventiküler hüzme (His Hüzmesi) (Purkinje Lifleri) yoluyla atriumların
miyokardiumuna iletirler. Atrioventriküler hüzmenin fibrilleri, interventriküler septumu
geçerek kalp kası hücrelerine ulaşarak ritmik kasılmayı sağlarlar. Atrioventriküler
demet, subendokardium bağ dokusunda büyük modifiye kalp kası hücreleri olan
Purkinje fibrillerini oluşturarak yol alırlar. Purkinje lifleri impulsları kalbin apeksindeki
kalp kası hücrelerine aktarır. Bu özelleşmiş kalp kası hücreleri daha az miyofibril
32
içerir ve miyofibriller genellikle periferde yerleşimlidir. Kalbin impuls iletici sistemi,
atriumlarla ventriküllerin uyumlu çalışmasını düzenleyen özelleşmiş kalp kası
hücreleridir.
Otonomik sinir sistemi, kalp vurumunu başlatmaz. Kalp, OSS’den hem
sempatik hem de parasempatik lifler alır. Sempatik lifler kalp ritmini hızlandırırken,
parasempatikler yavaşlatır. Kalbin tabanında geniş bir pleksus yaparlar.
Özellikle atrial duvarda ve atrioventriküler septumda yerleşik özelleşmiş kalp
kası
hücreleri,
atriopeptin,
atrial
natriüretik
polipeptit,
cardiodilatin
ve
cardionatrin gibi küçük peptidleri yakınlarındaki kapillerlere salgılarlar. Bu
hormonlar, sıvı ve elektrolit dengesini korunmasına yardımcı olurlar ve kan basıncını
düşürürler.
Epikardiyum: Kalbi saran visseral pericard tabakasıdır. Tek katlı yassı
mezotelyum
altında
gevşek
bağ
dokusu
yapısında
lamina
propria
ve
subepikardiumdan oluşur. Subepikardiyal tabakanın gevşek bağ dokusunda koroner
damarlar, sinirler ve ganglionlar bulunur. Aynı zamanda kalbin yüzeyinde yağın
depolandığı alandır. Kalbe giren ve çıkan damarların köklerinde visseral perikard,
paryetal perikardın seröz tabakası ile devam eder. Paryetel perikard ile visseral
perikard arasında perikardiyal kavite bulunur. Perikardiyal kavitedeki infeksiyon,
perikardit olarak adlandırılır. Visseral ve paryetel pericard birbirine yapışırsa ve
aralarındaki mesafe daralırsa kalp hareketleri zorlaşır.
KALP KAPAKLARI
Atrioventriküler Kapaklar (Valvula tricuspidalis ve bicuspidalis): Endokardium
kıvrımı şeklinde geliştiklerinden dıştan çepeçevre endotel ile örtülü elastik ve kollajen
liflerden zengin sıkı bağ dokusu yapısındadır. Kollajen lifler annuli fibrosi ve chorda
tendinea dokusu ile devam eder. Sıkı sıkıya kalp iskeletine bağlıdır. Kapaklar
ventrikülün m.papillareslerine chorda tendinea denen fibröz kordonlarla bağlıdır.
Kapakların ters dönmesi engellenir.
Semilunar Kapaklar (Valvula aorta ve arteriopulmonalis): Atrioventriküler
kapaklara benzer ancak daha incedir.
33
KALP İSKELETİ
Kalp yapılarını destekleyen, kalp kası ve kalp kapaklarının bağlandığı fibröz
sıkı bağ dokusu yapısıdır. Yaşlılarda kalp iskeleti kireçlenebilir, hatta bazen
kemikleşebilir. 3 bölümden oluşur.
Septum membranaceum: İnterventriküler septumun üst fibröz kısmıdır. Kollajen
lifler paralel düzenlenmiştir..
Trigonum fibrosum: Anulusların arasını, Os.atrioventiculare sinistrum ile aorta
arasındaki aralığın sol köşesini dolduran üçgen biçimli bölümdür. Kondroid doku
adaları bulunur.
Annuli fibrosi: Aort, pulmoner arter ve atrioventriküler kanal çevresinde bulunur.
Kondroid doku adaları bulunur.
LENFATİK VASKÜLER SİSTEM
Lenfatik vasküler sistem, fazla ekstraselüler sıvının (lenf) interstisyal doku
boşluklarından lenfatik kapillere aktarılarak tekrar dolaşıma katılmasını sağlayan
damarlardan oluşur. Lenfatik damarlar merkezi sinir sistem ile orbita, iç kulak,
epidermis, kıkırdak ve kemik
dışındaki tüm organlarda bulunur. Kardiyovasküler
sistemden farklı olarak açık bir sistemdir. Lenf dolaşım sistemi ise dokularda ucu
kapalı tübüllerle (lenfatik kapiller) başlar, birleşerek farklı çaplarda lenf damarları
oluşur. En büyükleri, 2 büyük lenfatik kanaldan birine drene olurlar. Bu kanallar kalbe
yakın
bölgede
internal
jugular
ve
subclavian
venlerin
birleşme
yerinde
kardiyovasküler sistemin venöz kısmına açılırlar.
Lenfatik damarların yolları boyunca aralıklı olarak lenf nodları bulunur. Lenf,
bu nodlardan geçerken süzülür. Afferent lenfatik damarlarla gelen lenf, lenf nodlarının
endotelle ve bol makrofajla döşeli labirent kanallarında ilerlerken süzülür ve
partiküllerden arındırılır.
Lenfatik Kapillerler ve Damarlar: Kör uçlu, ince duvarlı lenf kapillerleri, kesintili
bazal lamina üzerine yerleşik tek tabakalı yassı endotel hücre tabakasından oluşur.
Endotel hücreleri, birbiri üzerine uzanırlar ve interselüler yarıklar içerirler. Pencere
içermezler ama birbirleri ile sıkı bağlantılar da kurmazlar. Lenfatik anchoring
filaman bantları (5-10 nm) bazal hücre membranı üzerinde sonlanırlar. Filamanların
bu ince damarların lüminal devamlılığını sağladığına inanılır.
34
Küçük ve orta boy lenfatik damarlar kapaklarıyla tanınırlar. Büyük lenfatik
damarlar, küçük venlere benzerler ancak lümenleri daha geniş duvarları ise daha
incedir. Endotel altında ince elastik fibril tabakası ve ince düz kas tabakası bulunur.
En dışta da tunika adventisyaya benzer olarak bağ dokusu bulunur.
Lenfatik Duktuslar: Lenfatik vasküler sistemin son 2 toplayıcı damarları olan lenfatik
duktuslar, yapı olarak büyük venlere benzerler. Kısa sağ lenfatik kanal, içeriğini sağ
internal jugular ve subclavian venlerin birleşme yerinde kardiyovasküler sistemin
venöz kısmına aktarır. Daha büyük olan ductus thoracius ise abdomende cisterna
chyli olarak başlar ve toraks ve boyun içinde yükselerek içeriğini sol internal jugular
ve subclavian venlerin birleşme yerinde kardiyovasküler sistemin venöz kısmına
aktarır. Sağ lenfatik kanal, lenfi vücudun sağ üst çeyreğinden toplarken, geri kalan
alanlardan lenfi, ductus torasicus toplar.
Lenfatik duktusların tunica intimasını endotel ve birkaç tabaka elastik ve
kollajen lifler oluşturur. Tunika mediasına bakan yüzünde membrana elastika
internayı andıran elastik lif kümeleri bulunur. Mediada hem uzunlamasına ve sirküler
seyreden düz kas tabakaları vardır. Tunika adventisyaları, çevreleyici bağ dokusu ile
devamlılık gösteren uzunlamasına düzenlenmiş düz kas ve kollajen liflerini içerir.
Ductus torasicus duvarında arterlerdeki vaso vasorumlara benzeyen küçük damarlar
bulunur.
KLİNİK İLİŞKİ
Malign tümör hücreleri (özellikle karsinomlar) tüm vücuda lenfatik damarlarla
dağılır. Malign hücreler lenf nodlarına ulaştığında yavaşlarlar ve çoğalırlar. Hatta
sekonder bir alanda metastaz yapmak üzere nodu terkederler. Kanserajenöz yapının
cerrahi olarak çıkarılmasında lenf nodları da incelenir ve lenf damarları yolu
üstündeki genişlemiş lenf nodları da ikincil olarak tümör oluşumunu engellemek için
çıkarılır.
Download