PER proteini

advertisement
Gen ve Davranış
4.10.2013
Konu başlıkları
•
•
•
•
•
•
Gen, Genetik Analiz, Davranışa aktarılması
Genin Doğası
Genler Kromozomlarda yerleşmişlerdir
Genotip ve Fenotip arasındaki İlişki
Genler Evolüsyonda korunmuşlardır
Hayvan Modellerinde davranış üzerine Genlerin rolünün
çalışılması
• İnsan Davranışının Genetik çalışmaları ve anormaliteleri
• Psikiyatrik bozukluklar ve Multigenik özelliğin anlaşılmasındaki
sorunlar
Gen, Genetik Analiz ve Davranışa aktarılabilirliği
(geçişliliği)
• Nörolojik ve psikiyatrik birçok hastalık belli genetik yapıya
sahiptir.
• Hasta yakınlarında toplumdaki bireylere göre hastalığın
ortaya çıkma frekansı daha fazladır.
• Popülasyonda genetik faktörlerin sorumlu olduğu bu durum
aktarım (geçişlilik) olarak adlandırılmaktadır.
• genetik faktörlerin ne düzeyde sorumlu olduğu İlk defa
1883’de Francis Galton tarafından ikiz çalışmalarına
dayandırılmaktadır.
• Fertilize olmuş tek bir yumurtanın ikiye bölünmesiyle
monozigotik ikizler oluşur, bu ikizler bütün genlerini tamamen
paylaşmaktadırlar.
Aktarımı göstermesi açısından Psikiyatrik hastalıkların
Ailesel riski
• Oysa dizigotik yani çift yumurta ikizlerinde iki farklı yumurta
fertilize olmuş olup, genetik bilginin ortalama yarısını taşırlar.
• Yıllarca yapılan karşılaştırmalarda, identik ikizlerin (monozigotik)
nörolojik ve psikiyatrik özellikleri çift yumurta ikizlerine göre çok
daha aynı olma eğiliminde olduğu, böylece bu özelliklerin
aktarılabilir olduklarını kanıtlanmaktadır.
• İkiz çalışma modellerinin devamında Thomas Bouchard ve ark.
Minnesota ikiz çalışmasında identik ikizlerin yaşamlarının
erken evrelerinde ayrı tutulup farklı ev ortamlarında
yetiştirilmelerini incelediler.
• Çevresel farklılıklara rağmen, ikizlerin aynı psikiyatrik
hastalıklara eğilimleri olduğu,çevreyle ilişki kurmalarında da
aynı kişisel özellikleri paylaştıkları bulundu.
• İnsan hastalıklarının ve davranışsal karakterlerinin geçişinin
%100’den daha az anlamlılığı olup, çevrenin hastalığın
edinilmesinde veya taşıyıcılığında önemli bir faktör olduğu
gösterilmiştir.
• İdentik ikizlerin ve diğer akrabalarıyla yapılan çalışmalar, insan
davranışının genetik geçişli bir yapıya sahip olduğu iddiasını
desteklemesine rağmen,
• Bu durum, hangi genlerin önemli olduğu yalnız başına
davranış üzerine spesifik genlerin nasıl etkisi olabileceğini
açıklamaz.
Genin Yapısı
• DNA: bir nesilden diğer nesile geçen kalıtsal
materyaldir.
• DNA replikasyonuyla herbir genin tam
kopyası yavru hücrelere aktarılır.
• Gen: Fonksiyonal bir proteini kodlayan DNA
parçası
DNA’nın Yapısı
• 1953 yılında Watson ve Crick
tarafından aydınlatılmıştır.
• Ökaryotlarda çift heliks
yapısındaki DNA histon proteinleri
ve az miktarda RNA ve histon
olmayan proteinlerden meydana
gelmiştir.
• Baz (pürin ve pirimidin), şeker
(dezoksiriboz) ve fosfattan oluşan
Monodezoksinükleotidlerin
birbirlerine 3’—5’ fosfodiester
bağı ile bağlanmalarıyla DNA
sarmalını oluştururlar.
• DNA’nın yapısında adenin, guanin,
timin ve sitozin bazları ile baz ve
şekerden oluşan omurga
yapısından oluşmaktadır.
DNA’nın yapısı
• DNA’nın üç boyutlu yapısında çift heliksin ortak bir
eksen etrafında birbirine antiparalel sarılmasıyla
meydana gelir.
• Bir zincirin 5’ ucu diğer zincirin 3’ ucu ile eşleşmiştir.
• Zincirin iç kısmında bazlar arasında hidrojen bağları
vardır.
• DNA ısıtıldığı zaman hidrojen bağları açılır. Bu olay
denatürasyondur.
• Heliks yapısının açıldığı sıcaklığa Tm erime derecesi
denir.
• DNA çift sarmalında şeker
ve fosfat kısımları omurgayı
oluşturmaktadır.
• DNA yapısında A, B ve Z
DNA olmak üzere üç değişik
yapıda DNA bulunur.
• Kromozomal DNA B
yapısındadır, sağa doğru
ilerleyen heliks yapısında
heliksin 3600 dönüş
mesafesinde 10,4 nükleotid
bulunur.
Replikasyon
• DNA çift heliksi oluşturan zincirler birbirlerinden
ayrıldıklarında herbir zincir yeni zincir için kalıp görevi
görür.
• Yeni zincirler kalıp zincirin tamamlayıcısı
(komplementer) olarak sentezlendiği için bu işlem
semikonservatif replikasyon adını alır.
• Kromozomal DNA molekülü hücre döngüsü ile birlikte
replike olduğundan herhangi bir nedenle DNA
replikasyonu durursa hücre bölünmesi de durur.
• DNA sentezi hücre döngüsünün S fazında meydana
gelir.
•
During the process of DNA replication, the parental
DNA unwinds and since nucleotides have exclusive
partners, each DNA can act as its own template for
replication. The two new DNA molecules each
consist of one parental strand and one newly made
strand. This is known as semiconservative DNA
replication.
• Tek nöral devrenin fonksiyonu ve gelişimi için birçok
yapısal ve düzenleyici protein gereklidir.
• Basit hayvanlarda tek bir gen spesifik nöral
devredeki sinir hücrelerinin fonksiyonunu etkileyen
bir proteini kodlayarak bir davranışı kontrol edebilir.
• Kompleks hayvanlarda, bu devre daha kompleks ve
davranışlarda genellikle birçok genin etkileşimi ile
şekillenir.
• Davranışlardaki ince farklar sadece gen
ürünlerinin varlığı veya yokluğu değil
• aynı zamanda gen ürününün ne kadar
eksprese olacağı ve ürünün ne kadarının
katkıda bulunacağı da büyük önem
taşımaktadır.
Transkripsiyon-translasyon
• DNA yapısındaki genetik bilgi; öncelikle lineer
mRNA’ya (transkripsiyon) daha sonra 20 farklı
aminoasitten oluşan lineer polipeptid (translasyon)
(protein) dizisi haline çevrilir.
• DNA yapısında geni kodlayan bölgede protein
yapısına kodlanmayan (intron) ve kodlanan
bölgeleri (ekson) içermektedir.
• mRNA’dan polipeptid zincirine çevrimde intronların
kesilip çıkartılması (splicing) ve eksonların
birleştirilmesi işlemi yapılır.
• Nöronlarda eksprese olan genler nöral
devrelerin regülasyonunda,
• korunmasında
ve gelişiminde önemi olan proteinleri kodlar.
Gen yapısı ve ekspresyon
• Bazı fonksiyonel RNA’lar proteini kodlamaz.
• Bu sınıfta:
• rRNA, tRNA (mRNA’nın polipeptide çevriminde
görevlidir),
• snRNA (mRNA kırpılmasında görev yapar),
• miRNA mRNA’nın 3’ UTR (miRNA responsive
elements) bölgelerine bağlanarak mRNA’yı
parçalamak veya translasyonu bloke etmek suretiyle
gen ekpresyonunu düzenledikleri bilinmektedir.
• Genin yapısında doğru zaman ve doğru
hücrede tam ve doğru şekilde RNA
ekspresyonundan sorumlu promoter ve
enhancer bölgeleri bulunmaktadır.
• Beyin vücuttaki organlara göre çok sayıda gen
eksprese etmektedir,
• Bununda sebebi beyinde nöron
populasyonunun farklılığından
kaynaklanmaktadır.
Genetik bilgi kromozomlarda saklanmaktadır
• İnsanda yaklaşık olarak 25000 gen bulunmaktadır, 46
kromozomun 22 çiftini otozomlar, 2kromozom cinsiyet
kromozomları(kadında:XX, erkekde: XY) şeklinde bulunur.
• Genin büyüklüğü 1 ile 200,000 kilo baz arasındadır.
• Ekzon: Gendeki proteini kodlayan bölge
• İntron: proteini kodlayan bölgeler içindeki kodlama
yapmayan DNA parçasıdır.
• Lokus: Genin spesifik bir kromozum üzerindeki lokasyonu,
yani yerleşim yeridir.
• Allel: Kromozom üzerindeki her bir genin kopyasıdır.
• Homozigot: O lokustaki her iki allel ayni ise homozigot,
• Hererozigot: O lokustaki her bir allel farklı ise heterozigot
terimi kullanılmaktadır.
• Cinsiyetle ilişkili kalıtım ilk defa sirke sineklerinde
(Drosophila melanogaster) Thomas Hunt Morgan
tarafından 1910’da keşfedilmiştir.
• Bu X’le ilişkili kalıtım paterni tek X kromozomu ile
ilgili olup insan genetik çalışmalarında yüksek
derecede anlamlılık göstermektedir.
• Bazı X-bağlı genetik hastalıklar yaygın olarak sadece
erkeklerde gözlenebilir
• fakat genetik olarak anneden oğula genetik olarak
geçebilmektedir.
• Farklı tip organizmalar bu kromozomların bir veya iki
kopyasını taşırlar.
• Tek organizmalı hücreler haploiddir, tek kopya,
• Çok hücreli organizmalar diploid olanlar ise çift
kopya kromozom taşırlar.
• Mitokondrilerde ve bitkilerden kloroplastlarda kendi
DNA’nın olmasından dolayı Mendel genetiğinden tamamen
farklı olarak sadece anneden geçişli olarak, yani sedece
kalıtımsal özelliği ovumdan geçen mitokondriyal kalıtım
bulunmaktadır.
• Mitokondriyal kalıtımdaki ortaya çıkan mutasyonlarla; bazı
nöromuskuler hastalıklar, mental retardasyon, sağırlık, kalp
hastalıkları, diyabet ve özellikle kas yapısında zayıflıklarla
enerji (ATP) yetersizliğinden kaynaklanan çoklu organlarda
sorunlara yoaçabilmektedir.
Genotip ve fenotip arasındaki ilişki
• Her birey herbir genin iki kopyasına sahip olmasından dolayı
organizmanın genotipi ve fenotipi ayırt etmek önem
taşımaktadır.
• Bireyde otozomal genin iki kopyasından herbiri allel şeklinde
isimlendirilir.
• Eğer iki allel birbirinin aynı identikse lokus homozigot,
mutasyonlardan dolayı alleller farklılık gösterdiğinde bu
lokus heterozigot şeklinde adlandırılır.
• Genotip ve fenotip arasındaki farklılığını bireyin aynı genin
wild (yabani) ve mutant allelelere sahip olmasıyla
açıklayabiliriz.
• Farklı genotipteki iki organizma aynı fenotipe sahip olabilir.
• Organizma o gene ait iki alleli mutant olarak taşıyorsa fenotipi
farklı olacaktır,
• Yaşam boyunca bir hayvanın fenotipi değişebilir,
• Fakat genotipi aynı kalır.
• Dominant: Eğer mutant fenotip sadece mutant allelden
kaynaklanıyorsa buna dominant karakter (heterozigot)
• Resesif: Eğer mutant fenotip ancak iki mutant allel sonucu
ortaya çıkabiliyorsa buna resesif denir (homozigot).
Genler Evrim süreci boyunca korunmuşlardır
• İnsan ve şempanze ciddi anlamda biyoloji ve
davranışları birbirlerinden farklıdır,
• Fakat protein-kodlayan proteinleri %99 oranında
ortaktır.
• İnsandaki 25,000 gen fare gibi diğer memelilerde de
mevcuttur.
• İnsanın çok eski antik çağdan kalan genlerinin keşfi
sürpriz olarak diğer hayvanlarla ortak olduğunu
göstermiştir.
• Genlerin evolüsyonda korunmasıyla insanda
yapılması mümkün olmayan çalışmaların hayvanlarda
uygulanabileceğini göstermiştir.
• Örneğin, bir farenin bir geninin kodladığı aminoasit
dizisi insan genine benzer ve genelde ortolog insan
genine benzer fonksiyonu vardır.
• İnsan geninin yaklaşık ½ si diğer organizmalardaki
ortolog genlerden çıkartılarak gösterilmiştir.
• İnsanda birçok transmembran reseptörü ve
DNA’ya bağlanan protein diğer omurgalı ve
omurgasız spesifik ortolog genlerle ilişkili
olduğu bulunmuştur.
Kutu 3-1
Mutasyon: Genetik farklılığın kaynağı
• DNA replikasyonu yüksek verimlilikle gerçekleştirilmesine
rağmen mutasyon şeklinde adlandırılan kendiliğinden
meydana gelen hatalar meydana gelir.
• Mutasyonlar replikasyon sırasında, ve mayoz bölünme
sırasında meydana gelen rekombinasyonlarda oluşan hatalar
purin ve pirimidin bazlarında hasarlardan kaynaklanır.
• Bu mutasyonlar genetik polimorfizmlerin oluşmasına neden
olur.
• Kendiliğinden oluşan mutasyonların oranı düşük olup
ölçülebilir, genetik hastalıklara önemli ölçüde katkısı vardır.
• Fakat organizma deneysel genetik çalışmalar sırasında
kimyasal mutajen veya iyonize edici radyasyona maruz
kaldığında mutasyonların frekansı büyük ölçüde artmaktadır.
• Kimyasal mutajenler tek bir DNA baz çiftinde değişiklikleri
içine alan nokta mutasyonları veya birkaç baz çiftinde
delesyon oluşturabilmektedir.
• Fakat iyonize edici radyasyon büyük insersiyon, delesyon
veya translokasyon oluşumunu indükler.
• Bu mutasyonlar gende veya gen ekspresyonunun
yokluğunda kodladığı protein yapısında değişikliklere veya
kısmen azalmasına yolaçar.
• Tek baz çiftinde oluşan fonksiyonel değişiklikler:
• a)missense mutasyon
• b)nonsense mutasyon
• c)çerçeve kayması mutasyonları
• Çoğu tek-gen özellikleri (trait) resesif
olmasına rağmen çok sayıda genin delesyonu
veya duplikasyonuyla dominant özellik
ortaya çıkar.
• 21. kromozomun üç kopya olarak taşındığı
Down sendromunda çok sayıda gen
ekspresyonundan dolayı bu sendromun
kognitif ve fiziksel belirtilerinin ortaya
çıkmasına neden olur.
Hayvan modellerinde Genlerin Davranış üzerine
rolünün çalışılması
• Klasik genetik analizi,
• Kimyasal veya ışıma ile mutagenez uygulanarak
rastgele mutasyonlar oluşması sağlanır, bu şekilde
davranış üzerine etkili olan kalıtılan değişiklikler
incelenir.
• Reverse genetikte ise, değişmesi hedeflenen spesifik
bir gen için genetik olarak modifiye olmuş hayvan
üretilir.
Sinek, Fare ve İnsanda Transkripsiyonel bir osilatör
tarafından Sirkadyen ritmin oluşturulması
• Davranış üzerine genlerin etkisini inceleyen ilk
geniş kapsamlı çalışma 1970’lerde Seymour
Benzer ve ark. tarafından yapıldı.
• Random mutagenez ve klasik genetik analiz
teknikleriyle Drosophila’da sirkadyen (günlük)
ritim, kur yapma davranışı, hareket, görme
algısı ve hafıza üzerine öğrenilmiş ve doğuştan
gelen hareketlerin nasıl etkilendiğini
araştırdılar.
• Bir hayvanın sirkadyen ritmi güneşin doğuşu ve
batışına bağlıdır.
• Dolayısıyla sirkadyen regülasyonun çekirdeği içten
gelen biyolojik saat 24 saatlik bir siklüste gidip
gelmektedir.
• Saat tekrar ayarlanabilir, bu şekilde gündüz-gece
siklüsünde seyahat eden kişilerden bildiğimiz jet lag
olayındaki gibi iç osilatörde kaymaya uyumla
sonuçlanır.
• Benzer grubun binlerce mutant sirke sineğinde yaptıkları
araştırmada per şeklinde isimlendirilen periyot
mutasyonlarının sineğin iç saatinde meydana gelen bütün
sirkadyen davranışları etkilediğini buldular,
• Per mutasyonlarının birkaç yolla sirkadyen saati
değiştirebildiğini,
• Aritmik per mutant sineklerde per geninin bütün
fonksiyonunun eksildiği herhangi bir davranışta ayırt edilebilir
intrinsik bir ritim gözlenmediği ,
• Per mutasyonu genin bazı fonksiyonlarında anormal ritim
oluşmasını sağladı.
• Uzun-gün alleli 28 saatlik davranış siklüsü, kısa gün
alleli ise 19 saatlik siklüs oluşmasına neden olmaktadır.
• Per saatin temel bir parçası değil onun aktivitesi saatin
çalışma hızını değiştirebilmekte yani gerçekte bir
zaman tutucu, kronometre özelliğindedir.
• Protein ürün olan PER diğer genlerin ekspresyonlarını
etkilediği bir transkripsiyonel regülatördür.
• gün boyunca PER düzeyi regüle edilir.
• Gün seyrinin üzerinde PER mRNA’sı proteini birikir, gün
batımından sonra gece süresince tepe noktaya ulaşır.
Drosophilada tek bir genin sirkadyen ritim davranışlarını
yönetmesi
• Joseph Takahashi 1990’larda benzer çalışmaları
farede gerçekleştirdi.
• Clock mutasyonu homozigot olan fare karanlığa
konulduğunda başlangıçta aşırı derecede uzun
sirkadyen peryot özelliğini ve daha sonra sirkadyen
ritimliliğin tamamen kaybolduğunu gördüler.
• Clock geni sirkadyen peryodun uzunluğu ve
duyu girişinin yokluğunda ritimliliğin
devamlılığını düzenlediğini buldular.
• Fare CLOCK ve sinek PER proteinleri PAS
domeni şeklinde adlandırılan karakteristik bir
transkripsiyonel düzenleyicilerin alt kümelerini
paylaşmaktadırlar.
• Hem sinek hem de fare sirkadyen ritimlerini
kontrol eden her iki clock ve per genlerine
sahiptirler.
• Hem sinekde hem de farede CLOCK proteini
transkripsiyonel bir aktivatördür.
• PER proteini per ekspresyonunu stimüle etmek üzere
CLOCK’un varlığını represe eder, baskılar.
• Bu şekilde PER proteini birikir, per transkripsiyonu
gerçekleşmez.
• 24 saatlik siklüsün meydana gelmesi PER proteini
birikim ve aktivasyonuyla PER instabilitesi, PER
fosforilasyonu sonucunda per transkripsiyonundan
sonrasındaki saatlerde siklusla ilişkili proteinlerle
interaksiyonunda gecikme meydana gelir.
• 1- sirkadyen ritim genlerinin transkripsiyonu 24
saatta farlılık gösterir: geceleri PER aktivitesi
yüksektir, CLOCK aktivitesi gündüz aktiftir.
• 2-transkripsiyon faktörleri sirkadyen ritim
genleridir, herbiri mRNA düzeyini osilasyonlar
oluşturarak etkiler,
• 3-sirkadyen ritim genleri aynı zamanda birçok akış
aşağı cevapların transkripsiyonunu da kontrol eder,
• Nöropeptid pdf geni lokomotor aktivite düzeylerini
kontrol eder.
• 4- Bu genlerin osilasyonu (dalgalanma, salınım)
ışıkla resetlenir.
Sinek ve Arılarda bir Protein Kinazdaki varyasyonla
aktivitenin düzenlenmesi
• Sirkadyen ritimle ilgili genetik çalışmalarla ilgili
biyolojik prosesle ilişkili genler random
mutagenez teniği kullanılarak
tanımlanabilmektedir.
• Asıl önemli sorun normal bireylerde yapılan
genetik değişikliklerle farklı davranışların
ortaya çıkmasıdır.
• Marla Sokolowski ve arkadaşları Drosophila larvalarında
yaptıkları çalışmalarda, tür içindeki normal bireyler arasında
varyasyonla ilgili ilk gen çalışmalarını tanımlamıştır.
• Drosophila larvalarında lokomasyon ve aktivite açısından
gezginci olan tipleri ve daha oturan stasyoner tipte farklı
davranış modellerine sahip olanlar bulunmaktadır.
• Sokolowski bu iki genetik farklılığı araştırmak için iki yabani
sineği çaprazlamış.
• Bu çalışmada, for geninin hüresel metabolit olarak cGMP
yolağından protein kinazla aktive olan bir sinyal transdüksiyon
enzimini kodladığı bulunmuştur.
• For geni ayrıca balarılarının davranışına da etkilidir.
• For geni yiyecek arayan aktif balarılarında beyinlerinde yüksek
düzeyde, daha genç ve bakıcı olanlarında daha düşük
düzeylerdedir.
• Genç arılarda cGMP aktivasyonunun vaktinden önce yem
arama devresine onları yönelttiği bulunmuş.
• Bu durum çevresel uyaranla normalde programlanmış veya
arının ilerleyen yaşından dolayı olmaktadır.
• Bu durum farklı türlerde farklı davranışsal stratejilerin ortaya
çıkmasında regülatör genlerin nasıl önemi olduğunu
göstermektedir.
Nöropeptid Reseptörlerle düzenlenen bazı
türlerin Sosyal Davranışları
• Sosyal davranışın basit bir şekli halkalı kurt C. elegans’da
incelenmiştir.
• Bu hayvanlar toprakta yaşar ve bakteriyle beslenirler.
• Farklı wild (yabani)-tipteki türleri beslenme davranışında derin
farlılıklar göstermektedir.
Diğer türler sosyal beslenme paternine sahiptir, yani
düzinelercesi veya yüzlercesinin büyük beslenme gruplarına
katılırlar.
Türler arasındaki bu farklılık genetik olup her iki beslenme
paterninde olduğu gibi stabil şekilde kalıtılabilmektedir.
• Sosyal ve soliter kurtlar arasındaki farklılık nöronlar arasındaki
sinyal iletiminde görevli büyük bir gen ailesinden bir gende tek
bir amino asit yerdeğiştirmesinden sonuçlanmaktadır.
• Bu gen npr-1 bir nöropeptid reseptörünü kodlamakla
görevlidir.
• Nöropeptidlerin nöron networkları arasındaki davranışların
koordine edilmesinde rolleri olduğu bilinmektedir.
• Memeli nöropeptidlerinin beslenme davranışı, uyku, ağrı ve
birçok diğer davranışsal ve fizyolojik işlevlerde rolü olduğu
gösterilmiştir.
• Nöropeptid reseptöründeki bir mutasyon varlığı sosyal
davranışı değiştirmekte,
• bu durumda hem davranışın oluşturulması için ve hem de
bireyler arasındaki çeşitliliklerin oluşturulmasında sinyal
molekülünün türünün önemli olduğunu düşündürmektedir.
• Memelilerde, Oksitosin ve vazopressin nöropeptidleri çiftlerin
bağlanmasında ve yavrulara parental bağlanmada memeli
davranışlarını stimüle etmektedirler.
• Farklı kemirgenlerde vazopressin reseptörlerinin analizi
evolüsyon sırasında gen ve davranışlardaki değişikliklerin
mekanizmasına görüş açısı sağlamıştır.
• Evolüsyonda genetik değişiklikler ventral önbeyinde V1a
vazopressin reseptör ekspresyon paternini değiştirmektedir.
• Bu değişklikler sırasıyla nöral devrenin aktivitesini
değiştirmekte dolayısıyla yemeyle aktive olan vazopressinsekrete eden nöronların fonksiyonu ventral önbeyinin
fonksiyonuyla ilişkilidir.
Kutu 3-2:
Deney hayvanlarında mutasyonların oluşturulması
• Sineklerde Rastlantısal Mutagenez
Meyve sineğinde davranışın genetik analizi sineklerde bireysel
genlerin mutasyon oluşturulmasıyla yapılabilmektedir
Mutasyonlar kimyasal veya insersiyonel mutagenezle
oluşturulabilmektedir.
Kimyasal mutagenez örn etil metansülfonat gen içinde rastgele
nokta mutasyonları oluşturur.
Hareketli DNA dizileri transpozabl eleman olarak
isimlendirilirler, kendilerini rastgele diğer genlerin içine
sokabildiklerinde insersiyonel mutagenez meydana gelir.
Drosophilada başlıca en yaygın transpozabl eleman P
elementleridir.
• P elementleri göz renginde genetik belirteç
taşıyabilecek şekilde modifiye edilebilirler,
• Bundan dolayı genetik çaprazlamalarda kolaylıkla
izlenebilirler, ve
• Eklenmiş oldukları genin ekspresyonunu
değiştirebilirler.
• Kimyasal mutagenez ve transpozabl element
mutagenezi rastlantısal mutagenez stratejileridir,
• Bu şekilde genomda herhangi bir geni etkileyebilirler.
• RNA İnterferansı ile Gen fonksiyonunun değiştirilmesi
• Bu yöntemin avantajı ökaryotik hücrelerde; çoğu çift-iplikli
RNA’lar yıkım amacıyla hedeflenir ve bu çift-zincirli kısım
haraplanır.
• Seçilen mRNA sentetik olarak çift-zincirli hale getirilir,
araştırmacı spesifik genin mRNA’sını azaltmak üzere bu işlemi
aktive eder.
•
RNA interferansı kısa sekuensli RNA ile istenilen RNA ve kısa
RNA dizisi arasındaki birbirini tamamlamasıyla endojen mRNA
ile çift oluşturacak , bu şekilde genin fonksiyonu azaltılabilir.
• Kısa RNA’lar 21 veya 22 baz uzunluğunda olup small interfering
RNA (siRNA) veya small hairpin RNA (shRNA) olarak bilinirler.
• siRNA ve mRNA arasındaki komplementerlik
mükemmel derecede olduğunda genellikle
mRNA molekülü parçalanır.
• Komplementerlik yakın olup istenilen en iyi
durumda olmadığında mRNA’nın translasyonu
durdurulur.
Kutu 3-3 sinek ve farede
transgenez
• Farede yeni fertilize olmuş yumurta nukleusuna
DNA’nın injekte edilmesiyle genler manipule
edilebilir.
• Yeni gen “transgen” injekte edilmiş yumurtaların
bazıları bir kromozomda rastgele bir bölgeye
yerleştirilir.
• Embriyo tek-hücre devresinde olduğu için
yerleştirilen germline da dahil olmak üzere gen
hayvan hücresinin her yerinde replike olur.
Transgenik fare ve sinek oluşturulması
• Şekilde albino bir türden alınan yumurta içine pigment üreten
gen injekte edilerek kürk markır geni kurtarılmış olur.
• Aynı yaklaşım sineklerde de kullanılmaktadır.
• bir transpozabl element yani P elementine DNA injekte
edilerek klonlanmış olur.
• Transgenler wild-tip genlerdir, ki yeni lokasyonlarda diğer
genleri aktive eden mutant veya designer genlerin
fonksiyonlarını kazanmalarını sağlarlar.
İnsan davranışı ve anormaliteleri üzerine genetik
çalışmalar
• İnsan genetiği moleküler biyoloji teknikleri
kullanılarak çalışılabilmektedir;
• jenerasyonlar arasında genetik özelliklerin
iletilmesinde aileleri izler, bireyler arasındaki
değişimi gözlemler.
• İnsanda nörolojik bir hastalık olarak ilk defa keşfedilen ilk
defa 1934 yılında Asborn Folling tarafından tanımlanan
fenilketonuri (PKU) sorumlu gendir.
• Nadir bir hastalıktır, çocuklarda 1/15000’i etkiler ve kognitif
fonksiyonda ciddi bozulma ile sonuçlanır.
• Bu mutasyon resesif olup, heterozigot taşıyıcı bireyler
hastalanmaz.
• Normal fonksiyon heriki kopyası da eksik gen taşınmasıyla
diet proteinlerinden fenilalaninin kanda yüksek
konsantrasyonda birikimiyle toksik metabolitlerin
oluşumuna yolaçar ve nöral fonksiyona engel olur.
• PKU fenotipi (mental retardasyon) genotipin (homozigot PKU)
çevreyle (diet) etkileşime girmesinden kaynaklanmaktadır.
• PKU’nun tedavisi basit ve etkindir.
• Mental retardasyon düşük-protein dietinin uygulanmasıyla
önlenebilmektedir.
• 1960’ların başlarında, US’de yenidoğanlarda PKU testinin
yapılması zorunlu hale getirilmiştir.
İnsanda Nörolojik bozuklukların ayrı genlerin farklı
beyin fonksiyonlarına etkilerini düşündürmesi
• Otizm yaygın olup dil kazanımındaki eksiklikler, sosyal ilişkilerde güçlüklerle
gelişimsel bozuklukların geriye götürdüğü ve stereotype ilgilerde
karakterize edilmektedir.
• Otizmin klinik semptomları yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkmakta ve
gençliklerinde hakim oldukları dil yeteneğini kaybeden çocuklarda sıklıkla
gerileme fazını kapsamaktadır.
• Otistik bireyler arasında anlamlı ölçüde oldukça farklılıklar bulunmaktadır.
• Otizmden etkilenmiş çocuklar genel populasyona göre daha sıklıkla
yetmezlik (seizure) ve kognitif problemleri vardır, bazıları ciddi şekilde
engellidir.
• Bununla birlikte bazıları normal veya normal üstü zekaya sahiptirler, uygun
tedavi aldıklarında başarılı yaşamları olabilmektedir.
• Şekil 3-1A’da görüldüğü gibi otizm, çok güçlü bir geçiş görülür ki meydana
çıkmasına yolaçan genlerin tanınmasını da arttırmaktadır.
• Williams sendromu genetik olarak basittir, 7q11.23 kromozom bölgesinde
heterozigot bir delesyon neden olmaktadır.
• Bu defektin en basit açıklaması bölgedeki herbir genin iki yerine sadece
bir kopyası taşınmasından dolayıdır.
Aktarımın kanıtını göstermesi açısından
Psikiyatrik hastalıkların Ailesel riski
Otizm ile ilişkili bozuklukların davranışsal özellik
üzerine kompleks genetik temelinin
örneklenmesi
• Otizm yaygın bir hastalıktır, bununla birlikte otizm için çok
daha nadir olan williams sendromunda olduğu gibi tek genetik
lokasyon yoktur.
• Otizm genetik lezyonun tek bir çeşidiyle meydana gelmediği
gibi farklı genetik değişikliklerin bir türünün neden olduğu
ilişkili bozuklukların bir sınıfını oluşturur.
• Bu genetik karmaşıklığı tanıyabilmek otizm ve sosyal iletişimi
ve dili etkileyen sendromlara çıkan yollarla sağlanabilir.
• Klasik otizm semptomları kısmen çok sayıda genetik
bozukluklarla üstüste çakışır.
• Otizm gibi frajil X sendromu çoğunlukla erkek çocuklarını
etkiler, hastalar zayıf sosyal kognisyon, yüksek sosyal
anksiyete ve tekrarlanan davranışlara sahipler.
• Bununla birlikte frajil X sendromu belli fiziksel karakterlerle birlikte uzamış
yüz yapısı ve dışa çıkık kulaklar gibi daha geniş kognitif kusurlarla ilişkilidir.
• Frajil X sendromu genetik olarak X kromozomunda tek bir genin
ekspresyonunun azalmasına neden olan bir mutasyonla ilişkilidir.
• Bu gen nöronlarda mRNA’nın proteine translasyonunu regüle etmektedir,
ki bu işlem sinaptik plastisite ve öğrenme sırasında regüle edilmektedir.
• Frajil X sendromunda erkek öncelikli görülme sebebi erkeklerin tek X
kromozomu taşımaları ile açıklanmakta böylece ilişkili gende mutasyon
olduğunda bütün ekspresyonunu kaybetmektedir.
• Kadınlar iki adet X kromozomuna sahip olduklarından güçlü şekilde
etkilenmedikçe taşıyıcı olabilmektedirler.
• Diğer otizm benzeri sendrom genetik yapısı anlaşılımış olan
Rett sendromudur.
• Rett sendromu X’e bağlı yavaş ilerleyen sinir gelişiminde bir
bozukluktur ve kadınlarda başlıca mental retardasyona neden
olan bir bozukluktur.
• Rett sendromu gelişmekte olan erkek embriyoda letal olduğu
için kadın cinsiyetine sınırlıdır, tek X kromozomunda ortaya
çıkar.
• Huda zoghbi ve ark. bu hastalığın başlıca sebebinin CpG
bağlayan protein 2 (MeCP2) geninin metillenmesindeki bir
mutasyonun olduğunu buldular.
• DNA’da spesifik CpG sekuenslerinin
metilasyonu yakınındaki genlerin
ekspresyonunu değiştirmektedir, ve mRNA
transkripsiyonunu düzenleyen bir prosesin
kısmı olarak MeCP2’nin metillenmiş DNA’ya
bağlandığı düşünülmektedir.
Complex Inheritance and Genetic Imprinting in
Human Genetics
• Mendel kalıtımının anlaşılması her zaman insan genetik
hastalıklarının anlaşılmasında yeterli olmamıştır.
• Örneğin insan gelişimsel bozukluk çalışmalarında, parental
imprinting şeklinde adlandırılan olağandışı bir gen
düzenlenmesinin önemli etkileri gösterilmiştir.
• İnsanda bütün kromozomların iki adet kopyası olmasına
rağmen bazen bu iki kopyadan sadece bir tanesinden mRNA
eksprese edilir, veya ya anneden veya babadan kopya edilir.
• Angelman ve Prader-Willi sendromları parental imprintingin neden olduğu
kompleks geçişli genetik hastalıklara örneklerdir.
• Bu hastalıkları anlamak için, sadece hastalıkla ilişkili DNA lezyonunu bilmek
yetmez ayrıca DNA lezyonunun anneden mi yoksa babadan mı geçtiğini
anlamak da gerekir (şekil 3-15).
• Angelman sendromu kalıtsal bir bozukluk olup ağır mental retardasyon,
epilepsi, konuşma absansı, hiperreaktivite ve uygunsuz gülmeleri içine
almaktadır.
• Sendrom 15q11-q13 kromozom bölgesinde bir kopyada çok sayıda gen
delesyonu ile sonuçlanmaktadır.
• Bu bölgede bazı genler sadece maternal kaynaklı kromozomdan ve farklı bir
set gen sadece paternal yani baba kaynaklı kromozomdan eksprese
edilmektedir.
• Bu yüzden, çocuk normal kromozomu annesinden alır ve delesyonlu
anormal kromozomu babasından alırsa , bu çocuk Angelman sendromu
olmayacaktır.
• Bununla birlikte, babasından normal kromozomu ve anormal kromozomu
annesinden aldığında bu çocuk Angelman sendromu olacaktır.
• Angelman sendromunda, bu kromozom bölgesindeki başlıca
gen UBE3A genini kodladığı bilinmekte ve genin ürünü olan
ubikitin-protein ligaz proteini sadece maternal (anneden)
olarak geçen kromozomdan eksprese edilebiliyor.
• Ubikitin ligaz diğer proteinlerin yapılıp yıkılımını stimule
etmektedir.
• UBE3A’nın önemli bir hedefi de genel beyin plastisitesini
düzenlediği belki de nörotransmiter reseptörlerinin
aktivitesini düzenleyerek gerçekleştiği düşünülmektedir.
Multigenik Özellikler: Birçok Nadir hastalık
veya az sayıda bilinen varyantlar
• Jenerasyonlar arasında gen lokusları arasındaki bağlantının
izlenmesinde genetik haritalama metodları tek-gen özelliğinde
olanlarda etkili bir yöntemdir (kutu 3-4).
• Bununla birlikte genetik hastalıklar insanda, çevrenin genetik
yapıyla birbirlerini karşılıklı etkilemesi ve çoklu-genlerin dahil
olmasından dolayı tek-gen özelliği ile bu geçişlerin takibinde
mümkün olmayabiliyor.
• Diyabet, Koroner arter hastalığı, astım ve şizofreni, otizm ve
depreyon bu gruba girmektedirler.
• Tek-lokus Mendel özelliğinin tersine, multigenik
özellikli olanlar basit geçiş paternine sahip değiller
(otozomal dominant, resesif ve X-bağlantılı).
• Bununla beraber, hastalığın tedavi edilmesinde,
dikkat edilmesi gerekenlerin derinlemesine karmaşık
yapıda kompleks insan özelliklerine hangi genlerin
katkısının olduğunun belirlenmesi ve bu alanda
yoğun çalışmaların yapılmasını gerektirir.
• Kompleks psikiyatrik hastalıkların anlayabilmek için
çeşitli geçiş modellerini ayırt etmek önemlidir.
• Monogenik modele göre, populasyonda birçok gen hastalığa
katkıda bulunmaktadır, fakat herbir gen mutasyonu tek
başına seyrek ama kuvvetli etkiye sahiptir.
• Rett sendromunda MeCP2 mutasyonu ve frajil X
mutasyonlarının herbiri otizmle ilişkili hastalıkları olan
çocukların %1-2’sinden sorumludur.
• Nadir monogenik modelde, diğer 100 mutasyon herbiri kendi
başına seyrek olup otizme neden olabilmektedir.
• Poligenik modelde ise yaygın mutasyonların az sayıda olması
ki, herbiri risk üzerine sadece düşük etkisi vardır,
• Hep birlikte birbirleriyle ilişkide bulunarak hastalığa neden
olurlar.
Kutu 3-4: Genetik Polimorfizm ve Bağlantı
Haritalanması
• İnsanları etkileyen genlerin bulunmasında en yaygın strateji bağlantı
analizidir.
• Bu yöntemin avantajı iki rastlantısal bireyde genomlarında farklı birçok
pozisyonda kendi DNA sekuenslerine sahip olmalarıdır.
• Sekuens varyantlar DNA polimofizmleri olarak adlandırılır, genellikle
fonksiyonel olarak nötraldirler,
• Bu varyantlarda başlıca kesim değişiklikleri tek nükleotid polimofizmleri
olarak isimlendirilirler.
• DNA polimorfizmleri çeşitli metotlarla izlenebilmektedir, genellikle bireyin
DNA’sından spesifik bölgelerin çoğaltılması ve o bölgelerin dizilerinin
incelenmesidir.
• Bağlantı haritalanmasında , ayrışım farklı birçok DNA polimorfizminde aynı
ailede genetik özelliklerle koreledir.
• Bir mutant genle bağlantılı olan bir DNA
göstergesi (markır) neredeyse her zaman
mutant genle birlikte geçiş yapar,
• Halbuki DNA markırı ve mutant gen şans eseri
bağlantılı olmayabilir.
• Örneğin farklı kromozomlarda bağlantılı
olmayan iki lokusun birlikte geçmesi olasılığı
kardeşler arasında (kardeş sayısı=n) 1/22 dir.
• Bu son model bazen “yaygın varyant-yaygın hastalık” hipotezi şeklinde
adlandırılmaktadır.
• Bazı mutasyonlar, Otistik hastalarda Neuroxin ve Neuroglin şeklinde
adlandırılan transmembran sinyal ileti proteinlerini etkiler, bu şekilde
sinapsın dayanıklılığı, gücünü etkiler.
• Bu ve diğer genetik sonuçlar otizmde sinaptik iletide rol alan göze
çarpmayan gizli kalmış değişiklikler olduğunu düşündürmektedir.
• Karmaşık ve ayrıntılı genetik analizler yapılarak otizm için genomda birçok
lokasyonun olmasının riski arttırmış olduğu düşünülmektedir.
• Bu lokasyonlardan bazıları nadir monogenik yüksek-risk varyantlarıdır ve
diğerleri daha yaygın düşük-risk varyantlarıdır.
• Michael Wiglerin grubu otizmin genetik temelini anlamayı araştırırken
dikkate değer bir durumu ortaya çıkarmışlar,
• Mutasyonların otizmle ilişkili bir fraksiyonun gerçekte ailelerden birinden
geçmediği ile ilişkili olduğunu,
• Bunların fertilizasyondan önce sperm veya yumurtada ortaya çıkan yeni
mutasyonların otistik çocukta olduğunu,
• Fertilizasyondan sonra ayrılan İdentik monozigotik ikizlerde her ikisinde
geçişin klasik tanıma uygun özelliklere sahip oldukları görülür.
• Diğer taraftan, mutasyon bir kez ortaya çıktığında etkilenmiş çocuk bu
özelliği kendi çocuğuna geçirebilmektedir, dolayısıyle gerçekten geçişi olan
özelliktedir.
• Bununla birlikte, klasik genetik bağlantı çalışmaları birçok jenerasyonlar
arasında var olan kalıtsal özellikte neredeyse hastalığa neden olan
mutasyonların olduğu varsayımına dayanmaktadır.
• Yeni teknikler örneğin beyin görüntüleme
teknikleri gibi yöntemlerin kullanılması,
spesifik mutasyonların sebep olduğu klinik
sendromlara yolaçan anatomik yerinin
belirlenmesinde kullanılabilmektedir.
Download