TÜRKİYE CUMHURİYETİ
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
GERİ ÇEKME YÖNTEMİ İLE KORUNAN
ÇİFTLERİN CİNSEL FONKSİYONLARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
SAFİYE TEMEL
YÜKSEK LİSANS TEZI
DOĞUM VE KADIN HASTALIKLARI HEMŞİRELİĞİ
ANABİLİM DALI
DANIŞMAN
Yrd. Doç. Dr. Hatice YILDIZ
İSTANBUL-2012
BEYAN
Bu tez çalışmasının kendi çalışmam olduğunu, tezin planlanmasından
yazımına kadar bütün aşamalarda etik dışı davranışımın olmadığını, bu tezdeki bütün
bilgileri akademik ve etik kurallar içinde elde ettiğimi, bu tez çalışmasıyla elde
edilmeyen bütün bilgi ve yorumlara kaynak gösterdiğimi ve bu kaynakları da
kaynaklar listesine aldığımı, yine bu tezin çalışılması ve yazımı sırasında patent ve
telif haklarını ihlal edici bir davranışımın olmadığı beyan ederim.
21.01.2012
Safiye TEMEL
TEŞEKKÜR
Çalışma
süremin
her
aşamasında
çok
büyük
desteğini
gördüğüm
danışmanımSn. Yrd. Doç. Dr. Hatice Yıldız’a,
Çalışma döneminde desteğini gördüğüm Prof. Dr. Egecan Şerefoğlu’na,
Çalışmalarım sırasında beni destekleyen İ.Ü. Çapa Tıp Fakültesi’nden
Bergüzar Güneş’e,
Türk Androloji Derneği çalışanlarına,
Araştırma evrenimi oluşturmamda destek olan Afyonkarahisar İl Sağlık
Müdürlüğü ve 5 no’lu Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan meslektaşlarıma,
Araştırmanın ev ziyaretleri döneminde beni yalnız bırakmayan ve erkek
eşlerle görüşme yapan Afyon Sağlık Yüksekokulu’ndaki öğrencilerime,
Her zaman desteği ile yanımda olan aileme ve çalışma arkadaşlarıma özverili
ve değerli katkılarından dolayı teşekkür ederim.
iii
İÇİNDEKİLER
Sayfa No
1.ÖZET
1
2. SUMMARY
2
3. GİRİŞ VE AMAÇ
3
4. GENEL BİLGİLER
9
4.1. AİLE PLANLAMASI
9
4.1.1. Tanımı ve Önemi
9
4.1.2. Aile Planlamasının Tarihçesi
10
4.1.3. Aile Planlamasının Yararları
13
4.2. CİNSELLİK KAVRAMI
16
4.2.1. Cinselliğin Tarihçesi
16
4.2.2. Cinsel Eylem Fizyolojisi
17
4.2.3. Cinsel İşlev Bozuklukları
20
4.3. AİLE PLANLAMASI VE CİNSELLİK
31
4.3.1. Aile Planlaması Yöntemleri ve Cinsel Yaşam Üzerine Etkileri
32
4.3.2. Cinsel Sağlığın Korunmasında ve AP Yöntemlerinin Cinsel
Yaşama Etkisine Yönelik Danışmanlık Hizmetlerinde Sağlık Ekibi
İçerisinde Hemşirenin Rolü ve Önemi
46
iv
Sayfa No
5. GEREÇ VE YÖNTEM
49
5.1. Araştırmanın Tipi
49
5.2. Araştırmanın Yeri ve Zamanı
49
5.3. Araştırmanın Evreni ve Örneklemi
49
5.4. Veri Toplama Araçları
54
5.5. Çalışmanın Etik Yönü
57
5.6. Çalışmanın Uygulanması
57
5.7. Verilerin Değerlendirilmesi
63
5.9. Araştırmanın Sınırlılıkları
63
6. BULGULAR
66
6.1. Çiftlerin Tanımlayıcı, Obstetrik ve Jinekolojik Özelliklerine ait Bulgular
66
6.2. Çiftlerin Kontrasepsiyon Özelliklerine ait Bulgular
70
6.3. Çiftlerin Cinsel fonksiyonlarına ait Bulgular
78
7. TARTIŞMA VE SONUÇ
94
8. KAYNAKLAR
110
9. EKLER
9.1. Anket Formu
121
9.2. Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (FSFI)
125
9.3. Uluslararası Erektil Fonksiyon Değerlendirme Formu (IIEF)
132
9.4. Prematur Ejakülasyon Profili (PEP)
137
9.5. Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü Anket İzni
138
9.6. Marmara Üniversitesi SBE Klinik Araştırmalar Ön Değerlendirme
Komisyon İzni
139
10.ÖZGEÇMİŞ
140
v
KISALTMALAR LİSTESİ
AP
:
Aile planlaması
CD
:
Cinsel disfonksiyon
CYBH
:
Cinsel yolla bulaşan hastalık
ED
:
Erektil disfonksiyon
FSFI
:
Kadın cinsel fonksiyon indeksi
GÇ
:
Geri çekme
IIEF
:
Ereksiyon işlevi uluslararası değerlendirme formu
KOK
:
Kombine oral kontraseptif
OK
:
Oral kontraseptif
PE
:
Prematür ejakülasyon
PEP
:
Prematür ejakülasyon profili
RİA
:
Rahim içi araç
vi
TABLOLAR LISTESI
Sayfa No
4. GENEL BİLGİLER
Tablo 4.2.3.1. Cinsel işlev bozuklukları- DSM-IV APA sınıflandırma sistemi 22
Tablo 4.2.3.2. Dünyada çeşitli cinsel işlev bozukluklarının rastlanma oranları 23
Tablo 4.2.3.3. Cinsel işlev bozukluklarında hazırlayıcı, başlatıcı ve
sürdürücü etkenler
Tablo 4.3.1.1. Aile Planlaması Yöntemleri
5.
25
33
GEREÇ VE YÖNTEM
Tablo 5.3.1.
Afyon karahisar il merkezi sağlık ocakları Ocak-Haziran 2010
tarihli 15-49 yaş kadın bildirim formlarına göre elde edilen
sonuçlar
Tablo 5.3.2.
50
5 no‘ lu sağlık ocağının hizmet alanı içerisindeki mahallelerde
15-49 yaş kadın bildirim formlarına göre kadın sayısı
ve kullandıkları yöntemler
51
Tablo 5.4.2.1. FSFI skorlama bilgileri
55
Tablo 5.4.3.1. IIEF skorlama bilgileri
56
Tablo 5.6.1.
Araştırma evrenini oluşturan çiftlerin çalışmaya katılım
durumlarına ilişkin özellikler
6.
60
BULGULAR
6.1. Çiftlerin Tanımlayıcı, Obstetrik ve Jinekolojik Özelliklerine ait Bulgular
Tablo 6.1.1.
Çiftlerin sosyo-demografik özellikleri
66
Tablo 6.1.2.
Çiftlerin ailesel özellikleri
67
Tablo 6.1.3.
Genel obstetrik ve jinekolojik özelliklere ait veriler
68
vii
Sayfa No
6.2. Çiftlerin Kontrasepsiyon Özelliklerine ait Bulgular
Tablo 6.2.1.
Çiftlerin kontrasepsiyon kullanımına ait özellikler
70
Tablo 6.2.2.
Çiftlerin GÇ yöntemi kullanımına ait özellikler
71
Tablo 6.2.3.
Çiftlerin daha önce kullandıkları yönteme göre GÇ yöntemi
kullandıkları süreçteki cinsellikleri
Tablo 6.2.4.
Çiftlerin kullandıkları GÇ yöntemine ilişkin memnuniyet,
güvenme ve gebelik kaygısı düzeyleri
Tablo 6.2.5.
74
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve
yönteme güvenme düzeyine ait puan ortalamalarının ilişkisi
Tablo 6.2.6.
73
75
Çiftlerin yaş, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile gebelik kaygısı yaşama, yöntemden memnun
olma ve yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları arasındaki
ilişki
77
6.3. Çiftlerin Cinsel fonksiyonlarına ait Bulgular
Tablo 6.3.1.
Kadınlarda FSFI alt boyut ve total puan ortalamaları
Tablo 6.3.2.
Kadınlarda FSFI cut-off değerine göre cinsel disfonksiyon
Durumu
Tablo 6.3.3.
78
78
Çiftlerin yaş, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile kadınların FSFI alt boyut ve total puan
Tablo 6.3.4.
ortalamaları arasındaki ilişki
79
Erkeklerde IIEF alt boyutve total puan ortalamaları
80
viii
Sayfa No
Tablo 6.3.5.
Erkeklerde saptanan IIEF total puan ortalamasına göre
alt ve üst değer dağılımları
Tablo 6.3.6.
80
Çiftlerin yaş, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile erkeklerin IIEF alt boyut ve total puan
ortalamaları arasındaki ilişki
Tablo 6.3.7.
81
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve
yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları ile kadınların
FSFI ve eşlerin IIEF alt boyutları ve total puan ortalamaları
arasındaki ilişki
Tablo 6.3.8.
FSFI cut-off değerlerine göre IIEF alt grup ve total puan
ortalamaları
Tablo 6.3.9.
82
83
Çiftlerin cinsel fonksiyonlarında prematür ejakülasyon profili
(PEP) ve puan ortalamalarının farklılığı
84
Tablo 6.3.10. Çiftlerde elde edilen PEP total puan ortalamasına göre alt ve
üst değer dağılımları
85
Tablo 6.3.11. Çiftlerde elde edilen PEP alt boyut ve total puan ortalamalarına
göre alt ve üst değer dağılımların uyumluluğu
86
Tablo 6.3.12. Çiftlerin yaş, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile kadınların PEP alt boyut ve total puan
ortalamaları arasındaki ilişki
87
ix
Sayfa No
Tablo 6.3.13. Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve
yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları ile kadınlar
ve eşlerinin PEP alt boyutları ve total puan ortalamaları
arasındaki ilişki
88
Tablo 6.3.14. Kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamalarının kadınlar
ve eşlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile ilişkisi
90
Tablo 6.3.15. Erkeklerin IIEF alt boyut ve total puan ortalamalarının kadınlar
ve eşlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile ilişkisi
92
x
1.ÖZET
Bu çalıĢma, ülkemizde en fazla oranda kullanılan geleneksel bir aile planlaması
yöntemi olan geri çekme (GÇ) yönteminin eĢlerin cinsel fonksiyonlarına etkisini
belirlemek
amacıyla
yapılmıĢtır.
Tanımlayıcı
olarak
planlanan
çalıĢma,
Afyonkarahisar il merkezindeki bir sağlık ocağına bağlı bölgede gerçekleĢtirilmiĢtir.
Örneklemi GÇ yöntemi kullanan, çalıĢmaya katılmayı kabul eden ve onam alınan 54
çift oluĢturmuĢtur. Veriler anket formu, kadın cinsel fonksiyon indeksi (FSFI),
ereksiyon iĢlevi uluslararası değerlendirme formu (IIEF) ve prematür ejakülasyon
profili (PEP) ile toplanmıĢtır. ÇalıĢmanın uygulanmasında ev ziyaretleri yapılmıĢ ve
formlar yüzyüze görüĢme tekniği ile doldurulmuĢtur. Verilerin analizinde; frekans,
ortalama, Spearman korelasyon testi, Mann Whitney U, Wilcoxon ve McNemar kikare testi kullanılmıĢtır. ÇalıĢmamızdaki çiftlerde kadınların yaĢ ortalamasının
32.67±7.30, erkeklerin 36.54±7.40 olduğu, kadınların %77.8‟inin ilkokul, erkeklerin
ise %70.3‟ünün ortaokul/lise düzeyinde öğrenim gördüğü belirlenmiĢtir. Çiftlerin GÇ
yöntemini ortalama 5.76±5.70/ yıldır kullanmakta oldukları saptanmıĢtır. Kadınların
FSFI total puan ortalamaları 24.52±7.18 olup, %50‟sinin cinsel disfonksiyon
yaĢadıkları belirlenmiĢtir. EĢlerin ise IIEF total puan ortalamaları 62.65±8.81 olarak
bulunmuĢ, %64.8‟inin belirlenenbu puan ortalamasının üzerinde puan aldıkları
saptanmıĢtır. PEP‟e göre, kadınların değerlendirmesinde total puan ortalaması
10.74±2.23, eĢlerde 10.54±1.48 olarak bulunmuĢ ve kadınların %57.4, eĢlerin
%46.3‟nün PEP puanları ortalamanın üzerinde bulunmuĢtur. Çiftlerin GÇ yöntemini
kullanım süresi, yöntemi kullanırken gebelik kaygısı yaĢama, memnuniyet ve
güvenme düzeyleri ile kullanılan ölçekler arasında ve ölçeklerin de kendi aralarında
anlamlı iliĢkiler gösterdiği saptanmıĢtır. Sonuç olarak, çalıĢma verilerimize göre, GÇ
yönteminin özellikle kadınların cinsel fonksiyonlarını olumsuz etkilediği, ancak
erkeklerin cinsel fonksiyonları ve prematür ejakülasyon durumları üzerinde negatif
bir etkisinin olmadığı söylenebilir.
Anahtar kelimeler: Cinsel fonksiyon, geri çekme, FSFI, IIEF, PEP.
1
2. SUMMARY
The Evaluation of Sexual Functions of the Couples using the Withdrawal
Contraceptive Method
This study has been made in order to determine the effects of the withdrawal method
-the most common, traditional method of family planning used in our country- on the
sexual functions of the spouses. The study was planned descriptively and carried out
in the district of a health care center in the city centrum of Afyonkarahisar. The
sample consisted of 54 couples who had been using the withdrawal method (WM).
They accepted to participate in the study and their consent was taken. Data were
collected by survey form, Female Sexual Function Index (FSFI), International Index
of Erectile Function (IIEF), and Premature Ejaculation Profile (PEP). Home visits
were made during the application of the study and forms were filled out by the faceto-face interview method. Data were analyzed by frequency, mean, Spearman
correlation test, Mann Whitney U, Wilcoxon, and McNemar chi-square test. It was
determined that, the mean age of the women participated in the study was
32.67±7.30 and of men was 36.54±7.40; 77.8% of the women had primary school
level of education whereas 70.3% of men had secondary school/high school level of
education. It was found that the couples had been using the withdrawal method for an
average of 5.76±5.70 years. FSFI total mean score of the women was 24.52±7.18,
and 50% of women had experienced sexual dysfunction. On the other hand, IIEF
total mean score of their spouses was 62.65±8.81 and 64.8% had a score above this
mean. According to PEP, total mean score was found 10.74±2.23 in women‟s
evaluation while it was 10.54±1.48 for their spouses. The PEP scores of 57.4% of the
women and 46.3% of their spouses were found to be above the mean. Significant
relation was found between the scales and the duration of using the WM, the anxiety
of pregnancy while using the method, and satisfaction and thrust levels. In addition,
it was determined that the scales show significant correlation between each other. As
a result, our study data suggests that WM negatively affects the sexual functions of
the women; however, it does not have a negative impact on the sexual functions and
premature ejaculation situations of men.
Keywords:Sexual function, withdrawal, FSFI, IIEF, PEP.
2
3. GĠRĠġ VE AMAÇ
Üreme sağlığı; yalnızca üreme sistemi ve fonksiyonlarında herhangi bir
hastalık ya da zayıflık olmaması değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan bütünüyle
iyi olma durumu, insanların tatmin edici ve güvenilir bir cinsel yaĢam
sürdürebilmeleri ve üreme yeteneği ile bu konuda karar verme, zamanı ve sıklığını
belirleme özgürlüğüne sahip olmalarıdır. Ayrıca üreme sağlığı hizmetleri; yalnızca
üremeye bağlı hastalıklarda bakım ve danıĢmayı değil, hayatı ve kiĢisel iliĢkileri
zenginleĢtirmeyi amaçlayan cinsel sağlığı da kapsamaktadır (Yılmaz 2003).
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) cinsel sağlığı, cinsel yaĢamın bedensel, ruhsal,
zihinsel ve sosyal açıdan bir bütün olarak ele alınması yoluyla kiĢilik, iletiĢim ve
sevginin olumlu yönde zenginleĢtirilmesi ve güçlendirilmesi olarak tanımlamaktadır
(Özdener 2006, Gabalcı 2008, Gereklioğlu, BaĢhan ve Akpınar 2010).
DSÖ, üreme sağlığı programlarının hedeflerini; bireylerin sağlıklı, eĢit ve
sorumlu iliĢkiler kurmalarını, cinsellik ve sağlıklı cinsel geliĢme-olgunlaĢma için
kapasitelerini geliĢtirebilmelerini, bireylerin üreme ile ilgili kararlarını (eĢ seçimi,
çocuk sayısı, çocuklarının zamanlaması vs.) güvenli ve sağlıklı bir Ģekilde
uygulayabilmelerini ve bireylerin cinsellik- üremeye bağlı hastalık ve sakatlıklardan
korunma ve ihtiyaç duyduğunda uygun danıĢmanlık, bakım ve rehabilitasyon
alabilmelerini sağlamak olarak belirtmektedir (Özdener 2006).
Üreme sağlığı hizmetleri içerisinde önemli yeri olan aile planlaması 1984
yılında yapılan Uluslarası Nüfus Konferası‟nda bütün çiftlerin ve bireylerin
istedikleri sayıda çocuk sahibi olma ve doğumlarının arasını açmaya serbestçe ve
sorumluca karar vermeleri ve bu amaçla bilgi, eğitim ve araçlara sahip olma olarak
tanımlanmıĢtır (Dünya Sağlık Raporu 1998).
Cinsellik psikolojik (vücut imajı, kendine güven, cinsellik bilgisi vb.), sosyokültürel (ırk, etnik köken, sosyal statü, evlilik durumu, aile ve sosyal destek grupları,
meslek ve eğitim düzeyi, aile planlaması bilinci vb.), davranıĢsal (cinsiyet rollerine
iliĢkin eğilimler ve cinsel eĢ tercihleri, aile içi Ģiddet vb) ve biyolojik (yaĢ, üreme,
cinsel fonksiyon düzeyi, geçmiĢteki ve Ģimdiki hastalık öyküsü, ilaç kullanımı, vb.)
etkenlerden kaynaklanan çok boyutlu, multidisipliner ve interaktif bir süreçtir. Cinsel
3
iĢlev bozuklukları bu çok yönlü iliĢkiler ağı içerisinde oluĢmakta ya da ortadan
kalkmaktadır (Ġncesu 2004).
Cinsel
fonksiyonda
bozukluğu
belirlemek
için
öncelikle
fizyolojik
mekanizmanın bilinmesi gerekmektedir. Ġnsanda cinsel uyarana gösterilen fizyolojik
yanıtı ilk defa Masters ve Johnson (1994) tanımlamıĢ ve uyarılma, plato, orgazm ve
çözülme olarak dört ayrı evreye ayırmıĢtır. Cinsel yanıtta birbirinden göreceli olarak
bağımsız olan uyarılma ve orgazma evreleri her iki cins için de genital bölgede farklı
anatomik bölgeleri etkilemekte, sinir sisteminin farklı bölgelerinden innerve
edilmektedir. Travma, ilaç ve yaĢ gibi fiziksel etkenlere karĢı farklı ölçülerde
hassasiyet göstermekte ve farklı psikopatolojik mekanizmalarla birbirinden kesin
hatlarla ayrılan farklı klinik sendromlara yol açmaktadır. Uyarılma ve orgazm
evrelerine ek olarak cinsel isteğin de klinik açıdan önemli ve ayrı bir süreç
olduğunun anlaĢılması ve çözülme evresinin klinik bir öneminin olmaması
nedeniyle, 1970'li yıllardan bu yana cinsel iĢlevlerin istek, uyarılma ve orgazm
aĢamalarından oluĢtuğu ve cinsel iĢlev bozukluklarının da bu evrelerin bozulmasıyla
ortaya çıkan ve her evreye denk düĢen farklı sendromlar topluluğu olduğu kabul
görmektedir (Ġncesu 2004).
Kadın ve erkek cinsel fonksiyonlarını etkileyen birçok faktör vardır.
Kadınlarda cinsel sorunların ortaya çıkmasında çok sayıda fizyolojik, psikososyal ve
kültürel etkenin birlikte rol oynadığı belirtilmektedir. Fizyolojik olarak: hipotalamik
hipofizer aksın disfonksiyonu ve overlere ait yetmezlikler; diyabet, hipertansiyon,
hiperkolesterolemi, kalp hastalığı, ateroskleroz ve böbrek yetmezliği gibi kronik
hastalıklar ve tedavisinde kullanılan ilaçlar; santral ve periferik sinir sisteminde hasar
yapan hastalık ve yaralanmalar (omurilik yaralanması, epilepsi, multiple skleroz,
serebrovasküler
hastalık,
Alzheimer
ve
Parkinson
hastalığı,
sinir
sistemi
enfeksiyonları vb); pelvik cerrahi ve mastektomi; uzun süreli doğum kontrol hapı
kullanma ve menopoz cinsel fonksiyonu olumsuz olarak etkilemektedir. Depresyon
ve diğer ruhsal bozukluklar ile bu emosyonel problemlerin tedavisinde kullanılan
ilaçlar da cinsel disfonksiyona (CD) neden olabilmektedir (Zorzon, Zivadinov and
Bosco 1999, Lundberg, Ertekin, Ghezzi, Swash and Vodusek 2001, Sipski,
Alexander and Rosen 2001, Nusbaum and Hamilton 2003, Pasqualotto, Pasqualotto,
4
Sobreiro and Lucon 2005, Doumas, Tsiodras and Tsakiris 2006, Kütmeç 2009,
Fatemi and Taghavi 2009). Bunlara ek olarak kadının yaĢı, eğitim düzeyi, sosyoekonomik durumu, beden kitle indeksi, sigara-alkol-madde kullanımı; çevresel
faktörler; eĢlerin evlenme Ģekli ve eĢler arasındaki iliĢkinin niteliği, kullandıkları aile
planlaması (AP) yöntemleri, cinsel konulardaki bilgi ve tutumları gibi pek çok
faktörün kadınların cinsel yaĢamını etkileyebileceği belirtilmektedir (Fourcroy
2006). Kadın cinsel fonksiyonlarını etkileyen ilaçlar arasında; antihipertansif,
antidepresan, lipid düĢürücü ajanlar, H2 reseptör antagonistleri, antihistaminikler,
antikolinerjikler, kemoterapik ajanlar, antikonvülsanlar, narkotikler, sedatifler,
antiandrojenler, antiöstrojenler ve oral kontraseptifler sayılabilmektedir (Addis, Van
and Wassel 2006, Kütmeç 2009).
Erkeklerde; hipofizer/hipotalamik hastalık ve tümörler, tiroid hastalıkları,
hipogonadizm, hiperprolaktinemi, diyabet, cushing sendromu, adrenal yetmezlik,
peyroni hastalığı, fimozis, kronik böbrek yetmezliği, ateroskleroz, hipertansiyon,
kalp hastalığı, hiperkolesterolemi, kanser, kronik pulmoner ve hepatik hastalıklar,
pelvik travma ve cerrahi (mesane, prostat, kalın bağırsağa yönelik cerrahi giriĢimler),
santral ve periferik sinir sisteminde hasar yapan hastalık ve yaralanmalar (omurilik
yaralanmaları, serebrovasküler hastalık, multiple skleroz), depresyon ve diğer ruhsal
bozukluklar, sigara-alkol-madde kullanımı, obezite CD‟ye neden olabilmektedir
(Jackson, Rosen, Kloner and Kortis 2006, Grover et al 2006, Giugliano, Giugliano
and Esposito 2006, Miner and Kuritzky 2007, Horasanlı, Boylu, Kendirci ve Miroğlu
2008, Esposito et al 2008).Erkeklerde CD‟ye neden olabilen ilaçlar arasında
antihipertansifler, diüretikler, prolaktini yükselten ilaçlar, testosteronu azaltan ilaçlar,
antidepresanlar,
kemoterapötikler,
antihistaminikler,
beta
2
antagonistler,
antipsikotikler sayılmaktadır (Miller and Margaret 2004, Lue et al 2004, Ġncesu
2004, Sadovsky 2005, Gereklioğlu ve ark 2010).
Günümüzde AP yöntemlerinin çiftlerin cinsel yaĢamları üzerine etkisi,
giderek daha fazla tartıĢılan bir konu olarak gündemdedir. Çiftlerin, üremelerine
özgürce karar verebilmelerine olanak sağlayan APyöntemlerinden kendilerine uygun
olanı seçerken, güvenli ve mutlu bir cinsel yaĢamı da göz önünde bulundurmaları
gerekir (Gabalcı 2008). AP yöntemlerinin hormonlar üzerine etkisi, cinsel iliĢkiyi
5
kesintiye uğratma durumu, geri dönüĢlü olup olmadığı ve güvenilirlik oranı gibi
özellikleri çiftlerin cinsel yaĢamlarını etkilemektedir.
AP‟nin tarihçesi insanlık tarihi kadar eskidir. Ġlk yazılı belgeler M.Ö.2700
yılına aittir. Yine bu tarihten günümüze kaldığı düĢünülen Çince belgeler çocuk
düĢürmek suretiyle doğumun önlenmesinden ve bazı gebeliği önleyici yöntemlerden
söz etmektedir (Türk 2006). Bununla birlikte aĢırı doğurganlığı önleme düĢüncesinin
dünya çapında yaygınlaĢması ise 1960‟lara rastlamaktadır (Sergek 2005). 1960‟larda
haplar ve rahim içi araçlar (RĠA), 1965‟lerde kondom ve sterilizasyon, 1990‟ larda
uzun süreli hormonal kontraseptifler (Depo-Prevera, Norplant) AP yöntemi olarak
kullanılmaya baĢlanmıĢtır (Oltuluoğlu 2008). Üreme fonksiyonlarının kontrolü
amacıyla kullanılan AP yöntemleri, çiftlere gebelik korkusu olmadan cinselliklerini
özgürce yaĢama olanağı sağlamıĢtır (Gabalcı 2008).
AP‟nda kullanılacak yönteme karar verme ise, bireyin cinselliğe iliĢkin
anlayıĢ, tutum ve kiĢiliğinden etkilenebilmektedir (Evans 1997). Çiftlerin modern ya
da geleneksel AP yöntemi kullanımını etkileyen faktörler; yöntemin güvenilirliği,
yan etkileri, geri dönüĢümlü olması, hormon içeriği, eĢin tercihi, yöntem hakkındaki
bilgi düzeyi, kadının sağlık durumu ve inançlarıdır (Yurdakul ve Vural 2002, Cinsel
Sağlık/Üreme Sağlığı 2006).
Türkiye‟de AP uygulamalarının yasallaĢtığı 1965 yılından bu güne kadar
ailelerin gebelikten korunma yöntemlerini kullanma oranı giderek artmıĢ ve aradan
geçen zaman içinde halen istenilen düzeye ulaĢamamıĢtır. Son Türkiye Nüfus ve
Sağlık AraĢtırması (TNSA-2008) sonuçlarına göre ülkemizdeki kadınların neredeyse
tamamının bir AP yöntemini bildiği ve evli kadınların %46‟sının modern, %27‟sinin
de geleneksel yöntem kullanmakta oldukları, en fazla kullanılan geleneksel yöntemin
de %26.2 ile GÇ olduğu bildirilmektedir.
EĢin kontrolünde olan GÇ yöntemi; ejakülasyondan önce koitusa ara verilerek
erkeğin ejakülat maini vajen dıĢına boĢaltmasıdır. Gebelikten koruma etkisi düĢük
olan GÇ yöntemi bilinen ve kullanılan en eski geleneksel yöntemlerden biridir.
Mısırlılar‟ın M.Ö. 1850 yılında yazdıkları papiruslarda bundan yüzlerce yıl önce GÇ
yöntemini biliyor ve uyguluyor oldukları görülmektedir (ġimĢek 2009).
6
Ülkemizde en fazla oranda kullanılan GÇ yönteminin çiftler tarafından tercih
edilme nedenleri; güvenilir bulunması, gebelik istendiğinde yöntemin kolay
bırakılabilmesi,
hormon
içermemesi
ve
yan
etkisinin
olmaması
olarak
belirtilmektedir (Miyntti, Ballan, Dewachi, El-Kak and Deeb 2002, Güngör, BaĢer,
Göktolga, EĢber ve Uğur 2006).
GÇ
yönteminin
baĢarısı,
kiĢisel
etmenlere
bağlıdır
ve
erkeğin
sorumluluğundadır. Özellikle ejakülasyonun kontrolü zor olduğu için adölesanlarda
ve erken boĢalma eğilimi olanlarda yöntemin uygun olmadığı belirtilmektedir. Bu
yöntemde, cinsel iliĢkinin plato fazında yarıda kesilmesi, eĢlerin cinsel doyumlarını
azaltabilir. Kadının çoğunlukla cinsel coĢkunun doruk noktasında, orgazm
olamamasına neden olabilmektedir (Gabalcı 2008).
Yapılan bazı çalıĢmalarda GÇ yönteminin cinsel yaĢama iliĢkin olumsuz
etkilerinden bahsedilmiĢtir. Yanıkkerem, Acar ve Elem‟ in çalıĢmasında (2006), GÇ
yöntemini kullanan kadınların dörtte biri, cinsel yaĢamlarını olumsuz etkilediğini
belirtmiĢtir. Eryılmaz (1999) ile Berkiten ve Aslan‟ın (2001) yaptığı çalıĢmalarda,
GÇ yöntemi kullananlarda cinsel açıdan tatmin olamama bildirilmiĢtir. Aytekin,
Pala, Irgil ve Aytekin‟ in çalıĢmasında (2001), araĢtırmaya katılan 1910 kadına
kendileri ve eĢlerinin GÇ yönteminden memnuniyetleri sorulduğunda, sadece %
10‟ununda her ikisinin de memnun olduğu, kadınların % 75‟inin, erkeklerin ise %
68‟inin bu yöntemden memnun oldukları belirtilmiĢtir.
Çiftlerin cinsel yaĢamlarının kalitesinin artması amacıyla, kullandıkları AP
yöntemlerinin cinsel yaĢamlarına olan etkisinin bilinmesi son derece önemlidir.
HemĢirenin cinsellik ve AP konusunda bilgi verme, eğitim, danıĢmanlık rolleri
gereği, çiftlerin yöntem seçimine karar verme aĢamasında, yöntemin cinsel
yaĢamlarına etkisini de göz önüne alması gerekmektedir. Böylece sağlık ekibi
içerisinde yer alan hemĢireler, çiftlerin doğru AP yöntemi seçmelerini ve seçtikleri
yöntemi doğru kullanmalarına rehberlik edecek Ģekilde çiftlerin cinsel yaĢamlarının
kalitesini arttırmada yardımcı olacaktır (Gabalcı 2008).
Dünyada ve Türkiye‟ de AP yöntemlerinin cinsel fonksiyonlara etkisi ile ilgili
çalıĢmalar yine kadınları hedef almakta, çiftler üzerinde özellikle erkeklerde yapılan
7
bir çalıĢma bulunmamaktadır. Oysa kullanılan yöntem, hem kadın hem erkeğin ortak
paylaĢımı olan cinselliği etkilemektedir. Kullanılan yöntemin cinsel fonksiyonlar
üzerine etkisini doğru bir Ģekilde değerlendirebilmek, ancak her iki cinsin birlikte ele
alınmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle, biz bu çalıĢmada GÇ yönteminin cinsel
fonksiyonlar üzerine etkisini araĢtırırken çiftleri (kadın-erkek) birlikte incelemeye
karar verdik.
Bu çalıĢma sonucunda elde edilen bulguların üreme sağlığı hizmetleri
kapsamında özellikle hemĢireler tarafından verilecek olan eğitim ve danıĢmanlık
hizmetlerinin planlanması ve uygulanmasına rehberlik edeceği düĢünülmüĢtür.
8
4.GENEL BĠLGĠLER
4.1.AĠLE PLANLAMASI
4.1.1. Tanımı ve Önemi
AP, bireylerin ya da eĢlerin istenmeyen gebeliklerden sakınmalarına, iki
doğum arasındaki süreyi düzenlemelerine, yaĢlarını ve sosyo ekonomik durumlarını
göz önüne alarak ne zaman ve ne kadar çocuk sahibi olacaklarına karar vermelerine,
çocuğu olamayan ailelerin çocuk sahibi olma isteklerini gerçekleĢtirmelerine yardım
eden uygulamaların tümüdür (Dirican ve Bilgen 1992).
GeniĢ anlamda; doğum, doğum sonrası uyum, tek eĢin dıĢında cinsel
aktiviteden kaçınma, kontraseptif kullanımı, doğal AP, infertilite tedavisi ve
danıĢmanlığı dikkate almayı kapsar (McEwen 2002).
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlığı; yalnızca hastalık ya da sakatlığın
bulunmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik
durumu olarak tanımlamıĢtır.Ailelerin her yönden tam bir iyilik hali içinde
olabilmeleri onların sosyal yaĢantılarını ve aile düzenlerini kendi olanak ve
yeteneklerine göre kurabilmeleri ve devamını sağlamalarına bağlıdır (Akyıldız
2002).
Bir aile istediği sayıda çocuğa ulaĢtıktan sonra, istenmeyen diğer çocuklara
sahip olma tehlikesi ve onların getireceği ekonomik ve sosyal baskının endiĢesi
içinde yaĢıyorsa o ailenin sağlıklı olduğundan bahsedilemez (Akyıldız 2002).
Aile planlaması bu olumsuz durumları önlemek amacıyla yapılan hizmetler
bütünüdür (Hatcer and Kowal 1990, Ana Sağlığı ve Aile Planlaması 1992, Ġnanç ve
ark 1996, Akyıldız 2002, Ertop 2009).
9
4.1.2. Aile Planlamasının Tarihçesi
4.1.2.1. Dünya’da aile planlamasının tarihçesi ve uygulamaları
AP‟nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Ġnsanlar gebeliğin cinsel iliĢki
sonucu ortaya çıktığını anladıklarından bu yana, çeĢitli usullerle bunu önleme
çabalarına girmiĢlerdir (Kahraman 2005). AP‟na iliĢkin ilk yazılı belgeler M.Ö 2700
yılına aittir. Yine bu tarihten günümüze kaldığı düĢünülen Çince belgeler çocuk
düĢürmek suretiyle doğumun önlenmesinden ve bazı gebeliği önleyici yöntemlerden
söz etmektedir. M.Ö.1850 yılında yazılmıĢ Petrie papirüsü ve M.Ö 1550‟de yazılmıĢ
Ebers papirüslerinde gebeliği önleyici çeĢitli yöntemlerden ve bu amaçla kullanılan
ve vajene yerleĢtirilen çeĢitli maddelerden yapılmıĢ tamponlardan söz edilmektedir
(Türk 2006).
M.Ö dönemlerde Arapların çöldeki uzun yolculuklar sırasında, gebe
kalmaları önlemek amacıyla develerin uteruslarına küçük çakıl taĢları yerleĢtirdikleri
bilinmektedir. Bu yöntemin insanlarda kullanımına iliĢkin ilk bilgilere Hipokrat‟ın
kadın hastalıkları konusundaki yazılarında rastlanır (Sergek 2005).
Doğum kontrolünün çok daha eski olmasına karĢın, olayı bir nüfus sorunu
olarak ele alan ilk kiĢinin Aristo olduğu söylenir. Aristo, Ģehirlerdeki nüfusun sabit
tutulmasıyla topluma en büyük yararın sağlanacağını savunmuĢ ve bu amaçla çocuk
sayısını sınırlandırıcı kanunlar çıkarılmasını önermiĢtir (Naçar 2002).
M.S II. yüzyılda yaĢamıĢ olan Roma‟nın ünlü hekimi Soranus, gebe kalmayı
önlemenin daha kolay ve daha doğru olduğunu savunan ilk düĢünürlerdendir.
Soranus, yünden yapılmıĢ yağ ve zamk emdirilmiĢ bir tür serviks tıkacını önermiĢtir.
Ayrıca, gebe kalmanın menstrüel siklusun bazı dönemleri ile ilgili olabileceğini
söyleyerek ilk kez takvim yönteminden söz etmiĢtir (Naçar 2002, Özlece 2006, Türk
2006).
Batının endüstri çağına giren ülkelerinde konunun bir halk hareketi haline
gelmesi 19.yüzyılda baĢlamıĢtır. Gebeliği önleme yöntemlerinin halka öğretilmesini
ilk olarak savunan kiĢi bir Ġngiliz papazı olan Jeremy Benthan‟dır. Jeremy
Benthan‟ın etkisinde kalan bir iĢçi olan „Francis Place‟ doğum kontrolü konusunda
10
bir kampanya açmıĢ ve 1923‟te doğum kontrolünü savunan bildiriler dağıtmıĢtır
(Naçar 2002, Sergek 2005, Özlece 2006).
Aynı dönemde yaĢayan Thomas Malthus 1924‟de yazdığı „Nüfus Üzerine Bir
GörüĢ‟ adlı yayında; gıda üretiminin aritmetik diziyle, buna karĢın nüfusun
geometrik diziyle çoğaldığını söyleyerek, bu gidiĢe son verilmediği takdirde, dünyayı
açlık ve felaketlerin beklediğini savunmuĢtur. Bu fikirler Avrupa‟da taraftar bulmuĢ
ve Hollanda‟da ilk „AP kliniği‟ açılmıĢtır (Naçar 2002, Özlece 2006).
Doğumları kontrol altına alma düĢüncesi zamanla tüm ülkelerde yayılıp
geniĢlerken, konuyu bir devlet politikası olarak ele alan ilk ülke Japonya‟dır. 1948
yılında kürtajı serbest bırakmıĢ ve ailelerden 2-3 çocuktan fazla çocuk sahibi
olmamalarını istemiĢtir (Sergek 2005).
Kondom ilk defa 1564 yılında Ġtalyan hekim Gabriella Fallopio tarafından
cinsel yolla bulaĢan hastalıklardan (CYBH) korunmak için ketenden yapılmıĢ kılıfın
solüsyonla birlikte kullanılması Ģeklinde tanımlanmıĢtır. Sonrasında hayvan
bağırsağından yapılmıĢ doğal kondomlar kullanılmaya baĢlanmıĢ, 1840 yılında
kauçuğun yapılmasıyla kondom gebeliği önlemek amacıyla kullanılmıĢtır (Naçar
2002).RĠA kullanımı ilk olarak 1909‟da Almanya‟da Richard Richter tarafından
gündeme getirilmiĢtir. Ġlk RĠA‟ların ipek böceği bağırsağından yapıldığı ve halka
Ģeklinde
olduğu
bilinmektedir.
Takvim
yöntemi
1920‟lerde
Japonya‟da
bulunmuĢtur(Naçar 2002, Kahraman 2005, Sergek 2005, Özlece 2006). Hormonal
kontraseptiflerin ilki olan oral hapların, Rock, Pincus ve Garcia‟nın 1956 ve
1958‟deki yayınlarından sonra üzerinde daha da yoğun çalıĢılmaya baĢlanılmıĢ, daha
sonraları da hormonal kontraseptiflerin enjeksiyon ve implant Ģekilleri geliĢtirilmiĢtir
(Kahraman 2005).
AĢırı doğurganlığı önleme düĢüncesinin dünya çapında kabul görmesi
1960‟lara rastlamaktadır (Sergek 2005). 1960‟larda haplar ve modern RĠA‟lar,
1965‟lerde
kondom
kontraseptiflerin
ve
sterilizasyon,
(Depo-Prevera,
1990‟larda
norplant)
AP
uzun
süreli
hormonal
yöntemi
olarak
kullanımı
yaygınlaĢmıĢtır (Oltuluoğlu 2008).
11
4.1.2.2. Türkiye’de aile planlamasının tarihçesi ve uygulamaları
Türkiye Cumhuriyeti‟nde nüfus konusu ilk kez 1920‟de Atatürk tarafından
ele alınmıĢ, günün koĢulları gereğince pronatalist politika benimsenmiĢtir. Bu
dönemde Türkiye yeni çıktığı dört büyük savaĢ, sıtma, tifüs gibi hastalıklar nedeni ile
büyük nüfus kaybına uğramıĢtır. Hem insan gücüne dayanan tarım için, hem de
askeri güç için nüfusa gereksinim vardı. Pronatalist politika, isteyerek çocuk
düĢürmenin, gebeliği önleyici ilaç ve araçların satılmasının, kullanılmasının ve bu
konuda eğitim ve propaganda yapılmasının yasaklanması, altıdan fazla çocuğu
bulunan annelere ikramiye ve madalya verilmesi ve çok çocuklu ailelerin yol
vergisinden muaf tutulması gibi önlemleri kapsayan yasalarla yürütülmüĢtür (Dirican
1998).
Nüfus artıĢı sorun olmaya 1950‟lerde baĢlamıĢ, nüfus artıĢ hızı binde 22‟ye
çıkmıĢtır. Böylece 1960‟lı yıllara kadar nüfusun arttırılması yönünde devam eden
nüfus planlaması politikası değiĢtirilmiĢ, 1962 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi
Birinci BeĢ Yıllık Kalkınma Planı‟nda antinatalist politikayı kabul etmiĢtir. Bu yasa
uygulamaya 1965 yılında geçmiĢ, 557 sayılı Nüfus Planlaması kanunu ile kiĢilere
istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olma özgürlüğü tanımıĢtır. Yasa ile,
AP ile ilgili toplumun bilgilendirilmesi ve eğitimi, ayrıca geriye dönebilen
kontraseptif yöntemler serbest bırakılmıĢ, isteyerek düĢük ve cerrahi sterilizasyona
ise sadece tıbbi nedenlerin varlığında izin verilmiĢtir (Dirican 1992, Öztürk ve
Günay 1995).
Antinatalist politika, 1980‟lere kadar çeĢitli Ģekillerde ele alınmıĢtır. Birinci
BeĢ Yıllık Sosyal ve Ekonomik Kalkınma Planı‟nda nüfus sorunu ekonomik bir
sorun olarak kabul edilmiĢtir. Ġkinci BeĢ Yıllık Sosyal ve Ekonomik Kalkınma
Planı‟nda AP terimi kullanılmıĢ, ana ve çocuk sağlığı düzeyinin yükseltilmesinin
ekonomik kalkınmaya yardımcı olacağı belirtilmiĢtir. Üçüncü ve dördüncü kalkınma
planlarında AP sadece sağlık için gerekli görülmüĢtür. Uygulamada Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığı tarafından AP klinikleri açılmıĢ, eğitim çalıĢmaları yapılmıĢtır
(Dirican 1998).
AP ile ilgili ikinci yasal düzenleme 24.05.1983 tarihinde 2827 Sayılı Nüfus
Planlaması hakkındaki kanunun yayınlanması ile yapılmıĢtır. Bu yeni kanunla eĢlerin
12
isteği ve tıbbi sakınca olmaması halinde sterilizasyonun serbest bırakılması ve
gebeliğin onuncu haftasına kadar gebeliğin sonlandırılabilmesi kabul edilmiĢtir
(Dirican 1998).
Türkiye‟de AP hizmetleri çeĢitli kurumlarca verilmektedir. Sağlık Bakanlığı
kapsamında toplum sağlığı merkezleri, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması
(AÇSAP) merkezleri, hastane ve doğum evlerinin AP poliklinikleri tarafından
verilmektedir (Naçar 2002, Giray ve Keskinoğlu 2006).
Türkiye‟de AP uygulamalarının yasallaĢtığı 1965 yılından bugüne kadar
ailelerin gebelikten korunma yöntemlerini kullanma oranı giderek artmıĢtır. Aradan
geçen zaman içinde halen istenilen düzeye ulaĢamamıĢtır. 2008 TNSA sonuçlarına
göre evli kadınların halen %46‟sı etkinAP yöntemi kullanmaktadır.
TNSA-2008 verilerine göre ülkemizdeki kadınların neredeyse tamamı bir AP
yöntemi kullandıklarını ve yine kadınların neredeyse tamamına yakını en az bir
modern yöntem bildiklerini ifade etmiĢlerdir. Genel olarak evli kadınların, %46‟sı
modern ve %27.1‟i geleneksel bir yöntem olmak üzere toplam %73.1‟i gebeliği
önleyici bir yöntem kullanmakta olduklarını belirtmiĢlerdir. En fazla kullanıldığı
söylenen yöntem %26.2 ile geri çekmedir. Modern yöntemler arasında en fazla
kullanılan yöntem olan RĠA (%17), ikinci sırada kondom (%14.3) izlemektedir.
4.1.3. Aile Planlamasının Yararları
Her
yıl binlerce çocuk ve anne,
AP uygulamalarından
yeterince
yararlanamadıkları için ölmektedir. Bu çocuk ve anne ölümleri, çok genç ve ileri
yaĢta, çok sık aralarla ve fazla sayıda yapılan doğumlardan kaynaklanmaktadır. AĢırı
doğurganlık (sık-fazla doğum) dar anlamda anne ve çocukların sağlığını, geniĢ
anlamda toplumun genel sağlık düzeyini, ekonomik, sosyal ve kültürel geliĢmesini
olumsuz etkilemektedir. Ülkemizin de içinde yer aldığı geliĢmekte olan ülkelerde,
aĢırı doğurganlığa bağlı oluĢan ana-çocuk sağlığı sorunları, genel sağlık sorunları
arasında ilk sırada yer almaktadır. AĢırı doğurganlık anne ve çocuğun hastalık, ölüm
riskini artırmaktadır (Dirican 1992, Akyıldız 2002).
AP uygulamalarının, kadın, anne ve çocuk morbidite ve mortalitesini
azaltmasının yanı sıra yaĢam niteliğini yükseltici, çocukların daha iyi eğitilmelerinin
13
sağlanması, ailenin kiĢi baĢına düĢen ekonomik imkanlarının artması, kadının
statüsünü dolaylı olarak artırması gibi olumlu etkileri de bulunmaktadır. AP
çalıĢmalarındaki temel hedefin ana-çocuk sağlığını iyileĢtirmek olduğu bilinmektedir
(TaĢkın 2003, Kaya, Tatlı, Açık, Deveci 2008).
4.1.3.1. Aile planlamasının anne sağlığı açısından yararları
Gebelik, doğum ve düĢük nedeniyle meydana gelen ölümler yani ana ölümleri
azalır, kadının sağlık düzeyi yükselir.
Annelerin üreme organlarına ait sağlık sorunları ortadan kalkar.
Doğum uygun zaman ve yaĢlarda yapılacağı için komplikasyon sorunu
ortadan kalkar.
DüĢük ve kürtaj sayısı azalır (Aile Planlamasında Genel Bilgiler 1997, Erefe
1998, Mıhcıokur ve Akın 1998, Ersin, Gözükara, ġimĢek, Kayahan ve Kurçer 2003).
4.1.3.2. Çocuk sağlığı açısından yararları
Bebek ölümleri azalır.
Prematüre doğumlar azalır.
Bebeklere bulaĢıcı hastalıkların geçiĢi önlenir.
Yeterli ve dengeli beslenen bebekler sağlıklı olarak büyür.
Bebeklerde konjenital anomali riski azalır (Aile Planlamasında Genel Bilgiler
1997, Erefe 1998, Mıhcıokur ve Akın 1998, Ersin, Gözükara, ġimĢek, Kayahan ve
Kurçer 2003).
4.1.3.3. Çiftler açısından yararları
Aile bireyleri arasında, gebe kalma korkusu ile yaĢanan sorunlar biter ve
huzurlu bir evlilik yaĢamı baĢlar.
Kondom gibi gebelik önleyici yöntemlerden yararlanarak, CYBH‟lardan
kendilerini koruyabilirler (Aile Planlamasında Genel Bilgiler 1997, Erefe 1998,
Mıhcıokur ve Akın 1998, Ersin, Gözükara, ġimĢek, Kayahan ve Kurçer 2003).
14
4.1.3.4. Toplum sağlığı açısından yararları
Sağlıklı anne ve çocukların sayısı artar.
Toplumun beslenme, konut, eğitim, sağlık ve çevre koĢullarının iyileĢtirilmesi
mümkün olur.
Toplumların refah düzeyi yükselir (Aile Planlamasında Genel Bilgiler 1997,
Erefe 1998, Mıhcıokur ve Akın 1998, Ersin, Gözükara, ġimĢek, Kayahan ve Kurçer
2003).
4.1.3.5. Aile planlamasının gebeliği önleme dıĢındaki yararları
Aile planlaması yöntemlerinden özellikle kondom, CYBH‟lardan kadını ve
erkeği korur. Çağımızın en korkulan hastalığı olan AIDS ve diğer enfeksiyonlar,
servikal erozyon ve kanser kondom ile önlenebilir.
Dismonera ve disfonksiyonel kanamalar gibi bazı hastalıklar ağızdan alınan
kontraseptiflerle tedavi edilmektedir.
Sağlık, eğitim ve sosyo-ekonomik sorunların büyük bir kısmının temel
kaynağı, hızla artan nüfusun ihtiyaçlarının karĢılanamaması oluĢturmaktadır. Bir
ailenin mutluluğu anne babanın sahip oldukları çocuklara sağlıklı yaĢam ve gelecek
sağlamasına bağlıdır. Bunun sağlanması içinde eĢlerin bakabilecekleri ve
yetiĢtirebilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları gerekir. Ġstemeden ve iyi bir gelecek
güvencesi olmadan dünyaya gelen her çocuk hem aileye hem de topluma yüktür
(Dirican 1992, Akyıldız 2002, TaĢkın 2003, Kaya ve ark 2008).
15
4.2. CĠNSELLĠK KAVRAMI
Cinsellik kelimesi, ilk olarak 19. yy‟ da kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Cinselliğin
tanımı, baĢlangıçta erkek veya kadın olmayı niteleyen dar, teknik bir terim iken,
1800‟ lerde üreme sürecini, insanların duygularını da içerecek Ģekilde geniĢlemiĢtir.
Cinsellik, cinsel doyumu ve iki insanın bir armoni içerisinde beraberliklerini içeren,
sosyal kurallar, değer yargıları ve tabularla belirlenmiĢ, biyolojik, psikolojik, sosyal
yönleri olan özel bir yaĢantı olarak tanımlanmaktadır (Aydın 1998, Byer 2001).
4.2.1. Cinselliğin Tarihçesi
Cinsellik çok eskilere dayanan bir konudur. Anadolu‟da, Hitit devleti döneminde,
büyü, hastalık ve cinsellik kavramlarının bir araya geldiği, büyücü kadınların baĢka
pek çok konu yanında cinsel konularla da ilgilendikleri, „cinsel sapıklık‟ için büyü
yaptıkları bilinmektedir (Yılmaz 2003).
Ġlkçağ hekimlerinden olan Hipokrat ( M.Ö. 460-375 ) tıbbı felsefeden ayırmıĢ,
hastalıkların doğaüstü güçlerle açıklanmasını reddetmiĢ ve histeri olgularını „kadının
döl yatağının erkek tohumu ile ıslanmamasına bağlı olarak, kanın bedenin baĢka
bölümlerine hücum etmesi sonucu geliĢen Hysteri hastalığı‟ olarak açıklamıĢtır.
Adını uterustan alan „Hysteri‟ bundan sonra „ruhsal nedenlere bağlı olarak ortaya
çıkan fiziksel bir sorun‟ olarak değerlendirilmiĢ ve bu sorunun çözümü için evlilik
önerilmiĢtir. Bu açıdan bakıldığında Hipokrat, kadının sağlıklı olabilmesi açısından
cinselliği yaĢaması gerektiğini vurgulamıĢtır. Tıbbi yazılarda, klitorisi ilk kez
Hipokrat tanımlamıĢ ve cinsel uyarılmanın odağı olduğunu söylemiĢtir (Haeberle
1993).
Hristiyanlık ile birlikte, cinselliğe farklı bir bakıĢ açısı kazandırılmıĢtır. Ġncil‟de
insanın manevi gücünü arttırmak için cinsel perhiz yapılması gerektiğine
inanılmaktadır. Hristiyanlıkta cinsel birleĢme, „Ģeytandan gelen ter kirlenmesi‟ olarak
tanımlanmaktadır ve ruh temizliğine kavuĢabilmenin sadece cinsel perhizle
kazanıldığı düĢünülmektedir. Bu nedenle, Hristiyanlıkta cinsellik, cinsel istek ile
cinsel yasak çatıĢmasından doğan dinsel, toplumsal ve psikolojik bir korku ve endiĢe
haline gelmiĢtir (Gürsoy 1998).
16
Ġslam dini, diğer dinlerden çok farklı olarak, cinselliği sadece üremeye yönelik
bir etkinlik olarak değil, haz ve yaĢam sevinci kaynağı olarak kabul etmektedir.
Nikahlı eĢler arasında gerçekleĢtirilen cinsel iliĢki, kaçınılması gereken, günah ya da
Ģeytan iĢi olarak düĢünülmemektedir. Ġslamiyet‟te cinsel etkinliğe baĢlama ve
gerçekleĢtirme davranıĢı erkeklere verilmiĢtir. Buna rağmen, erkek ve kadın arasında
karĢılıklı haz sağlama gerekliliği istenen ve öğütlenen bir davranıĢtır (Gürsoy 1998).
Cinsellik kavramının literatüre girmesine baĢta Freud olmak üzere daha çok
psikiyatristlerin çalıĢmaları katkıda bulunmuĢtur. Bugün, Freud‟ un teorileri ve
uygulamaları tartıĢılmakla birlikte, günümüzde „cinselliğin‟ insan yaĢamındaki
önemini kavramamıza ve bu konuda yapmıĢ olduğu katkıları konuĢabilmemize
olanak sağlamıĢtır. Cinsellik, sadece insan geliĢimini sağlayan bir gereklilik değil,
aynı
zamanda
da
çoğu
zaman
engellenemeyen
bir
içgüdüdür.
Ġnsanlar
varoluĢlarından bu yana hem üremek ve geliĢimlerini sağlamak, hem de yaĢamlarını
zenginleĢtirmek için her Ģartta cinselliklerini sürdürmeye çalıĢmıĢlardır (Demircan
2003).
Cinsellik konusunda ilk geniĢ kapsamlı toplum araĢtırması, Amerikan Bilimler
Akademisi‟ nin desteği ile Kinsey ve arkadaĢları tarafından gerçekleĢtirilmiĢtir.
Kinsey‟ in çalıĢması, her türlü cinsel davranıĢın biyolojik, ruhsal ve toplumsal
etmenlerini daha iyi anlayarak, insanın cinsel doğası ile toplumun gereksinimleri
arasında en iyi anlaĢma ve uyumun oluĢturulmasına, cinsel yargıların nesnel verilerle
bir kez daha gözden geçirilmesine katkıda bulunmayı hedef almıĢtır (Kinsey 1948,
Aksakal 1991).
4.2.2. Cinsel Eylem Fizyolojisi
Ġnsanda cinsel uyarana gösterilen fizyolojik tepkiyi, Masters ve Johnson, dört
ayrı evreye ayırmıĢtır: 1. Uyarılma evresi 2. Plato evresi 3. Orgazm evresi 4.
Çözülme evresi (Kinsey 1948, Kinsey 1953, Masters ve Johnson 1994). Erkeklerdeki
cinsel yanıt döngüsü genellikle birbirine benzer. Ancak kadınlarda durum farklıdır.
Kadındaki cinsel yanıt döngüsü, tepkinin hem yoğunluğu hem de süresiyle iliĢkili
olup, sayısız çeĢitlilikte olabilir (Ġncesu 2004).
17
1. Uyarılma evresi: Ġlk evredir. Temel olarak erotik duygu ve düĢüncelerin
belirmesi, erkekte ereksiyon, kadında yaygın olarak vazokonjesyon ve myotoni ile
karakterizedir. Herhangi bir bedensel ya da psikolojik uyarı ile ortaya çıkabilir.
Cinsel uyaranın süre ve yoğunluğuna göre gösterilen tepkinin Ģiddeti hızlı ya da
yavaĢ biçimde artar. KiĢiye uygun düĢen, yeterli süre ve yoğunlukta devam eden bir
cinsel uyaran karĢısında uyarılma evresi çok kısa sürebileceği gibi, kiĢiye fiziksel ya
da psikolojik açıdan uygun düĢmeyen cinsel uyarı durumunda ya da cinsel uyaran
aralıklarla sürdürülmüĢse uzayabilir ya da kaybolabilir (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
2. Plato evresi: Aslında uyarılma evresinin bir parçası ve devamı niteliğinde
olan bu evrede, etkili cinsel uyaranın sürdürülmesi ve cinsel heyecanın artmasıyla
birlikte, kadın ya da erkek plato sürecine girer. Bu evrede, haz duygusu ve cinsel
gerilim giderek yükselir ve kiĢinin orgazma geçebileceği noktaya kadar sürer.
Orgazm evresine giriĢ niteliğindedir (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
3. Orgazm evresi: Evreler arasında süre açısından en kısa ancak duyumsanan
cinsel haz açısından en yoğun evredir. Bu evre, erkekte ejakülasyon, kadında ise
perine ve vajina etrafındaki kaslar ile vazokonjesyon sonucu büyüyen dokuların
ritmik refleks kasılmaları ile karakterizedir. Öznel olarak pelvisde duyumsanır.
Orgazm kadında klitoral bölgede ve vajinada; erkekte ise penis ve prostatta yoğunluk
kazanır (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
4. Çözülme evresi: Son evredir. Kadın ya da erkekte, orgazm ya da orgazmın
gerçekleĢmediği durumlarda platoyu takiben genital bölgelerde ve bedenin
bütününde önceki aĢamalarda oluĢmuĢ olan fizyolojik değiĢikliklerin dakikalar
içerisinde aynı sırayı takip ederek kaybolması ile karakterizedir. Bu evrenin süresi
cinsiyete, orgazmın yaĢanıp yaĢanmadığına, ya da hangi yoğunlukta yaĢandığına ve
cinsel uyaranın sürüp sürmemesine göre çok değiĢir. Kadınlar, çözülme evresinde
cinsel
uyaranın
yeniden
baĢlamasıyla
yeniden
uyarılıp
orgazm
olabilme
potansiyeline sahipken, erkekler süresi kiĢiye ve yaĢa göre değiĢen bir refrakter
döneme zorunlu olarak girerler. Refrakter dönemin sonuna kadar erkeklerin cinsel bir
uyarana yeniden yanıt verip ereksiyon ya da orgazmları mümkün değildir. Bu
nedenle, erkeklerin tek tip bir cinsel yanıt döngüsü olmasına karĢın, kadınlarda bu
çok değiĢken olabilmektedir (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
18
Cinsel terapilerin en önemli kurucularından biri olan H. Singer Kaplan ise,
Masters ve Johnson'ın çalıĢmalarına yaptığı katkılarla bu alanın klinik temellerine
çok ciddi katkılar sağlamaĢtır. Kaplan, cinsel iĢlevlerin bifazik niteliğini vurgulamıĢ,
cinsel yanıt evrelerini klinik açıdan yeniden sınıflandırarak bunlara cinsel isteği de
eklemiĢtir (Kaplan 1974). Kaplan, cinsel yanıtın bifazik niteliğiyle ilgili olarak Ģöyle
diyordu: "Bu formülasyona göre; cinsel yanıt, gerçekte tek ve bağımsız bir bütün
oluĢturmaktan çok, birbirlerinden görece bağımsız iki ayrı bölümden oluĢmaktadır.
A) Erkekte ereksiyonu, kadında ise vajinal lubrikasyonu ve kabarmayı sağlayan
genital vazokonjesyon yanıtı. B) Her iki cinste de orgazmı sağlayan refleks klonik
kas kontraksiyonları". Buna göre ilk bölüm uyarılma ve plato evrelerini içermekte ve
parasempatik sistem tarafından innerve edilmekte, ikinci bölüm ise orgazm evresini
içermekte ve sempatik sistem tarafından innerve edilmektedir (Ġncesu 2004).
Uyarılma ve orgazm evrelerine ek olarak, cinsel isteğin de klinik açıdan
önemli ve ayrı bir süreç olduğunun anlaĢılması ve çözülme evresinin klinik bir
öneminin olmaması nedeniyle, 1970'li yıllardan bu yana cinsel iĢlevlerin istek,
uyarılma ve orgazm aĢamalarından oluĢtuğu ve cinsel iĢlev bozukluklarının da bu
evrelerin bozulmasıyla ortaya çıkan ve her evreye denk düĢen farklı sendromlar
topluluğu olduğu kabul görmektedir (Tablo 2.2.3.1). Bunun tek istisnası, vajinismus
ve disparoni gibi cinsel birleĢmede ağrı ile giden cinsel iĢlev bozukluklarıdır(Kaplan
1977, Kaplan 1979,Sexual Desire Disorders 1988).
Cinsel iĢlevlerin nöroendokrin temelleri: Cinselliğin kuĢkusuz merkezi
beyindir. Sanıldığının aksine en önemli cinsel organ penis ya da vajina değil,
beyindir. Merkezi sinir sisteminin çok sayıda bölgesi iĢin içinde olmakla birlikte,
cinsel iĢlevlerden sorumlu beyin alanları esas olarak limbik sistem ve hipotalamustur.
Özellikle anterior hipotalamik medyal preoptik çekirdeğin erkek, posterior
hipotalamik ventromedyal çekirdeğin ise kadın cinsel davranıĢlarını yöneten
merkezler olduğu düĢünülmektedir (Crenshaw and Goldberg 1996).
Çok sayıda hormon, nörotransmitter sistemi ve peptid cinsel iĢlevlerin
düzenlenmesinde rol oynamaktadır (Crenshaw and Goldberg 1996).
Cinsel istek, esas olarak mezolimbik dopaminerjik yolağın aracılık ettiği
dopaminerjik bir fenomendir (Stahl 2003). Cinsel istek, dürtü, fantezi ve
motivasyonun oluĢmasında dopamin bilinen en önemli nörotransmitterdir. Bu
19
nedenle, aktif bir cinsel yaĢam için iyi çalıĢan bir dopaminerjik sistem yaĢamsaldır.
Cinsel istekten sorumlu bir hormon varsa bu da testesterondur. Yapılan çalıĢmalar,
testesteronun sanıldığının aksine, yalnızca erkekler için değil, aynı zamanda kadınlar
için de çok önemli olduğunu ortaya koymuĢtur. Testesteronun, her iki cinsin de
cinsel isteğinden sorumlu olduðu düĢünülmektedir (Crenshaw and Goldberg 1996).
Prolaktinin ise, cinsel isteği olumsuz etkilediği gerek laktasyon dönemindeki
kadınlardan, gerek hiperprolaktinemi yapan bütün durumlarda cinsel isteksizliğin
oluĢmasından, gerekse yapılan çalıĢmalardan ortaya konmuĢtur (Ġncesu 2004).
Kolinerjik sistem ve asetilkolinin uyarılmadan sorumlu olan nörotransmitter
sistem olduğu düĢünülmektedir. Periferik uyarılma aĢaması olan bu aĢamada,
bilindiği gibi erkekte ereksiyon, kadında ise lubrikasyon ve kabarma oluĢmaktadır.
Hem asetilkolinin hem de nitrik oksitin (NO) bu süreçlerde kilit rol oynadığı artık
bilinmektedir. Buradan hareketle erektil disfonksiyonun (ED) tedavisinde bir çığır
açılmıĢtır. BaĢta sildenafil olmak üzere çeĢitli fosfodiesteraz inhibitörleri, NO'nun
yıkımını engelleyerek ereksiyonu kolaylaĢtırıcı bir etki oluĢturmaktadır (Stahl 2003).
Orgazmın inen spinal noradrenerjik lifler ve genital bölgenin noradrenerjik
sempatik innervasyonu orgazm ve ejakülasyonu kolaylaĢtırıcı bir etki oluĢtururken,
inen serotonerjik lifler ve genel olarak serotonin orgazmı zorlaĢtırır ya da inhibe eder
(Crenshaw and Goldberg 1996, Stahl 2003, Hallward ve Ellison 2001).
4.2.3. Cinsel ĠĢlev Bozuklukları
Tüm cinsel bozukluklar, esas olarak üç ana gruptan oluĢmaktadırlar (DSM-IV
1994). Bunlar:1. Parafililer, 2. Cinsel kimlik bozuklukları (transseksüalite), 3. Cinsel
iĢlev bozukluklarıdır.
Parafililer, temel olarak, bir kiĢinin cinsel açıdan uyarılabilmesi için,
alıĢılmadık nesneler, eylemler ya da durumları içeren tekrarlayıcı ve yoğun cinsel
dürtü, fantezi ve davranıĢlara gereksinim duyması ile ortaya çıkan bozukluklardır.
Egzibisyonizm
(teĢhircilik),
fetiĢizm
(yalnızca
belirli
nesnelerle
uyarılabilme),frötterizm (sürtünmecilik), pedofili (küçük yaĢtaki çocuklara yönelik
cinsel ilgi), mazohizm (acı çekerek/aĢağılanarak uyarılabilme), sadizm (acı
yaĢatarak/aĢağılayarak uyarılabilme),transvestik fetiĢizm (karĢı cins gibi giyinerek/
giysileriyle uyarılabilme), voyörizm (gözetlemecilik), telefon skotolojisi (açık seçik
20
telefon konuĢmaları ile uyarılabilme), nekrofili (cesetlere yönelik cinsel ilgi),
parsiyalizm (bedenin sadece bir bölümüne odaklanma), zoofili (hayvanlara yönelik
cinsel ilgi), koprofili (dıĢkıya yönelik cinsel ilgi) ve ürofili (idrara yönelik cinsel ilgi)
en sık rastlanan parafili türleridir. Ancak bunların dıĢında da çok sayıda farklı ve
daha ender rastlanan parafili türleri vardır (Aydın 1998, Ġncesu 2004)
Parafili olgularının toplumda rastlanma sıklığı ile ilgili güvenilir ve kapsamlı
epidemiyolojik araĢtırmalar bulunmamaktadır. Bu tür cinsel bozukluklara karĢı
varolan toplumsal tepki, bu olguların adli ve idari zorunluluk durumları dıĢında,
tedavi ve yardım amacıyla hekimlere baĢvurusunu engelleyen önemli bir etken
olmakta, böylece bu sorunların rastlanma sıklığını bilmemizi güçleĢtirmektedir.
Ayrıca, baĢvuruların azlığı bu sorunların psikolojik ve farmakolojik tedavileri
konusundaki deneyimlerin çok kısıtlı kalmasına neden olmaktadır (Aydın 1998,
Ġncesu 2004).
Cinsel kimlik bozuklukları (Transseksüalite): KiĢinin kendi biyolojik
cinsiyetinden duyduğu kalıcı rahatsızlık duygusu ile karakterizedir. KiĢi, çocukluk
çağından itibaren kendi cinsel organlarını reddeder, karĢı cinsin cinsel kimliğine
uygun tutum, davranıĢ ve rolleri benimser. KarĢı cins gibi giyinmek, oynamak,
davranmak ister. Israrla, cinsiyetini kalıcı olarak değiĢtirmek ister. Ġçinde yaĢadığı
bedenin cinsiyetinden asla hoĢnut değildir. Transseksüel olgular, adeta, yanlıĢ bir
bedenin içine hapsedilmiĢ gibidirler. Transseksüalitenin nedenlerine yönelik çeĢitli
varsayımlar ortaya atılmıĢsa da, hala tam olarak etiyolojisi bilinmemektedir (Aydın
1998, Ġncesu 2004).
Terapilerle, ilaç ya da hormon tedavileriyle bu bozukluğu tedavi edebilmek,
kiĢinin kendi biyolojik cinsiyetini bu köklü reddediĢini değiĢtirebilmek mümkün
değildir. Uygun olan olgularda "cinsiyet değiĢtirme operasyonu" uygulanabilir
(Ġncesu 2004) .
EĢcinsellik (homoseksüalite), sıklıkla cinsel kimlik bozukluğuyla ya da
parafililerle karıĢtırılır. EĢcinsellik, bir cinsel bozukluk ya da sapkınlık değildir.
YaklaĢık 20 yıldan beri artık, dünya tıbbı tarafından, bir hastalık olarak değil,
normalin bir parçası olarak kabul edilmektedir (Ġncesu 2004) .
21
Cinsel iĢlev bozuklukları, kadınlarda; cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti
bozukluğu, uyarılma ve orgazm bozukluğu, vajinismus ve ağrılı cinsel birleĢme
sorunlarından; erkeklerde ise, cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti bozukluğu, ED,
prematür ejakülasyon (PE) ve diğer boĢalma bozuklukları ile ağrılı cinsel birleĢme
sorunlarından oluĢmaktadır (Tablo 4.2.3.1).
Tablo 4.2.3.1. Cinsel iĢlev bozuklukları- DSM-IV APA sınıflandırma sistemi
1-Cinsel Ġstek Bozuklukları
AzalmıĢ cinsel istek bozukluğu
Cinsel tiksinti bozukluğu
2-Cinsel Uyarılma Bozuklukları
Kadında cinsel uyarılma bozukluğu
Erkekte cinsel uyarılma bozukluğu
3-Orgazmla Ġlgili Bozukluklar
Kadında orgazm bozukluğu
Erkekte orgazm bozukluğu
Erken boĢalma
4-Cinsel Ağrı Bozuklukları
Disparoni
Vajinismus
5-Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Cinsel ĠĢlev Bozuklukları
Kadında…'e bağlı azalmıĢ cinsel istek bozukluğu
Erkekte…'e bağlı azalmıĢ cinsel istek bozukluğu
Erkekte…'e bağlı erektil bozukluk
Kadında…'e bağlı disparoni
Erkekte…'e bağlı disparoni
Kadında…'e bağlı baĢka bir cinsel iĢlev bozukluğu
Erkekte…'e bağlı baĢka bir cinsel iĢlev bozukluğu
6-Madde Kullanımının Yol açtığı Cinsel ĠĢlev Bozuklukları
7-BaĢka Türlü Adlandırılamayan Cinsel ĠĢlev Bozuklukları
Belirleyen:
Belirleyen:
Belirleyen:
-YaĢamboyu
-Yaygın
-Psikojenik faktörlere bağlı
-EdinilmiĢ
-Durumsal
-Çoğul faktörlere bağlı
Cinsel iĢlev bozuklukları çok sık rastlanan sorunlardır. Yapılan çalıĢmalar,
kadın ya da erkek ayırımı olmaksızın, en az her üç kiĢiden birinin yaĢamlarının
22
herhangi bir dönemlerinde en az bir cinsel iĢlev bozukluğu yaĢadığını ortaya
koymaktadır. Dünyada cinsel iĢlev bozukluklarının rastlanma oranlarına bakıldığında
cinsel iĢlev bozukluklarının toplumun önemli bir kesimini ilgilendirdiği hemen
görülmektedir (Tablo 4.2.3.2).
Tablo 4.2.3.2. Dünyada çeĢitli cinsel iĢlev bozukluklarının rastlanma oranları
Cinsel iĢlev bozukluğu
YaĢam boyu prevalans %
KADINLARDA
Cinsel istek azlığı
27 - 33
Uyarılma bozukluğu
10 - 18
Orgazm bozukluğu
5 - 25
Disparoni-Vajinismus
3 - 11
ERKEKLERDE
Cinsel istek azlığı
16
Erektil disfonksiyon
5 - 50
Erken boĢalma
21 - 35
Diğer orgazm bozuklukları
3-4
(İncesu 2004)
ÇeĢitli toplum ve kültürlerde yapılan çalıĢmalar, cinsel iĢlev bozukluklarının
rastlanma sıklığı konusunda birbirine benzer sonuçlar vermektedir. Ancak, kültürel
ve toplumsal etkenlerle ortaya çıkan bazı farklılıklar da vardır. Örneğin, bizim gibi
muhafazakar toplumlarda cinselliğin yasaklanması, formal bir cinsel eğitimin
olmaması, cinselliğin bir tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi
etkenler kadınlarda vajinismusun ve cinsel isteksizliğin, erkeklerde ise çeĢitli
ejakülasyon bozukluklarının, cinsel liberalizmin egemen olduğu toplumlara göre
daha yüksek oranlarda rastlanmasına yol açmaktadır. Yine cinsel deneyimin yetersiz
olduğu toplumsal kesim ya da gençlerde, erkeklerde PE, kadınlarda ise çeĢitli orgazm
güçlüklerinin diğer kesimlere oranla daha sık rastlandığı gözlenmektedir (Ġncesu
2004).
Hekime baĢvuran olguların yaĢ dağılımları açısından da farklılıklar
gözlenmektedir. GeliĢmiĢ batı ülkelerinde daha çok ileri yaĢlardaki kiĢiler
23
baĢvururken, geliĢmekte olan ülkelerde ve doğu toplumlarında daha çok genç-orta
yaĢ kuĢağın hekime baĢvurduğu gözlenmektedir. Bu nedenle, batı toplumlarındaki
baĢvurularda, menopoz, diabetes mellitus, hipertansiyon, ilaç kullanımları vb.
kaynaklı ED, cinsel isteksizlik ve disparoni gibi hastalıklar daha ön plana çıkarken,
diğerlerinde vajinismus, cinsel birleĢme kuramama, PE gibi psikojenik kökenli cinsel
iĢlev bozuklukları ilk sıralarda yer almaktadır (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
Cinsel iĢlev bozukluklarında etiyoloji: Cinsel iĢlev bozukluklarının hem
bedensel (organik), hem de psikolojik nedenleri vardır. Birçok zaman da, psikolojik
ve organik nedenler sorunun ortaya çıkmasında birlikte rol oynarlar. Ayrıca, sorun
bedensel ya da ilaç kullanımı gibi çeĢitli organik nedenlerle ortaya çıksa bile, bir süre
sonra psikolojik etkenler de tabloya eklenebilmekte ve durumu daha da içinden
çıkılmaz bir hale getirebilmektedir (Aydın 1998, Miller and Margaret 2004).
Cinsel iĢlev bozukluklarının ortaya çıkmasında ve sürmesinde, genellikle çok
sayıda psikososyal ve kültürel etken birlikte rol oynamaktadır. Bunlar, doğuĢtan
getirilen özellikler olabildiği gibi yetiĢme koĢulları, ailenin tutumu, eğitim, yetiĢtiği
alt kültürün cinselliğe bakıĢı, yaĢanılan psikolojik travmalar vb. sonradan edinilen
özellikler de olabilir. Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatıĢmalar, çocukluk ve
ergenlik dönemine ait psikoseksüel geliĢim dönemlerindeki aksaklıklar, yanlıĢ
öğrenilmiĢ cinsel davranıĢlar, eksik ya da yanlıĢ cinsel bilgi, cinsellikle ilgili yanlıĢ
ve abartılı beklentiler, geleneksel ve tutucu yetiĢtiriliĢ biçimi, utanma, suçluluk ve
günahkarlık duyguları, eĢler arasındaki uyumsuzluk ve iletiĢim sorunları, evlilik içi
çatıĢmalar, eĢin cinsel sorunlarının olması, eĢinde ya da kendisinde varolan baĢta
depresyon olmak üzere cinsel yaĢamı olumsuz yönde etkileyen çeĢitli psikiyatrik
sorunlar ya da hastalıklar ve kiĢinin baĢta cinsel organlar olmak üzere kendi
bedeniyle ilgili olumsuz düĢünce ve inançları olarak sıralanabilir (Aydın 1998, Miller
and Margaret 2004).
Cinsel iĢlev bozukluklarının oluĢumu genellikle karmaĢık ve çok yönlü bir
etkileĢim sürecinin sonucunda olmaktadır. Bu sorunların ortaya çıkmasında
hazırlayıcı, baĢlatıcı ve sürdürücü etkenler bulunmaktadır (Tablo 4.2.3.3).
24
Tablo 4.2.3.3. Cinsel iĢlev bozukluklarında hazırlayıcı, baĢlatıcı ve sürdürücü
etkenler
Cinsel işlev bozukluklarında hazırlayıcı etkenler
Cinsel eğitimin yetersizliği
Cinsel mitler
Tutucu ortamda büyüme
Yetersiz cinsel deneyim
YaĢam biçimi
Bozuk aile iliĢkileri
KiĢilik özellikleri
Travmatik cinsel deneyimler
Psikoseksüel roldeki güvensizlik
ĠntrapsiĢik dinamik nedenler
Cinsel işlev bozukluklarında başlatıcı etkenler
Bedensel hastalıklar
Depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar
Ġlaçların yan etkileri
Alkol ve madde kullanımı
Abartılı performans beklentileri
Gebelik, doğum ve laktasyon
ĠliĢkide yaĢanan sorunlar
YaĢlanma
Sadakatsizlik
EĢ kaybı
Partnerdeki cinsel iĢlev bozukluğu
Cinsel işlev bozukluklarında sürdürücü etkenler
Performans anksiyetesi
ĠliĢkide yaĢanan sorunlar
Cinsel mitler
Psikiyatrik bozukluklar
Bedensel hastalıklar
Ġlaçların yan etkisi
Alkol ve madde kullanımı
Suçluluk ve günahkarlık duyguları
Partnerler arasındaki çekicilik kaybı
(İncesu 2004)
25
Hazırlayıcı
etkenler,
bireyin
herhangi
bir
cinsel
iĢlev
bozukluğu
geliĢtirmesine yatkınlık sağlayıcı unsurlardır. Cinsel eğitimin olmaması, cinsel
mitlerin yaygınlığı, cinsel deneyim eksikliği ve muhafazakar ortamda büyüme,
ülkemizdeki en önemli ve yaygın hazırlayıcı etkenleri oluĢturmaktadırlar. Bu
etkenler, cinsellik alanında bilgisiz, deneyimsiz, kendini ve karĢı cinsi tanımayan,
özgüveni düĢük, takıntılı, ketlenmiĢ ya da tam tersine abartılı söylem ve beklentileri
sergileyen bireyleri üretmektedir. Bu katı ve katı olduğu kadar da kırılgan yapının
çeĢitli cinsel iĢlev bozukluklarının ortaya çıkmasında ve süregen bir yapı
kazanmasında çok önemli bir rolü bulunmaktadır (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
BaĢlatıcı etkenler, bir cinsel iĢlev bozukluğunun ortaya çıkmasında rol
oynayan organik ve psikolojik çeĢitli etkenleri içerir. BaĢta diyabet ve hipertansiyon
gibi sistemik ve kronik bedensel hastalıklar ile baĢta depresyon, anksiyete
bozuklukları ve psikozlar olmak üzere çeĢitli psikiyatrik hastalıklar cinsel iĢlev
bozukluklarının ortaya çıkmasında önemli bir rol oynarlar. Ayrıca tıpta yaygın olarak
kullanılan çeĢitli ilaçlar ile alkol ve uyuĢturucu madde kullanımları da yine cinselliği
olumsuz yönde etkileyen ve cinsel iĢlev bozukluklarına yol açan etkenlerin baĢında
gelmektedir (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
Cinsel istek, cinsel birleĢme sıklığı ve ereksiyon gibi konulardaki abartılı
performans beklentileri de, özellikle bu beklentilerin gerçekleĢmediği durumlarda
performans anksiyetesine yol açarak cinsel iĢlev bozukluğuna neden olabilmektedir.
Psikojenik ED oluĢumunda ve süregen hale gelmesinde performans anksiyetesi çok
önemli bir yer tutmaktadır. Gebelik, laktasyon, menopoz ve yaĢlılık gibi biyolojik,
hormonal ve psikolojik etkenlerle cinsel iĢlevlerin olumsuz yönde etkilenebildiği
yaĢam dönemlerinde cinsel iĢlev bozuklukları ortaya çıkabilir (Aydın 1998, Ġncesu
2004).
EĢlerden herhangi birinde varolan cinsel iĢlev bozukluğunun bir süre sonra
öbür eĢte de çeĢitli cinsel sorunlara yol açabilmektedir. Cinsel iĢlev bozukluğunun
uzun sürmesi, süreğen bir hale gelmesi ve eĢler arası iliĢki sorunları yaĢanmaya
baĢlaması diğer eĢte de cinsel istek azalmasına, uyarılma, ereksiyon ya da orgazm
güçlüklerinin yaĢanmaya baĢlamasına neden olabilmektedir. Diğer eĢte de cinsel
sorunların ortaya çıkması, karĢılıklı olarak sorunların ağırlaĢmasına, bir kısır
26
döngünün oluĢmasına ve kuĢkusuz çözümün zorlaĢmasına neden olmaktadır (Aydın
1998, Ġncesu 2004).
Cinsel iĢlev bozukluğu hangi nedenle baĢlamıĢ olursa olsun, sürdürücü
etkenlerin devreye girmesi sorunun süreğen hale gelmesine neden olabilir. Bedensel
ve psikiyatrik hastalıklar, ilaç, alkol ve uyuĢturucu madde kullanımları gibi baĢlatıcı
etkenler, çözümlenmediklerinde, sorunu sürdürücü etkenlere de dönüĢebilirler. En
sık rastlanan sürdürücü etken ise performans anksiyetesidir. Cinsellikle ilgili
suçluluk ve günahkarlık duyguları, olumsuz beklentiler ve eĢler arası iletiĢim
sorunları da yine sık rastlanan sürdürücü etkenlerdendir (Aydın 1998, Ġncesu 2004).
Vajinismus: Ülkemizde, cinsel tedavi merkezlerine baĢvuran kadınlarda en
sık rastlanan sorundur. Ülkemizde, batı ülkelerinde bildirilen oranlardan çok daha
fazla görülmektedir. Cinsel eğitimsizliğin, cinsellikle ilgili tutucu değer yargılarının,
cinsel mitlerin yaygınlığının, kadınların kendi cinsel organlarını tanımamalarının,
bekaret kavramına verilen abartılı önemin, toplumumuzda kadınlarda cinsel
deneyimin aĢamalı geliĢmeyip doğrudan cinsel birleĢme ile baĢlamasının, genel
cinsellik anlayıĢımızdaki tabuların bunda rolü olduğu söylenebilir (Ege ve ark 2010).
Vajinismus, cinsel birleĢme denendiğinde, vajinanın dıĢ üçte birini çevreleyen
kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluĢan kasılmalar ve Ģiddetli acı
nedeniyle cinsel birleĢmenin gerçekleĢememesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak
gerçekleĢmesidir. Bu kasılma istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dıĢında
gerçekleĢen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların
kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleĢmeden kaçınma, giriĢin
olmayacağı inancı eĢlik eder. Nadiren, cinsel birleĢme olmaktadır ancak kasılma
sürdüğünden, cinsel birleĢme ağrılı ya da sıkıntılıdır (Anastasiadis et al 2002).
Bu sorun kadının hem kendi kadınlığında eksiklik olduğunu düĢünmesine
hem de eĢine karĢı suçluluk hissetmesine neden olur. Erkek de, eĢine karĢı öfke
duyabilir, ya da istenmeme, reddedilme olarak yaĢadığı için kırgınlık, ereksiyon
güçlüğü yaĢayabilir. Sıklıkla adli olaylara, boĢanmaya, tecavüz giriĢimi ya da fiziksel
Ģiddet davranıĢlarına neden olur (Ege ve ark 2010).
Vajinismusun herhangi bir ilaç ya da operasyonla tedavisi mümkün değildir.
Cinsel terapi ile bu sorun, ortalama 2-4 ay sürede ve 6-10 seansta % 90'ı aĢan bir
27
tedavi baĢarı oranı ile tedavi edilebilmektedir. Vajinismus, en kolay tedavi edilebilen
cinsel iĢlev bozukluğudur (Ġncesu 2004).
Cinsel istek azlığı: Genel olarak, kadınlarda erkeklere oranla daha sık
görülmektedir. Hatta, ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen cinsel iĢlev
bozukluğu cinsel istek azlığıdır. Ancak, cinsel isteksizlik yakınmasıyla hekime ya da
cinsel tedavi merkezlerine baĢvuru oranı, bu sorunu yaĢayanlara oranla çok düĢük
kalmaktadır. Tedavi için baĢvurularda, cinsel birleĢmeyi ve çocuk sahibi olmayı
engelleyen vajinismus ilk sırayı alırken, cinsel isteksizlik kadınların yakınmasında
ikinci hatta üçüncü sıralara düĢebilmektedir (Ege ve ark 2010).
Bunun en temel nedeni, cinsellik ile ilgili mitlerin yaygınlığıdır.
Toplumumuzda, cinselliğin, yalnızca erkeklere özgü olduğu, erkeklerin cinselliği
istemeye, ondan zevk almaya ve doyuma ulaĢmaya hakkı olduğu Ģeklinde yaygın bir
inanç bulunmaktadır. Bu inanca göre, cinsellik kadınlar için bir haz ve doyum aracı
değil bir görev alanıdır (Ġncesu 2004, Ege ve ark 2010).
Cinsel istekte azalma, cinsel düĢünce ve fantezilerin, cinsel birleĢme ve
orgazma ulaĢma sıklığının azlığı ya da yokluğu, cinsel bir etkinliği baĢlatma, katılma
ya da yanıt verebilme motivasyonunun yetersizliği olarak tanımlanır. Nedeni
çoğunlukla psikolojiktir. Birincil olanı, ergenlik döneminden baĢlayarak yaĢamın
tamamı boyunca sürer. Çok yüksek oranda intrapsiĢik süreçlerle ilgilidir. Cinselliğin
yasaklandığı, tutucu toplum ve kültürlerde sık görülür. Küçük yaĢlardan baĢlayarak
uygulanan cinsel yasak ve baskıların doğal sonucu olarak cinsellikle ilgili suçluluk
ve günahkarlık duyguları, cinsel güdülerin bastırılması, giderek bireyin cinselliğe ve
hatta kendi bedenine yabancılaĢması olarak da algılanabilir. Ġkincil olanı ise,
sonradan ortaya çıkan cinsel istek azlığıdır. Genellikle baĢka nedenlere bağlıdır.
Bunlar arasında en sık olanları, stres, eĢle olan uyumsuzluk ve çatıĢmalar, depresyon,
anksiyete
ve
diğer
psikiyatrik
bozukluklar,
çeĢitli
kronik
hastalıklar,
hiperprolaktinemi yapan durumlar, kullanılan ilaçlar, alkol ve uyuĢturucu madde
kullanımı, menopoz, gebelik ve laktasyon dönemleri, cinsel Ģiddet ve cinsel travma,
eĢinde ya da kendisinde varolan baĢka cinsel iĢlev bozuklukları sayılabilir (Miller
and Margaret 2004).
28
Cinsel isteksizliğin tedavisi bireyin durumuna ve psikolojisine göre önemli
değiĢiklikler gösterir. Ġkincil cinsel isteksizlik olgularında tedavi daha kolay, prognoz
daha iyidir. Tedavinin temeli, altta yatan asıl sorunun çözümünde yatmaktadır. Bu
kimi zaman cinsel yan etkisi olan ve halen kullanılmakta olan bir ilacın aynı yan
etkiye sahip olmayan bir baĢkasıyla değiĢtirilmesi, bazen altta yatan hastalığın
tedavisi, kimi zaman depresyonun saptanarak tedavisi, kimi zaman da partnerde
saptanan cinsel iĢlev bozukluğunun tedavisidir (Ġncesu 2004).
Birincil cinsel isteksizlik olguları düzenli bir cinsel terapiye gereksinim
duyarlar. Terapileri genellikle zaman alır ve prognoz ikincil olgularda olduğu kadar
iyi değildir. Terapileri ancak bu alanda özelleĢmiĢ terapistler tarafından yapılabilir
(Ġncesu 2004).
Cinsel tiksinti bozukluğu: Cinsel iliĢki kurmaktan sürekli ve aĢırı biçimde
tiksinti duyma ve bu nedenle cinsellikten tümüyle kaçınmaktır. Cinsel istek azlığına
ve diğer cinsel iĢlev bozukluklarına göre daha nadir olarak görülür. Bu soruna da
ülkemizde rastlanması nadir değildir. Bozukluğun ağırlığına göre, cinsel tiksinti,
cinsel yaĢamın genital salgılar ya da cinsel birleĢme gibi belirli yönüne odaklanabilir
ya da öpme ve dokunmada dahil tüm cinsel uyaranlara karĢı yaygın bir iğrenme
olarak da ortaya çıkabilir (Anastasiadis et al 2002).
Kadında orgazm bozukluğu: Yeterli cinsel uyarıya karĢın çoğunlukla ya da
her zaman orgazmın yaĢanmaması, gecikmesi ya da güçlükle ulaĢılabilmesidir.
Kadınların yaklaĢık 1/3‟ü çeĢitli derecelerde orgazm sorunları yaĢamaktadırlar. En
önemli psikolojik nedenleri arasında tutucu değer yargıları, suçluluk duyguları, cinsel
travmalar, yetersiz cinsel bilgi ve deneyim, duygusal hazırlığın ya da eĢle olan
duygusal iletiĢimin yetersizliği, yetersiz önseviĢme ve cinsel uyarı, eĢteki erken
boĢalma ya da ereksiyon güçlüğü nedeniyle yetersiz cinsel birleĢme süresi sayılabilir
(Anastasiadis et al 2002).
Kadındaki orgazm bozukluğu, yaĢamın önceki dönemlerinde yokken
sonradan da ortaya çıkabilir. En sık rastlanan nedenleri arasında, eĢler arası
uyumsuzluk, evlilik içi çatıĢma, cinsel travma, çeĢitli jinekolojik ve sistemik
hastalıklar, kullanılan ilaçlar, alkol ya da uyuĢturucu madde kullanımı, depresyon ve
29
diğer psikiyatrik hastalıklar, menopoz, yaĢlılık ve baĢka cinsel iĢlev bozukluklarının
varlığı sayılabilir (Cayan ve ark 2004).
Orgazm, sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaĢamın en önemli parçalarından
biridir. Orgazm sorunu yaĢayan bir kadın, yeni cinsel iĢlev bozuklukları, iliĢki
sorunları ve çeĢitli psikiyatrik hastalıklar yaĢama açısından daha büyük bir risk
taĢımaktadır. Orgazmla ilgili güçlükler, cinsel terapistler ve bu alanda uzman
hekimler tarafından yüksek baĢarı oranlarıyla tedavi edilebilmektedir (Ġncesu 2004).
Erektil disfonksiyon (ED): Herhangi bir cinsel etkinlik için yeterli
ereksiyonu tekrarlayıcı ya da kalıcı biçimde sağlayamama ya da sürdürememe
durumu olarak tanımlanmaktadır. Tanım açısından en önemli olan nokta, ereksiyon
sorununun bir ya da birkaç kez ile sınırlı olmaması, ED tanısının konabilmesi için bu
sorunun tekrarlayıcı veya uzun süreli olması gerekliliğidir. Bu konudaki yaygın
mitler nedeniyle, kiĢiler bir kez bile ereksiyon sağlayamadıklarında paniğe
kapılabilmekte ve hekim hekim dolaĢabilmektedirler (Grover 2006).
ED en sık baĢvuru nedeni olan erkek cinsel iĢlev bozukluğudur. Toplumda
yaygın olarak rastlanır. YaĢla, sigara ve alkol kullanımı ile, diabetes mellitus ve
hipertansiyon gibi sistematik hastalıklarla birlikte rastlanma sıklığı artar (Aslan ve
ark 2009).
ED, psikojenik, organik ya da mikst nedenlerden kaynaklanabilir.
Psikojenik/organik ayırımında en çok üzerinde durulan cinsel iĢlev bozukluğudur.
Hem ayırıcı tanısında hem de tedavisinde multidisipliner bir yaklaĢımı zorunlu
kılmaktadır (Gereklioğlu, BaĢhan ve Akpınar 2010).
Prematür ejakülasyon (PE): PE, çok az bir cinsel uyarıyla bile kiĢinin
istemesinden daha önce boĢalması, diğer bir deyiĢle boĢalmasını denetleyememesi,
ya da istediği kadar erteleyememesidir. Tıbbi açıdan bakıldığında, PE, kiĢinin
boĢalma refleksi üzerinde istemli denetiminin bulunmaması, henüz öğrenilememiĢ
olmasıdır. Süre asıl ölçüt olmamakla birlikte, birleĢmeden önce boĢalma ya da 1-3
dakikalık cinsel birleĢme süresi kesin olarak PE‟dir. 4 ile 7 dakika arası ise ancak
kiĢinin kendisinin ya da cinsel partnerinin sorun olarak görmesi, doyum sorunları
yaĢaması durumunda PE olarak kabul edilmektedir (Atan ve Aslan 2010).
30
PE oranı, yapılan çalıĢmalarda %20-30 arasında çıkmaktadır. Her 4-5
erkekten birinde PE sorunu vardır. Bütün toplumlarda, erkeklerde sık rastlanan bir
sorun olarak karĢımıza çıkmaktadır (Althof 2006).
PE‟nin tek kalıcı tedavisi cinsel terapi ile kiĢiye boĢalma kontrolünün
öğretilmesidir. Bu, ortalama 3 aylık bir tedavi süresinde sağlanabilmekte, kiĢi bir kez
boĢalma kontrolünü öğrendiğinde bir daha yaĢam boyu bunu unutmamaktadır (Atan
ve Aslan 2010).
4. 3. AĠLE PLANLAMASI VE CĠNSELLĠK
Cinsellik, üreme amacının dıĢında da yaĢam kalitesinin unsurlarından biridir.
Ġnsan, üremeyi amaçlamadan da özgür seçimleri doğrultusunda cinsel iliĢkide
bulunabilmektedir. Böylece cinsellik, sadece üreme için bir fonksiyon olmaktan
çıkıp, yaĢamsal fonksiyonlardan biri haline gelir. AP‟yi cinsellikten ayırmak, cinsel
sağlık kavramı içinde belirtmemek mümkün değildir. Üreme amacı taĢımayan çift
için, gebelikten korunmada güvenli bir yöntem kullanılması önemlidir. AP
yöntemleri sayesinde çiftler, çocuk sahibi olmak istemediklerinde de herhangi bir
korku duymadan, cinselliklerini yaĢama Ģansına sahiptirler. AP yöntemleri, bireysel
ve toplumsal olarak daha bilinçli ve huzurlu bir yaĢam sağlamaktadır (Yılmaz 2003,
Demircan 2003 ).
Cinsellik biyolojik, psikolojik, kiĢilerarası ve davranıĢsal boyutları olan çok
boyutlu ve karmaĢık bir kavram olması dolayısıyla (Demircan 2003); kadın ve
erkeklerin cinsel tutum ve davranıĢları, AP yöntem seçimini ve seçtikleri yöntemi
doğru kullanmalarını etkilemektedir. AP yöntemlerinin, istenmeyen gebelikleri
önlemesinin yanısıra, çiftlerin cinsel yaĢamlarına olan etkisinin de bilinmesi
gerekmektedir (Cinsel Sağlık/Üreme Sağlığı 2006).
AP eğitimi toplumun her kesiminde yapılırken, cinsel sağlık ile iliĢkisi
mutlaka vurgulanarak anlatılmalıdır. Böylece insanların, bu konuda soramadığı
sorular cevap bulacak, çözemediği sorunlar da çözüme kavuĢacaktır. Cinsel sağlık
eğitiminin, her yaĢ grubunda kendine ve yaĢ gruplarına özel tekniklerle yapılması,
bugün insanı ve dünya toplumunu mutsuz kılan birçok bireysel ve toplumsal sorunu
31
ortadan kaldırarak, düĢünen, bilginin ıĢığında yaĢamını zenginleĢtiren bireylerin ve
toplumların oluĢmasını hızlandıracaktır (Hatcer and Kowal 1990).
Gebelik korkusunun veya gebelik isteğinin cinsel istek ve performansı önemli
oranda etkilemesi nedeniyle çiftlerin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaĢama sahip
olmalarında, kullanılan AP yöntemlerinin cinsel yaĢamlarına olan olumlu veya
olumsuz etkilerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
4. 3. 1. Aile Planlaması Yöntemleri ve Cinsel YaĢam Üzerine Etkileri
Günümüzde, gebeliği önlemede uygun birçok method vardır (Tablo 4.3.1.1).
32
Tablo 4.3.1.1. Aile planlaması yöntemleri
Tıbbi Modern Yöntemler
1.Hormonal Kontraseptifler
- Oral Kontraseptifler
Kombine Oral Kontraseptifler
Yalnız Progestin İçeren haplar(mini haplar)
- Enjekte Edilen Kontraseptifler
2.Rahim Ġçi Araçlar
3.Post koital kontrasepsiyon
4.Deri Altı Ġmplantlar
5.Vajinal halkalar
6.Bariyer Yöntemler
- Kondom
- Diyafram
- Spermisidler
7.Cerrahi Sterilizasyon
- Tüp Ligasyon
- Vazektomi
Doğal Aile Planlaması Yöntemleri
1. Servikal Mukus Yöntemi
2. Servikal Palpasyon Yöntemi
3. Bazal Vücut Isısı Yöntemi (BVI)
4. Takvim (ritm) yöntemi
Laktasyonel Amenore Metodu (Lam)
Vajinal Duş Yöntemi
Geri Çekme Yöntemi (Koitus İnterruptus)
(McEwen 2002)
33
Kombine oral kontraseptifler (KOK, hap): Oral kontraseptifler (OK),
hormonal kontrasepsiyon kavramı içinde en geniĢ yeri tutan yöntemdir. OK‟nin
kullanımına ilk kez 1956 yılında Porto Rico‟da baĢlanmıĢtır. OK‟nin kullanımının
artmasıyla Amerika‟da birçok çalıĢma yapılmıĢ, yan etki ve risklerinin azaltılması
amacıyla içerdikleri östrojen ve progesteron miktarları azaltılmıĢ, yeni progestinler
geliĢtirilmiĢtir (Kontraseptif yöntemler 2005, Baloğlu 2007). Gebeliği önleyici en
etkin geri dönüĢümlü yöntemlerden birisidir (%99,9 etkilidir). Halen dünyada 100
milyondan fazla kadın OK kullanmaktadır. Ovulasyonu baskılayarak, servikal
mukusu spermlerin geçiĢini engelleyecek Ģekilde kalınlaĢtırarak ve ovumun
transportunu yavaĢlatarak gebeliği önlerler. 21 ya da 28 günlük paketler halinde
hazırlanmıĢtır. Ülkemizde 22 tablet içeren preparatlar da vardır (Ana Sağlığı ve Aile
Planlaması 1992, Akın 2008).
Çok etkili ve geriye dönebilen kontraseptif yöntem kullanmak isteyenler,
hipermenoreye bağlı anemisi, adet ağrısı, benign over kist öyküsü, adet düzensizliği,
premenstrüel yakınmaları yada siklus ortası ağrısı, ailede endometriyal veya over
kanseri öyküsü, benign meme hastalığı, ektopik gebelik öyküsü, tekrarlayan pelvik
enfeksiyon öyküsü olanlar için KOK uygun yöntemlerdir (Akyıldız 2002, Hatcer and
Kowal 1990,Ana Sağlığı ve Aile Planlaması 1992, TaĢkın 2003, Quillian 1995, Akın
2008, McEwen 2002).
Yalnız progestin içeren haplar (Mini haplar): Yalnız progestin içeren
haplar (mini hap) KOK‟lara alternatif olarak geliĢtirilmiĢlerdir. Mini haplarda
KOK‟lara oranla daha az progestin bulunur ve östrojen içermezler. Mini haplar gerek
östrojenin kontrendike olduğu durumlarda, gerekse acil kontrasepsiyon amacıyla
kullanılabilen preparatlardır (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Mini haplar, servikal mukusu kalınlaĢtırıp spermlerin geçmesini önleyerek,
siklusların %40-60‟ında ovulasyonu engelleyerek, tubal moliliteyi yavaĢlatarak,
endometriyumu inceltip implantasyon olasılığını azaltarak gebeliği önlerler (Ulusal
Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Dokuz aydan kısa bir süre önce doğum yapmıĢ emziren kadınların çoğu için
en uygun yöntemlerden biridir. Mini hap, kadın emzirdiği sürece, doğumu izleyen
34
dokuz ay boyunca %98.5 oranında etkilidir. Emzirmeyen kadınlarda güvenilirliği
%96‟dır (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
OK‟nin kullanımdaki baĢarısızlık, genellikle kullanıcıya bağlı nedenler
dolayısıyla geliĢmektedir (Hatcer, Rinehard, Blackburn and Geller 1997, Ulusal Aile
Planlaması Hizmet Rehberi 2005). Yapılan çalıĢmalarda, unutma nedeniyle düzenli
kullanamama, mide ağrısı, mide bulantısı, kilo artıĢı, kanama, sinirlilik, kıllanma gibi
yan etkileri nedeniyle bırakıldığı belirtilmiĢtir (Pasinlioğlu ve Bülbül 2003, Erbil,
Kahraman ve Top 2003, Yanıkkerem ve ark. 2006).
Fisher ve Broditsky‟in Kanada‟da yaptığı araĢtırmada (2000), OK kullanan
kadınların
%73‟ünün
yöntemden
oldukça
memnun
olduğu
belirlenmiĢtir.
Yanıkkerem ve arkadaĢlarının Manisa‟da yaptığı çalıĢmada (2006), kadınların sadece
%15,1‟i OK‟yi güvenilir bulurken, %56,3‟ü bu yöntemin yan etkilere neden
olduğunu düĢünmektedir.
Oral kontraseptiflerin cinsel yaşama etkisi:Cinsel isteğin, hem erkekte hem
de kadında, östrojen/progesteron salınım döngüsünden çok testesteron tarafından
belirlendiği vurgulanmaktadır (Yılmaz 2003). Östrojen; vajinal mukoza dokusu,
vajinal duyarlılık, vazokonjesyon ve sekresyon üzerine etkilidir. Plazma östrodiol
seviyesi 50 pg/ml den az olduğunda kadınlarda, seks aktivite sıklığında azalma, ağrılı
cinsel iliĢki (disparoni ), seksüel cevapta bozukluk, orgazm güçlüğü ve genital
duyarlıklıkta azalma olmaktadır. Plazma östrodiol seviyesinin 50 pg/ml üzerine
çıkması ile vajinal, klitoral, ve üretral kan akımını takiben vajinal kayganlığın arttığı
ve vajinal atrofinin önlendiği bildirilmektedir. Ancak, cinsel isteği belirlemede
testosteronun yeri daha önemlidir. AĢırı cinsel aktivitesi olan cinsel yönden aĢırı aktif
olan insanlarda kan testosteron düzeyleri yüksek bulunmuĢtur. Kadında testosteron
seviyesinin 30 ng/ml olması normaldir. Testosteron seviyesi 10 ng/ml altında
olduğunda seksüel istekte kayıp, meme ucu ve klitoris uyarılmasında, seksüel hazda,
orgazm kapasitesinde ve kas tonüsünde azalma gibi semptomlar ortaya çıkmaktadır.
Progesteronun ise, cinsel istek üzerinde genel olarak olumsuz bir etkisi olduğu
düĢünülmektedir (Yılmaz 2003).
35
Literatürde, OK‟nin çiftlerin cinsel yaĢamını olumlu etkilediği, cinsel iliĢkiyi
kesintiye uğratmaması ve gebelik korkusunu azaltması nedeniyle cinsel iliĢki
sıklığını ve cinsel isteği arttırdığı vurgulanmaktadır (Guida, Sardo, Bramante and
Sparice 2005, Cinsel Sağlık/Üreme Sağlığı2006, ġahin, ġimĢek ve Seyisoğlu 2007).
Oddens‟ın Almanya‟da 1999‟da kadınlar üzerinde yaptığı araĢtırmada (n=1466), AP
yöntemlerinden memnuniyet ile fiziksel ve psikolojik yan etkileri değerlendirilmiĢtir.
OK‟nin cinsel yaĢama pozitif etkisi olduğu sonucuna ulaĢmıĢtır. ÇalıĢmada, OK‟nin
memnuniyet oranının (% 68), cerrahi sterilizasyon memnuniyet oranından (% 92)
sonra ikinci sırada yer aldığı saptanmıĢtır. Hong Kong‟daki 442 Çinli kadının
kullandıkları kontrasepsiyon yöntemleri ve bunların cinsellik üzerine etkilerinin
araĢtırıldığı çalıĢmada; Derogatis Sexual Fonksiyon Envanteri (DSFI-Çin versiyonu)
kullanılmıĢtır. Seksüel memnuniyet ve seksüel uyarım, kadın sterilizasyonundan
sonra OK kullanan kadınlarda anlamlı derecede yüksek bulunmuĢtur (Raymond et al
2004).
Sanders, Graham, Bass ve Bancroft‟un (2001), Raymond ve arkadaĢlarının
(2004) ve Yanıkkerem ve arkadaĢlarının (2006) yaptığı çalıĢmalarda ise, OK‟nin
cinsel yaĢamı olumsuz etkilediği belirtilmektedir. OK‟nin cinsel yaĢam üzerine
olumsuz etkileri iki Ģekilde ortaya çıkabilmektedir. Birincisi, kadınların duygusal
hassasiyetlerini artırarak kendilerini duygusal anlamda kötü hissetmelerine neden
olabilmektedir. Diğeri ise, cinsel ilgi ve vajinal kayganlığı azaltabilmektedir (Sanders
et al 2001).
Enjekte edilen kontraseptifler: Uzun etkili hormon preparatı içeren
kontraseptif yöntemlerdir. En yaygın kullanılan, enjekte edilen kontraseptifler
progestin içerirler. Ovulasyonun baskılanması, servikal mukusun kalınlaĢması ve
endometriyumun inaktif hale gelmesiyle gebelik oluĢumunu engeller. Kombine
enjekte edilen kontraseptifler gebelikten korumada çok etkilidir. BaĢarısızlık hızı
yaklaĢık % 0,1-,0,2 arasındadır. Emzirenler, ileri yaĢtaki kadınlar tarafından
kullanılabilir, cinsel iliĢki sürecinden bağımsızdır, pelvik enfeksiyon ve over
kanserine karĢı koruyucu etkisi vardır, orak hücreli anemisi olanlar da kullanabilir,
ektopik gebelikleri ve demir eksikliği anemisini önler. Ancak adet düzensizliğine
36
neden olabilir, yöntem bırakıldığında fertilitenin dönmesi bir süre gecikebilir, kilo
artıĢına neden olabilir (Akyıldız 2002, TaĢkın 2003,Akın 2008).
Literatürde enjekte edilen kontraseptiflerin cinsel yaĢama etkisi ile ilgili bir
çalıĢmaya rastlanmamıĢtır.
Rahim içi araçlar: Rahim içine yerleĢtirilen, genellikle bakır ya da hormon
içeren, küçük plastik bir cisimdir. Richter tarafından 1909‟da tanımlanan ilk RĠA,
ipekböceği bağırsağından yapılmıĢ, halka Ģeklinde bir araçtı. O zamandan itibaren
halka, lup, spiral, T ve 7 Ģekillerinde çeĢitli RĠA‟lar geliĢtirilmiĢtir. Araçların
yapımında ise, plastik, bakır ve gümüĢ dahil değiĢik maddeler kullanılmıĢtır
(Bourgeois, Mullin and Daniel 2002, TaĢkın 2003, Ulusal Aile Planlaması Hizmet
Rehberi2005, Alexander, Prato, Janke, Migues and Pearson 2006). RĠA‟nın
koruyuculuk oranı bir yılda % 99,3- 99,7 arasında değiĢmektedir (Bourgeois et al
2002). Günümüzde dünya çapında kullanılan RĠA tipleri Ģunlardır:
• Ġnert(katkısız) RĠA: Polietilen (Lipes Loop) veya paslanmaz çelikten (Çin‟de
kullanılan ring‟ler) yapılmıĢ araçlar.
• Bakırlı RĠA: Cu T-380 A, Cu T 200 C, Multiload (ML Cu 250 ve 375) ve Nova T
gibi bakırlı araçlar.
• Hormonlu RĠA: Gövde kısmında progesteron içeren Progestasert ile
levonorgestrel (LNg 20) içeren Levo Nova ve Mirena.
Günümüzde Cu-T 380 A pek çok ülkede ve ülkemizde en yaygın olarak
kullanılan RĠA türüdür (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005, Dilbaz 2005).
Üst genital kanala spermin migrasyonunu önleyerek, ovumun transportunu ve
fertilizasyonu inhibe ederek gebeliği önlerler. Progestin içeren RĠA‟lar ayrıca
servikal mukusu kalınlaĢtırarak spermlerin uterusa geçmesine engel olur (Ulusal Aile
Planlaması Hizmet Rehberi2005, Dilbaz 2005).
Gebelikleri arasında uzun süre isteyenler veya artık çocuk istemeyenler,
hormonal kontraseptifler için uygun olmayanlar, emzirenler, koitustan bağımsız
yöntem isteyenler için uygundur (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005,
Dilbaz 2005).
37
Menstrüel kanamanın miktar ve süresinde artıĢ olması ile menstrüel düzenin
bozulması en sık görülen yan etkileridir (Ana Sağlığı ve Aile Planlaması 1992,
Akyıldız 2002, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005,Akın 2008).
RİA’nın cinsel yaşama etkisi: RĠA‟ nın en olumlu yönlerinden biri, cinsel
iliĢkiyi kesintiye uğratmaması, cinsel iliĢkiden bağımsız olmasıdır. Eryılmaz ve
arkadaĢlarının çalıĢmasında, RĠA kullanan kadınlarda ve eĢlerinde cinsel
yaĢamlarının diğer yöntemlere göre olumlu etkilendiği belirtilmiĢtir (Eryılmaz 1999).
Çelik, Yıldırım, Gerçek, Arkalı ve Nur‟ un RĠA taktıran kadınların RĠA‟yı
bırakma nedenlerini ve RĠA kullanımı sırasındaki Ģikayetlerini araĢtırdıkları
çalıĢmada (2005), kadınların % 42,8‟inin aĢırı kanama, bel ve kasık ağrısı çektiği, %
41,1‟inin ise cinsel iliĢkide sorun yaĢadığı belirlenmiĢtir. Balcı, Öztürk, Gün ve
Öztürk Kayseri‟de yaptığı araĢtırmada (2005) kadınların yaklaĢık 1/3‟ünün
kullandıkları yöntemle ilgili bir Ģikayeti olduğunu ve bu oranın RĠA kullananlarda
daha yüksek olduğunu (adet kanamalarında düzensizlik, ara kanama, ağrılı adet)
belirtmiĢtir. Ayrıca, Dilbaz çalıĢmasında (2005), RĠA‟nın ipliklerinin çok kısa
bırakılması durumunda, erkeklerde cinsel iliĢki sırasında irritasyona neden
olabileceğini belirtmiĢtir.
RĠA‟nın olumlu ve olumsuz etkilerinin yanısıra cinsel yaĢama herhangi bir
etkisi olmadığını belirten çalıĢmalara da rastlanmaktadır. Raymond ve arkadaĢlarının
(2004) yaptığı araĢtırmada, RĠA‟nın yaĢam kalitesi ve cinsel fonksiyonlar üzerine
anlamlı bir etkisi olmadığı belirlenmiĢtir. Yılmaz‟ın kullanılan yöntemlerin
kadınların cinsel fonksiyonu üzerine yaptığı araĢtırmada, hormonal kontraseptifler
dıĢında diğer yöntemlerin cinsel fonksiyonu çok fazla etkilemediği sonucuna
ulaĢmıĢtır (Yılmaz 2003).
Post koital kontrasepsiyon: 1997‟de ilaç ve gıda idaresi yüksek dozda
standart doğum kontrol ilacının postkoital kontrasepsiyon amaçlı kullanılması
yaklaĢımını tavsiye etmiĢtir. Kondom yırtılması, RĠA‟nın düĢmesi, hap alınmasının
unutulması ya da tecavüz gibi acil kontrasepsiyona ihtiyaç duyulan durumlarda post
38
koital kontrasepsiyona baĢvurulur. Kontraseptif amaçlı sürekli kullanılmamalıdır
(TaĢkın 2003). Bu amaçla yapılan 3 tip uygulama vardır:
• Post koital haplar;korunmasız koitusu izleyen ilk 72 saat içerisinde halen sık
kullanılan KOK‟lardan ethinyl estradiol 50 mcg ve norgestrol 1 mg içeren 2 hap
alınır. 12 saat sonra aynı doz tekrarlanır. Bu yöntem „Yuzpe‟ rejimi olarak
bilinmektedir ve günümüzde en sık kullanılan post koital uygulamadır.
• RU-486;Antiprogesteron ajan olan RU-486‟da post koital kontrasepsiyon amaçla
kullanılabilir.
• Post koital RİA;korumasız koitusun olduğu bir siklusta ovulasyonu izleyen 5-7 gün
içerisinde, RĠA uygulaması gebeliği önlemede çok etkilidir.
Post koital uygulanan gerek hormon, gerekse RĠA, fertilizasyonu etkileyebilir
veya endometriyumu implantasyona uygunsuz hale getirerek gebeliği önlerler
(TaĢkın 2003,Akın 2008).
Deri altı implantları: Ġlgili çalıĢmalar 1960‟lardan beri sürmektedir. Yapılan
çalıĢmalar sonucu en yaygın kullanılan implant Norplant‟tır. Norplant, 5 yıl süreyle
korunma sağlayan etkili, uzun süreli ve geri dönüĢlü bir kontraseptiftir. BeĢ yıllık bir
sürede yıllık ortalama gebelik hızı %1 „den azdır. Sentetik hormon içeren 6 ince ve
esnek kapsülden oluĢan bir kontraseptiftir. Küçük bir cerrahi giriĢimle, üst kolun iç
kısmına, derinin hemen altına yerleĢtirilir (Ulusal Aile Planlaması Hizmet
Rehberi2005).
Ayrıca tek kapsül içeren implantlarda vardır ve koruyuculuğu 3 yıl
sürmektedir. Ġmplantların uygulanması norplantlarla aynıdır (Ulusal Aile Planlaması
Hizmet Rehberi2005).
Ġmplantlar sadece progestin içermektedir. Progestin ovülasyonu baskılayarak
ve servikal mukusu, sperm geçiĢini engelleyecek biçimde kalınlaĢtırıp azaltarak
gebeliği önler (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Gebelikler arasında uzun süre isteyenler veya artık çocuk istemeyen ancak
cerrahi sterilizasyon da istemeyenler, cinsel iliĢki zamanından bağımsız yöntem
isteyenler, östrojen kullanma kontrendikasyonu olanlar, emzirenler, ileri yaĢtaki
kadınlar kullanabilir (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
39
Menstrüel siklus değiĢiklikleri, fonksiyonel over kisti, baĢ ağrısı, kilo
değiĢiklikeri (artma ya da azalma), akne, saç dökülmesi, hirsutizm, ilk aylarda
bulantı, baĢ dönmesi, memelerde duyarlılık, vajinal sekresyon artıĢ gibi yan etkiler
görülebilir (Dirican 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005, Akın 2008).
Literatürde implantların cinsel yaĢama etkisi ile ilgili bir çalıĢmaya
rastlanmamıĢtır.
Vajinal halkalar(Ringler): Hormon içeren halkalardır. Bunlardan salınan
hormon özelliği ve düzeyine bağlı olarak koruyuculuk sağlar. Olumlu yönü kullanıcı
kontrolünde olmasıdır (Akın 2008).
Vajinal halkanın cinsel yaşama etkisi: Guida ve arkadaĢlarının (2005)
hormonal vajinal halka ve oral kontraseptif kullanan 149 kadın ile yapmıĢ oldukları
bir çalıĢmada hormonal vaginal halka kullanan kadınların cinsel ilgi ve cinsel
fantezilerinde artıĢ olduğu saptanmıĢtır.
Kondom: 18. yy.da hayvan barsağından yapılan ilk kondomlar, günümüzde
kauçuktan yapılmaktadır. Cinsel iliĢki sırasında penise takılan bir kılıftır. Erkeğin
sperminin vajinaya girmesini engeller. Kondom kullanımı, HIV enfeksiyonu dahil,
CYBH‟nın insidansı arttıkça giderek yükselmektedir (TaĢkın 2003, Ulusal Aile
Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Erken boĢalmanın önlenmesinde yardımcı olabilir. Ancak, bazı çiftlerde
(özellikte erkekte) duyarlılığı azaltabilir, bazı erkeklerde ereksiyonu güçleĢtirir ve
cinsel iliĢkiyi kesintiye uğratıyor olması doyumu azaltabilir (TaĢkın 2003, Ulusal
Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Hindistan‟da % 59, Jamaika‟da % 71 oranında kullanılan kondom, modern
yöntemler arasında kullanılan en yaygın yöntemlerden biridir (Steiner et al 2006).
Lete ve arkadaĢlarının Ġspanya‟da yaptığı çalıĢmada (2001), çiftlerin AP yöntemi
olarak en fazla oranda kondomu (% 36.2) kullandıkları belirtilmiĢtir. Oddens‟ın
yaptığı çalıĢmada (1999), OK‟den sonra en fazla oranda kullanılan kondomdan,
çiftlerin genel olarak memnuniyet düzeylerinin (%30) , diğer yöntemlere göre daha
az oranda olduğu belirtilmektedir (sterilizasyon %92, OK % 68, RĠA % 59).
40
Asan, AteĢci, Gündüz, GümüĢ ve Lekili‟ nin ürologlar arasında yaptığı
araĢtırmada (2004), çiftlerin korunma yöntemi olarak OK‟den (% 23,3) sonra,
kondomu (% 21) tercih ettikleri, ancak ürologların en fazla kondomu (% 22.8)
önerdikleri ortaya çıkmıĢtır. Akın, Özaydın ve Aslan‟ ın evli erkekler üzerinde
yaptığı çalıĢmada (2006), kondom kullanımı evlilik süresine bağlı olarak azaldığı,
eğitim düzeyine bağlı olarak arttığı belirlenmiĢtir. Ancak Lete ve arkadaĢlarının
yaptığı çalıĢmada (2001), bireylerin eğitim düzeyinin kondom kullanımını
etkilemediği saptanmıĢtır.
Kondomun cinsel yaşama etkisi:Kondomun, doğum kontrolüne erkeklerin
katılımına sağlanması, hiçbir yan etkisinin olmaması, erken boĢalmanın önlenmesi,
penisin etrafını sararak hafif turnike etkisi ile ereksiyonu kolaylaĢtırması, vagen
kuruluğu olanlarda kayganlaĢtırıcı etkisinden yararlanılması gibi olumlu yönleri
olduğu belirtilmektedir (Eryılmaz 1999, Berkiten ve Aslan 2001,Yılmaz 2003).
Kondom kullanan erkeklerde, ereksiyon daha uzun sürebilir, bu durum kadının
orgazma ulaĢmasını kolaylaĢtırmaktadır. Kondom, kadının partnerinin penisine
dokunmasına fırsat vererek, çiftlere cinsel gereksinim ve arzuları için konuĢma fırsatı
da verebilmektedir (Yılmaz 2003).
Eryılmaz‟ın (1999) yaptığı çalıĢmada, cinselliklerinin olumlu etkilendiğini
belirten kadınların oranının RĠA‟dan sonra en fazla kondom kullananlarda olduğu
bildirilmiĢtir.
Kondom bazı çiftlerde ( özellikle erkeklerde ) cinsel temas sırasında glans
penisteki duyarlılığı azaltması, iliĢkide kesintiye neden olması ve bazen de
ereksiyonu güçleĢtirmesi gibi sorunlarla cinsel doyumun azalmasına neden
olabilmektedir (Hatcer et al 1997, Eryılmaz 1999, Berkiten ve Aslan 2001).
Yanıkkerem ve arkadaĢlarının yaptığı çalıĢmada (2006), kondom kullanan
erkeklerin
yöntemden
memnun
olmaması
nedeniyle
yöntemi
bıraktıkları
belirlenmiĢtir. Aynı çalıĢmada kondom kullanan kadınlar vajinada kuruluk ve tahriĢe
neden olduğu gerekçesiyle kondomun iyi bir yöntem olmadığını belirtmiĢlerdir.
41
Fisher ve Boroditsky‟in Kanada‟da yaptığı çalıĢmada (2000), oral
kontraseptif kullanan kadınların % 70‟inin eĢleri yöntemden memnun iken, kondom
kullanan kadınların sadece % 20‟sinin eĢleri kondomdan memnundur.
Dündar, Kaynar ve PekĢen‟ in; Samsun ili merkez sağlık ocaklarında çalıĢan
evli ebeler üzerinde yaptığı çalıĢmada (2005); bazı kadınların eĢlerinin kondom
kullanımından Ģikayetçi oldukları belirtilmiĢtir.
Yapılan bazı çalıĢmalarda, kondom kullanan erkeklerde cinsel istekte azalma,
iliĢkiden zevk alamama, libidoda azalma Ģikayetlerinin olduğu belirtilmiĢtir (Finger
1998, Eryılmaz 1999, Berkiten ve Aslan 2001). Benzer Ģekilde, Finger‟in
çalıĢmasında (1998), kondomun duyarlılığı azalttığı ve ereksiyonu güçleĢtirdiği
belirtmiĢtir.
Diyafram: Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde yaygın olarak kullanılan
bir bariyer yöntemdir. Diyafram, serviksi mekanik olarak kapatan kubbe biçiminde
ince, kauçuktan yapılmıĢ kontraseptif yöntemdir. Daha etkili olması için kontraseptif
kremlerle birlikte kullanılmalıdır. Diyafram kullanmak isteyenleri değerlendirmek
için pelvik muayene yapılmalıdır. Ġncelemeler sonucunda diyafram kullanımını
engelleyecek ya da güçleĢtirecek etkenler olup olmadığı belirlenmelidir. Diyafram,
aynı zamanda serviksin üzerini kapattığı ve travmayı azalttığı için, serviks kanserini
önleyebilir bir yöntemdir. Tekrarlayan üriner enfeksiyonlarda kullanılmaması
önerilir (TaĢkın 2003, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Literatürde diyaframın cinsel yaĢama etkisi ile ilgili bir çalıĢmaya
rastlanmamıĢtır.
Spermisidler: Vajinal spermisitler, spermlerin servikse ulaĢmadan etkisiz
hale getirilmesi için vajina derinine yerleĢtirilen maddelerdir. Farklı formları vardır.
Spermisit türleri; aerosol, krem, jel, macun, supozituvar, vajinal köpük tablet ve
vajinal sünger gibi türleri vardır. Tek baĢında etkilidir fakat kondom yada diyafram
ile birlikte kullanıldığında çok daha etkilidir. KayganlaĢtırıcı etkisi vardır. Emziren
ve premenopozal kadınlarda vajinadaki kuruluğu giderir. Ancak bazı çiftlerde,
42
genital organlarda yanma ya da irritasyona neden olabilir (TaĢkın 2003, Ulusal Aile
Planlaması Hizmet Rehberi2005, Akın 2008).
Literatürde spermisidlerin cinsel yaĢama etkisi ile ilgili bir çalıĢmaya
rastlanmamıĢtır.
Kadında cerrahi sterilizasyon (Tüp ligasyonu): Tüp ligasyonu baĢka çocuk
istemeyen ve doğurganlığını sona erdirmek isteyen çiftler için en güvenli
yöntemlerden biridir. Tüp ligasyonunda her iki tüp mekanik yolla kapatılır,
fertilizasyon engellenir. BaĢarısızlık oranı yalnızca 1/1000 kadardır (Erefe 1998,
Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005, Akın 2008,).
Literatürde seksüel memnuniyetle ilgili herhangi bir etkisi olmadığı
belirtilmektedir.
Erkekte cerrahi sterilizasyon (vazektomi): Erkekte vas deferenslerin
kapatılması ile sperm geçiĢinin engelleyen bir yöntemdir. Bu yöntem cinsel iliĢki ve
tatmininde bir değiĢiklik yapmayacağı gibi, vücudun diğer iĢlevlerini de etkilemez.
BaĢarısızlık oranı 1/1000 kadardır. Vazektomide iĢlemden sonra ilk 20
ejakülasyonda spermler mevcuttur, bu nedenle bu süre zarfında ek bir yöntemle
korunulması gerekir (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005, Akın
2008).
Literatürde seksüel memnuniyetle ilgili herhangi bir etkisi olmadığı
belirtilmektedir.
Servikal mukus yöntemi: Servikal glandlardan gelen vajinal akıntıda, siklus
boyunca belirgin değiĢmeler olur. Bu değiĢmeler izlenerek ovulasyonun ne zaman
gerçekleĢtiği saptanabilir (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005,
Akın 2008).
Servikal palpasyon yöntemi: Ovulasyon döneminde serviks palpe
edildiğinde, yumuĢak ve yüksektedir (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet
Rehberi 2005, Akın 2008).
43
Bazal vücut ısısı yöntemi: Vücut ısısı ovulasyondan birkaç gün önce hafifçe
düĢer, ovulasyondan sonra 0.2-0.5 derece yükselir ve 10-12 gün bu düzeyde
seyreder. Bu ovulasyonun olduğunun belirtisidir. Ancak hastalık, stres, enfeksiyon,
uykusuzluk gibi baĢka faktörlerde ısıyı yükseltebileceğinden yükselen ısının
yorumunu doğru yapmak gerekir (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet
Rehberi 2005, Akın 2008).
Takvim (ritm) yöntemi: Menstrüel siklusun fertil ve infertil günlerini
hesaplamak için 6 aylık bir gözlem süresi sonunda matematiksel formüllere dayanan
bir yöntemdir. Ancak bunu kullanan kadınların adetleri çok muntazam olmalıdır.
Adetleri düzenli olan kadının siklus gün sayısından 14 gün çıkarılıp ovulasyon günü
bulunur. Bugünün 3 gün öncesi ve 3 gün sonrası tehlikeli gün olarak kabul edilir.
Fertil periyodu doğru saptanabilirse baĢarılı kullanılabilir, aksi takdirde baĢarısızlık
hızı yüksek olur (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005, Akın
2008).
Laktasyonel amenore yöntemi: Emzirme doğumdan sonra ovulasyonu bir
süre geciktirerek doğurganlık azaltmaktadır. Emzirmenin kontraseptif etkisi ilk 6 ay
için oldukça yüksektir ama emzirme asla güvenilir bir kontraseptif yöntem gibi
düĢünülmemelidir (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005, Akın
2008).
Vajinal yıkama yöntemi: Koruma değeri hemen hemen hiç olmayan bir
yöntemdir. Buna rağmen birçok kadın cinsel temasdan hemen sonra hazneyi
yıkayarak korunduğunu zanneder (Erefe 1998, Ulusal Aile Planlaması Hizmet
Rehberi 2005, Akın 2008).
Geri çekme yöntemi: En eski yöntemlerden birisidir. Halk arasında
“çekilme, dıĢarı boĢalma, erkeğin korunması, dikkatli olma” gibi baĢka isimlerle de
adlandırılmaktadır (Yılmaz 2003).
Cinsel iliĢki sırasında erkeğin cinsel organını, ejakülatın gelmesinden önce
vajinadan çıkararak menisini vajina dıĢına boĢaltmasına dayanan bir yöntemdir
(TaĢkın 2003).
44
Ülkemizde en fazla oranda (%26,2) kullanılan geleneksel AP yöntemi olan
GÇ yönteminin, çiftler tarafından tercih edilmesinin nedenleri, güvenilir bulunması,
gebelik istendiğinde yöntemin kolay bırakılabilmesi, hormon içermemesi ve yan
etkisinin olmamasıdır (Sanders et al 2001, Myntti et al 2002, Güngör ve ark
2006,Yanıkkerem ve ark 2006).
Ancak, yöntemin ejakülasyondan önce prostatta ve üretrada bulunan bir
miktar seminal mayinin vajene kaçabilmesi, kiĢilerin otokontrolünün koitusa ara
vermek için her zaman yeterli olmayabilmesi, sürekli kullanıldığında cinsel
doyumsuzluk
ve
psikolojik
gerginliğe
yol
açabilme
gibi
dezavantajları
bulunmaktadır (TaĢkın 2003).
Yöntem doğru uygulandığında, gebelik oranı yılda % 9-15 (42) ve % 27, çok
dikkatli kullanımda ise gebelik oranı yılda % 4 olarak belirtilmektedir (Berek 2007).
Aytekin ve arkadaĢlarının yaptığı çalıĢmada (2001), araĢtırmaya katılan 1910
kadına kendileri ve eĢlerinin geri çekme yönteminden memnuniyetleri sorulduğunda,
sadece % 10‟ununda her ikisinin de memnun olduğu, kadınların % 75‟inin,
erkeklerin ise % 68‟inin bu yöntemden memnun oldukları belirtilmiĢtir.
Yanıkkerem ve arkadaĢlarının Manisa‟da yaptığı çalıĢmaya göre (2006), geri
çekme yönteminden kadınların % 84,4‟ü memnunken, erkeklerde bu oran %
69,9‟dur. Kadınların % 65‟inin bu yöntemi kullanırken gebe kalmaktan korktuğu ve
% 51‟nin istenmeyen gebelikle karĢılaĢtığı ifade edilmiĢtir.
Geri çekme yönteminin cinsel yaşama etkisi:GÇ yönteminin baĢarısı, kiĢisel
etmenlere bağlıdır ve erkeğin sorumluluğunu yansıtır. Özellikle adölesanlarda
ejakülasyon üzerine kontrolun zor olduğu, erken boĢalma eğilimi olanlarda da
yöntemin uygun olmadığı belirtilmektedir (Demir 2005).
GÇ yöntemi, aile planlaması açısıdan belli bir değer taĢısa da, cinsel iliĢkiye
yönelik önemli olumsuzluklar içermektedir. GÇ‟nin tıbbi yan etkileri bulunmamakla
birlikte, cinsel iliĢkinin plato fazında yarıda kesilmesi, eĢlerin cinsel doyumlarını
azaltabilir. Bu yöntem, kadının çoğunlukla cinsel coĢkunun doruk noktasında,
45
orgazm olamamasına neden olabilmektedir (Bobak 1997, Everett 1998, Yılmaz
2003, Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi2005).
Yapılan bazı çalıĢmalarda GÇ yönteminin cinsel yaĢama iliĢkin olumsuz
etkilerinden bahsedilmiĢtir. Yanıkkerem ve arkadaĢlarının çalıĢmasında (2006), GÇ
yöntemini kullanan kadınların dörtte biri, cinsel yaĢamlarını olumsuz etkilediğini
belirtmiĢtir. Aynı Ģekilde, Eryılmaz (1999) ile Berkiten ve Aslan‟ ın (2001) yaptığı
çalıĢmalarda da, GÇ yöntemi kullananlarda cinsel açıdan tatmin olamama
bildirilmiĢtir.
4.3.2.Cinsel Sağlığın Korunmasında ve AP Yöntemlerinin Cinsel YaĢama
Etkisine
Yönelik
DanıĢmanlık
Hizmetlerinde
Sağlık
Ekibi
Ġçerisinde
HemĢirenin Rolü ve Önemi
Ülkemizde AP hizmetlerinin yaygınlaĢtırılması için hekim olmayan sağlık
personelinden uygulamalarda yararlanmak amaçlanmıĢ ve buna yönelik olarak ilk
çalıĢma 1975 yılında DSÖ iĢbirliği ile Ankara Çubuk Eğitim merkezinde, Hacettepe
Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından baĢlatılmıĢtır (Oltuluoğlu 2008).
1983 tarih ve 2827 sayılı nüfus planlaması kanununa göre; eğitilen ve
yeterlilik belgesi verilen halk sağlığı hemĢiresine ve ebelere gebeliği önleyici yöntem
kullanma çalıĢmalarını, yetkili hekimin denetim ve gözetimi altında resmi kurum ve
kuruluĢlarda yürütme yetkisini vermiĢ olup bu kanun kapsamınca hemĢire ve
ebelerin görev, yetki ve sorumlulukları Ģöyle belirtilmiĢtir:
• OK kullanacaklarda uygun vakayı seçmek, kullananları yan etkileri açısından
izlemek,
• Pelvik muayene yapmak, normal vakalarda rahim içi araç uygulamak,
• RĠA kullananların belli aralıklarla kontrolünü yapmak,
• Pelvik muayene ve izlemlerde patolojik vakaları yetkili hekime göndermek,
• Kondom dağıtmak, kondom ve spermisitlerin doğru kullanılması için toplumu
eğitmek,
• Topluma nüfus planlaması eğitimi yapmak ve geleneksel metodlar hakkında bilgi
vermek,
46
• ÇalıĢtığı kurumda gerekli araç-gereç ve tıbbi malzemeyi kullanıma hazır
bulundurmak,
• Yürüttüğü AP hizmetleri ile ilgili bilgileri toplamak, kaydetmek ve zamanında
yetkililere ulaĢtırmaktır (Sergek 2005,Oltuluoğlu 2008).
Halk sağlığı hemĢiresinin (ebe ve hemĢire) bu alandaki en önemli görevi
danıĢmanlık, eğitim, rehberlik ve motivasyondur. AP hizmetleri ve yöntem seçimini
etkileyen en önemli faktör yeterli danıĢmanlık hizmeti almaktır. Aktif AP
danıĢmanlığı üreme sağlığı hizmetlerinin kalitesini ve modern AP hizmetlerinin
kullanımını artırmaktadır. DanıĢmanlık AP yöntem seçimini etkilediği kadar
yöntemlerin kabul edilebilirliğini, devamlılığı sağlamada ve memnuniyet artırmada
en önemli etkendir (Turan 2005, Saygılı 2007, CoĢkun 2007,Oltuluoğlu 2008).
AP danıĢmanlığı, doğrudan ve dolaylı olarak, cinsellik ile yakından ilgilidir
ve bu yüzden cinsel danıĢmanlığı da kapsar. Cinsel danıĢmanlığın temelini cinsel
eğitim oluĢturur. Bireyi cinsel yaĢamında doyumlu kılmak, kendine ve topluma karĢı
sorumluluk duygusu taĢıyan olumlu cinsel davranıĢlar geliĢtirmek, cinsel yetersizlik
ve hastalıkların oluĢmasını önlemek amacıyla bireye, aileye ve topluma cinsel eğitim
yapılır. Cinsel eğitim, bireylerin yanlıĢ inanıĢ ve görüĢlerden arınmasını sağlar ve
bilgi eksikliğinden kaynaklanan cinsel sorunlara engel olur. Sağlık elemanlarının
cinsel eğitim/danıĢmanlık rollerini yerine getirebilmeleri için, konuya iliĢkin yeterli
bilgi düzeyine sahip olmaya ek olarak, cinsellikle ilgili toplumsal normları, sağlıklı
cinsel yaĢam biçimini, toplumda sık görülen cinsel fonksiyon bozukluklarını ve
terapötik yaklaĢımları bilmeleri ve ayrıca, bu hizmeti yerine getirirken kendi değer
sisteminin, cinsel eğilimlerinin, cinsel davranıĢ hakkındaki inançlarının farkında
olmaları son derece önemlidir.
AP danıĢmanlığı yapan hemĢire, AP için baĢvuran bireye, uygun hizmeti
sunabilmek için bireyin, cinsel geçmiĢi, iliĢkileri, deneyimleri, davranıĢları ile ilgili
cinsel iĢlevlere iliĢkin öykü alarak hem AP hizmeti için, hem de koruyucu sağlık
hizmeti verme fırsatını değerlendirmiĢ olur. Böylece bireyin genel sağlık düzeyine ve
kiĢisel mutluluğuna katkıda bulunmuĢ olur (Hatcer and Kowal 1990).
Sağlık ekibi üyelerine yönelik, hastaların cinsel sorunları ve yakınmalarında
kullanılmak üzere, 1974 yılında Annon bir model geliĢtimiĢtir. Bu model, her bir
47
müdahale seviyesini tanımlayan kelimelerin baĢ harflerinin bir araya gelmesiyle
oluĢmakta ve PLISSIT ( Permission giving, Limited Information giving, Specific
Suggestions, Intensive Theraphy) model olarak adlandırılmaktadır. Model, dört
aĢamadan oluĢmaktadır. Bu aĢamalar; izin verme, sınırlı bilgi, özel öneriler ve yoğun
tedaviyi içermektedir. Cinsel sağlık danıĢmanlığında hemĢirelerin PLISSIT modelini
kullanması önerilmektedir (Demircan 2003, Yangın 2004, Berek 2007).
Sonuç olarak, ülkemizde en fazla oranda kullanılan geleneksel bir AP
yöntemi olan GÇ yönteminin eĢlerin (kadın-erkek) cinsel yaĢamına etkisini
belirlemek amacıyla yapılan bu çalıĢma ile, hemĢirenin vereceği AP ve cinsel sağlık
danıĢmanlık hizmetlerinin kalitesini yükseltmek, böylelikle aile sağlığına katkıda
bulunmak amaçlanmaktadır.
48
5. GEREÇ VE YÖNTEM
5.1. AraĢtırmanın Tipi
Bu araĢtırma kesitsel ve tanımlayıcı pilot bir çalıĢma olarak planlanıp
gerçekleĢtirilmiĢtir.
5.2. AraĢtırmanın Yeri ve Zamanı
Bu çalıĢma Afyonkarahisar il merkezinde 5 no‟lusağlık ocağına bağlı bulunan
bölgedeki Osmangazi Mahallesinde Aralık 2010- Haziran 2011 tarihleri arasında
yapılmıĢtır.
ÇalıĢmanın yapıldığı süreçte 5 no‟lu Sağlık Ocağı 1 köy, 5 mahalleye hizmet
vermekteydi. Sağlık Ocağında 7 ebe, 3 hemĢire, 4 hekim ve 1 sağlık memuru görev
yapmaktaydı. ġu an itibariyle sağlık ocağı, 5no‟lu Aile Sağlığı Merkezi olarak 4
hekim, 4 ebe ve 1 personel ile aile hekimliği hizmeti vermektedir. Ebe ve hemĢireler
15-49 yaĢ kadın, gebe ve bebek izlemleri, aĢı ve diğer enjeksiyon uygulamaları,
gebelik testi ve biyokimya gibi tetkikler için kan alımı, RĠA, Mesigyna uygulamaları,
hap, kondom dağıtımı gibi AP hizmetlerini yürütmektedir. ÇalıĢmanın yürütüldüğü
Osmangazi mahallesinde yaĢayan ailelerin çoğunluğunun da sosyo-ekonomik ve
kültürel düzeylerinin genelde düĢük olduğu görülmüĢtür.
5.3. AraĢtırmanın Evreni ve Örneklemi
AraĢtırmanın yapıldığı Afyonkarahisar il merkezinde toplam 12 sağlık ocağı
bulunmaktadır. AraĢtırma için önce Ġl Sağlık Müdürlüğü verilerine baĢvurulmuĢtur.
Ġl merkezinde bulunan sağlık ocaklarının 15-49 yaĢ Kadın Bildirim Formlarına göre
Ocak-Haziran 2010 tarihleri arasındaki verileri incelenmiĢtir.
49
Tablo 5.3.1. Afyonkarahisar il merkezi sağlık ocakları Ocak-Haziran 2010 tarihli 1549 yaĢ kadın bildirim formlarına göre elde edilen sonuçlar
Sağlık Ocağı
No
15-49 yaĢ
kadın sayısı
Etkisiz yöntem kullananlar
n (%)
1
3089
812 (26.3)
2
6586
1673 (25.4)
3
6518
994 (15.3)
4
4167
1298 (31.1)
5
3109
1132 (36.4)
6
2840
515 (18.1)
7
5419
1801 (33.2)
8
4539
1297 (28.5)
9
3258
923 (28.3)
10
2373
558 (23.5)
11
2744
733 (26.7)
12
2725
628 (23.0)
TOPLAM
47367
12364 (26.1)
Bu verilerde 15-49 yaĢ grubundaki kadın sayısı ve etkin olmayan yöntem
kullanımı sayı ve oranı tespit edilmiĢtir. Bu verilere göre etkin olmayan yöntem
kullanımının en yüksek 5 no‟lusağlık ocağına bağlı bulunan bölgede olduğu
belirlenmiĢtir (Tablo 5.3.1).
AraĢtırma için 5 no‟lu sağlık ocağının hizmet alanı içerisinde olan
mahallelerdeki 15-49 yaĢ grubu kadınların Ocak-Haziran 2010 dönemi kullandıkları
yöntemlerin verileri detaylı olarak alınmıĢtır.
50
Tablo 5.3.2. 5 no„ lu sağlık ocağının hizmet alanı içerisindeki mahallelerde 15-49
HAP
KONDOM
ENJEKSĠYON
RĠA
DERĠ ALTI
ĠMPLANT
TÜP LĠG.
VAZEKTOMĠ
DĠĞER ETKĠLĠ
YÖNTEM
ETKĠSĠZ YÖNTEM
KULLANAN
YÖNTEM
KULLANMAYAN
yaĢ kadın bildirim formlarına göre kadın sayısı ve kullandıkları yöntemler
Osmangazi mah
1321
50
121
6
121
0
38
0
0
522
385
Ertuğrul gazi mah.
174
1
11
1
16
0
6
0
0
58
76
YeĢilyurt mah.
456
8
63
3
43
1
23
0
0
134
155
KarĢıyaka mah.
1101
15
54
7
141
0
90
0
0
404
320
Battalgazi mah.
57
0
2
0
3
0
5
0
0
14
32
3109
74
251
17
324
1
162
0
1
1132
968
MAHALLE
TOPLAM
15-49
YaĢ
Kadın
sayısı
5 no‟lusağlık ocağının Osmangazi mahallesinde en fazla etkin olmayan
yöntem ki bunların içerisinde büyük çoğunluğunun GÇ yöntemini kullandıkları
belirlendi (Tablo 5.3.2).
Bu veriler doğrultusunda etkin olmayan yöntem kullanım oranının en yüksek
olduğu Osmangazi Mahallesinde çalıĢmanın
yapılmasına karar verilmiĢtir.
Osmangazi mahallesi 15-49 yaĢ kadın bildirim formlarının Eylül 2010 tarihindeki
son kayıtları da incelenmiĢ ve son kayıtlar doğrultusunda GÇ yöntemini kullanan
kadın sayısının 436 olduğu tespit edilmiĢtir. Bu kadınların adres ve kayıtlı olanların
telefon bilgileri kaydedilmiĢtir.
Sonuç olarak araĢtırmanın evrenini Osmangazi mahallesinde ikamet eden 1549 yaĢ grubunda ve GÇ yöntemi ile gebelikten korunan 436 kadın ile bu kadınların
eĢleri oluĢturmuĢtur.
51
Örneklem
Örneklem Büyüklüğü: Evrendeki birey sayısı bilinen formule göre hesaplama
yapılmıĢtır. Ġncelenen olayın görülüĢ sıklığı olarak TNSA 2008 verilerine göre geri
çekme yöntemi kullanım oranı (% 26.2) alınmıĢtır.
Evrendeki birey sayısı biliniyorsa örneklem hesaplama yöntemi:
n= Nt²pq
d²(N-1)+t²pq
Bizim verilerimiz:
N= 436
t= 1.96 (α=0.05„ de ∞ serbestlik derecesinde teorik t değeri)
p= 0.26
q= 0.74
d= 0.05 dir.
Buna göre;
n= 436 x 1.96² x 0.26 x 0.74
0.05² x (436-1) + 1.96² x 0.26 x 0.74
n= 176 olarak bulunmaktadır.
Sonuç olarak; %95 güven aralığına (alfa=0.05) ve 0.05‟lik sapmaya göre
bulunan minimum örneklem büyüklüğüne (176 çifte) ulaĢılması hedeflenmiĢtir.
Örneklem Kriterleri
15-49 yaĢ arasında ve düzenli cinsel partneri olan,
GÇ yöntemi ile gebelikten korunan,
Gebe ya da menapozda olmayan,
Doğum sonu dönemde ise en az son 4 haftadır aktif cinsel yaĢamı baĢlamıĢ olan,
CD‟ye neden olabilecek özellikleri taĢımayan,
ÇalıĢmaya katılmaya gönüllü olan ve onam alınan kadınlarve eĢleri örnekleme
alınmıĢtır.
52
Örnekleme Almama Kriterleri
CD‟ye neden olabilecek özellikler açısından anamnezinde aĢağıdaki
özelliklere sahip olanlar çalıĢma kapsamına alınmamıĢtır. Bunlar:
Kadınlarda;
•
Kanser, diabet, hipertansiyon, hiperkolesterolemi, kalp hastalığı, ateroskleroz,
kronik pulmoner ve hepatik hastalıklar, kronik böbrek yetmezliği gibi kronik
hastalıklar,
•
Hipotalamik/pitüiter aksın disfonksiyonu,
•
Overlere ait yetmezlikler,
•
Pelvik travma ve cerrahi (histerektomi, ooferektomi, ostomi),
•
Mastektomi,
•
Santral ve periferik sinir sisteminde hasar yapan hastalık ve yaralanmalar
(omurilik yaralanması, epilepsi, multiple skleroz, serebrovasküler hastalık,
Alzheimer ve Parkinson hastalığı, sinir sistemi enfeksiyonları),
•
Depresyon ve diğer ruhsal bozuklukları olanlar ile,
•
Antihipertansif, diüretik, lipid düsürücü ajan, H2 reseptör antagonisti,
antihistaminik, antikolinerjik, kemoterapik ajan, antikonvülsan, antidepresan,
antipsikotik, narkotik, sedatif, antiandrojen, antiöstrojen ve OK kullananlar.
Erkeklerde;
•
Kanser, diabet, ateroskleroz, hipertansiyon, kalp hastalığı, hiperkolesterolemi,
kronik pulmoner ve hepatik hastalıklar, kronik böbrek yetmezliği, cushing sendromu,
adrenal yetmezlik, Peyroni hastalığı, fimozis gibi hastalıkları olanlar,
•
Hipofizer/hipotalamik hastalık ve tümörler,
•
Hipogonadizm,
•
Hiperprolaktinemi,
•
Pelvik travma ve cerrahi (mesane, prostat, kalın bağırsağa yönelik cerrahi
girişimler),
•
Santral ve periferik sinir sisteminde hasar yapan hastalık ve yaralanmalar
(omurilik yaralanmaları, serebrovasküler hastalık, multiple skleroz),
•
Depresyon ve diğer ruhsal bozukluklar ile,
53
•
Antihipertansif, diüretik, lipid düsürücü ajan, H2 reseptör antagonisti,
antihistaminik, antikolinerjik, kemoterapik ajan, antikonvülsan, antidepresan,
antipsikotik, narkotik, sedatif, prolaktini yükselten ilaç, testosteronu azaltan ilaç
kullananlar vb. örnekleme alınmamıĢtır.
5.4. Veri Toplama Araçları
5.4.1.Anket formu (Ek 9.1):
Sosyodemografik-kültürel (14), obstetrik (9) ve
jinekolojik özellikleri (11) içeren toplam 34 sorudan oluĢan formdur. Kadınlar ve
erkeklerde aynı form kullanılmıĢtır.
Sosyodemografik-kültürel özellikler bölümünde bireylerin cinsellik ve AP
yöntemleri ile ilgili bilgi alma durumları özellikle sorgulanmıĢtır. Obstetrik (gebelik,
doğum, düĢük, kürtaj, yaĢayan çocuk sayısı, emzirme durumu, son çocuğun doğum
Ģekli ve yaĢı) ve jinekolojik (vajinal akıntı durumu, adet düzeni) özellikler
bölümündeki bazı sorular sadece kadın görüĢmecilere sorulmuĢtur. Jinekolojik
bölümde çiftlerin GÇ yöntemini seçme nedenleri, geçmiĢte kullandıkları baĢka AP
yöntemleri ile ilgili bilgiler, daha önce kullanmıĢ oldukları yöntemle GÇ yöntemini
cinsel doyum, cinsel istek, cinsel iliĢki ve sıklık yönünden karĢılaĢtıran sorular
bulunmaktadır. Son kısımda ise GÇ yöntemini kullanırken gebelik kaygısı yaĢama,
memnuniyet ve güvenme düzeylerini 1-10 puan aralığında belirtmeleri istenmiĢtir.
5.4.2.Kadın cinsel fonksiyon indeksi (FSFI) (Ek 9.2): FSFI 19 maddeden oluĢan
kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğunu değerlendiren likert tipi bir ölçektir. FSFI
Rosen ve ark. (2000) tarafından geliĢtirilmiĢ, ülkemizde Aygin ve Aslan (2005)
tarafından Türkçe‟ye uyarlanmıĢ ve geçerlilik-güvenilirlik analizi yapılmıĢtır.
54
Tablo 5.4.2.1. FSFI skorlama bilgileri
FSFI Alt
Boyutları
Ġstek
Soru
numaraları
1, 2
Puan
aralıkları
1-5
Faktör
yükleri
0,6
Alınabilecek puan
Minimum Maksimum
1,2
6
Uyarılma
3, 4, 5, 6
0-5
0,3
0
6
Lubrikasyon
7, 8, 9, 10
0-5
0,3
0
6
Orgazm
11, 12, 13
0-5
0,4
0
6
Doyum
14, 15, 16
1-5
0,4
1,2
6
Ağrı
17, 18, 19
0-5
0,4
0
6
Toplam
2,4
36
Ölçekteki her bir soru ile kadının son 4 haftadaki cinsel fonksiyon durumu
sorgulanmaktadır. Bu form ile cinsel fonksiyonun; istek, uyarılma, lubrikasyon,
orgazm, doyum ve ağrı alanları araĢtırılmaktadır. Ölçekte 3-13 ve 17-19. sorular 6‟lı
(0-5 puan arası) likert tipi, diğer sorular 5‟li (1-5 puan arası) likert tipi puanlamaya
sahiptir. Alt boyutlardan alınan puanların faktör yükleri ile çarpımı sonucu ölçek
puanı elde edilir. Ölçekten alınabilecek en yüksek puan 36.0, en düĢük puan ise
2,4‟tür (Tablo 5.4.2.1).
Sorgulama formunun güvenilirliğini saptamak amacıyla soruların birbirleri ile
uyumlu olup olmadığı Cronbach‟s alfa katsayısı ile hesaplanır. Ġstatistiksel olarak
Cronbach‟s alfa katsayısının 0.70 ve daha yüksek değerde olması, soruların birbiri
arasında uyumlu olduğunu göstermektedir (Bland and Altman 1997). Rosen ve ark.
nın (2000) geçerlik güvenirlik çalıĢmasında cronbach alfa katsayısını 0.82
bulunmuĢtur. Bizim çalıĢmamızda ölçek cronbach alpha değeri 0.96; alt grupların
cronbach alpha değerleri ise 0.78 ile 0.96 arasında bulunmuĢtur (istek: 0.78,
uyarılma: 0.94, lubrikasyon: 0.96, orgazm: 0.93, doyum: 0.91, ağrı: 0.88).
Ölçeğin totali için cut off değeri 26.5‟tir; puanı ≤26.5 olanlarda cinsel
disfonksiyon olduğu kabul edilir. Bizim çalıĢmamızda da cinsel disfonksiyon
varlığını saptamada ölçeğin cut-off değeri (≤ 26.5) esas alınmıĢtır.
55
5.4.3.Uluslararası erektil fonksiyon değerlendirme formu (IIEF) (Ek 9.3): 1997
yılında Raymond Rosen ve ark. tarafından oluĢturulmuĢtur. Türk Androloji Derneği
tarafından Ereksiyon ĠĢlevi Uluslararası Değerlendirme Formu (EIUD) adıyla
TürkçeleĢtirmiĢ ve geçerlilik çalıĢmaları yapılmıĢtır.
Tablo 5.4.3.1. IIEF skorlama bilgileri
IIEF Alt Boyutları
Sorular
Puan
1-5, 15
1-30
Orgazmik fonksiyon
9, 10
0-10
Cinsel istek
11, 12
2-10
ĠliĢki tatmini
6, 7, 8
0-15
Genel tatmin
13, 14
2-10
1-15
5-75
Erektil fonksiyon
TOPLAM
15 itemden oluĢan IIEF son 4 haftadaki erkek cinsel iĢlevinin 5 alanını
değerlendirmektedir. Bunlar erektil fonksiyon, orgazmik fonksiyon, cinsel istek,
cinsel iliĢki tatmini ve genel tatmindir. Formda 11, 12 ve 15. sorular 6‟lı (0-5 puan
arası) likert tipi, diğer sorular 5‟li (1-5 puan arası) likert tipi puanlamaya sahiptir
(Tablo 5.4.3.1).
Erektil fonksiyon açısından kendi içinde 5 kategoride değerlendirilmektedir.
Bunlar; ciddi erektil disfonksiyon (ED) skor (6-10), orta ED skor (11-16), orta-hafif
ED skor (17-21), hafif ED skor (22-25), ED yok (26-30) Ģeklindedir. IIEF
değerlendirmesi sonucunda alınabilecek puanlar 5-75 arasındadır. Cut-off değeri
belirtilmemiĢtir.
Rosen ve ark. tarafından yapılan çalıĢmada (1997) cronbach‟s alpha katsayısı
total skala için 0,91, beĢ alt grup için ise 0,73‟ den daha yüksek bulunmuĢtur. Bizim
çalıĢmamızda total cronbach alpha değeri 0.86, alt grupların cronbach alpha değeri
ise 0.50 ile 0.87 arasında bulunmuĢtur (erektil fonksiyon: 0.86, iliĢki baĢarısı: 0.50,
orgazm: 0.83, cinsel istek: 0.70, toplam değerlendirme: 0.87).
56
5.4.4.Prematur ejakülasyon profili (PEP)(Ek 9.4): Amerika BirleĢik Devletleri‟nde
ve
Avrupa‟da
yapılanprematür
ejakülasyon
gözlemsel
çalıĢmalarında
kullanılmaküzere geliĢtirilmiĢtir. Ülkemizde 2009 yılında ġerefoğlu ve ark.
tarafından Türkçe validasyon çalıĢması yapılmıĢtır. Kadın ve erkekpartnerler için 4
sorudan oluĢan iki ayrı formu bulunan PEP ejakülasyonkontrolü, cinsel iliĢki tatmini,
erken boĢalmadandoğan rahatsızlık ve partner memnuniyetini sorgulamaktadır. Ġlk 2
soru çok zayıf/kötü, zayıf/kötü, orta, iyi, çok iyi, son 2 soru ise hiç, biraz, orta
derecede, oldukça fazla, aĢırı derecede Ģeklinde değerlendirilmektedir. Her soru
likert tarzı 1-5 arası puanlandığında alınabilecek total puan 4-20‟dir.
5.5. ÇalıĢmanın Etik Yönü
ÇalıĢmanın ön projesi yapıldıktan sonra araĢtırmanın yapılması planlanan
Afyonkarahisar Ġl Sağlık Müdürlüğü„ ne bağlı 5 no‟lu Sağlık Ocağı Osmangazi
Mahallesinde çalıĢmanın yürütülebilmesi için Ġl Sağlık Müdürlüğü‟ nden gerekli izin
alınmıĢtır (EK-9.5). Ardından Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü‟nden
etik kurul onayı alınmıĢtır (EK-9.6). ÇalıĢmanın uygulaması aĢamasında; sağlık
ocağından telefon ve adres bilgileri alınan 436 kiĢiden örneklem özellikleri taĢıyan
ve çalıĢmaya katılmayı kabul eden çiftlerden sözel onam alınmıĢtır. Planlamada;
çalıĢmaya katılmayı kabul edenlerden yazılı onam alınması planlanmıĢ ancak,
çalıĢmaya katılmayı kabul eden bazı bireyler, kendilerine gerekli açıklama
yapılmasına rağmen yaĢanmıĢ bazı kötü olaylar, televizyon, radyo ve gazete
haberleri, çevreden duyduklarından dolayı güven problemi yaĢadıklarından imza
atmak istememiĢlerdir. Daha fazla güvensizlik yaratma ve görüĢme isteğinden
vazgeçme ihtimalini ortadan kaldırmak için imza konusunda ısrar edilmemiĢ, yazıyı
okuyarak sözel olarak onaylayanlar çalıĢma kapsamına alınmıĢtır.
5.6. ÇalıĢmanın Uygulanması
AraĢtırma verileri Aralık 2010- Haziran 2011 tarihleri arasında toplanmıĢtır. 5
no‟lu Sağlık Ocağına bağlı Osmangazi Mahallesinde ikamet eden ve sağlık
ocağından telefon ve adres bilgileri alınan 436 kadına ve eĢlerine ulaĢmak için
57
mahalle muhtarlığından temin edilen bir kroki yardımıyla ev ziyaretleri
gerçekleĢtirilmiĢtir.
Bireylere öncelikle telefonla ulaĢılmaya çalıĢılmıĢ ve araĢtırmacının kendini
tanıtması, çalıĢma hakkında kısaca bilgi vermesi, kullandıkları AP yöntemi, çiftin
sağlık durumu ve randevu talebi dile getirilmiĢtir. Çiftlerin her ikisinin de evde
olduğu bir zaman için randevu ayarlanmıĢtır. Ancak, telefon görüĢmesinde randevu
verilen tarih ve saatte çiftlerin evde bulunamaması nedeniyle eĢlerin de evde olma
ihtimali yüksek olan mesai saati sonrası (akĢam 17-19 saatleri arası) ve hafta sonları
(saat 12-20 arası) belirlenen adreslere ev ziyareti yapılmıĢtır. BaĢlangıçta, bayan olan
araĢtırmacının hem kadın hem erkek eĢle görüĢme yapması planlanmıĢtır. Fakat bazı
erkek eĢler bayan araĢtırmacı ile görüĢmek istemeyince veya görüĢmeyi yarıda
kesince örneklem kaybına sebep olmamak için araĢtırma hakkında eğitilmiĢ erkek
sağlık personelinden destek alınmıĢtır. Sonuçta ev ziyaretleri, çiftlere güven vermesi,
görüĢmeciyi eve kabul etme ve araĢtırmaya katılımı arttırma açısından erkek bir
sağlık personeli refakatinde gerçekleĢtirilmiĢtir. Çift müsait ise o anda, değilse uygun
oldukları baĢka bir zaman için randevu ayarlanarak görüĢme gerçekleĢtirilmiĢtir. Yüz
yüze görüĢme yöntemi ile kendini tanıtma, çalıĢma hakkında bilgi vermenin katılımı
daha mümkün kıldığı görülmüĢtür. Ancak, mahallenin sokak ve ev numaraları
düzensiz olduğu için bazı adreslere ulaĢılmakta zorluk çekilmiĢtir. Mahalledeki
evlerin çoğunun bahçeli ve müstakil olması ve bir çoğunda köpek beslenmesi. Çoğu
sokakların toprak yol olması ve de araĢtırmanın kıĢ aylarında yapılması nedeniyle
çamur, kar ve buz ile kaplı olması. Bazı sokaklarda sokak lambasının yokluğu vb.
faktörler nedeniyle her gün ortalama 20 adres dolaĢılmasına rağmen çalıĢmaya
katılmayı kabul eden 2-3 aile ile görüĢebilmiĢtir.
Bir görüĢme süresi ortalama 30-45 dakikadır. Genel olarak erkeklerin
görüĢmeleri kadınlardan daha kısa sürmüĢtür. AraĢtırmanın örneklem kriterlerine
uygun ve de çalıĢmaya katılmaya gönüllü olan 54 çiftle bire bir görüĢme yapılarak
veriler toplanmıĢtır.GörüĢmeler aynı anda, farklı ortamlarda yapılmıĢtır. Kadınlarla
çoğunlukla evin yatak odası, mutfak gibi bölümlerinde görüĢülmüĢtür. Çiftlerle yüz
yüze, rahat, sohbet havası ortamında görüĢmeler gerçekleĢtirilmiĢtir. Kadın ya da
erkeğin yanında yalnız bırakılamayacak kadar küçük bebek dıĢında kimsenin
bulunmamasına dikkat edilmiĢtir.
58
Ziyaretler sırasında araĢtırma evrenindeki 436 çiftin (436 kadın ve eĢlerinden
oluĢan) 247„si 1 kez, 157„si 2 kez, 30„u 3 kez, 7„ si de 4 kez ziyaret edilmiĢtir.
59
Tablo 5.6.1. AraĢtırma evrenini oluĢturan çiftlerin çalıĢmaya katılım durumlarına
iliĢkin özellikler
ÖZELLĠKLER
n (%)
GörüĢme sonucu çalıĢmaya katılmayı kabul eden
49 (11,11)
GörüĢme sonucu çalıĢmaya katılmayı kabul etmeyen
76 (17,23)
Yöntem değiĢtiren
47 (10.67)
Ria
19 (4,31)
Kondom
13 (2,95)
Tüp ligasyon
12 (2,72)
Oral kontraseptif
2 (0, 46)
Aylık iğne
1 (0, 23)
Korunmayı bırakan (korunmayan)
9 (2, 04)
Gebe olan
12 (2,72)
Yeni doğum yapan (1 ay)
6 (1, 36)
Menapoza giren
23 (5,22)
Sağlık problemi nedeniyle cinsel aktivitesi olmayan
5 (1, 13)
eĢler
BoĢanmıĢ
1 (0, 23)
Evde bulunamayan
52 (11,79)
EĢ„ e ulaĢılamayan
31 (7,03)
Belirtilen adreste bulunamayan
73 (16,55)
Adresi bulunamayan
49 (11,11)
YanlıĢ bilgi (bekar)
3 (0, 68)
Yeni kayıt
5 (1,13)
TOPLAM
441 (100)
60
ÇalıĢmanın uygulama aĢamasında yapılan görüĢmeler sonucunda araĢtırma
evrenini oluĢturan çiftlerin çalıĢmaya katılma ya da katılmama durumları ile ilgili
özelliklerinin dağılımı Tablo 5.6.1„de verilmiĢtir.
Araştırmanın uygulaması aşamasında yaşananlar:
AraĢtırma baĢladıktan bir süre sonra mahalledeki bireylerin çalıĢma ve
konusu hakkında birbirleri ile konuĢtukları ve konuĢmaların (bireylerin sosyoekonomik, kültürel ve bireysel bazı özelliklerine göre) sonraki görüĢmeleri kısmen
olumlu bazen de olumsuz etkilediği görüldü. GörüĢme için bekleyen aileler olduğu
gibi, hiç açıklama yapılmasını beklemeden araĢtırmaya katılmayı reddeden ailelerde
oldu. GörüĢme yapılan bazı kadınlar ise, daha önce hiç kimsenin kendileriyle bu
konularda konuĢmadığını, oysa önemli bir konu olduğunu belirtip teĢekkür etti.
Bazı örnekler:
GörüĢülen bir çift; Kadın, 15 yıllık evli ve 2 çocuğu var. Eşinin cinsel ilişkiyi
sevmediğini, erken boşalma problemi olduğunu, zaman zaman sertleşme problemi
yaşadığını söyledi. Cinsel ilişki sıklıklarının çok seyrek olduğunu son 1 ay içinde hiç
ilişki yaşamadıklarını ifade etti. Eşini doktora gitme konusunda ikna edemediğini, bu
nedenle defalarca ayrılma noktasına geldiklerini, aile yakınlarının eşiyle konuşup
“yarın bu kadın seni aldatırsa onu suçlama” diyerek ikna etmeye çalıştıklarını ancak
işe yaramadığını belirti. Kadın evliliği için, “Evliliğimi çocuklarım nedeniyle
sürdürüyorum, benim için başka da bir anlamı yok” ifadesini kullandı.
Cinsel
yaşamındaki mutsuzluğunun aile hayatlarını da etkilediğini düşündüğünü ve “böyle
olmasa belki çocuklara bile yaklaşımım daha farklı olabilirdi” ifadesini kullandığı
görüldü. Kadının ölçek puanının da son derece düşük olduğu belirlendi. Kadının
eşinin ise, ankete verdiği cevaplarda son 1 ay içinde 1-2 kez cinsel ilişki
yaşadıklarını belirttiği, genelde sorulara orta düzey olarak cevaplar verdiği ve
boşalma üzerindeki kontrolünü iyi olarak tanımladığı görüldü.
GörüĢülen bir baĢka çift; Kadın, 10 yıldır evli ve orgazmı bilmiyordu.
Kendisine orgazm anlatıldıktan sonra kadın, bunu hayatında 1-2 kez yaşadığını,
hatta birinde kocasının “galiba kadınlarda da erkeklerdeki gibi boşalma oluyormuş”
61
dediğini söyledi. Yalnızca kadının değil eşinin de kadın orgazmını bilmediği görüldü
ve konu hakkında gerekli açıklamalarda bulunuldu.
Bir baĢka çift, 15 yıllık evli olan kadın “cinsel ilişkinin ilk 5-10 dakikasında
kendisinin orgazm olduğunu, sonrasında kocasının ilişkiyi sürdürmesinden son
derece rahatsızlık duyduğunu” ifade etti. Konuşmanın devamında kadının aslında
orgazmı bilmediği ve yaşamadığı, başlangıçta istekli olan kadının uyarı yetersizliği
nedeniyle ilişkiyi sürdürmek istemediği belirlendi. Çifte orgazm için her iki taraflı
fiziksel uyarının sürdürülmesi gerektiğinden bahsedildi. Eşiyle cinsellik hakkında
konuşması, karşılıklı olarak isteklerin birbirlerine açıkça belirtilmesinin öneminden
söz edildi.
Erkeğin din kültürü öğretmeni ve kadının ilkokul mezunu bir ev hanımı
olduğu bir çift ile görüĢmede; Kadın her soruyla ilgili son derece açık, net ve olumlu
cevaplar
verdiği
görüldü.
“Cinsel
ilişki
sırasında
kendisinin
ve
eşinin
tatminkarlığının çok önemli olduğunu, bu nedenle her şeyi eşiyle açıkça
konuştuklarını, cinsel hayatlarında mutlu oldukları için özel yaşamdaki diğer
problemlerin de çok kolay üstesinden geldiklerini” ifade etti. Cinsellikle ilgili
bilgileri nereden öğrendiği sorulduğunda da “evde 2 cilt cinsellikle ilgili kitapları
olduğunu, zaman zaman okuduklarını, ayrıca her ihtiyaç duyduğunda internete
bakabildiğini” belirtti. Evden ayrıldıktan sonra erkeğin cevapları incelendiğinde
aynı şekilde olumlu yönde bir değerlendirmenin söz konusu olduğu görüldü.
Bayan araĢtırmacının kadınlarla, erkek sağlık çalıĢanının erkeklerle
görüĢmesi Ģeklinde gerçekleĢtirilen veri toplama sırasında, bir erkek eĢ ısrarla bayan
araĢtırmacı ile görüĢmek istediğini belirtmesi üzerine bu sağlanmıĢtır. Erkek eĢ,
eĢinin cinsellik konusunda isteksizliğinden Ģikayet etmiĢ ve çözüm aradığını
belirtmiĢtir. Erkek eĢin, bayan araĢtırmacı ile konuĢurken utanmadığı, son derece
rahat olduğu gözlenmiĢtir. Bu çiftte, genel olarak isteksizliğin sebeplerine değinilmiĢ
ve kadınla yapılan görüĢmeden yola çıkılarak özellikle aile içinde var olan
geçimsizlik problemlerinin çiftlerin cinselliğini etkileyebildiği üzerinde durulmuĢtur.
62
5.7. Verilerin Değerlendirilmesi
Verilerin istatistiksel analizi bilgisayar ortamında Statistical Package for Social
Sciences (SPSS) for Windows 13.0 paket programı kullanılarak yapılmıĢtır.
ÇalıĢmada elde edilen veriler yüzdelik değerler, ortalamalar Ģeklinde verilmiĢtir.
Ġki değiĢken arasındaki iliĢki (sıra sayılarından oluĢtukları için) Spearman korelasyon
testi ile analiz edilmiĢtir. Nonparametrik olan dağılımlarda 2 bağımsız değiĢkeni
karĢılaĢtırmak için Mann-Whitney U testi, eĢleĢtirilmiĢ 2 gruba iliĢkin farklılıkları
test etmek için de Wilcoxon testi kullanılmıĢtır. 2 grup arasındaki uyumluluk ise
McNemar ki-kare testi ile analiz edilmiĢtir.
5.8. AraĢtırma Soruları
1. GÇ yöntemi kadın cinsel fonksiyonlarını etkiler mi?
2. GÇ yöntemi erkek cinsel fonksiyonlarını etkiler mi?
3. GÇ yöntemi erkekte prematür ejakülasyon üzerinde etkili mi?
4. GÇ yöntemi kullanan çiftlerde kadın ve erkek cinsel fonksiyon durumlarının
prematür ejakülasyon ile iliĢkisi var mı?
5. GÇ yöntemi kullanan çiftlerin cinsel fonksiyonları yöntem kullanım süresi,
gebelik kaygısı yaĢama, yöntemden memnun olma ve yönteme güvenme düzeyi ile
iliĢkili mi?
6. GÇ yöntemiyle korunan çiftlerin demografik özelliklerinin cinsel fonksiyonlarla
iliĢkisi var mı?
5.9. AraĢtırmanın Sınırlılıkları
Minimum 176 kiĢiden oluĢacak Ģekilde planlanan örneklem büyüklüğüne
ulaĢılamamıĢ, araĢtırma 54 çiftin katılımı ile tamamlanmıĢtır. Ġl Sağlık Müdürlüğü„
ünden alınmıĢ izin yazısı ve kimlik kartı gösterilmesine rağmen fazla sayıda güven
problemi yaĢanmıĢtır. Özellikle araĢtırmanın sürdürüldüğü dönemde televizyon ve
gazetelerde,
aile hekimi gibi evlere gelen kiĢiler tarafından dolandırılma
haberlerinden etkilenmiĢ oldukları görülmüĢtür. Bu nedenle ailelerin ciddi olumsuz
63
tepkileriyle karĢılaĢılmıĢtır. Ayrıca araĢtırma yönteminin, her iki eĢin de çalıĢmaya
katılmayı kabul etmesini gerektirmesi, çiftlerin cinsellikle ilgili konuĢmak
istememeleri gibi nedenlerle araĢtırmaya katılım sınırlanmıĢtır. GörüĢmeyi kabul
etmeyenler, çok fazla anket çalıĢması yapılmasından sıkıldıklarını ve bunların
kendilerine bir faydası olmadığını ya da eĢin kabul etmemesini gerekçe olarak
göstermiĢlerdir.
AraĢtırma kriterlerine uygun olan ve katılmayı kabul eden ilk ailede, görüĢme
baĢladığında kadın sorulan soruları aĢırı mahrem bulduğu için cevap vermek
istememiĢtir. Sık sık konuyu değiĢtirmeye çalıĢmıĢ, strese girmiĢ, sorulan soruları
anlamakta
zorlanmıĢ
ve
güvenilir
cevaplar
vermediği
gözlenmiĢtir.
“Biz
büyüklerimizin yanında çocuklarımızı kucağımıza alıp sevmiyoruz, siz neler
soruyorsunuz” Ģeklinde duygularını ifade etmiĢtir.
AkĢam 20.30 civarında ziyaret edilen bir ailede kapıyı ayakta durmakta
zorlanan, konuĢma ve kokudan aĢırı derecede alkollü olduğu anlaĢılan erkek eĢ
açmıĢtır. Kendisine ziyaret sebebi kısaca açıklanmıĢ ve görüĢmeyi kabul ederlerse
uygun oldukları baĢka bir zaman gelinebileceği söylenmiĢtir. Sert, öfkeli bir Ģekilde
yanıt veren eĢ “bu saatte ne anketi olduğunu, kimlikleri görmek istediğini” ifade
etmiĢtir. Kimlik ve izin belgesi gösterilmesi, gerekli açıklama yapılmasına rağmen
güvenmediği görülmüĢtür. BaĢlangıçta araĢtırmaya katılmayı kabul etmemiĢ, hatta
gerekliliğine bile inanmamıĢ, gereksiz olduğuna dair araĢtırmacıları da ikna etmeye
çalıĢmıĢtır. Daha sonra ısrarla görüĢmek istemiĢtir. Kendisinin ve eĢinin görüĢme
sırasındaki tavırları samimiyetsiz ve sorulara verdikleri yanıtların geliĢigüzel olduğu
düĢünüldüğünden araĢtırma dıĢında tutulmuĢlardır.
ÇalıĢmaya katılmayı kabul eden bir aile ile görüĢme yapılırken kapı çalmıĢ ve
akrabaları olan 2 kadın gelmiĢtir. Sert bir Ģekilde “kimsiniz, bu saatte neden
geliyorsunuz” gibi suçlayıcı sorular yöneltmiĢlerdir. AraĢtırmacı kendisini tanıtmıĢ
ancak, yapılan çalıĢma ile ilgili bilgi veremeyeceğini, bunun çalıĢmaya katılmayı
kabul eden kiĢiler açısından da etik bir davranıĢ olmayacağını belirtmiĢtir. Kadınlar
gittikten sonra görüĢme tamamlanmıĢtır. Konunun cinsellik olması ve görüĢülen
ailelerin anne-baba, akraba ya da komĢularına konuya iliĢkin fazla açıklama
yapılamaması olumsuz tepkilerine neden olmuĢtur.
64
ÇalıĢmanın yapıldığı mahallenin sosyo ekonomik durumu iyi ve kültürel
seviyesi yüksek olan tek semtinde akĢam saat 19 sıralarında buradaki ailelerle
görüĢmek üzere gidildiğinde; birkaç aile müsait olmadıklarını, çalıĢmaya katılmak
istemediklerini ifade etti. Bu sırada semt bekçisi gelerek “birileri anket yapıyoruz
diyerek dolaĢıyorlar, bir gelip bakın” Ģeklinde evlerden Ģikayet olduğunu söyledi ve
birlikte yöneticiye gidilmesini istedi. AraĢtırmacı kimliğini göstererek “gerekli
izinlerinin olduğunu, rahatsız edici bir davranıĢlarının bulunmadığını, çalıĢmaya
katılmak isteyenlerle görüĢtüklerini” belirtti ve yöneticiye gitmeyi kabul etmedi. 1015 dakika sonra bir aileye çalıĢma hakkında bilgi verilirken yönetici ve bekçi geldi.
Yönetici kimlik ve izin belgesi görmek istedi. Televizyonda aynı Ģekilde anket
yapıyoruz diyerek evlere gidip insanları soyduklarını söyledi. AraĢtırmacı hem
çalıĢma ile ilgili hem de ailelere gerekli açıklamaların yapıldığı hakkında bilgi verdi.
Burada yaĢayan insanların eğitim seviyesi yüksek olmasına rağmen araĢtırmaya daha
az katılım gösterdikleri ve bu tür çalıĢmaları rahatsız edici buldukları gözlemlendi.
65
6. BULGULAR
ÇalıĢmada elde edilen bulgular çiftlerin,
6.1. Tanımlayıcı, obstetrik ve jinekolojik özelliklerine,
6.2. Kontrasepsiyon özelliklerine ve
6.3.Cinsel fonksiyonlarına ait bulgular olarak 3 baĢlık altında sunulacaktır.
6.1. Çiftlerin Tanımlayıcı, Obstetrik ve Jinekolojik Özelliklerine ait Bulgular
Tablo 6.1.1. Çiftlerin sosyo-demografik özellikleri
Sosyo-Demografik Özellikler
Kadın (n=54)
Erkek (EĢ) (n=54)
Min-Max
Ort ±SD
Min-Max
Ort ±SD
YaĢ
21.00-49.00
32.67±7.30
23.00-49.00
36.54±7.40
Evlilik yaĢı
12.00-29.00
18.85±3.05
16.00-36.00
22.98±3.68
n (%)
n (%)
4(7.5)
0 (0.0)
Ġlkokul
42 (77.8)
4 (7.4)
Ortaokul/ Lise**
8 (14.8)
38 (70.3)
Yüksekokul/üniversite
0 (0.0)
12 (22.2)
2 (3.7)
47 (87.0)
52 (96.3)
7 (13.0)
Öğrenim durumu
OYD/OY*
ÇalıĢma durumu
ÇalıĢıyor
ÇalıĢmıyor
*Okur-yazar olmayan 1 kadın vardı.
**Lise mezunu olan 2 kadın, 12 erkek vardı.
Çiftler üzerinde yaptığımız çalıĢmamızda kadınların yaĢ ortalaması
32.67±7.30, eĢlerinin 36.54±7.40 olarak bulunmuĢtur. Çiftlerin evlilik yaĢı
ortalaması kadınlarda 18.85±3.05 iken eĢlerinde 22.98±3.68 olduğu belirlenmiĢtir.
Öğrenim durumu açısındankadınların %77.8‟inin çoğunlukla ilkokul, eĢlerinin ise
%70.3oranının ortaokul/lise mezunu oldukları ve kadınların tamamına yakınının
(%96.3) çalıĢmadığıgörülmüĢtür (Tablo 6.1.1).
66
Tablo 6.1.2. Çiftlerin ailesel özellikleri
n= 54 çift
Ailesel özellikler
n (%)
Aile tipi
Çekirdek aile
GeniĢ aile
49 (90.7)
5 (9.3)
Evlenme Ģekli
Görücü usulü
39 (72.2)
TanıĢarak
15 (27.8)
Aylık gelir
Gelir giderden az
41 (75.9)
Gelir gidere eĢit
12 (22.2)
Gelir giderden fazla
1 (1.9)
Min-Max Ort±SD
Evlilik yılı
2.00-36.00
13.85±8.52
Çiftlerin%90.7‟ sininçekirdek aile yapısında olduğu, yarısından fazlasının
görücü usulü ile evlendiği ve evlilik yılı ortalamalarının 13.85±8.52/yıl olduğu
belirlenmiĢtir. Aylık gelirlerini %75.9‟u geliri giderlerinden daha az Ģeklinde ifade
etmiĢtir (Tablo 6.1.2).
67
Tablo 6.1.3. Genel obstetrik ve jinekolojik özelliklere ait veriler
Obstetrik ve Jinekolojik Özellikler
n= 54
n (%)
Ort±SD
Gebelik sayısı
1 gebelik
2 gebelik
3 gebelik
4 ve ↑ gebelik
10 (18.5)
13 (24.1)
16 (29.6)
15 (27.8)
Doğum sayısı
1 doğum
2 doğum
3 doğum
4 ve ↑ doğum
10 (18.5)
25 (46.3)
10 (18.5)
9 (16.7)
DüĢük deneyimi
Deneyimleyen
Deneyimlemeyen
14 (25.9)
40 (74.1)
Kürtaj sayısı*
1 kez deneyimleyen
2 ve ↑ deneyimleyen
Deneyimlemeyen
7 (13.0)
5 (9.3)
42 (77.7)
1.92±1.51
YaĢayan çocuk Sayısı
1 çocuk
2 çocuk
3 ve ↑ çocuk
9 (16.7)
26 (48.1)
19 (35.2)
2.30±0.88
Son doğum sonrası süre/yıl**
< 1yıl
≥ 1 yıl - < 5 yıl
≥ 5 yıl - < 10 yıl
≥ 10 yıl
4 (7.4)
21 (39.0)
12 (22.2)
17 (31.4)
Son doğum ġekli
Normal vajinal doğum
Sezeryan
33 (61.1)
21 (38.9)
GÇ yöntemi kullandığı süre içerisinde istenmeyen
gebelik yaĢama durumu
YaĢayan
YaĢamayan
0 (0.0)
54 (100.0)
Mevcut emzirme durumu
Emziren
Emzirmeyen
9 (16.7)
45 (83.3)
Mevcut vajinal akıntı durumu
Var
Yok
21 (38.9)
33 (61.1)
3.11±1.85
2.37±1.05
1.21±0.58
7.28±6.24
Mevcut adet düzeni durumu
Düzenli
43 (79.6)
Düzensiz
11 (20.4)
*Bu olguların tamamı etkin bir yöntem kullandıkları süreçte istenmeyen gebelik yaşadıklarını ve bu
nedenle kürtaj olduklarını ifade etmiştir.
**Son doğumu sonrası geçen süre≥20 yıl olan 3 kadın vardı.
68
Kadınların
gebelik
sayısı
ortalamalarının
3.11±1.85,
doğum
sayısı
ortalamalarının ise 2.37±1.05 olduğu belirlenmiĢtir. 14 kadının ortalama 1.21±0.58
oranında düĢük, 12 kadın ise ortalama 1.92±1.51 oranında kürtaj deneyimlemiĢ
oldukları görülmüĢtür (Bu kadınların tamamı etkin bir yöntem kullanırken gebe
kaldıklarını ifade etmiĢtir). Çiftlerin tamamının GÇ yöntemi kullandıkları süreçte
istenmeyen gebelik yaĢamadıkları belirlenmiĢtir. Kadınların %48.1‟i çoğunlukla
yaĢayan çocuk sayılarının 2 olduğunu ifade etmiĢlerdir. Son doğum Ģekillerinin
%61.1 oranında normal vajinal doğum ve son doğum üzerinden geçen sürenin
ortalama 7.28±6.24 olduğu belirlenmiĢtir. ÇalıĢmanın yapıldığı süreçte kadınların
%16.7‟sinin emzirdiği, %61.1‟inin anormal bir vajinal akıntılarının olmadığı ve
%79.6‟sının adetlerinin düzenli olduğu saptanmıĢtır (Tablo 6.1.3).
69
6.2.Çiftlerin Kontrasepsiyon Özelliklerine ait Bulgular
Tablo 6.2.1.Çiftlerin kontrasepsiyon kullanımına ait özellikler
n= 54 çift
Özellikler
n (%)
Daha önce etkin bir yöntem kullanma durumu
Kullanan
30 (55.5)
Kullanmayan
24 (44.5)
Daha önce kullandıkları etkin yöntemler*
Hormonal yöntem
9 (26.4)
RĠA
19 (55.9)
Kondom
6 (17.7)
Kullandıkları etkin yöntemleri bırakma nedenleri*
Çocuk isteme
5 (15.6)
AP hizmetlerine ulaĢma/ teminde sıkıntı
4 (12.5)
Yöntemin cinselliği olumsuz etkilemesi
4 (12.5)
Yöntemden kaynaklanan sağlık sorunları**
13 (40.7)
Diğer sağlık sorunları***
4 (12.5)
Yöntemi kullanırken gebe kalma/ YaĢ ilerlemesi nedeniyle iliĢki
2 (6.2)
sıklığında azalma
*Daha önce birden fazla yöntem kullanan ve birden fazla yöntem bırakma nedeni belirten çift
olduğundan n katlanmıştır.
**RİA kullanımı bağlı 8 (%61.5) çift düzensiz kanama, 2 (%15.4) çift servikal erezyon, 2 (15.4) çift
yerinden kayma, kondom kullanımına bağlı ise 1 (%7.7) çift alerji nedeniyle yöntemi bırakmıştır.
***RİA kullanımına bağlı 2 (%50.0) çift anemi, hormonal yöntem kullanımına bağlı 2 (%50.0) çift
yüksek tansiyon nedeniyle yöntemi bırakmıştır.
Çiftlerden 30‟u geçmiĢte etkin AP yöntemi kullanmıĢ olduklarını ifade
etmiĢlerdir. %55.9 oranı ile çoğunlukla RĠA kullandıkları ve %40.7‟sinin kullanılan
yöntemden kaynaklanan sağlık sorunları nedeniyle etkin yöntemleri bırakmıĢ
oldukları saptanmıĢtır (Tablo 6.2.1).
70
Tablo 6.2.2. Çiftlerin GÇyöntemi kullanımına ait özellikler
n=54 çift
Özellikler
n(%)
Kullanım süresi*
0-1 yıl
10 (18.6)
>1 yıl – 5 yıl
22 (40.7)
>5 yıl - >10 yıl
22 (40.7)
(1-10 yıl)
(Min-Max) Ort±SD
5.76±5.70
Karar veren kiĢi
Kadın
8 (14.8)
Erkek
15 (27.8)
Birlikte
30 (55.6)
Sağlık görevlisi
1 (1.9)
Kadın (n= 54)
Erkek (n=54)
Diğer yöntemler hakkında bilgi eksikliği
16 (20.3)
49 (81.7)
AP hizmetlerine ulaĢma/teminde sıkıntı
2 (2.5)
7 (11.6)
Kullanmak istedikleri yöntemin sağlığı
7 (8.9)
0 (0.0)
11 (13.9)
0 (0.0)
32 (40.5)
3 (5.0)
11 (13.9)
1 (1.7)
Ġstiyor
9 (16.7)
12 (22.2)
Ġstemiyor
42 (77.8)
35 (64.8)
Kararsız
3 (5.6)
7 (13.0)
Seçme nedenleri**
açısından uygun olmaması
Kullandıkları bir yöntemden
kaynaklanan sağlık sorunları
Diğer yöntemlerin yan etkileri olduğunu
düĢünme
Kullandıkları bir yöntemin cinselliği
olumsuz etkilemesi
BaĢka çocuk isteme durumu
*Geri çekme kullanım süresi≥10 yıl olan 7 çift vardı.
**Olgular birden fazla yanıt verdiklerinden n katlanmıştır.
71
Çiftlerin %80‟inden fazlasının GÇ yöntemini kullanım süresinin 1-10 yıl
olduğu, yarısından fazlasının ise bu yönteme birlikte karar vermiĢ oldukları
belirlenmiĢtir. BaĢka çocuk isteyip istemedikleri sorulduğunda kadınların %77.8‟ i,
eĢlerinin ise %64.8‟ i istemediklerini ifade etmiĢlerdir. GÇ yöntemini seçme
nedenlerinin en fazla %40.5 oranı ile kadınlarda diğer yöntemlerin yan etkileri
olduğunu düĢünme, eĢlerinde %81.7 oranı ile diğer yöntemler hakkında bilgi
eksikliği olduğu saptanmıĢtır. (Tablo 6.2.2).
72
2 (25.0)
DeğiĢmedi
3 (37.5)
3 (37.5)
Azaldı
DeğiĢmedi
2 (25.0)
4 (50.0)
2 (25.0)
Arttı
Azaldı
DeğiĢmedi
Cinsel doyum
2 (25.0)
Arttı
Cinsel iliĢki sıklığı
4 (50.0)
Azaldı
6 (75.0)
2 (25.0)
0 (0.0)
8 (100.0)
0 (0.0)
0 (0.0)
6 (75.0)
0 (0.0)
2 (25.0)
n (%)
n (%)
2 (25.0)
Erkek
Kadın
Arttı
Cinsel istek
Cinsel fonksiyonlar
Hormonal yöntemler (n=8)
11 (68.8)
3 (18.7)
2 (12.5)
10 (62.5)
4 (25.0)
2 (12.5)
11 (68.8)
3 (18.7)
2 (12.5)
n (%)
Kadın
n (%)
Erkek
7 (43.7)
7 (43.7)
2 (12.5)
12 (75.0)
4 (25.0)
0 (0.0)
12 (75.0)
2 (12.5)
2 (12.5)
RĠA (n=16)
Daha önce kullanılan yöntemler (n=30 çift)
Tablo 6.2.3. Çiftlerin daha önce kullandıkları yönteme göre GÇ yöntemi kullandıkları süreçteki cinsellikleri
2 (33.3)
2 (33.3)
2 (33.3)
4 (66.6)
1 (16.7)
1 (16.7)
2 (33.3)
2 (33.3)
2 (33.3)
n (%)
Kadın
73
1 (16.7)
0 (0.0)
5 (83.3)
4 (66.6)
1 (16.7)
1 (16.7)
1 (16.7)
0 (0.0)
5 (83.3)
n (%)
Erkek
Kondom (n=6)
Çiftlerden daha önce kullandıkları yönteme göre Ģu anda kullandıkları GÇ
yöntemindeki cinselliklerini cinsel istek, iliĢki sıklığı ve doyum açısından
değerlendirmeleri istenmiĢtir. Daha önce hormonal yöntem kullanan çiftlerde;
kadınların benzer oranlarda (%50) Ģu andaki cinsel istek ve doyumlarında azalma
olduğunu, eĢlerinise yine aynı Ģekilde benzer oranlarda (%75) cinsel istek ve
doyumlarında herhangi bir değiĢiklik olmadığını ifade ettikleri saptanmıĢtır. ĠliĢki
sıklığının kadınların %37.5‟i tarafından azaldığı ve %37.5‟ i tarafından değiĢmediği,
eĢlerinin ise hepsi tarafından (%100.0) değiĢmediği belirtilmiĢtir. RĠA kullanan
çiftlerde hem kadınlar hem eĢlerinin çoğunluğunun cinsel fonksiyonlarında bir
değiĢiklik olmadığını belirttikleri bulunmuĢtur. Daha önce kondom kullanan çiftlerde
ise kadınların Ģu andaki cinsel istek ve doyum açısından eĢit oranlarda (%33,3) arttı,
azaldı ve değiĢmedi ifadelerini kullandıkları, ancak eĢlerin Ģu andaki cinsel istek ve
doyumlarında artma olduğunu ifade edenlerin oranlarının%83.3 olduğu saptanmıĢtır.
Çiftlerin iliĢki sıklığında bir değiĢiklik olmadığı belirlenmiĢtir (Tablo 6.2.3).
Tablo 6.2.4. Çiftlerin kullandıkları GÇ yöntemine iliĢkin memnuniyet, güvenme ve
gebelik kaygısı düzeyleri
Kadın (n=54)
Erkek (n=54)
Ort±SD
Ort±SD
Memnuniyet düzeyi
6.06±2.95
6.54±3.03
Güvenme düzeyi
5.57±2.74
7.26±2.86
Gebelik kaygısı düzeyi
4.37±2.28
3.30±2.63
Düzeyler*
*Çiftlerin GÇ yöntemine ilişkin memnuniyet, güvenme ve gebelik kaygısı düzeylerini 1’den 10’a kadar
puanlama yapabileceği bir çizgi grafiği üzerinde değerlendirmeleri istenmiştir(1: En alt düzey, 10: En
üst düzeyi ifade etmektedir).
Çiftlerin GÇ yöntemine iliĢkin memnuniyet, güvenme ve gebelik kaygısı
düzeyleri değerlendirildiğinde kadınların memnuniyet düzeyi ortalaması 6.06±2.95,
eĢlerinin ise 6.54±3.03 olduğu saptanmıĢtır. Yönteme güvenme düzeyinin 7.26±2.86
ortalama ile eĢlerde daha yüksek olduğu belirlenmiĢtir. Gebelik kaygısı yaĢamanın
ise çiftlerin her ikisinde düĢük düzeyde olduğu görülmüĢtür (Tablo 6.2.4).
74
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
Yönteme güvenme düzeyi
ERKEK (Eġ)
Yöntemden memnun olma düzeyi
Yönteme güvenme düzeyi
Yöntemden memnun olma düzeyi
KADIN
Gebelik kaygısı yaĢama düzeyi
Özellikler
-.502 (.000)
-.337 (.013)
Gebelik
kaygısı
yaĢama düzeyi
rs (p)
.487 (.000)
Yöntemden
memnun
olmadüzeyi
rs (p)
Kadın (n=54)
-.251 (.067)
-.316 (.020)
-.233 (.089)
-.045 (.745)
.078 (.574)
Gebelik
kaygısı
yaĢama düzeyi
rs (p)
.563 (.000)
.302 (.027)
.342 (.011)
-.249 (.069)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
.319 (.019)
.238 (.083)
-.349 (.010)
rs (p)
75
Yönteme
güvenme düzeyi
Erkek(n=54)
Tablo 6.2.5. Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme düzeyine ait puan ortalamalarının iliĢkisi
Kadınların gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması ile yöntemden
memnun olma düzeyi puan ortalaması arasında negatif yönde, zayıf düzeyde,
yönteme güvenme düzeyi puan ortalaması arasında da yine negatif yönde ve orta
düzeyde anlamlı iliĢkinin olduğu belirlenmiĢtir. Yöntemden memnun olma puan
ortalaması ile yönteme güvenme düzeyi puan ortalaması arasında ise pozitif yönde,
orta düzeyde anlamlı bir iliĢkinin olduğu saptanmıĢtır. EĢlerde ise kadında olduğu
gibi gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması ile yöntemden memnun olma
düzeyi puan ortalaması arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde,yöntemden memnun
olma puan ortalaması ile yönteme güvenme düzeyi puan ortalaması arasında ise
pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir iliĢkinin olduğu görülmüĢtür. EĢlerin
yöntemden memnun olma düzeyi puan ortalaması ile kadınların memnun olma ve
güvenme düzeyi puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamı
bir iliĢkinin olduğu belirlenmiĢtir. EĢlerin yönteme güvenme düzeyi puan ortalaması
ile kadınların gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması arasında negatif yönde
ve zayıf düzeyde, yönteme güvenme düzeyi puan ortalaması arasında ise pozitif
yönde zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki olduğu saptanmıĢtır (Tablo 6.2.5).
ÇalıĢmamızda çiftlerin tüm nicel değiĢken ortalamalarının (yaĢ, evlilik yaĢı,
evlilik yılı, gebelik sayısı, doğum sayısı, düĢük sayısı, kürtaj sayısı, çocuk sayısı, son
doğum sonrası geçen süre, GÇ yöntemini kullanım süresi) kadınların ve eĢlerin
gebelik kaygısı yaĢama düzeyi, yöntemden memnun olma düzeyi, yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları, kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamaları, eĢlerin
IIEF alt boyut ve total puan ortalamaları ve kadın ile eĢin PEP alt boyut ve total puan
ortalamaları ile iliĢkisi incelenmiĢtir. Nicel değiĢkenlerden yaĢ (kadın-erkek), evlilik
yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile kadınların ve eĢlerinin gebelik
kaygısı yaĢama düzeyi, yöntemden memnun olma düzeyi, yönteme güvenme düzeyi
puan ortalamaları, kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamaları, eĢlerin IIEF
alt boyut ve total puan ortalamaları ve kadınların PEP alt boyut ve total puan
ortalamaları arasında anlamlı iliĢkiler olduğu saptandığından tablo 6.2.6, 6.3.3, 6.3.6
ve 6.3.12‟ de bu nicel değiĢkenlere yer verilmiĢtir.
76
-.412 (.002)
-.403 (.003)
-.209 (.338)
Erkek
Evlilik yılı
GÇ kullanım süresi
.585 (.003)
.110 (.428)
.100 (.471)
.150 (.280)
.236 (.279)
.249 (.069)
.208 (.131)
.203 (.142)
-.210 (.337)
-.041 (.771)
.050 (.721)
.047 (.738)
rs (p)
Gebelik
kaygısı yaĢama
düzeyi
.278 (.199)
-.026 (.854)
.036 (.795)
.063 (.653)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
Yönteme
güvenme
düzeyi
rs (p)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
.335 (.021)
.084 (.546)
.177 (.199)
.141 (.309)
Yönteme
güvenme
düzeyi
rs (p)
belirlenmiĢtir (Tablo 6.2.6).
77
güvenme düzeyi puan ortalaması ile GÇ yöntemini kullanma süresi ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki
ile yöntemi kullanma süresi ortalaması arasında pozitif yönde, orta düzeyde anlamlı bir iliĢki olduğu belirlenirken, eĢlerinin yönteme
negatif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki olduğu saptanmıĢtır. Kadınların GÇ yönteminden memnun olma düzeyi puan ortalaması
Kadınların gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması ile kadınlar ve eĢlerinin yaĢı ve evlilik yılı ortalamaları arasında
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
-.402 (.003)
rs (p)
Gebelik
kaygısı yaĢama
düzeyi
Kadın
YaĢ
DeğiĢkenler (n=54)
Erkek (n=54)
Kadın (n=54)
Tablo 6.2.6. Çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile gebelik kaygısı yaĢama, yöntemden memnun
olma ve yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları arasındaki iliĢki
6.3. Çiftlerin Cinsel fonksiyonlarına ait Bulgular
Tablo 6.3.1. Kadınlarda FSFI alt boyut ve total puan ortalamaları
(n= 54)
FSFI
Min
Max
Ort±SD
Ġstek
1.2
5.4
3.66±0.98
Uyarılma
0.0
5.7
3.76±1.38
Lubrikasyon
0.0
6.0
4.46±1.71
Orgazm
0.0
6.0
3.89±1.69
Doyum
1.2
6.0
4.22±1.32
Ağrı
0.0
6.0
4.49±1.57
Total puan
2.40
35.10
24.52±7.18
Kadınların cinsel fonksiyonlarının FSFI ile yapılan değerlendirilmesinde en
düĢük puan ortalamasının 3.66±0.98 ile istek alt boyutunda olduğu belirlenmiĢ ve
total puan ortalaması 24.52±7.18 olarak bulunmuĢtur (Tablo 6.3.1).
Tablo 6.3.2. Kadınlarda FSFI cut-off değerine göre cinsel disfonksiyon durumu
FSFI cut-off değeri*
n= 54
n (%)
≤ 26.55
27 (50.0)
>26.55
27 (50.0)
*≤ 26.55 cinsel disfonksiyonu, > 26.55 normal cinsel fonksiyonu göstermektedir.
FSFI cut-off değerine göre kadınların %50‟ sinde CD olduğu belirlenmiĢtir
(Tablo 6.3.2).
78
rs (p)
(n=54)
-.122 (.379)
-.183 (.185)
.095 (.607)
Erkek
Evlilik yılı
GÇ kullanım
.053 (.774)
-.331 (.015)
-.314 (.021)
-.374 (.005)
rs (p)
Uyarılma
-.130 (.479)
.118 (.397)
.116 (.403)
.081 (.563)
rs (p)
Lubrikasyon
.065 (.724)
-.133 (.339)
-.173 (.211)
-.188 (.172)
rs (p)
Orgazm
-.049 (.788)
-.165 (.234)
-.211 (.126)
-.238 (.084)
rs (p)
Doyum
-.244 (.179)
-.111 (.426)
-.021 (.881)
-.070 (.616)
rs (p)
Ağrı
-.044 (.809)
-.176 (.204)
-.153 (.270)
-.216 (.116)
rs (p)
Total puan
yönde, zayıf düzeyde anlamlı iliĢkiler olduğu saptanmıĢtır (Tablo 6.3.3).
79
Kadınların FSFI uyarılma alt boyutu puan ortalaması ile kadınlar ve eĢlerinin yaĢ ve evlilik yılı ortalamaları arasında negatif
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
süresi
-.219 (.112)
Kadın
YaĢ
Ġstek
DeğiĢkenler
FSFI (n=54)
Tablo 6.3.3. Çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile kadınların FSFI alt boyut ve total puan
ortalamaları arasındaki iliĢki
Tablo 6.3.4. Erkeklerde IIEF alt boyut ve total puan ortalamaları
n=54
Min
IIEF
Ort±SD
Max
Erektil fonksiyon
14.0
30.0
26.61±3.59
ĠliĢki baĢarısı
0.0
15.0
11.35±2.73
Orgazm
0.0
10.0
8.81±1.72
Cinsel istek
4.0
10.0
7.56±1.48
Genel tatmin
2.0
10.0
8.31±1.71
Total puan
34.0
75.0
62.65±8.81
ÇalıĢma kapsamına alınan erkeklerin IIEF ölçeği puan ortalamalarının, bu
ölçeğin alt boyutu ve total puanlarından alınabilecek en üst değerlere yakın olduğu
belirlenmiĢtir (Tablo 6.3.4).
Tablo 6.3.5. Erkeklerde saptanan IIEF total puan ortalamasına göre alt ve üst değer
dağılımları
n= 54
IIEF total puan ortalaması
n (%)
≤ 62.65
19 (35.2)
>62.65
35 (64.8)
IIEF açısından belirtilen bir cut-off değeri yoktur. Alınabilecek total puan 575 arasındadır. Sonuçlar ortalama değerler üzerinden ifade edilmektedir. Bizim
çalıĢma verilerimiz açısından bakıldığında saptanan total puan ortalaması olan
62.65‟in üzerinde puanı olanların çoğunluğu oluĢturduğu (%64.8) belirlenmiĢtir
(Tablo 6.3.5).
80
-.353 (.009)
-.217 (.115)
.023 (.901)
Erkek
Evlilik yılı
GÇ kullanım
-.220 (.227)
-.143 (.301)
-.271 (.047)
-.243 (.077)
rs (p)
ĠliĢki baĢarısı
-.111 (.545)
-.118 (.396)
-.230 (.095)
-.203 (.141)
rs (p)
Orgazm
-.076 (.680)
.004 (.976)
-.035 (.804)
.000 (.999)
rs (p)
Cinsel istek
-.039 (.831)
-.116 (.404)
-.243 (.077)
-.140 (.312)
rs (p)
Genel tatmin
-.094 (.609)
-.190 (.168)
-.336 (.013)
-.255 (.063)
rs (p)
Total puan
negatif yönde, zayıf düzeyde anlamlı iliĢkiler bulunmuĢtur (Tablo 6.3.6).
81
EĢlerin IIEF erektil fonksiyon, iliĢki baĢarısı alt boyutu puan ortalamaları ve total puan ortalaması ile yaĢ ortalamaları arasında
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
süresi
-.255 (.062)
rs (p)
Erektil fonksiyon
Kadın
YaĢ
(n=54)
DeğiĢkenler
IIEF (n=54)
Tablo 6.3.6. Çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile erkeklerin IIEF alt boyut ve total puan
ortalamaları arasındaki iliĢki
-.065 (.638)
-.202 (.143)
.072 (.604)
-.060 (.668)
-.062 (.657)
-.030 (.827)
Uyarılma
Lubrikasyon
Orgazm
Doyum
Ağrı
Total puan
.212 (.124)
.209 (.129)
.014 (.917)
.110 (.429)
.187 (.175)
ĠliĢki baĢarısı
Orgazm
Cinsel istek
Genel tatmin
Total puan
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
.156 (.261)
Erektil fonksiyon
IIEF
-.102 (.464)
rs (p)
Gebelik kaygısı
yaĢama düzeyi
Ġstek
FSFI
Ölçekler (n=54)
.241 (.080)
.302 (.026)
.233 (.090)
.183 (.186)
.215 (.119)
.132 (.341)
.163 (.239)
.216 (.116)
.161 (.245)
.140 (.311)
.236 (.086)
.134 (.335)
.166 (.230)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
Kadın (n=54)
-.056 (.688)
.144 (.299)
-.107 (.441)
-.091 (.513)
-.057 (.681)
-.034 (.805)
-.006 (.963)
.021 (.883)
.019 (.891)
-.066 (.637)
.045 (.745)
.122 (.378)
.159 (.251)
rs (p)
Yönteme güvenme
düzeyi
ve eĢlerin IIEF alt boyutları ve total puan ortalamaları arasındaki iliĢki
-.134 (.335)
-.118 (.397)
.047 (.735)
-.241 (.079)
-.134 (.335)
-.126 (.366)
.119 (.392)
.045 (.746)
.072 (.603)
.060 (.665)
.059 (.672)
.094 (.499)
.091 (.511)
rs (p)
Gebelik kaygısı
yaĢama düzeyi
.002 (.989)
.153 (.271)
-.119 (.391)
.036 (.798)
-.080 (.563)
.017 (.904)
.049 (.724)
-.070 (.616)
.070 (.617)
.015 (.914)
.206 (.136)
.160 (.249)
.010 (.940)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
Erkek (n=54)
-.039 (.780)
.052 (.710)
.027 (.844)
-.136 (.326)
-.072 (.605)
-.045 (.748)
.097 (.484)
-.035 (.801)
.123 (.375)
.055 (.693)
.162 (.243)
.193 (.161)
.132 (.342)
rs (p)
82
Yönteme
güvenme düzeyi
Tablo 6.3.7. Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları ile kadınların FSFI
Çiftlerin gebelik kaygısı, yöntemden memnuniyet ve yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları ile kadınların cinsel fonksiyonlarının değerlendirildiği FSFI
alt boyutları ve total puan ortalamaları arasında anlamlı iliĢkinin olmadığı
görülmüĢtür. Çiftlerin yönteme iliĢkin kaygı, memnuniyet ve güvenme düzeyleri
puan ortalamaları ile erkeklerin cinsel fonksiyonlarının değerlendirildiği IIEF‟ de ise
genel tatmin alt boyutu puan ortalaması ile kadınların yöntemden memnun olma
düzeyi puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢkinin
olduğu belirlenmiĢtir (Tablo 6.3.7).Yapılan spearman korelasyon testi ile kadınların
FSFI alt boyut ve total puan ortalamalarının eĢlerin IIEF alt boyut ve total puan
ortalamaları ile iliĢkisi incelendiğinde ise aralarında anlamlı bir iliĢki olmadığı
görülmüĢtür.
Tablo 6.3.8. FSFI cut-off değerlerine göre IIEF alt grup ve total puanortalamaları
n=54 çift
Cinsel disfonksiyon
IIEF
Erektil fonksiyon
ĠliĢki baĢarısı
Orgazm
Cinsel istek
Genel tatmin
Total puan
(Cut off değeri ≤26.5)
n
Ort±SD
Z
P
Var
27
26.56±4.28
-.858
.391
Yok
27
26.67±2.81
Var
27
11.11±3.30
-.218
.827
Yok
27
11.59±2.04
Var
27
8.89±2.08
-1.339
.181
Yok
27
8.74±1.29
Var
27
7.63±1.36
-.283
.777
Yok
27
7.48±1.60
Var
27
8.19±2.11
-.469
.639
Yok
27
8.44±1.22
Var
27
62.37±10.70
-.537
.591
Yok
27
62.93±6.60
Mann Whitney U testi kullanılmıştır.
FSFI cut off değerlerine göre cinsel disfonksiyonu olan ve olmayan
kadınların eĢlerinin IIEF alt boyut ve total puan ortalamaları karĢılaĢtırıldığında
aralarında anlamlı bir fark olmadığı görülmüĢtür (Tablo 6.3.8).
83
Tablo 6.3.9. Çiftlerin cinsel fonksiyonlarında prematür ejakülasyon profili (PEP) ve
puan ortalamalarının farklılığı
Kadın (n=54)
n (%)
PEP
Ort±SD
Erkek (n=54)
n (%)
Anlamlılık***
Ort±SD
Z
P
3.65±0.93
-1.254
.210
3.91±0.73
-2.286
.022
1.69±1.04
-1.935
.053
1.30±0.66
-2.643
.008
-.735
.462
BoĢalma üzerindeki
kontrol*
Çok zayıf/ kötü
5 (9.3)
1 (1.9)
Zayıf/ kötü
5 (9.3)
5 (9.3)
3.43±1.21
Orta
13 (24.0)
15 (27.8)
Ġyi
22 (40.7)
24 (44.4)
Çok iyi
9 (16.7)
9 (16.7)
Çok zayıf/ kötü
2 (3.7)
0 (0.0)
Zayıf/ kötü
7 (13.0)
3 (5.6)
Orta
11 (20.4)
Ġyi
28 (51.9)
34 (63.0)
Çok iyi
6 (11.1)
9 (16.7)
AĢırı derecede
20 (37.0)
32 (59.3)
Oldukça fazla
13 (24.1)
13 (24.1)
Orta derecede
13 (24.1)
Biraz
6 (11.1)
2 (3.7)
Hiç
2 (3.7)
2 (3.7)
AĢırı derecede
28 (51.9)
43 (79.6)
Oldukça fazla
14 (25.9)
7 (13.0)
Orta derecede
6 (11.1)
Biraz
3 (5.6)
1 (1.9)
Hiç
3 (5.6)
0 (0.0)
ĠliĢkiden alınan zevk*
3.54±0.99
8 (14.8)
BoĢalma süresine
bağlı kendini kötü
hissetme*
2.06±1.05
5 (9.3)
EĢle sorun yaĢama*
Total puan**
1.72±1.00
10.74±2.23
*Puan aralığı Min: 1, Max: 5’ tir.
**Puan aralığı Min:4, Max: 20’dir.
3 (5.6)
10.54±1.48
***Wilcoxon testi
kullanılmıştır.
PEP ile yapılan değerlendirmede erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü ve
iliĢki tatminini kadınların ve eĢlerin çoğunluğu iyi olarak ifade ederken, kendini kötü
hissetme ve eĢle sorun yaĢama durumlarını aĢırı derecede Ģeklinde belirtmiĢlerdir.
84
PEP total puan ortalamasının kadınlarda 10.74±2.23, eĢlerinde ise 10.54±1.48 olduğu
saptanmıĢtır. Çiftlerin PEP alt grup ve total puan ortalamaları arasındaki fark
incelendiğinde ise, iliĢkiden alınan zevk ve boĢalma süresine bağlı eĢle sorun
yaĢamada çiftlerin puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiĢtir
(Tablo 6.3.9).
Tablo 6.3.10. Çiftlerde elde edilenPEP total puan ortalamasına göre alt ve üst değer
dağılımları
Kadın (n=54)
Erkek (n= 54)
n (%)
n (%)
≤ PEP total puan ort
23 (42.6)
29 (53.7)
> PEP total puan ort
31 (57.4)
25 (46.3)
PEP
PEP total puanında elde edilebilecek en alt değer 4, en üst değer 20‟dir.
ÇalıĢmamızda kadınlarda PEP total puan ortalaması10.74±2.23, eĢlerinde ise
10.54±1.48 olarak orta düzeyde bulunmuĢtur. Bu puan ortalamaları baz alınarak alt
ve üst değerleri açısından olguların dağılımlarına bakıldığında, kadınların %57.4‟
ünün, eĢlerin ise %46.3‟ ünün PEP‟i ortalamanın üzerinde, yani daha iyi olarak
değerlendirdikleri belirlenmiĢtir (Tablo 6.3.10).
85
Tablo 6.3.11. Çiftlerde elde edilen PEP alt boyut ve total puan ortalamalarına göre
alt ve üst değer dağılımların uyumluluğu
PEP
KADIN
ERKEK
(n=54)
(n=54)
≤3.65±0.93
≤ 3.43±1.21
11 (20.4)
12 (22.2)
kontrolü
>3.43±1.21
10 (18.5)
21 (38.9)
ĠliĢkiden alınan zevk/tatmin
McNemar X2
>3.65±0.93
Erkeğin boĢalma üzerindeki
≤ 3.91±0.73
Anlamlılık*
.832
>3.91±0.73
≤ 3.54±0.99
9 (16.7)
11 (20.4)
>3.54±0.99
2 (3.7)
32 (59.3)
.022
≤ 1.69±1.04 >1.69±1.04
Erkeğin boĢalma süresine bağlı
≤ 2.06±1.05
21 (38.9)
14 (25.9)
kendini kötü hissetme
>2.06±1.05
11 (20.4)
8 (14.8)
≤ 1.30±0.66
.690
>1.30±0.66
BoĢalma süresine bağlı eĢle
≤ 1.72±1.00
24 (44.4)
6 (11.1)
sorun yaĢama
>1.72±1.00
19 (35.2)
5 (9.3)
.015
≤ 10.54±1.48 >10.54±1.48
Total puan
≤ 10.74±2.23
13 (24.1)
10 (18.5)
>10.74±2.23
16 (29.6)
15 (27.8)
.327
*McNemar ki-kare (binominal dağılım) testi uygulanmıştır.
Çiftlerden elde ettiğimiz PEP erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü alt boyut
puan ortalamalarına göre kadınlar ve eĢlerin alt ve üst değer dağılımları arasında çok
iyi düzeyde ve boĢalma süresine bağlı kendini kötü hissetme değer dağılımları
arasında ise iyi düzeyde uyum olduğu saptanmıĢtır. ĠliĢkiden alınan zevk/tatmin ve
boĢalma süresine bağlı eĢle sorun yaĢama alt boyut puan ortalamalarına göre kadınlar
ve eĢlerin alt ve üst değer dağılımları arasında zayıf düzeyde uyum belirlenmiĢtir.
PEP total puan ortalamalarına göre ise kadınlar ve eĢlerinin alt ve üst değer
dağılımları arasında ortanın altında uyum olduğu bulunmuĢtur(Tablo 6.3.11).
86
-.014 (.922)
.477 (.021)
Evlilik yılı
GÇ kullanım süresi
.214 (.327)
-.094 (.498)
-.105 (.450)
-.191 (.383)
-.079 (.568)
-.090 (.516)
-.121 (.382)
rs (p)
Kötü hissetme
Kadın (n=54)
PEP
-.248 (.254)
-.277 (.043)
-.281 (.040)
-.341 (.011)
rs (p)
Sorun yaĢama
.124 (.573)
-.200 (.148)
-.201 (.145)
-.273 (.045)
rs (p)
Total puan
ortalamaları arasındaki iliĢki incelenmiĢ olup aralarında anlamlı bir iliĢki bulunmamıĢtır.
87
ÇalıĢmada, çiftlerin yaĢ, evlilik yılı, GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile erkeklerin PEP alt boyut ve total puan
total puan ortalaması ile yaĢı arasında negatif yönde, zayıf düzeyde bir iliĢki olduğu saptanmıĢtır (Tablo 6.3.12).
kadının yaĢı ve evlilik yılı ortalamaları arasında ise negatif yönde, zayıf düzeyde anlamlı iliĢkiler olduğu bulunmuĢtur. Kadınların PEP
arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki belirlenmiĢtir. PEP boĢalma süresine bağlı eĢle sorun yaĢama puan ortalaması ile
Kadınların PEP eĢin boĢalma üzerindeki kontrolünü değerlendirdiği puan ortalaması ile GÇ yöntemini kullanım süresi ortalaması
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
-.009 (.948)
Erkek
-.168 (.225)
rs (p)
rs (p)
-.023 (.867)
ĠliĢki tatmini
BoĢalma kontrolü
Kadın
YaĢ
DeğiĢkenler (n=54)
ortalamaları arasındaki iliĢki
Tablo 6.3.12. Çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile kadınların PEP alt boyut ve total puan
.276(.044)
.114 (.413)
.000 (.997)
.309 (.010)
ĠliĢkiden alınan zevk
Kendini kötü hissetme
EĢle sorun yaĢama
Total puan
-.011 (.939)
-.019 (.889)
.153 (.268)
.037 (.791)
ĠliĢkiden alınan zevk
Kendini kötü hissetme
EĢle sorun yaĢama
Total puan
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
-.088 (.526)
Erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü
Kadın
.173 (.211)
rs (p)
Erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü
Erkek
PEP (n=54)
Gebelik kaygısı
yaĢama düzeyi
.015 (.912)
-.274 (.045)
-.237 (.085)
.250 (.069)
.480 (.001)
.053 (.701)
-.085 (.540)
-.058 (.678)
.053 (.705)
.143 (.301)
Yöntemden
memnun olma
düzeyi
rs (p)
Kadın (n=54)
eĢlerinin PEP alt boyutları ve total puan ortalamaları arasındaki iliĢki
.035 (.804)
-.146 (.291)
-.033 (.812)
.110 (.429)
.231 (.093)
-.026 (.850)
-.052 (.708)
-.142 (.305)
.000 (.997)
.141 (.308)
Yönteme
güvenme
düzeyi
rs (p)
-.076 (.585)
-.175 (.206)
-.363 (.007)
.229 (.096)
.054 (.699)
.071 (.608)
.018 (.900)
-.055 (.695)
.129 (.352)
-.061 (.660)
rs (p)
Gebelik kaygısı
yaĢama düzeyi
.134 (.335)
.152 (.273)
.218 (.113)
-.027 (.849)
.087 (.530)
.047 (.734)
-.052 (.706)
.037 (.789)
.105 (.450)
-.083 (.550)
Yöntemden
memnun
olma düzeyi
rs (p)
Erkek(n=54)
.224 (.104)
.059 (.673)
.259 (.058)
-.002 (.990)
.225 (.102)
-.065 (.641)
-.149 (.281)
-.106 (.445)
.083 (.551)
.046 (.742)
Yönteme
güvenme
düzeyi
rs (p)
88
Tablo 6.3.13. Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme düzeyi puan ortalamaları ile kadınlar ve
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları ile kadınlar ve eĢlerinin PEP alt boyutları ve total puan
ortalamaları arasındaki iliĢki incelendiğinde eĢlerin iliĢkiden aldığı zevk puan
ortalaması ile kadınların gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması arasında
pozitif yönde, çok zayıf düzeyde, eĢlerin PEP total puan ortalaması ile kadınların
gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması arasında ise yine pozitif yönde ve
zayıf düzeyde anlamlı iliĢkinin olduğu saptanmıĢtır. Kadınların eĢin boĢalma
üzerindeki kontrolünü değerlendirdiği puan ortalaması ile yöntemden memnuniyet
düzeyi puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde, boĢalma süresine bağlı
eĢle sorun yaĢamapuan ortalaması ile yöntemden memnuniyet düzeyi puan
ortalaması arasında ise negatif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢkinin olduğu
belirlenmiĢtir. EĢlerin gebelik kaygısı yaĢama düzeyi puan ortalaması ile kadınların
boĢalma süresine bağlı kendini kötü hissetme puan ortalaması arasında negatif
yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki bulunmuĢtur (Tablo 6.3.13).
89
-.063 (.649)
-.048 (.732)
.306 (.025)
Kötü hissetme
Sorun yasama
Total puan
.129 (.353)
-.120 (.388)
.103 (.459)
.155 (.262)
ĠliĢki zevk
Kötü hissetme
Sorun yasama
Total puan
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
.182 (.187)
BoĢalma kontrolü
Erkek
.595 (.001)
ĠliĢki tatmini
.071 (.607)
-.001 (.993)
-.219 (.112)
.126 (.366)
.216 (.118)
.360 (.007)
-.040 (.773)
-.074 (.594)
.647 (.001)
.428 (.001)
rs (p)
rs (p)
.407 (.002)
Uyarılma
Ġstek
BoĢalma kontrolü
Kadın
PEP (n=54)
iliĢkisi
-.123 (.377)
-.048 (.731)
-.169 (.221)
.018 (.898)
-.043 (.755)
.183 (.185)
-.114 (.410)
-.148 (.285)
.498 (.001)
.419 (.002)
rs (p)
Lubrikasyon
.098 (.483)
.103 (.458)
-.074 (.595)
.057 (.682)
.078 (.575)
.264 (.053)
-.132 (.343)
-.165 (.233)
.657 (.001)
.462 (.001)
rs (p)
Orgazm
FSFI (n=54)
-.036 (.796)
-.060 (.665)
-.230 (.095)
.106 (.445)
.140 (.311)
.420 (.002)
-.062 (.657)
-.107 (.441)
.689 (.001)
.516 (.001)
rs (p)
Doyum
.016 (.907)
.048 (.731)
.064 (.647)
-.061 (.661)
-.051 (.715)
.133 (.337)
-.074 (.594)
-.073 (.602)
.295 (.030)
.282 (.039)
rs (p)
Ağrı
90
.026 (.849)
.066 (.636)
-.167 (.228)
.073 (.599)
.081 (.562)
.349 (.010)
-.128 (.356)
-.164 (.236)
.709 (.001)
.514 (.001)
rs (p)
Total puan
Tablo 6.3.14. Kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamalarının kadınlar ve eĢlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile
Kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamalarının kadınlar ve
eĢlerinPEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile iliĢkisi incelendiğinde, FSFI alt
boyut ve total puan ortalamaları ile kadının eĢin boĢalma üzerindeki kontrolü ile ilgili
değerlendirmesi, iliĢkiden aldığı zevk/tatmin ve total puan ortalamaları arasında
pozitif yönde, zayıf ve orta düzeyde anlamlı iliĢkiler olduğu belirlenmiĢtir. FSFI alt
boyut ve total puan ortalamaları ile eĢlerin PEP puan ortalamaları arasında anlamlı
bir iliĢki saptanmamıĢtır (Tablo 6.3.14).
ÇalıĢmada, Mann Whitney U testi ile FSFI cut off değerlerine göre cinsel
disfonksiyonu olan ve olmayan kadınların eĢlerinin PEPalt boyut ve total puan
ortalamaları karĢılaĢtırılmıĢ ve aralarında anlamlı bir fark bulunmamıĢtır.
91
-.250 (.068)
-.221 (.109)
.054 (.701)
Kötü hissetme
Sorun yaĢama
Total puan
.162 (.242)
-.047 (.735)
.052 (.709)
.157 (.256)
ĠliĢkiden alınan zevk
Kötü hissetme
Sorun yaĢama
Total puan
Spearman korelasyon testi kullanılmıştır.
.196 (.155)
BoĢalma kontrolü
Kadın
.405 (.002)
ĠliĢkiden alınan zevk
.210 (.128)
.024 (.865)
-.188 (.173)
.351 (.009)
.355 (.008)
.144 (.300)
-.306(.025)
-.315 (.020)
.541 (.001)
.403 (.003)
rs (p)
rs (p)
.324 (.017)
ĠliĢki baĢarısı
Erektil fonksiyon
BoĢalma kontrolü
Erkek
PEP (n=54)
iliĢkisi
.025 (.856)
.022 (.876)
-.029 (.833)
.078 (.576)
.023 (.867)
.163 (.238)
-.092 (.507)
.086 (.536)
.274 (.045)
.123 (.376)
rs (p)
Orgazm
.171 (.216)
.033 (.813)
.001 (.997)
.220 (.110)
.276(.044)
.228 (.097)
.088 (.528)
-.165 (.234)
.274 (.045)
.285 (.037)
rs (p)
Cinsel istek
IIEF (n=54)
.073 (.602)
.005 (.971)
-.105 (.451)
.213 (.122)
.164 (.236)
.252 (.066)
-.216 (.117)
-.403 (.003)
.635 (.001)
.483(.001)
rs (p)
Genel tatmin
.198 (.151)
.041 (.767)
-.105 (.450)
.279 (.041)
.283 (.038)
.174 (.208)
-.206 (.135)
-.307 (.024)
.541 (.001)
.426 (.001)
rs (p)
Total puan
92
Tablo 6.3.15. ErkeklerinIIEF alt boyut ve total puan ortalamalarının kadınlar ve eĢlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile
EĢlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamalarının IIEF alt boyut ve total
puan ortalamaları ile iliĢkisi incelendiğinde, erkeğin PEP boĢalma üzerindeki
kontrolünü değerlendirdiği puan ortalaması ile IIEF erektil fonksiyon, iliĢki baĢarısı,
cinsel istek, genel tatmin alt boyutları ve total puan ortalaması arasında pozitif
yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki olduğu saptanmıĢtır. PEP iliĢkiden aldığı zevk
puan ortalaması ile IIEF erektil fonksiyon, orgazm, cinsel istek puan ortalaması
arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde, iliĢki baĢarısı, genel tatmin ve total puan
ortalamaları arasında ise yine pozitif yönde ancak orta düzeyde anlamlı bir iliĢki
olduğu belirlenmiĢtir. EĢin PEP boĢalma süresine bağlı kendini kötü hissetme puan
ortalaması ile IIEF iliĢki baĢarısı, genel tatmin alt boyutları ve total puan ortalaması
arasında negatif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir iliĢki olduğu görülmüĢtür.
Kadınların PEP alt boyut ve total puan ortalamalarının eĢlerin IIEF alt boyut ve total
puan ortalamaları ile iliĢkisi incelendiğinde, kadınların eĢin boĢalma üzerindeki
kontrolünü değerlendirdiği puan ortalaması ile eĢlerin iliĢki baĢarısı, cinsel istek
vetotal puan ortalamaları arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı iliĢkiler
olduğu belirlenmiĢtir. Kadınların iliĢki tatmini puan ortalaması ile eĢlerin iliĢki
baĢarısı ve total puan ortalamaları arasında ise yine pozitif yönde, zayıf düzeyde
anlamlı iliĢkiler olduğu saptanmıĢtır(Tablo 6.3.15).
93
7. TARTIġMA VE SONUÇ
GÇ yöntemi ile korunan çiftlerin cinsel fonksiyonlarının değerlendirildiği
çalıĢmamızda elde edilen bulgular ilgili literatür ile karĢılaĢtırılarak tartıĢılmıĢtır.
ÇalıĢmaya katılan çiftlerin sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde
kadınların yaĢ ortalamasının 32.67±7.30, eĢlerin yaĢ ortalamasının ise 36.54±7.40
olduğu belirlenmiĢtir. TNSA 2008 verilerine göre Türkiye‟ deki kadınların 30
yaĢından itibaren %85‟in üzerinde ve yaĢla birlikte giderek artan oranlarda evli
oldukları görülmektedir. ÇalıĢmamızda kadınların evlenme yaĢı ortalaması
18.85±3.05, eĢlerin ise 22.98±3.68 olarak bulunmuĢtur. Yine TNSA 2008 verilerinde
Türkiye‟ de kadınların yarısının 20.8 yaĢından önce evlendikleri belirtilmektedir.
Bulgularımız bu sonuçları desteklemektedir. Bu çalıĢmada çiftlerin evlilik yılı
ortalaması 13.85±8.52 olarak bulunmuĢtur. Çiftçioğlu tarafından 2006 yılında
yapılan ve çiftlerin GÇ yöntemini kullanım nedenlerinin sorgulandığı çalıĢmada 2
ayrı sağlık ocağı bölgesine bağlı çiftlerin evlilik süresi ortalamaları 10.20±0.49 ve
7.61±0.41 olarak bizim çalıĢma grubumuzdan daha düĢük bulunmuĢtur.
AraĢtırmamızda kadınların büyük bir çoğunluğunun (%77.8) ilkokul, eĢlerin
ise (%70.3) ortaokul/lise mezunu oldukları saptanmıĢtır. TNSA 2008 kadınların
temel özellikleri incelendiğinde Türkiye‟de kadınların %51.9 oranı ile çoğunluğunun
ilköğretim birinci kademe mezunu oldukları görülmekte ve bulgumuz bu sonucu
desteklemektedir. Çiftçioğlu‟nun 2006 yılında 422 kadın üzerinde yaptığı çalıĢmada
2 farklı sağlık ocağı bölgesindeki kadınların %48.5 ve %47.7 oranları ile
çoğunluğunun ilköğretim mezunu, eĢlerin ise çoğunluğunun %58.3 ilköğretim ve
%45.4 lise mezunu oldukları belirtilmektedir. Ancak ilkokul mezunu olmayan
kadınların %41.3, %13.9, erkeklerin ise %13.6 ve %3.7 ile çalıĢmamıza göre (kadın
%7.5, erkek %0.0) yüksek oranda olduğu görülmektedir.
ÇalıĢmamızda erkeklerin tamamına yakınının çalıĢtığı kadınların ise
çalıĢmadığı, ailelerin ¾‟ ünün gelirlerinin giderlerinden az olduğu, çoğunluğunun
çekirdek aile yapısında ve %72.2‟sinin görücü usulü ile evlendikleri belirlenmiĢtir.
2008 yılı TNSA verilerinde Türkiye‟de kadınların %65.8‟inin son 12 ay içinde ve
halen çalıĢmadığı, bu oranın kırsal kesimde %48.8, kentsel kesimde %71.3, Ege
Bölgesi‟nde ise %55.5 olduğu, çalıĢmayan kadınların refah düzeyleri incelendiğinde
94
de %72.2 oranı ile çoğunluğunun refah düzeyinin yüksek olduğu görülmektedir.
AraĢtırmamızı yürüttüğümüz mahalle, Ege bölgesinde ve Ģehir merkezinde, il
bazında GÇ yöntemi kullanımının en yüksek olduğu yerdir. Veri toplama aĢamasında
yapılan
ev
ziyaretleri
sırasında,
ailelerin
sosyo-ekonomik
durumlarının
çoğunluğunun düĢük olduğu, bununla birlikte kadınların çalıĢmadığı, kentsel bir
bölge olmasına rağmen daha çok kırsal kesim özelliklerini yansıtmakta olduğu
görülmüĢ olup, bu durum araĢtırma verilerine yansımıĢtır.
Çiftlerin obstetrik ve jinekolojik özellikleri incelendiğinde doğum sayısı
ortalamasının 2.37±1.05, yaĢayan çocuk sayısı ortalamasının ise 2.30±0.88 olduğu
bulunmuĢtur. ÇalıĢmamızda doğum sayısı ortalamasının TNSA 2008‟e göre Türkiye
için toplam doğurganlık hızı kadın baĢına 2.16 ile uyumlu olduğu, yaĢayan çocuk
sayısı ortalamasının ise, evli kadınların sahip olduğu çocuk sayısı ortalamasından
(3.6) daha düĢük olduğu görülmektedir.
TNSA 2008‟e göre 2003-2008 yılları
arasında Türkiye‟ de %10.0 kendiliğinden, %10.5 isteyerek düĢük meydana geldiği
bildirilmektedir. ÇalıĢma kapsamına alınan olgularımızda istenmeyen gebelik sonrası
kürtaj oranının TNSA 2008 verilerinden yüksek olması ve bu kadınların tamamının
etkin olan bir yöntem kullanırken gebe kaldıklarını, GÇ ile korunma sürecinde
istenmeyen bir gebeliğin hiç yaĢanmadığını ifade etmiĢ olmaları dikkat çekicidir.
Bu araĢtırmaya katılan kadınların %61.1‟ inin normal vajinal doğum yaptığı,
%38.9 ‟unda anormal bir vajinal akıntı ve %20.4‟ünde adet düzensizliği olduğu
saptanmıĢtır. Gabalcı tarafından yapılan çalıĢmada (2008), kadınların (n=282)
%58.2‟sinin vajinal doğum yaptığı ve %9.9‟unun jinekolojik bir sorun yaĢadığı
bildirilmiĢtir. Özellikle adet düzensizliği genelde adölesan ve premenapozal
dönemde ortaya çıkan bir sorundur. Bu çalıĢmaya katılan kadınların yaĢları 21-49
arasındadır. YaklaĢık %20 oranında saptanan adet düzensizliğinin geç adölesan ve
premenapozal dönemdeki kadınları etkilediği düĢünülmektedir. Vajinal akıntı
yaĢama durumu açısından Türkiye genelini yansıtan bir çalıĢmaya rastlanmamıĢtır.
Ancak yine de bizim çalıĢmamızda elde edilen oranın yüksek olduğu düĢünülmüĢtür.
Bu sonucun bölgenin düĢük sosyo-ekonomik, kültürel özelliklerinden etkilenmiĢ
olabileceği düĢünülmektedir.
TNSA verilerine göre kadınların daha önce kullanmıĢ oldukları gebeliği
önleyici yöntemler incelendiğinde, %77.6‟sının herhangi bir modern yöntem
95
kullanmıĢ oldukları bildirilmektedir. Bunların, %41.8‟ inin hormonal yöntem (hap ve
enjeksiyon), %40.7‟sinin RĠA ve %43.7‟sinin ise kondom kullandıkları tespit
edilmiĢtir. Bu araĢtırmada çiftlerin %55.5‟inin geçmiĢte modern bir yöntem
kullanmıĢ oldukları, bunların ise, %26.4‟ünün hormonal yöntem, %55.9‟unun RĠA
ve % 17.7‟sinin kondom kullanmıĢ oldukları belirlenmiĢtir. TNSA verileri ile
karĢılaĢtırıldığında modern yöntem kullanımının yaklaĢık 1/3 oranında daha az ve
belirtilen yöntemler açısından hormonal yöntem ile kondom kullanımının daha
düĢük, RĠA kullanımının ise daha yüksek olduğu görülmektedir. Gabalcı tarafından
2008 yılında yapılan çalıĢmada (n=120), kadınların geçmiĢte %21.6‟sının RĠA,
%20.8‟inin kondom ve %28.3‟ünün oral kontraseptif kullanmıĢ oldukları
belirlenmiĢtir. ÇalıĢmamız kondom ve hormonal yöntem kullanım oranları açısından
benzerlik göstermekle beraber, RĠA kullanım oranı 2 katından daha fazladır. Aynı
çalıĢmada (Gabalcı 2008) RĠA kullanıcılarının %26.9‟unun, kondom kullanıcılarının
%20‟sinin ve OK kullanıcılarının %41.2‟sinin 5 yılın üzerinde bu yöntemleri
kullanmıĢ oldukları belirlenmiĢtir. Bizim çalıĢmamızda, araĢtırmaya katılan çiftlerin
%40.7‟sinin 5 yılın üzerinde GÇ yöntemini kullanmakta oldukları tespit edilmiĢtir.
Bu sonuçlara göre diğer yöntemler ile karĢılaĢtırıldığında GÇ yöntemi kullanımının
daha uzun süreli ve istikrarlı olduğu söylenebilir.
TNSA verilerine göre kullanılan AP yöntemini bırakma nedenleri olarak ilk 4
sırada gebe kalmak isteme (%25.6), kullanırken gebe kalma (%20.7), yan etkiler
(%13.7) ve daha etkili yönteme geçme (%10.0) yer almaktadır. ÖzbaĢaran‟ın (1997),
Pasinlioğlu ve Bülbül‟ün (2003), Ersin ve ark.nın (2003)yaptığı araĢtırmalarda etkili
yöntemi bırakma nedenlerinin; hormonal yöntemler ve RĠA için yan etkiler, kondom
için eĢin karĢı çıkmasıolduğu bulunmuĢtur. Bizim araĢtırmamızda yan etkiler
(%40.7), gebe kalmak isteme (%15.6), AP hizmetlerine ulaĢma/teminde sıkıntı
(%12.5), cinselliği olumsuz etkileme (%12.5) ve diğer sağlık sorunları (%12.5)
olarak belirlenmiĢtir. Yan etki olarak en fazla %61,5 oranında RĠA kullanımına bağlı
düzensiz kanama olduğu saptanmıĢtır. Literatürde de en sık görülen yan etki adet
düzensizliği ve ağrılı adet olarak belirtilmektedir (Günalp 2005). AraĢtırmamızın
bulguları verilen araĢtırmaların bulguları ile uyumludur.
TNSA 2008 verilerine göre 15-49 yaĢ grubunda ve evli olan kadınların halen
kullanmakta oldukları AP yöntem oranları incelendiğinde GÇ yöntemi kullanım
96
oranının %26.2 olduğunu belirtmiĢtik. ÇalıĢmamızı yürüttüğümüz Afyonkarahisar ili
genelinde etkisiz yöntem kullanım oranı %26.1 ile TNSA verilerini desteklerken,
bizim evrenimizde bu oran %39.5 ile çok daha yüksek bulunmuĢtur. Bulgular
yaklaĢık her 3 kadından birinin etkin olmayan GÇ yöntemi ile korunduğunu ortaya
koymaktadır.
AraĢtırma grubumuzun GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamasının
5.76±5.70 olduğu belirlenmiĢtir. Çiftçioğlu‟nun çalıĢmasında karĢılaĢtırılan 2 grubun
GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamalarının 3.95±0.28 ve 4.42±0.32 olduğu ifade
edilmiĢtir. ÇalıĢma grubumuzun GÇ yöntemi kullanım süresi açısından daha
istikrarlı olduğu görülmektedir.
Bu çalıĢmada %55.6 oranı ile çiftlerin çoğunluğunun GÇ yöntemine birlikte
karar verdikleri saptanmıĢtır. Çiftçioğlu‟nun çalıĢmasında da çiftlerin yarısından
fazlasının (%56.6) GÇ yöntemine birlikte karar verdikleri belirtilmektedir. AraĢtırma
verileri benzerlik göstermektedir.
Çiftlerin etkin ya da etkin olmayan AP yöntemi kullanımınıetkileyen
faktörler; yöntemin güvenilirliği, yan etkileri, geri dönüĢümlü olması,hormon içeriği,
eĢin tercihi, yöntem hakkındaki bilgi düzeyi, kadının sağlıkdurumu ve inançlarıdır
(Yılmaz 2003, Yangın 2004). 2006 yılında Çiftçioğlu tarafından yapılan çalıĢmada,
kadınların %72.1‟iGÇ yönteminin gebelikten koruduğunu, %20‟si yöntemi etkili
yöntemlere göre daha sağlıklı bulduğunu, %5‟iGÇ yönteminin kullanımının daha
kolay olduğunu, %2.9‟u GÇ yönteminin diğer modern yöntemlere göre daha temiz
olduğunu bildirmiĢlerdir. Bizim araĢtırmamızdaise kadınların yarıya yakınının diğer
yöntemlerin yan etkileri olduğunu düĢünmesi, eĢlerin ise büyük çoğunluğunun diğer
yöntemler hakkında bilgi eksikliği nedeniyle GÇ yöntemini seçtikleri saptanmıĢtır.
Kadınların ifadeleri açısından bulgularımız
literatür verileri
ile
benzerlik
göstermektedir. Ancak GÇ yöntemini kullanan çiftlerde erkeklerin görüĢlerini içeren
literatür verilerine rastlanmamıĢtır. ÇalıĢma sonucunda erkeklerin diğer yöntemlere
iliĢkin bilgi eksikliği olduğunu ifade etmeleri AP eğitiminin yalnızca kadınlara
yönelik değil, erkeklere yönelik de yapılması gerektiğini göstermiĢtir.
AraĢtırmaya katılan çiftlere tekrar çocuk sahibi olmak isteyip istemedikleri
sorulduğunda kadınların ¾‟ü, erkeklerin 2/3‟ü istemediklerini belirtmiĢlerdir. TNSA
97
2008 verilerine göre evli kadınların % 59‟unun tekrar çocuk sahibi olmak
istemedikleri bildirilmektedir. Bizim çalıĢma verilerimizde bu oranın daha yüksek
olması dikkat çekicidir. Çünkü çalıĢma kapsamına alınan çiftlerde kadınların yaĢ
ortalamasının 32 olması, doğurganlık açısından önlerinde daha uzun bir sürecin
bulunması ve yüksek oranda çocuk istememelerine rağmen etkin olmayan
yöntemlerden GÇ ile korunmaları düĢündürücüdür.
Çiftlerden daha önce kullandıkları yönteme göre Ģu anda kullandıkları GÇ
yöntemindeki cinselliklerini cinsel istek, iliĢki sıklığı ve doyum açısından
değerlendirmeleri istendiğinde daha önce hormonal yöntem kullanan çiftlerde;
kadınların Ģu andaki cinsel istek, iliĢki sıklığı ve doyumlarında azalma olduğu,
eĢlerin ise cinsel istek, iliĢki sıklığı ve doyumlarında herhangi bir değiĢiklik olmadığı
saptanmıĢtır. Bu anlamda araĢtırma bulguları Raymond ve ark. (2004),Guida ve ark.
(2005)
ve
ġahin
ve
ark.
(2007)
tarafından
yapılan
çalıĢmalardaki
oralkontraseptiflerincinsel istek, doyum ve iliĢki sıklığını arttırarak çiftlerin cinsel
yaĢamını olumlu etkilediği yönündeki bulguları desteklemektedir. Sanders ve ark.nın
(2001), Yanıkkerem ve ark.nın (2006) ve Sabatini ve Cagiano‟nunyaptığı
çalıĢmalarda (2006) ise, OKkullananlarda cinsel yaĢamın olumsuz etkilendiği,
seksüel istek ve doyumun3. 6. ve 12. aylarda azaldığı vurgulanmaktadır.
AraĢtırmada, RĠA kullanan çiftlerde hem kadınlar hem eĢlerin çoğunluğunda
cinsel fonksiyonlarında bir değiĢiklik olmadığı belirlenmiĢtir. 2003 yılında Yılmaz
ve 2004 yılında Raymond ve ark. tarafından yapılan çalıĢmalarda da RĠA‟nin cinsel
fonksiyonlar üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı sonucuna varılmıĢtır. 1999 yılında
Eryılmaz tarafından yapılan çalıĢmada ise RĠA kullanan kadınlarda ve eĢlerinde
cinsel yaĢamlarının diğer yöntemlere göre olumlu etkilendiği belirtilmiĢtir. Bizim
çalıĢmamızda da özellikle erkek kontrolünde olmayan kadına ait bir yöntem
olmasına rağmen RĠA kullanımına göre değiĢiklik olmaması cinselliği negatif
etkilemediğini düĢündürmüĢtür.
Daha önce kondom kullanan çiftlerde ise eĢlerin %83.3 oranı ile büyük
çoğunluğu cinsel istek ve doyumlarında artma olduğunu ifade etmiĢlerdir. 2009
yılında Jones ve ark.tarafından yapılan araĢtırmada görüĢülenlerin yarısından fazlası
(n=361), kondom ile ilgili seksüel memnuniyeti azalttığı, rahatsız ettiği ve
98
kullanımının
güç
olduğu
problemlerini
rapor
etmiĢlerdir.Finger‟in
(1998),
Eryılmaz‟ın (1999), Berkiten ve Aslan‟ın (2001), Yanıkkerem ve ark.nın (2006)
yaptıkları çalıĢmalarda da, kondom kullanan erkeklerde cinsel istek ve doyumda
azalma olduğu belirtilmiĢtir. Kondom bazı çiftlerde (özellikle erkeklerde ) cinsel
temas sırasında glans penisteki duyarlılığı azaltması, iliĢkide kesintiye neden olması
ve bazen de ereksiyonu güçleĢtirmesi gibi sorunlarla cinsel doyumun azalmasına
neden olabilmektedir (Hatcher et al 1997, Bobak 1997, Everett 1998,Eryılmaz 1999,
Berkiten ve Aslan 2001). AraĢtırmamızda kadınların Ģu andaki cinsel istek ve doyum
açısından eĢit oranlarda (%33,3) arttı, azaldı, değiĢmedi ifadelerini kullandıkları
görülmektedir.Dündar
ve
ark.nın
(2005),
Yanıkkerem
ve
ark.nın
(2006)
çalıĢmalarında kondom kullanan çiftlerde kadınlar vajinada kuruluk ve tahriĢe
nedenolduğu
gerekçesiyle
kondomun
iyi
bir
yöntem
olmadığını
belirtmiĢlerdir.Literatürde, kondomun doğum kontrolüne erkeklerin katılımını
sağlanması, hiçbiryan etkisinin olmaması, erken boĢalmanın önlenmesi, penisin
etrafını sararakhafif turnike etkisi ile ereksiyonukolaylaĢtırması ve süreci uzatması,
kadının
orgazma
ulaĢmasını
kolaylaĢtırması
ve
vagen
kuruluğu
olanlardakayganlaĢtırıcı etkisinden yararlanılması gibi olumlu yönleri olduğuda
belirtilmektedir ( Eryılmaz 1999, Berkiten ve Aslan 2001).
Aytekin ve ark.larının yaptığı çalıĢmada (2001), kadınlar ve eĢlerinin GÇ
yöntemindenmemnuniyetleri sorulduğunda, kadınların % 75‟inin, erkeklerin ise %
68‟inin bu yöntemden memnun oldukları belirtilmiĢtir.Yanıkkerem ve ark.nın yaptığı
çalıĢmada (2006), kadınların % 84.4‟ünün, eĢlerin %69,9‟unun genel olarak GÇ
yöntemini kullanmaktan memnun olduğu ancak cinsel iliĢki sırasında yöntemi
kullanmaktan
duyulan
memnuniyetin
daha
düĢük
olduğu
(%
73,6)
saptanmıĢtır.Kadınların % 65‟inin bu yöntemi kullanırken gebe kalmaktankorktuğu
ifade edilmiĢtir. Çiftçioğlu‟ nun çalıĢmasında kadınların %53.6‟ sının GÇ yöntemini
kullanmaktan memnun oldukları, %67.3‟ ünün ise gebe kalma korkusu yaĢadıkları
tespit edilmiĢtir. Bu çalıĢmada, GÇ yöntemi kullanımında çiftlerin gebelik kaygısı
yaĢama düzeylerinin düĢük olduğu tespit edilmesine rağmen yöntemden memnuniyet
düzeyi ortalaması hem kadınlar hem de eĢlerinde ortanın biraz üzerinde bulunmuĢtur.
GÇ yöntemi, AP açısından belli bir değer taĢısa da,cinsel iliĢkiye yönelik
olumsuzluklar içermektedir. GÇ‟nin tıbbi yan etkileri bulunmamakla birlikte, cinsel
99
iliĢkinin plato fazında yarıdakesilmesi, eĢlerin cinsel doyumlarını azaltabilir. Bu
yöntem, kadınınçoğunlukla cinsel coĢkunun doruk noktasında, orgazm olamamasına
nedenolabilmektedir (Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi 2005).
ÇalıĢmamızda çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve
yönteme güvenme düzeyine ait puan ortalamalarının birbiriyle iliĢkisi araĢtırılmıĢtır.
Kadınların gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin azaldıkça yöntemden memnun olma ve
yönteme güvenme düzeylerinin arttığı, yönteme güvenme düzeyi ile memnun olma
düzeyinin paralellik gösterdiği saptanmıĢtır. EĢlerde de benzer Ģekilde gebelik
kaygısı yaĢama düzeyinin azaldıkça yöntemden memnun olma düzeyinin arttığı,
yönteme güvenme düzeyi ile memnun olma düzeyinin paralellik gösterdiği
belirlenmiĢtir. Erkeğin yöntemden memnun olma düzeyi arttıkça kadının da memnun
olma ve yönteme güvenme düzeyinin arttığı, erkeğin yönteme güvenme düzeyi ile
kadının güvenme düzeyinin paralellik gösterdiği ve erkeğin yönteme güvenme
düzeyinin arttıkça kadının gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin azaldığı tespit
edilmiĢtir. Bu sonuçlar göstermektedir ki, GÇ erkek kontrolünde bir yöntem
olduğundan erkeğin ne hissettiği, kendine güveni ve memnuniyeti önemlidir. Kadın,
GÇ yöntemini eĢinin etkin ve doğru bir Ģekilde uygulayabileceğini düĢünüyor ve ona
güveniyorsa gebelik kaygısı azalır ve memnuniyeti artar.
Çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi ortalamaları ile
gebelikkaygısı yaĢama, yöntemden memnun olma ve yönteme güvenme düzeyi puan
ortalamaları arasındaki iliĢki incelendiğinde, kadının ve eĢin yaĢı, evlilik süresi
arttıkça kadının gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin azaldığı belirlenmiĢtir. GÇ
yöntemini kullanım süresi arttıkça, kadının yöntemden memnuniyet düzeyinin, eĢin
ise yönteme güvenme düzeyinin arttığı ortaya çıkmıĢtır. Bu sonuçlar, çiftlerin GÇ
yöntemini ne kadar uzun süredir kullanıyorsa yönteme güvenlerinin de o kadar
arttığını göstermektedir. AraĢtırmamıza katılan çiftlerde, bu yöntemle korunurken
istenmeyen gebelik yaĢanmamıĢ olması da yönteme olan güveni arttıran çok önemli
bir etkendir.
GÇ yöntemi ile korunan çiftlerde, kadınların cinsel fonksiyonlarının FSFI ile
yapılan değerlendirmesinde FSFI total puan ortalaması 24.52±7.18 olarak bulunmuĢ
ve kadınların yarısında CD saptanmıĢtır. Son yıllarda, kadın CD‟ayönelik gösterilen
ilginin ve bu konudaki çalıĢmaların artması ile elde edilenbulgular, cinsel problemi
100
olan kadınların prevelansının % 19 - % 63 arasındadeğiĢtiğini göstermektedir
(Basson et al 2001, Anastasiadis et al 2002, Hisasue et al 2005, Sidi et al 2007).
Laumann ve ark. tarafından (1999),Amerika BirleĢik Devletleri‟nde (ABD) yapılan
çalıĢmada, CD görülme sıklığı kadınlarda %43.0 olarak bulunmuĢtur. Demirezen‟in
(2006) birinci basamak sağlık kurulusuna baĢvuran kadınlar ile yaptıklarıçalıĢmada,
kadınların
%67,5‟nin
cinsel
yaĢamlarına
iliĢkin
sorunlaryasadıklarını
belirlemiĢlerdir. Öksüz ve Malhan tarafından (2006) yapılançalıĢmada kadınların %
48,3‟ünde CD bildirilmiĢtir. Bulgularımız benzerlik göstermektedir.
ABD‟ de kadınların %22‟sinin cinsel istekte azalma, %14‟ünün uyarılma
sorunu ve %7‟sinin cinsel iliĢkide ağrıyaĢadıkları belirlenmiĢtir (Pasqualotto et al
2005). ÇalıĢmamızda FSFI‟ın alt boyutları değerlendirildiğinde en düĢük puan
ortalamasının istek alt boyutunda olduğu görülmüĢtür. Bulgularımız, kadınlarda
cinsel disfonksiyonun en çok istek alt boyutunda olduğu yönündeki literatür bilgisi
ile uyuĢmaktadır.
ÇalıĢmamızda çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamaları arasındaki iliĢki
incelenmiĢtir. Çiftlerde kadının ve erkeğin yaĢı, evlilik süresi arttıkça kadının
uyarılma düzeyinin azaldığı saptanmıĢtır. Veri grubunda premenapoz döneminde
kadınlar bulunmaktadır. YaĢ artması ile birlikte gerek gebelik ve doğum sayısının
artmıĢ olması, gerekse östrojen seviyesinin azalması uyarılmanın azalmasına sebep
olmaktadır.
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları ile kadınların FSFI alt boyutları ve total puan ortalamaları
arasındaki iliĢki incelendiğinde ise aralarında anlamlı bir iliĢki olmadığı görülmüĢtür.
Daha önce açıkladığımız gibi araĢtırmaya katılan çiftlerin bu yöntemle korunurken
istenmeyen gebelik yaĢamamıĢ olması, gebelik kaygısı düzeyinin düĢük, güven
düzeyinin yüksek seviyede olmasına sebep olmuĢtur. Bu nedenle gebelik kaygısı,
yöntemden memnuniyet ve güvenme düzeylerinin kadınlarda cinsel fonksiyonlar
üzerine olumsuz bir etkisi olmamıĢ, cinsel fonksiyonların orta düzeyde olduğu
saptanmıĢ ve aralarında anlamlı bir iliĢki bulunamamıĢtır.
101
GÇ yöntemi ile korunan çiftlerde, eĢlerin cinsel fonksiyonlarının IIEF ile
yapılan değerlendirmesinde, IIEF total puan ortalamasının 62.65±8.81 olduğu
saptanmıĢ olup, total ve alt boyut puan ortalamalarının bu ölçekten alınabilecek en
üst değerlere yakın olduğu belirlenmiĢtir. EĢlerin %35.2‟sinin total puan
ortalamasının altında puan aldığı görülmüĢtür. Laumann ve ark. tarafından (1999),
ABD‟de yaĢayan 18-59 yaĢ arası 1410 erkek ile yapılan çalıĢmada ise CD görülme
sıklığı %31 olarak belirtilmektedir.
AraĢtırmamızda çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile erkeklerin IIEF alt boyut ve total puan ortalamaları arasındaki iliĢki
incelendiğinde, erkeğin yaĢının arttıkça erektil fonksiyonu, iliĢki baĢarısı ve IIEF
total puanının azaldığı tespit edilmiĢtir. YaĢla birlikte erkeklerde testosteron ve
uyarılmanın 2 önemli komponenti olan asetilkolin ile nitrik oksit seviyelerinin
azalması ereksiyonu ve beraberinde iliĢki baĢarısını olumsuz etkilemektedir (Ġncesu
2004).
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları ile eĢlerin IIEF alt boyutları ve total puan ortalamaları
arasındaki iliĢki incelendiğinde ise, erkeğin genel tatmininin (cinsel doyumu) arttıkça
kadının yöntemden memnun olma düzeyinin arttığı görülmüĢtür. Bu bulgu,
cinselliğin kadın ve erkeğin armoni eĢliğinde beraberliklerini içeren ve karĢılıklı
olarak cinselliği algılama düzeylerinden yakından etkilenen bir olgu olduğu
yönündeki literatür bilgisini desteklemektedir (Kütmeç 2009).
ÇalıĢmamızda PEP kullanılarak, erkekteki PE durumunu kendilerinin ve
eĢlerinin (kadınların) değerlendirmeleri istenmiĢtir. PEP total puan ortalamasının
kadınlarda 10.74±2.23, eĢlerinde ise 10.54±1.48 olduğu saptanmıĢtır. Bu puan
ortalamaları baz alınarak alt ve üst değerleri açısından olguların dağılımlarına
bakıldığında, kadınların %57.4‟ ünün, eĢlerin ise %46.3‟ ünün prematürejakülasyon
profilini ortalamanın üzerinde, yani daha iyi olarak değerlendirdikleri belirlenmiĢtir.
PE, hayatı tehdit edenbir durum olmamasına karĢın seksüel özgüven kaybına,partner
ve erkekte seksüel tatminde azalmayave hayat kalitesinde anlamlı bozulmaya yol
açmasınedeniyle
önemli
bir
durumdur
(Atan
ve
Aslan
2010).
Tarama
çalıĢmalarıverilerine göre prevalansının %20-30 civarında olduğu bildirilmektedir
102
(Althof 2006). Ülkemizden yapılan ve 603 katılımcıyı içerenbir çalıĢmada
(Tekdoğan ve ark 2003) PE prevalansı %36.5, 1412 katılımcıyı içeren bir
baĢkaçalıĢmada (Aslan ve ark 2009) ise %25.7 olarak bulunmuĢtur.
Çiftlerin PEP alt grup ve total puan ortalamaları arasındaki fark
incelendiğinde, iliĢkiden alınan zevk ve boĢalma süresine bağlı eĢle sorun yaĢamada
çiftlerin puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiĢtir.
Kadınlarda iliĢkiden alınan zevk puan ortalaması 3.54±0.99 iken, eĢlerde puan
ortalamasının 3.91±0.73 ile biraz daha yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı
bulunmuĢtur. BoĢalma süresine bağlı eĢle sorun yaĢama puan ortalaması kadınlarda
1.72±1.00 iken, eĢlerde 1.30±0.66 ile biraz daha düĢük bulunmasının da istatistiksel
olarak anlamlı olduğu görülmüĢtür. Çiftlerde elde edilen PEP alt boyut ve total puan
ortalamalarına göre alt ve üst değer dağılımların uyumluluğu incelendiğinde ise,
erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü alt boyut puan ortalamalarına göre kadınlar ve
eĢlerin alt ve üst değer dağılımları arasında çok iyi düzeyde ve boĢalma süresine
bağlı kendini kötü hissetme değer dağılımları arasında ise iyi düzeyde uyum olduğu
saptanmıĢtır. ÇalıĢmamızın veri toplama aĢamasındaki gözlemlerimiz çoğunlukla
erkeklerin cinsel fonksiyonları değerlendirilirken hem kadınların hem de eĢlerin
durumu olduğundan daha iyi gösterdikleri ve gerçekleri yansıtmadıkları yönünde
olmuĢtur. Ancak yapılan istatistiksel analiz sonucunda elde edilen PEP ortalamaları,
kadın ve erkeklerin cevapları arasındaki fark ve uyumlar sonuçların objektif
olduğunu düĢündürmüĢtür.
ÇalıĢmamızda çiftlerin yaĢ, evlilik yılı ve GÇ yöntemini kullanım süresi
ortalamaları ile PEP alt boyut ve total puan ortalamaları arasındaki iliĢkiler
incelenmiĢ olup, sadece kadınlara ait PEP alt boyut ve total puan ortalamaları
arasında iliĢkiler olduğu saptanmıĢtır. GÇ yöntemini kullanım süresi arttıkça
kadınların, eĢlerin boĢalma üzerindeki kontrolünü daha iyi olarak değerlendirdikleri
tespit edilmiĢtir. Yine kadının ve erkeğin yaĢı, evlilik süresi arttıkça, kadının boĢalma
süresi nedeniyle eĢle sorun yaĢaması azalmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi
çiftin yaĢ ve evlilik yılının fazla olması GÇ yöntemi kullanımının da daha uzun
olması anlamına gelmektedir. Çiftin bu süre zarfında istenmeyen bir gebelik
yaĢamadan GÇ yöntemini baĢarı ile uygulamıĢ olması, erkekte PE sorununun
olmadığını göstermektedir.
103
Çiftlerin gebelik kaygısı, GÇ yönteminden memnuniyet ve yönteme güvenme
düzeyi puan ortalamaları ile kadınlar ve eĢlerinin PEP alt boyutları ve total puan
ortalamaları arasındaki iliĢki incelendiğinde, kadının, erkeğin boĢalma üzerindeki
kontrolünü ne kadar iyi değerlendiriyorsa ve boĢalma süresine bağlı eĢle ne kadar az
sorun yaĢıyorsa yöntemden memnun olma düzeyinin o kadar arttığı tespit edilmiĢtir.
Erkeğin iliĢkiden aldığı zevk ve PEP total puanı arttıkça kadının gebelik kaygısı
yaĢama düzeyinin arttığı saptanmıĢtır. Bu sonuçlar göstermektedir ki, erkekte PE söz
konusu olduğunda kadının cinsel doyum ve memnuniyeti, ayrıca gebelik kaygısı
yaĢama düzeyi azalmaktadır.
ÇalıĢmamızda kadınların FSFI alt boyut ve total puan ortalamalarının
kadınlar ve eĢlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile iliĢkisi incelenmiĢtir.
Kadın, eĢin boĢalma üzerindeki kontrolünü iyi olarak değerlendirdiğinde ve iliĢkiden
aldığı zevk/tatmin arttığında FSFI‟ın tüm alt boyutları ve total puanının arttığı
belirlenmiĢtir. Yine kadın PEP total puanı arttıkça, FSFI istek, uyarılma, doyum alt
boyutları ve total puanının da arttığı bulunmuĢtur. Erkeklerin IIEF alt boyut ve total
puan ortalamalarının kadınlar ve eĢlerin PEP alt boyut ve total puan ortalamaları ile
iliĢkisi incelendiğinde ise, erkeğin erektil fonksiyonu iyi olduğunda boĢalma
üzerindeki kontrolü ve iliĢkiden aldığı zevkin arttığı, iliĢki baĢarısı arttıkça boĢalma
üzerindeki kontrolü, iliĢkiden aldığı zevkin arttığı ve boĢalma süresine bağlı kendini
kötü hissetmenin azaldığı, orgazm arttıkça iliĢkiden aldığı zevkin arttığı, cinsel istek
arttıkça boĢalma üzerindeki kontrolü ve iliĢkiden aldığı zevkin arttığı, genel tatmin
(doyum) ve IIEF total puanı arttıkça boĢalma üzerindeki kontrolü, iliĢkiden aldığı
zevkin arttığı ve boĢalma süresine bağlı kendini kötü hissetmenin azaldığı
saptanmıĢtır. IIEF‟ ye göre erkeğin iliĢki baĢarısı arttıkça kadının erkeğin boĢalma
üzerindeki kontrolünü daha iyi olarak değerlendirdiği ve iliĢkiden aldığı zevkin
arttığı belirlenmiĢtir. Erkeğin cinsel isteği arttıkça kadının eĢin boĢalma üzerindeki
kontrolünü daha iyi olarak değerlendirdiği, erkeğin IIEF total puanı arttıkça kadının
eĢin boĢalma kontrolünü daha iyi olarak değerlendirdiği ve iliĢkiden aldığı zevkin
arttığı
belirlenmiĢtir.
Elde
ettiğimiz
bu
veriler,
özellikle
kadının
cinsel
fonksiyonlarının, eĢin cinsel fonksiyonları ve bunu kadının algılayıĢı ile yakından
iliĢkili olduğunu düĢündürmüĢtür.
104
Sonuç
ÇalıĢma kapsamına alınan çiftlerde elde ettiğimiz sonuçlara göre;
1. Çiftlerin yaĢlarının 21-49 arasında dağılım gösterdiği ve ortalama olarak
30‟lu yaĢlarda yoğunluk kazandığı görülmüĢtür.
2. Kadınların ilk evlilik yaĢlarının 12-29, erkeklerin ise 16-36 yaĢları arasında
dağılım gösterdiği, kadınların evlilik yaĢı ortalamasının 18.85±3.05,
erkeklerin 22.98±3.68 olduğu bulunmuĢtur.
3. Çiftlerde kadınların eğitim düzeyinin erkeklere göre daha düĢük olduğu
görülmüĢtür.
4. Çiftlerin büyük çoğunluğunun çekirdek aile yapısında olduğu, görücü usulü
ile evlendiği ve gelirlerinin giderlerinden az olduğu saptanmıĢtır.
5. Ġstenmeyen gebelik yaĢama ve bu nedenle kürtaj deneyimleme oranı yüksek
bulunmuĢtur. Ancak bu kadınların tamamı etkin bir yöntem kullanırken
istenmeyen gebelik yaĢadıklarını ifade etmiĢtir.
6. Çiftlerin tamamı GÇ yöntemi kullandıkları süre içerisinde istenmeyen gebelik
yaĢamadıklarını ifade etmiĢtir.
7. Kadınların
1/3‟ünden
fazlasının
vajinal
akıntı
Ģikayeti
yaĢadıkları
saptanmıĢtır.
8. Çiftlerin yarıdan fazlasının daha önce etkin herhangi bir yöntem kullandığı,
en fazla kullanılan yöntemin RĠA olduğu ve kullandıkları etkin yöntemi
bırakma nedenleri arasında da önceliği yöntemden kaynaklanan sağlık
sorunlarının oluĢturduğu belirlenmiĢtir.
9. Çiftlerin ortalama 5.76±5.70/ yıldır GÇ yöntemi ile korundukları, genellikle
eĢlerin bu yönteme birlikte karar verdiği, kadınlarda bu yöntemi seçme
nedenlerinde diğer yöntemlerin yan etkilerinin olması önceliği oluĢtururken,
erkeklerde ise büyük oranda (%81.7) diğer yöntemler hakkında bilgi
eksikliğinin GÇ yöntemini seçmede etken olduğu belirlenmiĢtir.
10. Kadınların ¾‟ünden fazlasının, erkeklerin 2/3‟ünün tekrar çocuk sahibi olmak
istemedikleri saptanmıĢtır.
11. Daha önce etkin bir AP yöntemi ile gebelikten korunurken Ģu anda GÇ
yöntemini kullanan çiftlerde, geçmiĢte hormonal bir yöntem kullanmıĢ
105
olanlarda özellikle kadınlar cinsel istek ve doyumda azalma olduğunu, RĠA
ile korunmuĢ çiftler cinsel fonksiyonlarında belirgin bir değiĢiklik olmadığını,
kondom ile korunmuĢ çiftlerde ise özellikle erkekler Ģu anki cinsel istek ve
doyumda belirgin bir artıĢ olduğunu ifade etmiĢtir.
12. GÇ yöntemi ile korunan çiftlerde gebelik kaygısı yaĢama düzeyi
ortalamasının kadınlarda 4.37±2.28 iken, erkeklerde 3.30±2.63 oranı ile daha
düĢük olduğu görülmüĢtür. Memnuniyet düzeyi ortalamasının kadınlarda
6.06±2.95, erkeklerde 6.54±3.03 oranı ile birbirine yakın, güvenme düzeyi
ortalamasının ise kadınlarda 5.57±2.74, erkeklerde 7.26±2.86 oranı ile yine
ortanın üzerinde olduğu saptanmıĢtır.
13. GÇ yöntemi kullanan çiftlerde yöntemden memnun olma ve güvenme düzeyi
arttıkça çiftlerin gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin düĢtüğü, yönteme
güvenme düzeyi arttıkça yöntemden memnun olma düzeyinin de arttığı
belirlenmiĢtir. Bu çiftlerde erkek yönteme ne kadar güveniyorsa, yani
erkeklerin yönteme güvenme düzeyi arttıkça, kadınların gebelik kaygısı
yaĢama düzeyinin düĢtüğü görülmüĢtür. Diğer yandan erkeğin yöntemden
memnun olma düzeyi arttıkça kadının da yöntemden memnun olma ve
yönteme güvenme düzeyinin arttığı belirlenmiĢtir.
14. Kadının ve eĢin yaĢı ayrıca evlilik süreleri arttıkça kadının gebelik kaygısı
yaĢama düzeyinin azaldığı, GÇ yöntemini kullanım süresi arttıkça kadının
yöntemden memnun olma düzeyi, erkeğin ise yönteme güvenme düzeyinin
arttığı saptanmıĢtır.
15. Kadınların FSFI total puan ortalaması 24.52±7.18 olarak belirlenirken, en
düĢük puan ortalamasının istek alt boyutunda olduğu görülmüĢtür. GÇ
yöntemi ile korunan kadınların yarısında CD saptanmıĢtır.
16. Kadının ve eĢin yaĢı ayrıca evlilik süresi arttıkça, kadında cinsel uyarılmanın
azaldığı belirlenmiĢtir.
17. Erkeklerin IIEF total puan ortalaması 62.65±8.81 olup, gerek total gerekse alt
boyut puan ortalamaları bu ölçekten alınabilecek en üst değerlere yakın
bulunmuĢtur.
18. Erkeğin yaĢının arttıkça,
IIEF erektil fonksiyon, iliĢki baĢarısı ve total
puanının azaldığı belirlenmiĢtir.
106
19. IIEF‟ye göre erkeğin genel tatmini (cinsel doyumu) arttıkça kadının
yöntemden memnun olma düzeyinin arttığı saptanmıĢtır.
20. PEP‟e göre kadınların total puan ortalaması 10.74±2.23, erkeklerin ise
10.54±1.48 olup, hem kadınlar hem erkeklerde en yüksek puan ortalamasının
iliĢkiden alınan zevk/tatmin, en düĢük puan ortalamasının ise boĢalma süresi
nedeniyle eĢle sorun yaĢama alt boyutunda olduğu, total puan ortalamalarına
göre kadınların %57.4, erkeklerin %46.3‟ünün PEP‟i ortalamanın üzerinde
değerlendirdikleri bulunmuĢtur.
21. PEP iliĢkiden alınan zevk ve boĢalma süresine bağlı eĢle sorun yaĢama alt
boyutlarında kadın ve erkeklerin puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı
olduğu bulunurken, erkeğin boĢalma üzerindeki kontrolü ve boĢalma süresine
bağlı kendini kötü hissetme alt boyutları puan ortalamalarına göre kadınlar ve
erkeklerin alt ve üst değer dağılımları arasında iyi düzeyde uyum olduğu
saptanmıĢtır.
22. Kadının ve erkeğin yaĢı, evlilik süresi arttıkça boĢalma süresine bağlı eĢle
sorun yaĢamanın azaldığı, ayrıca kadının yaĢı arttıkça PEP total puanının
azaldığı belirlenmiĢtir.
23. PEP‟e göre, erkeğin iliĢkiden aldığı zevk ve total puanı arttıkça kadının
gebelik kaygısı yaĢama düzeyi artarken, kadının boĢalma süresi nedeniyle
kendini kötü hissetmesi azaldıkça erkeğin gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin
arttığı bulunmuĢtur. Ayrıca kadının, eĢin boĢalma üzerindeki kontrolünü daha
iyi olarak değerlendirdikçe ve bu nedenle eĢle sorun yaĢaması azaldıkça
yöntemden memnun olma düzeyinin arttığı saptanmıĢtır.
24. Kadının, PEP eĢin boĢalma üzerindeki kontrolünü değerlendirmesi, iliĢkiden
aldığı zevk/tatmin arttıkça FSFI tüm alt boyutları ve total puanının arttığı,
yine PEP total puanı arttıkça istek, lubrikasyon, doyum ve FSFI total
puanının arttığı belirlenmiĢtir.
25. IIEF‟ye göre erkeğin erektil fonksiyon, iliĢki baĢarısı, cinsel istek, doyum ve
IIEF total puanı arttıkça boĢalma üzerindeki kontrolünün arttığı, erektil
fonksiyon, iliĢki baĢarısı, orgazm, cinsel istek, doyum ve IIEF total puanı
arttıkça iliĢkiden aldığı zevkin arttığı, iliĢki baĢarısı, doyum ve IIEF total
puan arttıkça boĢalma süresine bağlı kendini kötü hissetmesinin azaldığı
107
bulunmuĢtur. Kadınlarda ise erkeğin iliĢki baĢarısı, cinsel istek ve IIEF total
puanı arttıkça boĢalma üzerindeki kontrolü daha iyi olarak değerlendirdiği,
iliĢki baĢarısı ve IIEF total puanı arttıkça iliĢkiden aldığı zevkin arttığı
saptanmıĢtır.
Bu sonuçlar doğrultusunda öneriler:
1. AP hizmetleri genellikle etkin bir AP yöntemi kullananlara verilmektedir.
Gerek 2008 TNSA verilerinde gerekse araĢtırma evrenimizde görüldüğü gibi
GÇ yöntemi kullanım oranı oldukça yüksektir. GÇ yöntemi kullanım süresi
etkin yöntemlere göre daha uzun ve kullanıcılar bu konuda daha ısrarlıdır. Bu
nedenle GÇ yöntemi ile korunanların da AP hizmetleri kapsamına alınması
gerekmektedir.
2. GÇ yöntemi erkeğin uyguladığı bir AP yöntemidir. Ayrıca kadınlar ve eĢlerin
gebelik kaygısı yaĢama düzeyi, yöntemden memnun olma ve yönteme
güvenme düzeyleri birbiriyle yakından iliĢkilidir. Bu nedenle kadınlar kadar
eĢler de AP hizmetleri kapsamına alınmalıdır.
3. Bu yöntemle korunmak isteyen çiftlerin gebelik kaygısı yaĢama düzeyinin
azaltmak, yöntemden memnun olma ve güvenme düzeylerini arttırmak
amacıyla özellikle baĢlangıç döneminde yöntemin uygulanması ile ilgili
eğitim yapılmalıdır.
4. AP yöntemini seçerken, genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde cinsel
fonksiyonların da ele alınması ve buna göre bireylerin en uygun yöntemi
seçmeleri konusunda teĢvik edilmesi, rutin takiplerde cinsel sağlığın da göz
önünde
bulundurulması
gerekmektedir.
AraĢtırmaya
katılanların
yaĢ
ortalaması 30‟larda olmasına rağmen kadınların %50‟sinde CD saptanmıĢtır.
Bu nedenle GÇ yöntemi ile korunan ya da korunmak isteyenlere yöntemin
cinsel fonksiyonlar üzerine etkilerini kapsayan cinsel danıĢmanlık hizmetleri
verilmelidir.
5. Kadın ve erkekte cinsel fonksiyonlar, yaĢ, evlilik süresi, GÇ yöntemi
kullanımı süresi ile yakın iliĢkili olduğundan bireylerin bu özellikleri göz
önünde bulundurularak hizmet sunumu gerçekleĢtirilmelidir.
108
6. Cinsellik kadın ile erkeğin bir arada uyumunu gerektiren bir olgu ve karıkocanın cinsel fonksiyon durumları birbiriyle yakından iliĢkili olduğundan
AP hizmetleri gibi cinsel danıĢmanlık hizmetlerinde de kadın ve erkek
birlikte ele alınmalıdır.
7. AP hizmetlerini daha etkin kılmak için tüm yöntemlerle ilgili çiftlerin cinsel
fonksiyonlarının değerlendirildiği benzer çalıĢmalar yapılmalıdır.
109
8.KAYNAKLAR
1.
Addis IB, Van DE, Wassel F. (2006). Sexual activity and function in middleaged and older women. Obstetrics and Gynecology, 107(4):755-764.
2.
Akın A. (2008). Temel Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi. 2. baskı, Ġstanbul,
s.109-135.
3.
Akın L, Özaydın N, Aslan D. (2006). Türkiye‟de evli erkeklerin aile planlaması
yöntemlerini kullanmalarını etkileyen faktörler. Gülhane Tıp Dergisi, 48:6369.
4.
Aksakal (Kızıltuğ) A. (1991). Kadın Cinselliği ve Cinsel Sorunları Cinsel iĢlev
Bozukluğu-Nörotik Bozukluk ve Normal Kontrol Gruplarında Genel RuhsalCinsel ve Evlilik Sorunlarının Değerlendirilmesi. Ġ.Ü. Sağlık Bilimleri
Enstitüsü, Uzmanlık Tezi, Ġstanbul, (DanıĢman: Prof. Dr. ġ. Yüksel)
5.
Akyıldız N. (2002). Anne ve Çocuk Sağlığı. 2. baskı, Ankara, s. 3-21.
6.
Alexander JL, Prato DP, Janke J, Migues D, Pearson VB. (2006). Family
Planning Foundation of Maternal- Newborn Nursing. 4th ed. Saunders
Company, USA.
7.
Althof SE. (2006). Prevalence, characteristics and implications of premature
ejaculation/rapid ejaculation. J Urol,175:842-8.
8.
Anastasiadis AG, Davis AR, Ghafa M, Burchardt M, Shabsigh R. (2002). The
Epidemiology And Definition of Female Sexual Disorders. World Journal of
Urology, 20(2):74-78.
9.
Asan Ç, AteĢçi Y, GündüzMI, GümüĢ B, Lekili M. (2004). Doğum kontrol
yönteminde ürologların tercihi. Türk Üroloji Dergisi, 30(1):103-105.
10. Aslan Y, Aydın AÖ, Balcı M, Nalçacıoğlu V, Tekdoğan ÜY, Atan A. (2009).
Türk erkeklerinde cinsel fonksiyon bozukluğu taraması: Anket çalıĢması.
Sözlü Bildiri. 8. Ulusal Androloji Kongresi, Ġzmir, Sözlü Bildiri no:09.
11. Atan A, Aslan Y. (2010). Prematür ejakülasyon: Yeni tanım ve güncel tedavide
dapoksetinin yeri. Türk Üroloji Dergisi, 36(2):149-154.
12. Aydın H. (1998). Cinsellik ve Cinsel ĠĢlev Psikiyatri Temel Kitabı. 1. baskı,
Ankara.
110
13. Aygin D, Aslan FE. (2005). Kadın cinsel iĢlev ölçeğinin Türkçeye uyarlanması.
Türkiye Klinikleri J Med Sci, 25: 393-399.
14. Aytekin N, Pala K, Irgil E, Aytekin A. (2001). Family planning choices and
some characteristics of coitus ınterruptus users in Gemlik, Turkey. Women’s
Health Issues: 11(5):442-447.
15. Balcı E, Öztürk A, Gün Ġ, Öztürk Y. (2005). Kayseri ili Talas ilçesindeki 15-49
yaĢ kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemiyle ilgili Ģikayetlerinin
değerlendirilmesi. 3. Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre
Kitabı, Ankara.
16. Baloğlu A (2007). Oral kontraseptiflere genel bakıĢ. 5. Uluslararası Üreme
Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı, Ankara.
17. Basson R, Berman J, Burnett A. (2001). Report of the ınternational consensus
development conference on female sexual dysfunction: Definitions and
classifications.Journal of Sex and Marital Therapy, 27: 83-94.
18. Berek JS. (2007). Family Planning. 14th ed, USA.
19. Berkiten A, Aslan H. (2001). Kadınlarda Aile Planlaması Yöntemlerinin Cinsel
YaĢam Üzerine Etkileri. III. Ulusal Jinekoloji ve Obstetri Kongresi, Ġstanbul.
20. Bland JM, Altman DG. (1997). Cronbach‟s alpha. BMJ. 314: 572.
21. Bobak M. (1997). Maternity and Women‟s Health Care.6th ed, Mosby
Company, p. 1173-1199.
22. Bourgeois FJ, Mullin A, Daniel SV. (2002). Obstetrik ve Jinekolojik
Hatırlatmalar. Ġstanbul, s.293-300.
23. Byer C. (2001). Dimensions of Human Sexuality. 3rd ed, C Brown Publishers, p.
4-7, 234-235, 286-289.
24. Cayan S, Akbay E, Bozlu M, Canpolat B, Acar D, Ulusoy E. (2004). The
prevalence of female sexual dysfunction and potential risk factors that may
impair sexual function in Turkish women. Urol Int, 72(1):52-57.
25. CoĢkun A. (2007). Üreme Sağlığı DanıĢmanlığı. 5.Uluslararası Üreme Sağlığı ve
Aile Planlaması Kongresi Özet Kitabı, Ankara, s. 140-142.
26. Crenshaw TL, Goldberg JP (1996). Sexual aspects of neurochemistry. Sexual
Pharmacology. New York.
111
27. Çelik M, Yıldırım G, Gerçek S, Arkalı R, Nur N. (2005). RĠA Taktıran
Kadınların RĠA Bırakma Nedenlerinin Belirlenmesi. 4. Uluslararası Üreme
Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı, Ankara.
28. Çiftçioğlu S. (2006). Geri Çekmenin Aile Planlaması Yöntemi Olarak
Kullanılma Nedenleri. A.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yükseklisans Tezi,
Erzurum, (DanıĢman: Doç. Dr. Behice Erci).
29. Demir CS. (2005). Aile Planlaması Yöntemleri ve Cinsellik. 4. Uluslararası
Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı, Ankara.
30. Demircan K. (2003). Cinsel zeka. Focus, Popüler Bilim ve Kültür Dergisi, 6
(12):4-14.
31. Demirezen
E.
(2006).
Birinci
Basamakta
Kadın
Cinselliginin
Degerlendirilmesi,Androloji Bülteni, 24:76-78.
32. Dilbaz B. (2005). IUD Use in Turkey and in the world: From past to future. 4.
Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı, Ankara.
33. Dirican R, Bilgen N. (1992). Halk Sağlığı. 2. baskı, Bursa, s.377-390.
34. Dirican R. (1998). Nüfus Sorunları ve Aile Planlaması. Ana Çocuk Sağlığı.
Ankara, s.81-177.
35. Doumas M, Tsiodras S, Tsakiris A. (2006). Female sexual dysfunction in
essential hypertension: A common problem being uncovered. Journal of
Hypertension, 24(12):2387-2392.
36. DSM-IV (1994). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4th ed
(DSM-IV), Washington, American Psychiatric Association, p.493-538.
37. Dündar C, Kaynar E, PekĢen Y. (2005). Samsun ili merkez sağlık ocaklarında
çalıĢan evli ebelerin aile planlaması yöntemi kullanma durumları.İnönü
Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 12 (4):243-246.
38. Ege E, Akın B, Yaralı Aslan S, Bilgili N. (2010). Sağlıklı kadınlarda cinsel
fonksiyon bozukluğu sıklığı ve risk faktörleri.Tübav Bilim Dergisi, 3(1):137144.
39. Erbil N, Kahraman AN, Top F. (2003). Kadınların Kontraseptif Yöntemler
Hakkında Bilgi ve DavranıĢları ile Kullanımını Etkileyen Faktörlerin
Belirlenmesi. 3. Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre
Kitabı, Ankara.
112
40. Erefe Ġ. (1998). Halk Sağlığı HemĢireliği El Kitabı.Ġstanbul.
41. Ersin F, Gözükara F, ġimĢek Z, Kayahan M, Kurçer M.A. (2003). Bir sağlık
ocağı bölgesinde evli kadınların aile planlaması yöntemi kullanma durumları
ve yöntem bırakma nedenleri. Hemşirelikte Araştırma ve Geliştirme Dergisi,
5(1):30-37.
42. Ertop NG. (2009). 15-49 YaĢ Arası Evli Kadınların Kullandıkları Aile
Planlaması Yönteminin EĢ Uyumuna Etkisinin Ġncelenmesi. On Dokuz Mayıs
Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yükseklisans Tezi, Samsun,
(DanıĢman: Yrd. Doç. Dr. B. Altay).
43. Eryılmaz H. (1999). Kullandıkları kontraseptif yöntemlerin eĢler üzerindeki
etkileri ve kullanım hataları. Hemşirelik Forumu, Kadın Doğum Sayısı, 2( 3).
44. Esposito K, Giugliano F, Ciotola M, Sio M, Armiento M and Giugliano D.
(2008). Obesity and sexual dysfunction, male and female. Int J Impot Res,
20(4):358-365.
45. Evans I. (1997). The sexual and reproductive health approach. Family Planning
Handbook for Health Professionals. International Planned Parenthood
Federation, London, England.
46. Everett S. (1998). Handbook of Contraception and Family Planning. Bailliere
Tindall, London.
47. Fatemi SS, Taghavi SM. (2009). Evaluation of sexual function in women with
type 2 diabetes mellitus. Official Journal of The International Society of
Diabetes and Vascular Disease, 6(1):38-39.
48. Finger WR. (1998). Do condoms characteristics influence use? Network.
18(3):23.
49. Fisher WA, Boroditsky R. (2000). Sexual Activity, Contraceptive Choice and
sexual and Reproductive Health Indicators Among Single Canadian Women
Aged 15-29. The Canadian Journal of Human Sexuality, 9 (2):79.
50. Fourcroy JL. (2006). Customs, culture, and tradition-what role do they play in a
woman's sexuality? Journal Sexual Medicine, 3(6):954-959.
51. Gabalcı E. (2008). Üreme Çağındaki Kadınların Kullandıkları Aile Planlaması
Yöntemlerinin Cinsel YaĢamlarına Etkisi. H.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü,
Yükseklisans Tezi, Ankara, (DanıĢman: Doç. Dr. F. Terzioğlu).
113
52. Gereklioğlu Ç, BaĢhan Ġ, Akpınar E. (2010). Erkek cinsel iĢlev bozukluklarında
aile hekimliği yaklaĢımı. Marmara Medical Journal, 23(2):308-315.
53. Giray H, Keskinoğlu P. (2006). IĢıkkent Sağlık Ocağı‟na baĢvuran 15-49 yaĢ
evli kadınların etkili aile planlaması yöntemi kullanımı ve etkileyen etmenler.
Sted, 15 (2):23-26.
54. Giugliano D, Giugliano F, Esposito K. (2006). Sexual dysfunction and the
Mediterranean diet. Public Health Nutr, 9(8A):1118-1120.
55. Grover SA, Lowensteyn I, Kaouache M, Marchand S, Coupal L and DeCarolis
E. (2006). The prevalence of erectile dysfunction in the primary care setting:
Importance of risk factors for diabetes and vascular disease. Arch Intern Med,
166(2):213-219.
56. Guida M, Sardo A, Bramante S, Sparice S. (2005). Effect of two types of
hormonal contraception-oral versus intravaginal- on the sexual life of women
and their partners. Human Reproduction, 20(4):1100-1106.
57. Günalp T. (2004). Kontrasepsiyon. Kadın hastalıkları ve Dogum Tanı ve Tedavi,
Ankara, s.603-629.
58. Güngör S, BaĢer Ġ, Göktolga Ü, EĢber Ö, Uğur K. (2006). Koitus interruptus
(geri çekme) yönteminin etkinliği ve eğitim seviyesinin önemi. Gülhane Tıp
Dergisi, 48:8-10.
59. Gürsoy S. (1998). Kadınlarda Cinsel DavranıĢ Özellikleri ve Bunların Zaman
Boyunca DeğiĢimi. Ġ.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, Ġstanbul
(DanıĢman: Prof. Dr. A. Kayır).
60. Haeberle E.J. (1993). Cinsel Atlas. Akın M (Ed), 2. baskı, Ġstanbul.
61. Hallward A, Ellison JM (2001). Antidepressants and Sexual Function. Harcourt
Health Communications, London.
62. Hatcher AR, Rinehart W, Blackburn R, Geller J S. (1997). The Essentials of
Contraceptie Technology. Population Informatıon Program Center for
Communication Programs. The Johns Hopkins School of Public Health,
Baltimore, USA.
63. Hatcher RA, Kowal D (1990). Kontraseptif Yöntemler. Ġnsan Kaynağını
GeliĢtirme Vakfı Yayını No: 1,Uluslararası Basım, Ankara, s. 4-40.
114
64. Hisasue S, Kumamoto Y, Sato Y. (2005). Prevalence of female sexual
dysfunction symptoms and its relationship to quality of life: A Japanese
female cohort study, Urology,65(1):143-148.
65. Horasanlı K, Boylu U, Kendirci M, Miroglu C. (2008). Do lifestyle changes
work for improving erectile dysfunction? Asian J Androl, 10(1):28-35.
66. Introduction (1988.) Changing perspectives on sexual desire. Leiblum SR,
Rosen RC. (Eds). Sexual Desire Disorders. The Guilford Press, New York.
67. Ġnanç N, CoĢkun, A, OkumuĢ H, TaĢkın L, Ekizler H, Karanisoğlu H, Yılmaz
D, Kömürcü N, Pasinlioğlu T. (1996). Doğum ve Kadın Hastalıkları
HemĢireliği ElKitabı.CoĢkun A. (Ed), Vehbi Koç Vakfı, Birlik Ofset Ltd.ġti.
Ġstanbul.
68. Ġncesu C. (2004). Cinsel iĢlevler ve cinsel iĢlev bozuklukları. Klinik Psikiyatri,
3:3-13.
69. Jackson G, Rosen RC, Kloner RA, Kostis JB. (2006). The second princeton
consensus on sexual dysfunction and cardiac risk. New Guidelines for Sexual
Medicine J Sex Med, 3:28–36.
70. Jones RK, Fennell J, Higgins JA, Blanchard K. (2009). „Better than nothing or
savvy
risk-reduction
practice?
The
importance
of
withdrawal‟.
Contraception,79:407-410.
71. Kahraman K. (2005). NevĢehir Özkonak Kasabasında YaĢayan 15-49 YaĢ Grubu
Kadınların Aile Planlaması Uygulamaları, E.Ü Sağlık Bilimleri Enstitüsü,
Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, (DanıĢman: Prof. Dr. N. KarataĢ).
72. Kaplan HS (1974). The anatomy and physiology of the sexual response. Kaplan
HS (Ed), The New Sex Therapy. Brunner/Mazel, New York, p.27-56.
73. Kaplan HS (1977). Hypoactive sexual desire. J Sex & Mar Therapy, p. 3.
74. Kaplan HS (1979). Disorders of Sexual Desire, Brunner/Mazel, New York.
75. Kaya H, Tatlı H, Açık Y, Deveci SE (2008). Bingöl Ġli Uydukent Sağlık Ocağı
Bölgesindeki 15-49 yaĢ kadınların aile planlaması yöntemi yöntemi kullanım
düzeyinin
belirlenmesi.
Fırat
Üniversitesi
Sağlık
Bilimleri
Tıp
Dergisi.2(4):185-191.
76. Kinsey AC (1948). Sexual behavior in the human male. W.B. Saunders,
Philadelphia.
115
77. Kinsey AC (1953). Sexual behavior in the human female. W.B. Saunders,
Philadelphia.
78. Kütmeç C. (2009). Kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu ve hemĢirelik bakımı.
Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 4(12):111-136.
79. Laumann EO, Paik A, Rosen RC. (1999). Sexual dysfunction in The United
States: Prevalence and predictors.JAMA, 281(1174):537-544.
80. Lete I, Bermejo R, Coll C, Duenas JL, Doval JL, Martinez-Salmean J, Masset J,
Parrilla JJ, Serrano I. (2001). Use of contraceptive methods in Spain: results
of a national survey. Contraception, 63:235-238.
81. Lue TF, Giuliano F, Montorsi F, Rosen RC, Andersson KE, Althof S. (2004)
Summary of the recommendations on sexual dysfunctions in men. J Sex Med,
(1):6-23.
82. Lundberg PO, Ertekin C, Ghezzi A, Swash M, Vodusek D. (2001).
Neurosexology guidelines for neurologists. European Federation of
Neurological Societies task force on neurosexology. European Journal of
Neurology, 8(3):2-24.
83. Masters WB, Johnson VE. (1994). Human Sexual Behavior. Ġnsanda Cinsel
DavranıĢ, Sayın Ü (Ed). Bilimsel ve Teknik Çeviri Yayınları Vakfı, Ġstanbul.
84. McEwen M.(2002). An Introduction. Family Plannig. Community-Based
Nursing.
85. Mıhcıokur S, Akın A. (1998). Dünyada ve Türkiye‟de anne ölümleri. Sağlık ve
Toplum, 8:41-37.
86. Miller TA, Margaret RH. (2004). Adult Sexual Dysfunction in: South-Paul JE,
Matheny SC. Current Diagnosis and Treatment in Family Medicine. McGraw
Hill Companies, New-York, p. 221-231.
87. Miner M, Kuritzky L. (2007). Erectile dysfunction: A sentinel marker for
cardiovascular disease in primary care. Cleve Clin J Med, 74 (Suppl 3):30-37.
88. Myntti C, Ballan A, Dewachi O, El-Kak F, Deeb ME. (2002). Challenging the
stereotypes: men, withdrawal and reproductive health in Lebanon.
Contraception, 65 (2):165-170.
116
89. Naçar M. (2002). Doğum Sonrası Dönemde Verilen Aile Planlaması Eğitiminin
Yöntem Kullanmaya Etkisi. E.Ü Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Uzmanlık Tezi,
Kayseri, (DanıĢman: Prof. Dr. Y. Öztürk).
90. Nusbaum M, Hamilton C. (2003). Chronic ıllness and sexual functioning.
American Family Physician, 67(2):347-354, 357.
91. Oddens BJ. (1999). Women‟s satisfaction with birth control: a population survey
of physical and psychological effects of oral contraceptives, intrauterine
devices, condoms, natural family planning, and sterilization among 1466
women. Contraception. 59 (5):277-286.
92. Oltuluoğlu H. (2008). Malatya Ġl Merkezinde Aile Planlaması Kullanan 15–49
Yas Grubu Evli Kadınlarda Kullanılan Yöntem ve Yöntem Seçimini
Etkileyen Faktörler. E.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi,
Kayseri, (DanıĢman: Yrd. Doç. Dr. M. BaĢer).
93. Öksüz E, Malhan S. (2005). Kadın Cinsel Fonksiyon Ġndeksi (Female Sexual
Function Index-FSFI) Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirlik analizi.
Sendrom 17(7):54-60.
94. ÖzbaĢaran FU. (1997). Manisa doğumevi polikliniğine baĢvuran 15-49 yaĢ grubu
evli kadınların kontraseptif yöntemleri kullanma süreleri ve bırakma nedenleri.
Perinatoloji, 5:3-4.
95. Özdener N. (2006). Solaklı Sağlık Ocağı Bölgesinde Evli Erkeklerin Üreme
Sağlığı Konusundaki
Bilgi Düzeyleri, Rolleri ve Gereksinimlerinin
AraĢtırılması. Ç.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Uzmanlık Tezi, Adana,
(DanıĢman: Doç. Dr. E. YoldaĢcan).
96. Özlece F. (2006). Kayseri Ġl Merkezinde Lise Son Sınıf Öğrencilerinin Aile
Planlamasına ĠliĢkin Bilgi ve DüĢüncelerinin Belirlenmesi. E.Ü Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, (DanıĢman: Prof. Dr. Y.
Öztürk).
97. Öztürk Y, Günay O. (1995). Aile Sağlığı El Kitabı. Erciyes Üniversitesi
Yayınları No:83, Kayseri, s.58-50.
98. Pasinlioğlu T, Bülbül F. (2003). Çiftlerin Aile Planlaması Yöntemlerini Bırakma
Nedenleri. 3. Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı,
Ankara.
117
99. Pasqualotto EB, Pasqualotto FF, Sobreiro BP, Lucon AM. (2005). Female sexual
dysfunctıon: The important points to remember, Clinics, 60(1):51-60.
100.Quillian, Z.(1995). Obstetrik ve Jinekoloji, ÇağdaĢ Tedavi. Güner H (Ed),
Ankara, s.115-119.
101.Raymond HW Li, Sue ST Lo, Daw KG Tong N, Tsui MH Y, Cheung K, Chung
TK H. (2004). Impact of common contraceptive methods on quality of life
and sexual function in Hong Kong Chinese women. Contraception, 70:474482.
102.Rosen R, Brown C, Heiman J, Leiblum S, Meston C, Shabsıgh R, Ferguson D,
D‟agostino R. (2000). The Female Sexual Index (FSFI) A muntidimansional
self-report ınstrument fort he assessment of female sexual function. Journal
of Sex&Marital Therapy, 26:191-208.
103.Rosen RC, Riley A, Wagner G, Osterloh IH, Kırkpatrick J, Mishra A. (1997).
The International Index Of Erectile Function (IIEF): Amultidimensional scale
for assessment of erectile dysfunction.Urology, 49 (6):822-830.
104.Sabatini R, Cagiano R. (2006). Comparison profiles of cycle control, side effects
and
sexual
satisfaction
of
three
hormonal
contraceptive.
Contraception,74:220-223.
105.Sadovsky R. (2005). Men‟s health: A challenge for the practicing family doctor
The role of primary care in erectile dysfunction management. JMHG, 2(1):7–
11.
106.Sanders SA, Graham CA, Bass JL, Bancroft J. (2001). A prospective study of
the effects of oral contraceptives on sexuality and well-being and their
relationship to discontinuation. Contraception, 64:51-58.
107.Saygılı P.(2007). Üreme Sağlığı DanıĢmanlığı Neleri Kapsar? 5.Uluslararası
Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongre Kitabı, Ankara, s.132.
108.Sergek E. (2005). Kadınların Sezaryen Sonrası Seçtikleri Aile Planlaması
Yöntemleri ve Bu Yöntemleri Seçme Nedenlerinin Dağılımı. G.Ü. Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, (DanıĢman: Yrd. Doç.
Dr. R. Sohbet).
109.Sipski ML, Alexander CJ, Rosen R. (2001). Sexual arousal and orgasm in
women: Effects of spinal cord injury. Annals of Neurology, 49(1):35-44.
118
110.Sidi H, Puteh SE, Abdullah N, Midin M. (2007). The prevalence of sexual
dysfunction and potential risk factors that may impair sexual function in
malaysian women,The Journal of Sexual Medicine, 4(2):311-321.
111.Stahl SM (2003). Temel Psikofarmakoloji. Taneli B, Taneli Y (Eds), Ġstanbul.
112.Steiner MJ, Trussell J, Mehta N, Condon S, Subramaniam S, Bourne D. (2006).
Communicating contraceptive effectiveness: A randomized controlled trial to
inform a World Health Organization family planning handbook. American
Journal of Obstetrics and Gynecology, 195 (1):85-91.
113.ġahin D, ġimĢek F, Seyisoğlu H. (2007). Güvenli Cinsellik. Cinsel Eğitim
Tedavi ve AraĢtırma Derneği, Bilgilendirme Dosyası 4.
114.ġerefoğlu EC, Çayan S, Yaman Ö, Usa M, Orhan Ġ, AĢçı R, Semerci B,
Kadıoğlu A. Prematür Ejakülasyon Profili (PEP) ve Prematür Ejakülasyon
Arap Ġndeksi Anketlerinin Türkçe Adaptasyon ÇalıĢması. Erkek Cinsel
Sağlığı, s.193-197.
115.ġimĢek B. (2009). 15-49 YaĢ ÇalıĢan ve ÇalıĢmayan Kadınlarda Kontraseptif
Kullanımı ve Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi. AKÜ Sağlık Bilimleri
Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Afyon, (DanıĢman: Yrd. Doç. Dr. Emine
CoĢar).
116.T.C Sağlık Bakanlığı Ana çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
(2006). Cinsel Sağlık/Üreme Sağlığı No:1/B Eğitici Rehberi. Ankara.
117.T.C Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
(1992). Ana Sağlığı ve Aile Planlaması El Kitabı, Ankara, s.7-54.
118.T.C Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
(1997). Aile Planlamasında Genel Bilgiler. Ġstanbul, s.1-5.
119.T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
(2005). Ulusal Aile Planlaması Hizmet Rehberi. Ankara.
120.TaĢ I, Yağız On A, Altay B, Özdedeli K. (2006). Spinal kord yaralanmalı
hastalarda cinsel fonksiyon bozuklukları ve nörolojik düzey ile iliĢkileri.
Türkiye Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Dergisi, 52:143-9.
121.TaĢkın L. (2003). Aile Planlaması. Doğum ve Kadın Sağlığı HemĢireliği.
Ankara, s.429-451.
119
122.Tekdoğan ÜY, Aslan Y, Güngör S, Çanaklı F, Atan A. (2003). Türk
toplumundaki erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluk taraması. Üroloji
Bülteni,14:188-92.
123.Turan HI. (2005). I. Basamak Sağlık Kurumlarında Üreme Sağlığı DanıĢmanlığı.
4. Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongresi Özet Kitabı,
Ankara, s.51-52.
124.Türk R. (2006). 2-6 Aylık Bebeği Olan Annelerin Emzirmeyi Aile Planlaması
Yöntemi Olarak Kullanma Durumları ve Etkileyen Faktörler. H.Ü. Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, (DanıĢman: Doç. Dr. F.
Terzioğlu).
125.Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması (2008). Türkiye Nüfus ve Sağlık
AraĢtırması 2008 Ana Raporu. H.Ü. Nüfus Etütleri Enstitüsü. Ankara.
126.Yangın BH. (2004). Gebelikte Cinsel DavranıĢların Belirlenmesi. H.Ü. Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Doktora tezi, Ankara. (DanıĢman: Doç. Dr. K. Eroğlu)
127.Yanıkkerem E, Acar H, Elem E. (2006). Withdrawal users perceptions of and
experience with contraceptive methods in Manisa, Turkey. Midwifery,
22:274-284.
128.Yıldız
H.
(2008).
Diyabetik
Hastalarda
Cinsel
Disfonksiyonun
Değerlendirilmesi. M.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Doktora tezi, Ġstanbul,
(DanıĢman: Prof. Dr. R. Pınar).
129.Yılmaz C. (2003). Kullanılan Kontraseptif Yöntemlerin Kadınların Cinsel
Fonksiyonları Üzerine Etkisi. M.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans
Tezi, Ġstanbul, (DanıĢman: Yrd. Doç. Dr. Hatice Yıldız).
130.Yurdakul M, Vural G. (2002). Reasons for using traditional methods and role of
nurses in family planning. Contraception, 65(5):347-350.
131.Zorzon M, Zivadinov R, Bosco A. (1999). Sexual dysfunction in multiple
sclerosis: A case-control study: I. frequency and comparison of groups.
Multiple Sclerosis, 5(6):418-427.
120
9.EKLER
EK9.1. ANKET FORMU
A)Sosyodemografik- Sosyokültürel Özellikler
1. Kaç yaĢındasınız? ....................................
2. Öğrenim durumunuz nedir?
1) Okuryazar değil
2) Okuryazar
3) Ġlkokul
4) Ortaokul
5) Lise
6) Yüksekokul/ Üniversite
3. Kaç yaĢında evlendiniz?...........................................
4. Kaç yıldır evlisiniz?.....................................................
5. EĢinizle evlenme Ģekliniz nedir?
1) Görücü usulü
2) TanıĢarak
3) Diğer……………………………
6. ġu andaki aile tipiniz nedir?
1) Çekirdek aile
2) GeniĢ aile
3) Diğer……………………………
7. Halen gelir getiren bir iĢte çalıĢıyor musunuz?
1) Evet
2) Hayır
8. Aylık gelir durumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
1) Gelir giderden az
2) Gelir gidere eĢit
3) Gelir giderden fazla
9. Daha önce cinsellikle ilgili bir eğitim aldınız mı?
1) Evet
2) Hayır
10. 9. soruya evet cevabı verdi iseniz kimden eğitim aldığınızı lütfen belirtiniz.
1) Ebe/ hemĢire
2) Öğrenci ebe/ hemĢire
3) Doktor
4) Diğer…………
121
11. 9. soruya evet cevabı verdi iseniz eğitimin yerini lütfen belirtiniz.
1) Ev
2) Sağlık ocağı
4) Diğer…………………
3) Hastane
12. Daha önce aile planlaması hakkında eğitim aldınız mı?
2) Hayır
1) Evet
13. 12. soruya evet cevabı verdi iseniz kimden eğitim aldığınızı lütfen belirtiniz.
1) Ebe/ hemĢire
2) Öğrenci ebe/ hemĢire
3) Doktor
4) Diğer…………
14. 12. soruya evet cevabı verdi iseniz eğitimin yerini lütfen belirtiniz.
1) Ev
2) Sağlık ocağı
3) Hastane
4) Diğer…………………
B) Obstetrik özellikler
15. Gebelik Sayısı..........................................
16. Doğum Sayısı...........................................
17. DüĢük Sayısı............................................
18. Kürtaj Sayısı…………………………….
19. YaĢayan Çocuk Sayısı…………………..
20. Emziriyor musunuz?
2) Hayır
1) Evet
21. Son çocuğun doğum Ģeklinizi belirtiniz.
1) Normal doğum
2) Normal Vajinal Doğum+Epizyotomi
3) Sezeryan
22. Son çocuğunuzun yaĢı kaçtır (Ay/yıl) belirtiniz……………………………
23. Tekrar çocuk sahibi olmak istiyor musunuz?
1) Evet
2) Hayır
3) Kararsız
122
C) Jinekolojik Özellikler
24. ġu an vajinal yoldan bol miktarda kötü kokulu akıntı, kaĢıntı, ağrı, ateĢ gibi
Ģikayetleriniz var mı?
1) Evet
2) Hayır
25. Adetleriniz düzenli midir?
1) Evet
26.
Ne
2) Hayır
kadar
zamandır
geri
çekme
yöntemi
ile
korunuyorsunuz
(ay)?...............................
27. Geri çekme yöntemine kim karar verdi?
1) Kendim
2) EĢim
3) Birlikte
4) Sağlık görevlisi
5) Diğer…………
28. KiĢinin bu yöntemi seçme nedenini lütfen açıklayınız.
…………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………
29. Daha önce baĢka gebelikten korunma yöntemi kullandınız mı?
1) Evet
2) Hayır
30. Bir önceki soruya cevabınız evet ise hangi yöntem olduğunu belirtiniz.
1) Hap
2) Mini hap
5) Rahim içi araç (spiral)
3) Aylık iğne
6) Deri altı kapsülü
4) 3 aylık iğne
7) Kondom (kılıf)
8) Diğer…
31. 30. soruyu cevapladı iseniz bu yöntemi bırakma nedeninizi lütfen açıklayınız.
…………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………
123
32. 30. soruyu cevapladı iseniz daha önce kullandığınız yöntem ile geri çekme
yöntemini karĢılaĢtırınız.
Arttı
Azaldı
DeğiĢmedi
Cinsel Doyum………………………………………………………………….
Cinsel Ġstek…………………………………………………………………….
Cinsel ĠliĢki…………………………………………………………………….
Sıklığı…………………………………………………………………………..
33. Gebelik kaygısı yaĢama düzeyinizi aĢağıdaki çizgiye iĢaretleyiniz.
1 (Çok düĢük)
10 (Çok yüksek)
34. Bu yöntemi kullanmadan ne düzeyde memnun olduğunuzu aĢağıdaki çizgiye
iĢaretleyiniz.
1(Hiç memnun değilim)
10 (Çok memnunum)
35. Bu yönteme güvenme düzeyinizi aĢağıdaki çizgiye iĢaretleyiniz.
1
(Çok düĢük)
10 (Çok yüksek)
124
EK 9.2. KADIN CĠNSEL FONKSĠYON ĠNDEKSĠ (FSFI)
( ) 1- Son 4 hafta içinde ne sıklıkta cinsel istek ve ilgi duydunuz? (x0.6)
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (geçen sürenin yarısından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
1. Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
( ) 2- Son 4 hafta içinde, cinsel istek veya ilgi düzeyinizi (derecenizi) nasıl
değerlendirirsiniz?
(x 0.6)
5. Çok yüksek
4. Yüksek
3. Orta
2. DüĢük
1. Çok düĢük veya hiç
( ) 3- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında ne sıklıkta
uyarıldığınızı hissettiniz? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (Geçen sürenin yarısından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
1. Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
125
( ) 4- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında uyarılma
düzeyinizi nasıl derecelendirirsiniz? (x0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Çok yüksek
4. Yüksek
3. Orta
2. DüĢük
1. Çok düĢük veya hiç
( ) 5- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında uyarılacağınız
konusunda ne kadar rahattınız (emindiniz)? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Çok rahattım (Emindim)
4. Rahattım (Emindim)
3. Oldukça rahattım (Emindim)
2. Az rahattım (Emindim)
1.Çok az veya hiç rahat değildim
( ) 6- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında uyarılma dereceniz
sizin için ne sıklıkta tatminkardı? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (Geçen sürenin yansından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
126
1.Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
( ) 7- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında vajinanız
(hazneniz) ne sıklıkta ıslandı (kayganlaĢtı)? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (Geçen sürenin yarısından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
1 .Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
( ) 8- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢki sırasında vajinanızın
(haznenizin) ıslanması, kayganlaĢması ne kadar zordu? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1. Çok çok zorlandım
2. Çok zorlandım
3. Zorlandım
4. Biraz zorlandım
5. Hiç zorlanmadım
( ) 9- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢkiniz bitene kadar vajinanızın
(haznenizin) ıslaklığını (kayganlığım) ne sıklıkta koruyabildiniz? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (geçen sürenin yarısından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yansında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
1. Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
127
( ) 10- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinseliliĢkiniz bitene kadar vajinanızın
(haznenizin) ıslaklığım (kayganığını) koruyabilmeniz ne kadar zordu? (x 0.3)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1. Çok çok zor veya imkansız
2. Çok zor
3. Zor
4. Biraz zor
5. Hiç zorluk çekmedim
( ) 11- Son 4 hafta içinde, cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki sırasında ne sıklıkta
orgazma (doyuma) ulaĢtınız? (x 0.4)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Hemen her zaman veya her zaman
4. Çoğu zaman (Geçen sürenin yansından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
2. Birkaç kez (Geçen sürenin yansından azında)
1. Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
( ) 12- Son 4 hafta içinde, cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki sırasında orgazma
(doyuma) ulaĢmak sizin için ne kadar zordu? (x0.4)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1. Çok çok zor veya imkansız
2. Çok zor
3. Zor
4. Biraz zor
5. Hiç zorluk çekmedim
128
( ) 13- Son 4 hafta içinde, cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki sırasında orgazma
(doyuma) ulaĢmanız sizi ne kadar tatmin etti? (x 0.4)
0.Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
5. Çok tatminkardı
4. Genellikle tatminkardı
3. Yarısında tatminkardı yansında tatminkar değildi
2. Genellikle tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
( ) 14- Son 4 hafta içinde, cinsel aktivite veya cinsel iliĢkiniz sırasında siz ve eĢiniz
(partneriniz) arasındaki duygusal yakınlık ne kadar tatminkardı? (x 0.4)
5. Çok tatminkardı
4. Genellikle tatminkardı
3. Yarısında tatminkardı yarısında tatminkar değildi
2. Genellikle tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
( ) 15- Son 4 hafta içinde, eĢinizle (parmerinizle) cinsel iliĢkiniz sizin için ne kadar
tatminkardı? (x 0.4)
5. Çok tatminkardı
4. Genellikle tatminkardı
3. Yarısında tatminkardı yarısında tatminkar değildi
2. Genellikle tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
129
( ) 16- Son 4 hafta içinde, genel olarak cinsel hayatınız sizin için ne kadar
tatminkardı? (x 0.4)
5. Çok tatminkardı
4. Genellikle tatminkardı
3. Yarısında tatminkardı yarısında tatminkar değildi
2. Genellikle tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
( ) 17- Son 4 hafta içinde, vajinal giriĢ (duhul) sırasında ne sıklıkta ağrı veya
rahatsızlık duydunuz? (x 0.4)
0. Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1.Hemen her zaman veya her zaman
2.Çoğu zaman (Geçen sürenin yarısından fazlasında)
3. Bazen (Geçen sürenin yarısında)
4.Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
5. Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
( ) 18- Son 4 hafta içinde, vajinal giriĢi (duhulü) takiben ne sıklıkta ağrı veya
rahatsızlık duydunuz? (x 0.4)
0.Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1.Hemen her zaman veya her zaman
2.Çoğu zaman (Geçen sürenin yarısından fazlasında)
3.Bazen (Geçen sürenin yarısında)
4.Birkaç kez (Geçen sürenin yarısından azında)
5.Hemen hemen hiç veya hiçbir zaman
130
( ) 19- Son 4 hafta içinde, vajinal giriĢ (duhul) sırasında veya sonrasında
duyduğunuz ağrı veya rahatsızlığınızın derecesini nasıl değerlendirirsiniz? (x 0.4)
0.Hiç cinsel aktivitede bulunmadım
1.Çok yüksek
2.Yüksek
3.Orta
4.DüĢük
5.Çok düĢük veya hiç
SKORLAMA
Alt Boyutları
ĠSTEK (1,2)
: × 0.6
UYARILMA (3,4,,5, 6 )
: ×0.3
LUBRĠKASYON (7,8,9,10) : × 0.3
ORGAZM (11,12,13)
: × 0.4
DOYUM (14,15,16)
: × 0.4
AĞRI (17,18,19)
: × 0.4
Toplam Skor (2-36)
Cut-Off Değeri : ≤ 26.5
131
EK 9.3. ULUSLARARASI EREKTIL FONKSIYON DEĞERLENDIRME
FORMU (IIEF)
1. Son 4 hafta içindeki cinsel faaliyetleriniz sırasında peniste sertleĢme ne
sıklıkta oldu?
0. Cinsel faaliyet olmadı
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
2. Son 4 hafta içindeki cinsel uyarılmayla oluĢan sertleĢmelerin ne kadarlık bir
kısmı cinsel iliĢkiyi sağlayacak düzeydeydi?
0. Cinsel uyarılma olmadı
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
3. Son 4 hafta içindeki cinsel iliĢki giriĢimlerinde haznaya giriĢ (duhul) ne
sıklıkla mümkün oldu?
0. Cinsel iliĢki giriĢiminde bulunmadım
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
132
4. Son 4 hafta içindeki cinsel iliĢkiler sırasındaki sertliği ne sıklıkla devam
ettirebildiniz?
0. Cinsel iliĢki giriĢiminde bulunmadım
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
5. Son 4 hafta içindeki cinsel iliĢkileri tamamlamak için sertleĢmeyi
sürdürmekte ne kadar zorlandınız?
0. Cinsel iliĢki giriĢiminde bulunmadım
5. AĢırı zorlandım
4. Çok zorlandım
3. Zorlandım
2. Biraz zorlandım
1. Hiç zorlanmadım
6. Son 4 hafta içinde kaç kez cinsel iliĢki giriĢiminde bulundunuz?
0. Hiç giriĢimde bulunmadım
5. 1-2 kez
4. 3-4 kez
3. 5-6 kez
2. 7-10 kez
1. 10'dan fazla
7. Son 4 hafta içindeki cinsel iliĢki giriĢimlerinizde ne sıklıkla memnun oldunuz?
0. Cinsel iliĢki giriĢiminde bulunmadım
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
133
8. Son 4 hafta içindeki cinsel iliĢkilerden ne kadar zevk aldınız?
0. Cinsel iliĢki olmadı
5. Son derece zevk aldım
4. Çok zevk aldım
3. Az derecede zevk aldım
2. Pek zevk almadım
1. Hiç zevk almadım
9. Son 4 hafta içinde cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki sırasında ne sıklıkla
boĢaldınız?
0. Cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki olmadı
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
10. Son 4 hafta içinde cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki sırasında ne sıklıkla
orgazm (doyum) hissi yaĢadınız?
0. Cinsel uyarılma veya cinsel iliĢki olmadı
5. Hemen hemen hepsinde (her zaman)
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
11. Son 4 hafta içinde ne sıklıkla cinsel istek duydunuz?
5. Her zaman
4. Çoğunlukla (yarısından çok daha fazlasında)
3. Bazen (yaklaĢık yarısında)
2. Nadiren (yarısından çok daha azında)
1. Hiç ya da hemen hemen hiç
134
12. Son 4 hafta içinde cinsel isteğinizin düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
5. Çok fazla
4. Fazla
3. Orta
2. Orta
1. Az
0. Çok az veya hiç yok
13. Son 4 hafta içindeki cinsel hayatınız genel olarak ne kadar tatminkardı?
5. Çok tatminkardı
4. Orta derecede tatminkardı
3. Ne tatminkardı, ne de değildi
2. Pek tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
14. Son 4 hafta içinde eĢinizle cinsel iliĢkiniz ne kadar tatminkardı?
5. Çok tatminkardı
4. Orta derecede tatminkardı
3. Ne tatminkardı, ne de değildi
2. Pek tatminkar değildi
1. Hiç tatminkar değildi
15. Son 4 hafta içinde sertleĢmeyi sağlama ve devam ettirme konusunda
kendinize güveninizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
5. Tam
4. Tama yakın
3. Orta derecede
2. Az
1. Çok az
135
SKORLAMA
Sorular
Erektil
Fonksiyon
ĠliĢki
BaĢarısı
Orgazm
Cinsel
Ġstek
Toplam
Değerlendirme
1
6
9
11
13
2
7
10
12
14
3
8
0-10
2-10
2-10
4
5
15
Skor
1-30
0-15
EE Domain
(1, 2, 3, 4, 5, 15)
Ciddi ED Skor
(6-10)
Orta ED Scor
(11-16)
Orta-Hafif ED Scor (17-21)
Hafif ED Scor
(22-25)
ED Yok
(26-30)
136
EK 9.4. PREMATÜR EJAKÜLASYON PROFiLi (PEP)
Prematür Ejakülasyon Profili (PEP) Anketi – Erkek
Son bir ayki cinsel iliflkilerinizi düĢündüğünüzde;
1. BoĢalma üzerindeki kontrolünüz:
Çok zayıf/kötü
Zayıf/kötü
Orta iyi
Çok iyi
2. ĠliĢkilerinizden aldığıınız zevki/hazzı/tatmini nasıl tanımlarsınız?
Çok zayıf/kötü
Zayıf/kötü
Orta
iyi
Çok iyi
3. BoĢalma süreniz kendinizi kötü hissetmenize (stresli hissetmenize) neden oluyor
muydu?
Hiç
Biraz
Orta derecede Oldukça fazla
AĢırı derecede
4.BoĢalma süreniz nedeniyle eĢiniz ile sorun (problem) yaĢadınız mı?
Hiç
Biraz
Orta derecede Oldukça fazla AĢırı derecede
Prematür Ejakülasyon Profili (PEP) Anketi – Kadın
Son bir ayki cinsel iliĢkilerinizi düĢündüğünüzde;
5.EĢinizin boĢalma üzerindeki kontrolü:
Çok zayıf/kötü
Zayıf/kötü
Orta iyi
Çok iyi
6.ĠliĢkilerinizden aldığınız zevki/hazzı/tatmini nasıl tanımlarsınız?
Çok zayıf/kötü
Zayıf/kötü
Orta iyi
Çok iyi
7.EĢinizin boĢalma süresi kendinizi kötü hissetmenize (stresli hissetmenize) neden
oluyor muydu?
Hiç
Biraz
Orta derecede Oldukça fazla
AĢırı derecede
8.EĢinizin boĢalma süresi nedeniyle eĢiniz ile sorun (problem) yaĢadınız mı?
Hiç
Biraz
Orta derecede Oldukça fazla
AĢırı derecede
137
EK 9.5.
138
EK 9.6.
139
YAYINLAR
1. Temel S, Gökçimen A. „Karaciğer Yıldızsı Hücreleri (Ito Hücreleri‟. Türkiye
Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi, 2002; 22 (3): 342-348.
2. Gökçimen A, Temel S. „Ġmplantasyon ve Moleküler EtkileĢimler‟. SDÜ Tıp
Fakültesi Dergisi, 2004; 11 (4): 25-33.
3. Temel S, Hacıhimmetoğlu H, Kalaycı I, CoĢar F, Akcan S. „Süleyman
Demirel Üniversitesi AraĢtırma ve Uygulama Hastanesinde ÇalıĢan Ebe,
HemĢire ve Sağlık Memurlarının Memnuniyet Düzeylerinin Belirlenmesi‟.
HemĢirelik Forumu Dergisi, 2008; 11 (1): 41-45.
4. Temel S, Koçak F, YavuzeĢ S, Er T, Sayın Y. „Afyonkarahisar Ġli Halkının
112 Acil Sağlık Hizmetleri Hakkında Bilgi Düzeyleri‟. Sürekli Tıp Eğitim
Dergisi (STED), 2010, 19 (3), 97-99.
5. Özyürek P, Ceylantekin Y, BeĢtepe G, Bayram F, Çelik Y, Kuyucuoğlu N,
Temel S, Ciğerci Y, Yılmazer A. Lise Öğretmenlerinin Temel Ġlk Yardım
Bilgi Düzeylerinin Ölçülmesi ve Temel YaĢam Desteği Uygulama
Becerilerinin Değerlendirilmesi. 7. Ulusal Türk Cerrahi ve Ameliyathane
HemĢireliği Kongresi Kongre Kitabı, 297-300, Mayıs 2011.
6. Yıldırım N.G, Beydilli E.D, DelibaĢ N, Akkaya A, Temel S, ÇalıĢkan S.
„Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Olan Olguların Atak ve Remisyon
Dönemlerinde Antioksidan Hormon ve Enzim Düzeylerinin AraĢtırılması‟.
XXXI. Ulusal Fizyoloji Kongresi (Uluslararası Katılımlı). 27-30 Eylül 2005;
Gaziantep, s. 144.
7. Temel S, Hacıhimmetoğlu H. „Süleyman Demirel Üniversitesi AraĢtırma ve
Uygulama Hastanesi HemĢirelik Hizmetleri Müdürlüğü ÇalıĢanlarının ĠĢ
Memnuniyetinin Belirlenmesi‟. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetim
Kongresi. 1-3 Haziran 2007; LefkoĢe, s. 127.
8. CoĢar F, Temel S, Yıldırım N.G, IĢık N, Çiçek Ö.E. „Ebelik ve HemĢirelik
Son Sınıf Öğrencilerinin Okul-Hastane ĠĢbirliği Ġle Ġlgili GörüĢlerinin Bir
Önceki Yıl Mezun Olan Ġntörn Öğrencilerle KarĢılaĢtırılması‟. 5. Ulusal
HemĢirelik Öğrencileri Kongresi. 20-21 Nisan 2006; ġanlıurfa, s. 49.
9. Bayram F, Ceylantekin C, BeĢtepe G, BeĢtepe A, Temel S. „Afyonkarahisar
Ġlinde YaĢayan Evli Kadınların Aile Planlaması Uygulamalarını DeğiĢtirme
141
Sebepleri‟. 9. Uludağ Jinekoloji ve Obstetri KıĢ Kongresi. 15-18 Ocak 2009;
Bursa.
10. Ceylantekin Y, BeĢtepe G, Bayram F, Temel S. „Travay Odasındaki Ebelerin
Gebelere YaklaĢımı ve Stres Durumları‟. 1. Ulusal Kadın Sağlığı
HemĢireliği Kongresi. 2-4 Kasım 2009; Ġstanbul.
142
Download

geri çekme yöntemi ile korunan çiftlerin cinsel fonksiyonlarının