Uploaded by gurkancanpolat

Emîr Timur Gürkân (Küregen)

advertisement
Emîr Timur Gürkân (Küregen)
"Şimdi senin etrafındaki Semerkant'a bir bak hele,
Dünyanın kraliçesi değil mi?"*
Cengâver yetiştirmek hususunda oldukça cömert Orta Asya coğrafyasında doğan ve adı,
Anadolu Türkleri gibi tüm dünya ulusları için de önem arz eden Timur, günümüzde hâlâ daha
gıpta, kin ya da korku ile bakılan tarihi şahsiyetler arasında yer almaktadır. 9 Nisan 1336
tarihinde, günümüzde Özbekistan sınırları arasında yer almakta olan Şehrisebz'in Hoca Ilgar
köyünde doğmuş olan Timur'un babası Barlas aşiretinin emîri Turagay, annesi ise Tekina
Hatun'dur.1
Timur'un Türk mü ya da Moğol mu olduğu konusunda tarihçilerin tam bir ittifak
içerisinde olduğunu söyleyemeyiz. Ancak kendisine verilen Timur2 isminin, Türkçe bir kelime
olarak3 en erken 735 yılında Kül Tegin Yazıtı'nda kullanıldığını görebilmekteyiz: "... geçerek
demir kapıya kadar sefer ettim."4 İsim hususunun nesep belirlemede tek ve yeterli bir delil
olamayacağı gerçektir. Kaldı ki Timur'un inkişafa geçtiği Mâverâünnehir, 14. yüzyılda TürkMoğol gelenekleri ile Animizm-İslâm inanç sistemlerinin, yâni kısaca kozmopolit bir yapının
etkisi içerisindeydi. Ancak Timur'un, ideasını gerçekleştirmek adına bir meşruiyet aracı olarak
kendi soyunu Cengiz Han'a dayandırmasına da şüphe ile yaklaşmak gerekir. Bu bağlamda muasır
kaynaklar ve Gûr-i Emîr**'deki kitâbenin ittifak ettiği üzere Timur'un şeceresi Tumanay Han ile
Cengiz Han'a bağlanmaktadır: "Emîr Timur Gürkân b. El-Emîr Taragay b. El-Emîr Berkel b. ElEmîr Aylangız b. El-Emîr İcil b. Karaçar Noyan b. El-Emîr Suguççin b. El-Emîr İrdemci Borula b.
El-Emîr Kaçulay b. Tumanay"5 Hülâsa, Timur'un; yaşayış tarzı, aile yapısı ve eski Türk-Moğol
geleneklerini taşıyan emareler doğrultusunda Türkleşmiş bir Moğol olabileceği ihtimali en
mantıklı izâh olarak görünmektedir.
Bu büyük askerin soyu hususunda tartışmalar hiç dinmemiştir. Rus tarihçi Wilhelm
Barthold başta olmak üzere kimi şarkiyatçılar, Emîr Timur'un gençliğinde küçük çetesiyle yol
kesip hırsızlık yapan biri olduğunu ve soyunu Cengiz Han'a bağlamak için sahte şecere
düzenlediğini ifâde etmişlerdir. 6 Doğu Roma kaynaklarında da Timur'un; gençliğinde at
bakıcılığı ve saman ticareti ile uğraştığını, bu sırada pis işlere bulaştığını, becerikli bir at hırsızı
olduğunu, bir hırsızlık esnasında duvardan atlamaya çalışırken ayağını kırıp topal kaldığını,
soygunculuk yapan bir çetenin reisi olduğunu, çapulculuktaki başarılarından dolayı hükümdarın
dikkatini çektiğini ve başkomutan olarak atandığını belirten bilgiler yer almaktadır.7 Bununla
birlikte yaralanması ile ilgili muhtelif rivâyetlerin o dönemde de konuşulduğu anlaşılmaktadır.
*
**
1
Edgar Allan Poe tarafından kaleme alınmış Tamerlane (Timurlenk) isimli şiirden, Çev. Tacettin Fidan.
Timur'un Semerkant'taki türbesinin bulunduğu külliye.
Zeki Velidi Togan, "Emîr Timur’un Soyuna Dair Bir Araştırma", Tarih Dergisi, 26, 1972, ss. 75-84.
2
Ali Fuat Bilkan, "Tefeül ile Ad Verme Geleneği ve Emîr Temur'un Adı", Millî Folklor Dergisi, 11/85, 2010, ss.
133-137.
3
Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük, "Timur" maddesi.
4
Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2011, s. 24.
5
Alexander Semenov, "Gûr-i Emîr Türbesinde Timur’un ve Ahfadının Mezar Kitabeleri", Belleten, XXIV/93, 1960,
ss. 139-160; Togan, a.g.m., ss. 75-84.
6
Wilhelm Barthold, Uluğ Bey ve Zamanı, Çev. İsmail Aka, Ankara 2015, s. 17.
7
Mustafa Daş, "Bizans Kaynaklarında Timur İmajı", Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt: XX, Sayı: 2, Aralık 2005, ss.
43-58.
Esâsen, Timur'un babasının bir Çağatay aşireti emîri olması, annesinin de tanınmış bir aileden
gelmesi gibi hususlar, gençliğinde çapulculukla iştigal etmesini pek münâsip kılmamaktadır.8
Bunun yanı sıra soyunun Cengiz Han'a bağlanması ya da öyleymiş gibi yazılması ise tamamen
hükümranlık anlayışı ile soyunu değerli kılmak isteğinden ileri gelmektedir.9
Kendi adıyla anılacak olan devletini kurmadan önce Mâverâünnehir'deki Moğol-Çağatay
çatışmasından istifâde eden Timur, Cengiz Han soyundan bir hatun ile evlenerek damat
anlamında kullanılan Küregen (Gürkân) unvanını da uhdesine almıştır. Orta Çağ Moğol
hükümranlık anlayışına göre Cengiz soyundan gelmediği için Han unvanını kullanamamış ve
devletinin başına kukla da olsa o nesepten gelen birini oturtmakta bir beis görmemiştir. Bu
nispetle kendisi emîr, hakan, bey ya da yukarıda bahsi geçen küregen gibi unvanları kullanmıştır.
Gençliği esnasında katıldığı mücadelelerden birinde sağ kol ve bacağından yaralanması sonucu
kendisine Aksak Timur ya da Timurlenk de denilmiş ve Batı'da ise daha çok Tamerlane olarak
tanınmıştır. Timur'a atfedilen bir diğer unvan sahibkıran ise; güçlü hükümdar ve yıldızlar
tarafından bahtına hükmedilen anlamlarına gelmektedir. Eski Doğu toplumlarından kalma
inanışa göre, Jüpiter ile Venüs yıldızlarının aynı hizada bulunduklarında dünyaya gelen kişilerin
sahibkıran olacağı düşünülür.10 Timur'a da, Cengiz Han gibi sahibkıran denmiş ve cihangir
unsuru ön plana çıkartılmıştır. Timur'un, devletini 9 Nisan 1370 tarihinde kurması da (doğum
tarihinin aynı güne atfedilmesinden mütevellit) bu sahibkıran anlayışına bağlanabilir.
Devletten Önce
Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın çocuklarından olan Çağatay'ın ismi ile anılan Çağatay
Hanlığı, Mâverâünnehir'deki hâkimiyetini Timur'un zamanından önce fiilen kaybetmiş ve
yönetim yerel emîrlerin eline geçmişti.11 Ekseriyeti Türk ve Müslüman olan bu emîrlikler,
devlete kukla hanlar atamakta ve Çağatay hânedanını yerleşik hayata mecbur kılmaktaydı.12
Timur'dan önce Barlas aşiretinin erk unsurunu kaybedip geri plana düşmesi ve sonra
Timur gibi parlak bir gücün zuhur etmesi, mezkûr aşiretin yeniden siyasî itibar kazanmasını
sağlamıştır. Bu durumda Timur, saltanatının başladığı 1370 yılına kadar aşiretler arasındaki
kavgalardan yararlanmış, lüzumlu gördüğü kişilerle sıhriyet bağı kurmuş ve Moğol-Çağatay
çatışmasından faydalı bir siyaset oluşturmuştur. Bölgenin karışıklığından faydalanmak isteyen
Doğu Çağatay hükümdarı Tuğluk Timur'un Mâverâünnehir'i işgal etmesi neticesinde bölgeyi
terk eden kimi emîrler karşısında Timur ona biat etmiş ve karşılığında ata yurdu kendisine
bırakılmıştır. Tuğluk Timur daha sonra bölgeye yeniden gelmiş ve oğlunu Mâverâünnehir'in
idaresine tayin etmiş, Emîr Timur'u da kendi hizmetine almıştır. Ancak Tuğluk Timur'un oğlu
İlyas Hoca'nın bölgeyi yönetmekte kullandığı zorbalık karşısında Timur, Emîr Hüseyin ile
birlikte Belh ve Keş şehrini ele geçirmiştir. 1370 yılına gelindiğindeyse Emîr Hüseyin ile arası
açılan Timur, yukarıda bahsedilen gelenek icâbı Cengiz Han soyundan gelen Suyurgatmış'ı hanlık
8
İsmail Aka, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014, s. 6 vd.
Bir topluluğun, kendisini güçlü ve efsanevi bir soya dayandırmak istemesi hâlâ daha mâkul bir sebeptir.
Muhtelif Türk topluluklarının şecerelerinin tetkikinde bu husus daha iyi anlaşılacak ve karşımıza kimi zaman
Nuh'un oğlu Yafes çıkacaktır. Şecere geleneği hakkında bkz. Murat İlliyev, Türk Tarihinde Şecere Geleneği:
Türkmen Şecereleri Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara
2010.
10
Halil Ersoylu, “Fal, Falnâme ve Fâl-ı Reyhân-ı Cem Sultan”, İslâm Medeniyeti Mecmuası, 5/2, 1981, s. 74.
11
Zekeriya Kitapçı, Türk Moğol Boyları Arasında İslâmiyet, Yedi Kubbe Yayınları, Konya 2013, s. 158.
12
Halil Çetin, Timur'un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2012, s. 35.
9
makamına oturtmuş ve Semerkant merkezli devletini kurmuştur. 13 Suyurgatmış'tan sonra
hanlık makamına Mahmud'u geçirecek olan Timur, fermanlarda da genellikle "Suyurgatmış ya da
Mahmud Han'ın emriyle Emîr Timur Küregen irâde buyurur ki" ifâdesini kullanmış ve Mahmud
Han'dan sonra da bir daha yeni han atamamıştır.14
Emîr Timur'un Devleti
Timur'un hâkimiyet anlayışında, devletini Cengiz Han'ın egemen olduğu topraklara
eriştirmek gayesi rahatlıkla okunabilmektedir. Bu mefkûre doğrultusunda eski Moğol
hâkimiyetindeki topraklar üzerinde hak iddia etmekten de hiçbir zaman çekinmemiştir. 15
Bu hak iddiası ile 1371 yılından 1379 yılına kadar dört kez Harezm üzerine yürüyen
Timur, nihâi olarak bölgeyi egemenliği altına almıştır.16 Bu dönem itibarıyla İran coğrafyasının
ise muhtelif güçlerce parçalanmış bir görüntü arz etmiş olduğu göz önüne getirilmelidir. Kertler,
Serbedârîler, Toga Timurlular, Muzafferîler ve Celâyirliler'in hüküm sürdüğü coğrafya karşısında
Timur, ideallerini gerçekleştirmek üzere harekete geçmiştir. Tarih literatürüne "Üç Yıllık (13861388) ve Beş Yıllık (1392-1396) Seferler" olarak geçen akınları neticesinde Azerbaycan'ı
hâkimiyeti altına alarak topraklarını Irak'a kadar genişletmiştir.17
Onun, bu son fetihleri Anadolu'nun kapılarını açmış ve siyasî birliği sağlanamamış olan
Anadolu'da savaş çanları da çalmaya başlamıştır. Batıda Osmanlı Devleti'nin yanı sıra, Doğu
Anadolu'da Karakoyunlular, Sivas'ta Kadı Burhâneddin, Karaman'da Karamanoğulları, Güney
Anadolu'da Dulkadiroğulları, Diyarbakır'da Akkoyunlular ve en önemlisi de hâkimiyet sahası
Malatya'ya kadar uzanan Memlük Devleti, Timur'un engelleri arasında yer almaktaydı.18
1393'te Bağdat'ı ele geçiren Timur, en büyük tehdit olarak gördüğü Memlüklere karşı
yürümemiş ve kuzeye yönelerek Anadolu'ya avdet etmiştir. Böylece Musul, Mardin ve
Diyarbakır'ı fetheden Emîr Timur, Anadolu'daki devletler ile Memlüklere elçi göndererek biat
etmelerini istemiştir. Memlüklere gönderdiği elçilerinin öldürülmesine hiddetlenen Timur, itaat
isteğini reddeden Kadı Burhâneddin'in hâkimiyet sahasına doğru yönelmiş ve Erzurum'a vâsıl
olmuşken bir anda geri dönme kararı almıştır.19 Esasen, Kadı Burhâneddin öncülüğünde
Memlük, Osmanlı ve Altın Orda devletlerini de içine alan bir ittifakın kurulması Timur'un bu âni
kararında etkili olmuştur. Zira her ne kadar Sivas hâkimini cezalandırmak istese de, güneyde
Memlükler, kuzeyde de kendisinin yardımıyla Altın Orda'da tahtı ele almaya başaran Toktamış
Han'ın varlığı tahmin edilebilir bir tehlike arz etmekteydi.
Bir süre Gürcistan'da küffara karşı kılıç sallayan Timur, Toktamış Han'ın hareketlenmesi
üzerine savaşa hazırlanmış ve iki ordu 1395 tarihinde karşı karşıya gelmiştir. Toktamış'ın kesin
yenilgisi ile sonuçlanan savaş sonrasında Altın Orda Devleti'nin geleceği de parçalanmış ancak
Toktamış da elden kaçırılmıştı. Hâkimiyeti yeniden tesis etmesinden çekinen Timur, Toktamış
Han'a yardım eden kabileleri Balkanlar'a süre süre kuzeye yönelmiştir. Böylece Moskova
13
14
Aka, a.g.e., s. 10 vd.
Çetin, a.g.e., s. 43.
15
Beatrice Forbes Manz, "Timur ve Hâkimiyetin Sembolü", Çev. Musa Şamil Yüksel, Tarih İncelemeleri Dergisi, Sayı:
XV, 2000, s. 258 vd.
16
Aka, a.g.e., s. 11-12.
İsmail Aka, "Timurlular", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 41, s. 177.
18
İsmail Aka, "Timur", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 41, s. 173.
19
Aka, a.g.e., s. 28.
17
önlerine kadar gelmiş ve yağmalarda bulunmuştur. Sefer neticesinde Timur'un nihaî hedefi olan
Altın Orda'nın parçalanması da vuku bulmuş ve bu durum, Altın Orda baskısının kalkmasıyla
Rusya'nın ileride büyük bir güç olmasının yolunu açmıştır.20
Toktamış Han tehlikesi bertaraf edildikten sonra Semerkant'a dönen Timur, 1398
senesinde Hindistan üzerine yürüdü. Hindulara karşı kazandığı zaferler, kâfirler ile giriştiği
mücâdelesinde güzide bir ayrıntı olmasına rağmen, Delhi'de Tuğluk Han karşısındaki
muzafferiyeti; Anadolu seferi için önemli bir maişet kaynağı oluşturmuştur. Hindistan'ın Timur
için bir diğer önemi ise, oradan getirdiği fillerdir. Bu filler, daha sonra karşımıza Ankara
Savaşı'nda çıkacak ve Osmanlı'nın kaderini değiştiren etkenlerden biri olacaktır. 21
Timur'un cenk için çıktığı ve Yedi Yıllık Sefer (1399-1404) olarak adlandırılan son
seyrüseferi onun en büyük fetihlerini ihtivâ etmiştir. Burada şunu söyleyebiliriz ki Anadolu'nun
fethi sürecinde, tâlihin de Emîr Timur'dan yana olduğu bir gerçektir. Çünkü Hindistan seferinden
sonra Sivas hâkimi Kadı Burhâddin ile Memlük sultanı Berkuk'un peş peşe ölümleri, Timur'a
karşı oluşturulan dörtlü ittifak grubunun da kendiliğinden çözülmesini sağlamıştır. 22 Zira
Berkuk'un yerine geçen ve henüz çocukluk çağında olan Ferec, Memlükler içerisinde de
karışıklığa yol açmıştı. Tüm bu sebepler Timur'un, Cengiz Han tarafından kurulan ve oğulları
tarafından da ideal düzene oturtulan egemenlik sahasını yeniden tesis etmesi için optimum
koşulları sağlamıştır.
Kadı Burhâneddin'in ölümünü (1398) fırsat bilen Osmanlı sultanı Bayezid ise doğuya
yönelerek Sivas'ı almış ve hatta daha ileriye giderek Memlük toprağı olan Malatya'yı da
fethetmiştir.23 Bu tablo, Osmanlı'nın Timur tehlikesine karşı birlik olduğu Memlükler ile de
arasına tedirginlik tohumları ekmiş ve Anadolu coğrafyası için yakın bir gelecekte yeni
senaryolar hazırlamıştır.
Kadı Burhâneddin'in ölümünden sonra Sivas'ın muhkemliği neticesinde kimin hâkimiyet
sahasında olduğu sorunu hem Osmanlı hem de Timur güçlerince bir ihtilaf noktası
oluşturmuştur. Bu doğrultuda Sivas, Timur ve Bayezid tarafından iki defa ele geçirilmiştir.
1398'de Bayezid'in ele geçirdiği Sivas, 1400'de Timur'ca fethedilmiştir. 1401 yılında Bayezid
Sivas'ı tekrar almış, ancak son defa Emîr Timur 1402'de Sivas'ın hâkimi olmuştur.24
Anadolu'ya geçen Timur, Sivas'ı feci bir şekilde hâkimiyeti altına alarak güneye yönelmiş
ve Halep, Hama, Humus ile Dımaşk şehirlerini ele geçirmiştir. Bayezid ise yine bu durumdan
istifâde ederek Sivas'ı ve ardından Erzincan'ı 1401 yılında topraklarına katmıştır. Timur'un
Osmanlı üzerine bir sefer düzenleme düşüncesi, Erzincan olayı ile daha da belirginleşmiştir.
***
Timur, Anadolu'da hüküm süren devletlerden kendisine biat etmelerini istemiş ve bu
çağrıya Erzincan, Karaman ile Dulkadir beylerinden olumlu cevap gelmiştir. 25 Kendisinin
20
A.g.e., s. 29-30.
Yalçın Kayalı, "Timur'un Hindistan Seferi", Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, Ekim 2014, ss. 179192.
22
Çetin, a.g.e., s. 92-93.
23
Aka, a.g.e., s. 34.
24
Çetin, a.g.e., s.. 105.
25
A.g.e., s. 89.
21
hâkimiyetini kabul eden bu beylikler dışında Ahmed Celâyir ile Kara Yusuf ise Timur'un
önündeki engeller olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak Hindistan seferinden sonra
nihâyet Bingöl'e gelen Timur, yönünü Sivas'a çevirmiş ve bunu gören Sultan Ahmed Celâyir ile
Kara Yusuf da kaçacak yerleri kalmadığından Memlüklere sığınmak istemişlerdir. Kabul
görülmemeleri üzerine de Bursa'ya, Osmanlı sultanı Bayezid'e iltica etmişlerdir. Bayezid'in,
Anadolu'da siyasî birliği sağlama düşüncesinden kaynaklanan beylikleri ilhak etmesi, kimi
Anadolu beylerinin de Timur'a sığınmaları sonucunu doğurmuştur. Germiyanoğlu II. Yakup ile
Menteşeoğlu Mehmed Bey ve Aydınoğlu Musa Bey ile Saruhanoğlu Hızır Şah'ı Timur'a iltica
edenler olarak görmekteyiz. Bu noktada, Timur'un hâmiliğini üstlendiği beyler, onun Anadolu
seferinde yol gösterici birer figür olarak epey fayda sağlamışlardır.26
Emîr Timur ile Yıldırım Bayezid'in karşı karşıya gelmesi, birdenbire vuku bulan âni bir
gelişme değildir. Bu karşılaşmanın sebepleri arasında öncelikle Doğu Anadolu'daki hâkimiyet
mücâdelesi ile kendilerine iltica eden siyasîleri göstermek gerekir. Zira İlhanlılar için bir dönem
merkez durumunda olan Sivas gibi mühim bir şehir, Timur için de önem arz etmekteydi. Onun,
Cengiz ve soyu tarafından nizâm edilen idealin koruyuculuğu iddiası, Sivas'ı da muhakkak
hâkimiyeti altına almayı gerektirmekteydi. O da bunun gereğini yaptı.
Bir diğer husus olan siyasî mülteciler ise, her iki taraf için de sorun ihtivâ etmekteydi.
Zira Timur'un, yine Moğol mirasına sâhip olmak için mücâdele içerisine girdiği Ahmed Celâyir ve
Kara Yusuf, Osmanlı sultanı Bayezid'e; buna mukabil Anadolu'da siyasî birliği sağlamaya
çabalayan Bayezid'ın yurtlarından ettiği kimi Anadolu beyleri de Timur'a sığınmışlardır.
Muhtelif kaynaklarda defalarca kez zikredilen Timur ve Bayezid'in mektupları hususuna,
bu dar hacimli makalenin satırlarında yer vermemek uygun olacaktır. Ancak yine de,
mektupların hülâsasını zikretmeyi yerinde bir karar olarak görmekteyiz. Timur, Bayezid'e
sığınan siyasîlerin kendisine iade edilmesini ya da Osmanlı topraklarından kovulmasını istemiş,
ancak Bayezid bunu sert bir dille redderek savaşa hazır olduğunu ifâde etmiştir. Her iki tarafın
da küffara karşı cihâd ettiği gerçeği göz önünde bulundurulan mektuplarda, takdirâne sözler
sarfedilmiştir. Bununla birlikte Timur, Bayezid'den sürekli bir şeyler talep etmiş ve reddetmesi
tabii olan taleplerinden dolayı muhtemel savaşın sorumluluğunu Bayezid'e yüklemiştir.27
***
Osmanlı ile savaş kararını veren Timur, bu hedefle 1402 yılında yola çıkarak Sivas'a
avdet etmiştir. Burada düzeni tekrar sağladıktan sonra yola çıkmış ve Ankara'yı kuşatmıştır.
26
A.g.e., s. 89-91, 123.
Bahsi geçen mektuplar, Timur'un tıpkı diğer devletler gibi Osmanlı'ya da kendisine biat etmeleri için bir ihtar
mâhiyetinde başlamış ve Yıldırım Bayezid'in sert cevabı ile devam etmiştir. Muhtelif münşeâtlarda yer alan
mektupların transkripsiyonlu metinleri için bkz. Abdurrahman Daş, "Ankara Savaşı Öncesi Timur ile Yıldırım
Bayezid'in Mektuplaşmaları", Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 15, 2004, ss. 141-167;
mektuplar nezdinde savaşın sebepleri hususunda genel bir değerlendirme için yine aynı yazarın şu makalesine
bkz. Abdurrahman Daş, "Ankara Savaşı'nın Sebepleri Açısından Münşeât Mecmularında Geçen Mektupların
Tarihi Değeri", 1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi (Yıldırım-Timur) Bildiri Kitabı, Türk Tarih Kurumu,
Ankara 2014, ss. 523-542; ve ayrıca tarafların cihâd yolunda birer gâzi olduklarını ikrar edercesine İslâmî
nitelikleri açısından mektupların ilginç bir değerlendirmesi için bkz. Veli Atmaca, "Timur ve Yıldırım'ın
Mektuplarındaki Âyet ve Hadislerin Bağlam Analizi", 1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi (Yıldırım-Timur)
Bildiri Kitabı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014, ss. 543-562.
27
Ancak Bayezid'in Ankara'ya yaklaşmasıyla muhasarayı kaldırarak savaşın yapılacağı ovada28
Bayezid'i beklemeye başlamıştır. 29
28 Temmuz 1402 Cuma günü vuku bulan savaşta Osmanlı Devleti'nin 70 bin kadar
kuvveti karşısında, Timur'un 100 binden daha fazla askerinin bulunduğu düşünülmektedir.
Bunun yanı sıra Timur'un Hindistan'dan ordusuna katmış olduğu filler de savaş meydanında
bulunmaktaydı. Ancak bu fillerin savaşın kazanılmasında ne kadar fayda sağlayabildikleri
müphemdir. Şüphesiz ki böyle devâsa bir mahlukata alışkın olmayan Osmanlı atları ürkecek ve
bu da nizâmın bozulmasına sebebiyet verecekti. Bunu da bu noktada Osmanlı için menfî bir
durum olarak sayabiliriz.
Timur'un hücum emri ile birlikte Osmanlı ordusunu ihtiva eden Anadolu beyliklerine ait
askerler saf değiştirip Timur'un yanına geçmiş ve daha savaşın başında Saruhanoğlu, Aydınoğlu,
Karesioğlu askerleri ve Kara Tatarlar Osmanlı'dan ayrılmışlardır. Bu durum karşısında savaş
meydanını ilk terkeden Şehzâde Süleyman Çelebi olmuş, savaşın aleyhe seyrettiğini gören zırhlı
Sırp kuvvetleri de memleketlerine dönmüşlerdir. Yine bir Anadolu beyliği olan Germiyanoğlu
askerlerini de bu ihânet çemberinde Timur'un ordusuna geçtiklerini görmekteyiz. Anadolu
siyasî birliğini sağlama düşüncesi ile tâbiiyet altına alınan bu beylerin Osmanlıya karşı intikam
güttükleri bir muhakkaktı ve ihânetlerinin sebebi de bu şekilde anlam kazanmaktadır.30
En nihâyetinde Niğbolu'da Haçlılara karşı büyük bir zafer (1396) kazanmış olan Yıldırım
Bayezid, şimdi bir avuç kuvveti ile başbaşa kalmış ve bir tepede kılıç sallayarak sonuna kadar
direnmeye çabalamıştır. Onu terketmeyen ise sâdık kulları devşirme yeniçerilerden başkası
değildi. Timur'un devletinde adı sâdece hutbede, basılan sikkelerde ve resmî yazışmalarda bir
sembol olarak geçen kukla Mahmud Han'ın Sultan Bayezid'i yakaladığı söylenir...
Şüphesiz ki bu savaş, Osmanlı'nın inkişafını bir süreliğine engellemiş ve siyasî ortamın
tamamen değişmesine sebep olmuştu. Bir kere Doğu Roma, elli yıl kadar daha varlığını
sürdürmüştür.31 Osmanlı'da taht kavgaları neşet etmiş ve devlet, fetret olarak nitelendirilen bir
buhrana sürüklenmiştir.32 Osmanlı hükümdârlarının temel gayeleri arasında yer edinmiş olan
Anadolu siyasî birliğinin sağlanmasına ket vuran Timur, savaş sonrasında Aydınoğlu,
Germiyanoğlu, Saruhanoğlu, Menteşeoğlu ve Hâmidoğlu beylerine topraklarını iade etmiştir.
Bununla birlikte Yıldırım Bayezid'in bir türlü hâkimiyet tesis edemediği İzmir, Timur tarafından
gâvurların elinden alınmış ve Aydınoğlu Beyliği'ne verilmiştir.33
9 Mart 1403 tarihine gelindiğinde esir sultan Bayezid vefât etmiş ve naaşı tahnit edilerek
bir süre Akşehir'de tutulmuş, daha sonra da Timur'un izni ile Osmanlı şehzâdesi Musa Çelebi
tarafından Bursa'ya götürülüp orada defnedilmiştir.34
28
Savaşın meydana geldiği yer konusu ihtilaflı olmasına rağmen Halil Çetin'in titiz çalışması bu hususa ayrı bir
görüş getirmiştir. Çetin'in önem arz eden görüşleri için bkz. Çetin, a.g.e., ss. 137-145.
29
Aka, a.g.e., s. 38.
30
Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeditepe Yayınevi, Cilt:1, İstanbul 2009, s. 289; Aka, a.g.e., s.
39; Çetin, a.g.e., ss. 158-161.
31
Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2011, s. 513.
32
Feridun Mustafa Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, Timaş Yayınları, İstanbul 2009, s. 93.
33
Vehbi Günay, "Emîr Timur İzmir'de", 1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi (Yıldırım-Timur) Bildiri Kitabı,
Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014, ss. 595-614.
34
Aka, a.g.e., s. 41.
Timur, henüz Anadolu'dan ayrılmamışken Memlük elçileri gelmiş ve kendisine, Ferec'in
biat ettiğini bildirmişlerdir. Görüldüğü üzere Ankara Savaşı'nın etkileri, Timur için Memlük
sorununu da böylece halletmiş oluyordu.
Anadolu'yu baştan tanzim eden Emîr Timur Gürkân, 1403 yılının ortalarında
Anadolu'dan ayrılmış ve muhtelif fetihlerde bulunarak 1404 yılının ortalarında payitahtına vâsıl
olmuştur.
Büyük fâtih, Çin'e hâkim olmak için son seferine 1404 yılının kasım ayında çıktı. Ancak
kış ayının olumsuz hava şartları ordunun ilerlemesini müşgül duruma sokmuş, kendisi de
sayrılığa tevessül etmiştir. Yaşlı emîr, 18 Şubat 1405 tarihinde vefât ettiğinde; sâhiplendiği atası
Cengiz Han'ın sınırlarına hemen hemen yaklaşmıştı...
***
Timur, tarihin en renkli şahsiyetlerinden biridir. Çağatay tahtına oturarak Cengiz Han'ın
ve oğullarının mirasına sahip çıkması, bu ideal doğrultusunda fetihler yapması ve fetihlerinin
kimi zaman katliamlar ile sonuçlanması; ona, bugüne kadar hayretle bakılmasını sağlamıştır.
Ancak o, çok az rastlanan bir heveskârlık ile üstün dehâsını konuşturmuş, böylece orduları
mağlup etmiş, hatta birçok kez savaşmadan fetihler yapmıştır.
Bunun yanı sıra Yıldırım Bayezid ile giriştiği mücâdelede İslâm ve Türk geleceğine zarar
verdiği zannı ile de sürekli suçlamalara mâruz kalmıştır. Müessif Ankara Savaşı'nın yaşanmamış
olması ya da Bayezid tarafından kazanılması dâhilinde nelerin olabileceği hususu ise alternatif
tarihçiliğe konu olmuştur.35
Timur'un acımasızca kendisine boyun eğmeyen kimseleri katlettiği doğrudur. Bu
yönünün yanı sıra Timur'da vücûd bulan onurlu ve kahraman asker çehresi, Bayezid'in kafese
koyulması söylentilerinin dışında herkesçe mâlumdur.36 Ayrıca fethettiği bütün coğrafyadaki
âlimleri, sanatçıları ve mimarları kendi payitahtına götürmesi, memleketini âdeta mâmur kılmak
isteğinden ileri gelmektedir.37
Timur'un sarayında konuşulan Türkçenin, onun döneminde bir gelişme gösterdiği
aşikârdır. Tarım ve ticarete de oldukça önem vermiş olan Timur, Anadolu'dan alıp kendi
memleketlerine iskân ettiği binlerce Kara Tatar'la da bunu hedeflemekteydi.
Muasır Kaynaklar
Timur'u anlamak ve onu iyi müşahede edebilmek için dönemin kaynaklarına bakmak
elzemdir. Bu doğrultuda zikredebileceğimiz en önemli kaynak, Timur'un kendi tarih yazıcısı olan
Nizâmüddîn Şâmî'nin Zâfernâme'sidir.38 Aynı ismi taşıyan bir başka muasır kaynağın müellifi ise
Şerefüddin Ali Yezdî'dir.39 Aralarında en ilginç olanı ise İbn-i Arapşah'ın kaleme aldığı Acâibü'l
35
Sefa Yapıcıoğlu, "1402; Yıldırım'ın Hezimeti Değil, Galibiyetiyle Sonuçlansaydı", Alternatif Tarih, Gece Kitalığı,
Ankara 2016, ss. 219-225.
36
Barthold, a.g.e., s. 31.
37
Wilhelm Barthold, İslâm Medeniyeti Tarihi, İzâh ve Düzeltme: Mehmet Fuad Köprülü, Akçağ Yayınları, Ankara
2004, s. 85.
38
Nizâmüddîn Şâmî, Zâfernâme, çev. Necati Lugal, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1987, 403 s.
39
Şerefüddin Ali Yezdî, Emîr Timur - Zâfernâme, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2013, 512 s.
Makdûr adlı eserdir.40 Bu ilginçliğin sebebi ise, İbn-i Arapşah'ın henüz çocukluk çağında Timur
tarafından Suriye ganimetlerinden olarak Semerkant'a götürülmesidir.41 Bu olayın Arapşah'ta
derin travma yarattığı düşünüldüğünde, eserinde Timur'u oldukça menfî tasvir etmesi doğal
görülebilir. Ayrıca tarihin garip cilvesi olarak İbn-i Arapşah, daha sonraları Osmanlı sarayına da
girecektir.
Timur'un elçisi olarak Avrupa'ya giden Sultaniyeli Johannes'in kaleme aldıkları da çağdaş
kaynaklar arasında zikredilebilir. Bir diğer muasır kaynak Ruy Gonzáles de Clavijo'nun
seyahatnamesidir. Johannes Schiltberger tarafından kaleme alınan ve Türkçeye de çevrilen eser
de önemli bir bilgi kaynağıdır.42
Bu noktada tarihçilerin orijinalliği konusunda çekimser davrandıkları bir eseri de
zikretmek uygun olacaktır. Bu eser, Tüzükât-ı Timur43 adıyla anılmış ve denildiğine göre bizzat
Timur tarafından yazılmış ya da onun ağzıyla yazdırılmıştır. Eser iki bölümü ihtiva etmekte;
birinci bölüm Melfûzât adıyla Timur'un başından geçen olaylara, ikinci bölüm ise Tüzükât adıyla
bizzat yasaların kendisine ayrılmıştır. Eserde yer alan bilgilerin, diğer muasır kaynaklarla kimi
zaman paralellik içermesi de dikkate değer bir husustur.
Ardından
Timur'un Orta Asya steplerinin sert tabiâtı ile yoğrulan mizacı hep tartışma konusu
olmuştur. Onun, 1400'de Sivas'ı kuşattığında şehir sâkinlerine verdiği teslim olmaları
durumunda Müslüman kanı akıtmayacağı sözü, kendisine direnen 4.000 kadar sipahi karşısında
farklı bir şekle bürünmüştür. Bu direnç unsuruna hiddetlenen Timur, 4.000 sipahiyi şehri teslim
aldıktan sonra kazdırdığı büyük hendeğe diri diri gömdürmüş ve sözünü bir başka ifâde ile
tutmuştur. Bu katliam, Timur'un başka memleketleri fethetmesinde bir korku unsuru olarak
oldukça işine yaramıştır.
Timur'un İsfahan, Delhi, Şam ve İzmir'de de aynı kertede etkili katliamlar yaptığı
söylenir. Hatta askerlerin kellerinden vücûda getirdiği kulelerin bânisi de olmuştur. Şam'ı ele
geçirdikten sonra Yezid'in mezarına yaptıkları da yüzlerce yıl dilden dile dolaşmıştır. Timur'a
yakışmayacak bir söylenti olsa da, biz sâdece durumu izâh etmekle iktifa etmeyi tercih ederiz.
Evliya Çelebi'nin aktardığına göre Timur, Şam'da Yezid'in izinden gidenleri yakmış ve Yezid'in
de mezarını açtırarak Peygamber ahfâdını şehit etti diyerekten cesedini ateşe vermiş. Bununla
yetinmeyip ordusunun da mezarın üzerine küçük abdestlerini yapmalarını emretmiş....
Onun bu acımasız tavrından başkaca, ilme verdiği değer ise yadsınamaz bir
büyüklüktedir. Bu doğrultuda İbn-i Haldun ile görüşmesi büyük bir önem arz eder. Çünkü bilgisi,
mezkûr müverrihin de dikkatini çekmiş ve takdirini almıştır. Semerkant'ın bayındır hâle gelmesi
ve Türkçenin de hak ettiği inkişafa geçmesinde onun katkısı göz ardı edilemez.
Hülâsa Timur, muhtelif coğrafyaların dimağında korku dolu bir tat bırakmasının yanı
sıra, eşine az rastlanır olan büyük bir şahsiyettir.
Gürkan CANPOLAT
40
İbn-i Arapşah, Acâibü'l Makdûr, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2012, 480 s.
Çetin, a.g.e., s. 13.
42
Johannes Schiltberger, Türkler ve Tatarlar Arasında, çev. Turgut Akpınar, İletişim Yayınları, İstanbul 1997, 215 s.
43
Haz: Kutlukhan Şakirov ve Adnan Aslan, Timur'un Günlüğü - Tüzükât-ı Timur, İnsan Yayınları, İstanbul 2014, 160 s.
41
Bibliyografya
Aka, İsmail; (2012), "Timur", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 41.
Aka, İsmail; (2012), "Timurlular", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 41.
Aka, İsmail; (2014), Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Atmaca, Veli; (2014), "Timur ve Yıldırım'ın Mektuplarındaki Âyet ve Hadislerin Bağlam Analizi",
1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi (Yıldırım-Timur) Bildiri Kitabı, Türk Tarih Kurumu,
Ankara.
Barthold, Wilhelm; (2004), İslâm Medeniyeti Tarihi, İzâh ve Düzeltme: Mehmet Fuad Köprülü,
Akçağ Yayınları, Ankara.
Barthold, Wilhelm; (2015), Uluğ Bey ve Zamanı, Çev. İsmail Aka, Ankara.
Bilkan, Ali Fuat; (2010), "Tefeül ile Ad Verme Geleneği ve Emîr Temur'un Adı", Millî Folklor
Dergisi, 11/85.
Çetin, Halil; (2012), Timur'un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul.
Daş, Abdurrahman; (2004), "Ankara Savaşı Öncesi Timur ile Yıldırım
Mektuplaşmaları", Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 15.
Bayezid'in
Daş, Abdurrahman; (2014), "Ankara Savaşı'nın Sebepleri Açısından Münşeât Mecmularında
Geçen Mektupların Tarihi Değeri", 1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi (Yıldırım-Timur)
Bildiri Kitabı, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Daş, Mustafa; (2005), "Bizans Kaynaklarında Timur İmajı", Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt: XX,
Sayı: 2.
Emecen, Feridun Mustafa; (2009), Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, Timaş Yayınları, İstanbul.
Ersoylu, Halil; (1981), “Fal, Falnâme ve Fâl-ı Reyhân-ı Cem Sultan”, İslâm Medeniyeti Mecmuası,
5/2.
Günay, Vehbi; (2014), "Emîr Timur İzmir'de", 1402 Ankara Savaşı Uluslararası Kongresi
(Yıldırım-Timur) Bildiri Kitabı, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
İbn-i Arapşah; (2012), Acâibü'l Makdûr, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul.
İlliyev, Murat; (2010), Türk Tarihinde Şecere Geleneği: Türkmen Şecereleri Örneği, Ankara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara.
Jorga, Nicolae; (2009), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeditepe Yayınevi, Cilt:1, İstanbul.
Kayalı, Yalçın; (2014), "Timur'un Hindistan Seferi", Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,
Sayı: 6.
Kitapçı, Zekeriya; (2013), Türk Moğol Boyları Arasında İslâmiyet, Yedi Kubbe Yayınları, Konya.
Manz, Beatrice Forbes; (2000), "Timur ve Hâkimiyetin Sembolü", Çev. Musa Şamil Yüksel, Tarih
İncelemeleri Dergisi, Sayı: XV.
Nizâmüddîn Şâmî; (1987), Zâfernâme, çev. Necati Lugal, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Orkun, Hüseyin Namık; (2011), Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.
Ostrogorsky, Georg; (2011), Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Schiltberger, Johannes; (1997), Türkler ve Tatarlar Arasında, çev. Turgut Akpınar, İletişim
Yayınları, İstanbul.
Semenov, Alexander; (1960), "Gûr-i Emîr Türbesinde Timur’un ve Ahfadının Mezar Kitabeleri",
Belleten, XXIV/93.
Şakirov, Kutlukhan ve Aslan, Adnan; (2014), Timur'un Günlüğü - Tüzükât-ı Timur, İnsan
Yayınları, İstanbul.
Şerefüddin Ali Yezdî; (2013), Emîr Timur - Zâfernâme, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları,
İstanbul.
Togan, Zeki Velidi; (1972), "Emîr Timur’un Soyuna Dair Bir Araştırma", Tarih Dergisi.
Yapıcıoğlu, Sefa; (2016), "1402; Yıldırım'ın Hezimeti Değil, Galibiyetiyle Sonuçlansaydı",
Alternatif Tarih, Gece Kitalığı, Ankara.
Download