ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İKTİSAT

advertisement
i
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İKTİSAT ANABİLİM DALI
Şule ATATOPRAK
TÜRKİYE’DE HÜKÜMETLER VE EKONOMİK KRİZLER:
1963 – 2006 DÖNEMİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
TEZ YÖNETİCİSİ
Yrd. Doç. Dr. Fatma GÜNDOĞDU
ERZURUM–2007
İÇİNDEKİLER
ÖZET…………………………………………………………………………..................iii
ABSTRACT........................................................................................................................iv
TEŞEKKÜRLER................................................................................................................v
TABLOLAR LİSTESİ…………………………………………...........................vi
ŞEKİLLER LİSTESİ............................................................................................vii
GİRİŞ……………………………………………………………….......................1
BİRİNCİ BÖLÜM
1. EKONOMİK KRİZLER
1.1.Ekonomik Kriz Olgusu: Tanım ve Tarihçe………………............................................4
1.1.1.Ekonomik kriz olgusunun tanımı……………………………………………......4
1.1.2.Ekonomik kriz olgusunun tarihçesi………………………………………..........6
1.1.2.1.Sanayi inkılabı sonrası hiperenflasyonun yol açtığı ekonomik kriz
olgusu……………………………………………………...........................9
1.1.2.2.Sanayi inkılabı sonrası ekonomik kriz olgusu: 1929 ekonomik buhran
dönemi…………………………………………..…………………..........14
İKİNCİ BÖLÜM
2. EKONOMİK KRİZ TÜRLERİ VE ÜLKE DENEYİMLERİ
2.1.Geleneksel Krizler………………………...……………………………….......…...19
2.2.İkiz Krizler………………………………..……………………………..................20
2.2.1.Finansal (bankacılık) krizleri…….…………………………..……………...24
2.2.2.Ödemeler bilançosu (para) krizleri.................................................................26
2.3.Ülke Deneyimleri.....................................................................................................30
2.3.1.Tayland krizi...................................................................................................31
2.3.2.Malezya krizi..................................................................................................33
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. TÜRKİYE’DE HÜKÜMETLER VE EKONOMİK KRİZLER: 1963–2006
DÖNEMİ
3.1.1963–1967 Tek Parti Hükümetleri Dönemi............................................................37
ii
3.2.1968–1972 Tek Parti Hükümetleri Dönemi............................................................44
3.3.1973–1977 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi...................................51
3.4.1979–1983 Tek Parti Hükümetleri Dönemi.........................................................57
3.5.1985–1989 Tek Parti Hükümetleri Dönemi.........................................................70
3.6.1990–1994 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi...................................76
3.7.1996–2000 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi...................................86
3.8.2000–2006 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi.................................102
SONUÇ……………………...……………..........................................116
KAYNAKLAR.....................................................................................126
ÖZGEÇMİŞ……………………………………………………….....134
ÖZET
YÜKSEK LİSANS TEZİ
TÜRKİYE’DE HÜKÜMETLER VE EKONOMİK KRİZLER:
1963–2006 DÖNEMİ
ŞULE ATATOPRAK
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Fatma Gündoğdu
2007, Sayfa: 141
Jüri: Yrd. Doç. Dr. Fatma Gündoğdu
Doç. Dr. Kerem Karabulut
Doç. Dr. Üstün Özen
Ekonomik krizlerin oluşma sıklığına bağlı olarak, ülkedeki politik
istikrarsızlık,
siyaset
bilimcilerin
olduğu
kadar,
iktisatçılara
ülkedeki
makroekonomik dengesizliklerin sebeplerinin anlaşılması ve analizinde önemli
ipuçları sunduğundan, “siyasi istikrarsızlık” göstergeleri kriz sinyalleri olarak
iktisat bilimi açısından da önem arz etmeye başlamıştır. Bu çalışmada, Türkiye’de
1963–2006 yılları arasında iktidara gelen siyasi partilerin uyguladıkları para ve
maliye politikaları inceleme konusu yapılarak, bütçe açıklarının parasallaştırılıp
parasallaştırılmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Hükümetlerin uygulamış oldukları
ekonomik politikaların analizlerinde “Planlı Ekonomiye” geçiş süreci dikkate
alınmıştır. Bu doğrultuda uygulanan politikalardaki sapmaların siyasal yapıya
duyarlılıkları incelenmeye çalışılmıştır.
1963–2006 yılları arasında iktidara gelen siyasi partilerin, mali disiplinden
kopuşlarını belirlemek amacıyla bütçe açığı ve parasallaştırma miktarlarının
GSMH’ya oranları dikkate alınmıştır. Bu oranların birlikte hareket edip
etmediğinin belirlenmesi suretiyle, bütçenin parasallaştırılması olgusu grafiklerle
ortaya konulmaya çalışılmıştır. Özellikle 1990 öncesinde, Merkez Bankası’nın
bugünkü anlamda bağımsız olmaması nedeniyle, bütçenin parasallaştırması
grafikleri, Türkiye’de 1963–2006 yılları arasında iktidara gelen siyasal partilerin
uyguladıkları para ve maliye politikalarının incelenmesinde önem arz etmektedir.
iv
ABSTRACT
MASTER THESIS
GOVERNMENTS AND ECONOMIC CRISES IN TURKEY
(1963–2006)
ŞULE ATATOPRAK
Supervisor: Assist. Prof. Dr. Fatma Gündoğdu
2007, Page:141
Jury: Assist. Prof. Dr. Fatma Gündoğdu
Assoc. Prof. Dr. Kerem Karabulut
Assoc. Prof. Dr. Üstün Özen
Depending on the high frequency of happening of economic crises, the
political inconsistencies in a country have been considered as an explanatory
factor for the explanation and analysis of the macro economic instabilities;
therefore, “political inconsistencies” are regarded as a signal of crisis for the
science of economics. In this study, by analyzing the monetary and fiscal policies
applied by the governments in Turkey through 1963-2006, whether the budget
deficits could be monetarised or not is tried to be determined. In the analyses of
economic policies applied by the governments, transition to “Planned Economy”
is taken into consideration. The sensitivity of the deviations from the policies
applied in this direction to political structure is tried to be analyzed.
To determine the ruptures of the political parties in power from the
financial discipline, the rates of budget deficit and monetarisation to the GNDP is
taken into consideration. By detecting whether or not these values moves together,
the fact of monetarisation of the budget is displayed with graphs. Especially
before 1990, since the Central Bank was not independent like in the case of
present condition, the monetary and fiscal policies applied in Turkey between
1963 and 2006 by ruling parties should be evaluated in detail.
v
TEŞEKKÜR
Bu araştırmanın gerçekleştirilmesinde yardımlarını ve deneyimlerini
esirgemeyen başta danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Fatma GÜNDOĞDU olmak
üzere, Doç. Dr. Ö.Selçuk EMSEN hocalarıma teşekkür ederim.
ERZURUM 2007
Şule ATATOPRAK
vi
TABLOLAR LİSTESİ
Sayfa No:
Tablo 1. 1: Hiperenflasyon, 1920-1924…………………………………............10
Tablo 1. 2: Yüksek ve Hiperenflasyon………………….……………................12
Tablo 2. 1: Uluslar arası Rezervler İçerisinde Kısa Vadeli Borç Oranları...........22
Tablo 2. 2: Krizlerin Zamana Bağlı Sıklıkları………………………..................24
Tablo 2. 3: Finansal Liberalizasyon ve Krizler…………………….……... ........29
Tablo 3. 1: 1968–1972 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE......39
Tablo 3. 2: 1963–1967 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri....................................40
Tablo 3. 3: 1963- 1967 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSMH’ya Oranları................................................................................................40
Tablo 3. 4: 1963- 1967 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları................................................................................................43
Tablo 3. 5: 1968–1972 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM v e TEFE......47
Tablo 3. 6: 1968–1972 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri.....................................47
Tablo 3. 7: 1968–1972 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları.................................................................................................48
Tablo 3. 8: 1968- 1972 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları.................................................................................................50
Tablo 3. 9: 1973–1977 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE........53
Tablo 3.10:1973–1977 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri ………………….........54
Tablo 3.11: 1973–1977 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları ................................................................................................55
Tablo 3.12: 1973- 1977 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları ...............................................................................................56
Tablo 3.13: 1979–1983 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE.......66
Tablo 3.14: 1979–1983 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri ………………............66
Tablo 3.15: 1979–1983 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları ................................................................................................67
Tablo 3.16: 1979- 1983 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları ………………………………………………........................69
vii
Tablo 3.17: 1985–1989 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE.......71
Tablo 3.18: 1985–1989 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri.....................................72
Tablo 3.19: 1985–1989 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları.................................................................................................73
Tablo 3.20: 1985- 1989 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları.................................................................................................74
Tablo 3.21: 1990–1994 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE.......79
Tablo 3.22: 1990–1994 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri.....................................80
Tablo 3.23: 1990–1994 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları ...............................................................................................81
Tablo 3.24: 1990- 1994 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları ..............................................................................................85
Tablo 3.25: 1996–2000 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE ....89
Tablo 3.26: 1996–2000 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları ..............................................................................................91
Tablo 3.27: 1996–2000 Dönemi Dış Ticaret Göstergeler ...................................91
Tablo 3.28: 1995- 2000 Dönemi Bütçe Açığı ve Parasal Göstergelerin GSMH’ya
Oranları ...............................................................................................................100
Tablo 3.29: 2001–2006 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE....113
Tablo 3.30: 2001–2006 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri ..................................114
Tablo 3.31: 2001–2006 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları .............................................................................................114
Tablo 3.32: 2001- 2006 Dönemi Bütçe Açığı ve Parasal Göstergelerin GSMH’ya
Oranları ...............................................................................................................114
viii
ŞEKİLLER LİSTESİ
Sayfa No:
Şekil 3. 1: 1963–1967 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler ........43
Şekil 3. 2: 1968–1972 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …....50
Şekil 3. 3: 1973–1977 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …....57
Şekil 3. 4: 1979–1983 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …....69
Şekil 4. 5: 1985–1989 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …....75
Şekil 3. 6: 1990–1994 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …....86
Şekil 3. 7: 1995–2000 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …..100
Şekil 3. 8: 2001–2006 Dönemi İçin Bütçe Açığı ve Parasal Değişmeler …..115
GİRİŞ
Kriz, çeşitli bilim dallarında çok yaygın olarak kullanılan kavramlardan
birisidir. Kriz, kelime anlamıyla çoğu kez birdenbire meydana gelen kötü gidiş
yönündeki gelişme, büyük sıkıntı, buhran ve bunalım gibi kelimelerle eş anlamda
kullanılmaktadır. Özellikle tıp biliminde çok yaygın kullanıma sahiptir ve genel olarak
“aniden ortaya çıkan bir hastalık belirtisi” anlamına gelmektedir. Sosyal bilimler
alanında ise kriz, “buhran” ve “bunalım” kelimeleriyle ifade edilmektedir. Sosyal
bilimler açısından kriz kavramının genel bir tanımını yapmak kolay değildir. Karşı
karşıya kalınan olayların ne derecede “kriz” olduğu içinde bulunulan duruma göre
değişebilmektedir. Herhangi bir durumu “kriz” olarak nitelendirebilmek için krizin
temel unsurlarının bilinmesi şarttır.
Krizin temel unsurları; aniden ve önceden tahmin edilemeyen bir anda ortaya
çıkmasıdır. Bu unsurların gerçekleşmesi sonucunda kriz, makro düzeyde devleti; mikro
düzeyde ise firmaları ciddi olarak etkileyecek sonuçlar ortaya çıkartmaktadır.
Sosyo-ekonomik olaylarda meydana gelen değişimlerle veya daha açık bir
ifadeyle, sosyal olayların evrimiyle birlikte, kriz olgusu da farklı boyutlar kazanmıştır.
İlk aşamada ekonomik kriz olgusu, insan ihtiyaçlarının çeşitlenmeye ve bunu
karşılayacak kaynakların yetersiz kalmaya başladığı dönemden itibaren görülen
üretimde düşüşler ve buna bağlı olarak refah seviyesinde azalmalar şeklinde kendisini
göstermiştir. Bu tür kriz olgusu daha çok tarım toplumlarında üretimin dışsal
oluşundan ve tabiata bağımlılıktan kaynaklanan durumlar için söz konusu olmuştur.
Daha sonraki aşamada üretime dayalı kriz olgusu yerine, tüketime dayalı kriz olguları
yaşanmaya başlanmıştır. Bu tür kriz durumuna, 1929 Bunalımı örnek verilebilir. Yani
Klasik iktisat ekolünün temelini teşkil eden Say Yasası çerçevesinde “her arz kendi
talebini yaratır” görüşü, 1929 Bunalımı’nda tartışmalı hale gelmiş ve efektif talep
yetersizliğine dayalı kriz olgusunun varlığını ortaya çıkmıştır. Keynesyen anlamda kriz
tanımlaması, modern anlamda kriz tanımlaması olarak da kabul edilebilirken; özellikle
1970’li yıllarda yaşanan petrol şokları ve ekonomiye yansımaları olarak ortaya çıkan
stagflasyon olgusu, bu kez olumsuz arz şokları şeklinde bir kriz durumunun varlığı
olarak yaşanır olmuştur. Ekonomik olaylar ve ekonomi bilimindeki gelişmelere bağlı
olarak da evrim geçiren krizler, 1980’li yıllarda çoğu gelişmekte olan ülkede borç
2
krizleri şeklinde tanımlanır olmuştur. 1990’lara gelindiğinde, özellikle finansal
sermayenin önündeki tüm engellerin kalkması, yani sermayenin küreselleşmesinin
zirve yapmasıyla, kriz virüsü de mutasyona uğrayarak, finans ve ödemeler bilançosu
krizlerinin birlikte yaşanması ve “ikiz kriz” olgusu olarak tanımlanmasıyla literatürde
kendine yer bulmuştur.
Günümüzde bu konu hakkında iktisat literatürü incelendiğinde, ekonomik süreç
içerisinde, krizlerin ortaya çıkacağını gösteren önemli kriz sinyallerinin bulunduğu
belirlemesi yapılabilir. Ekonomik kriz sinyalleri arasında; aşırı borç devresi göstergesi,
finansal göstergeler, cari işlemler bilançosu (CİB) göstergesi, sermaye bilançosu (SB)
göstergesi, tahvil piyasalarındaki ani düşüşler, bütçe açıkları, siyasi istikrarsızlık ve
seçim dönemleri yer almaktadır.
Türkiye ekonomisinde özellikle 1990’dan sonra ekonomik krizlerin oluşma
sıklığına bağlı olarak, ülkedeki politik istikrarsızlık, siyaset bilimcilerin olduğu kadar
iktisatçılara ülkedeki makroekonomik dengesizliklerin sebeplerinin anlaşılması ve
analizinde önemli ipuçları sunduğundan, “siyasi istikrarsızlık” göstergeleri kriz
sinyalleri olarak iktisat bilimi açısından da önem arz etmeye başlamıştır.
Parlamentonun kutuplaşması, koalisyon hükümetleri, seçmenlerin kararsızlığı,
seçimlerin idaresi ve zamanlaması siyasi istikrarsızlık göstergeleri olarak kabul
edilebilmektedir. Siyasal istikrarsızlık durumları, en nihayetinde demokrasinin
kesintiye uğradığı durumlara varan olgular şeklinde tanımlanacağı gibi, ekonomik
anlamda siyasal karar verme mercileri arasındaki uyumsuzluğun ekonomik
göstergelere olumsuz yönde yansıması şeklinde tanımlanabilir ki, bu da daha çok
demokratik geleneğin yerleşmediği ülkelerde tek parti iktidarı dışındaki dönemler için
geçerlilik arz eder. Politik istikrarsızlığın ekonomik nedenleri ise, çoğunlukla gelir
bölüşümünde kutuplaşma ve orta sınıfın giderek kötüleşen durumu olarak ele
alınmaktadır.
Bu bağlamda, çalışmanın amacı; farklı ülke deneyimlerinden yola çıkmak
suretiyle, Türkiye’de meydana gelmiş olan ekonomik krizlerin anatomisinin ortaya
konulması ve 1963–2006 yılları itibariyle tek parti ve koalisyon hükümetleri
dönemlerinde,
siyasi
değerlendirilmesidir.
istikrarsızlığın
Türkiye
ekonomisine
yansımalarının
3
Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ekonomik kriz
olgusunun tanımı ve tarihçesi, sanayi inkılabı sonrası hiperenflasyonun yol açtığı
ekonomik kriz olgusu ve sanayi inkılabı sonrası ekonomik kriz olgusu ve nihayetinde
1929 ekonomik buhran dönemi incelenmiştir.
İkinci bölümünde, ekonomik kriz türleri ele alınmıştır. Kriz türleri olarak,
geleneksel krizler, ikiz krizler ve ikiz krizler kapsamında finansal krizler ve ödemeler
bilançosu krizlerine yer verilmiştir. Bölümün sonunda, Asya Krizi’nin ilk patlak verdiği
ülke olan Tayland’da yaşanan “Tayland Krizi” ile bu krizle birlikte çok farklı bir
coğrafyada benzerinin yaşandığı, ancak IMF politikalarını uygulamadan krizden
kurtulmayı başaran Meksika’da gözlenen “Meksika Krizi” olgusu incelenmek suretiyle,
farklı ülkelerde vuku bulan kriz deneyimleri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü bölümde ise, 1963–2006 dönemi için Türkiye’de Ekonomik Krizler ve
Hükümetler irdelenmiştir. Türkiye’de 1963–2006 yılları arasında iktidara gelen siyasi
partilerin uyguladıkları para ve maliye politikaları inceleme konusu yapılmıştır. Bu
inceleme neticesinde, hangi hükümet veya hükümetler döneminde, mali disiplinin
sağlandığı ve bütçe açıklarının parasallaştırılıp parasallaştırılmadığına bağlı olarak
ülkenin karşı karşıya kaldığı ekonomik darboğazlar ve krizler açıklanmaya
çalışılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
1. EKONOMİK KRİZLER
Bu bölümde, kuramsal bağlamda ekonomik kriz olgusu ve ekonomik kriz
olgusunun tarihsel gelişimi incelenecektir. Tarihsel gelişim içerisinde, sanayi inkılabı
öncesinde oluşan ekonomik kriz olgusu, sanayi inkılabı sonucunda patlak veren
hiperenflasyonun yol açtığı kriz olgusu ve sanayi inkılabının sonucunda yaşanan 1929
Ekonomik Depresyon (buhran) dönemleri yer almıştır.
1.1.Ekonomik Kriz Olgusu: Tanım ve Tarihçe
1.1.1.Ekonomik kriz olgusunun tanımı
Ekonomik kriz kavramı incelemeye başlandığında tek bir tanımın yer almadığını
görmekteyiz. Çoğu zaman her bir tanım, söz konusu olgunun belirli bir yönden
hareketle ortaya konulmakta ve birbirlerini tanımlar nitelik taşımaktadırlar. 1Burada
literatürde çok sayıda bulunan ekonomik kriz tanımlarına değinilecektir.
Kriz sözcüğü Yunanca ve Latince köklerden gelmektedir. Yunancada
“krinein”kökünden gelen “krisis”sözcüğünün anlamı “karar vermek”tir. Latincede de
kriz
sözcüğü,
Yunanca
ile
aynı
anlama
gelmekte,
karar
vermek
olarak
tanımlanmaktadır. Günümüzde alışagelmiş kullanım biçimi ile kriz sözcüğünün ifade
ettiği anlam, “bir süreçte ani dönüşüm noktası; ekonomi ve politika alanında istikrarsız
ve tehlikeli bir durumu ifade eden güç dönem” olarak kullanılmaktadır. 2
Latince ve Yunancadan türeyen kriz sözcüğünün, günümüz ekonomi ve politika
alanındaki yaygın anlamı ikili olarak verilmektedir. Kriz sözcüğü, bir yönü ile dışsal bir
faktöre bağlı, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan sancılı bir dönem olarak
anlaşılmaktadır. Aynı sözcük, ikinci anlamı çerçevesinde ise, bazı çevreler veya
kesimler için yeniden yapılanma yolunda bir fırsat, bir olanak olarak anlaşılmaktadır.
Dikkatlice bakıldığında, bu iki farklı yorumun birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğu ve
yaşanan ekonomik ve politik bunalımın, bir kesimi için gerçek anlamda bunalım ve
1
V.Kaya (2005), Finansal Küreselleşme ve Para Krizleri: 1990–2002 Türkiye Deneyimi,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.5.
2
Collins English Dictionary (1986), (P.Hank, W.T. Maleod, L.Urgana), İkinci Baskı,Whilliam
Collins and Sons and Co Ltd.,London.
5
çöküş olduğu halde, diğer kesimler için, eskiye oranla daha güçlü yeni bir yapılanma ile
içinden çıkılabilecek bir olanak olduğu anlaşılır. 3
Kriz, sosyal bilimler alanında çoğu kez ‘birden bire meydana gelen kötüye gidiş
yönündeki gelişme’,’büyük sıkıntı’ ‘buhran’ ve ‘bunalım’gibi kelimelerle eş anlamda
kullanılmaktadır. Ekonomik kriz, mali kriz, finansal kriz, siyasi kriz, hükümet krizi,
ahlaki kriz, vb. kavramlarla yalnızca günlük dilde değil, bilimsel terminolojide de sık
sık rastlanmaktadır. Sosyal bilimler açısından kriz kavramının genel bir tanımını
yapmak hiçte kolay değildir. İçinde bulunulan durumun ya da karşı karşıya kalınan
olayların ne derecede ‘kriz’ olduğunu kişiden kişiye değişebilmektedir. Herhangi bir
durumu kriz olarak adlandırabilmek için krizin temel unsurları ya da özelliklerinin
bilinmesinde yarar vardır.
*Kriz, önceden bilinmeyen ya da öngörülemeyen bazı gelişmelerin; makro
düzeyde devlet; mikro düzeyde ise firmaların ciddi olarak etkileyecek sonuçlar ortaya
çıkarmasıdır.
*Krizin bir diğer özelliği, kişiler ve organizasyonlar için hem bir tehlike ve tehdit
oluşturması, hem de yeni fırsatlar yaratmasıdır.
*Krizler kısa ya da uzun süreli olabilirler. Krizlerin organizasyonlar üzerindeki
etkisinin kısa ya da uzun sürmesi, organizasyonun krize karşı koyabilecek tedbirler
zamanında alınıp alınmamasına ve bunların uygulanmasına bağlıdır.
*Krizlerin bir diğer özelliği bir bulaşıcı hastalık gibi sirayet etkisi göstermesidir.
Herhangi bir organizasyonda ortaya çıkan bir kriz diğer sektörleri de etkisi altına
alabilmekte ya da bir organizasyonda yaşanan kriz, bu organizasyonla ilişki içerisinde
olan diğer organizasyonlara da sirayet edebilmektedir. 4
Tüm bu özellikler dikkate alındığında enflasyon ve deflasyon, nasıl tek
başlarına kriz olarak adlandırılamayacaksa aynı şekilde devalüasyon ve revalüasyon
kavramları da kriz olarak adlandırılamaz.
Daha geniş bir anlamda ise iktisadi kriz, en küçük iktisadi birimden (firma) en
büyük iktisadi birime (devlet) doğru iç ve dış borçların, işsizliğin arttığı, fiyatların
3
L.Yılmaz (2001), Umberto Eco ile Kriz Üzerine, Cogita, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
C.C. Aktan ve H. Şen (2001), “Ekonomik Kriz: Nedenler ve Çözüm Önerileri “, Yeni Türkiye
Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: II, Sayı: 42, s.1225.
4
6
bazen yükseldiği bazen de düştüğü, üretimin artıp azaldığı ve halkın genellikle siyasi
iktidarlara olan güveninin sarsıldığı dönemin bir görünümüdür. 5
İktisat yazımı içinde kriz sözcüğü, kapitalist ve sosyalist çevrelerce oldukça farklı
biçimde ele alınmıştır. Tarihsel boyuttan yoksun olarak ve sistemin işleyicinin organik
sonuçlarını görmezden gelen kapitalist yaklaşımda, krizler kötü yönetim veya sair
ekonomi dışı nedenlere bağlanmaktadır. Keynes’le beraber gelişen akım içinde ise kriz
kavramı, biraz daha sistematik bir olgu olarak ele alınmaya başlanmış ve krizleri
aşmanın tek yolu olarak da sosyal politikalar önerilmiştir. Bu bağlanma, devletin
faaliyet alanlarının genişletilmesi, açık bütçe politikalarına geçişte esneklik sağlanması
vb. gibi ileriye yönelik beklentilerin olumlaştırılmasına hizmet eden politikalar
gündeme getirilmiş ve uygulanmıştır. Kapitalist dünyada, önceleri sömürgecilik
uygulamaları ile daha sonraları ise emperyalizm ve dışa bağımlı montaj sanayii
emperyalizmi süreçleri üzerinden çevresel konumlu ekonomilere yoğun emperyalist
baskılar uygulanarak, merkez kapitalist ekonomilerin potansiyel kriz sorunları
hafifletilebilir veya bazı zamanlarda çözüme ulaştırılırken, kriz sorunsalı üzerinde
sistematik bir olgu olarak durulmamıştır. Açıktır ki, söz konusu merkez-çevre ilişkileri
çerçevesinde
çözümlenmesi,
merkezin
çevreyi
metalaştırarak,
zaman
içinde
değerleştirilmesine ve yoksullaştırılmasına neden olmuştur ve olmaktadır.
Uluslar arası bağlamda ele alındığında, krizler çevresel konumlu ekonomileri
değersizleştirip çökertirken, merkez ekonomilerin gücünü korumasına hizmet
etmektedir. Yaşanan krizler sonucunda, üretim birimleri merkez ekonomilere doğru
kayarken, çevresel konumlu ekonomiler giderek değersizleşme ve yoksullaşma girdabı
içinde erimeye yüz tutarlar. 6
1.1.2.Ekonomik kriz olgusunun tarihçesi
Ekonomik kriz, insan ihtiyaçlarının çeşitlenmeye ve bunu karşılayacak
kaynaklarının yetersiz olmaya başladığı dönemden itibaren üretimde düşüşler ve buna
bağlı olarak refah seviyesinde azalmalar şeklinde kendini gösteren bir olgudur. Bu
çerçevede kriz olgusu da üretim ve tüketim kalıplarında meydana gelen gelişmelere
5
A.Özgüven (2001),”İktisadi Krizler”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41,
s.56.
6
İ. Önder (2001),”İktisadi Krizler”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41,
ss.45–46.
7
bağlı olarak evrim göstermiştir. Temelde üretim ve tüketimde farklılaşma ise sanayi
inkılabı öncesi ve sonrası olarak ele alınmıştır. Ancak sanayi inkılabı sonrası yaşanan
kriz olgusunda 1929 Büyük Bunalımı, yaşanan krizlerden farklılık göstermiştir. 7
İnsanlığın ekonomik tarihi, toplumların ekonomik performansını temelden
değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişme
çerçevesinde yazılabilir. Bu iki değişmeden ilki M.Ö. 8 bin yılında ortaya çıkan ve daha
önce avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insan gruplarını çiftçi ve çoban toplumlarına
dönüştüren ziraat inkılabı; ikincisi ise 18. yüzyılda başlayan ve iki yüzyıl içinde
dünyanın tarımla uğraşan nüfusunu radikal biçimde azaltarak insanı artan ölçüde
hizmet ve mamul mal üreticisi haline getiren sanayi inkılâbıdır. Bu iki büyük
değişmenin sonuçlarını en belirgin olarak dünya nüfusunun gelişmesinde görmek
mümkündür. 8
Sanayi inkılabı öncesi, en canlı iktisat tarihi tartışmalarından birisi 1350 ile 1500
yılları arasında Avrupa’da iktisadi faaliyetlerin seviyesi ile alakalı olan tartışmadır.
Daha önceleri, Rönesans dönemindeki sanat, kültür ve mimarideki hareketlilik,
ekonomik canlılığın da bir göstergesi olarak kabul ediliyordu. Ancak şimdi bunun tam
tersi bu dönem azalan üretim, düşen hayat standartları ve yaygın hoşnutsuzluk dönemi
olarak nitelendirilmektedir. İktisat tarihçileri Ortaçağ’ın sonlarındaki bu ekonomik
düşüşün nedenleri konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Birinci görüşe göre
bu düşüş, ekonomik hareketlerin devri niteliğinin bir sonucuydu. İkinci açıklama bu
krizi mali nedenlere bağlamaktadır. Son olarak bu ekonomik krizi iklim değişmelerine
bağlanmaktadır. Buna göre 14. yüzyılda iklimin kötüleşmesi hasadı olumsuz yönde
etkilemiş ve bazı ürünlerin ekimini tamamıyla önlemişti. 9
Buradan da anlaşılacağı üzere toplumsal yaşam gibi, ekonomik faaliyetler de çok
sayıda ritm ile bölümlere ayrılmıştır. Ekonomik faaliyetler, başlangıçlarından beri
günlük, aylık, mevsimlik ve yıllık ritmler izlerler. Tarımsal üretim, hava koşullarındaki
öngörülmeyen değişmelerin etkisini engelleyecek teknikler kullanılmadığı ölçüde önem
kazanır ve aynı ölçüde rastlantılara bağlıdır. 10
7
S.Emsen (2003), Ekonomik Krizler ve Türkiye Deneyimi, Beta, İstanbul, s.15.
T.Güran (1991), İktisat Tarihi, İstanbul, s.3.
9
P.Deane (1998), İlk Sanayi İnkilabı, Çev: Tevfik Güran, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,
ss.72–73.
10
B.Rosier (1994), İktisadi Kriz Kuramları, Çev: Nurhan Yentürk, İkinci Basım, İletişim
Yayınları, İstanbul, s.18.
8
8
Dolaysıyla iklim koşullarının olumsuzluğu, doğal afet ortamı ve savaşlar, bir
taraftan dönemin iktisadi faaliyeti olan tarım sektörü ile çok az da olsa küçük endüstri
(el zanaatkarlığı) ve ticaretin olumsuz yönde etkilemiş, diğer tarafta tarımda temel
üretim faktörlerinden olan insan gücünü olumsuz yönde etkileyen dışsal faktörlerin
varlığı da çıktı düzeyini azaltıcı faktörlerden olmuştur. Bu yönüyle insan gücü hem
üretim faktörü hem de talep yönü olmuştur. 11
14. yüzyılların başında ilk ekonomik kriz olgusunu inceleyen iktisat tarihi;
insanların isteklerini, ihtiyaçlarının doğrultusunda belli ölçüde değiştirebildikleri ve
uyarlayabildikleri doğal bir çevrede, uyarlamayı üretim ve taşıma kapasitesini tedricen
artıran bir teknolojiye yaptığı ve üretim sağlarken bir kısmı ekonomik faaliyetin veya
toplumsal gelişmenin bizatihi kendisinden kaynaklanan, bir kısmı da denetim, yönetim
ve sahiplenme hakkına sahip olan kanun koyucu bir otoriteden kaynaklanan bir
kuramsal çerçevede, tatmin etmenin hikayesidir. İktisat tarihinin tanımından
anlaşılacağı üzere ilk yaşanan ekonomik kriz olgusu diğer bir deyişle sanayi öncesi
yaşanan krizlerde üzerinde insan faktörünün hiçbir etkisinin olmadığı dikkati
çekmektedir. Bu durum bize krizin başlangıçta üretim düşüşleriyle ortaya çıktığını
işaret etmektedir. 12
Ekonomik hayatını düzenleyen insanın gerçekleştirdiği inkılâplar sisteminin tali
sonucu olarak sürekli ekonomik gelişmenin olayların normal akışı haline gelmesi ve
ekonominin ölçeğinin bariz ve sınırsız olarak genişlemeye başlamasıydı. Kişi başına
gelirde sürekli büyümeyi getiren hayati değişim 1750–1850 arasındaki yüzyılda oldu.
On sekizinci yüzyılın ilk yarısında üretimde, fiyatlarda nüfusta, gelirlerde ve
hayat standartlarında bir duraklama döneminden sonra 1751 den önce veya o civarlarda
bir tarihten başlayarak toplam milli hasılada dikkate değer bir yükselme eğilimi
görülmüştür. Ancak bu safhada, nüfus artışı toplam milli hasıladaki iyileşmenin bir
bölümünü alıp götürmeye başlamış. Bu yüzden hayat stantlarındaki iyileşmenin o
dönem insanlarının dikkatini çekecek kadar büyük olduğu şüphelidir. Önemli bir ölçüde
yükselme eğilimi 1780 ve 1790’larda görülür. Gelirlerin büyüme hızındaki bu yüzyılın
sonuna rastlayan hızlanmanın önemli bir özelliği bunun nüfusun büyüme oranındaki bir
hızlanmayı izlemesiydi. İktisat tarihçilerin on sekizinci yüzyılın son yirmi yılına
11
S.Emsen, Age., s.17.
H.Heaton (1985), Avrupa İktisat Tarihi, Çev: Mehmet A. Kılıçbay- Osman Aydoğuş, Birinci
Basım, Teori Yayınları, Ankara, s.7.
12
9
atfettikleri önemin dayanağı budur. Bu dönem milli hasılanın büyüme oranının nüfusun
büyüme oranını etkin şekilde aştığı ve Malthus’ün belirttiği durgunluk kabusunun
ortadan kalktığı dönem olarak görülmektedir.
Sanayileşmenin bir külfeti de vardı. İmalatın genel olarak ev içi bir üretim
şeklinde örgütlendiği sanayi öncesi safhada ticari bir durgunlukta ortalama bir imalatçı
harcamak için daha parası olmakla birlikte açlığa mahkum olmazdı. Çünkü bu durumda
bir tarım işçi olarak çalışabilir; ya da kendi toprağını ekebilirdi. Aynı şekilde, hasat
normalin altında olduğu zaman tarımla uğraşan bir aile, çoğu zaman iplik eğirme
makinesinde veya tezgahında daha sıkı çalışarak gelirine bir ilavede bulunabilirler ve
böylece yükselen yiyecek fiyatlarını karşılayabilir. Oysa sınai bir ekonomide ne kadar
ufak çapta olursa olsun durgunluk, bazı işçileri işsiz bırakarak tam bir çaresizliğe
mahkum eder.
Ayrıca ileri derece ihtisaslaşmanın söz konusu olduğu bütünleşmiş bir sınai
ekonomide, toplumun çeşitli sektörleri arasında kaçınılmaz olarak ileri derecede bir
bağımlılık vardır. Ticaretin bir dalında durgunluk hemen ona bağlı ve ilgili iş alanlarına
yansır. Her bölgenin ya da her ailenin kendi geçimlilik ihtiyaçlarının büyük bir bölümü
üretmesinin yaygın olduğu geleneksel bir ekonomide, bir sektördeki durgunluk diğer
sektörleri sınırlı ölçüde etkilerken; sınai bir ekonomide bunun tersi olur. Bir sanayide
görülecek ticari bir kayıp ya da üretim azalışı çok sayıda diğer sanayinin geleceğini
etkiler ve birikimli bir şekilde bütün ekonomide iflaslar ve fazlalıklar zinciri süratle
yayılır. 13
1.1.2.1. Sanayi inkılabı sonrası hiperenflasyonun yol açtığı kriz olgusu
Hiperenflasyon üzerine ilk çalışma 1920–1923 yılları arasında Almanya için
Frank D. Graham tarafında yapılmıştır.
Almanya hiperenflasyonu para tarihi ve teorisinde önemli bir yere sahip olan,
F.Graham da bu konunu öncüsü olmuştur. Dinamik süreç farklı yönde tartışılsa bile
Graham’ın çalışmasındaki iki konu mevcut konumla ilgilidir. Biri fiyatlar, para ve
kurlar arasındaki devrevi aşamayı kullanmak zorundadır. Gram bu bakış açısıyla
nedensellik sorunuyla ilgilenmiştir. İkinci inceleme, aşı enflasyonun maliyeti ve faydası
ile ilgilidir. Almanya enflasyonu (Ekim 1923’deki ağırlığıyla fiyatlar hemen hemen
13
P.Deane (1998), Age., ss.210-214.
10
%30000 artmıştır), kategorisinde ilk örnek değildir. Cagan’ın (1956) hiperenflasyon
tanımlaması (aylık baz da %50’yi aşan, yıllık enflasyon %13000 daha fazla olan
enflasyon),1920’ler ile 1940’lardaki birkaç Avrupa ülkesi olgusunu da kapsar.
Hiperenflasyon olgusu Bolivya’da (1983–1985), Arjantin ve Brezilya’da (1985–
86 istikrar programının çöküşü sonrası) ve Yugoslavya ile Polonya’da (1989)
görülmüştür. Bütün bu olguların müşterek özelliği, nispeten kısa ve oldukça büyük
olmasıdır. %25 ‘in üzerinde devem eden aylık enflasyon oranlarını kapsaması için
sürecim sınırı tanımlansa bile, Almanya hiperenflasyon sadece 22 ay sürmüş ve
Polonya, Avusturya ve Macaristan’da 1920’lerin olgusu 9 ile 16 ay arasında olmuştur.
Sürecin uzunluğu en azından 1990’lara değin Arjantin ve Brezilya ile birlikte
Bolivya’da da benzer olmuştur.
Tablo 1. 1: Hiperenflasyon, 1920–1924
(aylık yüzdelikler, ayların numaraları ve tarihleri)
Ülkeler
Aylık
Ortalama
Yüzdelik oranı
Avusturya
17
Almanya
949
Macaristan
17
Polonya
33
Aylık en yüksek
Yüzdelik oran
(tarih)
129
(8\22)
29,525
(10\23)
98
(7\23)
275
(10\23)
Aylık
Enflasyon Sayısı
>50%
(>25%)
4
(10)
11
(20)
5
(9)
9
(16)
Yıllık
Enflasyon Sayısı
>100%
3
4
3
3
Kaynak: Cagan, 1956 and Sargent, 1982
Hiperenflasyonun olgusunun nispeten kısa sürmesi, yüksek istikrarsızlıkla açıkça
ilişkilidir. Bu kesin mali ve parasal reformla sadece tedavi edilebilen parasal sistemin
çöküşüne işaret eder. Yüksek kronik enflasyon çok daha uzun sürer 1970-80’lerde
gözlenen bu olgu 5 veya 8 yıla kadar sürebilmekte, aylık enflasyon %5 ila 25, yıllık
enflasyon da üç haneli rakamlara ulaşmaktadır.
Hiperenflasyon gibi yüksek kronik enflasyon kökeni, büyük kamu açığından
kaynaklanmasına rağmen; dinamik sürecin yarı istikrarı, fiyat seviyesindeki gecikmeli
hareketlere başlıca nominal büyüklüklerin (ücret, döviz kuru ve parasal toplamlar)
uyarlanması veya yüksek endeksleme derecesiyle güçlü bir şekilde bağlanmış
kalıtımsal devamlılıktan kaynaklanır. Bir enflasyon- eğilimli sistem, bu şekilde
11
enflasyon canavarından kendini korumaya çabalar, böylece bu enflasyon yaşamda uzun
bir kiralama sağlar ve daha temel önlemler erteletir.
Endeksleme veya parasal ayarlamanın aynı özelliklerin bir kısmına sahip olan
kronik enflasyonun makul versiyonları 1950’lerde Latin Amerika’da görülmüştür.
Enflasyon aylık %5 ila 6’nın altında kalırsa (kabaca yıllık enflasyon iki haneli
rakamlarda) giderilmesi tedrici olabilir. Dörtnala giden yeni türleri olarak 1970’ler ile
1980’lerin petrol şokları ve borç krizleri gibi büyük dışsal şoklar etken olmuş, ancak
yarı istikrar dönemleri için üç haneli rakama ulaşması beklenir olmuştur.
Enflasyonun bu türünün tedrici tedavisi muhtemelen mümkün değildir, ancak şok
terapisinin etkileri hiperenflasyona göre daha karmaşık olmaktadır; çünkü sürekli
enflasyon anısı, sert mali reformlar ilaveten yapılmakta suretiyle kırılmak zorundadır.
Yüksek enflasyon süreci zamanla sona erdirilmezse veya istikrar başarısızlığa uğrarsa,
son Arjantin ve Brezilya deneyimlerinde de görüldüğü gibi en sonunda kuvvetle
muhtemel “klasik“ hiperenflasyona yol açacaktır.
Burada ifade edilen değişik enflasyon tipleri veya aşamaları (kabaca iki haneli
rakam), bir kısım anahtar kurumsal veya davranışsal katkıların varlığı veya yokluğuyla
sonuçlandırılabilir.
Enflasyon
ile
sistematik
endeksleme
(ve/veya
parasal
uyumlaştırma) I. aşamanın istikrara kavuşturmanın başarısızlığı, kronik enflasyona (II.
aşamaya) yol açabilir. Büyük fiyat şokları durumunda bu, kronik yüksek enflasyona yol
açabilir (III. aşama). Daha sonra istikrarda başarısızlık ise en sonunda hiperenflasyona
dönüşebilir (IV. aşama). Ülkeler mutlaka bu aşamaları yaşayabilecekleri gibi doğrudan
dördüncü aşamaya da geçebilir. Buna da örnek fiyat sistemin liberalizasyona geçen
Yugoslavya ve Polonya gösterilebilir.
12
Tablo 1. 2: Yüksek ve Hiperenflasyon
Ülkeler
Avusturya
Almanya
Aylık
Ortalama
Oran (%)
Aylık
Zirveye
Çıkarılan
Oran (Tarih)
17
9.49
Macaristan
17
Polonya
33
Şili
7.6
Bolivya
18.5
Arjantin
11.9
Brezilya
19.7
İsrail
9.1
Meksika
4.8
Türkiye
3.3
Yugoslavya
14.5
Polonya
8.6
129
(8/1922)
29,525
(10/1923)
98
(7/1923)
275
(10/1923)
88
(10/1973)
182
(2/1985)
197
(7/1989)
73
(1/1990)
2
(7/1985)
15
(1/1988)
21
(2/1980)
60
(12/1989)
77
(1/1990)
%50 ve
Üzeri
Oranlı
Ay
Sayısı
(%25Oranlı
Ay Sayısı)
4
(10)
11
(20)
5
(9)
9
(16)
1
(1)
9
(16)
3
(16)
3
(16)
0
(1)
0
(0)
0
(0)
3
(7)
2
(5)
%100’ün
Üzerine
Çıkılan
Yıl Sayısı
3
4
3
3
0
5
10
8
6
3
1
3
2
Kaynak: Cagan:1956, Sargent:1982 ve Internatıonal Monetary Fund: International Financial
Statistics (nakleden) Michael Bruno, High Inflatıon and the Nominal Anchors of Open Economy,
Essasys in Internatıonal Finance, No:183,Princeton University, New Jersey, June 1991, pp;2–4.
Yüksek kronik enflasyonda “nominal çıpa” ve” reel çıpa” (reel bütçe açığının
hacminin bağımsız olması) ilgi konusudur. Bu tür neoklasik parasal sistemde
Patinkin’in “Para, Faizler ve Fiyatlar” adlı çalışmasında para miktarının iki katına
çıkarıldığında, nominal fiyatların da iki katına çıktığını işaret eder. Neoklasik modeli
anlamak için nominal reel dichotomy olaraktan adlandırılan paranın yansızlığını
yansıtan marasal hayalin olmamasıdır.
Patink’in ifadesi 1981’de İsrail’de gerçekleşmiş midir? 1950 ve 60’larda yıllık
%6 ila 7 olan enflasyon, 1970’lerde iki haneli rakamlara ulaşmış, 1981’de yıllık
nominal dubleleme süreci devam ettirilmiştir. Bütün nominal değişkenler-fiyatlar,
13
ücretler, nominal varlıklar ve kurlar- hareket etmeye başlamıştır. Nominal ve reel şoklar
bu sabit durumlu enflasyon oranını değiştirebilmişti, ancak sürekli ve makul düzeyde
kamu açıklarının Gayri Sayfi Milli Hasılaya oranı yaklaşık %15 leri de içeren aynı reel
sistem, enflasyon oranlarında görülmüştür. Benzeri olgu nominal çıpaların da “kayıp”
edildiği 1985 İsrail olgusu öncesi Arjantin ve Meksika’da gözlenmiştir.
%7’lik aylık enflasyon oranında aylık %6’dan daha az bir nominal ücret
enflasyonu bir yılda %12’nin üzerinde kümülatif reel ücret azalışına işaret edecektir.
Bu açıkça ve muhtemelen ücret kazançlarınca direnilecektir ve doğru şekilde ya da
informal geliştirilen endeksleme mekanizmasını tesis edecektir. Doğru önlemler makul
ölçüde bağımsız Merkez Bankası’nca bile muhtemel uyarlanacak olan para stokunun
reel erozyonu önleyecektir. Benzeri olgu reel döviz kuru erozyonunda da olur
(enflasyonun az-çok altında kuru sabitleme döviz rezervlerinin kaybına yansır). Diğer
taraftan enflasyon yüksek orana ulaştığında, kuramsal ve politika mekanizmaları, kısa
süren genişleme ve daralma durumu hızlıca gelişmişse istikrarın, yarı istikrarın
devamında oluşturulmalıdır.
Enflasyon sürecinde iki önemli soru sorulabilir. Birincisi pozitif iktisat
alanındadır. Yüksek enflasyon oranı kendi kendine tesadüfi bir yürüyüş müdür yoksa
bir kısım rasyonel (reel) sürece bir denge çözüm olarak belirlenebilir mi? Bu tür bir
denge varsa, o biricik midir ve istikrarın özellikleri nedir? Bu sorunun cevabı
tartışmalıdır.
Normatif iktisat politikasının açık ikincisi seti; bahsedilen türde bir enflasyonist
süreç sürdürülen kanunu ve/veya Cari İşlemler Bilanço açığı ile reel ekonominin temel
dengesizliğinde kökeni olmalıdır şeklindedir. 14
Özetle ülkelerin yükseliş veya çöküşünü de içeren ekonomik bunalım olgusunda
savaşlar, teknik değişmeler, hasatlar, spekülatif ataklar ve sermayenin bir iş alanından
diğerine kaydırılması, arz yönlü veya eksikliğine bağlı krizin yaşandığını ima eder.
Dolayısıyla 18. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadar hakim bir iktisat
ekolü olan klasik iktisat da olaya bu çerçevede bakmış ve kısaca Say yasası ile konuyu
ele almıştır. Ancak 1929 Bunalımı, ekonomide öngörüldüğü gibi arz yetersizliğe dayalı
14
M.Bruno (1991), ”High Inflation and The Nominal Anchors of an Open Economy”, Essays
in International Finance, No:183, Princeton, pp.1–8.
14
bir krizi değil, talep güçlerindeki yetersizliğe bağlı bir kriz olgusunun ortaya çıktığı
durumu ifade etmiştir. 15
1.1.2.2. Sanayi inkılabı sonrası ekonomik kriz olgusu: 1929 ekonomik buhran
dönemi
1929’lu yıllardan itibaren farklı ve çok önemli bir sorun ortaya çıkmıştır. Tüm
dünya ekonomilerinde daha sonra adına “Büyük Depresyon” denilen büyük bir çöküş
başlamıştır. Depresyonun başladığı ABD’de 1929–1933 arasında ekonomi %30
oranında daralmıştır. İşsizlik %25 artmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonundan 1922’lere
değin süren dönemde savaşçı ve savaşı yenilgiyle bitiren ülkeler, savaş yıkıntılarını
gidermeye çalışmışlar,1922–1925 yılları arasında ise, ekonomilerinde büyümeyi
gerçekleştirmişlerdir.
Fakat gerek bu ülkelerin savaştan sonra ekonomik yaralarını kapatıp endüstriyel
üretimlerini arttırmaları, gerek ABD gibi ülkelerin, zaten savaşı oransal olarak önemsiz
kayıplarla atlatıp üretim kapasitelerini yükseltmeleri ve daha Birinci Dünya Savaşı
arifesinde Kanada ve Avustralya gibi bazı dominyonların belirli sanayi kollarında
üretimlerini arttırmaları ve savaştan sonraki yıllarda da üretimlerini daha da
yükseltmeleri ile toplam üretim, ulusal ve uluslararası düzeyde toplam efektif istemi,
yani satın alma gücüyle desteklenmiş talebi aşmıştır. Böylece bir aşırı üretim durumu
ortaya çıkmıştır. Bu durumda, üretilen malların ulusal ve uluslararası düzeyde sürümü
düşmüş ve 1929 yılının sonbaharında başlayan bu bunalım, kısa sürede işbölümüyle
birbirine bağlanmış toplumlara, ülkelere yayılmış ve bu tür toplumları derinden
sarsmıştır. Bunun sonucunda uluslararası ticaret durmuş ve dünyanın o ana kadar en
büyük bunalımıdır.1929 ekonomik bunalımı ABD’de doğdu ve oradan bütün dünyaya
dağılmıştır. 16
Keynes, düşünce dizgisini, I. Dünya Savaşı sonrası dönemde, İngiltere'deki
sürekli işsizlik ve etkileri bütün dünyaya yayılan 1929 Büyük Bunalım'ının etkisi
altında geliştirmiştir. 1924 yılında, İngiltere'de bir milyon kadar işsiz vardı. Almanya,
1933'ten itibaren, işsizliğe karşı mücadele için, devletin, yatırımlar ve kredi alanlarına
müdahalesini kabul etmiştir; aynı yıl ABD'de iktidara gelen Roosevelt, kamu
15
S.Emsen, Age., s.25.
1929 Büyük Depresyon (buhran), http://www.kutuphanem.net/dokozet/200510/150423_1929
buyuk_depresyon_buhran.htlm, 20/02/2006.
16
15
harcamalarını genişletmiş; ücretlerin yükseltilerek satın alma gücünün genişletilmesi
için, girişimcilere baskı yapmış; doları devalüe ederek ihracatı artırmaya çalışmıştı. 17
Bu süreç içerisinde 1929 Depresyonu’nun sosyal bir sorun olarak ortaya attığı
işsizlik, Keynes’e göre klasiklerin düşünmediği gayri iradi işsizlikti. Klasikler sadece
friksiyonel ve iradi işsizlikleri ele almışlardır. 1929 Depresyonu’nun yol açtığı
işsizliğin sebebi fakirlerin davranışları değil, yeter derecede harcanmayan ve
tasarruflarını yatırıma yöneltmeyip iddihar eden zenginlerin davranışlarıdır. Bunun için
devletin yatırımlara müdahale etmesi gerekmektedir.
Klasikler, devlet müdahalesi olmadan otomatik mekanizma yoluyla yatırımların
artacağını ileri sürmüşlerdi. Keynes ise istihdam denge noktasını sağlayacak
yatırımların devlet tarafından yapılması gerektiğini, 1929 dünya krizine dayanarak
önermiştir.
Zamanımızda ara sıra ortaya çıkan iktisadi krizlerin giderilmesi amacıyla devlet
müdahalesi gerekmektedir. Devlet düzenleyici gibidir. Çünkü savaş hazırlığı
ekonomileri, tekellerin oluşumu ve gelişimi, sosyal düşüncülerin yaygınlaşması ve
teknolojik yeniliklerin hızlanması klasiklerin tam rekabet ve otomatik mekanizmalar
anlayışını yetersiz kılmıştır. İktisadi hürriyet belli ölçüde kısaltılmıştır. Böylece Keynes
yatırımlarının bir düzene sokulmasını devletten istemektedir. Yumuşak bir denetimle
ile özel kesime yer ve önem vermektedir.
Aynı zamanda klasiklerin ücretler konusunda ileri sürdüğü görüş olan ücretlerin
düşürülmesiyle işsizliğin azalacağı görüşüne Keynes karşı çıkmıştır ve efektif talebin
azalacağını öne sürmüştür. Ayrıca ücretlerin düşmesi fiyatları da etkileyeceği için
sermayenin marjinal etkinliği azalır ve yatırımların hacmi daralır. 18
Sermayenin marjinal etkinliğinin azalması hususundaki konuyu şöyle açıklamak
gerekirse, genel olarak depresyonun temel determinantı, geleneksel depresyon
teorilerinde vurgulandığı üzere emek ve sermaye miktarındaki azalmalar değil, toplam
faktör verimliliği olarak ölçülen girdi etkinliğindeki azalmalardır. 19
17
Büyük Bunalımın Doktoru J.M.Keynes “Ekonomiyi Kurtaran Adam”, http://www.focus
dergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilindahileri/00214.htlm, 28/02/2006.
18
A. Özgüven (1984), İktisadi Düşünceler–Doktrinler ve Teoriler, Filiz Kitabevi, İstanbul,
ss.218–221.
19
R. Bergoeing, P.J.Kehoe, T. J. Kehoe, R. Soto (2002), Policy- Driven in Chile and Mexico in the
1980’s and 1990’s, The American Economics Review, Vol:92, No:2, pp.16–18.
16
Büyük bunalım ve buna bağlı olarak sonrasında birçok tartışmalar yaşanmıştır.
İktisatçılar 1929–39 dönemlerini açıklamakta tam bir fikir birliğine varamamışlardır.
Ancak büyük bunalımı anlatan önemli teoriler ortaya koymuşlardır. Bu teorilerden ön
plana çıkmış olanları aşağıdaki şekilde ele almak mümkündür. 20
1. Yapışkan ücret teorisi; bir parasal işlemle birlikte ücret yapışkanlığı üretimde
aşağıya doğru gidişatın ortaya çıkacağını ileri sürer.
2. Kartelleşme teorisi; kartelleşme ve birleşmede artışların ekonomide hafif bir
daralmaya yol açtığını iddia eder.
3. Yatırımın çatışma teorisi; parasal işlemlerin üretim boyutuyla yatırımların aşağıya
doğru düşmesine neden olan faktör, sermaye piyasalarındaki çatışmanın
artmasına bağlıdır.
4. Girdi-çatışması teorisi; finansal girdilerdeki çatışmanın toplam girdi ve çıktı
arasında tıkanıklığa yol açtığını iddia eder.
1929’dan 1933’e üretimdeki azalışın tümü emekte ve etkinlikte tıkanıklıkların
bileşimine bağlı iken;1933’den 1939’a hafif azalışların ise sadece emek tıkanıklıklarına
bağlı olduğunu ortaya koyar. Yatırım tıkanıklıkları da üretim azalışında çok az bir role
sahiptir. 21
Diğer taraftan II. Dünya Savaşı’ndan sonra doğrudan doğruya uluslar
ekonomisinde dengesizlik derecesi beklenilmemiş ve dolar altına bağlanmasına rağmen
dolar standardı fiilen ortaya çıkmıştı. IMF, 1949 ve 1967 sterlin devalüasyonları ve
1960 Almanya parasının değerlenmesi gibi gelişmiş ülkeler arasındaki arada sırada
Ödemeler Bilançosu (ÖB) krizlerinde beklenildiği gibi çok fonksiyon icra etmiştir.
Ancak Fon’un faaliyeti Fon’un bu ülkelerin büyümesine engel olan Amerika
ekonomisinin kaynakları ve gücü gibi başlangıçta Gelişmekte Olan Ülke’lerle (GOÜ)
birlikte iken, yeniden yapılanma desteği için algılanan ihtiyaçlar önemli ölçüde
küçümsenmişti. GOÜ arasında ÖB güçlükleri, Fon’un bu krizlerin bir kaçında yıllık
olarak dahil edilecek sıklıktaydı. 1950’ler 1960’lar boyunca Fon arada sırada GÜ’ın kur
ve ÖB güçlükleriyle ilgilenmiş, fakat bu faaliyetlerin, hacmi GOÜ’lerin ”istikrar
programları”ndan ibarettir. 22
20
V.V. Chari, P.J. Kehoe, Ellen R. McGrattan (2002), Accounting for the Great Depression, The
American Economics Review, Vol:92, No:2, p.22.
21
V.V. Chari, P.J. Kehoe, Ellen R. McGrattan, Agm., pp.22–23.
22
A.O. Krueger (2000), IMF Stabilization Programs, NBER 102500, pp.1–2, 17/08/2005.
17
1950’ler ile 1960’lar birçok GOÜ, finanse edebildiğinden daha fazla olan CİB
açıklarını kapamak için miktar kısıtlamaları kullanmayı seçmiştir. Bu kısıtlamalar,
GATT kuralları çerçevesinde “ÖB” üzerine müsaade ediliyordu. Fakat QR ihracat
kazançları reel GDP kadar hızlıca büyümeyi başaramadığı zamanlarda üzerine
çıkmışken artan aşırı ithalat talebini sürdürmek güçtür.
Bazı ülkelerde, ithalatın yokluğu ekonomik faaliyetlerin şiddetli ölçüde
kısıtlamaya başladığı zaman krizler ortaya çıkıyordu. Örneğin 1958’de Türkiye, temel
ihracat kazancı olan tarımın petrol ithalatındaki kısıtlar nedeniyle üretim yapamamış ve
böylece tarım makinelerini kullanmamaya bağlı üretim düşüklüğü ve petrol yokluğuna
bağlı ürünleri limanlara taşıyamamıştır.
Diğer örneklere gönüllü borç servisini sürdürmek için etkin döviz kurunun
geçersizliği, krizlerin başlangıcı olmuştur. Bu, sabitlenmiş nominal döviz kurunun
yabancı mal ve hizmetlere talebin hızlıca artmasına yol açtığı Latin Amerika
ülkelerinde rejiminde daha çok değişim yapmıştı ki, bu ülke otoriteleri finansal
kaynakların aşırı döviz talebiyle kurutuluncaya kadar enflasyonist baskıları azaltma
çabalarıyla tatmin etmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu çabalarda enflasyonda beklenmedik
hızlanmaya yol açmıştı. Bu koşullarda reel döviz kuralları kriz aşamasında gelinceye
kadar değer kazanmıştır. 23
Ekonomilerin yapısından kaynaklanan arz ve talep güçlüklerinin neden olduğu bu
krizlerin devamında, 1970’li yıllarda özellikle GOÜ’ler ve AGÜ’lerde kendini belirgin
bir şekilde hissettiren stagflasyon olgusu ekonomi literatürüne girmiştir. İlk defa
1970’li yıllarda gözlenen stagflasyon olgusu, ekonomide enflasyon ile işsizliğin birlikte
gözükmesini ifade eder. Stagflasyonda maliyet enflasyonuna dayalı negatif arz şokları
rol oynar. Buna yol açan en önemli etken, 1973’deki birinci enerji krizi ile 1979’daki
ikinci enerji krizinin yarattığı girdi fiyatlarındaki yükselmedir. Keynesyen reçetede
ekonomide enflasyon varsa, milli gelir seviyesi milli gelir seviyesinin üzerine çıkmışsa,
bu durum daraltıcı para ve maliye politikaları uygulanırken; ekonomide işsizlik varsa
yani, potansiyel hasılanın altında dengedeyse, bu durumda da genişletici maliye ve para
politikaları uygulanır. Oysa stagflasyonda enflasyonla mücadelede edildiğinde, bu kez
23
A.O. Krueger, Age., pp.5-6.
18
enflasyon daha da yükselir. Dolayısıyla stagflasyon olgusunda bilinen Keynesyen
reçetelerin etkinliği tartışma konusu olmaktadır. 24
24
S.Emsen, Age., ss.28–29.
İKİNCİ BÖLÜM
2. EKONOMİK KRİZ TÜRLERİ ve ÜLKE DENEYİMLERİ
Bu bölümde, büyük bunalım sonrasında oluşan geleneksel krizler, 1990’ların ikiz
krizleri kapsamında finansal (bankacılık) ve ödemeler bilançosu (para) krizleri ele
alınmıştır. Daha sonraki aşamada, kriz deneyimleri ele alınacaktır.
2.1. Geleneksel Krizler
1950’ler ile 1960’larda Gelişmekte Olan Ülkelerin (GOÜ) birçoğu cari işlemler
bilançosu açıklarını finanse edebilmek için miktar kısıtlamalarını seçmişlerdir. Yine
aynı dönemlerde ithalat yapılamayışı, ekonomik faaliyetlerde şiddetli kısıtlamaya yol
açmakta ve buda krizleri ortaya çıkarmaktaydı. Örneğin 1958’de Türkiye, temel ihracat
kazancı olan tarımın petrol ithalatındaki kısıtlar nedeniyle üretimi yapılamamış ve
böylece tarım makinelerini kullanamamaya bağlı üretim düşüklüğü ve petrol yokluğuna
bağlı olarak ürünlerini limanlara taşıyamamıştır. 25
Bu dönemlerde, etkin döviz kurunun geçersizliği, krizlerin başlangıcı olmuştur.
Bu, sabitlenmiş nominal döviz kurunun yabancı mal ve hizmetlere talebin hızlıca
artmasına yol açtığı Latin Amerika ülkelerinin rejiminde daha çok değişim yapmıştı ki,
bu ülke otoriteleri finansal kaynakların aşırı döviz talebiyle kurutuluncaya kadar
enflasyonist baskıları azaltma çabalarıyla tatmin etmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu
çabalarda enflasyonda beklenmedik hızlanmaya yol açmıştır. Bu koşullarda reel döviz
kuralları kriz aşamasında gelinceye kadar değer kazanmıştır. 26
1980’lerin başında yeni oluşum içerisinde olan ekonomilerde sistematik kriz
döneminin başı olarak hatırlanmaktadır. Yüksek borç yükü altındaki Latin Amerika
ülkeleri; başarılı devalüasyon boşluğu, bankacılık krizleri ile derin ve süresi uzamış
resesyonlarda domino gibi kendilerini hissetmişlerdir. Doğu Asya’da birkaç ülke de
derin bir şekilde sarsılmışlardır. Ancak kusurun büyük bir kısmı, ABD’ indeksi yüksek
reel faiz oranları ve zayıf iç politika uygulamaları olduğundan, finansal krizlerin
bulaşıcı olabileceği olasılığına bu dönemde çok az dikkat edilmiştir. 1994–95 Tekila
25
26
S.Emsen, Age., s.31.
A.O. Krueger, Agm., pp.5-6.
20
krizi, 1997 Asya gribi ve 1998 Rusya virüsünden sonra, şimdi iktisatçılar “yeni”
bulaşma konusu üzerine araştırmalarını yoğunlaştırmaktadırlar. 27
Özellikle 1970’lerin sonu ile 1980’lerin başındaki yaygın para karmaşası,
ödemeler bilançosu üzerine beslenen bir literatüre ivme kazandırmıştır. 1979’da Paul
Krugman’ın bir makalesinde ifade edildiği gibi literatürde krizler, bir ülkenin aşırı kredi
genişlemesinin sabit kur rejiminin en sonunda çöküşüne yol açtığı ölçüde para
emisyonuna gitmesi suretiyle mali açığını finanse etmesiyle meydana gelir. 1980’lerin
ortası ile sonunda daha istikrarlı para piyasaları ile bu literatüre ilgide azalmıştır.
Ancak Avrupa Döviz Kuru Mekanizması’nın çöküşü, Meksika peso krizi ve
Asya’dan yayılan para krizi dalgası, bu konuyla ilgili yeniden harekete geçirmiştir. Bu
son gelişme ile birlikte literatürde de değişmeler olmuştur. Şöyle ki, daha önceki
literatür, maliye ve para politikaları ile döviz kuru işleyişi arasındaki uyumsuzluğuna
işaret ederken; yeni gelişmeler, kendi kendini besleyen bekleyişler ile uluslar arası
sermaye piyasalarındaki bozucu davranışlara yoğunlaşmıştır. 28
2.2. İkiz Krizler
1980’lerin başında yeni oluşum içerisinde olan ekonomilerde sistematik kriz
döneminin başı olarak hatırlanmaktadır. Krizler, yaygın bir ters şok nedeniyle ülkeler
arasında eşzamanlı olabilir. Fakat simetrik şoklar genellikle bulaşmanın en yaygın
tanımına dahil edilmez. Bu konuda yapılmış ilk çalışmada Calvo ve Reinhart (1996),
buluşmanın olduğu ülkenin ticaret ve finans yoluyla diğerleriyle bağı olduğundan
yüksek seviyede temellere dayalı bulaşma ile yaygın şoklar ile potansiyel ilişki
kanallarının tümünün ne şimdi ne de geçmişte kontrol edilemediğinde artan tür olan
“doğru” yayılma arasında ayırım yapmışlardır. Doğru yayılma, yatırımcıların bir
kısmında sürü davranışına eşlik eder.
Uluslar arası bankalar ile iki taraflı fonları, ticaretçilerin potansiyeli çapraz
piyasalardaki korunmalarını ve kriz yayılmasında iki ve üç taraflı ticareti içeren değişik
alacakların rolü incelenmiş. Analizler sonucu elde edilen bulgular şöyledir:
27
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart (2000), “On Crises, Contagion, and Confusion”,
Journal of International Economics, Vol:51, No:1, p.146.
28
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart (1999), “The Twin Crises: The Causes of Banking
and Balance –of- Payments Problems”, The American Economics Review, Vol:89,No:1, p.463.
21
1. Birincisi diğer çalışmalarda da belirtildiği üzere bulaşma etkisinin global
olmaktan ziyade daha çok bölgesel olduğuna dair bulgudur.
2. İkinci bulaşmanın hassasiyeti yüksek ölçüde lineer olmamasıdır. Krize kurban
olan bir ülke, başka bir yerde krizin iyi bir tahmincisi değildir.
3. Üçüncü gözleme dayalı eşitlik, geçiş kanallarını anlamada ciddi bir engeldir. Bir
kısım araştırmada da vurgulanmadığı gibi bulaşmanın bölgesel kompleksliği
ticaret bağlantılarına mı dayalıdır ya da bankaların özellikle oynadığı finansal
bağlantılara mı dayalıdır? Sonuçlar bu ikisi arasında ayrım yapmanın zorluğuna
işaret eder, çünkü ticaretle birbirine bağlanmış konumdadır. 1997 Asya krizinde
Japon bankaları, 1980’lerin başında ortaya çıkan borç krizinde ABD
bankalarının oynadığı rolü bozucuları yaymada benzer bir rol oynamıştı.
Gerçektende müşterek borçlu ülkeleri gruplandırdığımızda, grubun orijininde
bir kriz olduğunu bilmek, benzeri iki ya da üç yanlı ticaret demetindeki bir
ülkeyi bilmekten daha fazla tahminci bir güce sahiptir. Örneğimizdeki finansal
sektör bağlantılarını kontrol etme performansını tahmin etmede elde edilen
gelişme, ticaret bağlantılarını kontrol ederek elde edilen gelişmeden daha
yüksektir.
4. Dördüncü Meksika’dan sonra Arjantin ve Tayland’dan sonra Endonezya için
yayılmanın iki potansiyel kurban analizi, krizin yayıldığı ülke ile hem iki hem
de üç taraflı ticaret bağlantılarının muhtemelen daha fazla krizin nedeni
olduğunu gösterir. Endonezya örneğinde Tayland gibi bu, bir grup ödünç alan
aynı Japon ticaret bankasının parçasıydı. 29
En sık şekliyle ÖB krizleri, ulusal paranın devalüasyonu veya döviz kurunun
dalgalanmaya bırakılmaksızın çözümlenebilir. Fakat bazen Merkez Bankaları spekülatif
hücumlarla mücadele etmek için döviz piyasalarına müdahale ve para politikasına
müdahale etmek için davranışta bulunabilirler. Bu durumlarda para piyasası kargaşası,
ağır döviz rezervi kayıplarını ve yurtiçi faiz oranlarındaki aşamalı artışları yansıtacaktır.
Böylece bir para krizleri indeksleri spekülatif hücumların bu farklı belirtilerini ortaya
koyabilir. Döviz kuru ve rezerv değişimlerinin ağırlıklı ortalaması olarak para piyasası
kargaşası oluşturulmuştur. Bu sınırlamalar veri iken, olayların iki türü ile bir bankacılık
krizinin başlangıcı belirlenir: 1-Bankaların kapanmaya, birleşmeye veya kamu sektörü
29
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart, Agm., pp.145–146.
22
ya da finansal kurumlar tarafından devralınan banka faaliyetleri mevcutsa, kriz var. 2Piyasaya giriş yoksa birleşme yoksa banka devralıcı yoksa ve ya hükümetlerin geniş
ölçekli bir finansal yardımı yoksa diğer finansal kurumlar için olumsuz koşullar
yaratacağındır. (1996–19997 Tayland’daki gibi) [Burada bankacılık sektöründen
kaynaklanan problemlere bağlı olarak krizden bahsedilirken; diğer taraftan bankacılık
sektöründe problem olmamasına rağmen, diğer finansal kurumlardan kaynaklanan
problemler de bankacılık için kriz göstergesidir.] 30
Bankaların dış borç olgunluğu, onların uluslar arası rezerv seviyesi ve faiz
oranlarının yapısının ortak bir şekilde belirlendiği bir model geliştirilmiştir.
Kendiliğinden ifade edilen faaliyetler olabilir ve bankalar varlıkları ile yükümlülüklerin
yapısının seçtiğinde bu olasılık göz önüne alınır. Faaliyet olasılığı yeterli ölçüde
küçükse, bankalar yavaşça likit olmayan varlık yükümlülük pozisyonunu seçerler ve
faali kendi kendine meydana çıkar. Bu durumda kısa dönemli borç, uzun dönemde daha
ucuz olacaktır ve dış borcun olgunluk yapısı riske karşı davranış tutumlara bağlı
olacaktır.
Küçük rezerv bankacılık sistemi çoğunlukla kırılgandır, fakat son finansal
krizlerde onların potansiyel kırılganlığı, kısa dönem dış borcun çok büyük bir stokunun
varlığında şiddetlenmiştir.
Tablo 2. 1: Uluslar arası Rezervler İçerisinde Kısa Vadeli Borç Oranları
Endonezya
Kore
Malezya
Filipinler
Tayland
Ortalama
Haziran 1994 1.73
1.61
0.25
0.40
0.99
0.92
Haziran 1994 1.70
2.06
0.61
0.85
1.45
1.43
Kaynak: Chang, Roberto and Andres Velasco (1998). “The Asian Liquidty Crises,” Working Paper,
Vol:98 -11, Federal Reserve Bank of Atlanta (nakleden), Chang, Roberto and Andres Velasco
(2000).” Banks, Debt Maturity and Financal Crises “,Journal of Internatıonal Economics, Vol:
51,p:170.
Birden daha yüksek oran uluslar arası rezervlerin olgunlaşan borcu ödemede
yeterli olmadığına işaret eder; bu durumda borcu çevirmek için dış krediler reddetme,
krizi harekete geçirerek tam olarak zor bir likitide durumunda ülkelerde olmuştur.
Tablo, Haziran 1997 gibi Endonezya, Kore ve Tayland’ın rasyolarının birin üzerinde
olduğu ve böylece kolayca saldırılara maruz kaldığını gösterir. Malezya ve Filipinler’de
30
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart, Agm., ,p.475.
23
oran birin altındadır, fakat rasyoları üç yılda iki katından daha fazla artmıştır. Chang ve
Valesco (1998 a) ile Radelet ve Sachs (1998), son Asya krizinin temel nedeninin
“uluslar arası likitide” durumundan kaynaklandığını kabul ederler ki, finansal sistemin
potansiyel sıkı para zorunluluğu, onun varlıklarının likitide değerini aşmıştır. 31
Banka yükümlülüklerini olası krizlere bağlı olarak faiz oranlarını da etkiler. İki
aşamadan oluşan analizin birinci aşaması, sadece uzun dönemli dış borçların olduğu
varsayılır. Faaliyet olasılığı etkin bir şekilde küçükse, optimal banka davranışı gerçekte
banka faaliyetlerinin konusu olan paylaşımı seçmek gerekebilir. Banka kredi limitine
kadar borç alır ve ülkenin faiz oranı krizi de dikkati alan bir risk primini içerecektir.
İkinci aşama hem kısa dönem hem de uzun dönem borç ile ilgilidir. Yine faaliyet
olasılığı küçükse, optimal tahsis faaliyetlerin mümkün olduğu likidite derecesini
içerecektir. Bu durumda faiz oranlarının vade yapısı dışsal olarak ortaya çıkar ve kısa
dönemli borcun uzun dönemde daha az pahalı olduğunu gösterir. Bu kriz, durumunda
uzun dönemli borcun kusuru tamamlandığında meydana gelirken, kısa dönemli
alacaklar yurtiçi mevduatlarıyla beraber “bankada kalabilirler” ve en azından
isteklerinin bir kısmının geri ödenmesini elde eder. 32
Bu çerçevede ÖB krizi ya da finansal krizde bozulan bir ekonomi, ciddi meydan
okuyuşlarla politika yapımcısına takdim eder. ÖB krizini karşılaştırmak için uygun
politika tepkileri, para politikasını kısma ve kısıcı para politikası ile döviz kurunu
gerektirir. Bu önlemler sırasıyla diğer destekleyici politika değişimlerini gerektirebilir.
Aksine finansal krizi durdurmak için para politikasını gevşetme, nominal döviz kurunu
değerlenmiş olsa bile sürdürme ve finansal yapılanma gerekir. 33
Genel anlamda krizler için varılan sonuç, ekonomide bankacılık krizinin akabinde
ÖB krizi yaşanacağına dairdir ve bu oluşuma, yani bankacılık krizinin ve ÖB
krizlerinin gecikmeli, ama bir arada gözükmesi olgusuna literatürde “ikiz kriz” olgusu
adı verilir. 34
Tablo 1.4.’de Bankacılık ve ÖB krizlerine zamana bağlı dağılımı 1970–1995
aralığı için verilmiştir. Aynı zamanda Bankacılık krizinin başlangıcının 48 ay sürecince
bir ÖB krizini takip ettiğine dair bulgular ikiz kriz olarak adlandırılır.
31
R. Chang and Andres Velasco (2002), “Banks, Debt Maturity and Finanasal Crises” , Journal of
International Economics, Vol:51, p.169.
32
R. Chang and Andres Velasco, Agm., p.170.
33
A.O. Krueger, Agm., p.20.
34
S.Emsen, Age., s.39.
24
Tablo 2. 2:Krizlerin Zamana Bağlı Sıklıkları
Kriz Türleri
1970–1995
1970–1979
1980–1995
Toplam
Yıllık Ort. Toplam
Yıllık Ort. Toplam
Yıllık Ort.
ÖB
76
2,92
26
2,60
50
3,13
İkiz
19
0,73
1
0,10
18
1,13
Tek
57
2,19
25
2,50
32
2,00
Bankacılık
26
1,00
3
0,30
23
1,44
Kaynak: Kaminsky, Graciela L. And Carmen M. Reinhart (1999).”The Twin Crises: The Causes
of Banking and Balance –of- Payment Problem”, The American Economic Review, Vol:89 No: 1,
p:477.
2.2.1. Finansal (bankacılık) krizler
Finansal piyasaların tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip bulunan finansal krizlerin
tanımına yönelik oldukça farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Risk, ekonomik yapı ve
ilişkiler sisteminin ortamı veya koşullarındaki ve ekonomik birimlerin sahip oldukların
pozisyonlarındaki değişime bağlı olarak karşılaşılan ekonomik ve finansal kayıp
olasılığı olarak tanımlanmaktadır. 35
Yıllardır küçük ölçekli ÖB içerikli birçok finansal kriz olgusu yaşanmıştır.
Federal Rezerv sistemi, Federal Rezerv sisteminin tesise etmek için temel motif olan 19
yy.’da ABD bu türden birçok kriz yaşanmıştı. İsviçre 1992’de oldukça sert olan temel
finansal kriz yaşanmıştır krizin zirvesinde gecelik faiz oranı %400’ün üzerine çıkmıştı.
Japonya’nın 1990’daki zorlukları, başlıca faktör olarak zayıf bankacılık sistemine sahip
olmasıydı. Amerika’nın tasarrufları ve 1980’lerin başındaki borçlanma problemi, küçük
ölçekli de olsa bir finansal krizi ifade etmiştir. 36
Bankacılık krizlerine yönelik mevcut araştırmalar ile finansal baskılar bu konuda
aydınlatıcıdır. Bu araştırmalara göre bankacılık sektörünün kırılganlığı bu dönemlerde
yaygınlaşır. Bankacılık krizlerinin başlangıcını belirlemeye yönelik bu yaklaşım
sakıncasız değildir. Finansal problemler, bir banka nihayetinde kapanmadan
birleşmeden önce başladığından dolayı kriz çok geç belirlenebilir; krizin zararları daha
sonradan geldiğinden krizler çok erken de belirlenebilir. Bu incelemeyi ifade etmek için
bankacılık krizleri en ağır müdahale veya banka kapanımı ile birlikte dönem olarak
zirveye çıktığında, belirleyebiliriz. 37
35
N.Erken (1994), “Ekonomik\Finansal Kriz Riski”, http://www.makalem.com/Search /Article
Details.asp?nARTICLE_id=2925, (Activeline Gazetesi), 01/04/2004, No:49.
36
A.O. Krueger, Age.,pp.16-17.
37
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart, Agm., p.476.
25
Bundan dolayıdır ki, bütün bankalar performansını olmayan alacakları (POA)’nın
bir kısmına ve POA’ya karşı rezerv sahip olmalıdırlar. Ancak bankalar riskli
alacaklarına daha yüksek bir faiz oranı uyguladıklarından, mekanizma, bankaların
uygun risk yönetiminde çevre ve yoğunluklar sağlamak için tasarımda bulunmalıdırlar.
Örneğin bir banka sahibi yatırılmış sermayenin hiçbirine sahip değilseniz, riskli
alacaklar dönmese de kaybedecek hiçbir şeyi yoktur ve bu nedenle çok riskli bir
portföye sahip olacaktır. Yeterli sermaye gereklilikleri, rasyonel bir bankacılık
düzenlemelerin bir parçasıdır.
POA küçük bir parça artış gösterdiğinde; bankalar, POA‘nın daha küçük bir
parçası örneğinde olduğundan kazançlı olma ve maliyetlerini örtmek için portföylerinin
kalan kısmına daha yüksek faiz oranları uygulanacaktır. Alacakların dönmediği uç
durumda bir bankanın ödünç verme kapasitesi tamamen bozulur. Bundan dolayı kendi
alacak portföyüyle ortalamanın üzerinde güçlük yaşayan bir banka oldukça fazla zarar
görürken, potansiyel olarak “güvenilir” borç alanlar, sıkıntılı bankaya başvuran sadece
riskli borç alanları bırakacak diğer bankalardan daha düşük maliyette borç alabilecektir.
Bu olabilirken, POA’nin küçük parçası hala artacaktır. Birçok banka POA’ da artış
yaşadığında onların bir veya birkaçındaki başarısızlık, mevduat ve hisse kaybına neden
olur. Sırasıyla bu kayıplar varlık pozisyonunu zayıflatır Bu olduğunda bilanço
dengesinde daha ileri düzeyde zayıflama olur. Aynı noktada mevduat sahipleri bankayı
tehlikeli kabul ederler, fonlarını çekmeye yönelirler. Böylece banka krizine neden olan
süreç başlar. Ayrıca panik muhtemelen ortaya çıkar. 38
Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında Thai Baht’nın 2 Temmuz 1997’de
devalüe edilmesiyle birlikte para ve menkul kıymet piyasalarında 1994’teki Meksika
Pezosu’nun devalüasyonunun arkasından ortaya çıkan “tequlia” etkilerini aşan ve hızlı
yayılan bir karışıklık dalgası ortaya çıktı. Kriz Doğu Asya’ya ilk olarak devalüasyonlar
ve borsa çöküşleri şeklinde yayıldı. Problemler şiddetlendikçe Hong Kong ve Güney
Kore gibi diğer Asya ülkelerinin paraları da spekülatif saldırılar ortaya çıktı.
Karışıklıklar para piyasalarına yayıldıkça ülkelerin birçoğu, Tayland ve Güney Kore’de
olduğu gibi tam ölçekli bankacılık krizleriyle karşılaşmalarsa bile, bankacılık
sektöründe önemli problemlerle yüz yüze gelmeye başladılar. 39
38
A.O. Krueger, Agm., pp.18-19.
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart (1998), “Finansal Crises in Asia and Latin American:
Then and Now”, Applied Economics, Vol:88, No:2, p.444.
39
26
Bankacılık sistemini restore etmek için birçok önlem gerekir. Birincisi banka
bilançosunu restore etmektir. Bu, bankalardan kötü kağıtları kaldırması istenebilir veya
bozulanlarla konsolide etmek için bir kısım sağlıklı bankalara güç kullanmayı
gerektirebilir. İkincisi, diğer varlıklar için değişimde bankaların portföylerinden POA
elde eden hükümet dahil edilebilir. Bunun başarmanın birçok zorluğu vardır: 1) banka
batmalarını önlemek için genellikle vergi ödeyenlerden olmak üzere kaynaklar
artırılmalıdır 2) temel sorunlar artar ve POA ikame edilen değerleme dikkate
alınmalıdır. 3) bir parçasın geri ödeyebilen borçluların tümü değil, borçların bir kısmı
tümden yeniden ödemek için yoğunluğa sahip olmayacaklar ve böylece POA’nin bir
kısmı muhtemelen aratacaktır. 40
2.2.2.Ödemeler bilançosu (para) krizleri
Para krizleri iktisat literatüründe hem teorik hem de ampirik alanda geniş yer
tutmaktadır. 41 Ödemeler Bilançosu krizlerini açıklamada üç yaklaşım ortaya
konulmuştur. Bunlardan birincisi Kronik Kriz Modeli (Canonical Crisis) diğer bir
adıyla Birincil Nesil Kriz Modeli, ikincisi ise İkincil Nesil Para Kriz Modeli ve
sonuncusu Nesil Kriz Modelidir.
Kronik Kriz Modeli, ABD Federal Rezerv'in Uluslararası Finans Bölümü’nde
bulunan Stephan Salant tarafından 1970'li yılların ortalarında geliştirilmiştir. Bu
modelde para krizlerindeki mantık, herhangi bir mala yönelik spekülatif ataklara
benzemektedir.
Spekülatörlerin
rezervlerin
doğal
yolla
tükenmesine
kadar
beklediklerini varsayalım. Bu noktada spekülatörler, o zamana kadar fiyatı sabit kalan
döviz kurunun yükselmeye başlayacağını bilmektedirler. Bu da yerli para birimini elde
tutmaktansa, fiyatı yükselecek olan dövizi elde tutmayı daha cazip hale getirmektedir.
Fakat böyle bir durumda ileriyi görebilen spekülatörler döviz rezervleri tamamen
tükenmeden, hemen önce yerli para birimini satıp dövize geçeceklerdir, bu hareket ise
rezervlerin tükenmesini daha da hızlandıracaktır. Sonuç şöyle olabilir: Rezervler kritik
bir düzeye gerilediğinde, (bu düzey belki bir kaç yılın ödemeler dengesi açıklarını
40
A.O. Krueger, Agm., p.19.
Para krizlerini, sürdürülemez politikalar ile yapısal dengesizlerin kaçınılmaz sonucu olarak
gören ve krizi ateşleyen temel makroekonomik faktörlerin önemini vurgulayan spekülatif atak
modeller, Krugman’ın 1979 yılında Salant ve Henderson’un 1978 yılındaki çalışmasına dayanan
ve ödemeler dengesi krizlerini açıklamaya yönelik geliştirdiği çalışmasıyla başlamış ve daha sonra
Flood ve Garber’in 1984 yılında yaptıkları çalışmayla da yaygınlaşmıştır.(Kruger vd.,1998:, Yay
vd., 2001:23).
41
27
kapatmaya yetecek bir miktar olarak kabul edilebilir) bu miktardaki rezervi çok kısa
sürede tüketecek ve sabit kurun kaldırılmasına yol açabilecek bir spekülatif atak
gelecektir.
Kronik Kriz Modeli daha sonra bu tür krizlerin ekonomi politikalarındaki temel
dengesizlikler (para basarak finanse edilen bütçe açıkları) ve döviz kurunu sabit tutma
arasındaki tutarsızlıktan kaynaklandığını iddia etmektedir. Bu tutarsızlık geçici olarak
şayet merkez bankası yeterli rezerve sahipse giderilebilir fakat bu rezervler yetersiz
olmaya başladıkça spekülatörler atağa geçip merkez bankasını zor durumda
bırakıyorlardı. Bu modelin önemli yanları bulunmaktadır. İlk önce, pek çok para krizi
yurtiçi ekonomi politikaları ve döviz kuru arasındaki tutarsızlıktan kaynaklanmaktadır.
İkinci olarak, model bir günde milyarlarca dolarlık kayıpları doğuran ani para
krizlerinin sadece yatırımcıların veya piyasayı yönlendirenlerin mantıksızlığına bağlı
olamayacağını ortaya koymaktadır. Kriz, sadece fiyat istikrarsız hale geldiğinde artık o
parayı elde tutmanın cazip olmayacağı şeklindeki mantıktan kaynaklanmaktadır ve fiyat
istikrar programının sona ermesi sermayenin spekülatif kaçışı ile kendiliğinden
gerçekleşmektedir.
Diğer taraftan, sahip olduğu iyi yanlara rağmen Kronik Model pek çok iktisatçı
tarafından reel krizlerde yaşanan olayları gerçekçi bir biçimde yansıtmadığı konusunda
eleştirilmektedir.
Bu
grup
iktisatçılar
tarafından
Kronik
Model’in
anılan
yetersizliklerinin giderilmesi maksadıyla "İkinci Nesil Kriz Modelleri” şeklinde anılan
aşağıdaki model geliştirilmiştir.
Kronik Model’de var olan eksik yanları tanımlamanın belki de en iyi yolu
hükümet politikalarının çok mekanik bir biçimde tanımlandığını söylemektir.
Hükümetlerin dış dengeleri göz önüne almadan bütçe açıklarını gözleri kapalı bir
biçimde sürekli olarak para basma yoluyla kapattıkları varsayılmaktadır.
İkinci Nesil Modeller diye tanımlanan modellerin üç ana bileşeni bulunmaktadır.
Birincisi, hükümetlerin sabit döviz kurunu iptal etmek istemelerinin bir nedeni
olmalıdır. İkincisi, hükümetlerin sabit kur rejimini korumak istemelerinin sebepleri
nelerdir. Sonuncusu ise, krize yol açan kısır döngünün meydana gelmesi için sabit kuru
korumanın maliyeti öyle artmalıdır ki, insanlar sabit kurun iptal edileceğine
28
inansınlar. 42 Birincil ve ikincil nesil kriz modelleri, 1980 ve 1990’lı yıllardaki pek çok
ekonomik krizi açıklayabilseler de, 1997 Asya krizi her ikisi tarafından da
açıklanamadı. Bu durumda, yeni karşılaşılan krizi açıklamaya dönük pek çok çalışma
başladı. Bu çerçevedeki çalışmalar, literatürde “Üçüncül Nesil Para Kriz Modelleri”
olarak adlandırıldı. 43
En sık şekliyle ÖB krizleri, ulusal paranın devalüasyonu veya döviz kurunun
dalgalanmaya bırakılmaksızın çözümlenebilir. Fakat bazen merkez bankaları spekülatif
hücumlarla mücadele etmek için döviz piyasalarına müdahale ve para politikasına
müdahale etmek için davranışta bulunabilirler. Bu durumlarda para piyasası kargaşası,
ağır döviz rezervi kayıplarını ve yurtiçi faiz oranlarındaki aşamalı artışları yansıtacaktır.
Böylece bir para krizleri indeksleri spekülatif hücumların bu farklı belirtilerini ortaya
koyabilir. Eichengreen ve diğ. döviz kuru ve rezerv değişimlerinin ağırlıklı ortalaması
olarak para piyasası kargaşası oluşturulmuştur. 44
Son yaşanan ÖB krizleri, MB döviz kuru rezervleri çöküşünün iktisat teorisinde
öngörüldüğü gibi onun başlıca yurtiçi yükümlülüklerinin çöküşüyle olmamaktadır.
Bunun yerine birçok krizin, M.B.’nın yurtiçi kredilerinde ani bir azalışları ayırt edici
özelliği olmuştur. Şüphesiz parasal toplamların davranışı, cari birçok ÖB krizinden
önce genişletici olan para politikası durumundan etkilenmiştir. 45
Aynı zamanda finansal liberalizasyona giden ülkelerde ÖB krizlerine sıklıkla
rastlanılmaktadır. Aynı zamanda bu durum ikiz kriz olgusunun ortaya çıkmasına neden
olmaktadır.
42
DTM, “Krizin Yaşandığı Bölgeler Üzerinde Ekonomik Gelişmeler”, Ekonomik Araştırmalar
ve Değerlendirmeler Genel, http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb
/blm31.doc , 5/02/2006.
43
V.Kaya, Age., s.119.
44
Graciela L.Kaminsky, M.Carmen Reinhart (1999), Agm., p.475.
45
M. Kumhof (2000), “A Quantitative Explotion of the Role of Short- Term Domestic Debt in
Balance of Payments Crises”, Journal of International Economics, Vol: 51, pp.195–198.
29
Tablo 2. 3. Finansal Liberalizasyon ve Krizler
Bankacılık Krizleri
Ülkeler
Finansal
Başlangıcı
liberalizasyon
Arjantin
1997
Zirveye
ÖB Krizleri
Çıkışı
Mart 1980
Temmuz 1982
Şubat 1981
Mayıs 1985
Haziran 1985
Eylül 1986
Kasım 1994
Mart 1995
Şubat 1990
Bolivya
1997
Ekim1 9877
Mart 1995
Şubat 1990
Brezilya
1975
Kasım 1985
Kasım 1985
Kasım 1986
Aralık 1994
Mart 1996
Ekim 1991
Eylül 1981
Mart 1983
Ağustos 1982
Kolombiya 1980
Temmuz 1982
Haziran 1985
Mart 1983
Danimarka 1980’lerin başı
Mart 1987
Haziran 1990
Ağustos 1993
Finlandiya 1982
Eylül 1991
Haziran 1992
Kasım 1991
Endonezya 1983
Kasım 1992
Kasım 1992
Eylül 1986
Şili
1974
İsrail
1985
Ekim 1983
Haziran 1984
Ekim 1983
Malezya
1978
Temmuz 1985
Ağustos 1986
Temmuz 1985
Meksika
1974
Eylül 1982
Haziran 1984
Aralık 1981
1991
Ekim 1992
Mart1996
Aralık 1994
Norveç
1980
Kasım 1998
Ekim 1991
Mayıs 1986
Peru
1991
Mart 1983
Nisan 1983
Ekim 1987
Filipinler
1980
Ocak 1981
Haziran 1985
Ekim 1983
İspanya
1974
Kasım 1978
Ocak 1983
Temmuz 1977
İsveç
1980
Kasım 1991
Eylül 1992
Kasım 1992
Tayland
1989
Mart 1979
Haziran 1984
Kasım 1978
Ekim 1983
Mart 1996
Kasım 1984
Ocak 1991
Mart 1991
Mart 1994
Türkiye
1980
Uruguay
1976–1979
Mart 1971
Aralık 1971
Aralık 1971
Mart 1981
Haziran 1985
Ekim 1982
Venezüella 1981,1989
Ekim 1993
Ağustos 1994
Mayıs 1994
Endonezya
Kasım 1992
Ağustos 1997
Malezya
Eylül 1997
Ağustos 1997
Filipinler
Temmuz 1997
Temmuz 1997
Tayland
Mayıs 1996
Temmuz 1997
Kaynak: Graciela L. Kaminsky and Carmen M. Reinhart (1999).”The Twin Crises: The Causes
of Banking and Balance-of- Payment Problems”, The American Rewiew, Vol:89, No:1, p:478
Tablo 2.3’de finansal liberalizasyona giden ülkeler ve bu ülkelerde karşılaşılan
kriz olguları gösterilmiştir.
30
Ele alınan ülke deneyimleri gösterir ki, öncelikli olarak finans piyasalarını
liberalize eden ülkeler genel anlamda finansal krizleri yaşamaktadır. Bu ülkelerin
ekonomilerini dışa açmakla kalmayıp, finansal serbestleşmeye gitmelerinin bankacılık
krizlerine yol açmalarının yanı sıra ödemeler bilançosu zorlukları çekmeye
başladıklarını ve buna bağlı olarak ÖB krizleri yaşadıkları görülmektedir. 46
2.3.Ülke Deneyimleri
Pek çok gelişmekte olan ülkeler 1990’lı yılların başında itibaren sermaye
piyasalarını kısa vadeli sermaye hareketine açmaya başlamıştır. Bu gelişmenin
akabinde bu ülkelere yönelik banka kredileri ve portföy yatırımlarında büyük artışlar
gözlenmiştir. Ancak, 1994 yılı sonundaki Meksika Peso krizi ve 1997 yılı ortalarında
başlayan Asya krizi ve onu takip eden Rusya ve Brezilya krizleri, gelişmekte olan ülke
piyasalarına akan sermaye sonucu bu ülke borsalarında ve gayrimenkul fiyatlarında
oluşan balonu patlatmıştır. 47
Asya krizinden en çok etkilenen ülkeler ASEAN–5 olarak bilinen Endonezya,
Malezya, Filipinler, Singapur, Tayland’dır. Bu ülkelerde yaşanan krizlerin ortak
özelliği ise uzun yıllar devam eden büyük ekonomik başarılardan sonra ortaya
çıkmasıdır.
Bu kısımda Tayland ve Malezya krizleri ele alınacaktır. Çalışmada bu ülkelere
öncelik verilmesinin sebebi:1- Asya krizinin 2 Temmuz 1997 tarihinde Tayland’da
patlak vermiş olması. 2- Malezya krizinin diğer Asya ülkelerinde yaşanan krizden farklı
olması, diğer bir deyişle Asya krizlerinden etkilenen Tayland, Güney Kore, Endonezya
yardım için IMF’ye başvururken Malezya, kendi imkan ve politikalarıyla krizden
çıkmayı başarmıştır.
46
S.Emsen, Age., s.48.
DTM, “Malezya Ekonomik Krizi Yendi mi?”, Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler
Genel, http://www.dtm.gov.tr/ead/ekonomi/sayi8/Malezya.htm, 10/02/2006.
47
31
2.3.1. Tayland krizi
Doğu Asya ülkelerinde kriz süreci, 2 Temmuz 1997 tarihinde Tayland para birimi
Baht’ın dalgalanmaya bırakılmasıyla başlamıştır. Bir başka deyişle Asya krizi, Temmuz
1997’de Tayland’da patlak vermiştir.
Tayland ekonomisinin zaafları ciddi olarak ilk kez 1996 yılında dikkatleri
çekmiştir. Kriz öncesi gerçekleştirilen olağanüstü ekonomik başarılar, bazı sorunların
göz ardı edilmesinde etkili olmuştur. 1985–1995 yılları arasındaki dönemde, Tayland
ekonomisi yılda ortalama % 9 seviyesinde büyüme göstermiştir. Ayrıca, makro
ekonomik politikaların genelde dikkatli yürütülmesi ve aynı dönemde kamu dengesinde
sürekli fazlalık oluşması, ülkeye geniş çapta yabancı sermaye girişini özendirmiştir.
Çoğu kısa vadeli kredi şeklinde gelen yabancı sermaye ülke bankalarının kredi açma
olanaklarını artırmıştır. Ancak, finans sektöründeki çarpık yapılanma, kredilerin
tahsisinde bazı kuruluşlara ayrıcalık sağlanması, kredilerin gayrimenkul ve verimsiz
bazı yatırım alanlarına kaydırılması yaşanan sorunların temelini teşkil etmiştir.
Tayland 1975 yılından beri cari hesap dengesinde sürekli açık vermekte ve 1995
ve 1996 yıllarında bu açık GSYİH’nın %8’ine ulaşmıştır. Bu durumun, dünya
ortalamasının üzerinde seyreden bölge içi tasarrufların, yine çok yüksek düzeylerde
gerçekleştirilen yatırımları karşılayamamasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.
Ancak, cari işlemler hesabında ortaya çıkan açık, kriz öncesinde uluslararası finans
çevrelerinde yeterince tartışılmamış ve uzun süre endişe verici boyutta görülmemiştir.
Bilakis yüksek büyüme oranlarına yol açan yatırımların bölgede verimliliği ve döviz
kazanma potansiyelini artırdığı düşünülmüş ve cari işlemler hesabında meydana gelen
açıkların sürdürülebilir nitelikte görülmüştür.
Kısa vadeli kredilerin bölgeye yoğun bir şekilde girişi esnasında ve fonların
tahsisinde temkinli davranmayan, risk değerlendirilmesinde gerekli analizleri yapmakta
yetersiz kalan ve/veya objektif kıstaslar uygulamaktan değişik nedenlerle kaçınan
32
bankacılık sektörünün krizin patlak vermesinde büyük bir sorumluluğu bulunduğu da
daha sonra ortaya çıkmıştır. 48
Hatta krizden kısa bir süre önce IMF bile güçlü bir büyüme tahmininde
bulunuyordu. Son otuz yıl boyunca Tayland ekonomisinin performansı öyle
etkileyiciydi ki birçok kişi tarafından “Doğu Asya Mucizesi” olarak anılıyordu. 49
Tayland, IMF ile Reform Paketi çerçevesinde Stand by anlaşması hususunda
mutabakata varmıştır. Bunun sonucunda IMF; ABD, AB, Japonya ve Avustralya gibi
ülkeler ve Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans
kuruluşlarının mali desteğiyle Tayland’a 17,2 milyar ABD Doları düzeyinde bir kredi
taahhüdünde bulunmuştur.
IMF’nin önerdiği Reform Paketi’ni esas itibariyle iki yönüyle değerlendirmek
uygun olacaktır. Birincisi; IMF’nin döviz krizi ile karşı karşıya kalan ülkelere
geleneksel olarak tavsiye ettiği, faizlerin yükseltilmesine ilişkin politikanın
değerlendirilmesidir. Bir taraftan, yabancı yatırımcıya ek kazanç sağlanırken, diğer
taraftan baskı altında bulunan para birimlerinden ABD Doları’na veya başka bir dövize
kaçışın önlenmesi, dolayısıyla para biriminde istikrar hedeflenmektedir.
IMF’nin Reform Paketi’nin sıkı maliye politikası ile ilgili bölümü, çeşitli
çevrelerce, Dünya Bankası dahil, yoğun eleştirilere uğramıştır. IMF’e yöneltilen diğer
bir eleştiri de, IMF ve bir ölçüde Dünya Bankası’nın, bunalım ortaya çıkana kadar hiç
bir öngörüde bulunamamış olmaları, aksine son ana kadar, bölge ülkelerinin
politikalarını yazılı ve sözlü biçimde övüp desteklemiş olmalarıdır.
Ancak ekonomide çok daha önemli olan panikler, onlara neden olan şey ne olursa
olsun, kendilerini meşru kılanlardır. Aslında Tayland’da olan şey mali yozlaşma ve
azalan güvenden oluşan dairesel bir süreçti. 50
DTM, “Krizin Yaşandığı Bölgeler Üzerinde Ekonomik Gelişmeler”, Ekonomik Araştırmalar
ve Değerlendirmeler Genel, http://www.dtm.gov.tr/DUNYA/kriz/blm3.htm, 5/02/2006.
49
J.Stiliglitz (2004), Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı, Çev. Arzu Taşçıoğlu-Deniz Vural,
Plan B, Üçüncü Basım, s.112.
50
P. Krugman (2001), Bunalım Ekonomisinin Geri Dönüşü, Çev. Neşenur Domaniç, Literatür,
2.Basım, s.100.
48
33
2.3.1. Malezya krizi
Son yıllarda yaşanan krizlerden sonra IMF politikaları ağır eleştirilere muhatap
olmuş ve yeni bir uluslar arası finansal yapının oluşturulması hususunda akademisyen
ve politikacılar arasında yeni görüşler ortaya atılmaya başlamıştır. Asya krizinden en
çok ülkelerden Tayland, Güney Kore ve Endonezya yardım için IMF’ye başvururken,
Malezya kendi imkan ve politikalarıyla krizden kurtulmayı başarmıştır.
Asya krizi 1997 ortalarında Tayland’da başlamasından hemen ardında
Malezya’ya da sıçramış Temmuz ayında Malezya para birimi olan ringgite karşı
spekülatif ataklar yaşanmıştır. 1990 yılında 100 olan efektif reel kur endeksi 1997
Ocak- Temmuz döneminde 115–120 aralığında seyrederken, sonraki 6 ayda hızlı bir
değer kaybı yaşayarak 1998 yılı Ocak ayında 75 seviyesine inmiştir. Bunu hisse
senetleri fiyatlarındaki düşüş izlemiştir. 1997 Nisan ayında 1.200 puan olan Kualo
Lumpur Menkul kıymet Borsası (KLMKB) endeksi %78,3 değer yitirerek, Eylül ayında
260 puana gerilemiştir. Ringgit ve borsadaki aşırı değer kaybı doğal olarak bankaların
mali yapılarını zayıflatmış, pek çok banka batmış veya batma noktasına gelmiştir. 1997
yılında tüm bölge ülkeleri ekonomik büyümede yavaşlama gösterirken, 1998 yılında
önemli ölçüde küçülme ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu gelişmeler üzerine, Malezya
Hükümeti 1 Eylül 1998 tarihinde uluslar arası çerçevelerde oldukça tartışılan sermaye
üzerine bir dizi kontrol kararı almıştır.
Malezya ekonomisinin büyüme oranları etkileyici olmasına rağmen, hızlı büyüme
tam olarak hazmedilememiştir. Büyüme oranlarının hızına göre özel sektör tarafından
atılan adımlar yavaş kalmıştır. Özel sektördeki iyimser beklenti akılcı yatırımları
engellemiş, talebin kuvvetli olması nedeniyle daha çok montaj üzerine dayalı sanayiler
tercih edilmiş ve işin kolayına kaçılıp ithalata bağımlı bir yapılanmaya gidilmiştir.
Kontrolleri haricinde Malezya’da uygulanan diğer politikaların da IMF uygulamalarına
benzediği yönünde görüşler ileri sürerek, Malezya’nın başarısının abartılmaması veya
diğer ülkelerden daha başarılıymış gibi gösterilmemesi gerektiğini savunmaktadır.
Hatta daha ileri gidilerek, Malezya Başbakanı Dr. Mahatir Muhammed’in batıya ve
uluslararası spekülatörlere karşı aldığı tutumun aslında politik manevra olduğu ve
34
başbakan yardımcısının o dönemde görevden alınması sonrası ülkede yaşanan olayların
bastırılması amacıyla kullanıldığı iddia edilmektedir.
Diğer taraftan, Malezya Başbakanı Dr. Muhammed ise sermaye kontrolü
uygulaması ile dünya ekonomisine büyük bir katkıda bulunduklarını iddia etmektedir.
Kriz öncesinde makroekonomik verilerinde çok olumsuz bir durum yaşanmamıştır.
Buna rağmen ringgite yönelik ataklardan spekülatörleri sorumlu tutan Dr. Muhammed,
Malezya’nın sermaye kontrolü uygulamasından sonra diğer bölge ülkelerinin de benzer
uygulamalara girişmesinden korkan spekülatörlerin hemen hemen aynı tarihlerde bölge
ülkelerinin para birimlerine karşı spekülasyonlarına son verdiklerini ve ancak bundan
sonra bu ülkelerin ekonomilerinde bir canlanma görüldüğünü ifade etmiştir. Dr.
Muhammed kendilerinin kontrolleri uygulamaya başladıkları tarihte batılı medya
organlarında yer alan krizin devam edeceğine dair yorumları da IMF’nin o tarihte zaten
krizin atlatılmaya başlandığına dair eleştirilerine cevap olarak ileri sürmektedir. 51
IMF tezine göre, Malezya’nın diğer ülkelerden daha başarılı olduğunu söylemese
dahi, IMF reçetesi uygulamadan ve IMF şartlarına maruz kalmadan krizden
kurtulabilmesi bile bir başarıdır.
Özetlenirse, krizin ortaya çıkmasına yol açan temel bölgesel faktörleri şu şekilde
sıralanabilir:
1-
Başta Tayland olmak üzere, bölgedeki pek çok ülkede meydana gelen büyük dış
açıklar ve emlak-menkul kıymet piyasalarında patlama şeklinde kendini gösteren
ekonominin aşırı ısınmasının giderilmesinde yaşanan başarısızlıklar,
2-Finans sektöründe ve reel sektörde dışarıdan borçlanmayı ve aşırı düzeyde kur riski
taşıyan pozisyon tutmayı daha cazip hale getiren sabit kur rejiminin uzun süre devam
ettirilmesi,
51
DTM, “Malezya Ekonomik Krizi Yendi mi?”, Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler
Genel Müdürlüğü, http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb/
malezya.doc, 10/02/2006.
35
3-Bankaların borç portföyü yapısının hızla bozulmasına yol açan inceleme ve denetim
mekanizmalarının iyi işletilememesi. 52
52
A.Toközü, E.Arısoy, ”Doğu Asya Mucizesinin Sonu”, Ekonomik Araştırmalar ve
Değerlendirmeler
Genel
Müdürlüğü,
http://www.
dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/mart98
/dmuciso.htm, 10/02/2006.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. TÜRKİYE’DE EKONOMİK KRİZLER ve HÜKÜMETLER: 1963–2006
DÖNEMİ
Ekonomik krizler; herhangi bir mal, hizmet ve üretim faktörü veya finans ve
döviz piyasalarında fiyat ve miktarlarda kabul edilebilir bir değişme sınırının
ötesinde gerçekleşen şiddetli dalgalanmalar olarak tanımlanır. Söz konusu
krizlerin ortaya çıkışları ve olası sonuçlarının bir ülkedeki politik istikrasızlıkla
yakından ilişkili olduğuna dair genel kabul gören görüşler de bulunmaktadır. 53
Çalışmanın bu bölümünde, Türkiye’de 1963–2006 yılları arasında iktidara
gelen siyasi partilerin uyguladıkları para ve maliye politikaları inceleme konusu
yapılmıştır. Bu inceleme neticesinde, hangi hükümet veya hükümetler döneminde,
mali
disiplinin
sağlanamadığı
ve
bütçe
açıklarının
parasallaştırılıp
parasallaştırılamadığı ile bunun sonucunda ülkenin karşı karşıya kaldığı ekonomik
darboğazlar ve krizler açıklanmaya çalışılmıştır.
Hükümetlerin uygulamış oldukları ekonomik politikaların analizleri
aşağıdaki
açıklanan
dönemler
arasında
yapılmıştır.
Bu
dönemlerin
belirlenmesinde ise “Planlı Ekonomi”ye geçiş süreci dikkate alınmıştır. Bu
dönemler sırasıyla;
1963–1967 Dönemi: Bu dönem aralığında Tek Parti Hükümetleri yer
almıştır. Bunlar, X. İnönü Hükümeti, Ürgüplü Hükümeti ve I. Demirel Hükümeti
yer alır.
1968–1972 Dönemi: Bu dönem aralığında da Tek Parti Hükümetleri yer
almıştır. Bunlar, I. Demirel Hükümeti 54, II. Demirel Hükümeti, III. Demirel
Hükümeti, I. Erim Hükümeti, II. Erim Hükümeti ve Melen Hükümeti.
53
A. Kibritçioğlu (2001), “Türkiye’de Ekonomik Krizler ve Hükümetler 1969–2001”, Yeni
Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı: 41, s.174.
54
I. Demirel Hükümeti 03.11.1969 tarihinde son bulmuştur. Bu nedenle, çalışmamızda 1968–1972
dönemi hükümetleri içerisinde de yer almaktadır.
37
1973–1977 Dönemi: Bu dönem aralığında hem tek parti hem de koalisyon
hükümetleri kurulmuştur. Bunlar, Talu Hükümeti, I. Ecevit Koalisyon Hükümeti,
Irmak Hükümeti, IV. Demirel Koalisyon Hükümeti, II. Ecevit Hükümeti ve V.
Demirel Koalisyon Hükümeti.
1979–1983 Dönemi: Bu dönem aralığında tek parti hükümetleri yer almıştır.
Bunlar, III. Ecevit Hükümeti, VI. Demirel Hükümeti, Ulusu Hükümeti ve I. Özal
Hükümeti.
1985–1989 Dönemi: Bu dönem aralığında da tek parti hükümetleri yer
almıştır. Bunlar, I. Özal Hükümeti, II. Özal Hükümeti ve Akbulut Hükümeti.
1990–1994 Dönemi: Bu dönem aralığında hem tek parti hem de koalisyon
hükümetleri yer almıştır. Bunlar, Akbulut Hükümeti, I. Yılmaz Hükümeti, VII.
Demirel Koalisyon Hükümeti ve I. Çiller Koalisyon Hükümeti.
1996–2000 Dönemi: Bu dönem aralığında ise hem tek parti hem de
koalisyon hükümetleri yer almıştır. Bunlar, I. Çiller Koalisyon Hükümeti, II.
Çiller Hükümeti, III. Çiller Koalisyon Hükümeti, II. Yılmaz Koalisyon Hükümeti,
Erbakan Koalisyon Hükümeti, III. Yılmaz Koalisyon Hükümeti, IV. Ecevit
Hükümeti ve V. Ecevit Koalisyon Hükümeti.
2001–2006 Dönemi: Bu dönem aralığında hem tek parti hem de koalisyon
hükümetleri yer almıştır. Bunlar, V. Ecevit Koalisyon Hükümeti, Gül Hükümeti
ve Erdoğan Hükümeti.
3.1. 1963–1967 Tek Parti Hükümetleri Dönemi
1950 yıllarında başlayan, 60’lı ve 70’li yıllarda artan bir ivme ile devam
eden Türkiye’nin ithal ikameci kalkınma modeli, dış etkilerden olabildiğince uzak
tutmaya çalışan bir iç pazar, sabit döviz kuru politikası, düşük faiz oranları ve
38
yoğun olarak devlet destekli bir sanayileşme politikasının temeli üzerine inşa
edilmiştir. 55
1960’lı yılların başları Türkiye için yeni bir döneme geçişin ilk aşamasını
oluşturmuştur. Büyüme dönemi olarak da adlandırılan bu dönemde Türkiye’de
yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik alandaki tecrübelerinin olumsuz izleri
silinmeye çalışılmıştır. Bu nedenle 1960 askeri müdahalesinin ardından 1961
Anayasası yürürlüğe girmiştir. Yeni Anayasa’da, istikrarın planlı kalkınma
anlayışında aranmasının bir ürünü olarak kalkınma planını hazırlama, kamu ve
özel sektörlerin ekonomik koordinasyonlarını sağlama görevi Devlet Planlama
Teşkilatı’na verilmiştir. 56
Ekonomide istikrarı sağlamada yeni bir sürece girilirken, bu dönemin ilk
hükümeti, X. İnönü Hükümetidir. 57 Aynı zamanda, Birinci Beş Yıllık Planı da
İsmet İnönü Hükümeti hazırlayıp yürürlüğe koymuştur. O dönemde mali yıl 1
Mart’ta başlıyordu. Bütçenin yıllık programa uygunluğu sağlandıktan sonra Şubat
1963’te yürürlüğe girmiştir.
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının yürürlüğe konulmasıyla, ithal ikameci
sanayileşmede yeni bir evreye girilmiştir. Sıkı maliye ve para politikaları,
kaynakların tam olarak kullanılmasına ve en iyi biçimde tahsisine engel olan
enflasyonist ve deflasyonist eğilimlerin gelişmesini önleyecek biçimde tespit
edilmiştir.
Ulusal
tasarrufları
artırmak
yönünde
vergi
ve
KİT
reformlarını
gerçekleştiremeyen İnönü Hükümeti, 1963 yılı için Bütçede yatırımların payını
%32 oranında öngördüğü halde, gerçekleşme %23 oranında olmuştur. Fakat
Planın ikinci yılında dış tasarruflarda beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmıştır;
yurtdışına giden işçiler ülkeye döviz göndermeye başlamıştır. Bu arada plandan
korkan yerli ve yabancı sermaye yatırımcıları planın ilk iki yıla ait uygulamasını
gördükten sonra yumuşamaya başlamışlardır. Özellikle AET ile imzalanan
55
M. Sönmez (2002), Kriz, IMF ve Sermaye Birikiminde Tıkanma Bizim İçin Ağlama, IMF!,
(Der.Masis Kürkçügil), Everest Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, s.103.
56
S. Apak (1993), Türkiye ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Ekonomik İstikrar Uygulamaları,
Anahtar Kitaplar Yayınevi, Birinci Basım, İstanbul, s.109.
57
X. İnönü Hükümeti 25.12.1963–20.02.1965 tarihleri arasında görevde bulunmuştur.
39
Ankara Antlaşması’nın 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girmesi Hükümete içte ve dışta
prestij kazandırmıştır. Buna rağmen iç politikada çekişmeler de yeni boyutlar
kazandırmıştır. 58
29 Kasım 1964’te siyaset sahnesine Adalet Partisi başkanlığına seçilen
Süleyman Demirel çıktı. Kısa bir süre içerisinde Adalet Partisi, İsmet İnönü
Hükümetinin bütçesinin mecliste reddedilmesine zemin hazırlayarak, İsmet İnönü
Hükümetinin istifasını sağlamış oldu. Kayseri Bağımsız Senatörü Suat Hayri
Ürgüplü 20 Şubat 1965’te geçici hükümeti kurdu ve ülkeyi 10 Ekim 1965 yılında
Genel Seçimlere götürdü. Seçimi Adalet Partisi kazandı ve başkanı Süleyman
Demirel de Başbakan oldu. 59
Siyasi değişimlerin yoğun yaşandığı 1963–1967 yıllarına genel olarak
bakıldığında Tablo 3.1’de durum ortaya çıkmaktadır. Dönemi genel itibariyle
özetlemek gerekirse, 1968 yılına kadar ekonomide büyüme hızı ortalama %5,5
civarında gerçekleşmiş ve refah seviyesinde de yılda ortalama %3,8 oranında
iyileşme görülmüştür. Bu göstergeler çerçevesinde 1963–1967 döneminin Türkiye
Ekonomisi açısından istikrarlı bir büyümenin sağlandığı söylenebilir.
Tablo 3. 1: 1968–1972 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM v e TEFE
YILLAR
BÜYÜME HIZLARI (%)
Tarım
Sanayi
Hizmetler
1963
9,6
12,0
8,9
1964
-4,0
11,2
4,8
1965
-3,9
9,5
5,6
1966
10,7
15,2
11,5
1967
0,1
8,2
5,2
Kaynak: 1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri, DPT.
TEFE
GSMH
9,7
4,1
3,1
12,0
4,2
4,3
1,2
8,1
4,8
7,6
1963–1967 yılları arasında ihracat ve ithalat ile ilgili göstergeler ise Tablo
3.2 yardımıyla incelendiğinde, ihracatta 1964 yılındaki azalış dışında, sürekli
artışın söz konusu olması ve ihracatın ithalatı karşılama oranı artmasına rağmen,
dış ticaret açığı artmıştır.
58
E. Tokgöz (2004), Türkiye’nin İktisadi Gelişme Tarihi 1914–2004, İmaj Yayınevi, Yedinci
Basım, Ankara, s.173.
59
I. Demirel Hükümeti 27.10.1965- 03.11.1969 tarihleri arasında görevde bulunmuştur.
40
Tablo 3. 2. 1963–1967 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
İhracat
İhracat
(%
Değişim)
İthalat
İthalat
(%
Değişim)
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
1963
1964
1965
1966
1967
568
411
464
491
522
49
-27
12
5
6
688
537
572
718
685
11
21
6
25
-4.0
82.5
76.5
81.1
68.3
76.2
-120
-126
-108
-227
-163
7.7
5.3
5.4
4.8
4.6
9.4
6.9
6.6
7.1
6.0
Cari
Açık
/
GSMH
-4.0
-1.4
-0.9
-1.6
-1.0
Kaynak: DTM.
Aynı zamanda 1963–1967 dönemi bütçe açığı, iç borç, dış borç stoku ve
GSMH’ya oranlarındaki gelişmeler Tablo 3. 3’de gösterilmektedir.
Tablo 3. 3: 1963- 1967 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSMH’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar
TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
1963
1964
1965
1966
1967
0.167
-0.613
-0.617
-0.090
-0.233
0.0
-0.9
-1.2
-0.8
-0.0
İç Borç
Stoku
(Milyar
TL)
11.3
11.8
12.5
15.9
18.2
İç Borç /
GSMH
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
Dış Borç /
GSMH
13
13
19
14
14
659
964
1.051
1.149
1.286
6
7
11
11
10
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
1963–1967 yılları arasında Türkiye’de bütçe açığı, iç borç ve dış borç stoku
ile bunların GSMH’ya oranları Tablo 3.3 yardımıyla değerlendirildiğinde,
bütçenin 1963 ve 1967 yılı hariç, sürekli açık verdiği görülmektedir. İç borç stoku
devamlı artmış ve özellikle iç borçlanma planlı dönemle birlikte hızlanma eğilimi
göstermiştir. İç borç stokunun GSMH’ya oranı %13-%19 arasında dalgalanma
göstermiş ve en yüksek oran 1965 yılında gerçekleşmiştir. İç Borç Stoku da yıllar
itibariyle artış göstermektedir. Dış Borç Stokunun GSMH’ya oranı %6-%11
arasında dalgalanma sergilemiştir.
Ödemeler dengesi açığı ise, ihracatın düşünülen seviyenin üstünde
gerçekleşmesi nedeniyle plan hedefinin altında kalmıştır. Bu plan döneminde
41
yatırımları ve ihracatı teşvik amacıyla bazı kanunlar çıkarılmıştır. Aynı zamanda,
ihracatı teşvik için ise, ihracatta vergi iadesi uygulaması başlatılmıştır. 60
Bu dönemde ödemeler dengesinde yaşanan olumsuzluklar ve darboğazların
bir sonucu olarak Türkiye ile IMF sıklıkla bir araya gelmiştir. Planlama sürecine
girilmesiyle ekonominin yönetimine plan disiplini getirilmekle birlikte, her yıl
ihtiyaç duyulan taze para için IMF onayı gerekmiş ve bu durum, IMF ile olan
ilişkilerin niyet mektuplarıyla sürüp gitmesi şeklinde olmuştur. Denetim,
hükümetin isteği ile 1964 yılına kadar IMF uzmanlarının Türkiye’ye gelmesi
yerine, Türk Heyetinin Amerika’ya gitmesi ile gerçekleştirilmiştir. 61 1963–1967
yılları arasında IMF ile beş adet anlaşma imzalanmış, ancak bunlar arasında
sadece 1963 ve 1967 yıllarında yapılan anlaşmalarda, kredi dilimlerinin tamamı
kullanılmıştır. Diğerleri ise sonuçlandırılamamıştır. 62
Bu süreç içerisinde para politikası incelenirken, para arzının büyük ölçüde
kamu otoritelerinin davranışları tarafından kontrol edilen ve belirlenen dışsal bir
değişken olduğu düşünülebilir. Bunun geçerliliğini ortaya koyabilmek için önce
parasal tabanın para otoritelerinin kontrol altında olduğu, daha sonra para arzıyla
parasal taban arasında istikrarlı bir ilişkinin bulunduğunun ortaya konulması
gerekir. Bununla birlikte ülkemizdeki para otoritelerinin davranışları genel
ekonomik koşullardan ve özellikle de hükümetlerin ekonomik kalkınma
politikalarından bağımsız değildir. Bu bağlamda para arzının belirlenmesi genel
ekonomi politikasının ayrılmaz parçası olarak ele alınabilir. Diğer bir deyişle bu
dönemde uygulanan para politikasını genel ekonomi politikasından ayrı olarak
incelemek mümkün değildir. 63 1960’lı yılların sonuna doğru KİT’lerin Merkez
Bankası’ndan borç alma yolu kapanmış olmasına rağmen, hükümetin para basarak
60
1923’den Günümüze Türkiye Ekonomisi (1923–1993), http://www.kalem.gen.tr/oku.asp?id=
12&bslk=T%C3%BCrkiye%20Ekonomisi, 15/08/2006.
61
T. Berksoy (1982), Türkiye’de İstikrar Arayışları ve IMF, IMF İstikrar Politikaları ve
Türkiye, Birinci Basım, Savaş Yayınları, Ankara, s.154.
62
D. Uysal (2004), IMF Politikaları ve Türkiye, Birinci Basım, Çizgi Kitapevi, Konya, Birinci
Baskı, s.66.
63
İ. Parasız (1998), Türkiye Ekonomisi 1923’den İktisat ve İstikrar Politikaları, Birinci Basım,
Ezgi Kitapevi, Bursa, s.129.
42
gelirlerinin üstünde harcama yapması ve popülist amaçlarla sübvansiyon dağıtma
geleneğini devam ettirmiştir.64
1963–1967 yılları İlk Beş Yıllık Planlama dönemi olması sebebiyle Türkiye
Ekonomisi için uygulanan maliye ve para politikaları büyük önem arz etmektedir.
Bundan dolayı da bu aşamaya kadarki kısımlarda bu dönemde uygulanan maliye
ve para politikaları incelenmiştir.
Bu politikaların işleyişindeki uyumluluğun analizinde ise bütçe açığı ile
parasallaştırma miktarlarının GSMH’ye oranları incelenmiş ve birlikte hareket
edip etmediği grafiklerle ortaya konulmuştur. Oranlardaki artış ne kadar fazla ise
ekonominin o oranda krize duyarlı hale geldiği söylenebilir.
Bütçe açıkları parasal genişleme ile finanse edilirken, MB’nin sabit döviz
kurunu savunmaya çalışması cari işlemler açığını büyütmektedir. Maliye
politikasının para politikasını baskı altına alan uygulamalar, para, maliye ve döviz
kuru politikaları arasında yapısal bir uyumsuzluk yaratmakta ve böylece makro
ekonomik politikalar sürdürülemez bir hal almaktadır. Bu nedenle, MB’nin
elindeki döviz rezervleri ile döviz kurunu sürdüremeyeceği inancı yaygınlaşmakta
ve spekülatörler yoğun bir biçimde ulusal paradan dövize yönelmektedirler. Döviz
talebindeki ani ve olağan dışı bu artış, yüksek oranlı devalüasyona yol açmakta,
yani kriz (para krizi) yaratmaktadır. 65
Bu bağlamda, aşağıdaki Tablo 3.4’de, 1963–1967 Dönemi Bütçe Dengesi ve
Parasal Göstergelerin GSMH’ya Oranları gösterilmiştir. Daha sonra bu oranların
hareketlerinin yönünü göstermek amacıyla grafiksel çizimleri yapılmıştır.
64
O. Yenal (2001), Cumhuriyet’in İktisat Tarihi, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Yayını, s. 121.
P. Krugman (1997), “Currency Crises”, http://web.mit.edu/krugman/www/crises.html,
06/05/2006, p.5.
65
43
Tablo 3. 4: 1963- 1967 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
Bütçe
Dengesi
(%)
0,167
-0,613
-0,617
-0,090
0,233
1963
1964
1965
1966
1967
Bütçe
Dengesi /
GSMH
0,002
-0,008
-0,008
-0,001
0,002
M1
M1 /
GSMH
M2
M2 /
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
12,2
14,0
16,4
19,8
22,7
0,182
0,196
0,213
0,216
0,223
-
-
-
-
Kaynak: DPT, TCMB.
1963-1967 Tek Parti Hükümetleri Dönemi
Türkiye Ekonomisi
0,2
0,182
0,196
0,213
0,223
0,216
0,15
-0,05
1963
1964
1965
1966
0,
00
2
-0
,0
01
0
-0
,0
08
0,05
-0
,0
08
0,1
0,
00
2
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH
0,25
1967
YILLAR
Bütçe Dengesi / GSMH
M1 / GSMH
Şekil 3. 1: 1963–1967 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
Grafikte görüldüğü üzere, 1963–1967 döneminde bütçe dengesinin GSMH
oranları 1963 ve 1967 yıllarında pozitif eğilim gösterirken, diğer yıllarda bu oran
negatiftir. Bütçe Dengesi/GSMH, bu oran değişkeninin büyümesi makro ekonomik
yapı ile döviz kuru tutarsızlığına işaret eder. Bu tutarsızlığı en belirgin olduğu yıl ise
1964 ve 1965 yıllarıdır. Çünkü 1963 yılında bütçe dengesi/GSMH oranı 0,002 iken,
1964
ve
1965
yıllarında
bütçe
dengesi/GSMH
oranları
-0,008
düzeyinde
gerçeklemiştir.
Bütçe dengesi/GSMH oranıyla piyasadaki para arzını temsil eden M1’in
GSMH’ya (M1/GSMH) oranlarını birlikte ele alındığında, M1/GSMH oranının, bütçe
açığı/GSMH oranına göre nispeten artan bir eğilim sergilediği görülmektedir.
44
Bu dönemde enflasyonda artışlar yaşanmıştır. Ancak para arzının dolaşımdaki
para artı vadesiz mevduatlar şeklinde ya da M1 olarak göz önüne alındığı durumda,
1963–1967 döneminde enflasyonu açıklamada parasal genişlemenin etkisinin fazla
olmadığı söylemek mümkündür. Bir diğer deyişle 1960’lı yıllarda enflasyonun talep
enflasyonu niteliğinde olmadığı söylenebilir. 66
Bu plan dönemdeki hükümetler maliye ve para politikalarını, kaynakların
tam olarak kullanılmasını ve en iyi biçimde tahsisine engel olan enflasyonist ve
deflasyonist
eğilimlerin
gelişmesini
önleyecek
biçimde
uygulanmasını
kararlaştırmış olmalarına rağmen bu uygulamaları gerçekleştiremedikleri ifade
edilebilir.
Sonuç olarak, 1963–1967 arası yılları, Türkiye Devleti ve halkı için “Plan”
ve “Planlama” konusunda deneyim kazanma dönemi olarak nitelendirmek
mümkündür. Bu dönemde ekonomi alanında başarıların sınırlı kalmasında dönem
içerisinde ortaya çıkan siyasal çalkantılara bağlı olarak siyasi kadrolar ile
teknokratların da sıklıkla değişmesinin etkili olduğu gözlenmiştir. Özellikle
kalkınmayı hızlandıracak temel reformların hazırlanması ve yürürlüğe konulması
mümkün olamamıştır.
3.2. 1968–1972 Tek Parti Hükümetleri Dönemi
Dönemin ilk hükümeti, 27.10.1965 tarihinde iktidara gelen I. Demirel
Hükümetidir. Bu dönem, I. Demirel Hükümetinin iktidarıyla başlayıp daha sonra
II. Demirel Hükümeti, III. Demirel Hükümeti, I. Erim Hükümeti, II. Erim
Hükümeti ve Melen Hükümeti ile son bulmuştur. 67
66
Ü. Şişik (1982), Enflasyon Kuramında Gelişmeler ve Türkiye’de Enflasyon, TODAIE, Ankara,
s. 114.
67
İkinci Beş Yıllık Plan ikinci uygulama yılı tamamlanırken, 12 Ekim 1969’da genel seçimler
yapılmış ve S. Demirel’in başında bulunduğu Adalet Partisi tekrar çoğunluğu sağlayarak II.
Demirel Hükümeti kurulmuştur. II. Demirel Hükümeti ülkedeki ekonomik, sosyal ve siyasal
denetimi kontrol altına alamayınca, 12 Mart 1971’de Silahlı Kuvvetler duruma müdahale etmiştir.
Bundan dolayı S. Demirel Hükümeti istifa etti. 19 Mart 1971’de yeni hükümeti kurmakla Prof. Dr.
Nihat Erim görevlendirildi. Nihat Erim ise hükümet içerisinde çıkan anlaşmazlıklardan dolayı 17
Nisan 1972’de istifa etti. Yeni Hükümeti Ferit Melen kurdu ve bu hükümet dönemin son hükümeti
oldu.
45
Bu dönemin ilk partisi olan I. Demirel Hükümeti, İkinci Beş Yıllık Planı
hazırlayıp uygulamaya geçirerek ekonomiye yön vermeye başlamıştır. I. Demirel
Hükümetinde büyüme hızı %7 olarak belirlenmiştir.
Diğer temel hedefler ise: 68
•
Ekonomide sanayi sektörünün “sürükleyici” bir nitelik kazanması,
•
Sanayi sektörünün yıllık büyüme hızının %12 olması ve dönem sonunda
GSMH içindeki payı %20,5 düzeyine çıkması,
•
Tarım sektörü ortalama olarak %4,1 oranında büyümesi,
•
Ekonomide
enflasyonist
veya
deflasyonist
eğilimlerin
önlenmeye
çalışılması,
•
Dış tasarrufların GSMH içerisindeki payı 1967 yılında %2 olan payının,
1972‘de %1,7’ye düşürülmesi,
•
Ekonomide dışa bağımlılık azaltılması,
•
Yatırım harcamalarının 1967’de GSMH’nın %19,9 olan payının 1972
sonunda bu oran %24,3’e yükseltilmesi,
•
Yurtiçi tasarrufların GSMH’ya oranının aynı yıllar için %17,9’dan
%22,6’ya çıkarılması hedeflenmiştir.
Ekonomik program uygulanmaya başlandıktan sonra, 1960’lı yılların
sonlarına doğru IMF artan dış ticaret açığı, TL’nin aşırı değerlenmesi, işçi döviz
gelirlerindeki azalışlar gibi nedenlerden yola çıkarak Türkiye’ye yeniden bir
devalüasyon önermiştir. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel 1969 yılındaki
genel seçimleri düşünerek 69 bu öneriyi geri çevirmiştir. 70
1960’lı yılları sonunda ortaya çıkan dış ticaret açıklarındaki artış sorunu
1970’lı yılların sonlarına girilirken, daha da büyüyerek artık hükümet tarafından
gözardı edilemez boyutlara ulaştı. Dış kaynak girişleri de beklenen ölçüde
68
E. Tokgöz (2004), Age, s.180.
Çoğu hem demokratikleşme yolunda olan hem de gelişmekte olan ülkede devalüasyonlar aynı
zamanda siyasal iktidarların başarısızlığının göstergesi olarak kabul edildiğinden, hükümetler
seçimler öncesi devalüasyona gitme konusunda isteksiz olmakta ve hatta popülist uygulamaların
bir yansıması olarak ulusal paranın değerlenme süreci yaşamasına göz yummaktadırlar.
Dolayısıyla genellikle politika uygulamalarında, devalüasyon da dahil, bir takım önlemler
zincirinin seçimlerden sonraya ertelendiğini dünya deneyimlerinden hareketle gözlemek
mümkündür (Bkz. Ernesto H. Stein ve Jorge M. Streb (2004). “Elections and the Timing of
Devaluations”, Journal of International Economics, Vol. 63(1), pp: 119–145, May.
70
H. Şahin (2003), Türkiye Ekonomisi, Basım Ezgi Yayınları, Bursa, s.171.
69
46
gerçekleşmeyince, Türkiye döviz darboğazı şeklinde bir ekonomik bunalımla
karşı karşıya kalmıştır.
İktisadi darboğazı kısmen de olsa aşmak için Ağustos 1970’te TL %66
oranında devalüe edildi. Yani 1$=15 lira oldu. Bu yüksek oranlı devalüasyon
ihracatı ve işçi dövizlerinin girişini olumlu yönde etkiledi ve sonraki yıllarda cari
işlemler açığının hızla kapanmasına olanak verdi. 71 Fakat TL’nin devalüe
edilmesi sırasında tüm döviz alım satımlarında aynı kur uygulanmamış, yani farklı
prim ve vergi oranları ile bir süre çoklu kur uygulaması geçerli olmuştur. 72
1970 yılında alınan devalüasyon kararının içeriğinde, dış ekonomik istikrar
ile
yurtiçi
ekonomik
istikrarın
sağlanmasına
ilişkin
önlemler
olarak
değerlendirilebilir. Dış ekonomik istikrara ilişkin tedbirler, Türk Lirası paritesinin
değiştirilmesi ve dış ticaret sisteminin tekrar gözden geçirilmesi şeklinde ortaya
çıkmıştır. Yurtiçi ekonomik istikrarının sağlanmasına ilişkin tedbirler de para
politikası ile ilgili uygulanan program ve bütçe dengesi ile ilgili önlemlerden
oluşmuştur. 73
1970 devalüasyonunun en olumlu etkisi işçi dövizleri üzerine olmuştur.
1970 yılı ve sonraki dört yılda işçi dövizleri çok önemli bir sıçrama göstermiştir.
1969 yılında 141 Milyon Dolar olan işçi dövizleri 1970 yılında 270 Milyon
Dolar’a yükselmiş, sonraki yıllarda da artan oranlarda büyüyen bu döviz geliri
1974 yılında 1.5 Milyar Dolara yaklaşmıştır. 74
Uygulamaya konulan ekonomik program ve 1970 yılında yaşanan
devalüasyon olgusu öncesi ve sonrasındaki büyüme hızları, GSMH, TEFE
oranları Tablo 3.5’de gösterilmiştir.
71
E. Tokgöz, Age., s.182.
H. Şahin, Age., s.170.
73
İ. Parasız, Age., s.140.
74
S. Apak, Türkiye ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Ekonomik İstikrar Uygulamaları, Birinci
Basım, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul, s.158.
72
47
Tablo 3. 5: 1968–1972 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
YILLAR
BÜYÜME HIZLARI (%)
Sanayi
Hizmetler
Tarım
TEFE
GSMH
1968
1969
1970
1971
1972
1,5
11,1
7,9
-1,2
12,1
4,8
2,8
1,3
4,3
5.2
9.0
4.5
1.1
10.4
10.3
Kaynak: DPT, 1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri.
6,7
4,3
4,4
7.0
9.2
3,2
7,2
6,7
15.9
18.0
Tablo 3.5’de görüldüğü üzere, 1968–1972 döneminin en yüksek GSMH
oranı 1972 yılında %9.2 olarak gerçekleşmiştir ki, aynı zamanda bu 1972 yılında
tarım, sanayi, hizmetler sektöründe de diğer yıllara oranla daha büyük bir büyüme
oranı olmuştur.
Bu dönemin ihracat ve ithalatla ilgili göstergeleri Tablo 3.6 yardımıyla
incelendiğinde, ihracatta, 1968 yılı %4’lük azalış dışında sürekli artışların söz
konusu olması ve ihracatın ithalatı karşılama oranının artmasına rağmen, dış
ticaret açığı da yıldan yıla artmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı dönem
başında %65 iken 1972 sonunda %56.6’ya düşmüştü.
Tablo 3. 6: 1968–1972 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
İhracat
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
Cari
Açık
/
GSMH
-4
8
9
15
30
764
801
948
1.170
1.563
11
4
18
23
33
64.9
67
62
57.8
56.6
-268
-264
-360
-493
-678
4.0
3.8
4.6
5.5
5.3
6.1
5.7
7.5
9.6
9.4
-1.2
-1.2
-0.9
-0.6
-0.0
1968
1969
1970
1971
1972
496
537
588
677
885
Kaynak: DTM.
Ancak bu dönemde ihracatta önemli artışlar yakalanmıştır ihracat
kalemindeki
bu
artışın
sebebi
iktisatçılar
arasında
farklı
nedenlere
dayandırılmıştır. Apak; ihracatın olumlu bir çizgiye gelmesini, 1971 yılında çok
iyi düzeyde hasat elde edilmesine bağlarken, bununla birlikte devalüasyonun
yapılması durumunda ihracatta bu denli bir iyileşmenin söz konusu olmayacağını
ifade etmektedir. 75
75
S. Apak, Age.,s.139.
48
Berksoy; bu dönemde ortaya çıkan ekonomik tabloyu; devalüasyonun
sonuçlarının istatistiksel olarak olumlu görünmesine rağmen ihracatta görülen bu
gelişmeyi tamamen devalüasyona bağlamak konusunda temkinli yaklaşmakta,
ihracatın gösterdiği bu gelişmeyi bir önceki dönemde oluşan durgunluk ve
gerilemeye bağlamaktadır. Ayrıca dünya ekonomisindeki konjonktürün de bu
iyileşmeye katkıda bulunduğu belirtilmektedir. 76
1968–1972 yılları arasında bütçe açığı, iç ve dış borç stoku ile bunların
GSMH’ya oranları Tablo 3.7 yardımıyla değerlendirilecek olduğunda, bütçenin 1970
yılı hariç, sürekli açık verdiği görülmektedir. İç borç stoku sürekli artış göstermiş,
özellikle planlı dönemle birlikte hızlanma eğilimi göstermiştir. Bu dönemde iç borç
stokunun GSHM’ya oranı %8 ile %13 arasında dalgalanma göstermiştir. Aynı şekilde
dış borç stokunun GSMH’ya oranı %10-%14 arasında değişmiştir.
Tablo 3. 7: 1968–1972 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
İç Borç /
GSMH
1968
1969
1970
1971
1972
-0.593
-0.4
20.5
13
-1.6
-1.0
22.6
13
0.211
-0.0
24.9
11
-6,3
-2.2
29.5
10
-0.362
-0.0
33.0
8
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
Dış Borç /
GSMH
1.502
1.678
1.891
2.177
2.291
10
10
12
14
11
Bu dönemde uygulanan para programına göre, Merkez Bankası, Hazine
bonosu kabul etmeyecek, sadece döviz karşılığı para emisyonunda bulunacaktır.
Para programı, bütçe finansmanını Merkez Bankası kaynaklara, bankalar
sistemine
ve
genelde
sermaye
piyasasına
itiyordu.
Kamunun
sermaye
piyasasından güçlü fon çekmesi faiz haddini yükseltiyordu. 77
Döviz girişine sağlamaya yönelik olarak uygulanan para programı ve bunun
sonucunda yükselen faiz haddi, maalesef ekonomiye ve bütçeye de büyük yük
yıkan bir kambur oluşturmaya başladı. Faiz haddinin yükselmesi karşısında
76
77
T. Berksoy, Age., s.158.
İ.Önder, Age.,s.48.
49
TL’nin aşırı değer kazanması “sıcak para” adı verilen operasyonu başlatmıştır.
Bilindiği gibi, sıcak para operasyonu döviz girişini sağlıyordu, ancak kullanılan
her ünite döviz başına çok yüksek faiz ödeniyordu. 78
Bu durum ise, ekonominin giderek dışa bağımlı bir özellik kazanmakta
olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu dönemde ortaya çıkan siyasal, sosyal ve
ekonomik kargaşa içerisinde makro politikalar, hükümetler için “günü kurtarma”
veya “yılı kurtarma” yönünde kısa vadeli olmuştur.
Aşağıdaki Tablo 3.8 ve Şekil 3.2 yardımıyla, bu dönemdeki hükümetlerin
politikalarını uyguladıkları sırada hangi yıllarda mali disiplinden uzaklaştıkları
belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece 1968–1972 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal
Göstergelerin GSMH’ya Oranları incelenerek yukarıda ifade edilmiş olan
dönemin politikalarının geçerliliğini ve ülkenin krize ne oranda duyarlı olduğunu
görmenize yardımcı olacak somut bir gerçeklik ortaya konulmaya çalışılmıştır.
1968–1972 yılları arasında, 1970 yılı hariç diğer yıllar bütçe dengesi açık
vermiştir. Özellikle 1969 ve 1971 yıllarında bütçe açıkları hayal kırıklığı
yaratmıştır. 1969 yılında gerçekleşen bütçe açığının sebebi yapılan seçimler ve
sonucunda bütçe denge prensibinin uygulanmamış olması, 1971 bütçe açığının
sebebi ise Mart 1970’te memur maaşlarında önemli artışlar gerçekleştirilmiş ve
maaş farklarının ödenmesinin 1971 yılına sarkmış olmasıdır.
Bütçe Dengesi/GSMH değişkeninin büyümesi, makro ekonomik yapı ile
döviz kuru arasındaki tutarsızlığı göstermektedir. Bütçe dengesi/GSMH oranı
1968 yılında -0,003, bu oran 1969 yılında -0,008 düzeyinde ve 1970 yılında 0,001, 1971 yılında -0,024 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, 1969 ve
1971 yılları makro ekonomik yapı ile döviz kuru arasında tutarsızlığın yaşandığı
yıllar olmuştur.
Bu dönemde bütçe açıkları Merkez Bankası aracılığıyla finansman
edilmiştir. Bu dönemde de para politikaları, kamu otoriteleri tarafından kontrol
78
G. Kazgan (1999), Tanzimattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Birinci Basım, Altın
Kitaplar, İstanbul, ss.213–229.
50
edilen bir değişken olma özelliğini korumuştur. Ancak 1970 yılında bütçe fazla
verdiği için diğer yıllara oranla bütçenin finansmanında Merkez Bankası
kaynaklarına yönelim daha az olmuştur.
Tablo 3. 8: 1968- 1972 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
Bütçe
Dengesi
(%)
Bütçe
Dengesi /
GSMH
1968
1969
1970
1971
1972
-0,593
-0,003
-1,6
-0,008
0,211
0,001
-6,3
-0,024
-0,362
-0,001
Kaynak: DPT, TCMB.
M1
M1 /
GSMH
M2
M2 /
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
26,0
30,1
35,3
43,6
52,9
0,158
0,164
0,169
0,166
0,168
44,2
56,6
70,9
0,212
0,216
0,225
-
-
Bu dönem, bütçenin parasallaştırma oranları incelendiğinde, M1/GSMH
oranında artışlar gerçekleşmiştir. 1968–1972 yılları arasındaki M1/GSMH
oranlarındaki artışlar birbirine yakın oranda olmuştur. M1/GSMH, yıllar itibariyle
oranı, 1968 yılı 0,158, 1969 yılı 0,164, 1970 yılında 0,169, 1971 yılı 0,166 ve
1972 yılında 0,168 olarak gerçekleşmiştir.
1968-1972 Tek Parti Hükümetleri Dönemi Türkiye
Ekonomisi
Bütçe Açığı/GSMH M1/GSMH
M2/GSMH
0,25
0,2
0,15
0,158
0,164
0,212
0,216
0,225
0,169
0,166
0,168
0,1
0,05
0
-0,05
0-0,003
1968
0-0,008
1969
0,001
1970
1971-0,024
-0,001
1972
YILLAR
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH
M2/GSMH
Şekil 3. 2: 1968–1972 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
1970 yılında para stokuna vadeli mevduat yani M2 de katılmıştır. M2/GSMH,
bu oran değişken ekonominin finansal derinliği hakkında bilgi veren alternatif bir
51
orandır. M2/GSMH oranı, 1970 yılında 0,212, 1971’de 0,216 ve 1972 yılında 0,225
düzeyinde gerçekleşmiştir.
3.3. 1973–1977 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
1973–1977 Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın temel ilke ve hedefleri
Nihat Erim Hükümeti zamanında hazırlanmış ve 1972 yılında Yüksek Planlama
Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Nihat Erim Hükümetinin 22 Mayıs 1972’de
istifası üzerine kurulan Melen Hükümeti yeni bir perspektife göre hazırlanmış
bulunan ekonomik planı onaylamıştır.
Melen Hükümeti bir yıl dolmadan istifa etmiş ve dönemin Cumhurbaşkanı
Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü Naim Talu’yu hükümeti kurmakla
görevlendirmiştir. Naim Talu Hükümeti ise Türkiye’yi 14 Ekim 1973 genel
seçimlerine götürmüştür. Yapılan genel seçimler sonucu, seçime katılan hiçbir
parti çoğunluğu sağlayamadığı için partiler arasında koalisyon pazarlıkları
başlatılmıştır. Uzun süren koalisyon pazarlıkları sonucunda, 26 Ocak 1974’te
Ecevit’in Başkanlığında CHP-MSP koalisyon hükümeti göreve başlamıştır.
Yeni Hükümet içte ve dışta çok ciddi izler bırakan sorunlarla karşı karşıya
gelmiştir. Ekim 1973’te Arap-İsrail savaşlarının yeniden başlamış ve petrol ihraç
eden Arap ülkelerinin girişimiyle ham petrol fiyatı 2,5 dolar iken, 24 Aralık
1973’te 11,6 dolara yükselmiştir. Dünya ekonomisinin dengelerini alt üst etmiş
olan “petrol şoku” petrol ithalatçısı olan Türkiye’nin dış ticaret açığının üç misli
artmasına neden olmuştur.
Hükümet petrol krizinin yıkıcı etkileri aşmaya çalışırken, 1974 yılında
Kıbrıs Barış Harekatı başlamıştır. İçten ve dıştan kaynaklanan olumsuz koşullara
bağlı olarak ekonomik dengeler hızla bozulurken, ülkenin kaderini belirleyecek
iki siyasi lider, Demirel ve Ecevit’in kamuoyu önünde ülke dikkate almayan, daha
çok politik mülahalazalarda bulundukları dikkat çekmiştir. 79
79
E. Tokgöz (2004), Age, ss.188–189.
52
Koalisyon Hükümeti, milleti çok büyük siyasal, ekonomik ve askeri açıdan
sorumlulukların altına soktuğu halde, tamamen iç politika hesapları üzerine
anlaşamadıkları için, 16 Eylül 1974’te dağılmıştır. Ülke siyasal bir boşlukla, yani
hükümet kriziyle içerisinde kalmıştır. Bu dönemin son hükümeti Süleyman
Demirel başkanlığında kurulmuştur. 80
Üçüncü planın başlıca ekonomik ve sosyal hedefleri şu şekilde
belirtilmiştir:81
•
Yılda ortalama olarak GSMH’nın %7,9 oranında büyümesi,
•
Sektörel büyüme hedefleri tarımda % 4–4,5, sanayide %11,5–12
düzeyinde gerçekleşmesi,
•
GSYİH’nın oluşumunda sektörlerin payının tarımda %23, sanayide %27
ve hizmetlerde %50 olması,
•
Plan döneminde %291 milyar TL’lik yatırım yapılması,
•
Yatırımların %12’sinin tarımda, %45’inin sanayide, %43’ünün de
hizmetlerde gerçekleşmesi,
•
Toplam tasarrufların 1972’deki %19,6 düzeyinden 1977’de %25,5’e
çıkmaması,
•
Dışa bağımlılığın azalması için ihracatın 1963–71 arasında %7’lik yıllık
artışının %9,4’e çıkması,
•
Hızlı sanayileşme ile tarım dışında 1,6 milyon kişiye iş açılmasıdır.
Bu temel sosyal ve ekonomik hedeflere ulaşmada fazla bir başarı
sağlanamamıştır. Üçüncü plan döneminde GSMH’nın ortalama yıllık büyüme hızı
80
Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk kontenjan senatörü Prof. Sadi Irmak’ı Hükümet
kurmakla görevlendirmiştir. Siyasilerin popülist davranışları nedeniyle, Irmak Hükümeti güvenoyu
alamadığı halde, Kasım 1975 tarihleri arasında görevde kalmıştır. Dördüncü kez başbakan olan
Demirel, CHP dışında kalan partilerin katılmasıyla, “geniş cephe” hükümeti kurmuştur. İki yılı
aşan bir süre sonunda 5 Haziran 1977’de Genel Seçimler yapılmıştır. CHP milletvekili sayısını
artırarak birinci parti olma özelliğini korumuştur. Ecevit bir azınlık hükümeti kurmuş, fakat
güvenoyu alamamıştır. Bu kez beşinci kez başbakan olan S. Demirel MSP ve MHP’yi yanına
alarak “milliyetçi cephe” Hükümetini kurmuştur. 21 Temmuz 1977–5 Ocak 1978 tarihleri arasında
görevde kalmıştır. Demirel’in kurduğu hükümetten 11 milletvekili ayrılınca hükümet düşmüştür.
Üçüncü plan döneminde ülkenin yaşadığı inanılmaz çalkantıları ve çekişmelerin boyutunu görmek
için bu dönemde yedi başbakan değişikliği, yani yedi kez ard arda hükümet kurulduğunu söylemek
yeterli olsa gerek. (E. Tokgöz, Agm, ss. 189–190)
81
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı 1973–1977, http://ekutup.dpt.gov.tr/plan-prg.html,
20/08/2006.
53
%6,5 olarak gerçekleşmiştir. Oysa öngörülen hedef %7,9’idi. Bu Planda
sanayileşmeye önem verilmiştir. Ancak dönem sonuna gelindiğinde, GSYİH’nın
oluşumunda sanayi sektörünün payında beklenen artış olmamıştır. Tarımın payı
%24,1’de kalırken, sanayinin payı %27,7 olarak gerçekleşmiştir. Böylece
hizmetler hedefinin üzerinde gerçekleşmiştir.
1973–1977 dönemini Sektörel ve GSMH’deki büyüme hızı açısından aşağıdaki
Tablo 3.9 incelendiğinde, bu dönemde GSMH’deki büyüme hızının ortalama 5.26
olduğu görülür. Ancak dönem ortalamasının üzerindeki yüksek artış ise 1979
yılında gerçekleşmiştir.
Tablo 3. 9: 1973–1977 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
YILLAR
Tarım
BÜYÜME HIZLARI (%)
Sanayi
Hizmetler
1973
1974
1975
1976
1977
-7.8
11.9
6.4
6.3
7.3
4.5
3.1
9.1
8.5
7
9.0
12.9
-1.9
6.9
4.4
Kaynak: 1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri, DPT.
TEFE
GSMH
4.9
3.3
6.1
9.0
3.0
20.5
29.9
10.1
15.6
24.1
1970’li yılların başlarından itibaren enflasyon çift hanelere çıkmış, ancak
yüksek oranlarda istikrarlı bir seyir izlendiği gözlenmiş ve 1970’li yılların ikinci
yarısında itibaren de hızla kontrolden çıkmıştır. Diğer yandan ekonomik büyüme
1970’li yılların ilk yarısında normal trendinde iken, 1970’li yılların ikinci
yarısında gerilemiştir. Bu dönemde parasal genişleme enflasyondaki artışın temel
nedenlerinden birini teşkil etmiştir. 82
1973–1977 yılları arasında ihracat ve ithalat ile ilgili göstergeler Tablo 3.10
yardımıyla incelendiğinde, ihracatta, 1975 yılındaki %8 oranındaki azalış ve 1977
yılında %10 azalışlar meydana gelmesine karşılık, ithalatta artışlar gözlenmiştir.
Bu dönemde meydana gelen ithalat artışı yatırım malları ithalatı ile ara malları
ithalatından kaynaklanmıştır. Aynı zamanda ihracat miktar olarak azalırken, değer
olarak da çok yavaş gelişmiş, ithalat ise hızla artmaya devam etmiştir. İhracattaki
bu olumsuz gelişmeler, bir yandan sanayileşmiş ülkelerde gözlenen bunalımdan,
82
T. Önder (2005), Para Politikası: Amaçları, Araçları ve Türkiye Uygulaması, Uzmanlık
Yeterlilik Tezi, www.tcmb.gov.tr/kutuphane/TURKCE/tezler/timuronder.pdf, 29/08/2006.
54
öte yandan enflasyonist bir ortamda, sınırlı olan üretimin daha çok yurtiçi
tüketime kaymasından kaynaklanmıştır.
Tablo 3. 10: 1973–1977 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
1973
1974
1975
1976
1977
İhracat
1.137
1.532
1.401
1.960
1.753
Kaynak: DTM.
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
Cari
Açık
/
GSMH
48
16
-8
39
-10
2.086
3.778
4.739
5.129
5.796
33
81
25
8
13
63.1
40.5
29.5
38.2
30.2
-796
-2.246
-3.338
3.169
4.043
6.2
5.1
4.0
5.1
4.0
9.9
12.6
13.9
13.3
13.1
1.7
-1.8
-3.4
-3.7
-5.0
Petrol fiyatlarındaki artışlardan olumsuz yönde etkilenen birçok gelişmekte
olan ülkenin tersine, Türkiye’nin artan düzeylerde ithalat gerçekleştirebilmesi
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda öngörülen yüksek büyüme oranlarına
erişebilme amacı yanında kısa vadeli dış borçlanmamın ödemeler dengesinde
yarattığı ferahlıktan kaynaklanmıştır.
Sınırlı iç piyasa ve ihracata yönelmedeki yetersizlik, sermaye yoğunluğu
daha yüksek yatırımlardaki artış ve sınırlı kapasite kullanımları, büyüme hızının
sürdürülmesini gittikçe daha yüksek maliyetli hale getirmiştir. 1973–1974 yılları
arasında dört katına kadar çıkan petrol fiyatları Türkiye’yi derinden etkilemiştir.
Art arda gelen hükümetler, birinci petrol şokundan önce yavaşlama eğilimine
giren ekonomik büyüme hızını artırmak için, en azından başlangıçta, genişletici
politikalar izlemişlerdir. Kamu sektörü yatırımları hızla büyümüştür. Ancak, aynı
dönemde tüketim harcamaları sınırlandırılamadığından, bu politika, reel olarak
%8 gibi bir büyüme sağlamasına rağmen, aynı zamanda istikrarsızlığa da
sebebiyet vermiştir. 83
1974 yılı ödemeler dengesi gelişmelerinde kilit bir yıl olma özelliği
taşımıştır. 1973 yılında ödemeler dengesi olumlu bir biçimde gelişmiş ve %34
oranında artan ithalata karşılık, ihracatın %49, işçi dövizlerinin ise %60 oranında
artması sonucunda, cari işlemler fazlası 473 milyon dolara ulaşmıştır. Bu
83
1923–1980 Türkiye Ekonomisi, http://www.ekonomi.name/turkiye-ekonomisi/1923–1980turkiye-ekonomisi.html, 25/08/2006.
55
gelişmelerle birlikte, tarımsal üretimdeki azalmaya karşılık GSMH’de %5.3
oranında bir artış sağlamıştır. Ancak, 1974 yılında dört kat artan petrol fiyatları ve
dünya ekonomik bunalımlarının yanı sıra ülkemizdeki sanayileşmenin yapısındaki
olumsuzluklar ve siyasi istikrarsızlıklar 84 ödemeler dengesinde görülen bu olumlu
gelişmelerin yerini farklı boyutlardaki sorunlara bırakmaya neden olmuştur. 85
Türkiye’nin bu dönemler arasında bütçe performansına ilişkin değerler ise
Tablo 3.11’da gösterilmektedir. 1973 yılında gerçekleşen bütçe dengesi 2.2 milyar
dolar açık verirken, bu açık 1977 yılında 48 milyar dolara ulaşmıştır. Bütçe
harcamalarındaki artışlar ise iç ve dış stokunun GSHY’ya oranlarını da artırmıştır.
Tablo 3.11: 1973–1977 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
1973
1974
1975
1976
1977
İç Borç /
GSMH
-2.2
-0.6
38.5
8
-3.9
-0.8
43.0
7
-5
-0.7
66.0
8
-10
-0.4
97.0
10
-48
-4.0
134
9
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
Dış Borç /
GSMH
2.654
2.901
4.291
6.920
10.935
10
8
7
7
7
Merkez Bankası açısından 1970’li yıllara damgasını vuran en önemli
gelişmelerden birisi, TCMB kanununun değiştirilmesidir. Bunun sonucunda,
TCMB kanunlarının, para ve kredi işlemlerini ekonomi politikasının hedeflerine
göre ayarlayabilmek için gerekli para politikası araçlarıyla donatarak ülke
ekonomisinin gelişmesinde daha aktif rol oynayacak bir kurum haline getirilmesi
hedeflenmiştir.
1970 yılı para politikası açısından iyi başlayan, ancak dışsal şokların da
etkisiyle ülkenin gelecek 30 yılına damgasını vuracak makroekonomik
dengesizliklerin, yüksek enflasyonun başladığı, parasal kontrolün sağlanamadığı
dönem olarak adlandırmak mümkündür.
84
Bu dönemde yedi kez hükümet değişikliği olmuştur. Siyasi istikrarsızlıklar ise ekonomi
alanındaki yaşanan sorunların derinliğini daha da artırmıştır.
85
İ. Parasız, Age, s.171.
56
Sonuçta Türkiye ekonomisi, özellikle 1970’lerdeki iki büyük petrol şokunun
ve uygulanan tutarsız para ve maliye politikalarının etkisiyle girdiği derin
ödemeler dengesi krizinin bir sonucu olarak ciddi üretim gerilemeleri ve giderek
hızlanan bir enflasyon olgusuyla karşı karşıya gelmiştir. 86
Bu dönemin politikaları arasındaki uyumu aşağıdaki Tablo 4.15 ve Şekil 3.3
yer alan 1973–1977 dönemi bütçe dengesi ve parasal göstergelerin GSMH’ya
oranları dikkate alınarak incelenmiştir.
Tablo 3. 12: 1973- 1977 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
Bütçe
Dengesi
(%)
Bütçe
Dengesi /
GSMH
1973
1974
1975
1976
1977
-2,2
-0,005
-3,9
-0,007
-5
-0,007
-10
-0,011
-48
-0,043
Kaynak: DPT, TCMB.
M1
M1 /
GSMH
M2
M2/
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
69,8
88,7
117,6
150,4
209,1
0,174
0,164
0,170
0,173
0,188
90,3
113,3
146,6
181,2
243,5
0,226
0,210
0,212
0,208
0,219
-
-
1973–1977 Dönemi Bütçe Dengesi\GSMH, yıllar itibariyle oranları, 1973 yılı 0,005, 1974–1975 yıllarında -0,007, 1976 yılı -0,011 ve 1977 yılında -0,043
olarak gerçekleşmiştir.
Bütçe dengesi/GSMH, oranının artması makro ekonomik yapı ile döviz
kuru tutarsızlığına işaret ettiğine göre, 1973–1977 dönemi içerisinde bu oranın
artış gösterdiği yıllar ise 1974, 1976 ve 1977’dir. Yani bu yıllar, makro ekonomik
yapı ve döviz kuru dengesi açısından sorunların yaşandığı yıllar olmuştur.
86
T. Önder (2005), Para Politikası: Amaçları, Araçları ve Türkiye Uygulaması, Uzmanlık
Yeterlilik Tezi, www.tcmb.gov.tr/kutuphane/TURKCE/tezler/timuronder.pdf, 29/08/2006.
57
1973-1977 Tek Parti ve Koalisyon Hükümeti Dönemi
Türkiye Ekonomisi
M1/GSMH M2/GSMH
Bütçe Dengesi/GSMH
0,25
0,2
0,15
0,226
0,174
0,21
0,212
0,164
0,17
0,219
0,188
0,208
0,173
0,1
0,05
0
-0,05
-0,005
1973
-0,007
1974
-0,007
1975
-0,011
1976
1977
-0,043
-0,1
YILLAR
Bütçe Dengesi/GSMH
M1 / GSMH
M2 / GSMH
Şekil 3. 3: 1973–1977 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
M1/GSMH değişkeni, 1973 yılında 0,174 iken %10’luk bir azalma ile
1974 yılında 0,164 olarak gerçekleşmiştir. Daha sonraki yıllarda ise artışlar
yaşanmıştır. 1973–1977 Dönemi M1/GSMH, yıllar itibariyle gerçekleşen oranları,
1975 yılı 0,170, 1976 yılı 0,173 ve 1978 yılında 0,188’dir.
Ekonominin finansal derinliği hakkında bilgi veren, M2/GSMH oranı ise yıllar
itibariyle, 1973 yılında 0,226, 1974 yılında azalarak 0,210, 1975 yılında artarak 0,212,
1976 yılında 0,208 ve 1977’de 0,219 düzeyinde gerçekleşmiştir.
Bu döneme ait bütçe açığı ve parasal genişlemeler gözden geçirildiğinde, diğer
dönemlere oranla önemli artışlar kaydedilmiştir. 1973–1977 döneminde uygulanan
para politikaları enflasyonu artırıcı rol oynamıştır. 1973 yılında enflasyon oranı 20,5
iken, 1977 yılına gelindiğinde bu oran 24,1 olmuştur.
3.4. 1979–1983 Tek Parti Hükümetleri Dönemi
Üçüncü Plan’ın son yılı olan 1977 yılı içinde IV. Plan hazırlıkları Süleyman
Demirel Hükümeti tarafından başlatılmıştır. Ancak hükümet 31 Aralık 1977’de
görevi bırakmıştır. Yeni hükümeti Bülent Ecevit kurmuştur. Yürürlükteki mevzuat
uyarınca IV. Plan’ın 1 Ocak 1978’de yürürlüğe girmesi gerekiyorken, Ocak ayının
ilk yılları hükümet kurmakla geçmiştir. Bu yüzden Ecevit Hükümeti önce 1978
58
yılı için bir yıllık geçiş programı hazırlayıp yürürlüğe koymuş ve daha sonra IV.
Plan’ın hazırlıklarını başlatılmıştır.
Dördüncü Plan (1979–1983) döneminde enflasyon ve dış ödemeler
güçlüğünün ağırlaştığı bir süreçte uygulamaya konulmuştur. Petrol şokları
sonucunda
artan
ithalatın
döviz
gereğinin
mevcut
üretim
yapısıyla
karşılanamaması, yetersiz enerji, emek piyasasındaki sorunlar, kamu açıkları gibi
nedenler sonucu, ekonominin 1970’lerin ikinci yarısında darboğaza girdiği
görülmüştür. Böyle bir ortamda hazırlanan Dördüncü Plan’da, bir taraftan
ekonomik dar boğazdan çıkmayı, öte yandan ekonomide büyüme sağlamayı
amaçlamıştır.
Dördüncü Planda GSMH yıllık büyüme oranı yüzde 8 alınmış olup,
toplam yatırımların yüzde 12 oranında artırılması, gerekli yatırımların
gerçekleştirilmesinde kamuya ağırlık verilmesi, ithal ikamesinin sürdürülmesi ve
aynı zamanda ihracatın da artırılması (%18), sanayin üretim yapısının ara ve
yatırım mallarının daha hızlı büyümesiyle değişmesi amaçlanmıştır. Madencilik
ve enerji öncelik verilen sektörler arasında yer almıştır. Planda ekonomik
büyümenin daha eşitlikçi paylaşımı için kooperatifleşme ve yaygın halk
girişimciliği gibi politikaların benimsendiği görülmüştür. Ekonominin kendi
kendine yeterliliğinin artırılması, ekonomik istikrar, ileri bir sanayileşme düzeyi,
enerji darboğazının aşılması, gelir dağılımının iyileştirilmesi, eğitim ve sağlık
hizmetlerinin yaygınlaştırılması planda üzerinde durulan hususlardı. 87
Fakat Planı hazırlayıp yürürlüğe koyan hükümet Planın birinci yılını
tamamlamadan Kasım 1979’da görevden ayrılmak zorunda kalmıştır. Çünkü 14
Ekim 1979 ara seçimlerinde başarısız olan Ecevit hükümeti istifa etmiştir. Daha
sonra Süleyman Demirel Hükümeti kurmuştur. Süleyman Demirel Hükümeti 24
Ocak İstikrar Programı’nı hazırlamıştır. Ancak bu hükümet de bir yıl dolmadan
görevinden ayrılmıştır. Yeni hükümeti Emekli Oramiral Bülent Ulusu kurmuştur.
87
A.Temel, E. Boyar, Ş. Saygılı,Türkiye Ekonomisinde Yapısal Değişim (1946–1999),
http://ekutup.dpt.gov.tr/planlama/42nciyil/temela.pdf#search=%22ekonomide%20yap%C4%B1sal
%20de%C4%9Fi%C5%9Fim%201946–1999%22, 03/09/2006.
59
Siyasal alanda yaşanan sıkıntılar, etkilerini ekonomi alanında göstermeye
başlamıştır. 1978 ve 1979 yılları uluslararası ekonomik ilişkiler açısından kriz
denilebilecek kadar büyük sıkıntıların yaşandığı bir dönem olmuştur. Aslında bu
sıkıntılar bir anda ortaya çıkmamış, çeşitli iç ve dış etmenlerin etkisiyle 1974
yılının başından başlayarak 1978 yılından itibaren kriz boyutlarına ulaşmıştır.
Öyle ki, Türkiye vadesi gelen dış borçlarını ödeyemez hale gelmiştir.
Dış borçlanma açısından asıl yoğun dönem 1950’den sonra başlamıştır.
Türkiye bu dönemde batıya yönelerek, dış yardımlara dayanan bir kalkınma
politikası izlemeye başlamıştır. 1950’lerin başındaki kısa süreli liberasyon
denemesinden sonra giderek ağırlaşan dış ödeme açıkları, dış borçlanmayı zorunlu
hale getirmiştir. Planlı dönemde de iç tasarrufların ve ihracat gelirlerinin
yetersizliği nedeniyle dış borçlanma devam etmiştir. İçe dönük sanayileşme
politikasının yol açtığı büyük ödeme açıkları, Türkiye’nin kalkınma hızını önemli
ölçüde dış kaynaklara bağımlı hale getirmiştir. 1974’de yaşanan petrol krizi
önemli bir petrol ihracatçısı olan Türkiye’yi olumsuz etkilemiştir. 88
1970’li yıllarda gerekli makroekonomik ve yapısal uyum politikalarını
devreye sokmakta gecikilen ekonomide ulusal tasarruf ve yatırımlar arasındaki
uçurum genişlemiş; ithalat, durgun ihracat karşısında hızla artarak cari işlemler
dengesini bozmuş; bütçe açığı büyümüş; enflasyonda hızlı bir artış yaşanmış;
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin dengesi çarpıcı bir şekilde bozulmuştur. Kamu ve
dış ticaret açıkları özel yabancı sermaye ve rezervlerle finanse edilmeye
çalışılmış; bu finansman şekli, dış borçların artmasına ve borçlanma yapısının
bozulmasına neden olmuştur.
Bunların yanı sıra 1970’li yılların sonunda dış krediler kesilmiş ve 1979
yılında yaşanan petrol krizi Türkiye ekonomisinin arz-talep dengesini olumsuz
yönde etkilemiştir. Bu da halihazır da yüksek seviyede bulunan enflasyonu
tetiklemiştir. Genişlemeci maliye politikalarının sürdürülmesi ve kamu açıklarının
yüksek
88
oranlarda
monetizasyonla
kapatılmaya
çalışılması,
enflasyon
H. Seyidoğlu (2001), Uluslararası İktisat, 14. Baskı, Güzem Yayınları, İstanbul, ss.714–715.
60
dinamiklerini olumsuz yönde etkileyerek makroekonomik dengelerin daha da
bozulmasına yol açmıştır. 89
Ekonomideki krize dönüşen kötüleşme karşısında 1978 ve 1979 yıllarında
iki istikrar paketi yürürlüğe girmiştir. Paketin içeriğinde şu esaslar yer almıştır:
•
1 Mart 1978 yürürlüğe konulan kararla 1 ABD dolarının değeri 25 TL’ye
yükseltilmiştir. 90
•
KİT ürünlerine zam yapılmıştır.
•
Kamu sektörü açıkları, harcamaların kısılması ve KİT zararlarının
azaltılması ile kapatılması yoluna gidilmiştir. Ayrıca TCMB kaynaklarına
daha az başvurulmasına karar verilmiştir. Emisyon artışına sınırlandırılma
getirilmiştir.
•
İthalatın kısıtlanması ve ihracatın artırılması ile cari işlemler bilançosu
açıkları azaltılması planlanmıştır. İhracatta uygulanacak vergi iadesi ve
vergi indirimi gibi teşvikler yolu ile ihracatın attırılması planlanmıştır.
•
Faizler yükseltilerek tasarrufların özendirilmesi ve böylece kalkınmanın
finansmanında öz kaynakların yaratılması hedeflenmiştir.
•
Yatırımlar azaltılarak, kalkınma hızı düşürülmüştür.
•
Tarım ürünlerinin destekleme alımlarının kapsamı daraltılmıştır.
•
Ücret ve maaş artışları sınırlı tutulmuştur. 91
Türkiye, popülist uygulamaların bir yansıması olarak dünya petrol
fiyatlarındaki artışa uyum sağlayamamış, yani dış fiyatlar yükselirken, iç fiyatlar
sabit tutulmaya çalışılmıştır. İç fiyatlar ile dış fiyatlar arasındaki uyumsuzluk ise
dış kaynaklarla finansman ve bu durumun yansıması da giderek artan dış
borçlanma olmuştur. Yine bu dönemde faiz oranlarının yüksek ve geri ödeme
süresinin kısa olması nedeniyle, büyük bir dış borç yükü ile karşı karşıya
kalınmıştır. Türkiye 1977’nin ortalarında, bu borçları ödeyebilecek mali güce
sahip olmadığından bir dış ödeme buhranına sürüklenmiş ve 1978-79’da üç ayrı
89
http://www.hazine.gov.tr/makaleler/80yildergi.pdf, 05/09/2006.
İ. Parasız, Age., s.176.
91
H. Şahin, Age, s.189.
90
61
borç erteleme antlaşmasına gitmiştir. 92 Alınan istikrar tedbirlerine rağmen
ekonomideki kötü gidişat durdurulamamıştır.
1978 ve 1979 yıllarında alınan ekonomik istikrar tedbirlerinin başarılı
olamaması şu nedenlere bağlanmıştır:
1. Siyasi istikrarsızlık ve zayıf hükümetler alınan tedbirlerin etkili biçimde ve
gereken sürede uygulanmasına imkan vermemiştir.
2. Alınan ekonomik istikrar tedbirleri iç tutarlıktan yoksun ve eksiktir. Asıl
önemlisi, uygulanması öngörülen tedbirlerin bir kısmı demokratik bir
ortamda geniş halk kesimlerinin muhalefeti ile karşılaşacaktı ve hiçbir
hükümet bu tedbirleri uzun süre uygulayamazdı. Alınan tedbirler ise siyasi
istikrarsızlık nedeniyle kısa süreli yürürlükte kalmıştır.
3. Bu istikrar programları uluslararası mali çevrelerden yeterli destek
görememiştir. Yeni kredi temini ve borçların ertelenmesi zamanında
gerçekleştirilmiştir. 93
Tüm bu olumsuz etkenler dolayısıyla 1978 ve 1979 yılında alınan istikrar
tedbirleri Türk ekonomisini bunalımdan çıkarmada yeterli olamamıştır. 1979’un
sonlarında ekonomide bunalımın boyutları genişlediği bir zamanda hükümet el
değiştirmiştir. Yeni hükümet ekonomiyi bunalımdan çıkarmak için 24 Ocak 1980
Kararları olarak da anılan tedbir paketini açıklamıştır. 1980 yılı hem uygulanan
ekonomi politikaları, hem de siyasal rejim uygulamaları açısından bir dönüm
noktasıdır. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle rejim açısından bir dönemece
girilirken, 24 Ocak 1980 Kararları ile ithal ikameci sanayileşme stratejisinden
ihracata yönelik sanayileşme stratejisine geçilmiştir. 94
24 Ocak 1980 İstikrar Tedbirleri, Demokrat Parti döneminde uygulanan
liberalleşme programına benzemekle birlikte, ekonominin daha geniş kesimini
kapsaması ve piyasa ekonomisine işlerlik kazandırılmasında daha etkin kararların
92
Z. Altuncu (1989), Az Gelişmiş Ülkelerde Dış Borç Sorunu ve Türkiye, H.Ü. Sosyal Bilimler
Enstitüsü İktisat Bölümü Yüksek Lisans Tezi, s.107.
93
H. Şahin, Age, s.190.
94
Türkiye’nin Son 20 Yılı (1980–2000), http://ebnet.sitemynet.com/b8.html, 21/09/06.
62
alınması nedeniyle ondan farklılıklar göstermektedir. 95Böylelikle, 1980’den
itibaren, ülke bir yandan ekonomik istikrar programlarının, diğer yandan ithal
ikamesi tipi içe dönük bir ekonomik yapıdan dış rekabete daha açık politikaların
uygulandığı, kamu ağırlıklı gelişmelerden özel sektör öncülüğünde bir gelişmeye
zorlandığı ve finansal piyasaları bütünleştirici politikaların izlendiği bir döneme
girilmiştir.
1980 yılında alınmış olan 24 Ocak kararları ve sonrasında uygulanan
istikrar programı Türk ekonomisinde yukarıda ifade edilen bunalımı aşmak üzere
tasarlanmıştır. 1980 İstikrar Programı çerçevesinde, Türkiye ekonomisinde
kapsamlı bir yapısal değişikliğe gidilmiştir. Söz konusu istikrar programı ile
gerçekleştirilmeye çalışılan reformlar beş ana başlık altında incelenebilir. 96
1. Döviz gelirlerini artırıcı tedbirler: 24 Ocak 1980 tarihinde, Türk Lirası,
Dolar karşısında yaklaşık %49 oranında devalüe edilerek, Dolar kuru 47
TL'den 70 TL'ye çıkarılmıştır. 1 Temmuz 1981'den sonra ise günlük kur
ayarlamalarına başlanmıştır.
2. İthalatın libere edilmesine yönelik tedbirler: İthalatta alınan damga
vergisinin oranı %25'den %1'e indirilmiştir. 1981 yılında "Tahsisli İthal
Malları Listesi" uygulamadan kaldırılarak, I ve II sayılı Liberasyon
Listelerinin kapsamı genişletilmiştir. İthalatta alınan teminat oranları
düşürülmüş ve tahsili konusunda bazı kolaylıklar sağlanmıştır. Liberasyon
listelerinden ithalatçıların 20 bin dolara, sanayicilerin 40 bin dolara,
imalatçı-ihracatçıların ise 10 bin dolara kadar olan taleplerinin, ithal
müsaadesi düzenlenmeksizin, doğrudan yetkili bankalara yapılmasına ve
transferlerin de bu bankalarca yerine getirilmesine imkan sağlanmıştır.
3. Fiyat oluşumu ile ilgili tedbirler: Bu çerçevede fiyat denetimi ile ilgili
komisyonun görevine son verilmiştir. Kamu kesiminin ürettiği mal ve
hizmetlerin fiyatı %100–400 arasında artırılarak, temel malların kapsamı
95
Ö. Eroğlu, M. Albeni (2002), Küreselleşme, Ekonomik Krizler ve Türkiye, Bilim Kitapevi,
Isparta, s.190.
96
Uygur, Ercan, (1993), An Overview of Recent Developments and the Adjustment Program,
http://www.metu.edu.tr/~fsenses/510outline2003.pdf#search=%22ercan%20uygur%20ve%20An%
20Overview%20of%20Recent%20Developments%20and%20the%20Adjustment%20Program%2
2, 26/09/06.
63
sınırlanmıştır. Gübre, kömür, elektrik, demir ve denizyolu "yük"
taşımacılığı dışında kalan tüm mal ve hizmetlerin fiyatının ilgili kamu
kuruluşu tarafından serbestçe saptanabilmesine imkan tanınmıştır. İstikrar
programında iç pazarın rekabete açılmasının gerekliliği belirtilmiştir.
Programın belirleyici özelliklerinden biri de işgücü ve sermaye gibi temel
üretim faktörlerinin fiyatının piyasa koşullarına göre belirlenmesidir.
Ücretler, istikrar programının uygulandığı ilk iki yılda gerilemiştir.
4. Yabancı sermayeyle ilgili tedbirler: Yabancı sermaye girişini özendirmek
amacıyla yönetimsel ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Yabancı
Sermayeyi Teşvik Kararı (6224 sayılı) ve Çerçeve Kararnamesi
doğrultusunda daha sonra çıkarılan kararlarla yabancı sermaye teşvik
edilmiştir. 1980'de 97 milyon Dolar olan yabancı sermaye girişi izni, 1981
yılında 337 milyon dolara yükselmiştir.
5. Para politikasıyla ilgili tedbirler: Faiz oranları serbestleştirilmiş ve reel
faiz politikası izlenmiştir. 01.07.1980 tarihinde faiz oranları tamamen
serbest bırakılmış, fakat daha sonra bundan tamamen vazgeçilerek
Temmuz 1983’de sistem yeniden düzenlenerek bankalar denetim altına
alınmıştır. Aralık 1983’ten sonra mevduat faiz oranlarının denetimi ve
uygulanacak taban faiz oranları konusunda TCMB yetkili kılınmıştır. 97 24
Ocak İstikrar Programı'nda hedeflendiği gibi para arzı artış oranı ilk üç
yılda giderek azaltılmıştır. Bunda Merkez Bankası kredilerinin önceki
yıllara oranla daha az kullanılması etkili olmuştur. Bankalar sistemi
aracılığı ile kaynak yaratılmaya başlanmasıyla kamu kesimi yerini özel
sektöre bırakmaya başlamıştır. GSMH içerisinde kamu harcamalarının
oranı %27-28'den, %20–21 dolayına inmiş, kamu gelirlerinin GSMH'ya
oranı da vergi düzenlemeleri sonucu %18 dolayına yükselmiştir. 1 Ocak
1981'de yürürlüğe giren yeni vergi düzenlemeleriyle gelir dilimleri
yeniden düzenlenerek ücretli kesim üzerindeki vergi yükü hafifletilmiştir.
Sermaye ortaklıkları, kooperatifler ve vakıflar gibi kuruluşlardan alınan
vergilerde de yeni düzenlemeler yapılarak ortaklıkların pay sahiplerine
dağıttıkları karlar üzerinden alınan vergi oranları azaltılmıştır. İhracata
97
R. Karluk (1997), Türkiye Ekonomisi, Beta Yayınları, İstanbul, s. 387.
64
yönelik mal ve hizmetleri üretenler ve ihracatçılar için özel istisna ve
bağışıklıklar getirilmiştir. Ek olarak, taşınmaz mal alım-satımıyla,
dayanıklı tüketim mallarının alım-satım vergisi ve yıllık vergiler
artırılmıştır. 98
Yaşanan ekonomik dengesizlikler sonucunda alınan 24 Ocak 1980
Ekonomik İstikrar Kararları ile ihracatın ve döviz gelirlerinin artırılması,
enflasyonun kontrol altına alınması ve ekonominin dışa açılarak uluslararası
rekabet ortamına uygun dinamik bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.
1958, 1970, 1978 ve 1979’da uygulanan istikrar programları ile
karşılaştırıldığında, 24 Ocak 1980 kararlarının farklı yapısal özellikleri
bünyesinde barındırdığı gözlenmektedir. Bunlardan biri, programın uzun dönemli
kalıcı bir ekonomik gelişmeyi hedeflemesidir. Uzun döneme yönelik hedefler ise
üç noktada toplanmaktadır: Kamu sektörünün faaliyet alanının sınırlandırılması;
sermaye ve emek piyasalarının arz talep koşullarına göre belirlenmesi; iç ve dış
piyasada liberalleşmeye daha çok ağırlık verilmesidir. İkinci olarak, 24 Ocak 1980
istikrar programı ile döviz kuru politikasında temel politika değişikliğine
gidilmesidir. Daha önceki programlara göre devalüasyon uygulamasına süreklilik
kazandırılmış ve bir tür mini-devalüasyonlar uygulanmıştır. 99
1980’li yıllarla birlikte Türkiye’de ekonomik büyüme stratejisi önemli bir
değişim geçirmiştir. 1980 öncesi dönemde uygulanan ithal ikameci büyüme
stratejisi terk edilerek dışa açık büyüme stratejisi uygulamaya konulmuştur. Bu
dönemde uygulanan büyüme stratejisi, temel olarak, verimlilikte artış sağlamayı
ve ekonominin rekabet gücünü artırmayı amaçlamıştır. Bu çerçevede, piyasa
ekonomisinin kurumsallaşması yönünde adımlar atılmıştır. Ekonominin dış
rekabete açılması, kamunun doğrudan üretim faaliyetlerinden çekilerek altyapı
yatırımlarına
98
yönelmesi
ve
mali
piyasaların
serbestleştirilmesi,
piyasa
1980–1982 Türkiye Ekonomisi, http://www.ekonomi.name/turkiye-ekonomisi/1980-1982turkiye-ekonomisi.html, 02/09/2006.
99
L. Alkınoğlu, ‘Türkiye’de Uygulanan İstikrar Politikaları ve Sonuçları’, Erciyes
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı:15, 1999, ss. 307–319.
65
ekonomisinin kurumsallaşması yönünde atılan başlıca adımlardır. 100 Aynı
zamanda uygulanan yeni istikrar politikasında, küreselleşmenin de etkisiyle kamu
kesiminin ekonomi içerisinde payını küçültme eğilimli bir anlayış benimsenmiştir.
Ancak, bu anlayışın ülkede kurumsal, hukuksal ve ekonomik temeli
olmadığından, 24 Ocak Programı ülkede önemli toplumsal ve ekonomik sorunlara
yol açmıştır. Yeniden yapılanma amacının öngörüldüğü program Dünya Bankası
kredileriyle desteklenmesine rağmen, uygulamadaki zorluklar, bütün siyaset
yaşamına ulaşan yozlaşma, zenginlik için kural dışılığın olağan sayıldığı yeni bir
aşamayı başlatmıştır. 101Bu dönemde, ekonominin hızlı bir kalkınmayı finanse
edecek kaynakları kendi yapısı içerisinde yaratamaması, yaratılan kaynakların ise,
etkinlikle sanayi yatırımlarına aktarılmaması gibi etkenler, temel olumsuzlukların
giderilmemesine neden olmuştur. Buna ek olarak, ülkede kontrol altına
alınamayan enflasyon ve gelir dağılımındaki eşitsizlik; bir taraftan spekülatif
yatırımlarda bulunma eğiliminde olan kişilerin elinde fon birikimine, diğer
taraftan da ekonomide kontrol altına alınamayan bir talep artışına neden
olmuştur. 102
Ekonomide yaşanan bu olumsuz gelişmelerden sonra, 1979–1983 döneminin
sektörel ve GSMH’daki büyüme hızı Tablo 3.12’da incelenmiştir. 1978 yılında
IV. Plan öncesinde, geçiş planı yer almıştır. 1978 yılında tarımda %2.8, sanayide
%3,4 ve hizmetler sektöründe %0.1 büyüme kaydedilmiştir. GSMH’daki büyüme
oranı ise %1.2 olmuştur. 1970’li yıllardan sonra Türkiye çift haneli enflasyonla ilk
olarak karşılaşmıştır. 1978 yılında ise enflasyon %52.6 düzeyinde gerçekleşmiştir.
100
Sayılarla Türkiye Ekonomisi Gelişmeler (1980–2001) Tahminler (2002–2005) (2002), Ankara,
Devlet
Planlama
Teşkilatı,
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/tarih/tr/198001.pdf#search=
%22t%C3%BCrkiye %20ekonomisi%22, 03/09/2006.
101
G. Kazgan (1995), Yeni Ekonomik Düzen’de Türkiye’nin Yeri, Birinci Basım, Altın Kitaplar
Yayınevi, İstanbul, s.184.
102
B. Ataç, Maliye Politikası (1999), Eskişehir: Anadolu üniversitesi Eğitim-Sağlık ve Bilimsel
Araştırma Çalışmaları Vakfı Yayınları, No:18, s. 307.
66
Tablo 3. 13: 1979–1983 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
Yıllar
1978(*)
1979
1980
1981
1982
1983
Tarım
Büyüme Hızları (%)
Sanayi
Hizmetler
TEFE
GSMH
2.8
3.4
0.1
1.2
52.6
0.0
-4.4
0.8
-0.5
63.9
1,1
-3.7
-3.3
-2.80
1.15,59
-1,9
6.2
9.2
4.81
33,91
3,1
3.2
4,9
3.09
21,91
-0.9
7.0
6,3
4.21
31,39
(*) Beş Yıllık Kalkınma Planlaması kapsamı dışı yıldır. 1978 yılında geçiş programı
hazırlanmıştır. IV. Ekonomik Plan dönemine dahil değildir. Fakat verilerin bütünlüğü açısından
1978 yılının verileri, 1979–1983 Plan dönemi içerisinde gösterilmiştir.
Kaynak: DTP,1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri.
Planlı dönemin ilk iki yılında enflasyon kontrolden çıkmış, 24 Ocak 1980’de
yürürlüğe konan istikrar tedbirlerine rağmen Türkiye ekonomisi, tarihinde ilk kez
1946’da %104 olan üç haneli enflasyondan sonra 1980’de %115,59 olarak
gerçekleşen enflasyonu tecrübe etmiştir. Bu dönemde, büyüme hızı negatif olarak
gerçekleşmiştir. Yaşanan döviz kıtlığı Kasım 1979’da petrol fiyatlarının 24 Dolara
çıkmasıyla daha da büyük yatırımların ertelenmesine, üretimin daralmasına, mal
kıtlıklarının ve kuyrukların yaygınlaşmasına neden olmuştur. 103
1979–1983 yılları arasında dış ticaret verileri aşağıdaki Tablo 3.13’de
gösterilmektedir. İhracatta 1979 ve 1983 yılları hariç, sürekli artışlar meydana
gelmiştir. İhracat, 1979 yılında %1 ve 1983 yılında %0.3’lük bir azalış
gösterirken, diğer dönemlerde artış kaydetmiştir. İthalat 1978 ve 1982 yılları hariç
diğer yıllarda artış kaydetmiştir. İhracattaki artışa paralel olarak ihracatın ithalatı
karşılama oranı ada artış göstermiş olmasına rağmen, cari işlemler açığı
kapatılamamıştır.
Tablo 3. 14: 1979–1983 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
1978
1979
1980
1981
1982
1983
İhracat
2.228
2.261
2.910
4.702
5.747
5.728
Kaynak: DTM.
103
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
Cari
Açık
/
GSMH
30
-1
5
61.6
22.2
-0.3
4.599
5.069
7.909
8.933
8.842
9.235
-20
10
11
12.9
-1.0
4.4
49.7
44.6
36.8
52.0
64.9
63.0
-2.311
-2.808
-4.999
-4.231
-3.095
-3.507
4.5
4.2
4.2
6.9
8.9
9.4
9
9.4
11.3
12.5
12.9
14.8
-1.9
-1.9
-4,69
-2,84
-1,45
-3,09
E. Tokgöz, Age, s.201.
67
Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye özellikle son yirmi yıldır
kalkınmasını finanse etmek için önemli oranda dış borç kullanımına gitmiştir ve
günümüzde de büyüyen bir dış borç problemiyle karşı karşıyadır. Türkiye’nin dış
borçlarının gelişimi hemen hemen tüm kaynaklarda 1980 öncesi ve 1980 sonrası
olmak üzere iki döneme ayrılmaktadır. Bunun nedeni; 1980’de uygulamaya
konulan 24 Ocak kararlarıyla birlikte, Türkiye’de bu tarihe kadar izlenen ithal
ikameci sanayileşme politikalarından vazgeçilmesi ve dışa açık, ihracata yönelik
sanayileşme politikalarının uygulamaya geçirilmesidir. Bu politika değişikliği,
Türkiye’nin kamu finansman sorununun büyümesine ve dış borçlarının artmasına
yol açmıştır. Boratav’a göre; bu dönemde dış borçların artmasının nedeni, giderek
artan cari işlem açıklarının finansmanıdır. Dışa açılmayla birlikte ihracatta önemli
bir artış olmasına rağmen ithalatta da artışlar gözlenmiştir. İthalattaki artışın
arkasında yatan temel etken de bu dönemde ara ve yatırım malları ithalatının
artmasıdır. Boratav, bu dönemde ithal ara ve yatırım mallarına bağımlılığın
azalmadığını, hatta aksine arttığını ve Türkiye ekonomisinin bu yıllarda bol
miktarda dış kaynak sağlamak suretiyle büyüyebildiğini belirtmektedir. 104
Türkiye’nin bu dönemler arasında bütçe performansı Tablo 3.14’de
gösterilmektedir.
Tablo 3.15:1979–1983 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
1978
1979
1980
1981
1982
1983
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
İç Borç /
GSMH
-25
1.5
179
9
-90
2.4
415
8
-166
-3,13
721
13
-124
-1.55
991
11
-157
-1,48
1.362
13
-313
-2,25
3.194
12
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
Dış Borç /
GSMH
13.925
13.439
16.227
16.000
17.619
18.385
9
19
22
25
26
29
1980’den sonra bütçe açıkları devam etmiş ve bütçe açığının GSMH’ya
oranındaki artış 1980 yılında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Diğer yıllarda da
104
K. Boratav (2003), Türkiye İktisat Tarihi (1908–2002), Yedinci Baskı, İmage Yayınları,
Ankara, ss.159–160.
68
bütçe açığının GSMH’ya oranları artış göstermiştir. Aynı şekilde iç borç, dış borç
ve bunların GSMH’ya oranları sürekli artmıştır.
Bu
dönemde
para
politikası
uygulamaları
sonucunda
parasal
dengesizliklerden dolayı ortaya çıkan sorunlar giderilebilmekte, ancak ekonomi
politikalarında yer alan amaçlara yalnızca para politikası uygulaması ile ulaşılması
mümkün olamamaktadır. Nitekim 1980 sonrasındaki uygulamalara bakıldığından
olumlu
bazı
gelişmelerin
olduğu,
ama
bunların
sürekli
kılınamadığı
görülmektedir. Dolayısıyla ekonomi politikasının kısa dönem amaçları olan
istikrarsızlıkları gidermede başarılı olunduğu, ancak uzun dönem dengesiyle
çatışmalar olması nedeniyle; ne uzun dönemde istenen amaçlara ulaşılabildiği, ne
de kısa dönem istikrarsızlıklarının tekrarlanmasının önlendiği söylenebilir. 105
Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında dışa açılmayı kısmen başarmış, fakat
diğer makro ekonomik göstergeler açısından oldukça kötü bir dönem geçirmiştir.
Ekonomide istikrarı sağlamak için her kriz sonrası reçeteler hazırlanmaktadır.
Fakat sonuç bir türlü değişmemektedir. Kanımızca ekonominin istikrara
kavuşması bu tür popülist davranışlarla sağlanamaz. Belki de ekonomik
göstergelere ve uygulanan politikalara gerçekçi bir bakış açısı ile bakmak
gerekmektedir. 106
Sonuç olarak, bu dönemin politikaları arasındaki uyumu daha somut olarak
görmemiz açısından aşağıda 1979–1983 dönemi bütçe açığı ve parasal
göstergelerin GSMH’ya oranlarının gösterildiği Tablo 3.15 ve Şekil 3.4’ü
incelememiz gerekmektedir.
105
N. Avcı (1988), Bütçe ve Para Politikalarının Makroekonomik Etkileri, Devlet Bütçe
Uzmanlığı Araştırma Raporu, Ankara, http:// www. bumko. gov.tr/ arastirmarapor/
NAvci.pdf#search=%22d%C3%B6rd%C3%BCnc%C3%BC%20plan%20d%C3%B6nemi%22,
03/09/2006.
106
H. Kum (1994), 1980 Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler, Türkiye’de Ana
Sektörler İtibariyle Üretim Yapısı, Yüksek lisans Seminer Çalışması, Kayseri,
http://iibf.erciyes.edu.tr/akademik/kum/turkeko.htm, 03/09/2006.
69
Tablo 3. 16: 1979- 1983 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
Bütçe
Dengesi
(%)
Bütçe
Dengesi
/
GSMH
M1
M1 /
GSMH
M2
M2 \
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
1978
1979
1980
1981
1982
1983
-25
-90
-0,015
-0,031
283,6
444,5
0,172
0,154
328,0
527,8
0,199
0,183
-166
-124
-157
-313
-0,031
-0,015
-0,014
-0,022
738,5
0,139
924,4
0,174
1.019,3
1.407,0
2.083,9
0,127
0,132
0,149
1.709,7
2.679,0
3.477,0
0,213
0,252
0,249
-
-
Kaynak: DPT, TCMB
Bütçe Açığı/GSMH oranı 107, 1978 yılında -0,015, 1979 yılında bu oran
artarak -0,031 düzeyine gelmiş ve 1980 yılında da bu oran değişmemiştir. 24
Ocak 1980 İstikrar Önlemleri sonucunda 1981 yılı bütçe açığının GSMH’ya
oranında bir azalma gerçekleşerek -0,015, 1982’de -0,014 düzeyine gerilemiştir.
İstikrar programındaki uygulama eksikleri sonucunda mali disiplinden kopuşlar
yaşanması, bütçe açığının GSMH oranının tekrar 1983 yılında artarak -0,022
düzeyine çıkmasına sebep olmuştur.
1979-1983 Tek Parti Hükümetleri Dönemi Türkiye
Ekonomisi
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH M2/GSMH
0,3
0,252
0,25
0,2
0,15
0,199
0,172
0,249
0,213
0,183
0,154
0,174
0,139
0,1
0,127
0,132
0,149
0,05
0
-0,05
-0,015
-0,015
-0,014
-0,022
1978
1979-0,031 1980-0,031 1981
1982
1983
YILLAR
Bütçe Dengesi / GSMH
M1 / GSMH
M2 / GSMH
Şekil 3. 4: 1979–1983 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
107
Bu oran değişkenin büyümesi, birinci nesil teorilerinin vurguladığı tarzda makro ekonomik yapı
ile döviz kuru tutarsızlığına işaret eder.
70
1978–1983 dönemi M1/GSMH oranı yıllar itibariyle 0,172, 0,154, 0,139,
0,127, 0,132 ve 0,149 düzeylerinde gerçekleşmiştir. 1978 yılında M1/GSMH
0,172 iken, 1978–1979 yıllarında uygulanan istikrar önlemleri sonucunda bu oran
düşürülerek 1980 yılında 0,139 düzeyinde gerçekleşmiştir. Ancak 1980 istikrar
paketinde de emisyon hacminin arttırılmaması yönünde karar alınmış olmasına
rağmen, 1981 yılında M1/GSMH oranı 0,127 gerilemiş, ancak bu oran 1982 ve
1983 yıllarında tekrar yükselmiştir.
M2/GSMH değişkeni ekonominin finansal derinliği hakkında bize bilgi
veren alternatif bir orandır. Şekil 3. 4’de M2/GSMH oranı da incelendiğinde
M1/GSMH oranına benzer bir seyir izlediği gözlenmektedir. 1978 yılında
M2/GSMH oranı 0,199 iken, azalış göstererek, 1979 yılında 0,183 ve 1980 yılında
da 0,174 düzeyine gerilemiştir. M2/GSMH oranları 1981 yılı 0,213, 1982’de
0,252 yükselmiş ve tekrar 1983 yılında 0,249 düzeyine düşmüştür.
3.5. 1985–1989 Tek Parti Hükümetleri Dönemi
6 Kasım 1983 genel seçimlerini Turgut Özal’ın başkanı olduğu Anavatan
Partisi kazanmıştır. I. Özal Hükümeti Aralık 1983’te göreve başlamıştır. V. Planın
Ocak 1984’te yürürlüğe girmesi gerekiyordu, fakat Özal Hükümeti kendi
partisinin ve kurduğu hükümetin programına uygun bir Plan hazırlamak ve zaman
kazanmak gayesi ile önce 1984 yılı için bir geçiş programı yürürlüğe koymuştur.
Ardından da 1985–1989 yıllarını kapsayacak biçimde V. plan hazırlanmıştır. 108
Bu bağlamda gerekli olmayan kontrollere son verilmesi, serbestleşme ve
piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırılması, ekonomide var olan kısır-atıl
fonların aktif hale getirilmesi, KİT’lerin hazineye olan yüklerinin azaltılması,
ithalatta serbestleştirme ve enflasyonun yavaşlatılması gibi amaçlara yönelik
kararlar alınmıştır. 109
1985’de uygulamaya giren Beşinci Plan’da (1985–1989) devletin görevleri
arasında; özel teşebbüsün teşviki, çalışma barışının korunması, para, kredi,
sermaye ve hizmet piyasalarının geliştirilmesi ve rekabet ortamını sağlayıcı
108
E. Tokgöz (2004), Age., s.208.
A. Kılıçbay (1984), Türk Ekonomisi (Modeller- Politikalar-Stratejiler), Türkiye İş Bankası
Yayınları, 263 Ekonomi Dizisi:19, ss.187–189.
109
71
tedbirlerin alınması şeklinde sayılmaktadır. Plan’da GSMH’nın yıllık yüzde 6,3,
tarımın 3,6, sanayin yüzde 7,5 büyümesi, iç tasarrufların GSMH’ya oranının
yüzde 17,1’den yüzde 20,5’e çıkarılması ve ihracatın yılda yüzde 10,6 artırılması
öngörülmüştür. 110
1984–1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında
ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki
düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin
hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu
süreç, 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı %9,81 olarak
gerçekleşmiştir. 111
1984 sonrasında tarım, sanayi, hizmetler sektörü, GSMH ve enflasyonun
gelişimine Tablo 3.16’den bakıldığında, 1985 ve 1989 yıllarında tarımsal
üretimde azalma söz konusu olmuştur. 1987 yılında sanayi sektöründe %11.1
önemli bir artış kaydedilmiştir. Hizmetler sektöründe de önemli artışlar meydana
gelmiştir. Ancak bu artışlar istikrarlı olmamıştır. Hizmetler sektöründe en yüksek
büyüme hızı 1987 yılında %12.9 oranında gerçekleşmiştir. Ancak takip eden 1988
ve 1989 yıllarında bu sektörde büyüme hızları sırasıyla %0.5 ve % 0.9 olarak
gerçekleşmiştir. Enflasyon ise üç rakamlı haneden, iki rakamlıya düşürülmüştür.
Tablo 3. 17: 1985–1989 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
Yıllar
1984(*)
1985
1986
1987
1988
1989
Tarım
Büyüme Hızları (%)
Sanayi
Hizmetler
TEFE
GSMH
0,5
9,9
7,9
7,11
48,40
-0,5
6,2
5,1
4,30
45,00
4,6
11,1
6,0
6,76
34,60
0,4
9,1
12,9
9,81
38,80
7,8
1,8
0,5
1,45
73,70
-7,6
4,6
0,9
1,63
63,30
(*) 1984 yılında geçiş programı hazırlanmıştır. V. Ekonomik Plan dönemine dahil değildir. Fakat
verilerin bütünlüğü açısından 1984 yılının verileri, 1985–1989 Plan dönemi içerisinde
gösterilmiştir.
Kaynak: DTP, 1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri.
1984 yılından itibaren ekonomide önemli ölçüde canlanma gerçekleşmiştir.
1984–1987 yılları arasında GSMH yılda ortalama %6.9 oranında artmıştır. Ancak
110
A.Temel, E. Boyar,Ş. Saygılı,Türkiye Ekonomisinde Yapısal Değişim (1946–1999),
http://ekutup.dpt.gov.tr/planlama/42nciyil/temela.pdf#search=%22ekonomide%20yap%C4%B1sal
%20de%C4%9Fi%C5%9Fim%201946–1999%22, 03/09/2006.
111
R. Saraçoğlu, 1990 Yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, TCBM, http://www.tcmb.gov
.tr/yeni/evds/yayin/paraprog/turkekonomisi.html, 07/09/2006.
72
enflasyon düşerken, büyümenin artması, bu iki değişken arasında ters yönlü bir
ilişkinin varlığını ortaya çıkartmıştır. 1988 ve 1989 yıllarına bakıldığında, GSMH
%1.45 ve %1.63 oranında artarken, enflasyon%73.70 ve %63.30 oranında
gerçekleşmiştir. GSMH’da meydana gelen artışların en büyük nedeni de tarım ve
sanayi sektöründeki olumlu gelişmelerdir.
Hükümet devletin ekonomi içindeki payını küçültmek için özelleştirme
programı hayata geçirmeye çalışmış, ancak başarılı olmadığı için KİT açıkları
bütçe üzerinde yük olmayı sürdürmüştür. Kamu kesiminin cari harcamaları
kontrol edilememiştir. Para arzının kontrol edilememesi, açık bütçe politikası
enflasyonu hızlandırmıştır. Bu nedenle fiyat istikrarını sağlamada çok başarılı
olunamamıştır. 112 Dolayısıyla bu dönemde bütçe açıklarının parasallaştırılması
olgusunun yaşandığı ve bunun da enflasyonu yukarılara çektiği söylenebilir.
1985–1989 yılları arasında ihracat ve ithalat ile ilgili göstergeler Tablo 3.17
yardımıyla incelendiğinde, ihracatta 1986 yılındaki %6.3 oranındaki azalış ile
1989 yılında %0.3’lük azalış dışında sürekli artışa karşılık, ithalatta ise 1986
yılında % 2.1 oranında azalış dışında, diğer yıllarda artışlar söz konusu olmuştur.
Tablo 3. 18: 1985–1989 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
1984
1985
1986
1987
1988
1989
İhracat
7.134
7.958
7.457
10.190
11.662
11.625
Kaynak: DTM.
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
Cari
Açık
/
GSMH
24.5
11.6
-6.3
36.7
14.4
-0.3
10.757
11.343
11.105
14.158
14.335
15.972
16.5
5.5
-2.1
27.5
1.3
10.2
66.3
70.2
67.1
72.0
81.4
73,63
-3.623
-3.385
-3.558
-3.968
-2.673
-4.347
11,7
11,7
9,8
11,6
12,8
10,7
17,7
16,6
14,5
16,1
15,8
14,5
-2,37
-1,49
-1,92
-0,92
1,77
0,89
Bu dönemde kamu açıklarını kısmak için kamu yatırımlarının azaltılması,
özel kesimin üretim ve yatırım kararlarını da olumsuz etkilemiştir. Faizlerin
yükselmesi ise finansman maliyetlerini artırıcı ve üretimi yavaşlatıcı bir etken
olmuştur. Ekonomi, 1988 yılının ikinci yarısından itibaren, özellikle imalat
sanayinde belirginleşen bir durgunluğa girmiştir. 1988 yılında Türkiye'nin dış
112
D. Uysal, Age., s.85.
73
ticaretine bakıldığında; ihracatın 11,6 milyar dolar ve ithalatın ise 14,3 milyar
dolar düzeyinde gerçekleştiği görülmektedir. 1988 yılında cari işlemler dengesinin
fazla vermesinde, bir önceki yıla kıyasla dış ticaret açığının önemli ölçüde
azalması ve turizm gelirleri ile diğer mal ve hizmet gelirlerinin önemli ölçüde artış
göstermesi etken olmuştur. 113
1985–1989 yılları arasında ülkedeki bütçe açığı, iç ve dış borç stoku ile
bunların GSMH’ya oranlarına Tablo 3.18 yardımıyla değerlendirdiğinde, bütçenin
bu dönem aralığında sürekli açık verdiği gözlenmektedir. Ülkede serbest piyasa
ekonomisine geçilmesine rağmen, kamu kesimi planlanandan daha da
büyümüştür. Konsolide bütçe dışında fonlar oluşturularak kamu harcamaları
arttırılmış, sermaye piyasasında işlemlerin %87’sini kamuya ait menkul değerler
temsil eder hale gelmiş, TCBM kredilerinin %60’nı kamu kullanmış ve dönem
içerisinde kullanılan toplam dış kredilerin %85’ini kamuya yüklenmiştir.
Bu dönemde iç borçlar çığ gibi büyümüştür. 1984’te 4.655 milyar dolar iken
1989 sonunda 41.954 milyar dolara yükselmiştir. Merkez Bankası yıllık
raporlarında yer alan verilere göre 1989 yılında iç borç stokunda artış oranı %58
ve bu stokun GSMH’ya oranı %26’dır.
Tablo 3. 19: 1985–1989 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
1984
1985
1986
1987
1988
1989
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
İç Borç /
GSMH
-979
-4,42
4.655
20,90
-798
-2,26
6.993
19,73
-1.411
-2,75
10.534
20,54
-2.607
-3,46
17.238
22,95
-3.990
-2,99
28.479
22,03
-7.763
-3,26
41.954
18,21
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
Dış Borç /
GSMH
20.659
25.476
32.101
40.428
40.722
41.751
34,05
37,43
41,99
46,21
45,11
38,45
Plan döneminde sadece iç borçlar değil, dış borçlarda da artış devam
etmiştir. 1984 yılında dış borç stoku 20.659 milyar dolarken, 1989 yılı sonunda
41.751 milyar dolara yükselmiştir.
113
1987–1993 Türkiye Ekonomisi, http:// turkiyeekonomisi.bilgi-merkezi.net/?islem=goster
&id=2741, 06/09/2006.
74
Bu dönemde gelişen olaylar özetlenirse; döviz kuru politikasına ilave olarak,
ihracatta vergi iadesi ve ihracat reeskont kredisi gibi diğer ticaret politikası
araçları da ihracatın artırılmasında etkili olmuştur. Artan ihracat ve hızlı
ekonomik büyüme sayesinde Türkiye ödemeler dengesi problemini 1980’lerin
ikinci yarısında çözmüş, hatta 1980’lerin sonuna doğru ödemeler dengesi fazlası
kaydetmiştir. Ancak, 1987 Kasım ayında yapılan seçimler öncesinde, seçim
ekonomisi uygulamaları nedeniyle mali disiplindeki gevşeme ve enflasyonun
beklenenden yüksek çıkması sonucu bir devalüasyon beklentisi oluşmuştur.
Dolayısıyla resmi döviz kuru ile serbest piyasa kuru arasındaki makas açılmıştır.
Reel faiz oranlarının da negatif hale gelmesi, döviz talebinde aşırı bir artışa yol
açmıştı. Bu nedenlerle döviz piyasasındaki dengesizliği gidermek üzere 4 Şubat
1988 kararları uygulamaya konulmuştur. Kamu harcamaları kısılmış, KİT
ürünlerinin fiyatları artırılmış, sıkı para politikası uygulanarak mevduat munzam
karşılıkları ve disponibilite oranları yükseltilmiştir. Kısıtlayıcı para ve maliye
politikaları içeren kararların uygulanması ile döviz piyasalarında istikrar
sağlanmış, ancak büyüme yavaşlamış ve enflasyon düşürülememiştir. 114
Sonuç olarak, bu dönemin politikaları arasındaki uyumu daha somut olarak
görmek açısından aşağıda 1984–1989 dönemi bütçe açığı ve parasal göstergelerin
GSMH’ya oranın gösterildiği Tablo 3.19 ve Şekil 3.5’i incelemek gerekmektedir.
Tablo 3. 20: 1985- 1989 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
1984
1985
1986
1987
1988
1989
Bütçe
Dengesi
(%)
979
-798
-1,411
-2,607
-3,990
-7,763
Bütçe
Dengesi /
GSMH
0,044
-0,022
-0,00002
-0,00003
-0,00003
-0,00003
M1
M1 /
GSMH
M2
M2/
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
2.447,6
3.420,0
3.405,6
5.421,7
7.854,1
13.760,6
0,110
0,096
0,066
0,072
0,060
0,059
5.492,7
8.539,7
9.236,7
12.833,2
18.313,4
35.649,5
0,247
0,241
0,180
0,171
0,079
0,154
577,1
9.307,1
10.424,3
15.421,9
23.750,5
44.386,6
0,260
0,263
0,203
0,205
0,183
0,192
Kaynak: DPT, TCMB.
114
B. Erkan, Türkiye’de 1980 Sonrası Merkez Bankası Politikası, http://www.geocities.com/
ceteris paribus_tr/b_erkan.doc, 19/09/06.
75
1984 –1989 dönemi bütçe dengesinin GSMH oranı incelendiğinde 1984 yılı
bütçesi fazla vererek bütçe dengesi/GSMH oranı 0,044 düzeyinde gerçekleşmiştir.
1984 yılından sonra hükümetler, bütçe fazlasını diğer yıllarda sürdürememişlerdir.
Bütçe açığının GSMH’ya oranı 1985 yılında -0,022, 1986’da -0,00002 ve 1987,1988
ve 1989 yıllarında ise ortalama -0,00003 düzeyinde gerçekleşmiştir.
1985-1989 Tek Parti Hükümetleri Dönemi Türkiye
Ekonomisi
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH M2/GSMH
M'Y/GSMH
0,3
0,25
0,263
0,241
0,26
0,247
0,2
0,15
0,1
0,11
0,05
0,044
0
-0,05
1984
0,203
0,18
0,205
0,171
0,183
0,192
0,154
0,066
0,072
0,079
0,06
0,059
0,096
-0,00002 -0,00003 -0,00003-0,00003
-0,022
1985
1986
1987
1988
1989
YILLAR
Bütçe Dengesi / GSMH
M1 / GSMH
M2 /GSMH
M2Y / GSMH
Şekil 4. 5: 1985–1989 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
1984–1989 dönemi M1/GSMH oranı 1984 yılında 0,110 iken, bu oran 1985
yılında 0,096, 1986’da 0,066, 1987’de 0,072, 1988’de 0,060 ve 1989 yılında
0,059 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu dönem aralığı M1/GSMH oranında ise
Şekilde görüldüğü üzere, azalan eğilim sergilemektedir.
1984–1989 dönemi M2/GSMH oranı, 1984 yılında 0,247, 1985’de 0,241,
1986’da 0,180, 1987’de 0,171, 1988’de 0,079 ve 1989 yılında 0,154 düzeyinde
gerçekleşmiştir. M2/GSMH oranı dönemin finansal derinliği hakkında bilgi veren
bir değişken olduğundan bu bağlamda, 1984–1989 dönemini içinde en kritik yılı
1988’dir. Zira 1988 yılı, dönemin finansal derinliğinin en hassas olduğu
yıldır.1988 yılında M2/GSMH değişkeni 0,079’a kadar düşmüştür. 1984–1989
dönemi para arzı değişkenlerini incelenirken, diğer dönemlerde ele alınan M1, M2
değişkenlerine ek olarak M2Y değişkeni yer almıştır.
76
M2Y/GSMH değişkeni, ekonomideki para ikamesinin (dolarizasyon)
miktarı hakkında bilgi verir. Söz konusu oranın büyümesi, ekonomideki para
ikamesinin arttığını ifade eder. Herhangi bir nedenle ortaya çıkan ekonomik panik
halinde dövizde tutulan mevduat kısa sürede yurt dışına çıkmak isteyecektir. Bu
durum, bir kısır döngü yaratarak, para krizi ortamı oluşumuna katkıda
bulunmaktadır. Ancak genel anlamda döviz tevdiat hesaplarının açılmasına izin
verilmesiyle birlikte geleneksel tasarruf aracı olarak bilinen altın ve gayrı menkul
gibi daha az likit varlıklardan, enflasyona karşı altın ve gayrı menkul benzeri
biçimde korunma amaçlanırken, bu uygulama ile aynı zamanda fonların yastık
altından çekilerek finans sistemine kaydırılması da amaçlanmıştır. Dolayısıyla
ekonomide
güvensizlik
ortamına
bağlı
tasarruf
birikiminin
sisteme
kazandırılmasıyla özellikle kalkınmanın finansmanın gereksinim duyulan öz
kaynakların sisteme entegre edilmesi de amaçlanmıştır. M2Y/GSMH değişkeninin
1984–1989 dönemi içerisindeki trendi incelendiğinde, bunun azalan bir eğilim
sergilediği gözlenmiştir. 1984 yılında 0,260, 1985’de 0,263, 1986’da 0,203,
1987’de 0,205, 1988’de 0,183 ve 1989 yılında 0,192 düzeyinde gerçekleşmiştir.
1984 yılında ekonomide para ikamesi daha fazlayken, diğer yıllarda bu oranın
düştüğü gözlenmektedir.
4.6.1990–1994 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Planlı kalkınma döneminde ilk kez bir başbakan, yani Turgut Özal
hazırlayıp uyguladığı planı izleyen ikinci planı da hazırlama olanağına
kavuşmuştur. VI. Plan yürürlüğe girmeden Turgut Özal Cumhurbaşkanı oldu ve
Kasım 1989’da Başbakanlıktan ayrıldı. Başbakanlığa Yıldırım Akbulut atanmıştır.
Dolaysıyla
VI.
Planın
uygulanmaya
konması
Akbulut
Hükümetince
gerçekleştirilmiştir. Fakat her düzeyde ekonominin yönlendirilmesinde ve
yönetiminde Özal’ın etkili ve belirleyici olması devam etmiştir.
Planın ikinci yıl programını da Akbulut Hükümeti hazırlayıp yürürlüğe
koymuştur. Fakat Haziran 1991’de Anavatan Partisi başkanlığına Mesut Yılmaz
seçilince yeni hükümeti Mesut Yılmaz kurmuştur. Ülkenin içinde bulunduğu
siyasal ve ekonomik sorunların bir rejim sorununa dönüşmesini engellemek için
77
Mesut Yılmaz Hükümeti, TBMM’den erken genel seçim kararı almıştır. 20 Ekim
1991’de genel seçimler yapılmıştır. 115
V. Planın ortaya koymuş olduğu olumsuz sonuçlardan dolayı VI. Plan,
“açık toplum ve rekabete açık ekonomi ilke ve esasları doğrultusunda Türk
Ulusunun hayat seviyesini yükseltmeyi” temel amaç olarak saptamıştır. Bu arada
hızlı, dengeli ve istikrarlı kalkınma süreci içinde gelir dağılımını iyileştirmek,
işsizlik ile bölgesel ve yöresel gelişmişlik farklarını azaltmak da planın başlıca
amaçları arasında yer almıştır. Plana göre, büyümenin serbest rekabet ortamında
ve özel sektörün dinamizminden en üst düzeyde yararlanarak gerçekleştirilmesi,
iktisadi faaliyetlerde kamunun yönlendirici ve özendirici olması, uluslararası
bütünleşmeye olanak verecek bir ekonomik yapının oluşturulması esas
alınmıştır. 116
Türkiye VI. Planın birinci yılını tamamlarken, dünyada siyasal, ekonomik
ve askeri dengeler altüst olmuştur. Buna zemin hazırlayan gelişmelerin birincisi,
doğu bloğu ülkelerinin sosyalizmi terk edip, batı tipi çoğulcu demokrasiye geçmiş
olmaları; ikinci ise, 1990 yılında Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Irak
diktatörü Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmiş olmasıdır. Türkiye savaş bölgesine
yakın olduğu için ülke turizmi ve taşımacılığı büyük darbe görmüştür. Fakat
Türkiye ekonomisine en büyük darbeyi, petrol fiyatlarındaki artış vurmuştur.
Dış dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’de Anavatan Partisi
çoğunluğuna dayanan Mesut Yılmaz Hükümetinin 20 Ekim 1991’de erken genel
seçime gitme kararı alması sonucunda Türk siyasal yaşamında büyük
dalgalanmalar olmuştur. Kasım 1983’ten beri iktidarda olan Anavatan Partisi bu
seçimler sonunda muhalefete düşmüştür. Ancak hiçbir parti çoğunluğu
sağlayamamıştır. Seçimlerde birinci parti olarak çıkan DYP Genel Başkanı
Süleyman Demirel’e cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevi vermiştir. Yapılan
görüşmeler sonunda Doğruyol Partisi-Sosyal Demokrat Halkçı Parti Koalisyon
hükümeti kurulmuştur.
115
E. Tokgöz, Age., s.223.
Planlı Dönemde Ekonomik Politikalar, http://www.aofsitesi.com/turkiyeekonomisi5.htm,
05/09/2006.
116
78
Başbakan Süleyman Demirel’in başında bulunduğu koalisyon hükümeti,
Özal’ın hazırlayıp yürürlüğe koyduğu VI. Planın ikinci yılının sonunda iktidarı
devralmıştır. Koalisyon Hükümeti, çok acil olarak 1992 yılı devlet bütçesi ve
yıllık programın hazırlanması çalışmalarına başlamış ve bir ay gecikmeli olarak
1992 Yılı Programını yürürlüğe koymuştur. 117
Demirel Hükümeti 1992 yılını bir onarım yılı olarak ele almış, bir yandan
demokratikleşmeye hız verirken, diğer yandan ekonominin bozulan dengelerini
kısa
zamanda
tekrar
kurabileceğini
kamuoyuna
açıklamıştır.
Koalisyon
Hükümetinin 1992 yılı ekonomik hedefleri şöyledir: 118 Halkın enflasyon ve geçim
sıkıntısından kesinlikle ve en kısa süre içinde kurtarılması, ülkenin en yaşamsal
sorunu olduğu kaydedilmiş. Bu konuda, ekonominin finans biliminin ve güncel
tekniklerin gerektirdiği bütün araçlar aynı anda yürürlüğe konacak ve halkın,
geçim sıkıntısından kurtarılması için bütün olanaklar harekete geçirilecektir.
Büyüme hızı %5,5 ve enflasyon %52 düzeyinde gerçekleşecek. 1992 yılı kamu
kesimi borçlanma gereği %12,6’dan %8,8’e inecek. Toplam sabit sermaye
yatırımlarının GSMH içerisindeki payı %22,6 olacak ve bu yatırımlar içinde kamu
kesimi yatırımlarının payı %44,5 düzeyinde kalacak. Kamu harcamaları içinde
1992 yılı bütçesinde eğitim ve sağlık harcamalarına ağırlık verilecek. Dış ticaret
açığının bir önceki yıla göre azaltılacağı kaydedilmiştir.
Ancak koalisyon hükümeti yukarıda sıralanan hedeflere ulaşmakta
başarısız olmuştur. Kısacası, 1992 yılı sonunda büyüme hızı dışında öngörülen
hedeflere ulaşılamamıştır. Bu hedeflere ulaşılamamasında içte ve dışta yaşanan
olaylar etkili olmuşsa da, istikrar içerisinde büyümeyi hedef alan koalisyon
hükümeti, %50’lerde seyreden enflasyonun aşağı çekilmesinde etkili olan vergi
reformunu görmezlikten gelmiştir.
VI. Beş Yıllık Kalkınma Planının dördüncü yılı olan 1993 yılı için
uygulama programını Süleyman Demirel’in başında bulunduğu koalisyon
hükümeti hazırlamış ve 1 Ocak 1993’te yürürlüğe koymuştur. 1993 yılı programı,
117
E. Tokgöz, Age., ss.229–235.
VI. Demirel Hükümeti Koalisyon Protokolü (DYP-SHP), http://www.tbmm.gov.tr/ hukumetler/
KP49.htm, 30/9/2006.
118
79
makroekonomik istikrarın sağlanmasına, rekabet ortamının yaygınlaştırılmasına
ve gelir dağılımının iyileştirilmesine ağırlık veren bir yaklaşımla hazırlanmıştır. 119
Bu temel hedefler belirlendikten sonra, 17 Nisan 1993’te Cumhurbaşkanı Turgut
Özal’ın ölümü üzerine, TBMM cumhurbaşkanı olarak Süleyman Demirel’i
seçmiştir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 50. Hükümeti kurma görevini Tansu
Çiller’e vermiştir. Yukarıda belirtilen iç ve dış olaylar VI. Plan makro
dengelerinin bozulmasında etkili olmuştur.
Tablo 3.20’de, 1990–1994 dönemi sektörel büyüme hızları ve TEFE
oranları gösterilmektedir. 1990 yılı için %7 oranında bir büyüme hızı öngörüldüğü
halde, 1990 yılı büyüme hızı, %9,37 olarak gerçekleşmiştir. Hedefin aşılmasında
tarım sektöründeki hızlı büyüme etkili olmuştur. Tarım sektöründe meydana gelen
olumlu gelişmeler sanayi ve hizmetler sektörlerini de sürüklemiş ve plan
hedeflerine yakın büyüme hızlarının gerçekleşmesi mümkün olmuştur. 1991
yılında tarım, sanayi ve hizmetler sektöründe gerileme yaşanmıştır. 1992 yılı
sonunda büyüme hızı dışında diğer sektörlerde öngörülen büyüme hedeflerine
ulaşılamamıştır. 1993’de GSMH’de tarımdaki gerilemeye rağmen program
hedefinin üstünde %8,14 bir büyüme hızı gerçekleşmiştir. 1993 yılı büyüme
hızının temelinde, bir önceki yıla göre sanayi ve hizmetler kesimindeki hızlı
büyüme etkili olmuştur. 1994 yılında yaşanan mali krizin etkisiyle tarım, sanayi
ve hizmetler sektöründe gerileme yaşanmıştır. 1994 yılında enflasyon rakamı üç
haneli (106,26) rakamlara ulaşmıştır.
Tablo 3. 21: 1990–1994 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
Yıllar
1990
1991
1992
1993
1994
Tarım
6,8
-0,9
4,3
-1,3
-0,7
Büyüme Hızları (%)
Sanayi
Hizmetler
8,6
10,3
2,7
0,6
5,9
6,5
8,2
10,7
-5,7
-6,6
TEFE
GSMH
9,37
0,34
6,42
8,14
-6,09
60,30
66,00
70,10
66,10
106,26
Kaynak:1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri, DPT.
1990 yılında içte ve dışta yaşanan olaylar, ihracat ve ithalat kalemlerinde
etkisini hissettirmiştir. Tablo 3.21’de, 1990–1994 dönemi dış ticaret verileri
gösterilmektedir. İhracat %11,5, ithalat da o dönemde %41 oranında artış
119
E. Tokgöz, Age., ss.237–241.
80
göstermiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1990’da %58,1 iken, kriz yılı
1994’de %73’e, yükselmiştir.
1991 yılını Körfez Krizi ve seçim ekonomisinin etkisiyle geçiren Türkiye
Ekonomisi,
1992
yılında
koalisyon
hükümetinin
istikrar
programının
açıklamasıyla birlikte yeni umutlara girmiştir. Kronik enflasyonun düşürülmesi,
kalıcı olarak düşük düzeyde tutulması, üretimin arttırılması, gelir dağılımın
düzeltilmesi, piyasa mekanizması işleyişinin düzeltilmesi, dünya ile bütünleşme
ve küreselleşme ve hüküm süren bir terörün önlenmesi gibi hedefler ortaya
konmuştur. Ancak istenilen başarı sağlanamamıştır. İhracat, %8.2 oranında
artmış, ihracatın GSMH içerisindeki payı 1991’den 1992’ye %8,9’dan %0,3’lük
artış ile %9,2’ye yükseltilmiştir. İthalatın GSMH içerisindeki payı %13’ten %
14,2’ye çıkmıştır.1993 yılında ise ihracatın GSMH içerindeki payı %8,4, ithalatın
GSMH içerisindeki payı %16,2 olarak gerçekleşmiştir.
Tablo 3. 22: 1990–1994 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
İhracat
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
1990
1991
1992
1993
1994
12.959
13.594
14.715
15.345
18.109
11.5
4.9
8.2
4.3
18.0
22.302
21.047
22.871
29.428
23.270
41.2
-5.6
8.7
28.7
-20.9
58,1
64,6
64,5
52,4
77,8
-9.343
-7.453
-8.156
-14.083
-5.161
8,5
8,9
9,2
8,4
13,8
14,6
13,8
14,2
16,2
17,7
Cari
Açık
/
GSMH
-1,72
0,17
-0,59
-3,77
2,02
Kaynak: DTM.
1990 yılından itibaren kamu kesimi açıkları hızla artmıştır. Devlet nakit
açığını kapatmak için iç borç, dış borç ve Merkez Bankası kaynaklarına
yönelmiştir. Tablo 3.22, incelendiğinde iç borç stokunun GSMH’ya oranı 1990
yılında %14,4 iken, 1994 yılında % 20,56’ya çıktığı görülmektedir. Toplam borç
stokundaki artış anapara ve faiz ödemelerin artması sonucunu doğurmuştur.
81
Tablo 3. 23: 1990–1994 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
1990
1991
1992
1993
1994
-11.955
-33.517
-47.434
-133.857
-152.180
-3,01
-5,28
-4,30
-6,63
-3,91
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
57.201
97.668
194.257
357.377
799.329
İç Borç /
GSMH
14,40
15,39
17,60
17,89
20,56
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
49.035
50.489
55.592
67.356
65.601
Dış Borç /
GSMH
32,18
33,23
34,63
37,22
50,26
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Yükselen kamu açıklarına bağlı olarak artan iç faiz oranları sıcak para
girişini hızlandırmış ve TL’nin reel olarak artışı değer kazanmasına neden
olmuştur. Bu gelişme işgücü maliyetlerindeki reel artışlar, doğrudan ve dolaylı
biçimde ihracat teşviklerindeki azalma ile birleşerek Türk Ekonomisin hızlı
rekabet gücü kaybetmesine yol açmıştır. Sonuçta yüksek kamu açıklarından
kaynaklanan ekonominin iç dengesizlikleri dış dengede de hızlı bir bozulmaya
neden olmuş, ithalat hızla artmış, ihracat yavaşlamış ve dış ticaret açığı önemli bir
boyuta ulaşmıştır. Hızla bozulan iç ve dış dengeler 1994 yılı başında para,
sermaye ve döviz piyasalarında ciddi bir krize yol açmıştır. 120
5 Nisan Ekonomik İstikrar Kararları’na yol açan gelişmeler, Kararların
başlangıç kısmında şu şekilde açıklanmaktadır. Türkiye Ekonomisinde temel
yapısal değişiklikler yaratan 24 Ocak 1980 istikrar önlemlerinden sonra, özellikle
1990 yılından itibaren kamu kesimi açıklarının hızla artması, vergi gelirlerinin iç
borç servisine bile yetmemesi, devletin nakit açığının iç borçlanma ile finanse
eder duruma düşmüştür. Bu açığı kapatmak için dış borca ve Merkez Bankası
kaynaklarına yönelmesi ile döviz rezervlerinin hızla erimesi, yeni bir istikrar
programının yürürlüğe konulmasını zorunlu kılmıştır. 121
5 Nisan krizinin nedenleri incelendiğinde, krizin başlama nedenini 1993
yılında kamunun iç borçlanma politikasında yapılan değişiklik ve bunun mali
piyasalar tarafından kabul edilmemesinin oluşturduğu görülmektedir. Ayrıca
Merkez Bankası ile Hazine arasındaki kötü eşgüdüm ve koordinasyon eksikliği de
krizi hızlandırmıştır. Kamunun borçlanma ihtiyacı yüksek iken, serbest piyasa
davranışlarını dikkate almadan ihale iptalleri yoluyla faizlerin düşürülmeye
120
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996–2000), http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/vii/, 02/10/06.
S.R. Karluk (2006), Türkiye Ekonomisinde 1980 Öncesi ve Sonrası Yaşanan Krizlere Yönelik
İstikrar Politikaları, Ekonomik Kriz Öncesi Erken Uyarı Sistemleri-Makale Derlemesi, s.56.
121
82
çalışılması, krizin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Mali piyasaların
serbestleştirilmesi, fakat yeterli derinliğin sağlanamaması nedeniyle, spekülatif
bekleyişlerden kolayca etkilenen bir ortam oluşmuş, bu da fazla likiditenin dövize
yönelmesine, Merkez Bankası’nın müdahalesi sonucu rezervlerin hızla azalmasına
ve devalüasyona neden olmuştur. 122
1994 yılı öncesinde yaşanan olumsuzluklar genel olarak daha önceki
dönemlerdekilerden farklı değildir. Kamu harcamalarındaki artış, kamu gelir ve
gider dengesizliğini arttırmış, fiyat istikrarsızlığı kronik hale gelmiş, dış ödemeler
dengesi açıkları devam etmiştir. Bu nedenle 5 Nisan 1994 yılında açıklanan
Kararları ile önceki dönemlerde alınan kararlar arasında benzerlikler vardır. 5
Nisan 1994 yılında açıklanan kararları konjonktürel ve yapısal düzenlemelerden
oluşan kararlar olmak üzere iki bölümde toplamak mümkündür. Konjonktürel
kararlar döviz kuru, ücret ve fiyat politikaları, Merkez Bankası ve bankacılık
sektörü, sermaye piyasası, tarımsal destekleme politikası, kamu kesimi borçlanma
gereği
ile
ilgili
kararlar
alınmıştır. 123
Yapısal
kararlar
ise
KİT’lerin
özelleştirilmesi ve rasyonalize edilmesi, yerel yönetimlere ilişkin idari ve mahalli
düzenlemeler, sosyal güvenlik kuruluşları reformu kararları alınmıştır. 124
5 Nisan kararları kısa vadeli hedefler için ortodoks, şok tedavisi öngören
vadeli hedefler için heterodoks aşamalı politikalar içeren karma tedbirlerden
oluşmuştur. 125 Bu tedbirler, talebi düşürmek ve kontrol altına almak amacına
yöneliktir. 126
İstikrar programlarındaki başarının en önemli etkenlerinden biri siyasi
rejimler, diğeri de toplumsal uzlaşma ve programı uygulayacak kadroya duyulan
güvendir. Demokratik sınırlar çerçevesinde gerçekleştirilen istikrarın maliyeti,
122
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/politika/bahcecis/istikra5.pdf 03/10/06.
S. R. Karluk (2005), Cumhuriyetin İlanından Günümüze Türkiye Ekonomisi’nde Yapısal
ve Sosyal Değişim, Beta Yayınları, İstanbul, s. 414.
124
İ. Parasız (1995), Kriz Ekonomisi, Birinci Baskı, Ezgi Yayınevi, Bursa, ss.174–186.
125
Ekonomik istikrar, genel olarak ortodoks ve heteredoks istikrar politikaları olmak üzere ikili bir
tasnifle ele alınır. Ortodoks kavramı, enflasyonla mücadelenin tamamen iktisat-içi araçlarla
yapılabildiği anlamına gelmektedir (Akat, 1992). Ortodoks istikrar politikaları daha çok
hiperenflasyonla mücadele ve dış dengeyi sürekli iyileştirmede izlenmekte; temelde mali ve
parasal disipline, değişen ölçülerde de devalüasyona dayanmaktadır (Parasız, 1995). Diğer taraftan
heteredoks politikalar ise iktisadi araçların yanında idari önlemlerin de alınmasını ifade etmektedir
(Akat, 1992). Heteredoks istikrar politikaları özellikle bekleyişleri nispeten istikrarlı ve riskli
yapan sürekli-yüksek veya kronik enflasyonlu ekonomiler için uygundur. Çünkü bekleyişler,
süregelen yüksek enflasyonla konsolide edilmiş olmaktadır (Parasız, 1995; Çağlar, 1997).
126
H. Şahin (2000), Age., ss.215-223.
123
83
demokratik olmayan yönetimler altında gerçekleştirilen istikrarın maliyetine göre
daha düşük olduğu için, istikrarsızlığın ve ekonomik popülizmin sebeplerini
demokraside aramak muhtemelen yanlış olacaktır. Türkiye de parlamenter
demokrasiyi tercih eden ülkelerden biri olduğuna göre, çözüm önerilerinin bu
çizgide geliştirilmesi kaçınılmazdır. 127
Genel
olarak
değerlendirildiğinde,
kararlar
kısa
vadeli
politika
önlemlerinden yapısal reformlara kadar çok kapsamlı bir alanda düzenleme
getirmiştir. Fakat iç ve dış baskılar sonucunda kısa sürede ve yapabilirlik
çalışması olmadan alınan kararlar, daha çok hükümetin istek ve arzularını içeren
bir niyet mektubu özelliği taşımıştır. 5 Nisan Kararları, dönemin başbakanı Tansu
Çiller’in uygulamaya koymaya çalıştığı, fakat başarıya ulaştıramadığı halkçı
niteliği ağır basan bir önlemler demetidir. 128 Ayrıca Türk Ekonomisinde
gereksinim duyulan yapısal düzenleme tedbirlerine 5 Nisan İstikrar Programında
yer verilmediği görülmektedir. 129
Bu
aşamaya
kadar
1990–1994
dönemi
ekonomisinin
reel
kısmı
incelenmiştir. Ekonominin ikinci kısmı olan parasal yanı da önem arz etmektedir.
Bu bağlamda, 1990–1994 dönemi para politikaları ayrıntılı olarak incelenmiştir.
1990’lı yıların başlarında T.C. Merkez Bankası 1980’li yılların ikinci yarısında
denediği parasal program uygulamalarını açık olarak ilan etmiş ve uygulamaya
koymuştur. 1990 para programının iki önemli özelliğe sahiptir: Para programı
mikro ekonomik koşullarda formüle edilmiştir. Hedef değişkenler Merkez
Bankası bilançosundan seçilmiştir. Programın mikro ekonomik özelliğine rağmen
Merkez Bankası otoriteleri bunu halka ilan etmiştir. 1990 yılında Merkez
Bankası’nın parasal hedefleri tutturulmuştur Ancak, bunun dışında hiçbir alanda
127
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/politika/bahcecis/istikra5.pdf#search=%22%C4%B0stikrar%2
0programlar%C4%B1%2C%20ekonomik%20kriz%20ya%C5%9Fayan%20%C3%BClkelerde%2
0krizin%20atlat%C4%B1lmas%C4%B1%20ve%20ekonominin%20yeniden%22, 03/10/06.
128
E. Türkkan (1996), Ekonomi ve Demokrasi, Turhan Kitapevi, Ankara, ss 230–236.
129
O. Morgil (2001), “Türkiye’de Ekonomik Kriz ve İstikrar Programları”, Yeni Türkiye Dergisi
Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41, s.610.
84
bu programla uyumlu hükümet politikası olmadığından, istenilen sonuca
ulaşılamamıştır Geçmişe endeksli gelir politikaları devam etmiştir. 130
Ülkede bu belirsizlik ortamı sürerken, böyle bir ortamda Merkez Bankası
parasal program ilan etmek yerine, Türk lirası ve döviz piyasalarında istikrarı
korumayı ve rezerv paradaki büyümeyi kontrol altına almayı amaç edinmiştir. 131
1992 yılı para politikasında ise, Merkez Bankası’nın orta vadeli hedefleri
çerçevesinde yeni bir parasal program ilan edilmiştir. TCMB, bu dönemde
piyasada oluşan fazla likiditeyi çekmek için açık piyasa işlemlerine başvurması
TCMB’nın piyasa borçlarını hızla artırmış ve hedeflenen bilanço büyüklüklerinin
üzerine çıkılmıştır. 132 1993 yılında da Merkez Bankası finansal piyasalarda
istikrarın korunmasını ön planda tutmuştur. Kur ve faizlerin istikrarlı hareketini
amaçlamıştır. Bu çerçevede, artan likiditenin kurlar üzerindeki baskısı, rezerv
kaybına yol açmadan kontrol edilmeye çalışılmıştır.
1994 yılında Merkez Bankası para politikası da 5 Nisan öncesi ve sonrası
olmak üzere iki dönemde incelenebilir. Merkez Bankası yılın ilk üç ayında, kamu
kredilerindeki büyümenin piyasalara olan etkisini azaltmak için, ağırlıklı olarak
açık piyasa işlemleri yoluyla yaptığı borçlanmalarla para arzını kontrol altına
almaya çalışırken, kurlarda görülen yüksek artışları döviz piyasasına yaptığı
doğrudan satışlarla dengelemeye çalışmıştır. Yılın geri kalan bölümünde ise
Merkez Bankası, 5 Nisan kararları çerçevesinde uygulanmaya konan önlemler ile
mali piyasalarda istikrarın sağlanmasını ve eriyen döviz rezervlerinin arttırılması
hedeflenmiştir 133
Sonuç olarak, bu dönemin politikaları arasındaki uyumu daha somut olarak
görmek açısından aşağıda 1990–1994 dönemi bütçe dengesi ve parasal
göstergelerin GSMH’ya oranın gösterildiği Tablo 3.23 ve Şekil 3.6’i incelemek
gerekmektedir.
130
U. Gürses, “1990 Deneyimi ve Enflasyon”, Radikal Gazetesi, http://www.radikal.com
.tr/haber.php?haberno=68754, 12/03/2006.
131
M. Kesriyeli (1997), 1980’li Yıllardan Günümüze Para Politikası Gelişmeleri, Araştırma
Genel Müdürlüğü, Yayın No:97\4, Ankara, www.tcmb.gov.tr/research/work/wpaper5, s.23.
132
O. Yıldırım, Türkiye’de Parasal Programlama ve Enflasyon Hedeflemesi, www.geocities.
com/ceteris_tr/o_ yildrim7.doc, 19/09/2006.
133
M. Kesriyeli, Agm., ss.25-29.
85
Tablo 3. 24: 1990- 1994 Dönemi Bütçe Dengesi ve Parasal Göstergelerin
GSMH’ya Oranları (Bin YTL)
Yıllar
1990
1991
1992
1993
1994
Bütçe
Dengesi
(%)
-11,955
-33,517
-47,434
-133,857
-152,180
Bütçe
Dengesi/
GSMH
-0,00003
-0,00005
-0,00004
-0,00006
-0,00003
M1
M1 /
GSMH
M2
M2 \
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
23.786,2
36.245,9
55.072,5
92.941,5
162.778,6
0,059
0,057
0,049
0,046
0,041
58.854,2
90.414,0
148.957,9
229.351,2
450.335,7
0,148
0,142
0,134
0,114
0,115
72.952,1
120.139,0
229.724,9
399.168,0
860.778,1
0,183
0,189
0,208
0,199
0,221
Kaynak: DPT, TCMB.
1990–1994 döneminde Bütçe Dengesi/GSMH oranları birbirine yakın ve
yüksek oranlarda gerçekleşmiştir. Bütçe Açığı/GSMH oranı, 1990 yılında
0,00003, 1991 yılında artarak 0,00005, 1992 yılında 0,00004, 1993 tekrar artarak
0,00006 ve 1994 yılında 0,00003 düzeyinde gerçekleşmiştir. 1990–1994
döneminde, kamu açıklarına bağlı olarak artan iç faiz oranı sıcak para girişini
hızlandırarak TL’nin reel olarak değer kazanmasına yol açmıştır. Bu süreç
ekonominin rekabet gücünün azalmasına sebep olmuştur. Bütçe Dengesi/GSMH
oranın 1994 yılında azalma eğilimi göstermesinde en önemli etken 5 Nisan
Kararları olmuştur. Yapısal ve konjoktürel niteliğe sahip olan 5 Nisan Kararları,
kamu gelir ve gider arasındaki dengesizliği kapatmada etkin bir rol oynamıştır.
Ancak bu etki uzun süreli olamamıştır.
Bu dönemde M1/GSMH oranı, 1990–1994 dönemde azalma eğilimi
sergilemiştir. 1990 yılında M1/GSMH oranı 0,059, 1991 yılında 0,057 ve bundan
sonraki yıllarda azalarak 1992 yılında 0,049, 1993 yılında 0,046 ve 1994 yılında
0,041 düzeyinde gerçekleşmiştir. Azalma etkisi göstermesindeki en önemli etken,
Merkez Bankası’nın bu dönem aralığında uyguladığı disiplinli para politikası
programlarıdır. Ancak hükümetlerin Merkez Bankası’nın para programlarına
uygun disiplinli bir maliye politikası uygulayamamaları, Merkez Bankası’nın
hedeflerini tam olarak tutturamamasına sebep olmuştur.
Ekonominin finansal derinliği ortaya koyan M2/GSMH oranı ise Şekil
4.6’da, görüldüğü üzere azalan eğilim sergilemiştir. M2/GSMH oranı azalarak
1990 yılında 0,148, 1991 yılı 0,142, 1992 yılı 0,134, 1993 yılı 0,114 ve 1994
yılında da 0,115 düzeyinde gerçekleşmiştir.
86
1990-1994 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Türkiye Ekonomisi
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH M2/GSMH
M2Y/GSMH
0,25
0,2
0,15
0,183
0,148
0,208
0,189
0,142
0,221
0,199
0,134
0,115
0,1
0,05
0
-0,05
0,059
0,057
0,049
0,046
-0,00003
1990
-0,00005
1991
-0,00004
1992
-0,00006
0
1993
0,041
-0,00003
1994
YILLAR
Bütçe Dengesi/ GSMH
M1 / GSMH
M2 /GSMH
M2Y / GSMH
Şekil 3. 6: 1990–1994 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
M2Y/GSMH (dolarizasyon), oranı, bu dönem aralığında Şekil 4.6’da, artan
eğilim sergilemiştir. M2Y/GSMH oranı, 1990 yılı 0,183, 1991 yılı 0,189, 1992
yılı 0,208, 1993 yılı 0,199 ve 1994 yılında 0,221 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu
dönemde para ikamesinin yükselmesinde, kamu açıklarının iç faiz oranlarını
yükselterek TL’nin aşırı değerlenmesine sonucu devalüasyon olgusu etkili
olmuştur.
3.7.1996–2000 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Yedinci beş yıllık kalkınma Planı 1995–1999 yıllarını kapsayacak biçimde
hazırlayıp 1 Ocak 1995’te yürürlüğe konulması gerekiyordu. Oysa ülke 1994
yılının ekonomi tarihinin en büyük krizini açmak için olağanüstü önlemler
yürürlüğe koymuştu. Yaşanan kriz sonrasında dengeler yeniden kurulmadan önce
ileriye yönelik hedef ve kararlar ortaya koymak mümkün olmayacağı düşünülmüş
ve planın yürürlüğe girmesini bir yıl erteleyen yasal düzenleme yapılmıştır.
Ardından da 1995 yılı Geçiş Programı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulunun
onayından sonra yürürlüğe konulmuştur.
87
1995 yılı Geçiş Programı yürürlüğe girdiği dönemde içte ve dışta 134 önemli
gelişmeler yaşanmıştır. Dünya’da ekonomi alanında yaşanan olumlu gelişmeler
karşısında Türkiye’de siyasi istikrarda yaşanan sorunlar temel ekonomik
göstergelerin bozulması sonucunu doğurmuştur. 135 24 Aralık 1995’te erken genel
seçimlerinden dolayı 1996 Mali Yılı Bütçe Kanun tasarısı görüşülüp
kanunlaştırılamamıştır. Seçim öncesinde ekonomi yönetiminde disiplin kalmamış
ve siyasal ağırlıklı kamu harcamaları hızlanmıştır.
24 Aralık 1995 erken genel seçimi sonucunda birinci Refah Partisi
seçilmiştir. Hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından
Rize milletvekili Mesut Yılmaz'a verilmiştir. Yılmaz, ANAP-DYP ortaklığı ve
DSP desteği ile azınlık koalisyon hükümeti kurmuştur. Refah Partisi, güven
oylamasının Anayasanın 96. maddesine göre geçersiz olduğu gerekçesiyle
Anayasa mahkemesine başvurmuş. Mahkeme 14 Mayıs 1996'da güven
oylamasını, olağanüstü hali ve çekiç gücün süresinin uzatılmasına ilişkin TBMM
kararını iptal etmiş, fakat yeni oylamaya gerek olmadığını bildirmişti. Refah
Partisi, 27.05.1996'da Başbakan Mesut Yılmaz hakkında gensoru önergesi verdi.
Yılmaz gensorunun görüşülmesini beklemeden 06.06.1996'da istifa etti. 136
Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurma görevini Refah Partisi Genel Başkanı
134
1995 yılı Geçiş Programının yürürlüğe girdiği dönemde Dünya Ticaretinde ve büyüme hızında
1994’te başlayan canlanmanın 1995’te de artarak devam edeceği ve ABD başta olmak üzere
OECD ülkelerinde 1995 yılında ortalama %2,7 oranında bir büyüme olacağı tahmin edilmiştir.
1995 yılından itibaren Dünya Ekonomisini ilgilendiren iki önemli oluşuma tanık olmuştur. Birinci
Avrupa Birliğine üye olan on beş ülke ile Gümrük Birliği antlaşması ile Türkiye ekonomisi
bütünleşmiştir. Bu aşamadan sonra Türk özel sektörünün yarışta göstereceği başarı Türkiye’nin
yarışta göstereceği başarının ölçütü olmuştur. İkinci oluşum ise, 15 Nisan 1994’te Marakeş’te 121
ülkenin imzaladığı Uruguay Round Nihai Senedi ile Dünya Ticaretinin serbestleştirilmesi ve
Dünya Ticaret Örgütünün 1 Ocak 1995’ten itibaren faaliyete geçmesi kabul edildi. Bu örgüt
GATT’ın sahip olduğu geniş yetkilere sahip olacak, ticari uyuşmazlıkların çözümüne katkıda
bulunabilecektir (Tokgöz, s.268).
135
DYP ve SHP koalisyonu devam ederken, CHP ve SHP arasındaki “tek çatı altında birleşme”
görüşmeleri 19 Şubat’ta birleşme kararı ile sonuçlanmıştır. Yeni yönetim CHP olarak DYP ile
koalisyona devam kararı almıştır. 9 Eylül 1995’te CHP kurultayında Genel Başkanlığa Deniz
Baykal seçilmiştir. Baykal Başbakan Tansu Çiller’e koalisyon hükümetinin devamı için yeni
öneriler götürmüştür. Ancak Tansu Çiller bu önerileri kabul etmeyerek istifasını Cumhurbaşkanına
sunmuştur. İş dünyasının baskısı ve yönlendirmesi doğrultusunda programları ve tabanları
birbirine yakın olan iki parti DYP ve ANAP arasında yeni hükümet kurulması çalışmaları başladı.
Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz ararsındaki “sen–ben kavgası” bu hükümetin kurulmasını
engellemiştir. Tansu Çiller DSP ve MHP’nin desteğini alarak bir azınlık hükümeti kurdu, fakat 15
Ekim’de TBMM’den güvenoyu alamamıştır. Yeni DYP-CHP koalisyonu 52. Hükümet olarak 5
Kasım 1995’te göreve başlamıştır. Yeni hükümet 24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinin
yapılması kararı almış ve bu kararı TBMM onaylamıştır (Tokgöz, ss.268–269).
136
http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/o53.htm, 08/10/06.
88
Necmettin Erbakan’a vermiştir. 24 Aralık 1995 seçimleri sonrasında yeni
hükümet
kurma
çalışmaları
ülke
ekonomisini
tam
belirsizlik
içerisine
sürüklemiştir. 28 Haziran 1996’da RP ile DYP Koalisyon Hükümeti Necmettin
Erbakan’ın başkanlığında kurulmuştur.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının Temel Amaç ve Hedefleri Programda
şu şekilde ifade edilmiştir:
“Türkiye’yi 21’inci yüzyıla taşıyacak VII. Plan, küreselleşmenin avantajlarından
en üst düzeyde yararlanarak çağı yakalamayı ve ülkemizin gelişmiş dünya ülkeleri
arasında seçkin yerini almasını hedeflemektedir. Bu amaçla, özgür ve demokratik
bir ortamın sağlanması amaçlanmıştır. Bireyin ön plana çıkarılmasına,
sürdürülebilir hızlı bir büyümenin gerçekleştirilmesine, toplumun yaşam
seviyesinin yükseltilmesi ve gelir dağılımının iyileştirilmesine, üretken istihdamın
artırılmasına, sanayileşmenin hızlandırılmasına, teknolojide atılım yapılmasına,
dünya refahından daha yüksek pay alabilmek için eğitim düzeyinin yükseltilmesi
ve toplumun tüm bireylerine yeteneklerine uygun eğitimin verilmesine, kültürel
gelişmenin sağlanmasına, toplumun tümünün sosyal güvenlik ve temel sağlık
hizmetlerine kavuşturulmasına ve sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına,
çevrenin korunmasına ve geliştirilmesine çalışılacaktır.” 137
1996–2000 dönemi sektörel ve GSMH’daki büyüme hızları aşağıdaki
Tablo 3.24’de, incelendiğinde, bu dönemde GSMH’daki ortalama büyüme hızı
6,6 oranında gerçekleşmiştir. Ancak en yüksek artış 1997 yılında gerçekleşmiştir.
Tarımda büyüme hızının en yüksek gerçekleştiği %8,4 oranıyla 1998 yılı, sanayi
sektöründe %12,1 oranıyla 1995 yılı, hizmetler sektöründe %8,6 oranıyla 1998
yılıdır. Bu dönem aralığında enflasyon oranı %54,58-%93,63 oranında
gerçekleşmiştir. Ekonomide 1999 yılında yaşanan daralmanın ardından 2000
yılında yeniden büyüme sürecine girilmiştir. Yılın ilk dokuz aylık döneminde
GSMH, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 oranında artış göstermiştir.
Ekonomide gerçekleşen büyüme bir önceki yıl meydana gelen daralmanın
137
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996–2000) (1996), DPT, Ankara, ss.19–21,
http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/vii/, 08/10/06.
89
yarattığı baz etkisinin yanı sıra iç talepte meydana gelen canlanmadan
kaynaklanmıştır.
Tablo 3. 25: 1996–2000 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
Yıllar
∗
1995 ∗
1996
1997
1998
1999
2000
Tarım
2,0
4,4
-2,3
8,4
-5,0
3,9
Büyüme Hızları (%)
Sanayi
Hizmetler
12,1
-6.6
7,1
6.3
10,4
7.6
2,0
8.6
-5,0
2.4
6,0
-4.5
TEFE
GSMH
7,95
7,12
8,29
386
-6,08
6,13
93,63
80,40
85,70
84,60
64,99
54,58
1995 yılında geçiş programı hazırlanmıştır. VII. Ekonomik Plan dönemine dahil değildir. Fakat
verilerin bütünlüğü açısından 1995 yılının verileri, 1996–2000 Plan dönemi içerisinde gösterilmiştir.
Kaynak: DTP, 1950–2003 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri.
Türkiye ekonomisi 1994 yılında karşı karşıya kaldığı şiddetli daralmanın
ertesinde 1995 yılında kazandığı canlılığı 1996 ve 1997 yıllarında da sürdürmüş
ve GSMH büyüme hızı, sabit fiyatlarla, bu üç yıl boyunca sırasıyla yüzde 7,95,
yüzde 7,12 ve yüzde 7,29 oranında gerçekleşmiştir. Söz konusu yüksek büyüme
hızları, genel olarak siyasi alanda belirsizlik ve istikrar eksikliğinin bulunduğu
dönemlerde gerçekleşmiş oldukları dikkate alındığında, daha da önem
kazanmaktadırlar. Zira Eylül 1995’te alınan erken seçim kararının ardından
yılsonunda yapılan seçimin sonuçlarının ortaya koyduğu belirsizlik, etkilerini
Nisan 1996 ayında kurulan azınlık koalisyonu döneminde de sürdürmüştür.
Temmuz 1996’da kurulan ikinci koalisyon hükümetinin sürekliliği konusunda
kamuoyunda bir genel kanının giderek pekişmeye başlamasıyla siyasi ve
ekonomik ortam 1997 yılı başlarına kadar süren göreli bir kararlılık dönemi
geçirmiştir. 1997 yılı başında tanık olunan siyasi gelişmeler, ekonomik meseleleri
ikinci plana itmiştir. İki koalisyon hükümetinin görevde bulunduğu 1997 yılında
gerek ilk hükümet gerekse dışardan destekli ikinci azınlık hükümeti, niyetleri,
yapıları ve arkalarındaki destek itibariyle ekonomik alanda ihtiyaç duyulan
istikrar programlarını yürürlüğe koyma gücünü gösterememişler ve ülkenin
ekonomik sorunları giderek ağırlaşan seyrini sürdürmüştür. 138 1998 yılının ikinci
138
U. Büyükbalkan (2000), Türkiye’de Ekonomik Durum, http://www.turmob.org.tr/
turmob/basin/23-10(3).htm, 07/10/06.
90
üç aylık döneminde ekonomide başlayan daralma süreci, dünyada yaşanan
ekonomik durgunlukla çakışarak 1999 yılında derinleşmiştir. 139
1998 yılının Ağustos ayında yaşanan Rusya Krizi’yle birlikte Türkiye
ekonomisinden sermaye çıkışı gözlenmiştir. Bunun sonucunda Hazine ihale
faizleri ve dolayısıyla faizler genel düzeyi önemli oranda yükselmiştir. Daralan
ekonomide, azalan fonların da büyük bölümünün kamu tarafından kullanılması,
özellikle yatırımlar üzerinde dışlama etkisi yaratmıştır. Gerileyen yurtiçi tüketim
talebi ve yurtdışı talep, sanayi üretiminde gerilemeye yol açmıştır. Ayrıca
olumsuz hava koşulları ve özellikle fındık ve zeytin üretiminde düşük ürün yılı
olması nedeniyle tarım üretimi daralmıştır. Ekonominin iç dinamiklerinin yanı
sıra, 1999 yılı Ağustos ve Kasım aylarında meydana gelen depremler, daralma
sürecinin uzamasına neden olmuştur. Tüm bu etkiler sonucunda 1999 yılının ilk
dokuz aylık döneminde Gayrı Safi Milli Hasıla (GSMH) geçen yılın aynı
dönemine göre reel olarak yüzde 6,1 küçülmüştür. 140 Bunun sonucunda siyasal ve
ekonomik istikrar olumsuz yönde etkilenmiştir. Siyasal istikrarsızlık 1999 Mali
Yılı Bütçe görüşmelerini sahipsiz bırakmıştır. Türkiye’nin mali tarihinde ikinci
kez altı aylık “geçici bütçe” hazırlanması ve uygulanması zorunluluğunu
doğurmuştur.
1995–2000 yılları arasındaki bütçe açığı, iç borç, dış borç ve bunların
GSMH’ya oranları aşağıdaki Tablo 3.25’da gösterilmiştir. 1995 yılında bütçe
açığı 316.623 Milyar TL ve sonrasında da bütçe açıkları artarak devam etmiş ve
2000 yılında 13.715.888 Milyar TL’ye ulaşmıştır. İç borcun GSMH’ya oranı 1995
yılında 17,33 iken, bu oran 2000 yılına gelindiğinde 28,91 düzeyine ulaşmıştır.
Dış borcun GSMH’ ya oranı ise 1995 yılında 50,26 iken 2000 yılına gelindiğinde
bu oran 55,28 seviyesine yükselmiştir.
139
TCMB, 1998 Yıllık Rapor, http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/98turkce/yraporxyeni.html,
09/10/06.
140
TCMB;1999 Yıllık Rapor, http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/99turkce/rapor99_2.html,
09/10/06.
91
Tablo 3. 26: 1996–2000 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
1995
1996
1997
1998
1999
2000
-316.623
-1.238.128
-2.241.376
-3.985.127
-9.284.629
-13.715.888
-4.03
-8.27
-7.62
-6.96
-11.55
-10.20
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
1.361.026
3.149.004
6.283.446
11.602.906
22.020.166
36.420.620
İç Borç /
GSMH
17,33
21,02
21,22
21,70
29,28
28,91
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
73.278
79.194
84.182
96.429
102.992
118.702
Dış Borç /
GSMH
50,26
42,67
43,24
43,87
47,26
55,28
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
1996–2000 dönemi Dış Ticaret Göstergeleri aşağıdaki Tablo 3.26’da
gösterilmiştir.
Tablo 3. 27: 1996–2000 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
İhracat
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
1995
1996
1997
1998
1999
2000
21.636
23.225
26.261
26.973
26.588
27.775
19.5
7.3
13.1
2.7
-1.4
4.5
35.709
43.627
48.559
45.921
40.671
54.503
53.3
22.2
11.3
-5.4
-11.4
34.0
60,6
53.2
54.1
58,7
65.4
51.0
-14.073
-20.402
-22.298
-18.948
-14.113
-26.728
12,6
12,6
13,5
13.1
14.2
13.8
20,8
23,6
25,0
22,3
21,7
27,1
Cari
Açık
/
GSMH
-1,36
-1,32
-1,36
0,97
-0,73
-4,83
Kaynak: DTM.
1995 yılında, ihracat %19,4 oranında artarak 21,6 milyar dolara yükselirken,
ithalat %50’lik bir büyüme ile 35,7 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret açığı
14.073 milyar dolar olmuştur. 1996–1998 döneminde dış ticaret bilanço açığı
ortalama 20 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 1995–1997 döneminde toplam
mal ve hizmet dengesi yılda ortalama 7 milyar dolar açıkla kapanmıştır. Bu
gelişmeler 5 Nisan 1994 İstikrar Programının dış açıkları kapatma amacına
ulaşmadığı, sadece 1994 yılında, olağandışı kontrol ve engellemeler nedeniyle dış
açığın küçülebileceğini göstermiştir. 141 1999 yılında ise ihracatta önemli düşüş
yaşanmıştır. İhracatta meydana gelen düşüşte 1998 yılında Rusya Kriziyle birlikte
Türkiye’de önemli bir sermaye çıkışı yaşanmıştır. Türkiye’de yaşanan iç talep
daralmaları da sanayi üretiminde azalmalara yol açmıştır. Bu çerçevede içte ve
dışta yaşanan talep daralmaları ihracatta ve ithalatta düşüşe yol açmıştır. Ancak
141
H. Şahin, Age., s.231.
92
ithalatta gerçekleşen düşüş, ihracattaki düşüşten daha yüksek gerçekleşmiştir. Dış
ticaret açığı ise 14.113 milyar dolar olmuştur.
Türkiye 1999 yılının sonuna doğru ekonomik açıdan oldukça karamsar bir
tablo çizmekteydi. Ekonomide küçülme yaşanmış ve ekonomik büyüme %-6,1
olmuş, enflasyon %65 olmuş, bütçe açıkları büyümüş ve 9.284.629 milyar TL’ye
ulaşmış, iç borç ve dış borç stokunun GSMH’ya oranı artmıştır. Faiz giderlerinin
bütçe içerisindeki payı hızla artmıştır. 1990 yılında faiz ödemeleri için toplanan
her 100 TL’lik vergi gelirinin 32 TL’si, 1999 yılında da 72 TL’ye yükselmiştir.
1999 yılı Nisan ayında yapılan erken genel seçim sonrasında, TemmuzAralık 6 aylık döneminde daha önce IMF ile üzerinde antlaşmaya varılan “yakın
izleme antlaşması” uygulanmasını başlatmış ve alınan sonuçlara dayanarak, 1999
yılının Aralık ayında, IMF ile üç yıllık (2000–2002) orta-vadeli 18. stand by
antlaşması imzalanmıştır. Ancak bu antlaşma 2001 yılı sonunda iki yılını
doldurduktan sonra kesilmiş ve 2002 yılı başından itibaren üç yıllık bir dönem
(2002–2004) için yeni bir stand-by antlaşması yapılmıştır. Böylece 2000 yılı Ocak
ayında başlayan ve yıllık stand-by antlaşması, beş yıllık bir stand-by antlaşması
haline gelmiştir. 142
9 Aralık 1999 ve 3 Mayıs 2001 tarihinde IMF’ye verilen niyet mektubu
kapsamında şu konulara yer verilmiştir. 143
•
2002 yılına kadar enflasyonu tek haneli rakamlara indirme, sürdürülebilir
bir kamu maliye pozisyonu sağlamak, ekonomideki kronik yapısal
etkinsizlikleri önlemek ve sürdürülebilir kalkınma düzeyini yüksek
tutmak,
•
Kamu sektörünün faiz dışı fazlasının mümkün olduğunca fazla tutulması
ve böylece enflasyonun arkasındaki temel unsurlardan biri olan kamu
açıklarının
142
ve
kamu
borç
stokunun
azaltılması
amaçlanmıştır.
D. Uysal, Age., s.93.
IMF-Niyet Mektubu, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, 9 Aralık 1999, Ankara,
www.hazine.gov.tr. 20/07/2006 ve H. Seyidoğlu (2003), “Uluslar arası Mali Krizler, IMF
Politikaları, Az Gelişmiş Ülkelerde, Türkiye ve Dönüşüm Ekonomileri”, Doğuş Üniversitesi
Dergisi, 4 (2), s.143.
143
93
Özelleştirmenin hızlandırılarak GSMH’nın %3,5’i düzeyinde gelir elde
edilmesi hedeflenmiştir. Telekom ve enerji sektöründe elde edilecek
özelleştirme gelirlerinin tamamının bütçeye aktarılması hedeflenmiştir.
•
Faiz dışı fazla verilmesi doğrultusunda, KİT’lerinin devlet bütçesine yük
olan ve piyasayı olumsuz yönde etkileyen bir konumdan çıkartılarak gelir
sağlayan ve serbest rekabet şartlarına uyumlu bir yapıya kavuşturulması
amaçlanmıştır.
•
Sosyal Güvenlik kuruluşlarında emeklilik yaşının, prim ödeme gün
sayısının, prime esas kazanç tavan ve tabanının düşürülmesi, emekli
aylıklarının TÜFE’ye endekslenmesi hedeflenmiştir.
•
Tarımsal
destekleme
kapsamındaki
ürünlerin
alım
miktarlarının
azaltılması ve alım fiyatlarının hedeflenen enflasyon ve dünya fiyatları göz
önünde bulundurularak tespit edilmesi suretiyle tarımsal desteklemenin
KİT finansman üzerindeki yükünün hafifletilmesi ve mevcut tarımsal
destekleme sisteminin değiştirilerek orta vadeden doğrudan gelir desteği
sistemine geçişmesi amaçlanmıştır. Böylece tarımsal desteklemenin
kademeli olarak azaltılıp bütçe üzerindeki yükünün azaltılması ve tarımsal
rekabetin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
•
Para kurulu kapsamında sabit kur sistemi uygulanması öngörülmüş, TL; 1
dolar ve 0,77 euro’dan oluşan bir para sepetine bağlanmış ve döviz
kurunun bu sepette alacağı değer yıllık enflasyon oranının %20’si ile
sınırlandırılmıştır.
Üzerinde antlaşamaya varılan bu program klasik bir IMF istikrar programı
idi. Bu programda da kamu harcamalarının kısılması, vergilerin arttırılması,
özelleştirme ve yapısal reformlara hız verilmesi amaçlanmıştır.
Türkiye’de
1999
Aralık
ayında
uygulanan
IMF
orijinli
stand-by
anlaşmasında gözlenen çelişkili durumları ise şu şekilde ifade etmek
mümkündür. 144
144
Ö. S. Emsen (2004), “Türkiye’de 1994–2001 Döneminde Uygulanan İstikrar Politikaları”,
Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 5.
94
•
Nominal çapa uygulamasına ülkenin sevk edilmesi ve 3 yıl boyunca piyasa
güçlerini de devreden çıkartan devalüasyonsuz aşırı değerlenmeyi
sağlayacak bir kur politikası uygulamasının hedeflenmesi, adeta ithalatın
uyarılacağı yapıya meydan verme anlamına gelmiştir. Ayrıca gelir
dağılımının bozuk olduğu ve daha çok lüks ithalattın artacağının ihmal
edilmesi ve önlem alınmaması, teorik düzeyde bilinenden bir sapma olarak
algılanabilir.
•
Nominal çapa başlangıç itibariyle değerlenmiş bir kur yapısıyla yanlış
uygulanmasına karşılık, 14,5 ay süren bir uygulamadan vazgeçilmesi,
enflasyonun beklentilere dayalı olduğu Türkiye’de, bekleyişlerin kırılmaya
başlandığı ve bu noktada başarının sağlandığı bir durum söz konusu iken,
Merkez Bankasının pasif politikalar uygulaması sonucu, önce Kasım 2000
ve daha sonra Şubat 2001 krizinde tepkisiz-pasifize olma, mevcut
çabaların boşa gitmesine yol açmış ve ülkeye zaman kaybettirmiştir.
•
Yabancı sermaye girişini teşvik için yasaklamalar kaldırılırken, spekülatif
fon-sıcak para-akışlarının yıkıcı etkisi ihmal edilmiştir. Kur düşük (%20
değer kaybı), buna karşılık yüksek faiz (%40–50’lerde faiz; revize edilmiş
%55 enflasyon hedefi) şüphesiz spekülatif sermayenin ülkeye girmesine
yol açmıştır.
•
Diğer taraftan, fon girişi ulusal para arzını, dolayısıyla talebi uyarır. Oysa
enflasyonla mücadelede spekülatif sermayeye yol açacak mali ve parasal
düzenlemelerden kaçınılması, ekonomideki istikrar olgusunu koruyan
unsurlardandır. Dünya kriz deneyimleri göz önünde bulundurulması
gerekirken, böylesi bir önlem alınmamış, ne şekilde olursa olsun yabancı
sermayenin
girişi
arzulanmıştır.
Diğer
taraftan,
çoğu
ülkeyle
karşılaştırıldığında, ucuz girdi konumundaki emek faktörü dikkate alınırsa,
sermayenin marjinal verimliliği için uygun ortam mevcuttur. Sorun,
yetersiz sermayeye bağlı işgücü verimliliğinin düşüklüğüdür. Bu nedenle
yapısal-yasal düzenlemelerle doğrudan yabancı sermayeye uygun iklim
yaratılmamasıdır. Dolayısıyla ekonomide sermaye-emek bileşenine uygun
ortam sağlanamamıştır.
95
•
Devletin şeffaf olmasına ve politize olmamasına yönelik bir kamusal
düzenlemeye gidilememiştir; böylece kırılgan ve zayıf yapıdaki bankacılık
sektörü için reorganizasyonun yapılmamış olması, ülke kaynaklarının
yanlış kullanımına yol açmıştır.
•
Geçmiş deneyimler gösterir ki, ekonomik politikaların başarısında siyasal
destek oldukça önemlidir. Mevcut hükümetin bu anlamda desteği şeklen
vermesine karşılık, sorumluluğu ekonomi bürokratlarına yüklemiş olması
ve özellikle kurumsal düzenlemeler konusunda yeterli düzenlemeler
yapmamış olması, uygulanan istikrar politikasının neticede başarısız
olacağına dair beklentileri kuvvetlendirmiştir.
Hedeflenen ve gerçekleşenler arasındaki farklılıklar yeni bir ekonomik
programının uygulanmasını sonucunu doğurmuş ve 2000 yılı başından itibaren
IMF destekli “Enflasyonla Mücadele ve Ekonomik İstikrar Programı” yürürlüğe
konulmuştur. 2000 yılı enflasyonla mücadele programı, 1999 yılı niyet
mektubunda da ortaya konulduğu gibi 2002 yılı sonuna kadar uzanan bir zaman
dilimine yayılmaktadır. Bu zaman zarfında parasal büyüklükler döviz kurunun
günlük değer kaybı ve mali dengelere yönelik spesifik hedefler ortaya konmuştur
Bu hedeflerin tamamı belli bir takvim kapsamında önceden ilan edilerek,
programın uygulanması boyunca IMF uzmanlarını Türkiye’ye yaptığı ziyaretler
çerçevesinde performans kriterleri vasıtasıyla gözetim altında tutulacaktır. 145
Bu hedeflerin tamamı program kapsamında şu konulara yer verilmiştir.
Ekonomide
büyümeyi
sağlamak,
kapsamlı
yapısal
reformların
hayata
geçirilmesini sağlamak, enflasyonist bekleyişleri hızla aşağı çekmek için döviz
kurlarını hedeflenen enflasyona göre belirleyerek önceden açılamak, kamu
açıklarını azaltmak, uzun yıllardır açık veren sosyal güvenlik sistemini yenden
düzenlemek, mali sektör reformu sonucunda kurulan “Bankacılık Düzenleme
145
E. Yeldan (2001), “Türkiye’de IMF Destekli Enflasyonla Mücadele Programı, Bir İstikrar ve
Düzen Programı mı Yoksa Fakirleşme ve Mali Kaos Reçetesi mi?”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz
Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41, s.572.
96
Kurulu” ile bankacılık sektörünün düzenlenmesi, gözetimi ve denetimi işlevlerini
tek bir otorite altında toplamak hedeflenmiştir. 146
İmzalanan Stand-by antlaşması ile 2000 yılında ekonominin büyüme
sürecine girmesi ve başta ham petrol olmak üzere enerji fiyatlarındaki yükselme
2000 yılında ithalatın hızlanmasına neden olmuştur. İthalat geçen yıla göre yüzde
32,7 oranında artarak 54 milyar ABD doları seviyesine ulaşmıştır. İthalattaki bu
şekildeki hızlı artış, ekonomi üzerinde dışarıdan gelen enflasyon etkisini
artırmıştır. Özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükselişler ve bu
maddelerin ithalat fiyat elastikiyetlerinin Türkiye için düşük oluşu, içerideki
enflasyona etki etmiştir. 147 Ancak, bu dönemde ihracat zayıf bir performans
göstermiş; geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,8 oranında artarak 27,3 milyar
ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Bunun en önemli nedenleri tarım sektöründe
gözlenen düşük performanstan dolayı tarım ürünleri ihracatının gerilemesi,
euro/dolar paritesinin euro aleyhine gelişmesi ve kurlarda görülen reel
değerlenmedir. Programın başlangıç aşamasında kur sepeti değerinin hedeflenen
enflasyona göre önceden ilan edilmesi ve fiyat artışlarındaki yavaşlamanın zaman
alması, TL’nin reel değerlenmesi sonucunu doğurmuştur.
Türk Lirasının reel olarak değer kazanması ve faiz haddelerinin hızla
düşmesi, mal ve hizmet ithalatını önemli ölçüde artırmıştır. Bu gelişmeler
sonucunda ortaya çıkan devalüasyon beklentisi kısa vadeli yabancı sermayenin
ülkeden çıkmasına yol açmıştır. Döviz çıkışı para arzının hızla azalmasına ve
ekonomide likidite darboğazının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İstikrar
programı çerçevesinde uygulanan para politikası, yani net iç varlıkların 1,2
katrilyon lira seviyesinde sabit tutulması, Merkez Bankası’nın ekonomideki
likidite darboğazını giderecek tedbirleri almasına imkan vermemiştir. Ekonomide
giderek daralan likidite miktarı nedeniyle Kasım ayında faiz haddeleri aşırı bir
şekilde yükselmiş ve bankalara kredi borcu olan firma ve tüketiciler faiz şoku
yaşamıştır. 148
146
D. Uysal, Age., s.96.
A. Gökçen (2001), “İstikrar Tedbirleri ve Ekonomik Kriz”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel
Sayısı, Cilt: I, Sayı:41, s.591.
148
O. Morgil, Age., s.613.
147
97
Dış ticaret açığı, 2000 yılında yüzde 89,1 oranında artarak 26,7 milyar
dolara yükselmiştir. Turizm ve bavul ticareti gelirlerindeki artışa rağmen dış
ticaret açığındaki bu yükseliş, cari işlemler açığının yıl içinde giderek artmasına
ve yılın tamamında 9,8 milyar ABD doları düzeyine ulaşmasına neden
olmuştur. 149
Cari
işlemler
açığının
finansmanında,
Ocak-Temmuz
döneminde
Hazine'nin tahvil ihracı nedeniyle portföy yatırımları öncelikli pay alırken,
Ağustos ayında sermaye girişleri genellikle kısa vadeli olmuş ve Eylül ayında ilk
kez sermaye çıkışı yaşanmıştır. Devalüasyon beklentisi içindeki bankalar açık
pozisyonlarını kapatmak telaşıyla döviz taleplerini artırmışlar ve piyasada likidite
sıkıntısı başlamıştır. Merkez Bankası artan likidite ihtiyacını karşılamak için, IMF
programı çerçevesinde belirlenen döviz rezervlerini minimum seviyede tutmak ve
parasal tabanı net dış varlılardaki artışlar oranında yükseltmek hedefleri uyarınca
piyasaya likidite vermemiştir. Döviz talebindeki artış, faiz oranları arttırılarak
frenlenmek istenmiştir. Faizlerin aşırı derecede yükselmesi sonucunda devlet iç
borçlanma senetlerini elinde bulunduran Demirbank’a el konulmuş ve TMSF’ye
devredilmiştir. Diğer bankalara el konulacağı beklentisi paniğe yol açmış ve
bankalar arası piyasalarda ortalama gecelik faiz %110,8’e çıkmış ve en yüksek
değer olarak %210’a ulaşmıştır. Kasım ayında krizin etkisiyle sermaye çıkışı
gerçekleşmiş ve portföy yatırımları 4,8 milyar dolar azalmıştır. Bu gelişmenin
etkisiyle 2000 yılında rezervler 2,9 milyar ABD doları gerilemiştir. 150
2000 yılı programının başarısız olmasını şu şekilde ifade etmek
mümkündür: 151
149
2000 yılında cari işlemler açığının beklenmedik ölçülerde büyümesi, Kasım 2000 krizi ile
birlikte 2000 programının kredibilitesini büyük ölçüde sarsmıştır. Uzun dönemli denge
analizlerine göre, cari açık/milli gelir oranının yüzde 4 dolaylarına ulaşması ile ekonominin tehlike
bölgesine girdiği yolundaki değerlendirmeler anlamlıdır (Uygar, 2001: 17). Cari açığın
büyümesinin geleneksel bir açıklaması döviz kuruna dayalı programın uygulanmasında nominal
kur değişimin enflasyonun altında kalması, diğer bir değişle reel kurun değerlenmesi sonucunda
dış ticaret konu malların göreli fiyatının düşmesi ve dış ticaret açığının büyümesidir. 2000 yılında
reel kurda değerleme ile eş zamanlı bir biçimde TEFE enflasyonun (%33), dış ticarete konu
olmayan malları da kapsayan TUFE enflasyonunun (%39) altında olması, bu argümanlara destek
veriyor (Celasun, 2002:21)
150
TCMB; 2000 Yıllık Rapor http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/00turkce/bolum_II2000.pdf,
10/10/06.
151
B. Güloğlu (2001), “İstikrar Programından İstikrasızlığa, Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizleri”,
Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:4I, s.526.
98
•
Döviz çapasına dayalı kur rejiminin spekülatif ataklara karşı sürdürülmesi
oldukça zordur. Faiz oranlarını devamlı yükselterek döviz talebini
bastırma politikaları finansal sisteme çok büyük zarar vermiştir.
•
Döviz kuru çapası, ulusal para için istikrar unsuru olarak görülmeye
başlandığında, döviz cinsinden borçlanmayı ve yüksek oranlarda döviz
kuru riski almaya teşvik etmektedir. Döviz kuru çıpaya bağlanınca,
yatırımcılar konvertibilite garantisinin uluslararası rezervlerle sınırlı
olduğunu ve ülkenin dışarıdan borçlanabildiği müddetçe kur politikasını
sürdürebileceğini bilmektedir. Bu durumda, döviz kuru rejiminin
sürdürülebilirliğine olan güven azalmaya başlayınca, ülkeye kısa vadeli
spekülatif amaçlı sermaye girişi hızlanmaktadır. Merkez Bankası’nın
sterilizasyona gitmemesi durumunda ülkeye giren yabancı sermaye,
tüketim ve ithalatta büyük artışlara neden olarak ödemeler dengesini
olumsuz etkileyebilmektedir.
•
2000 yılı programının en önemli eksiklerin birisi de TL’nin aşrı değer
kazanmasını önleyebilecek tedbirlerin olmamasıdır. Ulusal para, reel
anlamda aşırı değerlendiğinde, ülkenin rekabet gücü zayıflamakta ve cari
işlemler açığı tehlikeli boyutlara ulaşabilmektedir. Bunun sonucunda döviz
rezervleri üzerindeki baskı artmakta ve piyasalarda devalüasyon beklentisi
hakim olmaktadır. Böyle bir durumda, uygulanmakta olan istikrar
programının devam etmek mümkün olmamaktadır.
1995–2000 döneminin maliye politikaları incelemelerinden sonra dönemin
para politikası aşağıdaki şekilde özetlenmiştir.
1995 yılının ilk on ayında izlenen para politikası 1994 yılının ikinci
yarısında uygulana politikaların bir devamı niteliğindedir. 1995 yılı sonunda erken
genel seçim yaşanması, gümrük birliğine girilmesi, yıl içerisinde yaşanan
hükümet değişiklikleri ve IMF ile yapılan stand-by antlaşmasının sona erdirilmesi
gibi nedenler ekonomideki belirsizlikleri arttırmıştır. Bu nedenle, 1996 yılında
izlenen para politikasının temelini finansal piyasalarda istikrarın sağlanması ve
korunmasına yönelik uygulamalar oluşturmuştur. Merkez Bankası para programı,
rezerv paranın kontrol edilmesi ve döviz kurlarındaki hareketlerin gözetimini
99
hedeflemektedir. 152 1997 yılı para politikası uygulaması, 1996 yılında olduğu gibi,
temelde finansal piyasalarda istikrarın sağlanmasını hedef almıştır. 1997 yılı para
programının başarısız olmuştur. Bundaki en önemli etken, Nisan 1994 yılında
yaşanan ekonomik krizin etkilerinin hala devam ediyor olmasıdır. Bu kriz sonrası
ülke ekonomisinde dengeler tamamen bozulmuş, ekonomi istikrarsızlığa
sürüklenmiştir. Bu durumda para programı çalışmaları da olumsuz yönde
etkilenmiştir. 153
Merkez Bankası, 1998 yılında para politikası ile enflasyonla mücadele ve
istikrarlı büyüme hedeflerinin gerçekleşmesine çalışmıştır. Ancak, ekonomik
konjonktürün iç ve dış nedenlerle yılın ilk ve ikinci yarısında farklılıklar
göstermiş olması, hedef ve önceliklerin değişmesine yol açmıştır. Yılın ilk altı
ayında açıklanan para programı ile rezerv para büyüklüğü hedeflenmiştir. Bu
doğrultuda enflasyonla mücadeleye çalışılmış ve parasal büyüklüklerin artış hızı
kontrol altına alınmıştır. Yılın ikinci altı ayında açıklanan para programı
hedeflerinde değişikliğe gidilerek, net iç varlıklar hedef büyüklük olarak
seçilmiştir. Öngörülen net iç varlık hedefi ise yılsonuna doğru yeniden revize
edilmiştir. Bu uygulama değişikliği, Rusya krizinin ekonomi üzerindeki olumsuz
etkilerini giderici istikrar politikalarını ön plana çıkarmıştır. Yılın her iki yarısında
da seçilen hedef değişkenler belirlenen üst limitlerin altında kalmıştır. 154 Merkez
Bankası 1999 yılında uyguladığı para politikasını, 1998 yılında olduğu gibi
enflasyonun kontrol altında tutulmasına katkıda bulunma ve mali piyasalarda
istikrarı sağlama hedefleri doğrultusunda belirlemiştir. 155
2000 yılı para politikası, Stand-by antlaşması çerçevesinde belirlenmiştir.
2000 yılı Merkez Bankasının temel para ve kur politikası araçları ise döviz
piyasası, açık piyasa işlemleri ve bankalar arası para piyasası işlemleri ile zorunlu
karşılık ve disponibilite oranı olarak belirlenmiştir.
152
M. Kesriyeli, Agm., ss.25-29.
TCMB, 1997 Yıllık Rapor, http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/97turkce/yraporxyeni.html,
09/10/06.
154
TCMB, 1998 Yıllık Rapor, http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/98turkce/yraporxyeni.html,
09/10/06.
155
TCMB, 1999 Yıllık Rapor, http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/99turkce/yraporxyeni.html,
10/10/2006.
153
100
Buraya kadar ki anlatımlarda 1995–2000 döneminde uygulanmış olan
maliye ve para politikaları hakkında bilgi verilmiştir. Bundan sonraki aşamada
aşağıdaki Tablo 3.27 ve Şekil 3.7 yardımıyla bu dönemdeki para ve maliye
politikaların birlikte hareketi ortaya konulmuştur.
Tablo 3. 28: 1995- 2000 Dönemi Bütçe Açığı ve Parasal Göstergelerin GSMH’ya
Oranları (Bin YTL)
1995
1996
1997
1998
1999
2000
Bütçe
Açığı (%)
-316,623
-1.238,128
-2.241,376
-3.985,127
-9.284,629
-13.715,888
Bütçe Açığı
/ GSMH
-0,00004
-0,00008
-0,00007
-0,00007
-0,00011
-0,00010
M1
M1 /
GSMH
0,039
0,035
0,036
0,035
0,040
0,046
309.044,7
536.437,8
1.086.169,3
1.890.002,3
3.199.509,7
5.833.605,7
M2
957.984,1
1.894.326,1
3.925.730,6
7.874.247,1
15.886.455,1
24.953.488,4
M2 /
GSMH
0,121
0,126
0,133
0,147
0,202
0,198
M2Y
M2Y /
GSMH
0,215
0,232
0,249
0,275
0,359
0,379
1.691.356,7
3.484.433,8
7.326.165,1
14.723.228,8
28.111.098,8
47.612.528,8
Kaynak: DPT, TCMB.
1996-2000 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Türkiye Ekonomisi
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH M2/GSMH
M2Y/GSMH
Yıllar
0,4
0,35
0,3
0,25
0,2
0,15
0,1
0,05
0
-0,05
0,379
0,359
0,215
0,121
0,232
0,249
0,126
0,133
0,275
0,202
0,198
0,147
0,046
0,04
0,039
0,036
0,035
0,035
-0,00004 -0,00008 -0,00007 -0,00007 -0,00011
-0,0001
1995
1996
1997
1998
1999
2000
YILLAR
Bütçe Açığı / GSMH
M1 / GSMH
M2 /GSMH
M2Y / GSMH
Şekil 3. 7: 1995–2000 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
Bütçe
Açığı/GSMH
oranı,
1995–2000
döneminde
artan
eğilim
göstermiştir. Bütçe Açığı/GSMH oranı, 1995 yılı 0,00004, 1996 yılı 0,00008,
1997 yılı 0,00007, 1998 yılı0,00007, 1999 yılı 0,000011 ve 2000 yılında 0,000010
düzeyinde gerçekleşmiştir. 1999 yılında bu oranın diğer yıllara göre daha yüksek
olmasındaki sebep, siyasal istikrarsızlığın, 1999 Mali Yılı Bütçe görüşmelerini
101
sahipsiz bırakmış olmasıdır. Mali disiplinden yoksun bütçe uygulamaları
ekonominin daha kırılgan olmasına neden olmuştur.
Dar anlamda para arzını ifade eden M1/GSMH oranı Şekil 3.7’de,
görüldüğü üzere yıllar arasında büyük farklılıklar sergilemeyen bir seyir
izlemiştir. M1/GSMH oranı, 1995 yılı 0,039, 1996 yılı 0,035, 1997 yılı 0,036,
1998 yılı 0,035, 1999 yılı 0,040 ve 2000 yılında 0,046 düzeyinde
gerçekleştirilmiştir.
M2/GSMH oranı, ekonominin finansal derinliği hakkında bilgi veren bir
değişkendir. M2/GSMH değerleri, 1995 yılı 0,121, 1996 yılı 0,126, 1997 yılı
0,133, 1998 yılı 0,147, 1999 yılı 0,202 ve 2000 yılında ise 0, 198 düzeyinde
gerçekleşmiştir.
M2Y/GSMH değişkeni para ikamesi miktarı hakkında bilgi veren bir
orandır. M2Y/GSMH oranı Şekil 3.7’de, görüldüğü gibi, artan eğilim
sergilemiştir. 1999 yılından sonra ekonomi gerileme dönemine girmiş ve 2000
Kasım kriziyle para ikamesi miktarı artmıştır. M2Y/GSMH oranı, 1995 yılı 0,215,
1996 yılı 0,232, 1997 yılı 0,249, 1998 yılı 0,275, 1999 yılı 0,359 ve 2000 yılında
ise 0,359 düzeyine ulaşmıştır.
Bütçenin Parasallaştırması ile ilgili analizler göstermektedir ki, ekonominin
gelişmesine ve büyümesine bağlı olarak, emisyon hacimlerinde gerekli
genişlemenin de sağlanması gereklidir. 1985’ten bu yana, başta enflasyon olmak
üzere birçok nedene bağlı olarak ekonomik büyümeye paralel bir biçimde çeşitli
para göstergelerin GSMH içerisindeki payları düşmüştür. Nitekim Türk Lirası
likiditesine kaynaklık eden ve iktisatçıların “rezerv para” olarak adlandırdıkları
büyüklüğün GSMH içerindeki payı devamlı olarak düşmüştür. Aynı şekilde M1,
M2, M2Y gibi parasal büyüklüklerinde benzer eğilimler görülmüştür. Bunun
anlamı ise; 1985’ten bu yana ekonomide fiilen büyüme var, ancak üretim
artışlarını karşılayacak nispette emisyon hacminde, Türk Lirası miktarında buna
uygun gelişmeler sağlanamamıştır. Kur politikasında başarılı olunmasındaki
sebeplerden biri de budur, çünkü Türk parası miktarında çok büyük darlıklar
meydana getirmiştir. TL’nin değerinin bu şekilde yükseltilmesi, dövize olan
102
talebin düşürülmesiyle döviz fiyatlarının baskı altına alınması ile kur
hedeflerindeki gerçekleşmelerde başarılı olunmuştur.
Ancak 2000 yılı uygulamaları sonucunda döviz kuru hedefinde başarı
sağlanmakla birlikte, enflasyon hedeflerinde oldukça büyük sapmalar meydana
gelmiştir. Enflasyon oranlarının hedeflere göre oldukça yüksek gerçekleşmesi
karşısında, Merkez Bankası’nın ekonomideki bu gelişmeye uygun emisyon
miktarlarını ayarlayamaması TL’nin aşırı değerlenmesine yol açmıştır. Ayrıca
istikrar programı uygulamasıyla bütçe daralmaya başlamış, fakat enflasyondaki
düşüş daha yavaş olduğu için TL’nin aşırı değerlenmesinde etki eden diğer bir
faktör olmuştur. Şayet ekonomideki gelişmelere uygun olarak Merkez
Bankası’nın iç varlıkları da geliştirilmiş ve buna uygun bir fonlama yapılmış
olsaydı, Türkiye muhtemelen Kasım kriziyle karşı karşıya kalmayacaktı. 156
3.8.2001–2006 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Sekizinci Planı, Bülent Ecevit’in başında bulunduğu üç partili koalisyon
hükümeti hazırlamıştır. Devlet Planlama Teşkilatı, Başkan Yardımcısı ve
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bağlanmıştır.
Dolayısıyla Planın hazırlanmasında ve “uzun vadeli gelişmenin temeli amaçları ve
stratejinin (2001–2023)” belirlenmesinde MHP kadroları belirleyici ve etkili
olmuşlardır.
Koalisyon Hükümeti, bu uzun vadeli hedefe ve stratejiye uygun olarak
2001–2005 yıllarını kapsayan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı 1 Ocak
2001 yılında yürürlüğe koymuştur.
Plan, enflasyonu AB kriterleri ile uyumlu düzeylere düşürmeyi, ekonomide
sürdürülebilir bir büyüme ortamı tesis etmeyi ve AB’ne tam üyelik hedefi
doğrultusunda ekonominin rekabet ve uyum gücünü öne çıkartmaktadır. 157 Ancak
bu kararlar yürürlüğe girmeden Kasım 2000 kriziyle gündemden düşmüştür.
Çünkü Hükümet ve ekonomi yönetimi “günü kurtarma” uğraşı içine girmişlerdir.
156
A. Gökçen, Age., ss. 593-594.
Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci
http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/viii/plan8str.pdf,
157
Beş
Yıllık
Kalkınma
Planı
(2001–2005),
103
Türkiye 2000 yılının Sonbaharında %27’lere ulaşmış TÜFE enflasyonuyla,
GSMH’nın %4’ünü geçmiş cari işlemler açığıyla, artan ithalat giderleri ve dış
borçlarla,
azalan
ihracat
gelirlerine
karşılık
yabancı
sermaye
girişinin
sağlanamadığı bir konumdaydı ve devalüasyon beklentisi artmıştır. Sonuçta
yabancı fon yöneticileri plasmanlarını tasfiye etmeye başlamış ve kredileri
kesmişlerdir. Böylece yaklaşık 4 milyar 800 milyon dolarlık, portföy yatırımı
ülkeden çıkmış ve devalüasyon beklentisi içindeki bankalar açık pozisyonlarını
kapatmak telaşıyla döviz taleplerini artırmışlar ve piyasada likidite sıkıntısı
başlamıştır. Merkez Bankası artan likidite ihtiyacına karşılık, IMF programı
çerçevesinde belirlenen döviz rezervlerini minimum seviyede tutmak ve parasal
tabanı net dış varlıklardaki artış oranında yükseltmek hedefleri uyarınca piyasaya
likidite vermemiştir. Döviz talebindeki artış, faiz oranları artırılarak frenlenmek
istenmiştir. Faizlerin aşırı derecede yükselmesi sonucunda bünyesinde çok fazla
DİBS bulunduran Demirbank’a el konulmuş ve TMSF’ye devredilmiştir. Diğer
bankalara el konulacağı beklentisi paniğe yol açmış ve 22 Kasım’da bankalar arası
piyasada ortalama gecelik faiz %110,8’e çıkmış ve en yüksek değer olarak da
%210’a ulaşmıştır. 15 Kasımda 132556 olan İMKB 100 endeksi sürekli azalarak 4
Aralık’ta 7329 puana gerilemiştir. 158
Panik havasını dağıtmak isteyen Merkez Bankası, sonuçta piyasaya para
sürmek zorunda kalmıştır.17 Kasım 2000 tarihinde 24 milyar 433 milyon dolar
olan Merkez Bankası brüt döviz rezervi 1 Aralık’ta 18 milyar 942 milyon dolara
inmiştir.
Kasım krizinin derinleşmesini IMF’nin 7,5 milyar dolar tutarında ek kredi
vermesi ve halkın her şeye rağmen TL’den dövize geçmesi önlenmiştir. Kasım
krizinden sonra, IMF’nin uyarılarına rağmen kur çapasına devam edilmiştir. IMF
kredisi, ek rezerv kolaylığı şeklinde verildiğinden vadesi çok kısa ve maliyeti
yüksek olmuştur. Böylece kur çapası yüksek bir maliyet ödenerek savunulmuştur.
Türkiye Aralık ayının sonlarına ve Ocak 2001’in başlarına doğru kriz
ortamından çıkmaya başlamıştır. 5 Ocak’ta Merkez Bankası döviz rezervlerini
158
B. Güloğlu, Age., s. 526.
104
yeniden 25 milyar doların üzerine çıkmış ve Şubat krizine kadar da bu seviyenin
altına inmemiştir. 2000 Aralık sonunda ortalama %199 olan İnterbank gecelik faiz
oranları, Ocak ayında %42’ye düşmüştür. İMKB 100 endeksi de 4 Ocak’ta 10198
puana yükselmiştir.
Ancak bu tür olumlu gelişmeler 19 Şubat 2001’de Başbakan ve
Cumhurbaşkanı arasındaki siyasi tartışmayla 159. Son bulmuş, Kasım kriziyle zaten
hassas olan piyasalar altüst olarak döviz krizi başlamıştır. Kasım krizinde TL
pozisyonunu koruyan insanlarında Şubat’ta dövize hücum etmeleri sonucu döviz
kuru üzerindeki baskı artmış, Merkez Bankası krizi izleyen iki gün boyunca
rezervlerini eritmiş, ancak 22 Şubat 2001 tarihinde, döviz kuru çapasının
yürürlükten kaldırıp dalgalı kura geçildiğini ilan etmek zorunda kalmıştır. 160
Krizin getirdiği kredibilite kaybıyla, öngörülebilir kur rejimi seçeneği
geçerliliğini yitirmiştir. Sermaye hareketlerinin kontrol edilmediği bir ortamda,
hem döviz kurunu hem de faizleri bir araç olarak kullanmak olanaklı değildir.
Serbest dalgalı kur rejimine ani ve zorunlu geçiş ve ardından da gelen yüksek
oranlı devalüasyonlar, daha önce faiz şoklarıyla bilançoları hasar görmüş banka ve
şirket sektörünü, özellikle açık döviz pozisyonları ile bu krize yakalanan
ekonomik birimleri beklenmedik ölçülerde kötü dengelere sürüklenmiş,
özkaynaklar erimiş ve varlık değerleri düşmüştür. Şubat 2001 krizinin ardından
bankacılık sisteminin çöküşünü önlenmek için yapılan düzenlemeler devletin mali
yükümlülüklerini çok yüksek düzeylere sürüklemiştir. Ödemeler dengesinin
sermaye hesabında büyük net çıkışlar gerçekleşmiştir. Reel ekonomi arz ve talep
159
Siyasi istikrar ve kararlılık şüphesiz hem içeride hem de dışarıda enflasyonla mücadele yönelik
istikrar politikalarına güveni etkileyen en temel faktörlerden birisidir. Siyasi istikrar koşulunun
sağlanması ve sürdürülmesi önemli zorluklar yaratır. Çünkü bu politikalar, siyasi iktidarlara kısa
vadede önemli siyasi faturalar çıkmasına neden olan kararların alınmasını gerekli kılar.
Politikaların başarılı olabilmesi, siyasi iktidarın kısa vadede imaj yıpranmasına tahammül
edebilecek güçte olması gerekmektedir. Diğer taraftan bu tür programlara güven, siyasi kararlılığı,
yani uygulamada zig-zagların yapılmamasını gerekli kılar. Aslında iç ve dış piyasalar açısından
siyasalar açısından siyasa istikrar ve kararlık her zaman aynı şeyi ifade etmeye bilir. İç piyasalar
açısından siyasi arenada ortaya çıkan çok basit bir uzlaşmazlık siyasi istikrarsızlık siyasi istikrarsız
olarak algılanmaktadır. Örneğin Şubat 2001’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında Milli
Güvenlik Konsey’inde yaşanan sert tartışma çok önemli bir siyasi istikrarsızlık olarak
değerlendirilmiş, bu olayın etkisiyle piyasalarda yaşanan sarsıntılar Şubat Krizi’nin sebebi ve
tetikleyicisi olarak algılanmıştır. Dış piyasalar açısından siyasi istikrar ve kararlılık çok farlı
biçimde algılanmaktadır. Dış piyasalar açısından önemli olan sözler ve niyetlerden çok yapılanlar
ve yapılanların amaca uygunluk derecesidir (Türkkan; 2001;151).
160
B. Güloğlu, Agm., s. 527.
105
yönlü olumsuzlukların etkisiyle önemli oranda daraldı. Krizden çıkışın hızlı ve
kolay olmayacağı görüşü yaygınlık kazanmıştır. 161
Şubat 2001 kriziyle birlikte Aralık 1999 da uygulamaya konulan enflasyonla
mücadele programının da sonuna gelinmiştir. Türkiye’de Şubat krizinden sonra 15
Mayıs 2001 tarihinde açılanan ve Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı olarak
adlandırılan yeni bir program yürürlüğe girmiştir.
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı kapsamında yer alan ve Türk Ekonomisinin
İstikrara kavuşturulması, sürdürülebilir bir büyümenin sağlanmasını hedefleyen
politika ve tedbirlerin tamamı Türk Hükümeti tarafından belirlenmiş ve hususlar
IMF ile varılan anlaşmaya konu olmuş ve IMF’ye verilen Niyet Mektubu ile
uluslar arası kamuoyuna açıklamıştır. Güçlü Ekonomiye geçiş programının içeriği
şu şekilde belirlenmiştir. 162
•
2000 yılında yürürlüğe giren programda “döviz çıpası” yaklaşımı
benimsenmiştir. Bir başka deyişle, döviz kurları 2001 yılı temmuz ayına
kadar enflasyon hedefine uygun düzeyde tutulacak ve Türk Lirası miktarı
döviz giriş ve çıkışları ile belirleneceği görüşü benimsenmiştir. Ancak
güçlü ekonomiye geçiş programı ile kur rejiminin terk edilmesi sonucu
ortaya çıkan güven bunalımının ve istikrarsızlığın ortadan kaldırılması ve
dalgalı kur sistemi içerisinde enflasyonla mücadeleyi kesintisiz ve kararlı
bir biçimde sürdürmek hedeflenmiştir.
•
Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin
sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin önlenmesi yolsuzlukla
mücadele edilmesi amaçlanmıştır.
•
Bankacılık sektöründe kamu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)
bünyesindeki bankalar başta olmak üzere hızlı ve kapsamlı bir yeniden
yapılandırmayı, böylece bankacılık kesimi ile reel sektör arasında sağlıklı
bir ilişki kurulması hedeflenmiştir.
161
M. Celasun (2002), “2001 Krizi, Öncesi ve Sonrası: Makroekonomik ve Mali Bir
Değerlendirme”, http://www.econ.utah.edu/~ehrbar/erc2002/pdf/i053.pdf, 01/12/2006.
162
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’ndan Temel Yapısal Reform Konuları Genel Değerlendirme,
http://www.treasury.gov.tr/genel_degerlendirme.htm, 04/12/2006.
106
•
Piyasalarda güven ortamının sağlanması, kamu finansman dengesinin bir
daha bozulmayacak şekilde güçlendirilmesi istenmiştir.
•
Toplumsal
uzlaşmaya
dayalı,
fedakarlığın
tüm
kesimlere
adilce
paylaştırılması öngören ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler
politikasının sürdürülmesi bütün bunlara etkinlik, esneklik şeffaflık
sağlayacak yapısal unsurların yapısal alt yapısını oluşturma hedef olarak
belirlenmiştir.
•
Tarım sektörünün makro ekonomik dengeler üzerinde olumsuz bir etkisi
olmaksızın etkin bir biçimde desteklenmesi, fiyat garantisi ile destekleme
alımlarının, girdi desteğinin ve kredi desteğinin amaç dışı kullanımının
önlenerek
kamu
finansmanı
üzerindeki
mali
yükün
azaltılması
hedeflenmiştir.
•
Nihai amaç ise, ekonomide sürdürebilirliğin bir gelişme ortamı sağlayarak
kaynak kullanma sürecindeki verimliliği artırmak, dışa açık bir yaklaşımla
piyasa koşullarında rekabet ülkemizin rekabet gücünü geliştirmek ve
böylece ekonomide büyümeyi, yatırım istihdamı artırarak halkın geleceğe
umutla bakmasını sağlamak ve refah düzeyini kalıcı biçimde yükseltmek
olarak tespit edilmiştir.
Bu amaçların gerçekleştirilmesi için bazı yapısal yenileme ve yasal
düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeler ise şunlardır. 163
•
Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılması: Borçlanma Yasası, Bütçe
Kanunda da değişiklikler, Görev Zararlarını Kaldırman Kanun ve
Kararname, Borçlanma Yasası, Kamulaştırma Yasası, Telekom Yasası,
Devlet İhale Yasası, Merkez Bankası Yasası, Merkez Bankası Yasası, İş
Güvencesi Yasası, Şeker Kanunu, Tütün Kanunu, Doğal Gaz Kanunu,
Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası çıkarılmıştır.
•
Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar,
kamu bankaları, TMSF bünyesindeki bankalar ve özel bankalar olarak
düzenlenmiştir. Kamu bankaları ile ilgili düzenlemeler, kamu bankalarına
163
D. Uysal, Age., ss.100-103.
107
zarar oluşturacak görevlerin verilmemesi, sermayelerinin artırılacağı,
faaliyetlerini
etkinlik
ve
verimlilik
çerçevesinde
sürdürmelerinin
sağlanması, verimsiz şubelerinin kapatılması ve personel sayısının
azaltmak için emekliliğin teşvik edilmesine olarak belirlenmiştir.
•
TMSF bünyesindeki bankaların birleştirilmesi, satılması, fon bünyesindeki
bankaların alacaklarının hızlandırılması hedeflenmiştir.
•
Özel Bankaların sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için Bankacılık Devlet
Denetleme Kurulu (BDDK) sermaye yetersizliği kriterlerini dikkate alarak
özel bankalar ile sermaye artırımının veya yeniden yapılanmaların
sağlanması, bankaların dönem karlarını sermayeye etmeleri, bankacılık
sistemindeki gelişmeler çerçevesinde uzun vadeli yatırımların teşvik
edilmesi ve tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla
vergi ve munzam karşılıkların gözden geçirilmesi hedeflenmiştir.
•
Devlet
şeffaflığı
artıracak
ve
kamu
finansmanını
güçlendirecek
düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler KİT’lerin görev zararının
azaltılması; borçlanma yasası, kamulaştırma yasası ve kamu ihale yasası
ve bütçe ve bütçe dışı fonların kapatılmasına yönelik düzenlemelerdir.
•
Ekonomide rekabeti ve etkinliği artıracak düzenlemeler: Şeker Kanunu,
Tütün Kanunu, Doğalgaz Kanunu, Türk Telekom’un özelleştirilmesi ve
Sivil Havacılık Kanunudur.
•
Reel Ekonomiye yönelik önlemler: İhracatın attırılmasına yönelik,
Eximbank kredi imkanlarının arttırılması, ihracatta KDV ödemelerinin
hızlandırılması, yabancı sermaye girişinin hızlandırılması, desteklerle ilgili
bürokratik işlemlerin azaltılmasıdır.
•
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının çevresinde yapılan reformlarla hem
ülkemizin yapısal sorunlarının çözülmesi hem de AB üyesi olma
yolundaki engellerin kaldırılması amaçlanmıştır.
2001 yılında, bir dizi yapısal reform hayata geçirilmiş, uluslararası ölçütler
açısından son derece iddialı bir faiz dışı bütçe fazlası hedefi açıklanmış ve bu
hedefe ulaşılmış, bankacılık alanında bir dizi önlem alınmış, kamu bankaları
yıllardan beri ilk defa kar edebilir konuma getirilmişlerdir. Öte yandan, 2000
108
Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile 2001’in yaz aylarında yaşanan ekonomik
gelişmeler, reform sürecinden sapılmasının, ya da bu sürecin aksatılmasının ne
gibi sonuçlar doğuracağını çok net biçimde herkese göstermiştir. 164
2002 yılı programının temel amacı, 2001 Şubat krizi sonucunda tekrar
yükselme eğilimine girmiş olan enflasyonu düşürmek, hızla artan borç stokunu
sürdürülebilir bir seviyeye indirmek ve daralan ekonomiyi tekrar büyüme
ortamına kavuşturmaktır. Kamu kesimi harcamaları kontrol altında tutularak faiz
dışı kamu dengesinde sağlanan fazlanın daha da artırılması ve enflasyonla uyumlu
gelirler politikası takip edilmesi maliye politikasının temel amacıdır. Para
politikası, fiyat istikrarı nihai hedef alınmak suretiyle, kur politikası da spekülatif
hareketleri önleyecek biçimde uygulanacaktır. Makroekonomik istikrarı sürekli
kılacak ve ekonominin etkin, esnek ve verimli bir yapıya kavuşmasını sağlayacak
olan tarımsal destekleme, sosyal güvenlik, özelleştirme, kamu mali yönetimi ve
şeffaflık konularında başlanılan yapısal reformlar hızla sonuçlandırılacaktır. 165
Türkiye Aralık ayının sonlarına ve Ocak 2001’in başlarına doğru kriz
ortamından çıkmaya başlamıştır. 5 Ocak’ta Merkez Bankası döviz rezervlerini
yeniden 25 milyar doların üzerine çıkmış ve Şubat krizine kadar da bu seviyenin
altına inmemiştir. 2000 Aralık sonunda ortalama %199 olan İnterbank gecelik faiz
oranları, Ocak ayında %42’ye düşmüştür. İMKB 100 endeksi de 4 Ocak’ta 10198
puana yükselmiştir.
Ancak bu tür olumlu gelişmeler 19 Şubat 2001’de Başbakan ve
Cumhurbaşkanı arasındaki siyasi tartışmayla 166. Son bulmuş, Kasım kriziyle zaten
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/DUY2002–01.html, 10/02/2007.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001–2005) 2002 Programı, www.ceterisparibus.net ,
10/02/2007.
166
Siyasi istikrar ve kararlılık şüphesiz hem içeride hem de dışarıda enflasyonla mücadele yönelik
istikrar politikalarına güveni etkileyen en temel faktörlerden birisidir. Siyasi istikrar koşulunun
sağlanması ve sürdürülmesi önemli zorluklar yaratır. Çünkü bu politikalar, siyasi iktidarlara kısa
vadede önemli siyasi faturalar çıkmasına neden olan kararların alınmasını gerekli kılar.
Politikaların başarılı olabilmesi, siyasi iktidarın kısa vadede imaj yıpranmasına tahammül
edebilecek güçte olması gerekmektedir. Diğer taraftan bu tür programlara güven, siyasi kararlılığı,
yani uygulamada zig-zagların yapılmamasını gerekli kılar. Aslında iç ve dış piyasalar açısından
siyasalar açısından siyasa istikrar ve kararlık her zaman aynı şeyi ifade etmeye bilir. İç piyasalar
açısından siyasi arenada ortaya çıkan çok basit bir uzlaşmazlık siyasi istikrarsızlık siyasi istikrarsız
olarak algılanmaktadır. Örneğin Şubat 2001’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında Milli
Güvenlik Konsey’inde yaşanan sert tartışma çok önemli bir siyasi istikrarsızlık olarak
164
165
109
hassas olan piyasalar altüst olarak döviz krizi başlamıştır. Kasım krizinde TL
pozisyonunu koruyan insanlarında Şubat’ta dövize hücum etmeleri sonucu döviz
kuru üzerindeki baskı artmış, Merkez Bankası krizi izleyen iki gün boyunca
rezervlerini eritmiş, ancak 22 Şubat 2001 tarihinde, döviz kuru çapasının
yürürlükten kaldırıp dalgalı kura geçildiğini ilan etmek zorunda kalmıştır. 167
Krizin getirdiği kredibilite kaybıyla, öngörülebilir kur rejimi seçeneği
geçerliliğini yitirmiştir. Sermaye hareketlerinin kontrol edilmediği bir ortamda,
hem döviz kurunu hem de faizleri bir araç olarak kullanmak olanaklı değildir.
Serbest dalgalı kur rejimine ani ve zorunlu geçiş ve ardından da gelen yüksek
oranlı devalüasyonlar, daha önce faiz şoklarıyla bilançoları hasar görmüş banka ve
şirket sektörünü, özellikle açık döviz pozisyonları ile bu krize yakalanan
ekonomik birimleri beklenmedik ölçülerde kötü dengelere sürüklenmiş, öz
kaynaklar erimiş ve varlık değerleri düşmüştür. Şubat 2001 krizinin ardından
bankacılık sisteminin çöküşünü önlenmek için yapılan düzenlemeler devletin mali
yükümlülüklerini çok yüksek düzeylere sürüklemiştir. Ödemeler dengesinin
sermaye hesabında büyük net çıkışlar gerçekleşmiştir. Reel ekonomi arz ve talep
yönlü olumsuzlukların etkisiyle önemli oranda daraldı. Krizden çıkışın hızlı ve
kolay olmayacağı görüşü yaygınlık kazanmıştır. 168
2001 yılında, bir dizi yapısal reform hayata geçirilmiş, uluslararası ölçütler
açısından son derece iddialı bir faiz dışı bütçe fazlası hedefi açıklanmış ve bu
hedefe ulaşılmış, bankacılık alanında bir dizi önlem alınmış, kamu bankaları
yıllardan beri ilk defa kar edebilir konuma getirilmişlerdir. Öte yandan, 2000
Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile 2001’in yaz aylarında yaşanan ekonomik
gelişmeler, reform sürecinden sapılmasının, ya da bu sürecin aksatılmasının ne
gibi sonuçlar doğuracağını çok net biçimde herkese göstermiştir. 169
değerlendirilmiş, bu olayın etkisiyle piyasalarda yaşanan sarsıntılar Şubat Krizi’nin sebebi ve
tetikleyicisi olarak algılanmıştır. Dış piyasalar açısından siyasi istikrar ve kararlılık çok farlı
biçimde algılanmaktadır. Dış piyasalar açısından önemli olan sözler ve niyetlerden çok yapılanlar
ve yapılanların amaca uygunluk derecesidir (Türkkan; 2001;151).
167
B. Güloğlu, Agm., s. 527.
168
M. Celasun (2002), “2001 Krizi, Öncesi ve Sonrası: Makroekonomik ve Mali Bir
Değerlendirme”, http://www.econ.utah.edu/~ehrbar/erc2002/pdf/i053.pdf, 01/12/2006.
169
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/DUY2002–01.html, 10/02/2007.
110
2002 yılı programının temel amacı, 2001 Şubat krizi sonucunda tekrar
yükselme eğilimine girmiş olan enflasyonu düşürmek, hızla artan borç stokunu
sürdürülebilir bir seviyeye indirmek ve daralan ekonomiyi tekrar büyüme
ortamına kavuşturmaktır. Kamu kesimi harcamaları kontrol altında tutularak faiz
dışı kamu dengesinde sağlanan fazlanın daha da artırılması ve enflasyonla uyumlu
gelirler politikası takip edilmesi maliye politikasının temel amacıdır. Para
politikası, fiyat istikrarı nihai hedef alınmak suretiyle, kur politikası da spekülatif
hareketleri önleyecek biçimde uygulanacaktır. Makroekonomik istikrarı sürekli
kılacak ve ekonominin etkin, esnek ve verimli bir yapıya kavuşmasını sağlayacak
olan tarımsal destekleme, sosyal güvenlik, özelleştirme, kamu mali yönetimi ve
şeffaflık konularında başlanılan yapısal reformlar hızla sonuçlandırılacaktır. 170
2003 yılı programının temel makroekonomik amacı, ekonomideki
büyümeyi devam ettirmek, düşme eğilimine girmiş olan enflasyonu belirlenen
hedefler doğrultusunda aşağı çekmek ve yüksek miktarda faiz dışı fazla vererek
kamu borç stokunu sürdürülebilir seviyeye indirmektir. Kamu kesimi harcamaları
kontrol altında tutularak faiz dışı kamu dengesinde sağlanan fazlanın daha da
artırılması ve hedeflenen enflasyonla uyumlu gelirler politikasının takip edilmesi
maliye politikasının temel önceliğidir. Kamu borç stoku kabul edilebilir ve
sürdürülebilir seviyelere indirilecektir. Bunu sağlamak için; faiz dışı dengede
fazla verilmeye devam edilecek, özelleştirme hızlandırılacak, ilave gelir
kaynakları bulunacak, ekonomide istikrarlı bir büyüme sağlanacak ve reel faiz
oranlarının hızla makul düzeylere gerilemesi için gerekli güven ve istikrar ortamı
oluşturulacaktır.
Para politikası, kısa dönemde enflasyonu hedeflenen seviyelere çekmeye,
orta vadede ise fiyat istikrarını sağlamaya ve korumaya yönelik olarak
sürdürülecektir. Sürdürülebilir ekonomik büyümeyi de desteklemek amacıyla,
kamu borçlanma gereksinimindeki gerilemeye paralel olarak bankaların aracılık
faaliyetlerine geri dönmesi ve kredi kanallarının yeniden işler hale getirilmesi
sağlanacaktır. Makro ekonomik istikrarı kalıcı kılacak, ekonominin şoklara karşı
dayanıklılığını, verimliliğini ve rekabetini artıracak ve üretim potansiyelinin tam
olarak kullanımını sağlayacak olan yapısal reformlar, tüm toplum kesimlerinin
170
Sekizinci
Beş
Yıllık
Kalkınma
http://www.ceterisparibus.net/, 10/02/2007.
Planı
(2001–2005)
2002
Programı,
111
katılımı sağlanarak ve ülke koşulları dikkate alınarak süratle hayata geçirilecektir.
Parasal
ve
mali
disiplinin
sağlanmasının
yanında,
yapısal
reformların
uygulanması, ülkemizde güven ortamını oluşturacak ve belirsizlikleri azaltacaktır.
Buna bağlı olarak enflasyonda ve reel faizlerde kalıcı bir düşüş sağlanacaktır. 171
Bundan dolayı, 2004 Yılı Programının temel makro ekonomik amaçları,
ekonomideki büyümeyi devam ettirmek, son iki yılda önemli ölçüde düşen
enflasyonu daha da aşağı çekmek, mali ve parasal disipline devam ederek faiz dışı
fazla hedefine ulaşılmasını sağlamak ve bu süreçte kamu borçlarının
sürdürülebilirliğini korumak ve borç stokunu azaltmaya yönelik olmuştur. Kamu
kesimi harcamaları kontrol altında tutularak hedeflenen faiz dışı kamu fazlasının
ve hedeflenen enflasyonla uyumlu gelirler politikasının takip edilmesi maliye
politikasının önceliğidir. Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve reel faiz
oranlarındaki gerilemenin devam etmesi için gerekli güven ve istikrar ortamı
sağlanacaktır. 172
2005 Yılı Programının içeriğinde ise, temel makro ekonomik amaçları;
ekonomik büyümeyi sürdürürken enflasyonu daha da aşağı çekmek, mali ve
parasal disipline devam ederek faiz dışı fazla hedefine ulaşılmasını sağlamak ve
bu süreçte kamu borçlarının sürdürülebilirliğini koruyarak borç stokunu
azaltmaktır. Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve reel faiz oranlarındaki
gerilemenin devam etmesi için; sağlanan güven ve istikrar ortamı, kararlılıkla
uygulanacak politikalarla korunacaktır. Makro ekonomik istikrarı sürekli kılacak
ve ekonominin ve kamu idaresinin etkin, esnek ve verimli bir yapıya kavuşmasını
sağlayacak yapısal reform çalışmaları kapsamında; bir yandan kamu yönetimi,
sosyal güvenlik, mahalli idareler ve KİT yönetişimi gibi alanlarda daha önce
başlatılan çalışmalar sonuçlandırılacak, bir yandan da tamamlanan yapısal
reformların uygulamaları geliştirilecektir. Para politikasının temel amacı fiyat
istikrarının sağlanmasıdır. Bu amaç çerçevesinde para politikası, kısa dönemde
171
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001–2005),
http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2003.pdf, 10/03/2007.
172
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001–2005),
http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2004.pdf, 10/03/2007.
2003
Yılı
Programı,
2004
Yılı
Programı,
112
enflasyonu belirlenen hedeflere indirmeye odaklanacak, orta ve uzun dönemde
fiyat istikrarını korumaya öncelik verecektir. 173
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemi 2005 yılı sonu itibarıyla
tamamlanmıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı, Avrupa Birliğinin yeni mali
programlama dönemiyle uyum sağlamak amacıyla, başlangıç yılı 2007 yılı olacak
şekilde hazırlanmıştır. Bu durumda, 2006 yılı, kalkınma planı tarafından
kapsanmayan bir geçiş yılı olmuştur.
2006 yılı programının makroekonomik amaç ve politikaları kapsamında,
ekonomide sağlanan güven ve istikrarı artırarak ekonomik büyüme sürecini
devam ettirmek, istihdamı artırmak, enflasyonu daha da aşağı çekmek, kamu
kesimi borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırmak ve kamu borcunun milli gelire
oranındaki düşüş eğilimini devam ettirmektir. Aynı zamanda, ekonominin dışsal
şoklara karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla sürdürülebilir bir cari açık
seviyesini korumak ve açığın sağlam kaynaklarla finanse edilmesini sağlamak
programın temel öncelikleri arasında yer almıştır.
Makroekonomik istikrarın sürdürülmesini sağlamak amacıyla para
politikası ile maliye politikasının uyumu gözetilmiştir. Program döneminde mali
disipline titizlikle uyulmuş, faiz oranlarını ve kamu borç stokunun milli gelire
oranını düşürme sürecini devam ettirecek şekilde faiz dışı fazla verme politikası
sürdürülmüştür. 174
2001 sonrasında tarım, sanayi, hizmetler sektörü, GSMH ve enflasyonun
gelişimine aşağıdaki Tablo 3. 28’den bakıldığında, 2001 ve 2006 yıllarında
tarımsal üretimde artış söz konusu olmuştur. 2004 yılında sanayi sektöründe %
9,4 önemli bir artış kaydedilmiştir. Hizmetler sektöründe de önemli artışlar
meydana gelmiştir. Hizmetler sektöründe en yüksek büyüme hızı 2004 yılında %
10,2 oranında gerçekleşmiştir. Ancak takip eden 2005 ve 2006 yıllarında bu
sektörde büyüme hızları sırasıyla % 8,2 ve % 6,0 olarak gerçekleşmiştir.
Enflasyon ise iki haneden, tek rakamlıya düşürülmüştür. 2001 yılında TEFE oranı
% 54.,40 iken, bu oran 2006 yılında % 7,76 oranında gerçekleştirilmiştir.
173
Sekizinci Beş Yıllık Kalınma Planı (2001–2005), 2005 Yılı Programının Makroekonomik
Amaç, Hedef ve Politikaları, http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2005/temelama.html, 11/03/2007.
174
2006 Yılı Programı, http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2006.pdf, 8/4/2007.
113
Tablo 3. 29: 2001–2006 Dönemi Sektörel Büyüme Hızları, GSHM ve TEFE
Yıllar
2001
2002
2003
2004
2005
2006
Tarım
-6,5
7,1
-2,9
2,0
5,6
8,2
Büyüme Hızları (%)
Sanayi
Hizmetler
-7,5
-7,7
9,4
7,2
6,5
6,0
9,4
10,2
6,5
8,2
3,9
6,0
TEFE
GSMH
-9,25
7,65
5,0
9,9
7,6
4,7
54,40
44,80
28,4
11,07
8,16
7,76
Kaynak:1950–2006 Sosyal ve Ekonomik Göstergeleri, DPT
∗2005 yılından sonra üretici fiyat endeksine geçilmiştir. TEFE yerine ÜFE kısaltması kullanılmaya
başlanmıştır.
Türkiye ekonomisi 2002 yılının ilk çeyreğinden itibaren kesintisiz bir
büyüme dönemine girmiş ve 2002–2004 döneminde GSMH reel olarak yıllık
ortalama yüzde 7,9 oranında artmıştır. 2005 yılı büyüme gelişmeleri de dikkate
alındığında, GSMH büyüme hızının 2001 yılından itibaren uzun yıllar ortalama
büyüme hızından oldukça yüksek seyrettiği ortaya çıkmaktadır. 2006 yılında da
ekonomideki büyüme eğiliminin devam ederek, GSYİH ve GSMH’nın yüzde 5
oranında
artması
öngörülmektedir.
Bir
taraftan
ekonomik
programın
uygulanmasında kaydedilen başarı, diğer taraftan Türkiye’nin AB ile üyelik
müzakerelerine başlaması, büyüme hedefini destekleyen iki önemli çıpa olarak
ortaya çıkmaktadır. Kamu maliyesinde ve faiz oranlarındaki olumlu gelişmelerin
ve enflasyondaki düşüş trendinin sürmesi, özelleştirme ve yapısal reformlardaki
ilerlemelerin devam etmesi, 2006 yılında da GSMH büyümesinin sürmesinde
belirleyici olmuştur. 175
2001–2006 yılları arasında ihracat ve ithalatla ilgili göstergeler aşağıdaki
Tablo 3.29 yardımıyla incelendiğinde, ihracatta 2001 yılından sonraki dönemlerde
sürekli bir artış söz konusu olmuştur. 2001 yılında ihracat oran 31,334 iken, bu
oran 2006 yılına gelindiğinde 64,692 düzeyinde gerçekleşmiştir. İhracat
oranlarındaki artışa paralel olarak, ithalat oranlarında da 2001–2006 dönemleri
arasında artışla kaydedilmiştir. 2001 yılında ithalat oranı 40,410 iken, 2006 yılına
gelindiğinde 89,056 düzeyinde gerçekleşmiştir.
175
2006 Yılı Programı, http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2006.pdf, 8/4/2007.
114
Tablo 3. 30: 2001–2006 Dönemi Dış Ticaret Göstergeleri (Milyar Dolar)
Yıllar
İhracat
İhracat
%
Değişimi
İthalat
İthalat
%
Değişimi
İhracat
/
İthalat
Dış
Ticaret
Dengesi
İhracat
/
GSMH
İthalat
/
GSMH
2001
2002
2003
2004
2005
2006
31,334
36,059
45,884
63,167
73,476
64,692
12,8
15,1
27,2
13,7
16,3
15,9
40,410
50,146
64,741
97,540
116,774
89,056
-24,0
24,5
29,1
15,1
19,7
17,3
75,7
69,9
68,2
64,7
62,9
62,1
-9.076
-14.087
-18.857
-34,373
-43,298
-39,843
21,7
19,8
19,3
21,1
20,4
20,4
28,4
28,5
29,0
32,6
32,4
32,5
Cari
Açık
/
GSMH
2,32
-0,98
-3,2
-8,0
-8.0
-8.7
*2006 Yılı verileri ilk on ayı kapsamaktadır.
Kaynak: DTM
Aynı zamanda 2001–2006 dönemi bütçe açığı, iç borç, dış borç stoku ve
GSMH’ya oranlarındaki gelişmeler Tablo 3.30’de gösterilmektedir.
Tablo 3. 31: 2001–2006 Dönemi Bütçe Açığı, İç Borç, Dış Borç Stoku ve
GSHM’ya Oranları
Yıllar
Bütçe Açığı
(Milyar TL)
Bütçe Açığı
/ GSMH
2001
2002
2003
2004
2005
2006
-29.840.402
-41.969.196
-40.759.003
-30.300.001
-9.743.059
-3.900.000
-15.92
-14.29
-11.42
-7.1
-3
-2.4
İç Borç
Stoku
(Milyar TL)
122.157.250
149.869.691
194.386.700
224.482.922
223.400.222
221.333.111
İç Borç /
GSMH
Dış Borç
Stoku
(Milyar $)
113.826
131.200
145.334
161.900
165.200
163.200
68.06
54.80
54.4
52.3
50.3
50.1
Dış Borç /
GSMH
78.57
72.44
59.7
57.0
58.0
56.1
Kaynak: DPT, TCMB, Tülay Evgin, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız.
Bu dönemin politikaları arasındaki uyumu aşağıdaki Tablo 3.31 ve Şekil
3.8 yer alan 2001–2006 dönemi bütçe dengesi ve parasal göstergelerin GSMH’ya
oranları dikkate alınarak incelenmiştir.
Tablo 3.32: 2001- 2006 Dönemi Bütçe Açığı ve Parasal Göstergelerin GSMH’ya
Oranları (Bin YTL)
Yıllar
Bütçe
Dengesi (%)
2001
2002
2003
2004
2005
2006
-29.840,402
-41.696,196
-40.759,003
-30.313,211
-9.743,000
-13.996,091
Bütçe
Dengesi /
GSMH
-0,00016
-0,00015
-0,00011
-0,00007
-0,00002
-0,00005
Kaynak: DPT, TCMB
M1
M1 /
GSMH
M2
M2 /
GSMH
M2Y
M2Y /
GSMH
923.898,7
12.415.844,2
17.540.350,1
25.457.219,2
33.550.545,3
41.959.916,9
0,005
0,045
0,049
0,059
0,006
0,174
39.406.292,5
53.226.220,6
69.790.566,5
98.790.566,5
128.144.563,5
166.630.912,4
0,022
0,193
0,195
0,230
0,263
0,693
84.002.103,0
115.504.774,2
136.416.318,7
167.614.897,9
201.722.116,8
250.034.291,6
0,475
0,419
0,382
0,390
0,417
1.041
115
2001-2006 Tek Parti ve Koalisyon Hükümetleri Dönemi
Türkiye Ekonomisi
Bütçe Dengesi/GSMH
M1/GSMH M2/GSMH
M2Y/GSMH
1200
1000
800
600
400
200
0
-200
2001
2002
2003
2004
2005
2006
YILLAR
Bütçe Dengesi / GSMH
M1 / GSMH
M2 / GSMH
M2Y / GSMH
Şekil 3. 8: 2001–2006 Dönemi İçin Bütçe Dengesi ve Parasal Değişmeler
2001–2006 Dönemi Bütçe Dengesi/GSMH, yıllar itibariyle oranları, 2001
yılı -0,00016, 2002 yılı -0,00015, 2003 yılı -0,00011, 2004 yılı -0,00007, 2005 yılı
-0,00002, 2006 yılı -0,00005 olarak gerçekleşmiştir.
2001–2006 dönemi içerisinde Bütçe Dengesi/GSMH oranın en belirgin
azalışı 2005 yılında gerçekleşmiştir. 2001–2006 dönemi makroekonomik yapı ve
döviz kuru dengesi açısından olumlu gelişmelerin yaşandığı yıllar olmuştur. Bu
dönem bütçe parasallaştırma oranları incelendiğinde, M1/GSMH oranında artışlar
gerçekleşmiştir. 2001–2006 yılları arasındaki M1/GSMH oranlarındaki artışlar
birbirine yakın oranda olmuştur. M1/GSMH, yıllar itibariyle 2001 yılı 0,005, 2002
yılı 0,045, 2003 yılı 0,049, 2004 yılı 0,059, 2005 yılı 0,006 ve 2006 yılında 0,174
oranlarında gerçekleşmiştir.
116
SONUÇ
Ekonomik kriz olgusunun temel özellikleri belirlenerek, Türkiye’de 1963–
2006 döneminde ortaya çıkan siyasi istikrarsızlığın yol açtığı ekonomik krizlerin
anatomisinin ortaya konulmasının amaçlandığı bu çalışmada ulaşılan sonuçları
aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
-Ekonomik kriz olgusunun tarihsel gelişimi incelendiğinde, krizlerin meydana
geliş sebeplerinin farklılık arz ettiği ortaya çıkmaktadır. Sanayi İnkılabı öncesinde
tarım toplumlarında, krizin en önemli sebebinin doğal koşullar olduğu; Sanayi
İnkılabı sonrasında ise yaşanan krizlerin efektif talep yetersizliği, küreselleşme ve
finansal sistemlerdeki alt yapı eksikliğinden dolayı ortaya çıktığı görülmektedir.
Bununla birlikte, 20. yüzyılın başında yaşanan, sosyal ve ekonomik tahribata yol
açan I. Dünya Savaşı sonucunda, dünya da ilk defa hiperenflasyon kavramı ortaya
çıkmıştır. Üretim güçlerinde meydana gelen bozulmalar, arz kıtlığı ve savaşı telafi
etmeye yönelik genişletici politikaların neden olduğu talep patlaması, dünyanın
hiperenflasyon deneyimi yaşamasına yol açmıştır.
-Günümüzde gelinen noktada ise bankacılık ve ödemeler bilançosu krizleri
olmak üzere iki tip kriz olgusunun varlığı dikkat çekmektedir. Bu krizler, ya
ödemeler bilançosu ya da bankacılık krizi şeklinde görülebileceği gibi, her ikisinin
de birlikte ortaya çıkması mümkündür. Bankacılık krizleri ya da finansal krizler
ekonomik kriz öncesinde oldukça farklı davranışlar sergiler. Finansal krizler, kredi
yaratmak amacıyla harekete geçen iktisadi canlılıkta genişleme ve sermaye
girişlerindeki artışları izleyen bir durgunluk ekonomisine girilmesi sonucunda
ortaya çıkmaktadır. Bankacılık krizlerinde, finansal sektöre ilişkin liberalizasyonda
yetersiz düzenleme ve denetim yokluğundan meydana gelmektedir. Ödemeler
bilançosu krizleri ise, ulusal paranın beklenenden daha yüksek değer kaybetmesi ve
böylece yabancı tahvillerin daha yüksek bir verim kazanmasıyla ortaya
çıkmaktadır.
-1963–1967 dönemi Türkiye ekonomisinde yapısal değişimler yaşanmıştır.
1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle istikrarın, planlı kalkınma anlayışında
aranmasının bir ürünü olarak kalkınma planını hazırlama, kamu ve özel sektörlerin
117
ekonomik koordinasyonlarını sağlama görevi Devlet Planlama Teşkilatı’na
verilmiştir. Bu dönemde planlama sürecine girilmesiyle ekonomi yönetimine plan
disiplini getirilmek istenmiştir. Aynı zamanda, Birinci Beş Yıllık Kalkınma
Planı’nın yürürlüğe konulmasıyla, ithal ikamesi sanayileşmede yeni bir evreye
girilmiştir. Sıkı maliye ve para politikaları, kaynakların tam olarak kullanılmasına
ve en iyi biçimde tahsisine engel olan enflasyonist ve deflasyonist eğilimlerin
gelişmesini önleyecek biçimde tespit edilmiştir.
Siyasi değişimlerin yoğun yaşandığı dönemi genel itibariyle özetlemek
gerekirse, 1968 yılına kadar ekonomide büyüme hızı ortalama %5.5 civarında
gerçekleşmiş ve refah seviyesinde de yılda ortalama %3.8 oranında iyileşme
görülmüştür. Bu göstergeler çerçevesinde 1963–1967 döneminde Türkiye Ekonomisi
açısından, istikrarlı bir büyümenin sağlandığı söylenebilir. Bu dönemde, bütçe
dengesi/GSMH ve M1/GSMH oranları birlikte ele alındığında, M1/GSMH oranları,
bütçe dengesi/GSMH oranına göre nispeten artan bir eğilim sergilediği görülmektedir.
1963–1967 arası yıllar, Türkiye Devleti ve halkı için “Plan” ve “Planlama”
konusunda deneyim kazanma dönemi olarak nitelendirmek mümkündür. Bu dönemde
ekonomi alanında başarıların sınırlı kalmasında dönem içerisinde ortaya çıkan siyasal
çalkantılara bağlı olarak siyasi kadrolar ile teknokratların sıklıkla değişmesinin etkili
olduğu
gözlenmiştir.
Özellikle
kalkınmayı
hızlandıracak
temel
reformların
hazırlanması ve yürürlüğe konulması mümkün olmamıştır.
-1968–1972 yılları arasında Türkiye Devleti’nin yönetiminde tek parti
hükümetleri rol üstlenmiştir. Bu dönemde İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı
içerisinde ekonomi açısından sürükleyici bir nitelik kazanılması amaçlanmıştır.
Ancak, bu dönemde iktidara gelen hükümetlerin, ülkedeki ekonomik, sosyal ve
siyasal denetimlerinin yetersizliğinden dolayı, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı
ekonomik hedeflere ulaşmada başarılı olamamıştır.
IMF, 1960’lı yılların sonlarına doğru artan dış borç açığı nedeniyle, TL’nin
aşırı değerlenmesi ve işçi döviz gelirlerinde azalışların yaşanması nedeniyle,
dönemin hükümetine devalüasyon önerisinde bulunmuştur. Dönemin başbakanı,
1969 genel seçimlerini düşünerek bu öneriyi geri çevirmiştir.1960’lı yılların
sonunda ortaya çıkan dış ticaret açıklarındaki artış sorunu, 1970’lı yılların sonlarına
girilirken daha da büyüyerek, artık hükümet tarafından da göz ardı edilmez
118
boyutlara ulaşmıştır. Türkiye, döviz darboğazı şeklindeki bir ekonomik bunalımla
karşı karşıya gelmiştir.
-1973–1977 yılları arası, ülke yönetiminde tek ve koalisyon hükümetleri yer
almıştır. Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulama sürecinde içte ve dışta
yaşanan sorunlar, planın hedeflerini olumsuz etkilemiştir. Bu dönemde, 1974 petrol
şoku ve 1974 Kıbrıs Harekatı’na bağlı olarak ekonomik dengeler hızla bozulurken,
ülkenin kaderini belirleyecek siyasal partilerin de kısır çekişmeler içerisinde
bulundukları dikkati çekmiştir. Aynı zamanda, 1974 yılı ödemeler dengesi
açısından kilit yıl olma özelliği taşımıştır. Dört kat artan petrol fiyatlarının yanı sıra
ülkedeki sanayileşmenin yapısındaki olumsuzluklar ve siyasi istikrarsızlıklar,
ülkeyi ödemeler bilançosu sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. Esasen 1970’li yıllar,
içte ve dışta yaşanan şoklar sonucunda, makroekonomik dengesizlikler, yüksek
enflasyon ve parasal kontrolün sağlanamadığı bir dönem olmuştur. Ülke uygulanan
tutarsız para ve maliye politikaları sonucunda derin bir ödemeler dengesi krizini
girerek, bunun yansıması olarak ciddi üretim gerilemeleri ve giderek hızlanan
enflasyon olgusuyla karşı karşıya kalmıştır.
1973–1977 döneminde Bütçe dengesi/GSMH oranı artış göstermiştir. Bu
durum, makro ekonomik yapı ile döviz kuru dengesi açısından ülkede ciddi
sorunların yaşandığına sinyal teşkil etmiştir. Ekonominin finansal derinliği
hakkında bilgi veren M2/GSMH oranı bu dönemde artan oranlar sergilemiştir.
1973–1977 döneminde, bütçe açığı ve parasal genişlemeler gözden geçirildiğinde,
diğer dönemlere oranla önemli artışlar kaydedilmiştir. 1973–1977 döneminde
uygulanan para politikaları enflasyonu artırıcı rol oynamıştır. Bu durum
göstermektedir ki, dönemin siyasi liderleri iç politika hesapları uğruna ülkede bir
siyasi boşluk yaratarak, planın ekonomik hedeflerde başarı sağlamasının önünü
kesmişlerdir.
-Dördüncü Plan (1979–1983 dönemi), enflasyon ve dış ödemeler
güçlülüğünün ağırlaştığı bir süreçte yürürlüğe konulmuştur. Petrol şokları
sonucunda
artan
ithalatın
döviz
gereğinin
mevcut
üretim
yapısıyla
karşılanılamaması, yetersiz enerji, emek piyasasındaki sorunlar, kamu açıkları
gibi nedenler sonucu, ekonominin 1970’lerin ikinci yarısında darboğaza girdiği
görülmüştür. Böyle bir ortamda hazırlanan Dördüncü Plan’da, bir taraftan
119
ekonomik dar boğazdan çıkılması, öte yandan ekonomide büyümenin sağlanması
amaçlamıştır. Ancak, plan uygulamaya konulduktan sonra ülke yönetiminde
hükümet değişimleri sıklıkla yaşanmıştır.
Siyasal alanda yaşanan sıkıntılar, etkilerini ekonomi alanında göstermeye
başlamıştır. 1978 ve 1979 yıları uluslararası ekonomik ilişkiler açısından kriz
denilebilecek kadar büyük sıkıntıların yaşandığı bir dönem olmuştur. Aslında
sıkıntılar bir anda ortaya çıkmamış, çeşitli iç ve dış etkenlerin etkisiyle 1974
yılının başından başlayarak 1978 yılından itibaren giderek derinleşen kriz
boyutlarına ulaşılmıştır. Öyle ki, Türkiye vadesi gelen dış borçlarını ödeyemez
hale gelmiştir.
Ekonomide krize dönüşen kötüleşme karşısında 1978 ve 1979 yıllarında
iki istikrar paketi yürürlüğe girmiştir. Ancak alınan istikrar tedbirlerine rağmen
ekonomideki kötü gidişatı durdurulamamıştır. Bu istikrar programlarının başarılı
olamamasının nedenleri arasında yer alan, siyasi istikrarsızlık ve zayıf
hükümetler, alınan tedbirlerin etkili bir biçimde ve gereken sürede uygulanmasına
imkan vermemiştir. Alınan tedbirler ise, siyasi istikrasızlık nedeniyle kısa süreli
yürürlükte kalmıştır.
1980’li yıllara gelindiğinde, ekonomideki kötü gidişatı durdurmak için
yeniden bir istikrar programı yürürlüğe konulmuştur. 24 Ocak 1980 İstikrar
Tedbirleri, Demokrat Parti döneminde uygulanan liberalleşme programına
benzemekle birlikte, ekonominin daha geniş kesimini kapsaması ve piyasa
ekonomisine işlerlik kazandırmada daha etkin kararların alınması nedeniyle bu
programdan farklılıklar göstermektedir. 1980 İstikrar Programı çerçevesinde,
Türkiye ekonomisinde kapsamlı bir yapısal değişikliğe gidilmiştir. Aynı zamanda
uygulanan istikrar politikasında, küreselleşmenin de etkisiyle kamu kesiminin
ekonomi içerisinde payını küçültme eğilimli bir anlayış benimsenmiştir. Ancak,
bu anlayışın ülkede kurumsal, hukuksal ve ekonomik temeli olmadığından, 24
Ocak İstikrar Programı ülkede önemli toplumsal ve ekonomik sorunlara yol
açmıştır. Bu dönemde, ekonominin hızlı bir kalkınmayı finanse edecek kaynakları
kendi yapısı içerisinde yaratamaması, yaratılan kaynakların ise, etkinlikle sanayi
yatırımlarına
aktarılmaması
giderilememesine neden olmuştur.
gibi
etkenler,
temel
olumsuzlukların
120
Türkiye ekonomisi, 1980 sonrasında dışa açılmayı kısmen başarmış, fakat
diğer makroekonomik göstergeler açısından oldukça kötü bir dönem geçirmiştir.
Ekonomide istikrarı sağlamak için her kriz sonrası reçeteler hazırlanmış. Fakat
sonuç bir türlü değişmemiştir.
-1985 yılında uygulanmaya başlayan Beşinci Beş Yıllık Plan’da (1985–
1989), devletin görevleri arasında; özel teşebbüsün teşviki, çalışma barışının
korunması, para, kredi, sermaye ve hizmet piyasalarının geliştirilmesi ve rekabet
ortamını sağlayıcı tedbirlerin alınması öngörülmüştür.
1984–1988 döneminin ilk yarısında ekonomideki canlılık, ikinci yarısında
ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılındaki iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki
düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin
hedeflenen uzun dönem büyüme hızının da üzerinde, büyümesine yol açmıştır. Bu
süreç, 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı %9.81 olarak gerçekleşmiştir.
Enflasyon üç rakamlı haneden, iki rakamlıya düşürülmüştür.
1984–1988 dönemde, döviz politikasına ilave olarak, ihracatta vergi iadesi
ve ihracat reeskont kredisi gibi diğer ticaret politikası araçları ihracatın
attırılmasında etkili olmuştur. Artan ihracat ve hızlı ekonomik büyüme sayesinde
Türkiye, ödemeler bilançosu problemini 1980’li yılların ikinci yarısında çözmüş,
hatta 1980’lerin sonuna doğru ödemeler dengesi fazlası bile kaydetmiştir. Ancak
1987 Kasım ayında yapılan seçimler öncesinde, seçim ekonomisi uygulamaları
nedeniyle, mali disiplindeki gevşeme ve enflasyonun beklenenden yüksek çıkması
sonucu bir devalüasyon beklentisi oluşmuştur. Dolayısıyla resmi döviz kuru ile
serbest piyasa kuru arasındaki makas açılmıştır. Reel faiz oranlarının da negatif
hale gelmesi, döviz talebinde aşırı bir artışa yol açmıştır. Bu nedenle döviz
piyasasındaki dengesizliği gidermek üzere 4 Şubat 1988 kararları uygulamaya
konulmuştur. Kamu harcamaları kısılmış, KİT ürünlerinin fiyatları artırılmış, sıkı
para politikaları uygulanarak mevduat munzam karşılıkları ve disponibilite
oranları yükseltilmiştir. Kısıtlayıcı para ve maliye politikaları içeren kararların
uygulanması ile döviz piyasalarında istikrar sağlanmış, ancak büyüme yavaşlamış
ve enflasyon düşürülememiştir.
-1990–1994 dönemleri arasında, ülke yönetiminde siyasi değişimlerin ve
bu etkilerin yoğun yaşandığı yıllar olmuştur. V. Planın ortaya koymuş olduğu
121
olumsuz sonuçlardan dolayı VI. Plan “açık toplum ve rekabete açık ekonomi ilke
ve esasları doğrultusunda Türk Ulusunun hayat seviyesini yükseltmeyi” temel
amaç olarak saptamıştır. Ancak Türkiye VI. Planın birinci yılını tamamlarken,
dünyada siyasal, ekonomik ve askeri dalgalanmalar ve 20 Ekim 1991’de Mesut
Yılmaz Hükümeti’nin erken genel seçime gitme kararı alması sonucunda, Türk
siyasal yaşamında büyük dalgalanmaların yaşanması, Plan’ın hedeflerine
ulaşılmasına engel olmuştur. Siyasal alanda yaşan karmaşa makroekonomik
dengelerin bozulmasına ve 5 Nisan Krizi ve sonucunda İstikrar Tedbirlerinin
yeniden alınmasına neden olmuştur.
5 Nisan krizinin nedenleri incelendiğinde, krizin başlama nedenini 1993
yılında kamunun iç borçlanma politikasında yapılan değişiklik ve bunun mali
piyasalar tarafından kabul edilmemesinin oluşturduğu görülmektedir. Ayrıca
Merkez Bankası ile Hazine arasındaki kötü eşgüdüm ve koordinasyon eksikliği de
krizi tetiklemiştir. Dönemin hükümetinin yanlış para ve maliye politikası
uygulamaları, kamu borçlanma ihtiyacı yüksek iken, serbest piyasa ihtiyaçlarını
dikkate almadan ihale iptalleri yoluyla faizlerin düşürmeye çalışması, krizin
oluşmasında önemli bir rol oynamıştır.
1994 yılı öncesinde yaşanan olumsuzluklar genel olarak daha önceki
dönemlerden farklı değildir. Kamu harcamalarındaki artış, kamu gelir ve gider
dengesizliğini artırmış, fiyat istikrarsızlığı kronik hale gelmiş, dış ödemeler
dengesi açıkları devam etmiştir. Bu nedenle, 5 Nisan 1994 yılında açıklanan
kararlar ile önceki dönemlerde alınan kararlar arasında benzerlikler vardır.
Kararlar kısa vadeli politika önlemlerinden yapısal reformlara kadar çok kapsamlı
bir alanda düzenleme getirmiştir. Fakat iç ve dış baskılar sonucunda kısa sürede
ve yapılabilirlik çalışması olmadan alınan kararlar, daha çok hükümetin istek ve
arzularını içeren bir niyet mektubu olmaktan ileri gidememiştir. Ayrıca, Türk
ekonomisinde gereksinim duyulan yapısal düzenleme tedbirlerine 5 Nisan İstikrar
Programında yer verilmediği görülmektedir. Kısaca 5 Nisan Kararları, dönemin
başbakanı Tansu Çiller’in uygulamaya koymaya çalıştığı, fakat başarıya
ulaştıramadığı popülist niteliği ağır basan bir önlemler demetidir.
-Yedinci Beş Yıllık Plan 1995–1999 yıllarını kapsayacak şekilde
hazırlanmıştır. Ancak 1994 krizi sonrası dengeler yeniden kurulmadan, ileriye
122
yönelik hedef ve kararlar ortaya koymak mümkün olmayacağı düşünülmüş ve
planın bir yıl ertelenmesi için yasal düzenleme yapılmıştır. 1995 yılı Geçiş
Programı yürürlüğe girdiği dönemde dünya ekonomisinde olumlu gelişmeler
yaşanırken, Türkiye’de siyasi istikrarda yaşanan sorunlar temel makro ekonomik
göstergelerin bozulması sonucunu doğurmuştur. Sonrasında, 24 Aralık 1995 erken
genel seçimlerinden dolayı 1996 Mali Yılı Bütçe Kanun tasarısı görüşülüp
kanunlaştırılamamış, seçim öncesinde ekonomi yönetiminde disiplin kalmamış ve
siyasal ağırlıklı kamu harcamalarının hızlanması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Yedinci Beş Yıllık Plan, küreselleşmenin avantajlarını en üst düzeyde
yararlanarak çağı yakalamayı ve ülkenin gelişmiş dünya ülkeleri arasında seçkin
yerini almasını hedeflemiştir.
Türkiye ekonomisi 1994 yılında karşı karşıya kaldığı şiddetli daralmanın
ertesinde 1995 yılında kazandığı canlılığı 1996 ve 1997 yıllarında da
sürdürmüştür. GSMH büyüme hızı, sabit fiyatlarla, bu üç yıl boyunca sırasıyla
yüzde 7.95, yüzde 7.12 ve 7.29 oranında gerçekleşmiştir. Söz konusu büyüme
hızları, genel olarak siyasi alanda belirsizlik ve istikrar eksikliğinin bulunduğu
dönemlerde
gerçekleşmiş
olduğu
dikkate
alındığında,
daha
da
önem
kazanmaktadır. Fakat bu olumlu gidişat, 1998 yılının ikinci üç aylık döneminde
ekonomide başlayan daralma süreci, dünyada yaşanan ekonomik durgunlukla
çakışarak 1999 yılında derinleşmiştir.
1998 yılında yaşanan Rusya Krizi’yle birlikte Türkiye ekonomisinden
sermaye çıkışı gözlenmiştir. Bunun sonucunda, hazine ihale faizleri, dolayısıyla
faizler genel düzeyi önemli oranda yükselmiştir. Daralan ekonomide, azalan
fonların da büyük bölümünün kamu tarafından kullanılması, özellikle yatırımlar
üzerinde dışlama etkisi yapmıştır. Ekonominin iç dinamiklerinin yanı sıra, 1999
yılı Ağustos ve Kasım aylarında meydana gelen depremler, daralma sürecinin
uzamasına neden olmuştur. Bunun sonucunda ekonomide küçülme yaşanmış ve
ekonomik büyüme yüzde -6.1 oranında gerçekleşmiştir. Bunun sonucunda siyasal
ve ekonomik istikrar olumsuz yönde etkilenmiştir. Siyasal istikrarsızlık 1999 Mali
Yılı Bütçe görüşmelerini sahipsiz bırakmıştır. Türkiye’nin mali tarihinde ikinci
kez altı aylık “geçici bütçe” hazırlanması ve uygulanması zorunluluğunu
doğurmuştur.
123
Bu dönemde makroekonomik gidişatın kötü olması nedeniyle IMF odaklı
istikrar programları hazırlanıp, uygulanmaya konulmuştur. Ancak bu programlar
da ülkenin 2000 ve 2001 yıllarında krize girmesini engelleyememiştir.
Geçmiş deneyimler göstermektedir ki, ekonomik politikaların başarısında siyasal
destek oldukça önemlidir. Mevcut hükümetlerin bu anlamda desteği şeklen
vermelerine karşılık, sorumluluğu ekonomi bürokratlarına yüklemiş olmaları,
uygulanan istikrar programlarının neticede başarısız olacağına dair beklentileri
kuvvetlendirmiştir.
-Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, enflasyonu AB kriterleriyle uyumlu
düzeylere düşürmeyi, ekonomide sürdürülebilir ekonomik büyüme ortamını tesis
etmeyi ve AB’ye tam üyelik hedefi doğrultusunda ekonominin rekabet ve uyum
gücünü de öne çıkartmayı hedeflemiştir. Ancak Plan, Kasım 2000 kriziyle
gündemden düşmüştür. Çünkü Hükümet ve ekonomi yönetimi “günü kurtarma”
uğraşısı içerisine girmişlerdir. Merkez Bankası’nın 2000 Kasım krizi sonrası
ekonomideki panik havasını dağıtmak için piyasaya para sürmek zorunda kalması
ve IMF’nin de 7.5 milyar dolar tutarında ek kredi vermesi Türkiye’nin Ocak
2001’in başlarına doğru kriz ortamından çıkmasını sağlamıştır.
Kasım krizi ile hassaslaşan piyasalar toparlanma sürecine girerken, 19
Şubat’ta Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasındaki siyasi tartışmayla piyasalar altüst olmuş ve döviz krizi başlamıştır. Ülke yönetiminde söz sahibi olan kişilerin
sorumsuzca davranışları, ülkeyi tekrardan ekonomik darboğazın eşiğine
getirmiştir. Reel ekonomi arz ve talep yönlü olumsuzlukların etkisiyle önemli
oranda daralmıştır. Şubat 2001 kriziyle birlikte Aralık 1999 da uygulamaya
konulan enflasyonla mücadele programının da sonuna gelinmiştir. Şubat krizi ile
birlikte ekonomi yönetiminde Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı olarak
adlandırılan yeni bir program yürürlüğe konulmuştur. Bu programdaki nihai amaç
ise, ekonomide sürdürülebilir bir gelişme ortamı sağlanarak kaynak kullanma
sürecindeki verimliliği artırmak, dışa açık bir yaklaşımla piyasa koşullarında
rekabet ile ülkenin rekabet gücünü geliştirmektir. Böylece ekonomide büyümeyi,
yatırım ve istihdamı artırarak halkın geleceğine umutla bakmasını sağlayarak
refah seviyesini kalıcı bir biçimde yükseltmek olarak tespit edilmiştir.
124
2001 yılında bir dizi yapısal reformlar hayata geçirilmiş, uluslararası
ölçütler açısından son derece iddialı bir faiz dışı bütçe fazlası hedefi açıklanmış ve
hedefe ulaşılmış, bankacılık alanında bir dizi önlemler alınmış, kamu bankaları
yıllardan beri ilk defa kâr elde edebilir konuma getirilmiştir. Ekonomide bu
toparlanma sürecine, 2006 yılı makroekonomik amaç ve kapsamında da yer
verilmiştir. 2006 yılında makroekonomik istikrarın sürdürülmesi sağlamak
amacıyla para ve maliye politikasının uyumu gözetilmiştir. Bunun yansıması
olarak Türkiye ekonomisi 2002 yılının ilk çeyreğinden itibaren kesintisiz bir
büyüme dönemine girmiş ve 2002–2004 döneminde GSMH reel olarak yıllık
ortalama yüzde 7,9 oranında artmıştır. 2005 yılı büyüme gelişmeleri de dikkate
alındığında, GSMH büyüme hızının 2001 yılından itibaren uzun yıllar ortalama
büyüme hızından oldukça yüksek seyrettiği ortaya çıkmaktadır. 2006 yılında da
ekonomideki büyüme eğilimi devam ederek, GSYİH ve GSMH yüzde 5 oranında
artmıştır.
Bir taraftan ekonomik programın uygulanmasında kaydedilen başarı, diğer
taraftan Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başlaması, büyüme hedefini
destekleyen iki önemli çıpa olarak ortaya çıkmaktadır. Kamu maliyesinde ve faiz
oranlarındaki olumlu gelişmelerin ve enflasyondaki düşüş trendinin sürmesi,
özelleştirme ve yapısal reformlardaki ilerlemelerin devam etmesi, 2006 yılında da
GSMH büyümesinin sürmesinde belirleyici olmuştur. Kasım 2000 ve Şubat 2001
krizleri ile 2001’in yaz aylarında yaşanan ekonomik gelişmeler, hükümetlerin
reform süreçlerinden sapmaları ya da bu süreçleri aksatmaları ve siyasi emelleri
uğruna
yönetimdeki
yanlış
uygulamaları,
ülkeyi
ne
gibi
darboğazlara
götürebileceklerini herkese göstermiştir.
Sonuç olarak, 1963–2006 dönemi içerisinde siyasi istikrarın olduğu
yıllarda Türkiye ekonomisinin performansının siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu
yıllara göre daha iyi olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nde en hızlı
büyüme oranına Atatürk döneminde (1923–1938) ortalama yüzde 7.8 ile
ulaşılmıştır. 1923–2006 döneminde yıllık büyüme hızı ortalama yüzde 4.9
olduğuna göre bu oran en yüksek bir performansı göstermektedir. Çalışmanın
kapsamını oluşturan 1963–2006 döneminde ise en yüksek büyüme oranı ortalama
yüzde 9.9 oranı ile 2004 yılında kaydedilmiştir. Hükümetlerde siyasi ortak sayısı
125
artıkça, büyüme hızı da düşmüştür. Türkiye ekonomisinde büyüme hızı, 1999–
2002 döneminde yüzde 1.2, 1991–1994 döneminde ortalama yüzde 2.7, 1995–
1999 döneminde ortalama yüzde 4.2 olmuştur. 1963–2006 dönemi aralığında en
düşük büyüme yüzde 1.2 ile 1999–2002 DSP - MHP - ANAP koalisyonu
döneminde yaşanmıştır. 1991–2002 arası ekonomi açısından kayıp yıllar
olmuştur.
1991–2002 arasında 11 yılda 9 hükümet kurulmuş ve ortalama ömürleri bir
buçuk yıldan az olmuştur. 1995–1996 döneminde ayda bir hükümet değişikliği
yaşanmıştır. 1991–2002 döneminde ömrü bir yıldan az beş hükümet görev
yapmıştır. Hiçbir koalisyon döneminde büyüme hızı yüzde 5’in üzerinde
olmamıştır. Tek partinin iktidar olduğu 1963–1971 döneminde yüzde 7.1, 20032006‘da yüzde 7.2 ekonomik büyüme sağlanmıştır. Koalisyon hükümetlerinin yer
aldığı dönemlerde, 1991-1994’de yüzde 2.7, 1995-1999’da yüzde 4.2, 1999–2002
döneminde yüzde 1.2 ortalama büyüme hızına ulaşılmıştır. Benzer şekilde
Türkiye enflasyonla 1971–1980 koalisyon döneminde tanışmıştır. Koalisyon
dönemlerinde enflasyon hızı yükselmiştir. Aynı zamanda, 1963–2006 yılları
arasında iktidara gelen tek parti hükümetleri döneminde mali disiplinin daha kolay
sağlandığı görülmüştür. Bunun sonucu olarak tek parti hükümetleri döneminde
para ve maliye politikaları uygulamaları tutarlılık göstermiştir.
Bundan dolayı iktidara gelen hükümetler para ve maliye politikaları
uygulamalarında dikkatli olmak zorundadırlar ve politika uygulamalarında
popülist yaklaşımlardan da uzak durmalıdırlar.
126
KAYNAKLAR
Akat, A. Savaş, (1997), “Kronik Enflasyonla Mücadele: Sorunlar, Çözümler,
Tereddütler”, Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl: 29, Sayı: 2.
Aktan, C.C. ve H.Şen (2001), “Ekonomik Kriz: Nedenler ve Çözüm Önerileri
“,Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: II, Sayı: 42,ss. 1225–1230.
Akyüz, Yılmaz (1973), “Money and Inflation In Turkey 1950–1968”, SBF
Yayınları, No: 361.
Alkınoğlu, Lale “Türkiye’de Uygulanan İstikrar Politikaları ve Sonuçları”,
Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,
Sayı:15, 1999, ss. 307–319.
Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990–1994), http://ekutup.dpt.gov.tr/plan
/plan6.pdf, 28/09/06.
Altuncu, Zafer (1989), “Az Gelişmiş Ülkelerde Dış Borç Sorunu ve Türkiye”,
H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Bölümü Yüksek Lisans Tezi.
Apak, Sudi (1993), Türkiye ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Ekonomik İstikrar
Uygulamaları, Anahtar Kitaplar Yayınevi, Birinci Basım, İstanbul.
Ataç, Beyhan (1999), “Maliye Politikası” Anadolu Üniversitesi Eğitim-Sağlık
ve Bilimsel Araştırma Çalışmaları Vakfı Yayınları, No:18, Eskişehir.
Avcı, Nihal (1988), “Bütçe ve Para Politikalarının Makroekonomik Etkileri”,
Devlet
Bütçe
Uzmanlığı
Araştırma
Raporu,
Ankara,
http://www.bumko.gov.tr/arastirmarapor/NAvci.pdf, 03/09/2006.
Bergoeing, Raphel, Patrick, J.Kehoe, Timotyhy J. Kehoe and Raimundo Soto
(2002), Policy- Driven in Chile and Mexico in the 1980’s and 1990’s, The
American Economics Review, Vol:92, No:2, pp.16–21.
Berksoy, Taner (1982), Türkiye’de İstikrar Arayışları ve IMF, IMF İstikrar
Politikaları ve Türkiye, Birinci Basım, Savaş Yayınları, Ankara.
Boratav, Korkut (2003), Türkiye İktisat Tarihi (1908–2002), Yedinci Baskı,
İmage Yayınları, Ankara.
Bruno, Michael, High Inflation and The Nominal Anchors of an Open
Economy, Essays in International Finance, No:183, Princeton University,
New Jersey, June 1991.
127
Büyük
Bunalımın
Doktoru
J.M.Keynes
“Ekonomiyi
Kurtaran
Adam”,
http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00214.
htlm, 28/ 02 /2006.
Büyükbalkan,
Uğur
(2000),
“Türkiye’de
Ekonomik
Durum”,
http://www.turmob.org.tr/turmob/basin/23-10(3).htm, 07/10/06.
Celasun, Merih (2001), “Ekonomide Uzun Dönemli Büyüme, Enflasyon Süreci ve
IMF Destekli Program: Söyleşi,” İktisat, İşletme ve Finans, 179,
Şubat:7–31.
Celasun, Merih (2002), “2001Krizi, Öncesi ve Sonrası: Makroekonomik ve Mali
Bir Değerlendirme”, http://www.econ.utah.edu/~ehrbar/erc2002 /pdf/i0
53.pdf, 01/12/2006.
Chari,V.V., Patrick J. Kehoe and Ellen R. McGrattan (2002), Accounting for the
Great Depression, The American Economics Review, Vol:92, No:2,
pp.22-27.
Collins English Dictionary, (P.Hank, W.T. Maleod, L.Urgana), İkinci Baskı,
Whilliam Collins and Sons and Co Ltd., London, 1986.
Çağlar, Ünal, (1997),“İstikrar Politikalarında Nominal Çapa Seçimi ve Para
İkamesi”, Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl: 34, Sayı:11.
Deane, Phyllis. İlk Sanayi İnkilabı, (Çev: Tevfik Güran), Türk Tarih Kurumu
Basımevi, Ankara, 1998.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), “Sayılarla Türkiye Ekonomisi Gelişmeler
(1980–2001) Tahminler (2002–2005)”, (2002), http://ekutup.dpt.gov.tr
/ekonomi/tarih/tr/198001.pdf, 03/09/2006.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/politika/
bahcecis/istikra5.pdf, 03/10/06.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996–
2000) (1996), Ankara, s.19–21, http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/vii/, 08/10/06.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996–
2000), http:// ekutup.dpt.gov.tr/plan/vii/, 02/10/2006.
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), “Krizin Yaşandığı Bölgeler Üzerinde Ekonomik
Gelişmeler”,Ekonomik
Araştırmalar
ve
Değerlendirmeler
Genel,
128
http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb/blm31.
doc, 5/02/2006.
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), “Malezya Ekonomik Krizi Yendi mi?,
“Ekonomik
Araştırmalar
ve
Değerlendirmeler,
Genel,
http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb/malez
ya.doc,10/02/2006.
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), 1923'den Günümüze Türkiye Ekonomisi, “1923–
1980
Yılları
Arasında
Türkiye
Ekonomisi”,
http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb/Trkek
on.doc, 1/09/06.
Dış
Ticaret
Müsteşarlığı
(DTM),
“2006
Yılı
Programı”,
http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2006.pdf, 8/4/2007.
Emsen, Ö. Selçuk (2004), “Türkiye’de 1994–2001 Döneminde Uygulanan İstikrar
Politikaları”, Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:5.
Emsen, Selçuk (2003), Ekonomik Krizler ve Türkiye Deneyimi, Beta, İstanbul.
Erkan,
Birol
“Türkiye’de
1980
Sonrası
Merkez
Bankası
Politikası”,
http://www.geocities.com/ceteris_paribus_tr/b_erkan.doc, 19/09/06.
Ernesto H. Stein ve Jorge M. Streb (2004). “Elections and the Timing of
Devaluations”, Journal of International Economics, vol. 63(1), pp: 119–
145, May.
Eroğlu, Ömer ve Mesut Albeni (2002), Küreselleşme, Ekonomik Krizler ve
Türkiye, Bilim Kitapevi, Isparta.
Gökçen, Ahmet (2001), “İstikrar Tedbirleri ve Ekonomik Kriz”, Yeni Türkiye
Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41, ss.587–601.
Güloğlu, Bülent (2001) “İstikrar Programından İstikrasızlığa, Kasım 2000 ve
Şubat 2001 Krizleri”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I,
Sayı:4I, ss.524–530.
Güran, Tevfik, İktisat Tarihi, İstanbul,1991.
Hazine
Müsteşarlığı,
http://www.hazine.gov.tr/makaleler/80yildergi.pdf,
05/09/2006.
Heaton, Heaton. Avrupa İktisat Tarihi, (Çev: Mehmet A. Kılıçbay- Osman
Aydoğuş), Birinci Basım, Teori Yayınları, Ankara, 1985.
129
IMF-Niyet Mektubu, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, 9 Aralık 1999, Ankara,
www.hazine.gov.tr, 20/07/2006.
Kaminsky, Graciela L. and Carmen M. Reinhart (1998), “Finansal Crises in Asia
and Latin American: Then and Now”, Applied Economics, Vol:88, No:2,
pp.414–448.
Kaminsky, Graciela L. and Carmen M. Reinhart (1999), “The Twin Crises: The
Causes of Banking and Balance –of- Payments Problems”, The American
Economics Review, Vol:89,No:1,pp.467–500.
Kaminsky, Graciela L. and Carmen M. Reinhart (2000), “On Crises, Contagion,
and Confusion”, Journal of International Economics, Vol:51,No:1,
pp.145–168.
Karluk
Rıdvan
(2005),
Cumhuriyetin
İlanından
Günümüze
Türkiye
Ekonomisi’nde Yapısal ve Sosyal Değişim, Beta Yayınları, İstanbul.
Karluk, Rıdvan (1997), Türkiye Ekonomisi, Beta Yayınları, İstanbul.
Karluk, Rıdvan (2006), “Türkiye Ekonomisinde 1980 Öncesi ve Sonrası Yaşanan
Krizlere Yönelik İstikrar Politikaları”, Ekonomik Kriz Öncesi Erken
Uyarı Sistemleri-Makale Derlemesi, ss.56–88.
Kaya, Vedat (2005),. Finansal Küreselleşme ve Para Krizleri: 1990–2002
Türkiye Deneyimi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, ss.1–198.
Kazgan, G: (1995), Yeni Ekonomik Düzen’de Türkiye’nin Yeri, Birinci Basım,
Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul.
Kazgan, Gülten (1999), Tanzimattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Birinci
Basım, Altın Kitaplar, İstanbul.
Kesriyeli, Mehtap (1997), 1980’li Yıllardan Günümüze Para Politikası
Gelişmeleri, Araştırma Genel Müdürlüğü, Yayın No:97\4, Ankara,
www.tcmb.gov.tr/research/work/wpaper5, 10/07/2006.
Keyder, Nur (2000), Para Teori, Politika, Uygulama, Beta Yayınları, 7. Baskı,
İstanbul.
Kılıçbay, Ali (1984), Türk Ekonomisi (Modeller- Politikalar-Stratejiler),
Türkiye İş Bankası Yayınları, 263 Ekonomi Dizisi:19.
130
Kibritçioğlu, Aykut, “Türkiye’de Ekonomik Krizler ve Hükümetler 1969–2001”,
Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı: 41, ss.174–182.
Krueger, Anne O. (2000), IMF Stabilization Programs, NBER 102500, pp.1–69,
17/ 08/2005.
Kruger, Mark, Patrick N. Osakwe ve Jennifer Page (1998), “Fundamantels,
Contagion and Currency Crises: An Empirical Analysis”, Bank of
Canada, WP 98–10.
Krugman, Paul (1997), “Currency Crises”, http://web.mit.edu/krugman/ www/
crises .htlm, 06/05/2003.
Krugman, Paul, Bunalım Ekonomisinin Geri Dönüşü,(Çev. Neşenur Domaniç),
Literatür Yayıncılık, 2.Basım, İstanbul, 2001.
Kum, Hakan (1994), “1980 Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler”,
Türkiye’de Ana Sektörler İtibariyle Üretim Yapısı, Yüksek lisans
Seminer Çalışması, Kayseri, http://iibf.erciyes. edu.tr/ akademik/kum
/turkeko.htm, 03/09/2006.
Kumhof, Michael (2000), “A Quantitative Explotion of the Role of Short- Term
Domestic Debt in Balance of Payments Crises”, Journal of International
Economics, Vol: 51, pp.195–215.
Morgil, Orhan (2001), “Türkiye’de Ekonomik Kriz ve İstikrar Programları”, Yeni
Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41, ss.610–617.
Oktay, Yenal (2001), “Cumhuriyet’in İktisat Tarihi”, Türkiye Sınai Kalkınma
Bankası Yayını.
Önder, İzzet (2001),”İktisadi Krizler”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı,
Cilt: I,Sayı:41,ss.45–55.
Önder, Timur (2005), “Para Politikası: Amaçları, Araçları ve Türkiye
Uygulaması”, Uzmanlık Yeterlilik Tezi, www.tcmb. gov.tr/ kutuphane/
TURKCE/tezler/timuronder.pdf, 29/08/2006.
Özgüven Ali, İktisadi Düşünceler – Doktrinler ve Teoriler, Filiz Kitabevi,
İstanbul, 1984.
Özgüven, Ali (2001),”İktisadi Krizler”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı,
Cilt: I,Sayı:41,ss.56–63.
Parasız, İlker (1995), Kriz Ekonomisi, Birinci Baskı, Ezgi Yayınevi, Bursa.
131
Parasız, İlker (1998), Türkiye Ekonomisi 1923’den İktisat ve İstikrar
Politikaları, Birinci Basım, Ezgi Kitapevi, Bursa.
Planlı
Dönemde
Ekonomik
Politikalar, http://www.aofsitesi.
com/turkiye
ekonomisi5. htm, 05/09/2006.
Rosier, Bernard. İktisadi Kriz Kuramları, (Çev: Nurhan Yentürk), İkinci Basım,
İletişim Yayınları, İstanbul, 1994.
Saraçoğlu, Rüştü, “1990 Yılına Girerken Türkiye Ekonomisi”, TCBM,
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/paraprog/turkekonomisi.html,
07/09/2006.
Sekizinci Beş Yıllık Kalınma Planı (2001–2005), 2005 Yılı Programının
Makroekonomik Amaç, Hedef ve Politikaları, http://ekutup.dpt.gov.tr/
program/2005/temelama.html, 11/03/2007.
Sekizinci
Beş
Yıllık
Kalkınma
Planı
(2001–2005)
2002
Programı,
www.ceterisparibus.net , 10/02/2007.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001–2005), 2003 Yılı Programı,
http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2003.pdf, 10/03/2007.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001–2005), 2004 Yılı Programı,
http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2004.pdf, 10/03/2007.
Seyidoğlu, Halil (2001), Uluslararası İktisat, 14. Baskı, Güzem Yayınları,
İstanbul.
Seyidoğlu, Halil (2003), “Uluslar arası Mali Krizler, IMF Politikaları, Az
Gelişmiş
Ülkelerde, Türkiye
ve
Dönüşüm Ekonomileri”,
Doğuş
Üniversitesi Dergisi, 4 (2), ss.141–150.
Sönmez, Mustafa (2002), Kriz, IMF ve Sermaye Birikiminde Tıkanma Bizim
İçin Ağlama, IMF!, (Der.Masis Kürkçügil), Everest Yayınları, Birinci
Basım, İstanbul.
Stiliglitz Joseph, Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı, (Çev. Arzu TaşçıoğluDeniz Vural), Plan B,Üçüncü Basım.
Şahin, Hüseyin (2003), Türkiye Ekonomisi, Basım Ezgi Yayınları, Bursa.
Şişik, Ülkü (1982), Enflasyon Kuramında Gelişmeler ve Türkiye’de Enflasyon,
TODAIE, Ankara.
132
TCMB,
1998
Yıllık
Rapor,
http://www.tcmb.gov.tr/research/
yillik/98turkce/yraporxyeni.html, 09/10/06.
TCMB;
1999
Yıllık
Rapor,
http://www.tcmb.gov.tr/research/
y
illik/99turkce/rapor99_2.html, 09/10/06.
TCMB;
2000
Yıllık
Rapor
http://www.tcmb.gov.tr/research/yillik/
00turkce/bolum_II2000.pdf, 10/10/06.
Temel,Adil, Ercan Boyar, Şeref Saygılı, Türkiye Ekonomisinde Yapısal Değişim (
1946–1999), http://ekutup.dpt.gov.tr/ planlama/ 42nciyil
/temela.pdf,
03/09/2006.
Tokgöz, Erdinç (2004), Türkiye’nin İktisadi Gelişme Tarihi 1914–2004, İmaj
Yayınevi, Yedinci Basım, Ankara.
Toközü, Alper, Arısoy, Ebru, ”Doğu Asya Mucizesinin Sonu”, Ekonomik
Araştırmalar
ve
Değerlendirmeler
Genel
Müdürlüğü,
http://www.dtm.gov.tr/ead/ DTDERGI/mart98/dmuciso.htm, 10\02\2006.
TCMB, Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, http:/ /www.tcmb.gov.tr/
yeni/duyuru/eko program/program.pdf, 10/03/2007.
TCMB, http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/o53.htm, 08/10/06.
TCMB, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/DUY2002-01.html, 10/02/2007.
Türkkan, Erdal (1996), Ekonomi ve Demokrasi, Turhan Kitapevi, Ankara.
Türkkan, Erdal (2001), “Türkiye’de 2001 Ekonomik Krizi ve Güven Faktörü”,
Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:4I, ss.150–165.
Gürses,
Uğur
“1990
Deneyimi
ve
Enflasyon”,
Radikal
Gazetesi,
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=68754, 12/03/2006.
Uygur, Ercan (1993), “An Overview of Recent Developments and the
AdjustmentProgram”,http://www.metu.edu.tr/~fsenses/510outline2003.pdf
26/09/06.
Uysal, Doğan (2004), IMF Politikaları ve Türkiye, Birinci Basım, Çizgi
Kitapevi, Birinci Baskı, Konya.
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı 1973–1977, http://ekutup.dpt.gov.tr/planprg.html, 20/08/2006.
VI.
Demirel
Hükümeti
Koalisyon
Protokolü
http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/KP49.htm, 30/09/2006.
(DYP-SHP),
133
Yay, Turan Gülsün G. Yay ve Ensar Yılmaz (2001), “Küreselleşme Sürecinde
Finansal Krizler ve Finansal Düzenlemeler”, İstanbul Ticaret Odası
Yayınları, Yayın No: 2001–47, İstanbul.
Yedinci
Beş
Yıllık
Kalkınma
Planı
(1996–2000),
http://
ekutup.dpt.gov.tr/plan/vii/, 02/10/2006.
Yeldan, Erinç (2001), “Türkiye’de IMF Destekli Enflasyonla Mücadele Programı,
Bir İstikrar ve Düzen Programı mı Yoksa Fakirleşme ve Mali Kaos
Reçetesi Mi?”, Yeni Türkiye Dergisi Kriz Özel Sayısı, Cilt: I, Sayı:41,
ss.570–586.
Yıldırım,Oğuz, “Türkiye’de Parasal Programlama ve Enflasyon Hedeflemesi”,
www.geocities.com/ceteris_tr/o_yildrim7.doc, 19/09/2006.
Yılmaz, Levent (2001), Umberto Eco ile Kriz Üzerine, Cogita, Yapı Kredi
Yayınları, İstanbul.
“1980–1982
Türkiye
Ekonomisi”,
http://www.ekonomi.name/turkiye-
ekonomisi/1980-1982-turkiye-ekonomisi.html, 02/09/2006.
“Türkiye’nin Son 20 Yılı (1980–2000)”, http://ebnet.sitemynet.com/ b8.htm,
21/09/06.
1923’den Günümüze Türkiye Ekonomisi (1923–1993), http://www.kalem.
gen.tr/oku.asp?id=12&bslk=T%C3%BCrkiye%20Ekonomisi,15/08/2006.
1923–1980
Türkiye
Ekonomisi,
http://www.ekonomi.name/turkiye-
ekonomisi/1923–1980-turkiye-ekonomisi.html, 25/08/2006.
1929
Büyük
Depresyon
(buhran),
http://www.kutuphanem.net/
dokozet/2005_10/150423_1929_buyukdepresyonbuhran.htlm, 20/02/2006.
1987–1993 Türkiye Ekonomisi, http://turkiyeekonomisi.bilgi-merkezi.net/?islem=
goster&id=2741, 06/09/2006.
134
ÖZGEÇMİŞ
1981 yılında Ordu’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ordu’da
tamamladıktan sonra, 1999 yıllında girdiği Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden 2003 yılında mezun oldu. Aynı
üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans öğrenimine başladı.
Download