eğitim yönetimi yaklaşımlarında varolan insan felsefesinin düşünce

advertisement
Peker, Sevinç / Akdağ, Bülent. (2008). “Eğitim Yönetiminde İnsan Felsefesi ve Etik”, Yaşadıkça
Eğitim Dergisi, S: 97, s.8-12.
EĞĠTĠM YÖNETĠMĠNDE
ĠNSAN FELSEFESĠ VE ETĠK
Yrd. Doç. Dr. Sevinç Peker  - Dr. Bülent Akdağ 
ÖZET
Bu çalışmanın temel yönelimi; eğitim yönetimi kuramlarında açık ya da örtük olarak
varolan insan felsefesi anlayışının hangi dayanaklara sahip olduğunu gösterebilmektir.
Eğitim yöneticisi, bir “insan durumu” ile karşı karşıyadır. Sözgelimi, okul, bir “insan
durumu”dur. Dolayısıyla, eğitim yönetimi her dönemde etik bir ilişkiyi gösterir ve bir
değer problemini ortaya koyar.
Araştırmada yöntem olarak tarama modeli kullanılmıştır ve veriler alanyazının
taranması sonucunda elde edilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Etik, İnsan Felsefesi, Eğitim yönetimi.
ABSTRACT
The main goal of this study is to present the basics of the human philosophy thought of
pattern that is present in the educational administrative theory.
Educational administrator is face to face with a “human situation”. School, for example,
is a “human situation”. Therefore, the educational administration presents an ethical
relationship in all aspects and puts forward an ethical problem.
In the research scaning technique is used data was found with the scaning of literature.
Key Words: Ethics, Human philosophy, Educational administration.
Giriş
Yöneticilik ve liderlik kavramlarının dünyanın pek çok ülkesinde öğretim
programlarına girmiş olduğunu söylemek mümkündür. Liderlik ve yöneticilik
konusu önceleri doktora ve master düzeyindeki derslerde işlenirken, daha sonra
lisans düzeyinde, şimdilerde ise kolej ve ortaöğretim düzeyinde de ele
alınmaktadır. Bu bakımdan konunun önemli bir boyutuna, yani etik ve insan
doğası kavramlarına dikkat çekmek yerinde olacaktır. Yöneticiliğin ve liderliğin
öğretilebilir olduğu olgusu, “insan doğası” ve “etik” kavramlarının tartışılmasını
gerektirmektedir. Çünkü, yöneticilik ve liderlik insan durumlarına yönelik bir
iletişim biçimidir. Dolayısıyla, “yönetme” her durumda etik sorunları içinde
barındırır ve yönetim süreçlerinde ortaya çıkan uygulamaların bir insan
felsefesiyle temellendirilmesi sözkonusudur.
Eğitimi yönetme, bir eylem biçimidir ve bu eylemin arka planında bir etik
alan sözkonusudur. Etik alan, bir değerlendirme tarzını, değer ölçülerini
gösterir. İnsana ilişkin sahip olunan felsefe ister istemez etik bağlamdaki değer
ölçülerini de yönlendirmektedir. İnsanı görme biçimi, ona belli bir değer
vermeyi beraberinde getirir. Buradaki sorun eğitim yöneticisinin benimsediği

Yıldız Teknik Üniversitesi, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Öğretim Görevlisi.

insan felsefesinin – insana verdiği anlamın – “insanın değeri”ne yönelik doğru
bir değerlendirmeye götürüp götürmediğidir. Çünkü, insan doğasını “iyiye
yönelik” olarak kabul etmek, insan olanaklarını tanımayı ve korumayı
sağlarken; “kötüye yönelik” bir doğayı benimsemek aynı olanakları
sınırlandırmaya yol açar.
Yönetimin özünde insanı etkilemek, bir yön göstermek ve o yöne doğru
gidilmesini sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. İnsanı etkilemede izlenen
yaklaşımın niteliği, insanın doğasına ilişkin sayıltılara dayanır (Aydın, 1998: 71).
Diğer bir deyişle, “yönetme” önemli ölçüde insanın doğasına ilişkin bilgi ve
insana bakış açısı (insana verilen değer) tarafından belirlenir.
Eğitim Yönetiminde Ġnsan Felsefesi ve Ġnsanın Değeri
Eğitim yönetimine ilişkin kuramsal modeller, doğal olarak belli bir insan
felsefesini yansıtırlar. Bu, “insan”ı belli bir biçimde kavramaya ve ona göre bir
yönetim anlayışı oluşturmaya yol açar. İnsanı belli bir biçimde görmenin
uygulamadaki karşılığını ise sahip olunan etik değerler oluşturur. Böylece, belli
bir yönetme biçimini seçmenin her durumda etik bir ilişkiyi de beraberinde
getirdiğini; bu yönetme ilişkisini ise değer anlayışlarının belirlediğini
söyleyebiliriz. İnsanın sahip olduğu değer anlayışı, “insan felsefesi” ile
temellenir. Dolayısıyla, eğitim yönetiminin etik boyutu belli bir insan
felsefesinin kabulüne işaret eder.
Kuçuradi (1980: 60)‟nin belirttiği gibi, „insanın değeri’, insanın diğer
canlılar arasındaki özel yeridir. İnsana bu özel yeri sağlayan, onun özelliklerinin
bütünüdür, onu diğer canlılardan ayıran olanaklarıdır. Bunların somut
görünümü, insana özgü etkinlikler ve bu etkinliklerin ürünü olan herşeydir.
Bunlar, insanın diğer canlılarla ortaklaşa taşıdığı özelliklere ek özelliklerdir.
İnsan bilen, düşünen, karar veren, eylemde bulunan (=amaçlı hareket eden),
zaman bilinci olan, çalışan ve bu gibi, sırf ona özgü özellikleri olan bir varlıktır.
İşte insanın bu yapısal özelliği – tarih içinde gitgide bilincine varılan ve
genişletilen olanakları – insanın değerini meydana getirir.
İnsanın değerini belirlemede bir kuramsal bir de toplumsal boyut
sözkonusudur. Kuramsal boyut insan felsefesinden, toplumsal boyut ise kültürel
özelliklerden gelmektedir. Kültürel koşulların dinamik karakteri, geleneksel ya
da modern olma nitelikleri, insan değerini belirlemede bir ölçü olarak
alınmaktadır. Kuramsal boyutta ise insan doğasının ne olduğu sorusuna yanıt
aranmaktadır.
İnsan davranışlarını, tutumlarını, tavır takınmalarını nasıl bir doğa (yapı,
öz) belirlemektedir? Bu bağlamda ortaya atılan savlardan birine göre; insanın en
güçlü içgüdüsü yaşama içgüdüsüdür; bunu gerçekleştirebilmek için insan her
türlü olanağı kullanır. Toplumsal örgütlenmeye düşen görev, bireylerin
kıyıcılığını, olumsuzluklarını elden geldiğince ortadan kaldırmak olmalıdır.
İkinci bir anlayışa göre ise, insan doğası iyidir, insan başlangıçta iyi olan bir
varlıktır, ancak bu iyi yapıyı toplum bozmuştur (Çotuksöken, 1996: 48). Açıktır
ki; her iki yaklaşım da insanın değiştirilebilir olduğu sayıltısına dayanır. Bu
2
bağlamda insan doğasının mutlak bir değişmezlik taşımadığını ve en azından
eğitim yoluyla değiştirilebileceğini söyleyebiliriz.
Belirtmek gerekir ki; insan doğasına ilişkin sayıltılar örgüt ve yönetim
kuramlarının özünde yer almaktadır. Herhangi bir örgütte insan ilişkilerinin
niteliği, örgüt üyelerinin ve yöneticilerin insan doğasına ilişkin görüşlerini,
yargılarını yansıtmaktadır (Aydın, 1998: 85). İnsanın doğasına ilişkin
belirlemeler “insanın değeri” kavramına da bir karşılık bulmayı gerektirir.
Çünkü, insan doğasını algılama biçimi, insanın değerini farklı anlamlara
büründürmektedir. Diğer bir deyişle, kişinin kabul ettiği insan felsefesi, insana
belli bir tarzda yaklaşmanın ön koşulunu sağlar ve bu, insana ilişkin bir değer
biçmeye götürür.
“Eğitimi yönetme eylemi”nin niteliği, eğitim yöneticisinin sahip olduğu
bakış açısında, tutum ve kanılarında ortaya çıkar. İnsanı “iyimser” ya da
“kötümser” olarak kabul etmek, insanın değerine ilişkin kabullere öngörü
sağlar. Yönetme, bir “insan durumu” ile ilişki biçimini gösterdiğine göre çeşitli
durumlar için benimsenen yönetme biçimi insana yüklenilen değerle bağlantılı
olarak gelişir. İnsan, bir olanaklar toplamı olarak görüldüğünde; bu olanakları
hem geliştirmek hem de kısıtlamak konusunda karar vermek ve bu yönde bir
tutum takınmak olasıdır. Böylece, eğitim yöneticisinin “insan felsefesi”, göreli
olarak, eğitim süreçlerindeki diğer insanların “değeri”nin sınırlarını çizmiş olur.
Eğitim Yönetiminde Etik Alan
İnsan olanakları bakımından, insanların bazılarının diğerlerinin aleyhine
fazla „beslenmesi‟nin ve insanın doğal yapısına aykırı bir insan anlayışının
yayılmasının nedeni, insan olanaklarının dengesiz değerlendirilmesidir
(Kuçuradi, 1980: 27). Yaşadığımız çağ, insanın değerinin unutulduğu ve insanın
araçsallaştırıldığı bir süreci göstermektedir. Böyle bir değerlendirme sonunda,
eğitim yönetimini yalnızca madde kaynaklarının “sevk ve idare”si olarak gören
anlayışlar doğal olarak insanı da bu kategoriye sokmaktadırlar. Pehlivan (1998:
48)‟ın belirttiği gibi, “değerlerin bireylerce sınanması ve tanımlanması
sonucunda, birbirine eklenen etik davranış ölçütleri okumayı, çalışmayı,
düşünmeyi ve kendini sınamayı...” gerektirir. Ancak, bugün eğitim alanında
doğru olana ve yapılması gerekene “metalaştırılmış yararlılık” açısından
bakılıyor. Bu durumda, eğitim yönetimindeki etik ölçünün hümanist bir “insan”
anlayışı olabileceğini söylemek zordur. Diğer bir deyişle, günümüzün pragmatist
eğilimleri eğitim süreçlerini ve eğitim yönetimini hümanist çizgiden oldukça
uzaklaştırmış görünmektedir.
Her eğitim örgütü bir “insan durumu”nu ifade eder. Eğitim yöneticisinin
karşı karşıya olduğu “insan durumu” ile girdiği etik ilişki, yöneticinin insanın
değerine ilişkin kabulüne dayanarak başlayan bir yönetme-iletişim biçimini
gösterir. Kuçuradi (1996: 85-86)‟nin belirttiği gibi, bir etik ilişkide
değerlendirilen, bir insan ya da bir insan grubunun durumudur. Bu, o anda
varolan ya da yıllar süren bir durum olabilir. Her durumun tarihsel ve olgusal
olmak üzere iki gerçekliği sözkonusudur. Bir durumun bir defalık ortaya çıkması
tarihselliğini gösterir. Durumu oluşturan koşulların saptanması ise olgusal
gerçekliği ifade eder.
3
Bu bağlamda, belirli bir ilişkide yapılması gerekenin ne olduğunu
bulmak, büyük oranda kişiye bağlıdır: bilgisel ve etik yeteneklerine, “hazırlıklı”
olmasına ve bazı rastlantılara. „Gerekeni yapma’ üç ayrı anlama gelebilir.
Bunlar; kişinin belirli bir ilişkide (1) koyduğu hedefe ulaşacak tarzda hareket
etmesi; (2) istediğini gerçekleştirebilecek tarzda hareket etmesi; (3) yapılması
gerekeni bulup yapması demektir. Bütün bunlar gerçekleştirildiğinde kişi doğru
hareket etmiş olur. Ancak eylemi, doğru bir eylem midir? (Kuçuradi, 1996: 7881). Gerekenin yapıldığı her eylem doğru olabilir ama değerli olması için başka
bir şey gerekir. Değerli eylem, etik değerlerin yaşandığı ve insanın etik
olanaklarının gerçekleşmesini sağlayan eylemdir. Üstelik bu durum, etik
ilişkinin hem öznesi hem de nesnesi için geçerli olmalıdır. Tepe (1999: 22)‟nin
de belirttiği gibi “...her eylem bir değerlendirmeyle başlar.” Eğitimi yönetme
eylemi açısından baktığımızda da yöneticinin ilk yaptığı bu tür bir etik
değerlendirmedir. Yönetici, karşı karşıya bulunduğu “insan durumu” ile
ilişkisinde doğru bir değerlendirme yapabilmek için üç aşamalı bir eylemde
bulunabilir. Kuçuradi (1996: 87-93), bunu; “olgusal durum, tarihsel durum ve
insan haklarının bilinci” olarak açıklamaktadır. Buna dayanarak, eğitimi
yönetme eylemindeki değerlendirme aşamalarını şöyle belirtebiliriz:
-
Bir değerlendirmede ilk adım, durumu saptamaktır. Bu, bir insan ya da
grupla ilgisi bakımından olan bitenleri “durumlaştırmak”la gerçekleşir.
Yani bu, insanın ya da insan grubunun koşullarını kavramaktır (olgusal
durum). Eğitim yöneticisi, eğitim örgütündeki “insan durumu”nun içinde
bulunduğu koşulları kavramalı, ortaya koymalı ve isimlendirmelidir.
-
İkinci aşama, bir durumu tarihselliğinde ortaya koymaktır. Bu ise
“durum”u bilimsel anlamda açıklamak, bir defalık olan başka durumlarla
karşılaştırmak anlamına gelir. Eğitim yöneticisi ya da lider, bir eğitim
örgütündeki insan durumunun her an değiştiğini ve her seferinde aslında
farklı bir durumla yüzyüze geldiğini fark etmek zorundadır. Aynı
zamanda benzer durumlarla karşılaştırarak ve eğitimbiliminin veri olarak
sunduğu ölçütleri kullanarak bir çözümleme ve bireşim yapmalıdır.
-
Bir insanın ya da bir grubun durumunu doğru değerlendirmedeki üçüncü
aşama ise, insan haklarının bilincine varılmasıdır. Yani, insan doğasının
ve olanaklarının farkında olunmasıdır. Eğitim yönetiminin etik alanını
belirleyen insan felsefesi, insanın salt insan olmaktan kaynaklanan
hakları olduğu bilincine dayalı olmak durumunadır. Çünkü ancak böyle
bir felsefe insanın değerini belirleyen etik ölçüleri verebilir.
Böylece, eğitim yönetimi artık, eğitim örgütlerinde istendik davranışlar
kazandırmaya yönelik bir eğitim durumunu değil, kişilerin insanlaşmasına
yardımcı olmayı sağlayacak bir eğitim durumunu kurmak durumundadır. Bu
yüzden yönetici her aşamada doğru değerlendirmeler yapabilmek için insan
felsefesini yeniden gözden geçirmelidir. Böyle bir yaklaşım Kuçuradi (1988:
35)‟nin belirttiği gibi “insan olmanın ne demek olduğunun kafamızda açıklık
kazanmış olmasını ve insanlaşmanın genel ve özel yolu üzerine kafa yormayı
gerektiriyor”.
4
Diğer taraftan, insan doğasına ilişkin kabuller bilimsel gelişmenin ortaya
koyduğu sonuçlara göre tartışmaya açık olsa da, “insan değeri”nin kavranmasını
sağlayan uzlaşımsal ölçüler – uluslararası metinler, geleneksel değerler,
devletlerin insan ideali gibi – uzun zaman varlığını sürdürecek gibi
görünmektedir. Çünkü, henüz insan olanaklarının nasıl gerçekleştirileceği
sorusunun tam ve kesin bir yanıtı verilebilmiş değildir.
Sonuç
Görüldüğü gibi, eğitim yönetimi yaklaşımlarında varolan insan
felsefesinin düşünce tarihindeki temelleri genel olarak iki yönde gelişmektedir:
İnsan doğasını iyi olarak gören ve kötü olarak gören yaklaşımlar. Dolayısıyla,
eğitim yönetimindeki insan felsefesi ve etik alan, iyi-kötü ikileminin diyalektik
yapısını içermektedir.
Felsefe tarihindeki tartışmalardan çıkarsanabileceği gibi insan doğasının
iyi ve kötü oluşu, değiştirilemez olması anlamına gelmemektedir. Gerçekte insan
doğasının iyi ve kötülüğü, kültürel ve toplumsal etkilerin dışında bir soyutlama
olarak ele alınırsa, metafizik bir kurgulama içinde sıkışıp kalınabilir. Yapılacak
şey ilkin, insan doğasını doğru kavrayabilmektir. Bu, bir yanda insanın içinde
yaşadığı tarihsel koşulları, diğer yanda insanın “insan olmak”tan gelen
özelliklerini tanımakla mümkün olabilir.
Diğer taraftan, insan doğasına ilişkin kabuller, insanın değerinin
çerçevesini de belirlemektedir. İnsanın değeri, onun; bilme, düşünme, karar
verme, amaçlı hareket etme, çalışma gibi özellikleri olan bir varlık olmasından
gelmektedir. İnsan bu özelliklere sahip bir olanaklar toplamı olarak
görüldüğünde; bu olanakları hem geliştirmek hem de kısıtlamak konusunda
karar vermek ve bu yönde bir tutum takınmak olasıdır. Çünkü, insanın sahip
olduğu olanaklar insanın kötü bir doğası olduğu fikriyle temellendirildiğinde
otoriter bir yönetim tarzı, bu olanaklar insanın iyi bir doğası olduğu fikriyle
temellendirildiğinde ise demokratik bir yönetim tarzı benimsenmektedir.
Sonuçta, bu ikilemin eğitim yönetiminde etik alanın ana problematiği
olduğunu söyleyebiliriz. Bu ikilemi çözecek olan ise insanın değerine ilişkin
“doğru” bir insan felsefesine ve etik bilince sahip yönetici-liderlerdir.
KAYNAKÇA
Aydın, M. (1998). Eğitim Yönetimi, Ankara: Hatiboğlu Yayınları.
Çotuksöken, B. (1996). “Eğitim Kavramı Üzerine”, Felsefe Açısından Eğitim
ve Türkiye’de Eğitim, İstanbul: Felsefe Kurumu Yayınları.
Kuçuradi, I. (1980). Çağın Olayları Arasında, Ankara: Şiir-Tiyatro Yayınları.
Kuçuradi, I. (1996). Etik, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları.
5
Kuçuradi, I. (1988). Uludağ Konuşmaları, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu
Yayınları.
Pehlivan, İ. (1998). Yönetsel, Mesleki ve Örgütsel Etik, Ankara: Pegem
Yayınları.
Tepe, H. (1999). “Bir Felsefe Dalı Olarak Etik”, Doğu Batı Dergisi, 1: 4,
Ankara.
6
Download
Study collections