Bir Yaz Evi

advertisement
Bir Yaz Evi
Mustafa Yılmaz I 11.11.2014
Hiç Düşündünüz mü?
Saatlerin, pusulaların yahut da madalyanların anlatacakları hikayeleri olabilir mi? Peki ya
bu basit nesnelerin, eğer varsa, hikayeleri çevrenize bakışınızı değiştirecek, son derece emin
olduğunuz düşüncelerinizi sorgulamanıza neden olacak felsefi çıkarımlarda bulunmanıza neden
olabilir desem?
Modern çağ toplumlarında insanlar günlük hayatlarında o kadar fazla nesneyle
karşılaşıyorlar ki henüz bir tanesinin ne olduğunu anlayamadan ötekini önlerinde buluyorlar. Bu
bariz bir zorunluluktan kaynaklansa da insanları tabiatla gerçek, verimli bir ilişki kurmaktan
alıkonulduğu bir gerçek. Mehmet Zaman Saçlıoğlu, bizi bu nesnelerin dünyasına davet etmekle
kalmıyor, aynı zamanda çevremize ve kendi hayatlarımıza bakışımızı tazeleyebilecek bir
düşünceler sofrasını da önümüze kuruyor. Daha doğrusu bize tabiatla kurduğumuz ilişkinin
düşüncelerimizin şekillenmesinde ve yenilenmesinde ne derece değerli olduğunu öğretiyor.
Tabiatla konuşan ve bütünleşen insanların bilgi dağarcığının genişliği benim için her
zaman merak konusu olmuştur. Doğru düzgün bir eğitim görmemiş olsalar da, belki de tam da
bunun için, dünyayı kendi kendilerine tanımayı başarmış, onun bir parçası olarak varlığını onunla
uyum içerisinde sürdürmeyi başaran insanlardır bunlar. 'Medeni' yaşamın pek çok faydasını
görsek de şehirlerin bu tarz insanları yetiştirmesi çok zordur. Bu tarz insanlar genellikle tabiatla
baş başa kalabildikleri için kırsal kesimlerde hem de en beklenmedik yerlerde rastlantısal olarak
ortaya çıkarlar. Onlarla bilgi alışverişinde bulunma şansı yakalayan eğitimli insanlar ise şaşırıp
kalırlar. Nasıl bu kadar şeyi bilebiliyor, aynı şeyleri bizden nasıl bu derece farklı görüyor? Çok
nadiren de olsa bu insanlar şehirlerden de çıkabilirler. Belli ki, Saçlıoğlu da onlardan birisi. Kırsal
alandaki insan nasıl doğayı, dağları, ağaçları, hayvanları farklı bir algı ve düşünce sistemi
içerisinde değerlendiriyorsa onların şehirlerdeki ruh ikizleri de toplumsal düzenimizi, günlük
yaşamdaki sürekli olarak karşımıza çıkan ama haklarında derin bir kavrayışımızın olmadığı olgu
ve nesneleri de farklı gözlerle görür. Toplumsal dinamiklerin böylesi insanların ortaya çıkmasında
önem taşıdığıysa bir gerçektir. Bazı toplumların bilim adamı, edebiyatçı, filozof yetiştirmekteki
başarısının temelinde bu olgu yatıyor olabilir. Çevreyi ve toplumu farklı bir gözle ele alan insanlar
eserlerini ortaya koymakta engellemelerle karşılaşmazlarsa yeni nesillerin gerçekten 'yeni'
olmasına yardımcı olabilir, içinde bulunduğu toplumun değişkenlik, canlılık kazanması yolunda
değerli katkılarda bulunabilirler. Tersine bu insanların cezalandırıldığı, görmezden gelindiği bazı
toplumlar vardır ki onlar zaman içerisinde yıpranır, yenilemez ve giderek bir yok oluşa
sürüklenirler çünkü sorgulama, yani değişimin ve ilerlemenin temel mekanizması, kaybolur.
Üretken İnsan
Bu eserin bana hatırlattığı en önemli kural, zaten bildiğimiz, daha doğrusu bildiğimizi
sandığımız nesneler, insanlar ve toplum hakkında düşüncelerimizi sürekli olarak kontrol etmemiz
ve sorguya tabii tutmamızın gerektiğidir. Bu kural günlük hayatın sürekliliği ve sürati içerisinde
unutulmaya son derece elverişli olsa da verimli bir düşünce dünyası ve yaşam için elzemdir. Bu
gerçeğin en bariz kanıtı bu fikri hayat felsefesi haline getirmiş insanların bilimi geliştirerek
dünyayı en karanlık çağlarından kurtarmalarıdır. O bilim insanlarının en temel ortak özellikleri
tabiatla iletişime geçebilmeleri ve bildiklerini, kendisine öğretilenleri sorgulamaktan
korkmamalarıdır. İnsan hayatı boyunca gözünün önünde olan bir nesneden ya da olgudan hiç
beklenmedik buluşları çıkarabilir ve hatta bu buluş, hiç tanımadığı bir şeyin keşfinden daha
şaşırtıcı ve önemli olabilir.
Yazımı Goethe’nin şu sözleriyle bitirmenin uygun olacağını düşünüyorum: “Eşyaya
elimizden geldiği kadar dikkatli bakmalıyız öyle ki bize bir şey kazandırmayan gün geçmesin.”
Download