İslamın Üstün Vasıfları - Müslüman Ahmediye Cemaati

advertisement
İslamın Üstün Vasıfları
1-) İslam, Allah’ı kâinatın yaratıcısı olarak kabul eder ve Onun vahdaniyetini öyle tam ve
mükemmel ifadelerle dile getirmektedir ki bir cahil ve bir tahsil görmüş kişi aynı şekilde
etkilensin.
İslam, Allah’ı tam bir varlık olarak ve her güzelliğin kaynağı ve her kusurdan münezzeh olarak
takdim eder. O, daima var olandır, kendisini her yerde gösterir ve mahlûkatını sever. Kendisine
yalvaranların dualarını dinler. Sıfatlarından hiç biri işlemez değildir; bu yüzden O insanlarla
eskisi gibi irtibat kurar ve kendisine varan yolları kapatmamıştır.
2-) İslam, Allah’ın sözü ve işi arasında bir tezat olmadığını ileri sürer. O böylece bizleri bilgi ve
din arasındaki ananevi rekabetten kurtarır ve insanlardan, kendi koyduğu tabiat şartlarından
başka bir şeye inanmamalarını ister. O bizi tabiat hakkında düşünmeye ve onu faydalı bir
duruma sokmaya teşvik eder. Çünkü her şey insanların faydası için yaratılmıştır.
3-) İslam beyhude iddialarda bulunmaz ve bizi anlayamadığımız şeyleri kabul edip inanmaya da
zorlamaz. O talimatlarını delil ve açıklamalarla destekler. O böylece aklımızın ve ruhumuzun
derinliklerine kadar bizi tatmin eder.
4-) İslam, mitoloji ya da folklora dayanan bir din değildir. O herkesi kendisi için tecrübeye davet
eder ve doğruluğun şu veya bu şekilde daima tetkik edilebileceğini ileri sürer.
5-) İslam’ın vahiye dayanan Kitabı eşsiz ve bütün diğer dinlerin kitabından mümtazdır.
Muhaliflerin asırlara uzanan ortak çabaları, bu hayret verici Kitabın küçücük bir parçasına bile
nazire bulamadı. Onun değeri yalnız eşsiz edebî güzelliğinde değil, aynı zamanda talimatının
sade ve mükemmel olmasındadır. Kuran, en güzel talimat olduğunu iddia etmektedir, böyle bir
iddiayı ilham yoluyla indirilmiş başka hiçbir dinî kitap yapmamaktadır.
6-) Kuran, daha önceki İlhamî (vahye dayanan) kitapların en güzel taraflarını ihtiva etmekte
1/4
İslamın Üstün Vasıfları
olduğunu ve tam, devamlı ve etraflı emir ve talimatın kendi içinde olduğunu iddia eder. Kuran-ı
Kerim bu konuda şöyle der:‫“ٌﺓَﻡِّﻱَﻕ ٌﺏُﺕُﻙ ﺍَﻳﻪِﻑ‬Bütün dayanıklı emirler bunun
içindedirler.” [1]Başka bir yerde şöyle buyrulmuştur: “Şüphesiz bu kitabın talimatı daha önceki
İlâhî kitaplarda İbrahim ve Musa’ya verilen kitaplarda da öğretilmişti.”
7-) İslam’ın başka bir özelliği de, İlhâmî kitabının yaşayan bir dilde olmasıdır. Başka dinî
kitapların dillerinin ölmüş olması veyahut kullanılmaz hale gelmesi merak uyandırıcı değil midir?
Bellidir ki yaşayan bir kitap yaşayan bir dilde olmalıydı.
8-) İslam'ın başka bir özelliği de peygamberlerinin, zayıf ve öksüz bir çocukluktan başlayarak
yerleşmiş kabul edilmiş bir krallığa kadar, insan hayatının akla gelen her devresinden geçmiş
olmasıdır. Onun hayatı en ince detaylarına kadar belgelenmiş ve Allah'a eşsiz iman ve onun
yolunda her çeşit özveriyi yansıtmaktadır. O, hareketli, mükemmel, tam ve hadiselerle dolu bir
hayat yaşadı. İnsan çabasının her safhasında o, bizim için en güzel ve mükemmel bir örnek
bırakmıştır. Zaten uygun olan ve istenen de buydu; çünkü o, Kuran'ın yaşayan tefsiri idi ve
bütün gelecek için şahsi örneğiyle insanlığın yolunu da aydınlatır. Bu iş layıkıyla başka hiç bir
peygamber tarafından yapılmamıştır.
9-) İslam'ın başka bir hususiyeti de, değişik zamanlarda tamamlanmış olan ve Müslümanların
"Alim" (çok bilen) ve "Hay" (hayat sahibi olan, yaşayan) Allah'ın mevcudiyetine imanlarını
yeniden kuvvetlendiren müjdeler ve sonradan vuku bulacak olan haberlerdir.Musa ve kendisine
inananları Mısır'dan sürmüş olan Firavunun mumyalanmış cesedinin son zamanlarda
bulunmasıyla bu işlemin bugüne kadar devam ettiği müşahede edilmektedir. Önceden verilmiş
Kurani haberlerin diğer taze bir örneği de, küçük zerrecikler halinde saklı tutulan, patladığı
zaman dehşetle yayılıp ortalığı sarsabilecek ve dağları bile buharlaştırabilecek güce sahip
ateşten yeni tahrip araçlarının geliştirilmeleri ile ilgilidir.
10-) İslam'ın başka bir hususiyeti de, ahiret ve ölümden sonraki hayat hakkında bilgi vermekle
birlikte, bu dünyada bile ilerde olacak hadiseler hakkında önceden haber vermesidir. Bu
hadiselerin ortaya çıkması, bu dine inananların ölümden sonraki hayat hakkında inançlarını
yeniden kuvvetlendirmektedir.
11-) İslam, şahsi cemiyet ile ilgili ve uluslararası ilişkilerde geniş kapsamlı bir düstur ileri sürmesi
bakımından diğer dinlerden ayırt edilmektedir. Bu hidayetler akla gelen her durumu ihtiva
etmekte ve genç ile ihtiyar, işveren ile işçi, aile fertleri, dost ve ortaklar hatta hasımlar arasındaki
ilişkileri bile kapsamaktadır. İleri sürdüğü kural ve prensipler tamamen evrenseldir ve zaten
2/4
İslamın Üstün Vasıfları
zaman tecrübesinden geçmişlerdir.
12-) İslam insanlar arasında nesil, inanç ve renklerin ayrılıklarına bakmaksızın tam eşitlik iddia
etmektedir. Kabul ettiği saygı ölçüsü doğum, zenginlik, nesil yahut renk değil ancak ve ancak
takvadır (Allah korkusu ve doğruluk). Kuran'da Allah şöyle buyurmuştur: ‫ْﻡُﻙَﻡَﺭْﻙَﺃ َّﻥِﺇ‬
fazla en ,olanınız saygıdeğer en nezdinde (.c.c) Allah ,Şüphesiz”ْ‫ﻉِﻧﺪَ اﻠﻞَّﻩِ ﺃَﺕْﻕَاﻚُﻡ‬
takva sahibi olanınızdır.” [2] ­Başka bir yerinde de şöyle buyrulmuştur: ‫َﻝِﻡَﻉ ْﻥَﻡَﻭ‬
َ‫ﺹَاﻞِﺡًﺍ ﻡِّﻥ ﺫَﻙَﺭٍ ﺃَﻭْ ﺃُﻧﺚَﻯ ﻭَﻩُﻭَ ﻡُﺅْﻡِﻥٌ ﻑَﺃُﻭْﻝَﺉِﻙَ ﻱَﺩْﺥُﻝُوﻦ‬
iş iyi kim her ,halde olduğu Mümin”ٍ‫اﻞْﺝَﻥَّﺓَ ﻱُﺭْﺯَﻕُوﻦَ ﻑِﻳﻪَﺍ ﺏِﻍَﻱْﺭِ ﺡِﺱَاﺐ‬
yaparsa, ister erkek olan olsun ister kadın, cennete girecek olan onlardır. Orada onlara
hesapsız rızk verilecektir.” [3]
13-) İslam iyiliğin ve kötülüğün, onu bütün dinlerden mümtaz bir duruma getiren bir açıklamasını
yapmaktadır. O, insanların tabii isteklerini kötü saymaz, yalnız bunların düzensiz ve yersiz
kullanılmasını kötülük sayar. İslam doğal eğilim ve isteklerimizin toplum için yapıcı ve verimli
olması hususunda yönlendirilmesi ve düzenlenmesi gerektiğini öğretir.
14-) İslam kadınlara yalnızca mülkiyet hakkı vermeyip aynı zamanda onlara kendi yapılarının
belli özelliklerine ters düşmeyecek, ayrıca Çocuk bakımı vs. gibi özel sorumluluklarına engel
olmayacak şekilde erkeklerle eşit haklar da sağlamaktadır.
Bir Barış Dini:
İslam, edebi anlamı barış olan bir isme sahip tek dindir. Bir Müslüman yalnız kendisi emniyetli
bir cennete girmekle kalmayıp, bunu başkalarına da garanti eder ve bütün haksız ve bozguncu
davranışlardan nefret eder. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) “Müslüman, sözü ve hareketi ile
başkalarına zarar vermeyendir”[4] buyurmuştur. Hazret-i Muhammed (S.A.V.)'in, vefatından
kısa bir müddet önce yaptığı önemli konuşması -ki o seneki hacca 'Haccetülveda' denir- bütün
insanlık için sonsuz bir barış çağrısı niteliğindedir. İslam yalnız insanlar arasında değil, insan ve
yaratanı arasında da barışı emreder. Böylece diğer insanlar bir Müslüman'ın söz ve
davranışlarının yapacağı zarardan sakınmakla kalmayıp kendisi de işlenen günahın cezası
olarak Allah'ın gazap ve kınamasından da sakınmış olur. Kısacası bir Müslüman'ın barışı bu
dünyadan başlayarak gelecek dünyaya uzanmaktadır diyebiliriz.İslam'ın talimatı, dünya
uluslarınca uygulandığı takdirde, onları aralarındaki çekişmelerden ve mahvolmaktan
kurtarmaya tamamen yetecek güçtedir. İslam, yaşayan ve geçerli, insanla Allah arasında
eskiden olduğu gibi bugün de aynen irtibat kurabilmekte olduğunu iddia eden bir dindir. İslam
dini, ilham ve Allah ile alakanın eski günlere ait bir şey olduğunu düşünmez. O, Hz. Nuh, Hz.
İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (sav)’in yürüdüğü ruhani nimetler yolunun
bugün bile açık olduğunu ve Allah ile yakın ilişki kurmak isteyenleri çağırmakta olduğunu ileri
3/4
İslamın Üstün Vasıfları
sürmektedir.
[1] Beyyine (98) Suresi; 3
[2] Hucurat (49) Suresi; 14
[3] Mümin (40) Suresi; 41
[4] Sahih-i Buhari; Kitab-ül İman
4/4
Download