Kâinatı abes ve gayesiz itikad eden felâsife-i

advertisement
Sorularlarisale.com
"Kâinatı abes ve gayesiz itikad eden felâsife-i abesiyyun
gibi,.." Böyle bir felsefi akım var mı, özellikleri nelerdir?
Felasife-i abesiyyun
Bazı filozoflar âlemin hikmetsiz, abes olduğuna inanırlar. Bunlara göre her şey boş,
her şey hiçtir. Karamsar ve kötümser bir bakışla aleme bakan bu kimselere pesimist
denilir. Böyle biri her şeyi birbirine yabancı, birbirine düşman olarak yorumlar.
Ferid Kam, pesimistlerin dünyasını şöyle anlatır:
“Pesimistler hayat bahçesine girmişler, onu süsleyen çiçeklerin ne kadar
zehirlileri varsa, toplayıp bir demet yapmışlar, bunlara rağbet gösteren
gözlere arz etmişler. İnsan, o öldürücü zehir saçan çiçeklerden meydana
gelen bu demetin gönül alıcı renklerine aldanıp da içten gelerek bir kere
kokladı mı, derhal bir sersemlik hisseder. Farkına varmayıp da biraz daha
koklayacak olursa, kendinden geçer.”[1]
Bu zehirli çiçekten koklayanlar, nihilizm ekolünü meydana getirir. “Nihilizm
sofistlerden Gorcias’tan başlayıp Schopenhauer, Nietzsche, Sartre şeklinde devam
eden bir ekol. Bu ekol inkârcıdır, her şeye “hayır” der. Buhranlı bir kimsenin ruh
halini ifade eder. Ahlâkî değerler inkâr edilir. Hepsinde yıkıcılık, kırıcılık, tahripçilik
vardır. Tevfik Fikret’in şu beyti, tam bir nihilizm ifadesidir:
“Her şeref yapma, her saadet piç.
Her şeyin ibtidası, âhiri hiç.”
Nihilizm, insanı inkâra götürür. Bu da yıkım ve çöküntüye sebebiyet verir.
“Nemelazımcılık, bunun bir yansımasıdır.”[2]
Nihilist felsefenin en meşhur simalarından olan Alman Schopenhauer (ö. 1860) şöyle
der:
“Hayat kayalıklar ve anaforlarla dolu bir deniz. İnsan ancak akıl ve
düşünce sayesinde kendi ustalığı ve gayretleriyle kurtulmaya muvaffak
olacağını bilse dahi, zaman ilerledikçe önünde koşan o büyük küllî ve
page 1 / 3
defedilmez boğulmayı (ölümü) yine de geciktiremez. Bu zahmetli deniz
yolculuğunun en yüce gayesi, işte budur.”[3]
Schopenhauer’in bu ifadeleri, kâfirin dünyasını anlatan şu âyeti tedai ettirmektedir:
“Onların amelleri, okyanustaki karanlıklar gibidir. O okyanusu bir
dalga bürüyor, üstten bir dalga daha... O okyanusun üstünde bir de
bulut var. Birbiri üstüne yığılmış bir takım karanlıklar... Kişi, elini
çıkardığında, neredeyse onu bile göremeyecek...”[4]
Schopenhauer, iç âlemindeki karanlıkları, ifadelerine yansıtmaya devam eder:
“Âlem, mümkün olan âlemlerin en iyisi olmak şöyle dursun, hepsinin en
fenasıdır... Tabiat, sonsuz birbirini yiyenlerden mürekkep bir yerden başka
bir şey değildir."
"Tarih, sonu gelmez bir sürü cinayet, yağma, entrika, yalandan ibaret."
"Varlıklar, zekâ yönüyle yükseldiği ölçüde bahtsızdır. İdealler tasarlayabilen
insan, buna muktedir olmayan hayvandan sonsuz derece daha çok ızdırap
çeker."
"Var olmak ızdırap çekmekle aynı manaya geldiğinden, müsbet saadet
ebedi bir vehimdir.”[5]
Schopenhauer’a göre,
"İnsanın istekleri sonsuza uzanır. İnsan, bu isteklerden birini elde etse,
diğerine ulaşamaz. Bu istekler tatmin edilmeyince ızdıraba dönüşür. Bu
ızdırabın, ne sonu, ne de sınırı vardır. Hayat, sefalet ile can sıkıntısı
arasında bir rakkas gibi, gidip gelir. İsteklerin yerine getirilmemiş olması
sefaleti doğurur. Yerine getirilir gibi olması da bunalıma düşürür. Açlık,
sefalet halkın; can sıkıntısı da burjuvanın çektiği azaptır...”[6]
page 2 / 3
Onun bu görüşleri, mizaç açısından görülmüş bir dünyayı sunar bize.[7] Zira
Schopenhauer, problemli bir çevrede yetişmiştir. Dedesi iflas edince, ninesi intihar
eder. Amcalarından biri delidir. Babası da intiharla hayatını noktalar. Kendisi
edebiyata meraklı iken, ailesinin baskısıyla ticaretle uğraşır, fakat mutlu değildir.
Babasının intiharından sonra annesinden sevgi ve şefkat yerine, düşmanlık ve nefret
görür. Bu yüzden kadınlardan nefret eder, evlenmez.[8]
İzzetbegoviç, nihilist felsefeyi şöyle değerlendirir:
“Nihilizm ve 'absurd' felsefesi, dünyanın en zengin ve en uygar kısmının
ürünleridir. Bu felsefe, perspektifsiz dünya, ruhen parçalanmış fert, sağırdilsiz sükût dünyası vs. den bahseder... İmajına ters bir tarzda büyüyen ve
gelişen bir dünyaya karşı, insanın mukavemet ve itirazının bir ifadesidir. O,
tek boyutlu uygarlık dünyasına karşı insanın isyanıdır.” [9]
Hippiler, bu tür bir hayat felsefesinin pratik ifadesi, tatbikatı durumundadırlar.[10]
Dipnotlar:
[1] Kam, Ferid, Dini- Felsefi Sohbetler, s. 65.
[2] Bolay, Süleyman Hayri, Felsefî Doktrinler Sözlüğü, s. 188-189.
[3] Keklik, Nihat, Felsefede Metafor, s. 207.
[4] Nur, 40.
[5] Weber, Alfred, Felsefe Tarihi, s. 382.
[6] Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, s. 455-456.
[7] age. s. 451.
[8] Keklik, s. 207-209.
[9] İzzetbegoviç, Ali, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 135.
[10] İzzetbegoviç, s. 135.
page 3 / 3
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download