girişim finansmanı

advertisement
T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2496
AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1467
GİRİŞİM FİNANSMANI
Yazarlar
Doç.Dr. Abdullah YALAMA (Ünite 1,5)
Yrd.Doç.Dr. Çetin POLAT (Ünite 2,8)
Öğr.Gör. Ekrem MERİÇ (Ünite 3,4)
Yrd.Doç.Dr. Özlem SAYILIR (Ünite 6,7)
Editör
Yrd.Doç.Dr. Hasan BAKIR
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
i
www.hedefaof.com
Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Anadolu Üniversitesine aittir.
“Uzaktan Öğretim” tekniğine uygun olarak hazırlanan bu kitabın bütün hakları saklıdır.
İlgili kuruluştan izin almadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt
veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
Copyright © 2012 by Anadolu University
All rights reserved
No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted
in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic, tape or otherwise, without
permission in writing from the University.
UZAKTAN ÖĞRETİM TASARIM BİRİMİ
Genel Koordinatör
Doç.Dr. Müjgan Bozkaya
Genel Koordinatör Yardımcısı
Doç.Dr. Hasan Çalışkan
Öğretim Tasarımcıları
Yrd.Doç.Dr. Seçil Banar
Öğr.Gör.Dr. Mediha Tezcan
Grafik Tasarım Yönetmenleri
Prof. Tevfik Fikret Uçar
Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız
Öğr.Gör. Nilgün Salur
Kitap Koordinasyon Birimi
Uzm. Nermin Özgür
Kapak Düzeni
Prof. Tevfik Fikret Uçar
Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız
Grafiker
Gülşah Yılmaz
Dizgi
Açıköğretim Fakültesi Dizgi Ekibi
Girişim Finansmanı
ISBN
978-975-06-1170-4
2. Baskı
Bu kitap ANADOLU ÜNİVERSİTESİ Web-Ofset Tesislerinde 5.000 adet basılmıştır.
ESKİŞEHİR, Nisan 2013
ii
www.hedefaof.com
İçindekiler
Önsöz
....
1. Temel Finansal Kavramlar
iv
2
2. Finansal Analiz ve Planlama
28
3. Yatırım ve Çalışma Sermayesi
.
4. Fizibilite Etüdleri- Yatırım Kararının Alınması.
62
90
5. Girişimcilikte Finansal Destekler
118
6. Alternatif Finansal Kaynaklar ve Halka Açılma
144
7. Melek Yatırımcılar ve Risk Sermayesi
160
8. Ekonomik Krizler ve Finansal Yönetim.
180
iii
www.hedefaof.com
Önsöz
Teknoloji ve haberleşmenin yaygınlaşması ile birlikte artan insan ihtiyaçları girişimciler için yeni
fırsatları yaratırken, günümüz global dünyasında ki rekabetçi ortam da işletmeleri ciddi bir rekabet ile
karşı karşıya getirmektedir.
Girişimcinin sezgileri, gözlemleri ve araştırmaları sonucu geliştirdiği iş fikri ile ilgili fizibilite
çalışmasının yapılması, iş fikrinin hayata geçirilmesi için gerekli olan doğru finansal kaynağın bulunması
en az yatırım fikri kadar önem taşır. İş fikri ne kadar iyi olursa olsun hatalı finansal tercihler, başarılı
olacağı muhtemel girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olacaktır. Bu neden ile girişim
finansmanı kitabımızda; finansal yönetimin temel kavramları verildikten sonra finansal analiz ve
planlama, yatırım ve çalışma sermayesi kavramları ve yönetimi konuları açıklanmış daha sonra fizibilite
etütleri ile yatırım kararının alınması konusuna değinilmiştir. Başarılı bir iş fikri ile yola çıkan
girişimcinin ihtiyaç duyacağı finansal kaynaklar için söz konusu olabilecek destekler ile alternatif
finansman teknikleri ve halka açılma konuları incelenmiştir.
Yatırımlar için finansal kaynak bulmak bir çok kişi için imkansız gibi gözükse de iyi hazırlanmış iş
planları ile girişimcilerin, melek yatırımcılar ve risk sermayesi şirketlerince desteklendikleri de
görülmektedir. Bu neden ile melek yatırımcı ve risk sermayesi ayrı bir ünite olarak ele alınmıştır. Son
olarak globalleşen dünyada yaşanan ekonomik krizler ve bu krizler karşısında finansal yönetimin nasıl
şekilleneceği konusu incelenmiştir.
Kitabımız uzaktan eğitim teknikleri ile gerek öğrenci, gerekse konuya ilgi duyan girişimciler için rehber
ve kaynak kitap niteliği taşımaktadır. Kitabın hazırlanmasına özveri ile katkı sağlayan yazarlarımıza ve
bu süreçte emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Editör
Yrd.Doç.Dr. Hasan BAKIR
iv
www.hedefaof.com
www.hedefaof.com
1
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Finans teorisine ilişkin temel kavramları tanımlayabilecek,
Risk ve getiriye ilişkin temel kavramları açıklayabilecek,
Paranın zaman değerine ilişkin temel kavramları tanımlayabilecek,
Nakit ile ilgili temel kavramları ifade edebilecek,
Rekabetçi piyasalara ilişkin temel kavramları tartışabilecek,
Etkin sermaye piyasalarına ilişkin temel kavramları açıklayabilecek,
Temsilcilik problemine ilişkin temel kavramları ifade edebilecek,
Farklı risk türlerine ilişkin temel kavramları açıklayabilecek
bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz.
Anahtar Kavramlar
Finans
Acenta problemi
Risk ve getiri
Vergiler
Paranın zaman değeri
Risk farklılığı
Nakit
Etik
Etkin piyasalar
İçindekiler
Giriş
Finans Teorisinin Temel Konuları
Finansmanda Temel Kavramlara Giriş
Risk-Getiri İlişkisi
Paranın Zaman Değeri
Nakit ve İlave Nakit Akımları
Rekabetçi Piyasalar
Etkin Sermaye Piyasaları
Temsil (Acenta) Problemi
Vergiler
Risk Farklılığı
Etik
2
www.hedefaof.com
Temel Finansal Kavramlar
GİRİŞ
Finans kavramı genel bir ifade ile “fon” olarak tanımlanırsa, finansman işletmenin faaliyetlerini devam
ettirebilmesi için ihtiyacı olan bu “fonların sağlanması”, finansal yönetimde bu “fonların uygun varlıklara
yatırılması” süreci olarak tanımlanabilir. Genel anlamda finans birbiriyle ilişkili bazı temel alanları
kapsar. Bu temel alanlar, işletmenin daha etkili bir şekilde finansman yapmasını sağlayan “işletme
finansmanı” ya da “finansal yönetim”; bir portföye dahil edilecek menkul kıymetleri risk ve getiri
açısından inceleyen “portföy yönetimi”; finansal sistemi ve içindeki kurumları inceleyen “makro finans”;
emeklilik ve sigorta gibi bireyleri ilgilendiren konularla uğraşan “bireysel finans”; faiz oranları ya da
döviz kurlarındaki oynaklığın olası etkilerini araştıran “risk yönetimi” olarak sıralanabilir.
İşletmeler için öncelikle önemli olan finansal yönetim ya da işletme finansıdır. Bu kapsamda
finansman kavramı tüm işletme birimlerinin yöneticileri açısından da oldukça önemli bir kavram olarak
karşımıza çıkmaktadır. Finansal rakamlar bize işletme hakkında detaylı bilgiler sunması açısından da
oldukça değerlidir. Finans kavramı özetle paranın nereden sağlanıp nereye harcanacağına ve paranın
işletmelerinin gelecekteki potansiyel büyümeler için nasıl daha etkin kullanılacağına karar verme
aşamasında yol gösteren önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda finans teorisine ait
temel kavramların öğrenilmesi oldukça önemlidir. Finans teorisinin temel kavramları on temel konu
başlığı altında sınıflanabilir. Bunlar; risk – getiri ilişkisi, paranın zaman değeri, nakit, ilave nakit akımları,
rekabetçi piyasalar, etkin sermaye piyasaları, temsil (acenta) problemi, vergiler, risk farklılığı ve etiktir.
Ünitede işletmeler açısından önemli olabilecek finans ile ilgili genel kavramalar on alt kategori altında
incelenecektir.
FİNANS TEORİSİNİN TEMEL KONULARI
Finans teorisinin temel konuları on temel başlık altında sınıflandırılabilir. Bunlar, risk – getiri ilişkisi,
paranın zaman değeri, nakit, ilave nakit akımları, rekabetçi piyasalar, etkin sermaye piyasaları, temsil
(acenta) problemi, vergiler, risk farklılığı ve etiktir.
Risk ve Getiri İlişkisi: Finansçılar 1950’li yıllara kadar sadece risk ve getiri arasında pozitif bir
ilişkinin varlığını söylemekteydi. Ancak, 1952 yılında Harry Markowitz tarafından portföy kuramının
geliştirilmesi ve Treynor’un 1961, William Sharpe’ın 1964 ve John Lintner’in 1965 yılındaki
makalelerinde geliştirilen finansal varlıkların fiyatlandırması kuramı ile risk – getiri ilişkileri artık
ölçülebilir hale gelmiştir.
Paranın Zaman Değeri: Paranın zaman değerinden anlatılmak istenen paranın bugünkü değeridir.
Bu değer hem enflasyon oranından hem de faiz oranlarından etkilenir. Paranız zaman değeri finans
alanında özellikle yatırım projelerinde ve menkul kıymet fiyatlamasında kullanılmaktadır.
Nakit: Finansal yönetimin amacının kar maksimizasyonundan değer maksimizasyonuna yönelmesinin
nedeni nakit kavramıdır. Çünkü muhasebe ilkeleri gereği firmaların dönem sonu net karı ile dönem sonu
nakit miktarı aynı değildir.
3
www.hedefaof.com
İlave Nakit Akımları: Herhangi bir yatırımın ya da projenin finansal açıdan değeri, ürettiği nakit
akımlarının belli bir iskonto oranıyla bugüne indirgenmiş değeridir. Dolayısıyla finansal yönetim
açısından nakit akımlarının doğru bir şekilde hesaplanması hayati önem taşımaktadır.
Piyasalar: Piyasalar varlıkların alınıp satıldığı, arz ve talebin kesişerek fiyatın oluştuğu yerlerdir.
Piyasa yapısı ise firmaların davranışlarını etkileyen bütün özellikleri anlatmaktadır. Finans yöneticisi
firmanın içinde bulunduğu piyasanın özelliklerini iyi analiz etmeli ve piyasa yapısına uygun kararlar
almalıdır.
Piyasa Etkinliği: Yeni bir bilginin hisse senedi fiyatına yansıma hızıyla ölçülür. Örneğin bir ekonomi
kurumunun ekonomiyle ilgili veri açıklaması, Ekonomi Bakanının herhangi bir sektörle ilgili demeç
vermesi ya da bir şirketin bilanço yayınlaması sonucu elde edilen bir bilgi hisse senedi fiyatlarına ne
kadar çabuk yansıyorsa piyasa o kadar etkindir.
Temsil (Acenta) Problemi: İşletmeyi yöneten profosyonel yöneticiler ile işletmeye sermaye ilave
eden ortaklar arasındaki menfaat çatışmasından ortaya çıkmaktadır.
Vergiler: Bir finans yöneticisi hangi alanda karar alırsa alsın, vergi faktörünü dikkate almak
zorundadır. Aynı zamanda vergi ile ilgili yeni yasa veya düzenlemelerin özenle takip edilmesi, şirketin
vergi yükümlülüklerinin başarı ile yönetilmesi finans yöneticisinin görev tanımı içinde yer almaktadır.
Risk Farklığı: Finansman yöneticisi mevcut risk düzeyinde daha yüksek getirili ya da mevcut getiri
düzeyinde daha düşük riskli yatırımları tercih etmelidir. Genel anlamda risk sistematik ve sistematik
olmayan riskler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sistematik riskler enflasyon, faiz, döviz kuru gibi
faktörlerden meydana gelen, bütün işletmeleri belirli ölçülerde etkileyen risklerdir. Sistematik olmayan
riskler ise firmanın kendisinden kaynaklanan yönetim hataları, iflas riski gibi riskler olup sadece firmanın
kendisini etkiler.
Etik: Davranışlar finansal yönetim açısından oldukça önemlidir. Örneğin bir firma çalışanı, şirket
içinden bir bilgiyi gizlice dışarıya sızdırıp haksız bir şekilde kazanç elde ederse hem “insider trading”
suçu işlemiş olur hem de etik dışı bir davranışta bulunmuş olur.
Bu kapsamda bu ünitenin devamında temel finansal kavramalar yukarıda ifade edilen on temel
kategori altında sınıflandırılarak tartışılacaktır.
FİNANSMANDA TEMEL KAVRAMALARA GİRİŞ
Finans teorisinin on temel konu başlığına göre finansal kavramlar tartışılmadan önce bazı kavramların
hatırlatılması faydalı olacaktır.
Finans: Finans, genel olarak, ödeme aracı sağlama şeklinde tanımlanır. Finans aynı zamanda para,
mal ve mali işler anlamına da gelmektedir.
Finansman: Özel ya da tüzel kişilerin yatırım, üretim ve satış faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bu
faaliyetlerin istenilen düzeyde sürdürülmesi için gerekli parasal değerlerin sağlanması, saklanması ve
ödenmesi ve bunlarla ilgili maliyetleri de içeren, para bulma ve kullanma etkinliğidir. Özel kuruluşların
finanslama faaliyetleri, bankalar ve bu yapıdaki her türlü kredi ve finansman kuruluşlarından sağlanan
fonlarla gerçekleştirilir. Kamu kesimi finanslama faaliyetleri ise, emisyon, menkul değer ihracı, dış
borçlanma vb. kaynaklardan sağlanan fonlarla yürütülür.
Finansal Yönetim: Finansal yönetim, işletme için gerekli olan fonların sağlanması, korunması ve
etkin olarak kullanılması anlamına gelir. Dünyada yaşanan globalleşme süreci ile birlikte, üretim
unsurlarının, özellikle bunlardan sermayenin dolaşımının önündeki engellerin büyük ölçüde kalkarak
dolaşım hızının artması, mal ve hizmetlerin dünya yönelimli üretilip pazarlanması, finansal yönetimin
tanımının güncellenmesini gerekli kılmıştır. Dünyadaki yeni yönelimler ışığında finansal yönetimi;
minimum riske katlanarak, ortakların refah düzeyini maksimum kılacak şekilde, ihtiyaç duyulan fonların
belirlenmesi, bulunması, korunması ve etkin bir şekilde kullanılması olarak tanımlamak mümkündür.
4
www.hedefaof.com
Finans, finansman ve finansal yönetim kavramlarını tanımlayınız.
Finansal Yönetici: Finansal yöneticinin temel amacı işletme ortaklarının refahının en yüksek
düzeyde gerçekleştirilmesidir. Ortakların refahının en yüksek düzeyde gerçekleştirilmesinin amacı,
şirketin hisse senetlerinin fiyatlarının yükseltilmesi veya şirketin piyasa değerinin yükseltilmesi ile olur.
Finansal Yönetimin Temel Amacı: İşletmelerde finansal yönetimin temel amacı, ortaklarının refah
düzeyini yükseltmektir. Finansal yönetim bu temel ve nihai amaca ulaşabilmek için birbirine bağlı üç
amacı gerçekleştirmek zorundadır: a. Karın en yükseğe çıkarılması, b. Hisse başına karın en yükseğe
çıkarılması, c. İşletmenin piyasa değerinin en yükseğe çıkarılması. Karın en yükseğe çıkarılması hisse
senedi başına karın en yükseğe çıkarılmasını sağlayacak, bu da işletmenin piyasa değerini yükseltecektir.
İşletmenin piyasa değerinin yükselmesi, ortakların refah düzeyinin yükseltilmesi amacını
gerçekleştirecektir.
Gelir Tablosu: Gelir tablosu işletmenin belli bir dönemdeki gelirlerini, giderlerini ve net karını
gösteren finansal tablodur. Gelir tablosu içerdiği bilgilerle aslında işletmenin bir hesap dönemlik başarı
ya da başarısızlık öyküsüdür. İş hayatını düzenleyen belli başlı yasalar, hesap dönemini genellikle bir
takvim yılı olarak tanımlar. Ancak işlerin nasıl gittiğini bilmek konusunda sabırsız olan yöneticiler, gelir
tablosunu yaklaşık rakamlar içeriyor olsa bile, her ay sonunda görmekten memnun olurlar.
Bilanço: Belli bir zamanda firmanın varlıklarının ve yükümlülüklerinin değerini gösteren finansal
tablodur. Bilançoda yer alan varlıklar likidite derecelerine göre sıraya dizilirler. Dönen varlıklar işlerin
normal akışı içinde bir yıldan daha kısa sürede paraya dönüşecek olan varlıklardır. İşletmeye bir yıldan
daha fazla yarar sağlayacak varlıklara duran varlıklar denir. Dönen ve duran varlıkların toplamı olan
toplam varlıklar ise kısa vadeli borçlar, uzun vadeli borçlar ve özsermaye ile finanslanır.
Başabaş Analizi: Başabaş analizi işletmenin satışlarının maliyetine eşit olduğu, ne kar ettiği ne de
zarar ettiği noktayı gösteren analizdir. Finansal planların hazırlanmasında yararlanılan bu analiz tekniği
kara geçiş analizi olarak da isimlendirilir. Başabaş analizi aslında kara geçiş noktasını bulmaya yaramakla
birlikte, finansal varlıkların karlılığını saptamada, yeni üretime başlama kararını vermede de kullanılır.
Ayrıca, bu analiz tekniği ile fiyat değişikliklerinin, sabit giderlerin ve değişir giderlerin yapısında bir
değişiklik olması durumunda, bu değişikliklerin işletme karına etkisi de ölçülebilmektedir.
Sermaye Yapısı: Her işletme borç ve özsermayenin belirli bir bileşimini kullanır. Bu bileşene
sermaye yapısı adı verilmektedir. Örneğin, bir işletme finansman ihtiyacının % 20’sini borç ile % 80’ini
özsermaye ile karşılamış olabilir. İşletmelerin kuruluşunda, başlangıçta özkaynaklara ve daha sonraki
aşamalarda ise yabancı kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. İşletmenin öz kaynakları, genel olarak ödemiş
sermaye, kanuni ve ihtiyati yedek akçeler ve dağıtılmamış karlardan oluşur. İşletmenin yabancı
kaynakları ise genelde kısa ve uzun vadeli borçları, alınan kredileri, çıkarılmış olan tahvillerinden
kaynaklanan borçları içermektedir.
Sermaye Maliyeti: Sermaye maliyeti, kullanılan veya kullanılması planlanan her çeşit finansman
kaynağının maliyetlerinin ağırlıklı ortalamasının alınması yolu ile ulaşılan orandır. Sermaye maliyetinin
bulunmasında, kullanılan veya kullanılması planlanan kaynakların yapısal özelliklerinden doğan kaynak
maliyetlerinin saptanması gerekmektedir. Her bağımsız kaynağın özelliklerine göre saptanan maliyetlerin
ağırlıklı ortalaması toplam sermaye maliyetini vermektedir. Bu maliyet oran olarak ifade edilir ve bu
oran yatırılan sermayenin minimum iç karlılık oranının saptanmasına yardımcı olur. Sermaye maliyeti
hesaplanmadan yatırım kararları alınamaz.
Sermaye Bütçelemesi: Sermaye bütçelemesi, yapılacak yatırımları harcama ve bu yatırımlardan
sağlanacak gelirleri parasal olarak gösteren bir yatırım planıdır. Fonlar dar anlamda yatırım için
harcanacaksa, bu fonlarla duran varlıklar satın alınacaktır. Yeni bir varlık satın alma, ya da eski bir varlığı
yenileme kararı önemli bir karardır. Fabrika, makine ve donatım satınalma planları sermaye bütçesi
olarak bilinir ve rasyonel planlar yapmak için gerekli karar verme işlemine de sermaye bütçelemesi denir.
5
www.hedefaof.com
Yatırım Fonu: Bir yatırım fonu yatırım şirketleri olarak bilinen tasarruf araçlarının dışında bir
yatırım aracıdır. Yatırım fonları hisse senetlerine, tahvil ve bonolara ve kısa dönem para piyasası
araçlarına yatırım yaparlar. Bir yatırım fonu açık uçlu bir yatırım şirketidir. Bu nedenle yatırımcıları
istedikleri zaman yatırım fonuna katılım payını ifade eden katılım belgesini satarak fondan çıkabileceği
gibi, fona katılmak isteyen yatırımcılar katılım belgesi satın alarak fona katılabilirler.
Yatırım Ortaklığı: Çeşitli küçük tasarruf sahibi kişilerin parasını bir araya getirerek, bir anonim
şirket aracılığı ile bu paranın çeşitli kuruluşların hisse senetlerine yatırılması yoluyla bir portföy
oluşturulmasıdır. Bu yolla bir yandan yatırımlar için kaynak sağlanırken, diğer yandan küçük tasarruf
sahiplerinin tasarrufları değerlendirilmiş olmakta, aynı zamanda tasarruf sahibinin karı tek bir şirketin
geleceğine kalmamaktadır. Portföy içinde çeşitli şirketlere ait hisse senetlerinin yer alması nedeniyle, o
faaliyet yılında zarar eden bir şirketin kar dağıtmaması, karlı bir faaliyet yılı geçiren başka bir şirketin
dağıttığı yüksek karlarla dengelenebilecektir.
Risk Sermayesi: Risk sermayesi, yüksek gelişme potansiyeline sahip ve rekabet üstünlüğü olan veya
olabilecek işletmelere uzun vadeli yatırımlarda bulunarak ve gerektiğinde aktif yönetsel destek ve diğer
uzmanlık hizmetleri sağlayarak ekonomik değer artışı temin etmek yoluyla portföylerindeki menkul
kıymetlerin değerlerini artırmak ve bu menkul kıymetleri elden çıkarmak suretiyle yüksek getiri
sağlamayı amaçlayan bir finansman işlemidir. Risk sermayesi finansman biçiminin işlemesi için, mucit,
girişimci, risk sermayedarı olmak üzere üç tarafa gereksinim vardır. Mucit, yeni fikri üreten kişi;
girişimci yeni pazar, yeni tedarik ve finansman kaynakları bularak yeni ürün, üretim tekniği ya da
örgütlenme biçimi geliştiren kişi, risk sermayedarı; risk sermayesi yatırımlarında gerekli sermayeyi
sağlayan kişi ve kuruluştur.
Teknik Analiz: Hisse senedi fiyatlarını öngörmede kullanılan popüler bir yöntem olan teknik analiz,
hisse senetlerinin geçmiş fiyat hareketlerini ve bu hareketlerdeki trendler, grafikler ya da formasyonlar
gibi bir takım oluşumları inceleyerek hisse senetlerinin gelecekteki fiyat hareketlerini öngörmeye çalışır.
İnceleme sonucunda oluşan formasyonlara dayalı olarak hisse senetlerini alma ya da satma kararı
verilmektedir. Teknik analiz, Etkin Piyasalar Hipotezi ile çelişmektedir çünkü; etkin piyasalar hipotezi
hisse senetlerinin öngörülemeyeceğini belirtmektedir. Etkin Piyasalar Hipotezi ileriki konu başlıklarında
detaylı olarak tartışılacaktır.
Temel Analiz: Temel analizde önemli olan alım veya satıma konu olan hisse senedinin olması
gereken fiyatı (değeri) ile piyasa fiyatı arasındaki farka göre rasyonel alım – satım kararlarını
oluşturmaktır. Temel analiz; ekonomi, endüstri ve işletme analizi olmak üzere üç aşamalı olarak
yapılmaktadır. Bir başka ifade ile hisse senedinin değerinin; ilgili olduğu şirketin, şirketin yer aldığı
sektörün ve ekonomik ortamın koşullarına bağlı olarak belirlenmesinin gerektiği varsayılmaktadır.
Döviz: Uluslararası ödemelerde geçerli olan; yabancı paralar, para işlevi gören her türlü bono, çek,
poliçe, kredi mektubu, havale ve benzeri varlıklara verilen addır. Nakit biçimindeki yabancı paralara bazı
uygulamalarda “efektif” döviz ismi verilmektedir.
Repo: Repo, hazine bonosu ya da tahvil gibi menkul kıymetlerin, belirli bir süre sonra önceden
belirlenen fiyattan geri alınması taahhüdü ile satılması işlemidir. Repo, bankalar tarafından kısa vadeli ve
yüksek tutarlar için uygulanan bir yatırım aracıdır. Merkez Bankaları tarafından da kısa vadeli likidite
ihtiyacını karşılamak amacıyla bankalara, vadesinde geri almak şartıyla hazine bonosu satışıyla repo
işlemi yapılmaktadır.
Ters Repo: Ters repo menkul kıymetlerin geri satma vaadiyle satın alınmasıdır. Ters repo isminden
de anlaşılacağı üzere repo işleminin tersidir. Burada ellerinde bulunan nakit fazlasını, bir getiri elde etmek
amacıyla değerlendirmek isteyen kişi ve kurumların bu nakit ile belirli bir fiyat üzerinden ve önceden
belirlenen vade sonunda geri satma kaydıyla menkul kıymet almalarıdır.
Barter: Terim olarak barter “takas” anlamına gelir. Ancak barter ticaret sistemi bilinen birebir
karşılıklı takas işlemlerinden farklı gelişmiş bir sistemdir. Satın alınan mal ve hizmetin bedelinin üretilen
mal ve hizmet ile ödendiği bir finans ve ticaret sistemidir. Barter, bir firmanın satın aldığı mal ve
hizmetin bedelini kendi ürettiği mal veya hizmetle geri ödemesidir. Para olmaksızın yapılan, sahip olunan
6
www.hedefaof.com
mal ve hizmete karşılık, ihtiyaç duyulan mal ve hizmetin satın alınması işlemidir. Bu sistemde de para
kullanılmaktadır. Ancak diğer ticari işlemlerden farklı bir işlevi vardır. Burada para bir değer saklama
aracı olarak değil, bir muhasebe birimi olarak kullanılmaktadır. Barter sistemi uygulamada, bir taraftan
mal ve hizmetlerin satışında bir pazarlama ve satış tekniği olarak kullanılmakta, bir taraftan da bir finans
tekniği olarak finansman ihtiyacında faydalanılmaktadır. Barter sistemi, firmaların bir araya gelerek
oluşturduğu bir pazardır. Barter sistemi, barter pazarını oluşturan firmaların arz ve talepleriyle işler.
Barter sistemi ile çalışan bir firma, barter ortak pazarından satın aldığı malların ve hizmetlerin bedelini,
ürettiği veya ticaretini yaptığı ürünleri barter ortak pazarında satarak öder. Barter pazarına ürün satan
firma, bedelini, barter pazarında satışa sunulmuş mallar ve hizmetler listesinden dilediğini satın alarak
tahsil eder. Böylece, dış ticarette, iki ülke arasında belirlenen sabit bir kur üzerinden, ihracat ve ithalat
işlemleri birleştirilmiş olmaktadır. İhracat yapan, ödemeyi karşı taraftan ithalat yaparak
gerçekleştirmektedir.
Franchising: Bir ürün ya da hizmet üzerinde imtiyaz hakkı olan özel ya da tüzel kişinin, bir başka
üretici ya da tacire bu ürün ya da hizmeti belirli bir bölge ve süre ile sınırlı olmak üzere üretmek ya da
satmak hakkını, bir bedel karşılığında vermesi işlemidir.
Factoring: Factoring, işletmelerin genellikle kısa vadeli satışlarından doğan alacak haklarının, factor
kuruluşa satılmasıyla, işletmelere fon sağlama olanağı veren bir finansman yöntemidir. Factoring işlemi
yapan kuruluşlara factor denilmektedir. Başka bir deyişle, factoring, factor ile alacaklı işletme arasında
yapılan ve süreklilik gösteren bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile alacaklı işletme, 3. kişi ve kişiler üzerindeki
alacaklarının tamamını veya bir bölümünü factor’e devretmeyi ve bu işlemi borçlulara bildirmeyi kabul
eder. Buna karşılık factor alacakları tahsil etmeyi, ödenmeme riskini üstlenmeyi, alacak tutarlarını peşin
olarak veya belirli bir vadenin bitiminde ödemeyi taahhüt eder. Amaç, işletmenin bürokratik işlemlerden
kurtulması ve alacaklarını vadeden önce tahsil ederek finansman gereksinimini karşılamasıdır. Buradan
anlaşılacağı gibi, factoring’de işletmelere muhasebe, tahsilât ve finansman hizmetlerinin tümü veya bir
kısmı sunulmaktadır.
Forfaiting: Forfaiting, mal ve hizmet ihracatından doğan ve gelecekte tahsil edilecek bir alacağın,
vadeden önce satılarak tahsil edilmesidir. Alacağın satıcısına forfaitist, devralan kuruluşa forfaiter denir.
Senetli ve senetsiz bir alacak forfaiting konusu olabilir. Ancak, uygulamada, poliçe ve bono gibi
senetlerle temsil edilen alacaklar üzerinden forfaiting yapılmaktadır. İthalatçı, güvenilir bir borçlu değilse,
forfaiter kendisine devredilecek olan alacağın, aval veya benzeri şekilde kabul edilebileceği bir banka
teminatına bağlanmasını isteyebilir. Böylece, forfaiter’in alacağını tahsil edememe riski azalmaktadır. Öte
yandan, alacağın ikincil piyasada işlem görmesine olanak sağlanmaktadır. Böylece, forfaiterin söz konusu
alacağı vade sonuna kadar portföyünde tutmasına gerek kalmamaktadır.
VDMK: Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK), menkul kıymetleştirme yoluyla oluşturulan
borçlanma araçlarına verilen isimdir. Menkul kıymetleştirme, gelecekteki nakit girişi doğuracak
alacaklar, bireysel krediler ve benzeri borçlanma araçlarının bir araya getirilerek havuz oluşturulması, bu
havuzlara dayalı olarak menkul kıymet türetilmesi ve havuzların kredibilitelerinin zenginleştirilerek ve
derecelendirilerek yatırımcılara statılması işlemidir. Menkul kıymetleştirme geleneksel araçları ortadan
kaldırarak, fon ihtiyacı duyanların, doğrudan para ve sermaye piyasalarına ulaşmalarıdır. Menkul
kıymetleştirme, likit olmayan varlıkların, yatırımcılar için likit ve pazarlanabilir varlıklar haline
dönüştürülmesidir.
Kıyı Bankacılığı: Genellikle serbest bölgelerde faaliyette bulunan, müdahale ve denetim ile
vergilemenin asgari düzeyde tutulduğu koşullarda kovertibl paralar üzerine işlem yaparak çok uluslu
şirketlere ve uluslararası kuruluşlara hizmet veren bir bankacılık türüdür. Kıyı bankacılığının
gelişebilmesi için ülkenin sahip olması gerekli koşullardan bazıları şunlardır; siyasi istikrar, yeterli döviz
rezervleri, gelişmiş bir ulaşım ve haberleşme, nitelikli personel, uygun bir yasal çerçeve. Uluslararası
mali işlemlerin oldukça liberal bir biçimde yürütüldüğü Hong Kong, Panama, Güney Kore, Filipinler,
Singapur, Bermuda kıyı bankacılığının en ünlü finans merkezleridir.
Forward: Forward sözleşme, satıcının belli bir ürünü ileri bir tarihte, baştan anlaşılan bir fiyat
üzerinden alıcıya teslim etmesini öngören sözleşmelerdir. Sözleşmenin şartları (fiyat, miktar, kalite,
7
www.hedefaof.com
zaman ve yer) alıcı ile satıcı tarafından karşılıklı belirlenmektedir. Forward sözleşmeleri taraflar arasında
serbestçe yapıldığı için karşılıklı bir güven gerektirir. Diğer bir ifadeyle forward sözleşmelerde kredi riski
vardır. Taraflardan birinin yükümlülüğünü yerine getirmeme riski, garanti altına alınmış değildir. Ayrıca
iki taraf arasında yapılan forward sözleşmeler diğer piyasa katılımcılarının bilgisine açık değildir. Bu
nedenle forward sözleşmeler net bir şekilde geleceğe yönelik fiyatlar için referans özelliği taşımazlar.
Forward sözleşmelerde taraflar vade sonuna kadar pozisyonlarını kapatamazlar. Pozisyonların
kapatılması sözleşmenin iptali ile mümkündür. Forward sözleşmeler, sözleşmede özel bir hüküm yoksa
bir başkasına devredilemez. Ayrıca devri hukuken mümkün olsa bile her bir forward sözleşme kendine
özgü hükümler taşıdığından ve standart olmadığından devri kolay değildir. Sözleşmeyi devralacak bir
alıcı bulmak ve sözleşmeyi makul bir fiyatla devretmek neredeyse imkânsızdır.
Futures: Belirli nitelikteki ve miktardaki bir malın veya bir mali enstrümanın, bugünden gelecekteki
bir tarihte belirlenmiş bir fiyat üzerinden teslimini veya teslim alınmasını hükme bağlayan yasal
sözleşmelere futures sözleşmeler denilmektedir. Futures sözleşmelerde standart teslim tarihleri ve
standart varlık miktarı söz konusudur. Futures sözleşmeler belli başlı organize olmuş futures borsalarında
işlem görmektedirler. Tarafların kar ve zararları günlük olarak belirlenir. Futures sözleşmeler riskten
korunma, spekülasyon ve arbitraj amaçları ile kullanılmaktadır.
Swap: Swap iki taraf arasında önceden belirlenen bir sistem içinde belirli bir finansal varlıktan
kaynaklanan gelecekteki nakit akışlarının değiştirilmesi konusunda yapılan bir sözleşmedir. Tüm
swaplarda taraflardan biri finansal piyasalarda sahip olduğu bir faydayı diğer tarafın başka bir piyasada
sahip olduğu fayda karşılığında takas etmektedir. Bu durum karşılaştırmalı avantaj olarak adlandırılır. Bu
kapsamda swap, riskleri değiştirmenin bir yoludur.
Opsiyon: Opsiyonlar, değeri başka bir varlığın değerine bağımlı olarak değişen türev ürünlerdir.
Opsiyonlar, belli bir vadeye kadar (veya belirli bir vadede), opsiyona dayanak varlık oluşturan belli
miktardaki bir malı, finansal ürünü, sermaye piyasası aracını veya ekonomik göstergeyi belli bir fiyattan
(kullanım fiyatı) alma ya da satma hakkını, belli bir prim karşılığında opsiyonu satın alan kişiye (lehdara)
veren ancak zorunlu tutmayan, buna karşın opsiyonun satıcısını (keşidecisini) lehdar tarafından talep
edilmesi halinde satmaya zorunlu tutan sözleşmelerdir. Opsiyon satan yatırımcı, opsiyonu alan kişiden
tahsil ettiği prim karşılığında, opsiyonun vadesinde veya vadesi dolana kadar olan her hangi bir tarihte,
opsiyona dayanak oluşturan belli miktardaki bir malı, finansal ürünü, bir sermaye piyasası aracını veya
bir ekonomik göstergeyi, opsiyonu alan yatırımcının talebi halinde belirli bir fiyattan alma ya da satma
yükümlülüğünü üzerine alır.
Türkiye’de vadeli işlemler piyasası hakkında detaylı bilgi için
www.vob.org.tr adresine bakınız.
RİSK-GETİRİ İLİŞKİSİ
Risk: Finansal açıdan risk, beklenen getirinin gerçekleşen getiriden sapma olasılığıdır. Yatırımcının
yapmış olduğu yatırımdan sağlayacağı verimin, beklenen verimin altına düşme veya üstüne çıkma
olasılığı söz konusudur. İşte bu olasılık, yatırımcı açısından yapmış olduğu yatırımın riskini oluşturur.
Örneğin, bir menkul kıymetin gerçekleşen getirisi, beklenen, tahmin edilen getiriden ne kadar büyük
farklılık veya sapma gösteriyorsa, söz konusu menkul kıymetin riskinin o kadar yüksek olduğu
söylenebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta insanlara risk nedir? Sorusunu sorduğumuzda
aldığımız cevapların hemen hepsinde bazı ortak noktaların dikkat çekmesidir. Buradaki ortak noktalardan
ilki riskin geleceğe ilişkin “belirsizlik” çağrıştıran bir kavram olmasıdır. İkinci ortak nokta olarak risk
belirsizliğin içinde “olumsuz” bir şeyin ortaya çıkma ihtimalini akla getirmektedir. Bir başka ifade ile
beklentilere “ters” bir şeyin ortaya çıkma ihtimalidir. Açıkça anlaşılmaktadır ki risk kavramını duyunca
zihninde geleceğe dair pozitif bir beklentiyi canlandıran birine rastlamak oldukça zordur. Beklentilere
“ters” bir şeyin ortaya çıkma ihtimali genelde hep negatif olarak zihinde canlandırılmasına rağmen
aslında risk beklenen sonuçtan pozitif sapma ihtimalini de içermektedir. Bu kapsamda bu sapmanın
negatif olabileceği gibi pozitif de olabileceğini (gözden kaçırıldığı üzere) unutmamak gerekir. Bu
8
www.hedefaof.com
çerçevede risk yönetimini en basit şekilde “geleceğe ilişkin belirsizlikten aleyhimize bir sonuç çıkması
ihtimalini azaltmak veya lehimize bir sonuç çıkma ihtimalini güçlendirmek” biçiminde tanımlayabiliriz.
Risk yönetim süreci risklerin tanımlanması, risklerin ölçülmesi, uygulama ve takip – değerlendirme
olmak üzere dört temel bileşenden oluşmaktadır.
Risklerin Tanımlanması: Risk Yönetim sürecinde öncelikle yapılması gerekenler risklerin
tanımlanması ve özelliklerinin belirlenmesidir. Unutulmamalıdır ki özellikleri bilinmeyen risk
yönetilemez.
Risklerin Ölçülmesi: Tanımlanan risklerin sayısallaştırılıp ölçülebilir hale getirildiği aşamadır.
Literatürde üzerinde yoğun olarak çalışılan bir alan olmasına rağmen hala gelişmeye çok açık bir alandır.
Uygulama: Tanımlanan, ölçülen ve somut hale getirilen risklere karşı koruyucu tedbirlerinin
uygulanması aşamasını kapsamaktadır. Riskten kaçınma, risk azaltımı veya risk transferi gibi risk
yönetim araçları bu aşamada devreye girmektedir.
Takip ve Değerlendirme: Politika ve uygulamaların başarısının sürekli takip ve değerlendirmeye tabi
tutulması ve raporlanmasıdır. Takip ve değerlendirme hem risklerin iyi yönetilip yönetilmediğini hem de
risklerin kabul edilebilen sınırlar dâhilinde tutulup tutulamadığı değerlendirme sürecidir.
Getiri: Bir yatırımdan belirli bir dönem içinde yapılan yatırıma karşılık elde edilen gelirdir. Getiri
çoğunlukla başlangıçtaki menkul değerin pazar fiyatının yüzde oranı olarak tanımlanmaktadır.
Beklenen Getiri: Beklenen getiri, belli bir dönem getirileri ile bu getirilerin gerçekleşme
olasılıklarının çarpımının toplamıdır. Başka bir deyişle, beklenen getiri, risk veya belirsizlik ortamında
beklenen değer sonuçlarının ortalama değerini ölçmeye yarayan bir ölçüttür. Beklenen getiri basit bir
şekilde hesaplanabilir. Ekonominin durgunluk dönemi yaşama olasılığı % 10 ve bu dönemin getirisi
0.05, normal bir dönem gerçekleşme olasılığı % 60 ve bu dönemin getirisi 0.60, ekonomide patlama olma
olasılığı % 30 ve bu dönemin getirisi 0.90 olsun. Bu durumda beklenen getiri, [(0.10*0.05) + (0.60*0.60)
+ (0.30*0.90)] = % 63.5 olacaktır.
İstenen Getiri Oranı: Bir yatırımcıyı yatırım yapmaya razı eden en az getiri oranıdır.
Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli: Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli (CAPM) risk ile
getiri arasındaki ilişkiyi açıklayan kuramdır; buna göre herhangi bir menkul kıymetin beklenen risk primi,
menkul kıymetin betası ile piyasa risk priminin çarpımına eşittir.
Riskten Kaçınma: Tüm koşullar eşitken, yatırımcıların riskli varlıklar arasında en az riske sahip olanı
seçeceği yönündeki varsayımdır.
Volatilite: Bir menkul kıymetin riskinin bir ölçüsüdür. Bir varlığın çok volatil olması ya da yüksek
volatiliteye sahip olması, bu varlığın fiyatlarının çok fazla dalgalandığı anlamına gelmektedir.
Çeşitlendirme: “Tüm yumurtaları aynı sepete koymayın” ifadesi ile aynı anlama gelmektedir. Eğer
tüm paranızı bir varlığa yatırırsanız, geleceğiniz sadece bu varlığın performansına bağlı olacaktır. Bu
varlığın değeri yükseldiğinde zengin olur; değeri düştüğünde fakirleşirsiniz. Ancak, paranızı farklı
varlıklar arasında paylaştırırsanız bir başka ifade ile portföy oluşturursanız, portföy içindeki
varlıklarınızın değeri zaman içerisinde dalgalanabilir ancak; portföyünüzün değeri istikrarlı olacaktır.
Açığa Satış: Sahip olunmayan bir menkul kıymetin satılması işlemidir. Açığa satış işlemi bir menkul
kıymetin fiyatının gelecekte düşeceği yönünde beklentiler varsa yapılmaktadır. Örneğin, ABC hisse
senedinin fiyatının yakın gelecekte 65 $’dan 50 $’a düşeceğine inanılmaktadır. Bu durumda yatırımcı
Gamze Hanım belli sayıda diyelim ki, 100 adet hisse senedini aracı kurumundan ödünç alır ve bu hisse
senetlerini 6500 $’a satar. Birkaç gün sonra, eğer hisse fiyatları 50 $’a düşerse, Gamze Hanım 100 adet
hisse senedini 5000 $’a piyasadan alır ve aracı kurumuna 100 adet hisse borcunu kapatır. Bu süreçte,
Gamze Hanım 1500 $ kar eder. Eğer Gamze Hanımın beklentilerinin aksine hisse senedinin fiyatı 85 $’a
yükselirse o zamanda Gamze Hanım 2000 $ ((85$ - 65$)*100) zarar elde eder.
Hedging: Beklenmeyen fiyat değişimlerinin karlar üzerindeki olumsuz etkisini elimine etmeyi
amaçlayan bir finansal işlemdir.
9
www.hedefaof.com
Portföy: Menkul kıymet sepetidir. Örneğin, paranızın 5000 $’ını devlet tahvillerine, 4000 $’ını hisse
senetlerine, 6000 $’ını hazine bonolarına yatırabilirsiniz. Bu menkul kıymetlerdeki toplam yatırımınız
portföy olarak adlandırılır.
Kovaryans: Kovaryans iki değişkenin zaman içindeki değişmelerinin birlikteliğinin ölçüsüdür.
Kovaryans pozitifse iki yatırımın getirileri aynı yönde hareket ediyor demektir. Negatif kovaryans ise
getirilerin ters yönde değişmekte olduğunu gösterir. O halde kovaryansın sayısal büyüklüğü değil işareti
(yönü) önemlidir.
Korelasyon Katsayısı: İki değişken arasındaki zaman içindeki değişmelerin birlikteliğinin sayısal bir
ölçütüdür. Korelasyon katsayısı - 1 ile + 1 arasında değerler almaktadır. + 1’e yakın bir korelasyon
katsayısı iki değişken arasında güçlü bir pozitif ilişkiyi gösterirken, - 1’e yakın bir korelasyon katsayısı
güçlü bir negatif ilişkiyi göstermektedir. Korelasyon katsayısının + 1 olması ise iki değişken arasında
mükemmel bir pozitif ilişkiyi, - 1 ise mükemmel bir negatif ilişkiyi gösterir. Korelasyon katsayısının 0
olması iki değişken arasında hiçbir ilişki olmadığını ifade eder. Örneğin, iki hisse senedinin getirileri
arasındaki korelasyon katsayısı - 0.977 ise bu hisse senetlerinin getirileri arasında güçlü bir negatif ilişki
olduğu anlamına gelmektedir. Burada portföy riskini çeşitlendirerek azaltmak isteyen rasyonel bir
yatırımcının, portföyüne korelasyonu - 1 e yakın hisse senetlerini dahil etmesi gerektiği gözden
kaçırılmamalıdır.
Akbank hisse senedi ile Konya Çimento hisse senedi arasındaki
korelasyon katsayısı - 0,15 ise, bu iki hisse senedinin getirileri arasında nasıl bir ilişki
olduğunu söyleyebilirsiniz?
Yatırım Danışmanlığı: Yatırım danışmanlığı karşılığında bir maddi yarar sağlamak amacıyla,
müşterilerine (yatırımcılara) sermaye piyasası araçları ile bunları ihraç eden ortaklık veya kuruluşlar
hakkında ve benzeri konularda yönlendirici nitelikte yazılı veya sözlü yorum ve yatırım önerilerinde
bulunma faaliyetidir. Yatırım danışmanlığı yapabilmek için SPK’dan yetki alma koşulu aranmaktadır.
Piyasa Kapitalizasyonu: Borsaya kayıtlı şirketlerin hisse senetlerinin piyasa değerinin dolaşımdaki
hisse senetleri sayısı ile çarpılarak bulunan şirket piyasa değerlerinin toplamıdır.
İmtiyazlı Hisse Senedi: Kar payları bakımından adi hisse senedine göre önceliği olan hisse
senetleridir. Çoğu şirket için imtiyazlı hisse senedi adi hisse senetlerine göre çok daha az önem taşır.
Bununla birlikte, şirket birleşmelerinde ve diğer bazı özel durumlarda imtiyazlı hisse senedi kullanışlı bir
finansman yöntemi olabilir. İmtiyazlı hisse senedi, borç gibi yatırımcıya bir dizi sabit ödeme taahhüdünde
bulunur ve ender istisnalar dışında öncelikli kar payları zamanında ve tam ödenir. Bununla birlikte,
imtiyazlı hisse senedi yasal olarak bir özkaynak menkul kıymetidir. Çünkü imtiyazlı bir kar payı ödemesi
yönetimin kararına kalmış bir şeydir. Tek yükümlülük, imtiyazlı kar payı ödenmeden, adi hisse senedine
kar payı ödenemeyeceğidir. Eğer şirket iflas ederse, ödeme kuyruğunda, imtiyazlı hisse senedi sahipleri,
borçlulardan sonra, fakat adi hisse senedi sahiplerinden önce yer alır.
Devlet Tahvili: Devlet tahvili yatırımcısına sabit gelir sağlayan, uzun vadeli ve devlet tarafından
uzun vadeli finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla ihraç edilen bir menkul kıymet türüdür. Devlet
tahvilleri sabit faizli, değişken faizli olabildiği gibi dövize endeksli de olabilirler.
Hazine Bonosu: Üzerinde faiz kuponu taşımayan ve bir yıldan kısa vadeli devlet borçlanma
senetleridir. Burada unutulmaması gereken durum hazine bonolarının iskonto esasına göre satıldığıdır.
Halka Arz: Bir anonim şirketinin ilk kez hisse ihracına birincil halka arz adı verilir. Birincil halka arz
mevcut hissedarların kendi hisselerini devretme şeklinde olabileceği gibi, sermaye artırımı amacıyla yeni
hisse satışı şeklinde de olabilir. Bu iki yöntemin her ikisinin aynı anda kullanılması da mümkündür. Zaten
halka açık olan bir anonim şirketinin sermaye artırımı amacıyla hisse senedi ihraç etmesine ise ikincil
halka arz adı verilir.
Sermaye Arttırımı: Sermaye artırımı iki şekilde yapılır. Birincisi, sermaye artırımı gereksinimi
ortaya çıktığında, sermaye artırımı şirketin özkaynakları kullanılarak yapılır. Bu tür sermaye artırımları
10
www.hedefaof.com
bilançoda özkaynaklar sınıfı içerisinde yer alan yedeklerin sermayeye ilave edilmesi şeklinde
gerçekleştirilir. Bu şekilde gerçekleştirilen sermaye artırımları şirkete nakit girişi sağlamaz ve “bedelsiz
sermaye artırımı” olarak adlandırılır. Bedelsiz sermaye artımı gerçekleştirildiğinde, bedelsiz sermaye
artışı tutarını temsil eden hisse senetleri eski ortaklara, şirket payları oranında ve bir bedel alınmadan
dağıtılır. İkincisi ise, şirkete yeni ortaklar alınması şeklinde olur. Şirkete yeni ortaklar alınması (hisse
senetlerinin satılması), şirkete nakit girişi sağlar. Bu tür sermaye artırımlarına “bedelli sermaye artırımı”
denir. Bedelli sermaye artırımı işletmelerin, özellikle likiditesi ve kısa ve uzun vadeli borçlarını
ödeyebilme gücü üzerinde olumlu etkiler yapar.
Takasbank: Takasbank, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) gerçekleştirilen alım/satım
işlemlerinin menkul kıymet ve nakit takasının yerine getirilmesinden sorumlu merkezi takas kurumudur.
Menkul kıymet alım/satım işlemlerinin takası, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB) faaliyete
geçtiği tarihlerde üyelerin kendi aralarında gerçekleştirilirken, 1988 yılından itibaren Borsa bünyesinde
kurulan bir müdürlük tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. 1 Ocak 1992 tarihinden itibaren,
Borsada gerçekleşen işlemlere ilişkin menkul kıymetlerin takası ve saklama yetkisi, İMKB ve üyelerinin
ortaklığı ile kurulan İMKB Takas ve Saklama A.Ş.'ye verilmiş ve şirket bu tarihte faaliyete geçmiştir.
01.01.1996 tarihinden itibaren de bu şirket, Takasbank – İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. adıyla
bir sektör bankasına dönüşmüştür. Takasbank, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından Türkiye'nin
Merkezi Saklama Kuruluşu ve Ulusal Numaralandırma Kuruluşu olarak görevlendirilmiştir. Merkezi
Saklama Kuruluşu faaliyetleri açısından, Takasbank'ın işlev ve faaliyetleri Sermaye Piyasası Kanunu ve
SPK'nun düzenlemelerine tabidir.
İMKB – 100 endeksi: İMKB Hisse Senetleri Piyasası için temel endeks olarak kullanılmaktadır.
1986 yılında 40 şirketin hisse senedi ile başlayan ve zamanla sayısı 100 şirketin hisse senedi ile sınırlanan
Bileşik Endeks’in devamı niteliğindedir. Ulusal Pazar’da işlem gören şirketlerle, Kurumsal Ürünler
Pazarı’nda işlem gören gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve girişim sermayesi yatırım ortaklıkları
arasından seçilen 100 hisse senedinden oluşmaktadır.
İMKB - 100 endeksi ve hesaplama yöntemlerine ilişkin detaylı bilgi
için http://www.imkb.gov.tr/Indexes/StockIndexesHome.aspx adresine bakınız.
VOB: Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş., Türkiye'nin ilk özel borsa kuruluşudur. 4 Şubat 2005
tarihinde İzmir'de işleme açılmıştır. Bu borsada Vadeli İşlem Sözleşmeleri risk yönetimi, yatırım,
spekülasyon ve arbitraj amaçlı olarak yatırımcılar tarafından kullanılır. Çeşitli amaçlara sahip bu
yatırımcılar spot piyasaya oranla daha düşük bir maliyetle bu piyasalarda işlem yapabileceklerdir. Döviz
dalgalanmalarından korunmak amacıyla kurulmuş olmasına rağmen, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası
A.Ş. günümüzde daha çok spekülasyon amaçlı kullanılmaktadır. Bu borsada alım sözleşmesi veya satım
sözleşmesi yapıldığında, alınan veya satılan dövizin tüm bedeli değil, % 10'u ödenmektedir. Günümüzde
bu uygulama sadece döviz için değil; İMKB - 30 endeksi, İMKB - 100 endeksi, değerli maden endeksleri,
petrol ve türevi olan enerji kaynakları gibi başka birçok dayanak varlık için de kullanılmaktadır.
Spekülasyon amaçlı kullanımının yanında, ithalat ya da ihracat yoluyla döviz borçlanan ya da döviz
alacağı olan yatırımcıların riskten kurtulmaları için iyi bir araçtır.
Dayanak Varlık: Türev ürünlerinin fiyatını belirleyen ve spot piyasada alınıp satılabilen varlıklara
dayanak varlık denir. Teorik olarak üzerinde alım satım işlemlerinin yapılabildiği her nesne bir türev
ürüne dayanak olabilmektedir. İyi bir dayanak varlığın en belirgin özelliği mübadele edilebilir ve likit
olmasıdır. Mübadele edilebilir olması bir malın alternatifleri kadar iyi olup değiştirilebilir olması; likit
olması ise belirli bir zamanda aktif alıcı ve satıcı sayısının fazla olmasıdır. Her ne kadar bu iki kriteri
taşıyan oldukça fazla sayıda varlık bulmak mümkünse de dayanak varlık olarak kullanılan varlıklara
baktığımızda, bunların dövizler, para (faiz oranları), hisse senetleri ve emtialar olmak üzere dört grup
altında toplandığı görülmektedir.
Spekülasyon: Bilgiye dayalı olarak yatırım varlıklarının fiyat hareketlerinden kazaç elde etmeye
çalışma işlemidir. Spekülasyon “risk üstlenme” ile de eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Örneğin, Halil
Semih hampetrolün varilinin 2 yıl içerisinde 100 $’a yükseleceğini düşünmektedir (Piyasa tahmini 80
11
www.hedefaof.com
$’dır) ve gelecekte ham petrolün varilini 80 $’dan almak için forward sözleşmesine girer. Bu durumda
Halil Semih ham petrol fiyatları üzerine spekülasyon yapmaktadır. Eğer 2 yıl sonunda ham petrolün
piyasa fiyatı 110 $ olursa, 80 $ üzerinden bir forward sözleşmesi yaptığı için 80 $’dan ham petrolü alır ve
110 $’a satarak 30 $ kar eder. Ancak 2 yılın sonunda ham petrolün fiyatının diyelim ki 55 $ olduğu
durumda da 80 $’dan alıp 55 $’dan satacağı için zarar etme ihtimali bulunmaktadır.
Arbitraj: Arbitraj piyasalar arasındaki fiyat dengesizliklerinden yararlanarak risksiz kar elde edilmesi
sürecidir. Örneğin bir malın coğrafi olarak farklı iki mekânda farklı iki fiyattan işlem gördüğünü
düşünelim. Bu durumda arbitrajcı malı ucuz olan yerden alır, pahalı olan yerde satar ve risksiz kar elde
eder.
Yabancı paraların kur farklarından kazanç sağlamaya ilişkin bir örnek verilirse, bir dövizin nispi
olarak ucuz olduğu piyasadan alınıp pahalı olduğu piyasada satılması ve aradaki farktan yararlanılması
işlemidir. Örneğin, New York döviz piyasasında 1 Sterlin = 1.66 Dolar iken, Londra döviz piyasasında 1
Sterlin = 2 Dolara yükselmişse, meydana gelen kur farkı arbitraj işlemini başlatır. Arbitraj yapan ilk
aşamada, New York’tan Dolar vererek Sterlin satın alır; ikinci aşamada bu Sterlinleri kullanarak Londra
piyasasından bu kez Dolar satın alarak bunları yeniden New York’a aktarır. Böylece kur farklarından
kazanç sağlamış olur. Çeşitli piyasalarda var olan fiyat farklılıklarından yararlanmak amcıyla değerli
maden, değerli evrak alım satım işlemleri de arbitraj kapsamında düşünülmelidir. Uygulamada arbitraj
işlemlerinin genellikle bankalar tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir.
Arbitraj işlemini yapan arbitrajcı risk üstlenmemektedir.
Dealar: Dearlarlar hem kendi adlarına hem de başkalarının adlarına işlem yapma yetkisine sahiptir.
Burada hatırlatmak gerekir ki brokerler sadece başkaları adına işlem yapabilirken, kendi adlarına işlem
yapamamaktadırlar.
Spekülator: Spekülasyon yapan kişilere spekülatör denir. Spekülatörler ileride fiyat değişikliğine
uğraması beklenen para, menkul kıymet, mal vb. varlıkları, aradaki fiyat farkından yararlanarak kar
etmek amacıyla, önceden satın almakta ve beklenen fiyat değişikliği gerçekleştiğinde satmaktadır.
Özellikle siyasal ve ekonomik bunalım dönemlerinde spekülatörlerin faaliyetleri, bazı durumlarda
bunalımın niteliğini daha da arttırıcı rol oynayabilmektedir.
Spekülatörler fiyatın gelecekteki yönünü tahmin ederek pozisyon
alan yatırımcılardır. Bu kapsamda “spekülatör” kavramı genel algının aksine piyasada
pozisyon alması arzulanmayan yatırımcı değildir. Spekülatörler piyasanın işlem hacmini
ve likiditesini yükselttikleri için piyasada yer alması istenen yatırımcılardır.
Hedger: Üstlendiği riski elimine edecek karşıt bir işlem yapan yatırımcıdır.
Hedging: Hedging finans literatüründe üstlenilen riski elimine edecek karşıt bir işlem yapma faaliyeti
olarak tanımlanmaktadır. Bir spot aktifte ya da pasifte alınması düşünülen pozisyonun yerine geçici
olarak ikame edilen pozisyona veya mevcut bir spot aktif ya da pasif pozisyonun fiyat riskini gidermek
amacıyla, pozisyonun kapatılacağı ana dek alınan ters pozisyona verilen genel bir addır. İşletmeler,
hedging işlemi ile gelecekte döviz kurları, faiz oranları, hisse senedi ve ticari ürün fiyatlarındaki ters
hareketlerden kaynaklanacak zararlardan korunmayı amaçlarlar.
Sigorta: Sigorta, belirli bir prim karşılığında bir kimsenin para ile ölçülebilir, yasa ile korumaya değer
bir sigortalanabilir menfaatine zarar veren bir rizikonun gerçekleşmesi halinde bu zararı karşılayacak
tutarda sigortalının tazminata hak kazanmasını sağlayan çift taraflı bir sözleşmedir. Sigorta sözleşmesinin
hukuki geçerlilik kazanabilmesi için tarafların, teminat altına alınmak istenen riziko, sigorta konusu,
sigorta bedeli, sigorta süresi, sigorta şartları ve prim gibi esaslı unsurların üzerinde mutabık kalmaları
gerekmektedir. Sigorta, hiçbir zaman bir kazanç kaynağı olmamakla birlikte, sigortalının refahını
12
www.hedefaof.com
hasardan bir gün öncesine getirme fonksiyonu ile hem ülke ekonomisinde hem de bireyler açısından
büyük önem taşımaktadır.
Aktüer ve Aktüerya: Aktüer finansal riskleri değerlendirebilen, çözümler öneren, ve her çözümün
uzun dönemdeki sonuçlarını irdeleyebilen bir profesyoneldir. Aktüer yalnızca bugünü değil yarınları da
düşünerek finansal belirsizlikleri değerlendirir. İleriye yönelik projeksiyonlar yaparak stratejik kararlar
için önerilerde bulunur. Aktüerya, hayat sigortalarının ilk uygulamaları ile birlikte 1792 yılında
İngiltere'de ortaya çıkmış olan, çok güçlü bir matematiksel ve istatistiksel altyapı gerektiren, sigorta, uzun
vadeli yatırımlar ve emeklilik ile ilgili fiyatlandırma ve risk analizine yönelik hesaplama ve tahmin
yöntemlerinin bütününü içeren bir bilim dalıdır.
PARANIN ZAMAN DEĞERİ
Iskonto Oranı: Gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini hesaplamakta kullanılan faiz oranıdır.
Eğer 1 yıl sonraki 1’nin bugünkü değeri 0.83 ise, iskonto oranı bu durumda 1 / (1+0.2) = % 20
olacaktır. Elbette, iskonto oranı ve gelecek nakit akışları bilindiğinde, bugünkü değeri de bulabiliriz.
Örneğin, yıllık % 10 iskonto oranı ile, bir yıl sonraki 100’nin bugünkü değeri ile iki yıl sonraki
150’nin bugünkü değeri toplamı 100 / (1+0.1) + 150 (1+0.1)2 = 214.88 olacaktır.
Basit Faiz: Basit faiz hesaplamasında, yatırılmış olan anaparanın belli bir dönem sonunda getireceği
faiz tutarı, geçerli faiz oranı üzerinden hesaplanmakta ve yatırılan anapara dönem sonunda
değişmemektedir. Başka bir deyişle, belirli dönemlerde kazanılan faiz tutarını hesaplamak için her zaman
aynı anapara tutarı dikkate alınmaktadır. 1000’nin % 10 yıllık faiz üzerinden, 6 yıllık faizi, 1000*0,10*6
= 600 olacaktır.
Bileşik Faiz: Bileşik faiz, belirli bir döneme ait faiz tutarının anaparaya eklenmesi ile bulunan, toplam
üzerinden hesaplanan faizdir. Bileşik faiz hesaplamasına basit bir örnek verilebilir. Bir tasarruf sahibi
1000’sini % 32 faiz oranı üzerinden bankaya yatırsın. Bir yılın sonunda ne kadar parası olacağı şu
şekilde hesaplanabilir: 1000* (1+0,32) = 1320.
Bugünkü Değer: Gelecekte elde edilecek nakit akışlarının, belli bir faiz veya iskonto oranına göre
başlangıç yılına indirgenmesidir. Bu nedenle, bugünkü değer, genellikle gelecekteki ödemelerin iskonto
edilmiş değerleri toplamı olarak bilinir. Bugünkü değer, daima bileşik faiz kullanılarak hesaplanır. Finans
yöneticileri bugünkü değeri hesaplayarak karar vermeyi kolaylaştırırlar. Bugünkü değer, bugünkü 1’nin
bir yıl sonraki 1’den daha değerli olduğunu ifade eder. Bir yatırımcı yaptığı yatırımdan 5 yıl sonra
4000 gelir sağlayacaksa ve yatırımcının iskonto oranı % 32 ise, bu yatırımcının yatırımının bugünkü
değeri 4000*0,250 = 1000’dir. Bu hesaplamada 0,250, 1’nin bugünkü değer tablosundan % 32 faiz
oranının 5 yıllık değeridir.
Efektif faiz oranı: Faiz oranları genelde yıllık oranlar olarak ifade edilirler. Bu, yıllık nominal faiz
oranıdır. Ancak, faiz dönemleri bir yıldan daha kısa ise (örneğin 3 aylık), bir yılda elde edilen gerçek
(efektif) faiz Efektif Yıllık Oran olarak belirtilir. Efektif faiz oranı şu formül ile hesaplanır:
m
⎛ i ⎞
EF = ⎜1 + nom ⎟ − 1. Burada m, yıl içindeki faizlendirme dönemidir. 6 ayda bir faiz hesaplamalı,
m ⎠
⎝
2
nominal faiz oranı % 10 ise efektif faiz oranı EF = ⎛⎜1 + 0,10 ⎟⎞ − 1
= (1.05)2 – 1 = 1.1025 – 1 = 0.1025 = %
2 ⎠
⎝
10.25’dir.
İç Karlılık Oranı: Bir yatırımdan elde edilen zımni getiridir. Örneğin, bugün 100 yatırım yaptınız
ve 1 yıl sonra 120 elde ettiniz. Bu durumda iç karlılık oranı yıllık % 20 olacaktır. Benzer şekilde,
nominal değeri 1000 olan 12 ay vadeli bir hazine bonosunu 909.09’ye bugün satın aldınız ve elde
edeceğiniz gerçek getiri % 10 olsun. (% 10 iskonto oranından iskonto edilen 1000 bugün size 909.09
vermektedir). Burada, iç karlılık oranı % 10’dur. Genelde iskonto oranı, bir yatırımın bugünkü değerini
sıfıra eşitleyen iskonto oranıdır. Hazine bonosu örneğinde, başlangıç yatırımı 909.09, getirisi ise
13
www.hedefaof.com
1000 ve net bugünkü değeri = 1000 / (1+r) – 909.09’dur. Net bugünkü değeri 0’a eşitlediğinizde ve
iskonto oranı, r’yi çözdüğünüzde, iç karlılık oranını % 10 olarak bulursunuz.
Yatırım: Yatırım kelimesi birbirinden farklı kavramları içine almaktadır. Yatırım kavramının halk
arasındaki tanımı, gelecekte gelir elde etmek amacıyla, mevcut sermayenin (fonların) belirli alanlara
aktarılması ya da kısaca ekonomik değerlerin kar amacı ile bir işe tahsisidir. Bu kapsamda, belirli bir
sermayeye sahip olan bir kişinin, parasının tamamıyla ya da bir kısmıyla işyeri açması, mevcut işyerini
genişletmesi, kurulu bir işyerine ortak olması ya da menkul kıymet, altın, döviz gayrimenkul vb. satın
alması, bu yatırım kavramını karşılayacak şekilde kullanılmaktadır. İktisat bilimi açısında yatırım
kavramı ise belirli bir dönemin yaratıcı faaliyetlerini meydana getiren donatım stokuna yapılan, diğer bir
değişle belirli bir dönemde milli gelirden tüketilmeyerek reel kapital stokuna yapılan ek şeklinde
tanımlanabilir. Buna göre, mevcut sermaye stokunda oluşan net artış anlamında ele alınan yatırımlar,
ekonomide sermaye oluşumunu tamamlayan önemli bir halka olmaktadır. İşletme biliminde yatırım
kavramı, değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Bunlar, “yatırım, gelecekte daha fazla gelir ya da başka
yararlar elde etme amacı ile yapılan harcamalardır”, “yatırım, sabit üretim araçlarına yapılan ilavelerdir”,
“yatırım, sermayenin ayni ya da mali varlıkları ele geçirme amacı ile harcanmasıdır”, “yatırım, belirli bir
zamanda bir defaya mahsus olmak üzere yapılan ve birbirini takip eden devrelerde gelir elde etme olanağı
veren harcamalardır” şeklindedir .
Yatırım Projesi: Bir plan dahilinde başlama ve bitiş zamanı açıkça belirlenmiş, sınırlı kaynaklarla
gerçekleştirilebilecek mal ve hizmet üretimine ilişkin faaliyetler kümesine yatırım projesi adı
verilmektedir. Basit ifadeyle, yatırım projesi bir yatırım önerisidir. Yatırım projesi, yatırımın ekonomik
ömrü, yatırım dönemi ve tasfiye dönemine ilişkin olarak, risk ve belirsizlik koşulları da dikkate alınmak
suretiyle karlılığın ve yararlılık derecesinin ölçülmesi ve gerçekleşebilirliğinin belirlenmesi amacına
yönelik bir plan olarak hazırlanır. Büyük ölçüde kaynak ayırmayı gerektiren yatırım kararının sezgiler ile
alınması düşünülemeyeceğine göre, doğruluğunu kanıtlayacak bir projeye dayandırılması gerekir.
Girişimci: Kar elde etmek amacı ile riski üstüne alarak, başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere mal
ve hizmet ortaya çıkarmak için üretim faktörlerinin tedarik ve birleştirilmesi olanağını sağlayan kişidir.
Mal veya hizmetin ortaya konabilmesi için gerekli üretim faktörlerinden biri olarak kabul edilen
müteşebbis, diğer üretim faktörleri toprak, emek ve sermayeyi bir araya getirip, birleştirme görevini
üstlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında müteşebbisin fonksiyonları şöyle sıralanabilir: riski ve belirsizliği
üstlenmeli, mal veya hizmet ortaya koymak için üretim faktörlerini tedarik etme ve üretilecek mal ve
hizmetlere karar vererek gerekli girdi bileşimlerini belirleme, taleple ilgili beklentilere göre üretim
miktarını belirleme.
Risksiz Faiz Oranı: Hazine bonosu faizi gibi geri ödenmeme riski olmayan faiz oranıdır.
Enflasyon Pirimi: Finansal piyasaların, beklenen enflasyon oranı nedeni ile riski olmayan reel faiz
oranına eklediği primdir. Örneğin, hazine bonosunun 14 Ekim 1999 günkü yıllık faiz oranı olan % 92
enflasyon primini içermektedir. % 92’ye riski olmayan faiz oranı denmektedir. Bizim her gün izlediğimiz
hazine bonosu faizi riski olmayan reel faiz oranı değil, riski olmayan faiz oranıdır.
Nominal Faiz: Nominal faiz oranı, reel faiz oranı ile beklenen enflasyonun toplamıdır. Ne reel faiz
oranı ne de beklenen enflasyon doğrudan gözlenemediği için, nominal faiz oranının doğru bileşeni
bilenmemektedir. Ancak, genellikle gelecek enflasyonu öngörmek için son dönemlerdeki enflasyon
oranları kullanılmaktadır. Bu nedenle, nominal faiz oranları gözlemlenerek ve geçmiş enflasyon oranları
dikkate alındığında, reel faiz oranları hakkında bir bilgiye ulaşılmış olunur. Neden reel faiz oranları ile
beklenen enflasyon oranının toplamı olan nominal faiz oranı talep edilir? Bunu anlamak için,
enflasyonun olmadığı ve fiyatların hiç değişmediği bir dünyada yaşadığımızı düşünün. Bugün 100
biriktirirsek, bugünkü harcamamızı ertelediğimiz için gelecek yıl 100’den daha fazlasına ihtiyaç
duyarız. Çünkü harcamamızı ertelememizin bedelini isteriz. Diyelim ki bu bedel % 3 olsun. Bu durumda
bugün 100 tasarruf etmenin karşılığında gelecek yıl 103 elde edeceğiz demektir. Diyelim ki 1 adet
elmanın fiyatı 1 olsun. Bu durumda harcamamızı erteleyerek 3 elma daha fazla talep ediyoruz. Burada
% 3 reel faiz oranını göstermektedir. Şimdi enflasyon oranının % 7 olduğunu düşünün. Gelecek yıl
elmanın fiyatı bu durumda 1.07 olacaktır. Eğer hala harcamamızı ertelediğimiz için % 3 talep edersek,
14
www.hedefaof.com
bir yıl sonra sadece 103/1.07 = 96.26 elma alabiliriz. Peki hala 103 adet elma alabilmek için ne kadarlık
bir bedel talep etmeliyiz? Kabaca bir hesap yapıldığında 103 elma almak için talep etmemiz gereken
bedel % 10 olmaktadır. Bu % 10 enflasyon oranı ile reel faiz oranının toplamıdır.
Reel Faiz: Nominal faiz oranının enflasyon oranı ile deflate edilmesi ile ortaya çıkan orandır.
Örneğin, enflasyon oranının % 100 olduğu bir ortamda, verilen faiz oranı % 110 ise reel faiz oranı
verginin olmadığı bir durumda %10 olacaktır.
LIBOR: Londra bankaları arasında günlük olarak belirlenen, dolar mevduatı faiz teklif oranıdır.
Genellikle, üç – altı ay vadeli krediler için geçerli olan bu faiz oranı, uluslararası kredi işlemlerinde
referans olarak kabul edilir.
NAKİT VE İLAVE NAKİT AKIMLARI
Kar: Dördüncü üretim faktörü olarak kabul edilen “teşebbüs” unsurunun üretimden almış olduğu paya
verilen isimdir. Genel olarak, bir firmanın üretimi için yaptığı harcamalarla, bu üretimin piyasada
satılması sonucu elde ettiği gelir arasındaki fark olarak tanımlanan karın günlük ekonomik yaşamda
çeşitli türleri söz konusudur. İşin sahibi olan küçük müteşebbisin elde etmiş olduğu kar içinde,
müteşebbisin kullandığı kendi özkaynaklarının payı ile kar iç içe geçmiş durumdadır. Buna brüt kar
denilmektedir. Anonim şirket tipindeki büyük firmalarda üretimin piyasada satışından elde edilen toplam
gelirden toplam harcamaların çıkartılması ile firmanın muhasebe karı bulunur. Muhasebe karından
ekonomik kar kavramına geçebilmek için, firma sahiplerinin üretimde kendi emek, toprak ve
sermayelerini kullanmaları halinde bu faktörlerin payları olan ücret, rant ve faizin firma gelirinden
çıkartılması gerekmektedir. Saf kar ise, firma gelirinden bütün genel masraflar ödendikten, hammadde ve
üretim faktörlerine gerekli ödemeler yapıldıktan sonra, amortisman ve gelecekteki belirsizlikler için
ayrılan payların ilave edilip toplam gelirden çıkartılmasından sonra kalan farkı ifade etmektedir.
Brüt Kar: Bir şirket müşterisine satmış olduğu her bir birim üründe brüt kar yaratmaktadır. Eğer bu
bir ürün ise brüt kar, ürünün satıldığı fiyat ile bu ürünü üretmek için katlanılan birim işçilik ve malzeme
maliyetleri arasındaki farktır. Örneğin, eğer bir elektrik aracın işletmeye işçilik ve malzeme maliyeti 20
ise ve bu ürün 50’ye satılıyorsa, her birim başına brüt kar 30 olacaktır. Eğer şirket bir hizmet satıyorsa,
brüt kar müşteriye giden faturanın miktarı ve o hizmetin sağlanmasındaki emek, malzeme ve ekipman
maliyetlerinin toplamı arasındaki farktır. Örneğin bir mühendislik şirketi bir plan için 1500 fiyat
biçiyorsa ve bu üretimin maliyeti toplamda 1000 (100’si emek maliyeti olmak üzere) ise, bu durumda
brüt kar her birim sözleşme başına 1500 – 1000 = 500 olacaktır.
Kar Payı: Adi hisse senedi yatırımlarından elde edilen gelirdir. Nasıl ki tahvili elde tutmanın getirisi
faiz kazancı ise, hisse senetlerini elde tutmanın getirisi de karpayıdır. Karpayı hisse senedini aldığınız
firma tarafından ödenir.
Nakit: Kâğıt veya madeni para şeklinde, ödeme aracı olarak elde hazır bulundurulan değerdir.
Nakit Akışı: Bir şirkete, organizasyona, hane halkına ya da herhangi bir finansal kuruma giren ya da
çıkan fiili nakit miktarıdır. Örneğin, bir şirket 100.000’ye bir makine satın almış olsun. Bu 100.000 bir
nakit çıkışıdır.
Serbest Nakit Akışı: Serbest nakit akışı, firmanın bir yıl içindeki toplam nakit girişlerinden,
faaliyetlerin, tüm yatırımların ve vergilerin sebep olduğu nakit çıkışları düşüldükten sonra kalan ve
firmaya fon sağlayan kişilere (alacaklılar, öncelikli ve adi hisse senedi sahipleri) ödenebilecek nakit tutar
demektir. Firmanın pazar değerini serbest nakit akışının büyüklüğü ve riski belirler.
Nakit Akım Tablosu: Belli bir zaman diliminde firmanın nakit girişlerini ve nakit çıkışlarını gösteren
finansal tablodur.
Likit Varlıklar: Bir işletmenin bir değer kaybına uğramadan kısa sürede nakte dönüştürebileceği
varlıklarıdır. Likidite, nakte yakınlık derecesini ifade eden bir kavramdır. Bir varlık, sahibi tarafından ne
kadar kısa sürede ve ne kadar az bir değer kaybıyla nakte dönüştürülebilirse, o kadar likit kabul edilir.
Buna göre en likit varlık işletmenin ya da kişinin sahip olduğu nakit diğer bir deyişle paradır. İstenildiği
15
www.hedefaof.com
anda paraya çevrilebilen devlet tahvilleri bile likit varlıklar iken, bir işletmenin sahip olduğu makinaların
fabrika binalarının likiditesi düşüktür.
Çalışma (İşletme) Sermayesi: Bir işletmenin dönen varlıkları (nakit, menkul değerler, alacaklar ve
stoklar) işletme sermayesi ya da çalışma sermayesi olarak anılır. Bu varlıkların özelliği, işletme
faaliyetleri sırasında bir türden başka bir türe dönüşmeleridir. Örneğin, peşin ödemeyle hammadde
alındığında nakit hammadde stoklarına dönüşmüş olur. Söz konusu hammaddeler üretimde
kullanıldığında sırasıyla önce yarı mamul sonra mamul stoklarına dönüşür. Mamuller satıldığında
alacaklara, alacaklar tahsil edildiğinde ise paraya dönüşür. Böylece nakitle başlayan döngü, tekrar nakitle
tamamlanmış olur. Bu döngüye faaliyet döngüsü, bu döngünün tamamlanması için geçen süreye ise
nakde dönüşüm süresi adı verilir.
Net İşletme Sermayesi: İşletme sermayesi ile kısa süreli borçlar arasındaki farka net işletme
sermayesi adı verilmektedir. Net işletme sermayesi pozitif ya da negatif değer alabilir. Dönen varlıkların
kısa süreli borçlardan fazla olması durumunda oluşan pozitif net işletme sermayesi, dönen varlıkların
uzun süreli kaynaklarla fonlanan kısmını temsil eder. Negatif net işletme sermayesi duran varlıların kısa
süreli kaynaklarla fonlanan kısmıdır.
Likidite: Bir varlığın hızlı bir şekilde ve değerinden kaybetmeksizin paraya çevrilebilme gücüdür.
REKABETÇİ PİYASALAR
Piyasa: Satın almak istedikleri mal, hizmet veya menkul kıymetler için gereken satın alma gücüne sahip
alıcılar ile alıcıların talep ettikleri mal, hizmet veya menkul kıymetlere sahip olup da bunları satmak
isteyen satıcıların amaçlarını gerçekleştirecek şekilde buluşmalarını sağlayacak her türlü ortamdır.
Piyasaların oluşması için belli mekânın oluşma zorunluluğu yoktur. Alıcı ve satıcılar belirli bir mekanda
karşı karşıya gelebilecekleri gibi, telefon, fax, internet, ATM, internet gibi bir çok değişik iletişim ortamı
kullanarak da karşılaşabilirler.
Mal Piyasası: Mal bir gelir sağlamak amacıyla ticareti yapılan ticari bir varlıktır. Hizmetlerde bu
kapsamda değerlendirilmektedir. Mal piyasaları mal ve hizmetler ile bu mal ve hizmetlerin üretiminde
kullanılan üretim faktörlerinin ticaretinin yapıldığı piyasalardır. Bu piyasalara enerji piyasası, altın
piyasası örnek gösterilebilir.
Finansal Piyasa: Bu piyasalara finansal varlık piyasaları da denilmektedir. İşletmelerinin veya fon
gereksinimi olan kuruluşların fon talepleri ile fon arz edenlerin fon arzının karşılaştığı piyasalardır.
Finansal araçlar veya varlıklar fiziki mallardan farklı olarak, taşıyıcısına direkt olarak bir hizmet
sağlamaz, genellikle finansal varlıkları satan (fon talep eden) kurumların varlıkları üzerinde bir talep
hakkı doğururlar. Finansal varlık; hisse senedi niteliğinde ise bir ortaklık ilişkisi doğurur. Bu piyasalarda
genellikle menkul kıymetler işlem görmektedir. Bir başka ifade ile finansal piyasalar tasarruf yapanlar
(fon arz ederler) ile yatırım yapanların (fon talep edenler) karşılaştığı piyasalardır. Fon fazlası ve fon
gereksinimi olanlarının varlığı piyasaların varlığını oluşturur.
Sermaye Piyasası: İşletmelerin, özellikle halka açık anonim ortaklıkların orta ve uzun vadeli fon
gereksinimlerini karşıladıkları bir faktör piyasasıdır. Bir başka ifade ile sermaye piyasaları, uzun vadeli
fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalardır.
Birinci El Piyasa: Finansaman gereksinimlerinin karşılanmak amacıyla ihraçları planlanan menkul
kıymetlerin ilk satışının gerçekleştirildiği piyasalardır. Birinci el piyasalarda menkul kıymetlerin satışının
gerçekleştirilmesi, ihracı yapan şirket veya kuruma nakit girişi sağlar. Birinci el piyasalara ilk ihraç
piyasaları da denilmektedir.
İkinci El Piyasa: Menkul kıymetlerin birici el piyasada satıldıktan sonra, yatırımcıların almış
oldukları menkul kıytmetleri satmaları veya bir başka yatırımcıdan menkul kıymet almaları şeklinde
işlemlerin gerçekleştirildiği piyasalara ikinci el piyasa denilmektedir. İkinci el piyasalar menkul
kıymetlerin likiditelerini sağlar. İkinci el piyasada yapılan işlemler menkul kıymet ihraç etmiş olan şirkete
nakit girişi sağlamaz.
16
www.hedefaof.com
Piyasa Derinliği: Piyasada gerçekleşen işlem miktarı veya tutarını ifade etmektedir.
Piyasa Genişliği: Piyasada işlem gören menkul kıymet veya finansal araç çeşitliliğini ifade
etmektedir.
Para Piyasası: Kısa vadeli fon arz ve talebinin karşılandığı piyasalara para piyasası denilmektedir.
Spot Piyasa ve Vadeli Piyasa: Vadeli işlemler piyasasında işlem gören forward sözleşmeler, gelecek
sözleşmeleri, opsiyonlar gibi türev enstrümanlar hisse senedi, tahviller vb. gibi spot piyasa
enstrümanlarına dayanak olarak çıkarıldıklarından spot ve vadeli işlem piyasaları arasında yakın bir ilişki
vardır. Her malın bir spot fiyatı vardır. Spot fiyat, peşin fiyat olarak da ifade edilmektedir. O halde spot
fiyattan kasıt malın hemen tesliminde geçerli olan pazar fiyatıdır. Örneğin, bir marketten bir kilo
mercimek aldığımızda ödediğimiz fiyat mercimeğin spot fiyatıdır. Benzer biçimde bir külçe altını hemen
teslim yoluyla satın aldığımızda ödenen bedel de spot fiyat olacaktır. Bu kapsamda bir külçe altının peşin
pazarda hemen teslim yoluyla satın alınabileceği gibi, gelecekte belirli bir tarihte teslim koşuluyla da
(vadeli işlem sözleşmeleri aracılığıyla) satın alınabileceği unutulmamalıdır. Vadeli işlem, anlaşmanın
bugün yapılmasına rağmen anlaşma yükümlülüklerinin gelecekte yerine getirilmesi sürecine genel olarak
verilen isimdir. Belirli bir miktar veya nitelikteki ürünü (ya da finansal enstrümanı) belirli bir vadede,
önceden belirlenen fiyattan alma veya satma yükümlülüğü veren sözleşmelere vadeli işlem sözleşmeleri
denir.
Tezgahüstü Piyasa: Finansal araçların alım-satım işlemlerinin belli kurallara bağlanmadığı ve bu
işlemlerin herhangi bir fiziksel mekâna bağlı kalmadan yapıldığı piyasalar tezgahüstü piyasalardır.
Tahtakale piyasası ülkemizde tezgahüstü piyasalara örnek gösterilebilir. Bu piyasalar organize olmuş
piyasalardan daha yüksek işlem hacmine sahiptir ve organize piyasaların önemli bir alternatifidir.
Tezgahüstü piyasalarda aracılar yüz yüze değil, birbirlerine telefon ve internet ağları ile bağlanarak işlem
yaparlar. İşlemler genellikle iki finansal kurum ya da bir finansal kurum ile kurumsal müşterisi arasında
yapılmaktadır. Finansal kurumlar işlem hacmi yoğun olan enstrümanlarda piyasa yapıcısı olarak faaliyet
gösterirler. Bu nedenle finansal kurumlar alış ve satış fiyatlarını belirleme üzerinde etkilidir. Tezgahüstü
piyasalarda yapılan telefon görüşmeleri genellikle kayıt altına alınmaktadır. Sözleşme üzerine herhangi
bir anlaşmazlık olduğunda, bu anlaşmazlığı çözmek için bu kayıtlara başvurulmaktadır.
Derecelendirme: Derecelendirme bir varlığın taşıdığı bazı özelliklerin kalite düzeyinin belirlenmesini
ifade etmektedir. Finansal piyasalar açısından derecelendirme farklı anlamda kullanılmaktadır.
Derecelendirme özellikle uluslararası piyasalardan kaynak sağlayan ülke ve kuruluşların dış borç anapara
ve faiz ödemelerini zamanında ödeyememe riskini ölçmek için kullanılan bir araçtır.
Tam Rekabet Piyasası: Bir mal için tek bir fiyatın geçerli olduğu ve bu fiyatın da sadece arz ve talep
tarafından belirlendiği piyasa türüdür. Tam rekabet piyasasının dört özelliğinden bahsedilebilir:
Piyasada Çok Sayıda Alıcı ve Satıcının Olması Gerekir: Bu koşulun bir sonucu olarak, hiçbir alıcı ya
da satıcı fiyatları etkileyememeli ve firmalar birbirinden bağımsız olarak hareket edebilmelidir. Piyasada
yer alan taraflar, yani alıcı ve satıcılar, piyasa arz ve talebini etkileyemeyecek kadar küçük olmalıdır.
Piyasadaki Firmalar Tarafından Satılan Ürünler Homojen Olmalıdır: Bu piyasadaki her firma
tarafından satılan ürün, başka bir firma tarafından satılan ürünün tam ikamesi olmalıdır. Homojenlik
koşulu olarak da adlandırılan bu özellik kapsamında, tüketiciler aynı olduklarına inandıkları ürünün, çok
sayıdaki satıcıları arasında tercih yapabilmelidir.
Piyasadaki Taraflar Fiyat, Kalite vb. gibi Konular Hakkında Tam Bilgiye Sahip Olmalıdır: Açıklık ya
da tam bilgi koşulu olarak da adlandırılan bu özellik çerçevesinde, tüketiciler seçeneklerin tümüne ait
bilgilere sahip olmalıdır.
Firmalar Herhangi Bir Ciddi Engel Olmaksızın Piyasaya Serbestçe Girebilmeli ve Çıkabilmelidir:
Örneğin kaynaklar, kaynak akışkanlığını engelleyen kamusal düzenlemeler olmaksızın piyasanın içine
veya dışına hareket edebilmelidir. Bu durum mobilite koşulu olarak da isimlendirilmektedir.
17
www.hedefaof.com
Detaylı bilgi için Marc Levinson, Guide to Financial Market,
Bloomberg Press, 2010, UK kitabına bakınız.
ETKİN SERMAYE PİYASALARI
Tesadüfî Yürüyüş: Menkul kıymet fiyatlarının tesadüfi olarak hareket ettiği ve öngörülemez olduğu
durumdur. Diyelim ki yatırımcı Gamze Hanım hisse senedi fiyatlarının öngörülebilir olduğunu
gözlemledi. Bu bir yatırımcı için bulunmaz bir fırsattır. Eğer yatırımcılar, hisse senedi fiyatlarını
öngörmek için Gamze Hanımın modelini kullanırlarsa, bu durumda modelin fiyatlarının yükseleceğini
gösterdiği hisse senetlerini alıp, düşeceğini belirttiği hisse senetlerini satarlarsa sürekli karlar elde
edebilirler.
Etkin Sermaye Piyasaları: Etkin sermaye piyasaları, menkul kıymet fiyatlarının piyasaya yeni gelen
bilgiye anında tepki verdiği ve menkul kıymet fiyatlarının menkul kıymete ilişkin tüm bilgileri yansıttığı
piyasalar olarak tanımlanmaktadır. Geçmiş 20 yılın en ilginç ve önemli akademik çalışmaları sermaye
piyasalarının etkinliğini test etmiştir. Bu araştırmaların bulguları yatırımcılar ve portföy yöneticileri için
önemli çıkarımlar sağlanması açısından önemlidir.
Etkin Piyasalar Hipotezi: Etkin piyasalar hipotezine göre, menkul kıymet fiyatları pazara ulaşan
tüm bilgileri yansıtmaktadır. Rekabet koşullarının geçerli olduğu piyasalarda bir mal veya hizmetin fiyatı,
o mal veya hizmetin arz ve talebinin eşitlenmesi ile ortaya çıkar. Bu fiyat, aynı zamanda herkesin
ulaşabildiği bilgilere dayanan ve tarafların üzerinde uzlaştığı fiyat olacaktır. Yeni gelen bir bilgi, piyasa
tarafından yorumlanır ve ortaya o mal veya hizmet için yeni fiyat çıkar. Yeni bilgi girişi hisse senetleri
fiyatlarını etkilemektedir. Etkin Piyasalar Hipotezi’ne göre hisse senedi fiyatı, herkes tarafından
ulaşabilen bilgiyi yansıtır. Bu hipotezin sadece hisse senetleri piyasasında değil, tüm piyasalarda geçerli
olduğunu savunulur. Hipoteze göre piyasa etkinliği, fiyat uyarlamasının, yeni bilgi karşısında hangi hızda
ve hangi doğrulukta gerçekleştiğine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle, piyasaya yeni giren bilgi sonucunda,
fiyatlar yeni bilgiye doğru ve hızlı bir biçimde uyarlanıyorsa o piyasa etkindir. Bu teoriye göre etkin bir
piyasada bir yatırımcının anormal getiri sağlaması mümkün değildir. Fama etkin piyasayı mevcut tüm
bilgilerin fiyatlara tam olarak yansıması olarak tanımlamıştır. Fama, piyasa etkinliğini bilgi girişinin
çeşitlerine göre sınıflandırmıştır. Buna göre etkin piyasalar hipotezi derecelerine göre üç gruba
ayrılmıştır:
Zayıf Formda Etkin Piyasa: Hipotezin en düşük derecesidir. Zayıf formda etkinlikte, yatırımcının
geçmiş fiyat hareketlerini kullanarak normalin üstünde getiri elde edemeyeceği varsayılır. Buna göre
teknik analiz, zaman serileri ve benzer analizlerin hiçbir yararı yoktur.
Yarı Formda Etkin Piyasa: Hipotezin ikinci derecesi olan yarı güçlü formda bir piyasada yatırımcının
geçmiş fiyatlara ek olarak, kamuya açıklanmış bilgileri kullanarak normalin üstünde getiri
sağlayamayacağı varsayılır. Temel analiz, mali tablolar analizi ya da şirketlerle ilgili diğer güncel bilgiler
yatırım kararı verilirken dikkate alınmamalıdır.
Güçlü Formda Etkin Piyasa: Hipotezin en yüksek derecesi olan güçlü form etkin bir piyasada ise
yatırımcının, kamuya açıklanmamış özel bilgilerle normalin üstünde getiri sağlayamayacağı
varsayılmaktadır. Piyasa güçlü formda etkin olduğunda, o piyasada hiçkimse -içeriden öğrenenler, büyük
fon yöneticileri, en önemli analistler- anormal getiri elde edemezler.
Zayıf, yarı güçlü ve güçlü formda etkinlik nedir? Açıklayınız.
Anomali: Fama’nın ortaya koyduğu etkin piyasalar hipotezinin varsayımına göre hiçbir yatırımcı
normalin üstünde getiri sağlayamaz. Ancak etkin piyasalar hipotezinin ortaya koyduğu bu varsayım ile
çelişen ampirik bulgulara rastlanmıştır. Hipotez ile bağdaşmayan bu bulgulara normalden sapma
anlamına gelen “anomali” denmektedir.
18
www.hedefaof.com
TEMSİL (ACENTA PROBLEMİ) PROBLEMİ
Temsilcilik Sorunu (Agency Problem): Halka açık anonim şirket olarak isimlendirilen şirketlerde,
sermaye hisseleri patronun kim olduğunun belli olmayacağı şekilde dağılmış olabilir. Bu durumda,
ellerine önemli bir güç geçmiş olan şirket yöneticileri, kendi kişisel kazançlarını ön plana çekerek,
hissedarların servetinin maksimizasyonu hedefinden sapma gösterebilirler. İş güvenliği, yaşam biçimi,
şoförlü lüks arabalar, pahalı klüp üyelikleri, işadamı sınıfında seyahatler, 5 yıldızlı otellerde
konaklamalar, aşırı lüks biçimde döşenmiş ofisler vs.’ nin tümü, aslında hissedarlardan yöneticilere servet
transferi anlamını taşır ve bu sorun finans literatüründe temsilcilik sorunu olarak bilinmektedir.
Üzerinde görüş birliği sağlanan mekanizmalardan biri pazar güçleridir.
Gelişmiş pazar
ekonomilerinde, yatırım fonları ve yatırım ortaklıkları, hayat sigorta şirketleri, emeklilik fonları gibi
kurumsal yatırımcılar anonim şirket hisselerine blok halinde yatırım yapmaktadırlar. Bu kurumsal
yatırımcılar şirkette bir temsilcilik sorunu olduğunu hissettiği anda, oy haklarını kullanarak şirket
yönetimini değiştirebilirler. Bir başka pazar mekanizması ise düşmanca ele geçirme’dir. Düşmanca ele
geçirme bir şirketin mevcut yönetim kurulunun desteklemediği bir başka şirket ya da grup tarafından satın
alınmasıdır. Bu tür ele geçirmeler, şirketin iyi yönetilmediği, bu nedenle de hisselerin cari pazar
değerinin, gerçek değerin altında olduğu düşüncesiyle yapılır. Düşmanca ele geçirmelere karşı
uygulanabilecek bazı taktikler varsa da, ele geçirilme ve işini kaybetme korkusu, yöneticileri hissedarların
çıkarları doğrultusunda hareket etmeye zorlayan bir etkendir. Diğer bir mekanizma, şirket hissedarlarının
temsilcilik maliyetleri adı verilen bazı maliyetlere katlanarak yönetici – hissedar çıkar çatışmalarını en aza
indirmektir. Temsilcilik maliyetleri, iç denetim sistemlerinin kurulması, yöneticilerin dürüst olmayan
davranışlarının sebep olacağı muhtemel şirket zararlarının telafisi için mali sorumluluk sigortası
yaptırılması ve yöneticileri hissedarların çıkarlarına hizmet etmeye özendiren mali teşvik sistemlerinin
geliştirilmesi için katlanılan maliyetlerdir.
Temsilsilcilik sorununa rağmen anonim şirketlerin hayatlarını
sürdürmelerine yardımcı olan mekanizmaları açıklayınız.
Kurumsal Yönetim: Kurumsal yönetim, yöneticilerin sorumluluğunu ortakların sorumluluğundan
daha geniş bir kapsamda tanımlayan bir yönetim anlayışıdır. Yönetim şirket ortakları dışında; şirketin
müşterilerine, çalışanlarına, tedarikçilerine ve toplumdaki diğer çıkar sahiplerine karşı da sorumludur. Bu
sorumluluğun yerine getirilmesi açısından temel gereklilikler; şirket yönetiminin kararlarını adil ve
sorumluluk duygusuyla alması, şeffaflık ve hesap verilebilirliktir.
Entelektüel Sermaye: Bu güne kadar bu konu üzerinde çalışanların hem fikir oldukları bir
entelektüel sermaye tanımı bulunmamaktadır. Çeşitli yazarlar entelektüel sermayeyi farklı biçimlerde
tanımlamışlardır. Hugh Mc Donald entelektüel sermayeyi bir kuruluşun içinde bulunan ve ilave avantaj
yaratmada kullanabileceği bilgi olarak tanımlamaktadır. Bu tanım entelektüel sermayenin ne olduğundan
çok neye yaradığını anlatır. Thomas A. Steward ise entelektüel sermayeyi zenginlik yaratmak üzere
kullanıma sokulabilecek entelektüel malzeme, yani; bilgi, enformasyon, entelektüel mülkiyet ve deneyim
olarak ifade etmiştir. Gutherie’den “bir işletmenin gayri maddi varlıklarının değeridir” şeklinde bir başka
tanım gelmiştir. Grafsan ve Leif Edvisson “insan persfektifinden geleceğin değerlerini yaratmada
yardımcı olabilecek kazanılmış anlayışların toplamıyla birlikte ilişkileri de kapsayan bir kavramdır”
diyerek entelektüel sermyeyi tanımlamışlardır. David Klein ve Laurence Prusak ise daha yüksek değerli
bir varlık üretmek üzere formalleştirilmiş, elde edilmiş, harekete geçirilmiş entelektüel malzeme olarak
entelektüel sermayeyi tanımlayarak bir başka bakış açısı getirmişlerdir. Bu tanımın üstün tarafı
entelektüel sermaye ve malzeme arasında bir ayrıma gitmesidir. Annie Brooking’e göre entelektüel
sermayenin tanımı ise işletmenin faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan maddi olmayan varlıkların tümü
şeklindedir. Yine entelektüel sermaye kavramı muhasebe açısından defter değeri ile piyasa değeri
arasındaki fark olarak ifade edilmiştir. Union Fenosa (İspanya’nın en büyük firmalarından birisi) ise
“entelektüel sermaye şimdi ve gelecekte, örgütün kar yaratma yeteneğini güçlendiren soyut varlıkların
toplamıdır” şeklindeki ifadesiyle konuya farklı bir tanımla yaklaşmıştır. Görüldüğü gibi entelektüel
sermaye birçok yazar veya kurum tarafından farklı şekilde ifade edilmiştir. Bu tanımların ulaştığı
19
www.hedefaof.com
sonuçlardan yola çıkarak bir entelektüel sermaye tanımı yapmak gerekirse; entelektüel sermaye bir
işletmenin içinde bulunan ama bilançolarında tam olarak görülemeyen, işletmeye rekabet üstünlüğü
sağlayan, geleceğin değerlerini yaratan, işletmedeki maddi olmayan varlıkların tümünü kapsayan, bilgi,
enformasyon, entelektüel mülkiyet ve deneyimin değere dönüşmüş biçimidir.
VERGİLER
Vergi: Kamu giderlerini karşılamak üzere, devletin, vergileme yetkisine dayanarak ve tek taraflı olarak,
kişilerin gelir ve servetlerinden, cebren aldığı ekonomik değerdir.
Vergi Oranı: Vergi matrahına uygulanarak alınacak verginin niceliğini saptayan sayıdır. Vergi
oranları 3 biçimdir: Matrah ne olursa olsun vergi oranı değişmezse düz oranlı (sabit vergi), matrahın
büyümesiyle vergi oranıda büyürse artan oranlı, matrah büyüdükçe vergi oranı küçülürse azalan oranlı
vergi adını alır. Örneğin ülkemizde uygulanan kurumlar vergisi düz oranlı, gelir vergisi artan oranlıdır.
Azalan oranlı vergiye ise araç vergileri örnek gösterilebilir.
Vergi Matrahı: Ticari kara vergi kanunlarının uygulanarak, vergiye esas karın belirlenmesi,
üzerinden vergi hesaplanacak parasal tutardır.
Kurumlar Vergisi: Kurumlar Vergisi, kurum kazançları üzerinden alınan bir vergi türüdür. Aşağıda
yazılı kurumların kazançları Kurumlar Vergisi'ne tabidir. Sermaye şirketleri, Kooperatifler, İktisadi
Kamu Müesseseleri, Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler, 3239 sayılı Kanunun 71'inci maddesiyle
eklenen bent ile İş ortaklıkları. Ülkemizde kurumlar vergisi oranı % 20 olarak hesaplanmaktadır.
Gelir Vergisi: Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı
içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Gelire giren kazanç ve iratlar şunlardır: Ticari
kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul
sermaye iratları, diğer kazanç ve iratlar. Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, yukarıda yazılı kazanç ve
iratlar, gelirin tespitinde gerçek ve safi miktarları ile dikkate alınır.
Vergi Kalkanı (Vergi Tasarrufu): Verginin işletmenin sermaye yapısı üzerindeki etkisi, temel
olarak kaynak (sermaye) maliyeti belirlenirken ortaya çıkar. Vergi, kullanılan finansman kaynağının
niteliğine göre; maliyeti arttırır, maliyeti azaltır veya maliyeti etkilemez. Genel olarak, yabancı
kaynakların sağlanması sırasında ödenen faiz ve yapılan benzeri ödemeler, vergi matrahının
belirlenmesinde gider olarak indirim konusu yapılmaktadır. Bunlardan dolayı işletmenin kullandığı
yabancı kaynağın (borcun) gerçek maliyeti, vergi oranına bağlı olarak değişmekle birlikte ödenilen
faizden daha düşüktür. İşletmeler borç/özkaynaklarını, borçlarının arttırılması yoluyla arttırarak, bir başka
ifadeyle finansman kaldıracını yükselterek kaynak maliyetlerini azaltma olanağına sahiptirler. Bu olanak
vergi kalkanı olarak bilinmektedir.
Vergi Tasarrufu Etkisi: Borçlananarak elde edilen fonlar için ödenen faiz giderlerinin vergi
matrahını azaltması ödenecek verginin daha az bir tutar üzerinden hesaplanmasına yol açmakta bu da
şirketin daha az vergi ödemesine neden olmaktadır. Bu duruma vergi tasarrufu etkisi denir.
Vergi Tercihleri Kuramı: Sermaye kazançlarının, firmanın dağıttığı kar paylarından daha düşük
oranlarda vergilendirildiği durumlarda; ortakların daha az vergi ödemek düşüncesiyle sermaye
kazançlarını kar paylarına tercih etiğini vurgulayan kuramdır.
Vergiden Kaçınma: Vergi kanunlarının firmaları korumak için izin verdiği bazı avantajlardan
yararlanma durumudur. Örneğin firmada duran varlık olarak kullanılan bir fotokopi makinası satıldığında
elde edilen kar o yılın vergi matrahına ilave edilmez ve ayrı bir hesapta izlenebilir.
Vergi Kaçırma: Vergi kanunlarına aykırı olarak karların vergi matrahına ilave edilmemesi.
Transfer Fiyatlandırması: Transfer fiyatlandırması ilişkili şirketlerin kendi aralarındaki mal veya
hizmet transferlerinde bu ürün veya hizmetler için belirledikleri fiyatlandırmadır. Bu yöntemle
birbirleriyle ilişkili şirketler birbirlerine fon transferini gerçekleştirme şansını yakalarlar ve bu şirketler
daha az vergi yüküne sahip olan bölümüne aktarılan fonlarla birlikte toplamda daha az vergi yükü altında
kalmış olurlar. Özellikle uluslararası şirketlerin değişik ülkelerde bulunan şubelerine veya
20
www.hedefaof.com
yapılanmalarına dönük gerçekleştirdikleri bu tarz işlemler yerel vergi otoritelerinin vergi matrah
tabanlarının aşınmasına yol açtığı için son yıllarda devletler bu tarz şirketlerin kendi aralarındaki
işlemlerde uyguladıkları fiyatları "transfer fiyatları" inceleme altına almakta veya belirleme yoluna
gitmektedir. Transfer fiyatlaması bir vergi kaçırma olayının ifadesi değildir. Transfer fiyatlaması, bağlı
şirketler arasında gerçekleşen bir fiyatlama sistemidir. Bu şirketler arasındaki transferlerde uygulanacak
fiyat tespitinin bir iktisadi gereklilik olduğu tartışmasızdır. Örümcek ağları gibi dünyayı saran şirket
büyümeleri ve birleşmeleri dikkatlerin bu konuda yoğunlaşmasına neden olmuştur. Konuyu vergi
idarelerinin takibe almasına ve araştırmasına yol açan etken ise, bu sistemin yanıltıcı amaçlarla
kullanılmasından başka bir şey değildir. Şirketler arasındaki fiyatın, vergi kaçırma amacı ile değiştirilmesi
halinde hükümetler önemli gelir kayıplarına uğrayacaklardır.
RİSK FARKLIĞI
Sistematik Risk: Genel ekonomik, politik ve sosyal çevredeki değişmelerden kaynaklanan ve karakteri
itibariyle tüm menkul kıymetlerin getirilerindeki değişmeyi sistematik olarak aynı anda etkileyen (etkinin
derecesi farklı olabilir fakat; yönü genellikle aynıdır) risktir. Bu riski menkul kıymetler arasında bir
çeşitlendirme yaparak kaldırmak ya da minimize etmek mümkün değildir.
Sistematik Olmayan (Çeşitlendirilebilir) Risk: Menkul kıymeti ihraç eden firmadaki ya da belli bir
endüstri kolundaki değişmelere bağlı olan risktir. Bu risk ise ortadan kaldırılabilir ya da minimize
edilebilir.
Standart Sapma: Bir istatistiksel serinin terimlerinin ortalama değerden ne kadar sapma
gösterdiklerini ölçmeye yarayan istatistiksel bir ölçüdür. Bir seriye ait terimlerin, serinin aritmetik
ortalamasından farklarının kareli ortalaması olarak tanımlanır. Standart sapma ölçüsü finansta riskin bir
ölçütü olarak kullanılmaktadır.
Beta Katsayısı: Bir menkul kıymetin sistematik riskinin bir ölçüsüdür. Bir menkul kıymetin getirisi
hem firmaya özgü karakteristiklerden hem de faiz oranları gibi piyasa dinamiklerinden etkilenebilir. Beta,
bir menkul kıymetin getirisinin piyasa dinamiklerine duyarlılığının bir ölçüsüdür. Sistematik riski düşük
olan menkul kıymetin beta değeri 1’den küçükken, sistematik riski yüksek olan menkul kıymetin beta
değeri 1’den büyüktür. Betası 2.4 olan bir hisse senedinin durumunda, piyasa % 1 arttığında (düştüğünde)
hisse senedinin fiyatı % 2.4 artmaktadır (düşmektedir). Beta 0.5 ise bu durumda piyasa % 1 arttığında
(düştüğünde) hisse senedinin fiyatı % 0.5 artmaktadır (düşmektedir).
Varyasyon Katsayısı: Yatırımları değerlendirirken, daha yüksek getiri beklerken, daha düşük risk
aranmaktadır. Ancak iki yatırım projesine karşılaştırırken hangi projenin risk ve getiri ölçütlerini bir arada
kullanarak tercih edilebileceğini söyleyebilmek için bir başka ölçüte daha bakmak gerekir. Bu ölçüt
onların göreceli riskliliğini bize veren varyasyon katsayısıdır. Varyasyon katsayısı, her bir birim getirinin
riskini vermektedir. Buna gore, riskten kaçan yatırımcı daha düşük varyasyon katsayısı olan projeleri
tercih edecektir.
A hisse senedinin varyasyon katsayısı 1.3, B hisse senedinin
varyasyon katsayısı 1.8, C hisse senedinin varyasyon katsayısı 1.1’dir. Riski seven bir
yatırımcı iseniz, hangi hisse senedini tercih ederdiniz?
ETİK
Son zamanlarda yaşanan gerek küresel büyüklükteki ekonomik krizler gerekse firma bazındaki yönetim
skandalları mesleki etik ve ahlak kavramlarını bir kez da gündeme taşımıştır. Etik bir insanın doğru ile
yanlışı ayırt ederken dikkate aldığı kişisel kriterler olarak tanımlanabilir. Meslek etiği ise mesleki
davranışla ilgili olarak neyin doğru neyin yanlış, neyin haklı ya da haksız olduğu hakkında inançlara
dayalı ilkeler ve kurallar bütünüdür. Dolayısıyla finans alanında kariyer yapmak isteyenlerin mesleki
değerler ve etik konularında temel bilgilerle donanması zorunlu hale gelmektedir. Nitekim Uluslararası
Muhasebeciler Federasyonu (International Federation of Accountants–IFAC) tarafından hazırlanan ve
21
www.hedefaof.com
2005 yılından itibaren geçerli kabul edilen, dünyanın IFAC üyesi olan tüm muhasebe örgütleri tarafından
uygulanması gerekli olan muhasebeci eğitimi standartlarında, muhasebe eğitim programlarında yer alan
etik değerler ve davranışlar kapsamının aşağıdaki unsurları içermesi gerekmektedir:
•
Toplum çıkarları ve sosyal sorumluluk duyarlılığı,
•
Sürekli gelişim ve yaşam boyu öğrenme,
•
Güvenilirlik, sorumluluk, zamanlılık, saygı,
•
Yasalar ve düzenlemeler.
Muhasebe mesleğinde etik dışı davranışlara yol açan nedenlerse aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Kişisel nedenlere bağılı olarak;
•
Etik ölçüleri farklı yorumları
•
Kişinin bencil davranması
•
Etik ikilemler
•
Mesleki bilgi yetersizliği
Dışarıdan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak;
•
İşletme yönetiminin etik davranışları algılama farkı
•
Rekabet
•
Meslek ücretleri
•
Karşılıklı güvensizlik
•
Sahte ve yanıltıcı belge
•
Etik davranışların esnetilmesi
Finansal piyasalarda en sık gözlemlenen etik dışı davranışlar ise içerden öğrenenlerin ticareti ve
manipülasyondur.
İçeriden Öğrenenler Ticareti: Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya
açıklanmamış bilgileri kendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanarak, sermaye
piyasasında işlem yapanlar arasındaki fırsat eşitliğini bozacak şekilde yarar sağlamak veya bir zararı
bertaraf etmek, içeriden öğrenenler ticaretidir. İçeriden öğrenenler ticareti şirketlerin işlerini çok
yakından izleyen kişiler için söz konusudur. Şirketlerin patronları, yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri,
muhasebe ve benzeri servilerde çalışanlar, bu kişilerle yakın kişiler içinde olan başka kişilerdir. Gelişmiş
ülkelerde içeriden öğrenenlerin ticareti yasalar ile yasaklanmıştır.
Manipülasyon: Manipülasyon, insanları kandırarak bir menkul kıymeti almaya veya satmaya sevk
etmeye veya menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyede tutmaya yönelik davranışlardır. Manipülasyonla
ilgili, menkul kıymet piyasalarında arz ve talebin serbest bir şekilde karşı karşıya gelerek fiyatları
belirlemesine yönelik sürecin kasıtlı olarak engellenmesi şeklinde yapılan tanımlar da mevcuttur. Bu
tanımlara göre (1) arz ve talebin serbest bir şekilde etkileşimini engelleyerek fiyat mekanizmalarına
müdehalede bulunmak, (2) insanları kandırarak bir menkul kıymette işlem yapmaya sevk etmek, (3)
menkul kıymet fiyatını yapay bir seviyede tutmak, maksadıyla tasarlanan eylemler manipülatif olarak
kabul edilmektedir.
Spekülasyon
gelmediğine dikkat ediniz.
ve
Manipülasyon
22
www.hedefaof.com
kavramlarının
aynı
anlama
Özet
Etkin piyasalar, menkul kıymet fiyatlarının
piyasaya yeni gelen bilgiye anında tepki verdiği
ve menkul kıymet fiyatlarının menkul kıymete
ilişkin tüm bilgileri yansıttığı piyasalar olarak
tanımlanmaktadır. Etkin piyasalar derecelerine
göre, zayıf formda etkin, yarı güçlü formda etkin
ve güçlü formda etkin olmak üzere üçe
ayrılmaktadır.
Temel finansal kavramlar, finansın temel
konuları göz önünde bulundurularak on kategori
altında sınıflandırılmıştır. Bunlar; risk – getiri
ilişkisi, paranın zaman değeri, nakit, ilave nakit
akımları, rekabetçi piyasalar, etkin sermaye
piyasaları, temsil (acenta) problemi, vergiler, risk
farklılığı ve etiktir.
Risk ve getiri yatırım kararlarının alınması
açısından önem taşımaktadır. Risk beklenen
getirinin gerçekleşen getiriden sapma olasılığı
iken, getiri bir yatırımdan belirli bir dönem içinde
yapılan yatırıma karşılık elde edilen gelirdir.
Halka açık anonim şirket olarak isimlendirilen
şirketlerde, sermaye hisseleri patronun kim
olduğunun belli olmayacağı şekilde dağılmış
olabilir. Bu durumda, ellerine önemli bir güç
geçmiş olan şirket yöneticileri, kendi kişisel
kazançlarını ön plana çekerek, hissedarların
servetinin maksimizasyonu hedefinden sapma
gösterebilirler bu sorun temsilcilik problemi
olarak adlandırılır.
Paranın zaman değeri finans alanında özellikle
yatırım projelerinde ve menkul kıymet
fiyatlamasında kullanılmaktadır. İskonto oranı ve
bugünkü değer kavramları paranın zaman
değerinin hesaplanmasında en çok kullanılan
kavramlardandır. İskonto oranı gelecekteki nakit
akışlarının bugünkü değerini hesaplamakta
kullanılan faiz oranı; bugünkü değer ise gelecekte
elde edilecek getirileri, belli bir faiz veya iskonto
oranından başlangıç yılında indirgemektedir.
Bir finans yöneticisi hangi alanda karar alırsa
alsın, vergi faktörünü dikkate almak zorundadır.
Finansman yöneticisi mevcut risk düzeyinde daha
yüksek getirili ya da mevcut getiri düzeyinde
daha düşük riskli yatırımları tercih etmelidir.
Genel anlamda risk sistematik ve sistematik
olmayan riskler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Sistematik riskler enflasyon, faiz, döviz kuru gibi
faktörlerden meydana gelen, bütün işletmeleri
belirli ölçülerde etkileyen risklerdir. Sistematik
olmayan riskler ise firmanın kendisinden
kaynaklanan yönetim hataları, iflas riski gibi
riskler olup sadece firmanın kendisini etkiler.
Finansal
yönetimin
amacının
kar
maksimizasyonundan değer maksimizasyonuna
yönelmesinin nedeni nakit kavramıdır. Çünkü
muhasebe ilkeleri gereği firmaların dönem sonu
net karı ile dönem sonu nakit miktarı aynı
değildir. Nakit, kâğıt veya madeni para şeklinde,
ödeme aracı olarak elde hazır bulundurulan
değerdir. Kar, bir firmanın üretimi için yaptığı
harcamalarla, bu üretimin piyasada satılması
sonucu elde ettiği gelir arasındaki fark olarak
tanımlanmaktadır.
Etik davranışlar finansal yönetim açısından
oldukça önemlidir. Örneğin bir firma çalışanı,
şirket içinden bir bilgiyi gizlice dışarıya sızdırıp
haksız bir şekilde kazanç elde ederse hem
“insider trading” suçu işlemiş olur, hem de etik
dışı bir davranışta bulunmuş olur. İçeriden
öğrenenler ticareti sermaye piyasası araçlarının
değerini
etkileyebilecek,
henüz
kamuya
açıklanmamış bilgileri kendisine veya üçüncü
kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanarak,
sermaye piyasasında işlem yapanlar arasındaki
fırsat eşitliğini bozacak şekilde yarar sağlamak
veya bir zararı bertaraf etmek olarak
tanımlanabilir.
Piyasa yapısı firmaların davranışlarını etkileyen
bütün özellikleri anlatmaktadır. Finans yöneticisi
firmanın içinde bulunduğu piyasanın özelliklerini
iyi analiz etmeli ve piyasa yapısına uygun
kararlar almalıdır. Tam rekabet piyasası bir mal
için tek bir fiyatın geçerli olduğu ve bu fiyatın da
sadece arz ve talep tarafından belirlendiği piyasa
türüdür.
23
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. X hisse senedinin varyasyon katsayısı 0.8, Y
hisse senedinin varyasyon katsayısı 1.2, Z hisse
senedinin varyasyon katsayısı 1.5, W hissesinin
varyasyon katsayısı 1.7 ve Q hisse senedinin
varyasyon katsayısı 2’dir. Riskten kaçan bir
yatırımcı olarak aşağıdaki hisse senetlerinden
hangisine yatırım yapmayı tercih edersiniz?
5. 6 ayda bir faiz hesaplamalı, nominal faiz oranı
% 20 ise, efektif faiz oranı kaç olur?
a. X
d. % 19
b. Y
e. % 21
c. Z
6. Finansaman gereksinimlerinin karşılanmak
amacıyla ihraçları planlanan menkul kıymetlerin
ilk satışının gerçekleştirildiği piyasalara ne ad
verilmektedir?
a. % 10
b. % 13
c. % 16
d. W
e. Q
a.
2. İnsanları kandırarak bir menkul kıymeti
almaya veya satmaya sevk etmeye veya menkul
kıymetin fiyatını yapay bir seviyede tutmaya
yönelik davranışlara ne denir?
Finansal piyasa
b. Sermaye piyasası
c. Birincil piyasa
a. Arbitraj
d. İkincil piyasa
b. Spekülasyon
e. Tezgahüstü piyasası
c. Manipülasyon
d. Hedging
7. Bir işletmenin dönen varlıkları 1000, kısa
vadeli borçları 600 ise net işletme sermayesi ne
kadardır?
e. İçeriden öğrenenler ticareti
a. 400
3. Yatırımcının geçmiş fiyat hareketlerini
kullanarak normalin üstünde getiri elde
edemediği bir piyasa nasıl adlandırılır?
b. 800
a. Etkin olmayan piyasa
d. 1600
b. Zayıf formda etkin piyasa
e. 1800
c. Yarı güçlü formda etkin piyasa
8. 5000’nin % 20 yıllık faiz üzerinden, 4 yıllık
faizini hesaplayınız.
c. 1200
d. Güçlü formda etkin piyasa
a. 1000
e. Etkin piyasa
b. 2000
4. Enflasyon oranının % 60 olduğu bir ortamda,
faiz oranı % 80 ise reel faiz oranı (verginin
olmadığı varsayımında) ne olur?
c. 3000
d. 4000
a. % 20
e. 5000
b. % 50
c. % 80
d. % 110
e. % 140
24
www.hedefaof.com
9. Kar elde etmek amacı ile riski üstüne alarak,
başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere mal ve
hizmet ortaya çıkarmak için üretim faktörlerinin
tedarikini ve birleştirilmesi olanağını sağlayan
kişiye ne ad verilir?
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
a. Spekülatör
2. c Yanıtınız yanlış ise “Manipülasyon” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
1. b Yanıtınız yanlış ise “Varyasyon katsayısı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
b. Arbitrajcı
3. b Yanıtınız yanlış ise “Etkin piyasalar
hipotezi” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
c. Hedger
d. Girişimci
e. Aktüer
4. a Yanıtınız yanlış ise “Reel Faiz Oranı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
10. ABC hisse senedinin betası + 2 ise piyasa %
3 arttığında ABC hisse senedi % kaç artar ya da
azalır?
5. e Yanıtınız yanlış ise “Efektif Faiz Oranı.”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
a. % 1.5 artar
6. c Yanıtınız yanlış ise “Birincil Piyasa” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
b. % 1.5 düşer
7. a Yanıtınız yanlış ise “Net İşletme Sermayesi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
c. % 6 artar
8. d Yanıtınız yanlış ise “Basit Faiz” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
d. % 6 düşer
e. Değişmez
9. d Yanıtınız yanlış ise “Girişimci” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
10. c Yanıtınız yanlış ise “Beta Katsayısı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
25
www.hedefaof.com
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
Sıra Sizde 1
Sıra Sizde 4
Finans, ödeme aracı sağlama ve para, mal ve mali
işler anlamında kullanılmaktadır.
Gelişmiş pazar ekonomilerinde, yatırım fonları ve
ortaklıkları, hayat sigorta şirketleri, emeklilik
fonları gibi kurumsal yatırımcılar anonim şirket
hisselerine blok halinde yatırım yapmaktadırlar.
Bu kurumsal yatırımcılar şirkette bir temsilcilik
sorunu olduğunu hissettiği anda, oy haklarını
kullanarak şirket yönetimini değiştirebilirler.
Düşmanca ele geçirme bir şirketin mevcut
yönetim kurulunun desteklemediği bir başka
şirket ya da grup tarafından satın alınmasıdır. Bu
tür ele geçirmeler, şirketin iyi yönetilmediği, bu
nedenle de hisselerin cari pazar değerinin, gerçek
değerin altında olduğu düşüncesiyle yapılır.
Diğer bir mekanizma, şirket hissedarlarının
temsilcilik maliyetleri adı verilen bazı maliyetlere
katlanarak yönetici – hissedar çıkar çatışmalarını
en aza indirmektir. Temsilcilik maliyetleri, iç
denetim sistemlerinin kurulması, yöneticilerin
dürüst olmayan davranışlarının sebep olacağı
muhtemel şirket zararlarının telafisi için mali
sorumluluk sigortası yaptırılması ve yöneticileri
hissedarların çıkarlarına hizmet etmeye özendiren
mali teşvik sistemlerinin geliştirilmesi için
katlanılan maliyetlerdir
Finansman, özel ya da tüzel kişilerin yatırım,
üretim ve satış faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi
ve bu faaliyetlerin istenilen düzeyde sürdürülmesi
için gerekli parasal değerlerin sağlanması,
saklanması ve ödenmesi ve bunlarla ilgili
maliyetleri de içeren, para bulma ve kullanma
etkinliğidir.
Finansal yönetim, işletme için gerekli olan
fonların sağlanması, korunması ve etkin olarak
kullanılması anlamına gelir.
Sıra Sizde 2
Akbank hisse senedi ile Konya çimento hisse
senedi arasındaki korelasyon katsayısının - 0.15
olması, bu iki hisse senedi arasında negatif ancak;
zayıf bir ilişki olduğunu göstermektedir. Çünkü,
korelasyon katsayısı - 1 ile + 1 arasında değer alır
ve - 1’e yaklaştıkça negatif korelasyonun gücü, +
1’e yaklaştıkça pozitif korelasyonun gücü artar.
Sıra Sizde 3
Zayıf formda etkinlikte, yatırımcının geçmiş fiyat
hareketlerini kullanarak normalin üstünde getiri
elde edemeyeceği varsayılır. Buna göre teknik
analiz, zaman serileri ve benzer analizlerin hiçbir
yararı yoktur. Yarı güçlü formda, bir piyasada
yatırımcının geçmiş fiyatlara ek olarak, kamuya
açıklanmış bilgileri kullanarak normalin üstünde
getiri sağlayamayacağı varsayılır. Temel analiz,
mali tablolar analizi ya da şirketlerle ilgili diğer
güncel bilgiler yatırım kararı verilirken dikkate
alınmamalıdır. Güçlü form etkin bir piyasada ise
yatırımcının,
kamuya
açıklanmamış
özel
bilgilerle
normalin
üstünde
getiri
sağlayamayacağı varsayılmaktadır. Piyasa güçlü
formda etkin olduğunda, o piyasada hiçkimse içeriden öğrenenler, büyük fon yöneticileri, en
önemli analistler- anormal getiri elde edemezler.
Sıra Sizde 5
Riski seven bir yatırımcı, varyasyon katsayısı en
yüksek hisse senedi olan B hisse senedini tercih
edecektir. Çünkü varyasyon katsayısı arttıkça
hisse senedinin riski artar.
26
www.hedefaof.com
Yararlanılan Kaynaklar
Karan, Mehmet Baha (2001). “Yatırım Analizi
ve Portföy Yönetimi”, Gazi Kitabevi, Ankara.
Altınbaş, M. Ayhan (2006). Bankacılıkta Risk
Yönetimi ve Sermaye Yeterliliği, Turhan
Kitapevi, Ankara.
Kutlu, A. (2008). Muhasebe Meslek Ahlakı.
Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Ansiklopedik Ekonomi Sözlüğü, Dünya
Kitapları, 266. Dünya Yayıncılık, İstanbul, 2006.
Mishkin F.S. (2004). “The Economics of
Money, Banking and Financial Markets”,
Pearson Addison Wesley, America.
Apak, Sudi ve Demirel, Engin (2009). “Finansal
Yönetim: Cilt I. Sermaye Piyasaları”, Papatya
Yayıncılık, İstanbul.
Okka, O. (2009). Finansal Yönetim Teori ve
Çözümlü Problemler, 3. Baskı, Ankara: Nobel
Yayın Dağıtım.
Aşıkoğlu, Rıza, Kaderli Y., Demir S., ve Çelikkol
H. (2011). “Yatırım Projelerinin Hazırlanması
Değerlendirilmesi ve Realize Edilmesi”,
Ankara.
Özbirecikli, M. (2007). “Ana hatlarıyla Uluslar
arası Muhasebeci Eğitimi Standartları”
Muhasebe-Finansman Öğretim Üyeleri Bilim ve
Araştırma Derneği Dergisi, 2007 Ocak sayısı.
Bodie Zvi, Kane A. ve Marcus A.J. (2008).
“Investments", McGraw Hill International
Edition.
Sayılgan, G. (2004). Soru ve Yanıtlarla
Finansal Piyasalar ve Finansman Yöntemleri,
Ankara: Turhan Kitapevi
Brealey, R.A., Myers S.C: ve Marcus A.J.
(2007). “İşletmen Finansının Temelleri”, Çev:
Ünal Bozkurt, Türkan Arıkan, Hatice Doğukanlı,
Mc-Graw Hill- Literatür, İstanbul.
Sayılgan, G. (2006). Soru ve Yanıtlarla İşletme
Finansmanı, (2. Bası), Ankara: Turhan Kitapevi
Reilly Frank, Brown Keith (2002). “Investment
Analysis Portfolio Management, Seventh
Edition.
Büker, Semih, Aşıkoğlu, Rıza ve Sevil, Güven
(2008). “Finansal Yönetim”, Ankara.
Canbaş Serpil ve Doğukanlı Hatice, “Finansal
Pazarlar”, Beta Yayınları, İstanbul, 2001.
Türev Araçlar Lisanslama Rehberi, Vadeli
İŞlem ve Opsiyon Borsası, 2006.
Chance, Don M., Roberts Brooks (2008).
Introduction to Derivatives and Risk
Management, South-Western Cengage Learning,
United States of America.
Wei, Jason Z. (2005). “A Layman’s Guide to
Financial Terms”, University of Toronto.
Yalama A. (2006). “Entelektüel Sermayenin
Entelektüel Katma Değer Katsayısı (VAIC) ile
Ölçülmesi ve Veri Zarflama Analizi
(DEA)Yöntemi
Kullanılarak
Karlılığa
Etkisinin Sınanması: IMKB’ ye Kote
Bankalarda Uygulanması”, Ünal Aysal Tez
Değerlendirme
Yarışma
Dizisi,
İktisadi
Araştırmalar Vakfı, İstanbul.
Ceylan, Ali, “İşletmelerde Finansal Yönetim”
(2004). Ekin Kitabevi, Bursa.
Ceylan, Ali ve Korkmaz, Turhan (1998).
“Borsada Uygulamalı Portföy Yönetimi”, Ekin
Kitabevi, Bursa.
Copeland, T.E., Weston, J.F. ve Shastri, K.
(2005). “Financial Theory and Corporate
Policy”, Pearson Addison Wesley, Fourth
Edition.
Yıldırım, Kemal, Şıklar İ, ve Bakırtaş İ. (2005).
“Mikro İktisada Giriş”, Ekin Kitabevi
Yayınları, Bursa.
http://www.imkb.gov.tr/
Gürsoy, Cudi Tuncer (2007). “Finansal Yönetim
İlkeleri”, Doğuş Üniversitesi Yayınları.
http://www.tsev.org.tr/tr/
Hisse Senedi Piyasasında Manipülasyon,
Sermaye Piyasası Kurulu, 2003.
http://www.genesis.iitm.ac.in
Hançerlioğlu, O. (1993). Ekonomi Sözlüğü,
İstanbul: Remzi Kitapevi.
http://www.vergidegundem.com.tr
http://tr.wikipedia.org
http://www.alomaliye.com
Hull, J.C., (2009). Options, Futures, and Other
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr
Derivatives, Prentice Hall, Upper Saddle River
New Jersey.
http://www.selcukozturk.net/
27
www.hedefaof.com
2
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Finansal analiz kavramını, kapsamını, türlerini ve finansal tabloları açıklayabilecek,
Finansal analiz yöntemlerini ve uygulamalarını açıklayabilecek,
Finansal planlamanın kapsamını, önemini ve planlama sürecini açıklayabilecek
bilgi ve becerilere sahip olacaksınız.
Anahtar Kavramlar
Finansal Analiz
Bilanço
Bütçeleme
Likidite (Nakit)
Planlama
Gelir (Hasılat)
Başabaş
Gider (Maliyet)
İçindekiler
Giriş
Finansal Analiz
Finansal Planlama
28
www.hedefaof.com
Finansal Analiz ve
Planlama
GİRİŞ
İşletmeler, insanların sonsuz olan mal ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mal ve hizmet üretme
ve bunları satarak da kar elde etme çabasında olan ekonomik birimlerdir. İşletmeler mal ve hizmet
üretmek için de genel olarak emek, sermaye ve toprak olarak adlandırılabilecek kıt olan üretim
faktörlerini, üretim süreci içinde bir araya getirirler. İşletmeler, üretim faktörlerini üretime dahil etmek
için üretim faktörü sahiplerinden bu faktörleri kiralamakta ve bunun karşılığında da ödeme
yapmaktadırlar. Bu ödeme için başta işletme sermayesi olmak üzere bir takım finansal olanakları
kullanmaktadırlar. İster büyük isterse küçük bir işletme olsun bütün işletmelerde finansman olanakları
sınırlıdır. Dolayısıyla finansman olanaklarının, işletme maliyetlerini minimum kılacak şekilde etkin
kullanımı işletme açısından oldukça önemlidir.
İşletmenin sahip olduğu finansman olanaklarının etkin kullanımı için, öncelikle üretim sürecinin
aşamaları ve bu aşamalardaki faaliyetler en küçük ayrıntısına kadar düşünülmek suretiyle maliyet
unsurlarının ne olduğu göz önünde bulundurularak doğru bir maliyet analizi yapılması gereklidir. Maliyet
analizinden sonra yapılması gereken ise en düşük maliyetli ve sürdürülebilir finansman kaynaklarının
belirlenmesi ve bu kaynakların en uygun şekilde, yani işletme maliyetlerini minimum kılacak şekilde
kullanılmasıdır. Bu süreçte işletme karar vericilerinin finansal kaynakların belirlenmesi ve kullanılması
ile ilgili olarak finansal analiz sürecini etkin bir şekilde yönetmeleri gerekmektedir.
Finansal kaynaklarını yanlış (yüksek maliyetli kaynaklar) belirleyen ve / veya bu kaynakları yanlış bir
şekilde kullanan işletmelerin üretim maliyetleri yüksek olacak ve bu işletmeler faaliyette bulundukları
piyasada rekabette rakiplerine göre dezavantajlı duruma düşeceklerdir. Maliyetlerde etkinliği
yakalayamamış işletmeler, ilerleyen zaman içinde sıkıntılar (yüksek üretim maliyeti dolayısıyla rekabet
dezavantajı) yaşayacak ve bu durumu en kısa zamanda telafi etmediği takdirde piyasayı terketmek
zorunda kalabileceklerdir. İşletmelerin, ticari hayatta başarılı olabilmelerinde kaynak kullanımının
etkinliğini sağlamak en önemli karar konusudur. Bunun için, yeterli ve doğru bir finansal analiz ve
planlama sürecinin oluşturulması ve yönetilmesi şarttır.
FİNANSAL ANALİZ
İşletmenin, üretim planlamasının başlamasından, ürünün nihai kullanıcıya ulaştırılmasına kadar geçen
süreci kapsayan, üretimin her aşamasında alacağı kararlarda temel hareket noktası maliyet
minimizasyonudur. Yani işletme karar vericilerinin verdikleri her kararla işletmeye minimum düzeyde
külfet yüklenecek şekilde hareket etmeleri işletmenin başarısı açısından çok önemlidir.
İşletme nitelikten ödün vermeksizin üretimini ne kadar az maliyetle gerçekleştirirse, ihtiyacı olan
finansman gereksinimi de o kadar az olacaktır. Finansman ihtiyacının yanı sıra finansman olanakları
içinde en uygun (en düşük maliyetli) kaynağın belirlenmesi de işletmenin maliyet minimizasyonu amacı
için gereklidir. İşletmenin bu aşamada yapması gereken ise yeterli ve doğru bir finansal analiz ve
planlama yapmaktır.
29
www.hedefaof.com
Finansal Analiz Kavramı ve Kapsamı
Finansal Analiz, işletmenin içinde bulunduğu dönemdeki finansal yapısının durumunu ve finansal
yapısındaki gelişmeleri belirleme ve değerlendirme, işletmenin finansal durumunu aynı sektörde
faaliyette bulunan diğer işletmelerle karşılaştırma ve işletmenin finansal planlarını yönlendirmek
amacıyla geleceğe yönelik tahminlerde bulunma işlemlerinin bütününü ifade etmektedir.
Finansal analiz sonucunda işletme güçlü ve zayıf yönlerini belirleyebilecek ve buna göre yapılması
gerekenlerle ilgili kararlar alabilecektir. Bununla birlikte işletmenin var olan durumu, faaliyetleri, kısa ve
uzun vadeli hedefleri doğrultusunda gerçekleştirilecek işlemler işletme için çok önemlidir ve işletmenin
her türlü faaliyetinin bir mali külfeti vardır ve bir şekilde finanse edilmesi gerekir.
İşletmenin başarılı olması, hedeflerinin gerçekleştiğini gösterir ki işletme kar elde etmiş ve elde ettiği
hasılatla birlikte öz kaynak açısından finansal olanakları gelişmiş demektir. Eğer işletme başarısız
olmuşsa, bu durumda işletmenin elde ettiği hasılat masraflarını karşılamaya yetmemiştir, yani zarar
etmiştir. Her iki durum da finansal karar verici açısından önemlidir, çünkü finansal karar verici işletmenin
içinde bulunduğu durumu bilmeden, karar veremez. Bu nedenle finansal karar verici işletmenin finansal
yapısını gösteren tabloları analiz eder ve analizin sonuçlarını ve işletmenin hedeflerini göz önünde
bulundurarak işletmenin finansman ihtiyacını ve bu ihtiyacın nasıl karşılanacağını belirler.
Finansal karar verici, finansal analiz sürecinde temel olarak şu konulara dikkat eder:
İşletmenin alacak ve borçlarının durumu,
İşletmenin envanter durumu,
İşletmenin maliyet unsurları,
Öz sermayenin büyüklüğü,
Yatırım miktarı ve hangi aşamada olduğu,
İşletmenin kar – zarar durumu,
Finansal karar verici, analiz sürecinde ayrıca şu konuları da göz önünde bulundurmalıdır (şu anki ve
gelecekteki durumları):
Piyasadaki rekabet düzeyi,
Rakiplerin finansal yapısı,
Sektördeki karlılık,
Hedef kitlenin tutumu,
Makro ekonomik yapı,
Finansal olanakların sayısı ve uygunluğu,
İlişikli uluslararası piyasalar,
Girdi piyasası.
Bunların yapılmasındaki yani finansal analizin yapılmasındaki temel amaç işletmenin en düşük
maliyetle ve en uygun koşullarda finansman ihtiyacının giderilmesidir.
Finansal analize ihtiyaç duyan karar vericiler kimlerdir? Finansal
analize neden ihtiyaç duyarlar?
30
www.hedefaof.com
Finansal Analiz Türleri
Finansal analize tabi tutulacak veriler çeşitli şekillerde analiz edilebilir:
1.
Amacına göre finansal analiz,
2.
Kapsamına ve yapılış biçimine göre finansal analiz,
3.
Analizi yapana ve kullanılacak dokümana göre finansal analiz,
Amacına Göre Finansal Analiz
Sermaye sahipleri, işletme karar vericileri, finansal kurumlar, işletme ortakları, diğer işletmeler gibi
çeşitli kesimler farklı amaçlarla finansal analize ihtiyaç duymaktadırlar. Yapılış amaçlarına göre finansal
analiz üç başlık altında incelenmektedir:
1.
Yönetim Analizi: İşletmede karar verme yetkisine sahip işletme yöneticilerinin, işletmenin
gerçekleştirdiği faaliyetler sonucunda başarıya ulaşabilmesi için alacakları kararların finansal
boyutunu belirlerken yapmış oldukları analizleri ifade etmektedir. Bu amaçla yapılacak finansal
analizle işletmenin maliyetlerini karşılama gücü ve finansman gereksinimi tespit edilmeye
çalışılmaktadır. Ayrıca, işletmenin faaliyetlerinde başarıya ulaşıp ulaşmadığı, maliyetleri ve
piyasanın durumuna göre fiyatlama politikasının ne olacağı, işletmenin üretim sürecindeki her
aşamada etkinliğin nasıl sağlanacağı ile ilgili yönetim kararlarının alınmasında da finansal analiz
katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte işletmenin faaliyetlerini gelecekte de başarıyla
gerçekleştirebilmesi için finansal tahmin ve bu tahminler doğrultusunda planlama yapmak da
yönetim amaçlı finansal analizin kapsamına girmektedir.
2.
Yatırım Analizi: Yatırım yapma amacıyla hareket eden karar vericilerin yapmış olduğu finansal
analiz faaliyetini ifade etmektedir. Bu kapsamda işletmenin hisse sahibi yatırımcıları ile bu
işletmeye ortak olmayı düşünen potansiyel yatırımcıların doğru bir yatırım kararı alabilmeleri
için finansal analiz yapmaları gereklidir. Bu doğrultuda bir yatırımcı bir işletmeye ortak
(hissedar) olmadan önce, o işletmenin finansal yapısını inceleyerek, gelecekteki durumunu tespit
etmeye çalışacaktır. Sonuçta geçmişteki ve bugünkü yapısını analiz ettiği söz konusu işletmenin
geleceği ile ilgili olumlu izlenim edinmişse yatırımı gerçekleştirecek, aksi takdirde bu yatırımı
yapmayacaktır. Yatırımcı finansal analizi gerçekleştirirken, işletmenin sürekliliğini ve
güvenirliliğini, karlılığını, öz sermaye gücünü, aktif – pasif nicelik ve niteliğini, yatırım gücünü,
gelecekteki kar potansiyelini, kar payı dağıtım durumunu, hisse senetlerindeki değer
değişmelerini göz önünde bulunduracaktır.
3.
Kredi Analizi: Kredi analizi özellikle borç veren kurumlar ya da kredili satış yapan diğer
işletmelerin yapması gereken bir analizdir. Bu analizle kredi talep eden işletmenin finansal
tablolarından elde edilen verilerle geçmiş dönemlerdeki borç ödeme süreci ile birlikte işletmenin
likidite durumu, borç ödeme yeteneği tespit edilmeye çalışılır.
Kapsamına ve Yapılış Şekline Göre Finansal Analiz
Finansal analizlerde zaman kavramının finansal değişkenler üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu
kapsamda zamanın dikkate alınıp alınmamasına göre finansal analiz iki şekilde yapılabilecektir:
1.
Statik (Durağan) Analiz: Bu şekilde yapılan finansal analizlerde finansal tabloları oluşturan
verilerin belli bir tarih ya da dönemdeki durumları ve birbirleri ile ilişkileri analiz edilmektedir.
Bu analiz şekli “Dikey Analiz” olarak da isimlendirilmektedir.
2.
Dinamik Analiz: Birbirini takip eden ve farklı zamanlarda düzenlenmiş yani farklı dönemlere ait
finansal tablolardan elde edilen verilerin, takip edilen dönemler kapsamında birbirleri ile ilişkisi
ve etkileşimi ile birlikte, aynı dönemlerde sektördeki diğer işletmelerin finansal tablolarındaki
verilerle karşılaştırılması, değerlendirilmesi ve yorumlanması şeklinde gerçekleştirilen finansal
analiz şeklidir. Bu analiz şekli “Yatay Analiz” olarak da isimlendirilmektedir.
31
www.hedefaof.com
İşletme karar vericilerinin işletmenin başarıya ulaşmasını sağlamada zaman faktörünün etkisini de göz
ardı etmemeleri gereklidir. Sadece bir şekilde yani sadece statik ya da sadece dinamik analiz yapmak
doğru kararın alınmasını sağlamada yeterli olmayacaktır. Yapılan finansal analizlerde statik analizin yanı
sıra dinamik analizlerin de kullanılmasının işletme başarısının sağlanmasında büyük önemi olacaktır.
Analizi Yapana ve Kullanılacak Dokümana Göre Finansal Analiz
Finansal analizi yapan kişiler işletmenin kendi personeli olabilir ya da işletmenin personeli olmayan
dışarıdan biri olabilir. Analizde kullanılan doküman işletme tarafından yayınlanan bir doküman olabilir
ya da yayınlanmayan işletmeye özel bir doküman olabilir. Finansal analiz, analizi yapan kişilere ve
dokümana göre iki başlık altında incelenebilir:
1.
İç Analiz: Analizi yapan kişinin işletmenin kendi personeli olduğu finansal analiz türüdür. Bu
tür finansal analiz durumunda analizi yapan kişi, işletmenin kendi personeli olduğu için
işletmenin yayınlamadığı ve üçüncü kişiler tarafından görülemeyecek işletmeye mahsus olan
dokümanı da analizlerinde kullanabilir. Bu durumda yapılacak finansal analiz daha gerçekçi ve
doğru olabilecek ve böylece bu analiz sonuçlarına ve değerlendirmelerine dayanılarak alınacak
kararlar da daha doğru olacaktır.
2.
Dış Analiz: Analizi yapan kişinin işletmenin personeli olmayan işletme dışı bir analistin olduğu
finansal analiz türüdür. İşletme dışı analistler, analizin konusu işletme ile ilgili finansal ve ticari
ilişkilerinde alacağı kararı belirlemek isteyen, finansal kuruluşlar, bankalar, yatırımcılar,
tedarikçiler gibi kurumların personeli veya temsilcisi olabilir. İşletmenin personeli olmayan
işletme dışı analistler, ancak işletme tarafından yayınlanan ve üçüncü kişiler tarafından
görülebilen dokümanı analizlerinde kullanabilirler. Dış analizde, analizi yapan kişi, işletmenin
kendi personeli olmadığı için işletmenin yayınlamadığı ve üçüncü kişiler tarafından
görülemeyecek işletmeye mahsus olan dokümana ulaşamayacağı ve habersiz olacağı için yapılan
analiz, dış analistin bilgi, beceri ve deneyimlerinin ölçüsünde gerçeği yansıtacaktır, ancak iç
analiz kadar kesin ve gerçekçi olamayabilecektir.
Finansal analizde zamanın önemi nedir?
Finansal Tablolar
İşletmeler, üretim sürecinde karar verirken bir takım bilgileri kullanırlar. Kullandıkları bu bilgileri de
faaliyetleri sırasında varlıklarında meydana gelen değişiklikleri kayıt altına aldıkları muhasebe
sisteminden elde ederler. İşlemede yapılan faaliyetler ayrıntılı bir şekilde ve belli bir sisteme (Tek Düzen
Muhasebe Sistemi) göre kayıt altına alınmakta ve sınıflandırılmaktadır. Ancak bu bilgilerin işletme
kararlarında muhasebe kayıtlarında yer aldığı gibi kullanılması çok zordur. Bu nedenle muhasebe
kayıtları kullanılarak özet tablolar oluşturulmakta ve faaliyetlerini yönlendirmek için alacakları kararları
belirlemeleri amacıyla işletme yönetiminin kullanımına sunulmaktadır.
Finansal tablolar, işletmede ilgili birimler tarafından çeşitli ve farklı amaçlarla kullanılmak üzere,
muhasebe sistemi dahilinde oluşturulan verilerin özetlenmesi yoluyla hazırlanan, bir kısmı üçüncü
kişilerin bilgisine de sunulan ve işletmenin finansal durumu hakkında bilgiler veren tablolardır.
Türkiye’de uygulanan Tek Düzen Muhasebe Sistemi’ne göre finansal tablolar Şekil – 2.1’de
görüldüğü gibi Temel ve Ek Finansal Tablolar olmak üzere iki başlık altında düzenlenmiştir.
32
www.hedefaof.com
Finansal Tablolar
Temel Finansal Tablolar
Ek Finansal Tablolar
Bilanço
Gelir Tablosu
Fon Akım Tablosu
Nakit Akım Tablosu
Kar Dağıtım Tablosu
Öz Sermaye Değişim Tablosu
İşletme Sermayesi Değişim Tablosu
Satışların Maliyeti Tablosu
Şekil 2.1: Finansal Tablolar
Finansal tablolar şu amaçlarla oluşturulmaktadır:
İşletmenin varlıkları ve kaynaklarının durumunu belirlemek,
İşletmenin borç ve alacak durumu çerçevesinde kredibilitesini ortaya koymak,
İçinde bulunulan ve gelecek dönemdeki likidite akışını değerlendirmek ve yönlendirmek,
Ticari ve⁄veya finansal ilişkide olunan ya da olunabilecek finansal kuruluşlar, bankalar ve
yatırımcıları gibi kişi, kurum ve kuruluşları işletmenin finansal yapısı ile ilgili bilgilendirmek.
Temel Finansal Tablolar
Temel nitelikteki finansal tablolar, Bilanço ve Gelir Tablosu’dur.
Bilanço
Bilanço, söz konusu işletmenin belli bir tarihteki mali durumu hakkında bilgi veren, muhasebe
sisteminden alınan bilgiler doğrultusunda işletmenin varlıkları (aktifleri), borçları ve öz sermaye yapısı ile
ilgili bilgilerin yer aldığı temel nitelikteki finansal tablodur. Bilançonun aktif ve pasif olmak üzere iki
bölümü vardır.
Bilançonun aktif tarafını Dönen ve Duran Varlıklar oluşturmaktadır. Dönen Varlıklar, ilgili dönem
içinde miktarı sürekli değişen (artan ya da azalan) kasada ve bankalarda yer alan nakit varlıklar, satılarak
kolaylıkla nakde dönüştürülebilen hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetler, alacaklar, stoklar ile
devreden katma değer vergisi, peşin ödenmiş vergiler, avanslar gibi diğer dönen varlıkları kapsayan likit
(kolaylıkla nakde dönüştürülebilen) işletme varlıklardır. Duran Varlıklar ise, ilgili dönemde miktarı
değişmeyen ya da miktarının değişmesi hesap döneminden daha uzun zaman alan, tahsilat vadesi bir
hesap döneminden daha uzun olan ya da şüpheli duruma düşen ticari alacaklar, yine kısa dönemde nakde
dönüştürülmesi zor olan mali, maddi ve maddi olmayan duran varlıklar ile amortismana tabi varlıklar,
sonraki dönemlerde indirime tabi olacak peşin vergiler, sonraki dönemlere yönelik stoklar gibi diğer
duran varlıkları kapsayan likit olmayan nakde dönüştürülmesi uzun zaman alan, işletme varlıklarıdır.
Bilanço’nun pasif tarafı ise aktif tarafın yani varlıkların kaynaklarını göstermektedir. Pasif taraf,
mali, ticari ve diğer borçlardan oluşan kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ile ödenmiş sermaye,
sermaye ve kar yedekleri, geçmiş yıl kar ve zararları, net dönem kar ya da zararı değerlerinden oluşan
işletmenin yükümlülüklerini gösterir.
Bilançonun aktif ve pasif tarafı birbirine eşittir, yani dengededir.
33
www.hedefaof.com
Gelir Tablosu
Diğer temel nitelikteki finansal tablo ise Gelir Tablosu’dur. Gelir Tablosu, işletmenin belli bir
dönem içindeki bütün gelirlerini ve giderlerini gösteren, dolayısıyla bu dönem sonundaki net kar ya da
zarar durumunu ortaya koyan temel nitelikteki finansal tablodur. Gelir tablosu içinde Brüt ve Net Satışlar
ve Brüt Satış Karı, Faaliyet Karı, Olağan Kar, Dönem Karı ve Net Dönem Karı bölümleri yer alır.
Ek Finansal Tablolar
Finansal analizlerde kullanılan ve ek nitelikli finansal tablolar şunlardır:
Fon Akım Tablosu
Nakit Akım Tablosu
Kar Dağıtım Tablosu
Öz Sermaye Değişim Tablosu
İşletme Sermayesi Değişim Tablosu
Satışların Maliyeti Tablosu
Fon Akım Tablosu
Fon Akım Tablosu, bir işletmenin belli bir dönem içinde sahip oldukları tüm finansal kaynaklar ile
bunların kullanılacağı yerleri gösteren tablodur. Diğer bir değişle işletmenin yatırım ve finansman
gerektiren faaliyetleri ile bunların finansman kaynaklarını gösteren ek nitelikteki finansal tablodur.
Nakit Akım Tablosu
Nakit Akım Tablosu, işletmenin belli bir dönemdeki nakit akışlarını, bunların kaynaklarını ve
nerelerde kullanılacağını gösteren ek nitelikteki finansal bir tablodur.
Kar Dağıtım Tablosu
Kar Dağıtım Tablosu, işletmenin belli bir dönemdeki karının nasıl dağıtılacağını gösteren finansal
tablodur. Söz konusu dönemde oluşan kardan, dağıtılacak kar payları, ayrılacak yedekler, ödenecek
vergiler, temettü miktarlarının nasıl tasnif edileceği bu tabloda açıklanır.
Öz Sermaye Değişim Tablosu
Öz Sermaye Değişim Tablosu, belli bir dönemde artış ya da azalış şeklinde öz sermayede meydana
gelen değişmeleri ortaya koyan ek nitelikteki finansal bir tablodur. Tablo, ödenmiş sermaye, sermaye ve
kar yedekleri, geçmiş ve söz konusu dönem karı ya da zararındaki artış ya da azalışları nedenleri ile
birlikte ortaya koyar.
İşletme Sermayesi Değişim Tablosu
İşletme Sermayesi Değişim Tablosu, belli bir dönem içinde artış ya da azalış şeklinde işletme
sermayesinde meydana gelen değişmeleri gösteren ek nitelikteki finansal bir tablodur. Bu tablo işletme
sermayesindeki bu değişmelerin nedenleri ve kaynaklarını da açıklamaktadır.
Satışların Maliyeti Tablosu
Satışların Maliyeti Tablosu, satışların maliyeti ile ilgili muhasebe kayıtlarından elde edilen verilerden
oluşturulan ve belli bir dönem içinde gerçekleştirilen satışların maliyetlerini özet olarak ortaya koyan ek
nitelikli finansal bir tablodur. Bu tabloda belli bir dönemdeki satışlar ile maliyetleri karşılaştırılarak brüt
ve net satış karı ve zararı belirlenmektedir.
Finansal analizlerde kullanılan tablolar arasında en çok kullanılan
finansal tablolar hangileridir? Bu tablolar hazırlanırken kullanılan veriler nasıl elde
edilmektedir?
34
www.hedefaof.com
Finansal Analiz Yöntemleri
İşletme yönetiminin işletmenin faaliyetleri ile ilgili kararlarını yönlendirirken bu faaliyetlerin
gerçekleştirilebilmesi için gerekli finansman miktarı, bu finansmanın nasıl sağlanacağını belirlemesi
gerekir. Bunu yaparken öncelikle işletmenin finansal yapısının ve finansal potansiyelinin belirlenmesi
gerekir. Yukarıda özet olarak açıklanan tabloların analizi finansal açıdan işletmenin durumunu ortaya
koymada büyük paya sahip olacaktır. Böylece hem işletme hem de bu işletme ile ticari ilişki içinde olan
veya iş yapmayı düşünen ekonomik birimler, işletmenin karlılık durumu, borçları, varlıkları, borç ödeme
yeteneği, kaynaklarının verimliliği gibi konular hakkında bilgi sahibi olacaklardır. Elde ettikleri bu
bilgilerle de söz konusu ticari kararlarını yönlendireceklerdir. Hangi finansal analiz yöntemi kullanılırsa
kullanılsın, analizi yapan kişi ya da ekibin bilgi düzeyi, becerisi ve deneyimi analizin başarısını artırmada
önemli bir etkendir.
İşletmelerin finansal analiz yaparken kullanabilecekleri çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemler şu
şekilde sıralanabilir:
1.
Oran Yöntemiyle Finansal Analiz (Rasyo Analizi)
2.
Eğilim Oranları Yöntemiyle Finansal Analiz (Trend Analizi)
3.
Yüzde Yöntemiyle Finansal Analiz (Dikey Analiz)
4.
Karşılaştırmalı Finansal Analiz (Yatay Analiz)
Oran Yöntemiyle Finansal Analiz (Rasyo Analizi)
Oran yöntemiyle finansal analiz, finansal analiz yöntemleri içinde en çok kullanılan ve en kapsamlı
yöntemdir. Diğer yöntemlerde olduğu gibi bu yöntemde de işletmenin ekonomik ve finansal durumu,
kaynaklarının verimliliği, karlılık durumu, kredibilitesi, likit olanakları gibi konuları belirlemek amacıyla
finansal analiz yapılmaktadır.
Oran yöntemiyle finansal analizde oran kavramı, finansal tablolarda yer alan iki değer arasındaki
ilişkinin matematiksel olarak belirlenmesini ifade etmektedir. Bu işlemde finansal tablolar içinde amaca
yönelik olarak belirlenen iki değer birbirine oranlanmak suretiyle bir oran elde edilmektedir. Bu finansal
tablolardaki değerlerin sayısının oldukça fazla olduğu düşünüldüğünde, bunlar için oluşturulacak ve
hesaplanacak oranların da sayısının çok fazla olacağı söylenebilir. Ama önemli olan finansal analizin
yapılma amacı çerçevesinde en kısa zamanda, doğru karar verebilmek için gerekli oranların
oluşturulması, hesaplanması ve yorumlanmasıdır. Bu kapsamda oran yöntemiyle finansal analiz üç evrede
gerçekleştirilebilecektir:
1.
Analize tabi tutulan süreç içerisindeki işletmenin ve⁄veya benzer işletmelerin finansal yapısını
ortaya koyan verilerin toplanması: Amaca yönelik olarak geçmişe ve içinde bulunulan döneme
ait doğru ve yeterli düzeyde verilerin toplanması, analizin doğruluğu açısından oldukça
önemlidir. Bunun için de muhasebe kayıtlarının zamanında, yeterli ve doğru bir şekilde tutulmuş
ve analizde kullanılacak tabloların yeterli ve doğru bir şekilde oluşturulmuş olması gereklidir.
2.
Toplanan veriler kullanılarak söz konusu işletmeye ve⁄veya diğer işletmelere ait oranların
belirlenmesi: Gereksiz ve anlamsız oran hesaplamaları analizin amacından sapmasına neden
olacağı için analizde kullanılan oranların doğru bir şekilde belirlenmesi, doğru bir finansal analiz
için gereklidir. Belirlenen oran yüzde şeklinde veya katı şeklinde belirlenir. Aksi takdirde zaman
kaybı yaşanırken, bu analizler sonucunda kararlarına yön verecek olan işletmelerin kararlarından
bekledikleri etkinlik gerçekleşmeyecek ve işletme açısından başarısızlık söz konusu
olabilecektir.
3.
Belirlenen bu oranların yorumlanması: Veriler ve oranların doğru belirlenmesi kadar, bunların
yorumlanması da en az onlar kadar önemlidir. Oranlar yorumlanırken, geçmiş dönemlerdeki
oranlar ve yorumları, benzer işletme yorumları ve ilgili standartlar karşılaştırılmalıdır. Oranın
anlam kazanabilmesi için belli bir standarda ya da belirlenmiş ölçülere göre yorumlanması
gereklidir. Ayrıca, yorum yapılırken, dönemsel ve konjonktürel etkilerin, oranların
35
www.hedefaof.com
hesaplanmasında kullanılan değerlerin ve destekleyici bilgilerin de (verimlilik düzeyi, tedarik
koşulları, enflasyon, döviz kurları, devlet destekleri, finansal piyasalardaki gelişmeler, mali ve
ekonomik açıdan sektördeki gelişmeler, gibi…) göz önünde bulundurulması yorumların
doğruluğunu ve etkinliğini artıracaktır. Yorumlamanın başarısında analizi yapan kişi ya da
ekibin bilgi, beceri ve deneyim düzeyi önemlidir. Başarılı işletmelerin ve sektörün oranları ve
standartları muhakkak değerlendirme ve yorumları desteklemek amacıyla kullanılmalıdır.
Oranlarla işletmenin geçmişi ve içinde bulunulan dönem değerlendirilirken geleceğe dair
eğilimler de yakalanmaya çalışılmalıdır.
Oran yöntemiyle finansal analizde kullanılan tablolar beş başlık altında toplanmaktadır:
1.
Likidite Oranları
2.
Mali Oranlar
3.
Faaliyet Oranları
4.
Karlılık Oranları
5.
Piyasa Performans Oranları
Likidite Oranları
Likidite Oranları, işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeyebilme gücünün belirlenmesinde kullanılan
oranlardır. Bir yerde kısa vadeli borçları ödeyebilecek yeterlilikte işletme sermayesinin olup olmadığı
belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu oranlar belirlenen standarttan ne düşük ne de yüksek olmamalıdır.
Oranların düşük olması durumunda işletme kısa vadeli borçlarını ödeyebilecek likiditeye sahip
olmadığı sonucuna varılırken, yüksek olduğu durumlarda ise değerlendirilmeyen ve boşu boşuna
tutulan bir finansman gücü söz konusudur ki, her iki durumda da işletme amaçlarından uzak bir
performans düzeyinde kalacak ve başarısız olacaktır.
Likidite oranları şu oranlardan oluşmaktadır:
1.
Cari Oran: İşletmenin dönen varlıklarının, kısa vadeli yabancı kaynaklarına (kısa vadeli
borçlarına) bölünmesiyle bulunan orandır.
Cari Oran’ın 2 olması esastır. Bu her bir birimlik kısa vadeli borca karşılık iki birim dönen
varlık bulunması gerekliliğini ifade etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde likidite çok yüksek
olmadığı için bu oranın 1,5 ya da %150 olması yeterli görülmektedir.
2.
Likidite Oranı (Asit – Test Oranı): İşletmenin stokları ve gelecek aylara ait giderleri dışındaki
likit dönen varlıklarının kısa vadeli yabancı kaynaklarına (kısa vadeli borçlarına) bölünmesiyle
bulunan orandır.
ı Bu oran cari orana göre daha hassas ve üstün bir orandır. Likidite Oranının 1 olması esastır.
Bu her bir birimlik kısa vadeli borca karşılık iki birim dönen varlık bulunması gerekliliğini ifade
etmektedir. Bu oran stokların likit hale (nakit) getirilmesindeki ve değerlemelerindeki zorluklar
nedeniyle belirlenmiştir. Bu oranın 1 olması yeterli olmayabilir, çünkü alacakların tahsil süresi
uzun ise bu oranın üstündeki bir oran da yeterli olmayacaktır. Bu nedenle bu orana ek olarak,
stok devir hızı, alacakların tahsilat süreleri, stoklara bağımlılık gibi bir takım unsurların da göz
önünde bulundurulması gereklidir.
3.
Nakit Oranı: Para ve para benzeri dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklara
bölünmesiyle belirlenen orandır. Bu oranın hesaplanmasındaki amaç vadesi gelen kısa vadeli
36
www.hedefaof.com
yabancı kaynakların acil bir şekilde karşılanması gerekliliğidir ki bu durumda hazır değerlerin
yeterlilik düzeyi önemlidir.
ı Nakit oranının 0,20’nin altına düşmemesi esastır. Nakit oranının istenen düzeyde olması,
satışların durduğu ve alacak tahsilatlarının istenen düzeyde olmadığı durumlarda işletmenin kısa
vadeli yabancı kaynaklarını karşılayabileceği anlamına gelmektedir.
4.
Stokların Net Çalışma Sermayesine Oranı: İşletmenin stoklarının net çalışma sermayesine
bölünmesiyle belirlenen orandır. Oran, net çalışma sermayesinin ne kadarının stoklardan
oluştuğunu gösterir.
ıÇışı Bu oranın yüksek olması likit varlıkların yetersiz olduğunu ve net işletme sermayesinin önemli
bir kısmının stoklardan oluştuğunu gösterir ki bu istenen bir durum değildir. Bu oranın yüksek
olması aynı zamanda kısa vadeli yabancı kaynakların ödenmesinde sıkıntılar olabileceğini de
göstermektedir. Bununla birlikte stok devir hızı yüksek ve alacak tahsilatları yeterli düzeydeyse
oranın yüksek olmasında bir sakınca yoktur.
Mali Oranlar
Mali Oranlar işletmenin, yeterli düzeyde finanse edilip edilmediği, yabancı kaynakların edinildiği
kredi verenlerin güven payının yeterli olup olmadığı, uzun süreli yükümlülüklerini yerine getirip
getiremeyeceği gibi işletmenin finansal yapısı içerisindeki yabancı kaynaklardan ne ölçüde faydalandığını
ve yabancı kaynaklarla özkaynaklar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan oranlardır. Mali oranlar
çerçevesindeki hesaplamalarla aslında işletmenin yükümlülüklerini yerine getirebilme yeteneğinin
belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla çok sayıda oran belirlenebilir ve hesaplanabilir. Finansal
analizde mali oranlar kapsamında kullanılan oranlar şöyle sıralanabilir:
1.
Yabancı Kaynakların Özsermayeye Oranı (Borçlanma Oranı): Borçlanma oranı olarak da
adlandırılan bu oran işletmenin, yabancı kaynaklarının (toplam borç) özsermayesine
bölünmesiyle hesaplanır ve işletmenin borçları ile öz sermayesi arasındaki ilişkiyi ifade eder.
ııÖı Bu oranın 1 olması idealdir. Eğer oran 1’den büyükse, işletmenin yabancı kaynakları (borçları)
özsermayesinden daha fazladır. Bu durumda borç verenler bu oranın 1’den büyüklüğü ölçüsünde
risk altındadır. Böyle durumlarda kredi verenler kefalet ya da ipotek uygulaması isteyebilirler ve
bu durum alınacak kredinin faizinin de yüksek olmasına neden olarak borçlanma maliyetini
artırabilir. Bu oranın 1’den küçük olması, işletmenin borçlarından daha fazla özsermayeye sahip
olduğunu gösterir ki bu kredi verenler açısından riskin olmadığını gösterir ve işletmenin tasfiyesi
durumunda özsermayesi ile borçlarını ödeyebileceğini gösterir.
2.
Yabancı Kaynakların Toplam Aktiflere Oranı (Finansal Kaldıraç Oranı): Finansal Kaldıraç
Oranı olarak da adlandırılan bu oran işletme aktiflerinin hangi oranda yabancı kaynakları ile
(toplam borç) karşılandığını gösterir ki yabancı kaynak miktarının toplam aktiflere bölünmesi ile
hesaplanır.
ııı Bu oranın 0,5’in üstünde olması işletmenin aktiflerinin yetersizliğini ortaya koymaktadır ki bu
durum borçların ödenebilirliği açısından sıkıntı olduğunu göstermektedir. Ancak gelişmekte olan
37
www.hedefaof.com
ülkelerde finansman kaynaklarındaki sorunlar dolayısıyla bu oranın 0,6 düzeyinde olması da
kabul edilebilir bir sınır değer olarak görülmektedir.
3.
Özsermayenin Toplam Aktiflere Oranı (Özsermaye Oranı): Özsermaye oranı olarak da
adlandırılan bu oran aktiflerin hangi oranda işletme tarafından sağlandığını göstermektedir. Oran
şu şekilde hesaplanır:
Öı Bu oran işletmenin orta ve uzun vadeli borçlanmaya gitmesi durumunda işletmenin mali gücünü
ortaya koyan oran olarak göz önünde bulundurulacaktır. Bu oranın 0,5 olması ideal olarak
görülmektedir. Bu değerin üstündeki oranlar, borçlanma durumunda uygulanacak faiz oranın,
dolayısıyla işletmenin borçlanma maliyetinin düşük olmasını sağlayacaktır. Oranın yüksek
olması ve bu yöndeki gelişimi işletme yönetiminin başarılı bir yönetim gösterdiği düşünülebilir.
Özellikle piyasadaki ya da ekonomideki kriz durumlarında bu oranın yüksek olması işletmenin
krizi zararsız ya da en az zararla atlatması açısından avantaj sağlayacaktır.
4.
Kısa Vadeli Yabancı Kaynakların Toplam Varlıklara Oranı: Bu oran kısa vadeli yabancı
kaynaklarla (borçlar) toplam varlıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. Oran işletmenin
varlıklarının hangi oranda kısa vadeli yabancı kaynaklardan karşılandığını göstermektedir. Oran
şu şekilde hesaplanır:
ııııı Bu oranın 0,35 olması idealdir. Bu oran, uzun vadeli borç bulmada sıkıntı yaşayan ve finansman
ihtiyacını kısa vadeli borçlanma ile gidermek isteyen işletmelerin borcu karşılama gücü hakkında
bilgi verir. Bu nedenle oran küçüldükçe işletmenin borçları karşılama imkanının yükseleceği
kanısı oluşturur ve bu işletme kolayca kısa vadeli borçlanabilir. Oranın büyük olması ise tersi bir
kanın oluşmasına, dolayısıyla işletmenin borçlanma imkanının azalmasına, borçlandığında ise
kredi maliyetinin (faizlerin) yüksek olmasına neden olacaktır.
5.
Uzun Vadeli Yabancı Kaynakların Toplam Varlıklara Oranı: Bu oran varlıkların hangi oranda
uzun vadeli yabancı kaynaklardan karşılandığını gösterir. Oran uzun vadeli yabancı kaynaklarla
(borçlar) toplam varlıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. Oran şu şekilde hesaplanır:
ıııı Bu oran yükseldikçe işletmenin her yıl ödemek zorunda olduğu faiz miktarının artmasına neden
olacaktır, çünkü vade uzadıkça faiz oranı ve yükü de artacaktır. Özellikle kriz dönemlerinde
uzun vadeli borçların miktarının yüksek olması işletmeyi zor durumda bırakabilecektir. Bu
nedenle ekonomideki dalgalanmalara hassas olmayan, satışları ve gelirleri düzenli olan
işletmelerin bu tür finansmana başvurması uygun bir karar olabilecektir. Ekonomik ve finansal
dalgalanmalara duyarlı olan, satışları ve gelirleri düzensiz olan işletmeler için ise aşırı uzun
vadeli borçlanma, borçlarının ve faizlerinin ödenmesi açısından zorluklar yaratabilecektir.
6.
Maddi Duran Varlıkların Özsermayeye Oranı: Bu oran işletmenin, maddi duran varlıklarını
(gayrimenkul, makine – teçhizat, fabrika binası, tesisler gibi…) hangi oranda özsermayesinden
karşıladığını gösteren orandır. Oran şu şekilde hesaplanır:
ııÖı Hesaplama yapılırken maddi duran varlıkların formüle uygulanacak değerinin amortismanlar
düşüldükten sonra hesaplanan değer olması gereklidir. Oranın 1 olarak bulunması, işletmenin
maddi duran varlıklarının tamamını özsermayesiyle karşıladığını gösterir. Bu durum kredi
verenler açısından olumlu bir durumdur, çünkü borcun ödenememesi durumunda eldeki maddi
38
www.hedefaof.com
duran varlıkların satılmasıyla borç tahsilatının yapılabilmesi imkanı vardır. Oranın 1’den büyük
olması mali açıdan güçsüzlüğü ifade eder ki kredi verenler bu oran küçüldükçe kredi vermede
zorluklar çıkarabilirler. Ancak sanayi işletmelerinde, özellikle de yeni kurulmuş sanayi
işletmelerinde bu oranın 0,65 olması ideal olarak görülür.
7.
Maddi Duran Varlıkların Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklara Oranı: Bu oran işletmenin, maddi
duran varlıklarını (gayrimenkul, makine – teçhizat, fabrika binası, tesisler gibi…) hangi oranda
uzun vadeli yabancı kaynaklardan karşıladığını gösteren orandır. Oran şu şekilde hesaplanır:
ı ı ı
Hesaplama yapılırken bu oranda da maddi duran varlıkların formüle uygulanacak değerinin
amortismanlar düşüldükten sonra hesaplanan değer olması gereklidir. Oranın 1’den büyük
olması işletmenin her 1 birim uzun vadeli borcuna karşılık daha fazla duran varlığının olduğunu
gösterir ki bu durum kredi verenler açısından emniyet payının yeterli olduğu kanısını oluşturur
ve olumlu karşılanır.
8.
İç Kaynaklar Oranı: Otofinansman olarak da adlandırılan oran, işletmenin ödenmiş
sermayesinin hangi oranda sermaye dışı özkaynaklardan karşılandığını gösterir. Oran şu şekilde
hesaplanır:
ı ı ı
Oran ne kadar yüksek çıkarsa, işletmenin karlılığının ve özsermayesini artırma gücünün yüksek
olduğu düşünülür.
Faaliyet Oranları
Faaliyet oranları, işletmenin faaliyetlerinde kullanılan aktif değerlerin verimlilik düzeyleri ile ilgili
bilgi verirken, aktif değerlerin verimli kullanılıp kullanılmadığını göstermektedir. Bu oranlar “Verimlilik
Oranları”, “Devir Hızı Oranları” olarak da adlandırılmaktadır. Faaliyet oranları, satışlar ve aktif varlıklar
arasında ilişki kapsamında aktif varlıklara yetersiz ya da aşırı yatırım yapılıp yapılmadığı ile ilgili bilgi
verirken, fonların nasıl kullanıldığı, yatırım maliyetlerinin düzeyi, etkin nakit akımı düzeyini
belirlemektedir ki bu işletmenin başarı düzeyini de belirleyecektir. Faaliyet oranlarının sayısı
çoğaltılabilir, ancak bunlardan en çok kullanılanları ve önemlileri şunlardır:
1.
Stok Devir Hızı: Bu oran işletmenin stoklarının belli bir dönem içerisinde kaç defa yenilendiğini
gösterir. İşletmelerin ticari ya da üretici olmalarına göre üç tür stoktan söz edilebileceği için üç
farklı stok devir hızı hesaplaması yapılabilecektir:
ıı ı ıı ıı ığ
ğ
Formüllerin paydasında yer alan ortalama değerler, dönembaşı ve sonu stoklarının toplamının
2’ye bölünmesi ile belirlenir. Stok devir hızı ile ilgili bir ölçü vermek güçtür. Çünkü işletmenin
büyüklüğüne ve üretim hacmine, üretimin yapısına göre stok devir hızları değişmektedir. Bunun
için aynı üretim kolunda faaliyette bulunan işletmelerin geçmiş dönem devir hızlarının
ortalaması bunun için bir ölçü olabilir. Bu ölçülere göre, stok devir hızının yüksek olması,
işletmede stokların iyi yönetildiğini ve ihtiyaç kadar stok bulundurulduğunu gösterir ki bu stok
39
www.hedefaof.com
maliyetlerinin (depo kirası, sigorta maliyeti, stok finansman maliyeti, stoktaki malların
fiyatlarındaki düşme dolayısıyla stok tedarik maliyetinin yükselmesi, zayiler gibi…) düşmesi
anlamına gelir. Stok maliyetlerinin bu şekilde düşük olması fiyatlama avantajı dolayısıyla
işletmenin rekabette de rahat etmesine neden olacaktır. Bunun yanı sıra üretim maliyeti içindeki
stok maliyetleri düşük olacağı için kar miktarının da artmasına neden olabilecektir. Ayrıca stok
devir hızının yüksek olması, fazla stoklamanın sonucunda, tüketici tercihlerindeki değişmeler
dolayısıyla, stoğun değerlendirilememesi riskini de ortadan kaldıracaktır.
2.
Alacak Devir Hızı: Bu oran belli bir dönem içinde kaç kez alacak tahsilatı yapıldığını ve
işletmenin alacak tahsilatındaki yetkinliğini ve likiditesini gösteren önemli bir göstergedir. Oran
şu şekilde hesaplanmaktadır:
ıı Üretim ve ticaret alanına göre farklılaşabildiğinden, alacak devir hızı ile ilgili bir gösterge değer
vermek güçtür. Bu nedenle aynı alanda faaliyet gösteren işletmelerin geçmiş dönemlerdeki
alacak devir hızı değerlerinin ortalaması bir gösterge olabilecektir. Alacak devir hızının yüksek
olması, işletmenin tahsilatlarda sıkıntı yaşamadığını ve dolayısıyla peşin satışların yanı sıra
önemli bir nakit giriş kaynağı olan alacakların kolaylıkla tahsil edilmesiyle yeterli bir
özsermayeye ve otofinansman olanağına sahip olduğunu gösterir. Ayrıca şüpheli alacak
miktarının ve tahsilat kayıplarının düşük olması anlamına gelir ki bu da satış niteliğinin yüksek
olduğunu, satış politikasının doğru olduğunu ve işletmenin başarısını gösterir. Alacak devir
hızının düşük olması ise işletmenin satışlarına oranla yeterli düzeyde tahsilat yapamadığını,
tahsilat kayıplarını ifade eder. Bu durumda işletme nakit sıkıntısı yaşayabilecek ve
yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olabilecektir. Alacak devir hızı düşük olan
işletmelere kredi tahsisinde güçlüklerin oluşması anlamına geldiğinden, bu durum kredi verenler
açısından önemli bir göstergedir.
3.
Ortalama Tahsil Süresi: İşletme kaynaklarının ne kadar süre ile kredili satışlara dayandığını
gösteren orandır. Bu oran şu şekilde hesaplanmaktadır:
ü üüış
Ortalama tahsil süresinin yüksek ya da düşük çıkmasını, işletmenin faaliyette olduğu iş
kolundaki diğer işletmelerin geçmiş dönemlerdeki ortalama süreleri belirleyecektir. Ortalama
tahsil süresinin yüksek çıkması olumsuz durumdur, çünkü işletme alacaklarının tahsilinde
sıkıntılar yaşadığı ve tahsilatların uzun sürdüğünün bir göstergesidir. Düşük olduğu durumda ise
alacak tahsillerinin etkin bir şekilde yürütüldüğü ve satış politikalarının başarılı olduğunun bir
göstergesidir. Tahsilatların gecikmesi, işletmenin yükümlülüklerini yerine getirmesinde gerekli
olan finansmanın sağlanmasında sıkıntılar oluşmasına ve ilerleyen süreçte işletmenin başarısız
olmasına neden olabilir.
4.
Özsermaye Devir Hızı: İşletme özsermayesinin işletmede hangi düzeyde verimli kullanıldığı ile
ilgili bilgi veren bir orandır.
Öıı Ö
Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki devir hızlarının ortalamasına göre belirlenir. Devir hızının yüksek olması
işletmenin sermayesini verimli kullandığı ve atıl sermaye bulundurmadığı şeklinde yorumlanır ki
bu olumlu bir durumdur. Düşük çıkması ise atıl sermayenin bulunduğunu gösterir ki bu olumsuz
bir durumdur.
5.
İşletme Sermayesi Devir Hızı: İşletme sermayesinin işletmede hangi düzeyde verimli
kullanıldığı ile ilgili bilgi veren bir orandır.
40
www.hedefaof.com
İşıı İş
Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki devir hızlarının ortalamasına göre belirlenir. Devir hızının yüksek ya da düşük
olması olumlu bir durumu da olumsuz bir durumu da ifade eder. İşletme sermayesi devir hızının
yüksek olması işletme sermayesinin iyi yönetilmesinin bir sonucu da olabilir, işletme
sermayesinin yetersizliğinin de bir sonucu olabilir. Oranın düşük çıkması, işletmenin aşırı
sermaye bulundurması, stok ve alacak devir hızının düşük olması, aşırı likit kaynak
bulundurması (sermayenin atıl olması) gibi durumları ifade edebilir.
6.
Maddi Duran Varlıklar Devir Hızı: İşletmenin sahip olduğu maddi duran varlıklarının
(gayrimenkul, tesis, makine – teçhizat gibi…) işletmedeki faaliyetlerde hangi düzeyde verimli
kullanıldığı ile ilgili bilgi veren bir orandır.
ııı ı
Bu oranla ilgili kesin bir ölçüt verilememekle birlikte, sanayi işletmelerinde “5” devir hızı ideal
bir hız olarak söylenebilir. Bu devir hızının yüksek çıkması maddi duran varlıkların etkin
kullanıldığını ve işletmenin yüksek kapasite ile çalıştığının bir göstergesidir. Bu hızın düşük
çıkması ise işletmede maddi duran varlıkların verimsiz kullanıldığını göstermektedir. Bu durum
işletmenin atıl kapasiteye sahip olduğunun bir göstergesidir ki işletmenin finans kaynaklarını
etkinsiz kullandığının bir göstergesidir.
7.
Aktif (Varlık) Devir Hızı: İşletmenin faaliyetlerinde sermayeyi hangi yoğunlukta kullandığının
bir göstergesidir. Şu şekilde hesaplanır:
ıı ı
Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki devir hızlarının ortalamasına göre belirlenir. Aktif devir hızının yüksek olması
işletme varlık toplamı içinde duran varlıkların önemsiz düzeyde olduğunu, düşük olması ise
işletmenin varlıkları içinde duran varlıkların büyük yer tuttuğunun bir göstergesidir. Bir
endüstride varlık devir hızının düşük olması işletmede atıl kaynakların olduğu ile ilgili fikir
verir. Yeni yatırım sürecinde olan işletmelerde bu hızın düşük çıkması normaldir. Aktif devir
hızı karlılığın bir göstergesi olarak da yorumlanabilmektedir. Aktif devir hızı yüksek olan
işletmeler riski az olan ve karlılığı yüksek olan işletmeler olarak yorumlanır.
8.
Ticari Borçlar Devir Hızı: İşletme ticari borçlarının belli bir dönem içerisinde kaç kez
ödendiğini gösteren orandır. Hesaplama şekli şöyledir:
çıı ç
Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki devir hızlarının ortalamasına göre belirlenir. Devir hızının yüksek olması kredi
verenler ya da kredili satış yapanlar açısından olumlu bir durumdur ki bu durumda tahsilat
açısından sorun olmayacağını ve kredi verenler açısından emniyet payının yeterli olduğunu
gösterir. Ancak bu devir hızının düşük olması da işletme açısından olumlu bir durumdur, çünkü
işletme borç devir hızını düşürerek finansman olanağını genişletebilir. Bu da işletmenin
finansman ihtiyacının giderilmesinde katkı sağlayacaktır.
9.
Hazır Değer Devir Hızı: İşletmenin nakit ve kolaylıkla nakde dönüştürülebilen, yani hazır
değerlerinin belli bir dönemdeki devir hızını, dolayısıyla işletmenin hazır değerlerinin kaç katı
satış yaptığını gösteren orandır. Hesaplama şekli şöyledir:
41
www.hedefaof.com
ığıı ığ
Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki devir hızlarının ortalamasına göre belirlenir. Devir hızının yüksek olması,
işletmenin atıl hazır değerler bulundurmadığının, hazır değerlerini etkin kullandığının ve işletme
kasasında bulunan tutarın işletmenin ihtiyaçlarını giderecek miktarda belirlediğinin bir
göstergesidir.
Karlılık Oranları
Kar, işletmelerin var oluşunun temelinde yatan amaçtır. Karlılık da bir işletmenin başarı düzeyini
göstermektedir. İşletmelerin belli bir dönem sonundaki başarısının ölçüleri olarak da kar çerçevesinde
belirlenen oranlar kullanılmaktadır. Kredi verenler, ortaklar, potansiyel ortaklar, yatırımcılar gibi karar
vericilerin kararlarını yönlendirmelerinde karlılık yani işletmelerin başarı düzeyi önemli bir belirleyicidir.
Bilançoda yer alan her unsurla kar ilişkisi araştırılmak üzere çok sayıda oran belirlenebilir. Ancak karlılık
analizinde çoğunlukla kullanılan ve yeterli düzeyde fikir veren oranlar şu şekilde sıralanabilir:
1.
Aktif Karlılık Oranı: İşletmenin aktiflerinin işletmenin karlılığına katkısını belirleyen orandır ve
işletmenin aktiflerini ne oranda verimli kullandığını gösterir. Hesaplama şekli şöyledir:
ııı Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki oranlarının ortalamasına göre belirlenir. Oranın yüksek olması, işletmenin
faaliyetlerini çoğunlukla sahip olduğu aktiflerle yürüttüğünün ve karlılıkta aktiflerin etkin
kullanıldığının bir göstergesidir.
2.
Özsermayenin Karlılığı Oranı: İşletmenin özsermayesinin işletmenin karlılığına katkısını
belirleyen orandır ve işletmenin özsermayesini ne oranda verimli kullandığını gösterir.
Hesaplama şekli şöyledir:
Öıığıı Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki oranlarının ortalamasına göre belirlenmesiyle birlikte bu oranın sanayi
işletmelerinde 0,13 ile 0,15 oranında olması idealdir. Oranın yükselmesi, sermayenin etkin
kullanıldığını, daha fazla karın daha az sermaye ile gerçekleştirildiğini ifade eder. Bu da
ilerleyen süreçte dağıtılmayan işletme karlarına düşen payın ve özsermayenin artması anlamına
gelir. Oranın düşmesi ise sermayenin etkin kullanılmadığını ve belli bir sermaye ile daha az kar
elde edildiğini ifade eder.
3.
Dönem Karı Oranı: Oran işletmenin dönem karının, satışlarının ne kadarlık bir payını
oluşturduğunu gösterir. Hesaplama şekli şöyledir:
öıı Bu oranla ilgili ölçüt, işletmenin faaliyette bulunduğu iş kolundaki işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki oranlarının ortalamasına göre belirlenir. Oranın yüksek çıkması istenen bir
durumdur. Oran yükseldikçe satış politikalarının başarılı olduğu ve satışların karlılığının arttığı
yorumu yapılır.
42
www.hedefaof.com
Menkul Piyasası Oranları
Piyasa performans oranları kapsamında kullanılan oranlar, çoğunlukla menkul kıymet yatırımcıları
açısından önem arzederler ve menkul kıymetler piyasasında yer alan bir işletmenin hisse senetlerinin asıl
değerlerinin belirlenmesinde gösterge niteliğindedirler. Bu oranlar şu şekilde sıralanabilir:
1.
Fiyat – Kazanç Oranı: Bu oran hisse senedinin belli bir zamandaki piyasa (borsa) değerinin,
hisse senedinden elde edilen kazanca (gelir) oranlanmasıyla hesaplanır:
çı Hesaplanan oranın, piyasadaki aynı sektörde faaliyette bulunan diğer işletme hisse senetlerinin
oranları göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir. Oranın düşük olması istenen
durumdur. Oran düştükçe hisse senedinin yatırımcısına sağladığı oransal kazanç artmaktadır.
2.
Piyasa Değeri – Defter Değeri Oranı: Oran işletmenin özsermayesi ile piyasa (borsa) değeri
arasındaki ilişkiyi ve işletmenin piyasa değerinin işletme özsermayesinin kaç katı olduğunu
ortaya koyar. Oran şu şekilde hesaplanır:
ğ ğ Hesaplanan oranın, piyasadaki aynı sektörde faaliyette bulunan diğer işletme hisse senetlerinin
oranları göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir. Oran büyüdükçe işletmenin
hisselerinin fazla değerlendiğini gösterir. Bu oranın büyümesi, hisse senedinin satılması,
küçülmesi ise hisse senedinin alınması gereğini ifade etmektedir.
3.
Diğer Piyasa Oranları: Menkul değer yatırımcılarının kararlarını yönlendirmelerinde, kar payı
(temettü) dağıtımı da belirleyici olmaktadır. Bu oranlar yükseldikçe hisse senedi başına kar payı
dağıtımı oranı artacaktır ki oranların geçmiş dönemlerdeki değerleri yatırımcılar için yatırım
yapma konusunda ipucu görevi görecektir. Oranlar sektördeki diğer işletmelerin hisse senetlerine
ait oranlarla karşılaştırıldığında anlam kazanacaktır. Buna göre yatırımcılar, bu oranların
değerinin geçmiş dönemlerde yüksek olduğu hisse senetlerini tercih edeceklerdir. Söz konusu
oranlar şu şekilde hesaplanmaktadır:
şığıı Bu oran hisse senedi başına dağıtılacak temettü miktarını vermektedir.
ğııı Bu oran işletmenin elde ettiği dönem karının ne kadarını dağıtılmak üzere ayırdığını gösterir.
ü Bu oran hisse senedinin temettü verme potansiyelini ortaya koyar.
Oran analizine genel olarak bakıldığında eksi yönleri ve sınırlılıkları
neler olabilir? Yorumlayınız.
Eğilim Oranları Yöntemiyle Finansal Analiz (Trend Analizi)
Ekonomik karar vericilerin işletmelerin finansal yapılarını analiz etmek suretiyle kararlarını
yönlendirmede başvurdukları analiz yöntemlerinden bir diğeri de Eğilim Oranları (Trend) Yöntemiyle
Finansal Analiz’dir. Finansal tablolardan elde edilen verilerin zaman içerisindeki gelişim süreci göz
önünde bulundurularak hesaplanan oranların (yüzdelerin) analiz edilmesini ifade eden Eğilim Oranları
43
www.hedefaof.com
(Trend) Analizi’nde belli bir yılın verileri baz alınır ve analiz süreci içerisinde bu verilerde diğer yıllarda
meydana gelen değişmelerle ilişkilendirilerek belirlenen oransal (yüzdesel) eğilim yorumlanır.
Eğilim oranları analizinde yıllar itibarı ile hesaplanan değerler bir indeks değeridir. Bu hesaplama,
döneme dahil edilen her yıl için finansal tablolardan elde edilen değerler, aynı tablo kaleminin baz yıldaki
değerine oranlanarak gerçekleştirilir. Bunun sonucunda baz yıl 100 kabul edilirse, yapılan hesaplamalar
sonucu elde edilen değer, baz yılın değeri olan 100’ün altında ise, hesaplamanın yapıldığı yılda baz yıla
göre bir azalmanın olduğu, 100’ün üstündeki değerlerde ise baz yıla göre bir artış olduğu şeklinde
yorumlanır.
ğıü Döneme dahil edilen her yıl için bu hesaplama yapıldığında, söz konusu dönemde ilgili kalemin trendi
ortaya çıkmış olur. Finansal tablolardaki kalemlerle ilgili bu şekilde uygulanacak süreç sonucunda,
işletmenin faaliyetleri ile ilgili olumlu ve/veya olumsuz durumlar belirlenebilecektir. Finansal
tablolardaki tek bir kalemle ilgili yapılan hesaplama işletmenin faaliyetlerinin başarısını ya da
başarısızlığını belirlemede yeterli olmayacaktır. Bunun için birbiri ile ilişkili olabileceği düşünülen her bir
kalem için eğilim belirlenmesi ve bu eğilimlerin karşılaştırılması gerekir.
Eğilim (trend) oranları (yüzdeleri) yöntemiyle finansal analiz dahilinde, finansal tablolardaki şu
kalemlerin ilişkisi belirlenmekte ve karşılaştırılmaktadır:
•
Ticari Alacaklar – Net Satışlar İlişkisi
•
Net Satışlar – Satışların Maliyeti İlişkisi
•
Net Satışlar – Net Kar İlişkisi
•
Stoklar – Net Satışlar İlişkisi
•
Stoklar – Ticari Borçlar İlişkisi
•
Maddi Duran Varlıklar – Net Satışlar İlişkisi
•
Maddi Duran Varlıklar - Özsermaye İlişkisi
•
Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Borçlar İlişkisi
•
Dönen Varlıklar – Net Satışlar İlişkisi
•
Yabancı Kaynaklar –Özsermaye İlişkisi
•
Brüt Satış Karı – Faliyet Giderleri İlişkisi
Yukarıda sayılan sıkça başvurulan ve eğilim analizi yapılan finansal tablo kalemleri ilişkileri dışında
çok sayıda farklı kalemler arası ilişki eğilim analizine dahil edilebilir. Ancak aralarında ilişki olma
olasılığı düşük olan kalemlerin analize dahil edilmesi hem gereksiz hem de zaman kaybıdır. Bu nedenle
eğilim analizi yapılırken yukarıda çok sık kullanılan ilişkiler gibi ilişki ve eğilim araştırması yapılan
kalemlerin doğru bir şekilde belirlenmesi gerekir.
Analiz yapılırken (eğilim oranları (yüzdeleri) değerlendirilirken) sadece eğilime bakmak yanıltıcı
olabilir, bunun yanı sıra kalemlerin değerlerinin de göz önünde bulundurulması önemlidir.
Eğilim (Trend) oranları analizinin kapsadığı dönemin uzunluğu önemlidir. Analiz ne kadar uzun
dönemi kapsarsa, o kadar etkin bir analiz yapılmış olacaktır.
Eğilim analizinde belirlenecek baz yılın, gerek ülke ekonomisi ve gerekse işletme faaliyetleri
açısından normal bir yıl olmasına dikkat edilmesinde fayda vardır. İstisnai olayların ve durumların
yaşandığı (küresel, ulusal ya da sektörel krizin olduğu, enflasyonun yüksek olduğu, siyasi istikrarsızlığın
olduğu, işletme açısından yeniden yapılanmanın olduğu, grev ve lokavt gibi hareketlerin olduğu, aşırı
karların olduğu, aşırı zararların olduğu yıllar gibi…) yılların seçilmesi eğilim analizinin sonuçlarını
farklılaştırarak yanlış kararlara yol açacak yorumların yapılmasına neden olabilir.
44
www.hedefaof.com
Yüzde Yöntemiyle Finansal Analiz (Dikey Analiz)
Dikey analiz olarak da adlandırılan yüzde yöntemiyle finansal analiz, finansal tablolar içindeki kalemlerin
değerlerinin dahil olduğu finansal tablonun toplam değeri içindeki payı hesaplanarak ve aynı sektördeki
diğer işletmelerin finansal tablolarına yapılan benzer uygulama sonucunda hesaplanan aynı kalemlerin
payı ile karşılaştırılarak yapılır.
Yüzde hesaplamasında bir finansal tabloyu oluşturan kalemlerin toplamı 100 kabul edilir ve analiz
edilecek kalemin bu toplam içindeki payı yüzde olarak belirlenir:
ü Genel olarak ifade edilen bu hesaplama yöntemiyle belirlenen yüzde, işletmenin faaliyette bulunduğu
sektördeki diğer firmaların aynı tablosu ve kalemi için yapılacak benzer hesaplama sonucu belirlenen
yüzde ile karşılaştırılarak yorum yapılır. Bu analiz belli bir tarihte oluşturulan tablolar için yapılabileceği
gibi çok sayıda dönem için de yapılarak analiz dinamik hale getirilebilir.
Tablo – 2.1. İşletme Bilançosu ve Yüzde Analiz Değerleri
(31.12.2011)
BİLANÇO KALEMLERİ
AKTİF
Grup
%
Genel
%
15.550
1.200
12.000
750
1.500
500
490
31.990
49
4
38
2
5
2
2
37
3
28
2
4
1
1
76
9.550
750
10.300
42.290
93
7
23
2
24
10.500
8.500
355
19.355
54
44
2
21
17
1
39
20.500
650
18.655
-9.575
30.230
49.585
68
2
62
32
41
1
38
19
61
Değer
DÖNEN VARLIKLAR
Hazır Değerler
Menkul Kıymetler
Ticari Alacaklar
Diğer Alacaklar
Stoklar
Gelecek Aylara Ait Giderler ve Gelir Tahakkukları
Diğer Dönen Varlıklar
Dönen Varlıklar Toplamı
DURAN VARLIKLAR
Maddi Duran Varlıklar
Gelecek Yıllara Ait Giderler ve Gelir Tahakkukları
Duran Varlıklar Toplamı
AKTİF TOPLAMI
PASİF
KISA VADELİ YABANCI K.
Mali Borçlar
Ticari Borçlar
Diğer Borçlar
Kısa Vade. Yabancı K. Toplamı
ÖZ KAYNAKLAR
Ödenmiş Sermaye
Kar Yedekleri
Geçmiş Yıllar Karları
Dönem Net Zararı(-)
Öz Kaynaklar Toplamı
PASİF TOPLAMI
Yüzde analizi ile işletmenin finansal yapısının analizinin yanı sıra işletmenin sektör içindeki yeri de
belirlenmiş olur. Bu analizle işletme yönetimi, özsermayesi, duran ve dönen varlıkları, yabancı
kaynakları, alacakları, stokları ve satışları gibi finansal yapısının unsurlarının niteliği ve boyutları
hakkında bilgi sahibi olacaktır. Dolayısıyla işletmenin faaliyetlerini yönlendirirken bu yüzdeleri de göz
önünde bulundurarak aldığı kararlar başarısını olumlu etkileyecektir. Tablo – 2.1’de bir işletmeye ait
bilanço ve bu bilanço için yapılan yüzde analizi değerleri yer almaktadır. Bu bilanço kapsamında
hesaplanan yüzdelere göre örneğin; hazır değerlerin dahil olduğu grup olan dönen varlıkların %49’unu
oluştururken, genel toplamı ifade eden aktiflerin ise %37’sini oluşturmaktadır. Bu hazır değer yüzdeleri
işletmenin aktiflerinin önemli bir kısmının hazır değerlerden oluştuğunu göstermektedir. Bu görünümün
45
www.hedefaof.com
de işletmenin özellikle kısa vadeli yabancı kaynakları karşılaması açısından avantaj yarattığı söylenebilir.
Aslında bu değerin düzeyinin yeterli olup olmadığı diğer işletmelerin aynı kaleminin yüzdesi ile
karşılaştırıldığında daha anlamlı olacaktır. Böylece işletmenin sektör içindeki yeri de belli olacaktır.
Karşılaştırmalı Finansal Analiz (Yatay Analiz)
Yatay Analiz olarak da adlandırılan Karşılaştırmalı Finansal Analiz tekniği ile bir döneme ait olan
herhangi bir finansal tablo ile ondan bir önceki dönemin aynı tablosu karşılaştırılarak, ilgili dönemdeki
tablo kalemlerinin değerlerinin bir önceki dönemin değerlerinden hangi oranda ve hangi yönde (artış ya
da azalış) değişiklik gösterdiği belirlendikten sonra değerlendirilerek işletme kararları belirlenir.
Bu yöntemde işletmenin kendi finansal tablolarındaki dönemler arası değişiklikler analiz edilir. Bu
karşılaştırmalar aynı koşullarda sektördeki başka bir işletmenin benzer kalemi içinde yapılabilir ki bu
durumda işletmenin benzer işletmelere göre karşılaştırması yapılan kalem itibarı ile faaliyetinin başarısı
belirlenmiş olur. Bu analiz kapsamında bir tablo kaleminin iki dönem değerinin karşılaştırılmasında
uygulanan hesaplama yöntemi şu şekildedir:
ğşüışış Karşılaştırmalı tablo analizinde dikkat edilmesi gereken kriterler genel olarak şöyle sıralanabilir:
•
Karşılaştırmaları yapılacak tabloların dönem uzunlukları aynı olmalı,
•
Uygulanan kayıt ve değerleme yöntemleri aynı olmalı,
•
Karşılaştırma yapılırken dönemler itibarı ile işletmenin faaliyetlerini etkileyebilecek enflasyon,
işletme içi ve dışı krizler gibi durumlarda dikkate alınmalı,
•
Gerektiğinde başka finansal tablolar da analize dahil edilmelidir.
Karşılaştırmalar yüzdesel olarak yapılabileceği gibi dönemlere ait olan mutlak tablo değerleri ile de
yapılabilir. Mutlak değerler göz önünde bulundurularak yapılan karşılaştırmalar (artış ya da azalış) tek
başına yeterli olmayacaktır. Bununla birlikte değişimin oranı da çok önemlidir. Karşılaştırmalarda
özellikle iki dönemden fazla dönem kullanıldığında yüzdesel değişme daha anlamlı olacaktır.
X1
X2
Değişim (+ ya da – )
Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
160.000
200.000
+ % 25
Duran Varlıklar
150.000
195.000
+ % 30
Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere X1’den X2’ye işletmenin kısa vadeli yabancı kaynakları
%25 oranında artmıştır. Bu durum mutlak değer olarak da görülebilmektedir, ancak bu artışın etkisini tam
olarak görebilmek için yüzdesel değişmenin de bilinmesinde fayda vardır. Bu analizde değişmelerin
nedenleri de belirlenebilir.
Eğilim (trend) analizinde enflasyonun etkisini nedir?
FİNANSAL PLANLAMA
Planlama kelime anlamı olarak gelecekte hangi faaliyetlerin, ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağının
belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Bir işletmenin de herhangi bir faaliyetini gerçekleştirmeden önce, bu
faaliyetin gelecekte gerçekleştirilmesi durumunda olası getirilerini ve maliyetlerini doğru bir şekilde
hesaplayarak belirlemesi gerekir. Bu hesaplamalar işletme karar vericilerinin girişim faaliyetlerini
gerçekleştirip gerçekleştirmeyecekleri konusunda fikir verecektir. Başarılı bir ekonomik ve ticari faaliyet
için girişim sürecinin başlangıcında, hangi ürünün üretileceğinin kararlaştırılmasından ürünün nihai
46
www.hedefaof.com
kullanıcıya teslimine kadar geçen süreç içerisindeki her aşamanın en küçük ayrıntısına kadar düşünülerek
üretim sürecinin planlanması ve bu üretim süreci planı dahilinde oluşacak maliyetlerin doğru olarak
belirlenmesi ve söz konusu maliyetlerin en uygun şekilde nasıl karşılanacağına dair finansal planlamanın
yapılması gerekir.
Finansal Planlama Kavramı ve Kapsamı
Girişimcinin girişim fikrini oluşturmaya başlamasından itibaren üretim süreci başlamıştır. Üretim
sürecinin başlamasından itibaren finansal planlama süreci de başlamıştır. Girişim fikrinin oluşmasından
itibaren ürünün üretilip tüketicinin eline geçene kadar ki sürecin her aşamasını en küçük ayrıntısına kadar
düşünmek zorunda olan girişimcinin, bu en küçük detayın bile finansmanını nasıl gerçekleştireceğini
planlaması gerekir. Girişimcinin, bunun yanı sıra daha girişim aktivitesinin başında işletmenin büyüme,
kriz ve yeniden yapılanma gibi stratejik kararlarının da planlarını ve buna bağlı olarak finansal planlarını
yapması gerekir. Bu açıklamalar ışığında finansal planlama şu şekilde tanımlanabilir:
Finansal Planlama, girişimcinin ya da işletme karar vericisinin amaçları doğrultusunda, girişim ya da
işletme ile ilgili faaliyetler ve olası sorunların öngörülmesi suretiyle planlanması ve buna bağlı olarak
oluşacak maliyet ve yapılması gereken harcamaların miktarının ve nasıl finanse edileceğinin
belirlenmesidir. Planlamadan beklenen faydanın sağlanabilmesi için şu konulara dikkat edilmelidir:
•
Planlama yapılacak faaliyetler için bir rehber görevi görmektedir.
•
Gerçeği yansıtacak şekilde hazırlanmalıdır.
•
Plan dahilinde belirlenen hedeflere tam anlamıyla ulaşılması beklenmez, amaç değil araçtır.
•
Planlar değişen ekonomik şartlara kolaylıkla uyum sağlayacak esnekliğe sahip olmalıdır.
•
Planlar birbirleriyle uyum içinde olan kısa ve uzun vadeli hedefleri kapsamalıdır.
İşletmenin planladığı faaliyetlerinin finansal planlanmasında şu dört ana konu önemlidir;
•
Duran varlıkların miktarının hangi düzeyde olacağı,
•
İhtiyaç duyulabilecek likidite ve işletme sermayesi miktarının ne olacağı,
•
Tüm varlıkların finansmanı için öz ve yabancı kaynak oranının ne olacağı,
•
Elde edilecek karın kullanımı,
Finansal planlama süreci, her bir faaliyet için hem 1-2 yıl süreyi kapsayan kısa dönem ve hem de 3-5
yıllık süreyi kapsayan uzun dönem düşünülerek gerçekleştirilir ki buna “Planlama Ufku” denir.
Finansal planlama, şu üç durum göz önünde bulundurularak yapılmalıdır:
•
En Kötü Durum: Girişimciler veya işletme karar vericileri planlama yaparken, girişim veya
işletme faaliyetleri ve faaliyette bulunacağı çevrenin içindeki durum ile ilgili en kötü senaryoyu
göz önünde bulundurarak, herşeyin işletmenin ya da girişimin aleyhine gelişeceği düşünülerek,
kararlarını bu en kötü duruma göre oluşturmalı, böyle durumlardaki davranışlarını belirlemelidir.
Bu durum girişim faaliyetinin olumsuz durumlardaki mukavemet gücünü gösterecektir.
•
Normal Durum: Girişimciler veya işletme karar vericileri planlama yaparken, girişim veya
işletme faaliyetleri ve faaliyette bulunacağı çevrenin durumunun normal koşullarda nasıl
olacağını, geçmiş dönem tecrübelerini de gözönünde bulundurarak belirlemelidir.
•
En İyi Durum: Girişimciler veya işletme karar vericileri planlama yaparken, girişim veya
işletme faaliyetleri ve faaliyette bulunacağı çevre için herşeyin girişimin veya işletmenin lehine
en mükemmel ekonomik şartlar ve gelişmelerin olacağı düşünülerek, böyle bir sürecin
yaşanması durumundaki kararları belirlemelidirler.
47
www.hedefaof.com
Finansal Planlama Süreci
Finansal planlama süreci girişim fikrinin veya yeni yapılanma fikrinin oluşmasından itibaren
başlayacaktır. Bu aşama işletme açısından planlama aşamasıdır ve girişim faaliyetinin
gerçekleştirilmesine kadar geçen süreçte üretim faaliyetinin her bölümü ve her aşaması en küçük
ayrıntısına kadar düşünülerek nasıl finanse edileceği planlanacaktır.
Finansal Strateji ve
Hedefleri Belirleme
Yatırım ve girişim faaliyetine dair beklentilerin, hedeflerin ve
tehditlerin ortaya konulduğu yatırım ve girişim stratejisi
kapsamında finansman stratejisinin belirlenmesi
Finansal Verilerin
Toplanması
Bu stratejiler doğrultusunda finansal analizler yapılmak üzere
verilerin toplanması
Finansal Analizlerin
Yapılması
Finansal planın oluşturulmasında temel teşkil edecek finansal
analizlerin yapılması
Proforma Finansal
Tabloların
Oluşturulması
Üretim sürecine dair harcama kalemleri ile ilgili likit
bütçesinin ve proforma finansal tabloların (bilanço, gelir
tablosu) hazırlanarak finansal planların oluşturulması
Finansal Planın
Oluşturulması
(Tahminler)
Satış tahminine bağlı olarak üretim sürecinde gerekli sabit
(tesis, satış yeri, makine – teçhizat) ve değişken girdi (işçilik,
hammadde, enerji gibi…) gereksiniminin belirlenmesi
Finansal Planın
Test Edilmesi
Belirlenen stratejik hedeflerle finansal plan arasındaki
uyumun belirlenmesi amacıyla finansal planın test edilmesi
Finansal Planın
Revize Edilmesi
Finansal planın test sürecinden sonra ortaya çıkması
muhtemel sorunların ve uyumsuzlukların giderilmesi
Yatırım ve Girişim
Faaliyetinin
Uygulanması
Yatırım ve girişim stratejisi ve bunlara bağlı olarak
oluşturulan finansal planlar doğrultusunda yatırım ve girişim
faaliyetinin uygulanması
Şekil – 2.2: Finansal Planlama Süreci
Finansal planlama sürecinde yapılan faaliyetler şu şekilde özetlenebilir:
•
İşletmelerin faaliyetlerinin finansmanı için farklı alternatifler belirleme ve bunları analiz etme,
•
İşletme faaliyetleri için belirlenen finansal seçeneklerin bugünkü ve gelecekteki (tahmin)
sonuçlarının belirlenmesi,
•
İşletme faaliyetleri için hedef performans ölçütleri belirleme.
Finansal planlamanın, likidite planlaması (nakit bütçenin hazırlanması) ve kar planlaması
(proforma finansal tablolar oluşturulması) kapsamında yönlenecek iki farklı konusu vardır. Bu iki konu
da işletmenin stratejileri doğrultusunda belirlenen hedefler ve performans ölçütleri göz önünde
bulundurularak şekillendirilecektir. Bu kapsamda finansal planlama süreci stratejik içerikli uzun vadeli
finansal planlar ve buna bağlı olarak işletme faaliyetlerini içeren kısa vadeli finansal planlar ile
yürütülecektir.
48
www.hedefaof.com
Kısa Vadeli Finansal Planlar
Kısa vadeli finansal planlar, işletmenin strateji ve politikalarının belirlemiş olduğu hedefler ve
performans ölçütlerinin elde edilebilmesi için yapılması gereken faaliyetlerin nasıl finanse edileceğini
belirlemek amacıyla oluşturulur. Bunun için yapılacak analizler sonucunda alternatif seçenekler içinden
en uygun olanının tercih edilmesi gereklidir. En uygun finansman kaynağının belirlenmesinde doğru ve
yeterli düzeyde verinin elde edilmesi önemlidir. Bu aşamada analizlerde ve tahminlemede kullanılacak
veri kaynakları, işletmelerin kendisinin ya da faaliyette bulunulacak sektördeki diğer işletmelerin geçmiş
faaliyet bütçeleri, nakit bütçeleri ve proforma tablolarıdır.
İşletmenin temel hareket noktası ürettiği üründen ne kadar satacağı ve ne kadar hasılat elde
edeceğidir. Buna göre üretim planlarını (tesis binası, enerji, makine – teçhizat, hammadde ve yarı mamul
madde ve işgücü planlaması gibi…), oluşturacak ve bu planlar dahilinde öncelikle finansman
gereksinimini tahmin etmeye çalışacaktır. Bu işlemi takiben proforma nitelikteki gelir tabloları, işletme
bütçesi, nakit bütçesi, bilançosu oluşturulacaktır.
Uzun Vadeli Finansal Planlar
Uzun vadeli finansal planlar, işletmenin strateji ve politikaları çerçevesinden hazırlanır. Uzun vadeli
planlar 2–10 yıllık dönemi kapsayabilmektedir. Genellikle 5 yıllık planlar tercih edilmektedir. Bu planlar,
işletmenin yeni piyasalara girme, yeni ürün geliştirme ve bu ürünü piyasaya sunma, ölçek artırma, yeni
sektörlerde faaliyette bulunma gibi işletmenin yeniden yapılanmasını gerektiren faaliyetlerinin
finansmanı için doğru kaynaklar belirleme işlemlerini kapsamaktadır. Bunun için de yapılan analizler
dahilinde bütçeler ve proforma finansal tablolar hazırlanarak, hedefler ve performans ölçütleri
belirlenmektedir.
Uzun vadeli finansal planların yapılmasında dikkat edilmesi gereken
temel unsurlar neler olabilir?
Bütçeleme
İşletmelerin varoluş amaçları kar elde etmektir. Bunu için de katlanmış oldukları üretim maliyetlerinin,
ürünlerin satışı ile elde etmiş oldukları hasılattan düşük olması gerekir. Aksi takdirde zarar etmiş olurlar.
Bu durumda üretim ve ticari faaliyetlerini durdurmaları ve piyasayı terk etmeleri gereklidir. Bunun
yaşamamak için işletmelerin kaynaklarını en uygun şekilde kullanarak üretim maliyetlerini düşürmeleri
gerekir, çünkü işletmeler maliyetlerini düşürdükleri ölçüde karlarını arttırabilecektir.
İşletmenin üretimi gerçekleştirebilmesi için bir araya getirmesi gereken üretim faktörlerini satın
alması ve/veya kiralaması gerekmektedir. Bu şekilde kullanma hakkını satın aldığı ve/veya kiraladığı
üretim faktörlerini üretimde kullanabilecek ve üretimi gerçekleştirebilecektir. İster büyük isterse küçük
olsun tüm işletmelerin bu üretim faktörlerini üretime dahil edebilmeleri için gerekli olan finansman
olanaklarının sınırı vardır. Bu finansman olanaklarını etkin kullanamadıkları takdirde ya üretim
maliyetleri yüksek olacak ya da çıktı düzeyleri düşük gerçekleşecektir. Her iki durum da fiyatlama ve
dolayısıyla rekabette kaynaklarını etkin kullanamayan işletmeleri dezavantajlı duruma düşürecektir.
Günümüz ekonomik koşulları düşünüldüğünde, rekabetin yüksekliği buna karşın üretim olanaklarını
elde etmedeki sıkışıklık, kaynak kullanımında etkinliğin sağlanması gerekliliğini, işletmeler için daha da
hayati kılmaktadır. İşletmelerin üretim faktörlerini üretime dahil edebilmede kullandıkları en önemli
kaynağı finansal kaynaklarıdır. Bu aşamada bütçe önemli rol üstlenmektedir.
Planlama ile bütçeleme birbirlerini tamamlayan iki önemli kavramdır. Finansal kaynakların etkin
kullanımı iyi bir finansal planlamaya bağlıdır. Stratejisini ve hedeflerini cari olarak ve gelecek için doğru
belirlemiş, bu hedeflere ulaşabilmek için üretim analizini iyi yapmış ve buna bağlı olarak finansal
planlarını iyi yapmış işletme, faaliyette bulunduğu piyasada rekabet açısından avantajlı olacaktır. Yalnız
başına doğru bir planlama yeterli olmayacaktır. Planlamanın yanı sıra doğru ve etkin bir bütçeleme,
işletmenin başarıya ulaşmasında çok önemlidir. Aslında planlamanın bir parçası olan bütçe doğru
49
www.hedefaof.com
yapılmazsa işletme başarısızlığı kaçınılmazdır. Doğru ve yeterli bir bütçeleme ile işletme işgücü,
hammadde, yarı mamul madde, makine-teçhizat ve tesis gibi üretim girdilerinin en uygun ekonomik
koşullarda işletme tarafından kullanılmasına olanak sağlayacaktır.
Bütçe Kavramı
Bütçe, belli bir dönem içinde finansal faaliyetlerin rakamlarla özetlenmiş halidir. Bütçe ile işletme
yönetimi belli bir süreç içeresinde yapacakları faaliyetleri kontrol etme ve yönetme olanağı elde
etmektedir. Bütçeler kısa dönemli ve uzun dönemli olarak hazırlanabilmektedir.
Kısa dönemli bütçeler işletmelerin kısa dönemde gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetlerin
finansmanını nasıl yapacaklarını yani harcama planlarını ortaya koymaktadır. Uzun dönemli bütçeler ise
işletmelerin uzun döneme dair planladıkları faaliyetlerinin finansmanını nasıl yapacaklarını yani uzun
dönemli harcama planlarını ortaya koymaktadır. Bir işletme ya da girişim bütçesinin sahip olması gereken
özellikler temel olarak şu şekilde sıralanabilir:
•
Bütçe basit ve anlaşılır olmalıdır.
•
Tüm üretim faaliyetlerini kapsayacak yeterlilikte olmalıdır.
•
Belirlenen strateji ve hedeflere uygun ve gerçekleştirilebilir olmalıdır.
•
Kolaylıkla revize edilebilir, dinamik ve esnek bir yapıya sahip olmalıdır.
Girişimcinin ve/veya işletme karar vericisinin faaliyetlerinin planlaması finansal planlama ile uyum
içinde olmalıdır. Bunun içinde başarılı bir bütçe hazırlanması temel girişim davranışıdır. Girişimci
ve/veya işletme karar vericisinin bütçe hazırlayarak genel olarak elde edeceği avantajlar şunlardır:
•
Girişim ve devamında üretim sürecinde yapılacak işlerin daha önceden tasarlanmasını sağlar.
•
İşletmenin iç uzmanlaşmasının sınırlarını oluşturur ve bunlara bağlı olarak bu bölümlerin hedef
ve standartlarını ortaya koyar.
•
Faaliyetlerin denetimi açısından ölçütlerin belirlenmesini sağlar.
•
Kaynak (girdi) israfının önüne geçer ve etkin verimlilik düzeyine ulaşmaya olanak sağlar.
•
Girişim ve üretim faaliyetlerine bağlı olarak finansal gereksinimleri nicel olarak ortaya
koyarken, finansal kaynakların nasıl yönlendirileceği ile ilgili rehber görevi görür.
•
Yönetim açısından disiplin oluşturur ve işletme faaliyetlerinin ciddiyetle yürütülmesine katkı
sağlar.
•
Beklenmedik durumlar karşısında (krizler, aşırı enflasyon, piyasada daralma, uluslararası
piyasalardaki olumsuz ekonomik koşullar gibi işletmenin zarara uğrama riski) daha bu durumlar
oluşmadan yöneticilerin yapması gerekenleri ortaya koyar.
Bütçenin bu gibi yararlarının yanında, hazırlanması ve uygulanmasında karşılaştığı sınırlılıkları da
sözkonusudur. Genel olarak bütçe uygulamasının sınırlılıkları ise şu şekilde sıralanabilir:
•
Bütçenin başarısı hazırlanmasında kullanılan verilerin yeterliliği ve doğruluğu ile ilişkilidir.
Dolayısıyla eğer yeterli ve doğru veri yoksa bütçenin işletmeye yararından çok zararı olacaktır.
•
Bütçe durağan bir varlık olarak görüldüğü takdirde etkinliğini kaybedecektir. Bütçenin değişen
ekonomik koşullara göre yeniden düzenlenmesi şarttır.
•
Bütçeyi hazırlayan ve bütçeyi uygulayacaklar, bütçenin oluşturmuş olduğu disipline
uymalıdırlar. Aksi takdirde bütçe amacına ulaşmayacaktır. İşletmenin tüm bölümleri bütçenin
kendilerine vermiş olduğu görevi yerine getirdiği takdirde bütçe amacına ulaşacak ve işletme de
başarıya ulaşacaktır.
50
www.hedefaof.com
•
Bütçeye körü körüne bağlılık işletmenin karşısına çıkan fırsatları kaçırmasına neden
olabilecektir. Bu nedenle bütçenin işletmenin politikaları içindeki yerinin tam olarak
belirlenmesinde yarar vardır ki bütçe işlevinin ötesine geçmesin.
•
Bütçenin belirlemiş olduğu standartlar işletme çalışanlarını baskı altına sokabilir. Bu da
verimliliğin düşmesine neden olabilecektir. Bu nedenle belirlenecek standart ve hedeflerin
gerçekçi olması için çaba gösterilmelidir.
Finansal planla bütçe arasında nasıl bir ilişki vardır?
Bütçe Sisteminin Amaçları
Girişim ve/veya işletme faaliyetlerinin planlanmasında bütçenin yerinin belirlenmesi, bütçenin
amaçlarının ortaya konmasıyla ortaya çıkacaktır. Bu kapsamda bütçe sisteminin amaçları şu şekilde
sıralanabilir:
•
Girişim ve/veya işletme faaliyetlerinin planlanmasında rehber olmak,
•
Gelecekteki finansman ihtiyacını ortaya koymak,
•
İşletmenin maliyetlerini kontrol altına almak ve aşırı ve gereksiz harcamaların önüne geçmek,
•
İşletmenin faaliyetleri için hedefler ve standartlar belirleyerek bir disiplin oluşturmak,
•
Kriz, piyasa daralması, finansal sıkışıklık gibi beklenmedik durumlarda yöneticilere yol
göstermek,
•
İşletme içindeki alt kademeler için performans hedefleri belirlemek,
•
İşletmenin ulaştığı performans ve başarı düzeyini belirlemesi için bilgi vermek.
Girişimci ve/veya işletme karar vericilerinin, bu amaçlarla bütçe sistemine başvururken, bütçeleme
faaliyetinin bir plan olduğunu unutmamaları gereklidir. Aksi takdirde, belirlenen bütçeye tam bağlılık
ilerleyen süreçte hazırlayanların yetersiz öngörüleri dolayısıyla işletmenin amaçlarından uzaklaşmasına
neden olabilir. Bütçenin gerçek bir rehber görevi üstlenebilmesinde yöneticilerin bütçenin işletmenin
planları içindeki yerini tam olarak belirlemesi ve bütçe sistemine amacının dışında misyonlar
yüklememesi önemlidir.
Bütçe Türleri
Bütçe sistemi dahilinde oluşturulabilecek bütçeler farklı açılardan incelenebilir:
1.
2.
Konularına Göre Bütçeler: Bütçeler içerdikleri konulara göre Gider ve Gelir Bütçeleri olarak
iki başlık altında incelenebilir. Gider Bütçeleri, girişim fikrinin oluşmasından, üretilen ürünün
nihai kullanıcıya teslimine kadar geçen süreci içine alan üretim süreci içinde maliyetleri artıran
her türlü harcamayı içerir ve girdi harcamaları (üretim maliyeti) ile çıktı arasındaki ilişkiyi
ortaya koyar. Gelir Bütçeleri ise üretim süreci sonucunda ortaya çıkan ürünün satış tahminleri
ile oluşturulur ve çıktı ile hasılat (satış geliri) arasındaki ilişkiyi belirler.
Amaçlarına Göre Bütçeler: Bütçeler amaçlarına göre Faaliyet ve Program Bütçeleri olmak
üzere ikiye ayrılır. Faaliyet Bütçeleri, işletmenin üretim faaliyetleri kapsamında tedarik, satış,
işçilik, genel üretim, satış maliyeti gibi gelir – gider düzeyi net ve kesin olarak belirlenebilen
faaliyetlerinin harcamalarının planlamasının yapıldığı bütçelerdir. Program Bütçeleri ise,
işletme içerisinde üretimi destekleyici ve çoğunlukla yönetim ve planlama fonksiyonları
kapsamındaki faaliyetlerin harcamalarını planlayan bütçelerdir ve pazarlama – reklam – satış –
dağıtım, insan kaynakları, eğitim, araştırma – geliştirme, finansman ve genel yönetim
fonksiyonlarına yönelik harcamaları kapsar.
51
www.hedefaof.com
3.
4.
5.
Özelliklerine Göre Bütçeler: Bütçeler özelliklerine göre Dinamik ve Statik Bütçeler olmak
üzere ikiye ayrılır. Dinamik Bütçeler, tek bir döneme ait verilere dayanmayan ve farklı
zamanlardaki faaliyetlerin verilerini kullanarak ve gelecekte meydana gelecek değişikliklere
kolaylıkla uyum sağlayacak özelliğe sahip bütçelerdir. Statik Bütçeler ise, belli bir zamandaki
üretim hacmini hedef alan, üretim süreci ve üretim niceliği açısından hedef değerler ortaya
koyan ve buna yönelik faaliyetlerin harcamalarını planlayan bütçelerdir.
Kapsamına Göre Bütçeler: Bütçeler kapsamlarına göre Kısmi ve Genel Bütçeler olmak üzere
ikiye ayrılır. Kısmi bütçeler, tedarik, üretim, pazarlama, yatırım, nakit bütçesi gibi işletmenin
belirli bölümlerinin faaliyetlerine yönelik harcamaları planlayan bütçelerdir. Genel Bütçeler ise,
işletme içinde işletmenin tüm faaliyetlerini ilgilendiren planlama ve yönetsel faaliyetlerini
kapsayan, proforma bilanço ve gelir tablolarını da içeren bütçelerdir.
Dönemlerine Göre Bütçeler: Bütçeler dönemlerine göre Kısa ve Uzun Dönem Bütçeleri olmak
üzere ikiye ayrılır. Uzun Dönem Bütçeler, işletmenin strateji ve politikaları çerçevesinden
hazırlanan, 2 – 10 yıllık dönemi kapsayabilen, işletmenin yeni piyasalara girme, yeni ürün
geliştirme ve bu ürünü piyasaya sunma, ölçek artırma, yeni sektörlerde faaliyette bulunma gibi
işletmenin yeniden yapılanmasını gerektiren faaliyetlerinin finansmanı için doğru kaynaklar
belirleme işlemlerini kapsamaktadır. Kısa Dönem Bütçeleri ise, işletmenin strateji ve
politikalarının belirlemiş olduğu hedefler ve performans ölçütlerinin elde edilebilmesi için
yapılması gereken faaliyetlerin nasıl finanse edileceğini belirlemek amacıyla oluşturulur. Bu
kapsamda işletmenin daha çok işletme stratejisi ve politikaları doğrultusunda belirlenen yürütme
faaliyetlerine (üretim sürecindeki tüm faaliyetler) yönelik harcamalar bütçelendirilir. Bu bütçeler
1 – 2 yıllık bir dönemi kapsamaktadır.
Bütçenin Hazırlanması
Bütçeleme sisteminin yararları ve sınırlılıkları ortaya koymuştur ki bir girişimci ve işletmeci için iyi
hazırlanmış bir bütçe işletmenin başarısını etkileyen en önemli olgudur.
Bütçenin girişimci ve işletmeci için önemi hazırlanmasında hassas davranılması gerektiğini ortaya
koymaktadır. Bu nedenle bütçe hazırlanırken bu konuda uzman olan personelin görevlendirilmesi
gereklidir. Bütçe çalışması sürecinde işletmenin strateji ve politikaları esas alındığı için bu konuda
işletmenin üst yöneticilerinin de içerisinde yer aldığı uzman bir ekipten (bu ekip içinde başta finans
biriminin sorumlusu olmak üzere, muhasebe, üretim, pazarlama, insan kaynakları, araştırma-geliştirme
gibi işletmenin birim sorumluları yer alabilir) oluşması etkinliği artıracaktır.
#
Şekil 2.3: Bütçe Ekibi
Bütçenin hazırlanması sürecinin adımları şu şekilde sıralanabilir:
1.
Bütçenin Amacının Belirlenmesi: Bütçe, işletme planlarının rakamsal ifadesi niteliğinde olduğu
için bütçeleme sürecinin başında işletmenin stratejileri ve politikaları doğrultusunda faaliyet
amaçlarının belirlenmesi gerekir. Dolayısıyla bütçe dönemi sonunda ulaşılması amaçlanan
hedeflerin ve standartların kesin hatları ile net bir şekilde ortaya konulması gerekir, çünkü
52
www.hedefaof.com
2.
3.
4.
bütçeleme sürecinde bundan sonra yapılacakların temel hareket noktası bu hedef ve standartlar
(Pazar payı, harcama sınırı, belli bir kar oranı, belli bir ciro düzeyi gibi…)olacaktır. Bu
saptamanın doğru ve yeterli düzeyde yapılması (gerçekleştirilebilirliği) bütçelemenin de başarılı
olmasına neden olacaktır.
Varsayımlar ve Önplanlama: Bütçe hazırlıkları içerisinde önemli konulardan bir diğeri de bir
takım varsayımların ve önplanlamanın yapılmasıdır. Bu varsayımlar işletmenin faaliyette
bulunacağı endüstri ve faaliyet konusu ile ilgili, rakiplerin piyasa payları, fiyat miktarı,
verimlilik düzeyi, ücretler, girdi maliyetleri, genel giderler gibi ve ülke ekonomisi ve küresel
ekonomi ile ilgili, enflasyon, döviz kurları, vergi oranları, kotalar, üretim standartları, teşvikler,
devlet yardımları, faiz oranları gibi parametreleri kapsamaktadır. Planlar yapılırken bu
parametrelerin gelecekteki durumunun ne olacağı ile ilgili bir varsayım ortaya koyarak işletme
karar vericileri önplanlama yapacaktır. Bu önplanlama kapsamında üretilecek ürünün, hedefler
doğrultusunda ne kadar üretileceği, bu üretim için gerekli olan tesis ölçeği, üretim sürecinde
kullanılacak makine – teçhizat ve teknoloji, bulundurulması gereken hammadde, yarı mamul
madde ve mamul madde miktarı, üretim maliyeti, ürünün nerelerde ve nasıl satılacağı, satış
maliyeti, beklenilen hasılat, beklenilen kar oranı ve miktarı, vergi yükümlülüğü, karın dağıtımı,
kriz, piyasada daralma, finansal sıkışıklık ve aşırı talep artışı gibi beklenmedik durumlar
karşısında yapılacak faaliyetler gibi uygulamalar ortaya konacaktır. Bu çalışmalar yapılırken de
varsayımlar ve bu konularla ilgili işletmenin ve sektördeki diğer işletmelerin geçmiş
dönemlerdeki verileri göz önünde bulundurulacaktır.
Bütçe Taslaklarının Hazırlanması: Bu aşamada, varsayımlar ve geçmiş yılların verileri
kullanılarak ve gerçekçi öngörülerle hazırlanan plan (önplanlama) doğrultusunda girişim ve
üretim faaliyeti süreci içerisinde çeşitli taslak bütçeler hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, yatırım
bütçesi, üretim bütçesi, satınalma bütçesi, satış bütçesi, çeşitli üretim bölümleri itibarı ile
(üretim, pazarlama, insan kaynakları, araştırma – geliştirme, muhasebe – finansman, satınalma
departmanları) harcama bütçeleri, nakit bütçesi, proforma bilanço ve sonuç tabloları
hazırlanmaktadır. Bu bütçelerin hazırlanması kadar uyum içinde olması da önemlidir. Bu uyumu
da işletmenin stratejileri ve politikaları kapsamında belirlemiş olduğu hedefler ve standartlar
doğrultusunda bütçe ekibi sağlayacaktır. Bütçe ekibi bu bütçelerle ilgili tartışmaları ve analizleri
sonucunda uzlaşı içinde bu taslaklardan oluşan bütçe tasarısına son şeklini vererek onaylanmak
üzere yönetim kuruluna sunacaktır.
Bütçenin Onaylanması: Bu aşamada bütçe ekibi son şeklini verdikleri bütçe tasarısını yönetim
kurulunun ya da işletmenin üst yönetiminin onayına sunacaktır. Onay mercii olan yönetim
kademesi, bütçe tasarısını işletmenin strateji ve politikalarına uygunluğu ve
gerçekleştirilebilirliği ile ilgili incelemesinden sonra uygun bulursa bütçe tasarını onaylayacak ve
böylece bütçe konusu yatırım, girişim veya üretim faaliyeti için yapılacak faaliyetleri kabul
etmiş olacaktır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki işletmeler için bütçelemenin
önemi nedir? Yorumlayınız.
Tahminleme
Finansal planlamanın önemli bir süreci de “tahminleme”dir. İyi bir planlamanın temelinde yatan faaliyet
isabetli bir tahminlemedir. Tahminleme ne kadar gerçeğe uygun olursa planlama da o düzeyde başarılı
olacaktır. Finansal tahminleme, işletme planları dahilinde gerçekleştirilecek olan girişim, yatırım ve
üretim faaliyetleri için yapılacak harcamaların miktarı ve nasıl karşılanacağını içerir. Finansal tahminleme
sürecinde gerçekleştirilen analizler sonucunda belirlenmeye çalışılan unsurlar şunlardır:
•
Talep analizi sonucunda belirlenen üretim miktarını üretecek tesisin, makine – teçhizatın niceliği
(sabit girdiler), finansman ihtiyacının ve nasıl finanse edileceğinin belirlenmesi,
53
www.hedefaof.com
Planlanan üretimi sağlamak için gerekli olan hammadde, yarı mamul madde, işçilik, enerji gibi
değişken girdilerin niceliğinin, finansman ihtiyacının ve nasıl finanse edileceğinin belirlenmesi,
• Ürünlerin satış maliyeti ve hasılatın belirlenmesi.
Finansal tahminlemeyi yapacak ekip, bu tahminleme için yararlanacakları verilerini, işletmenin
geçmiş yıllardaki faaliyetlerindeki verileri, sektördeki diğer işletmelerin verilerini, piyasa verileri, ülke
ekonomisi ve uluslararası ekonominin verilerinden oluşturacaktır.
•
Tahminleme sürecinde girişim, yatırım ve üretim aşamalarındaki tüm faaliyetler için yapılacak
harcamalar doğrultusunda finansman ihtiyacı ve nasıl karşılanacağı ile ilgili çalışmalar yapılacaktır.
Tahminleme de kullanılacak analizler çeşitli tekniklerle gerçekleştirilebilmektedir. Bu kapsamda ünite
içerisinde üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulan teknikler (finansal analiz teknikleri), oranlamalar,
ortalamalar, yüzdeler, indeksler, basit ve çoklu regresyon, yapay sinir ağı gibi bir takım istatistiki ve
bilimsel yöntemler tahminlemede kullanılabilmektedir.
Kar Planlaması
Girişim, yatırım ve işletme faaliyetlerinin temel amacı kar elde etmek ve bunu maksimum kılmaktır. Bir
girişimci ve⁄veya işletme yönetiminin faaliyetlerini yönlendirirken temel dayanak noktası o faaliyetin
karlı olmasıdır. Faaliyetin karlı olup olmadığına ise yapacakları analizlerle karar vereceklerdir. Bu
kapsamda girişimci ve işletme yönetimlerinin temel olarak kullandıkları iki yöntem vardır:
Başabaş Analizi
Faaliyet Kaldıracı
Kar, ticari faaliyet sonucu gelirlerin giderleri (maliyetleri) aşan kısmı olarak tanımlanabilir. Üretim
sürecinde iki tür gider vardır: fabrika binası, makine – teçhizat, kira, idari personel giderleri,
amortismanlar, faiz giderleri gibi kısa dönemde miktarı değiştirilemeyen girdilerin maliyetlerini ifade
eden “Sabit Giderler” (FC) ve işçilik, enerji, hammadde, yarı mamul madde gibi üretimle birlikte oluşan
ve kısa dönemde miktarı değiştirilebilen girdilerin maliyetlerini ifade eden “Değişken Giderler” (VC).
Toplam Gelir (TR) ve sabit ve değişken giderlerin toplamından oluşan (FC + VC)Toplam Maliyet
(TC) değerleri ile Toplam Kar (TP) basitçe şu şekilde ifade edilebilir:
TP = TR – TC
Bu farkın sonucunun pozitif (+) olması durumunda “kar”dan, negatif (–) olması durumunda ise
“zarar”dan söz edilir. Eğer bu farkın sonucu sıfır (0) ise bu üretim ve satış düzeylerinde ne kar ne de zarar
sözkonusudur ki bu üretim ve satış düzeyi “Başabaş” olarak nitelendirilir.
Kar planlaması dahilinde yapılan Başabaş ve Faaliyet Kaldıracı analizleri işletmelerin gelir tabloları
göz önünde bulundurularak yapılır. Bu analizlerde kullanılacak gelir ve gider değerleri belirlenirken gelir
tablosundaki veriler kullanılmaktadır.
Girişimci ya da işletme yönetimi yapmış oldukları kar analizleri sonucunda analize konu olan faaliyeti
gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceklerine karar vereceklerdir.
Başabaş Analizi
Girişimci ve⁄veya işletme yönetimlerin, finansal planları dahilinde kar planlamasını yaparken satışlardan
elde edilecek üretim düzeyi, hasılat ve üretim maliyetleri arasındaki ilişkiye bağlı olarak yapmış oldukları
kar analizine Başabaş Analizi denir.
Başabaş analizinde, değişik üretim düzeylerindeki hasılat ve maliyet karşılaştırmaları yapılarak, hangi
üretim düzeylerinde zarar, hangi üretim düzeylerinde kar ve hangi üretim düzeylerinde ise kar ya da zarar
durumunun olmadığı (başa baş olduğu) belirlenmeye çalışılır. Böylece kar amacı güden ve bu karı
maksimumlaştırmaya çabalayan girişim ve⁄veya işletme faaliyetinde hangi düzeyde üretim ve satış
yapılması gerektiği belirlenmiş olacaktır.
54
www.hedefaof.com
Şekil – 2.4’de bir işletmeye ait Toplam Gelir (TR), Toplam Maliyet (TC) ve Sabit Maliyet (FC)
eğrilerinin yeraldığı grafikte, düşey eksende maliyet ve gelir değerleri ve yatay eksende ise üretim ve satış
değerleri gösterilmektedir. Grafikte görüldüğü üzere sabit maliyet (FC) eğrisi FC0 düzeyinden başlayan
yatay eksene paralel bir doğru ile gösterilmektedir, çünkü kısa dönemde adından da anlaşıldığı üzere sabit
olan maliyetler değişmemektedir. Toplam maliyet (TC) eğrisi ise üretimin hiç olmadığı durumda bile var
olan FC0 sabit maliyet düzeyinden başlamaktadır. Dolayısıyla grafiği hiç değiştirmeden sadece yatay
ekseni sabit maliyetler kadar yukarı kaldırdığımızda yani FC0’ın orijin olduğunu varsaydığımızda, TC
eğrisi değişken maliyetleri (VC) gösteren eğri durumuna gelecektir. Yani “TC eğrisi, değişken maliyet
(VC) eğrisinin sabit maliyetler kadar yukarı kaymış halidir” şeklinde ifade edilebilir. Toplam gelir (TR)
eğrisi ise orijinden başlayan önce artan sonra ise azalan bir eğri şeklindedir. Grafikte, A noktasına kadar
ki (Q1 üretim ve satış düzeyine kadar) ve B noktasından sonraki (Q3 üretim ve satış düzeyinden sonra)
üretim ve satış düzeylerinde TC, TR’yi aştığı için zararı ifade etmektedir. Grafikte Z ile gösterilen gri
fonlu bölgelerin ifade etti üretim ve satış düzeyleri, işletme için “zarar bölgeleri”dir. A noktasının ifade
ettiği Q1 üretim ve satış düzeyi ile B noktasının ifade ettiği Q3 üretim ve satış düzeyi arasındaki üretim ve
satış düzeylerinde TR, TC’yi aştığından işletme için kar söz konusudur. Grafikte A noktası ile B noktası
arasındaki taralı bölge “Kar Bölgesi” olarak ifade edilmektedir ve bu bölgede TR ve TC eğrileri arasında
dikey açıklığın en yüksek olduğu Q2 üretim ve satış düzeyi, işletmenin maksimum kara ulaştığı üretim ve
satış düzeyidir. A ve B noktalarının ifade ettiği sırasıyla Q1 ve Q3 üretim ve satış düzeylerinde ise TR ve
TC birbirlerine eşit olduğu için bu noktalar “Başabaş Noktaları” olarak ifade edilmektedir. Grafikten de
anlaşıldığı gibi işletmenin Q1 ve Q3 üretim ve satış düzeyleri arasındaki miktarlarda üretim ve satış
yapması gerekmektedir ki amacı olan karı elde edebilsin. Doğaldır ki kar elde etmenin yanı sıra
işletmenin bu karı maksimum kılmaya çabalaması temel amacıdır. Dolayısıyla işletme bu temel amacını
gerçekleştirebilmesi için grafikte Q2 üretim ve satış düzeyinin ifade ettiği karın maksimum olduğu üretim
ve satış düzeyini elde etmelidir.
Şekil 2.4: Toplam Gelir (TR) ve Toplam Maliyet (TC) Eğrileri ile Başabaş Analizi
Grafikte görsel olarak incelenen başa baş analizi için işletmenin gelir tabloları kullanılmaktadır.
İşletme gelir tablosundaki veriler ışığında hangi üretim ve satış düzeylerinin zarar (grafikteki Z bölgeleri
gibi), hangi üretim ve satış düzeylerinin kar (grafikteki taralı bölge) ve hangi üretim ve satış düzeylerinin
başa baş (Q1 ve Q3 üretim ve satış düzeyleri gibi) olduğunu belirlemelidir. Doğru bir şekilde yapılan
analiz sonucunda Başabaş Analizi yöntemiyle sağlıklı bir kar planlaması yapılabilecektir.
Tek bir gelir tablosunun kullanılması suretiyle yapılan başabaş analizi gelecekteki gerçekleşmeler için
yeterli olmayabilir. Bu nedenle daha gerçekçi ve etkin bir başabaş analizi için geçmiş dönemlerdeki gelir
tablolarının verilerinin yanı sıra, girdi fiyatlarındaki değişmeler, enflasyon, döviz kuru, teşvikler ve devlet
yardımları, vergi, resim, fon ve harçlar, ücretlerdeki değişmeler, üretim standartları, gibi daha çok sayıda
sıralanabilecek maliyeti azaltıcı ve artırıcı, gelirleri azaltıcı ve artırıcı değişkenleri de muhakkak analize
dahil etmek gerekir.
55
www.hedefaof.com
Faaliyet Kaldıracı
İşletmeler üretim sürecinde sabit ve değişken girdiler kullanabilmektedir. Bir işletmenin sabit girdi
miktarı ne kadar çok ise kara geçebilmesi için o kadar çok satış yapması gereklidir. Sabit girdilerin ve
dolayısıyla bunlara ayrılan finansmanın yüksek olması, satışlarda yaşanacak olumsuzluklar durumunda
işletmenin sabit girdilerini karşılayabilecek bir satış düzeyine ulaşmasında sıkıntılar yaşatacaktır ve
işletme için yüksek sabit girdi ile çalışma risk teşkil edebilecektir.
Ancak üretimin niteliğine, yani emek yoğun (daha çok işgücünün kullanıldığı) üretim ya da sermaye
yoğun (daha çok sabit girdi niteliğindeki makine-teçhizatın kullanıldığı) olmasına göre kullanılan sabit
girdi miktarı da değişecektir. Sermaye yoğun üretim gerektiren üretim sürecinde doğal olarak sabit
girdiler maliyetlerde önemli yer tutacaktır.
Üretimde sabit girdi olduğu durumda “kaldıraç” kavramından söz edilebilir. Eğer üretimde sabit girdi
yoksa kaldıraçta sözkonusu olmayacaktır.
Kaldıraç analizi sabit girdilerin kullanılma sınırını ortaya koyan analizdir. Faaliyet Kaldıracı, üretim
ve satış sürecinde kullanılan sabit girdilerin miktarına bağlı olarak satışlardaki değişmenin kara olan
etkisini ifade eder ve faiz ve vergi öncesi kardaki yüzdesel değişmenin (%ΔFVK) hasılattaki yüzdesel
değişmeye (%ΔH) oranlanmasıyla hesaplanan katsayı ile ifade edilir.
%∆FVK f=
=
%∆H
f
FVK2 - FVK1
FVK1
H2 - H1
H1
: Faaliyet Kaldıracı Katsayısı
FVK : Faiz ve Vergi Öncesi Kar
H
: Hasılat
Örn: A işletmesinin hasılatı 150.500 ’den 195.500 ye çıktığında faiz ve vergi öncesi karı 65.250’den 90.250’ye yükselmiştir. Bu durum için faaliyet kaldıracı hesaplanacak olursa:
90.250 – 65.250
%∆FVK =
=
195.500 – 150.500
%∆H
150.500
Faaliyet kaldıraca katsayısı (f) 1,28 olarak hesaplanmıştır. Buna göre hasılattaki %1’lik artış faiz ve
vergi öncesi karı %1,28 artırmaktadır. Bu katsayı;
f>1
ise
katsayı yüksektir ve işletmenin riski azdır ve bu katsayı daha da büyüdükçe
risk azalacaktır.
f<1
ise
katsayı düşüktür ve işletmenin riski yüksektir ve bu katsayı sıfıra (0)
yaklaştıkça risk artacaktır, çünkü elde edilen karın giderleri, özellikle de sabit
giderleri karşılama gücü azalmaktadır.
Kar planlamasının işletme açısından önemi nedir?
56
www.hedefaof.com
Özet
İşletme, üretim planlamasının başlamasından,
ürünün nihai kullanıcıya ulaştırılmasına kadar
geçen süreci kapsayan üretimin her aşamasında
alacağı kararlarda temel hareket noktası maliyet
minimizasyonudur. İşletme nitelikten ödün
vermeksizin üretimini ne kadar az maliyetle
gerçekleştirirse,
ihtiyacı
olan
finansman
gereksinimi de o kadar az olacaktır. İşletmenin bu
aşamada yapması gereken ise yeterli ve doğru bir
finansal analiz ve planlama yapmaktır.
sorunların öngörülmesi suretiyle planlanması ve
buna bağlı olarak oluşacak maliyet ve yapılması
gereken harcamaların miktarının ve nasıl finanse
edileceğinin belirlenmesidir.
Planlama ile bütçeleme birbirlerini tamamlayan
iki önemli kavramdır. Finansal kaynakların etkin
kullanımı iyi bir finansal planlamaya bağlıdır.
Doğru ve etkin bir bütçeleme, işletmenin başarıya
ulaşmasında çok önemlidir. Aslında planlamanın
bir parçası olan bütçe doğru yapılmazsa işletme
başarısızlığı kaçınılmazdır.
Finansal Analiz, işletmenin içinde bulunduğu
dönemdeki finansal yapısının durumunu ve
finansal yapısındaki gelişmeleri belirleme ve
değerlendirme, işletmenin finansal durumunu
aynı
sektörde
faaliyette
bulunan
diğer
işletmelerle karşılaştırma ve işletmenin finansal
planlarını yönlendirmek amacıyla geleceğe
yönelik tahminlerde bulunma işlemlerinin
bütününü ifade etmektedir.
Finansal planlamanın önemli bir süreci de
“tahminleme”dir. Tahminleme ne kadar gerçeğe
uygun olursa planlama da o düzeyde başarılı
olacaktır. Finansal tahminleme, işletme planları
dahilinde gerçekleştirilecek olan girişim, yatırım
ve üretim faaliyetleri için yapılacak harcamaların
miktarı ve nasıl karşılanacağını içerir.
Bir girişimci ve∕veya işletme yönetiminin
faaliyetlerini yönlendirirken temel dayanak
noktası o faaliyetin karlı olmasıdır. Bu kapsamda
girişimci ve işletme yönetimlerinin kar
planlaması yaparken temel olarak kullandıkları
iki yöntem vardır: Başabaş Analizi, Faaliyet
Kaldıracı
Finansal analize tabi tutulacak veriler çeşitli
şekillerde analiz edilebilir: Amacına göre finansal
analiz, kapsamına ve yapılış biçimine göre
finansal analiz, analizi yapana ve kullanılacak
dokümana göre finansal analiz.
İşlemede yapılan faaliyetler ayrıntılı bir şekilde
ve belli bir sisteme göre kayıt altına alınmakta ve
sınıflandırılmaktadır.
Bu muhasebe kayıtları
kullanılarak özet tablolar oluşturulmakta ve
faaliyetlerini yönlendirmek için alacakları
kararları
belirlemeleri
amacıyla
işletme
yönetiminin kullanımına sunulmaktadır. Temel
nitelikteki finansal tablolar, bilanço ve gelir
tablosudur.
İşletme yönetiminin işletmenin faaliyetleri ile
ilgili kararlarını yönlendirirken başvuracakları
çeşitli finansal analiz yöntemleri vardır: Oran
yöntemiyle finansal analiz, eğilim oranları
yöntemiyle finansal analiz, yüzde yöntemiyle
finansal analiz, karşılaştırmalı finansal analiz.
Bir işletmenin herhangi bir faaliyetini gerçekleştirmeden önce, bu faaliyetin gelecekte
gerçekleştirilmesi durumunda olası getirilerini ve
maliyetlerini doğru bir şekilde hesaplayarak
belirlemesi gerekir. Girişimcinin girişim fikrini
oluşturmaya başlamasından itibaren üretim süreci
başlar. Üretim sürecinin başlamasından itibaren
de finansal planlama süreci de başlamıştır.
Finansal Planlama, girişimcinin ya da işletme
karar vericisinin amaçları doğrultusunda, girişim
ya da işletme ile ilgili faaliyetler ve olası
57
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
6. Aşağıdakilerden hangisi gelir tablosu içinde
yer alan bölümlerden biri değildir?
1. Aşağıdakilerden hangisi finansal karar vericinin finansal analiz sürecinde temel olarak
dikkat ettiği konulardan biri değildir?
a. Brüt Satışlar
a. Öz sermayenin büyüklüğü
b. Olağan Kar
b. Piyasadaki rekabet düzeyi
c. Sürekli Satışlar
c. İşletmenin maliyet unsurları
d. Dönem Karı
d. İşletmenin alacak ve borçlarının durumu
e. Net Dönem Karı
e. Yatırım miktarı ve hangi aşamada olduğu
7. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerin finansal
analiz yaparken kullanabilecekleri yöntemlerden
biri değildir?
2. Aşağıdakilerden hangisi amacına göre finansal
analiz kapsamındaki analiz türlerindendir?
a. Yatay Analiz
a. Karşılaştırmalı Finansal Analiz
b. Dikey Analiz
b. Oran Yöntemiyle Finansal Analiz
c. Dinamik Analiz
c. Yüzde Yöntemiyle Finansal Analiz
d. Yönetim Analizi
d. Mutlak Analiz Yöntemiyle Finansal Analiz
e. Statik (Durağan) Analiz
e. Eğilim Oranları Yöntemiyle Finansal Analiz
3. Aşağıdakilerden hangisi kapsamına ve yapılış
şekline göre finansal analiz kapsamındaki analiz
türlerindendir?
8. Aşağıdakilerden hangisi finansal planlamanın
yöneleceği konulardan biridir?
a. Kar planlaması
a. Kredi Analiz
b. Tasfiye Planlaması
b. Dikey Analiz
c. Teknolojik Planlama
c. Yatay Analiz
d. Büyüme Planlaması
d. Yönetim Analizi
e. Çevre Planlaması
e. Statik (Durağan) Analiz
9. Aşağıdakilerden hangisi özelliklerine göre
bütçe ayrımı kapsamındaki bütçe türlerindendir?
4. Aşağıdakilerden hangisi temel finansal tablolardandır?
a. Genel Bütçe
a. Bilanço
b. Gider Bütçesi
b. Fon Akım Tablosu
c. Dinamik Bütçe
c. Nakit Akım Tablosu
d. Faaliyet Bütçesi
d. Kar Dağıtım Tablosu
e. Program Bütçesi
e. Öz Sermaye Değişim Tablosu
10. Aşağıdakilerden hangisi bütçe oluşturma
sürecinin ilk aşamasıdır?
5. Aşağıdakilerden hangisi bilançonun pasif
tarafında yer alan bir kalemdir?
a. Bütçenin onaylanması
a. Alacaklar
b. Bütçenin amacının belirlenmesi
b. Kasa
c. Bütçe taslaklarının hazırlanması
c. Bankalar
d. Bütçenin varsayımlarının yapılması
d. Menkul Kıymetler
e. Bütçenin önplanlamasının yapılması
e. Kısa Vadeli Yabancı Varlıklar
58
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
1.b Yanıtınız yanlış ise “Finansal Analiz
Kavramı ve Kapsamı” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
Yatırım, girişim ve işletme kararlarını
yönlendirmek isteyen aktörler, finansal analiz
yapmalarındaki amaçları şunlardır;
Sıra Sizde 1
2.d Yanıtınız yanlış ise “Finansal Analiz Türleri”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Kamu Kurumları: Vergi, sigorta ödemeleri,
gibi yükümlülükleri olan işletmelerin ödemeleri
gereken bedellerin ve görevleri gereğince kanun
ve yönetmeliklerin belirlediği bir takım standart,
uygulama
ve
ölçütleri
yerine
getirip
getirmediğinin tespiti amacıyla kullanılırlar. Bu
kurumlar, Vergi Dairesi, Sosyal Güvenlik
Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, Menkul
Kıymetler Borsası, Hazine Müsteşarlığı, Merkez
Bankası gibi kurumlardır.
3.e Yanıtınız yanlış ise “Finansal Analiz Türleri”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
4.a Yanıtınız yanlış ise “Finansal Tablolar”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
5.e Yanıtınız yanlış ise “Finansal Tablolar”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
6. c Yanıtınız yanlış ise “Finansal Tablolar”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Yatırımcılar: Menkul kıymet satın alıp – satarak
para kazanmak isteyenler doğru yatırım yapmak
amacıyla kullanırlar.
7. d Yanıtınız yanlış ise “Finansal Analiz
Yöntemleri” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Girişimciler: Ellerindeki sermayeyi kullanarak
işletme kurmak ya da işletmelerini genişletmek
amacıyla kullanırlar.
8. a Yanıtınız yanlış ise “Finansal Planlama
Süreci” başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
9. c Yanıtınız yanlış ise “Bütçeleme” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Kredi Verenler: Bankalar, finans kurumları gibi
kredi verme faaliyeti gerçekleştirenler, kredi
talebinde bulunan ticari kuruluşların geri ödeme
yeterliliklerini tespit etmek amacıyla kullanırlar.
10. b
Yanıtınız yanlış ise “Bütçeleme” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Diğer: Bilim adamları, araştırmacılar, öğrenciler,
ticari meslek organizasyonları, yapmış oldukları
çalışmalarda kullanmak amacıyla başvururlar.
Sıra Sizde 2
Yapılan finansal analizde zamanın finansal
değişkenler
üzerindeki
etkisi
gözardı
edilmemelidir. Geçmişte belli bir zamanda ya da
bugün oluşan bir takım gelişmeler gelecekteki
gerçekleşmeleri tahmin etmede belli bir düzeyde
katkı sağlayabilecektir. Bu nedenle yapılan
analizlerde zaman içinde meydana gelen
gelişmelerin, bu gelişmelerin yönlerinin, bu
gelişmeleri yönlendiren etkenlerin ve hangi
oranda etkilediklerinin belirlenmesi önemlidir.
Bu nedenle analizlerde statik analizin yanı sıra
dinamik analizin de kullanılması ve böylece
zaman içinde analize dahil edilen değişkenlerde
meydana gelen değişmelerin de göz önünde
bulundurulması hata payının azalmasına ve daha
doğru kararların alınmasına katkı sağlayacaktır.
59
www.hedefaof.com
Sıra Sizde 3
Sıra Sizde 7
Finansal analizde tüm finansal tablolar önemlidir.
Ancak bunlardan Bilanço ve Gelir Tabloları en
önemli finansal tablolardır. Bu tablolar muhasebe
kayıtlarına dayanarak hazırlanan mizanlardan
elde edilen verilerle oluşturulmaktadır.
Finansal plan işletmenin strateji ve politikaları
doğrultusunda amaçlarına ulaşabilmesinde var
olan finansal kaynaklar içinde işletmenin
maliyetlerini minimize eden kaynağı tespit
etmeyi amaç edinirken, bütçe bu planın
öngörülmüş ve sayılarla ifadesidir.
Sıra Sizde 4
Sıra Sizde 8
Oran analizinde sektördeki her işletmenin
verilerinin kullanılması sorun yaratabilir. Eğer
başarısız bir işletme seçilmişse ulaşılacak
analizin sonuçları fayda sağlamayacaktır. Oran
analizi statik bir analiz olduğu için zaman faktörü
analizlerde kullanılmamaktadır. Sektördeki diğer
işletmelerin verileri doğru kabul edilerek
analizler yapılmaktadır. Ancak diğer işletmeler
açıkladıkları
verileri
eksik
ve
yanlış
yayınlayabilirler. Bu da analizin doğruluğunu
etkileyebilecektir. Oranlar belirlenirken gereksiz
ve anlamsız oranlar kullanılması verilecek
kararın gecikmesine ve yanlış olmasına neden
olabilecektir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde iş
hayatındaki sorunların başında finansman sorunu
gelmektedir. Bu gibi ülkelerde tasarruflar yeterli
olmadığı için yatırımları ve girişim faaliyetlerinin
finansmanında
kullanılacak
fonların
sağlanmasında da sorunlar vardır. Kredi
maliyetleri yani faizler yüksektir. Bu nedenle bu
yapıya sahip ülkelerde kıt bir kaynak olan
finansman olanaklarının etkin kullanılması çok
önemlidir. Etkin kullanmada da işletme karar
vericilerinin girişim ve üretim faaliyetlerini çok
iyi planlaması ve doğru bir bütçe oluşturması
gerekir. Ancak bu şekilde kıt olan finansal
kaynaklar etkin kullanılabilecektir.
Sıra Sizde 5
Sıra Sizde 9
Etkin bir eğilim analizi için analiz dönemindeki
fiyat değişmeleri, konjonktürel etkiler analizlerde
muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır.
Örneğin, satış miktarı (adet, kg., metre gibi…)
azaldığı halde enflasyon dolayısıyla fiyatlardaki
yüksek oranlardaki artış, finansal tablolara satış
değerleri artışı şeklinde yansıyabilir ki bu
durumda satış miktarı düştüğü halde tablodaki
değer sanki satışlar artmış gibi bir yorum
yapılmasına neden olarak yanıltıcı sonuç ve
kararların çıkmasına neden olabilir.
İşletmenin faaliyeti sonucunda ulaşmak istediği
hedef kar elde etmek ve bu karı maksimum
kılmaktır. Dolayısıyla işletme yönetiminin
giriştiği faaliyetin karlı olup olmadığı kanısına
varması gereklidir. Eğer işletme yönetimi
herhangi bir kar planlaması yapmaz ise girişimin
niteliği bir kumarın ötesine geçemez. Yani işi
şansa kalmıştır. Eğer daha uygulamaya geçmeden
girişilecek
faaliyetin
karsız
olduğunu
belirleyebilirse,
herhangi
bir
zararla
karşılaşmayacak, kaynakları boşa gitmeyecek ve
bu kaynakları başka bir faaliyetinde kullanmak
üzere yeni bir planlama yapacaktır.
Sıra Sizde 6
Uzun vadeli planlar, uzun bir dönemi kapsadığı
için belirsizlik dolayısıyla risk fazladır. Bu
nedenle
bu
tür
planların
uygulanması
öngörülemeyen bir takım sorunların ortaya çıkma
olasılığı nedeniyle zorlaşmaktadır. Bu nedenle
uzun vadeli hedefleri destekleyen kısa vadeli
hedeflerle hareket edilmesinde ve sık sık revize
edilmesinde fayda vardır.
60
www.hedefaof.com
Yararlanılan Kaynaklar
Akgüç, Ö. (1995), Mali Tablolar Analizi,
Genişletilmiş 9. Baskı, İşletme Fakültesi
Muhasebe Enstitüsü Yayın No:64, İstanbul
Akgüç, Ö. (1998), Finansal Yönetim,
Yenilenmiş 7. Baskı, İşletme Fakültesi Muhasebe
Enstitüsü Yayın No:65, İstanbul
Ataman, Ü., Hacırüstemoğlu R. (1999),
Yöneticiler İçin Muhasebe ve Finans Bilgileri,
Türkmen Kitabevi, İstanbul
Bakır, H., Şahin C. (2009), Yöneticiler İçin
Finansal Tablolar Analizi, Detay Yayıncılık,
Ankara
Bektöre, S., Çömlekçi, F., Sözbilir H. (2000),
Mali Tablolar Analizi, Birlik Ofset Yayıncılık,
Eskişehir
Büker, S., Aşıkoğlu, R., Sevil, G. (1994),
Finansal Yönetim, Eskişehir
Çam, S. (2007), İşletmelerde Bütçe Yönetimi,
Hayat Yayınları, İstanbul
Güvemli, O. (1990), İşletmelerde Kısa ve Uzun
Süreli Planlama, 2. Baskı, Bilim Teknik
Yayınevi, İstanbul
Haftacı, V. (2007), İşletme Bütçeleri, 5. Baskı,
Beta Basım Yayım Dağıtım AŞ., İstanbul
Müftüoğlu, T. (1999), İşletme İktisadı, 3. Baskı,
Turhan Kitabevi, Ankara
Okka, O. (2010), Finansal Yönetim: Teori ve
Çözümlü Problemler, Nobel Yayın Dağıtım,
Ankara
Sarıaslan, H., Erol C. (2008), Finansal Yönetim:
Kavramlar, Kurumlar ve İlkeler, Siyasal
Kitabevi, Ankara
Sayılgan, G. (2006), İşletme Finansmanı, 2.
Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara
Yükçü S. Tükenmez, M. ve Diğerleri (1999),
Finansal Yönetim, Vizyon Yayınları, İzmir
61
www.hedefaof.com
3
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
İşletmelerde çalışma sermayesi yönetimi kavramını açıklayabilecek,
Çalışma sermayesi risk ve karlılık arasındaki ilişkiyi ifade edebilecek,
Çalışma sermayesi finansmanını açıklayabilecek,
İşletmelerde nakit yönetimi kavramını tanımlayabilecek,
İşletmelerde alacak yönetimi kavramını tanımlayabilecek,
İşletmelerde stok yönetimi ile ilgili kavramları tartışabilecek
bilgi ve becerilere sahip olacaksınız.
Anahtar Kavramlar
Çalışma Sermayesi
Finansman Stratejileri
Net çalışma Sermayesi
Nakit Yönetimi
İşletme Sermayesi
Alacak Yönetimi
Çalışma Sermayesi Finansmanı
Stok Yönetimi
Çalışma Sermayesi Gereksinimi
İçindekiler
Giriş
Yatırım
Çalışma Sermayesi Kavramı
Nakit Yönetimi
Alacak Yönetimi
Stok Yönetimi
62
www.hedefaof.com
Yatırım ve Çalışma
Sermayesi
GİRİŞ
İşletme yönetiminde modern yaklaşım, işletme faaliyetlerini bir bütün olarak ele almaktadır. Bu bağlamda
işletme faaliyetleri incelenirken dönen varlıklar (çalışma sermayesi) ile maddi duran varlıklar yönetimi
arasındaki bir ayırım yapay karşılanmaktadır. Duran varlıklara yapılan bir yatırım, işletmenin işletme
sermayesini de etkileyerek, çalışma sermayesi gereksinimini arttırmaktadır.
Sistem yaklaşımı gereği, işletme faaliyetlerinin birbirini tamamlayan bir bütün olarak ortaya
konabilmesi için faaliyetlerin ana parçalara ayrılması ve bu parçaların ayrı ayrı analiz edilmesi
gerekmektedir. Bu açıdan, bir işletmede dönen varlıklar (çalışma sermayesi) yönetimi ile duran varlık
yönetiminin birbirinden ayrı değerlendirilmesi, bütünü açıklayabilmek için bütünü oluşturan bileşenlerin
ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.
İşletme bilançosunun aktifi, varlıkların yapısını, pasifi ise kaynakların yapısını açıklamaktadır. Aktif
ve pasif yapısı, işletmenin değerini belirlemektedir. Genel olarak işletme aktifleri içerisinde dönen
varlıklar, pasifler içerisinde de kısa vadeli yabancı kaynaklar önem taşımaktadır. Bu nedenle işletmeler
açısından bu iki gurubun yönetimi anlamına gelen, kısa vadeli finansal yönetim ayrı bir öneme sahiptir.
Finans yöneticileri, zamanlarının önemli bir bölümünü cari varlık ve cari borçlar olarak da tanımlanan bu
gurupların yönetimine ayırmaktadır. Bu ünitede kısa vadeli varlıkların yönetimi açıklanarak, kısa vadeli
varlık kalemlerinden nakit, alacak ve stokların yönetimi üzerinde durulacaktır.
YATIRIM
Üretim gücünün elde edilmesi, korunması ve arttırılması için yapılan her türlü harcama yatırım olarak
adlandırılmaktadır. Yatırımlar yararlanılan hizmet türüne göre mali yatırımlar ve üretim yatırımları
olarak sınıflandırılmaktadır.
Mali yatırımlar sermayenin mal ve hizmet üretimi dışındaki alanlarda değerlendirilmesidir. Bu
yatırımların temel amacı, yatırımda kullanılan sermayeye belirli bir faiz getirisi sağlamak, uzun süreli
likidite rezervi oluşturmak, işletmenin ekonomik gücünü ve değerliliğini arttırmak, vergi avantajlarından
yararlanmaktır. Bu tür yatırımların üretim işlevi ile doğrudan ilgisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu
bölümde işletmeler açısından önemli olan üretim yatırımları üzerinde durulacaktır.
İşletmelerde bir yıldan kısa sürede mal ve hizmetlere dönüşecek varlıklara yapılan yatırımlar dönen
varlık yatırımları, (çalışma sermayesi) bir yıldan uzun süre yararlanılacak maddi duran varlıklara ve/veya
maddi olmayan duran varlıklara yapılan yatırımlar ise duran varlık yatırımları olarak tanımlanır.
Bir işletmede duran varlıklara yapılan yatırımlarla, dönen varlıklara yapılan harcamalar arasında temel
farklılıklar bulunmaktadır.
Genel olarak duran varlıklarla ilgili harcamalar, dönen varlıklar için yapılan harcamalara oranla daha
daha fazladır.
Dönen varlıklara yapılan harcamalar bölünebilir olduğu halde, (bir müşteriye kredili satış yapıp,
yapmamak, belirli bir hammadde ya da mamul maldan az ya da fazla stok tutmak gibi) duran varlık
yatırımları bölünmezlik gösterirler. Bu farklılık iki gurubun finansman kaynaklarını da etkilemektedir.
63
www.hedefaof.com
Dönen varlıklar için yapılan harcamalar, göreli olarak kısa süreli olduğundan, dönen varlıklarla ilgili
kararları kısa süreli dönemlerde düzeltmek, revize etmek olasıdır. Maddi duran varlık yatırımlarında
işletme fonları uzun süre bağlı kalmakta, uzun dönemli yatırımlar nedeni ile tahminler güçleşmekte, buna
bağlı olarak alınan kararları revize etme olanağı kısıtlı olduğundan, hatalı kararlar işletme açısından
önemli sonuçlara yol açmaktadır.
Dönen varlık harcamaları ve duran varlıklara yatırım arasında likidite yönünden farklılık vardır.
Dönen varlık harcamalarının hızlı bir şekilde ve değer kaybı olmadan paraya çevrilme yeteneği var iken
bu durum duran varlık harcamaları için olası değildir.
Dönen varlıklara yapılan harcamaların işletmenin risk derecesi üzerinde etkisi sınırlı olup, duran
varlıklara yapılan yatırımlar işletme riskini önemli ölçüde arttırmaktadır.
Sıraladığımız bu farklar dönen varlık harcamaları ve duran varlık yatırımlarının ayrı olarak
incelenmesini gerektirmektedir.
Bu ünitede işletmenin dönen varlık harcamaları ve kısa vadeli varlıkların yönetimi, diğer bir deyişle
çalışma sermayesi üzerinde durulacak, duran varlık yatırımı ve finansmanı ise 4. Ünitede “Fizibilite
Etüdleri, Yatırım Kararının Alınması” konusunda açıklanacaktır.
ÇALIŞMA SERMAYESİ KAVRAMI
Cari varlıklar olarak da bilinen çalışma sermayesi (işletme sermayesi) işletme bilançosundaki dönen
varlıklar toplamıdır. Dönen varlıklar; hazır değerler, menkul değerler, alacaklar ve stoklardan
oluşmaktadır. Dönen varlık unsurları en likit olandan en az likit olana doğru sıralanmaktadır. Burada
likidite kavramı ile belirtilen; bir varlığın istendiği anda gerçek değerinde paraya çevrilebilebilme
özelliğidir. Bu tanıma göre likiditesi en yüksek olan gurup hazır değerler, likiditesi en düşük olan gurup
ise stoklardır.
Cari borçlar ise işletme bilançosunun pasifinde yer alan kısa vadeli yabancı kaynakları belirtmektedir.
Kısa vadeli yabancı kaynaklar; bir yıl içerisinde ödenmesi gereken satıcı kredileri, banka kredileri,
ödenecek vergi ve diğer yasal yükümlülüklerden oluşmaktadır.
Net çalışma sermayesi (net işletme sermayesi) ise dönen varlıklar toplamından kısa vadeli yabancı
kaynaklar toplamının çıkarılması ile bulunan tutardır. Dönen varlıklar toplamı, kısa vadeli yabancı
kaynaklardan büyükse işletme pozitif net çalışma sermayesine, küçükse negatif net çalışma sermayesine
sahiptir. İşletmelerin ödemelerinin aksamaması, faaliyetlerinin düzenli olması için net çalışma
sermayesinin pozitif olması gereklidir. Net çalışma sermayesinin negatif olması, işletmenin kısa vadeli
yükümlülükleri karşılamada güçlük yaşayacağı şeklinde yorumlanır.
Çalışma sermayesi ile net çalışma sermayesi arasındaki fark nedir?
İşletmeler bir yıldan kısa sürede paraya çevrilecek, likiditesi yüksek dönen varlıkları ile kısa vadeli
yabancı kaynaklarda yer alan borçlarını öderler. İşletme yöneticileri kısa vadeli yabancı kaynaklarda
belirtilen borçların ödeme zamanlarını ya da vade yapılarını tam olarak öngöremiyorsa ya da
öngörülemeyen nakit çıkışları olası ise daha fazla dönen varlık tutmak, net işletme sermayesi oranını
yüksek tutmak zorundadır. Kısa vadeli borçların ödeme zamanları tam olarak biliniyorsa daha az dönen
varlık tutmanın, net işletme sermayesi oranını düşük tutmanın bir sakıncası bulunmayacaktır.
Çalışma sermayesi ile duran varlıklar arasında bir ilişki var mıdır?
64
www.hedefaof.com
Çalışma Sermayesi Yönetiminin İşletmeler Açısından Önemi
Çalışma sermayesi çeşitli nedenlerle finansal yönetimin en önemli konularından biri haline gelmiştir. Bu
nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz.
•
Çalışma sermayesi yönetimine ayrılan süre: İşletmelerde yapılan çalışmalar, finans yöneticisinin
zamanının büyük bölümünü paranın günlük akışı ile ilgilenerek geçirdiğini ortaya koymaktadır.
Hammadde, mamul ve yarı mamul alımı, kredi verilmesi veya alınması gibi günlük işlemler
çalışma sermayesinin önemini arttırmaktadır.
•
Dönen varlıklara yapılan yatırım tutarı: İşletmelerin faaliyet konularına göre değişmekle
birlikte, dönen varlıkların işletme toplam varlıkları içerisindeki payı önemli tutarlara
ulaşmaktadır. Üretim işletmelerinde genellikle toplam varlıkların %50’si, toptan ve perakende
ticaretle uğraşan işletmelerde %70’i dönen varlıklardan oluşmaktadır.
•
İşletmenin iş hacmi ile çalışma sermayesi arasındaki ilişki: Bir işletmenin satış hacminin
artması, satış hacminde de aynı yönde artışa neden olacaktır. Satışların büyümesi işletmenin
hammadde alışlarında, stoklarında, alacaklarında, nakit ve benzerlerinde de büyümeye neden
olacaktır. Ancak satışlarla çalışma sermayesi arasındaki ilişki doğrusal olmayabilir. Diğer bir
ifade ile etkin bir çalışma sermayesi yönetimiyle çalışma sermayesindeki artış oranı, satışlardaki
artış oranından daha düşük düzeyde gerçekleştirilebilir.
•
Çalışma sermayesi ile işletmenin karlılığı arasındaki ilişki: Bir işletme çalışma sermayesi
tutarını belirlerken karlılık ve risk faktörlerini dengelemek durumundadır. Çalışma sermayesi
için ayrılan fonların bir fırsat maliyeti vardır. İşletme daha fazla çalışma sermayesine yatırım
yaparak likiditeyi yükseltip, riski düşürürken, karlılığını da düşürecektir.
Daha fazla paranın bağlanması, bu paranın alternatif kullanımından vazgeçilmesine neden
olacaktır. Örneğin bu fazlalığın borç ödemelerinde kullanılmasıyla faiz yükünden kurtulmak
mümkündür. Fazla stok bulundurulması, stokların bozulması, modasının geçmesi gibi zararlara
neden olabilecektir. Yine alacaklara daha fazla fonun bağlanması, şüpheli alacak tutarını
arttıracaktır.
Diğer taraftan karlılığı arttırmak için çalışma sermayesine daha az yatırım yapıldığında kısa
vadeli borçların ödenmeme riski artacaktır. Buna ek olarak işletmenin yeterli çalışma
sermayesine sahip olmaması durumunda, işletmenin tam kapasite çalışması mümkün
olamayacağı gibi, üretim aksamaları nedeni ile de karlılık olumsuz etkilenecektir.
•
Çalışma sermayesinin küçük işletmeler açısından önemi: Çalışma sermayesi yönetimi tüm
işletmeler için önemli olmakla birlikte, özellikle küçük işletmeler açısından daha büyük öneme
sahiptir. Küçük işletmeler duran varlıklarını kiralayarak edinebilirken, dönen varlıklarının
(çalışma sermayesi) finansmanında zorlanmaktadırlar. Ek olarak küçük işletmelerin kasa,
stoklar, alacaklar gibi dönen varlıklara yapılması gerekli tutarları azaltmaları güçtür. Küçük
işletmelerin sermaye piyasasından fon sağlama olanaklarının da oldukça sınırlı ve güç olması
nedeni ile kısa vadeli yabancı kaynak kullanımı zorunluluk haline gelmektedir. Bu ise işletmenin
likiditesini olumsuz etkilemekte, buna bağlı olarak riskini arttırmaktadır.
Küçük işletmelerin çalışma sermayesi gereksiniminin daha fazla
olmasının nedeni ne olabilir?
Çalışma Sermayesi Türleri
İşletme çalışma sermayesi; sürekli çalışma sermayesi, geçici çalışma sermayesi ve yarı değişken çalışma
sermayesi olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır.
Sürekli çalışma sermayesi, sabit çalışma sermayesi olarak da bilinir. İşletmenin minimum düzeyde
faaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli olan çalışma sermayesidir. Sürekli çalışma sermayesi satış
hacmine ve zamana bağlı olarak değişim göstermez.
65
www.hedefaof.com
Geçici çalışma sermayesi, değişken çalışma sermayesi olarak da bilinir. Mevsimsel talep artışlarını
karşılamak ve öngörülemeyen özel durumlar için gereksinim duyulan çalışma sermayesidir.
Yarı değişken çalışma sermayesi ise satış hacmine va zamana bağlı olarak bir önceki döneme göre
artış gösteren çalışma sermayesidir.
Çalışma Sermayesi Gereksinimi
Çalışma sermayesi aşağıda sıralanan işletme gereksinimlerini gidermek için gereklidir.
•
Üretim gerçekleştirebilmek ya da işletme faaliyetlerini devam ettirebilmek için gereksinim
duyulan hammadde ve işletme malzemesini satın alabilmek için işletme sermayesine gereksinim
bulunmaktadır. Bu alımlar üretimi devam ettirebilmek için belirli aralıklarla düzenli olarak
yapılır.
•
İşletmenin faaliyetlerini sürdürebilmek için gereksinim duyduğu çalışanlarına ücretlerini
zamanında ödemesi gereklidir. İşletmenin bu ödemeler için çalışma sermayesine gereksinimi
vardır.
•
Elektrik, su, doğalgaz gibi günlük giderleri karşılayabilmek için çalışma sermayesine gereksinim
vardır.
•
İşletmeler ihtiyaçları olduğunda borçlanırlar. Borçların anapara ve faizlerinin zamanında
ödenebilmesi için çalışma sermayesine gereksinim duyulmaktadır.
•
Gereksinim duyulan çalışma sermayesinin yetersiz olması yanında fazla olması da finansal
açıdan bazı olumsuzluklar ve riskler taşır.
Çalışma sermayesinin gereğinden fazla olmasının etkileri şunlardır:
•
Gereğinden fazla hammadde ve işletme malzemesi bulundurulması çalışma sermayesinin
artmasına yol açar.
•
Alacakların fazla olması, alacak tahsilinde yaşanan güçlükler çalışma sermayesini arttırdığı gibi,
artan çalışma sermayesi işletmenin borçlarının artmasına da yol açar.
•
Gereksiz harcamalar yapılmasına yol açabilir.
•
Spekülatif yatırımlar gereğinden fazla olabilir.
•
Karlılığın düşmesine yol açar.
Çalışma sermayesinin yetersiz olmasının etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
•
İşletmenin gereksinim duyduğu hammadde ve işletme malzemesinin zamanında ve istendiği
kadar elde edilememsine neden olur.
•
Çalışanların ücretlerinin zamanında ödenememesi çalışma düzeninin bozulmasına yol açar.
•
Duran varlıkların tam kapasite ile kullanılması olanaksız duruma gelir.
•
Yatırımların getiri oranını düşürür.
•
İşletme faaliyetlerinin yavaşlamasına neden olur.
Çalışma sermayesinin yetersizliği aşağıdaki gelişmelerden anlaşılabilir:
•
Net işletme sermayesinin negatif olması,
•
Borçların zamanında ödenememesi,
•
Stokların siparişleri karşılamada yetersiz kalması,
•
Müşterilerin vadeli satış taleplerinin karşılanamaması,
•
Üretimde gerekli girdilerin zamanında, uygun koşullarda ve miktarda temin edilememesi,
66
www.hedefaof.com
•
Artan talebe karşılık, bu talebi karşılayacak iş hacmini geliştirici araçların sağlanaması,
•
İşletmenin çevre şartlarındaki değişimlere ve dış gelişmelere ayak uyduramaması.
Çalışma sermayesi yeterli ve yetersiz iki işletmeyi karşılaştırınız.
Çalışma Sermayesi Gereksinimini Belirleyen Faktörler
İşletmelerde çalışma sermayesi gereksinimini belirleyen faktörler şu şekilde sıralanabilir:
•
İşin doğası: Çalışma sermayesi gereksinimi işin doğasına göre değişebilmektedir. Eğer işletme,
katı bir kredi politikası uyguluyor ve satışlarını genellikle peşin yapıyorsa daha düşük çalışma
sermayesi ile faaliyet gösterebilir. Örneğin bir lojistik işletmesi, perakende işletmesine göre daha
düşük çalışma sermayesi ile faaliyet gösterebilir.
•
Üretim döngüsü:Çalışma sermayesi miktarı, üretim döngüsünün uzunluğu ile doğru orantılıdır.
İşletmenin üretim döngüsü uzadıkça çalışma sermayesi gereksinimi artmaktadır.
•
Üretim politikası: İşletme durağan bir üretim politikasına sahip ise çalışma sermayesi düzeyi
çok fazla değişiklik göstermeyecek, üretimde iniş çıkışlar oluyorsa, çalışma sermayesi düzeyi de
değişecektir.
•
Kredi politikası: İşletme satışlarında uzun vade tanıyorsa, çalışma sermayesi gereksinimi
artacaktır.
•
Büyüme ve gelişme: İşletme büyüme ve gelişmeye önem veriyorsa, çalışma sermayesi
gereksinimi de aynı doğrultuda artış gösterecektir.
•
Hammadde gereksinimi: Çalışma sermayesinin önemli bir kısmını, üretimin temel bileşenleri
olan hammadde ve işletme malzemesi oluşturmaktadır. İşletme üretim akışını devam
ettirebilmek için hammadde ve işletme malzemelerini daha fazla almak, yeterli stok bulundurma
eğiliminde olan işletmelerde çalışma sermayesi gereksinimi artmaktadır.
•
Kredi bulma olanakları: İşletme para piyasasından kolay borçlanabiliyorsa, kasa ve bankalarda
daha az para bulunduracaktır. Bu da çalışma sermayesi gereksinimi azaltacaktır.
•
Üretim kapasitesi ve birim üretim maliyeti: Üretim kapasitesi yüksek işletmelerde ya da birim
üretim maliyeti yüksek olan işletmelerde çalışma sermayesi gereksinimi artmaktadır.
•
Rekabet düzeyi: Rekabet düzeyi yüksek sektörlerde faaliyette bulunan işletmelerin kredili
satışlarına bağlı olarak alacak düzeyleri de yükseleceğinden çalışma sermayesi gereksinimi
artacaktır.
Çalışma Sermayesi Döngüsü ve Nakit Dönüşüm Döngüsü
İşletmelerde çalışma sermayesine yatırımı etkileyen yatırım döngüsü hammaddelerin satın alınmasıyla
başlar. Hammadde alımları için yapılacak ödemeler için geçen süre “ticari borçların ödenme süresi” dir.
Hammaddeler kullanılarak mamul haline dönüştürülür. Stoklara ilk yatırımla satış tarihi arasında geçen
süreye “stokta geçen süre”; satış tarihi ile işletmeye yapılan ödemelerin tarihi arasında geçen süreye de
“ticari alacakların tahsil süresi” denir.
İlk hammaddelerin alımıyla son ödemeler arasındaki süre “toplam süre”dir. Bu süre, stok ve alacak
dönemlerinin toplamına eşittir. Ancak nakdin bağlandığı net süre, işletmenin faturalarını ödeme süresi
düşülerek bulunur. İşletmenin hammaddelerine yaptığı ödemeler ile müşterilerden tahsil ettiği ödemeler
arasındaki zaman uzunluğuna “nakde dönüşüm süresi” denir. Nakde dönüşme süresi uzadıkça
işletmelerin çalışma sermayesine olan ihtiyacı artacaktır.
Nakit Dönüşüm Süresi = (Stokta geçen süre + Alacakların tahsil süresi - Borçları ödeme süresi)
İster büyük işletme isterse de küçük işletme olsun tüm üretim ortamlarında hammaddenin sağlanması,
üretimin gerçekleştirilmesi, nihai müşterilere satılması, ödemelerin müşterilerden tahsil edilmesi gibi
67
www.hedefaof.com
işletme faaliyetlerinin farklı aşamalarının tanımlanması nakit dönüşüm döngüsü ve çalışma sermayesi
döngüsü açısından önemlidir.
Çalışma sermayesi döngüsü hammaddenin sağlanması, müşterilere yönelik taahhütlerin verilmesi,
üretimin yapılması, mal ve hizmetlerin satılması ve müşterilerden paranın tahsil edilmesine kadarki tüm
dönemi kapsar. Bu açıdan bakıldığında çalışma sermayesi döngüsü nakit dönüşüm döngüsünden farklıdır.
Nakit dönüşüm döngüsü ise tahakkuk etmiş borçların ödenmesi ile alacakların tahsil edilmesi arasındaki
geçen süreyi gösterir.
Çalışma Sermayesine Yatırım Politikaları
İşletmelerde çalışma sermayesi düzeyi, büyük oranda finans yöneticisinin risk alma tutumuna bağlıdır.
Yüksek riskli bir çalışma sermayesi bileşimi oluşturulması atılgan (atak) politika olarak adlandırılır.
Atılgan politikanın aksine çok düşük risk alarak çalışma sermayesi düzeyinin belirlenmesine ihtiyatlı
(sakıngan) politika adı verilirken, normal (ılımlı) politika bu iki uç değer arasında yer almaktadır.
Şekil 3.1: Çalışma Sermayesi Yatırım Politikaları
Şekil 3.1’de çalışma sermayesinin düzeyini belirlemek için kullanılan üç alternatif politika
görülmektedir. Çalışma sermayesi yatırım politikalarına göre her satış düzeyini desteklemek için farklı
miktarda dönen varlık bulundurulmaktadır. Şekilde en dik eğime sahip doğru “yüksek” ya da ihtiyatlı
çalışma sermayesi politikasını göstermektedir. Bu politika izlendiğinde işletmede daha fazla nakit, nakit
benzeri varlık ve stoktan oluşan dönen varlık bulundurulmaktadır. Bu politikanın izlenmesi durumunda
satışların, müşterilere uygun bir kredili satış politikası ile teşvik edilmesinden dolayı alacakların toplamı
da fazla olmaktadır. İhtiyatlı çalışma sermayesi politikasının tam tersi olan “düşük çalışma sermayesi” ya
da atılgan çalışma sermayesi politikasının izlenmesi durumunda, olabilecek en az miktarda nakit, nakit
benzeri varlık, alacak ve stoktan oluşan dönen varlık bulundurulmaktadır. Üçüncü politika olan “orta
düzeyde çalışma sermayesi” ya da normal (ılımlı) çalışma sermayesi politikası ise diğer iki aşırı
politikanın arasında yer alan bir politikadır.
Satışların, maliyetlerin, ödeme ve tahsil zamanları gibi durumlarının net olarak öngörülebildiği
belirlilik koşulları altında işletme çalışma sermayesi minimum düzeyde belirlenecektir. Çalışma
sermayesinin gereğinden fazla belirlenmesi, karlarda artışa yol açmaksızın işletmenin yabancı kaynak
gereksinimini arttıracaktır. Tersi durumda çalışma sermayesi düzeyinin az belirlenmesi de etkin olmayan
üretim ve stok yetersizliği gibi nedenlerle satış kayıplarına ve geciken ödemeler nedeni ile katlanılan ek
maliyetlere bağlı olarak kar düşüklüğü ile sonuçlanacaktır.
Belirsizlik şartları altında beklenen ödemeler, beklenen satışlar, olası sipariş verme ve teslim alma
zamanları ve benzeri durumlar, ek çalışma sermayesi gerektirecektir. Atılgan çalışma sermayesi
politikasında işletmeler, nakit ve stoklar için minimum güvenlik stoku bulunduracak, satışlarda azalma
riskini karşılama düşüncesiyle daha sıkı kredi politikası uygulayacaktır. Atılgan çalışma sermayesi
politikası genel olarak beklenen yüksek gelir yanında yüksek riski de barındırır.
68
www.hedefaof.com
Çalışma Sermayesinin Finansmanı
Bir işletmenin finansman gereksinimi, dönen varlıkların ve duran varlıkların toplamına eşittir. Dönen
varlıklar, dönen varlıkların sabit kısmı ya da başka bir deyişle sürekli çalışma sermayesi ile dalgalanma
gösteren dönen varlıklar olarak iki gurupta değerlendirilir. Dönen varlıkların dalgalanma gösteren kısmı,
işletme satışlarının mevsimsel ya da konjonktürel yapısıyla ilgilidir. Birçok işletmenin alacakları ve
stokları yılın belirli dönemlerinde yüksek değerlere ulaşır. Dönen varlıkların sabit kısmını ise işletmenin
uzun bir süre gereksinimini karşılayabilecek nakit ve stok olarak bulundurulması gereken asgari tutar
oluşturur.
Finansmanın temel ilkesi gereği, dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklarla, duran varlıkların
ise uzun vadeli yabancı kaynaklar ve özkaynaklarla fonlanması gerekir. İşletme bilançosunu oluşturan
varlıkların finansmanında bu temel ilke gözardı edildiğinde işletmenin riski artar. Örneğin duran varlık
finansmanında kısa vadeli yabancı kaynakların kullanılması durumunda borçların vadeleri geldiğinde
ödeme güçlükleri yaşanabilir. Benzer şekilde dönen varlıkların uzun vadeli yabancı kaynaklarla
finansmanında kaynak maliyeti yüksek olabileceği gibi yönetimin esnekliği de kaybolacaktır.
Çalışma sermayesinin finansmanı üç temel politika ile belirlenebilmektedir. Bunlar dengeli
finansman, ihtiyatlı finansman ve atılgan finansman stratejileridir.
Dengeli Finansman Stratejisi
Dengeli finansman stratejisinde, duran varlıklar ve çalışma sermayesinin sürekli kısmı uzun vadeli
kaynaklarla, çalışma sermayesinin dalgalanma gösteren kısmı ise kısa vadeli kaynaklarla finanse
edilmektedir.
T
Şekil 3.2: Çalışma Sermayesinin Dengeli Finansman Stratejisi
Kaynakların vade yapısı ile finansmanında kullanıldığı varlıkların paraya çevrilme zamanlarının
uyumlu olması kuralı bu stratejide yerine getirilmektedir. Bu stratejide işletmenin riski oldukça düşüktür.
Çalışma sermayesini oluşturan varlıkların tutatrlarında dalgalanma olmadığında kısa vadeli yabancı
kaynak kullanma yoluna gidilmemektedir. Bu stratejide diğerlerine oranla kaynak maliyeti daha
yüksektir. Uzun vadeki yabancı kaynakların fazla kullanımı kaynak maliyetini yükseltmekte, karlılığı
düşürücü etki yaratmaktadır.
İhtiyatlı Finansman Stratejisi
İhtiyatlı finansman stratejisinde finans yöneticileri, riski en düşük düzeyde tutmayı amaçlar. Stratejiye
göre işletmenin sahip olduğu tüm varlıklar, yani duran ve dönen varlıkların tamamı uzun vadeli
kaynaklarla finanse edilir.
69
www.hedefaof.com
Şekil 3.3: Çalışma Sermayesinin İhtiyatlı Finansman Stratejisi
Uzun vadeli kaynak kullanımında, bu kaynakların geri ödeme dönemleri önceden tam olarak
bilinmekte, ödeme güçlüklerine karşı çok önceden önlem alınabilmektedir. İhtiyatlı finansman
stratejisinin uygulanmasında iki nedenden dolayı güçlük yaşanmaktadır. İlk olarak özellikle küçük
işletmelerin sermaye piyasasından fon temin etmeleri oldukça güçtür. Özellikle ülkemiz gibi sermaye
birikiminin az, sermaye piyasalarının yeterince gelişmemiş olduğu ülkelerde işletmeler uzun vadeli
kaynaklar yerine kısa vadeli kaynaklara yönelmektedir. İkinci neden de uzun vadeli kaynak maliyetinin
kısa vadeli kaynak maliyetine göre fazla olması nedeni ile işletmelerin kısa vadeli kaynaklara yönelmek
zorunda kalmasıdır.
Atılgan Finansman Stratejisi
Atılgan finansman stratejisinde duran varlıklar uzun vadeli kaynaklarla finanse edilirken, çalışma
sermayesinin hem sürekli kısmı, hem de dalgalanma gösteren kısmı kısa vadeli kaynaklarla finanse
edilmektedir. Atılgan finansman stratejisi diğer stratejilere göre daha riskli olmakla birlikte, karlılık
düzeyi daha yüksektir. Kısa vadeli kaynak maliyeti, uzun vadeli kaynaklardan daha düşük olduğundan,
kısa vadeli borçların yükselmesi, kaynak maliyetini azaltmakta, özkaynak verimliliğini arttırmaktadır.
Bu stratejinin bir adım ileri götürülmesi ile çalışma sermayesinin sürekli kısmı ve dalgalanma
gösteren kısmı yanında duran varlıkların da bir kısmının kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmesi de
gündeme gelebilmektedir. Bu tür bir stratejinin kullanılması durumunda ekonomik durgunluk
dönemlerinde ya da işletmenin satışlarının düşmesi durumunda kısa vadeli yabancı kaynakların geri
ödenmesinde sıkıntılar yaşanabilecektir.
Şekil 3.4 :Çalışma Sermayesinin Atılgan Finansman Stratejisi
70
www.hedefaof.com
Hangi durumda atılgan çalışma sermayesi politikasını tercih
edersiniz?
Çalışma Sermayesi Finansmanında Karlılık ve Risk Değişimi
Çalışma sermayesinin düzeyi belirlenirken, cari borçlarının saptanması, işletmenin likiditesiyle
borçlarının vadelerine ilişkin kararların verilmesi gerekir. Bu tür kararlar ise risk ve kârlılık analizi
yapılmadan verilemez.
İşletme riskinin değerlendirilmesi için işletmenin likidite analizi yapılmalıdır. Likidite varlıkların
paraya dönüştürülebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Likiditenin iki boyutu vardır; ilki varlığın paraya
dönüştürülmesi için gereken zaman, ikincisi varlığın nakde dönüştürüldüğünde değeri ve bu değerin
belirliliğidir. Örneğin, sabit makinelere yapılan yatırım genellikle pazarlanabilir senetlere yapılan
yatırımdan daha az likittir. Çünkü bir makinenin satışı pazarlanabilir senetlerin satışından daha uzun
sürede gerçekleştirilebilecektir. Ayrıca, makinenin satış değeri de pazarlanabilir menkul değerlerden daha
çok belirsizlik taşımaktadır.
İşletmelerin sahip oldukları varlıklar, ne kadar kısa sürede ve değerinden fazla bir sapma göstermeden
paraya dönüştürülebiliyorsa o oranda likittir. Dolayısıyla hazır değerler, menkul değerler, alacaklar ve
stoklar, duran varlıklara oranla daha likit varlıklardır. Dönen varlık kalemlerinin de likidite derecesi
farklılık gösterir. Dönen varlıklar içinde en likit olanı nakit ve pazarlanabilir senetlerdir.
Bilançoda varlık kalemleri likidite derecelerine göre sıralanmıştır. Dönen varlıklardan duran varlıklara
doğru likidite azalmakta, kârlılık artmaktadır. Sermaye yapısında ise kısa süreli kaynakların kârlılığı -kısa
süreli borçlanmanın maliyeti uzun süreli borçlanmanın maliyetinden düşük olduğu sürece- yüksek olup,
uzun süreli kaynaklara göre finansal riski daha büyüktür. Dolayısıyla dönen varlıklar içinde likit
varlıkların oranı arttıkça işletmenin riski ve kârlılığı azalır.
Çalışma sermayesinin finansmanında kısa vadeli kaynaklardan yararlanılması durumunda, kredi
maliyeti göreceli olarak düşük olmasına karşılık risk artmaktadır. Bu durumda işletme riskin artmasını
göze alarak, daha ucuz kaynak kullanmak yolu ile karlılığını arttıracak ya da karlılıktan vazgeçerek uzun
vadeli kredi kullanarak riski azaltacaktır.
Risk ve karlılık arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Risk arttıkça karlılık artar, risk düştükçe karlılık
da düşer. Burada finans yöneticisi, kar ile risk arasında bir değişim yapacaktır. Kar ve risk arasındaki
değişimi sayısal bir örnek yardımı ile aşağıda gösterebiliriz.
Örnek: Aktif toplamı (50.000 dönen varlık, 50.000 duran varlık olmak üzere) 100.000, borç
özsermaye oranı %100 olan bir işletme, çalışma sermayesi finansmanında maliyeti %24 olan kısa vadeli
borçla, %30 olan uzun vadeli borç arasında bir seçim yapmak durumundadır. Bu konudaki seçenekleri
ihtiyatlı (tüm borçlar uzun vadeli), normal (borçların %50’si uzun, %50’si kısa vadeli) ve atak (tüm
borçlar kısa süreli) olmak üzere üçe indirgeyerek kar ve risk değişimini inceleyelim.
71
www.hedefaof.com
Tablo:3.1: Çalışma Sermayesi Finansmanında Karlılık ve Risk Değişimi
Seçenek
I
İhtiyatlı
Seçenek
II
Normal
Seçenek
III
Atılgan
Dönen Varlıklar
50
50
50
Duran Varlıklar
50
50
50
Aktif Toplamı
100
100
100
Özsermaye
50
50
50
Kısa Vadeli Borç (%24)
------
25
50
Uzun Vadeli Borç (%30)
50
25
------
FVÖK Faiz
Önceki Kar
40
40
40
Finansman Giderleri(-)
15
13,5
12
Vergi Öncesi Kar
25
26,5
28
Gelir Vergileri (%25)
6,25
6,625
7
Net Kar
18,75
19,875
21
Net Kar / Özsermaye
38%
40%
42%
ve
Vergiden
Tabloda görüleceği üzere; işletmenin ihtiyatlı finansman stratejisi izleyerek, işletme sermayesi
gereksinimini uzun vadeli kredilerle karşılaması durumunda özsermaye karlılığı %38 iken, atak bir
politika sonucu tamamen kısa vadeli kredi kullanımı seçeneğinde bu oran %42’ye yükselmektedir. Ancak
bu seçenek, işletme açısından riskli bir durum oluşturmaktadır. İşletmenin faiz ve vergiden önceki karının
(FVÖK) 21.000 nin altına düşmesi durumunda bankalar, büyük olasılıkla kısa vadeli kredileri
yenilemekten kaçınabilir ya da artan riske karşılık dolaylı şekilde de olsa faiz oranını yükseltme yoluna
gidebilirler. Bir taraftan işletmenin faiz ve vergiden önceki karının (FVÖK) düşmesi, diğer taraftan faiz
oranının yükselmesi işletmeyi mali açıdan zor duruma sokabilir. İşletmenin durumunu düzeltmemesi
durumunda, karşılaşılan mali güçlükler, yeni kredi sağlayamama veya mevcut kredilerin yenilenememesi
işletmeyi tasfiye sürecine götürebilir.
Tabloda incelenen işletmenin finans yöneticisi olarak hangi
finansman stratejisini seçersiniz?
NAKİT YÖNETİMİ
İşletmelerde finans yöneticisinin temel amacı, işletmenin piyasa değerini en yükseğe çıkarmaktır. Finans
yöneticileri bu amacın gerçekleştirilebilmesi için, öncelikle en uygun kaynak bileşimini sağlamalı daha
sonra işletmenin sağlamış olduğu kaynakları risk ve kârlılığı göz önüne alarak en uygun varlıklara
yatırmalıdır. Para ya da nakit değerler bu açıdan bakıldığında işletmeye gelir getirmeyen, kazanç
sağlamayan varlıklardır. Ancak, nakit değerler doğrudan işletmeye gelir getirmese bile, mutlaka
bulundurulması gereken varlıklardır.
İşletmelerde nakit yönetiminin temel amacı likidite ile işletmenin uzun vadeli kârlılığı arasında denge
kurmaktır. Bunun için de işletmenin nakit kaynakları mümkün olduğunca hızlı ve etkin bir şekilde kontrol
altına alınmalı ve bu kaynaklar en uygun şekilde kullanılmalı ve yararlanmalıdır. Birinci amacı
gerçekleştirebilmek için, doğru, kesin ve zamanında yapılmış tahmin ve raporlama sistemine, nakit
toplama ve harcama yöntemlerinin belirlenmesine ihtiyaç vardır. İkinci amacı gerçekleştirebilmek için
72
www.hedefaof.com
ise, nakit gereksinimini en aza indirmek, paranın nereden ve nasıl sağlanacağını belirlemek, yatırılan
fonlardan riski de göz önüne alarak en yüksek getiri sağlamak gerekmektedir.
İşletmeler nakit akımlarını tek bir havuzdan yönlendirmeyi tercih ederler. Çeşitli kaynaklardan elde
edilen fonlar, işletmenin nakit girişlerini oluştururken, her türlü harcamalar nakit çıkışına sebep olur.
Nakit yönetimi ile nakit giriş ve çıkışları kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır.
Nakit girişleri, nakit çıkışlarından fazla ise bir fazlalık oluşacaktır. Bu fazlalık ya borçların
ödenmesinde ya da çeşitli varlıklara yatırım yapılmasında kullanılır. Yatırım yapılacak varlıklar maddi
varlıklar olabileceği gibi, finansal varlıklar da olabilir. Nakit yönetimi kapsamında yatırımdan finansal
varlıklara yapılan yatırım kastedilmektedir. Nakit çıkışları, nakit girişlerinden fazla ise bir açık söz
konusudur. Bu açık ya borçlanarak ya da daha önce yatırım amacıyla alınmış olan finansal varlıkların
satımıyla kapatılabilir.
İşletmelerin nakit bulundurma nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
•
İşlem Amacıyla: İşletmeler, faaliyetlerini aksatmadan yürütebilmek için hammadde alımı, ücret
ödemesi, vergi ve borç geri ödemesi gibi çeşitli ödemeleri yapmak zorundadır. İşletmeler
öncelikle bu ödemeleri zamanında yapabilmek için işlem amacıyla nakit bulundurmak
zorundadır.
•
İhtiyat Amacıyla: Günlük olağan ödemelerin dışında beklenmeyen harcamalar da olabilecektir.
Bu harcamaların planlanması ve önceden bilinmesi mümkün değildir. İşletmeler, bu tip
beklenmeyen giderlere karşı hazırlıklı olmak için ihtiyat amacıyla nakit bulundururlar.
•
Spekülasyon Amacıyla: İş hayatında işletmelerin karşısına çeşitli fırsatlar çıkabilir. Düşük fiyatlı
hammadde temini, düşük fiyatlı gayrimenkul satınalabilme fırsatı, düşük fiyatla alınabilecek
başka bir işletme ya da düşük fiyatla değerlenmiş menkul kıymetler olabilir. İşletmeler piyasa
fiyatı düşen ya da piyasa değerinden düşük değerle alınabilecek bu tür varlıkların alım
fırsatlarını kaçırmamak için spekülasyon amacıyla nakit bulundurabilir.
Nakit Yönetiminin Amaçları
Nakit yönetiminin hedefi, işletmenin yükümlülüklerini yerine getirememe riskini minimum yapmaya
çalışmaktır. Yükümlülüklerin yerine getirilememe riski, vadesi gelen borçların ödenememesi anlamına
gelmektedir. İşletmeler böyle bir durumla karşılaştığında teknik olarak iflas durumuna düşerler. Bu
nedenle işletmeler, böyle bir riskle karşılaşmamak için belirli bir nakit bulundurmak zorundadır.
İşletme faaliyetlerinin aksamaması ve üretimin devam edebilmesi açısından, işletmede yeteri kadar
nakit bulundurulması gerekli iken, gereğinden fazla atıl durumda nakit bulundurmak eleştirilmektedir. Bu
şekilde atıl olarak bulundurulan nakit, getirisi bulunmadığından ya da diğer bir ifade ile getirisi olan diğer
alanlara yönlendirilemdiğinden işletmenin karlılığı üzerinde azaltıcı etki barındırmaktadır. Yöneticiler
fazla nakit dengesi akit bulundurma ile az nakit buludurma arasında, sonuçları da gözönünde
bulundurarak bir nakit dengesi oluşturmak zorundadır.
Fazla nakit bulundurmak işletmenin riskini düşürürken, nakit yetersizliği riski arttıracaktır. Düşük
riskle faaliyet göstermek, karlılığı olumsuz etkilemekte iken, yüksek riskte faaliyet göstermek, karlılığı
olumlu yönde etkilemektedir.
Risk ve getiri arasında denge kurulur iken iki temel amaç gözönünde bulundurulmalıdır.
•
Elde bulundurulan nakit, işletmenin faaliyetlerinin yürütülmesinde giderleri karşılayabilecek
düzeyde olmalıdır.
•
Atıl durumdaki nakite yapılacak yatırım en düşük düzeyde tutulmalıdır.
Bu iki temel amacı gerçekleştirebilmek için nakit yönetiminde bazı kararlar alınmalıdır. Bu kapsamda
nakit dengesinin optimal düzeyde tutulabilmesi için iki şartın gerçekleşmiş olması gerekir:
i.
Planlanan dönemle ilgili olarak net nakit akışları tamamen doğru, kesin olarak tahmin edilmiş
olmalıdır.
ii.
Nakit giriş ve çıkışları arasında mükemmel bir uyum olmalıdır.
73
www.hedefaof.com
Ülkemizdeki işletmelerin geçici yatırımlarla ilgili yatırım politikalarının
özellikleri nelerdir?
Etkin bir nakit yönetiminde ilk adım, nakit akışı tahminleridir. İşletmenin pazarlama ve üretim
birimlerinden sağlanan veriler finans bölümü tarafından değerlendirilerek, nakit akışları genellikle
başarıyla belirlenebilir. Bu amaçla oluşturulan nakit bütçesi, planlanan dönemdeki nakit akışlarını tahmin
etmeye yarayan bir araçtır. Nakit bütçesi, sadece olası durumları göz önüne alarak oluşturulmuş bir
tahmindir. Tamamen doğru bir şekilde nakit akışlarının belirlenmesi mümkün değildir. Kesin olarak bu
tahminlerin tutmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.
İşletmenin nakit giriş ve çıkışları arasında zaman uyumu bulunmamaktadır. Bazı nakit giriş ve
çıkışları düzensiz iken, bazıları süreklilik arz eder. Üretilen ürünlerin bir kısmı peşin olarak satılırken bir
kısmı vadeli olarak satılır. İşletmenin ihtiyaç duyduğu malzemeler ve hammaddeler de benzer şekilde
peşin alındığı gibi vadeli olarak da alınabilmektedir. İşletmenin alacaklarının tahsili ile ödemesi aynı
zamana denk gelmeyebilir. Bu nedenle yukarıda belirtilen ikinci amacın yerine getirilmesi, uygulamada
mümkün değildir. Başka bir deyişle işletmeler, sıfıra yakın düzeyde nakitle çalışamazlar. Burada karar
verilmesi gereken temel konu, elde ne kadar nakit bulundurulacağı sorunudur. Nakit yönetimini
gerçekleştirecek olan finans yöneticileri, ayrıca aşağıdaki sorunlara da cevap bulmaya çalışmalıdır:
•
Nakit girişi nasıl hızlandırılabilir ya da nakit çıkışları nasıl yavaşlatılabilir?
•
Oluşturulacak menkul kıymet portföyünün bileşimi nasıl olmalıdır?
•
Nakit değerlere ve menkul değerlere yapılacak yatırımın düzeyi ne olmalıdır?
Nakit Yönetiminde Etkinliği Artırabilecek Önlemler
Nakit giriş ve çıkışları arasındaki zaman uyumsuzluğu, öngörülmeyen harcamaların yapılması ihtimali;
işletmeleri nakit değerler tutmaya zorlamaktadır. Ancak gereğinden fazla nakit değer tutulması,
işletmenin kârlılığını düşürücü etki yapmaktadır. Bu nedenle, nakit miktarının minimum düzeyde
tutulması, nakit giriş ve çıkışlarının mümkün olduğunca uyumlu duruma getirilmesi gerekmektedir. Bu
amaçla bazı önlemler alınabilir.
Bu önlemler nakit girişini hızlandırıcı ve nakit çıkışlarını kontrol altına alıcı tedbirler olarak iki
başlıkta toplanabilir.
Nakit girişini hızlandırabilecek bazı uygulamalar şunlardır:
•
Satışlar, piyasa koşulları uygun ve işletmenin rekabet gücünü azaltmayacaksa peşin yapılmalıdır.
En azından vadeli satışlarda, satış bedelinin bir kısmı peşin tahsil edilmelidir. İleri vadeli mal
teslimlerinde depozito ya da avans alımlarına başvurulmalıdır. Peşin satışları teşvik amacıyla
müşterilere cazip teklifler sunulmalıdır,
•
Müşterilerin taksitlerini rahatlıkla ödemelerini sağlamak için kolaylaştırıcı önlemler alınmalıdır.
İş yeri merkezinde etkin ve hızlı çalışan bir tahsilat ağı kurulmalıdır. Başka yerlerden taksitlerini
yatırmak isteyenlere kolaylık olması açısından banka hesap numaraları verilmelidir. Bankalarla,
havale bedeli alınmaması yönünde anlaşmalar yapılmalıdır,
•
Çok sayıda banka şubesi ile çalışmak yerine hesaplar belirli bankalarda (tercihen geniş bir şube
ağı olan bankalarda) ve şubelerde toplanmalıdır. Gün sonundaki bakiyenin atıl kalmaması için
hesap bakiyelerinin günlük repoda, günlük mevduatta ya da B tipi fonlarda değerlendirilmesi
talep edilmelidir,
•
Müşterilerden alınan banka çekleri hızlı bir biçimde tahsil edilmelidir. Alınan çek, çalışılan
bankaya ait değilse çekin banka tarafından takas odası aracılığıyla tahsil edilmesi sağlanmalıdır,
•
Alacakların gecikmesini önlemek için gecikme faizleri uygulanarak müşterilerin ödemelerini
zamanında yapması sağlanmalıdır,
74
www.hedefaof.com
•
Alacaklar çek ve senede bağlanmalıdır. Alacakların çek ya da senede bağlanmasının avantajı,
bunların gerektiğinde ciro edilerek nakde dönüştürülebilmesidir, Senetler banka aracılığıyla
protestolu olarak tahsil edilmelidir.
•
Son kullanma tarihi yaklaşmış, mevsimi ya da modası geçmiş mallar indirimli fiyatlarla ya da
promosyonlu olarak satılıp nakit girişi hızlandırılmalıdır,
•
Nakit girişlerinin düştüğü dönemlerde kampanyalı satışlarla nakit girişi hızlandırılmalıdır,
•
Belirli zaman aralıklarıyla işletmenin varlıkları gözden geçirilmeli; işe yaramayan, işletmeye bir
katkısı olmayan hatta gereksiz giderlere yol açan varlıklar satılarak nakde dönüştürülmelidir,
•
Müşterilerin ödeme tarihlerinin, nakit çıkışlarının yoğun olduğu günlerden birkaç gün öncesine
gelmesine özen gösterilmelidir.
Nakit çıkışlarını kontrol altına almak amacıyla da şu önlemler alınabilir:
•
Stok alımlarında peşin ödeme ile satıcı kredisinin ve banka kredisinin maliyeti karşılaştırılmalı,
hangisi avantajlı ise ödeme buna göre yapılmalıdır. Örneğin; peşin alım iskontosu banka
kredisinin maliyetinden daha fazla ise alımlar peşin yapılmalı; ancak peşin almak kredi faizini
karşılamıyorsa vadeli alımlar tercih edilmelidir,
•
Ödemeler belirli günlerde toplanmalıdır. Tüm ödemeler belirli bir plana göre yapılmalı,
belirsizlik ortadan kaldırılmalıdır,
•
Ödeme yetkisi belirli kişilerde olmalı ve her yetkilinin ödeme limiti belirlenmelidir. Limitin
aşılması durumunda bir üst yetkiliden onay alınmalıdır,
•
Giderleri artıracak gereksiz bazı alışkanlıklardan vazgeçilmelidir. Çok fazla önemsenmeyen
ancak dikkat edildiğinde işletmenin giderlerinde önemli tasarruflar sağlayabilecek tedbirler
alınmalıdır. Örneğin gereksiz elektrik, su, telefon kullanımı engellenmeli; makine ve araçların
periyodik bakımları yapılmalı, şubeler arasında bilgisayar ağı kurularak iletişim masrafları
düşürülmelidir,
•
İhmal edilen konulardan biri de personelin eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Personel
eğitimine önem verilerek daha az personelle daha etkin ve verimli çalışılabilir. Bu da nakit
çıkışlarını azaltıcı yönde etki yapacaktır. Benzer şekilde personelin çalışma şartları
iyileştirilerek; dinlenmesine, tatil yapmasına olanak tanınarak, motivasyon artırılarak,
personelden kaynaklanan hatalar asgariye indirilerek masraflar azaltılabilir,
•
Büyük miktarda nakit çıkışı gerektiren, ancak aciliyeti olmayan ya da yapılması durumunda
işletmeye çok büyük katkı sağlamayan yatırımlar ertelenmeli ya da iptal edilmelidir,
•
Aylık, haftalık hatta günlük nakit bütçeleri hazırlanarak nakit hareketleri sürekli kontrol altında
tutulmalıdır.
Nakit bütçelerinin nakit yönetimine getireceği katkılar nelerdir?
Nakit Benzeri Varlıklar
İşletmeler, nakit açıkları verdiklerinde kısa vadeli kaynaklardan faydalandıkları gibi, nakit fazlası
verdiklerinde de bu fazlalığı kısa vadeli finansal araçlarda değerlendirmelidir. Nakit fazlası, atıl olarak
kasada ya da vadesiz banka hesaplarında bekletildiğinde bu değerlerden bir kazanç sağlanamayacaktır.
Bu fazlalıkların çeşitli finansal araçlarda değerlendirilmesi, işletmelere küçümsenmeyecek getiri sağlar.
Faiz geliri veya kâr payı sağlamak veya fiyat değişmelerinden yararlanarak kârlar elde etmek amacıyla
geçici bir süre elde tutulan bu finansal araçlara menkul kıymet denmektedir. Bu araçlara yatırım
yapılırken dikkat edilmesi, göz önünde bulundurulması gereken bazı faktörler vardır. Bunlar:
•
Vade: İşletmeler, geçici bir süreyle değerlendirecekleri nakit değerlerini kısa vadeli finansal
araçlarda değerlendirmelidir. Nakit ihtiyacının ortaya çıkacağı zamana bağlı olarak bu süre, bir
gün olabileceği gibi birkaç ay da olabilir.
75
www.hedefaof.com
•
Risk: Tüm finansal varlıklar, ekonominin ve işletmelerin tümünü etkileyen sistematik risklerden
aynı derecede etkilenir. Bu riskler; faiz oranı riski, enflasyon riski ve piyasa riskidir. Bu
risklerden tamamen korunmak mümkün değildir. Ancak finansal araçları çıkaran kuruluşlara
özgü sistematik olmayan riskler çeşitlendirme ile azaltılabilir. Nakit fazlalarının yüksek risk
taşımayan hazine bonosu, repo gibi alanlarda değerlendirilmesi çalışma sermayesi yönetimi
açısından gereklidir.
•
Likidite: Daha önce de ifade edildiği gibi likidite, varlıkların istendiği anda gerçek değerinde
paraya dönüşme özelliğidir. Kısa vadeli atıl nakitlerin yatırıldığı araçların likiditesi yüksek
olmalıdır. Çünkü paraya ihtiyaç olduğunda bu varlıklar en kısa zamanda nakde
dönüştürülebilmelidir.
•
Getiri: Nakitlerin finansal araçlarda değerlendirilme amacı, bunları atıl olarak tutmak yerine bir
getiri sağlamaktır. Bu nedenle finansal araçlara yatırım yaparken bu araçların getiri düzeyi de
değerlendirilmelidir.
•
Vergilendirme: Yatırım yapılan finansal araçlardan elde edilen getiri üzerinden ödenen vergiler,
reel kârlılığı düşürücü etki yapar. Bu nedenle finansal araçlara yatırım yapılırken, vergi durumu
da göz önünde bulundurularak düşük vergi ödenecek şekilde seçim yapılmalıdır.
İşletmelerin yatırım yapabileceği finansal varlıkları şu şekilde sıralayabiliriz:
•
Hisse senetleri: Hisse senetleri, işletmelerin sermayelerini temsilen çıkardıkları menkul
kıymetlerdir. Bazı işletmelerin hisse senetleri borsada işlem görür. Bunların fiyatı borsada arz ve
talebe göre oluşur. Bu nedenle hisse senetlerine yatırım yapmak risklidir. Kısa vadeli yatırımlar
için çok uygun değildir.
•
Hazine bonosu ve tahviller: Hazine bonosu ve tahviller, devletin bütçe açığını kapatmak için
hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlerdir. Hazine bonolarının vadesi bir yıldan kısa iken,
tahvillerin vadesi bir yıldan daha uzundur. Ödenmeme riski düşüktür ve ikincil piyasada işlem
görürler. Kısa vadeli yatırım için uygundur.
•
Repo-ters repo: Repo, geri alım vaadiyle satım demektir. Ters repo ise geri satım vaadiyle alım
demektir. İşletmeler, atıl durumdaki nakitlerini ters repo yaparak değerlendirirler. Repoyu
bankalar ve aracı kurumlar yapar. Bir günden bir aya kadar yapılabilir ve kısa vadeli yatırımlar
için uygundur.
•
Yatırım fonları: Yatırım fonları, çeşitli menkul kıymetlerden oluşan portföylerdir. Bankalar,
aracı kurumlar, sigorta şirketleri tarafından kurulurlar. A tipi yatırım fonları hisse senedi ağırlıklı
oluşturulduğu ve fiyat değişkenliği fazla olduğu için, içeriğinde hisse senedi ağırlığı düşük olan
B tipi yatırım fonlarına göre daha risklidir. Kısa vadeli yatırımlar açısından B tipi yatırım fonları
daha uygundur.
ALACAK YÖNETİMİ
İşletmeler satışlarını artırmak, rekabet ortamı gereği vadeli satış yapmak zorunda kalabilirler. Başka bir
deyişle alacaklarını tahsil edene kadar müşterilerini finanse ederler. Satışların getirisinin, alacaklara
bağlanan fonların maliyetinden yüksek olması durumunda, vadeli satış yapmak işletmeye kar yönünde
katkı sağlar. Satışların getirisinin, alacaklara bağlanan fonların maliyetinden düşük olması durumunda ise
vadeli satış yapılarak işletmenin satışları artar; ancak öz sermaye kârlılığı düşer. Bu nedenle alacakların
yönetiminde dikkate alınması gereken, müşterilere vade tanıyarak öz sermaye kârlılığını artırmak
olmalıdır.
Alacaklar, bilançoda satış fiyatı üzerinden, stoklar ise maliyet bedeli üzerinden kaydedilir. Kredili
satışların artış göstermesi, alacakları artırırken stokları azaltır. Aradaki fark, işletmeye kâr olarak yansır.
Alacaklar tahsil edildiği sürece bu durum işletmenin piyasa değerini artırırken; alacakların tahsilinde
yaşanan sorunlar, işletmenin piyasa değerini olumsuz etkiler.
İşletmelerin kredi politikasını esnek tutarak alacaklarını artırmasının işletmeye getirdiği yükler
bulunmaktadır. Bu yükleri şu şekilde sıralayabiliriz;
76
www.hedefaof.com
•
Tahsilat Maliyeti: İşletmeler kredili satışlardan kaynaklanan alacaklarını tahsil etmek için
tahsilat merkezleri oluşturarak, buralarda personel çalıştırarak ek maliyetlerle karşı karşıya
kalırlar.
•
Sermaye Maliyeti: Müşterilere vade tanındığında bunları finanse edebilmek için kaynak ayırmak
gerekmektedir. Bu kaynakların işletmeye bir maliyeti vardır.
•
Tahsil Edememe Maliyeti: Bazı müşteriler, vadesi gelen borçlarını çeşitli nedenlerle
ödeyemeyebilirler; bu alacaklar değersiz hale gelebilir. Bu durum, işletmenin kârlılığını azaltıcı
yönde etki yapar.
Alacakların Düzeyini Etkileyen Faktörler
İşletmelerde alacakların düzeyini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan ilki; “kredili satışların
toplam satışlara oranı”dır. Bu faktör, işletmenin alacak düzeyini belirlemede temel bir rol oynamasına
rağmen finans yöneticisinin kontrolünde değildir. İş hayatının doğası gereği kredili satışlar ve peşin
satışlar birlikte yapılmaktadır. Örneğin gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, çoğunlukla peşin
satış yaparken dayanıklı tüketim malları sektöründe faaliyet gösteren işletmeler daha çok kredili satış
gerçekleştirmektedir. İş hayatında oluşan bu eğilimler nedeniyle finans yöneticisi, kredili satış yapılıp
yapılmaması konusunda yetki sahibi değildir.
Alacakların düzeyini belirleyen ikinci faktör, “satışların hacmi”dir. İşletmenin satışları arttıkça
alacakları da artış gösterecektir. Satışları mevsimsellik gösteren, sürekli büyüme içerisinde olan
işletmelerde doğal olarak alacaklar artacaktır. Satışların hacmi, alacaklara yapılacak yatırımın düzeyini
belirlemesine rağmen bu durum da finans yöneticisinin karar değişkenlerinden biri değildir.
Alacaklara yapılacak yatırımın düzeyini belirleyen bir diğer faktör de “işletmenin kredi ve tahsilat
politikası”dır. Örneğin işletme kredi politikasını daha esnek tutarsa, alacakları da artış gösterir. Tahsilat
ve kredi politikası kararları, satışların düzeyinde ve kredili satışların toplam satışlara oranına önemli
etkiler yapar. Alacaklara yapılacak yatırımın düzeyini belirleyen faktörlerden sadece kredi ve tahsilat
politikası finans yöneticisinin kontrolü altındadır.
Bu üç temel faktörün yanı sıra farklı birçok faktör alacakların düzeyine etki etmektedir. Örneğin
ekonomide bir durgunluk yaşandığında satışlar düşme eğilimine girer. Satışlardaki bu düşüşü önlemek
isteyen işletmeler, kredili satışlara yöneldiğinden toplam satışlar içerisinde kredili satışların payı artış
gösterir. Buna bağlı olarak toplam varlıklar içinde alacakların payı da artar.
İçinde bulunulan sektörde yaşanan rekabet de alacakların düzeyinin belirlenmesinde etkilidir.
Rekabetin yüksek olduğu sektörlerde işletmeler, satışlarını artırabilmek için kredili satışlara önem
vereceğinden alacaklar da artış gösterir.
Bir diğer faktör de işletmenin büyüklüğüdür. Büyük işletmelerin finans kaynakları daha fazla
olduğundan alacaklara daha fazla yatırım yapma imkânına sahiptir. İşletmenin uyguladığı nakit iskontosu
da alacakların düzeyini etkiler. Peşin satışlarda yüksek bir iskonto oranı uygulanıyorsa alacakların düzeyi
düşecektir.
Finans yöneticisinin temel amacı işletmenin piyasa değerini en yükseğe çıkartmaktır. Müşterileri
kalitesine göre sınıflandırmak, hissedarların kâr maksimizasyonunu sağlayacak kararlarda önemli bir
veridir. Yüksek kâr marjıyla çalışan işletmeler, düşük kâr marjlı işletmelere göre daha liberal bir kredi
politikası izleyebilir.
Alacaklara daha fazla yatırım yapmak, işletmenin risk düzeyini nasıl
etkiler?
77
www.hedefaof.com
Alacakların Düzeyinin Belirlenmesi
Alacaklara bağlanan fonları iki faktör belirler. Birincisi; kredili satışların hacmi, ikincisi ise satışların
yapıldığı zaman ile tahsilatın yapıldığı zaman arasında geçen süredir. Örneğin bir işletmenin günlük
5.000 lik satış yaptığını ve müşterilerine 20 gün vade tanıdığını varsayalım. Bu durumda işletmeye ilk
20 gün nakit girişi olmayacaktır. 20 günde de 5.000 x 20 = 100.000 lik satış yapmış olacaktır. 21.
günden itibaren her gün 5.000 nakit girişi olacaktır. Dolayısıyla alacaklar 100.000 de sabitlenecektir.
Bunu genelleştirecek olursak:
olacaktır.
Alacakların düzeyini etkileyen faktörlerden biri de nakit iskontosudur. Bir büro mobilyası üreticisinin
her yıl 5.000 adet büro mobilyası yaptığını, her bir büro mobilyası takımının satış fiyatının 2.500 olduğu varsayılsın. Üretici, müşterilerine 15 gün içinde ödeme yaparlarsa % 2 iskonto tanımakta; 45 gün
içerisinde ödeme yaparlarsa herhangi bir iskonto uygulamamaktadır. Müşterilerin %80’i iskontodan
yararlanmakta, kalan %20’si ise yararlanmamaktadır.
Bu durumda;
Yukarıdaki koşulların varlığı hâlinde yılın herhangi bir gününde işletmenin alacakları 719.187 olur.
Başka bir deyişle işletmenin alacaklarından kaynaklı 719.187 fona ihtiyacı vardır.
STOK YÖNETİMİ
Stok yönetimi, işletmenin normal faaliyetlerini yürütebilmek için satmak üzere ürettiği ya da satın aldığı
varlıkların kontrolünü içermektedir. Stok yönetiminin, üretim yönetimi ile birlikte koordineli olarak
yapılması gereklidir. Stok yönetiminde ne alınacak, nasıl alınacak, kaça alınacak, nereden alınacak,
nerede stoklanacak, nerede kullanılacak gibi sorulara cevap bulmaya çalışılır. Bu sorulardan bir kısmını
üretim departmanı cevaplandırırken bir kısmını finans departmanı cevaplandırır. Finans yöneticisi, stoklar
için ihtiyaç duyulan finansı sağlamak ve stokların işletmenin toplam kârlılığına katkısını artırmakla
yükümlüdür.
Genel olarak stoklar; ham maddeler, yarı mamuller ve mamullerden oluşmaktadır. Stok yönetiminin
önemi, stoklara yapılan yatırımın büyüklüğüne bağlıdır. Toplam varlıklar içinde stokların payı işletmenin
türüne bağlı olarak farklılık gösterir. Bu nedenle stok yönetiminin ve kontrolünün önemi işletmeden
işletmeye farklılık göstermektedir. Örneğin toplam varlıklarının yarısını stokların oluşturduğu otomotiv
sektöründe stok yönetimi büyük öneme sahip iken, toplam varlıklarının % 2’ si oranında stoklara sahip
olan otel işletmeciliğinde stok yönetiminin önemi daha azdır.
78
www.hedefaof.com
Stok Türleri ve Amaçları
Faaliyetleri birbirinden bağımsız olan işletmelerde, stoklar üretim ve mamül satışlarını fazla etkilemez.
Ancak faaliyetleri birbirine bağımlı olan işletmelerde stok olmaması ya da stokların yetersizliği üretimin
durmasına, gecikmesine yol açar. Böyle bir durum ise maliyetlerin artmasına, müşteri siparişlerinin
zamanında yerine getirilememesine ve müşteri kaybına yol açar. Bu nedenle stok yönetimi ve kontrolü
finans yöneticisinin en önemli işlerinden biridir.
Stoklara yatırım kararları risk ve getiri arasında bir denge kurulmasını gerektirir. Stok seviyesi düşük
tutulduğunda çeşitli işletme fonksiyonlarının birbirine bağımlı olması durumunda, üretimde durma,
gecikme ve müşteri isteklerinin zamanında yerine getirilememesi riskiyle karşılaşılır. Stoklara daha az
yatırım yapıldığında, tasarruf edilen para başka alanlarda kullanılarak getiri elde edilir. Buna karşılık stok
miktarı artırıldıkça, depolama ve stok tutma maliyetleri artacağından daha fazla sermaye getirisi talep
edilecektir. Daha fazla stokla çalışan işletmeler risklerini düşürmekle birlikte, stok giderleri artacaktır.
Hammadde Stokları
Hammadde stokları işletmenin üretimini gerçekleştirebilmek için diğer işletmelerden satın aldığı
temel maddelerden oluşur. Çelik, kereste, petrol, kablo, lastik hammaddelere örnek olarak verilebilir. Tipi
ne olursa olsun, tüm üretim işletmeleri hammadde bulundurmak zorundadır. Hammadde stokunun
tutulmasının amacı üretim aksamasını önlemektir. Hammadde alımında bir gecikme olursa ya da
hammadde temininde güçlük çekilirse, hammadde stokları kullanılarak üretime devam edilir. Bu nedenle
hammadde alımı ile hammadde stokları birbirinden bağımsız düşünülmelidir.
Hammadde stoku bulundurmayı etkileyen faktörler:
•
Gelecek dönemde planlanan üretim miktarı,
•
Üretimin mevsimlik oluşu,
•
Üretimin gelecek dönemlerde kesintiye uğramaması için bulundurulması gerekli emniyet stoku,
•
Büyük alımlarda sağlanan stoklar nedeniyle yapılan tasarruflar,
•
Hammadde fiyatlarındaki gelişmeler hakkında bekleyişler,
•
Hammaddenin stokta bekleme için dayanıklılığı,
•
Stok bulundurma maliyetleri,
•
Finansman imkanlarının çokluğu ve maliyeti,
•
İşletmenin depolama kapasitesi,
•
Hammaddenin sağlandığı kaynak sayısı
Yarı Mamul Stokları
Yarı mamüller, henüz kullanılmaya hazır hâle gelmemiş, üzerinde daha işlem yapılması gereken,
üretimi tamamlanmamış mallardan oluşur. Daha karmaşık ve uzun üretim sürecine sahip işletmeler yarı
mamul stoklarına daha fazla yatırım yaparlar. Yarı mamul stoku tutulmasının amacı üretim sürecindeki
bir faaliyetteki aksamanın diğer bir faaliyeti etkilemesini önlemektir.
Yarı mamül stokları bulundurmayı etkileyen faktörler:
•
İmalat sürecinin teknik niteliği ve uzunluğu,
•
İmalat sırasında yaratılan katma değer,
•
Üretim faaliyetinin sürekliliği,
•
Üretim miktarı,
•
Yarı mamüllerin başka işletmelere yaptırılıp yaptırılmaması.
Mamul Stokları
Mamul stokları, üretimi tamamlanmış, ancak henüz satılmamış maddelerden oluşur. Mamul stoku
tutmanın amacı, üretim ile satış faaliyetleri arasında eşgüdümü sağlamaktır. Bir çok sektörde satışlar
stoklardan yapılır. Üretim için satışların yapılması beklenmez.
79
www.hedefaof.com
Mamül stoku bulundurmayı etkileyen faktörler:
•
Satış hacmi,
•
Talebin yapısı,
•
Piyasadaki rekabet şartları,
•
Satış bölgelerinin çeşitliliği,
•
Dağıtım kanallarının yapısı ve çeşitliliği,
•
Üretimin sipariş veya piyasa için yapılması,
•
Mamülün fiziki özellikleri,
•
Üretimin çeşitliliği,
•
İş gücü yetersizliği veya grev beklentisine karşı korunmak,
•
Stok bulundurmanın maliyeti,
•
Stok bulundurmama maliyeti,
•
Stok bulundurma ve bulundurmamanın riskleri.
Stok Maliyetleri
Stok maliyetlerini oluşturan başlıca unsurlar aşağıda ana hatlarıyla açıklanmaktadır:
•
Stok Fiyatları: Stoklarla ilgili ilk ve temel maliyet unsuru, stokların fiyatıdır. Ham madde ve
malzemeler satın alma fiyatları ile maliyetlendirilir. Yarı mamullerin maliyeti üretimin
aşamasında ham madde ve malzeme kullanımlarına, tamamlanma oranında işçilik ve genel
üretim maliyetlerin eklenmesi ile hesaplanır. Müşteriler için satışa hazırlanmış, tamamıyla
bitirilmiş malların toplam mal oluş değerleri de mamullerin fiyatı olarak maliyetini gösterir.
Maliyet unsuru olarak stoklar değerlendirilirken, hammadde ve malzeme, üretimi tamamlanmış
mamul mallar ve üretimine devam edilen yarı mamul malların değerleri toplamı dikkate alınır.
•
Stok Tedarik Maliyeti: Malların satın alınması ile ilgili olarak katlanılan giderler, ödenen
ücretler, haberleşme giderleri, kalite kontrol analizleri ile ilgili harcamalar sipariş maliyetinin
unsurlarıdır. Sipariş giderleri sipariş sayısı ile doğru orantılı olarak artıp azalmaktadır. Sipariş
sayısı arttıkça her parti sipariş için yeni maliyetlere katlanılmaktadır.
•
Stok Bulundurma Maliyeti: Bulundurulan stok miktarına bağlı olarak değişen, stok miktarı
arttıkça artan, bulundurulan stok miktarı azaldıkça azalan bir maliyet türüdür. Stok bulundurma
maliyetleri üç grupta incelenebilir:
• Stokların bulunduruldukları yerlerle ilgili maliyetler (kira, bakım, onarım, çeşitli
vergiler, ısıtma ve aydınlatma giderleri, güvenlik giderleri),
• Hizmet maliyetleri (sigorta primleri, teslim ve taşıma giderleri, personel giderleri),
• Stok riskleri (fiyat düşmeleri, talep azalmaları, fire ve bozulmalardan dolayı oluşacak
kayıplar).
•
Stok Bulundurmama Maliyeti: Stok yetersizliği durumunda üretimde aksamalar olabilir.
Üretimdeki aksama, satışların ve dolayısıyla kârların düşmesine neden olabileceği gibi sabit
maliyetlere de katlanılmasına sebep olmaktadır. Ayrıca talepleri zamanında karşılanamayan
müşteriler, rakip işletmelere yönelebilir. Buna ek olarak, talebi zamanında karşılanamayan
müşterilere sözleşme gereği tazminat ödenmek zorunda kalınabilir.
Enflasyonun stok yönetimi üzerindeki etkileri nelerdir?
80
www.hedefaof.com
Stok Maliyetlerinin Hesaplanması
Stok fiyatı dışında stok maliyetlerini belirleyen iki önemli faktör, sipariş maliyetleri (tedarik maliyetleri)
ve stok tutma (stok bulundurma) maliyetleridir.
Stok Tutma Maliyeti = Ortalama Stok x Birim Tutma Maliyeti
Sipariş Maliyeti
= Sipariş Sayısı x Her Siparişin Maliyeti
Toplam Stok Maliyeti = Stok Tutma Maliyeti + Sipariş Maliyeti
Bir işletmenin her ay 500 birim stoğa ihtiyacı olduğunu, her seferde 50 birim olmak üzere ayda 10 kez
sipariş verdiğini, ortalama 250 birim stok tuttuğunu, her siparişin maliyetinin 15 olduğunu, birim başına
stokta tutma maliyetinin de 2 olduğunu varsayalım. Bu durumda:
Stok Tutma Maliyeti = 250 x 2
= 500
Sipariş Maliyeti
= 10 x 15
= 150
Toplam Stok Maliyeti = 500 + 150
= 650 olur.
Bu maliyeti daha aşağı indirmek olasıdır. Ekonomik sipariş miktarı formülü yardımıyla optimum
sipariş miktarı hesaplanabilir.
olarak bulunacaktır.
Her bir alımda 10 birim sipariş verildiğinde verilen siparişlerin yarısı stokta tutulduğunda toplam stok
maliyeti 650 olmaktadır. Buna karşılık her seferinde 86,6 birim sipariş verilirse toplam maliyet 173,2
ye gerilemektedir. Öyleyse ekonomik sipariş miktarı örneğimizdeki işletme için 86,6 birimdir.
Bu noktada maliyetlerin minimum olup olmadığını kontrol etmek için ekonomik sipariş miktarından
yaklaşık 10 birim fazla ve 10 birim az olmak üzere iki sipariş miktarını hesapladımızda
76 birimlik siparişte;
olacaktır.
En düşük toplam stok maliyeti 86,6 birim sipariş verildiğinde gerçekleşmektedir. İşletme 250 birim
stok yapmaktadır. Ancak işletme yöneticileri gerek görürlerse bu stok miktarı üzerine güvenlik amacıyla
ve sipariş edilen mallar gelinceye kadar aksama olmaması için ek stok ekleyebilir.
81
www.hedefaof.com
Stok Değerleme Yöntemleri
İşletmelerde stoklar üzerinde alınması gerekli finansal kararlardan birisi de, üretimde kullanılacak olan
stokların, üretime yönlendirilirken hangi bedelle değerleneceğinin belirlenmesidir. Uygulamada
kullanılan farklı stok değerleme yöntemleri şu şekildedir.
•
Belirli İş Partilerine Göre Değerleme Yöntemi: Satın alınan stokların, üretilecek belirli
hizmetlerle ilgili olarak stoklanması ve alış maliyetleri ile yalnız ilgili işe aktarılarak
kullanılması şeklinde bir değerleme yöntemidir. Bu yöntem daha çok, özel müşteri siparişlerini
yerine getirmek için alınan hammadde ve malzemelere uygulanır.
•
Ortalama Maliyet Yöntemi: Piyasa fiyatları sabit oranlarda ve sıklıkla değiştiği takdirde,
hammadde ve malzeme genel olarak küçük hacimli ve düşük maliyetli birimlerden
oluştuklarında ve üretime de küçük miktarlardan oluşan partiler halinde gönderildiğinde bu
yöntem kullanışlı olmaktadır. Ortalama maliyet yönteminin tartılı ortalama ve hareketli ortalama
olmak üzere iki türü uygulanabilmektedir.
•
İlk Giren İlk Çıkar Yöntemi (FİFO): Üretime yönlendirilen stokların ilk satın alınan partiden
başlayarak yapıldığı varsayılarak değerleme yapılmaktadır. Yöntemdeki bu sıralama fiziksel
değil, hesaben yapılmaktadır. Enflasyon yoğun ortamlarda işletme karını arttırdığı için tercih
edilen bir yöntem olmamaktadır.
•
Son Giren İlk Çıkar Yöntemi (LİFO): Bu yöntemde üretime gönderilen hammadde ve
malzemeler, en son satın alınan partiden başlayarak alış maliyetleri ile değerlendirilir.
Enflasyonist ortamda işletme karını az gösterdiği için tercih edilen bir yöntemdir.
•
Standart Maliyet Yöntemi: Yöntemde stoklar üretime yönlendirilirken, önceden bilimsel
araştırmalara göre belirlenen standart maliyetlere dayalı olarak değerlenerek fiyalanır.
•
Piyasa Fiyatı Yöntemi: Bu yöntemde üretimde kullanılan stokların değerlemesi, üretime
yönlendirildikleri günün piyasa fiyatları ile yapılmaktadır.
Stok Kontrol Yöntemleri
Stok kontroluna ait olarak geliştirilmiş yöntemlerin temel amacı; işletmelerin ihtiyaç duyduğu
malzemeleri, ihtiyaç duyulduğu anda, istenilen miktarda ve optimum sermaye maliyeti ile sağlanmasını
gerçekleştirecek stok düzeylerinin belirlenmesidir. Bu amaçla kullanılan çeşitli teknikler aşağıda
belirtilmiştir:
•
Gözle Kontrol Yöntemi: Stokların, işletmeler içinde yer alan depo görevlileri tarafından,
deneyime dayalı olarak gözden geçirilmesi ile gerçekleştirilir. Depo görevlisi periyodik sürelerle
sorumluluğu altındaki tüm malzemeleri gözden geçirerek azalan malzemeleri belirler ve
satınalma işleminin başlatılması için planlama birimini uyarır. Basit bir yöntem olmasına
rağmen, deneyime dayalı ve kişisel yargıya bağlı olması nedeniyle hata ihtimali yüksek olan bir
kontrol yöntemidir. Ayrıca malzemeler sistematik olarak yerleştirilmemişse gözle kontrol zor
olarak gerçekleştirilir ve kullanım miktarlarındaki olağanüstü değişimleri izlemeye imkan
vermez.
•
ABC Yöntemi: Bu yöntemde stoklar belirli bir ölçüte göre sınıflandırılmayıp, çeşitli ölçütlere
göre sınıflandırılmaktadır. En çok kullanılan ölçüt, bir yıl içinde imalatta kullanılan değerlerin
toplam değer içindeki oransal önemidir. İşletmelerde stoklar ayrıntılı bir biçimde incelendiğinde
üç sınıfa ayrılabilir: A sınıfındaki stoklar, yıllık kullanım değerinin büyük bir kısmını
oluşturdukları halde, miktarca toplam stokların sadece küçük bir kısmını oluştururlar. C
sınıfındakiler de, miktarca toplam stokların büyük bir kısmını oluşturdukları halde, üretimde
kullanılan değerin küçük bir yüzdesini oluşturur. B sınıfında yer alan stoklar ise A ve C sınıfları
arasında bulunan stok kalemleridir.
•
Sabit Sipariş Süresi Yöntemi: Her stok türü için maksimum stok düzeyi belirlendikten sonra,
stokların siparişi için belirli bir sabit süre belirlenir. Sürelerin bitiminde eksilen stok seviyeleri
maksimum stok düzeyine kadar sipariş verilerek tamamlanır. Yöntemde periyotlar içindeki
kullanım miktarı sabit değilse her bir siparişin miktarı diğerinden farklı olarak gerçekleşir. Stok
82
www.hedefaof.com
çeşitliliği çok olduğunda uygulanması güç bir yöntemdir. Ayrıca siparişlerin süreye bağımlılık
göstermesi de satıcıların sunacağı kârlı alımlardan yararlanma özelliğini ortadan kaldırır.
•
Sabit Sipariş Miktarı Yöntemi: Bu yöntem sabit sipariş süresi yönteminin tersi olarak
düşünülmüştür. Yöntemde stoklar belirli bir düzeye düştüğünde, önceden belirlenmiş ve stok
maliyetlerini en alt düzeyde tutacak bir miktar sipariş edilir. Yöntemde her bir stok kalemi için
emniyet düzeyleri ve ekonomik sipariş miktarlarının bilinmesi gerekir. Yöntem sabit bir
miktarın siparişine dayalı olarak çalıştırıldığı için, tüketim hızı sabit olmadığı takdirde, sipariş
periyodu her bir sipariş için değişiklik gösterebilir.
•
Malzeme İhtiyaç Planlaması (MİP)Yöntemi: MİP Yönteminin amacı, tüm stok türleri bazında
dönemler itibariyle brüt ve net stok ihtiyaçlarının belirlenmesi ve stok yönetimi için gerçekçi
bilgilerin üretilmesidir. Yöntemde bu amaç için geliştirilmiş bilgisayar programlarından
yararlanılmaktadır. Yöntem, herhangi bir stok kalemi için duyulacak ihtiyaç miktarını ve
zamanını önceden belirlemeye dayanmaktadır.
•
Stoksuz Malzeme Yönetim (JIT) Sistemi: Stokların işletme aktiflerindeki büyük yatırım
kalemlerinden birisi olması, işletme yöneticilerini son zamanlarda stoksuz stok yönetimi veya
tam zamanında (Just in Time = JIT) stok yönetimi gibi yeni arayışlara itmiştir. JIT Sistemi
üretim için gerekli olan malzemenin, gerektiği anda ihtiyaç noktasında bulunmasını sağlayan,
sıfır stok ve sıfır hatayı hedef alan bir malzeme yönetimi sistemidir. Japonlar tarafından
geliştirilen bir yöntemdir. Yöntem, az sayıda satıcıdan yüksek kalitede ürünü, küçük partiler
halinde ve tam zamanında teslim almaya dayanır. Yöntem, Toplam Kalite Yönetimi (TKY)
uygulamaları içerisinde de önemli bir teknik olarak kullanılır.
•
Barkod Sistemi: Barkod, bir ürünün hangi ülkede, hangi işletmede üretildiği ya da
ambalajlandığını gösteren, malın cinsini ve özelliklerini tanımlayan, uluslararası kurallara göre
belirlenmiş ince ve kalın birbirine paralel düşey çizgi ve boşluklardan oluşan bir tanımlama
sistemidir. Barkodlar bilgisayar yardımıyla özel okuyucularla tanımlanarak bilgi ortamına
aktarılırlar.
Barkod sistemi, 12 Avrupa ülkesinde ürünlerin tanımlanması için standart bir simge geliştirmek
amacıyla oluşturulan EAN kısaltmalı birliğin getirdiği bir uygulamadır. Avrupa Mal Numaralama Sistemi
olarak da adlandırılan barkod uygulaması kısa sürede benimsenerek diğer ülkelere de yayılmıştır. Türkiye
bu birliğe 1988 yılında girmiştir.
Barkod sistemi önceleri süper marketlerde kasa önündeki yığılmaları önlemek için uygulanmaya
başlanmış, ancak sağladığı yararların büyüklüğü nedeniyle, üretim yönetimi, sevkıyat, envanter
hazırlama, stok kontrolü gibi alanlarda da yararlı bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.
Stok Yönetiminde Etkinlik İlkeleri
Stok yönetiminde etkinlik sağlayabilecek ilkeler şu şekilde sıralanabilir:
•
Çeşitli stok kalemleri arasında denge sağlanarak bazı stok kalemlerinde aşırı şişkinliğin
önlenmesi,
•
Satın alma, üretim ve finansman bölümleri arasında yakın bir iş birliği sağlanması,
•
Üretim süresinin kısaltılması ve bu yolla yarı mamul stokunun en düşük seviyeye indirilmesi,
•
Teknik veya ekonomik nedenlerle sürüm kabiliyeti azalmış, paraya dönüşüm hızı yavaşlamış
stok kalemlerinin özel fiyat indirimleri yoluyla satış olanaklarının artırılması,
•
Mevcut satışların mevsimlere dengeli bir şekilde dağıtılmasını sağlayıcı fiyat politikası izleyerek
bazı ay ve mevsimlerde aşırı stok birikiminin önlenmesi,
•
Kalite kontrolüne gereken önem verilerek iadelerin ve müşterilerle çıkabilecek uyuşmazlıkların
azaltılması,
•
Ham madde, malzeme tedarik süresini kısaltmak ve düzenli hâle getirmek yoluyla stok
miktarının azaltılması,
83
www.hedefaof.com
•
Ürün basitleştirilmesi, malzeme standardizasyonu için mühendislik araştırmalarına önem
verilmesi,
•
Satın alma ve üretme seçeneklerinin yeniden gözden geçirilerek, ekonomik görüldüğü taktirde,
işletme içinde üretme yerine diğer firmalardan satın alma yoluna gidilmesi,
•
Ürün çeşitliliğinin azaltılması, işletme için önem taşımayan ürünlerin çıkartılarak stok tutmada
tasarruf sağlanması,
•
Stoklar için en uygun değerleme yöntemini uygulayarak gerçek olmayan kârlar üzerinden vergi
ödenmesinin önlenmesi.
84
www.hedefaof.com
Özet
Üretim gücünün elde edilmesi, korunması ve
arttırılması için yapılan her türlü harcama yatırım
olarak adlandırılmaktadır. Yatırımlar yararlanılan
hizmet türüne göre mali yatırımlar ve üretim
yatırımları olarak sınıflandırılmaktadır.
Çalışma sermayesinin finansmanı üç temel
politika ile belirlenebilmektedir. Bunlar dengeli
finansman, ihtiyatlı finansman ve atılgan
finansman stratejileridir.
Çalışma sermayesinin düzeyi belirlenirken, cari
borçlarının saptanması, işletmenin likiditesiyle
borçlarının vadelerine ilişkin kararların verilmesi
gerekir. Bu tür kararlar ise risk ve kârlılık analizi
yapılmadan verilemez.
İşletmelerde bir yıldan kısa sürede mal ve
hizmetlere
dönüşecek
varlıklara
yapılan
yatırımlar dönen varlık yatırımları, (çalışma
sermayesi) bir yıldan uzun süre yararlanılacak
maddi duran varlıklara ve/veya maddi olmayan
duran varlıklara yapılan yatırımlar ise duran
varlık yatırımları olarak tanımlanır.
Risk ve karlılık arasında doğru yönlü bir ilişki
vardır. Risk arttıkça karlılık artar, risk düştükçe
karlılık da düşer. Burada finans yöneticisi, kar ile
risk arasında bir değişim yapacaktır.
Cari varlıklar olarak da bilinen çalışma sermayesi
işletme
bilançosundaki
dönen
varlıklar
toplamıdır.
Dönen varlıklar; hazır değerler,
menkul değerler, alacaklar ve stoklardan
oluşmaktadır.
İşletmelerde nakit yönetiminin temel amacı
likidite ile işletmenin uzun vadeli kârlılığı
arasında denge kurmaktır. Bunun için de
işletmenin nakit kaynakları mümkün olduğunca
hızlı ve etkin bir şekilde kontrol altına alınmalı ve
bu kaynaklar en uygun şekilde kullanılmalı ve
yararlanmalıdır.
Net çalışma sermayesi ise dönen varlıklar
toplamından kısa vadeli yabancı kaynaklar
toplamının çıkarılması ile bulunan tutardır.
Çalışma sermayesi; yönetimine ayrılan süre,
dönen varlıklara yapılan yatırım tutarı, işletmenin
iş hacmi ile arasındaki ilişki, işletmenin karlılığı
arasındaki ilişki, küçük işletmeler açısından
önemi açılarından işletmeler finansmanında
büyük yer tutmaktadır.
İşletmeler satışlarını artırmak, rekabet ortamı
gereği vadeli satış yapmak zorunda kalabilirler.
Başka bir deyişle alacaklarını tahsil edene kadar
müşterilerini
finanse
ederler.
Satışların
getirisinin,
alacaklara
bağlanan
fonların
maliyetinden yüksek olması durumunda, vadeli
satış yapmak işletmeye kar yönünde katkı sağlar.
İşletme çalışma sermayesi; sürekli çalışma
sermayesi, geçici çalışma sermayesi ve yarı
değişken çalışma sermayesi olmak üzere üç
bileşenden oluşmaktadır.
Stok yönetimi, işletmenin normal faaliyetlerini
yürütebilmek için satmak üzere ürettiği ya da
satın aldığı varlıkların kontrolünü içermektedir.
Stok yönetiminin, üretim yönetimi ile birlikte
koordineli olarak yapılması gereklidir. Stok
yönetiminde ne alınacak, nasıl alınacak, kaça
alınacak, nereden alınacak, nerede stoklanacak,
nerede kullanılacak gibi sorulara cevap bulmaya
çalışılır. Bu sorulardan bir kısmını üretim
departmanı cevaplandırırken bir kısmını finans
departmanı cevaplandırır. Finans yöneticisi,
stoklar için ihtiyaç duyulan finansmanı sağlamak
ve stokların işletmenin toplam kârlılığına
katkısını artırmakla yükümlüdür.
İşletmelerde çalışma sermayesi düzeyi, büyük
oranda finans yöneticisinin risk alma tutumuna
bağlıdır. Yüksek riskli bir çalışma sermayesi
bileşimi oluşturulması atılgan (atak) politika
olarak adlandırılır. Atılgan politikanın aksine çok
düşük risk alarak çalışma sermayesi düzeyinin
belirlenmesine ihtiyatlı (sakıngan) politika adı
verilirken, normal (ılımlı) politika bu iki uç
değer arasında yer almaktadır.
Bir işletmenin finansman gereksinimi, dönen
varlıkların ve duran varlıkların toplamına eşittir.
Dönen varlıklar, dönen varlıkların sabit kısmı ya
da başka bir deyişle sürekli çalışma sermayesi ile
dalgalanma gösteren dönen varlıklar olarak iki
gurupta değerlendirilir. Finansmanın temel ilkesi
gereği, dönen varlıkların kısa vadeli yabancı
kaynaklarla, duran varlıkların ise uzun vadeli
yabancı kaynaklar ve özkaynaklarla fonlanması
gerekir.
Genel olarak stoklar; ham maddeler, yarı
mamuller ve mamullerden oluşmaktadır. Stok
yönetiminin önemi, stoklara yapılan yatırımın
büyüklüğüne bağlıdır. Toplam varlıklar içinde
stokların payı işletmenin türüne bağlı olarak
farklılık gösterir.
85
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. Bir işletmenin faaliyete başlayabilmesi için
kullanılan, kısa sürede paraya çevrilebilme
özelliğine sahip varlıklara ne ad verilir?
6. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerde nakit
bulundurma gereksinimini arttırmaz?
a. Çalışma sermayesi
b. Yeni yatırım yapılması
b. Stoklar
c. Peşin alışlar
a. Toptan alışlar
c. Hazır değerler
d. Kredi geri ödemesi
d. Alacaklar
e. Alacak devir hızının yüksek olması
e. Likidite
7. İşletmeler ellerindeki nakit fazlasını geçici
olarak hangi varlıklarda değerlendirir?
2. Dönen varlıklardan kısa vadeli borçlar
çıkarıldığında kalan farka ne ad verilir?
a. Alacaklar
a. Çalışma sermayesi
b. Stoklar
b. Net çalışma sermayesi
c. Kısa vadeli yabancı kaynaklar
c. İşletme kaynakları
d. Duran varlıklar
d. Likidite
e. Yatırım
e. Menkul Kıymetler
3. Aşağıdaki formüllerden hangisi net çalışma
sermayesini verir?
8. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerde alacak
düzeyini arttırmaz?
a. Ekonomide durgunluk
a. Dönen Varlıklar - Yabancı Kaynaklar
b. Dönen Varlıklar
Kaynaklar
-
c. Dönen Varlıklar
Kaynaklar
-
Uzun
Vadeli
b. Satışların artması
Yab.
c. Kredili satışların artması
Kısa
Vadeli
Yab.
d. Sektörde rekabetin olmaması
e. Ekonomik durgunluk
d. Dönen Varlıklar - Duran Varlıklar
9. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerde
hammadde stoku bulundurmayı etkileyen
faktörlerden biri değildir?
e. Duran Varlıklar - Kısa Vadeli Yab. Kaynaklar
4. Dönen varlıklara az yatırımla likiditenin
düşürülmesi, risk düzeyinin arttırılarak varlıkların
oluşturulması, aşağıdakilerden hangisidir?
a. Planlanan üretim miktarı
a. Tutucu Çalışma Sermayesi Politikası
b. Stok bulundurma maliyetleri
b. Atak Çalışma Sermayesi Politikası
c. Üretimin mevsimlik olmayışı
c. Ilımlı Çalışma Sermayesi Politikası
d. İşletmenin depolama kapasitesi
d. Riskli Çalışma Sermayesi Politikası
e. Hammaddenin sağlandığı kaynak sayısı
e. Optimal çalışma Sermayesi Politikası
10. Enflasyon dönemlerinde aşağıdaki
değerleme yöntemlerinden hangisi tercih edilir.
5. İşletmelerin minimum işletme faaliyetlerini
sürdürebilmesi için gerekli olan çalışma
sermayesine ne ad verilir?
a. Standart maliyet yöntemi
b. Tartılı ortalama maliyet yöntemi
a. Net çalışma sermayesi
c. Hareketli ortalama maliyet yöntemi
b. Çalışma sermayesi döngüsü
d. İlk giren ilk çıkar yöntemi
c. Olağanüstü çalışma sermayesi
e. Son giren ilk çıkar yöntemi
d. Sürekli çalışma sermayesi
e. Değişken çalışma sermayesi
86
www.hedefaof.com
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
Sıra Sizde 1
1. a Yanıtınız yanlış ise “Çalışma Sermayesi
Kavramı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Çalışma
sermayesi
işletme
bilançosunun
aktifinde yer alan dönen varlıkların toplamı iken,
net çalışma sermayesi hesaplanırken dönen
varlıklardan kısa vadeli borçların düşülmesi ile
ulaşılan değer işletmenin net çalışma sermayesi
olacaktır.
2. b Yanıtınız yanlış ise “Çalışma Sermayesi
Kavramı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
3. c Yanıtınız yanlış ise “Çalışma Sermayesi
Kavramı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Sıra Sizde 2
Bir işletmenin üretim yapabilmesi, faaliyetlerini
yürütebilmesi için bina, taşıt, makine, demirbaş
gibi uzun süre kullanabileceği duran varlıklara
gereksinimi vardır. Ancak işletme faaliyetlerinin
yürütülebilmesi için duran varlıklar yeterli
değildir. Üretim yapabilmek için hammaddeye,
kesintisiz satış için stoklara, günlük giderleri
karşılayabilmek için nakit değerlere ve satışları
arttırabilmek için alacaklara kaynak ayırmaya,
genel bir ifade ile çalışma sermayesine
gereksinimi vardır.
4. b Yanıtınız yanlış ise “Atılgan Finansman
Stratejisi” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
5. d Yanıtınız yanlış ise “Çalışma Sermayesi
Türleri” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
6. e Yanıtınız yanlış ise “Nakit Yönetimi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
7. e Yanıtınız yanlış ise “Nakit Yönetimi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde 3
8. d Yanıtınız yanlış ise “Alacak Yönetimi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Küçük
işletmelerin
para
ve
sermaye
piyasalarından fon temini olanakları kısıtlıdır.
Küçük işletmelerin duran varlıkları kiralama
olanakları bulunmakla birlikte, çalışma sermayesi
gereksinimlerini
erteleme
olanakları
olmadığından çalışma sermayesi yönetimi küçük
işletmelerde daha fazla önem kazanmaktadır.
9.c Yanıtınız yanlış ise “Stok Yönetimi” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
10.e Yanıtınız yanlış ise “Stok Yönetimi” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde 4
Çalışma sermayesi yetersiz olan işletmeler tam
kapasite ile üretim yapamaz, mamul stoklarını
talebi karşılayabilecek düzeyde tutamaz ve düşük
karlılık oranları ile çalışırlar. Vadesi gelen
ödemeler ve borçlarda sıkıntı yaşamaları
kaçınılmazdır. Çalışma sermayesi yeterli olan
işletmelerde ise kredili satışlara bağlanan fonlar
nedeni ile müşterilere daha uzun vadeler
sunulabilmekte,
dolayısıyla
satışlarını
ve
karlılığını
arttırabilmekte,
vadesi
gelen
ödemelerle ilgili sorun yaşamamakta, tam
kapasite ve yüksek karlılıkla çalışmaktadır.
Sıra Sizde 5
Piyasa koşullarının iyi olduğu, satışların ve
tahsilat oranının yüksek olduğu, işletmenin ucuz
ve hızlı kredi elde edebildiği durumlarda atılgan
çalışma sermayesi politikası işletme karlılığını
arttırabilmektedir.
87
www.hedefaof.com
Sıra Sizde 6
Sıra Sizde 8
İşletmenin ihtiyatlı finansman stratejisi izleyerek,
işletme sermayesi gereksinimini uzun vadeli
kredilerle karşılaması durumunda özsermaye
karlılığı %38 iken, atak bir politika sonucu
tamamen kısa vadeli kredi kullanımı seçeneğinde
bu oran %42’ye yükselmektedir. Bu açıdan
bakıldığında atılgan finans stratejisi tercih
edilebilir.
Nakit
yönetimi,
bir
işletmenin
elinde
bulundurduğu nakitlerin etkin kullanımı ve buna
bağlı olarak işletmenin piyasa değerini arttırmayı
amaçlamaktadır. Nakit bütçeleri ise işletmenin
üretim ve satış bütçelerinden elde edilen bilgilerle
hazırlanan, işletmenin nakit mevcudu ya da
gereksinimini ortaya koyan kısa vadeli planlardır.
İyi hazırlanmış bir nakit bütçesi, nakit yönetimini
kolaylaştırmanın yanında, satın alınacak ya da
satılacak menkul kıymetlerin zamanlaması
konusunda da yardımcı olacaktır.
Ancak bu seçenek, işletme açısından riskli bir
durum oluşturmaktadır. İşletmenin faiz ve
vergiden önceki karının (FVÖK) 21.000 TL’nin
altına düşmesi durumunda bankalar, büyük
olasılıkla kısa vadeli kredileri yenilemekten
kaçınabilir ya da artan riske karşılık dolaylı
şekilde de olsa faiz oranını yükseltme yoluna
gidebilirler. Bir taraftan işletmenin faiz ve
vergiden önceki karının (FVÖK) düşmesi, diğer
taraftan faiz oranının yükselmesi işletmeyi mali
açıdan zor duruma sokabilir. İşletmenin
durumunu düzeltmemesi durumunda, karşılaşılan
mali güçlükler, yeni kredi sağlayamama veya
mevcut kredilerin yenilenememesi işletmeyi
tasfiye sürecine götürebilir. Bu nedenle %40
özsermaye karlılığı sunan Normal finansman
stratejisinin seçimi de hatalı olmayacaktır. Finans
stratejisinin
seçiminde
işletmenin
finans
yöneticisinin risk ve karlılık bileşimini
belirlemesi gereklidir.
Sıra Sizde 9
Kredili satışlara ağırlık vermek ya da kredili
satışlarda vadeyi uzatmak işletmenin satışalrını
arttırmakla birlikte, alacakların aktif toplamı
içerisindeki oranının yükselmesine bağlı olarak
riski de artacaktır. Alacak tahsilatının gecikmesi
ya da hiç yapılamaması, alacaklara bağlı fonların
alternatif getirilerinden yararlanılamaması ve
bunlara bağlı olarak işletme karlılığının düşmesi
işletmenin karşılaşabileceği risklerdendir.
Sıra Sizde 10
Enflasyon dönemlerinde piyasa genel fiyatlarında
sürekli artışlar yaşanacaktır. Özellikle satışı hızlı,
devir
hızı
yüksek
malların
enflasyon
dönemlerinde stoklanması işletme karlılığını
arttıracaktır. Bununla birlikte stoklara ayrılacak
fonların alternatif getirilerinin de enflasyon
nedeni
ile
yükseleceği
göz
önünde
bulundurulursa, stok getirisi ile alternatif
getirilerin incelenmesi gerekmektedir.
Sıra Sizde 7
Ülkemizde işletmeler nakit fazlalarını genellikle
repo, hazine bonosu ve B tipi yatırım fonlarına
yönlendirmektedir. Bunlardan hazine bonosu
vergiden muaf tutulması, reel getirisinin yüksek
olması ve düşük rik taşıması nedeni ile tarcih
edilmektedir. Repo ise kısa vadelerle yapılması
nedeniyle nakit giriş ve çıkışları arasında kısa
süre olan işletmelerin ilk tercihi olmaktadır. B
tipi yatırım fonları ise getiri oranlarının
yüksekliği, istenildiği zaman satılabilmesine
bağlı olarak sağladığı esneklik nedeni ile tercih
nedenidir.
88
www.hedefaof.com
Yararlanılan Kaynaklar
Aksoy, A. (1993). İşletme Sermayesi Yönetimi.
Ankara, Gazi Kitabevi.
Kieschnick R., LaPlante M., Moussawi R.,
Working Capital Management, Agency Costs,
and
Firm
Value.
www.fma.org/Texas/Papers/valnowc_fma2008.p
df
Aydın, N., Başar, M., ve Coşkun, M. (2009).
Finansal Yönetim. Eskişehir, Detay Yayıncılık.
McMenamin, J. (2005) Financial Management.
Routledge.
Baker, K.K., Powell, G. (2005). Understanding
Financial Management. Blackwell Publishing
Okka, O. (2009) Finansal Yönetim. İstanbul,
Nobel Yayın Dağıtım.
Brealey, R.A., Myers, S.C., Marcus, A.J.,
Fundamentals of Corporate Finance. McGrawHill Irwin.
Sarıaslan,H., Erol, C., (2008) Finansal Yönetim.
Ankara, Siyasal Basın Yayın Dağıtım.
Akgüç, Ö. (1994). Finansal Yönetim. İstanbul
Avcıol Basım-Yayın, 6. Baskı.
Sushma V., Bhupesh K.S.(2007). “Empirical
Study
Impact
of
Working
Capital
Management
Policies
on
Corporate
Performance An Empirical Study”, Global
Business Review. 8; 267.
Brigham, E.F., Weston, J.F., Besley, S. (1996).
Essentials of Managerial Finance. USA, The
Dreyden Press, 11. Baskı.
Fabozzi, F.J., Peterson, P.P. (2003). Financial
Management and Analysis. USA, John Wiley
and Sons.
Şen M., Oruç E. (2009). “Relationship Between
Efficiency Level of Working Capital
Management and Return on Total Assets in
ISE”, International Journal of Business and
Management. Volume 4, No:10.
Gitman, L.J. (2003). Principle of Managerial
Finance. Addison Wesley.
89
www.hedefaof.com
4
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Fizibilite raporu kavramını ve hazırlanış amacını ifade edebilecek,
Bir yatırım kararının verilebilmesi için gerekli olan yatırım verilerini açıklayabilecek,
Yatırım projelerinin değerleme yöntemlerini öğrenecek ve değerleme yapma
bilgi ve becerisine sahip olacaksınız.
Anahtar Kavramlar
Sermaye Bütçelemesi
Geri Ödeme Süresi
Fizibilite Etüdü
Net Bugünkü Değer
Yatırım Kararı
İç Karlılık
İskonto Oranı
Karlılık Endeksi
İçindekiler
Giriş
Fizibilite Raporu Kavramı ve Amaçları
Fizibilite Raporu (Yatırım Projesi) Hazırlama Süreci
Fizibilite Raporu İçeriği
Yatırım Projelerini Değerleme Yöntemleri
Statik Yöntemler
Dinamik Yöntemler
Proje Tekliflerinin Finansmanı
90
www.hedefaof.com
Fizibilite Etüdleri – Yatırım
Kararının Alınması
GİRİŞ
İşletmelerde bir yıldan kısa sürede mal ve hizmetlere dönüşecek varlıklara yapılan yatırımlar dönen varlık
yatırımları, (çalışma sermayesi) bir yıldan uzun süre yararlanılacak maddi veya maddi olmayan duran
varlıklara yapılan yatırımlar ise duran varlık yatırımları olarak tanımlanır.
Dönen varlık yatırımları 3. Ünitede “Yatırım ve Çalışma Sermayesi” konusunda açıklandı. Bu ünitede
duran varlık yatırımlarına ilişkin fizibilite etüdleri ve yatırım kararının alınması konuları örneklerle
açıklanacaktır.
İşletmelerin amaçlarını gerçekleştirmede temel faktör olan yatırımların, beklenen sonuçları
verebilmeleri için bilimsel açıdan, akılcı bir çerçevede hazırlanmaları ve değerlendirilmeleri
gerekmektedir. Bu nedenle duran varlık yatırımlarında bir yatırım projesinin hazırlanma ve
değerlendirilmesi çalışmaları önem kazanmaktadır.
Proje, bir konu etrafında düşüncelerin yoğunlaştırılması, sorunun çözümü için tüm ayrıntıların ve
uygulanacak yöntemlerin sistematik olarak belirlenmesi ve ortaya konulması çabasıdır. Proje bir konu
üzerinde ayrıntılı ve sistematik düşünce olgusu olduğu kadar, mevcut bilgi ve ek araştırmalar ile bir
senteze ulaşma davranışıdır. Proje hazırlanması, büyük harcamalar gerektiren duran varlık yatırımlarında
kaynakların etkin kullanılması için zorunludur.
Yatırım projesi, belirli bir üretim işini en az maliyetle gerçekleştirmek ve en yüksek ekonomik ve
teknik etkinliğe ulaşmak için, kapasitenin ve üretimin, bilgi ve verilerin sistematik kullanımı ile
kararlaştırılması ve uygulanması davranışıdır. Bir yatırım projesinin hazırlanması ve değerlendirilme
çalışması ya da yaygın olarak bilinen diğer adı ile "fizibilite etüdü" genel olarak üç temel amaç için
hazırlanır. Bu amaçlar;
I.
II.
III.
optimal kaynak kullanımının sağlanması,
kamu teşviği sağlanması ve kredi kullanımı,
dış finansman (kredi) kullanımıdır.
Bir işletmede duran varlıklara yapılan yatırım, dönen varlıklara yapılan yatırıma göre, daha önemli ve
daha güçtür. Bunun nedenleri arasında duran varlık yatırımlarının büyük tutarlarda olması, fonların duran
varlıklarda uzun süreli bağlı kalması, fon maliyetlerinin daha yüksek olması, duran varlıkların yenileme
açısından esnekliğe sahip olmaması ve duran varlık yatırımlarında riskin daha yüksek olması sayılabilir.
Sabit varlıklara yatırım “sermaye bütçelemesi” olarak da ifade edilmektedir. Sermaye bütçelemesi
kavramında; sermaye terimi, üretim sürecinde şekil değiştirmeden ve bir yıldan uzun süreli kullanılan
makine, taşıt, bina gibi duran varlıkları tanımlamaktadır. Bütçeleme terimi ise, bir yatırımdan belirli bir
dönem boyunca beklenen nakit girişlerini ve çıkışlarını gösteren bir planı tanımlamaktadır. Sermaye
Bütçelemesi, uygun ve verimli yatırım alanlarının araştırılmasını ve yatırım projelerinin
değerlendirilmesini içeren faaliyetler bütünüdür.
91
www.hedefaof.com
Sermaye bütçelemesi veya yatırım kararlarının verilmesi, geleceğin belirli olup olmamasına göre
farklı şekillerde yapılmaktadır. Bu ünitede, yatırım projeleri arasında seçim yapılırken risk faktörü
dikkate alınmamış, bütün yatırım projelerinin aynı risk düzeyinde olduğu varsayılmıştır.
FİZİBİLİTE RAPORU KAVRAMI VE AMAÇLARI
Yatırımlar, işletmelerin amaçlarını gerçekleştirme ve varlıklarını devam ettirmede temel faktördür.
Yatırımların, planlı bir yaklaşım benimsenmiş olsun ya da olmasın, beklenen sonuçları yaratabilmeleri
için bilimsel gelişmelerin ışığında daha öneri ya da proje aşamasında iken, akılcı bir çerçevede
hazırlanmaları ve değerlendirilmeleri gereklidir. Bu değerlendirme, sınırlı kaynakların optimal kullanımı
ve dağılımı için temel bir koşuldur. Bu nedenle bir yatırım projesinin hazırlanma ve değerlendirilmesi
çalışmalarında izlenecek yaklaşımın, hem pek çok faaliyeti içeren yatırım projesinin kendi içindeki
bütünlüğünü, hem de yatırım önerisinin, gelecekte içinde yer alacağı sektör ile ilişkisinin ve son olarak da
ülke ekonomisinin işleyeşini dikkate alacak biçimde, geniş ve bütüncül olması gerekir. Bir yatırım
önerisinin başarısı, herşeyden önce onu çevreleyen ve işleyişine etki eden sosyo-ekonomik koşullarla
etkileşimini uyum içinde düzenlemesine bağlıdır.
Proje, bir konu etrafında düşüncelerin yoğunlaştırılması, sorunun çözüme kavuşturulması için tüm
ayrıntıların düşünülmesi ve uygulanacak yöntemlerin sistematik olarak belirlenmesi ve ortaya konulması
çabasıdır. Proje, bir konu etrafında ayrıntılı ve sistematik düşünce olgusu olduğu kadar, mevcut bilgi ve
ek araştırmalar ile bir senteze ulaşma davranışıdır. Birçok kişi bir işi gerçekleştirirken yazılı olmasa da
düşünce anlamında bir proje yapar ve bu projeye göre hareket eder. Proje hazırlanması, karmaşık, uzun
bir zaman dilimine yayılan, birçok aşaması olan ve büyük harcamaları gerektiren işlerde, kaynakların
etkin kullanılması için zorunludur.
Yatırım projesi, belirli bir üretim işini en az maliyetle gerçekleştirmek ve en yüksek ekonomik ve
teknik etkinliğe ulaşmak için, hangi malın hangi kapasitede ve nerede üretileceğinin, mevcut bilgi ve
verilerin sistematik kullanımı ile kararlaştırılarak, uygulamaya konulması davranışıdır. Yatırım projeleri,
kıt kaynaklarla en çok getiri ya da fayda sağlamak amacıyla ilgili konuya ait tekil planlardır. Bu tanımdan
da anlaşacağı gibi, akılcı biçimde yürütülen her ekonomik faaliyet bir proje kapsamında yer alır. Bu
noktada fizibilite (raporu) etüdü, yatırım projeleri için kesin yatırım kararı alınmadan önce, yapılması
düşünülen yatırımlarla ilgili olarak ekonomik, teknik ve finansal araştırmaların yapılarak, sözkonusu
yatırımın karlı olup olmadığını ortaya koyan çalışmalar şeklinde tanımlanabilir.
Fizibilite raporları neden hazırlanır?
Bir yatırım projesinin hazırlanması ve değerlendirilme çalışması ya da yaygın olarak bilinen adı ile
"fizibilite etüdü" genel olarak üç temel amaç için hazırlanır. Bu amaçlardan birincisi, makro ve mikro
bazda yatırım kararını alacak olanların, optimal kaynak kullanımı sağlamak amacı ile bir yatırım projesini
hazırlama ve değerlendirme çalışmasına ihtiyaç duymalarıdır. Bu açıdan fizibilite etüdü, doğru yatırım
alanının kapısını açan ve yol gösteren bir rehberdir. İkinci olarak, hükümetler özel sektör yatırımlarını
teşvik etmek ve desteklemek amacı ile işletmelere yatırım teşvikleri ve krediler verirler. Hükümetlerin
değerlendirme uzmanları, verilen bu teşvik ve kredilerin doğru yatırımlara aktarıldığından emin olmak ve
zamanı geldiğinde verilen kredileri geri ödeyebilecek niteliğe sahip yatırım önerileri olduğu yargısına
varmak için talep sahiplerinden, yatırım önerilerine ilişkin bir fizibilite etüdü isterler. Son olarak,
yatırımda bulunacak işletmeler, arzuladıkları yatırımlarını gerçekleştirmek için eğer bir finansman
kuruluşundan dış finansman (kredi) talebinde bulunuyorlarsa, akılcı finansman kuruluşları, yatırım
önerisinin talep edilen borcu ve faizini zamanı geldiğinde ödeyebilecek nitelikte olduğunu önceden
görmek ve emin olmak için bir fizibilite etüdü (raporu) isterler.
Fizibilite raporları hangi amaçlarla hazırlanır?
92
www.hedefaof.com
www.kalkinma.com.tr/fizibilite-etudu.aspx
FİZİBİLİTE RAPORU (YATIRIM PROJESİ) HAZIRLAMA SÜRECİ
Projeler, genel bir planın parçalarıdır. Plan ve projeler arasında organik bir bağlantı mevcuttur. Plan,
çeşitli alan ve konuları ilgilendiren çok sayıda projenin ekonomik olarak değerlendirilmesi ve belirli amaç
doğrultusunda koordine edilmesinden oluşur. İşletmeler, belirli amaçlarına ancak bir dizi yatırım
projelerini uygulayarak ulaşabilirler. Proje hazırlanması, gelişme hedefinin son aşamasıdır. Planlama
çalışması uygulanacak projelerin, başarı şanslarını önceden nesnel ölçülere göre değerlendirip, aralarında
bir öncelik sıralaması yapılmak durumundadır. Bu sıralamada kullanılacak nesnel kriterlere yatırım
ölçütleri adı verilir.
Planlama ile proje arasındaki ilişkiler ortaya konulurken, iki önemli noktaya dikkat etmek gerekir.
Planlamada, ekonominin ve/veya işletmenin belirli bir zaman sürecindeki tüm faaliyetlerine ve
amaçlarına bütünleşik olarak bakılır. Projede ise sözkonusu ekonomik faaliyetleri yürütecek, bu
faaliyetlerden sorumlu olacak ve bu faaliyetlere katkıda bulunacak birimler ölçütünde değerlendirmeler
sözkonusudur. Planlama bir çeşit projeksiyon işlemidir. Diğer bir deyişle, geleceği tahmin etme işlemidir.
Bunun için geçmiş verilerden yararlanılır. Proje çalışmalarında ise geçmişin verileri toplanır,
değerlendirilir ve işletme planları ile uyumlu bir çalışma ortaya çıkarılır.
Yatırım projelerinin süreci incelendiğinde, üç temel aşamadan söz etmek gerekir.
Bunlardan proje fikri, bir ya da bir kaç projenin hazırlanması ve yatırım kararının alınmasıdır. İşletme
için öncelikle ortaya çıkan ihtiyaca uygun proje fikrinin ortaya konulması gerekir. Proje fikri aşaması; bir
mal veya hizmetin üretilmesi ile ilgili çeşitli alternatiflerin geliştirilmesi, her alternatif ile ilgili gelirlerin
ve harcamaların hesaplanması ve mevcut alternatiflerin incelenerek, daha önceden belirlenmiş bazı
ölçütlere göre bir ön elemenin yapılmasından oluşur.
Mevcut proje fikirleri ön elemeye tabi tutulduktan sonra, kalan proje fikri ya da fikirleri için bir veya
bir kaç projenin hazırlanması aşamasına geçilir. Bu aşamada; eldeki alternatiflerin ekonomik, mali ve
teknik açılardan değerlendirilmesi ve mümkün olan en iyilerin belirlenmesi ile ölçülemeyen faktörlerin
değerlendirilmesi yapılır.
Sürecin son aşamasında ise işletme yönetimi yatırım kararı alır.
FİZİBİLİTE RAPORU İÇERİĞİ
Fizibilite raporları genel ilke olarak ne kullanılmayan detayları içerecek şekilde gerektiğinden uzun, ne de
ihtiyaç duyulan bilgileri içermeyecek şekilde gerektiğinden kısa hazırlanmalıdır. Bir fizibilite raporu
sunuş ve özet tablosundan sonra şu ana bölümlerden oluşur:
1.
Projenin tanımı
2.
Projenin yapılacağı ülkenin genel tanıtımı
3.
Yatırımın niteliğinin açıklanması
4.
Projelerin inceleme ve irdeleme raporu
5.
İş programı
6.
Firma profili
7.
Finansal analiz
8.
Sonuç
9.
Ekler
93
www.hedefaof.com
Projenin Tanımı Bölümü
Geliştirilen projenin kimler tarafından nerede uygulanacağını ve içeriğinin neleri kapsadığı hakkında
bilgilerin verildiği bölümdür. Bu bölümde projenin yapılacağı yer, büyüklüğü, yatırımın kimler tarafından
yapılacağı, nasıl finanse edileceği, alınması gereken izin ve belgelerin neler olduğu konularında özet
bilgiler verildikten sonra projenin yapılacağı ülke, şehir ve bölgeden de kısaca bahsedilir.
Projenin Yapılacağı Ülkenin Genel Tanıtım Bölümü
Projenin yapılacağı ülkenin yeri, jeo-politik önemi, yüzölçümü, etnik ve dinsel yapısı, iklim yapısı,
önemli kentleri ve başkenti hakkında genel bilgilere ek olarak ülkenin siyasi geçmişi, yönetim şekli ve
mevcut hükümet yapısı, siyasi sistem, partiler, politik risk, üye olduğu önemli uluslararası kuruluşlar ve
üyelik süreçlerinden bahsedilir. Bu bölümde ayrıca ülkenin ekonomik yapısı başlığı altında ülkenin; para
birimi, gayrisafi milli hasılası, iş gücü, bütçe yapısı, endüstriyel üretimi, dış ticareti, doğal kaynakları,
sanayisinin gelişmişliği, finansal kurum ve kuruluşları, ülkede uluslararası düzeyde özel sektör
uygulamaları için alınmış olan teşvik ve tedbirlerin neler olduğu, ülkede yabancı kuruluşların yapmış
olduğu ekonomik aktivitelerin neler olduğu hakkında bilgi verilir. Son olarak bu bölümde projenin
yapılacağı şehrin özellikle alt ve üst yapısı hakkında genel bilgi verilerek, proje tedarikçilerinin kimler
olabileceği hakkında araştırma bulgularından bahsedilmeli, ayrıca kentin ekonomik ve sosyo-kültürel
yapısı hakkında bilgi verilmelidir.
Yatırımın Niteliğinin Açıklanması Bölümü
Bu bölümde proje finansmanının nasıl sağlandığı ve/veya sağlanacağı, yatırımı yapacak işletmenin
faaliyet gösterdiği alan veya alanlar, proje uygulamasının nasıl yapılacağı, bu uygulama neticesinde
yönetim ve işletme yapısında yapılması düşünülen değişiklikler ile karşılaşılması muhtemel mali ve
yönetsel problemlerin nasıl çözüleceği hakkında bilgiler yer alır.
Projelerin İnceleme ve İrdeleme Raporu Bölümü
Projenin inceleme ve irdeleme raporu bölümü; projenin inşaat ve mimari açıdan teknik olarak irdelendiği
bir bölümdür. Bu bölümde, alt başlıklar olarak mimari projenin genel olarak değerlendirilmesi, kullanım
alanlarının metrekare listesi ve çizelgesi, metraj ve keşifler, statik ve betonarme projeler, mekanik tesisat
projeleri detaylı olarak yer alır. Mimari projenin genel olarak değerlendirilmesinin yapıldığı bölümde;
mimari projenin uygulanacağı ülkenin ve şehrin standartlarına uygunluğu hakkında bilgi verildikten sonra
projenin mimari tasarımında çevredeki yapıların konumları gözönünde bulundurulup, bulundurulmadığı
açıklanır. Daha sonra projenin fonksiyonelliği ve teknolojiyi kullanım şekli anlatılarak, mimari projenin
şehre katkısı ve neden böyle bir projeye ihtiyaç duyulduğu ayrıntılı bir şekilde belirtilmelidir.
Mimari projeler bölümünde yer verilecek kullanım alanları metrekare listesi ve çizelgesine yer
verilmelidir. Proje çok katlı ise her kat için ayrı ayrı olmak üzere katlarda bulunan ofislerin, asansörlerin,
merdivenlerin, yangın merdivenlerinin, yük asansörlerinin, wc, mutfak, arşiv odaları, toplantı ve yönetici
odalarının ve diğer özel kullanım alanlı bölümlerin adet ve metre kare büyüklükleri hakkında bilgi
verilerek bu bilgiler bir çizelge halinde projeye eklenir.
Mimari projeler bölümünde yer alan diğer bir bölüm de metraj ve keşiflerdir. Bu bölümde inşaat
imalatları ile ilgili seçilen mimari malzemelerin cinsinin, niteliğinin, kalitesinin, projede öngörülen
teknolojik malzeme kullanımının ve seçiminin yapı sınıfı ile uyumluluğu, malzeme seçimlerinin ulusal ve
uluslararası kriterlere uygun olup olmadığı ile proje metrajlarının inşaat alanı ile tutarlılığı kontrol
edilerek raporlanır.
Mimari projeler bölümü içerisinde son olarak, tesisat ve kurulacak teknik sistemler hakkında bilgi
verilir. Bu kısmın mekanik tesisat projeleri alt başlığında iklim şartları, yapıda uygulanacak kullanma
suyu tesisatı, yangın suyu tesisatı, pis su ve yangın suyu tesisatı, radyatör ile ısıtma sistemi, ısıtma soğutma tesisatı, kanallı havalandırma tesisatı, egzost havalandırma tesisatı, otomatik kontrol tesisatı ile
ilgili teknik bilgiler verilir. Elektrik tesisatı projeleri kısmında; enerji temini ve güç tahminleri, yedek
enerji temini, aydınlatma tesisatı konularında açıklamalar yapılır. Ayrıca telefon tesisatı, yangın ihbar ve
alarm tesisatı, data sistemi, müzik yayın tesisatı ve yıldırımdan korunmak için yapılan topraklama tesisatı
ile ilgili bilgilere de mimari projeler bölümünde yer verilir.
94
www.hedefaof.com
İş Programı Bölümü
Fizibilite raporunun iş programı bölümünde proje için hazırlanan iş planları ile birlikte bu iş planlarının
ana unsurları irdelenir. Bu kapsamda, inşaatın başlamasından bitimine kadar geçecek sürenin öngörülmesi
yer alır ve bu süre içerisinde gerçekleştirilecek inşaat aşamaları tek tek belirtilir.
Firma Profili Bölümü
Fizibilite raporu hazırlanan yatırımın inşaat işlerini gerçekleştirecek olan firma ve/veya firmaların
tanıtılarak, her bir firmanın geçmişte gerçekleştirilmesinde görev aldıkları proje ve yatırımların bir
dökümüne de firma profili bölümünde yer verilir.
Finansal Analiz Bölümü
Hazırlanan fizibilite raporunun en önemli bölümlerinden birisi finansal analiz kısmıdır. Finansal analiz
bölümü; yatırım tahmini, yatırımın finansmanı, amortismanlar, yıllık işletme giderleri, gelir tahminleri,
kar payı ödemeleri, kar ve zarar tahminleri, yatırımın nakit akışları ile ekonomik değerlendirme
kısımlarından oluşur.
Finansal analiz bölümünün yatırım tahmini kısmında, yatırım tutarının başka bir ifade ile proje
maliyetinin tahmin edilmesi çalışması yer alır. Bir yatırımın maliyeti sabit sermaye yatırımı adı verilen
tesisin kurulması için ihtiyaç duyulan kaynaklar ile kurulan tesisin çalıştırılması için ihtiyaç duyulan
işletme sermayesinden oluşmaktadır. Bir yatırımın finansman ihtiyacının hesaplanabilmesi için aşağıdaki
tablonun eksiksiz biçimde doldurulması gerekir.
95
www.hedefaof.com
Tablo 4.1: Yatırım Tutarı Tablosu
HARCAMA TUTARI
1. Etüd ve proje hazırlama giderleri
2. Patent, know-how vb. giderler
3. Arazi bedeli
4. Arazinin düzenlenmesi ve hazırlık yapıları
5. İnşaat işleri toplamı
a. Ana fabrika bina ve tesisleri
b. Yardımcı işletme bina ve tesisleri
c. Ambarlar
d. İdare binaları
e. Sosyal bina ve tesisler
f. Lojmanlar
g. İnşaat makinaları bedeli (kiralanmış ise kira bedeli)
h. Diğer inşaat işleri
6. Ulaştırma yatırımları
a. İç yollar
b. Bağlantı yolları
c.İskele ve istasyonlar
7. Ana fabrika makina ve donatımı
a. Yurtiçinden alınacak makina ve tesisler (kuruluş
yerindeki maliyet bedelleriyle)
b. İthal edilecek makina ve tesisler (FOB değeriyle)
8. Yardımcı işletmeler makina ve donatım
a. Su
b. Elektrik
c. Yakıt
d. Buhar
e. Diğer tesisler (atıkların atılması vb.)
9. Makina ve donatımların taşıma giderleri
a. Yurtiçi taşıma ve sigorta
b. Dış navlun ve sigorta
10. İthalat ve gümrükleme giderleri
11. Montaj giderleri
12. Genel giderler (vergi, resim, harç vb.)
13. Taşıt araçları
14. İşletmeye alma giderleri
15. Beklenmeyen giderler
16. Yatırım dönemi faizleri
SABİT YATIRIM TUTARI
17. İŞLETME SERMAYESİ
a. Hammadde stokları
b. Mamul madde stokları
c. Yedek parça ve yardımcı madde stokları
d. Nakit ihtiyacı
GENEL YATIRIM TUTARI
DÖVİZ
Yatırımın finansmanı bölümünde, yatırım tutarının ne kadarının öz kaynaklar ile ne kadarının kredi ile
gerçekleştirileceği açıklanır. Yatırım için öngörülen finansman kaynaklarının tahmini maliyetleri
belirlendikten sonra yatırımın ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti belirlenir. Eğer yatırımın
finansmanında yabancı sermaye kullanımı öngörülüyorsa, yatırım finansmanı kısmında yabancı sermaye
için faiz ve anapara geri ödeme tablosuna da yer verilir.
Proje için uygulanacak amortisman oranı, finansal analiz bölümünün amortismanlar kısmında
bulunur.
Finansal analiz bölümünün, yıllık işletme giderleri kısmında yer alacak işletme giderleri; proje ile
ilgili bakım, onarım, ısıtma, temizlik, mekanik kısımlarının işletme giderleri ile işletmenin personel
96
www.hedefaof.com
giderleri gibi giderlerden oluşur. Genellikle finansman giderleri hariç toplam yatırım maliyetinin belli bir
oranı işletmenin yıllık işletme gideri olarak öngörülür.
Finansal analiz bölümünde yer verilecek önemli bölümlerden birisi de gelir tahminleridir. İşletmenin
(projenin) asıl gelir unsuru satışlardır. Ancak projenin satış gelirleri dışında sağlayacağı gelirler varsa
bunların da gelir tahminleri kısmında belirtilmesi gerekir.
Finansal analiz bölümünde ortaklara ödenecek tahmini kar payları, kar payı ödemeleri kısmında,
projenin işletilmesiyle ortaya çıkacak tahmini kar ve zarar tahminleri, kar ve zarar tahminleri kısmında
yer alır. Bu açıklamalardan sonra yatırımın nakit akışı tablo olarak verilir.
Finansal analiz bölümünün son kısmında ekonomik değerlendirme yapılır. Ekonomik değerlendirme
kısmında, projenin geri dönüş oranı, geri dönüş süresi, iç verim oranı, net bugünkü değeri vb.
değerlendirme yöntemleri ile yapılmış hesaplamalar bulunur.
Sonuç bölümü
Fizibilite raporunun sonuç kısmında raporun özeti dışında genel olarak projenin kabul edilebilirliği
hakkında karar da bulunur.
Ekler bölümü
Fizibilite raporunda verilmesinde fayda olduğu düşünülen bilgi, tablo, çizelge gibi bilgiler bu bölümde
yer alır.
YATIRIM PROJELERİNİ DEĞERLEME YÖNTEMLERİ
Fizibilite raporları tamamlandıktan sonra hazırlanan çalışmaların finansal açıdan değerlendirilmesi
gerekir; çünkü işletmelerin finansal kaynakları ne kadar geniş olursa olsun bütün yatırım projelerini
gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu nedenle işletmeler sınırlı kaynakların kullanımı bakımından birbiri
ile rekabet halinde bulunan yatırım teklifleri arasında bir seçim yapmak, bunları önem derecesine göre
sıralamak ve bazı yatırımlardan da vazgeçmek zorundadır. İşletmeler kaynakların alternatif kullanım
alanları arasında bir seçim yapabilmek ve kaynakları amaca uygun en iyi sonuçlar verebilecek yatırımlara
yönlendirebilmek için projelerini değerlendirip karara varmak durumundadır.
Yatırım kararının verilmesinden önce yatırım tekliflerinin önceliklerine göre sıralanması gerekir. Bu
sıralama yapılırken kullanılacak objektif bir kriterin olması şarttır. Bu kriter aynı zamanda, doğru bir
karara varılabilmesi için gerekli bilgileri tek bir rakamda toplayabilmeli, yatırımın geri ödeme süresini
belirleyebilmeli, hesaplaması kolay ve hızlı yapılabilir olmalıdır.
Belirli bir sistematik düzen içerisinde hazırlanan fizibilite raporlarında öngörülen nakit akımlarının,
finansal karlılık açısından değerlendirilmesi gerekir. Alternatif yatırım önerilerini karşılaştırmada
kullanılan yöntemleri çeşitli şekillerde sınıflandırmak mümkündür. En çok kabul gören sınıflandırma
biçimi, yöntemlerin paranın zaman değerini dikkate alıp almamasına göre yapılan sınıflandırmadır. Bu
sınıflandırmaya göre değerleme yöntemleri statik ve dinamik yöntemler olarak ikiye ayrılabilir.
Statik ve dinamik yöntemler arasındaki farklılık nedir?
Kullanılan değerleme yöntemlerine göre yatırım alternatiflerinin önceliklerinin değişip değişmediğini
inceleyebilmek için aşağıda yatırım tutarları ve yıllar itibariyle gelirleri bulunan yatırım alternatifleri ilgili
yöntemler açıklanırken değerlendirilecektir.
97
www.hedefaof.com
Tablo 2: Yatırım Alternatifleri
A Projesi
1.Yıl
B Projesi
Yatırım Tutarı
Net Nakit Girişi
20.000
5.000
Yatırım Tutarı
Net Nakit Girişi
30.000
9.000
2.Yıl
6.000
13.000
3.Yıl
9.000
12.000
4.Yıl
9.000
9.000
5.Yıl
8.000
11.000
37.000
54.000
7.000
12.000
TOPLAM
Hurda Değer
STATİK YÖNTEMLER
Paranın zaman değerini dikkate almayan yöntemlerin sayısı oldukça fazladır. Toplam net nakit girişinin
yatırım tutarına oranı yöntemi, yıllık ortalama net nakit girişinin yatırım turarına oranı yöntemi, ortalama
yıllık gelirin ortalama yatırım tutarına oranı yöntemi ve geri ödeme süresi yöntemi, masraf karşılaştırma
yöntemi, kontrol suretiyle sıralama yöntemi statik yöntemlere örnek verilebilir.
Statik yöntemler arasında uygulamada en çok kullanılan yöntemler;
I.
Toplam net nakit girişinin yatırım tutarına oranı yöntemi,
II.
Yıllık ortalama net nakit girişinin yatırım turarına oranı yöntemi,
III.
Ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım tutarına oranı yöntemi ve
IV.
Geri ödeme süresi yöntemidir.
Toplam Net Nakit Girişinin Yatırım Tutarına Oranı Yöntemi
Yatırım projesinin faydalı ömrü boyunca sağlayacağı net nakit girişlerinin, projenin yatırım tutarına
oranlanmasına “Toplam net nakit girişinin yatırım tutarına oranı yöntemi” adı verilir. Yöntemde
hesaplama şu şekilde yapılmaktadır.
Bu yöntemde, yatırım karlılığının en fazla olduğu, diğer bir deyişle, net nakit girişleri toplamının
yatırım tutarına oranının en büyük olduğu yatırım projesi seçilir. Yöntem paranın zaman değerini dikkate
almadığı gibi, değerlendirmeye alınan projelerin ekonomik ömürlerini ve ekonomik ömür sonundaki
hurda (kalıntı) değerini de göz ardı etmektedir.
Tablo:2’de verilen bilgilere göre, A ve B projelerinin “Toplam net nakit girişinin yatırım tutarına
oranı” nı hesapladığımızda;
A Projesi için;
Yatırım Karlılığı
= 37.000.- / 20.000.=1,85
B Projesi için
Yatırım Karlılığı
= 54.000.- / 30.000.=1,80
olarak hesaplanmaktadır.
Toplam Net Nakit Girişinin Yatırım Tutarına Oranı Yöntemine göre yatırım karlılığının daha yüksek
olduğu A projesi seçilmelidir.
98
www.hedefaof.com
B Projesinin net nakit girişleri toplamı 60.000 olursa, hangi proje
alternatifi seçilecektir?
Yıllık Ortalama Net Nakit Girişinin Yatırım Turarına Oranı Yöntemi
Ortalama yıllık net nakit girişinin yatırım tutarına oranı yönteminde projenin sağlayacağı ortalama net
nakit girişleri projenin maliyetine oranlanır. Bu yöntemin bir önce verilen, toplam net nakit girişinin
yatırım tutarına oranı yönteminden farkı, elde edilecek net nakit girişlerinin, yatırımın faydalı ömrünü
veren yıl sayısına bölünerek ortalamasının alınmasıdır. Yöntemde hesaplama şu şekilde yapılmaktadır.
Yıllık ortalama net nakit girişinin yatırım tutarına oranı yöntemi kolay hesaplanabilen bir yöntemdir.
Ancak hesaplama sırasında net nakit girişi belirlenirken, amortismanlar işletmenin yıllık net nakit
girişinden, diğer bir ifade ile karından indirilmelidir.
Bununla birlikte, vergiler yıllık net nakit girişinden indirilmez. Başka bir ifade ile hesaplamada
kullanılan net nakit girişi rakamı amortismanlar düşüldükten sonra hesaplanan vergi öncesi kardır.
Bu oranın hesaplanmasında yaşanan başka bir sıkıntı da faiz ödemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu
konuda iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birincisi net kar hesaplanırken faiz giderleri kar
rakamından düşülür. Bununla birlikte yatırımda yabancı sermaye kullanıldığı düşünülerek yatırım
tutarından kullanılan yabancı sermaye miktarı da düşülür ve hesaplanan net kar ve yatırım tutarının kalan
kısmı üzerinden hesaplama yapılır. İkinci görüş ise net kar rakamının hesaplanmasında faiz giderlerinin
kar rakamından düşülmemesini savunur. Faiz giderleri kar rakamından düşülmediği için oranın
paydasında bulunan yatırım tutarı rakamında da bir değişiklik yapılmaz.
Ortalama yıllık net karın yatırım tutarına oranı statik bir yöntem olup paranın zaman değerini dikkate
almamaktadır. Ancak işletmenin yatırımı için almış olduğu kredinin vade ve ödeme koşullarına göre faiz
tutarları değişiklik gösterecektir. Faiz giderlerinin ortalama net kardan düşülerek yapılacak hesaplama,
yatırım tekliflerinin anlamlı bir şekilde karşılaştırılmasına izin vermemektedir.
Örneğimizdeki proje tekliflerini yönteme göre değerlendirecek olursak aşağıdaki sonuçları elde
ederiz.
A Projesi için;
Yatırım Karlılığı = [37.000.- / 5 Yıl] / 20.000.=0,37
B Projesi için;
Yatırım Karlılığı = [54.000.- / 5 Yıl] / 30.000.=0,36
olarak hesaplanmaktadır.
Yıllık Ortalama Net Nakit Girişinin Yatırım Tutarına Oranı Yöntemine göre yatırım karlılığı ve
ortalama getirisi daha yüksek olduğu A projesi seçilmelidir.
B Projesinin net nakit girişleri toplamı 60.000 olursa, hangi proje
alternatifi seçilecektir?
Ortalama net karın yatırım tutarına oranı yöntemi, diğer statik yöntemler gibi paranın zaman değerini
dikkate almamaktadır. Yöntem, yatırım harcamaları ve yıllık karları birbirinden farklı projeler arasında
99
www.hedefaof.com
hatalı tercihler yapılmasına neden olmakta, farklı amortisman hesaplama yöntemleri kullanıldığında yıllık
karların hesaplanmasında farklılıklara neden olmaktadır. Son olarak, zaman içinde ortaya çıkan
harcamalar dikkate alınamadığı için ciddi şekilde eleştirilmektedir.
Ortalama Yıllık Gelirin Ortalama Yatırım Tutarına Oranı Yöntemi
Ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım tutarına oranı yöntemi, ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım
tutarına bölünmesi ile bulunur. Projeler arasında seçim yapılmak istenildiğinde yatırım karlılığı en yüksek
olan proje ilk tercih edilecek proje olur. Ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım tutarına oranı aşağıdaki
eşitlik yardımıyla bulunur.
Ortalama yıllık gelirin, ortalama yatırım tutarına oranı yöntemi statik bir yöntem olmasından dolayı
paranın zaman değerini dikkate almamaktadır. Yine bir önceki yöntemde olduğu gibi farklı amortisman
yöntemlerinin kullanılması durumunda ortalama yıllık gelirin yatırım tutarına oranı yöntemi yanıltıcı
sonuçlar verebilmektedir.
Hesaplamaya katılan hurda değerin de gelecekte ne olacağının objektif değerler ile belirlenmesi de
yöntemdeki başka bir sorundur.
Ekonomik ömürleri sonunda A Projesinin hurda değerinin 7.000. ve B Projesinin hurda değerinin
12.000. olacağı bilgisi ile, Ortalama Yıllık Gelirin Ortalama Yatırıma Oranı’nı hesaplarsak;
A Projesi için;
Yatırım Karlılığı = [37.000 / 5 Yıl] / [(20.000 – 7.000) / 2]
=1,14
B Projesi için;
Yatırım Karlılığı = [54.000 / 5 Yıl] / [30.000 – 12.000) /2]
=1,20
olarak hesaplanmaktadır.
Ortalama Yıllık Gelirin Ortalama Yatırıma Oranı Yöntemine göre yatırım karlılığının daha yüksek
olduğu B projesi seçilmelidir.
Ekonomik ömrü sonunda A projesinin hurda değerinin 10.000
olacağını varsaydığımızda hangi proje seçilmelidir?
Geri Ödeme Süresi Yöntemi
Geri ödeme süresi yöntemi, yatırım tekliflerinin değerlendirilmesinde çok sık kullanılan bir yöntemdir.
Geri ödeme süresi, bir yatırımın vergiden sonraki yıllık gelirleri ile amortismanlar toplamının, kaç dönem
sonra o yatırım için katlanılan fon çıkışına eşit olacağını gösteren süre şeklinde tanımlanabilir. Bu yöntem
kendini hızla amorti eden, başka bir ifade ile geri ödeme süresi en kısa olan yatırıma öncelik vermektedir.
Yatırım tekliflerinin değerlendirilmesinde geri ödeme süresi yöntemi, hesaplama tekniği bakımından
kolay olduğu için yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Özellikle likidite güçlüğü ile karşı karşıya bulunan
işletmelerde ve gelirin elde edilmesinde risk oranı yüksek olan yatırım alternatiflerinin
değerlendirilmesinde bu yöntem büyük ölçüde uygulama alanı bulmaktadır.
100
www.hedefaof.com
Bu yöntem yatırım teklifinin karlılığını ölçmez. Karlılık, başlangıçtaki yatırım harcamasının
karşılanmsından sonraki gelirlerin büyüklüğüne bağlıdır. Fakat geri ödeme süresi yönteminde, geri ödeme
süresinden sonraki gelirler dikkate alınmaz. Başka bir ifade ile geri ödeme süresi yöntemi, yatırımın
ekonomik ömrünü ve ekonomik ömrü sonundaki değeri (hurda değeri) dikkate almamaktadır.
Geri ödeme süresi yöntemi aşağıdaki konulardan dolayı eleştiri almaktadır;
•
Geri ödeme süresi yöntemi, likiditeye gereğinden fazla önem vermektedir.
•
Yatırımın riski sınırlı ölçülerde görülebilmektedir. Geri ödeme süresi kısa olan projenin
uygulanması durumunda, işletme belirsizlikten daha önce kurtulduğu için proje daha az riskli
kabul edilir.
•
Geri ödeme süresi yöntemi, geri ödeme süresinden sonra yatırımın gelirini hesaba
katmamaktadır. Eğer yatırımın geri ödeme süresinden sonra az ya da çok gelir getirme özelliği
taşıyorsa, bu gelirler değerleme dışı kalmaktadır.
•
Geri ödeme süresi statik bir yöntemdir dolayısıyla paranın zaman değerini dikkate almaz. Bu
yöntemde bugün elde edilecek gelir ile gelecekte elde edilecek gelir arasında bir farklılık yok
kabul edilmektedir.
Daha önce verilen yatırım teklifleri geri ödeme süresi yöntemi ile değerlendirilir ise aşağıdaki
sonuçlar elde edilir.
Geri ödeme dönemi, sağlanacak net nakit girişleri yıllar itibariyle farklı olduğu için, yıllık net nakit
girişleri kümülatif toplamının, yatırım tutarına eşit olduğu yıl sayısı olacaktır.
Tablo 4.3: Geri Ödeme SüresiTablosu
A Projesi
Yatırım
Tutarı
Yıllar
B Projesi
Net
Nakit
Girişi
Kümülatif
Yatırım
Nakit Girişi Tutarı
20.000
Yıllar
Net
Nakit
Girişi
Kümülatif
Nakit Girişi
30.000
1.Yıl
5.000
5.000
1.Yıl
9.000
9.000
2.Yıl
6.000
11.000
2.Yıl
13.000
22.000
3.Yıl
9.000
20.000
3.Yıl
12.000
34.000
4.Yıl
9.000
29.000
4.Yıl
9.000
43.000
5.Yıl
8.000
37.000
5.Yıl
11.000
54.000
Bu bilgilere göre A Projesinin Geri Ödeme Süresi 3 yıl, B projesinin Geri Ödeme Süresi 2 yıl 8 ay
olarak hesaplanmaktadır
Geri Ödeme Süresi Yöntemine göre, geri ödeme süresi daha kısa olan B projesi seçilmelidir.
B Projesinin yatırım tutarı 40.000 olsaydı geri ödeme süresine ve
proje seçimine etkisi ne olurdu?
DİNAMİK YÖNTEMLER
Dinamik yöntemler ya da diğer adıyla iskonto edilmiş nakit akışları yöntemleri, statik yöntemlerin en
büyük sakıncası olan paranın zaman değerini dikkate almamasından kaynaklanan sıkıntıyı ortadan
kaldırarak farklı büyüklükte ve birbirinden farklı ekonomik ömürlere sahip yatırım projelerinin
değerlendirilmesine imkan vermektedir. En yaygın şekilde kullanılan dinamik yöntemler; net bugünkü
değer yöntemi, iç karlılık oranı yöntemi, karlılık endeksi yöntemi ve yıllık eşdeğer gider yöntemidir.
101
www.hedefaof.com
Net Bugünkü Değer Yöntemi
Bir projenin net bugünkü değeri, yatırımdan beklenen net nakit girişlerinin belli bir iskonto oranı ile
indirgenmiş değerleri toplamından, yatırım harcamalarının bugünkü değerleri toplamının çıkarılmasıyla
bulunur.
Projenin kabulü için çıkan sonucun pozitif olması gerekir. Bu yönteme göre net bugünkü değer pozitif
ise (NBD>0) yatırım yapılır, değilse yapılmaz. Negatif çıkan yatırım projelerinden vazgeçilir.
Yöntemin aşamaları şunlardır:
1. Adım: Projenin yatırım tutarı belirlenir.
2. Adım: Yatırım projesinin net nakit girişleri, hurda değeri ve ekonomik ömrü belirlenir.
3. Adım: Nakit akışlarını bugüne indirgemede kullanılacak iskonto oranı belirlenir.
4. Adım: İskonto oranı yardımı ile nakit girişlerinin bugünkü değerleri bulunur.Eğer yatırım süresi bir
yıldan uzun ise, yıllık yatırım harcamalarının da bugünkü değerleri bulunur.
5. Adım. Net nakit girişlerinin bugünkü değerleri toplamından, yatırım harcamalarının bugünkü
değerleri toplamı çıkarılarak, yatırım projesinin net bugünkü değeri bulunur.
6. Adım: Net bugünkü değeri, sıfırdan büyük olan proje kabul edilir, sıfırdan küçükse kabul edilmez.
Birden fazla yatırım projesi arasında seçim yapılıyorsa, en yüksek net bugünkü değere sahip olan proje
seçilir.
Yatırımın bugünkü değeri için sözü edilenler aşağıdaki eşitlik ile gösterilebilir.
Eşitlikte;
NBD: Net bugünkü değer
: Projeye ait nakit girişlerini
i
: İskonto oranını
C
: Projenin nakit çıkışlarını
t
: Zamanı ifade etmektedir.
Projenin net bugünkü değeri sıfırdan büyük olduğu zaman proje kabul edilecek, küçük olduğunda ise
reddedilecektir. Projenin net bugünkü değeri ne ölçüde büyükse işletmenin faaliyetlerinden elde edeceği
katma değer o ölçüde artacaktır. Bu durum eğer işletme halka açıksa hisse senetleri piyasasına da yansır
ve işletmenin hisse senetlerinin değerini yükselir. Bu işletmenin piyasa değerinin yükselmesi anlamına
gelir, dolayısıyla işletme ortaklarının varlıkları da artmış olur.
Net bugünkü değer yöntemi ile yatırım teklifleri değerlendirilirken dikkat edilmesi gereken önemli
kriterler de mevcuttur. Bu kriterlerin başında işletmenin yatırım harcamalarını ve nakit girişlerini
indirgemede kullanılan iskonto oranı gelir. İskonto oranının düşük ya da yüksek belirlenmesi yatırım
tekliflerinin kabul ya da reddini etkilemekte, yatırım teklifleri arasındaki sıralamayı değiştirmektedir.
Yüksek iskonto oranı belirlenmesi durumunda, ekonomik ömürlerinin ilk yıllarında diğer yatırım
tekliflerine oranla daha yüksek nakit girişi sağlayan projeler öne çıkarken, iskonto oranının düşük
belirlenmesi durumunda nakit girişlerinin zaman içindeki dağılımı yerine, nakit girişlerinin mutlak tutarı
önem kazanmaktadır. Bu nedenle net bugünkü değer yönteminde iskonto oranı belirlenirken; benzer
yatırımlardaki karlılık oranı, yatırımın taşıdığı risk, işletmenin ortalama sermaye maliyeti, işletmenin
ortalama karlılık oranı, yatırımcının beklediği getiri oranı, yatırımdan beklenen minumum verim,
102
www.hedefaof.com
sermayenin alternatif maliyeti (fırsat maliyeti), işletmenin temettü (karpayı) politikası, sermaye
piyasasının gelişmişlik düzeyi, işletmenin dış kaynak ihtiyacı ile işletmenin sahip olduğu ticari itibarın
dikkate alınması gerekir.
Net bugünkü değer yönteminde (NBD) dikkat edilmesi gereken başka bir kriter de yatırımın
ekonomik ömrü sonundaki hurda değerinin olup olmadığıdır. Birçok yatırımın ekonomik ömrü sonunda
az ya da çok bir hurda değeri (kalıntı değeri) vardır. Hurda değer var ise bu değerin net bugünkü değer
hesabına katılması gerekir. Yatırımdan kalan hurdalar satıldığında işletmeye gelir sağlayacağı için bu
değerin yatırımın getirisi olarak düşünülmesi gerekir. Yatırımın hurda değeri (H) yukarıda verilen eşitliğe
eklendiğinde eşitlik aşağıdaki gibi olacaktır.
Net bugünkü değer (NBD) yönteminde iskonto oranı genellikle işletmenin ağırlıklı ortalama sermaye
maliyetinden daha yüksek bir değer olarak belirlenir.
İskonto oranının ağırlıklı ortalama sermaye maliyetinden büyük
olmasının istenmesinin nedeni nedir ?
Net bugünkü değer yönteminin de diğer değerleme yöntemleri gibi bir takım üstünlükleri ve
sakıncaları vardır. Net bugünkü değer yönteminin diğer değerleme yöntemlerine göre üstünlükleri şu
şekilde sayılabilir.
•
Net bugünkü değer yöntemi, dinamik bir yöntemtir. Diğer bir ifade ile paranın zaman değerini
dikkate alır.
•
Net bugünkü değer yönteminde yatırım teklifinin taşıdığı risk, iskonto oranı farklılaştırılarak
kolaylıkla hesaplamalara katılabilir.
•
Nakit giriş ve çıkışlarının hesaplanmasında kullanılan iskonto oranı, yatırım teklifinin finansman
olanakları ve finansman maliyetleri gözönüne alınarak belirlenebildiği için, net bugünkü değer
yönteminde yatırımın finansmanı konusu maliyet yönüyle hesaba katılmaktadır.
Net bugünkü değer yönteminin üstünlükleri yanında bir takım sakıncaları da bulunmaktadır. Bu
sakıncalar şu şekilde sıralanabilir:
•
Net bugünkü değer yönteminde, iskonto oranı önceden belirlenmekte ve değişmeyeceği kabul
edilmektedir. Ekonomik ömürleri uzun olan yatırım tekliflerinin ekonomik ömürleri boyunca
sabit bir iskonto oranı ile değerlendirilmesi çok doğru değildir. Her ne kadar ortalama bir iskonto
oranı ya da farklı yıllarda farklı iskonto oranları kullanılanılarak yöntemin bu sakıncası ortadan
kaldırılmaya çalışılsa da uzun ekonomik ömürlerde gelecekteki iskonto oranının belirlenmesinde
tutarlılığı sağlamanın güçlüğü nedeni ile yöntemin güvenilirliğine gölge düşmektedir.
•
Farklı büyüklükteki yatırım projelerinin karşılaştırılmasında, net bugünkü değer yöntemi uygun
bir yöntem olarak gözükmemektedir.
•
Net bugünkü değerin sıfır çıkması durumunda yatırım teklifi için harcanacak nakitler ile yatırım
teklifinden elde edilecek nakitler birbirine eşit olmaktadır. Bu durumda iskonto oranı ortalama
sermaye maliyetini içerdiği için yatırım teklifinin kabul edilmesi düşünülmektedir.
Daha önce yatırım tutarları ve nakit girişleri verilen iki proje teklifi için, ekonomik ömürleri sonunda
A Projesinin hurda değerinin 7.000 ve B Projesinin hurda değerinin 12.000 olacağını varsayarak %12
iskonto oranına göre her iki projenin net bugünkü değerlerini bularak, net bugünkü değer yöntemine göre
elde edeceğimiz sonuçları inceleyelim.
A projesi için:
103
www.hedefaof.com
veriler eşitlikte yerine konulabileceği gibi bugünkü değer tablosundan da yararlanılabilir. %12 iskonto
oranına ilişkin bugünkü değer tablosundaki değerler aşağıda verilmiştir.
Tablo 4.4: Bugünkü Değer Tablosu
12%
1 yıl
2 yıl
3 yıl
4 yıl
5 yıl
0,893
0,797
0,712
0,636
0,567
A Projesi teklifi için nakit girişlerinin bugünkü değeri :
5.000 (0,893) + 6.000 (0,797) + 9.000 (0,712) + 9.000 (0,636) + 8.000 (0,567) + 7.000 (0,567) =
29.884
A Projesi teklifi için nakit çıkışlarının bugünkü değeri : 20.000
A Projesi teklifinin net bugünkü değerini bulmak için, nakit girişlerinin bugünkü değerinden nakit
çıkışlarının bugünkü değeri çıkarılır ise;
NBD = 29.884 - 20.000
A Projesi NBD = 9.884 bulunur.
Bulunan değer pozitif olduğu için A projesi kabul edilecektir. Başka bir ifade ile A projesi %12
karlılık oranını sağlayabilmektedir. Bu nedenle proje kabul edilecektir.
A Projesi teklifi için yapılan işlemler diğer proje için de yapıldığı takdirde aşağıdaki sonuçlar elde
edilecektir.
B Projesi teklifi için nakit girişlerinin bugünkü değeri :
9.000 (0,893) + 13.000 (0,797) + 12.000 (0,712) + 9.000 (0,636) + 11.000 (0,567) + 12.000 (0,567) =
45.707
B Projesi teklifi için nakit çıkışlarının bugünkü değeri : 30.000
B Projesi teklifinin net bugünkü değerini bulmak için, nakit girişlerinin bugünkü değerinden nakit
çıkışlarının bugünkü değeri çıkarılır ise;
NBD = 45.707 - 30.000
B Projesi NBD = 15.707 bulunur.
Net Bugünkü Değer Yöntemine göre iki proje teklifi arasından, net bugünkü değeri daha yüksek olan
B projesi seçilmelidir. Bu bilgilere göre reddettiğiniz projenin karlı olmadığı söylenemez, bugünkü değer
anlamında getirisinin B projesinden daha az olacağı söylenebilir.
A projesindeki yatırımın 5. yıl sonundaki hurda değeri 20.000
olursa, B projesi seçilebilir mi ?
İç Karlılık Oranı Yöntemi
İskonto edilmiş nakit akımları yöntemi olarak da adlandırılan iç karlılık oranı yöntemi, yatırımcıların
yöntemi olarak da ifade edilmektedir. Net bugünkü değer yöntemine çok benzeyen iç karlılık
yönteminde, projenin nakit giriş ve çıkışlarından yararlanılarak projenin iç karlılık oranı hesaplanmaya
çalışılır. İç verim oranı da denilen bu oran projenin nakit giriş ve çıkışlarının bugünkü değerlerini
birbirine eşitleyen orandır.
104
www.hedefaof.com
Net bugünkü değer yönteminde değerlemeyi yapanlar tarafından belirlenen iskonto oranı, iç karlılık
oranı yönteminde her bir proje için, projenin kendi iskonto (verim) oranının hesaplanması şeklinde
bulunmaktadır. İç karlılık oranı yönteminde her bir proje için kendisine özgü bulunan iç karlılık oranları
birbirleri ile ve/veya işletmenin ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti ile karşılaştırılarak projenin kabul ya
da reddine karar verilir.
İç karlılık oranı, projenin nakit giriş ve çıkışlarını birbirine eşitleyen iskonto oranı olmaktadır.
Bu durumda; Nakit çıkışlarınının indirgenmiş değerleri toplamı = Nakit girişlerinin indirgenmiş
değerleri toplamı olmalıdır.
Eşitlikte;
F
: projenin sağladığı nakit girişlerini,
H
:projenin hurda değerini,
C
:projenin gerektirdiği nakit çıkışlarını,
n
:her bir dönemi,
k
: yatırımın yıl olarak tesis süresini,
eşitlikteki ( i ) ise iç karlılık oranını göstermektedir.
İç karlılık oranı yöntemi, net bugünkü değer yöntemi gibi bugünkü değer kavramlarını
kullanmaktadır. Ancak proje teklifinin değerlendirilmesinde iskonto oranının rastgele seçimine izin
vermemektedir. İç karlılık oranı yöntemi projenin nakit giriş ve çıkışlarını birbirine eşitleyen iskonto
oranının bulunmasını istemektedir. Bahsedilen iskonto oranının bulunması ancak deneme yanılma
yöntemi ile mümkün olabilmektedir. Bu noktada enterpolasyon kavramından da bahsetmekte yarar vardır.
İstatistiksel bir yöntem olan enterpolasyon; gruplandırılmış bir serinin bilinen değerlerine dayanarak,
bilinmeyen değerlerin hesaplanmasıdır şeklinde tanımlanır.
Bulunan iç karlılık oranı işletmenin sermaye maliyetinden büyük ise proje kabul edilecek, tersi
durumda ise reddedilecektir.
Hesaplamalarda net sonuçlara ulaşabilmek amacıyla, yatırım tutarlarının:
A projesi için 23.884
B projesi için 38.939
olduğunu varsayarak İç Karlılık Oranı’nı aşağıdaki şekilde hesaplayabiliriz.
İç karlılık oranı istatistiksel olarak enterpolasyon yöntemi ile ya da sınama-yanılma yöntemiyle
hesaplanmaktadır.
Sınama-yanılma yönteminde bugünkü değer tablosu kullanılmakta iskonto oranları değiştirilerek
yinelenen hesaplamalarla çözüme ulaşılmaktadır. Hurda değer hesaplamalarda son yılın nakit girişi olarak
kabul edilmelidir.
Sınama-yanılma yönteminde sırasıyla %18, %19 ve %20 iskonto oranlarını kullanırsak;
105
www.hedefaof.com
Tablo 4.5: A ve B Projesi İç Karlılık Hesaplama Tablosu
A Projesi
Nakit Girişi
Bugünkü
Değer
18%
19%
Bugünkü
Değer
20%
Bugünkü
Değer
5.000
0,847
4.235
0,840
4.200
0,833
4,165
6.000
0,718
4.308
0,706
4.236
0,694
4,164
8.000
0,608
5.472
0,593
5.377
0,578
5.202
9.000
0,515
4,635
0,498
4,482
0,482
4,338
5.000
0,437
3.496
0,419
3.352
0,401
3.208
7.000
0,437
3,059
0,419
2.933
0,401
2,807
TOPLAM
25.205
24.540
23.884
B Projesi
Nakit Girişi
Bugünkü
Değer
18%
19%
Bugünkü
Değer
20%
Bugünkü
Değer
9.000
0,847
7.623
0,840
7.560
0,833
7.497
13.000
0,718
9.334
0,706
9.178
0,694
9.022
12.000
0,608
7.296
0,593
7.116
0,578
6.936
9.000
0,515
4.635
0,498
4.482
0,482
4.338
11.000
0,437
4.807
0,419
4.609
0,401
4.411
12.000
0,437
5.244
0,419
5.028
0,401
4.812
TOPLAM
38.939
37.973
37.016
değerlerine ulaşabiliriz. Soruda verilen yatırım tutarlarına göre A projesinin iç karlılık oranı %20, B
projesinin iç karlılık oranı ise %18 olarak bulunmaktadır.
Piyasa faiz oranının %20 olduğunu varsayarsak, iç karlılığın yatırım tutarına eşit olduğu A projesi
seçilmelidir.
Piyasa fazi oranının %40 olduğu bir durumda, iç karlılık oranı %30
olan bir yatırım projesini kabul edermisiniz?
İç karlılık oranı yöntemi, teklif edilen yatırımların hangisinin kabul edilip hangisinin kabul
edilmeyeceğini veya projelerin iç karlılık oranlarına göre sıralanmasında kullanılır. İç karlılık oranı
yöntemi, geçmiş verilere uygulanarak, işletmenin başarısının endüstri ortalamasına göre karşılaştırmalı
olarak saptanmasını sağlar. Yatırım yapıldıktan sonra da bir projenin sonuçlarını ölçmek için bu
yöntemden yararlanılır. Bir makinenin yenilenip yenilenmemesi konusunda karar verirken kullanılabilen
iç karlılık oranı yöntemi, birleşme ve satın alma kararlarında, bazı işlerin işletme tarafından yapılması ya
da dışarıya yaptırılması ile ilgili kararlarda da kullanılabilir.
İç karlılık oranı üç nedenden dolayı proje tekliflerinin değerlendirilmesinde önem taşır. Bunlardan ilki
iç karlılık oranı projenin beklenen getiri oranıdır. İkincisi, eğer projenin iç karlılık oranı sermaye
maliyetinden yüksek ise proje kendi sermaye maliyetini karşıladıktan sonra işletmeye belirli bir gelir
sağlamış olacaktır. Son olarak da projenin getiri oranı sermaye maliyetinden daha küçük ise projenin
kabul edilmesi işletmeyi belirli bir kayıba uğratacak, işletmenin varlıkları azalacaktır. Başka bir ifade ile
iç karlılık oranın başabaş özelliği proje taleplerinin değerlendirilmesinde bu yöntemi farklı, faydalı ve
önemli kılmaktadır.
106
www.hedefaof.com
İç karlılık yöntemi proje değerlemede zaman faktörünü ve yatırımın ekonomik ömrünü dikkate alan
bir yöntem olmakla birlikte bazı sakıncaları da bulunmaktadır.
Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
•
Yatırımın tesis süresinin ve ekonomik ömrünün uzun olduğu ve yatırımın ekonomik ömrü
boyunca nakit akışlarının dalgalanma gösterdiği durumlarda, iç karlılık oranının hesaplanması
zorlaşmaktadır.
•
Almaşık veya alternatif yatırım projelerinin değerlendirilmesinde, iç karlılık oranı yönteminin
kullanılması, hatalı yatırım projelerinin seçimine neden olabilmektedir.
•
Nakit girişleri ekonomik ömür boyunca dalgalanma göstererek zaman zaman pozitif, zaman
zaman negatif değerler alan projelerinde birden fazla iç karlılık oranı hesaplanabilmekte bu da
hatalara neden olmaktadır. Bu durum nakit akımlarının negatif olduğu dönemdeki negatif nakit
akımının, o döneme en yakın pozitif nakit akımının olduğu döneme yansıtılarak ortadan
kaldırılmasıyla giderilmeye çalışılmaktadır.
Karlılık Endeksi Yöntemi
Paranın zaman değerini dikkate alan değerleme yöntemleriden biri olan karlılık endeksi yöntemi, fayda
maliyet oranı olarak da isimlendirilmektedir. Karlılık endeksi yöntemi; projenin ekonomik ömrü boyunca
sağlayacağı nakit girişlerinin bugünkü değerleri toplamının, yatırım harcamalarının (nakit çıkışlarının)
bugünkü değerleri toplamına bölünmesi ile hesaplanır. Proje teklifinin kabul edilme şartı işlem
sonucunun birden büyük olmasıdır. Birden fazla yatırım projesi arasında ise karlılık endeksi yüksek olan
proje seçilecektir.
Bu durumu aşağıdaki eşitlik yardımıyla gösterebiliriz.
Eşitlikte;
KE
C
: karlılık endeksini,
: nakit girişlerinin bugünkü değerini,
: nakit çıkışlarını göstermektedir.
Nakit çıkışları birden fazla dönemi kapsar ise nakit çıkışlarının da nakit girişleri gibi bugünkü değeri
bulunmalıdır.
Karlılık endeksi, net bugünkü değer yönteminin değiştirilmiş bir şeklidir. Yatırım tutarı farklı
büyüklükteki projelere uygulanabilen karlılık endeksinin bu özelliği, karlılık endeksi yöntemini net
bugünkü değer yöntemine göre üstün kılmaktadır.
Nakit akımları normal ve bağımsız yatırım projelerinin değerlendirilmesinde karlılık endeksi ve net
bugünkü değer yöntemi birbiri ile benzer sonuçlar verir. Ancak karlılık endeksi yöntemi kullanılarak,
birinin kabul edilmesi ile diğerinin reddedileceği almaşık yatırım projeleri arasında seçim yaparken,
özellikle, almaşık yatırım projelerinin ilk yatırım tutarları arasında büyük farklılıklar varsa, çeşitli
sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, ilk yatırım harcamaları farklı olan almaşık yatırım projelerinin
değerlendirilmesinde, sermaye kısıtlaması yoksa, net bugünkü değer yöntemi kullanılmalıdır. Eğer
sermaye kısıtlaması varsa, karlılık endeksi yönteminin kullanılması daha doğru olacaktır.
İskonto oranının %20 olduğunu varsayarak Karlılık Endeksi Yöntemine göre her iki projeyi
değerlendirdiğimizde;
107
www.hedefaof.com
Hesaplamalarda yatırımın ekonomik ömrü sonundaki hurda değeri,
son yılın nakit girişi olarak değerlendirilmelidir.
Tablo 4.6: A ve B Projesi Bugünkü Değer Hesaplama Tablosu
A Projesi
Nakit
Girişi
B Projesi
İskonto
Oranı
(%20)
Bugünkü
Değer
Nakit
Girişi
İskonto
Oranı
(%20)
Bugünkü
Değer
5.000
0,833
4.165
9.000
0,833
7,497
6.000
0,694
4.164
13.000
0,694
9,022
9.000
0,578
5.203
12.000
0,578
6,936
9.000
0,482
4.338
9.000
0,482
4,338
8.000
0,401
3.208
11.000
0,401
4,411
7.000
0,401
2.807
7.000
0,401
2,807
TOPLAM
23.887
35,011
Projelerin yatırım tutarları A için 20.000, B için 30.000 olduğuna ve yatırım harcamaları ilk yıl
yapıldığına göre;
A projesi için karlılık endeksi = 23.887 / 20.000
=1,19
B projesi için karlılık endeksi = 35.011 / 30.000
=1,17
olarak hesaplanmaktadır.
Karlılık Endeksi Yöntemine göre yatırım karlılık endeksinin daha yüksek olduğu A projesi seçilmelidir.
Yıllık Eşdeğer Gider Yöntemi
Yıllık eşdeğer gider yöntemi de paranın zaman değerini dikkate alan dinamik yöntemlerden birisidir.
Ancak bu yöntemi diğer dinamik yöntemlerden farklı kılan, bu yöntemde projelerin elde ettikleri gelir
incelenmemesi, projelerin giderleri açısından değerlemeye tabi tutulmasıdır. Yıllık eşdeğer gider
yönteminde projelerin yıllık eşdeğer giderleri hesaplanarak, eşdeğer gideri en düşük olan proje teklifinin
seçimi yapılmaktadır.
Yatırım projesinin yıllık gideri, işletme giderleri ile yatırım tutarının bir yıla düşen payının toplamına
eşittir. Yıllık eşdeğer gider yönteminde önemli olan yatırım tutarının her yıla karşılık gelen gider payının
bulunmasıdır. Yatırım tutarının her yıla karşılık gelen gider payının bulunması için aşağıdaki eşitlikten
yararlanılır.
Eşitlikte;
GP: Yatırım tutarının bir yıla düşen payı
C : Yatırım tutarı
i : İskonto oranını göstermektedir.
Yıllık eşdeğer gider yöntemi özellikle, kısıtlı işletme sermayesi olup yatırım projesinin işletme
giderlerini karşılama konusunda endişe duyan işletmelerin seçtikleri gider odaklı bir yöntemdir.
108
www.hedefaof.com
Örneğin, 80.000 yatırım tutarlı bir projenin olduğunu varsayalım. Yatırımın ömrü 15 yıl olsun. Yıllık
işletme giderleri 12.000 ve iskonto oranı %10 olduğunda, işletmenin yıllık işletme giderleri toplamı ne
olacaktır ?
Örnekteki veriler, eşitlikte yerine konulduğunda;
olarak bulunur.
İşletmenin yıllık işletme giderleri ise;
12.000 + 10.512 = 22.512 olacaktır.
Proje tekliflerini değerlendirerek hangi projenin gerçekleştirileceğine karar vermek gerekmektedir. Bu
amaçla geliştirilmiş farklı değerleme yöntemleri bulunmaktadır. Bu değerleme yöntemlerinin her birinin
farklı üstünlükleri ve farklı sakıncaları bulunmaktadır. İşletmeler açısından telafisi güç belki de imkansız
olan büyük tutarlı sabit varlık yatırımlarına ilişkin projelerde yatırımcılar, sermaye maliyetlerine, iş
kolunun özelliklerine ve sermayenin bağlı kalış süresine uygun değerleme yöntemini seçmelidir.
PROJE TEKLİFLERİNİN FİNANSMANI
İş planları ve yatırım proje teklifleri değerlendirilip projelerin kabulü yönünde görüş hakim olduktan
sonra projelerin belirli bir sistematik düzen içinde (iş planları ve fizibilite etüdlerine uygun)
gerçekleştirilmeleri aşamasına gelinir.
Yatırım projeleri ve iş planlarında yer alan finansman bölümünde projenin kim ya da kimler
tarafından nasıl finanse edileceği ayrıntıları ile açıklanmıştır. Ancak bu bölüm de proje finansmanına
kaynak bulunmasında dikkat edilmesi gereken ana ilkelerden ve finansman alternatiflerinden kısaca
bahsedilecektir. Çünkü bir iş fikri ya da yatırım projesi ne kadar doğru düşünülmüş olsa da finansman
kısmında yapılacak hatalar iş fikrinin gerçekleştirilmesi bir yana işletmenin genel olarak iş yaşantısında
başarısız olmasına başka bir ifade ile iflasına kadar gidebilen olumsuzluklar doğurabilir.
İş fikirleri ya da yatırım projeleri uzun vadeli yatırımlardır. Bu neden ile yatırımların finansman
kaynaklarının da uzun vadeli finansman alternatifleri arasından seçilmesi gerekir. Bununla birlikte,
yatırımların tamamlanma süreleri ile finansman kaynaklarının geri ödeme dönemlerinin başlama tarihi
arasında da zaman açısından uyumun sağlanması gerekir. Proje tekliflerinin kısa vadeli finansman
kaynaklarıyla finanse edilmesi, finansman kaynaklarının geri ödeme zamanı geldiğinde projenin henüz
tamamlanmamış olması durumda ise işletmeyi finansal açıdan sıkıntıya sokacaktır. Diğer yandan
işletmelerin proje finansmanında kullanacakları kaynakların maliyeti de son derece önemlidir. Seçilen
finansman kaynakları işletmeleri uzun vadeli finansal yükümlülükler altına sokacaktır. Bu
yükümlülüklerin maliyeti işletmenin ortalama sermaye maliyetine etki edecek bu ise projelerin karlılığı
konusunda bir sarmal oluşturacaktır. Bu nedenle işletme yönetimleri proje finasmanını sağlama
konusunda en uygun en düşük maliyetli finansman alternatiflerini bulmak için çaba içinde olmalıdır.
Düşük maliyetli finansman kaynakları işletmenin ağırlıklı ortalama sermaye maliyetinin de düşmesi
anlamına gelmektedir.
İşletmelerin projelerin finansmanında kullanabilecekleri orta ve uzun vadeli başlıca finansman
alternatifleri şu şekilde sıralanabilir:
•
Öz kaynaklar (hisse senetleri, dağıtılmayan karlar, amortisman fonları vb.)
•
Orta vadeli banka kredileri
•
Orta vadeli yatırım malları kredileri
•
Forfaiting
•
Leasing
109
www.hedefaof.com
•
Tahvil çıkarma
•
Rotatif krediler
Özkaynaklar; proje finansmanında öncelikli kullanılması önerilen bir finansman kaynağıdır. İşletme
dışından gruplar için proje finansmanında kullanılan özkaynağın, işletme sahip ya da sahiplerinin
projenin başarısına olan inançlarının da bir göstergesi olduğu şeklinde algılanması sözkonusudur.
Finansman tekniği açısından projeye dışarıdan destek verecek kredi kurumları için de emniyet ölçüsü öz
kaynaklardır.
Orta vadeli banka kredileri; bankaların proje finansmanına yönelik olarak geliştirdikleri çok sayıda
kredi mevcuttur. Bu krediler genellikle yatırım dönemi ödemesiz olarak geliştirilmiştir. Yatırım projeleri
genellikle yüksek tutarlı olduğu için bu tür kredilerde yatırım projeleri ya da iş planları bankalar
tarafından istenen raporlardır. Birçok orta vadeli banka kredisinde işletmenin ve projenin riskine karşılık
özel teminatlar da istenilmektedir.
Orta vadeli yatırım malları kredileri; projelerde kullanılması ön görülen yatırım malı satıcılarından
sağlanan orta ve uzun vadeli ödeme kolaylıkları bu kapsamda değerlendirilir. Özellikle maddi değerleri
yüksek olan yatırım mallarını satın alan işletmeler, bu malların alışı sırasında bu tür kredi olanaklarından
yararlanabilmektedir.
Forfaiting; özellikle yurtdışından ithal edilen yatırım mallarında alacağın bir banka tarafından güvence
altına alınması ile vadeli alacak haklarının, ihracatçıya rücu edilmeksizin iskonto edilerek satılmasıdır. Bu
teknikte forfaiting şirketi banka kefaleti ile yatırım mallarının kredili satışına olanak sağlamakta, ortaya
çıkan orta ve uzun vadeli alacağı satıcı firmadan satın alarak işlemin gerçekleşmesine yardımcı
olmaktadır. Uygulamada forfaiting kadar uzun olmayan alacaklar için forfaitinge çok benzeyen factoring
uygulamalarının proje finansmanında kullanıldığı görülmektedir.
Leasing; kiralama olarak da bilinen leasing uygulamaları da proje finansamanında özellikle de projeye
konu yatırım mallarının finansmanında sıkça kullanılmaktadır. Projeye konu yatırım malı leasing şirketi
kanalı ile peşin satın alınmakta ve leasing şirketine taksitler şeklinde ödeme yapılmaktadır. Ödemeler
bittiğinde ise anlaşmanın özelliğine göre sözkonusu yatırım malının sahipliği işletmeye geçmektedir.
Tahvil çıkarma; işletmeler banka teminatı ile ya da banka teminatı olmaksızın sadece kendileri uzun
vadeli borçlanma senetleri (tahvil) çıkararak finansal pazardan kaynak sağlayabilirler. Sağlanan bu
kaynaklar ile de proje finansmanı gerçekleştirilebilir. İşletmelerin tahvil çıkarma yolu ile projenin
finansmanını sağlaması dolaylı yoldan sağlanan bir finansman şeklidir. Çünkü tahvili satın alarak
işletmeye finansman sağlamış olan finansörler projeye değil işletmeye borç vermiş durumdadır.
Rotatif krediler; bu krediler işletmelere tanınmış limitler içinde işletmelerin bankadan sürekli
kullanabildikleri kredileri ifade etmektedir. Kullanıldıkça azalan ödeme yapıldıkça kullanılabilecek
kısmın arttığı bu krediler temelde projelerin finansmanında kullanılmak için değildir. Ancak beklenmeyen
giderlerin çıkması durumunda projenin hayata geçirilmesinde gecikme yaşanmaması için bu kaynağın da
kullanılması mümkün olabilir. Ancak bu tür rotatif krediler zaman içinde ödeme yapılmasını da gerektirir.
Eğer işletme rotatif kredisini belirli dönemlerde tamamen kapatamıyor ve finansman ihtiyacı kronik hale
gelmiş ise bu durumda rotatif krediden çıkarak, orta ve uzun vadeli bir krediye geçmesi işletmeye
önerilir.
110
www.hedefaof.com
Özet
İşletmelerin amaçlarını gerçekleştirmede temel
faktör olan yatırımların, beklenen sonuçları
verebilmeleri için bilimsel açıdan, akılcı bir
çerçevede hazırlanmaları ve değerlendirilmeleri
gerekmektedir. Bu nedenle duran varlık
yatırımlarında bir yatırım projesinin hazırlanma
ve
değerlendirilmesi
çalışmaları
önem
kazanmaktadır.
rehberdir. İkinci olarak, hükümetler özel sektör
yatırımlarını teşvik etmek ve desteklemek amacı
ile işletmelere yatırım teşvikleri ve krediler
verirler. Ancak hükümetlerin değerlendirme
uzmanları, verilen bu teşvik ve kredilerin doğru
yatırımlara aktarıldığından emin olmak ve
zamanı geldiğinde verilen kredileri geri
ödeyebilecek niteliğe sahip yatırım önerileri
olduğu yargısına varmak için talep sahiplerinden
yatırım önerilerine ilişkin bir fizibilite etüdü
isterler. Son olarak, yatırımda bulunacak
işletmeler
arzuladıkları
yatırımlarını
gerçekleştirmek için eğer bir finansman
kuruluşundan dış finansman (kredi) talebinde
bulunuyorlarsa, akılcı finansman kuruluşları
yatırım önerisinin talep edilen borcu ve faizini
zamanı geldiğinde ödeyebilecek nitelikte
olduğunu önceden görmek ve emin olmak için bir
fizibilite etüdü (raporu) isterler.
Proje, bir konu etrafında düşüncelerin
yoğunlaştırılması,
sorunun
çözüme
kavuşturulması için tüm ayrıntıların düşünülmesi
ve uygulanacak yöntemlerin sistematik olarak
belirlenmesi ve ortaya konulması çabasıdır. Proje
bir konu etrafında ayrıntılı ve sistematik düşünce
olgusu olduğu kadar, mevcut bilgi ve ek
araştırmalar ile bir senteze ulaşma davranışıdır.
Birçok kişi bir işi gerçekleştirirken yazılı olmasa
da düşüncesinde bir proje yapar ve bu projeye
göre hareket eder. Proje yapılması, karmaşık,
uzunca bir zaman dilimine yayılan, birçok
aşaması olan ve büyük harcamaları gerektiren
işlerde kaynakların etkin kullanılması için
zorunludur.
Projeler, genel bir planın parçalarıdır. Plan ve
projeler arasında organik bir bağlantı mevcuttur.
Plan, çeşitli alan ve konuları ilgilendiren çok
sayıda
projenin
ekonomik
olarak
değerlendirilmesi ve belirli amaç doğrultusunda
koordine edilmesinden oluşur. İşletmeler belirli
amaçlarına ancak bir dizi yatırım projelerini
uygulayarak ulaşabilirler. Proje hazırlanması
gelişme hedefinin son aşamasıdır. Planlama
çalışması uygulanacak projelerin başarı şanslarını
önceden nesnel ölçülere göre değerlendirip
aralarında bir öncelik sıralaması yapılmak
durumundadır. Bu sıralamada kullanılacak nesnel
kriterlere yatırım ölçütleri adı verilir.
Yatırım projesi, belirli bir üretim işini en az
maliyetle gerçekleştirmek ve en yüksek
ekonomik ve teknik etkinliğe ulaşmak için, hangi
malın hangi kapasitede ve nerede üretileceğinin,
bilgi ve verilerin sistematik kullanılması ile
kararlaştırılması ve uygulamaya konulması
davranışıdır. Yatırım projeleri, kıt kaynaklarla en
çok getiri veya fayda sağlamak amacıyla
düzenlenen, ilgili konuya ait tekil planlardır. Bu
tanımdan da anlaşacağı gibi, akılcı biçimde
yürütülen her ekonomik faaliyet bir proje
kapsamında yer alır. Bu noktada fizibilite
(raporu) etüdü, yatırım projeleri için kesin
yatırım kararı alınmadan önce yapılması
düşünülen yatırımlarla ilgili olarak ekonomik,
teknik ve finansal araştırmaların yapılarak,
sözkonusu yatırımın karlı olup olmadığını ortaya
koyan çalışmalar şeklinde tanımlanabilir.
Yatırım projelerinin süreci incelendiğinde üç
temel aşamadan söz etmek gerekir.
Bunlardan proje fikri, bir ya da bir kaç projenin
hazırlanması ve yatırım kararının alınmasıdır.
İşletme için öncelikle ortaya çıkan ihtiyaca uygun
proje fikrinin ortaya konulması gerekir. Proje
fikri aşaması; bir mal veya hizmetin üretilmesi ile
ilgili çeşitli alternatiflerin geliştirilmesi, her
alternatif ile ilgili gelirlerin ve harcamaların
hesaplanması
ve
mevcut
alternatiflerin
incelenerek daha önceden belirlenmiş bazı
ölçütlere göre bir ön elemenin yapılmasından
oluşur.
Bir yatırım projesinin hazırlanması ve
değerlendirilme çalışması ya da yaygın olarak
bilinen diğer adı ile "fizibilite etüdü" genel olarak
üç temel amaç için hazırlanır. Bu amaçlardan
birincisi, makro ve mikro bazda yatırım kararını
alacak olanlar optimal kaynak kullanımı
sağlamak amacı ile bir yatırım projesini
hazırlama ve değerlendirme çalışmasına ihtiyaç
duyarlar. Bu açıdan fizibilite etüdü doğru yatırım
alanının kapısını açan ve yol gösteren bir
Mevcut proje fikirleri ön elemeye tabi
tutulduktan sonra kalan proje fikri ya da fikirleri
için bir veya bir kaç projenin hazırlanması
aşamasına geçilir. Bu aşamada; eldeki
111
www.hedefaof.com
alternatiflerin ekonomik, mali ve teknik açılardan
değerlendirilmesi ve mümkün olan en iyilerin
belirlenmesi
ile
ölçülemeyen
faktörlerin
değerlendirilmesi yapılır.
ömürlere
sahip
yatırım
projelerinin
değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. En
yaygın şekilde kullanılan dinamik yöntemler; net
bugünkü değer yöntemi, iç karlılık oranı yöntemi,
karlılık endeksi yöntemi ve yıllık eşdeğer gider
yöntemidir.
Sürecin son aşamasında ise işletme yönetimi
yatırım kararı alır.
Yatırım proje teklifleri değerlendirilip projelerin
kabulü yönünde görüş oluştuktan sonra projelerin
belirli bir sistematik düzen içinde (fizibilite
etüdlerine uygun) gerçekleştirilmeleri aşamasına
gelinir.
Fizibilite raporları tamamlandıktan sonra
hazırlanan
çalışmaların
finansal
açıdan
değerlendirilmesi gerekir; çünkü işletmelerin
finansal kaynakları ne kadar geniş olursa olsun
bütün yatırım projelerini gerçekleştirmesi
mümkün değildir. Bu nedenle işletmeler sınırlı
kaynakların kullanımı bakımından birbiri ile
rekabet halinde bulunan yatırım teklifleri
arasında bir seçim yapmak, bunları önem
derecesine göre sıralamak ve bazı yatırımlardan
da vazgeçmek zorundadır. İşletmeler, kaynakların
alternatif kullanım alanları arasında bir seçim
yapabilmek ve kaynakları amaca uygun en iyi
sonuçlar verebilecek yatırımlara tahsis edebilmek
için projelerini değerlendirip karara varmak
durumundadır.
Proje finansmanına kaynak bulunması önemli bir
konudur. Çünkü bir iş fikri ya da yatırım projesi
ne kadar doğru düşünülmüş olsa da, finansman
anlamında yapılacak hatalar iş fikrinin
gerçekleştirilmesi bir yana işletmenin genel
olarak iş yaşantısında başarısız olmasına yol
açabilir, iflasına kadar gidebilen olumsuzluklar
doğurabilir.
Yatırım projeleri uzun vadeli yatırımlardır. Bu
nedenle yatırımların finansman kaynaklarının da
uzun vadeli finansman alternatifleri arasından
seçilmesi gerekir. Yatırımların tamamlanma
süreleri ile finansal kaynakların geri ödeme
dönemleri arasında zaman açısından uyumun
sağlanması gerekir. Projelerin kısa vadeli
kaynaklarla finanse edilmesi, geri ödeme zamanı
geldiğinde projenin henüz tamamlanmamış ise
işletmeyi finansal açıdan sıkıntıya sokacaktır.
İşletmelerin proje finansmanında kullanacakları
kaynakların maliyeti de son derece önemlidir.
Seçilen finansman kaynakları işletmeleri uzun
vadeli finansal yükümlülükler altına sokacaktır.
Bu yükümlülüklerin maliyeti işletmenin ortalama
sermaye maliyetine etki edecek bu ise projelerin
karlılığı konusunda bir sarmal oluşturacaktır. Bu
nedenle işletme yönetimleri proje finasmanını
sağlama konusunda en uygun en düşük maliyetli
finansman alternatiflerini bulmak için çaba içinde
olmalıdır. Düşük maliyetli finansman kaynakları
işletmenin ağırlıklı ortalama sermaye maliyetinin
de düşmesi anlamına gelmektedir.
Yatırım kararının verilmesinden önce yatırım
tekliflerinin önceliklerine göre sıralanması
gerekir ve bu sıralama yapılırken kullanılacak
objektif bir kriterin olması şarttır. Bu kriter aynı
zamanda, doğru bir karara varılabilmesi için
gerekli bilgileri tek bir rakamda toplayabilmeli,
yatırımın geri ödeme süresini belirleyebilmeli,
hesaplaması kolay ve hızlı uygulanabilir
olmalıdır.
Yatırım önerilerini karşılaştırmada kullanılan
yöntemleri çeşitli şekillerde sınıflandırmak
olasıdır. En yaygın sınıflandırma biçimi,
yöntemlerin paranın zaman değerini dikkate alıp
almamasına göre yapılan sınıflandırmadır. Buna
göre değerleme yöntemleri statik ve dinamik
yöntemler olarak ikiye ayrılabilir.
Statik yöntemler arasında uygulamada en çok
kullanılan yöntemler; toplam net nakit girişinin
yatırım tutarına oranı yöntemi, yıllık ortalama net
nakit girişinin yatırım turarına oranı yöntemi,
ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım tutarına
oranı yöntemi ve geri ödeme süresi yöntemidir.
İşletmelerin
projelerin
finansmanında
kullanabilecekleri orta ve uzun vadeli başlıca
finansman alternatifleri şu şekilde sıralanabilir:
özkaynaklar (hisse senetleri, dağıtılmayan karlar,
amortisman fonları vb.), orta vadeli banka
kredileri, orta vadeli yatırım malları kredileri,
forfaiting, leasing, tahvil çıkarma ve rotatif
krediler.
Dinamik yöntemler ya da diğer adıyla iskonto
edilmiş nakit akışları yöntemleri, statik
yöntemlerin en büyük sakıncası olan paranın
zaman
değerini
dikkate
almamasından
kaynaklanan sıkıntıyı ortadan kaldırarak farklı
büyüklükte ve birbirinden farklı ekonomik
112
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. Yatırım projeleri için kesin yatırım kararı
alınmadan önce yapılması düşünülen yatırımlarla
ilgili olarak ekonomik, teknik ve finansal
araştırmaların yapılarak sözkonusu yatırımın
karlılığını ortaya koyan çalışmalara ne ad verilir?
6. Aşağıdakilerden hangisi yatırım projelerinin
değerlendirilmesinde
kullanılan
dinamik
yöntemlerden biridir?
a. Verimlilik Etüdü
b. Toplam net nakit girişinin yatırım tutarına
oranı yöntemi
a. İç Karlılık Oranı Yöntemi
b. Fizibilite Etüdü
c. Yıllık ortalama net nakit girişinin yatırım
turarına oranı yöntemi
c. Finansman Etüdü
d. Pazarlama Etüdü
d. Ortalama yıllık gelirin ortalama yatırım
tutarına oranı yöntemi
e. Rasyonelleştirme Çalışması
2. Proje tekliflerinde öncelik sıralaması yapmak
için kullanılan nesnel kriterlere ne ad verilir?
e. Geri ödeme süresi yöntemi
7. Bir yatırım projesinin toplam net nakit girişleri
450 milyar ve yatırım tutarı 150 milyardır.
Projenin ekonomik ömrü ise 3 yıldır.
a. Oransal ölçütler
b. Teknik ölçütler
Bu bilgilere göre toplam net nakit girişinin
yatırım tutarına oranı nedir?
c. Karlılık ölçütleri
d. Etkinlik ölçütleri
a. 1/3
e. Yatırım ölçütleri
b. 1
3. Gruplandırılmış bir serinin bilinen değerlerine
dayanarak,
bilinmeyen
değerlerinin
hesaplanmasına ne ad verilir?
c. 2
d. 3
a. Enflasyon
e. 9
b. Enterpolasyon
d. Resesyon
8. Bir yatırım projesinin yıllık net nakit girişleri
her yıl için 50 milyar yatırım tutarı ise 150
milyardır.
e. Projesyon
Bu bilgilere göre geri ödeme dönemi nedir?
4. Paranın zaman değerini dikkate almayan
değerleme yöntemlerine ne ad verilir?
a. 3
c. Stakfilasyon
b. 4
a. Statik yöntemler
c. 5
b. Dinamik yöntemler
d. 6
c. Rasyonel yöntemler
e. 9
d. Rassal yöntemler
e. Enflasyonist yöntemler
9. NBD yönteminde iskonto oranı belirlenirken
aşağıdakilerden hangisine dikkate alınmaz ?
5. Aşağıdakilerden hangisi dinamik yöntemlerden
biridir?
a. Ortalama sermaye maliyeti
b. Yatırımın taşıdığı risk
a. Geri ödeme süresi yöntemi
c. Yatırımın büyüklüğü
b. Net bugünkü değer yöntemi
d. İşletmenin ortalama karlılığı
c. Masraf karşılaştırma yöntemi
e. Benzer yatırımlardaki karlılık oranı
d. Masrafa oranla gelir yöntemi
e. Ortalama yıllık gelirin yatırım tutarına oranı
113
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
10. Aşağıdakilerden hangisi orta ve uzun vadeli
finansman kaynakları arasında yer almaz?
a. Factoring
1. b Yanıtınız yanlış ise “Fizibilite etüdü kavramı
ve amaçları” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
b. Forfaiting
c. Leasing
2. e Yanıtınız yanlış ise “Proje hazırlama ve
karar alma süreci” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
d. Özkaynak
e. Tahvil
3. b Yanıtınız yanlış ise “İç Karlılık Oranı
Yöntemi” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
4. a Yanıtınız yanlış ise “Statik yöntemler”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
5. b Yanıtınız yanlış ise “Statik yöntemler”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
6. a Yanıtınız yanlış ise “Dinamik yöntemler”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
7. d Yanıtınız yanlış ise “Toplam net nakit
girişinin yatırım tutarına oranı” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
8. a Yanıtınız yanlış ise “Geri Ödeme Süresi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
9. c Yanıtınız yanlış ise “Net bugünkü değer”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
10. a
Yanıtınız yanlış ise “Proje tekliflerinin
finansmanı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
114
www.hedefaof.com
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
Sıra Sizde 1
yatırımlara aktarıldığından emin olmak ve
zamanı geldiğinde verilen kredileri geri
ödeyebilecek niteliğe sahip yatırım önerileri
olduğu yargısına varmak için talep sahiplerinden
yatırım önerilerine ilişkin bir fizibilite etüdü
isterler. Son olarak, yatırımda bulunacak
işletmeler
arzuladıkları
yatırımlarını
gerçekleştirmek için eğer bir finansman
kuruluşundan dış finansman (kredi) talebinde
bulunuyorlarsa, akılcı finansman kuruluşları
yatırım önerisinin talep edilen borcu ve faizini
zamanı geldiğinde ödeyebilecek nitelikte
olduğunu önceden görmek ve emin olmak için bir
fizibilite etüdü (raporu) isterler.
Bir yatırım projesinin hazırlanması ve
değerlendirilme çalışması ya da yaygın olarak
bilinen diğer adı ile "fizibilite etüdü" genel olarak
üç temel amaç ile hazırlanır. Bu amaçlardan
birincisi, makro ve mikro bazda yatırım kararını
verecek olanlar optimal kaynak kullanımı
sağlamak amacı ile bir yatırım projesini
hazırlama ve değerlendirme çalışmasına ihtiyaç
duyarlar. Bu açıdan fizibilite etüdü doğru yatırım
alanının kapısını açan ve yol gösteren bir
rehberdir. İkinci olarak, hükümetler özel sektör
yatırımlarını teşvik etmek ve desteklemek amacı
ile işletmelere yatırım teşvikleri ve krediler
verirler. Ancak hükümetlerin uzmanları, verilen
bu teşvik ve kredilerin doğru yatırımlara
aktarıldığından emin olmak ve zamanı geldiğinde
verilen kredileri geri ödeyebilecek niteliğe sahip
yatırım önerileri olduğuna inanmak için talep
sahiplerinden yatırım önerilerine ilişkin bir
fizibilite etüdü isterler. Son olarak, yatırımda
bulunacak işletmeler arzuladıkları yatırımlarını
gerçekleştirmek için eğer bir finansman
kuruluşundan dış finansman (kredi) talebinde
bulunuyorlarsa, akılcı finansman kuruluşları
yatırım önerisinin talep edilen borcu ve faizini
zamanı geldiğinde ödeyebilecek nitelikte
olduğunu önceden görmek ve emin olmak için bir
fizibilite etüdü (raporu) isterler.
Sıra Sizde 3
Yatırım tekliflerinin ekonomik anlamda karlılık
açısından
değerlendirilmesinde
kullanılan
yöntemler çeşitli şekillerde sınıflandırmaktadır.
En çok kabul gören sınıflandırma biçimi,
yöntemlerin paranın zaman değerini dikkate alıp
almamasına göre yapılan sınıflandırmadır. Bu
sınıflandırmaya göre değerleme yöntemleri statik
ve dinamik yöntemler olarak ikiye ayrılabilir.
Statik yöntemler paranın zaman değerini dikkate
almamaktadır. Başka bir ifade ile gelecekte (5
veya 10 sene sonra) elde edilecek nakit girişi ile
bugün elde edilecek nakit girişleri arasında bir
ayırım gözetmemektedir. Dinamik yöntemler ise
paranın zaman değerini dikkate alarak yatırım
tekliflerini değerlemektedir.
Sıra Sizde 2
Bir yatırım projesinin hazırlanması ve
değerlendirilme çalışması ya da yaygın olarak
bilinen diğer adı ile "fizibilite etüdü" genel olarak
üç temel amaç için hazırlanır. Bu amaçlardan
birincisi, makro ve mikro bazda yatırım kararını
verecek olanlar optimal kaynak kullanımı
sağlamak amacı ile bir yatırım projesini
hazırlama ve değerlendirme çalışmasına ihtiyaç
duyarlar. Bu açıdan fizibilite etüdü doğru yatırım
alanının kapısını açan ve yol gösteren bir
rehberdir. İkinci olarak, hükümetler özel sektör
yatırımlarını teşvik etmek ve desteklemek amacı
ile işletmelere yatırım teşvikleri ve krediler
verirler. Ancak hükümetlerin değerlendirme
uzmanları, verilen bu teşvik ve kredilerin doğru
Sıra Sizde 4
B Projesinin net nakit girişleri toplamı 60.000
olduğunda;
A Projesi için;
Yatırım Karlılığı = 37.000 / 20.000
=1,85
B Projesi için
Yatırım Karlılığı = 60.000 / 30.000
=2
olarak hesaplanacaktır.
Bu durumda Toplam Net Nakit Girişinin Yatırım
Tutarına Oranı Yöntemi’ne göre yatırım
karlılığının daha yüksek olduğu B projesi
seçilecektir.
115
www.hedefaof.com
Sıra Sizde 5
Sıra Sizde 7
B Projesinin net nakit girişleri toplamı 60.000
olduğunda;
B Projesinin yatırım tutarının 40.000 olması
durumunda;
A Projesi için;
Kümülatif net nakit girişleri:
Yatırım Karlılığı = [37.000 / 5 Yıl]/ 20.000
1.Yıl sonunda 9.000
=0,37
2.Yıl sonunda 22.000
B Projesi için;
3.Yıl sonunda 34.000 olacaktır.
Yatırım Karlılığı = [60.000 / 5 Yıl] / 30.000
4.Yılın net nakit girişi 9.000 olup, kalan farkın
( 40.000 – 34.000 = 6.000 ) tamamlanması
(6.000 / 9.000 * 12 Ay = 8 ay) olarak
hesaplanacak, Bprojesinin Geri Ödeme Süresi 3
yıl 8 ay olarak hesaplanacaktır.
=0,67
olarak hesaplanacaktır.
Bu durumda Yıllık Ortalama Net Nakit Girişinin
Yatırım Tutarına Oranı Yöntemi’ne göre yatırım
karlılığı ve ortalama getirisi daha yüksek olduğu
B projesi seçilecektir.
Bu durumda B projesinin Geri Ödeme Süresi A
projesinden uzun olacağı için A projesi tercih
edilecektir.
Sıra Sizde 6
Sıra Sizde 8
Ekonomik ömürleri sonunda A Projesinin hurda
değerinin 10.000 ve B Projesinin hurda
değerinin 12.000 olacağı bilgisi ile, Ortalama
Yıllık Gelirin Ortalama Yatırıma Oranı’nı
hesaplarsak;
İşletmelerin temel amaçlarından en önemlisi kar
elde etmektir. İşletme sahipleri ve/veya ortakları
işletmeye
verdikleri
finansal
destekler
karşılığında belli bir vadeye sahip olmasa da bir
beklenti içindedir. İşletmeler bu beklentileri
işletme sahibi veya ortaklara yaptıkları kar payı
(dividant) ödemeleri ile karşılamaya çalışır. Diğer
yandan işletmede kullanılan yabancı kaynakların
da paranın zaman değeri (faiz) nedeni ile bir
maliyeti vardır. Kısaca işletme bilançosunda
bilançonun pasif tarafında yer alan ve işletme
varlıklarının
finansmanını
oluşturan
tüm
kalemlerin işletme için bir maliyeti vardır.
İşletmenin finansal kaynaklarının ağırlıklı
ortalaması alınarak bulunan sermaye maliyeti,
projelerin değerlendirilmesinde de anahtar bir
kavramdır. Eğer proje teklifi sözü edilen sermaye
maliyetinin altında bir getiriye sahip ise bu proje
teklifi rededilir. Aksi halde proje teklifinin
getirisi sermaye maliyetinin üzerinde ise kabul
edilir. Çünkü sermaye maliyetinin altında getiri
sağlayan projeler başta işletmenin sermayesi
olmak üzere işletmenin kaynaklarını boşa
kullanılması anlamına gelmektedir. Bu durum
işletmeye ilave yük demektir. Başka bir ifade ile
boşa kullanılan işletme kaynakları işletmeye
konulan sermayenin verimliliğini de düşürecektir.
Bu neden ile işletmeler ağırlıklı ortalama sermaye
maliyetlerinin altında getiri sağlayan projeleri
kabul etmezler.
A Projesi için;
Yatırım Karlılığı = [37.000 / 5 Yıl] / [(20.000
– 10.000) / 2]
=1,48
B Projesi için
Yatırım Karlılığı = [54.000 / 5 Yıl] / [30.00012.000) /2]
=1,20
olarak hesaplanacaktır.
Bu durumda, Ortalama Yıllık Gelirin Ortalama
Yatırıma Oranı Yöntemi’ne göre yatırım
karlılığının daha yüksek olduğu A projesi
seçilmelidir.
116
www.hedefaof.com
Sıra Sizde 9
Yararlanılan Kaynaklar
A projesindeki yatırımın 5. Yıl sonundaki hurda
değeri 20.000 olduğunda;
Akgüç, Ö. (1984). Kredi Taleplerinin
Değerlendirilmesi, Ankara, Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları.
Akgüç, Ö. (1998). Finansal Yönetim, İstanbul,
Muhasebe Estitüsü Eğitim ve Araştırma
Yayınları No:65
Aydın, N., Başar, M., ve Coşkun, M. (2009).
Finansal Yönetim. Eskişehir, Detay Yayıncılık.
Baker, K.K., Powell, G. (2005). Understanding
Financial Management. Blackwell Publishing
Brealey, R.A., Myers, S.C., Marcus, A.J.,
Fundamentals of Corporate Finance. McGrawHill Irwin.
Brigham, E.F., Weston, J.F., Besley, S. (1996).
Essentials of Managerial Finance. USA, The
Dreyden Press.
Büker, S. - Aşıkoğlu R. ve Sevil G. (1997).
Finansal Yönetim, Eskişehir.
Cleland, D. I. (1990). Project Management,
Strategic
Design
and
Implementation,
Pittsburg, TAB Books Inc.
Çelebi, E. (1992). Yatırım Harcamaları
Hesapları Etüt ve Analizleri İle Yatırımların
Verimliliğini Artırabilme Olanakları, İstanbul,
Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi.
Fabozzi, F.J., Peterson, P.P. (2003). Financial
Management and Analysis. USA, John Wiley
and Sons.
Gitman, L.J. (2003). Principle of Managerial
Finance. Addison Wesley.
King, R. Çev: Özdemir K. (2007). Küçük
İşletmeler İçin Büyük Fikirler, İstanbul,
Pegasus Yayınları.
Maylor, H. (2003) Project Management,
London, Prentice Hall.
McMenamin, J. (2005) Financial Management.
Routledge.
Nicholas, J. M. (2004). Project Management
for Business and Engineering, New York,
Elsevier Inc.
Okka, O. (2009). Finansal Yönetim, Ankara,
Nobel Yayınları.
Sarıaslan,H., Erol, C. (2008) Finansal Yönetim.
Ankara, Siyasal Basın Yayın Dağıtım.
Suiçmez, H. (1990). Türkiye Kalkınma ve
Yatırım Bankacılığında Proje Değerlendirme
ve Verimlilik, Ankara, Milli Prodüktivite
Merkezi Yayınları.
Şahin, H. (1998). Yatırım Projeleri Analizi,
Bursa, Ezgi Kitabevi Yayınları.
Tutar, H. ve Küçük O. (2003). Girişimcilik ve
Küçük İşletme Yönetim, Ankara, Seçkin
Yayıncılık.
Usta, Ö. (2009). Yatırım Projelerinin
Değerlendirilmesi, Ankara, Detay Yayıncılık.
A Projesi teklifi için nakit girişlerinin bugünkü
değeri :
5.000 (0,893) + 6.000 (0,797) + 9.000 (0,712) +
9.000 (0,636) + 8.000 (0,567) + 20.000 (0,567) =
37.255 olacaktır.
A Projesi teklifi için nakit çıkışlarının bugünkü
değeri : 20.000 olduğuna göre;
A Projesi teklifinin net bugünkü değerini bulmak
için, nakit girişlerinin bugünkü değerinden nakit
çıkışlarının bugünkü değeri çıkarılır ise;
NBD = 37.255 - 20.000
A Projesi NBD = 17.255 bulunacaktır.
Bulunan değer pozitif olduğu için A projesi kabul
edilecektir. Başka bir ifade ile A projesi %12
karlılık oranını sağlayabilmektedir. Bu nedenle
proje kabul edilecektir.
A projesi için NBD = 17.255
B projesi için NBD = 15.707 olacağından A
projesinin 5. Yıl sonundaki hurda değeri 20.000
olduğunda A projesi tercih edilecektir.
Sıra Sizde 10
Önerilen yatırım projesinin kabul edilebilmesi
için, yatırımdan beklenen iç karlılık oranının,
devlet bono ve tahvillerine uygulanan risksiz faiz
oranının üzerinde olmalıdır.
Devlet bono ve tahvillerine uygulanan ve risksiz
kabul edilen faiz oranının % 40 olduğu durumda,
iç karlılık oranı %30 olan yatırım projesinin
reddedilmesi gerekir
117
www.hedefaof.com
5
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Girişimcilikte finansman döngüsünü açıklayabilecek,
Girişimcilik için finansal analiz ve planlamanın önemini açıklayabilecek,
Çalışma sermayesi ve sermaye bütçelemesi kararlarını tartışabilecek,
Girişimciler için finansman kaynaklarını tanımlayabilecek,
Girişimcilere finansal destek sağlayan kurumları açıklayabilecek
bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz.
Anahtar Kavramlar
Finansal Yaşam Döngüsü
Finansal Analiz ve Planlama
Çalışma Sermayesi ve Sermaye Bütçelemesi
Girişimci İçin Finansman Kaynakları
Girşimcilere Finansal Destek Sağlayan Kurumlar
İçindekiler
Giriş
Finansal Yaşam Döngüsü
Girişimciler İçin Finansal Analiz ve Planlama
Çalışma Sermayesi Yönetimi
Sermaye Bütçelemesi
Girişimci için Finansman Kaynakları
Girşimcilere Finansal Destek Sağlayan Kurumlar
118
www.hedefaof.com
Girişimcilikte Finansal
Destekler
GİRİŞ
Girişimcilikte en önemli sorun, yeni iş fikirlerini hayata geçirebilmek için ihtiyaç duyulan fonların uygun
şartlarda temin edilebilmesidir. Girişimcilerin fon ihtiyacı faaliyet konularına göre sahip olmaları gereken
dönen varlıklar ile, işler büyüdüğü zaman yapacakları ilave makine ya da fabrika yatırımlarını kapsayan
duran varlıklardan oluşmaktadır. Şüphesiz ki, bu yatırımların hangi aşamada olduğuna bağlı olarak
ihtiyaç duyulan fon miktarı da değişecektir.
Bu ünitede, girişimcilerin yeni iş fikirlerini ve yatırımlarını yönlendirebilmeleri için gereken finansal
yönetim konuları ile ihtiyaç duyulan fon miktarının tespit edilmesi ve hangi finansal araçlar ya da
kurumlar aracılığıyla söz konusu yatırımlara finansman bulunabileceği tartışılacaktır.
FİNANSMANDA YAŞAM DÖNGÜSÜ
Birçok firma kurulduktan sonra ya faaliyetlerini devam ettiremez ya da ilave kaynak bulamadığı için
büyüme şansı elde edemez. Ancak bazı firmalar, yenilikçi iş fikirleriyle olağanüstü başarı kazanabilirler.
Örneğin Microsoft firması, işin başında motel odasında gece gündüz şifre yazan ve pizza ile karnını
doyuran bir avuç bilgisayar programcısından ibaret iken, bugün milyarlarca dolar cirosu olan bir şirket
haline gelmiştir. Ya da kişisel bilgisayar çağını başlatan Apple, Steve Jobs ve Steve Wozniak’ın Jobs’un
garajında ilk adımı attıkları küçük bir şirket iken bugün piyasa değeri 400 milyar dolara kadar
yükselmiştir. İşletme biliminin ileri gelenleri tarafından “girişimci” şirketler olarak kabul edilen bu
firmaların finansal yaşama döngüsü aşağıdaki gibidir.
Gelirler
Risk
Şekil 5.1: Girişimci Şirketin Finansal Yaşam Döngüsü
119
www.hedefaof.com
Tablo 5.1: Girişimcinin İçinde Bulunduğu Evreye Göre Finansman Kaynakları
Kuruluş
Gelişme
Olgunluk
Kişisel birikimler
İç nakit akışı
İkincil pay teklifi
Eş-dosttan alınan borçlar
Banka kredisi
Hisse senedi satışı
Kredi kartları
Yatırımcı sermaye
Banka kredisi
Satıcıdan vadeli mal alımı
Birincil halka arz
Değerli evraklar
Yerel yatırımcılar
Varlığa dayalı borç / leasing
Varlığa dayalı borç /leasing
Kaynak: Luecke, R. (2010). Girişimcinin El Kitabı, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Ümit Şensoy, s. 108.
Kuruluş Aşamasında Finansman
Bu aşama firma kurulduktan sonraki ilk aşamadır ve müşteri kazanmak bu süreçte işletmenin birinci
amacıdır. Genelde şirketler, bu aşamada ortaklarından ve yakın çevresinden borçlanarak faaliyetlerine
devam etmeyi tercih ederler çünkü; borçlanma imkânları kısıtlıdır. Bu aşamada firmanın başlangıç
giderleri yatırım ve işletme giderleri olmak üzere ikiye ayrılır. Yatırım giderleri; işyeri (satınalma, iç
düzenleme - inşaat, dekorasyon v.s.), donanım (makine, ekipman, araç, aletler v.s.) iken işletme giderleri;
kira, personel giderleri, hammadde, elektrik, su, doğalgaz, vb. giderlerdir.
Gelişme Aşamasında Finansman
Bu aşamaya geldiğinde işletme, satışlarını arttırmış, içinde bulunduğu piyasada bilinir hale gelmiş ve
gittikçe büyüyen bir müşteri kitlesine ulaşmayı başarmıştır. Dolayısıyla faaliyet alanını genişletmek, yeni
eleman istihdam etmek ve daha fazla kar elde etmek için ilave sermaye gereksinimi ortaya çıkmıştır.
Girişimci şirketin gelişme aşamasındaki sermaye kaynakları aşağıda gösterilmiştir:
Tablo 5.2: Gelişme Aşamasında Fon Kaynakları
Fon Kaynakları
İş Faaliyetlerinden
Elde Edilen Nakit
Akışı
Borçlanarak Sermaye
Temini
Hissedarlar karpayı dağıtımı isterlerse, masrafsız olur.
Üretimden kaynaklanan ilave fon ihtiyacını karşılamaya yetmeyebilir.
Risk Sermayesi
Risk sermayesi, sahiplik bakımından en pahalı sermayedir.
Girişimcinin risk sermayesi ile yönetimi paylaşması gerekir.
Diğer sermaye türlerinden farklı olarak ek getiri sağlayabilecek iş fırsatları
sunabilir.
Birincil Halka Arz
Büyük miktarda fon toplamanın tek yoludur. Ancak halka açılan firmanın
yerine getirmesi gereken yükümlülükleri artmaktadır. Örneğin mali tablolarını
periyodik olarak kamuya sunmak ya da dış denetim hizmeti almak gibi.
Maliyetlidir, ancak ödenen faiz giderleri vergiden indirilebilir.
Faiz oranı ödeme koşullarına ve firmanın güvenilirliğine göre değişebilir.
Borç, firmanın riskini arttırır.
Kaynak: Luecke, R. (2010). Girişimcinin El Kitabı, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Ümit Şensoy, s. 108.
Olgunluk Aşamasında Finansman
Her ne kadar şirketler kurulurken, sonsuza kadar yaşayacakları varsayılsa da, bu varsayım gerçek hayatta
pek fazla kabul görmemektedir. Olgunluk aşaması bu döngüdeki son aşamadır. Artık bu aşamada
firmanın gelirleri düşmeye başlamıştır.
•
Firmanın içinde bulunduğu sektördeki başarısı ve karlılığı, rakip firmalarında pazara girmesini
sağlayarak rekabet ortamının oluşması,
•
Firmanın ürettiği ürüne ya da hizmete olan talebin büyük oranda karşılanması (Pazar
doygunluğu),
120
www.hedefaof.com
•
Teknolojide meydana gelen değişiklikler (örneğin firmanın kullandığı üretim teknolojisinin
demode olması),
•
Firmalar büyüdükçe, çalışanlarda görülen motivasyon eksikliği,
Yukarıda belirtilen nedenler firmaların hem büyümelerini engellemekte hem de iflasa kadar uzanan
çeşitli süreçlerin yaşanmasına neden olmaktadır.
Girişimcinin yaşam döngüsündeki aşamalarda hangi kaynaklardan
yararlandıklarını kısaca anlatınız.
GİRİŞİMCİLER İÇİN FİNANSAL ANALİZ VE PLANLAMA
Girişimciler, ellerindeki kıt kaynakları en uygun şekilde değerlendirmek zorundadırlar. Herhangi bir
girişim faaliyetinin başarılı olabilmesi için önce iyi bir analiz yapılmalı, daha sonrada planlama
faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Firmalarda faaliyetlerinin devamlılığını sağlamak, karlı
yatırım fırsatlarını değerlendirmek adına finansal analiz ve planlama yaparlar. Çünkü ellerindeki fonları
yanlış finansal kararlar alarak, verimsiz alanlarda kullanan şirketler, nakit sıkıntısına düşerek iflas etme
riskiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Tıpkı yaşayan şirketler gibi, yeni iş fikirlerini hayata geçirmeye
çalışan girişimcilerde öncelikli olarak finansal analiz ve planlamaya gereken önemi vermelidir.
Geniş anlamda finansal analiz, yatırım ve kredi kullanma (finansman) ya da fiyat politikası belirleme
gibi işletmeyle ilgili kararları almak, işletmenin hedeflerini gerçekleştirmek ve performansını ölçmek için
yapılan faaliyetler bütünüdür. Finansal analizde amaç firmanın gelecek için planlama yaparken ihtiyaç
duyacağı veri ve bilgileri hazırlamaktır. Finansal analiz temel olarak oran analizi, yatay analiz, dikey
analiz ve trend analizi olmak üzere dört farklı şekilde yapılmaktadır.
•
Oran analizinde çeşitli bilanço ve gelir tablosu kalemleri birbirlerine oranlanarak işletme
hakkında anlamlı sonuçlara ulaşılmaya çalışılır. Likidite oranları ile işletmenin kısa vadeli
yükümlülüklerini karşılama gücü belirlenir. Finansal yapı oranları ile işletmenin borç ve
özkaynak dağılımı ortaya konur. Faaliyet oranları ile işletmenin varlıklarının etkinliği
ölçülürken, karlılık oranları ile işletmenin çeşitli açılardan karlılığı tespit edilir. Son olarak
piyasa oranları ile borsada işlem gören şirketlerin performansları değerlendirir.
•
Yatay analizde işletmelerin mali tabloları yan yana getirilerek, ilgili işletmenin bir önceki
döneme göre durumu hakkında bilgi verilir.
•
Dikey analizde işletmenin bilanço ve gelir tablosundaki kalemlerin ilgili grup içindeki dağılımı
tespit edilir.
•
Trend analizi işletmenin bilanço ya da gelir tablosunun belli bir baz yıla göre en az 5 yıllık süre
için analiz edilmesidir.
Hangi analiz yöntemi kullanılırsa kullanılsın, finansal analiz işletmenin geçmiş yıllardaki faaliyet
sonuçlarının, başarısının, finansal durumunun ortaya konulması ve firmanın rakipleri arasındaki
konumunun belirlenmesi amacıyla yapılır. Böylece firmanın güçlü ve zayıf yönleri tespit edilmekte ve
buna göre gerekli tedbirler alınarak, firmanın gelecekte izleyeceği politikalar belirlenmektedir.
Girişimcilik yeni bir iş fikri ile başlar, sonrası ise iyi bir planlamaya bağlıdır. Dolayısıyla nitelikli
hazırlanmış bir iş planı oldukça önemlidir. Finansal planlama, işletmelerin faaliyeti sırasında ortaya
çıkması muhtemel her türlü fon giriş ve çıkışının önceden belirlenmesi sürecidir. Bu anlamda finansal
planlamadan, bir girişimcilik faaliyetindeki nakit açıklarına ve fazlalıklarına önceden çözüm araması
beklenmektedir. Finansal planlama bir projenin riskini indirmekten çok, hangi risklerin girişimci
tarafından üstlenilip hangi risklerin alınmayacağını tespit etmek için yapılır. Finansal planlama araçları
proforma (tahmini bilanço) bilanço, proforma gelir tablosu (tahmini gelir tablosu) ve nakit bütçesidir.
Bunlardan tahmini bilanço ve gelir tablosu bir yıldan uzun süreleri kapsayan uzun vadeli planlar için
kullanılırken, nakit bütçesi günlük, haftalık ya da aylık olarak hazırlanabildiği için kısa vadeli planlar için
kullanılır. Tahmini bilanço ve gelir tablosu hazırlanırken, satışların bir yıl sonraki düzeyi tahmin edilerek,
satışların artması ya da azalmasıyla değişecek kalemlerin alacağı yeni değerler hesaplanır. Örneğin BFH
işletmesinin satışlarının 100.000’den 110.000’ye çıkması durumunda oluşacak olan 2011 gelir tablosu
aşağıdaki gibidir:
121
www.hedefaof.com
Finansal planlama, işletmelerin faaliyeti sırasında ortaya çıkması
muhtemel her türlü fon giriş ve çıkışının önceden belirlenmesi sürecidir.
Tablo 5.3: BFH İşletmesi İçin Proforma Gelir Tablosu
2011 Verileri
2011 Oranları
2012 Proforma Gelir
Tablosu
100000
105.26 %
115789
Satışlardan İndirimler (-)
5000
5.26 %
5789
Net Satışlar
95000
100.00 %
110000
Satışların Maliyeti (-)
55000
57.89 %
63684
Brüt Satış Karı veya Zararı
40000
42.11 %
46316
Faaliyet Giderleri (-)
25000
26.32 %
28947
Faaliyet Karı veya Zararı
15000
15.79 %
17368
Finansman Giderleri (-)
8000
8.42 %
9263
Dönem Karı veya Zararı
7000
7.37 %
8105
Ödenecek Vergi
1400
1.47 %
1621
Dönem Net Karı veya Zararı
5600
5.89 %
6484
BFH İşletmesi Gelir Tablosu
Brüt Satışlar
Tahmini bilanço ya da gelir tablosu hazırlarken önemli olan satışların gelecekte alacağı değeri doğru
tahmin etmektir. Daha sonraki adımda ise satışlarla beraber değişecek kalemler belirlenerek gerekli
düzenlemeler yapılır. Burada tahmini gelir tablosu için dikkat edilmesi gereken nokta, başlangıçta net
satışlar kalemine 100 referans değeri vererek ilgili kalemlerin bu değere göre gelir tablosundaki oranının
hesaplanmasıdır. Sonraki adımlarda hesaplanan oranlarla, net satışların gelecek dönem için tahmin edilen
değeri çarpılarak, tahmini gelir tablosu oluşturulur. Kısaca finansal planlama araçlarını kullanarak
işletmenin bir sonraki dönemde fon açığı ya da fazlası tespit edilmekte, eğer fon açığı varsa bu açığın
hangi kaynaklardan finanse edileceği araştırılmakta, aksi halde eğer fon fazlası varsa da bu fazlanın
nerede değerlendirileceği tartışılmaktadır. Özetle finansal planlama, şirketin faaliyetleri sonucu elde
edeceği fonların nerede ve nasıl kullanılacağı hakkında ilgililere bilgi akışı sağlamaktadır.
ÇALIŞMA SERMAYESİ YÖNETİMİ
Çalışma sermayesi yönetimi, firmaların en geç bir yıl içinde nakde dönüştürebileceği dönen varlıkların
yönetimiyle ilgili olmakla beraber, kısa vadeli borçlarla dönen varlıklar arasındaki ilişkiyi de
kapsamaktadır.
Bir işletmenim çalışma sermayesi genellikle nakit, alacaklar ve stoklardan oluşur. Söz konusu
kalemler bilanço kalemleri içinde en likit olanlardır. Likidite bir varlığın değerinden çok fazla bir şey
kaybetmeden nakde dönüşebilme hızı olarak tanımlanabilir. Üretim ve satış için stok bulundurmak,
kredili satış yapmak, yatırım fırsatlarını değerlendirmek ve kaynak açıkları için çalışma sermayesine
ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışma sermayesi sabit ve değişken olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu
kapsamda çalışma sermayesinin sabit kısmı, satışların artıp azalmasından etkilenmeyen kısmıdır. Örneğin
bir baklavacının normal şartlarda bulundurması gereken stok (un, yağ, şeker vb.) miktarı, bayram
günlerinde geçici olarak artabilir. Normal dönemlerdeki stok miktarı çalışma sermayesinin sabit kısmını
oluştururken, bayram günlerindeki talebi karşılamak için ilave edilen stoklama çalışma sermayesinin
değişken kısmını oluşturur.
Çalışma sermayesi yönetimi küçük ve orta boylu işletmeler için daha da önemlidir. Sermaye
piyasalarından fon temin edemeyen ve kısa süreli banka kredisine bağlı olarak yaşayan işletmelerin bazı
dönemlerde nakit ihtiyacı artmakta buna bağlı olarak da riskleri yükselmektedir. İşletmelerin ne kadar
çalışma sermayesine sahip olması gerektiği pek çok faktöre göre değişmekle beraber, başlıca faktörler
aşağıdaki gibidir:
122
www.hedefaof.com
İşletmenin Faaliyet Konusu
Ticari faaliyette bulunan işletmeler, üretim faaliyetlerinde bulunan işletmelere göre daha fazla çalışma
sermayesine ihtiyaç duyarlar. Örneğin bir tavukçuluk firmasının, bir otomobil firmasına göre dönen varlık
ihtiyacı daha fazladır. İşletmelerde çalışma sermayesi ihtiyacı hammadde alımıyla başlar. Hammaddeye
yapılacak ödemeler için geçen süre “ticari borçların ödenmesi” sürecidir. Stoklara ilk yatırımla, malın
satış tarihi arasında geçen süre “stokta geçen süre” olarak adlandırılırken; satış tarihi ile işletmeye yapılan
ödemelerin tarihi arasında geçen süreye “ticari alacakların tahsil süresi” denir. Kısaca işletmenin
hammaddelerine ödediği paralar ile müşterilerden tahsil ettiği paralar arasındaki zaman aralığına “nakde
dönüşüm süresi” denir. Nakde dönüşüm süresi aşağıdaki gibi hesaplanır:
Nakde dönüşüm süresi = (stokta geçen süre + alacakların tahsil süresi – borçların ödeme süresi)
İşletme Büyüklüğü
Büyük işletmeler faaliyet konuları gereği daha çok sermaye ağırlıklı teknolojilerden yararlanarak üretim
ve dağıtım sürecini gerçekleştirdikleri için, bilançolarında dönen varlıklardan daha fazla duran varlık
vardır. Dolayısıyla büyük işletmelerin çalışma sermayesi ihtiyacı küçük işletmelere göre daha az
olmaktadır.
Satışlardaki Düzen
Satışların yıldan yıla eğilimi düzenli ise çalışma sermayesi ihtiyacı azalabilir.
Likidite, bir varlığın kısa süre içerisinde değer kaybetmeden nakte
dönüştürülme sürecidir.
SERMAYE BÜTÇELEMESİ
Sermaye bütçelemesi genel anlamda firmaların duran varlıklarına yapılacak yatırım kararları ile söz
konusu kararlar alınırken kullanılacak yöntemleri kapsamaktadır. Sermaye bütçelemesi kararları uzun
vadeli sürecek olan projelerle ilgilidir. Yeni bir fabrika inşa edilmesi ya da yurtdışından ithal edilecek
milyon dolarlık iş makinesi alınması sermaye bütçelemesi kararlarına örnek olarak gösterilebilir. Duran
varlık yatırımları hem tamamlanması uzun süren hem de maliyeti büyük miktarlara ulaşan yatırımlardır.
Çok açıktır ki böylesi büyük yatırımlarından beklenen nakit akımlarını tahmin etmek de zorlaşmaktadır.
Burada vade uzadıkça belirsizlik artmakta ve projenin riski yükselebilmektedir. Dolayısıyla
girişimcilerinin sermaye bütçelemesi kararlarını yanlış alması telafisi mümkün olmayan sonuçlar
doğurabilir. Genellikle duran varlık yatırımları aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
Genişleme Yatırımları: Mevcut tesisleri ortadan kaldırmadan, kapasiteyi arttırmaya yönelik olarak
rekabet avantajı sağlamak için yapılan yatırımlardır.
Yenileme Yatırımları: Faaliyetlerin aksamadan devam etmesi için yapılan yatırımlardır. Örneğin eski
teknolojiyle üretilmiş bir makinenin yerine son model bir makine alınması gibi.
Modernizasyon Yatırımları: Genellikle maliyetleri düşürmek amacıyla var olan teknolojinin
geliştirilmesiyle yapılan yatırımlardır.
Girişimciler yenilikçi projeleri için ihtiyaç duyacakları kaynakları,
finansal analiz ve finansal planlama yaparak tespit edebilirler. Bir girişimcinin ihtiyaç
duyacağı fon miktarı dönen varlıklar ile duran varlıkların toplamı kadardır. Dönen varlıklar
ile ilgili kararlar çalışma sermayesi yönetimi kapsamında incelenirken, duran varlıklar
sermaye bütçelemesi kapsamında incelenir.
123
www.hedefaof.com
GİRİŞİMCİLİK İÇİN FİNANSMAN KAYNAKLARI
Günümüzde piyasa değeri milyon Dolarla ifade edilen pek çok firmanın başlangıçta küçük sermayeler ile
kurulduğu bilinmektedir. Bir girişim planının düşünceden eyleme geçebilmesi için gerekli olan fonların
temin edilmesi şattır. Genellikle bu fonlar özkaynak ya da borçlanma yoluyla finanse edilmektedir. Her
iki yönteminde kendine göre avantaj ya da dezavantajları vardır. Örneğin borçlanarak finansmanda,
bankadan alınan krediler için ödenen faizler vergiden düşülebilir ancak unutmamak gerekir ki, faiz
oranlarının değişik nedenlerden dolayı yükselmesi firmanın kredi maliyetini arttıracaktır. Özkaynak ile
finansmanda ise belli faiz ödemesi söz konusu değildir. Özkaynakla finansmanda ortaklara kar dağıtımı
gerekebilir. Üstelik dağıtılan kar payları vergiden mahsup edilemez.
KOBİ, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme olarak sınıflandırılan ve
kısaca "KOBİ" olarak adlandırılan ekonomik birimlerdir.
Girişimciler özelliklede KOBİ’ler gerek kuruluş aşamasında gerekse faaliyetlerini sürdürürken
finansal sıkıntı yaşamaktadır. Bu sıkıntıların bir kısmı yönetici hatalarından kaynaklansa da önemli kısmı
finansal yönetimi yeterince bilmemekten kaynaklanmaktadır. KOBİ’lerin finansal sorunları aşağıdaki gibi
sıralanabilir:
•
KOBİ’lerin özsermayeleri, büyük işletmelere göre yetersiz kalmaktadır (Banka kredisi
kullanırken teminat gösterecek yeterli özkaynağın olmaması).
•
KOBİ’ler sermaye piyasası araçlarından yararlanamamaktadır (Hisse senedi çıkartıp fon
toplamak için Anonim Şirket statüsünde olmak gerekir ancak; KOBİ’ler genelde Limited Şirket
olarak kuruldukları için sermaye piyasasından faydalanamazlar).
•
Düzenli bir finans politikasına (nakit akışı, stok ve alacak yönetimi vb.) sahip olmadıkları için
etkin finansal planlama yapamazlar.
•
Borçlanma yoluna gittikleri zaman alınan kredilerin faizleri yüksek ve miktarları az olmaktadır.
•
Girişimciler bazen ellerindeki fazla paraları, faaliyet dışı alanlara yatırmaktadırlar (Örneğin bir
beyaz eşya üreticisinin, teknolojisini yenilemek yerine arsa ya da arazi satın alması).
•
Devletin işçi ücretlerinden aldığı vergi ve SSK primleri gibi giderlerin yüksek oranda olması.
Aşağıdaki tabloda İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan durum tespit anketi sonuçları verilmiştir.
2011 yılı ilk yarısındaki durum tespit anketi sonuçlarına göre ankete cevap veren işletmeler için
özkaynak/yabancı kaynak oranının özkaynak aleyhine gelişim gösterdiği vurgulanmaktadır. KOBİ’lerin
fon ihtiyaçlarını karşılamak için başvurdukları finansman kaynakları İSO tarafından 2011 yılında yapılan
araştırmaya göre aşağıdaki gibi sunulmuştur:
Tablo 5.4: İSO 2011 Ekonomik Durum Tespit Anketi Sonuçları
Küçük Ölçekli
İşletmeler
Orta Ölçekli
İşletmeler
Büyük Ölçekli
İşletmeler
Toplam
İşletmeler
Ticari Banka
72,7
77,0
82,3
75,8
Özkaynak
67,8
59,7
70,8
65,5
Leasing
13,1
20,9
22,9
17,5
Eximbank
7,9
19,4
37,5
17,0
Factoring
9,0
10,2
22,9
11,8
Yatırım ve Kalkınma
Bankaları
5,2
9,2
8,3
7,2
Yurt Dışı Finans Kurumu
0,4
3,6
10,4
3,2
Diğer
3,7
1,5
0,0
2,3
Finansman Kaynakları
Kaynak: İSO, Ekonomik Durum Tespit Anketi Sonuçları 2011-1. sf: 57.
124
www.hedefaof.com
Elde edilen sonuçlardan küçük ölçekli işletmelerin daha az bir bölümünün dış kaynak kullandığı
ortaya çıkmaktadır. Küçük işletmelerde en çok kullanılan dışkaynaklar ticari kredi, leasing, factoring ve
eximbank kredileridir. Küçük ölçekli işletmelerin % 72,7'si ticari banka kredisine, % 13,1'i leasing'e
başvurduklarını belirtmiştir. Factoring'den yararlananların oranı % 9.0, eximbank kredilerinden
yararlananların oranı ise % 7.9 düzeydedir. Özellikle küçük ölçekli işletmelerin, orta ve büyük ölçekli
firmalara göre eximbank kredilerinden yeterince faydalanamadığı ortaya çıkmaktadır. Dikkat çeken bir
diğer nokta ise, küçük ölçekli işletmelerin giderek daha büyük bir bölümünün ticari kredi kullanmaya
başlamasıdır. Son yıllarda finans kesiminin küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik kredi olanaklarını
artırması bu eğilimi hızlandırmıştır.
Özsermaye ile Sağlanan Finansal Destekler
Özsermaye ile finansmanda, şirkete sermaye ilave eden kişi aynı zamanda şirketin belli oranda ortağı
olacağı için, firmanın ortaklık yapısı değişmektedir. Burada şirkete sermaye ilave eden kişi şirketin yıllık
karından “kar payı” adı altında belli bir tutar alabilir. Örneğin şirket dönem sonu net karının 2000
olması durumunda, % 10 kar payı dağıtacağını açıklarsa bu açıklama 200’yi firmanın hisse senedini
elinde bulunduran ortaklara dağıtacağı anlamına gelmektedir. O halde bir girişimcinin özsermaye ile
finansmanın avantajlarını ya da dezavantajlarını bilmesi gerekir. Aşağıda söz konusu avantaj ve
dezavantajlar sıralanmıştır.
Avantajlar
•
Banka kredisi alırken teminat göstermeniz gerekirken, özsermaye ile finansmanda herhangi bir
teminat gerekmez.
•
Girişimci açısından kişisel bir yükümlülük söz konusu değildir.
•
Düzenli bir nakit çıkışı gerektirmez (borçla finansmanda faiz ödemeleri belli bir takvime göre
yapılırken, ortaklara karşı düzenli bir ödeme zorunluluğu yoktur).
•
Özsermaye ile finansman yapan firmalar ortalama olarak daha hızlı büyümektedir.
•
Ortaklar firmanın iflasını talep edemez.
Dezavantajlar
•
Ödenen kar payları vergiden indirilmez.
•
Girişimcinin yeni ortakları olur. Dolayısıyla kişisel kar azalabilir.
•
Genellikle borçla finansmandan daha pahalıdır.
Özkaynak ile Finansal Destek Sağlamada Kullanılan Araçlar
Özkaynak ile finansal destek sağlamada kullanılan araçlar aşağıdaki gibidir.
Kişisel Tasarruflar
Kişisel tasarruflar bir girişimcinin elindeki para ile bilgi birikimini içerir. Genellikle de girişimciler yeterli
bilgi birikimine sahip olsalar da, yeterli maddi güce başlangıç aşamasında sahip değildirler.
Aile ve Arkadaş Çevresi
Bir girişimci başlangıç sermayesini kendisi karşılayamıyorsa, eksik kalan kısmı tamamlamak için
başvuracağı ilk kaynak ailesi ve arkadaşlarıdır.
Melek Sermaye
Literatürde değişik tanımı olmakla beraber melek yatırımcı, başlangıç aşamasındaki bir şirkete destek
veren, kaynak bulan ve gerektiğinde tavsiyelerde bulunan, zengin ve üst düzey girişimcilik tecrübesine
sahip kişilere verilen isimdir.
125
www.hedefaof.com
Yatırımcıya “melek” terimi ise ilk defa İngiltere’de kullanılmıştır. New Hampshire Üniversitesi’nden
İngiliz Profesör William Wetzel, ABD’deki girişimcilik faaliyetlerini ve finansman modellerini
incelerken yatırımcının getiri beklentisi dışında başka motivasyonlarının da olduğunu vurgulayarak
literatürde ilk defa “melek” terimini kullanmıştır. Burada yatırımcıya “melek yatırımcı” denilmesi,
yatırımcının yatırım yaptığı şirketle yakın ilişkisinden ve bu şirkete verdiği samimi destekten ileri
gelmektedir. Melek yatırımcılar, firmalara hem finansal kaynak sağlamakta, hemde kendi bilgi ve
birikimlerini de girişimcilerle paylaşarak girişimcilere yol göstermektedirler.
Melek Yatırımcının Özellikleri
•
Melek yatırımcılar bağımsız hareket edebildikleri gibi birleşerek grup olarak da hareket
edebilmekte, bu şekilde daha büyük finansal ihtiyaçlara da cevap verebilmektedirler.
•
Melek yatırımcılar başarılı olabilecek bir yatırımı desteklemenin yanında, kendilerinin
değerlendirebileceği girişim fırsatlarını da takip etmektedirler.
•
Melek yatırımcılar genellikle yatırım yaptıkları alanla ilgili kişisel deneyime de sahiptirler.
•
Melek yatırımcı olmayı seçenlerin beklentileri yalnızca yatırdıkları paranın geri dönüşünü
sağlamak, katma değer üretmek ve girişim sürecinde rol almak değildir; bunların yanı sıra melek
yatırımcıların manevi tatmin beklentisi de vardır.
•
Melek yatırımcılar
istemektedirler.
•
Melek yatırımcıların büyük çoğunluğu 35 – 65 yaş arası şirket sahibi işadamlarından
oluşmaktadır.
•
Melek yatırımcılar genellikle, proje başına Avrupa Birliği’nde 25–250.000 Euro, ABD’de 10–
500.000 Dolar aralığında yatırımlara destek vermektedir.
•
Melek yatırımcılar en çok sağlık, medikal hizmetler, yazılım ve biyoteknoloji sektörlerine ilgi
duymaktadır.
finansman
sağladıkları
şirketlerin
yönetiminde
aktif
rol
almayı
Türkiye’deki melek yatırımcılık faaliyetleri için bakınız:
http://www.melekyatirimcilardernegi.org
Melek Yatırımcıların Avantajları
•
Melek yatırımcılar genellikle yeni başlayan ve ilk evrelerinde olan işletmelere yatırım yaparlar.
•
Melek yatırımcılar tüm sektörlere yatırım yapabilirler (hokey sahası, kebapçı, vb.) fakat; yüksek
teknolojiye sahip firmalara ayrı bir ilgi vardır.
•
Melek yatırımcılar finansal kararlarda risk sermayedarlarına göre daha esnektir.
•
Melek yatırımcıdan sağlanan para kaldıraç etkisi gösterir (yatırım yapılan işletme diğer
finansman sağlayıcıları için çekicilik oluşturur).
Melek Yatırımcıların Dezavantajları
•
Melek yatırımcılar aynı firmayı takip eden yatırımlar yapmaktan kaçınırlar.
•
Melek yatırımcılar girişimcinin kontrol gücünden ödün vermesine sebep olabilecek söz hakkına
sahip olmak isterler
Melek Yatırımcılarla İlgili Temel Kavramlar
Meleklerle ilgili olarak kullanılan çeşitli kavramlar kısaca şu şekilde açıklanabilir:
Bakir Melek: İlk defa bir projeyi destekleyecek olan kişilerdir.
Tecrübeli Melek: Son üç yıl içinde herhangi bir melek yatırımı yapmamış olmakla beraber daha
önceden böyle bir tecrübesi olan kişilerdir.
126
www.hedefaof.com
Refah Artırıcı Melek: Tecrübeli bir iş adamı olarak daha önceden ve hâlihazırda bir takım projeleri
melek yatırımcı olarak desteklemiş ve desteklemekte olan kişidir.
Girişimci Melek: Girişimci bir kişiliğe sahip olan, maddi durumu iyi, birkaç farklı sektörde faaliyet
gösteren ve borsada yatırımcıları olan kişilerdir.
Gelir Arayan Melek: Bir miktar sermayeyi bir işe koyarak kendisine gelir ya da iş yaratmak isteyen
kişidir.
Ortak Melek: Projelere destek olmak için yatırım yapan şirket tüzel kişileridir.
İş Meleği Ağı (İMA) ya da İş Meleği Portalı: İş meleği ile girişimcileri bir araya getirmek üzere
kurulmuş organizasyonlardır. İMA’lar bu organizasyonlarda tarafsızdırlar ve birbiri ile uyuşabilecek
melek ve girişimcilerin karşılaşabileceği bir pazar yeri konumundadırlar.
Eşleşme Süreci: Girişimci ile iş meleğinin eşleştirildiği (iş yapmak üzere bir araya geldiği) aşamadır.
Anlaşma/Eşleşme: İş meleği ile girişimci arasında bir ortaklık anlaşmasına varılan aşamadır.
Yatırım Forumu: Girişimcilerin projelerini 15 – 20 dakika arası bir sürede projesi ile ilgilenen iş
meleklerine aktardığı sunum toplantılarıdır.
İş Melekleri Sendikası: Belli sayıda iş meleğinin bir araya gelmesiyle oluşturulan ve bir örgüt çatısı
altında değerlendirmelerin yapıldığı, fonların ne şekilde kullanılacağı üzerine kararların alındığı, bireysel
tecrübelerin paylaşıldığı gayrı resmi bir topluluktur.
Seri Melek: Bir yıl içerisinde ikiden fazla yatırıma katkıda bulunmuş kişidir.
Yatırım Hazırlığı: İş meleği ile girişimcinin bir araya gelerek birbirlerinin taleplerini dinlediği ve
ortaklığın temellerinin atıldığı aşamadır. Bu durumda ortaklık payları, çalışma şekli vb. pek çok konu
irdelenir.
Çıkış Yolu: İş meleklerinin yatırımda bulundukları girişimden hisselerini satarak ayrıldıkları
aşamadır. Bu durumda hisseleri girişimci başka bir işletme, üçüncü bir şahıs vb. satın alabilir. Burada
başvurulan satış yöntemi çıkış yoludur.
Risk Sermayesi (Venture Capital)
Burada terimin İngilizce karşılığındaki “venture” baht, talih, cüret ve cesaret anlamlarına gelmektedir. Bu
nedenle bir buluşun gerçekleşmesi için yatırılan paraya cesaret sermayesi (venture capital) denir. Yine
burada aynı mantıkla ilk defa uygulamaya konulacak bir teknolojiyi satın alarak pazarlayan kimseye de
cesur sermayedar (venture capitalist) denilmektedir. Venture capital kavramındaki venture kelimesi
sözlüklerde tehlikeli iş, tehlikeli girişim, macera, baht işi, cesaret işi gibi sözcüklerle de karşılığını
bulabilmektedir. 1950’li yıllarda başlayan ve bugün Microsoft’a, Yahoo’ya ve Intel’e kadar birçok dünya
devinin ortaya çıkmasına neden olan risk sermayesi 2000’li yılların başında tüm dünyada 100 milyar
Dolarlık dev bir sektör haline gelmiştir. Klasik anlamda kredi ile iş kurmanın mümkün olamadığı
durumlarda risk sermayesi devreye girmektedir. Örneğin teknoloji alanında dev buluş projelerinin
finansmanı bankalar aracılığıyla değil, risk sermayedarları aracılığıyla olmuştur.
Gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye’de bu finansman modelinin geliştirilmesini zorunlu hale getiren
sebep bankaların kredi faiz oranlarının girişimciler açısından oldukça yüksek olmasıdır. Bu yüksek
maliyetli kredileri kullanarak uzun vadeli yatırımları gerçekleştirmek çok da mümkün görünmemektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde girişimci sayısının az olması nedeniyle özel girişimlerin yatırım miktarı da
düşük seviyelerde seyretmektedir. Buna bağlı olarak da risk sermayesi finansman modelinin gelişmekte
olan ülkelerde öneminin artması çok da şaşırtıcı değildir.
Risk Sermayesi, sermaye ya da nakit sıkıntısı çeken, ancak orijinal projeleri ve büyüme potansiyeli
olan küçük ölçekli işletmelerle, yeni kurulacak olan firmalara, sabit bir faiz ödemesi gerektirmeyen ve
yeni sermayedarlar tarafından sağlanacak sermaye ile projelerini gerçekleştirme imkânı sağlayan, bir tür
finansman yöntemidir. Risk sermayesi şirketleri çeşitli şekillerde topladıkları fonları, yaptıkları inceleme
127
www.hedefaof.com
ve değerlendirme çalışması sonucunda uygun gördükleri girişimcilere ve projelere aktarırlar. Bununla
birlikte risk sermayesi şirketleri, bu girişimcilere yönetsel ve teknik destek de sağlamaktadırlar. Risk
sermayesi şirketi, girişimci şirketi faaliyete geçirdikten sonra bu şirketin menkul kıymetler borsasına kote
edilmesini ve sahip olduğu hisse senetlerinin borsa aracılığıyla satılmasını veya holdingler tarafından
satın alınmasını amaçlar.
Risk Sermayesinin Özellikleri
•
Risk sermayesi yatırımı, özellikle yeni bir teknolojik buluşu hayata geçirmek üzere kurulmuş
veya kuruluş aşamasına gelmiş işletmeler için yapılır.
•
Risk sermayesinin miktarı, sadece yatırımın parasal tutarını kapsamaz. Aynı zamanda projeye
sermaye ilave eden kişi ya da kurumun, yönetsel bilgi birikimini ve deneyimlerini de kapsar.
•
Risk sermayedarı sermaye temin ettiği işletmenin yönetim kurulunda birebir yer alabilir. Bu
şekilde yatırımcı ile işletme arasında düzenli ve sürekli bir iletişim sağlanır. Proje ile ilgili
stratejik kararlarda risk sermayedarının da söz sahibi olması aynı zamanda aktif katılımı sağlar.
•
Risk sermayedarı, bir gözlemci gibi davranarak işletme ile ilişkisini sınırlı tutup, işletmeden
düzenli raporlar alarak proje üstünde bir kontrol görevi de görebilmektedir. Yatırım tutarının
büyük miktarlara ulaşmadığı böyle durumlarda, işletmenin rahat hareket etmesi
amaçlanmaktadır.
Bir girişimci herhangi bir risk sermayesi şirketine proje sunarken aşağıdaki hususlara dikkat etmelidir:
•
Girişimciler kendi finansal ihtiyaçları kadar, risk sermayesi şirketinin de yatırım tercihlerini iyi
analiz etmelidir.
•
Girişimciler proforma (tahmini) gelir tablosu ve proforma bilanço hazırlarken şeffaf olmalı,
karmaşık finansal düzenlemelerden ve gerçekçi olmayan varsayımlardan uzak durmalıdır.
•
Girişimciler başlangıçta tek bir ürünün geliştirilmesine ve pazara sunulmasına odaklanmalıdır.
•
Girişimcilerin projesini olduğundan daha fazla başarılı göstermeye çalışması risk sermayedarları
tarafından olumsuz bir davranış olarak karşılanabilir.
•
Girişimciler projeyi, risk sermayesi şirketlerine sunmadan önce yönetim kadrosunu
belirlemelidir.
Risk sermaye şirketlerinin kullandığı finansman türleri ise aşağıdaki gibidir:
•
Düşünce aşamasındaki yatırımların finansmanı
•
Başlangıç finansmanı
•
Genişleme finansmanı
•
Köprü ya da destek finansmanı
•
Satın alınan destek finansmanı
Risk sermayesi ile finansman; mali ve ekonomik fizibilite etüdü ve bu etüde dayalı olarak bir iş planı
hazırlanması ve risk sermaye şirketine sunulması suretiyle gerçekleştirilir. Risk sermaye uzmanları iş
planını inceler, iş planı uygun görülürse proje daha da detaylandırılır. Proje uygun görülürse, bulucu ve
risk sermaye şirketi arasında kurulacak şirket için anlaşma yapılır. Birçok durumda yatırımdan sonra elde
edilen nakit akımları girişimci tarafından anlaşılmaz. Nakit akımı ve risk, yatırımının türüne göre
değişmektedir. Küçük perakende yatırımlarda nakit akımına ulaşmak birkaç ay, büyük ve teknoloji
tabanlı şirketlerde nakit akımına ulaşmak birkaç yıl alabilir. Örneğin ABD’de 172 şirket üzerinde yapılan
bir çalışma sonucuna göre yeni risk sermayesi yatırımının nakit akımlarının başlangıç sermayesine
ulaşmasının ortalama 30 ayı bulduğu görülmüştür.
Türkiye’de risk sermayesi, ilk olarak 1996 yılında Vakıfbank A. Ş. girişimi ile Vakıf Risk Sermayesi
Yatırım Ortaklığı A. Ş.’ nin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu şirket Türkiye’de gerçek anlamdaki ilk risk
sermayesi şirketidir. Şirket, yazılım, biyoteknoloji, kompozit malzeme ve makine imalat sektörlerini
yatırım için öncelikli sektörler olarak belirlemiştir. Bu şirket 2000 yılında borsaya kote olmuştur. Şirketin
ilk yatırımı, ODTÜ-KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde faaliyet göstermekte olan Tekno Plazma
128
www.hedefaof.com
A. Ş.’dir. Fiziksel buharlaşma yöntemi ile çalışan bir kaplama reaktörünü Türkiye’de ilk kez tasarlamış
ve üretmiştir. Şirketin ikinci yatırımı ise, Ege Serbest Bölgesi’nde faaliyete başlayan Nova Biyoteknoloji
A.Ş.’dir. Şirket, Hepatit A, Hepatit B, HIV gibi çeşitli hastalıklar ile, hamileliğin teşhisinde kullanılacak
olan çeşitli tanı kitlerinin, biyoteknolojik yöntemlerle üretilmesinde faaliyet göstermektedir. Şirketin
üçüncü yatırımı, bir internet servis sağlayıcısını bünyesinde barındıran Ortadoğu Yazılım Hizmetleri A.
Ş.’dir. ODTÜ yerleşkesi içinde faaliyet gösteren şirket, Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısı TRNET’i kurmuştur.
Özkaynak ile finansal destek sağlamanın avantaj ve dezavantajlarını
belirterek, bir girişimcinin hangi kaynaklardan özsermaye temin edebileceğini tartışınız.
Borç ile Sağlanan Finansal Destekler
Girişimcilerin gerek başlangıç aşamasında gerekse faaliyetleri sırasında ihtiyaç duyacağı fonları kendi
kaynakları ile karşılaması mümkün değildir. Dolayısıyla gönüllü ya da değil, girişimcilerin büyük bir
çoğunluğu iş fikirlerini hayata geçirmek için borçlanmak zorunda kalmaktadırlar. Borçlanma arttıkça da,
borçlanmaya bağlı olarak başka maliyetler de ortaya çıkmaktadır. Örneğin alınan ilave kredilerin maliyeti
bir önceki krediye göre daha yüksek olabilmektedir.
Borçlanmanın avantaj ve dezavantajları ise aşağıdaki gibidir:
Avantajlar
•
Borçlanarak finansmanda firmanın sahibi değişmez.
•
Alınan krediler için ödenecek faiz tutarı ve tarihi önceden bellidir.
•
Alınan borçlar 5-7 yıl arası gibi uzun vadede ödenebilir.
•
Borç veren kreditörler daha başka hizmette sunabilirler.
•
Vergi avantajı sağlar (ödenen faizler vergi öncesi kardan mahsup edilerek daha az vergi
ödenmesine sebep olur).
Dezavantajlar
•
Girişimci zararda etse iflasta etse borçlarını ödemek zorundadır.
•
Bankalardan kredi alabilmek için çoğu zaman teminat gerekir.
•
Alınabilecek borç miktarı, firmanın varlıklarının büyüklüğüne bağlıdır. Dolayısıyla girişimciler
ihtiyaç duydukları fonların tamamını borçlanarak temin edememe riskine sahiptir.
Banka Kredileri
Banka kredileri işletmelerin önemli finans kaynaklarındandır. Günümüzde çok farklı uygulama şekilleri
vardır. Burada dikkat edilmesi gereken husus bankaların çeşitli isimler altında aldıkları komisyonları,
kesinti yaptıkları vergiyi ya da krediyi kullandırmak için ön koşul olarak yararlanması zorunlu tutulan
bankacılık hizmetlerinin kredi maliyetlerini yükselttiği gerçeğidir.
Aşağıda herhangi bir bankadan alınabilecek kredi türleri verilmiştir:
•
Spot Krediler
•
Rotatif Krediler
•
İhracat Kredileri
•
Döviz Kredileri
•
Dövize Endeksli Krediler
•
İştira - İskonto Kredileri
129
www.hedefaof.com
•
Teminat Mektubu
•
Teknoloji Destek Kredisi
•
Makine/ Ekipman Kredisi
•
İşyeri Yenileme Kredisi
•
Sezonluk Malzeme Kredisi
Satıcı Kredileri
Genellikle firmalar mal ya da hizmet alımlarının büyük bir bölümünü satıcı firmalardan kredili olarak
yapmaktadırlar. Bu anlamda satıcı kredileri, firmanın vadeli olarak mal satın alması gibidir. Örneğin bir
lokantanın bugünden aldığı 50 çuval unun parasını uncuya 100 gün sonra ödemesi gibi. Bu durumda
lokantacı, stokların finansmanında kısa süreli satıcı kredisinden yararlanmıştır. Satıcı kredilerinin
sağlanmasındaki kolaylıklar ve formalitenin az olması bu kredilerin kullanılmasında önemli etkenlerdir.
Modern Finansman Teknikleri
Girişimciler bazı durumlarda örneğin ellerindeki alacak senetlerini tahsil etmek için ya da bir iş makinası
almak zorunda kaldıklarında modern finansman tekniklerinden yararlanabilirler.
Finansal Kiralama (Leasing)
Finansal kiralama bir yatırım malının mülkiyetinin leasing şirketine kalarak, belli bir kira karşılığında,
kullanım hakkının kiracıya verilmesi ve yapılan sözleşmede belirlenen değer üzerinden sözleşme süresi
sonunda mülkiyetin kiracıya geçmesini sağlayan bir finansman yöntemidir. Finansal kiralama, bir malın
özkaynak ya da borçlanarak alınması yerine bir leasing şirketinden satın alınıp yatırımcıya kiralanarak,
kira süresi sonunda, sembolik bir bedel karşılığı yatırımcıya satılmasını öngörmektedir. Finansal
kiralamada özkaynaklar tükenmez. Finansal kiralama ödemeleri vergi avantajı sağlar. Maliyet
bakımından ise leasing, banka kredisinden daha avantajlardır. İflas durumunda da leasinge konu olan
ekipman iflas masası dışında yer alır.
Factoring
Factoring, mal ve hizmet satışından kaynaklanan kısa vadeli ticari alacakların, faktoring şirketine
devredilerek, firmanın alacaklarını tahsil edememe riskini azaltmak için yaptığı bir işlemdir. Bu işlemde
alacaklar temlik yolu ile devredilmektedir. Factoring şirketi alacakların tahsil edilmesi riskini üslendiği
gibi firmaya çeşitli muhasebe hizmetleride sunmakla yükümlüdür.
Borç ile finansal destek sağlamanın avantaj ve dezavantajlarını
belirterek, bir girişimcinin hangi kaynaklardan borç temin edebileceğini tartışınız.
GİRİŞİMCİLERE FİNANSAL DESTEK SAĞLAYAN KURUMLAR
Girişimcilere finansal destek sağlayan kuruluşlar; Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Halkbank,
Eximbank, KOSGEB, TÜBİTAK – TEYDEP, TÜBİTAK – EUREKA, Kalkınma Ajansları, Ulusal Ajans
olmak üzere sekiz ana başlık altında toplanabilir.
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
Bakanlık tarafından girişimcilere sağlanan destekleme programının detayları aşağıda verilmiştir.
Programın Amacı ve Gerekçesi
•
Ekonomik kalkınma ve istihdam sorunlarının çözümünün temel faktörü olan girişimciliğin
desteklenmesi ve yaygınlaştırılması,
•
Başarılı ve sürdürülebilir işletmelerin kurulması,
130
www.hedefaof.com
•
Girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması,
•
İş Geliştirme Merkezlerinin kurulması ile girişimciliğin geliştirilmesi,
•
İstihdamın artırılması,
•
Yerel dinamiklere dayalı girişimciliğin desteklenmesidir.
Girişimcilik destek programı 3 alt programdan oluşur:
•
Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi
•
Yeni Girişimci Desteği
•
İş Geliştirme Merkezi (İŞGEM) Desteği
Örneğin, Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi
minimum 60 saatlik eğitim ve atölye çalışmasından
oluşan eğitim programını kapsar (girişimcilik özelliklerinin sınanması, iş fikri egzersizleri yapılması ve iş
planı hazırlanması). KOSGEB veya diğer kurum ve kuruluşlar (üniversite, İŞKUR, meslek kuruluşu,
belediye v.b.) tarafından düzenlenebilir. Eğitimler, genel ve özel hedef grupları (gençler, kadınlar,
dezavantajlı gruplar) için düzenlenir. Eğitimlere katılanlardan ücret alınmaz. Yeni Girişimci Desteğinden
ise uygulamalı girişimcilik eğitimini tamamlayarak işini kuran girişimciler ve İŞGEM girişimcileri
faydalanabilir.
Tablo 5.5: Yeni Girişimci Desteği Destek Unsurları
Destek Unsuru
Üst Limit (T)
Destek Oranı
(%) (1. ve 2 .
Bölge)
İşletme Kuruluş Desteği
Geri ödemesiz
5.000
Kuruluş Dönemi Makine,
Teçhizat ve Ofis Donanım
Desteği
Geri ödemesiz
10.000
60
İşletme Giderleri Desteği
Geri ödemesiz
12.000
Sabit Yatırım Desteği
Geri ödemeli
70.000
(Kadın veya
özürlü
girişimci: 70)
Destek Oranı
(%) (3. ve 4.
Bölge)
70
(Kadın veya
özürlü
girişimci: 80)
Kaynak: http://www.sanayi.gov.tr/Pages.aspx?pageID=569&lng=tr.
Halkbank
Halk bankası, Türkiye’de KOBİ’lerin finansman bankası olarak kurulmuştur. Banka günümüzde bu işlevi
yanında KOBİ’lerin kalkınma bankası görevini de yürütmek üzere orta ve uzun vadeli proje kredileri
vermek, KOBİ’lerin gelişmesi ve büyük sanayiye geçiş sürecinde onlara danışmanlık hizmeti yapmak
gibi bir takım fonksiyonları da üstlenmiştir. Halkbankın, işlerini büyütmek ve nakit akışlarını kontrol
altına almak isteyen girişimcilere sağladığı girişimci destek kredisinin özellikleri aşağıdaki gibidir:
•
Yeni açmış olduğu iş konusunda iş tecrübesi bulunmayan, 35 yaşını aşmamış, elinde yeni
başlamış olduğu iş konusu ile ilgili uzmanlık belgesi olmayan kişilere 5.000 ’ye kadar,
•
Yeni açmış olduğu iş kolu ile ilgili olarak en az 2 yıl iş tecrübesi bulunan, 35 yaşını aşmamış,
elinde yeni başlamış olduğu iş konusu ile ilgili uzmanlık belgesi olan kişilere 10.000 'ye kadar,
•
4 yıllık üniversite mezunu olup, elinde üniversite diploması bulunan, herhangi bir işkolunda en
az 5 yıl iş tecrübesi bulunan, 40 yaşını aşmamış, yeni kurduğu iş kolu sınırlaması olmadan
15.000 'ye kadar,
•
Yeni kurduğu iş kolu ile ilgili olarak 4 yıllık fakülte mezunu olup, üniversite diploması bulunan,
eğitimini aldığı iş konusunda en az 5 yıl tecrübesi bulunan, halen yapmakta olduğu iş ve almış
olduğu üniversite eğitimi üzerine iş kurmak isteyen, 40 yaşını aşmamış kişilere 25.000 'ye
kadar,
131
www.hedefaof.com
Ortaklık halinde toplam 25.000 'ye kadar
Halkbankasının KOBİ’lere sunduğu diğer destek paketleri ise aşağıdaki gibidir:
•
Tarım Sektörü'ne Özel
•
Esnaf'a Özel Krediler
•
KOBİ Sektörel Destek Paketleri
•
İmalat Destek Paketi
•
Teknoloji Destek Paketi
•
Turizm Destek Paketi
•
İhracat Sektörü Destek Paketi
•
Taahhüt Sektörü Destek Paketi
•
Taşımacılık Sektörüne Destek Paketi
•
Eczacı Destek Paketi
•
Girişimci Destek Paketi
•
Franchising Destek Paketi
•
Ticaret Destek Paketi
•
Hizmet Sektörü Destek Paketi
KOBİ'lerin sosyal sorumluluk uygulamalarının gelişimine destek olmak için, Halkbank ve Fransız
Kalkınma Ajansı işbirliğiyle “KOBİ Dönüşüm” sloganıyla 2008’de başlatılan Kurumsal Sosyal
Sorumluluk (KSS) projesi devam etmektedir. KSS projesinin temel amacı; KOBİ'lerin ve Halkbank
çalışanlarının çevre, iş sağlığı ve güvenliği ile enerji verimliliği konularında bilinçlendirilmelerine destek
olmak ve bu suretle sosyal kalkınmaya katkı sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, KSS projesi
kapsamında yer alan eğitim ve danışmanlık hizmetleri Halkbank adına RİSKMED ve Adelphi Consult
firmaları tarafından yürütülmektedir.
KOBİ Dönüşüm programı kapsamında bugüne kadar Bursa, Gaziantep, Çorum, İstanbul, Kocaeli,
Ankara, Kayseri, Trabzon, Eskişehir, Denizli, Diyarbakır, Konya, Malatya ve Antalya illerinde
düzenlenen konferanslara 3.800 KOBİ temsilcisi ve ilgili iştirak etmiştir. Söz konusu 14 ilde 121 adet
firmaya bir günlük ücretsiz işyeri durum tespit çalışmaları yapılmıştır. ISO 14001 veya OHSAS 18001
yönetim sertifikalarının kurulmasına yönelik olarak da 5 adet firmaya bir yıl süreli ücretsiz eğitim ve
danışmanlık hizmetleri sunulmuştur. Bugün Halkbank’tan başka birçok özel bankada KOBİ’lere özel
kredi imkânları ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Eximbank
Türk Eximbank, ihracatçıları, ihracata yönelik üretim yapan imalatçıları ve yurt dışında faaliyet gösteren
girişimcileri kısa, orta-uzun vadeli nakdi ve gayrınakdi kredi programları ile desteklemektedir. Ayrıca,
vadeli satış işlemlerini teşvik etmek ve bu yolla ihracat hacmini artırmak, yeni ve hedef pazarlara
girilmesini kolaylaştırmak amacıyla vadeli ihracat alacaklarını iskonto etmektedir. Türk Eximbank 2010
yılında 3,9 milyar ABD Doları tutarında nakdi kredi desteği ve 5 milyar ABD Doları tutarında
sigorta/garanti imkânı sağlayarak ihracata toplam 8,9 milyar ABD Doları seviyesinde bir destek vermiştir.
Böylece, Banka nakdi ve gayrinakdi destekleri ile Türkiye ihracatının % 7,8’ine finansman desteği
sağlamıştır.
•
Eximbank’ın girişimcilere sağladığı diğer krediler aşağıdaki gibidir:
•
Kısa Vadeli İhracat Kredileri
•
Sevk Öncesi Reeskont Kredisi
•
Özellikli Krediler
•
Döviz Kazandırıcı Hizmet Kap. Kredisi.
•
Dünya Bankası Kaynaklı Krediler
132
www.hedefaof.com
•
Avrupa Yatırım Bankası Kredisi
•
İhracata Dönük Üretim Finansman Kredisi.
•
Yurt Dışı Fuar Katılım Kredisi
•
Serbest Bölgeler
Kosgeb
KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı), 20 Nisan
1990 tarihinde 3624 sayılı Kanun’la kurulmuştur. KOSGEB, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın “ilgili”
kuruluşu olup, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun II/b sayılı cetvelindeki özel
bütçeli bir kamu kurumudur.
KOSGEB’in kuruluş amacı, ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında küçük ve orta
büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) payını ve etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini
yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmektir. 15.06.2010
tarih 27612 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan KOSGEB Destek Programları Yönetmeliği kapsamında
oluşturulan 6 destek programı ile KOBİ’ler ve girişimciler desteklenmektedir. Destek programları
KOSGEB İcra Komitesi tarafından onaylanmakta ve KOSGEB internet sitesinde duyurulmaktadır.
Programlar hakkındaki detay bilgiler ve başvuru evrakları da aynı internet sitesinde bulunmaktadır.
•
Kosgeb tarafından verilen destek programları aşağıdaki gibidir:
•
KOBİ Proje Destek Programı
•
Tematik Proje Destek Programı
•
İşbirliği Güçbirliği Destek Programı
•
AR-GE, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı
•
Genel Destek Programı
•
Girişimcilik Destek Programı
•
Gelişen İşletmeler Piyasası KOBİ Destek Programı
•
Kredi Faiz Desteği
Yeni Girişimci Desteği, KOSGEB veya KOSGEB ile işbirliği içinde diğer kuruluşlar tarafından
düzenlenen “Uygulamalı Girişimcilik Eğitimleri”ne katıldıktan sonra işletmelerini kuran veya
İŞGEM’lerde yer alan işletmelere verilmektedir. Başvuru tarihi itibariyle son iki yıl içinde kurulmuş
olmak şartıyla; işletme kuruluş ve danışmanlık giderleri için 5.000, kuruluş dönemi makine, teçhizat ve
ofis donanımı giderleri için 10.000, iki yıl boyunca işletme giderleri için 12.000 ve yine 2 yıl içinde
satın alınacak makine ve teçhizat için geri ödemeli olarak 70.000 tutarında Yeni Girişimci Desteği
verilmektedir .
İŞGEM’ler, girişimcilerimizin en kırılgan dönemi olan başlangıç evresinde bir çok hizmetle
girişimcilere destek olmaktadır. Dünya Bankası ve AB kaynakları ile KOSGEB tarafından kurulan 14
İŞGEM (Zonguldak, Tarsus, Karadeniz Ereğli, Eskişehir, Adana, Mersin, Van, Samsun, Elazığ, Yozgat,
Diyarbakır, Pendik, Hacıbektaş, Kütahya) faaliyetini sürdürmektedir. AB Katılım Öncesi Mali Yardım
Aracı Bölgesel Rekabet Edebilirlik Programı (IPA BROP) kapsamında Kastamonu, Malatya ve Tokat’ta
İŞGEM kurulmasına ilişkin proje devam etmektedir. KOSGEB Girişimcilik Destek Programı
kapsamındaki İŞGEM Kuruluş Desteği ile yeni kurulacak İŞGEM’lere bina tadilatı, mobilya-donanım
alımı ve İŞGEM yöneticisi personel giderleri karşılığı olarak geri ödemesiz toplam 750.000 (üst limit)
destek verilmektedir. İŞGEM işletme desteği ile personel giderleri, İŞGEM’de yer alan işletmelere
yönelik toplu eğitim/danışmanlık faaliyetleri giderleri, İŞGEM binası küçük tadilat giderleri için en fazla
36 ay boyunca geri ödemesiz toplam 100.000 (üst limit) destek verilmektedir.
İş Planı Ödülü, üniversiteler tarafından örgün eğitim içerisinde girişimcilik dersi alan öğrenciler
arasında düzenlenecek iş planı yarışmalarıdır. Yarışmalar, KOSGEB – üniversite iş birliği ile her
üniversitede yılda bir kez düzenlenebilmektedir. Yarışma sonucunda, KOSGEB ve üniversite
temsilcilerinden oluşan bir jüri tarafından belirlenen en başarılı iş planı sahibine 15.000, ikinciye
10.000, üçüncüye 5.000 (en fazla 24 ay içinde işlerini kurmuş olmaları kaydı ile) ödül verilmektedir.
133
www.hedefaof.com
Kosgeb’in Temel Politikaları
•
KOBİ’ler Türkiye’de; toplam istihdamın % 78’ini, toplam katma değerin % 55’ini, toplam
satışların % 66’sını, toplam yatırımların % 50’sini ve toplam ihracatın % 59’unu
oluşturmaktadır.
•
KOBİ’ler, ülke ekonomisine yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve ödedikleri vergiler açısından
önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu işletmeler, çalışma yöntemlerindeki esneklik sayesinde
değişen piyasa koşulları ve teknolojik gelişmelere hızla uyum sağlayabilmektedir. KOBİ'ler,
faaliyet gösterdikleri bölgelerde istihdam ve gelir artışı sağlayarak, büyük şehirlere doğru göçü
önlemekte ve bölgede, canlı yaşama ve büyüme potansiyeli yüksek olan yeni işletmelerin
doğuşuna ortam hazırlamaktadırlar. Diğer yandan, KOBİ'ler, bölgesel kalkınma süreci
içerisinde, ülkenin tüm yaratıcı girişimci potansiyelini ortaya çıkarmakta ve kalifiye eleman
yetiştirilmesinde de önemli katkılar sağlamaktadır.
•
KOSGEB, ekonomik ve sosyal kalkınmanın önemli bir unsurunu oluşturan KOBİ’lerin
desteklenmesi ve geliştirilmesinden sorumlu ulusal kuruluştur. KOSGEB’in KOBİ’lere yönelik
faaliyetleri, Hükümet Programı, Dokuzuncu Kalkınma Planı ve KOSGEB Stratejik Planı ile
belirlenen öncelikler dikkate alınarak yürütülmektedir.
•
KOSGEB’in KOBİ’lerin geliştirilmesi ve desteklenmesine ilişkin genel politikası, hem yüksek
nitelikli yeni girişimlerin kurulmasını, hem de var olan küçük işletmelerin becerilerinin ve
rekabet güçlerinin geliştirilmesini kapsamaktadır. Bu çerçevede belirlenen öncelikler;
•
Başarılı yeni girişimlerin kurulması sağlanarak ekonomik aktivitenin ülke geneline
yayılması ve istihdamın arttırılması,
•
KOBİ’lerin yönetim, pazarlama, ürün / hizmette kalite ve standardizasyon, Ar-Ge ve
inovasyon konularındaki yetkinliklerinin geliştirilmesi ve çevre, enerji mevzuatına
uyumlarının sağlanması,
•
Gelişim stratejilerini somut faaliyet adımları ve başarı ölçütleri ile projelendirebilen,
rekabet gücü yüksek ve büyüme potansiyeli olan KOBİ’lerin proje esaslı olarak
desteklenmesi,
•
KOBİ’lerin bir araya gelerek kapasite ve rekabet gücü yüksek işletmelere dönüşmesini
sağlayacak işbirliği projelerinin desteklenmesi,
•
Meslek kuruluşlarının kendi hedef kitlesinde yer alan KOBİ’lerle ilgili sorunları
sınıflandırma ve önceliklendirme konusundaki kabiliyetlerinden yararlanılarak bölge ve
sektör bazında spesifik sorunlara daha az bütçe ve insan kaynağı kullanımıyla daha somut
çözümler üretilmesinin sağlanması amacıyla meslek kuruluşları projelerinin desteklenmesi,
•
Ulusal öncelliğe sahip sektörlerin geliştirilmesi, KOBİ’lerin çevre mevzuatına uyum, enerji
verimliliği, uluslararası standartlara uyum, ileri teknolojili ürün gruplarına geçiş vb.
konulardaki faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla makro politika dokümanlarında işaret
edilen öncelikler çerçevesinde tematik proje destek programlarının uygulanması,
•
KOBİ’lerin finansmana erişimlerinin kolaylaştırılması, kredi garanti ve girişim sermayesi
sistemlerinin geliştirilmesi, KOBİ’lerin sermaye piyasalarına açılmalarının sağlanması
amacıyla ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde çalışılması ve destek programlarının
yürütülmesi,
•
İş ve yatırım ortamının KOBİ ihtiyaçlarına duyarlı hale gelmesi amacıyla ilgili kurumlar
nezdinde ve KOBİ politikalarının belirlendiği platformlarda gerekli tedbirlerin alınmasının
sağlanması,
•
KOBİ’lerin KOSGEB hizmet ve desteklerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla teşkilat
ağının yaygınlaştırılması ve internet tabanlı başvuru/bilgilendirme işlemlerinin etkinliğinin
arttırılmasıdır.
Tübitak- Teydeb
Endüstriyel araştırma ve teknoloji geliştirmeyi ve yenilikçiliği geliştirmek, özendirmek, izlemek ve
üniversite-sanayi ilişkilerini gerçekleştirmek TÜBİTAK’ın ana hedeflerindendir. Bu hedef doğrultusunda
134
www.hedefaof.com
Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB), Ülkemizde yerleşik tüm kuruluşların
araştırma ve teknoloji geliştirme faaliyetlerini destekleyerek çağımızın en önemli ekonomik gelişme
kaynağı olan teknolojinin toplumsal faydaya dönüşmesi sürecine katkıda bulunur.
Tübitak Sanayi Ar – Ge Projeleri Destekleme Programı
Sanayi Araştırma – Geliştirme Projeleri Destekleme Programı, firma düzeyinde katma değer yaratan
kuruluşların araştırma – geliştirme çalışmalarını teşvik etmek ve bu yolla Türk sanayisinin Ar – Ge
yeteneğinin yükseltilmesine katkıda bulunmak için yürütülmektedir. Bu amaç doğrultusunda; Türkiye’de
yerleşik katma değer yaratan kuruluşların Ar – Ge nitelikli proje harcamalarına % 60’a varan oranlarda
geri ödemesiz (hibe) destek sağlanmaktadır.
Tübitak Proje Pazarları Destekleme Programı
Proje Pazarları Destekleme Programı;
üniversitelerden, araştırma kurumlarından ve sanayi
kuruluşlarından temsilcilerin bir araya gelmesi ve tarafların somut proje önerilerini paylaşarak muhtemel
işbirliklerinin oluşturulduğu etkinlikleri desteklemek için oluşturulmuştur. Üniversite veya araştırma
kuruluşlarının bu amaçla düzenledikleri etkinlikler bu programca desteklenmektedir.
Tübitak KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı
KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı üniversite/kamu araştırma kurumlarındaki bilgi
birikiminin, KOBİ’lerin ihtiyaçları doğrultusunda, ürüne ya da sürece dönüştürülerek KOBİ’lere
aktarılması yoluyla ticarileştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Tübitak KOBİ Ar – Ge Başlangıç Destek Programı
KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı, KOBİ’leri Araştırma-Teknoloji Geliştirme ve yenilik odaklı
proje yapmaya teşvik etmek amacıyla yürütülmektedir. Bu kapsamda KOBİ’lerin ilk iki projesi avantajlı
şekilde desteklenmektedir.
Tübitak Uluslararası Sanayi Ar – Ge Projeleri Destekleme Programı
Uluslararası Sanayi Ar – Ge Projeleri Destekleme Programı uluslararası programlara sunulan uluslararası
ortaklı araştırma geliştirme projelerinin desteklenmesi için oluşturulmuştur. Bu program kapsamında
destek almaya hak kazanan büyük ölçekli firmaların Ar – Ge projelerinin uygun bulunan proje
harcamalarına en fazla % 60, KOBİ’lerin proje harcamalarına da % 75 oranında hibe destek sağlanması
öngörülmektedir. Programa başvuruda bulunacak projelerin destek süresinde ve proje bütçelerinde
herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır.
Tübitak-Eureka
EUREKA pazar odaklı, kısa sürede ticarileşebilecek ürün ve süreçlerin geliştirilmesine yönelik projelerin
desteklendiği uluslararası işbirliği platformudur. 1985 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 18
ülke ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla kurulan EUREKA o tarihten bu yana 4000’den fazla Ar – Ge
projesinin desteklenmesini ve 29 milyar Euro’nun üzerinde Ar – Ge hacmi yaratılmasını sağlamıştır.
EUREKA, Avrupa’nın rekabetçiliğinin arttırılması için EUREKA üye ülkelerindeki büyük sanayi
kuruluşları ve KOBİ’ler, üniversiteler ve araştırma kuruluşları arasındaki kalıcı Ar – Ge işbirliklerinin
arttırılmasını amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, EUREKA;
•
İkili ve çoklu işbirliği (standart) projeleri ile kısa zamanda ticarileşebilecek ürün, süreç ve
hizmetler geliştirilmesini,
•
Şemsiyeler (umbrellas) aracılığıyla stratejik öneme sahip teknoloji alanlarında, ülkeler arasında
yakın işbirliği sağlanmasını ve ikili ve çoklu projeler yaratılmasını,
•
Kümeler (clusters) aracılığıyla Avrupa’daki sektör liderlerinin uzun vadeli Ar – Ge işbirlikleri
oluşturmasını ve böylece rekabet öncesi araştırma ortaklıklarının kurulmasını,
•
EUROSTARS programı aracılığıyla KOBİ’lerin EUREKA programına katılımını artırmayı ve
projelerde daha etkin rol almalarını, hedeflemektedir.
135
www.hedefaof.com
Programda uluslararası işbirlikleri oluşturulurken, projeler ulusal kaynaklarla (TEYDEB-1509
Programı) desteklenmektedir. Bu kapsamda Türkiye’de EUREKA programının yürütülmesinden
TÜBİTAK sorumludur.
Desteklenen projelerin dönemsel Ar-Ge Yardımı İstek Formlarının ve projenin son döneminde Proje
Sonuç Raporunun Uygulama Esaslarının "Destek Başvuru Zamanlaması" ve "Dönemsel Destek Başvuru
Şekli" başlıklı madde hükümleri ve PRODİS üzerindeki açıklamalar dikkate alınarak firma tarafından
http://eteydeb.tubitak.gov.tr adresindeki PRODİS uygulaması ile elektronik ortamda gönderilmesi
gerekmektedir.
Ortak proje başvuruları Uygulama Esaslarına göre eş zamanlı sunulmalıdır. Bu kural gereği, proje
ortağı her bir firma AGY303 başvurusunu PRODİS üzerinden ayrı yapar. Tüm ortakların başvuruları
yapılmadıkça dönem raporu ön değerlendirmeye alınmaz.
Projenin her bir dönemi için hazırlanan ilgili dokümanlar Tübitak başkanlığına ulaştıktan sonra,
AGY303 ön değerlendirme sonrasında projenin izleyicisine gönderilmektedir. İzleyici, AGY303
raporunu proje sahibi kuruluş(ları)u yerinde ziyaret ederek inceler, projenin dönemsel gerçekleşmeleri
hakkında gerek duyduğu ilave bilgiler alır ve Dönemsel İzleme Raporu (AGY403)’nu hazırlar.
İzleyici değerlendirmesinin tamamlanmasının ardından TÜBİTAK-TEYDEB tarafından AGY303
dönem başvurusu, Dönemsel İzleme Raporu AGY403 ve Yeminli Mali Müşavirlik Proje Harcamaları
Değerlendirme ve Tasdik Raporu AGY500 incelenir ve uygun bulunan destek tutarı firmanın bildirdiği
banka hesabına aktarılır.
Destek sürecinin tüm aşamalarında kuruluş yetkilileri/proje yürütücüleri e-posta ile bilgilendirilmekte
veya kuruluşlar bu bilgileri PRODİS üzerinden alabilmektedirler.
Kalkınma Ajansları
Kalkınma Ajansı, ulusal düzeyde Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) koordinasyonunda, kendine özgü
teknik ve finansman (bütçe) mekanizmasına sahip, kâr amacı gütmeyen, çabuk karar alıp uygulayabilen,
merkezi ve yerel idarelerin dışında, kamu, özel sektör ve STK’ları bir araya getiren, tüzel kişiliği haiz,
5449 sayılı Kanunla düzenlenmemiş işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi, İstatistikî Bölge Birimleri
Sınıflandırması (düzey 2 bölgeleri) esas alınarak Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulan, teknik kapasitesi
yüksek, uygulamacı olmayan fakat destekleyici, koordinatör ve katalizör olarak faaliyet gösteren
kalkınma birimleridir.
Ajansların görev, yetki ve sorumlulukları 5449 sayılı Kanunda tanımlanmış olup, bunların genel
çerçevesi aşağıda verilmektedir :
•
Yerel yönetimlerin plânlama çalışmalarına teknik destek sağlamak,
•
Bölge plân ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olmak,
izlemek ve değerlendirmek,
•
Yerel ve kırsal kalkınmayı destekleyici kapasite geliştirme faaliyetlerinde bulunmak,
•
Kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliklerini geliştirmek ve bu
kesimlerin kalkınmayı destekleyici projelerini izlemek,
•
Kaynaklarını bölge plân ve programlarına uygun olarak kullanmak veya kullandırmak,
•
Bölgenin kalkınmasını sağlayacak imkânları tespite dönük araştırmalar yapmak,
•
Bölgenin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak,
•
Yatırımların takibini ve sonuçlandırılmasını tek elden yürütmek,
•
Küçük ve orta ölçekli işletmelerle yeni girişimcileri desteklemektir.
136
www.hedefaof.com
Tablo 5.6: Kalkınma Ajansları Destekleri
Duyurulan
Destek Miktarı
(T)
Proje
Başvuru
Sayısı
Başarılı
Bulunan Proje
Sayısı
Başarılı Bulunan
Proje Sayısı/Toplam
(%)
DOKA
400.000
50
40
80,0
DOĞAKA
740.800
115
79
68,7
KARACADAĞ
600.000
43
35
81,4
KUDAKA
170.000
21
19
90,5
MARKA
765.000
155
97
62,6
MEVKA
830.000
138
94
68,1
ZEKA
567.500
105
87
82,9
4.073.300
627
451
71,9
(2010)
Ajans
TOPLAM
Kaynak: Kalkınma Ajansları Faaliyet Raporu, 2010, sf: 34.
Ulusal Ajans
AB Eğitim ve Gençlik Programlarının ülke içinde tanıtılması, koordinasyonu, yürütülmesi ve
programlardan faydalandırılacak projelerin yurtiçinde değerlendirilmesi, seçimi AB Komisyonu
tarafından yapılacak projelerin müracaatlarının derlenmesi ve ön değerlendirmelerinin yapılması, üye
ülkeler ve AB Komisyonu ile programın gerçekleştirilmesi ve işbirliği kurulması konusundaki ilişkilerin
yürütülmesi amacıyla her ülkede uygulayıcı ve koordinatör birim olarak Ulusal Ajanslar kurulmaktadır .
Ülkemizde, Ocak 2002 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)
bünyesinde Ulusal Ajans görevini yerine getirmek üzere bir daire başkanlığı kurulmuştur (AB Eğitim ve
Gençlik Programları Dairesi-ABEGPDB). Diğer taraftan, Türkiye'nin AB programlarından
yararlanmasını sağlayacak olan ve daha önce taraflarca 26 Şubat 2002 tarihinde imzalanmış bulunan
Çerçeve Anlaşmayı onaylayan 4763 sayılı Kanun da TBMM tarafından görüşülerek uygun bulunmuş ve
28 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anlaşmanın içeriği ve
dayandığı Bakanlar Kurulu Kararı ise imzaların tamamlanmasından sonra 1 Eylül 2002 tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanmıştır. Ulusal Ajans Hayat Boyu Öğrenme, Leonarda Da Vinci ve Erasmus gibi
çeşitli programlarla girşimcilere finansal destek sağlamada AB fonlarının kullanılması hakkında eğitim
hizmeti vermektedir.
Ülkemizde girşimcilerin başvurabileceği finansal destek kuruluşları
hakkında kısaca bilgi veriniz.
137
www.hedefaof.com
Özet
Bir girişimin düşünceden eyleme geçebilmesi
için gerekli olan fonların temin edilmesi gerekir.
Genellikle bu fonlar özkaynak ya da borçlanma
yoluyla finanse edilmektedirler.
Her iki
yönteminde kendine göre avantaj ya da
dezavantajları
vardır.
Finansal
kaynaklar
özsermaye ve borçlar olmak üzere ikiye
ayrılmaktadır.
Bir projenin içinde bulunduğu aşamaya göre
çeşitli finansman şekilleri vardır. Kuruluş
aşamasındaki bir proje, kişisel birikimler,
satıcıdan vadeli mal alımı gibi kredilerle finanse
edilirken, gelişme aşamasındaki bir projeye
banka kredisi ya da halka arz ile kaynak
sağlanabilir. Olgunluk aşamasına gelen projeler
içinse varlığa dayalı borç ya da leasing
yapılabilir.
Özsermaye ile finansmanda, şirkete sermaye
ilave eden kişi aynı zamanda şirketin belli oranda
ortağı olacağı için, firmanın ortaklık yapısı
değişmektedir. Aynı zamanda söz konusu kişi
şirketin yıllık karından da “kar payı” adı altında
belli bir tutar alabilir. Özsermaye kaynakları;
kişisel ve yakın çevrenin tasarrufları, melek
yatırımcılar ve risk sermayesidir. Girişimcilerin
gerek başlangıç aşamasında gerekse faaliyetleri
sırasında ihtiyaç duyacağı fonları kendi
kaynakları ile karşılaması mümkün değildir.
Dolayısıyla gönüllü ya da değil, girişimcilerin
büyük bir çoğunluğu iş fikirlerini hayata
geçirmek
için
borçlanmak
zorunda
kalmaktadırlar.
Borçlanma
arttıkça
da,
borçlanmaya bağlı olarak başka maliyetlerde
banka
ortaya
çıkmaktadır.
Girişimciler
kredilerinden ya da satıcı kredilerinden
yararlanabildikleri gibi factoring ya da leasing
gibi modern finansman teknikleri ile de fon
bulabilirler.
Girişimciler, ellerindeki kıt kaynakları en uygun
şekilde değerlendirmek zorundadırlar. Herhangi
bir girişim faaliyetinin başarılı olabilmesi için
önce iyi bir analiz yapılmalı daha sonrada
planlama
faaliyetlerinin
gerçekleştirilmesi
sağlanmalıdır. Yeni iş fikirlerini hayata
geçirmeye çalışan girişimciler de öncelikli olarak
finansal analiz ve planlamaya gereken önemi
vermelidir. Finansal analiz: yatırım ve kredi
kullanma (finansman) ya da fiyat politikası
belirleme gibi işletmeyle ilgili kararların almak,
işletmenin hedeflerini gerçekleştirmek ve
performansını ölçmek için yapılan faaliyetlerdir.
Oran analizi, yatay analiz, dikey analiz ve trend
analizi başlıca finansal analiz teknikleridir.
Girişimcilik yeni bir iş fikri ile başlar, sonrası ise
iyi bir planlamaya bağlıdır. Dolayısıyla nitelikli
hazırlanmış bir iş planı oldukça önemlidir.
Finansal planlama, işletmelerin faaliyeti sırasında
ortaya çıkması muhtemel her türlü fon giriş ve
çıkışının önceden belirlenmesi sürecidir. Bu
süreçte proforma bilanço ve proforma gelir
tablosu hazırlanır.
Girişimciler için fon temin eden kurum ve
kuruluş sayısı yapılan proje sayısına paralel
olarak artmıştır.
Çalışma sermayesi yönetimi, firmaların en geç
bir yıl içinde nakde dönüştürebileceği dönen
varlıkların yönetimiyle ilgili olmakla beraber kısa
vadeli borçlarla dönen varlık arasındaki ilişkiyi
de kapsamaktadır. Sermaye bütçelemesi ise genel
anlamda firmaların duran varlıklarına yapılacak
yatırım kararları ile söz konusu kararlar alınırken
kullanılacak yöntemleri kapsamaktadır.
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Halkbank
ve diğer özel bankalar, Eximbank, Kosgeb,
Tübitak-Teydep, Tübitak-Eureka, Kalkınma
Ajansları ve Ulusal Ajans gibi kurum ve
kuruluşlar farklı özellikteki projelere göre hem
fon temin edilmesini sağlamakta hem de
girişimciye eğitim ve danışmanlık hizmetleri
vermektedirler.
Günümüzde piyasa değeri milyon Dolarla ifade
edilen pek çok firmanın başlangıçta küçücük
sermayeler ile kurulduğu bilinmektedir.
138
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. Aşağıdakilerden hangisi bir girişimcinin poje
başlangıç aşamasındaki fon kaynaklarından
biridir?
6. Aşağıdakilerden hangisi özkaynak ile
finansal destek sağlayan kişi ya da kurumlardan
biridir?
a. Birinci halka arz
a. Melek yatırımcı
b. Varlığa dayalı borç
b. Satıcı kredisi
c. Leasing
c. Dövize endeksli kredis
d. İkinci halka arz
d. % 5 faizli girişim kredisi
e. Kişisel tasarruflar
e. %10 faizli KOBİ kredisi
7. Aşağıdakilerden hangisi borç ile finansal
destek sağlamanın faydalarından biri değildir?
2. Firmanın, içinde bulunduğu piyasada bilinir
hale geldiği aşama aşağıdakilerden hangisidir?
a. Firmanın sahibi değişmez
a. Başlangıç aşaması
b. Teminat gerekir
b. Kuruluş aşaması
c. Ödenecek faiz tutarı ve tarihi önceden bellidir
c. Olgunluk aşaması
d. Vergi avantajı sağlar
d. Gelişme aşaması
e. 5-7 yıl arası gibi uzun vadede ödenebilir
e. Gerileme aşaması
3. Aşağıdakilerden hangisi girişimcinin finansal
analiz tekniklerinden değildir?
8. İhracatçıları ve yurt dışında faaliyet gösteren
girişimcileri kredi programları ile destekleyen
kurum aşağıdakilerden hangisidir?
a. Satışların yüzdesi analizi
a. Eximbank
b. Trend analizi
b. TARİŞ
c. Yatay analiz
c. TCMB
d. Dikey analiz
d. İMKB
e. Oran analizi
e. TUİK
a. Stok yatırımları
9. Özellikle Türkiye’de küçük ve orta boylu
işletmelere kaynak tahsis eden ve çeşitli
danışmanlık hizmeti veren kurum aşağıdakilerden
hangisidir?
b. Kısa vadeli borçlar
a. TÜBİTAK
c. Duran varlık yatırımları
b. Ulusal Ajans
d. Kısa vadeli ticari alacaklar
c. KOSGEB
e. Dönen varlıklar
d. TUSİAD
4. Aşağıdakilerden
hangisi
sermaye
bütçelemesi kararları kapsamında incelenir?
e. ATO
5. Aşağıdakilerden hangisi özsermaye ile fon
sağlamanın avantajlarından biri değildir?
10. Ülkenin, belli bir bölgesinin ekonomik
kalkınmasını
hedefleyen
aşağıdakilerden
hangisidir?
a. Teminat gerekmez
b. Düzenli nakit çıkışı gerektirmez
a. TUİK
c. Girişimcinin kişisel yükümlülüğü yoktur
b. KOSGEB
d. Ödenen kar payları vergiden düşülmez
c. Eximbank
e. Firmalar ortalama olarak daha hızlı büyürler
d. Kalkınma Ajansı
e. Ulusal Ajans
139
www.hedefaof.com
OKUMA PARÇASI
Girişimcilerin
olacak...
finansman
sorununa
çare
"FİNANSAL ARAÇLARI GELİŞTİRMEYE
YÖNELİK EYLEMLER HAZIRLANACAK"
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün,
bugün
kurulan
Girişimcilik
Konseyi'nin,
girişimcilerin finansmanını çözmek için, yerli ve
yabancı
finans
kaynaklarına
ulaşımı
kolaylaştırmaya, risk sermayesi fonları ve iş
melekleri gibi alternatif finansal araçları
geliştirmeye yönelik eylemler hazırlayacağını
bildirdi. Ergün, Türkiye Girişimcilik Konseyi'nin
kuruluş
töreninde
yaptığı
konuşmada,
Türkiye'nin, son yıllarda gerçekten çok önemli
değişimler yaşadığını, yıllardır birikmiş birçok
sorununa çözüm üretirken, geleceğin güçlü
Türkiye'sini inşa edecek adımları da atmaya
başladığını kaydetti. Geçmişte siyasi ve
ekonomik açılardan kronik sorunları bulunan
Türkiye'nin, gerek kamu, gerek özel sektör olarak
sürekli günü kurtarma hesapları ile meşgul
olduğuna işaret eden Ergün, son 9 yılda
Türkiye'de oluşan güven ve istikrar ortamının,
birçok sorunun çözümünü sağladığını anlattı.
Bakan Ergün, geçen hafta Bilim ve Teknoloji
Yüksek Kurulu'nda önemli bir karar aldıklarını
belirterek, şunları kaydetti: ''Artık üniversitelere
yönelik girişimci ve yenilikçi üniversite
endeksleri oluşturacağız ve üniversitelerimizin bu
alanlardaki performansını ölçmeye başlayacağız.
Üniversiteden kaç girişimci, kaç patent çıkmış?
Kaçı lisanslanmış? Kaçı sanayi için ticarileşmiş?
Bunlar yeni kriterler olacak. Bugün kurulan
Girişimcilik Konseyi, girişimcilerin finansmanını
çözmek için, yerli ve yabancı finans kaynaklarına
ulaşımı kolaylaştırmaya, risk sermayesi fonları ve
iş melekleri gibi alternatif finansal araçları
geliştirmeye yönelik eylemler hazırlayacaktır.
Yapacağımız
çalışmalarla,
ilköğretimden
üniversiteye kadar eğitimin her aşamasında
girişimciliğin, müfredatlarda hem teorik hem de
pratik olarak daha fazla yer almasını
sağlayacağız. Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'ndaki en
önemli kararlardan biri buydu. Milli Eğitim
Bakanlığı ve YÖK ile çalışma yaparak, bu konu,
ilk, orta ve yüksek öğretimde müfredatın
ayrılmaz parçası haline gelecektir.''
Bakan Ergün, bu güven ve istikrar ortamının en
önemli meyvelerinden birisinin de, artık bu
ülkenin ve bu ülke insanlarının orta ve uzun
vadeli planlar yaparak, bu planları hayata
geçirebilmesi olacağını söyledi. Mevcut durum
doğru analiz edilir, geleceğe ilişkin sağlıklı
projeksiyonlar oluşturabilir ve buna uygun eylem
planlarını devreye sokulabilirse, Türkiye'nin her
açıdan çok daha iyi günler yaşayacağını
vurgulayan Ergün, '' Bu nedenle, kamunun, özel
sektörün, yerel yönetimlerin, üniversitelerin,
bütün bir toplumun birlikte hareket etmesi,
sorunlara birlikte çözüm araması gerekiyor.
Girişimcilik Konseyi'nin yapısına baktığımızda,
işte böyle güçlü bir mozaik oluştuğunu
görüyoruz. Konseyin yapacağı çalışmalar ile
ortaya çıkacak olan sinerji ve enerji, ülkemizde
girişimciliğin
gelişmesine
ciddi
katkı
sağlayacaktır'' dedi.
Kaynak:
http://www.yeniasir.com.tr/Ekonomi/2012/01/04/
girisimcilerin-finansman-sorununa-care-olacak.
140
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
çıkışı gerektirmemesi, finansman ile firmaların
ortalama olarak daha hızlı büyümesi, ortakların
firmanın iflasını talep etmemesi sayılabilirken,
dezavantaj olarak; ödenen kar paylarının
vergiden indirilmemesi, girişimcinin yeni
ortaklarının olması ve genellikle borçla
finansmandan daha pahalı olması sıralanabilir.
Özsermaye ile finansman için kişisel fonlar,
aileden destekler, melek yatırımcılar ve risk
sermayesi kullanılabilir.
1. e Yanıtınız yanlış ise “Finansmanda Yaşam
Döngüsü” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
2. d Yanıtınız yanlış ise “Finansmanda Yaşam
Döngüsü” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
3. a Yanıtınız yanlış ise “Girişimciler İçin
Finansal Analiz ve Planlama” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde 3
4. c Yanıtınız yanlış ise “Sermaye Bütçelemesi”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Borç ile finansal desteğin avantajları; firmada
sahiplik oranının değişmemesi, alınan krediler
için ödenecek faiz tutarı ve tarihinin önceden
belli olması, alınan borçlar için 5-7 yıl arası gibi
uzun vadelerin tanınması,
borç veren
kreditörlerin daha başka hizmette sunabilmesi ve
vergi avantajı sağlaması sayılabilir iken
dezavantaj olarak, girişimcinin zararda etse
iflasta etse borçlarını ödemek zorunda olması,
bankalardan kredi alabilmek için çoğu zaman
teminat gerekmesi, alınabilecek borç miktarının,
firmanın varlıklarının büyüklüğüne bağlı olması
sıralanabilir. Borç ile finansmanda girişimciler
banka kredileri ve satıcı kredileri ile finansal
destek sağlayabilmektedirler
5. d Yanıtınız yanlış ise “Özkaynak ile Sağlanan
Finansal Destekler.” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
6. a Yanıtınız yanlış ise “Özkaynak ile Sağlanan
Finansal Destekler” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
7. b Yanıtınız yanlış ise “Borç ile Sağlanan
Finansal Destekler” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
8. a Yanıtınız yanlış ise “Girişimcilere Finansal
Destek Sağlayan Kurumlar” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
9. c Yanıtınız yanlış ise “Girişimcilere Finansal
Destek Sağlayan Kurumlar” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde 4
Halk bankası, Türkiye de KOBİ’lerin finansman
bankası olarak kurulmuştur. Banka günümüzde
bu işlevi yanında KOBİ’lerin kalkınma bankası
görevini de yürütmektedir. Türk Eximbank,
ihracatçıları, ihracata yönelik üretim yapan
imalatçıları ve yurt dışında faaliyet gösteren
girişimcileri kısa, orta-uzun vadeli nakdi ve
gayrınakdi
kredi
programları
ile
desteklemektedir. KOSGEB Destek Programları
Yönetmeliği kapsamında oluşturulan 6 destek
programı
ile
KOBİ’ler
ve
girişimciler
desteklenmektedir. Destek programları KOSGEB
İcra Komitesi tarafından onaylanmakta ve
KOSGEB internet sitesinde duyurulmaktadır.
Teknoloji ve Yenilik Destek Programları
Başkanlığı (TEYDEB), Ülkemizde yerleşik tüm
kuruluşların araştırma ve teknoloji geliştirme
faaliyetlerini destekleyerek çağımızın en önemli
ekonomik gelişme kaynağı olan teknolojinin
toplumsal faydaya dönüşmesi sürecine katkıda
bulunur. EUREKA, Avrupa’nın rekabetçiliğinin
arttırılması için EUREKA üye ülkelerindeki
büyük sanayi kuruluşları ve KOBİ’ler,
üniversiteler ve araştırma kuruluşları arasındaki
kalıcı Ar – Ge işbirliklerinin arttırılmasını
amaçlamaktadır.
Kalkınma
ajansları
ise
bulundukları bölgelerde çeşitli projelere mali ve
10. d Yanıtınız yanlış ise “Girişimcilere Finansal
Destek Sağlayan Kurumlar” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
Sıra Sizde 1
Girişimci
kuruluş
aşamasında;
kişisel
birikimlerden, eş ve dosttan alınan borçlardan,
kredi kartlarından, satıcıdan vadeli mal alımından
ve yerel yatırımcılardan kaynak sağlarken,
gelişme aşamasında; iç nakit akışı, banka kredisi,
özsermaye, birincil halka arz ve leasingten
kaynak sağlar. Olgunluk aşamasında ise ikincil
pay teklifi, hisse senedi satışı, banka kredisi,
değerli evrak yada leasing ile kaynak sağlar.
Sıra Sizde 2
Özkaynak ile finansmanın avantajları; Banka
kredisi alırkenki teminat gibi herhangi bir teminat
gerektirmemesi,
girişimcinin
kişisel
bir
yükümlülük altına girmemesi, düzenli bir nakit
141
www.hedefaof.com
teknik destek vermektedir. Ulusal Ajans, Hayat
Boyu Öğrenme, Leonarda Da Vinci ve Erasmus
gibi çeşitli programlarla girşimcilere finansal
destek sağlamada AB fonlarının kullanılması
hakkında eğitim hizmeti vermektedir.
Kosgeb
Faaliyet
Raporu
(2010).
http://www.kosgeb.gov.tr/Pages/UI/Baskanligimi
z.aspx?ref=23, Erişim tarihi: 13.01.2012.
Kuğu, T.D. (2004); “Finansman Yöntemi
Olarak Risk Sermayesi”, Yönetim ve Ekonomi,
Cilt: 11 Sayı: 2, s: 141–153.
Luecke, R. (2010). Girişimcinin El Kitabı
İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Ümit
Şensoy.
Yararlanılan Kaynaklar
Akdemir, A. (1999). İşletme Bilimine Giriş.
Eskişehir, Birlik Ofset
Okka, O. (2009). Finansal Yönetim Teori ve
Çözümlü Problemler, 3. Baskı, Ankara: Nobel
Yayın Dağıtım.
Akkaya, Cenk ve İçerli, M. Yılmaz (2001).
“Kobi’lerin
Finansal
Problemlerinin
Çözümünde Risk Sermayesi Finansman
Modeli”, Dokuz Eylül Üniversitesi SBE Dergisi,
Cilt: 3 Sayı: 3.
Preston. S .L. (2007). Angel Financing For
Entrepreneurs: Early Stage Funding For
Long-Term Success, John Wiley & Sons.
Akgüç, Ö. (1998). Finansal Yönetim, 7. Baskı,
İstanbul: İ.Ü. İşletme Fakültesi Muhasebe
Enstitüsü.
Sayılgan, G. (2006). İşletme Finansmanı, 2.
Baskı, Ankara: Turhan Kitabevi.
Steven, R. (2009). Entrepreneurial Finance,
McGraw-Hill 2nd Edition.
Ay, Sema (2008). Risk Sermayesi ve Kobi’lerin
Finansmaninda Risk Sermayesini Önemi
PARADOKS, Ekonomi, Sosyoloji ve Politika
Dergisi, (e-dergi), http://www.paradoks.org,
ISSN 1305-7979, Yıl: 4 Sayı: 2.
Uçkun, N. (2009). “KOBİ’lerin Finansal
Sorunlarına Melek Sermaye Çare Olabilir
mi?”, Muhasebe ve Finansman Dergisi
(MUFAD), sayı: 41, Ocak 2009, s. 121–131.
Aydın, N., Başar, M., Coşkun, M. (2009).
Finansal Yönetim, Ankara: Detay Yayıncılık.
Uluyol,
Osman
(2008).
"Girişimcilikte
Alternatif Bir Finansman Modeli Olarak
Melek Finansman Yöntemi", Girişimcilik Ve
Kalkınma Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, Ss. 43-68.
Ç.O.M.Ü., Biga İ.İ.B.F.
CEYLAN A. (2002). Finansal Teknikler, Bursa:
Ekin Kitabevi.
Ceylan, A. ve Korkmaz, T. (2008). İşletmelerde
Finansal Yönetim, 10.Baskı, Bursa: Ekin Yayın
Dağıtım.
Üner, M. (2008). Genel İşletmecilik, Ankara,
Detay Yayıncılık.
Damodaran, A. (2001). Corporate Finance (2nd
Edition), John Wiley& Son Inc.
Tekin, M. (2004). Girişimcilik ve Küçük
İşletme Yöneticiliği, Ankara 4. Baskı.
Ercan, M. K. ve Ban, Ü. (2008). Finansal
Yönetim, Ankara: Gazi Kitabevi.
Tutar, H. ve Küçük, O. (2003). Girişimcilik ve
Küçük İşletme Yönetimi. Ankara: Seçkin
Yayıncılık.
Erdoğan, B. Zafer, Develioğlu, K. ve Büyük, K.
(2006), Kobiler: İşleyiş, Sorunlar ve Çözüm
Önerileri (Çinicilik Sektöründe Bir Uygulama),
Ekin Yayınevi, Bursa.
Yiğit, M. ve Ü. Güner (2008). "Türkiye' de Dış
Ticaret ve Girişimcilik Perspektifinde Risk
Sermayesi" Dumlupınar Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.19.
İpekten, O. Berna (2006). “Risk Sermayesi
Finansman Modeli”, Atatürk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 1,
ss: 385-408.
http://www.eximbank.gov.tr
http://www.sanayi.gov.tr
http://www.halkbank.com.tr
İSO (2010). Ekonomik Durum TespitAnketi
Sonuçları 2011-1. www.iso.org.tr Erişim:
12.01.2012.
www.kobifinans.com.tr
www.abigem.org.tr
Kalkınma Ajansları Faaliyet Raporu (2010). T.C
Kalkinma Bakanliği Bölgesel Gelişme ve
Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü.
http://www.ua.gov.tr
Karapınar, A. ve Zaif, F (2009). Finansal Analiz,
Ankara: Gazi Kitapevi.
http://www.eureka.org.tr
http://www.tubitak.gov.tr
http://www.fka.org.tr
142
www.hedefaof.com
www.hedefaof.com
6
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Finansal yapı ve sermaye yapısı kavramlarını ifade edebilecek,
Yabancı kaynak ve öz kaynak finansman kaynaklarının temel özelliklerini açıklayabilecek,
Halka açılmanın nedenlerini, işletmelere faydalarını ve getirdiği yükümlülükleri tartışabilecek,
Halka arz sürecinin aşamalarını açıklayabilecek,
bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz.
Anahtar Kavramlar
Yabancı kaynak
Kaldıraç
Özkaynak
Halka açılma
Finansal yapı
Halka arz
Sermaye maliyeti
Kotasyon
Finansal risk
İçindekiler
Giriş
Finansal Yapı
Yabancı Kaynak Finansmanı
Özkaynak Finansmanı
Halka Açılma
Halka Arz Süreci
144
www.hedefaof.com
Alternatif Finansal
Kaynaklar ve Halka Açılma
GİRİŞ
İşletmeler faaliyetlerini sürdürebilmek için nakit, stoklar, binalar ve makinalar gibi çeşitli varlıklara sahip
olmak zorundadır. İşletmeler varlıklarını kısa vadeli yabancı kaynaklar, orta veya uzun vadeli yabancı
kaynaklarla veya özkaynaklarla finanse etmektedir. İşletmelerin finansman alternatifleri işletmeler için
farklı düzeyde risk ve maliyete sahiptir.
Halka açılma yoluyla işletmeler özkaynak finansmanı sağlamakta, büyümek ve karlı yatırımlarını
gerçekleştirmek amacıyla ihtiyaç duydukları fonları sermaye piyasasından temin etmektedir. Halka arz
işletmeler için çeşitli faydalar ve yükümlülükler sunan bir finansman yöntemidir.
FİNANSAL YAPI
İşletmenin finansal yapısı, işletmenin bilançosunun sağ tarafında yer alan kalemlerin karması olarak
tanımlanabilir. İşletmenin finansal yapısı, temelde, işletmenin varlıklarını ne ölçüde yabancı kaynaklarla,
ne ölçüde öz kaynaklarla finanse ettiğine bağlı olarak şekillenmektedir. İşletmenin sermaye yapısı ise,
işletmenin kullandığı uzun vadeli fonları ifade etmektedir.
Finansal Yapı-Kısa Vadeli Borçlar = Sermaye Yapısı
Finansal yapı tasarlanırken şu soruların yanıtlanması gerekmektedir:
•
İşletmenin finansal kaynaklarının vade bileşimi nasıl olmalıdır? Diğer bir deyişle toplam
finansman kaynaklarının ne kadarı kısa vadeli ne kadarı uzun vadeli olmalıdır?
•
İşletmenin finansman kaynaklarının ne kadarı yabancı kaynaklardan, ne kadarı öz kaynaklardan
oluşmalıdır?
İşletmenin finansal kaynaklarının vade yapısı, büyük ölçüde sahip olduğu varlıklardan
etkilenmektedir. Prensip olarak varlıkların ve finansal kaynakların vadelerinin uyumuna dikkat
edilmelidir.
•
Bilançoda duran varlıklar kalemi ile gösterilen sermaye yatırımları, uzun vadeli, yani kalıcı
finansal kaynaklarla finanse edilmelidir.
•
Dönen varlıkların kalıcı kısmı da kalıcı finansal kaynaklarla fonlanmalıdır.
•
Dönen varlıkların geçici bölümü geçici kaynaklarla, yani kısa vadeli boçlarla finanse edilmelidir.
İşletmenin finansal yapısı, işletmenin hisse senedi fiyatını maksimize
edecek şekilde, diğer bir deyişle, işletmenin sermaye maliyetini minimize edecek şekilde
oluşturulmalıdır.
145
www.hedefaof.com
Finansal Kaldıraç
İşletmenin aşırı borçlanması iflas riskinin artmasına neden olabilir. İşletmenin gereğinden az borçlanması
ise, borcun kaldıraç etkisinden faydalanma fırsatının kaçırılmasına neden olabilir. Bu durumda da,
işletmenin hisse senedi, olması gereken fiyatın altında kalabilir.
Finansal kaldıraç, işletmenin varlıklarının bir kısmının hissedarların getirilerinin arttırılması amacıyla
sabit maliyetli finansal kaynaklarla finanse edilmesidir. Borç veya imtiyazlı hisse senedi ile finansman,
sabit maliyete sahiptir. Tahvil ve benzeri finansal araçlarla borçlanma durumunda sabit faiz ödemesi,
imtiyazlı hisse senetlerinde ise sabit kar payı ödemesi söz konusudur.
Kaldıraç etkisi ile, işletmenin faaliyet karındaki değişimler, işletmenin
hisse senedi başına düşen karına etkisi büyüyerek yansımaktadır.
Kaldıraç etkisi, borcun vergi avantajından kaynaklanmaktadır. İşletme, faaliyet karından öncelikle faiz
ödemelerini yapmakta, daha sonra kalan tutar üzerinden vergi ödemektedir. Ancak, finansal kaldıraç
finansal riski beraberinde getirmektedir. Nitekim, faaliyet karındaki düşüşler, hisse senedi başına düşen
karda daha büyük bir düşüşe yol açacaktır.
YABANCI KAYNAK FİNANSMANI
Yabancı kaynak finansmanı, vadelerinde geri ödenmek üzere ödünç alınan fonlardan oluşmaktadır.
Yabancı kaynak finansmanı genellikle aşağıdaki unsurları içermektedir:
•
Vade
•
Ana para geri ödemesi
•
Faiz ödemeleri
•
Kaldıraç etkisi
•
Vergi avantajı
•
İşletmenin karından ve iflas durumunda işletmenin varlıklarından öncelikli hak talebi
Gerek banka kredilerinin, gerek tahvil ve benzeri borçlanmaya dayalı menkul kıymetlerin maliyetleri
ve avantajları halka açılma olasılığını etkilemektedir. Yabancı kaynak kullanımının görece dezavantajları
işletmenin koşullarına bağlıdır.
Başlangıç aşamasındaki işletmeler ilk yıllarda nakit yaratamazlarsa faiz ödemelerinde zorlanabilirler.
Öte yandan, karları istikrara kavuşmuş olgun işletmeler kaldıraç etkisinden faydalanabilirler. Yabancı
kaynak veya öz kaynak kararı, finansal piyasaların türüne ve gelişmişlik düzeyine de bağlıdır. Bankacılık
sisteminin baskın olduğu ekonomilerde işletmeler halka açılmak yerine banka kredisi kullanmaya daha
yatkındır.
İşletmenin iflas etmesi durumunda,
öncelikle işletmeye borç
verenler haklarını alır. Daha sonra imtiyazlı hisse senedi sahipleri, en son da adi hisse
senedine sahip olanlar haklarını alır.
Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
Kısa vadeli yabancı kaynaklar, vadesi 1 yıl veya 1 yıldan daha kısa olan fonları kapsamaktadır. Başlıca
kısa vadeli finansal kaynaklar şunlardır:
•
Ticari krediler
•
Kısa vadeli banka kredileri
•
Finansman bonosu
•
Faktoring
146
www.hedefaof.com
Ticari Krediler
İşletmenin ma ve hizmet satın aldığı tedarikçileri, işletmeye, ilgili ödemelerinde vade tanıyabilmektedir.
Dolayısıyla, ticari krediler, işletmenin faaliyetleri esnasında kendiliğinden ortaya çıktmaktadır. İşletmenin
mal ve hizmet alımlarından kaynaklanan yükümlülükleri bilançoda satıcılar hesabında izlenmektedir.
İşletmelerin ticari kredilerinin hacmi satıcıları ile olan ticari ilişkilerine, satıcıların uyguladığı satış
koşullarına, işletmenin kredibilitesine ve ticari kredinin görece maliyetine göre değişmektedir. Peşin satın
almalarda uygulanan iskontoların daha avantajlı olduğu durumlarda, ticari krediler yerine peşin alımlar
tercih edilebilir.
Ticari kredi hacminin ve maliyetinin dikkatli bir şekilde yönetilmesi
gerekir. Aksi takdirde ne gibi sonuçlarla karşılaşılabilir?
Kısa Vadeli Banka Kredileri
Kısa vadeli banka kredileri, ticari kredilerle birlikte en sık kullanılan kısa vadeli finansman
kaynaklarından biridir. Zira, finansman bonosu ve tahvil gibi boçlanmaya dayalı menkul kıymet ihraç
etmek, özellikle küçük işletmeler için maliyetli bir yöntemdir. Ayrıca, bankacılık sistemine dayanan
ekonomilerde borçlanmaya dayalı menkul kıymetlerin işlem gördüğü piyasalar yeterince gelişmemiştir.
Daha da önemlisi, üç temel nedenden ötürü, banka kredileri küçük ve riskli işletmeler için daha cazip
sözleşme şartları sunabilmektedir:
•
Bankaların tarama ve izleme işlevi
Bankalar, tahvil yatırımcılarına göre bilgi üretiminde ölçek ekonomilerinden faydalanma fırsatına
sahip olduğundan, işletme seçiminde yanlış seçim yapma riski bankalar için daha düşüktür. Bu nedenle ve
bankaların kredileri izleme işlevi sayesinde bankalar işletmelere daha uygun maliyetlerde fon
sağlayabilmektedir.
•
Tasfiye kolaylığı
İşletmelerin sıkıntıya düşmesi durumunda işletmenin tasfiyesi, çok sayıda tahvil yatırımcısının olduğu
duruma göre daha kolay olduğundan riskli işletmelerin finansmanı kolaylaşmaktadır.
•
İşletmenin itibarının onaylanması
Banka kredilerinin tahsisi, işletmenin itibarının onaylanması anlamına gelmektedir. İşletmeler, daha
sonra alternatif finansman yöntemlerine daha rahat ulaşabilmektedir. Bu durum, işletmenin halka açılması
durumunda hisse senedi fiyatına da olumlu yansımakta ve özsermaye maliyeti de düşmektedir.
İşletmeler bankalardan kredi kullanmak için kredi talebinde bulunduklarında, bankalar tarafından
kredibiliteleri değerlendirilmekte ve işletmelere, ihtiyaçlarına uygun vadelerde ve kredibilite düzeylerine
göre belirlenen koşullarda kredi tahsis edilebilmektedir.
İşletmelerin kredibilitesi, ortakların güvenirliğine, yönetimin kalitesine, işletmenin finansal yapısına,
işletmenin nakit yaratma potansiyeline, yatırımlarının karlılık potansiyeline, işletmenin faaliyet gösterdiği
sektörün durumuna ve ekonomik koşullara göre değerlendirilmektedir.
İşletmelerin
kredibilitesi
banka
kredilerinin
maliyetini
nasıl
etkileyebilir?
Finansman Bonosu
İşletmelerin kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çıkarılan borç senetleri olan
finansman bonolarının vadeleri genellikle 3 ay ila 1 yıl arasındadır.
147
www.hedefaof.com
Factoring
İşletmelerin kredili satışlarından doğan veya doğacak alacaklarının bir aracı kuruma (faktoring şirketi)
devredilmesi ve bunun karşılığında alacakların vadesinden önce finansman sağlanması ve tahsilat
hizmetlerinin alınmasıdır.
Orta ve Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar
Vadeleri 1 ila 10 yıl olan yabancı kaynaklar, orta ve uzun vadeli olarak tanımlanabilir. Orta ve vadeli fon
kaynakları genellikle belli bir plana göre taksitler halinde ödenmektedir. Başlıca orta ve uzun vadeli
finansal kaynaklar şunlardır:
•
Orta ve Uzun Vadeli Banka Kredileri
•
Yatırım Malları Kredileri
•
Leasing
•
Tahvil
Orta ve Uzun Vadeli Banka Kredileri
Bankaların fon kaynakları yeterli seviyelerde değilse, bankalar daha çok kısa vadeli kredilere
yönelmektedir.
Yatırım Malları Kredileri
Bina, makina ve arsa gibi sabit varlık yatırımlarının satın alınmasında satıcılar tarafından işletmelere
tanınan vadeli ödeme olanakları yatırım malları kredileri kapsamındadır.
Leasing
Leasing (finansal kiralama), bir yatırım malının mülkiyeti finansman sağlayacak leasing şirketinde
kalacak şekilde, belirlenen kiralar karşılığında kullanım hakkının kiracıya verilmesini ve sözleşmede
belirtilen sözleşme süresi sonunda mülkiyetinin kiracıya sembolik bir değer karşılığında geçmesini
sağlayan bir finansman yöntemidir.
Tahvil
Özel sektörde faaliyet gösteren anonim şirketler tarafından ihraç edilen borçlanma senetleri olan
tahvillerin vadeleri en az iki yıldır. Sabit veya değişken faizli olarak ihraç edilebilen tahvillerin kupon
(faiz) ödemeleri yılda 1,2 ya da 4 defa olabilmektedir. Tahviller, elinde bulunduran için alacaklılık hakkı
doğuran ve düzenli aralıklarla faiz geliri getiren menkul kıymetlerdir.
ÖZ KAYNAK FİNANSMANI
İşletmeler hisse senedi ihraç ederek sermaye sağlamaktadır. Hisse senedini satın alan yatırımcılar
işletmenin ortağı olmakta ve kardan pay almaktadır. İşletmeler, net karlarından yatırımcılara kar payı
(temettü) ödemesi yapabilmektedir.
Hiçbir taahhütname imzalamadan yalnızca portföy yatırımı yapan bir yatırımcının satın aldığı ve
bedelini ödediği hisse senetlerinden dolayı mali sorumluluğu sınırlıdır. Yatırımcının yüklendiği risk,
işletmenin iflası halinde hisse senetlerine yatırdığı fonların, öncelikle işletmeye borç finansmanı sağlayan
kreditörlerin haklarının ödenmesinde kullanılmasıdır.
Özellikle büyümek ve yeni projelerini finanse etmek işletmeler için pozitif nakit akışları can damarı
gibidir. İşletmeler, içsel olarak faaliyetlerinden nakit yaratabilecekleri gibi dışsal kaynaklardan da nakit
yaratabilirler.
148
www.hedefaof.com
İşletme faaliyetlerinden elde edilen karların dağıtılmayıp işletmede
bırkılması ve özkaynaklara eklenmesi yoluyla elde edilen finansmana otofinansman adı
verilmektedir. Otofinansman fonları nakit veya nakit olmayan fonlardan oluşabilir.
Yeni kurulan işletme ve girişimlerin çoğu, sermaye ihtiyaçlarının tamamını karşılayabilecek kadar
gelir elde edemediklerinden dışsal kaynaklara başvurmaktadır. Sermaye sağlanabilecek dışsal kaynaklar
şunlardır:
•
Risk sermayesi şirketleri
•
Melek Yatırımcılar
•
Halka açılma ve sermaye piyasalarında hisse senedi ihracı (halka arz)
Sermaye piyasalarından halka arz yoluyla görece ucuz ve geniş bir sermaye havuzuna erişmek bu tür
işletmeler için cazip bir seçenek olabilir.
HALKA AÇILMA
Halka açılan işletmeler borsaya kote olmakta ve halka açık borsa şirketi haline gelmektedir.
Kotasyon, menkul kıymet borsalarında sürekli işlem görmesi talep
edilen sermaye piyasası araçlarının ilgili şartları (kotasyon kriterleri) taşımaları
durumunda ilgili pazar listesine kayıt edilmesi ve işlem görmesinin kabul edilmesidir..
Halka Açılmanın Nedenleri
İşletmeler çeşitli nedenlerle halka açılarak özkaynak finansmanı temin etmeye karar vermektedir:
Finansman
Özellikle kredi krizlerinin yaşandığı dönemlerde küçük ve riskli işletmeler sermaye kıtlığından
etkilenmektedir. Genellikle gelişmiş ülkelerde teknolojiye dayalı faaliyet gösteren yeni şirketler
finansman kısıtlarından kurtulmak amacıyla halka açılmayı tercih edebilmektedir.
149
www.hedefaof.com
Yüksek borçluluğa sahip işletmeler de banka kredilerini genişletemediklerinde halka açılma yoluna
gidebilmektedir. Yine, finansman kısıtları bağlamında, halka arzla büyük miktarda sermaye elde eden
işletmelerin daha az sermaye elde edenlere göre satışlarını, varlıklarını ve işgücünü arttırdıkları
gözlenmektedir.
Halka arzla beraber likit hale gelen hisse senetleri, yabancı kaynak kullanımlarında teminat olarak
gösterilebilir ve daha uygun şartlarda borçlanabilir. İşletmeler, mevcut ortaklarının rüçhan haklarını
kısmen veya tamamen kısıtlamak suretiyle gerçekleştirebilecekleri ikincil halka arzlar ile yeni finansman
imkânı bulabilir.
Hisse senedinin fiyatı işletmenin değeri hakkında bilgi sağladığı için ilave finansman olanaklarına
erişimi kolaylaştırmaktadır, zira hisse senedi fiyatı, çeşitli kaynaklardan bilgi toplamanın uygun maliyetli
bir yoludur.
Halka arzla beraber güçlenen özkaynak yapısı, şirketlerin daha düşük maliyetlerle borçlanmasına
olanak sağlamaktadır. İşletmenin finansal kurumlarla pazarlık gücü artmakta ve alternatif finansal
kaynaklarla birlikte sermaye maliyeti düşebilmektedir.
Rekabet Ortamı
Halka açılma kararının stratejik yönü bir kaç faktöre bağlıdır:
•
İşletmenin ve rakiplerinin rekabetteki konumu
•
İşletmenin finansal durumu
•
İşletmenin faaliyet gösterdiği sektörün durumu
Rekabet ortamının özelliklerinin ortaya konması, halka açılma kararının analizinde önemli bir
adımdır. Rekabet, sektörün ne derece yeni olduğuna, büyüme hızına, istikrar ve olgunluğuna
bağlıdır.Sektörün yaşam döngüsü, konsantrasyonu ve ürün çeşitlendirme derecesi rekabetin doğasını
belirlemektedir.
Sektörün Yaşam Döngüsü
Sektörün yaşam döngüsü genellikle 4 aşamada incelenmektedir:
•
Doğuş (kuruluş)
•
Büyüme
•
Olgunlaşma
•
Gerileme
Konsantrasyon
Yüksek konsantrasyona sahip sektörlerde az sayıda büyük işletmeden oluşmaktadır. Tam rekabet
piyasasında ise çok sayıda küçük işletme yer almaktadır. Bu iki ucun oratsında yer alan seviyede ise
büyük ve küçük işletmeler rekabet etmekte ve pazarda baskın bir lider bulunmamaktadır.
Ürün Çeşitlendirme
Ürünlerin eşdeğer olmaması ve çeşitlendirilmesi işletmelere Pazar gücü sağlamaktadır. Homojen
ürünlerin satıldığı pazarlarda ise fiyat rekabeti nedeniyle karlılıklar düşmektedir.
Pazarlama
Halka açılma kararı pazarlama stratejisinin bir parçası olabilir. Halka arzın pazarlama açısından hedefleri
şunlar olabilir:
150
www.hedefaof.com
•
Yeni pazarlara girmek
Farklı ülkelerde kote olmanın nedeni global pazarlama ve üretim faaliyetlerini kolaylaştırmak
olabilir.
•
Markalaşmak
Halka arz medyanın ilgisini çektiğinden halka arzın kendisi bir pazarlama aracına
dönüşmektedir.
•
İşgücü piyasaları
Halka arzla artan kurumsal itibar sayesinde
çekilmesi mümkün olabilir.
başarılı çalışanların ve yöneticilerin işletmeye
Halka Açılmanın İşletmelere Faydaları
Halka açılan işletmeler başta büyümek ve yatırımlarını finanse edebilecek fonları temin etmek olmak
üzere halka arzla beraber çeşitli faydalara erişebilmektedir.
Finansman Temini
İşletmeler hisse senetlerini halka arz ederek diğer finansman alternatiflerine göre daha uzun vadeli ve
görece daha ucuz kaynaklara erişebilmektedir.
Likidite
Piyasadaki arz ve talep doğrultusunda şirketin hisselerinin borsada satılabilmesi, hissedarlara önemli bir
likidite imkanı sunmaktadır. İMKB (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) her iş günü açık olduğundan
şirketin hisse senetlerinin her zaman bir likiditesi bulunur.
Kredibilite, İtibar ve Tanıtım
•
Hisse senetlerinin organize bir Pazar olan borsada işlem görmesi, şirketlerin tedarikçileri ve
finansal kurumlar gibi kreditörleri nezdindeki kredibilitesini arttırmaktadır..
•
Halka açılma, şirketin tedarikçileri, müşterileri, çalışanları ve diğer paydaşları ile ilişkilerindeki
şeffaflığı ve karşılıklı güveni pekiştirerek kurumsal itibarını güçlendirmektedir.
•
Belirli aralıklarla Kamuyu Aydınlatma Platformu, borsa ve yatırım-araştırma şirketlerince
yayınlanan şirket bilgi ve verileri, şirketlerin ulusal ve uluslararası çapta tanınırlığını
artırmaktadır.
•
İMKB’de işlem gören şirketlerin daha sık medyada alması, halka açık işletmelere maliyetsiz
olarak tanıtım imkânı sağlamaktadır.
•
Hisse senetlerinin işlem görmeye başlaması ile birlikte, şirketler yabancı ülkelerde de kolayca
menkul kıymet ihraç edebilir veya yabancı işletmelerle stratejik ortaklıklar kurabilirler.
Kurumsallaşma
•
Halka açılan işletmeler borsaya kote olmakla, Sermaye Piyasası Kurulu ve İstanbul Menkul
Kıymetler Borsası tarafından incelemeye tabi olmaktadır.
•
Hisse senetlerinin işlem görmeye başlaması ile beraber işletmelerin finansal tabloları düzenli
olarak bağımsız denetim kuruluşlarınca denetlenmektedir.
•
Halka açılan şirketler, kamunun aydınlatılması ilkesi çerçevesinde, yatırımcılarını ve diğer
paydaşlarını ve kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüklerini üstlenmektedir.
•
Halka açılma sayesinde halka açık şirketlerde kurumsallaşma süreçleri hızlanmakta ve yaşam
süreleri uzamaktadır. Özellikle, ömürleri sınırlı olan aile şirketlerinin sürdürülebilirlik riski
azalmaktadır.
151
www.hedefaof.com
Aile şirketlerinin halka açılmaları durumunda, kurumsallaşmaları
meler daha hızlı gerçekleştirilebilecek ve şirketlerin varlığı korunarak sonraki nesillere
geçmeleri sağlanabilecektir.
Halka Açılmanın İşletmelere Getirdiği Yükümlülükler
Halka açılan işletmeler çeşitli faydalara erişmekle beraber, çeşitli yükümlülükleri de üstlenmek zorunda
kalmaktadır.
Kamunun Aydınlatılması ve Şeffaflık
Halka arz süreci sonrasında şirketler yapmak zorunda oldukları raporlamalar ile daha önce kamuoyunda
açıklamadıkları bazı operasyonel ve finansal bilgileri de kamuoyu ile paylaşmak durumunda olacaktır.
Şirketlerin şeffaflık gereği hissedarları ve kamuoyu ile paylaşacakları bilgileri değerlendirirken aynı
zamanda ticari bir sır olarak nitelenebilecek bilgileri de değerlendirmeleri gereklidir.
Bazı bilgilerin kamuya açıklanması işletmenin rekabet gücünü ve rekabetteki konumunu etkileyebilir.
3 tür bilgi halka açılma kararını etkileyebilir:
•
Ürün teknolojisi
İşletmeler, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin sonuçlarını ve yeni ürün tasarımına ilişkin
bilgileri gizli tutmaya çalışır. Rakiplerin üretim teknolojisini veya süreçlerini taklit etmesinin
engellenmesi durumunda etkin ürün çeşitlendirmesi ve düşük üretim maliyetleri sayesinde
rekabet üstünlüğü elde edilebilir.
•
Piyasa koşulları
Yeni pazarlara girişin cazibesi kar fırsatlarına bağlıdır. Halka açık olmayan bir işletme piyasanın
potansiyel büyüklüğü ve müşteri talebine ilişkin bilgileri açıklamak zorunda olmadığından,
geçici bir avantaj elde etmektedir. Özellikle, yeni sektörlerde rakiplerin pazara girişini önlemek
isteyen işletmelerin halka açılması gecikebilmektedir.
•
İşletme içi faaliyetler
Halka açık olmayan işletmelerde işletmenin finansal durumu, faaliyetlerinin etkinliği, müşterileri
ve stratejik ortakları ile ilgili bilgiler gizli kalmaktadır. Böylece rakiplerin işletmenin güçlü ve
zayıf yönlerini öğrenmesinin önüne geçilmektedir.
152
www.hedefaof.com
Yatırımcı İlişkileri
Finansal raporlama ve yatırımcı ilişkileri sunumları şirket yöneticilerinin aktif katılımını gerektiren
faaliyetlerdir. Bu raporların hazırlanması ve kamuoyu ile paylaşılması zaman isteyen ve maliyet içeren
unsurlardır.
Halka Arzların Ekonomiye Faydaları
İhraççı işletmelere sağladığı faydaların yanısıra halka arzlar ülke ekonomisi için de aşağıdakiler gibi
çeşitli faydalar yaratmaktadır:
•
Sermaye piyasalarının gelişmesi
•
Yeni kurulan işletmelere sermaye aktarımı sayesinde yeni teknoloji kullanımının teşvik edilmesi
•
Tasarrufların sermaye piyasalarına kanalize edilmesi sayesinde ekonomik büyümenin hızlanması
Halka açılan şirketlerin hisselerini satın alan yatırımcıların ne gibi
talepleri olabilir? İşletme yönetimi bu talepleri nasıl karşılayabilir?
HALKA ARZ SÜRECİ
Halka arz, hisse senetlerinin çok sayıda ve önceden bilinmeyen yatırımcılara çağrı ve ilan yoluyla satışı
olarak tanımlanabilir. Halka arz, yatırımcıların bir anonim ortaklığa katılmaya veya kurucu ortak olmaya
davet edilmesini ve hisse senetlerinin borsalarda devamlı işlem görmeye başlamasını veya sermaye
artırımı kapsamında hisse senetlerinin satışını kapsamaktadır.
Tipik bir halka arz sürecinde ve sonrasında işletmeler aşağıdaki evrelerden geçmektedir:
Değerlendirme ve Halka Arz Kararı
Şirket yönetiminin piyasa koşullarını, şirketin durumunu, finansman ihtiyacını, alternatif finansman
kaynaklarının avantaj ve deazavantajlarının ve halka arzın maliyetlerini değerlendirdiği evredir.
Halka arzın şirketlere getirdiği avantajlarla birlikte katlanılması gereken bazı maliyetler
bulunulmaktadır:
•
Aracı kuruluşlara ödenen ücretler
•
SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) ve İMKB (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) gibi finansal
kuruluşlara ödenen çeşitli ücretler
•
Halka arz öncesinde ve sonrasında ödenen sürekli bağımsız denetim, tanıtım ve diğer
danışmanlık giderleri
Halka Arza Hazırlık
Borsa ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun kote olma ile ilgili şart koştuğu aracı kurumun ve bağımsız
denetim şirketinin seçimi ile zaman çizelgesinin hazırlanması gibi ön hazırlıkların yapıldığı evredir.
•
Şirket içi çalışma grubunun oluşturulması
•
Aracı kurumun ve danışmanların seçimi
•
Finansal tabloların hazırlanması ve bağımsız denetim şirketinin seçimi
153
www.hedefaof.com
•
Genel Kurul kararı ve esas sözleşme değişikliği
•
Halka arz fiyatının belirlenmesi
•
Başvuru için gerekli belgelerin hazırlanması
Şirketin büyüklüğü, faaliyet gösterdiği sektör ve yapısı, Borsa'ya açılma sürecinde kullanılan yöntem,
piyasa yapısı gibi çok çeşitli faktörlerden etkilenen halka arz sürecinin uzunluğunun tam olarak
belirlenmesi zor olmakla beraber, aşağıda örnek r zaman çizelgesi yer almaktadır.
Prosedür
1.Hafta
2.Hafta
3.Hafta
4.Hafta
5.Hafta
6.Hafta
1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7
SPK ve İMKB’ye Müracaat
SPK ve İMKB İncelemeleri
SPK Kaydına Alınma
İzahnamenin Tescili
İzahname ve Sirküler ilanı
Talep Toplanması
Satış Sonuçlarının İMKB’ye
Verilmesi
Borsa Yönetim Kurulu’nun
Nihai Kararı
Borsa’da İşlem Görmeye
Başlanması
Kaynak: http://www.imkb.gov.tr/initialpublicoffering/IPOs/IPO_StockMarket/IPOTimetable.aspx
Halka Arz
Bu evrede aşağıdaki etkinlikler gerçekleştirilmektedir:
•
İMKB (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) ve SPK’na (Sermaye Piyasası Kurulu) Başvuru
•
Şirket Tanıtım Faaliyetleri
•
SPK ve İMKB Şirket İncelemeleri ve Kurul Kaydına Alınma ve İlgili Pazarın Belirlenmesi
•
Hisselerin Halka Arzı ve Satış Sonuçlarının Bildirilmesi
•
Borsa Kotuna Alınma ve İşlem Görme
Şirketlerin hisse senetlerini halka arz etme şekli, farklı koşullara bağlı olarak değişebilmektedir.
Anonim ortaklıkların hisseleri üç yöntemle halka arz edilebilir:
•
Mevcut hissedarların hisselerinin halka arzı
•
Sermaye artırımı yolu ile halka arz
•
Her iki yöntemin uygulanması ile halka arz
154
www.hedefaof.com
Hisselerin satışında ise talep toplama, talep toplamadan satış ve borsada satış yöntemlerinden uygun
olanı kullanılmaktadır.
•
Talep Toplama Yöntemi
Sabit fiyatla talep toplayarak veya fiyat teklifi yoluyla talep toplayarak gerçekleştirilir. Sabit fiyatla
talep toplamada teklifler belirlenen bir fiyat üzerinden toplanır. Fiyat teklifi yolu ile talep toplamada
asgari bir satış fiyatı veya fiyat aralığı belirlenir. Asgari satış fiyatının üzerindeki veya fiyat aralığındaki
teklifler toplanır.
•
Talep Toplamaksızın Satış Yöntemi
Bu yöntemde hisse senetleri yatırımcılardan talep toplanmadan belirli bir fiyat belirlenerek halka arz
edilmektedir. Bu yöntem, diğer yöntemleri kullanma zorunluluğu olmayan şirketler tarafından
uygulanabilir.
•
Borsada Satış Yöntemi
Bu satış yöntemi ile şirketler hisselerini İMKB’de birincil piyasada halka arz edebilirler. İMKB
yönetimi şirketin borsada işlem görme başvurusu ile beraber borsada birincil piyasada halka arz
başvurusunu da değerlendirmektedir.
İşlem Görme Sonrası
Bu evre, şirketin hisselerinin halka arzından sonra bağımsız denetim, kamuoyunu aydınlatma, yatırımcı
ilişkileri ve diğer yükümlülüklerini yerine getirdiği evredir. Şirketlerin hisse senetlerinin, halka arz
çalışmalarının tamamlanarak borsada işlem görmeye başlamasından sonra yerine getirilmesi gereken
yükümlülükler aşağıdaki gibidir:
•
Bağımsız Denetim Yükümlülüğü
Hisse senetleri borsada işlem gören şirketlerin yıllık ve sınırlı bağımsız denetimden geçmiş altı aylık
ara döneme ait finansal tablo ve dipnotlarının belirli süreler içerisinde İMKB ve kamuoyuyla paylaşılması
gerekmektedir.Bu yükümlülük belirlenen süre içerisinde yerine getirilmediği veya SPK’dan ek süre izni
alınmadığı durumlarda şirketin hisselerinin işlem sırası geçici olarak kapatılmaktadır.b
•
Kamuoyunu Aydınlatma Yükümlülüğü
Borsada işlem gören şirketler yatırımcı kararlarını etkileyebilecek bilgilerin kamuoyuna
zamanındaaçıklanmasından sorumludur. İMKB bir şirketin fiyatında olağandışı fiyat hareketi
oluştuğunda şirketten fiyatları etkileyebilecek gelişmelerle ilgili bilgi talep etmektedir. Şirket yöneticileri
ve diğer sorumlular verilen bilgilerden dolayı yükümlü tutulmaktadır.
•
Kurumsal Yönetim Yükümlülüğü
Bu yükümlülük şirketlerin yönetim kurulları, ortakları ve diğer menfaat sahiplerinin arasındaki
ilişkiyi ve tarafların şirket üzerindeki hak ve sorumluluklarını belirler. Bu kapsamda, şirketler yıllık
faaliyet raporlarında ve internet sitelerinde Kurumsal Yönetim İlkeleri olan disiplin, şeffaflık,
bağımsızlık, hesap verilebilirlik, sorumluluk, eşitlik ve sosyal sorumluluk konularına uyum konusunda
beyanda bulunmaktadır.
155
www.hedefaof.com
Halka arzla ilgili detaylı belgelere
http://www.imkb.gov.tr/data/kilavuzlar/Halka%20Arz%20Seferberligi.pdf adresinden
ulaşabilirsiniz.
İMKB Hisse Senedi Piyasaları
Halka arz edilen hisse senetlerinin Borsa’da işlem görebileceği iki piyasa bulunmaktadır:
•
Hisse Senetleri Piyasası (HSP)
•
Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP)
Borsa kotasyon şartlarını sağlayamayan gelişme ve büyüme potansiyeline sahip şirketlerin sermaye
piyasalarından fon sağlamak amacıyla ihraç edecekleri menkul kıymetlerin işlem görebileceği ayrı bir
piyasa olarak Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP) kurulmuştur.
156
www.hedefaof.com
Özet
İşletmenin
finansal
yapısı,
işletmenin
bilançosunun sağ tarafında yer alan kalemlerin
karmasıdır.
İşletmenin varlıklarının finansmanında varlıkların
ve finansal kaynakların vadelerinin uyumuna
dikkat edilmelidir. İşletmenin finansal yapısı,
işletmenin hisse senedi fiyatını maksimize edecek
şekilde, diğer bir deyişle, işletmenin sermaye
maliyetini minimize edecek şekilde oluşturulmalı
ve yabancı kaynak ve özkaynak kullanımına
karar verilmelidir.
İşletmeler finansman, rekabet ve pazarlama
temelli çeşitli nedenlerle halka açılarak özkaynak
finansmanı temin etmeye karar vermekte ve
borsaya kote olarak halka açık borsa şirketi
haline gelmektedir. Halka açılan işletmeler başta
büyümek ve yatırımlarını finanse edebilecek
fonları temin etmek olmak üzere halka arzla
beraber likidite, itibar ve kurumsallaşma gibi
çeşitli faydalara erişebilmektedir. Halka açılan
işletmeler kamunun aydınlatılması ve yatırımcı
ilişkileri gibi çeşitli yükümlülükleri de üstlenmek
zorunda kalmaktadır.
157
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. İşletmenin bilançosunun sağ tarafında yer alan
kalemlerin karmasına ne ad verilmektedir?
6. Aşağıdakilerden hangisi halka arz sürecinin
temel aşamalarından biri değildir?
a. Finansal yapı
a. Değerlendirme ve halka arz kararı
b. Sermaye yapısı
b. Halka arza hazırlık
c. Borç yapısı
c. Halka arz
d. Kısa vadeli borç yapısı
d. İşlem görme sonrası
e. Uzun vadeli borç yapısı
e. İkincil halka arz
2. İşletmenin mal ve hizmet alımlarından
kaynaklanan ticari kredileri bilançoda hangi
kalemde izlenir?
7. Halka arzda uygulanacak hisse senedi satış
fiyatı
halka
arzın
hangi
aşamasında
belirlenmektedir?
a. Banka kredileri
a. Değerlendirme ve halka arz kararı
b. Satıcılar
b. Halka arza hazırlık
c. Alıcılar
c. Halka arz
d. Stoklar
d. İşlem görme sonrası
e. Özkaynaklar
e. İkincil halka arz
3. Aşağıdakilerden hangisi kısa vadeli yabancı
kaynaklardan değildir?
8. Aşağıdakilerden hangisi Kurumsal Yönetim
İlkelerinden biri değildir?
a. Ticari krediler
a. Şeffaflık
b. Finansman bonosu
b. Hesap verilebilirlik
c. Tahvil
c. SosyalSorumluluk
d. Faktoring
d. Eşitlik
e. Kısa vadeli banka kredileri
e. Karlılık
4. Aşağıdakilerden hangisi orta ve uzun vadeli
yabancı kaynaklardan değildir?
9. Hisse senetlerinin çok sayıda ve önceden
bilinmeyen yatırımcılara çağrı ve ilan yoluyla
satışına ne ad verilir?
a. Orta ve Uzun Vadeli Banka Kredileri
a. Halka arz
b. Yatırım Malları Kredileri
b. Kotasyon
c. Leasing
c. Temettü
d. Tahvil
d. Risk sermayesi
e. Hisse senedi
e. Hiçbiri
5.
Aşağıdakilerden
hangisi
işletmelerin
kredibilitesini etkileyen unsurlardan biri değildir?
10.
Aşağıdakilerden
hangisi
sermaye
sağlanabilecek dışsal kaynaklardan biri değildir?
a. Ortakların güvenirliği
a. Melek Yatırımcılar
b. Yönetimin kalitesi
b. Risk sermayesi şirketleri
c. İşletmenin nakit yaratma potansiyeli
c. Halka arz
d. İşletmenin finansal yapısı
d. Otofinansman
e. İşletmenin sermaye maliyeti
e. Yatırım Malları Kredileri
158
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
Yararlanılan Kaynaklar
Büker S., Aşıkoğlu R., Sevil G (2007). Finansal
Yönetim:Ankara
1. a Yanıtınız yanlış ise “Finansal Yapı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Keown ve diğerleri (2008), Foundations of
Finance, Pearson.
2. b Yanıtınız yanlış ise “Yabancı Kaynak
Finansmanı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Draho J. (2004). The IPO Decision, İngiltere
http://www.imkb.gov.tr/data/kilavuzlar/Halka%2
0Arz%20Seferberligi.pdf
3. c Yanıtınız yanlış ise “Yabancı Kaynak
Finansmanı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
www.spk.gov.tr
4. e Yanıtınız yanlış ise “Yabancı Kaynak
Finansmanı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
PricewaterhouseCoopers Halka Arz Rehberi
http://www.pwc.com/tr/tr/challenges/halkaarz
rehberi/pdf/IPO.pdf
5. e Yanıtınız yanlış ise “Yabancı Kaynak
Finansmanı” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
6. e Yanıtınız yanlış ise “Halka Arz Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
7. b Yanıtınız yanlış ise “Halka Arz Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
8. e Yanıtınız yanlış ise “Halka Arz Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
9. a Yanıtınız yanlış ise “Halka Arz Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
10. d Yanıtınız yanlış ise “Halka Açılma” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
Sıra Sizde 1
Aksi takdirde aşırı borçlanma ortaya çıkabilir ve
işletmenin iflas riski artar. Ticari kredilerin
maliyetinin farkında olunmaması sermaye
maliyetinin artmasına neden olabilir.
Sıra Sizde 2
İşletmelerin kredibilitesi banka kredilerinin
maliyetini de etkilemektedir. Görece daha sağlam
finansal yapıya ve daha düşük geri ödeme riskine
sahip olduğuna inanılan işletmeler daha uygun
koşullarda ve faiz maliyetleri ile kredi
kullanabilmektedir.
Sıra Sizde 3
Yatırımcılar, şirketin satış, karlılık ve pazar
payında büyüme talep etmektedir. Şirket
yöneticileri
kısa
dönemdeki
karlılık
beklentilerine ve uzun dönemli büyüme
hedeflerine yönelik stratejileri dengelemelidir.
159
www.hedefaof.com
7
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Melek Yatırımcılar kavramını açıklayabilecek,
Risk sermayesinin özelliklerini ve ekonomiye katkılarını ifade edebilecek,
Risk sermayesi çeşitlerini tanımlayabilecek,
Risk sermayesi yatırım sürecinin aşamalarını açıklayabilecek,
Risk sermayesi sektörünün faaliyetlerini tartışabilecek,
bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz.
Anahtar Kavramlar
Risk sermayesi
Değerleme
Girişim sermayesi
Halka arz
Çekirdek sermaye
Melek Yatırımcı
İç verim oranı
Sendikasyon
Yatırımdan Çıkış
İçindekiler
Giriş
Risk Sermayesi
Melek Yatırımcılar
Risk Sermayesinin Özellikleri ve Ekonomiye Katkıları
Risk Sermayesi Çeşitleri
Risk Sermayesi Yatırım Süreci
Risk Sermayesi Sektörü
160
www.hedefaof.com
Melek Yatırımcılar
ve Risk Sermayesi
GİRİŞ
Risk Sermayesi, genellikle küçük ve halka açık olmayan işletmelerin kuruluşunu, genişlemesini,
etkinliklerini sürdürmesini veya özkaynak yapısının değişmesini finanse etmeye yönelik gerçekleştirilen
yatırımdır.
Risk Sermayesi ile genellikle Risk Sermayesi örgütleri tarafından sağlanan fonlar kastedilmektedir.
Ancak, Risk Sermayesi çeşitli kuruluşların yanı sıra, Melek Yatırımcılar adı verilen varlıklı bireyler
tarafından da sağlanabilmektedir.
Risk sermayesi yatırımı yapan kişi veya kuruluşlar, yatırım yaptıkları işletmelere sermaye desteği
sağlayarak işletmelere ortak olmaktadır.
Bu ünitede melek yatırımcılar ve risk sermayesi ile ilgili temel kavramlar sunulmaktadır.
RİSK SERMAYESİ
Girişim Sermayesi olarak da anılan Risk Sermayesinin amacı, büyüme potansiyeline sahip işletmelerin
gelecekte büyük işletmeler haline gelmesidir. Risk Sermayesi, kimi zaman büyük şirketlerin satın
alınması sürecinde de kullanılabilmektedir.
Risk sermayesinin tarihi 15. Yüzyıla dayanmaktadır. 15. Yüzyılda Avrupalıların Hindistan ve Japonya
gibi uzak ülkelere yaptıkları seferlerde varlıklı kimseler finansman sağlamıştır. İngiltere’de 18. Yüzyılda
endüstri devriminin girişimcilerin bazı projeleri de varlıklı kimseler tarafından finanse edilmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950’li yıllarda risk sermayesi sektörü oluşmaya başlamış ve
özellikle 1980’lerden itibaren hızla büyümüştür.
Risk Sermayesi yatırımları özellikle aşağıdaki sektörlerde yoğunlaşmaktadır:
•
Bilgi teknolojileri
•
Tıbbi hizmetler ve araçlar
•
İletişim
•
Biyoteknoloji
•
Bazı perakendeciler
MELEK YATIRIMCILAR
Risk Sermayesi şirketleri için cazip olmayan küçük yatırımlar, melek yatırımcılar tarafından finanse
edilmektedir.
Melek yatırımcılar, özellikle yeni kurulan işletmelerin finansmanında en önemli finansman
kaynaklarından biridir. Son araştırmalara göre melek yatırımcılar tarafından dünya çapında sağlanan
sermaye miktarı, risk sermayesi sektörü tarafından sağlanan sermaye miktarının 11 katı kadardır.
Yaklaşık 50.000 adet işletme, 50 milyar dolar civarında finansman imkanını melek yatırımcılar sayesinde
sağlamıştır. Bu rakam ise yeni girişimlerinin finansmanında kullanılan sermayenin yaklaşık %70’ine
denk gelmektedir.
161
www.hedefaof.com
Risk sermayesi, özellikle son dönemlerde daha karlı yatırımlar yaratması beklenen girişimcileri
kendilerine çekmekte zorlanmaya başlamıştır. Risk sermayesi şirketlerinin pazarlama faaliyetlerinde,
işletme deneyimlerini paylaşmaktan uzaklaşıp finansman rollerine odaklanmaları, bu sonucun ortaya
çıkmasında etkili olmaktadır. Oysa ki, interenet sağlayıcı şirketler başta olmak üzere çok sayıda
işletmenin sermaye ihtiyacı küçük olduğundan, bu tür işletmeler kendileri ile daha fazla ilgilenen ve
sermaye ihtiyaçlarını karşılayabilecek melek yatırımcılara başvurmaktadır.
Melek Yatırımcılar başarılı bir yatırım kadar kişisel fırsatlar peşindedir. Yatırım yaptıkları alanda
kişisel deneyime de sahiptirler ve şirketlerin yönetiminde aktif rol almak isterler. Melek Yatırımcılar
firmalara değer katma amacına da sahip olduklarından, iş sahiplerinin Melek Yatırımcının vizyonları ile
kendilerininkini örtüştürmeleri gerekir Risk Sermayesi şirketi, ilgilendiği şirkete ait sektör hakkında
deneyimli olmayabilir, sadece işletmenin sağlayacağı geri dönüşe yoğunlaşmıştır. Melek Yatırımcı ise
sıklıkla deneyim sahibidir ve yatırım yaptığı işletmeye bir taraftan katma değer sağlamaya çalışırken
diğer taraftanda yatırımının büyümesine çalışır.
2010 yılında New York Times tarafından yayımlanan risk sermayesi uzmanlarının görüşlerine göre,
risk sermayesi şirketlerinin genç girişimcilerin bulunması ve desteklenmesindeki rolleri küçülürken,
melek yatırımcılar gibi alternatiflerin önemini artmaktadır.
Harvard Business School akademisyenleri Josh Lerner ve William Kerr tarafından yapılan araştırmaya
göre son yıllarda melek yatırımcılar tarafından desteklenen projeler en az 4 yıl daha uzun süre ile başarılı
olmaktadır.
Melek yatırımcılar, risk sermayesine göre işletmenin hayat döngüsünde daha erken aşamada
finansman sağladıklarından daha yüksek riske maruz kalmaktadır. Buna rağmen, melek yatırımcılar risk
sermayesinde kullanılan yönetime katılım gibi geleneksel denetim mekanizmalarını kullanmamaktadır.
Melek yatırımcılar, girişimcileri işletmede yüksek ortaklık oranına sahip olmaya zorlayarak girişimcilerin
çıkarlarını işletmenin performansına bağlamakta ve bu yolla işletmedeki çıkar çatışmasını engellemeye
çalışmaktadır. Ayrıca, melek yatırımcılar risklerini azaltmak amacıyla yakın coğrafyalarda yatırım
yapmak ve başka melek yatırımcılarla sendikasyonlar kurmak gibi yöntemlere başvurmaktadır.
Resim 7.1: Dragon’s Den Türkiye Ekibi
Kaynak: baybarsaltuntas.wordpress.com
162
www.hedefaof.com
RİSK SERMAYESİNİN ÖZELLİKLERİ VE EKONOMİYE
KATKILARI
Risk Sermayesine, çoğunlukla, ürün çeşitlerinin arttırılması veya yeni pazarlara girilmesi gibi planlarla
birlikte işletmelerin gelişim sürecinin kritik bir aşamasında gereksinim duyulmaktadır. Mevcut
sermayedarlar veya potansiyel sermayedarlar ilgili yatırımları finanse edemeyecek durumda olabilirler ve
bankalar da yüksek kredi riski nedeniyle işletmenin gereksinim duyduğu fonları sağlamaktan
çekinebilirler.
Risk Sermayesi yatırımları temelde 3 farklı yöntemin karması şeklinde finanse edilmektedir:
•
Adi hisse senetleri
•
İmtiyazlı hisse senetleri
•
Teminatsız krediler
Teminatlı banka kredileri Risk Sermayesi midir? Neden?
Risk Sermayesinin temel özellikleri arasında şunlar yer almaktadır:
•
Risk Sermayesi, işletmenin mevcut sermayedarları veya yöneticileri tarafından değil, işletme
dışı bir yatırımcı tarafından gerçekleştirilen bir yatırımdır.
•
Risk Sermayesi, orta veya uzun vadeli bir yatırımdır. Risk sermayesi şirketlerinin çoğu 7 yıl
içinde yatırımlarını nakde çevirmeyi planlar.
•
Risk Sermayesi yatırımı paradan ibaret olmayıp zaman ve emek de gerektirmektedir.
•
Risk Sermayesi sağlayan Risk Sermayesi şirketi, çoğunlukla yatırımlarını korumak ve
geliştirmek amacıyla işletmenin yönetim kuruluna bir aday atayarak işletmeyle yakından
ilgilenmektedir.
•
Risk Sermayesi yatırımlarının temel getirisi, kar payı kazancından ziyade sermaye kazancıdır.
•
Risk Sermayesi, büyük ve köklü işletmelerin finansmanına göre yüksek riskler içermektedir,
çünkü finanse edilen işletmelerin iflas etme olasılığı yüksektir.
•
Finanse edilen işletme başarılı olsa bile, risk sermayesi yatırımı kolaylıkla likide
edilememektedir.
İşletmenin hisselerini satmak kolay olmadığı gibi, hisselerin satış işlemindeki değerleri hisse senetleri
borsalarda işlem gören emsal işletmelerin piyasa değerlerinden daha düşük gerçekleşmektedir.
Risk Sermayesi hakkında Delloite Şirketi tarafından 2007’de
hazırlanan “Kurumsal Finansman Türkiye’de Girişim Sermayesi” raporundan detaylı
bilgi alabilirsiniz.
http://www.deloitte.com/assets/Dcom-Turkey/Local%20Assets/Documents/turkeytr_cf_PEinTurkey_180707.pdf
Başarılı risk sermayesi uygulamalarının önemli unsurları şunlardır:
•
Risk sermayesi şirketinin yatırım yaptığı işletmenin yönetimine aktif olarak katılarak bilgi,
beceri ve deneyimlerini işletmeyle paylaşması
•
Yatırım yapılan sektörlerin ve işletmelerin büyüme potansiyelinin yüksek olması
•
Risk sermayesi şirketinin uzun vadeli yatırım vizyonuna sahip olması
•
Sermaye piyasalarının yatırımdan çıkışı kolaylaştıracak şekilde gelişmiş olması
163
www.hedefaof.com
Risk sermayesi, ekonomiye önemli katkılar sağlayabilmektedir. Risk Sermayesinin ekonomiye olası
katkıları arasında şunlar yer almaktadır:
•
Risk sermayesi, sağladığı finansman ve yönetim desteği sayesinde işletmelerin üretiminde ve
ekonomik büyümede artış sağlanmasına yardımcı olabilir
•
Risk sermayesi, fon fazlası olan yatırımcıların birikimlerinin verimli yatırımlara
yönlendirilmesinde köprü görevi görerek tasarrufların yatırımlara dönüştürülmesinde ve
ekonomik etkinliğin arttırılmasında etkili olabilir
•
Risk sermayesi sayesinde özellikle teknolojik yatırımların desteklenmesi ile birlikte teknolojik
gelişmeler ivme kazanabilir ve rekabet avantajı elde edilebilir
•
Risk sermayesi girişimcileri cesaretlendirir ve yenilikçi düşüncelerin yatırıma dönüştürülmesini
hızlandırabilir
•
İşletmelerin halka arza elverişli hale gelmesine yardımcı olduğundan halka arzlarda artış
sayesinde sermaye piyasalarının büyümesine ve gelişmesine katkı sağlayabilir
•
Risk sermayesi, yatırım yaptıkları işletmelerin kredibilitesinin artmasını sağlayarak, işletmelerin
diğer finansman olanaklarına erişimini kolaylaştırabilir
•
Küçük işletmelerin finansman ve yönetim sorunlarının çözülmesinde etkili olabilir
•
Yeni işletmelerin faaliyete geçmesinin desteklenmesi sayesinde işsizliğin azaltılmasına yardımcı
olabilir
Risk Sermayesi finansmanı yüksek risk içerdiğinden, Risk Sermayesi şirketleri işletmelerin riskini tek
başına yüklenmekten kaçınabilmektedir. Özellikle büyük miktardaki finansmanlar için, birden fazla Risk
Sermayesi şirketi bir araya gelerek bir sendikasyon oluşturabilmektedir. Böylece, risk, sendikasyona
katılan şirketler arasında paylaşılmaktadır. Şirketlerden biri sendikasyonda yönetici olarak yer almaktadır.
Sendikasyon yöneticisinin başlıca görevleri şunlardır:
•
Yatırım teklifinin tutarına ilişkin değerlemelerin yürütülmesi
•
Sendikasyona katılan şirketlerin ve finansman paketinin bir araya getirilmesi
•
Risk Sermayesi finansmanı sağlandıktan sonra finanse edilen işletme ile ilişkilerin yürütülmesi
RİSK SERMAYESİ ÇEŞİTLERİ
Risk Sermayesi ile finanse edilen işletmeler aşağıdaki özelliklerine göre sınıflandırılabilir:
•
Sektör veya ürün
•
Büyüklük
•
İşletmenin gelişme aşaması
Sektöre veya Ürüne göre Risk Sermayesi Yatırımları
Risk Sermayesi yatırımları sektörden sektöre farklılık göstermektedir. İleri teknoloji gerektiren bilgisayar
ürünleri, tıbbi ürünler, biyoteknolojik ürünler ve araştırma geliştirmeye dayalı yeni ürünler yüksek işletme
riskine sahiptir. İnşaat sektörü gibi bazı sektörlerin iş döngüsünde keskin virajlar olduğundan bu
sektörler daha risklidir. Perakende ve gıda imalatı gibi sektörler daha az riskli sektörlerdir.
Yatırımların Büyüklüğüne göre Risk Sermayesi Yatırımları
Genellikle, küçük çaplı yatırımlar yeni kurulan işletmeleri, büyük çaplı yatırımlar ise şirket satın
almalarını kapsamaktadır.
164
www.hedefaof.com
İşletmenin Gelişim Aşamasına göre Risk Sermayesi Yatırımları
İşletmenin gelişim aşamasına göre Risk Sermayesi yatırımları aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
•
Çekirdek sermaye
•
Şirket kuruluşu
•
Diğer başlangıç aşaması projeleri
•
Genişleme finansmanı
•
Kurtarma finansmanı
•
Banka borcunun refinansmanı
•
İkincil satın alma
•
İşletmenin kendi yöneticileri tarafından satın alınması
•
İşletmenin başka bir işletmenin yöneticileri tarafından satın alınması
Çekirdek Sermaye
Bir üretim şirketi kurulmadan önce iş fikrinin ürüne dönüştürülebilmesi için uzun bir araştırma ve
geliştirme dönemi söz konusu olabilmektedir. Araştırma ve geliştirme harcamalarının finansmanına
yönelik çekirdek sermaye, Risk Sermayesi şeklinde sağlanabilmektedir.
Çekirdek sermaye, prototipin yapımı, pazar araştırması gibi ürünün piyasaya sürülmeden önceki
etkinliklerin finansmanında kullanılabilmektedir.
Çekirdek sermaye yatırımları çok riskli yatırımlardır. Potansiyel risklerin arasında şunlar sayılabilir:
•
Ürünün kısa ömürlü olması
•
Rekabetle ilgili bilgi eksikliği
•
Ürünün piyasaya piyasanın kabul edebileceğinden önce sürülmesi
•
Ürünün piyasaya rakiplerden sonra sürülmesi
•
Finansal denetim eksikliği
Şirket Kuruluşu
Risk Sermayesi, işletmenin ürünlerini veya hizmetlerini satmaya başlamadan önceki kuruluş aşamasında
kullanılabilir. Ürün ve hizmetler hazır olduğundan, çekirdek sermaye finansmanının aksine, araştırma ve
geliştirme harcamaları söz konusu değildir.
Genellikle, kurulan her on işletmeden iki tanesi kurulduktan sonraki
iki veya üç yıl içinde, diğer iki tanesi beş yıl içinde başarısız olmakta; bir tanesi çok
başarılı olmakta ve kalan dördü de küçük karlarla ayakta kalmaktadır.
Diğer Başlangıç Aşaması Projeleri
Ürün gelişimini tamamlamış ve ürünlerini pazarlamaya başlamış olan işletmeler, üretim ve satışlarını
devam ettirmeye yönelik projelerin finansmanı için Risk Sermayesi kullanabilir. İşletmeler başlangıçta
kar edemediklerinden, projelerini faaliyetlerinden sağladıkları nakit akışları ile finanse edememekte ve
dış finansmana gerek duymaktadır.
165
www.hedefaof.com
Genişleme Finansmanı
İşletmenin büyümesi ve genişlemesi için finansman ihtiyacı doğabilir. Örneğin, işletme üretim
kapasitesini arttırmak, pazarlama kanallarını geliştirmek veya çalışma sermayesini arttırmak isteyebilir.
Genişleme finansmanı, ilk aşama yatırımları veya işletme kurtarma yatırımlarına göre daha az risklidir.
Kurtarma Finansmanı
Gerilemekte olan bir işletmenin kurtarılması amacıyla risk sermayesi şirketleri fon enjekte
edebilmektedir. Bu tür risk sermayesi uygulamaları nadiren uygulanmaktadır.
Banka Borcunun Refinansmanı
Olgunlaşma aşamasında çok fazla banka kredisi kullanmış işletmeler, banka kredilerini geri ödemek
amacıyla Risk Sermayesine başvurabilmektedir.
İkincil Satın Alma
Daha önce işletmeye risk sermayesi sağlayarak işletmenin hisse senetlerine sahip olan risk sermayesi
şirketinin hisse senetlerini başka bir risk sermayesi şirketine satması durumunda, ikincil satın alma söz
konusudur. Bu durumda işletmeye yeni sermaye girişi olmayıp sermaye el değiştirmektedir.
İşletmenin Kendi Yöneticileri Tarafından Satın Alınması
İşlemenin kendi yöneticileri işletmeyi satın almak için risk sermayesine başvurabilir. Özellikle 1980’lerde
1990’larda A.B.D.’nde büyük işletmelerin kendi yöneticileri tarafından risk sermayesi ile satın alınmasına
sıkça rastlanmıştır.
Bu tür bir şirket satışının gerçekleşmesi için gerekli olan koşullar şunlardır:
•
İstekli bir satıcı
•
İstekli bir alıcı
•
Genellikle risk sermayesi şirketlerinden veya bankalardan sağlanan finansman imkanları
Şirket sahiplerinin işletmeyi satma nedenleri şunlar olabilir:
•
İşletmenin sahibinin emeklilik yaşının yaklaşması
•
İşletmenin genel stratejisine uymayan işletmeyi satma isteği
•
Yeni şirket satın alan ortakların eski yatırımlarını likide etme isteği
•
Kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi
•
Ana şirketin borçlarını kapatmak amacıyla yavru şirketleri nakde çevirme isteği
•
İşletmenin karlı olmaması veya faaliyetlerine son verilmesi
İşletmenin güçlü yönlerini bilen yöneticilerin işletmeyi satın alması ve işletmenin sahibi haline
gelmesi işletmenin karlılığını ve başarısını arttırabilir.
Satın alma işlemi çoğunlukla risk sermayesi ile finanse edilmekle birlikte, banka kredilerinden ve
satıcının sağladığı finanman imkanlarından da faydalanılmaktadır. Satıcı, satışla ilgili ödemelerin bir
bölümünü erteleyerek kredi sağlayabilir.
İşletmenin Başka Bir İşletmenin Yöneticileri Tarafından Satın Alınması
İşletmenin başka bir işletmenin yöneticileri tarafından satın alınması durumunda risk sermayesi
kullanılabilir.
166
www.hedefaof.com
RİSK SERMAYESİ YATIRIM SÜRECİ
Risk sermayesi yatırımı süreci, bir iş fikri olan girişimciyle veya risk sermayesi finansmanı talep eden bir
yönetici ekibiyle başlar. Yatırım süreci genellikle üç ila altı ay sürebilmektedir.
Yatırım sürecinin aşamaları kabaca aşağıdaki gibidir:
İş Fırsatının Saptanması
Yeni kurulan veya büyümek isteyen bir işletme için yeni bir ürünün pazarlanması veya pazarda işletmeye
para kazanma fırsatı veren bir gelişmenin gerçekleşmesi durumunda bir iş fırsatı ortaya çıkabilir.
Risk sermayesi şirketi, iş fırsatının ne kadar iyi olduğuna karar verirken, yatırımın neden şimdi
gerçekleştirilmesi gerektiğini ve işletme yönetiminin iş fırsatının değerlendirmesinde diğerlerine göre
neden daha iyi konumda olduğunu sorgulamalıdır.
Finansman Paketinin Yapılandırılması
Her finansman uygulaması kendine özgü özelliklere ve adi hisse senedi, imtiyazlı hisse senedi, banka
kredileri gibi farklı unsurları içeren bir yapıya sahiptir.
Örnek:
6 yöneticiden oluşan bir yönetici ekip, işletmekte oldukları fast-food işletmesini ana şirketten satın
almak amacıyla risk sermayesi şirketine başvurmuştur.
İşletmenin satış fiyatı 2 milyon dolar olarak belirlenmiştir, ancak ana şirket satış fiyatının 600.000
dolarlık kısmını 4 yıl vadeli teminatsız kredi olarak vermeyi kabul etmiştir. Krediye yıllık % 4 faiz oranı
uygulanacaktır.
Yönetici ekip 100.000 dolarlık kısmı kendileri karşılayacaktır. Risk sermayesi şirketi
bankalardan %10 yıllık faiz oranı ile 400.000 dolar teminatlı kredinin verilmesini sağlayacaktır. Risk
sermayesi şirketi kalan 900.000 doları adi hisse senedi ve imtiyazlı hisse senedi karşılığı finanse
edecektir.
167
www.hedefaof.com
Finansman yapısı, örneğin, aşağıdaki gibi olursa,
Dolar
İşletmenin yöneticilerinin adi hisse senetleri
100.000
Risk sermayesi şirketinin adi hisse senetleri
150.000
Risk sermayesi şirketinin imtiyazlı hisse senetleri
750.000
Teminatlı banka kredileri
400.000
Teminatsız ana şirket kredileri
600.000
Toplam
2.000.000
Bu finansman yapısı ile işletmenin yöneticileri, işletmenin 250.000 dolar tutarındaki sermayesinin %
40’ına sahip olacaktır. İşletmenin borçluluk oranı (toplam borç/ toplam sermaye) %50 olacaktır (1
milyon/2 milyon)
Risk Sermayesi Şirketi’nin Yatırımlara İlişkin İncelemeleri
Risk sermayesi şirketlerinin yatırım yaptıkları işletmeler, halka açık işletmeler gibi kapsamlı bilgileri
yatımcılarına açıklama yükümlülüğü taşımazlar. Risk sermayesi şirketleri yatırım yapmayı düşündükleri
işletmeleri değerlendirebilmek amacıyla incelemelerde bulunurlar.
Yatırımla ilgili incelemeler aşağıdaki konularda yoğunlaşmaktadır:
•
İşletmenin iş planının kalitesi
İş planı işletmeyle ilgili sektör, strateji ve misyon gibi bilgileri; Pazarın büyüklüğü ve pazardaki
eğilimler gibi Pazar bilgilerini, ürün bilgilerini, dağıtım kanalları, rakipler ve yönetimle ilgili bilgileri
içermektedir. Geçmişe dönük ve proforma finansal tablolarda iş planı ile sunulmaktadır. Talep edilen risk
sermayesi miktarı ve risk sermayesi fonlarının kullanım alanları da iş planı içinde yer almaktadır.
•
İşletmenin ortakları ve potansiyel yatırımcılar
•
İşletmenin hukuk ve mali danışmanları
•
Müşteriler ve iş ortaklarının kalitesi
•
Yatırım türünün risk sermayesi şirketinin yatırım stratejisine uygunluğu
•
Yatırım tutarının risk sermayesi şirketinin yatırım stratejisine uygunluğu
•
İşletme yönetiminin kalitesi
•
İşletme yönetiminin geçmişteki başarıları
•
İşletme yönetiminin işletmenin uzun vadeli başarısına olan bağlılığı
•
İşletme yönetiminin risk sermayesi şirketine bakış açısı
İşletme Değerleme Yöntemleri
Risk sermayesi şirketi bir işletmeye yatırım yapmaya karar verdikten sonra işletmeni değerinin
belirlenmesine yönelik çalışmaya başlar. İşletmenin değeri, yatırımın riskinin risk sermayesi şirketinin
elde edeceği ortaklık yüzdesi ile telafi edilip edilemeyeceğini belirleyecektir. İşletmenin risk sermayesi
yatırımı öncesi değeri risk sermayesi şirketinin ortaklık yüzdesini belirlemede kullanılabilir.
Örnek:
Bir işletmenin risk sermayesi yatırımından önceki değeri 10 milyon dolarsa ve 10 milyon dolarlık risk
sermayesi yatırımı yapılıyorsa, risk sermayesi şirketinin ortaklık payı % 50 ve işletmenin yatırımdan
sonraki değeri 20 milyon dolar olacaktır.
168
www.hedefaof.com
Risk sermayesi şirketleri işletmenin yatırımdan önceki değerinin düşük olmasını ve dolayısıyla
yüksek ortaklık payı elde etmeyi tercih ederler. Girişimciler ise şirketleri işletmenin yatırımdan önceki
değerinin yüksek olmasını ve işletmedeki ortaklık paylarının fazla düşmemesini tercih ederler. Sonuç
olarak, belirli değerleme yöntemleri kullanılmakla beraber işletmenin yatırım öncesindeki değeri
karşılıklı müzakerelerle belirlenmektedir.
Değerleme yapılırken, çoğunlukla, aşağıdaki işlemler gerçekleştirilmektedir:
•
Risk sermayesi yöntemine göre yatırım süresinin sonunda yatırımın değerinin belirlenmesi için
proforma finansal tablolarda öngörülmüş olan kar rakamları baz alınmaktadır.
•
Gerekirse, öngörülen kar rakamları düzeltilerek, kar rakamı benzer özellikteki işletmelerin fiyat
kazanç oranı ile çarpılarak işletmenin özkaynaklarının değeri hesaplanmaktadır.
•
Daha sonra, risk sermayesi şirketi, işletmenin özkaynaklarının değerini yatırımdan beklenen
getiri oranını yansıtan belirli bir iskonto oranı ile bugünkü değerine indirgemektedir.
Risk sermayesi şirketleri yatırımlarından yüksek getiri talep etmektedir. Bu nedenle de işletmenin
değerini yüksek iskonto oranı uygulayarak düşük tutma eğilimindedirler. Örneğin çekirdek sermaye
yatırımlarında %80’inin üzerinde iskonto oranı uygulanabilmektedir.
Risk sermayesi şirketlerinin yüksek iskonto oranları uygulamasının en önemli nedenleri şunlardır:
•
Yüksek risk
Çekirdek sermaye ve başlangıç aşamasındaki yatırımlar daha yüksek risk içerdiğinden diğer
yatırımlara göre daha yüksek iskonto oranlarının uygulandığı yatırımlardır.
•
Likidite riski
Yatırımın, yatırım süresi sonunda nakde çevrilmesinde karşılaşılabilecek riskler iskonto oranının
artmasına neden olmaktadır.
•
Katma değer
Risk sermayesi şirketleri, yatırım yaptıkları işletmelere danışmanlık hizmeti ve yönetim desteği
sağladıkları için katma değer sağlamaktadır.
•
Projeksiyonların düzeltilmesi
Girişimcilerin kar öngörülerinin aşırı iyimser olduğuna inanan risk sermayesi şirketleri, şişirilmiş
projeksiyonları düzeltmek amacı ile yüksek iskonto oranı uygulamaktadır.
Yatırımdan beklenen getiri oranı ve yatırımın son değeri belirlendikten sonra işletmenin son değerinin
bugünkü değeri aşağıdaki formülle hesaplanmaktadır.
BD (İSD) = İSD / (1+İO)
Y
BD (İSD): İşletmenin son değerinin (yatırım süresi sonundaki değerinin) bugünkü değeri
İSD: İşletmenin (özkaynakların) son değeri
İO: İskonto oranı (Risk sermayesi şirketinin yatırımdan beklediği getiri oranı)
Y: Yatırımın (yıl olarak) süresi
Yatırımın son değerinin bugünkü değeri bulunduktan sonra, yapılan yatırımın büyüklüğüne göre risk
sermayesi şirketinin ortaklık payı hesaplanabilir.
Örnek:
Bir işletmenin son değerinin bugünkü değeri 15 milyon dolarsa ve 5 milyon dolarlık risk sermayesi
yatırımı yapılıyorsa, risk sermayesi şirketinin ortaklık payı % 33 (5/15) olacaktır.
169
www.hedefaof.com
Bir işletmenin risk sermayesi yatırımından önceki değeri 10 milyon
dolarsa ve 10 milyon dolarlık risk sermayesi yatırımı yapılıyorsa, risk sermayesi şirketinin
ortaklık payı ne olacaktır?
Risk Sermayesi Yatırımlarından Çıkış Yolları
Risk Sermayesi finansmanı sağlayan şirket yatırımını nakde dönüştürerek yatırımdan çıkmak için çeşitli
çıkış yolları kullanabilir.
En sık kullanılan yöntemler şunlardır:
•
Risk Sermayesi şirketi elindeki hisse senetlerini başka bir işletmeye veya aynı sektörde faaliyet
gösteren başka bir Risk Sermayesi şirketine satabilir
•
Risk Sermayesi ile finanse edilen işletmenin yönetimi Risk Sermayesi şirketinin elindeki hisse
senetlerini satın alabilir
•
Risk Sermayesi şirketinin elindeki hisse senetlerini satın alabilecek uzun vadeli bir yatırımcı
bulunarak refinansman sağlanabilir
•
Finanse edilen işletme, eğer koşullar uygunsa, borsaya kote edilerek halka açık hale getirilebilir
ve Risk Sermayesi şirketi elindeki hisse senetlerini borsada satabilir
RİSK SERMAYESİ SEKTÖRÜ
Risk sermayesi olarak fon sağlayabilecek yatırımcıların bulunarak ilgili fonların risk sermayesine
gereksinim duyan işletmelere yönlendirilmesi, risk sermayesi sektörü sayesinde gerçekleşmektedir. Risk
sermayesi sektörü, risk sermayesi için oluşan arz ve talep için köprü görevi görmektedir.
Risk Sermayesi Sektöründeki Kuruluşlar
Risk sermayesi sektöründe yer alan kuruluşlar aşağıdaki gibi gruplandırabilir:
•
Bağımsız şirketler
•
Bağlı şirketler
•
Yarı bağlı şirketler
Bağımsız Şirketler
Bağımsız Risk Sermayesi şirketleri, başta kurumsal müşteriler olmak üzere birden fazla kaynaktan fon
temin ederler. Bu tür şirketlerin fonlarında tek başına hakim bir hissedar veya yatırımcı bulunmamaktadır.
Fonlar, bağımsız olarak yönetilmekte ve yatırım yapılacak işletmeler şirketin yönetimi tarafından
belirlenmektedir.
Fona para yatıran yatırımcılar, Risk Sermayesi finansmanı sağlanan işletmelerin hisse senetlerine
ödenen temettü gelirinin (kar payı kazancının) yanı sıra, yatırımdan çıkışla birlikte elde edilecek hisse
senedi satış gelirinden (sermaye kazancı) de pay alarak yatırımlarından para kazanırlar.
Bağımsız fonların belli başlı diğer özellikleri şunlardır:
•
Bağımsız fonların, genellikle belirli bir sermaye tabanı vardır. Başlangıçta tahsis edilen sermaye
dışında yeni sermaye arayışı söz konusu değildir. Şirket yönetimi söz konusu fonlar tükeninceye
dek Risk Sermayesi yatırımı yapmaya devam eder.
•
Bağımsız fonlar, genellikle, öz kaynak odaklıdır. Yani, kar payından ziyade uzun vadeli sermaye
kazancı hedeflenmektedir.
•
Bağımsız fonlar, çoğunlukla 10 yıl gibi belirli bir süre faaliyette bulunmak için kurulurlar. Bu
sürenin sonunda fon likide edilerek gelirler yatırımcılar ve yöneticiler arasında önceden
belirlenen oranlar doğrultusunda nakit ve/veya fonun elindeki hisse senetleri olarak paylaştırılır.
170
www.hedefaof.com
Bağlı Şirketler
Bağlı şirketler, fonlarını bağlı bulundukları ana şirketten temin ederler. Ana şirket çoğunlukla bir finansal
kurumdur ve temin edilen fonlar ana şirket adına yönetilir. Yöneticiler ana şirket tarafından atanır. Bağlı
şirketler, daha çok kar payı kazancı odaklıdır.
Yarı Bağlı Şirketler
Yarı bağlı şirketler, ana şirket adına yatırım yapmakla birlikte aynı zamanda diğer kaynaklardan temin
ettikleri fonları bağımsız olarak yönetirler. Bir banka veya yatırım şirketi fonu kurduktan sonra diğer
finansal kurumları da fona katılmaya davet edebilir.
Risk Sermayesi Şirketlerinin Sunduğu Hizmetler
Risk sermayesi şirketleri, yatırım yaptıkları işletmelere genellikle aşağıdaki alanlarda destek hizmetleri
sağlamaktadır:
•
Stratejik planlama
•
Finansal planlama
•
Bütçeleme
•
Finansal denetim
•
Maliyet kontrolü
•
Nakit yönetimi
•
İnsan Kaynakları Yönetimi
Yeni fikir ve buluş sahiplerine uygun bir çalışma ortamı oluşturmak ve girişimcilerin bir araya
gelmelerini sağlamak amacıyla, üniversite, sanayi ve kamu kuruluşları arasında işbirliği sağlayan
teknoparklar da, risk sermayesine benzer şekilde girişimcilere yeni ürün geliştirmeye yönelik hizmetler
sağlamakta ve teknolojinin üretilmesinde önemli işlevler yüklenmektedir.
Teknoparkların sundukları hizmetler arasında şunlar yer almaktadır:
•
Yer temini
•
Büro hizmetleri
•
Muhasebe hizmetleri
•
Danışmanlık hizmetleri
•
Ekipman temini
•
Projelendirme
•
Fizibilite çalışmaları
Risk sermayesi ve teknoparkların amaçları benzer olmakla birlikte
teknoparklarda doğrudan finansman desteği söz konusu değildir. Teknoparklar,
işletmelere finansman sağlayabilecek finansal kurumlarla işletmeler arasında bağlantı
kurulmasına yardımcı olmaktadır.
Risk Sermayesi Şirketlerinin Yatırım Stratejileri
Risk sermayesi şirketleri yatırım yapacakları işletmelere ilişkin bir yatırım stratejisi belirlemelidir.
Yatırım stratejisinin 2 temel amacı bulunmaktadır:
171
www.hedefaof.com
•
Yönetimin odaklanması gereken yatırımlar belirlenerek yönetime yön verir ve gereksiz yatırım
önerileriyle uğraşılmasını önleyerek zaman kaybını engeller
•
Bağımsız risk sermayesi şirketleri için, potansiyel yatırımcıların yatırım yapılan işletmelerin ne
tür işletmeler olduğunun anlamasını sağlayarak risklerin ve potansiyel getirilerin
değerlendirilmesine olanak sağlar
Yatırım stratejisinin unsurları şunlardır:
•
Yatırım yapılabilecek sektörler
•
Minimum ve maksimum yatırım tutarları
•
Tercih edilen yatırım aşaması
•
Yatırım portföyünün risk /getiri profile
Risk Sermayesi Şirketlerinin Gelirleri
Risk sermayesi finansmanı, çoğunlukla, içinde şirket satın almalarına yönelik banka kredileri ve tahvil
ihracı gibi farklı finansman araçlarının da yer aldığı bir finansman paketinin parçası olarak işletmeler
tarafından kullanılmaktadır.
Risk sermayesi yatırımlarının tutarı işletmelerin ihtiyaçlarına göre farklılık göstermekle beraber
genellikle 250.000 Amerikan dolarından başlamaktadır. Bazı risk sermayesi şirketleri minimum
1.000.000 Amerikan doları tutarındaki yatırımları değerlendirmektedir. Risk sermayesi şirketleri,
yatırımları için minimum ve maksimum tutarları belirleyerek yatırım yapmaktadır.
Risk sermayesi sektörünün sürekliliği risk sermayesi yatırımlarının başarısına bağlıdır. Bazı projeler
başarısız olsa dahi yatırımların ortalama getirisinin yüksek olması gerekmektedir.
Risk sermayesi şirketleri, risk sermayesi fonlarını sağlayan
hissedarlarına, ana şirketlerine veya fon yatırımcılarına tatmin edici kazançlar sağlamak
zorundadır. Aksi takdirde ne gibi sonuçlarla karşılaşılabilir?
Risk sermayesi şirketlerinin başlıca gelir kaynakları şunlardır:
•
Yatırım yapılan işletmelerin hisse senetlerinden elde edilen kar payı gelirleri
•
Yatırımların satışından elde edilen karlar
•
Danışmanlık ücretleri ve diğer hizmet ücretleri
Örnek:
Bir risk sermayesi şirketi, bir işletmeye 1 milyon Amerikan doları tutarında yatırım yapmıştır. Risk
sermayesi şirketi işletmenin hisse senetlerinden kar payı alacaktır. Şirket 3. Yılın sonunda 100.000 , 4.
Yılın sonunda 150.000 ve 5. Yılın sonunda 200.000 Amerikan doları tutarında kar payı elde etmiştir.
5 yıl sonra işletme borsada halka arz edilmiştir. Risk sermayesi şirketi, kendisine ait olan hisse
senetlerini 3.150.000 Amerikan doları karşılığı satmıştır.
Analiz:
Yatırımın vergi öncesi geliri yatırımın iç verim oranı hesaplanarak bulunabilir.
Başlangıç yatırımı: 1.000.000
3.Yıl nakit girişi 100.000
4.Yıl nakit girişi 150.000
5.Yıl nakit girişi 3.350.000
172
www.hedefaof.com
Nakit girişlerinin bugünkü değerini, başlangıç yatırımının değerine
eşitleyen faiz oranı yatırımın iç verim oranıdır.
Bu yatırım için risk sermayesi şirketinin %30 civarında iç verim oranı elde ettiğini varsayarak
yatırımın ulaşması gereken tutarlar aşağıdaki gibi hesaplanabilir.
Yıl
Yılbaşı tutarı
Beklenen
(%30)
(A)
getiri
(B) = A*30/100
Kar payı
Yılsonu tutarı
(C)
(A)+(B)-(C)
1
1.000.000
300.000
0
1.300.000
2
1.300.000
390.000
0
1.690.000
3
1.690.000
507.000
100.000
2.097.000
4
2.097.000
629.100
150.000
2.576.100
5
2.576.100
772.830
200.000
3.148.930
Beşinci yılın sonunda 3,4 ve 5. Yıllarda elde edilen kar payı geliri de dikkate alınarak yatırımın
3.148.930 Amerikan dolarına satılması durumunda %30 getiri elde edileceği görülmektedir. Şirket
yatırımını 3.150.000 Amerikan dolarına sattığı için, örnekteki işlemde işlemde yaklaşık %30 kar edildiği
söylenebilir.
Dünya’da Risk Sermayesi Sektörünün Durumu ve Geleceği
A.B.D’nde risk sermayesi sağlayan ilk kuruluş, 1946’da kurulan American Research & Development
şirketidir. Risk sermayesi fonları çok sayıda işletmeye finansman sağlamıştır. Bunlar arasında Apple
Computer ve Compaq Computer gibi işletmeler yer almaktadır. A.B.D’nde kişisel bilgisayar sektörünün
gelişimi, risk sermayesi sektörünün başarısını ortaya koymaktadır.
Avrupa’daki risk sermayesi uygulamalarının büyük bir bölümü İngiltere’de gerçekleşmektedir. Kıta
Avrupası’ndaki aile şirketleri geleneğine bağlı olarak işletmelerin yöneticilerden ziyade aile bireylerine
devredilmesi söz konusu olmaktadır ve bu yüzden risk sermayesi uygulamalarının sayısı, Kıta
Avrupası’nda, A.B.D. ve İngiltere’ye göre sınırlı kalmaktadır. Yine de, son yıllarda Kıta Avrupası’nda da
sektörün geliştiği ve büyüdüğü gözlenmektedir.
Japonya’da risk sermayesi sektörü uluslararası standartlara göre küçüktür. Risk sermayesi şirketleri
yeni işletmelerden çok gelişmekte olan işletmelere yatırım yapmaktadır. A.B.D.’nde özellikle son on
yıldır risk sermayesi sektörü tarafından finanse edilen projelerin iç verim oranının, halka arz sayısının,
diğer risk sermayesi şirketlerine yapılan satışların ve satış fiyatlarının düşük olduğu gözlenmektedir.
Önceden iki yıldan sonra nakit yaratabilen yatırımların günümüzde likit hale gelmesi altı ila on yılı
bulmaktadır.
1980’lerden itibaren, risk sermayesi şirketlerinin yatırımlarının uluslararası nitelik kazanmaya
başladığı gözlenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren risk sermayesi şirketleri,
emeklilik fonları ve özel kişilerin yanı sıra yabancı sermaye yatırımları ile de fon sağlamaktadır. Ayrıca,
A.B.D. kökenli risk sermayesi şirketleri A.B.D. dışındaki işletmelere finansman sağlamaktadır. Avrupa
ülkelerinde de uluslararası risk sermayesi yatırımları gerçekleştirilmektedir.
Risk sermayesi sektörünün en karlı olduğu 1980-1997 döneminde risk sermayesi yatırımlarının üç
aylık bazda yaklaşık %22 getiri sağladığı saptanmıştır. 1997-2000 döneminde internetin ticarileşmesi ile
birlikte risk sermayesi uygulamaları % 250 artış göstermiştir. Bu dönemde risk sermayesi yatırımlarının
karlılığının da artması ile beraber, yeni yatırımcıların sermaye girişi sağlamasına bağlı olarak risk
sermayesi fonlarının arzı artmış ve çok sayıda deneyimsiz risk sermayesi şirketi rekabete katılmıştır.
173
www.hedefaof.com
2000’den itibaren risk sermayesi yatırımlarının sayısı azalmaya başlamış ve 2009’da en düşük
seviyeye inmiştir. Yaşanan kredi krizinin de etkisiyle yatırımların likide edilebileceği süreler de
uzamıştır. Halka arzların da zorlaşması ile beraber, risk sermayesi yatırımlarının likidite riskinin artması
yüzünden, risk sermayesi yatırımlarının karlılığı düşüş göstermiştir.
Karlılık oranlarının %10 seviyelerine düşmesi ile birlikte risk sermayesi sektörünün zor duruma
düşmekte olduğu görülmektedir. Bazı uzmanlar sektörün küçülmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca,
son dönemlerde bazı risk sermayesi şirketlerinin daha az sayıda ve kar potansiyeli yüksek yatırımlara
odaklandığı bir strateji uygulamaya başladığı gözlenmektedir.
Risk sermayesi şirketlerinin köklerine dönerek işletmelerle daha
yakından ilgilenmeleri ve sabırlı davranmaları gerekmektedir. Yatırıma girişirken yatırımın
nasıl satılacağından çok girişimcinin nasıl büyük bir işletme yaratabileceği
düşünülmelidir.
Türkiye’de Risk Sermayesi Uygulamaları
Türkiye’deki işletmelerin büyük çoğunluğu küçük işletmelerdir. Küçük işletmeler sanayi ve ticaretin itici
gücü olarak esnek yapıları ve teknolojik gelişmelere çabuk uyum sağlama yetenekleri sayesinde,
istihdama, ekonomik büyümeye ve kalkınmaya önemli katkılar sağlamaktadır.
Türkiye’de faaliyet gösteren küçük işletmeler daha çok aile şirketleridir. Ortakların aynı zamanda
yönetici konumunda olduğu ve işletmelerde kurumsallaşma sorunları yaşandığı gözlenmektedir. Bu
nedenle işletmeler, kuruluş aşamasında, büyümenin finansmanında ve şirket satın almalarında finansman
zorlukları ile karşı karşıya kalmaktadır.
Finansman zorluklarının, kurumsal yönetim eksikliği dışında diğer nedenlerinden bazıları şunlardır:
•
Yetersiz sermaye birikimi
•
Yüksek devlet borçlarına ve faiz oranlarına bağlı dışlama etkisi
•
Bankacılık sisteminin ve kredi piayasalarının yetersizliği
•
Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık
•
Ekonomik krizler
•
İşletmelerin özkaynaklarının yetersizliği
•
Sermaye piyasalarının yeterince gelişmiş olmaması
•
Halka arz oranlarının düşük olması
Dünya’da risk sermayesi faaliyetleri, özellikle A.B.D.’nde teknoloji sektöründe yaşanan hızlı büyüme
sayesinde 1990’daki 18 milyar dolar civarındaki seviyesinden 1990’ların sonunda 250 milyar dolar
seviyesine yükselmiştir. 2001 yılına gelindiğinde risk sermayesi yatırımları Avrupa’da milli gelirin %
0,25’ine, A.B.D.’nde ise milli gelirin % 0,6’sına ulaşmıştır. Ancak, Türkiye’deki risk sermayesi
yatırımları, dünyadaki gelişmelere göre oldukça düşük seviyededir.
1995 yılına kadar Türkiye’de kayda değer bir risk sermayesi yatırımı söz konusu değildir. 1999
yılında yapılan toplam yatırımlar 100 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Dünyadaki eğilimler ve
Türkiye’deki gelişmelere bağlı olarak sadece 2000 yılında 100 milyon dolara yakın yatırım yapılmıştır.
Yine de, bu rakamlar potansiyelin altındadır. 2001 krizinden sonra yatırımlar azalmış ve sonraki birkaç
yılda yıllık 40 milyon dolar seviyesinde seyretmiştir.
Risk sermayesi, gelişmekte olan ülkelerde sınırlı olarak kullanılan bir finansman yöntemidir. Benzer
şekilde, Türkiye’de Risk sermayesinin gelişmesinin önündeki başlıca engeller şunlardır:
174
www.hedefaof.com
•
Araştırma geliştirme kaynaklarının yetersizliği
•
Girişimci kültürünün yerleşmemesi
•
Yönetimde deneyim eksikliği
•
Siyasi belirsizlikler
•
Ekonomik belirsizlikler
•
Finansal piyasaların az gelişmişliği
Türkiye, yabancı risk sermayesi şirketlerinin yatırımları için fırsatlar sunan bir ülkedir. Türkiye’de
Risk sermayesine olan talep, özellikle son yıllarda artmaktadır. Risk sermayesi talebini arttıran belli başlı
nedenler şunlardır:
•
Girişimci ruh
•
Rekabetçi işgücü
•
Jeopolitik konum
•
Liberalleşme ve özelleştirme politikaları
Dünyadaki sermaye oluşumu, gelişmiş ülkelerde risk sermayesi sektörünün doyuma ulaşması ve
gelişmekte olan ülkelerde risk sermayesi sektörünün gelişmesine bağlı olarak Türkiye’de de risk
sermayesi sektörünün yakın gelecekte gelişmesi beklenmektedir.
175
www.hedefaof.com
Özet
Risk Sermayesi ile finanse edilen yatırımlar,
sektör veya ürüne, büyüklüklerine ve işletmenin
gelişme aşamasına göre sınıflandırılmaktadır.
Risk Sermayesi, genellikle küçük ve halka açık
olmayan işletmelerin kuruluşunu, genişlemesini,
etkinliklerini sürdürmesini veya özkaynak
yapısının değişmesini finanse etmeye yönelik
gerçekleştirilen yatırımdır. Risk sermayesi
yatırımı yapan kişi veya kuruluşlar, yatırım
yaptıkları işletmelere sermaye desteği sağlayarak
işletmelere ortak olmaktadır.
Yatırım süreci iş fırsatının saptanması, iş planının
hazırlanması,
finansman
paketinin
yapılandırılması ve yatırımdan çıkış gibi çeşitli
aşamalardan oluşmaktadır.
Risk sermayesi sektörü, risk sermayesi için
oluşan arz ve talep için köprü görevi görmektedir.
Risk sermayesi şirketleri, yatırım yaptıkları
işletmelere
çeşitli
destek
hizmetleri
sağlamaktadır. Risk sermayesi sektörünün
sürekliliği
risk
sermayesi
yatırımlarının
başarısına bağlıdır.
Risk Sermayesi şirketleri için cazip olmayan
küçük yatırımlar, melek yatırımcılar tarafından
finanse edilmektedir. Risk sermayesi şirketlerinin
genç
girişimcilerin
bulunması
ve
desteklenmesindeki rolleri küçülürken, melek
yatırımcılar
gibi
alternatiflerin
önemini
artmaktadır.
Türkiye’deki
risk
sermayesi
yatırımları,
dünyadaki gelişmelere göre oldukça düşük
seviyededir, ancak yakın gelecekte Türkiye’de de
risk
sermayesi
sektörünün
gelişmesi
beklenmektedir.
Risk Sermayesi, orta veya uzun vadeli bir
yatırımdır. Risk Sermayesi, büyük ve köklü
işletmelerin finansmanına göre yüksek riskler
içermektedir
Risk sermayesi, fon fazlası olan yatırımcıların
birikimlerinin
verimli
yatırımlara
yönlendirilmesinde ve ekonomik etkinliğin
arttırılmasında etkili olmaktadır.
176
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
1. Aşağıdakilerden hangisi risk
finansman araçlarından biri değildir?
6. Aşağıdakilerden hangisi risk sermayesi
şirketlerinin gelir kaynaklarından biri değildir?
sermayesi
a. Adi hisse senetleri
a. Kar payları
b. İmtiyazlı hisse senetleri
b. İşletmenin satışı
c. İşletmenin eski sahipleri tarafından sağlanan
teminatsız krediler
c. Danışmanlık ücretleri
d. Teminatlı banka kredileri
e. Hepsi risk sermayesi araçlarıdır
e. Hepsi risk sermayesi
kaynaklarındandır
2. Araştırma ve geliştirme harcamaları hangi tür
risk sermayesi ile finance edilmektedir?
7. Risk sermayesi yatırım sürecinin ilk aşaması
hangisidir?
a. Çekirdek sermaye
a. İş fırsatının belirlenmesi
b. Şirket kuruluşu
b. İş planının hazırlanması
c. Banka borcunun refinansmanı
c. Finansman paketinin oluşturulması
d. İkincil satın alma
d. Yatırım tutarının belirlenmesi
e. Genişleme finansmanı
e. Yatırımdan çıkış
3. Aşağıdaki risk sermayesi türlerinden hangisi
diğerlerine göre daha risklidir?
8. Aşağıdakilerden hangisi risk sermayesi
yatırımından çıkış yollarından biri değildir?
a. Çekirdek sermaye
a. Halka arz
b. Şirket kuruluşu
b. Sendikasyon finasmanı
c. Banka borcunun refinansmanı
c. Üçüncü kişilere satış
d. İkincil satın alma
d. Mevcut ortaklara satış
e. Genişleme finansmanı
e. Başka risk sermayesi şirketine satış
4. İşletmeye yeni sermaye girişinin olmadığı,
ancak sermayenin el değiştirtiği risk finansmanı
türüne ne ad verilmektedir?
9. Bir işletmenin özkaynaklarının son değerinin
bugünkü değeri 10 milyon dolarsa ve yapılan risk
sermayesi yatırımı 6 milyon dolarsa risk
sermayesi şirketinin ortaklık payı ne olur?
d. Faiz gelirleri
a. Çekirdek sermaye
b. % 60
c. Banka borcunun refinansmanı
c. % 66
d. İkincil satın alma
d. % 33
e. Genişleme finansmanı
e. % 34
teknoparkların
10. Risk sermayesi sağlayan varlıklı kimselere
ne ad verilir?
a. Danışmanlık hizmetleri
a. Melek yatırımcı
b. Muhasebe hizmetleri
b. Sendikasyon yöneticisi
c. Finansman desteği
c. Tekno park
d. Büro hizmetleri
d. Risk sermayesi
e. Fizibilite çalışmaları
e. Girişim sermayesi
177
gelir
a. % 40
b. Şirket kuruluşu
5. Aşağıdakilerden hangisi
sunduğu hizmetlerden değildir?
şirketlerinin
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
1. d Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesinin
Özellikleri ve Ekonomiye Katkıları” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Teminatlı banka kredileri Risk Sermayesi
değildir, çünkü işletmenin iflas etmesi
durumunda, banka teminat olarak aldığı kıymetli
varlıkların satışı ile kredinin kapatılmasını
sağlayabilir.
Sıra Sizde 1
2. a Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi
Çeşitleri” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Sıra Sizde 2
3. a Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi
Çeşitleri” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
İşletmenin yatırımdan sonraki değeri 20 milyon
dolar olacağından ortaklık payı %50 olacaktır.
Sıra Sizde 3
4. d Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi
Çeşitleri” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Risk sermayesi fonlarına sermaye çekmek güç
hale geleceğinden ve fon arzı azalabilir.
5. c Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi
Sektörü” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Yararlanılan Kaynaklar
6. d Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi
Sektörü” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Coyle, B. (2000). Venture Capital&Buyouts,
U.K.: CIB Publishing.
Camp, J.J. (2002). Venture Capital Due
Diligence.New York: John Wiley&Sons.
7. a Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi Yatırım
Süreci” başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
Tuncel, K. (2000). Risk Sermayesi Finansman
Modeli, Ankara, SPK Yayın No: 37.
8. b Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi Yatırım
Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Zaimoğlu, T. (2001). Risk Sermayesi ve
Türkiye’de Uygulama Olanakları, Ankara,
SPK Yayın No: 19.
9. b Yanıtınız yanlış ise “Risk Sermayesi Yatırım
Süreci”
başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
http://www.nooeco.com/VC%5CVC%20in%20T
urkey%5CturkVCa%5C_articles%5C040901%20
Turkish%20Private%20Equity%20Market%20%20Euromoney%20PE-VC%20article.pdf
dosyasının html sürümü
10. a
Yanıtınız
yanlış
ise
“Melek
Yatırımcılar” başlıklı konuyu yeniden gözden
geçiriniz.
Delloite, Kurumsal Finansman Türkiye’de
Girişim
Sermayesi
2007
http://www.deloitte.com/assets/DcomTurkey/Local%20Assets/Documents/turkeytr_cf_PEinTurkey_180707.pdf
Rouzies, D. (2010). The VC Shakeout, Harvard
Business Review, July-August 2010, s. 21-23.
Morrissette, S.G. (2007). A Profile of Angel
Investors, The Journal of Private Equity Summer
2007, Vol. 10, No. 3: s. 52-66
Wong, A.Y. (2002). Angel Finance: The Other
Venture
Capital,
http://ssrn.com/abstract=941228
veya
http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.941228
http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/02
020701/10658
178
www.hedefaof.com
www.hedefaof.com
8
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
İşletmelerde başarısızlık kavramını ve başarısızlığa neden olan faktörleri açıklayabilecek,
Ekonomik kriz kavramını ve ekonomik krize neden olan faktörleri açıklayabilecek,
İşletmelerin başarısızlığında ekonomik krizlerin etkisini açıklayabilecek,
Ekonomik krizin
açıklayabilecek,
etkilerinin
bertarafına
yönelik
uygulanacak
işletme
faaliyetlerini
bilgi ve becerilere sahip olabileceksiniz.
Anahtar Kavramlar
Başarısızlık
İflas
Ekonomik ve Finansal Kriz
Sermaye
Yeniden Yapılanma
Borç ve Borçlanma
Finansman
Kar
İçindekiler
Giriş
İşletmelerde Başarısızlık
İşletmelerin Başarısızlığında Ekonomik Krizler
Ekonomik Krizler ve Krizlerin Neden Olduğu Başarısızlığın Bertaraf Edilmesine Yönelik
Politikalar
180
www.hedefaof.com
Ekonomik Krizler ve
Finansal Yönetim
GİRİŞ
İnsanlık var olduğundan bu yana günlük hayatı etkileyen olağan üstü koşullar yaşanmıştır. Ancak Sanayi
Devrimi’ne kadar, uluslararası ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri ilişkiler çok sınırlı düzeyde kalmıştır.
Üretim hacminin düşük olduğu (tarımsal üretim ve zanaat atölyelerinde üretim) ve ticaretin de çoğunlukla
komşu ülkelerle gerçekleştirildiği Sanayi Devrimi’ne kadar geçen dönemde kriz yaratacak durumlar;
kuraklık, salgın hastalıklar, doğal afetler ve savaşlar gibi… olaylar çerçevesinde ortaya çıkmıştır.
Yaşanan bu krizler ise krize yol açan neden ortadan kalktıktan sonra son bulmuştur.
Günümüz dünyasında ise krizlerin ortaya çıkmasına neden olan çok sayıda neden olabilmektedir.
Bilgi – iletişim ve ulaşım teknolojileri ve olanaklarındaki gelişmeler, artık ülkeleri her açıdan (siyasi,
sosyal, ekonomik, ticari, bilimsel gibi…) birbirlerine çok yaklaştırmıştır. Yaşanan kriz herhangi bir
ülkenin iç sorunu gibi görünse bile, bu sorun, coğrafik olarak yakın olsun ya da olmasın o ülke ile ilişkide
olan diğer ülkeleri de etkileyebilmektedir. 20. Yüzyılın başlarında yaşanan I. Dünya Savaşı sonrasında,
savaşan Avrupa ülkeleri ve Osmanlı İmparatorluğu ekonomik olarak çok sıkıntılı durumlara düşmüş,
hatta Osmanlı Devleti bu savaş sonrasında yıkılmıştır.
Dünya tarihindeki bu önemli savaş Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin yok olmasına neden olmuş ve
Büyük Buhranın (1929 Ekonomik Buhranı) yaşanmasında etken olmuştur. Hızla yükselen ve
durdurulamayan enflasyon, üretimdeki düşüş, işsizlik dünya ekonomisinin büyük zarar görmesine neden
olmuştur. Sonrasında yaşanan II. Dünya Savaşı, bir öncekinde olduğu gibi dünya ekonomisini olumsuz
etkilemiş ve dünya siyasi ve ekonomik hayatının yeniden kurulması ve düzenlenmesi ihtiyacını
doğurmuştur. Tabii ki bu gibi durumlar dünya tarihinde uç olarak niteleyebileceğimiz özel durumlardır.
Anlaşılacağı üzere her ne kadar askeri bir olgu olsa da savaş, ülkelerin ekonomik kaynaklarına büyük
zararlar vermekte ve ekonomilerinin de çökmesine neden olmaktadır. Bunlar dışında küçüklü büyüklü
yaşanan askeri çatışmalar, terör olayları ekonomileri olumsuz etkilemiştir. Ancak, bunların yanı sıra
yaşanan ve çoğunlukla da uzmanlar tarafından ekonomik nedenlere dayandırılan siyasi çatışmalar,
uluslararası ticaretin artması ile birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan ticari, finansal ve
ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu krizlerin çeşitli etkileri ile de ülke
ekonomilerinin makro (ulusal gelir, üretim, ihracat, ithalat, yatırımlar, döviz kuru, vergiler, enflasyon,
işsizlik gibi…) ve mikro ekonomik (işletme gelirleri, kar, yatırım, üretim, finansman, hammadde tedariği,
işgücü temini, mamul, yarı mamul ve hammadde stokları, alacak tahsilatı ve borç ödemeleri gibi…)
olguları olumsuz durumlarla karşı karşıya kalmıştır.
Krizlerin, birbirleri ile etkileşim, yani bir neden – sonuç ilişkisi, içinde olduğu mikro ve makro
ekonomik sonuçları ortaya çıkmaktadır. Bu ünite çerçevesinde ekonomik krizlerin, işletmeler açısından
“Başarısızlık” olarak nitelendirilen, işletmelerin amaçlarının uzağında kalmasındaki etkisi üzerinde
durulacak, yani krizlerin makro ekonomik etkilerinden çok mikro ekonomik etkileri incelenecektir.
İŞLETMELERDE BAŞARISIZLIK
İşletmeler, hanehalkı ve devlet ile birlikte, ekonomik sistem içinde önemli bir ekonomik birimdir. Var
oluş amaçları insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mal ve hizmet üretmek ve ürettikleri bu mal ve
hizmetleri satarak da kar elde etmektir. İşletmeleri, yaşam süreci içinde, amaçlarına ulaşmalarını
engelleyici birçok sorun oluşabilmektedir. Bu sorunlar da işletmelerin başarısızlık yaşamalarına neden
olmaktadır.
181
www.hedefaof.com
İster gelişmiş isterse gelişmekte olan ülkede faaliyet gösteren bir işletme olsun, amaçlarını elde
etmesinde çıkan sorunlar dolayısıyla başarısızlık yaşayabilmektedirler. Geçmişten günümüze gerek
işletmenin yapmış olduğu hatalar ve gerekse ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan sıkıntılar,
işletmelerin başarısız olmasına ve ticari hayatlarını sonlandırmak zorunda kalmasına neden olmuştur ve
olmaktadır.
Finansal krizler de işletmelerin amaçlarından uzaklaşarak başarısız olmalarında önemli olaylardır.
Finansal krizler dolayısıyla işletmeler alacaklarını tahsil edememe ve borçlarını da ödeyememe durumu
ile karşılaşabilmektedirler. Bu durum işletmenin iç ve dış tüm aktivitelerinin aksamasına ve kriz uzun
sürdüğü takdirde de iflaslarla sonuçlanan bir sürecin yaşanmasına neden olabilmektedir.
Başarısızlık Kavramı
Başarısızlık kısaca, belirlenen amaçlara ulaşılamaması ya da sorunların çözülememesi olarak
tanımlanabilir. Ekonomik hayatta başarısızlıktan söz edildiğinde de ekonomik birimlerin (hanehalkı,
işletmeler ve devlet) amaçlarını gerçekleştirememeleri olarak genel bir ifade kullanılabilir. Eğer hanehalkı
tüketim faaliyeti sonucunda faydasını, işletmeler karlarını ve devlet de halkının refahını maksimum
kılamıyorsa, her bir ekonomik birimin ve dolayısıyla ekonomik sistemin başarısızlığından söz edilir.
Aslında bakıldığında ekonomik birimlerin kararları birbirlerini etkileyebilmektedir.
Kararlarında hata yapan ekonomik birimler amaçlarını gerçekleştiremeyecektir. Hatalı kararlar da
diğer ekonomik birimlerin aldığı kararları etkileyecek ve genel ekonomik refahın azalmasına neden
olabilecektir. Ekonomik refahın azalması ülke içindeki yaşam düzeyinin düşmesi dolayısıyla gelecek
yıllarda üretilecek mal ve hizmet miktarının da azalmasına neden olacaktır. Genel olarak düşünüldüğünde
işletmelerin bireysel hataları sonucu oluşan başarısızlıklar piyasa başarısızlığına yol açacak sonuçta genel
ekonomi dengesi bundan olumsuz etkilenerek refahın düşmesine neden olacaktır.
Yukarıda da bahsedildiği gibi işletme başarısızlığı işletmenin amaçlarına ulaşamaması dolayısıyla
ortaya çıkacaktır. Peki işletmenin elde edemediğinde başarısızlık yaşayacağı söylenilen amaçları nelerdir?
Bu amaçlar şu şekilde sıralanabilir:
I. Ekonomik Amaçlar (Birincil):
1. Verimliliği maksimum kılmak: Belli bir miktar girdi ile belli bir dönemde elde edilebilecek en
yüksek çıktı düzeyine ulaşmak.
2. Geliri (ciro) maksimum kılmak: İyi bir satış politikası ile belli bir dönem içinde en yüksek
satışı gerçekleştirerek geliri maksimum kılmak.
3. Karı maksimum kılmak: İyi bir satış politikasına bağlı olarak doğru bir fiyatlama politikasıyla
karı en üst düzeye çıkarmak.
4. Maliyeti minimum kılmak: Belli bir dönem içinde belli bir çıktı düzeyini, mümkün olan en
düşük maliyetle elde etmek.
5. İşletmenin piyasa değerini ve marka değerini artırmak: Üretim, verimlilik ve kar
maksimizasyonu ve maliyet minimizasyonunun yanı sıra işletmenin piyasa değerini ve ürettiği
ürünlerin marka değerini artırmak.
II. Ekonomik olmayan amaçlar (İkincil):
1.
Piyasada işletmenin güvenirliliğini artırmak: İşletmeler, müşterilerinin güvenini kazandığı
ölçüde karını artıracak ve varlığını sürdürebilecektir. Aksi takdirde ürünlerini satamayacak, kar
elde edemeyecek ve piyasayı terk etmek zorunda kalabilecektir.
2.
Söz sahibi bir işletme olmak: Gerek dahil olduğu piyasa ve gerekse faaliyette bulunduğu ülke
ekonomisi içinde, piyasa payı, cirosu, istihdam ettiği işgücü düzeyi, yarattığı katma değer,
verdiği vergi, yaptığı ihracat miktarı gibi parametreler açısından güçlü ve alınacak sektörel ve
ulusal ekonomik kararlarda söz sahibi olan bir kuruluş olmak.
182
www.hedefaof.com
3.
İstihdama katkı sağlamak: Kar etmenin yanı sıra faaliyette bulunduğu bölge ve ülkenin işsizlik
düzeyinin azaltılmasına katkı sağlamak.
4.
Sosyal sorumluluk yüklenmek: Faaliyette bulunduğu ülkenin sosyal ve kültürel gelişimine ve
eğitim düzeyinin yükseltilmesine katkı sağlayacak projeler üretmek ve bu yöndeki projelere
destek vermek.
5.
Toplumsal değerlere saygı göstermek: Gerek üretim ve pazarlama sürecinde ve gerekse ülke
içerisindeki aktivitelerde, bulunduğu ülkenin inançları, örfleri, gelenekleri, dini, dili gibi sosyal
ve kültürel değerlerine saygı duyduğunu göstermek.
6.
Ülkenin kalkınmasına katkı sağlamak: Yaptığı yatırımlarla ülkenin geri kalmış bölgelerinde,
ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini destekleyici faaliyetlerle bu bölgelerin gelişmesine ve
kalkınmasına katkı sağlamak.
İşletmenin ekonomik amaçlar doğrultusunda belirlediği bir takım hedefleri söz konusudur. Bu
hedefler de kısa ve uzun vadeli hedefler olarak sınıflandırılabilir:
I.
II.
Kısa Vadeli Hedefler: Kısa vadeli hedefler işletmenin varolan üretim hacmi sınırları içindeki
hedefleridir:
1.
Belli bir piyasa payını elde etmek (Örn: piyasanın %20’si),
2.
Belli bir üretim düzeyine ulaşmak (Örn: 300.000 adet/ay),
3.
Belli bir dönemde belli bir satış düzeyini tutturmak (Örn: 100 bin adet/ay),
4.
Belli bir gelir (ciro) düzeyine ulaşmak (Örn: 1 Milyon /ay),
5.
Belli bir kar düzeyini elde etmek (Örn: 200 bin /ay, ya da birim başına %15),
6.
Belli bir verimlilik düzeyini elde etmek (Örn: 1000 adet/saat),
7.
Düşük maliyetli üretim gerçekleştirmek (Örn: 50 / adet),
Uzun Vadeli Hedefler: Uzun vadeli hedefler işletmenin strateji ve politikaları doğrultusunda aldığı
ve hayata geçirilmesi uzun süre alabilecek hedefleridir:
1.
İşletme ölçeğini artırmak (Örn: 100.000 adet/yıl’dan, 150.000 adet/yıl’a çıkarmak)
2.
Piyasa payını artırmak (Örn: 3 – 5 yıl içinde piyasa payını %35’e ulaştırmak)
3.
Ulusal ve uluslararası düzeyde yeni piyasaları araştırmak ve bu piyasalara girmek,
4.
Ürün yelpazesine yeni ürünler eklemek,
5.
İşletme gelirini artırmak (Örn: 3 – 5 yıl içinde işletme gelirini 3 Milyon’ye ulaştırmak)
6.
Kurumsal değişim (Örn: limitet şirketten, anonim şirkete dönüşmek, halka açılmak gibi…)
Yukarıda özet olarak verilen amaçlar ve bu amaçların doğrultusunda belirlenen hedeflerin
tutturulamaması ya da gerçekleştirilememesi işletmeler açısından “başarısızlık” olarak nitelenir. Ancak
buradaki hedeflerin tutturulamaması işletmenin ekonomik ya da ticari faaliyetlerini durdurması anlamına
gelmemektedir. Bu gibi başarısızlıklara belli bir süre katlanılabilinecektir. Ancak işletmenin amaçlarına
ulaşamaması öncelikle kısa vadeli hedeflerinin ve ilerleyen süreçte de uzun vadeli hedeflerinin
gerçekleşmemesi anlamına gelmektedir. Bununla birlikte böyle bir ortamda işletme tedarik, üretim,
depolama, pazarlama, satış, tahsilat, vergi, borç ve kredi ödeme süreçlerinin aksaması söz konusu olacak
ve işletme finansal kriz içine girebilecektir. Sonuçta ürününü satamayan, gerekli geliri elde edemeyen,
satış tahsilatlarını zamanında yapamayan, borçlarını zamanında ödeyemeyen işletmeler belli bir sürecin
sonunda ticari hayatını durdurma kararı almak zorunda kalabilirler ki bu “iflas” etmek yani başarısızlık
anlamına gelmektedir.
Belirlenen hedeflerden birinin ya da bir kaçının elde edilememesi belki firmanın ticari hayatını
sürdürmesine engel değildir, yani başarısızlık olarak nitelenmeyebilir, ancak bu gibi aksamalar
183
www.hedefaof.com
maliyetlerin artmasına neden olacaktır. Bu durum işletmenin kar oranının düşmesine ve düşük kar
düzeyinin elde edilmesi anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra eğer işletme belli bir kar oranını tutturma
amacıyla hareket ederse, bazı hedeflerin elde edilememesi dolayısıyla oluşan maliyet artışı dolayısıyla,
fiyatlarını artırmak zorunda kalacak, bu da rakipleri ile rekabette bu işletmenin dezavantajlı duruma
düşmesine neden olacaktır. Böylece satışları düşen, stokları artan, gelirleri düşen, karları düşen işletme
ilerleyen süreçte yükümlülüklerini (borç ödeme, kredi ödeme, vergi ödeme, maaş – ücret ödeme gibi…)
yerine getirmede zorlanacak ve belki de başarısızlık olarak nitelenen “iflas”ın eşiğine gelecektir.
İşletme açısından kriz olarak nitelenecek bu durumlar işletmelerin başarısız olarak piyasayı terketmesi
ile sonuçlanması büyük olasılıktır. Ancak başarısızlığın nedenlerinin belirlenmesi ve bunları gidermek
için gerekli önlemlerin alınması, başarısızlık sürecinin sonlanmasını ve işletmenin ekonomik hayattaki
faaliyetlerini sürdürmesini olanaklı kılacaktır. Başarısızlığın tespiti ne kadar önce olursa ya da ne kadar
önce öngörülürse alınacak önlemlerin başarısı da o düzeyde yüksek olacak ve belki de işletme kriz
sürecini yaşamadan ya da çok hafif atlatarak yaşamına devam edebilecektir.
İşletmeler kar elde etme ve karı maksimum kılma ana amacını elde etmek için, üretim kararının
oluşmasından üretilen mal ya da hizmetin nihai kullanıcıya ulaştırılmasına kadar geçen sürecin değişik
aşamalarındaki, ara amaçları gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu ara amaçlar şu şekilde sınıflandırılabilir:
1.
Üretim Ara Amacı
2.
Envanter Ara Amacı
3.
Piyasa Ara Amacı
Üretim Ara Amacı, üretimi söz konusu olan mal ya da hizmetten belli bir süreç içerisinde, tesisin
kapasitesi çerçevesinde minimum maliyetle en yüksek çıktıyı elde etmeyi ifade etmektedir. İşletme sahip
olduğu üretim kapasitesi ile üretimini en düşük maliyetle gerçekleştirdiği takdirde bu amacını
gerçekleştirmiş ve başarılı olmuş demektir.
Envanter Ara Amacı, üretimin gerçekleşmesi için gerekli olan hammadde, yarı mamul madde,
makine – teçhizat varlığını ve mamul stoğunu ifade etmektedir. Hammadde ve yarı mamul madde stoğu
üretimi kesintiye uğratmayacak miktarda depolarda bulundurulması gerekmektedir. Aksi takdirde ya
üretim gerçekleşirken hammadde ve yarı mamul madde bitecek ve üretim duracaktır, ya da gerekenden
fazla olduğunda stok maliyetlerinin artmasına neden olurken siparişlerin yetişmeme veya birim başına
yüksek üretim maliyeti riski ortaya çıkacaktır. Bu durum işletme açısından başarısızlığı ifade etmektedir.
Piyasa Ara Amacı, işletmenin ürettiği mal ya da hizmeti mümkün olan en yüksek fiyattan ve
mümkün olan en yüksek miktarlarda satması durumunda gerçekleşecektir. Bunun için iyi bir talep ve
piyasa analizinin yapılması gereklidir. Bu analiz neticesinde en uygun fiyat ve satış hacmi belirlenmeli ve
bu hedef elde edilmeye çabalanmalıdır. Analizin doğru yapılmaması hedeflerin yanlış belirlenmesine
neden olurken, bu hedef doğrultusunda belirlenen faaliyetler sonucunda satış miktarı ve geliri azalırken,
pazarlama ve satış maliyetlerinin artmasıyla birim başına düşen maliyetin de yükselmesine neden
olacaktır. Bu durum da yine işletme için başarısızlık olarak nitelenecektir.
Genel olarak bakıldığında, işletmenin amaç ve hedeflerinin farklı açılardan incelenmesi ile ifade
edilmeye çalışılan başarısızlık kavramı, işletmenin kötü bir sürecin içerisinde olduğunu göstermektedir.
Başta karar alıcılar olmak üzere, üretim fikrinin oluşmasından ürünün nihai kullanıcıya ulaştırılmasına
kadar geçen süreçte görev alan tüm aktörlerin başarısızlığın ortaya çıkmaması için çaba sarfetmeleri
gerekmektedir. Çünkü işletme sahip olduğu fiziki, finansal ve iş gücü yapısının oluşturduğu bir
bileşendir. Herhangi bir nedenle üretim sürecinde oluşacak hatalar başarısızlığın ortaya çıkmasına neden
olurken, bu durum, üretim düşüşü ve maliyet artışı ile birlikte ilerleyen dönemlerde işletmeyi iflasa
sürükleyerek iş hayatını terketme sonuna ulaştıracaktır.
İşletmenin ekonomik ve ekonomik olmayan amaçları arasında nasıl
bir ilişki vardır? Yorumlayınız.
184
www.hedefaof.com
İşletmelerde Başarısızlığın Nedenleri
İşletmelerde amaçlara ve hedeflere ulaşılamaması, yani başarısızlığın birçok nedeni olabilir.
Başarısızlığın ortaya çıkmasına neden olan etkenler, işletmenin kendi yapısından kaynaklanacağı gibi
işletme dışı bir takım olgularla da ortaya çıkabilir. Dolayısıyla işletmelerde başarısızlığın nedenleri;
1. İçsel Nedenler
2. Dışsal Nedenler
olmak üzere iki başlık altında incelenebilir.
Aşağıda ayrıntılı bir şekilde incelenecek olan başarısızlığın her bir nedeni, işletmeyi finansal sıkıntılar
içine sokacaktır. Hatalı kararlar ve işletme dışı gerçekleşen olumsuzluklar, işletmenin maliyetlerini
artıracak, maliyetlerin artması ticari hayatına devam etmek isteyen işletmelerin finansman ihtiyacını
artıracak, finansman ihtiyacı artan işletme, yeni finans kaynakları bulmakta zorlandığında maliyet yaratan
faaliyetlerin yerine getirilememe durumu ortaya çıkacak ve işletme kriz içine girecektir. Sonuçta,
amaçlarından uzaklaşan işletme, sorunların giderilememesi nedeniyle iflas durumu ile yüz yüze
kalabilecektir.
Başarısızlığın İçsel Nedenleri
İşletmeleri başarısızlığa sürükleyen içsel nedenler, girişim fikrinin oluşumundan üretilen ürünün nihai
kullanıcıya ulaştırılıncaya kadar geçen süreci içeren üretim sürecinde işletme karar vericilerinin almış
olduğu hatalı kararları kapsamaktadır. Dolayısıyla içsel nedenler şu ana başlıklar çerçevesinde
incelenebilir:
1. Girişim fikrinin oluşumu ve üretime hazırlık aşamasında yapılan hatalar
2. Üretim sürecinde yapılan hatalar
3. Ürünün pazarlanması sürecinde yapılan hatalar
4. Yeniden yapılanma sürecinde yapılan hatalar
1. Girişim fikrinin oluşumu ve üretime hazırlık aşamasında yapılan hatalar:
İşletmelerin başarılarında, girişim fikrinin oluşumu ve üretim faaliyetine geçmeden önce yapılan hatalar
üretim sürecinin tamamını etkilemektedir. İşletmelerin başarısında ya da başarısızlığında girişim fikrinin
oluşumu sırasındaki her türlü veriyi ve etkeni göz önünde bulundurmaları ya da bulundurmamalarının
etkisi büyüktür.
Başarısızlığın ortaya çıkmasında bu aşamadaki yapılan hatalar genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
•
Faaliyette bulunulacak iş alanı tespit edilirken hedef tüketici kesiminin talep analizinin
yapılmaması ya da hatalı yapılması: Üretilecek mal ya da hizmeti tüketecek hedef kitlenin gelir
düzeyi, kültürel yapıları, fiyat değişikliklerine duyarlılıkları gibi talep yapılarını ortaya koyan
analizlerin yapılmaması ya da hatalı yapılması.
•
Piyasa analizinin yapılmaması ya da hatalı yapılması: Faaliyette bulunulacak piyasadaki diğer
işletmelerin kurumsal yapıları, kapasiteleri, üretim miktarları, maliyet yapıları, istihdam
politikaları, satış miktarları, kar miktarları ve oranları, fiyatlama politikaları gibi piyasanın
yapısını ortaya koyan analizlerin yapılmaması ya da hatalı yapılması
•
Girişimde bulunulacak alanın geleceği ile ilgili beklentilerde yapılan hatalar: Girişim faaliyeti
gerçekleştirilmeden önce faaliyette bulunulacak iş alanının karlılık durumunun gelecekte de
sürüp sürmeyeceği işletmenin başarısı açısından çok önemlidir. Girişim faaliyeti ile ilgili yapılan
analizlerin sonucu içinde bulunulan dönem için girişimin yapılmasını uygun gösterebilir, ancak
ilerleyen zaman içinde bu olumlu durum tersine dönebilir ve karlılık durumu ortadan kalkarak
işletmeyi başarısız kılabilir.
•
Kuruluş yeri seçiminin yanlış yapılması: İşletmenin başarısızlığında etken olan faktörlerden bir
diğeri de kuruluş yerinin seçiminde yapılan hatalardır. Kuruluş yeri seçimi, işletmenin tüm
üretim maliyetlerini yakından ilgilendirmektedir. Piyasaya yakınlık, hammaddeye yakınlık,
ulaşım imkanlarına yakınlık ve çeşitliliği, iletişim olanaklarının çeşitliliği gibi işletmenin
maliyetlerini birinci düzeyde etkileyen kuruluş yeri seçiminde yapılan hatalar, birim başına
maliyetin yüksek çıkmasına neden olur. Bu durum rekabette işletmeyi dezavantajlı duruma
düşürürken, karının azalmasına neden olur ve bundan sonraki tüm kararlarını olumsuz etkiler.
185
www.hedefaof.com
•
Üretim tesis ölçeğinin yanlış belirlenmesi: Tesis ölçeğinin yanlış belirlenmesi işletmenin
başarısız olmasında etkendir. Gerekenden fazla kapasiteli bir tesis ölçeği, üretim sürecinde atıl
kapasitenin oluşmasına yol açacak, bu da sabit maliyetlerdeki artışla birlikte, üretimde minimum
maliyetle üretimi ifade eden optimum kapasiteye ulaşmayı engelleyecektir. Bu durum birim
başına düşen yüksek üretim maliyeti sonucunda, rekabet dezavantajı ile birlikte düşük kar
oluşumu, işletmenin başarısız olmasına neden olacaktır. Kapasitenin yetersiz belirlenmesi
durumunda da talebi karşılamada sıkıntı yaşayacak işletme aşırı kapasite ile çalışmak zorunda
kalacak ve bu durum da yüksek maliyetli üretimi getirecektir. Tesis ölçeğinin istenen düzeye
gelmesi de zaman alacak ve bu süreç tamamlanana kadar, aşırı kapasite dolayısıyla yüksek
maliyetli üretim, rekabet dezavantajı ve karın azalması sebebiyle işletmenin başarısız olması
durumu ortaya çıkacaktır.
•
Üretimle ilgili bir iş planının olmaması ya da yetersiz olması: İşletmelerin başarılarında etken
olan kriterlerden biri de doğru bir iş planının yapılıp yapılmadığıdır. Yapılacak plan, kuruluş yeri
seçimi, tesis kapasitesi, kullanılacak teknoloji, tedarik, istihdam, pazarlama, rekabet stratejileri,
büyüme stratejileri, kriz yönetimi gibi işletmenin tüm faaliyetlerini en basit detayına kadar
içermelidir. İş planı olmayan ya da eksik ve hatalı yapan işletmelerin başarısız olması da
kaçınılmazdır.
•
Üretim tekniği ve teknolojisinin tespitinde yapılan hatalar: İşletme kurulurken, üretilecek mal ya
da hizmetin, hangi teknikle ve teknoloji ile üretileceği ile ilgili yapılacak hatalar, üretim
maliyetlerini artıracaktır. Bunun sonucunda karın azalması hatta rekabetin şiddetinin yüksek
olması durumunda zararların ortaya çıkması ve işletmenin iflası kaçınılmazdır.
•
Faaliyette bulunulacak alan ile ilgili yasal düzenlemelerin göz ardı edilmesi: İşletmelerin hangi
alanda olursa olsun, ülkenin neresinde olursa olsun, yasal düzenlemeleri iyi bilmesi gerekir. Aksi
takdirde ağır cezalara ve yaptırımlara maruz kalabilir ki bu da işletmelerin üretim maliyetlerini
artırırken, karlarını azaltır ve ilerleyen süreçte piyasayı terketme kararının alınmasına, yani
başarısızlığa neden olabilir.
Girişimin finansmanında yanlış tercihler: Girişim fikrinin oluşumundan üretilen mal ya da
hizmetin tüketiciye ulaştırılana kadar geçen sürecin her aşaması maliyet ifade eder. Bu
maliyetlerin de en uygun finansman alternatifleri ile karşılanması gerekir. Tercih edilecek
finansman seçenekleri, işletmenin finansman maliyetini minimum düzeyde oluşmasını
sağlamalıdır. Girişim faaliyeti gerçekleştirilirken kullanılacak finansman olanaklarının da doğru
analiz edilmesi gerekir. İşletme yatırım aşamasında (döneminde) bir gelir kaynağı yoktur. Her
şey öz kaynaklardan karşılanacaktır. Bu nedenle doğru finansal kaynağın doğru şekilde
kullanılması gereklidir. Üretimde kullanılacak makine – teçhizat satın mı alınacak yoksa
kiralanacak mı? Bu sorunun cevabı önemlidir. Üretim sürecinde çok sık kullanılmayacak bir
makinenin satın alınması işletme için üretim maliyetinin yükselmesine neden olacaktır. Bunun
yerine kiralama yolunu tercih etmesi durumunda maliyetleri düşük düzeyde gerçekleşecektir. Bu
gibi kararlar finansal kaynakların etkin kullanımı açısından önemlidir. Bu kaynakları
oluştururken doğru yöntemleri tercih etmeyen işletmelerin kuruluş maliyetleri çok yüksek
olacaktır. Finans piyasasını iyi araştırmayan, daha uygun ve maliyeti düşük kaynaklar varken
maliyeti yüksek kaynaklar tercih eden işletmelerin maliyetleri yüksek olacaktır. Bu durum
işletmelerin öncelikle karlarının azalmasına neden olurken, rekabette de dezavantajlı duruma
düşmesine neden olabilecektir.
2. Üretim sürecinde yapılan hatalar:
İşletmelerin başarısızlığında üretim sürecinde yapılan hataların önemli payı vardır. Girişim ve yatırım
sürecini başarılı bir şekilde yapan müteşebbis, üretim sürecini de hassas bir şekilde analiz etmelidir.
Üretim sürecinde yaşanan sıkıntılar üretim maliyetlerinin artmasına neden olurken, karın ortadan
kalkmasına ve sıkıntıların bertaraf edilmemesi durumunda da ilerleyen süreçte iş hayatının sonlanması
söz konusu olabilecektir. Başarısızlığın ortaya çıkmasında bu aşamadaki yapılan hatalar genel olarak şu
şekilde sıralanabilir:
•
186
www.hedefaof.com
•
İstihdamla ilgili yanlış uygulamalar: İşletmelerde üretim sürecinde görev alan personel,
işletmenin üretim miktarının yanı sıra maliyetlerini de üst düzeyde etkileyecektir. Öncelikle
görev alacak personelin yeterli miktarda ve doğru seçilmesi bunda etken olmaktadır. Uzmanlık
alanlarına göre yanlış işe alımlar ve aşırı istihdam verimliliğin düşmesine ve üretim maliyetinin
artmasına neden olacaktır. Bununla birlikte doğru seçim de yeterli olmayacaktır. İlerleyen
süreçte üretim teknik ve teknolojilerindeki gelişmeler ve üretilen mal ya da hizmetle ilgili
yaşanan değişimler doğrultusunda personelin eğitiminin de zamanında ve yeterli düzeyde
yapılmaması işletmeyi başarısızlığa sürükleyecektir. Bunların dışında çalışanların motivasyonu
ile ilgili de sürekli analizler yapılmalıdır. Yapılmadığı takdirde, çalışma isteği ile ilgili
yaşanacak olumsuz durumlar verimliliğin düşmesine ve üretim maliyetlerinin artmasına neden
olacaktır. Bunda çalışanların işin tek düzeliyi dolayısıyla sıkılmaları, aşırı istihdam ve yanlış iş
bölüşümü, yanlış maaş ve ücret politikası, çalışanların özlük haklarından yeterli düzeyde
yararlandırılmaması, sendikal faaliyetler, hem verimliliğin düşmesine, hem de üretim
maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Bunun sonucunda da işletme amaçlarından
uzaklaşacak ve ticari hayata veda etmek zorunda kalabilecektir.
•
Verimlilik düzeyinin yanlış belirlenmesi: İşletmelerin personeli ve makine envanteri
doğrultusunda ulaşacağı üretim düzeyini doğru belirlemesi başarısı ile yakından ilgilidir. Bu
verimlilik analizini doğru yapmayan işletmeler ne kadar üreteceğini de doğru belirleyemez. Bu
durumda işletme ya yeterli düzeyde üretimi zamanında gerçekleştiremeyerek siparişlerini
geciktirecek ya da aşırı üretim dolayısıyla stokları ve stok maliyetlerinin artmasına neden
olacaktır. Böylece işletme, piyasasına kaybetme ya da üretim maliyetlerinin artması riski ile
karşı karşıya kalacaktır. Bunların yanı sıra makine – teçhizatın bakımlarının gerektiği gibi ve
zamanında yapılmaması ve eskiyen makinenin yenilenmemesi verimliliğin düşmesine ve
maliyetlerin artmasına neden olacaktır. Maliyetlerin artması işletmenin, karının azalmasına ve
rekabette dezavantajlı duruma düşmesine ve başarısız olmasına neden olacaktır.
•
Kalitesiz üretim: Ürünün kalitesiz olması (çabuk bozulması, ihtiyacı yeterli düzeyde
gidermemesi, müşteriye zarar vermesi gibi…) ve bu şekilde üretimine devam etmesi durumunda
işletme ürünlerini satamayacak ve piyasayı terk etmek zorunda kalabilecektir.
•
Araştırma – Geliştirme (Ar – Ge) faaliyetlerinin göz ardı edilmesi: Maliyet yaratması
dolayısıyla özellikle küçük işletmeler Ar – Ge çalışmaları ile ilgili herhangi bir faaliyette
bulunmamaktadırlar. Ancak günümüz iş dünyasında “inovasyon” olarak nitelendirilen yenilik ve
geliştirme faaliyetleri işletmelere önemli avantajlar sağlamaktadır. Bunu yapabilen işletmeler,
patent ve lisans gibi yasal haklar çerçevesinde rekabette rakiplerine göre daha avantajlı duruma
geçmektedirler. Bunu yapamayan işletmeler satışlarında önemli sıkıntılar yaşarken başarısızlıkla
yüz yüze kalabilmektedirler. Ar – Ge çalışmalarının teşviki ve desteklenmesi ile ilgili sivil
örgütlenmelerin (ticaret odası, sanayi odası, kooperatifler, ihracatçı birlikleri, üretim federasyon
ve konfederasyonları gibi…) desteklerinin yanı sıra devletin teşvik ve yardımlarının da olduğu
düşünülürse bundan faydalanan işletmeler, Ar – Ge faaliyetlerinin yaratacağı maliyet artışının da
önüne geçmiş olacaklardır. Ama bu uygulamalardan haberdar olmayan ya da faydalanmayan
firmalar bu avantajı elde edemeyecek ve faydalanan işletmelere göre rekabette dezavantajlı
duruma düşeceklerdir.
Yanlış – yetersiz bilgi ve iletişimdeki aksamalar: İşletmelerin üretim sürecini doğru
değerlendirebilmesi için doğru ve yeterli bilgiyi zamanında alması gereklidir. Çünkü bu bilgiler
doğrultusunda üretim faaliyetlerini yönlendirecektir. Örneğin, deposunda ve satış mağazalarında
ne kadar mamul mal olduğunu bilmeyen bir işletme, üretim düzeyi ve ikmal miktarı ile ilgili
yanlış kararlar verebilecektir. Ya aşırı üretim ve ikmal sonucunda stokların artmasına neden
olacak ya da üretim yetersiz kalacak ve müşterilerine yeterli düzeyde mal ve hizmet
sunamayacaktır. Yetersiz ve yanlış bilgi, işletmenin, üretimin her aşamasında (tedarik, istihdam,
verimlilik, üretim düzeyi, pazarlama, satış sonrası hizmetler gibi…) yanlış kararlar almasına
neden olurken, maliyetler artacak ve işletme amaçlarına ulaşamayarak başarısız olacaktır.
3. Ürünün pazarlanması sürecinde yapılan hatalar:
•
İşletmelerin başarısızlığında üretilen malın nihai kullanıcıya yani müşteriye ulaştırılmasını ifade eden
pazarlama sürecinde yapılan hataların da önemli etkisi vardır. Ne kadar kaliteli olursa olsun ürettiği malı
satamaması, işletmeyi amaçlarından uzaklaştırarak başarısız olmasına neden olacaktır. Pazarlama
sürecinde yaşanan sıkıntılar üretim maliyetlerinin artmasına neden olurken, karın ortadan kalmasına ve
187
www.hedefaof.com
sorunların çözülmemesi durumunda ilerleyen süreçte işletmenin iflası söz konusu olabilecektir.
Başarısızlığın ortaya çıkmasında bu aşamadaki yapılan hatalar genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
•
Rakip ve talep analizinin yetersiz ya da yanlış yapılması: İşletme ürününü sattığı piyasada yalnız
olmayacaktır. Benzer ürünü üreten ve satan başka işletmeler de olacaktır. Bu işletmelerin satış
politikalarını, sundukları hizmetleri, ürünlerindeki değişiklikleri yakından takibi gereklidir.
Rakiplerin yanı sıra, ürünü satın alacak hedef kitlenin sayısındaki, gelirlerindeki,
alışkanlıklarındaki, kültür yapılarındaki, zevk ve tercihlerindeki, demografik yapılarındaki
değişmeler gibi talebi belirleyen önemli değişkenleri de sürekli takip etmesi gereklidir. Kısacası
işletmenin sürekli piyasayı denetlemesi gereklidir. Bunu yapmayan/yapamayan/yanlış yapan
işletmeler rekabette dezavantajlı duruma düşecek, ürününü satamayacak ve dolayısıyla
amaçlarına ulaşamayarak başarısız olacaklardır.
•
Uzman olmayan ve yetersiz sayıda pazarlama personeli istihdamı ve personel motivasyonunun
sağlanamaması: Üretimin her aşamasında olduğu gibi pazarlama aşamasında da yeterli miktarda
ve uzman personelin istihdam edilmemesi, ürünlerin satılamamasına ve işletmenin başarısız
olmasına neden olacaktır. Bunların yanı sıra personelin ücretleme politikası da (maaş, prim
gibi…) satışların düzeyini belirleyen etkenlerdendir. Yanlış ücretleme sistemi ya personeli
motivasyondan uzaklaştırarak pazarlamaya gerekli ilgiyi göstermelerini engelleyecek ya da aşırı
ücretleme dolayısıyla firmanın maliyetleri artacaktır. Personelin satış faaliyetlerini belli düzeyde
tutmak için uygulanan satış kotası uygulamasının da sınırlarının doğru belirlenmesi gerekir.
Yüksek belirlenen kotalar personelin sıkıntıya girmesine ve belli bir süre sonra işi bırakmasına
neden olabilecektir. Bu durum ilerleyen süreçte satış personeli bulma adına sıkıntılar yaratacak
ve pazarlama faaliyetlerinin aksamasına neden olabilecektir. Sonuç itibarı ile bu gibi durumlar
işletmeyi amaçlarından uzaklaştıracaktır.
•
Yetersiz ya da aşırı düzeyde tutundurma uygulamaları: Ürünlerin pazarlanmasında satışları
artırıcı faaliyetlerin hangi düzeyde uygulanacağı önemlidir. Özellikle rekabetin sıkı olduğu bir
piyasada işletmeler piyasa payını artırmak ya da en azında piyasa paylarını korumak adına bir
takım tutundurma faaliyetleri gerçekleştirmektedirler. Bu durumdan habersiz olan ya da
önemsemeyen işletmeler ürünlerini satamayacaklardır. Tutundurma uygulaması maliyet yaratan
uygulamalardır. Dolayısıyla bunun düzeyinin de doğru belirlenmesi gerekir. Gereksiz ve aşırı
tutundurma uygulaması satış maliyetlerinin daha da artmasına neden olurken, karın azalmasına
da neden olacaktır. Ürünü satamamak ya da yüksek maliyetli satış, işletme için karın azalması ve
başarısızlık anlamına gelmektedir.
•
Satış sonrası hizmetlerin göz ardı edilmesi ya da yetersiz olması: İşletmeler için müşteri
memnuniyeti göz ardı edilmemelidir. Rekabet düzeyinin yüksek olduğu piyasalarda işletmeler
piyasa paylarını artıma çabaları içerisinde müşterilerine değişik olanaklar sunma ya da onların
satın aldıkları ürünle ilgili memnuniyet ve problem süreçlerini takip etme gibi uygulamalar
gerçekleştirebilmektedirler. Özellikle satış sonrası üründe çıkabilecek sorunlar dolayısıyla
uygulanan garanti sistemi kapsamında ücretsiz bakım – onarım faaliyetleri müşterileri söz
konusu işletmenin ürünlerinin tercih etmeleri için yönlendirebilmektedir. Bu gibi
uygulamalardan habersiz olan ya da önemsemeyen işletmeler rekabette diğer işletmeler
karşısında dezavantajlı duruma düşecek ve ürünlerini satamayabilecektir. Böylece amacından
uzaklaşan işletme de başarısız olacaktır.
•
Satış olanaklarının yetersiz olması: Satışı söz konusu olan mal ya da hizmetle ilgili müşteriye
değişik satış imkanlarının (taksitli ve kredili satış, müşterinin memnun kalmaması durumunda
satış bedeli iade garantili satışlar, adrese teslim satışlar, gibi…) sunulması, işletmenin ürününü
daha kolay satmasına neden olacaktır. Rakipleri bu gibi imkanları müşterilerine sunarken, bir
işletmenin bu gibi uygulamaları yapmaması ürününü yeterli düzeyde satamamasına neden
olabilecektir.
4. Yeniden yapılanma sürecinde yapılan hatalar
İşletmelerin başarısızlığında yeniden yapılanma sürecinde alınan kararlardaki hataların da önemli etkisi
vardır. İşletme uzun vadeli stratejileri doğrultusunda yeniden yapılanma amaçlı planlar da yapmalıdır.
İşletmeler, maliyetlerini düşürmek, verimliliği artırmak, kaliteyi artırmak, yenilikleri üretime ve ürünlere
yansıtmak, karlılığı artırmak, piyasa payını artırmak, tüketici ve rakiplerin gözünde prestijini artırmak
188
www.hedefaof.com
gibi nedenlerle yeniden yapılanma sürecine giderler/gitmelidirler. Gelişmeyen, yenilenmeyen ve
büyümeyen işletmelerin ticari hayattaki varlıkları, ilerleyen zaman içinde tehlikeye düşebilir. Yeniden
yapılanma gerektiren durumlar genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
•
Satın alma veya devralma faaliyetleri,
•
Birleşme faaliyetleri,
•
Üretim teknik ve teknolojilerindeki gelişmelerin üretime uyarlanması,
•
Yeni piyasalara girme kararı,
•
Yeni ürün sunma kararı,
•
İşletmenin örgüt yapısının yenilenmesi gereksinimi ve isteği,
•
Üretimde ve pazarlamada yeni yaklaşımların ve uygulamaların işletmeye adapte edilmesi.
Yukarıda kısaca bahsedilen yeniden yapılanma ile ulaşılmak istenen hedefler ve yeniden
yapılandırmayı gerektiren durumlar, işletmelerin yanlış analiz, karar ve tercihleri dolayısıyla başarısızlığa
neden olabilir. Yeniden yapılanma sürecinde başarısızlığın ortaya çıkmasına neden olan hatalar genel
olarak şu şekilde sıralanabilir:
•
Hedef kitlenin istek ve gereksinimlerinin belirlenmesinde yapılan hatalar: İşletme yeniden
yapılanma çerçevesinde ulaşmayı planladığı etkinlik düzeyine ulaşmasında potansiyel müşterisi
konumunda olan hedef kitlenin gereksinim ve isteklerini tam ve doğru bir şekilde belirlemesi
gereklidir. Bu istek ve gereksinimlerin belirlenmesinde yapılacak hatalar, işletmelerin gereksiz
ve ihtiyaçları karşılamada etkisiz olan ürünleri üretmesine neden olurken, bu ürünlerin
pazarlanmasında da sorunlarla karşılaşmasına neden olabilecektir. Bu durum işletmenin yeniden
yapılanma sürecinden beklediği kazanımlardan ve amaçlarından uzaklaşmasına ve başarısız
olarak büyük zararlara uğramasına neden olur.
•
İşletmenin içinde bulunduğu yapının analizinde yapılan hatalar: Yeniden yapılanma sürecinde
işletmenin örgütsel yapısını ve elemanlarını doğru bir şekilde analiz etmesi gerekir ki yeniden
yapılanma kapsamında gerekli düzenlemeleri yapabilsin. Ancak bu analizde yapılan hatalar,
işletmenin iş süreçleri çerçevesinde organizasyon yapısında yanlış düzenlemelere gitmesine
neden olacaktır. Çünkü işletmenin hangi bölümünün yeniden yapılanma faaliyeti dolayısıyla
hangi ölçüde ve ne şekilde dönüşüme uğrayacağı tam olarak belirlenemeyecek, dolayısıyla
yanlış uygulamalar, maliyetlerin daha da artmasına ve verimliliğin düşmesine neden
olabilecektir. Bu sonuç işletmenin temel amacı olan maliyet minimizasyonu, üretim
maksimizasyonu ve kar maksimizasyonu amaçlarından uzaklaşmasıyla sonuçlanarak,
başarısızlığı getirecektir.
•
Yanlış yöntem ve sistemin seçilmesi: İşletmenin yeniden yapılanma sürecini ne şekilde
gerçekleştireceği de çok önemlidir. Bunu bir işletmeyi satın alarak mı, başka bir işletmeyle
birleşerek mi, kendi içinde yeni bir yapılanma oluşturarak mı gerçekleştirecek? Bunu doğru
olarak belirlemesi gerekir. Burada temel belirleyici, en hızlı, en etkili ve maliyeti en düşük olan
yöntemin veya sistemin seçilmesi olmalıdır. Bu süreçte oluşacak hatalar işletmenin
maliyetlerinin yükselmesine neden olacak ve işletmenin yeniden yapılanma faaliyeti dolayısıyla
beklentileri karşılanamayacaktır.
•
Yeniden yapılanma sürecinde tanımlama ve yöntemdeki eksiklikler ve hatalar: İşletmenin
yeniden yapılanması sürecinde oluşturulacak iş planı düzenlenirken, yeniden yapılanmanın
gerektirdiği değişiklikler, düzenlemeler ve uygulamaların tam ve yeterli düzeyde kesin çizgilerle
belirlenmesi gereklidir. Aksi takdirde süreç bir karmaşa ve kargaşa ortamı içine girerken,
yapılanma süreci gecikecek ve sistemin oturması, uzun uğraşlar, hata tespiti ve gerekli
düzeltmeler dolayısıyla uzun zaman alacaktır. Bu da işletmeye zaman ve gelir kaybı getirirken,
yapılanma maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Böylece üretim maliyetleri artan işletme
amaç ve hedeflerinden uzaklaşacaktır.
•
Yönetim kadrosunun yetersizliği ve değişime uyum sorunu: Yeniden yapılanma uzman, becerikli,
sorunlar karşısında çabuk ve doğru karar verebilen bir yönetim kadrosu gerektirmektedir.
Yetersiz yönetim kadrosu, yeniden yapılanma kapsamında yanlış ve yetersiz değişiklik,
düzenleme ve uygulamaların gerçekleştirilmesine neden olurken, yeniden yapılanma süreci
aksamalara uğrayacak, yapılanma süreci gecikecek ve sistemin oturması, uzun uğraşlar, hata
189
www.hedefaof.com
tespiti ve gerekli düzeltmeler dolayısıyla uzun zaman alacaktır. Bu da işletmeye zaman ve gelir
kaybı getirirken, yapılanma maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Böylece üretim maliyetleri
artan işletme amaç ve hedeflerinden uzaklaşacaktır.
•
İşletme çalışanlarının değişime direnmesi: Yeniden yapılanma çalışmaları dolayısıyla, işletme
personelinin getirilen değişiklik, düzenleme ve uygulamalar dolayısıyla yetersiz kalmalarına,
yeni iş süreçlerinin getirdiği yeni uygulamaları anlamamalarına ve zorlanmalarına neden
olacaktır. Bu durum personelin yeniden yapılanmanın getirdiği yeni uygulamalara direnmelerine
ve çalışma motivasyonlarını azaltarak verimliliklerinin düşmesine neden olabilecektir. Yeniden
yapılanan işletme açısından bu istenmeyen bir durumdur. Bunu öngöremeyerek gerekli destek
faaliyetlerini gerçekleştiremeyen işletmeler, yine yeniden yapılanma faaliyetinden beklediği
kazanımları ve hedeflerini elde edememe durumu ile karşı karşıya kalacak ve başarısız olarak
büyük zararlara katlanmak zorunda kalabilecektir.
Başarısızlığın Dışsal Nedenleri
İşletmeleri başarısızlığa sürükleyen içsel nedenlerin yanı sıra, işletme dışı ve işletmenin kontrolünde
olmayan bir takım gelişmeler dolayısıyla da başarısızlık durumu ortaya çıkabilir.
Yukarıda da belirtildiği gibi içsel ya da dışsal nedenler dolayısıyla etkinlikten uzaklaşan işletmelerin
en önemli sıkıntısı finansman sıkıntısıdır. Alınan her yanlış karar ya da işletmeyi krize sürükleyen her
olgu maliyet artışı ile birlikte ek finansman ihtiyacını da doğuracaktır. Ek finansman ihtiyacını
karşılamakta zorlanan ya da yüksek maliyetle karşılamak zorunda kalan işletmeler ise krize neden olan
içsel ya da dışsal nedenleri ve etkilerini gideremediği durumda da ticari hayatına son vermek yani iflas
etmek durumunda kalacaktır.
İşletmenin faaliyette bulunduğu ve etkilendiği çeşitli ortamlardan söz edilebilir. Dışsal etkenler olarak
nitelendirilen bu ortamlarda meydana gelen olumsuz gelişmeler, işletmelerin etkinlikten uzaklaşmasına
neden olabilir. İşletmenin başarısız olmasına yol açan dışsal nedenler şu şekilde sıralanabilir:
1.
Ekonomik ortamdaki olumsuz gelişmeler
2.
Sosyal ortamın göz ardı edilmesi
3.
Politik ortamdaki olumsuz gelişmeler
4.
Teknolojik ortamın göz ardı edilmesi
5.
Doğal ortamın göz ardı edilmesi
6.
Yasal ortamın göz ardı edilmesi
1. Ekonomik ortamdaki olumsuz gelişmeler: İşletme hem mikro ve hem de makro ekonomik ortam
içinde yer almaktadır. Bu ortamları göz ardı eden ya da bu ortamlarda meydana gelen gelişmeleri yanlış
yorumlayarak kararlar alan işletmelerin başarısız olması kaçınılmazdır. Mikro ortam olarak nitelenen
ortam işletmenin faaliyette bulunduğu piyasada karşılaştığı güçlükler kastedilmektedir. Bunlar da diğer
işletmeler ve talebi gerçekleştiren tüketicilerin davranışlarıdır. İşletmeler diğer işletmeleri ve tüketicileri
ve onların davranışlarını göz ardı ederek hareket ederlerse, ürünlerini satamama ya da düşük karlarla
faaliyette bulunma riski ile karşı karşıya kalacaklardır. Bulunduğu piyasadaki rekabet düzeyi, talebin
gelir, fiyat ve çapraz esneklik değerleri gibi belirleyiciler hakkında bilgi sahibi olmadan kararlarını alan
işletmelerin başarısız olmaları kesindir. Aynı şekilde makro ekonomik değişkenleri göz önünde
bulundurmayan işletmeler de başarısızlık gerçeği ile yüz yüze kalacaktır. Bir ekonomideki enflasyon,
faizler, ulusal gelir, kişi başına ulusal gelir, döviz kuru, ihracat ve ithalat, uluslararası fiyatlar gibi makro
ekonomik olguları göz önünde bulundurmadan karar alan işletmeler de muhakkak ki başarısız
olacaklardır. Ayrıca ekonomik ortamdaki olumsuz gelişmeler de işletmeyi başarısızlığa itebilecektir. Ülke
ve dünya ekonomisinde yaşanan krizler, finansal yapısı zayıf olan işletmelerin, alacaklarını tahsil
edememe durumunda, borçlarını ödeyememe riski ile karşı karşıya kalmasına neden olacaktır. Faaliyette
bulunduğu ortamda işletme sayısının artması rekabetin artmasına ve fiyatların düşmesine neden olurken
üretimde maliyet minimizasyonunu sağlayamayan işletmelerin piyasayı terk etmelerine neden olabilir.
Piyasada tüketici sayısının azalması, işletmenin ürünlerine olan talebin düşmesi, ülke ekonomisindeki
sıkıntılar dolayısıyla gelirlerin azalması, enflasyon dolayısıyla girdi maliyetlerinin artması, yaşanan
uluslararası krizler gibi ekonomik ortamda yaşanacak olumsuzluklar işletmelerin amaçlarından
190
www.hedefaof.com
uzaklaşmasına neden olurken, finansal yapısı zayıf olan işletmelerin iflas etme durumuna gelmesine
neden olabilecektir.
2. Sosyal ortamın göz ardı edilmesi: İşletmenin doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkide olduğu insan
gruplarının demografik ve kültürel yapıları da işletme başarısını yakından etkileyen sosyal ortamı ifade
etmektedir. Sosyal ortamı göz ardı ederek hareket eden ya da sosyal ortamdaki gelişmeleri yanlış analiz
eden işletmeler başarısız olacaklardır. Toplumun dili, dini, değer yargıları, gelenek ve görenekleri,
alışkanlıkları, kültür yapıları, yaş düzeyi gibi sosyal yapısını önemsemeyen ya da yanlış analiz eden
işletmelerin aldıkları kararlar da yanlış olacak, ürettikleri mal ve hizmetleri satamayacak ve amaçlarına
ulaşmada başarısız olacaklardır. Çünkü insanlar, zevk ve tercihlerini yönlendiren sosyal belirleyicilerine
uymayan, aykırı olan ürünleri ve sosyal değerlerini göz ardı eden, değer vermeyen işletmelerin ürünlerini
satın almak istemeyeceklerdir.
3. Politik ortamdaki olumsuz gelişmeler: Ülkesindeki ve ilişkili olduğu ülkelerdeki politik
gelişmelerdeki olumsuzluklar da işletmeleri olumsuz etkilemektedir. Ülkesindeki politik karışıklıklar ve
istikrarsızlık başta girişimciler olmak üzere o ülkedeki işletmelerin yapacakları yatırımlar ve üretim
faaliyetlerini yürütmelerini engelleyecektir. Politik karışıklık ve istikrarsızlık, belirsizliği ve riski
artıracaktır. Belirsizlik ve risk de işletmelerin en sıkıntı yaşadıkları ortamdır ki işletmeler bu tür
ortamlarda karar vermekte zorlanırlar. Politik istikrarsızlık ve karışıklık durumunda ülkedeki ekonomik
faaliyetlerin kurallarını belirleyen devlet karar vericilerinin hangi yönde karar vereceği ile ilgili
belirsizliğe neden olur. Girişimci ve işletmeler de bu belirsizlik ortamında hareket edemez hale gelirler
çünkü alacakları kararın neticesi büyük zararlar getirebilir. İşletmelerin ticari ilişkisi olan ülkelerin politik
durumu da çok önemlidir. O ülkelerde yaşanan politik buhranlar, o ülke ekonomisini de olumsuz
etkilerken bu ülkelere mal ve hizmet satan işletmelerin faaliyetlerini gerçekleştirememelerine neden
olacaktır. Bu durumda işletmeler ürünlerini satamayarak zarar durumu ile karşı karşıya kalabileceklerdir.
4. Teknolojik ortamın göz ardı edilmesi: İşletmeler ürettikleri mal ya da hizmetin niteliği ve
kullandıkları üretim tekniği çerçevesinde teknolojik bir alt yapıya sahiptir. Buna göre teknolojik
donanımını düzenler. Ancak zaman ilerledikçe teknoloji değişmekte ve yenilenmektedir. Böyle dinamik
yapıya sahip olan bir durumda işletmelerin teknolojik gelişmelere duyarsız olmaları etkinlikleri ile ilgili
sıkıntılar yaratacaktır. Teknolojik gelişme, iş verimliliğinin artması anlamına gelmektedir. Çünkü
üretimde kullanılacak yeni teknik ve teknoloji ile başta belli bir zaman içinde üretilen ürün niceliğinde
artış olabilmektedir. Bunun yanı sıra yeni teknoloji ile birlikte daha az enerji kullanan, üretimdeki fireleri
azaltan, daha uzun çalışma ömrüne sahip, bakımı ve onarımı kolay olan, kullanımı kolay olan makine –
teçhizat üretim sürecine dahil edilebilecektir. Ayrıca analiz teknikleri, iletişim teknikleri, pazarlama
teknikleri, organizasyon teknikleri, işe alma teknikleri gibi işletme içerisindeki tüm faaliyetlerle ilgili
teknik ve teknolojik gelişmeler işletme karar vericileri tarafından kullanılmalı ve kullandırılmalıdır. Bu
teknolojik yenilenmeyi sağlayan işletmeler verimliliklerini artırıp, maliyetlerini azaltarak rekabette
avantaj elde ederken, bunu yapmayan işletmeler ise rekabette dezavantajlı duruma düşecekler ve
ürünlerini kar edecekleri fiyattan satma imkanını kaybedeceklerdir. Maliyet dezavantajına sahip olan
işletmeler de ilerleyen süreçte rekabet edemeyerek piyasayı terk etmek zorunda kalabileceklerdir.
5. Doğal ortamın göz ardı edilmesi: İşletmeler doğal bir çevrenin içinde faaliyetlerini
gerçekleştirmektedir. Özellikle kuruluş yeri seçimi yapılırken doğal ortamın göz önünde bulundurulması
çok önemlidir. Hammaddeye yakınlık, enerji kaynaklarına yakınlık, iklim şartları, jeolojik yapı, deniz ve
su rezervlerine yakınlık, ulaşım imkanlarına yakınlık ve çeşitliliği, tesisin kurulacağı arazinin ileriki
zamanda ölçek büyütme çalışmalarına imkan tanıyacak genişlikte olması gibi kriterler kuruluş yeri için
göz önünde bulundurulması gereken doğal şartlar olarak sayılabilir. Bu gibi durumlar göz önünde
bulundurulmadan yapılan kuruluş çalışmaları, girişim faaliyetinin daha başında işletmenin dezavantajlı
duruma düşmesine neden olacaktır. Çünkü ilerleyen süreçte üretime geçen işletme hammaddeye uzaksa
yüksek taşıma maliyetleri, enerji olanaklarına uzaksa yüksek enerji maliyetleri, iklim koşulları üretimi
aksatacak yapıya sahipse yüksek üretim maliyetlerine neden olacak ve bu maliyet dezavantajı fiyat
belirleme gücüne bağlı olarak karların azalmasına neden olacak ve işletmenin amaçlarını
gerçekleştirememesine neden olabilecektir. Bunların yanı sıra günümüzde küresel ısınma olgusunun
çevre kirliliği açısından hassasiyeti artırdığı düşünülürse, işletmelerin faaliyetleri dolayısıyla çevreye
karşı duyarlılıkları da işletmenin gerek kuruluş ve gerekse üretim evresinde göz önünde bulundurması
gereken doğal etmenlerdendir. Eğer çevre kirliliğini göz ardı ederek üretim faaliyeti gerçekleştirilirse,
yasal düzenlemeler dolayısıyla işletme büyük cezalar ödemek zorunda kalabilir ki bu da maliyet artışı
191
www.hedefaof.com
demektir. Bunun yanı sıra çevreye karşı duyarsızlık işletmenin faaliyette bulunduğu çevredeki yaşayan
insanlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından baskılara maruz kalmasına neden olurken, işletmenin imajı
zarar görür ve işletme boykotlara maruz kalarak gelir kaybına da uğrayabilir.
6. Yasal ortamın göz ardı edilmesi: İşletmeler faaliyette bulunduğu ülkenin yasalarına göre hareket
etmek zorundadır. Yaptığı her bir faaliyetin bir takım yasal düzenlemeler çerçevesinde yürütülmesi
gerekmektedir. Muhasebe sistemi, vergi tahakkuk ve ödemeleri, üretilecek ürünün içermesi gereken
nitelikler, sağlık koşulları, iş gücünün çalışma koşulları ve özlük hakları, çevre ile ilgili yasal
düzenlemeler, teşvikler gibi daha sayılabilecek birçok kriterin nasıl olması gerektiği yasalar çerçevesinde
belirlenmektedir. Bunları göz ardı eden ve aykırı davranan işletmeler büyük ceza uygulamaları ile
karşılaşırken, maliyetleri artacak ve hatta üretimlerini durdurmak zorunda kalabileceklerdir. Ayrıca
devletin bazı üretim alanlarında uygulamış olduğu teşvik uygulamaları maliyet azaltıcı niteliktedir.
Dolayısıyla teşviklerden faydalanan işletmeler maliyetlerini azaltmak suretiyle, faydalanmayanlara göre
avantajlı durumda olacak ve rekabet üstünlüğü elde edebilecektir.
İşletmelerin başarısızlık durumu ile yüz yüze kalması nasıl
gerçekleşir, bu süreç nasıl işler?
İŞLETMELERİN BAŞARISIZLIĞINDA EKONOMİK KRİZLER
İşletmelerin başarısız olmalarında etken olan içsel ve dışsal nedenler göz önünde bulundurulduğunda,
hepsinin sonucunda maliyet artışı ile birlikte, giderilebilmeleri için finansman gereksinimi oluşmaktadır.
Dolayısıyla finansal yapısı zayıf olan ve finansman olanakları kısıtlı olan işletmeler için bu durumlar
sonuçta birer finansal krize dönüşebilmekte ve kriz aşılamadığında da işletmeler ticari ortamı terketmek
(iflas etmek) durumunda kalabilmektedirler.
Ekonomik Krizler
Ekonomik krizler, faaliyetlerinin hemen hemen her aşamasında işletmeleri problemlerin içine sürükleyen,
içsel ya da dışsal bir takım nedenlerden ortaya çıkabilir. Ülke içinde olsun ya da uluslararası (küresel)
düzeyde olsun oluşan ekonomik ve finansal krizler, ticari hayatın başrol oyuncuları olan, küçük ya da
büyük ölçekli bütün işletmelerin büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu süreçlerden bazı
işletmeler çok fazla zarar görmeden çıkabilirken, bazı işletmeler uzun yıllar boyunca etkileri yok etmek
için çabalamakta ve bazı işletmeler ise krizi aşamayarak ticari hayatlarını sonlandırmak zorunda
kalabilmektedirler.
Kriz, sorun ve sorunlar dizisinin, sorunlar aşılana kadar geçen süreç içerisinde yaşanan ortam ve
durumu ifade eder. İşletme açısından, finansal kriz ise, ekonomik ve ticari hayatta oluşan belirsizlik ve
riskli durumlar dolayısıyla ekonomik ve ticari faaliyetlerin finansmanının sorun haline gelmesi ve bu
sorunun çözülemediği durumu ifade etmektedir. Krizin oluşumu ve gelişim süreci üç aşamada
gerçekleşmektedir:
1.
Sinyal Aşaması: Krizin sinyallerinin alınmaya başladığı aşamadır. Bu aşamada hem işletmelerin
hem de devletin karar vericilerinin gerekli önlemleri almaları ve krize hazırlanmaları gereklidir.
Bu sinyallerin yorumları yanlış yapılıp ilk aşamada gerekli önlemler alınmaz ise kriz yaşanmaya
başlandığında, krizin etkileri ağır bir şekilde hissedilecek, zararlar ve kayıplar geri
çevrilemeyeceği gibi daha da artabilecektir. Ancak bu aşamada gerekli önlemler alınır ve
stratejiler belirlenir ve uygulanırsa krizin yönetilmesinde başarı sağlanacaktır. Bu aşamada
sinyaller şu şekilde sıralanabilir: tahsilatların gecikmesi, satışların düşmesi, karın azalması, borç
ödemelerinde sıkıntıların yaşanması, karşılıksız çeklerin miktarındaki artışlar, müşteri
şikayetlerinin artması, kredi temininde sıkınlar yaşanması, hammadde temininde zorlukların
oluşması gibi…
2.
Kriz Aşaması: Bu aşama artık sinyallerin yerini krize bıraktığı aşamadır. Krizin aleni bir şekilde
yaşandığı ve krizin gündeme yerleştiği aşamadır. Krizin etkileri tamamen hissedildiğinden, bu
aşamada alınacak önlemler ve uygulanacak stratejiler (zamanında yani bir önceki aşamada
alınmamışsa), yaşanacak kayıplar ve uğranılacak zararlar geri çevrilemeyecek, hatta kayıp ve
192
www.hedefaof.com
zararların daha da artmasına neden olabilecektir. Bu aşamada işletme yönetimi aldığı tedbir ve
belirledikleri stratejilerin etkinliğini göreceklerdir. İşletme yönetiminin becerisini ortaya koyan
alınan tedbirlerinin yeterlilik düzeyi krizin etki düzeyini belirleyecektir.
3.
Normale Dönüş Aşaması: Bu aşama artık krizin tamamen etkisini kaybettiği ve aslında atlatılan
krizin değerlendirildiği aşamadır. İşletme yönetimi bu aşamada krizin vermiş olduğu tecrübeleri,
işletmenin strateji ve politikalarını revize etmede kullanmalıdır. Aksi takdirde oluşabilecek ve
maruz kalınacak yeni krizin etkileri daha fazla olabilecektir. Bu aşama aslında aynı zamanda
süreci başarısız geçiren işletmelerin, krizin neden olduğu zararları ve kayıpları giderme
çabalarının ve iflas kararı almışlar ise iflas ve tasfiye işlemlerini gerçekleştirildiği aşamadır.
İçsel (Yönetim) Kaynaklı Krizler
İçsel krizin kaynağı, alınan yanlış karar ve bu kararlara bağlı uygulamalar sonucunda işletme içi
optimalitenin sağlanamaması dolayısıyla ortaya çıkan başarısızlıktır.
İşletmeler, işletme içi faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla aldığı kararların yanlış olması
durumunda artan maliyetlerini karşılamak için ek finansmana ihtiyaç duyacaklardır. Bu ek finansman
ihtiyacının karşılanamadığı durumlar işletme açısından bir ekonomik krizdir. Ancak, oluşan bu ekonomik
kriz işletme karar vericilerinin kendi hatalarından kaynaklandığı için içsel bir kriz olarak ortaya çıkacaktır
ve krizin aşılması yine işletme karar vericilerinin karar verme beceri ve yeterlilikleri ile bağlantılı
olacaktır.
İçsel kaynaklı krizler, işletme yönetiminin yanlış analizleri doğrultusunda almış oldukları yanlış
kararlar sonucunda, işletmenin amaçlarından uzaklaşmasıyla ortaya çıkmaktadır (Ünite içerisinde bu
amaçların ve bu amaçların gerçekleşmemesine neden olan içsel nedenlerden ayrıntılı bir şekilde
bahsedilmiştir). Alınan her yanlış karar, işletme için ekstra maliyet yaratacaktır. Yanlış kararların sayısı
arttıkça da finansman ihtiyacı artacaktır. Üstüne üstlük, yanlış kararlar, bu kararlara bağlı olarak alınan
kararlarında yanlış olmasına neden olacak ve maliyetlerle birlikte finansman ihtiyacı daha da artacaktır.
Bu durum işletmenin üretim sürecinin her aşamasında optimaliteden (işletmenin üretimin her aşamasında
belirlemiş olduğu amaçlarını gerçekleştirmesi) uzaklaşması anlamına gelmektedir. Bu şartlar içinde
faaliyette bulunan işletme, işletmeyi optimaliteden uzaklaştıran nedenleri doğru bir şekilde tespit edip
sorunları ortadan kaldıramadığı takdirde, başarısız olacak ve iflas durumu ile karşı karşıya kalacaktır.
İşletme içi ekonomik etkinsizlik, işletmeyi finansal krize sürükleyecektir. Yükümlülüklerini yerine
getiremeyen işletme (siparişlerin yetiştirilmesi, işletme faaliyetleri içerikli borçların ödenmesi, vergi
ödemeleri, maaş ve ücret ödemeleri, kira ödemeleri gibi…) finansal krizle karşı karşıyadır. Bunları
ödeyebilmesi için kaynak sağlaması gerekmektedir. Kaynak bulamazsa işletme krizden çıkamayacak ve
faaliyetlerini ya geçici olarak (krizin nedeni ortadan kalkana kadar) ya da sürekli olarak son vermek
durumunda kalacaktır.
Yazılı ve görsel basında, yakın çevrede bu tarz oluşumlar haberlere konu olabilmektedir: “X firması
vergi borcunu ödeyemediğinden dolayı kriz içine girdi ve iflasını açıkladı.” Ya da “Y firması borçlarını
ödeyemiyor. Hatta 6 aydır çalışanlarının ücretini ödeyememiştir. Daha fazla dayanamayan firma
kepenklerini kapatmak zorunda kaldı.” Bir başka haber “Z firması sosyal güvenlik kurumuna borcunu
ödeyemediğinden dolayı sosyal güvenlik kurumu tarafından icra takibi başlatıldı ve firmanın
makinelerine el konuldu.”. Çok farklı nedenlerle ve değişik yaptırım uygulamaları örnekleri verilebilecek
bu gibi haberleri gazetelerin ilk sayfalarında ya da ülke ekonomisindeki önem derecesine göre ekonomi
sayfalarında, yerel basında göre bilme durumu söz konusudur. Bu örnek olarak verilen haberlere konu
olan durumlar incelenecek olursa, hepsi oluşan yükümlülüklerin yerine getirilememesi sonucu ortaya
çıkan zorunlulukları ifade etmektedir.
Dışsal (İşletme Dışı) Kaynaklı Krizler
İçsel nedenler dolayısıyla oluşan kriz durumları dışında ulusal ve uluslararası düzeyde meydana gelen ve
ülke ve/veya dünya ekonomisini etkileyen ekonomik ve finansal krizler de söz konusudur. İletişimin ve
ülkeler arası ilişkilerin çok sıkı olduğu günümüz dünya ekonomisinde, herhangi bir ülkede meydana gelen
ulusal bir kriz bile diğer ilişkide olduğu ülke ekonomilerini direkt ya da bir domino etkisi ile ve de
193
www.hedefaof.com
katlanarak etkileyebilmektedir. Bu tarz krizler, küresel boyut kazanmadan önce belli bir ülke
ekonomisinde yaşanan olumsuzluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Hele ki bu ülke dünya ekonomisinin
önemli bir ülkesiyse, bu krizden tüm dünya büyük zarar görebilecektir.
Ülkedeki makro ekonomik olumsuzluklar, uluslararası siyasi çatışmalar, savaş, doğal afet, kuraklık,
merkezi yönetimden kaynaklanan ülke içi siyasi sıkıntılar, ülke içi toplumsal olaylar, ekonomik ya da adli
illegal faaliyetlerin artması gibi bozuklukların giderilememesi dolayısıyla ülkenin genel dengesinin
bozulması, enflasyon, üretimde durgunluk, işsizlik, iflasların artması, üretim yetersizliği, gelirlerdeki
azalma, talep yetersizliği gibi listesi uzatılabilecek ekonomik olumsuzlukların ülke ekonomisinin kriz
yaşamasına neden olmaktadır. Yaşanan kriz, ülkedeki tüm ekonomik birimlerin (hanehalkı, işletmeler,
devlet) yaşamanı olumsuz etkilemektedir. Bu krizler dolayısıyla işletmeler finansal, mali ve ticari
sorumluluklarını yerine getirememe durumları ile karşılaşmakta ve bunun giderilememesi durumunda da
ticari yaşamını sonlandırmak yani iflas etmektedirler. Tabii ki ülkede yaşanan bu kriz dolayısıyla tüm
işletmeler iflas etmemektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi bu gibi krizlere karşı önlemlerini alan ve
finansal yapısı sağlam işletmeler bu krizlerden çok fazla etkilenmeden çıkabilmektedirler. Burada işletme
yönetiminin becerileri önem kazanmaktadır. İyi bir yönetim, işletmenin içinde bulunduğu durumu iyi
değerlendirmeli ve karşılaşılabilecek olumlu ya da olumsuz her türlü durumu öngörerek, gerekli kararları
almalı ve uygulatabilmelidir. Ancak bu durumda işletme ticari hayatına başarılı bir şekilde devam
edebilecektir. Aksi takdirde işletmenin ticari yaşamı çok uzun sürmeyebilecektir.
Kriz yaşanan bu ülke ile ilişkide olan diğer ülkeler de yaşanan krizden etkilenebilmekte ve krizin
küresel boyutlara ulaşmasına neden olabilmektedir. Bu krizden yapısı güçlü olan ülkeler çok az zararla
çıkarken, ekonomik ve siyasi yapısı zayıf olan ülkeler hem krizi kat kat daha fazla hissedecek ve hem de
krizden çıkması çok uzun süre alabilecektir. Dolayısıyla ekonomisi güçlü olan ya da güçsüz olan ülkede
faaliyette bulunan işletmeler de benzer oranda krizden etkileneceklerdir. Ekonomisi güçlü olan ülkedeki
firmaların krizden etkilenmeleri düşük düzeyde olurken krizi atlatmaları da çok kolay olacaktır.
Ekonomisi güçsüz olan ülkedeki işletmeler ise tam tersine krizin etkilerine yüksek düzeyde maruz
kalırken, krizi atlatmaları çok zor olabilecek ya da hiç mümkün olmayabilecektir.
Dünya tarihine bakıldığında bugüne kadar günlük hayatı etkileyen çok sayıda olağan üstü durum
yaşanmıştır. Ancak Sanayi Devrimi’ne (buluş ve icatların arttığı, özellikle buharlı makinenin icadı ile
endüstrileşmenin hızlandığı 18.y.y. ortaları) kadar, uluslararası ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri ilişkiler
çok sınırlı düzeyde kalmıştır. Üretim hacminin düşük olduğu (tarımsal üretim ve zanaat atölyelerinde
üretim) ve ticaretin çoğunlukla komşu ülkelerle gerçekleştirildiği Sanayi Devrimi’ne kadar geçen
dönemde kriz yaratacak durumlar; kuraklık, salgın hastalıklar, doğal afetler ve savaşlar gibi… olaylar
çerçevesinde ortaya çıkmış ve krizler ise krize yol açan neden ortadan kalktıktan sonra son bulmuştur.
Günümüz dünya ekonomisinde ise kriz yaratan çok sayıda neden olabilmektedir. Bilgi – iletişim
teknolojileri ve ulaşım teknolojileri ve olanaklarındaki gelişmeler, artık ülkeleri her açıdan (siyasi, sosyal,
ekonomik, ticari, bilimsel gibi…) birbirlerine çok yaklaştırmıştır. Yaşanan kriz herhangi bir ülkenin iç
sorunu gibi görünse bile, bu sorun, coğrafik olarak yakın olsun ya da olmasın o ülke ile ilişkide olan diğer
ülkeleri de etkileyebilmektedir. 20. Yüzyılın başlarında yaşanan I. Dünya Savaşı sonrasında, savaşan
Avrupa ülkeleri ve Osmanlı İmparatorluğu ekonomik olarak çok sıkıntılı durumlara düşmüş, hatta
Osmanlı Devleti bu savaş sonrasında yıkılmıştır. Daha sonra yaşanan Büyük Buhran (1929 Ekonomik
Bunalımı) ve arkasından gelen II. Dünya Savaşı dünya hayatını tamamen değiştirmiştir. Küresel güçler
oluşmuş, ülkeler arasında bloklaşmalar başlamış, uluslararası siyasi ve ekonomik işbirliği faaliyetleri
artmış ve bu yaşananlar ülkeleri birbirlerine daha bağımlı ve birbirlerinden daha çok etkilenir hale
getirmiştir. Dolayısıyla bir ülkede yaşanan herhangi bir olumsuzluk diğer ülkeleri de kolaylıkla
etkileyebilmekte ve o ülkenin de asıl krizi yaşayan ülke kadar olmasa da mikro ve makro ekonomik
düzeyde sıkıntılar yaşamasına neden olmaktadır.
II. Dünya Savaşından sonra süreçte ekonomileri tamamen yok olmuş Avrupa ülkeleri yeniden
yapılanma, ekonomik gücü tekrar kazanma amaçlı faaliyetlerin olduğu bir dönem başlamıştır. Bunun yanı
sıra NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1980’li yılların sonuna kadar yaşanan Soğuk Savaş dönemi
dünyada zaman zaman havanın ısınmasına neden olurken, nükleer tehdit dolayısıyla ülkeleri oldukça
tedirgin etmiştir. Ama bu etkileşimin yarattığı bir ekonomik ya da finansal bir bunalımdan söz edilemez.
194
www.hedefaof.com
II. Dünya Savaşı sonrası dönemde 1970’li yıllara kadar önemli bir ekonomik buhran yaşanmamıştır.
1970’li yıllardan itibaren ünlü Petrol Krizleri (birincisi 1974 ve ikincisi 1979 – 1980) dünyada petrol
fiyatlarının artmasına ve önemli bir girdi olan petrol ve türevlerinin fiyatlarının artmasından dolayı
maliyetlerin artma durumu işletmeleri sıkıntıya sokmuştur. Bu dönemle birlikte küresel düzeyde finansal
hareketlilik artarken, krizler de yaşanmıştır.
1980’li yıllardan itibaren özellikle gelişmekte olan ülkeler uluslararası finansal piyasalarda daha çok
görünmeye başlamışlar ve büyük borçlar ve yükümlülükler altına girmişlerdir. Bu da o dönemlerde başta
Latin Amerika ülkeleri olmak üzere borçlu ülkelerin borçlarını ödeyememeleri dolayısıyla küresel bir
krizin çıkmasına ve dünya ekonomisinde durgunluğun yaşanmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllar da ise
Doğu Blokunun dağılmasıyla (Sovyetler Birliği’ni oluşturan ülkelerin bağımsız hale gelmesi ile) ortaya
çıkan yeni ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerin dışa açık bir ekonomi sistemi benimsemeleri küresel
ekonomik krizlerin sayısını artırmıştır. Yine 1990’ların başında Irak’ın Kuveyt’i işgali, petrol fiyatlarının
artmasına neden olmuş, bu da başta makroekonomik değişkenler üzerinde olumsuz etki yaratırken, üretim
maliyetlerine yansıyarak işletmeler açısından da finansal sıkıntının yaşanmasına neden olmuştur. 1997
yılında Asya ülkelerinde yaşanan ve 1998’de Rusya ekonomisinin içine düştüğü dar boğaz, bu ülkelerle
ekonomik ilişkileri olan ülkelerin ekonomileri üzerinde olumsuz etkiler yaratmıştır. Bu dönemde bu
sıkıntılardan oldukça etkilenen Türkiye ekonomisi, ayrıca ulusal bazda 1994’teki 5 Nisan Kararları, 1999
depremi, Kasım 2000’deki bankalar krizi, 2001’de başbakan ve cumhurbaşkanı arasındaki gerilim sonucu
yaşanan siyasi kriz ve ’de esnek kur sistemine geçiş nedeniyle yaşanan döviz krizi dış açığı artırması
gibi krizler ülke ekonomisini olumsuz etkilemiştir. Etkisi açısından Büyük Buhrandan (1929) daha büyük
bir kriz olarak nitelenen 2008 ortalarında baş gösteren 2009 boyunca süren ve hala etkilerinin hissedildiği
Küresel Finansal Kriz ülke ekonomileri ve dünya ekonomisinde çöküş yaratmıştır. Birçok firma küçülme
yoluna gitmiş, işsizlik artmış, birçok firma iflas etmiş, dünyadaki çoğu ülke ekonomisi küçülmüştür.
Çoğu ülke ekonomisi ve işletme hala bu krizin yararlarını sarmaya çabalamaktadır. 2010 ve 2011’de de
küresel bazda olmasa da yine küresel krizin de etkileri nedeniyle olabileceğini söyleyebileceğimiz,
ülkesel ve bölgesel bazda krizler ve ekonomik sıkıntılar yaşanmıştır. Özellikle AB üyesi ülkeler,
Yunanistan, İtalya, Macaristan, İspanya, Portekiz ekonomilerinde önemli problemlerle uğraşırken,
AB’nin geleceği tartışılır hale gelmiştir.
Yukarıda kısaca ve özet olarak bahsedilen ve yakın tarihte yaşanan daha sözü edilmeyen birçok kriz
dolayısıyla ülkeler ve dünya ekonomisi olumsuz etkilenmiştir.
1929 Büyük Ekonomik Buhran’ın nedenleri ve sonuçlarını araştırınız.
Ekonomik Krizler ve İşletme Başarısızlığı
İyi yönetilmeyen ve / veya olumsuz ekonomik ortamda (kriz ortamında) faaliyette bulunan işletmelerin
finansal problemler yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü böyle bir ortamda en azından artan üretim
maliyetlerini karşılayarak, ticari hayatta kalabilmek için finansmana ihtiyacı vardır. Bir işletmenin
finansman kaynakları düşünüldüğünde ise en başta öz sermayesi gelmektedir. Bunun dışında banka
kredileri, ilişkide olduğu işletmelerden elde ettiği ticari krediler, tahvil ve hisse senedi ihracı sonucu elde
ettiği kaynak, faktoring, forfaiting, leasing gibi finansman olanakları gibi sayısı artırılabilecek çok sayıda
olanak söz konusudur. Birçok finansman kaynağının olması işletme açısından olumlu bir durumdur ancak
faydalanılan her finansman olanağı işletmenin borçlanması ve üretim maliyeti içindeki finansman
maliyetinin artması anlamına gelmektedir.
İşletmenin olumsuz iç ve dış ekonomik ortamda satışları sonucu oluşan alacaklarının tahsilinde de
sorunlar yaşanacaktır. Olumsuz bir ulusal veya uluslararası ekonomik ortamda işletmelerin satışlarının
azalması yanı sıra satışları sonucu oluşan alacaklarını tahsil etmekte de sıkıntılar yaşaması muhakkaktır.
Böyle bir durumda alacaklarını tahsil edemeyen işletmeler, borç ödemeleri, vergi ödemeleri, maaş – ücret
ödemeleri gibi yükümlülüklerini yerine getiremeyecektir. Yükümlülüklerini yerine getirememesi
dolayısıyla bu işletmeden alacaklı olan işletmelerde, alacağını tahsil edemediği için kendi
yükümlülüklerini yerine getiremeyecektir ki bu durum aynı şekilde bir domino etkisi ile tüm işletmeleri
ve ekonomiyi hatta tüm dünya ekonomisini etkileyebilecektir. Bunların yanı sıra finansman sıkıntısı ve
195
www.hedefaof.com
finansman maliyetinin yüksek olması dolayısıyla süren yatırımlar duracak ve planlanan yatırımlar
gerçekleştirilemeyebilecektir.
Anlaşıldığı üzere yükümlülüklerini yerine getiremeyen işletmeler bir takım yasal yaptırımlara maruz
kalabilecek ve sonuçta ticari hayatını sonlandırmak yani iflasını ilan etmek zorunda kalabilecektir.
Özellikle kriz dönemlerinde iş hayatında bu tip gelişmelerin sayısı artmaktadır.
İşletme okyanusta yol alan bir gemiye ve işletme yönetimi de geminin yönetimine benzetilebilir.
Fırtınasız gayet güzel deniz ve hava koşullarında yol alan gemiyi yönetmek ve gideceği yere ulaştırmak
kolaydır. Ancak fırtınalı bir deniz ve hava koşulları içinde gemiyi gideceği limana ulaştırabilmek çok
daha önemlidir. Gemisini fırtına çıktığında bu fırtınadan hiçbir zarar görmeden ya da çok az bir zararla
çıkarabilen gemi yönetimi başarılı bir yönetimdir. Çünkü fırtına çıktığında hem geminin yapısı ile ilgili
ve hem de fırtınanın büyüklüğü ile ilgili yapılacakları önceden planlayan ve bu planı fırtına çıktığında
başarılı bir şekilde uygulayan gemi yönetimi fırtınadan başarı ile çıkacak ve gideceği yere ulaşabilecektir.
Ancak bu gibi durumlarla ilgili önlemlerini almayan ya da yanlış, eksik ve yetersiz plan yapan gemi
yönetimleri ise gemiyi batıracak ve mürettebatın da bu fırtınadan zarar görmesine neden olacaktır.
Anlaşılacağı üzere işletme yönetiminin, bilgi, beceri ve deneyimleri, başarılı bir işletme için oldukça
önemlidir.
Kriz ortamlarında işletmelerin yaşadıkları problemler şu şekilde sıralanabilir:
•
Alacakların tahsil edilememesi,
•
Borçların ödenememesi,
•
Ödenemeyen çekler ve senetler,
•
Maaş ve ücretlerin ödenememesi,
•
Ücretlerini alamayan personelin verimliliğinde düşüş,
•
Vergilerin ödenememesi
•
Finansal sıkıntı dolayısıyla hammadde stoklarının yetersiz kalması,
•
Hammadde yetersizliği dolayısıyla üretimin aksaması ve sipariş teslimatlarının yapılamaması,
•
Finansman sıkıntısı dolayısıyla ucuz ve kalitesiz hammadde kullanımı ve kalitesiz üretim,
•
Enerji maliyetlerinin karşılanamaması dolayısıyla üretimin aksaması,
•
Uygun şartlarda kredi bulunması için zamanın kısıtlı olması dolayısıyla yüksek maliyetli
finansman,
•
Müşteri ve pazar payı kaybı,
•
Personelde huzursuzluk,
•
Yönetimde panik havasının olması.
Bu gibi sorunlar işletmenin yüksek maliyet, üretimin aksaması, finansman sarmalının içine sokacaktır.
Bu durumlar, krize hazırlıklı olmayan işletmeler açısından çok noktadan su alan bir gemi görüntüsü
vermektedir ve yükümlülüklerini yerine getiremeyen işletme için kısa zamanda iflas sonu görünmektedir.
Bu gibi durumlarda tedbirli olan işletmeler krizi öngörerek, kriz tam anlamıyla etkisini göstermeden
oluşacak olumsuz gelişmelere hazırlıklı olacaklardır. Dolayısıyla başta finansal yapısını güçlendirerek,
alacaklarını tahsilde gecikmeler olsa dahi, yükümlülüklerini yerine getirebilecek ve işletmenin zarar
görmeden ya da olabilecek en düşük zararla kriz sürecinden çıkmasını sağlayabileceklerdir.
Finans, krizler ve ticari hayat arasında nasıl bir etkileşim vardır?
196
www.hedefaof.com
EKONOMİK KRİZLER VE KRİZLERİN NEDEN OLDUĞU
BAŞARISIZLIĞIN BERTARAF EDİLMESİNE YÖNELİK
POLİTİKALAR
Ünitenin bu bölümüne kadar krizler ve krizlerin neden olduğu işletme başarısızlığından bahsedildi. Bu
bölümden itibaren ise işletmenin, krizin öngörülmesi durumunda yapması gerekenler ve krize maruz
kalarak başarısızlığa uğraması durumunda krizlerin etkileri ile oluşan işletme başarısızlığının bertaraf
edilmesi için neler yapılması gerektiği ile ilgili konular üzerinde durulacaktır.
Ekonomik Krizler ve Krizlerin Neden Olacağı Başarısızlığın Öngörülmesi
ve Uygulanacak Politikalar
Başarılı bir işletme yönetiminin daha işletme kuruluş aşamasındayken; üretimi artırma ya da azaltma,
büyüme, rakip sayısının artması, talebin artması ya da azalması, işletme içi yaşanabilecek gelişmeler,
alacakların tahsil edilememesi, borçların ödenememesi ve benzeri işletmenin karşılaşabileceği durumları
göz önünde bulundurarak ve strateji ve politikalarını belirleyerek planlar yapması gereklidir. Bu durumda
işletmenin, ticari hayatta yaşanabilecek beklenmedik durumlardan işletmenin karlı ya da olumsuz
durumlarda en az zararla çıkması mümkün olabilecektir.
Krizler de işletmenin ticari hayatta her zaman karşılaşılabileceği durumlardandır. İşletme yönetiminin
kriz durumunu önceden belirlemesi ve kriz gerçekleştiğinde de yapması gerekenleri planlaması,
işletmenin krizden zarar görmeden ya da en az zararla çıkmasını sağlayabilecektir. Başarılı bir işletme
yönetimi krizin yaşanacağını önceden haber veren bir takım sinyalleri fark edebilmeli ve biran evvel
işletmeyi bu kriz durumuna hazırlamalıdır. Bu sinyaller genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
1.
İşletme içi sinyaller:
a. Verimlilikte düşüşün meydana gelmesi,
b. İşletme gelirlerinin maliyetleri karşılayamaması ve sürekli finansman gereksinimi,
c. Alacak tahsilatlarında gecikmeler olması ve sıklaşması,
d. Ürün ve hizmetle ilgili müşteri şikayetlerinin olması ve artması,
e. Ödenemeyen senetlerin ve çeklerin olması,
2.
İşletme dışı sinyaller:
a. İhracat pazarlarının daralması dolayısıyla ihracatta yaşanan azalma,
b. Döviz kurundaki istikrarsızlık dolayısıyla ürünün fiyatlamasında ve ithal hammadde
temininde yaşanan problemler,
c. Ulusal gelirin azalması,
d. Vergi oranlarının yükselmesi,
e. Ülke içinde işletme iflaslarının artmaya başlaması,
f. Faizlerde istikrarsızlık ve genelde yükselme eğilimi,
g. Kredi maliyetlerindeki istikrarsız değişmeler,
h. Karşılıksız çek ve senet sayısındaki artışlar,
i. Enflasyonist bir ekonomik yapının oluşması ve üretim maliyetlerinin artma eğilimde olması,
j. Kredi temininde yaşanan zorluklar.
Bu olumsuzluklardan bir tanesinin gerçekleşmesi bir krizin sinyali olmayabilir ve basit uygulamalarla
sorun aşılabilir. Ancak bu olumsuzlukların sayısının artması durumunda, işletme yönetiminin gerekli
önlemleri alması gerekir. İşletme yönetimi, genel tüm faaliyetlerini gözden geçirerek çeşitli önlemler
197
www.hedefaof.com
dizisi ile işletmeyi krize hazırlamalıdır. Bu olumsuzlukların çoğunun kaynağı finansaldır ve bu durumda
işletme yönetiminin yapması gereken işletmenin finansal yapısını güçlendirerek krize hazırlamaktır.
Böyle bir ekonomik ortamda işletme yönetiminin alacağı tedbirler şu şekilde sıralanabilir:
1. Maliyetleri düşürücü uygulamalar:
a. Yenileme ve genişlemeye yönelik yatırımların ertelenmesi,
b. Stok yönetimini gözden geçirip gereksiz girdi ve çıktı stokunun oluşmasının engellenmesi,
c. Personel ile uzlaşı içinde ücretsiz izin ya da işten çıkarma gerçekleştirerek personel
harcamalarının kısılması,
d. Rekabette zayıf olduğu piyasalardaki faaliyetlerini durdurulması,
e. Daha önce işletme içinde gerçekleştirilen üretimin bazı aşamalarının, bu aşamaları daha
ucuza yapan başka işletmeler yaptırılması,
f. Krizin büyüklüğüne göre gerekiyorsa üretimin durdurulması,
2. İşletmenin likit varlıklarını (nakit ya da çek, senet, döviz gibi nakde çevrilebilen ticari ödeme
araçları) artırıcı uygulamalar:
a. Fiyat düşüşü tercihini de kullanarak çeşitli kampanyalarla stokların eritilmesini sağlayıp stok
maliyetlerini azaltırken, işletmenin likit ihtiyacının da karşılanabilmesi,
b. Faaliyette bulunulan pazarın dışında da (uluslararası pazarlar) ürünün pazarlanması yoluyla
ürün satışının ve hasılatın artırılması,
c. Atıl durumda bulunan makine – teçhizatın satılarak ya da kiraya verilerek likit varlıkların
miktarını artırılması,
d. Alacaklılarla anlaşarak borçların vadesinin uzatılması suretiyle borç ödeme sürecini daha
uzun bir zamana yayarak işletmenin likit gereksiniminin azaltılması,
e. Alacaklılar ve kredi tedarikçileri ile görüşülerek borçların bir kısmından vazgeçmeleri
konusunda alacaklılarla anlaşılması,
f. Hisse senedi ihracı gerçekleştirerek, kriz oluşmadan daha uygun koşullarda sermaye
artırımının gerçekleştirilmesi,
3. İşletme yapısını ve politikalarını krize hazırlayıcı uygulamalar:
a. İşletme yönetiminin krizde yaşanacak sıkıntıları belirleyerek alınacak önlemlere yönelik
strateji ve politikaların belirlenmesi,
b. Başka işletmelerle
güçlendirilmesi,
işbirliğine
gidilerek
(birleşme
hareketleri)
finansal
yapının
c. Faaliyette bulunulan pazarlarda yaşanacak olumsuzluklar da göz önünde bulundurularak,
uluslararası piyasalarda işletmenin üretim maliyetlerini azaltıcı ve satışlarını artırıcı şekilde
üretim, üretim tesisi, mağaza, distribütör, bayilik yapılanmalarının oluşturulması,
d. Bazı tesis ve alt birimleri satmak ya da kiraya vermek suretiyle küçülmeye gidilerek, hem
likidite ihtiyacının karşılanması, hem de maliyet kalemleri azaltılmasının sağlanması.
Ekonomik Krizler Dolayısıyla Başarısızlığın Gerçekleşmesi Durumunda
Uygulanacak Politikalar
Ekonomik Kriz sonucunda başarısızlığa uğrayan işletmenin iki seçeneği vardır; iflasını ilan etmek ya da
işletmenin başarısız olmasında etken olan krizin etkilerini yok ederek ticari hayata devam etmek.
İşletmenin iflasını ilan etmesi sonucunda yapılacak işlerin önemli bir kısmı formalite ve bürokrasiden
ibarettir. İşletme iflas ettiğinde, alacaklılarına, çalışanlarına, hissedarlarına ve devlete karşı
yükümlülüklerini nasıl yerine getireceğine ilişkin çalışmalar yapar. Bunun için elindeki nakit ve
alacakların oluşturduğu mevcut finansal varlıkların belirlenmesi ve fiziksel varlık envanterinin tasfiyesi
çalışmalarını yaparak yükümlü olduğu kişi ve kurumlarla anlaşır.
198
www.hedefaof.com
Buna karşın işletme, üzerinde krizin etkilerinin yarattığı etkileri gidererek ticari hayatına devam etmek
de isteyebilir. İşletmenin bu krizi aşabilmesi için kriz dolayısıyla yüz yüze kaldığı daha önce ünite içinde
bahsedilen problemlerin gidermesi gerekmektedir. Aslında bu problemlerin çözülmesi için yapılması
gerekenler, işletme yönetiminin yeni finansman kaynakları bularak işletmenin finansal yapısının
güçlendirilmesi temeline dayanmaktadır. Bu durumda işletme yönetiminin sıkı ve hassas bir çalışma
yapması gereklidir. İşletme yönetiminin bu çalışmalar dahilinde yapması gerekenler şunlardır:
•
İşletmenin alacaklıları ile anlaşması
•
Finansal yapısının güçlendirilmesi
•
İşletmenin kurumsal ya da finansal açıdan yeniden yapılanması
•
İşletmenin ticari hayatını sonlandırması (iflas)
İşletmenin Alacaklıları ile Anlaşması
İşletmenin ekonomik krizin etkileri ile yükümlülükleri dahilinde ödemelerini gerçekleştiremediği
alacaklıları ile anlaşarak krizin etkilerini zamana yayarak ortadan kaldırabilir. Bu kapsamda işletme
yönetimi;
•
Borcun ödeme vadesini uzatma anlaşması yapabilir: İşletmenin faaliyetlerine devam etmesi
sonucunda işletme yönetimi ile alacaklıların bu borcun ödenebileceği ortak kanısı doğrultusunda
iflasın ilanı yerine alacaklılar ile anlaşarak borcun vadesi uzatılabilir. İşletme yönetimi ile
alacaklı arasında yeni bir ödeme sözleşmesi düzenlenir ve borcun ödenmesi zamana yayılarak
krizin etkileri azaltılarak bertaraf edilmiş olur.
•
Borcun bir kısmından vazgeçilmesini isteyebilir: İşletme yönetimi borcun ödenebilmesi için
alacaklılarla anlaşarak borcun bir kısmından vazgeçmelerini isteyebilir. Bu durumun
gerçekleşebilmesi için tüm alacaklıların borcun bir kısmından vazgeçmeleri konusunda
anlaşması gerekir. Alacaklılar bu durumda, borçlu olan işletme iflas ettiği durumda belki de
tahsil edemeyeceği alacağının bir kısmını kurtarabilecektir.
•
Borçlanma karşılığı verilen senetlerin konsolidasyonu: İşletme yönetimi, faaliyetleri
sonucunda borçları karşılığında imzalamış oldukları senetlerin vadelerinin uzatılmasını
isteyebilir. Bu durumda alacaklılar yeni vade belirleme dolayısıyla borca uygulanacak faizle
ilgili anlaşma isteyebilir. Borçlu işletme yönetimi ve alacaklılar borç miktarı ve ödeme
koşullarında anlaşarak borcun konsolidasyonunu gerçekleştirebilirler.
•
İşletmenin yönetimini alacaklılara bırakabilir: İşletme yönetimi iflas yerine, alacaklılar ile
anlaşarak, işletme yönetimini, işletme krizden çıkarak borçlarını ödeyene kadar alacaklılardan
oluşan bir kurula bırakabilir. Bu durumda alacaklılar, alacaklı oldukları işletmenin gelecekteki
durumu ile ilgili olumlu düşünüyorlarsa, bu anlaşmayı kabul ederek işletmenin yönetimini
devralır ve işletmeden alacaklarının tahsilini tamamlayana kadar işletmeyi yönetirler.
Finansal Yapının Güçlendirilmesi
İşletmenin ekonomik krizin etkileri ile yükümlülükleri dahilinde ödemelerini gerçekleştiremediği
borçlarını finansal yapılarını güçlendirerek ödeyebilirler. Bu kapsamda işletme yönetimi;
•
Nakde çevrilebileceği varlıklarını satabilir: İşletme yönetimi, envanterindeki kullanmadığı
makine – teçhizat ile hammadde ve yarı mamul madde stoğunun bir kısmını satarak, borçlarını
finanse edebilir. Bunların yanı sıra, işletmenin mülkiyetinde bulunan gayri menkuller de
satılarak borçların finansmanında kullanılabilir.
•
Küçülme yoluna giderek elindeki envanterin bir kısmını nakde çevirebilir: İşletme yönetimi
üretim olanaklarını oluşturan tesis ya da tesislerin bir kısmını satarak, elde ettikleri finansmanla
borçlarını ödeme yoluna gidebilirler.
•
Envanterinin bir kısmını veya tamamını kiraya vererek finansman yaratabilir: İşletme
yönetimi, envanterinde bulunan makine – teçhizat, gayrimenkul, üretim tesisi gibi varlıklarını
kiralayarak elde ettiği finansmanla borçlarını ödeyebilir.
199
www.hedefaof.com
İşletmenin Kurumsal Ya Da Finansal Açıdan Yeniden Yapılanması
İşletme yönetimi, ekonomik krizin etkileri ile gerçekleştiremediği yükümlülüklerini, işletmeyi yeniden
yapılandırmak suretiyle yerine getirebilir. Bu kapsamda işletme yönetimi;
•
Alacaklılarına ortaklık teklif edebilir: İşletme yönetimi, borçlarına karşılık, alacaklılarına
işletmelerine ortak olması teklifinde bulunabilir. Bu durumda alacaklılar, borçlu olan işletmenin
borçlarının tahsilinden vazgeçerken, işletmenin yeni ortakları olacaklardır. Bu durumda
işletmenin başarısızlığının temel nedenleri yeniden gözden geçirilerek bunların yeniden
yapılandırılması ve yeniden bir organizasyon planlaması yapılması sonucunda işletme daha
güçlü bir ekonomik yapıya kavuşturulabilir.
•
Borçları karşılığında hisse senedi verebilir: İşletme yönetimi, borçlarının karşılığında,
alacaklılara hisse senedi vermeyi önerebilir. Böylece borç belgelerine karşılık hisse senedi
verilmiş olur. Böylece işletme hem borçlarından kurtulmuş olurken, hem de sermaye artırımına
giderek finansal yapısını güçlendirmiş olur.
•
Başka işletmelerle ortaklığa gidebilir: İşletme yönetimi, borçlarını ödeyebilmek için, başka
girişimciler ya da işletme yönetimleri ile anlaşarak, belli bir sermaye katkısı karşılığında
ortaklığa gidebilir. Bu yolla elde edilen finansal kaynak, borçların ödemesinde kullanılarak,
işletmenin yükümlülüğünü yerine getirmesi sağlanabilir.
Ekonomik Krizlerin etkisini yok etmek ya da azaltmak amacıyla
işletmelerin aldığı tedbir ve faaliyetlerin yanı sıra devletin krizlerin etkilerinin
azaltılmasına yönelik faaliyetleri neler olabilir?
İşletmenin Ticari Hayatını Sonlandırması (İflas)
Ticari hayatta başarılı olamayan işletme yükümlülüklerini yerine getirmede acze düştüğünde ve bunu
gerçekleştiremeyeceği kesinleştiğinde iflas kararı alınacaktır.
Türkiye’deki iflas kararı alan bir işletmenin iflas işlemleri 1 yıl gibi bir süre alabilmektedir. İflas
kararı alan işletmenin işlemleri, İflas İdaresince oluşturulan bir masa aracılığı ile yürütülmektedir.
İşletmenin iflası bağlı bulunduğu ve ilişkide olduğu tüm kurumlara (vergi dairesi, sosyal güvenlik kurulu
gibi…), tüm alacaklı ve borçlularına iflas kararını bildirmesi gereklidir. İflas işlemleri çerçevesinde
işletmenin tüm aktif ve pasifleri ortaya konur, tüm alacaklar ve borçlar sonuçlandırılır, işletmenin tüm
varlıkları nakde çevrilir, çalışanların alacakları öncelikle ödenir ve sonuçta tasfiye kar ya da zararı
belirlenir. Tüm tasfiye işlemleri tamamlandıktan ve iflas kaydı yapıldıktan sonra işletmenin adı Ticaret
Sicili’nden silinecektir.
Nedeni ne olursa olsun başarısızlık durumunda, bu durumun etkilerini yok edemedikleri ve
yükümlülüklerini yerine getiremediklerinde, nihai oluşum, işletmenin ticari hayatını sonlandırması yani
iflas etmesidir. Bir ülkede, işletme yöneticilerinin yanlış kararları sonucu sürekli iflaslar yaşanmakta, yeni
girişimler neticesinde yeni işletmeler kurulmaktadır. Yani birkaç işletmenin kapanması dolayısıyla
endüstri ve ülke ekonomisi bundan kötü etkilenecek değildir. Ancak oluşan başarısızlık ulusal veya
uluslararası bir kriz sonucunda olmuşsa, bu başta işletmeler olmak üzere endüstri ve ülke ekonomisini
önemli ölçüde etkileyecektir.
İşletmelerin ticari hayatlarını sonlandırması, ülke ekonomisi, sektör ve işletme yönetimi için hiç
istenmeyen bir durumdur. Hele kriz neticesinde oluşan iflaslar ülke üzerinde daha büyük etkiler
bırakmaktadır. Böyle bir ortamda bir işletmenin iflasının, ticari etkilerinden çok psikolojik ve toplumsal
etkisi daha büyük sorunlar yaratmaktadır.
İflas eden işletmede görev alan sahibinden en alt çalışanına kadar tüm personelin psikolojileri
tamamen bozulur. İşletme sahibi büyük borçlar altında ezilerek oldukça sıkıntılı bir dönemi yaşamak
zorunda kalır. Psikolojik bozukluğun etkisinin yanında iflas sonucunda yerine getirilmesi gereken
bürokratik işler, alacakların ve borçların yapılandırılması, envanterin tasfiyesi, personelin özlük hakları
ile ilgili işlemler, devlete karşı yükümlülükler gibi tasfiye faaliyetleri işletme sahibi başta olmak üzere
200
www.hedefaof.com
yönetimi büyük çöküntü içine sokacaktır. İşletme sahibi için yeni girişimlerin gerçekleştirilmesi açısından
cesaretinin kırılması durumu söz konusu olurken, çalışanlar da işsiz kalacak ve yaşamlarını idame
ettirecek yeni bir iş bulana kadar psikolojik ve maddi sıkıntılar içinde kalacaklardır. Ayrıca işletme sahibi
için iflas durumu kötü bir imajdır ve bu izlenim dolayısıyla yeni girişimlerinde girişim finansmanı
açısından kaynak sıkıntısı yaşayabilecektir.
Sektör için de olumsuz bir durumdur. Sektördeki bir işletmenin iflas etmesi, diğer işletmeleri tedirgin
edecek ve yeni yatırımlar, girişimler ve büyüme kararlarını ertelemelerine, hatta bu tip kararları belki de
strateji planlarından çıkarmalarına neden olacaktır. Piyasada iflas eden işletme ile çalışan tedarikçiler,
finans kuruluşları ve iş birliği içindeki diğer işletmeler öncelikle alacaklarını tahsil etmede sıkıntılar
yaşarken, satışları ve gelirleri de düşecektir. Belki de domino etkisi ile bu işletmelerinde benzer bir sona
gitmesinde etken olabilecektir.
Böyle bir mikro ekonomik ortamın, makro ekonomiyi yani ülke ekonomisini etkilememesi mümkün
değildir. Başta ülkenin üretim hacmi daralacak ve gayri safi milli hasılası düşecek, ekonomi durgunluğa
girerken, işsizlik artacak, karşılıksız çekler, ödenmeyen senetler, artan icra ve haciz faaliyetleri gibi ticari
ve ekonomik hayattaki olumsuzluklar ekonominin yanı sıra toplumsal hayatı da olumsuz etkileyecektir.
İflasın ertelenmesi nedir? Nasıl uygulanır? Sonuçları Nelerdir?
201
www.hedefaof.com
Özet
Başarısızlık ekonomik birimlerin amaçlarını
gerçekleştirememeleridir. Eğer hanehalkı tüketim
faaliyeti sonucunda faydasını, işletmeler karlarını
ve devlet de halkının refahını maksimum
kılamıyorsa her bir ekonomik birimin ve ekonomik sistemin başarısızlığından söz edilir.
İçsel kaynaklı krizler, işletme yönetiminin yanlış
analizleri doğrultusunda almış oldukları yanlış
kararlar sonucunda, işletmenin amaçlarından
uzaklaşmasıyla ortaya çıkmaktadır. Alınan her
yanlış karar, işletme için ekstra maliyet
yaratacaktır. Yanlış kararların sayısı arttıkça da
finansman ihtiyacı artacaktır. Kaynak bulamadığı
takdirde işletme krizden çıkamayacak ve
faaliyetlerini ya geçici olarak (krizin nedeni
ortadan kalkana kadar) ya da sürekli olarak son
vermek durumunda kalacaktır. Ulusal ve
uluslararası düzeyde meydana gelen ve ülke
ve/veya dünya ekonomisini etkileyen ekonomik
ve finansal krizler de söz konusudur.
İşletme açısından bakıldığında, belirlenen
hedeflerden birinin ya da bir kaçının elde
edilememesi belki firmanın ticari hayatını
sürdürmesine engel değildir, yani başarısızlık
olarak nitelenmeyebilir, ancak bu gibi aksamalar
maliyetlerin artmasına neden olacaktır. Bu durum
işletmenin kar oranının düşmesine ve düşük kar
düzeyinin elde edilmesi anlamına gelmektedir.
Böylece satışları düşen, stokları artan, gelirleri
düşen, karları düşen işletme ilerleyen süreçte
yükümlülüklerini (borç ödeme, kredi ödeme,
vergi ödeme, maaş – ücret ödeme gibi…) yerine
getirmede zorlanacak ve belki de başarısızlık
olarak nitelenen “iflas”ın eşiğine gelecektir.
İşletme açısından kriz olarak nitelenecek bu
durumlarda işletmelerin başarısız olarak piyasayı
terketmesi ile sonuçlanması büyük olasılıktır.
İyi yönetilmeyen ve / veya olumsuz ekonomik
ortamda faaliyette bulunan işletmelerin finansal
problemler yaşaması kaçınılmazdır. Dolayısıyla
yükümlülüklerini yerine getiremeyen işletmeler
bir takım yasal yaptırımlara maruz kalabilecek ve
sonuçta ticari hayatını sonlandırmak yani iflasını
ilan etmek zorunda kalabilecektir.
Başarılı bir işletme yönetimi daha işletme kuruluş
aşamasındayken karşılaşabileceği durumları göz
önünde bulundurarak, strateji ve politikalarını
doğrultusunda planlar yapması gereklidir.
Böylece işletmenin, ticari hayatta yaşanabilecek
beklenmedik durumlardan işletmenin karlı ya da
olumsuz durumlarda en az zararla çıkması
mümkün olabilecektir. Yöneticiler, krizi önceden
haber veren bir takım sinyalleri fark edebilmeli
ve biran evvel işletmeyi bu kriz durumuna
hazırlamalıdır. Bu sinyallerden bir tanesinin
olması bir krizin sinyali olmayabilir ve basit
uygulamalarla sorun aşılabilir.
İşletmelerde başarısızlığın nedenleri, içsel
nedenler, dışsal nedenler, olmak üzere iki başlık
altında incelenebilir. İçsel nedenler, üretim
sürecinde işletme karar vericilerinin almış olduğu
hatalı kararları kapsamaktadır. Dışsal nedenler ise
işletme dışı ve işletmenin kontrolünde olmayan
bir takım gelişmeler dolayısıyla da başarısızlık
durumunu ortaya çıkaran etkenlerdir. İçsel ya da
dışsal nedenler dolayısıyla etkinlikten uzaklaşan
işletmelerin en önemli sıkıntısı finansman
sıkıntısıdır. Dolayısıyla finansal yapısı zayıf olan
ve finansman olanakları kısıtlı olan işletmeler
için bu durumlar sonuçta birer finansal krize
dönüşebilmekte ve kriz aşılamadığında da
işletmeler iflas etmektedirler.
Kriz sonucunda başarısızlığa uğrayan işletmenin
iki seçeneği vardır; iflasını ilan etmek ya da
işletmenin başarısız olmasında etken olan krizin
etkilerini yok ederek ticari hayata devam etmek.
Krizin etkilerin yok ederek ticari hayatına devam
etmek isteyen işletme yönetiminin bu çalışmalar
dahilinde
yapması
gerekenler
şunlardır:
alacaklıları ile anlaşmak, finansal yapıyı
güçlendirmek, işletmenin kurumsal ya da finansal
açıdan yeniden yapılanmasını sağlamak ya da
ticari hayatı terketmek (iflas).
Finansal krizler, faaliyetlerinin her aşamasında
işletmeleri problemlerin içine sürükleyen, içsel ya
da dışsal bir takım nedenlerden ortaya çıkabilir.
Ulusal ya da uluslararası (küresel) düzeyde olsun
oluşan ekonomik ve finansal krizler, ticari
hayatın başrol oyuncuları olan, küçük ya da
büyük ölçekli bütün işletmelerin büyük sorunlarla
karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu süreçlerden
bazı işletmeler çok fazla zarar görmeden
çıkabilirken, bazı işletmeler uzun yıllar boyunca
etkileri yok etmekle çabalamakta ve bazı
işletmeler ise krizi aşamayarak ticari hayatlarını
sonlandırmak zorunda kalabilmektedirler.
202
www.hedefaof.com
Kendimizi Sınayalım
6. Aşağıdakilerden hangisi kriz içine giren
ekonomik
bir
ortamda
işletmelerin
gerçekleştirmesi gereken likit varlıkları artırıcı
uygulamalardan birisi değildir?
1. Aşağıdakilerden hangisi işletmenin ekonomik
amaçlarından birisi değildir?
a.
Verimliliğin maksimum olmasını sağlamak
b.
Geliri maksimum yapmak
c.
Karı maksimum kılmak
d.
Maliyeti minimum düzeye çekmek
e.
İstihdama katkı sağlamak
a. Personel ile uzlaşı içinde ücretsiz izin ya da
işten çıkarmaların gerçekleştirilmesi
b. Atıl durumda bulunan makine – teçhizatın
satılması ya da kiraya verilmesi
c. Hisse senedi ihracı gerçekleştirerek, kriz
oluşmadan daha uygun koşullarda sermaye
artırımının gerçekleştirilmesi
2. Aşağıdakilerden hangisi işletmenin ekonomik
olmayan amaçlarından biridir?
a.
Verimliliği maksimum kılmak
b.
Geliri (ciro) maksimum kılmak
c.
Piyasada işletmeyi güvenilir kılmak
d.
Karı maksimum kılmak
e.
Maliyeti minimum kılmak
d. Alacaklılar ve kredi tedarikçileri ile
görüşülerek
borçların
bir
kısmından
vazgeçmeleri
konusunda
alacaklılarla
anlaşılması
e. Fiyat düşüşü tercihini de kullanarak çeşitli
kampanyalarla stokların eritilmesi
7. Aşağıdakilerden hangisi kriz içine giren
ekonomik
bir
ortamda
işletmelerin
gerçekleştirmesi gereken maliyet düşürücü
uygulamalardan birisi değildir?
3. Aşağıdakilerden hangisi işletmenin kısa vadeli
hedeflerinden birisidir?
a. Yenileme ve genişlemeye yönelik yatırımların
ertelenmesi
a.
Kurumsal değişim
b.
Piyasa payını artırmak
c.
İşletme gelirini artırmak
d.
İşletme ölçeğini artırmak
e.
Belli bir kar düzeyini elde etmek
b. Stok yönetimini gözden geçirip gereksiz girdi
ve çıktı stokunun oluşmasının engellenmesi
c. Rekabette
zayıf
olduğu
faaliyetlerini durdurulması
d. Krizin büyüklüğüne
üretimin durdurulması
4. Aşağıdakilerden hangisi işletme başarısızlığının içsel nedenlerinden birisidir?
göre
piyasalardaki
gerekiyorsa
e. Atıl durumda bulunan makine – teçhizatın
satılması ya da kiraya verilmesi
a.
Yasal ortamın göz ardı edilmesi
b.
Sosyal ortamın göz ardı edilmesi
c.
Politik ortamdaki olumsuz gelişmeler
d.
Ekonomik ortamdaki olumsuz gelişmeler
e.
Ürünün pazarlanmasında yapılan hatalar
a. Faaliyette bulunulan pazarın dışında da
ürünün pazarlanması
5. Aşağıdakilerden hangisi krizin yaşanacağına
dair işletme dışı sinyallerden birisidir?
b. Atıl durumda bulunan makine – teçhizatın
satılması ya da kiraya verilmesi
a.
Verimlilikte düşüşün meydana gelmesi
c. Başka işletmelerle işbirliğine gidilmesi
b.
Ödenemeyen senetlerin ve çeklerin olması
c.
Faizlerde istikrarsızlık ve yükselme eğilimi
d.
Alacak tahsilatlarında gecikmeler olması
e.
Ürün ilgili müşteri şikayetlerinin artması
8. Aşağıdakilerden hangisi kriz içine giren ekonomik bir ortamda işletmelerin gerçekleştirmesi
gereken işletme yapısını ve politikalarını krize
hazırlayıcı uygulamalardan birisidir?
d. Hisse senedi ihracı gerçekleştirerek, kriz
oluşmadan daha uygun koşullarda sermaye
artırımının gerçekleştirilmesi
e. Alacaklılar ve kredi tedarikçileri ile görüşülerek borçların bir kısmından vazgeçmeleri
konu-sunda alacaklılarla anlaşılması
203
www.hedefaof.com
9. Aşağıdakilerden hangisi işletmenin başarısız
olması
durumunda
uygulaması
gereken
politikalardan birisi değildir?
Kendimizi Sınayalım Yanıt
Anahtarı
a.
İşletmenin alacaklıları ile anlaşması
1. e Yanıtınız yanlış ise “Başarısızlık Kavramı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
b.
Finansal yapısının güçlendirilmesi
c.
İşletmenin ticari hayatını sonlandırması
2. c Yanıtınız yanlış ise “Başarısızlık Kavramı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
d.
İşletmenin yeni yatırımlar yaparak üretim
ölçeğini büyültmesi
3. e Yanıtınız yanlış ise “Başarısızlık Kavramı”
başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.
e.
İşletmenin kurumsal ya da finansal açıdan
yeniden yapılanması
4. e Yanıtınız
yanlış
ise
“İşletmelerde
Başarısızlığın Nedenleri” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
10. Türkiye’deki iflas kararı alan bir işletmenin
iflas işlemleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden
hangisi yanlıştır?
5. c Yanıtınız yanlış ise “Finansal Krizlerin ve
Krizlerin
Neden
Olacağı
Başarısızlığın
Öngörülmesi ve Uygulanacak Politikalar” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
a. İşletmenin tüm varlıkları nakte çevrilir.
b. Çalışanların alacakları öncelikle ödenir.
6. a Yanıtınız yanlış ise “Finansal Krizlerin ve
Krizlerin
Neden
Olacağı
Başarısızlığın
Öngörülmesi ve Uygulanacak Politikalar” başlıklı
konuyu yeniden gözden geçiriniz.
c. İflas kaydı yapılsa bile işletmenin adı Ticaret
Sicili’nde kayıtlı kalır.
d. İşletmenin tüm aktif ve pasifleri ortaya konur,
tüm alacaklar ve borçlar sonuçlandırılır.
7. e Yanıtınız yanlış ise “Finansal Krizlerin ve
Krizlerin Neden Olacağı Başarısızlığın Öngörülmesi ve Uygulanacak Politikalar” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
e. İşletmenin ilişkide olduğu tüm kurum,
alacaklı ve borçlularına iflas kararını
bildirmesi gereklidir.
8. c Yanıtınız yanlış ise “Finansal Krizlerin ve
Krizlerin Neden Olacağı Başarısızlığın Öngörülmesi ve Uygulanacak Politikalar” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
9. d Yanıtınız yanlış ise “Krizler Dolayısıyla
Başarısızlığın Gerçekleşmesi Durumunda Uygulanacak Politikalar” başlıklı konuyu yeniden
gözden geçiriniz.
10. c
Yanıtınız yanlış ise “İşletmenin Ticari
Hayatını Sonlandırması (İflas)” başlıklı konuyu
yeniden gözden geçiriniz.
204
www.hedefaof.com
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
yapısal bozukluk. Bunun sonucunda ulusal ve
uluslararası ekonomi olumsuz etkilenmiş, çok
yüksek oranlı işsizlik, gelir dağılımında
bozukluk, reel sektördeki üretim düşüşü ve
iflaslar, ekonomilerin küçülmesi, gelirlerin
düşmesi, ülkelerin borçlarını ödeyememeleri,
finansal piyasalardaki istikrarsızlığın artması ve
sermaye birikiminin zayıflaması gibi çok sayıda
ekonomik olumsuzluk ortaya çıkmıştır. Bunların
yanı sıra bazı bilim adamları II. Dünya Savaşı’nın
oluşmasında temel neden olarak bu Buhran’ı
göstermektedir.
Sıra Sizde 1
Ekonomik ve ekonomik olmayan amaçlar
şeklinde sınıflanan işletmenin amaçları, birincil
ve ikincil olarak da isimlendirilebilir. Birincil
denmesindeki
gaye,
işletmenin
öncelikle
ekonomik
yani
ticari
olarak
varlığını
sürdürebilmesini öngören amaçlar olmasından
dolayıdır. Eğer öncelikli olan bu amaçlar elde
edilmezse, ikincil amaçların gerçekleşmesi
mümkün olmayacaktır. Bu “ikincil amaçlar göz
ardı edilebilir” anlamına gelmemektedir. Birincil
amaçlar gerçekleştirilirken bunlar da göz önünde
bulundurulmalıdır. Örneğin; işletmenin finansal
sıkıntı çektiği bir durumda işletmeye maliyet
yaratıcı ikincil amaçlı bir takım projelere destek
vermesi, işletmenin finansal sıkıntıyı daha da
fazla hissetmesine neden olabilir. Bu durumda
işletmenin stratejik hareket etmesi gerekmekte ve
önceliği işletmenin ekonomik amaçlarını içeren
faaliyetlerine vermesi gerekmektedir.
Sıra Sizde 4
Sebebi ne olursa olsun ekonomik ve ticari hayatta
yaşanan krizlerin temelinde finansman sorunu
yatmaktadır. Eğer finansal kaynak sayısı sonsuz
ve bu kaynaklardan faydalanmak sıkıntısız ve
sınırsız olsaydı, hiçbir şekilde ekonomik krizler
yaşanmazdı. Finansal olanakların krizlerin
oluşmasında etken olduğu kesindir ve her krizden
tüm işletmeler eşit oranda etkilenmemekte, diğer
bir değişle oluşan krizleri başarılı bir şekilde
atlatarak ticari hayatlarına sanki hiç kriz
yaşamamış gibi devam edebilmektedirler. Bu
durum bazı işletmelerin iyi bazı işletmelerin de
kötü yönetildiği sonucunu çıkarabilir.
Sıra Sizde 2
İşletmelerin umulmadık bir anda ortaya çıkan bir
olumsuzluk durumunda başarısızlığa uğraması
çok gerçekleşen bir durum değildir. Genellikle
işletmeyi başarısızlığa iten neden ya da
nedenlerin oluşması ve etkisini göstermesi zaman
alır. Bu nedenlerin oluşma süreci iyi bir yönetim
kadrosuna sahip işletmeler tarafından görülmesi
zor olmayacaktır (satışların azalması, tahsilatların
gecikmesi gibi…) ve böyle bir durumda hemen
gerekli tedbirler alınarak işletmenin krizden
etkilenmemesi ya da en az zararla atlatması için
çabalayacaklardır. Ancak iyi yönetilmeyen bir
kriz durumunda işletmenin başarısız olması
kaçınılmazdır ve işletme faaliyetlerine son
vermek zorunda kalabilir.
Sıra Sizde 5
Her ne kadar işletmeler özel kuruluşlar olsa da
ülke ekonomisinin en önemli aktörleridir. Bir
ülke yönetiminin de kriz gibi olumsuz
durumlarda, faaliyetleri ile ülkenin ekonomik ve
sosyal hayatına büyük katkı sağlayan özel sektöre
destek vermesi gerekmektedir. Bu anlamda
yerine getirilmesi gereken devlet faaliyetleri şu
şekilde sıralanabilir: vergi indirimleri ve
ertelemeleri, düşük faizli ve Döviz kredisi
olanakları, düşük maliyetli girdi desteği (düşük
fiyatlı, akaryakıt, elektrik, doğalgaz gibi…),
Sigorta pirimi kolaylıkları, ihracata yönelik
üretimlerde garantiler ve vergi muafiyetleri
gibi… Dikkat edilirse bu gibi uygulamalar
işletmelerin maliyetlerini azaltıcı ve finansman
olanaklarını genişletici uygulamalardır.
Sıra Sizde 3
1929 Krizinin nedenleri bir çok bilim adamı
tarafından tartışılmıştır. Ama genel olarak bu
krizin oluşmasının temelinde hatalı işletme ve
kamu kararları ve bunun sonucunda ekonomik
parametrelerin içine düşmüş olduğu olumsuz
durumlar olarak ifade edilebilir. Bu nedenler şu
şekilde sıralanabilir: talepteki azalma ve
yetersizliğe bağlı olarak, üretimde meydana gelen
azalma, yatırımların azalması, yanlış para
politikalarına bağlı olarak zayıf ve istikrarsız
finansal yapı, finansal fonlardaki yetersizlikler,
bankaların faaliyetlerindeki istikrarsızlıklar ve
205
www.hedefaof.com
Sıra Sizde 6
Yararlanılan Kaynaklar
İflasın ertelenmesi uygulaması Türkiye’de Türk
Ticaret Kanununun 324. ve İcra İflas
Kanunu’nun 179. maddesinde yer almaktadır.
Akgüç, Ö. (1998), Finansal Yönetim,
Yenilenmiş 7. Baskı, İşletme Fakültesi Muhasebe
Enstitüsü Yayın No:65, İstanbul
İflasın
ertelenmesine,
işletmenin
iflastan
kurtarılabileceği, yükümlülüklerini yerine getirebileceği kanaatinin oluşması halinde karar
verilebilmektedir. Bu uygulama ile iflas ilanından
önce işletmelere yeni bir şans daha verilmekte ve
ekonomiye kazandırılmaları amaçlanmaktadır.
İşletme yetkililerinden birisi ya da alacaklılardan
birisi, işletmenin durumunun iyileştirilmesinin
mümkün olacağına dair bir iyileştirme projesini
mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini
isteyebilmektedir. Mahkeme projeyi makul ve
inandırıcı bulursa, iflası ertelemektedir.
Aydın, N. Diğerleri (2006), Finansal Yönetim,
4. Baskı, Anadolu Üniversitesi Yayın No: 1465,
Açıköğretim Fakültesi Yayın No:779, Eskişehir
Mahkeme tarafından iflasın ertelenmesi kararı
verilmesi halinde; borçlu işletmeler tarafından
verilen teminat mektuplarının nakde çevrilmesi
tedbiren durmakta, borçlardan dolayı engellenen
zorunlu ihtiyaçların (elektrik, su, doğalgaz
gibi…) karşılanmasına müsaade edilmekte, icra
takibi sonucu haczedilen ve muhafaza altına
alınan, işletmenin faaliyetlerinde kullandığı her
türlü teçhizat, büro eşyası, tesis ve demirbaşlar
borçlu işletme yetkililerine teslim edilmekte,
rehinli mal satışları durdurulmakta, gayrimenkul
ve araçların devir ve temliklerinin engellenmesi
için işlem başlatılmakta, kamu alacağı ve sigorta
primleri dahil hiçbir yasal takip yapılamamakta
ve böylece iflasın eşiğinde olan işletmelerin
faaliyetlerine
devam
etmesi
sağlanarak,
durumlarını düzeltmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.
Güvemli, O. (1990), İşletmelerde Kısa ve Uzun
Süreli Planlama, 2. Baskı, Bilim Teknik
Yayınevi, İstanbul
Büker, S., Aşıkoğlu, R., Sevil, G. (1994),
Finansal Yönetim, Eskişehir
Dinler,
Z.
(2002),
Mikro
Ekonomi,
Genişletilmiş Ondördüncü Basım, Ekin Kitabevi
Yayınları, Bursa
Görol, M.A. (2006), Küresel Arena’da
Girişimci ve Girişimcilik, Gazi Kitabevi
Yayınları, Ankara
Müftüoğlu, T. (1999), İşletme İktisadı, 3. Baskı,
Turhan Kitabevi, Ankara
Okka, O. (2010), Finansal Yönetim: Teori ve
Çözümlü Problemler, Nobel Yayın Dağıtım,
Ankara
Özel, S. (2005), Global Finansal Krizler, Deniz
Kültür Yayınları No: 13, İstanbul
Parasız, İ. (1995), Kriz Ekonomisi, Ezgi
Kitabevi Yayınları, Bursa
Sarıaslan, H., Erol C. (2008), Finansal Yönetim:
Kavramlar, Kurumlar ve İlkeler, Siyasal
Kitabevi, Ankara
Sayılgan, G. (2006), İşletme Finansmanı, 2.
Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara
Şamiloğlu, F. (2002), Küreselleşme Sürecinde
Türkiye'nin Finansal Kaynak Sorunu, Gazi
Kitabevi Yayınları, Ankara
Yükçü S. Tükenmez, M. ve Diğerleri (1999),
Finansal Yönetim, Vizyon Yayınları, İzmir
206
www.hedefaof.com
Download