Şeyhu`l-İslam es-Sabuni`nin İ`tikadi Görüşleri

advertisement
Şeyhu’l-İslam es-Sabuni'nin
İ’tikadi Görüşleri
www.almuwahhid.com
1
Ebu Osman es-Sabuni (372H-449H)
Şeyhu'l-İslam İsmail bin Abdu'r-Rahman Ahmed bin İsmail bin İbrahim
ibni Amir bin Abid Ebu Osman en-Nisaburi, es-Sabuni, el-Şafii.
Erken yaşta yetim kalmış, Nisabur’da 70 yıl vaaz ve zikirle meşgul olmuş
20 yıl boyunca İmamlık yapmıştır.
Fakih, muhaddis, hadis hafızı, müfessir, sufi ve vaiz, edebiyat ve daha
başka ilimlerde ileri mertebede olan birisiydi. Nisabur’da çağının şeyhi ve
önder şahsiyetlerdendi. Şafii Mezhebi alimlerindendir.
İmam el-Harameyn’in babası İmam Ebu Muhammed el-Cuveyni’nin
talebelerindendir. İbni Huzeyme ve es-Serrac’ın ashabından hadis
dinlemiştir. Hacca giderken Dımeşk'e uğradı. Orada hadis dinledi ve halka
vazü nasihatte bulundu.
İbni Asakir, onun biyografisini genişçe anlatmış ve onun güzel sözlerini,
şiirlerini nakletmiştir. Edebi, zekası, Arapça ve Farsça’daki ileri seviyesi,
ezberindeki kuvveti, Kur’an ve Sünnet’e vakıflığı benzeri özellikleri ile
övgü almıştır. Beyhaki’nin rivayetine göre, İmam Ebu Abdullah el-Hakim
kendi dönemindeki konumuna, hadis ilmindeki seviyesine ve alimliğine
karşın; hocası Sabuni içeri girdiğinde ayağa kalkar ve eşsiz Üstad diye
onu takdim eder, Sabuni’nin ilmi, üstünlüklerini toplum içinde dile getirir
her konuşmasında tekrar ederdi.
Horasan’ın en büyük alimi (Zehebi), Gerçek manada Şeyhu’l-İslam,
gerçek manada Müslümanların İmamı (Beyhaki, İbni İmad) Sünnet’in
kılıcı, Bi’datları savan (Abdu’l-Ğafir el-Farisi) ve Sapkınların belası (Ebu
İshal el-İsfereyani) gibi lakaplarla anılırdı.
İsmail bin Abdu’l-Ğafir onun İmamu’l-Harameyn’i şöyle derken dinlediğini
rivayet etmektedir. Ben Mekke’de mezhepler arasında gidip gelirken,
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i rüyamda gördüm. İbnu’sSabuni’nin i’tikadına sıkı sıkıya bağlan, buyurdu. Bunu Zehebi, İbni Asakir
ve İbni Kesir nakletti.
449H yılında vefat etmiştir. Allah ona rahmet etsin.
(İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Hicretin Dörtyüzkırkdokuzuncu
Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler; Şezeretu'z-Zeheb, 3/ 282-283;
2
Zehebi, el-Uluvv li’l-Aliyyi’l-Azim, #322; İbn el-Subki, Tabakat elŞafi`iyye el-Kubra, 4/271-292; 368)
Şeyhu’l-İslam es-Sabuni'nin İ’tikadi Görüşleri
İmam Ebu Osman İsmail ibni Abdu'r-Rahman es-Sabuni
(372-449H), Akidetu's-Selef ve Ashabi'l-Hadis
Bismillahirrahmanirrahim,
Ehli Sünnet’in özelliklerinden birisi; Sünnet İmamlar’ına, alimlere,
(onların) dostlarına ve yardımcılarına olan sevgileridir. Cehennem’e
çağıran ve takipçilerini hüsrana sürükleyen Bi’dat elebaşlarına karşı
düşmanlık ederler. Hakikaten Allah, Ehli Sünnet’in kalplerini süslemiş ve
Kendisinden (Azze ve Celle) bir ni’met olarak onların kalplerini alimlere
olan sevgiyle doldurup aydınlatmıştır.
Hakim Ebu Abdullah el-Hafız (Allah onu ve bizleri Cennet’te birlikte
barındırsın) bize Muhammed ibni İbrahim ibni el-Fadl el-Muzekki’den o,
Ahmed ibni Seleme’den bildirdi ki, Ebu Recaa Kuteybe ibni Sa'id; elİman(isimli kitabın)dan bize okudu. (Kitabın sonunda şöyle yazılıydı):
"Eğer, Süfyan es-Sevri (161H), Malik bin Enes (179H), el-Evzai (157H),
Şu’be (160H), İbn el-Mübarek (181H), Ebu el-Ahvas (179H), Şerik
(177H), Veki (197H), Yahya ibni Sa'id (145H), ve Abdu'r-Rahman ibni
Mehdi’yi seven bir adam görürsen bil ki, o Ehli Sünnet’tendir.
Ahmed ibni Seleme (rahimahullah) dedi ki: Kendi elyazımla listeye
ekledim: Yahya ibni Yahya (226H), Ahmed ibni Hanbal (241H) ve İshak
ibni Rahaveyh (238H). Listeyi tamamladığımızda, Nisaburlular bize
baktılar ve dediler ki; şunlar Yahya ibni Yahya’yı sevmez! Bunun üzerine
biz dedik ki: Ya Ebu Recaa! Yahya ibni Yahya hakkında ne dersin? Dedi
ki: Salih birisi ve Müslümanların İmamlarındandır. İshak ibni Rahaveyh
İmam’dır, Ahmed ibni Hanbel ismini zikrettiklerimin en yücesidir.
Ben bu listeye ayrıca, Kuteybe (rahimahullah)’ın andıklarını da ekledim:
Ki; herkim onları severse, Sünnet Ehli’dir. Onlar Hadis Alimleri’dir, taklid
edilenlerdir ve onların kılavuzluğu ile insanlar güzelce hidayet bulurlar.
Onların grup ve hizblerinden (olanlar); onlardan sayılanlar ve rivayetleri
kabul edilenlerdir. Şmdiye kadar (isimleri) zikredilenlerden başka bir grup
daha vardır ve onlar: Muhammed ibni İdris eş-Şafii (204H) ve Sa'id ibni
3
Cubeyr (95H), ez-Zuhri (124H), eş-Şabi (103H), ve et-Teymi (143H).
Onlardan sonrakiler: Leys ibni Sa'd el-Mısri (175H), el-Evzai (157H),
(Süfyan) es-Sevri (161H), Süfyan ibni Uyeyne (198H), Hammad ibni
Seleme (167H), Hammad ibni Zeyd (179H), Yunus ibni Ubeyd (139H),
Eyyub es-Sahtiyani (131H), İbni Avn (150H), ve onlardan sonrakiler:
Yezid ibni Harun el-Vasıti (206H), Abdu'r-Rezzak ibni Hemmam es-Sanani
(211H), Cerir ibni Abdu'l-Hamid ed-Dubi (188H) ve onlardan
sonrakilerden: Muhammed ibni Yahya ez-Zuli (258H), Muhammed ibni
İsmail el-Buhari (256H), Müslim ibni el-Haccac el-Kuşeyri (261H), Ebu
Dawud es-Sicistani (275H), Ebu Zu’ra er-Razi (264H), Ebu Hatim er-Razi
(277H), İbni Ebi Hatim (328H), Muhammed ibni Müslim ibni Vareh
(270H), Muhammed ibni Eslem et-Tusi (242H), Ebu Sa'id Osman ibni
Sa'id ed-Darimi (280H), Muhammed ibni İshak ibni Huzeyme (311H) ki o,
Alimlerin İmamı olarak adlandırılmıştır. Benim asrımda gerçekten o, kendi
bölgesinin ve döneminin alimlerinin İmamı’dır. Ebu Ya’kub İshak ibni
İsmail el-Busti (303H) ve el-Hasan ibni Süfyan en-Nesevi (303H).
Atalarımdan Ebu Sa'id Yahya ibni Mansur ez-Zahid el-Hervi (292H), Adi
ibni Hamdaveyh es-Sabuni ve onun iki oğlu, Sünnet’in iki kılıcı Ebu
Abdullah es-Sabuni ve Ebu Abdu'r-Rahman es-Sabuni ve Sünnet’e ittiba
eden, onu destekleyen, ona davet eden ve tabi olan İmamlardan daha
birçokları…
Bu kitabda ortaya konan şey özet olarak bütün bunların İ’tikadlarıdır. Bu
hususta (İ’tikad) hiçbiri bir diğerine muhalefet etmemiştir. Aksine; hepsi
birleşmiş ve buna muhalif olan tek bir şeyi bile kabul ettiklerine dair sahih
hiçbirşey ortaya konulmamıştır.
Hepsi; onları alçaltma, küçük düşürme, kendilerinden uzak tutma,
onlardan uzaklaşma, onlarla arkadaşlık etmeme veya onlarla birlikte
yaşamama ve onlardan kaçınma ve onları terketmek ile Allah’a
yakınlaşmayı arama ile; Ehli Bidat’a baskı uygulamakta İcma etmişlerdir.
Allah (azze ve celle)’nin ni’metiyle ben onların rivayetlerine tabi oluyor ve
onların nurlarıyla aydınlanma peşinde koşuyorum. Benim, kardeşlerime ve
dostlarıma tavsiyem; onların görüşlerinden uzaklaşmamaları ve onların
sözlerinden başka şeylere uymamalarıdır. Bi’dat olarak ortaya sonradan
çıkan Müslümanlar arasında yayılmış şeylere ve zuhur etmiş diğer
kötülüklere karışmayın. Eğer zuhur etmiş bu Bid’atlar İmamların
zamanında onların dillerinde olsaydı, (İmamlar) onları terk eder,
Zındıklıkla ve yalanla itham eder ve onlara nefretleri artardı.
4
Kardeşlerim –Allah sizleri korusun- Bi’dat Ehli’nin sayısı, çokluğu ve
gruplarının sayısının çokluğu sizleri saptırmasın! Şüphesiz, Batıl Ehli’nin
çokluğu ve Hak Ehli’nin azlığı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in
buyurduğu gibi, Hesap Günü’nün alametlerindendir: "Kıyametin
kopmasından önce ilim zail olur ve cehalet meydana çıkar." (Buhari;
Tirmizi; İbni Mace)
İlim Sünnet’dir, Bi’dat ise Cehalet’dir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) şöyle buyurmuştur: "Yılan kendi yuvasına toplandığı gibi, iman
(ehli de muhakkak) Medine'ye toplanacaktır." (Buhari; Müslim; İbni Mace)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünde,
Allah diyen Müslüman kaldıkça, Kıyamet kopmaz." (Müslim; Tirmizi)
Bugün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünnet’ine tabi olan,
onunla amel eden, bunda ısrarcı olan ve ona davet eden kişinin sevabı,
İslam’ın başlangıcında bunları yapanlarınkinden Rasulullah (sallallahu
aleyhi ve sellem)’in buyurduğu üzere daha çok olacaktır: "elli kişinin
amelini isteyen kimselerin sevabı kadar sevap yazılacaktır. Sahabeler
sordular: Onlardan elli kişinin sevabı mı? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) cevap verdi: Hayır sizden elli kişinin sevabı." (Ebu Davud; Tirmizi;
İbni Mace; Nesai; Hakim; Beyhaki; Taberani, el-Kebir)
Büyükbabam Ebu Abdullah Muhammed ibni Adi ibni Hamedeyh es-Sabuni
(rahimahullah)’ın yazdığı bir kitapda gördüm ki; orada denildiğine göre o
Ebu el-Abbas el-Hasan ibni Süfyan en-Nesevi’den duymuş ki o, el-Abbas
ibni Sabih’den o, Abdu'l-Cabbar ibni Tahir’den o, Ma’mer ibni Raşid’den o,
İbni Şihab ez-Zuhri’den onun şöyle dediğini nakletti: "Sünnet tahsili, 200
yıldan fazla ibadetten daha hayırlıdır."
Ebu Bekir Muhammed ibni Abdullah ibni Muhammed ibni Zekeriyya eşŞeybani, Ebu el-Abbas Muhammed ibni Abdu'r-Rahman ed-Dağuli’den o,
Muhammed ibni Hatim el-Muzfari’den o, Amr ibni Muhammed’den şöyle
dediğini rivayet etmiştir: Ebu Mu’aviye ed-Derir, Harun er-Reşid’e bir olay
anlattı, Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın: "…Adem (aleyhi selam) ve Musa
(aleyhi selam)’ın tartışması." (Ahmed; Tirmizi; İbni Ebi Asım) geçen
Hadis’ten bahsedildi. Ali ibni Ca’fer dedi ki: Nasıl olurda tartışırlar?!
Mesele nedir? (Halife) Harun (er-Reşid) hemen atıldı ve ona dedi ki: Sana
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir Hadis naklediliyor ve sen
bundan yüzçevirip nasıl diye soruyorsun öyle mi? Siniri yatışıncaya kadar
bunu tekrarladı." (Tarih el-Bağdad, 5/243)
5
Bu; bir kişinin, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Hadislerini –itaat
gerektiren bir kabul, onay ve iman ederek- yüceltmesinin yoludur. Harun
er-Reşid’in takip ettiği yoldan başka bir yol takip eden kişiye şiddetle
muhalefet edilmelidir. İşittiği bir Sahih Hadis’i inkar eder biçimde nasıl?
diye sorgulamak (Rasulullah’dan Sahih olarak rivayet edilen bir Hadis’te
bir zıtlık yahut hata olmayacağına inanarak, kendisine kapalı kalan bir
meseleyi anlamak için nasıl? diye soran kişi bu kapsamda değildir)
kendisini Hadis’den uzaklaştırmakta ve onu kabul etmemektedir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den Sahih olarak rivayet
edilenlerin tümünü kabul etmek Vacib’dir.
Allah (Subhanehu ve Te'ala)’nın bizleri, nasihati dinleyen ve en güzel
biçimde takip eden, bu dünya hayatında Kur’an ve Sünnet’e tabi olarak
dine yapışanlara katmasını dilerim. Bizleri sapkın hevadan, kıt
görüşlerden ve küçük düşürücü felaketten, ni’metleri ve cömertliği ile
uzak tutmasını dilerim.
Ve’s-sallalalhu ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve’s-sahbihi ve
sellem.
"Şeyhu’l-İslam Ebu Osman İsmail bin Abdu’r-Rahman en-Nisaburi esSabuni sünnete dair risalesinde der ki:
Hadis Ashabı Allah’ın –Kitab’ında buyurduğu gibi- yedi semanın üstünde,
Arş’ı üzerinde olduğuna inanır ve şehadet ederler. Ümmet’in alimleri ve
selef imamlarının önde gelenleri Allah’ın Arşı’ı üzerinde olduğu, Arş’ının da
semavatının üzerinde olduğu hususunda hiç ihtilaf etmemişlerdir.
İmamımız Şafii de el-Mebsut isimli eserinde kefaret hususunda mü’mine
köleyi azad etmek meselesinde Mu’aviye bin Hakem’in haberini delil
göstermişlerdir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Arap olmayan
siyahi cariyenin hürriyetine kavuşturulmasına dair soru sorulunca, o da
cariyenin mü’min olup olmadığını bilmek üzere onu imtihan etti. Cariyeye:
Rabbin nerede diye sordu, cariye semaya işaret etti. Çünkü bu cariye
Arap değildi. Bunun üzerine Rasulullah: Onu hürriyetine kavuştur. Çünkü
o mü’min birisidir buyurdu. Böylelikle cariye, Rabbinin semada olduğunu
söyleyip, Rabbini Uluvv ve Fevkiyye (üstte oluş) sıfatı ile tanıyınca,
mü’min olduğuna hüküm verdi." (Zehebi, Muhtasar el-Uluvv li’l-Aliyyi’lAzim, #322)
6
Ebu Osman es-Sabuni'nin Vasiyeti
Subki, Tabakatu'ş-Şafiiyye
"Dımaşk'a hacca gitmek üzere girdiği vakit bulunmuş olan vasiyeti
şöyledir:
Bu İsmail bin Abdu'r-Rahman bin İsmail Ebu Osman es-Sabuni'nin
vasiyetidir.
Öğüt almayan vaiz, kendisi uyanmayan başkasını uyandırmaya çalışan,
başkasına verdiği emirleri tutmayan, başkalarını sakındırdıklarından
sakınmayan, ilim öğrenen, (kusurlarını) itiraf eden, uyaran, korkutan,
karıştıran, kusurlu, günahta haddi aşan, çeşitli günahlara dalıp onları
işleyen, bununla birlikte rahmetin Rabbine güvenen, mağfiretini uman,
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun taraftarlarını seven,
insanları onun Sünnet’ine ve şer’iatine sımsıkı sarılmaya davet eden (Ebu
Osman es-Sabuni'nin vasiyetidir):
O bu vasiyetini yaparken bir ve tek olan Allah'tan başka ibadete layık
hiçbir ilah bulunmadığına, ortağının olmadığına, bir, tek ve Samed
olduğuna, eş ve evlat edinmediğine, hükmüne kimseyi ortak etmediğine,
İlk, Ahir, Zahir, Batın, Hayy, Kayyum, mahlukatının yok oluşundan sonra
baki, kullarından haberdar, gayblerin gizliliklerini bilen, kalblerin
sakladıklarından haberdar olan, her şeyin yaratılışını başlatan ve her şeyin
yaratılışını iade edecek olan, mağfireti sonsuz, (mü'min kullarını) pek çok
seven, pek şerefli Yüce Arş’ın sahibi olan ve dilediğini yapan;
"Onun gibi hiç bir şey yoktur ve o her şeyi işitendir, görendir." (eş-Şura
42/11) diye şehadet etmektedir.
O bizim mevlamızdır, o ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır. Bütün
bunlara şahitlik edenlerle birlikte şehadet eder. Doğru bir itikad ve sağlam
bir yakin ile diliyle bu şehadeti ikrar ve itiraf ederiz. İnkarcı ve
reddedicilerden uzak olarak o bu şahitliği yapmayı kabul eder ve bunu
Kıyamet Günü için bir hazırlık olarak değerlendirir:
"O günde malın da, evladın da hiç faydası olmaz. Allah'a salim kalb ile
gelmiş olanlar müstesna." (Şuara 26/88-89);
"O günde hiç bir mevla (dost, akraba)nın mevlasına bir faydası olmaz.
Onlara yardım da edilmez. Allah'ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz ki
7
o Azizdir, Rahimdir." (Duhan 44/41-42)
Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuna, onu hidayet ile ve
müşrikler hoş görmese bile bütün dinlerin üstüne çıkarmak için hak din ile
gönderdiğine de şehadet ederiz.
Cennetin hak olduğuna, Yüce Allah'ın orada gerçek dostları için
hazırladıklarının tümünün hak olduğuna da şahitlik eder. Yüce ve pek
kerim mevlasından cenneti kendisine barınak ve yurt kılmasını, onun bir
lütfü ve keremi olarak ondan dileriz. Cehennemin ve Allah'ın orada
düşmanları için hazırladıklarının hak olduğuna tanıklık ederiz. Mevlam
olan Allah'tan cehennemden beni korumasını, oradan uzaklaştırmasını ve
kurtuluşa erenlerden kılmasını dilerim.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete sokulursa muhakkak ki O
kurtulmuştur." (Al-i İmran, 3/185)
Namazımın, ibadetlerimin, hayatımın ve ölümümün, ortağı bulunmaksızın
alemlerin Rabbi olan Allah'a ait olduğuna tanıklık ederim. Ben bununla
emrolundum ve ben müslümanlardanım. Hamd alemlerin Rabbi olan
Allah'a mahsustur.
Rab olarak Allah'tan, din olarak İslamdan, peygamber olarak
Muhammed'den, önder olarak Kur'an-ı Kerim'den razıyım. Bunun üzerine
yaşar, bunun üzerine -Yüce Allah'ın izniyle- ölürüm.
Meleklerin hak, peygamberlerin hak, Kıyamet’in hiç şüphesiz gelecek
olduğuna ve Allah'ın kabirdekileri dirilteceğine şahitlik ederim.
Şahitlik ederim ki Yüce Allah hayrı takdir buyurmuş ve hayrı emretmiş,
ondan razı ve hoşnut olmuş, onu sevmiştir. Hayır işleyenin o işi yapmasını
irade buyurur ve hayır işlemeye karşılık güzel mükafat var etmiştir. Şerri
de takdir buyurmuş fakat ondan uzak durulmasını emretmiştir. Ondan
razı olmaz, onu sevmez. Şer işleyende -şerre razı olmaksızın- şerrin
vücuda gelmesini murad etmiştir. Fakat o şerri sevmez. Yüce Rabbimiz
zalimlerin söylediklerinden pek yüce ve pek büyüktür. Bir masiyet
emretmekten, onu sevmekten yahut o masiyete razı olmaktan yücedir.
Allah'ın takdir etmediği bir işe kulun güç yetirebilmesi yahutta onun irade
etmediği ve dilemediği bir şeyi kulun yapması kesinlikle söz konusu
8
değildir.
Şehadet ederim ki Kur'an Allah'ın Kitabı, O’nun Kelamı, vahyi ve
indirdiğidir. Mahluk değildir. Mushaflarda yazılı olan, dillerde okunan,
kalblerde ezberlenmiş, kulakların da dinleyip işittiği odur.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver. Ta ki Allah'ın
kelamını dinlesin." (Tevbe 9/6);
"Aksine o kendilerine ilim verilmiş olanların kalblerinde (ezberlenmiş)
apaçık ayetlerdir." (Ankebut 29/49);
"Muhakkak ki Allah'ın kitabını okuyanlar..." (Fatır 35/29);
"Biz ona şiiri öğretmedik, ona yakışmaz da. O ancak bir zikir (öğüt) ve
apaçık bir Kur'an (okunan kitab)dır." (Yasin 36/69)
Şehadet ederim ki; iman Allah'ın tasdik edilmesini emrettiği şeylerin kalb
ile tasdiki, Allah'ın ikrar edilmesini emrettiği şeylerin dil ile ikrar edilmesi,
Allah'ın işlenmesini emrettiği şeylerin azalar ile yapılması, onun kalbin
kesbi, dilin sözü, azaların ve organların işlemesi kabilinden olup
yapılmamasını istedikleri şeylerin yapılmamasıdır.
Şehadet ederim ki Yüce Allah, Arş’ının üzerine istiva etmiştir. O kitabında
yer alan şu buyruklarda açıkladığı üzere onun üzerinde istiva etmiştir:
"Şüphesiz Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra
Arş'a istiva etti." (Araf 7/54)
"Sonra Arş üzerine İstiva edendir, Rahmandır." (Furkan 25/59)
Bu husus başka ayetlerde de dile getirilmiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi
ve sellem)'in kendisinden nakledildiği üzere belirttiklerini de teslimiyetle
kabul ederiz. Ancak onun Arş’ının üzerinde İstivası’nın nasıllığı bilinemez.
Yahut onun fiili anlaşılması ve kavranılması, keyfiyetini tesbit etmek için
bir yol olarak kabul edilemez. Çünkü Rabbinizin sıfatları hakkında keyfiyeti
bilmek söz konusu değildir.
Çağında müslümanların imamı olan Ebu Abdullah Malik bin Enes -Allah
9
ondan razı olsun- kendisine istivanın keyfiyetine dair soru soran kimseye
verdiği cevabında şunları söylemiştir:
"İstiva bilinen bir husustur. Keyfiyeti ise meçhuldür. Ona iman etmek
farzdır. Ona dair soru sormak bid'attir. Ben senin bir zındık olduğunu
zannediyorum. Haydi bunu mescidden çıkartınız."
Şehadet ederim ki; Yüce Allah kitabında kendi zatını peygamberi
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in dili ile kendisini vasfettiği üstün sıfatlara
sahibtir ve bunu tam bir teslimiyetle kabul ederim. Bu sıfatların hiçbirisini
reddetmiyorum. Hiçbirisinin de yarattıklarının sıfatlarına benzediklerine
inanmıyorum. Şunu söylüyorum:
O'nun sıfatları hiçbir zaman kulların sıfatlarına benzemez, tıpkı onun
zatının yaratılmışlara benzemediği gibi. Muattıla'nın ve Müşebbihe'nin
söylediklerinden o pek yücedir.
Yüce Allah'ın sıfatları ile ilgili varid olan ayetler ile bu hususta Rasulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'den sahih olarak nakledilmiş haberler Kıyamet Günü’nde Rabbimizin gelişini, buluttan gölgeler içerisinde Allah'ın
inişini, Adem (aleyhi selam)'ı eliyle yaratışını, Arş’ının üzerinde İstiva
ettiğini belirten ayetler ile her gece dünya semasına indiğini, güldüğünü,
fısıldaşmayı, Kıyamet Günü’nde fısıldaştığı kimseler üzerine örtüsünü
koyusunu belirten ve daha başka hususlardan sözeden haberler gibi-;
Yüce Yaratıcının sıfatlarının varid olduğu ayetler ve haberler hakkında
Selef-i Salihin'in ve din imamlarının izlediği yolu izleriz. Bunları oldukları
gibi kabul etmenin yanında bunları geldikleri şekilde -senedleri sahih
olmak şartıyla- rivayet etmişlerdir, zahirleri üzere aktarmışlar, tasdik
etmişler, onlara teslimiyet göstermişlerdir. Bunlara bir keyfiyet isnad
etmekten, benzetme yoluna gitmekten sakındıkları gibi, bunların
reddedildiklerini söylemek ve kabullerini terketmek sonucuna götürecek
yahutta Allah'ın hakkında herhangi bir delil indirmediği ashabın, tabiinin
ve selef-i salihin'in konuşmadığı türden kabul olunamayacak bir tevil ile
tahrif etmekten de sakınmışlardır.
Genel olarak kelama dalmayı, kelamda derinleşmeyi, merhum selefin
uğraşmaktan hoşlanmadıkları, yasakladıkları, alıkoydukları şeylerle
uğraşmayı da kabul etmiyorum. Kelam ile ilgili tartışmak, onun
inceliklerine dalmak, karanlıklarında gelişi güzel dolaşmak gibi bütün işler
kalbi bozar. Kalbde Yüce Rabbin heybetini kaldırır, kalbe pek büyük
şüpheler girer. Haldeki bereketleri alıp gider, batıla ve imkansız şeylere
10
götürür. Din hakkındaki tartışmalara, pek büyük ve pek yüce celal sahibi
Rab hakkında gelişigüzel konuşmalara sebep olur. O, zalimlerin
söylediklerinden çokça yüce ve münezzehtir. Dinine ve Peygamberinin
sünnetine bizleri ilettiği için hamd Allah'a mahsustur. Allah'ın salat ve
selamları da onun Peygamberine olsun, O'na pek çok hamdler ederiz.
Şehadet ederim ki Kıyamet haktır, Kıyamet’in alametleri (şartları),
dehşetli halleri, bize vaadolunanlar ile kendisiyle tehdit olunduğumuz
Kitab’ta varid olmuş ve sahih haberlerde zikredilmiş her-bir şeyin hak
olduğuna da şahitlik ederim. Bunlara iman eder ve Yüce Allah'ın da,
Rasulünün de ondan alıp bize verdikleri haberlere iman ederiz.
Havz, mizan, sırat, amel defterlerinin okunması, hesaba çekilmek,
sorgulanmak, amellerin arzedilmesi, Allah'ın huzurunda durmak,
mahşerden cennete yahutta cehenneme girmek, bununla birlikte tevhid
ehline vaadolunmuş olan şefaat ve daha başka Kitab-ı Kerim’de
açıklanmış sahih haberleri toplayan kitablarda tedvin edilmiş bütün
hususların da hak olduğuna şehadet ederiz.
Şahitlik yapanlar arasında bütün bunlara şehadet ettiğim gibi mü'min,
müslüman, yakin sahibi ve muvahhidler arasında ölünceye kadar bu
şahidlik ettiğim hususlar üzerinde sebat vermesi için Yüce ve mübarek
olan Allah'ın yardımını dilerim.
Şehadet ederim ki Yüce Allah gerçek dostlarına parlak yüzlerle Rablerine
bakmayı lütuf ve ihsan edecektir. Onlar ebediyyet yurdunda açıkça
gözleriyle onu görecekler. Onu görmek için herhangi bir sıkıntı ile
herhangi bir şüphe ile karşılaşmayacaklar, bir zorluk çekmeyeceklerdir.
Yüce Allah'tan yüzümüzü de ona bu şekilde bakacak yüzlerden kılmasını,
her türlü beladan, hoşa gitmeyen her bir şeyden korumasını, lütfundan
ümit ettiği her bir şeye, kereminden arzuladığı her bir şeye ulaştırmasını
dilerim.
Şehadet ederim ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra
insanların en hayırlısı Ebu Bekir es-Sıddik, sonra Ömer el-Faruk, sonra
Osman bin Affan, sonra Ali bin Ebi Talib rahmetullahi anhum ecma'in'dir.
Bütün Ashab-ı Kiram’a rahmet okur, onları veli ve dost bilir, onlara
mağfiret dilerim. Aynı şekilde onun soyundan gelenleri, mü'minlerin
anneleri olan zevcelerini de Yüce Allah'tan beni onlarla beraber kılmasını
niyaz eder ve bunu lütfetmesini ümit ederim. Çünkü bende sahih olarak
çeşitli yollardan sabit olduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve
11
sellem):
"Kişi sevdikleriyle beraberdir" diye buyurmuştur.
Geriye bıraktığım çocuklarıma, kardeşlerime, aileme, yakınıma,
arkadaşlarıma, genel olarak müslümanlardan vasiyetimi kabul edecek
olan herkese benim şahitlik ettiğim bütün bu hususlara şahitlik etmelerini,
Allah'tan hakkı ile korkup ona karşı öylece takvalı olmalarını ve ancak
müslümanlar olarak ölmelerini tavsiye ederim.
"Muhakkak Allah takva sahibi olanlarla ve ihsan edicilerle beraberdir."
(Nahl, 16/128)
Müslümanlara aralarını düzeltmelerini, akrabalık bağlarını gözetmelerini,
komşularına, akrabalarına, kardeşlerine iyilikte bulunmalarını,
büyüklerinin hakkını tanımayı, küçüklere de merhametli olmayı da tavsiye
ederim.
Birbirlerine arkalarını çevirmemelerini, birbirlerine buğzetmemelerini,
bağlarını kesmemelerini, birbirlerini kıskanmamalarını dilerim.
Hayırlar konusunda kardeşler ve yardımcılar olmalarını, topluca Allah'ın
ipine sımsıkı sarılarak ayrılmamalarını, kitaba, sünnete, ümmetin
alimlerinin ve Malik bin Enes, Şafii, Süfyan es-Sevri, Süfyan bin Uyeyne,
Ahmed bin Hanbel, İshak bin İbrahim, Yahya bin Yahya ve buna benzer
İslam önderleri ve din alimleri -Allah hepsinden razı olsun, onları ve bizleri
Tuba gölgesinde ve Allah'a ibadet eden kulların dinlenecekleri yerlerde bir
araya getirsin- izledikleri yolu izlemelerini dilerim.
Bütün bunları İsmail bin Abdu'r-Rahman es-Sabuni (olarak ben)
çocuklarıma, eşlerime, arkadaşlarıma ve meclisime gidip gelenlere vasiyet
ediyorum.
Şunu da vasiyet ediyorum ki; ineceğinde hiç şüphe bulunmayan ölüm
saati gelip çatacağında -yüce Allah'tan ölümün ona ineceği o günün,
ölümün ona ineceği o gecenin, ölümün ona gelip çatacağı o anın öncesinin ve sonrasının hayrını dilerim- o halde bana helal, güzel, temiz
ve pis olmayan bir elbise giydirilsin. Başıma hayatta iken sardığım sarığım
sarılsın, hayatta iken koyduğum şekilde sarığım başıma yerleştirilsin.
Ridam da omuzlarıma konulsun. Beni sırtüstü yatırsınlar, Kıble’ye
çevirsinler. Çocuklarım başucunda otursun. Mushafları göğüslerine
12
koysunlar ve yüksek sesle Kur'an okusunlar. Fakat akrabalığı, neseb
yakınlığı yahutta evlilik yoluyla sihri akrabalığı bulunan hiçbir kadının o
anda yatağıma yaklaşmasına yahutta bulunduğum odaya girmesine
müsaade edilmesin. Aynı şekilde o saatte başka herhangi bir erkeğin de
girmesine izin vermesinler. Aksine kardeşe, akrabalara ve diğerlerine
medresede oturmalarını ve eve girmemelerini söylesinler. Kur'an okumak
hususunda arkadaşlara yardımcı olsunlar. Ona dua ederek yardıma
koşsunlar. Belki Yüce Allah ölüm sekeratımı hafifletir. Ölüm yokuşunu
esenlik ve afiyet içerisinde İslam'a ve sünnete uygun bir şekilde aşmayı
kolaylaştırır.
Nihayet ölümüm gerçekleşip, Rabbimin çağrısını kabul edip, ruhu
bedeninden ayrılınca çenemi bağlansın, gözlerim kapatılsın, azalarım
boylu boyunca uzatılsın, üzerim bir örtü ile örtülsün. Bana bakılsın diye
yüzüm açılmasın. Ancak beni yıkayacak olan kişi gelip yıkayacağı yere
taşıyınca Allah bu taşımasını o kimseye mübarek eylesin, ilahi rahmet
nazarıyla ona baksın, daha önceden işlemiş olduğu kötü amellerini de ona
mağfiret buyursun.
Benim için ağıt yakılmasın. Benim dostlarım ve bütün erkekler ve kadınlar
elbiselerini yırtmaktan, saçlarını traş etmekten, üzerlerini parçalamaktan
kendilerini alıkoysunlar. Benim için önleyemeyecekleri ve geri
çeviremeyecekleri türden olan kalbi üzüntü neticesinde göz yaşarması
dışında ağlamasınlar. Vay diye beddua etmeye, şeytanın inleyip yüzlerin
tırmalanmasına, saçların traş edilip yolunmasına, elbiselerin yırtılıp
sökülüp parçalanmasına gelince; bunların hiçbirisi olmamalı.
Bunlardan herhangi birisini yapan kimseden Peygamber (sallallahu aleyhi
ve sellem) nasıl beri ve uzak olduğunu belirtmişse, ben de öylece beri ve
uzak olduğumu belirtirim.
Teçhizimin, yıkanmamın, kefenlenmemin, mezarıma taşınıp götürülmemin
çabuklaştırılmasını ve bekletilmemesini, geciktirilmemesini tavsiye
ederim. Şayet sabah kuşluk vakti yahut zeval vakti ya da sabah erkenden
ölürsem teçhizim ertesi güne ertelenmesin. Gece boyunca aile halkım
arasında ölü olarak kesinlikle bırakılmamalıyım. Aksine işim
çabuklaştırılarak tek sayıda gusledildikten sonra mezarıma taşısınlar. Son
yıkayışta suya kafur katılsın. Yemen kumaşı olan kısa Sahuli beyaz üç
bezle -bulunduğu takdirde- beni kefenlesinler. Eğer dediğim bezler
bulunmayacak olursa beyaz üç beze kefenleneyim. Bunlar arasında kamis
(gömlek) ve sarık bulunmasın. Kefenim tek sayıda buhurlansın. Çift
13
olmasın. Bu buhurlama işi de üzerime sarılmadan yapılsın. Cenazem
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emrettiği üzere hızlıca
götürülsün. Namazımın kılınması için Hüseyin meydanına götürülsün.
Cenaze namazımı oğlum -eğer mevcutsa- Ebu Nasr kıldırsın. Şayet
namazımı kıldıramayacak olursa kardeşi Ebu Ya'la'ya namazı kıldırmasını
emretsin.
Sonra da cesedim medreseye geri götürülsün. Medresede babası eş-Şehid
-Allah ondan razı olsun-'in önünde defnedilsin, mezar lahd şeklinde
kazılsın ve kerpiçler üzerine dikeylemesine yerleştirilsin. Mezar aşağı
doğru yarılarak kazılmasın. Kesinlikle tabut kullanılmasın. Musallaya
götürülmek üzere tabuta konulmasın.
Kefene sarılmış beyaz bir elbise ile örtülmüş olarak yerleştirilsin ve hiçbir
şekilde ipek kullanılmasın. Kabri çamurla ve kireçle sıvanmasın, üzerine
su serpilsin ve çakıl taşları konulsun. Kabri başında bir deve kesilip eti
paylaştırılacak kadar bir süre kadar durulsun ki; Yüce Rabbinin elçilerine
ne cevap vereceğini bilebilsin. Kabrinin başında durularak Yüce Allah'ın:
"Allah iman edenlere dünya hayatında da, ahirette de sağlam söz üzere
sebat verir." (İbrahim 14/27)
buyruğunda bütün mü'minlere vaadedilen sebatın verilmesi için ona dua
edilsin, ona anne-babasına, bütün mü'min erkek ve kadınlara, müslüman
erkek ve kadınlara mağfiret dilensin, mağfiret dileyen kendisini de bu
arada unutmasın.
Çünkü mü'min kabre gömüldüğü vakit suya batmış ve kendisinden geçmiş
kederli bir kimse gibi olur. Kendisine ulaşacak salih olarak yapılmış bir
duayı gözetler. Kızların ve kadınların başlarını açmalarına, bu zamanda
ağıt yakmalarına imkan vermemek gerekir. Bunun yerine herkes dua ve
mağfiret dilemekle uğraşmalıdır.
Belki Yüce Allah o vakitte işini kolaylaştırır. Münker ve nekirin onun
kabrinden hoşnut ve minnetle, giderken de ona: Sen bir gelin gibi uyu,
senin için korku yoktur, diyerek gitmiş olsunlar, Allah'ın lütf-u keremiyle
kabrine cennetten bir kapı açmış olsunlar. Böylelikle o da pek büyük bir
kurtuluş ile kurtulmuş, pek büyük bir mükafat elde etmiş, rahatlık ve hoş
kokularla karşılaşmış, pek kerim, pek rahim Rabbine kavuşmuş olur.
Vasiyet burada sona ermektedir."
14
Download