Dis Kapak Iran - Özel Büro İstihbarat Grubu

advertisement
T.C.
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ
ULUSLARARASI GÜVENLİK VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
İRAN’I ANLAMAK
Araştırma, Analiz ve Projeksiyon Çalışması
İSTANBUL
Temmuz - 2009
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ ...................................................................................................... 2
1.
İRAN’I ŞEKİLLENDİREN TEMEL DİNAMİKLER ........................... 3
Şiilik
................................................................................................... 4
İnanç Esasları ......................................................................................... 6
Siyasi Yansımaları .................................................................................. 9
İran’ın Günümüze Uzanan Tarihsel Süreci........................................... 12
2. İRAN İSLAM DEVRİMİ’NE GİDEN YOL VE SONRASI................... 25
İran’da İslami Rejim ve Yönetim ........................................................... 33
1989 Anayasası .................................................................................... 37
Üç Devlet Başkanı, Üç Farklı Anlayış ................................................... 41
İran’da Siyasi Yaşam ............................................................................ 49
3. 2009 SEÇİMLERİ VE İRAN DENKLEMİNİN OYUNCULARI........... 63
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME .......................................................... 82
Neler Yaşandı, Nasıl Bir İran? .............................................................. 82
Devrimin ve Reformun Yapısını Anlamak............................................. 82
SON SÖZ.............................................................................................. 89
EK – 1 ................................................................................................. 92
KAYNAKÇA .......................................................................................... 98
İran’da genel seçimler sonrası başlayan kargaşa ve
çatışmalarla ilgili merkezimizce hazırlanan ‘İran, NiçinNereye?’ başlıklı analiz bilgilerinize sunulmuştu.
Araştırma çalışmamızın ‘değerlendirme’ bölümünde yer
verdiğimiz İran’ın çok yakın geleceğine ilişkin projeksiyonlar
geniş ölçüde doğrulanmış olmakla birlikte ‘İran’ı tarihsel süreç
içinde içsel dinamikleri’ ve ‘politik figürleri’ temelinde
irdeleyen referans kimliğinde bir ikinci analiz hazırlayarak
ayrıca bilgilerinize sunmak istedik.
İran’da
kısa-orta ve uzun vadelerde yaşanması olası
değişimler/gelişmelere ilişkin projeksiyonlara yer verilen
çalışmamızın bu konularda düşünce ve yorum üretenlere bir
katkısı olabilirse kendimizi mutlu sayacağız.
Saygılarımızla..
Ercan Çitlioğlu
Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar
Merkezi Başkanı
1
GİRİŞ
İran, salt 2009 seçimleri dolayısıyla değil, dünyanın en
köklü tarihsel arkaplanı ile çok farklı coğrafi eksenlerde etkin
biçimde var olduğu için de dikkatle incelenmesi gereken bir
“vakıadır”. Bu nedenle, 2009 seçimlerinin yarattığı tabloyu,
konjonktürel koşullara indirgeyerek yapılan analizler, işlevsellik
bakımından çoğu zaman sonuçsuz kalacaktır. “Tarihsel süreç”
olarak adlandırılan kavramın, söz konusu İran olunca; uluslararası
ilişkilerin birçok araştırma sahasından daha büyük bir anlam ifade
ettiği düşünülmektedir. Bu nedenle söz konusu ülke ve toplumun
yakın gelecekte evrilebileceği nokta; belirtilen özel durum dikkate
alınarak değerlendirilmelidir.
İran’ı oluşturan dinamikleri anlamak için, dünyanın en eski
yerleşim alanlarından biri olan bu ülkenin tarihsel süreci ve hakim
inanç olan Şii İslam anlayışı göz ardı edilmemelidir. Zira, İslam
Devrimi, rejimi değiştiren bir hareket olsa da; İran, tarihsel
devamlılığı en fazla ve köklü politik yapılardan biridir. Bu nedenle,
rejim değişse de; sosyo–politik dinamiklerde kökten bir değişim
beklenmemelidir; çünkü kültürel antropoloji ve sosyoloji açısından,
geçmişin tortularının toplum üzerindeki belirleyiciliği yadsınamaz
boyutlardadır.
Şii inancı, İran’ın tarihsel dinamiklerinden belki de en
önemlisidir. Günümüz İran sosyo–politik ve sosyo–ekonomik
ilişkileri ile İslam Devrimi’nin oluşturduğu rejim, özünde Şiilik’in
genel karakteristiklerini taşıması bakımından büyük önem arz
etmektedir.
Belirtilen
çerçevede,
“İran’ı
anlamak
ve
anlatmak”
çabasının bir ürünü olan bu çalışma, “İran hakkında herşey” odağı
esas alınarak konuya bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşacaktır.
Son bölümde, geleceğe ilişkin senaryo ve projeksiyonlara da yer
verilecek; ayrıca kısa bir zaman çizelgesi “ek – 1” bölümünde
bulunabilecektir.
2
BÖLÜM – 1 –
İRAN’I ŞEKİLLENDİREN TEMEL
DİNAMİKLER
Şİİ İNANÇ ESASLARI
VE
TARİHSEL ARKA PLAN
3
ŞİİLİK
Şiilik, İslam Dini’nin en büyük mezheplerinden biridir.
İnanç esasları ve ibadet biçimleri İslam’ın en geniş kabul görmüş
mezhebi sayılabilecek Sünnilik’e nazaran birçok farklılık barındıran
Şiilik,
salt
demografik
benimsenmiş
olmakla
olarak
önemli
kalmamış;
aynı
sayıdaki
kitlelerce
zamanda
İslam
coğrafyasına da büyük ölçüde yayılmıştır.
İran, Şii mezhebinin resmi mezhep olarak tanındığı ülke
iken (İran Anayasası, Madde 21), Irak’ta Şiiler demografik
çoğunluğu oluşturmakta; Suriye, Türkiye, Afganistan, Pakistan,
Yemen, Suudi Arabistan, Azerbaycan gibi birçok ülkede de Şii
nüfus bulunmaktadır (Congressional Research Report, 2006).
Şiilik bu yazıda üç ana başlık altında incelenecektir
•
Şii mezhebinin tarihsel gelişim süreci
•
İnanç esasları
•
Siyasi yansımaları
Şİİ MEZHEBİNİN TARİHSEL SÜRECİ
Öncelikle ‘Şii’ sözcüğünün etimolojik olarak anlamının
açıklanması kavramsal bir kargaşa içine düşmemek açısından
yerinde olacaktır. Gündelik jargonda ‘Hz. Ali taraftarlığı’ anlamında
kullanılan
Şiilik,
Şia
sözcüğünden
türemiştir.
Şia
kelimesi
1
‘taraflılar’, ‘yardımcılar’ anlamına gelmekte olup halifeliğin Hz.
Ali’nin hakkı olduğuna inananlara ‘Şiat-ı Ali’, Hz. Ali’nin yandaşları
denmiş ve bu kavram zamanla salt Şia sözcüğüne indirgenmiştir.
Günümüzde ise Şia’dan gelme, Şia Mezhebi’ne ait olma, yani Hz.
Ali yandaşlığı anlamında Şii kelimesi kullanılmaktadır2.
Bu kapsamda çalışmamızda çokça geçecek olan ehl-i
beyt kelimesinin de ‘ev halkı’ anlamına geldiği, bu kelimenin Hz.
1
2
www.osmanlicaturkce.com ‘şia’
www.tdk.org.tr ‘şii’
4
Muhammed’in ev halkını ifade ettiği ve Şiiler’ e göre anılan ev
halkının Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Muhammed’in de kızı olan
eşi Fatıma ve oğulları Hasan ve Hüseyin’den oluştuğunun
bilinmesinde yarar görülmektedir.
Şiilik, temel olarak Hz. Muhammed’in ölümünden
sonra
halifenin
kim
olacağı
tartışmasıyla
ortaya
çıkmaya
başlamıştır. İbn Mace’ nin Mukaddime’sinde de geçen ‘Ben kimin
efendisiysem, Ali de onun efendisidir.’ hadisine dayanarak Hz.
Ali’nin halife olması gerektiğine inananlar önce Hz. Ebubekir’ in
halife seçilmesine karşı çıkmışlar, daha sonra da Hz. Ömer ve Hz.
Osman’ın
halife
seçilmelerinde
de
bu
tutumlarını
devam
ettirmişlerdir. Bazı kaynaklara göre bu tepkilerde, hilafet makamı
özellikleri üzerine beliren inanç farklılıklarının yanı sıra, Buhari’nin
de değindiği üzere Hz. Ebubekir zamanında Hz.Muhammed’in
ölümü üzerine ortaya çıkan mirasın paylaşımı konusundaki
sorunlar da İslam içindeki ayrılık sürecinde ateşleyici bir rol
oynamıştır.
Hz. Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali’nin 656
yılında halifeliğe seçilmesi İslam Dini içerisinde bir iç savaşa
neden olmuştur. Akrabası da olan Ümeyye oğullarından Halife
Hz. Osman’ın ölümünden, Hz. Ali’yi sorumlu tutan Muaviye, Hz. Ali
ile Hz. Ayşe tarafları arasında yaşanan Cemel Savaşı’na
katılmamış; ancak, Hz. Ali’ye karşı mücadelesini sürdürmüştür
(Sarıçam,1997). Ibnü’l-Esir’ in de eserinde bahsettiği gibi Hz. Ali
ile Muaviye arasındaki Sıffin Savaşı’nda Muaviye hakeme
başvurmayı önermiş Hz. Ali’nin onayını izleyen süreç Hz. Ali’nin
halifelikten
azli
ve
Muaviye’nin
halife
ilan
edilmesiyle
sonuçlanmıştır.
En başından beri Hz. Ali’yi açıkça destekleyen Hariciler
bu olay üzerine Hz. Ali’nin dine küfür ettiğini iddia etmiştir ve
olaylar Hz. Ali’nin öldürülmesiyle noktalanmıştır. Bu olay sonucu
İslam toplumunda Muaviye yanlıları, Hariciler ve Şiiler olarak üç
grup belirmiştir. Ancak Hz. Muhammed’ in torunu da olan Hz.
5
Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in 680 yılında Kerbela’ da öldürülmesi bu
ayrılığı, ‘düşman kardeşliğe’ dönüştürmüştür.
İNANÇ ESASLARI
Temel olarak Şiiler Kuran-ı Kerim’ e göre3 Hz. Ali’den
başlamak üzere halifenin ehl-i beytten seçilmesi gerektiğini
savunmuşlar, hatta İbn Hajar gibi kimi Sünni ulemanın da
desteğini almışlardır. Sanılanın aksine Hz. Ali tek önder olarak
kabul edilmemekte, tıpkı Sünni mezhebinde olduğu gibi Hz.
Muhammed’ in Allah’ın elçisi ve peygamberi olduğuna inanılmakta;
ancak Hz. Ali’nin ilk halife olduğu iddia edilmektedir4 çünkü Hz. Ali
ehl-i beyttendir. Bu bağlamda Şii mezhebinde, Sünni mezhebinden
farklı olarak, bir tür yoğun ve Hz. Ali üzerine odaklanmış bir ehl-i
beyt sevgisi olduğu söylenebilir. Şii mezhebinin temel inançları;
Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’ den sonra insanların en erdemlisi ve
en üstünü olduğu, halifeliğin kamu işi değil; tıpkı namaz, zekat
veya oruç ibadetinde olduğu gibi halka bırakılamayacak dini bir
görev olduğu, Hz. Muhammed’ in kendisinden sonra gelecek kişi
olarak Hz. Ali’yi işaret ettiği, hilafetin Hz. Ali sonrasında oğulları ve
torunları arasında sürmesi gerektiği, seçilmiş olan imamların tüm
günahlardan korunmuş ve masum oldukları, Hz. Ali ve soyundan
gelen imamlar hariç tüm halifelerin Hz. Ali takipçilerine zulüm ve
haksızlık yapmış olduğudur.
İbadet biçimi ve inanç esasları açısından Şiiler ile
Sünniler arasındaki bilinen en yaygın farklılıklar namaz ve evlilik
üzerinedir. Şiiler namazı bazı vakitleri birleştirerek üç vakit
kılarlarken,
Sünniler
ise
namazlarını
beş
vakit
olarak
kılmaktadırlar. Şii mezhebinde ‘Mut’a Nikahı’ da denilen geçici ve
süreli evlilik caiz görülürken, Sünni mezhebi bunu kabul
etmemektedir. Cuma namazı saatlerinin farklılığı, ezan içine ek
sözler
katılması
Şiilik
ile
3
Sünniliği
ayrıştıran
Kuran-ı Kerim 42:23
Ayetullah Matry Murtada Mutaharri, Islam and Iran: A Historical
Study of Mutual Services, Al- Tawhid.
4
6
diğer
uygulamalardandır.
Şii inancında imamlar yer almaktadır. Bir kişinin imam
sayılabilmesi için Hz. Ali ve eşi Fatıma’nın soyundan gelmesi
gerekmektedir (Lewis,2007:106). Her mezhebe göre farklılaşsa da
toplam 12 imam vardır. Bunlar sırasıyla:
1-
Ali b. Ebu Talib
2-
Hasan b. Ali
3-
Hüseyin b. Ali
4-
Ali b. El-Hüseyin
5-
Muhammed el-Bakır b. Ali Zeynelabidin
6-
Cafer es-Sadık b. Muhammed
7-
Musa el-Kazım b. Cafer
8-
Ali er-Rıza b. Musa
9-
Muhammed et-Taki b. Ali
10- Ali en-Naki b. Muhammed
11- Hasan el-Askeri b. Ali en-Naki
12- Muhammed el-Mehdi b. Hasan el-Askeri’ dir
Şii mezhebinde üzerinde ihtilaf olmayan tek imam Ali
ibn Ebu Talib yani yukarıda belirtilen adıyla Hz. Ali’dir. Şii
mezhebine ait kollardan günümüzde varlığını geniş kitleler içinde
hala sürdürenleri, İmamilik (İmamiye), ki en yaygınları Caferilik ve
İsmaililiktir; Zeydilik ve ülkemizde de yoğun olarak İç Anadolu’da,
özellikle de Sivas-Tunceli hattı ve çevresinde hakim olan Alevilik
ve Hatay-Adana-Mersin üçgeninde yaygın olan, Suriye’de ise
iktidarda bulunan Nusayrilik’tir (Önder,2005: 114).
İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi mezhebi olan Şii
kollarından İmamilik (İran Anayasası: Madde 12) Şii mezhebinin
en büyük ve Zeydiyelik’ ten sonra en ılımlı koludur. Şii kaynaklar
7
bu kolu 6. imam Cafer-i Sadık’ ın yolundan giderek radikal
görüşlerden sakınan kesim olarak tanımlamışken, Sünni kaynaklar
ise Zeyd bin Ali’ye sırt çevirenler olarak tanımlamıştır. İmamilik’e
göre başta Hz. Muhammed olmak üzere her imam (imamet yani
halife anlamında) selefini atamak sorumluluğuna yetkili ve haizdir,
Hz.Muhammed de hiç kuşkusuz kendinden sonrası için Hz. Ali’yi
atamıştır.
Bu
günahlardan
inanca
göre
koruduğunu
Kuran-ı
bunun
Kerim,
için
de
Allah’ın
imamı
imamın
yasa
oluşturmakta, önder olarak tam yetkili olduğunu söylemektedir5, bir
başka anlatımla imamın buyruğu, Allah’ın buyruğudur ve bunlar da
şeriatın bir parçasıdır. Bu yetkilendirmenin sebebi Allah’ın Hz.
Muhammed’ e ve daha sonra gelen imamlara Şiiler’ i kıyamete
kadar koruyacak olan bazı güçler verdiğine dair olan inançtır. Bu
bağlamda ‘Takiyye’, her Şii’nin canını korumak, öteki mezheplere
karşı siyasi hareketlerini gizlemek için başvurulan ve en az namaz,
oruç kadar önemli kabul edilen temel bir ilkedir. Görüldüğü üzere
İmamiyelik yol gösterici olan imamı bir nevi insan biçimsel yarı–
Tanrısallık modeline sokmuştur.
İlk altı imam üzerine İmamilik içinde bir tartışma
bulunmamakla birlikte, 7. imamdan itibaren imamlığın kime
devredileceği üzerine olan tartışmalar İmamilik’in de temel iki kola
ayrılmasına neden olmuştur. Buna göre 6. İmam Cafer-i Sadık’ın
beş oğlu arasından İsmail’in 7. İmam olduğuna inananlara
İsmailiye (Yediciler), Musa Kasım’ı imam kabul edenlere ise
İsnaaşeriye (On ikiciler) denmiştir, (en yaygını Caferilik’tir). On iki
imam inanışına mensup olanlar son imamın kayıp olduğuna ve
kıyamet yaklaştığında dönerek Şiiler’e önderlik yapacağına
inanırlar. Yukarıda yapılan imam sıralamasında da 12 İmamlı
İsnaaşeriye görüşü esas alınmıştır.
5
Kuran-ı Kerim 21:73
8
SİYASİ YANSIMALARI
Görüldüğü üzere İslam’ın diğer mezheplerinde olduğu gibi
Şiiler’de de temel ayrılık noktası siyasi bölünmeler olmuştur. Her
ne kadar ibadet biçimlerinde ve inanç esaslarında farklılıklar olsa
da Şiiler’i ‘taraf’ yapan politik olarak Hz. Ali yanlısı olmalarıdır.
Tarihteki ilk büyük Şii devleti Fatımiler olmuştur. 909-1171
arasında 262 yıl boyunca hüküm sürmüş olan bu devlet İsmailiye
mezhebine bağlıdır. Tunus’ta kurulduktan sonra hakimiyetini
sadece Fas, Cezayir, Libya, Mısır, Lübnan gibi müslüman nüfus
barındıran topraklarda değil, aynı zamanda Malta, Sicilya,
Sardinya, Korsika gibi Hristiyan nüfusun yaşadığı yerlerde de
sürdürmüş, İslam ile Hristiyanlık arasındaki temas noktalarından
biri olan Kuzey Afrika ve Sicilya’da Hristiyanlarla köklü ticari
ilişkilerde bulunmuşlardır (Lewis, 2007:109).
Fatımi Devleti’ne müteakip, İran coğrafyasına mensup olan
önce Safeviler, daha sonra ise Kaçarlar Şii mezhebinin en büyük
temsilcilerinden olmuşlardır. Bu devletler Fatımilerin aksine on iki
imam inancının bir kolu olan Caferiliği benimsemişlerdir.
Özellikle Safevi döneminde, Osmanlı gibi Sünniliğin Hanefi
koluna mensup bir imparatorlukla olan ilişkileri incelemek hem
tarihsel açıdan hem de günümüz perspektifi için Sünni-Şii ilişkileri
üzerine bir fikir verebilecektir. Osmanlı- Safevi ilişkileri Safeviler’in
1501’de
Şah
İsmail
tarafından
kurulduğu
tarihten
itibaren
mücadele içerisinde geçmiştir. Özellikle Anadolu’da yaşayan Alevi
nüfus nedeniyle Safeviler bu bölgeye ilgi duyarak, etki alanı
oluşturmaya yönelik çeşitli faaliyetler yürütmüştür. II.Bayezit
hükümdarlığı altında Trabzon Sancağı’nda görev yapan Şehzade
Selim bu dönemde Safeviler ve Şiilikle mücadele etmiştir.
Şehzade Selim’in tahta çıkmasıyla iki devlet arasında çoğu zaman
‘gerginlik’ olarak tanımlanabilecek olan ilişkiler, Çaldıran Savaşı ile
sıcak çatışmaya dönmüştür. Bu savaş sonrasında Yavuz Sultan
Selim Osmanlı topraklarından Şiilik tehlikesini uzaklaştırmış;
9
ancak bazı kaynaklara göre Anadolu’da yaşayan 40.000 Alevi’nin
de katline neden olmuştur.
Şii mezhebinin günümüzde devlet düzeyinde tek temsilcisi
İran İslam Cumhuriyeti’dir. Belirtildiği üzere, İran on iki imamlı
Caferi öğretisini benimsemiştir (İran Anayasası:Madde 12).
Nüfusunun %90’a yakını Şii olan İran’ın dini lideri, ‘Velayete Fakih’
makamının temsilcisidir (Humeyni, 2002). Yukarıda da değinildiği
üzere bu kavram ‘yasama’ yetkisine de vekalet edildiği anlamına
gelmekte, bir diğer deyişle, İran dini liderini yaşayan bir şeriat
uygulayıcısına dönüştürmektedir. Salman Rüştü6 vakası da
herhalde Şii mezhebine göre İslam’ın şartlarından olan ‘Cihat’ ın
İran
dini
lideri
elinde
ne
kadar
büyük
bir
güç
haline
dönüşebileceğinin göstergesi niteliğindedir.
Bu
noktada
Şii
inancında
‘dini
liderlik’
makamı
hususunu daha ayrıntılı açıklamak yararlı olacaktır. “Allah’ın vekili”
sayılan İran dini lideri aynı zamanda en üst seviyedeki ayetullah
(merci-i taklid) sıfatına sahiptir. Bu makam Şii inancında fetva
verebilmenin koşuludur ve kendisine bağlı insanların dinde
kesinliği
olmayan
hükümler
konusundaki
hareketlerinden
kendisinin taklit edilmesi nedeniyle sorumludur (Keskin, 2007:89).
Bu
konuma
dindarlığının
gelebilmek,
onaylanması
ulema
ve
ve
Şii
talebeleri
fıkhı
tarafından
üzerindeki
üstün
uzmanlığının kabulüne dayanmaktadır (Fığlalı,2007:210). Kişinin
bu
makama
gelene
kadar
zorlu
aşamalardan
geçmesi
gerekmektedir. Arapça, mantık, belagat, İslami bilimler ve Caferi
fıkhı öğrenilmelidir. Kabiliyetli olduğuna kanaat getirilenler Şii
hadis, tefsir ve fıkhını detaylı olarak öğrenmektedirler. Bu eğitimle
birlikte Kur’an ve sünnetten hüküm çıkarma düzeyine ulaşanlar
‘müctehid’ makamına yükselmektedirler. Bahsi geçen aşamaların
başarıyla geçilmesi itibariyle taraftar toplamaları ve talebe
6
1988 yılında yazdığı ‘Şeytanın Ayetleri’ adlı kitap nedeniyle İslam
dünyasının tepkisini çekmiş ve dönemin İran lideri Büyük Ayetullah
Humeyni tarafından öldürülmesi için fetva verilen Hint asıllı İngiliz
yazar.
10
durumlarına göre sırayla öce ‘Huccet-ül İslam’, sonra ‘Ayetullah’
ve nihayet ‘Büyük Ayetullah’ (Ayetullah el-Uzma) sıfatlarını hak
ederler (Fığlalı, 2007: 215).
Toplam Şii nüfusunun, dünya genelinde müslüman
demografik
yapının
%10-15
kadarını
oluşturduğu
tahmin
edilmektedir (Congressional Research Report, 2006) ki bu da bir
milyar üç yüz milyon nüfusluk müslüman demografinin yüz otuz
milyon kadarını oluşturdukları anlamına gelmektedir (Keskin,
2007: 95). Dünya üzerindeki Şii dağılımı da Congressional
Research Service’ in 24.01.2006 raporuna göre aşağıdaki gibidir:
Şii demografinin İslam Dünyası’ndaki %10 – 15’lik oranı
ilk bakışta bir dezavantaj gibi görünse de; İran’a sağlayabileceği
temel jeopolitik avantaj, İslam coğrafyasının hemen her yerine
dağılmış olmasıdır. Özellikle Orta Doğu’da, “Şii Uyanışı” olarak
adlandırılan sürecin, Körfez ülkeleri yönetimlerinin üzerinde
yarattığı panik havasının, söz konusu nedenden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Zira, Şii Uyanışı olarak adlandırılan süreç,
jeopolitik ve sosyo – politik dinamiklerden ötürü hızlı bir domino
11
etkisi oluşturabilecek mahiyettedir.
Bu nedenle İran’ın Şii demografiyi dış politik bir avantaj ve
müdahale zemini olarak algılaması kaçınılmaz görünmektedir.
Özellikle 2003 Irak müdahalesi sonrasında yaşanan çatışmalar,
“Arap”
etnisite
temelindeki
kimlik
tanımlamalarının,
yerini
mezhepsel ayrılıklara bırakabildiğini gösteren bir dönemi işaret
etmektedir. Dolayısıyla, “Şii” kimliği politik bir olgu ve birçok
ülkede; statükoya karşı direnişin sembolü haline gelebilmektedir.
Bu duruma; Pasdaran’ın ülke toprakları dışında paramiliter aktivite
örgütleme
hususundaki
performansı
da
eklenince;
tehdidin
kaynağı salt retorik bir alana sıkışmamakta; aktüel bir gerçekliğe
dönüşmektedir.
Belirtilenlerin ardından bu kez İran’ın tarihsel dinamikleri
üzerine durulacaktır. Böylelikle; İran’ın kültürel, antropolojik ve
sosyolojik tortularının günümüze bıraktığı yansımalar aktarılmaya
çalışılacaktır.
İRAN’ IN GÜNÜMÜZE UZANAN TARİHSEL SÜRECİ
Tarihsel
perspektiften
yoksun
analizler
ile
İran
incelendiğinde Hamas’a, Lübnan Hizbullahı’na verilen paramiliter
destek ya da Taliban ile mücadeleden Hazara Toplumu’na
duyulan politik ilgiye kadar birçok faaliyet; Tahran’ın revizyonist
tutumu ile açıklanabilir. Oysa İran’ın bügün gerçekleştirdiği hemen
tüm örtülü operasyon, güç projeksiyonu ve vekaleten savaş
sahası; İran tarihinin bizatihi kendisine sahne olan coğrafyadır.
Başka bir anlatımla, günümüz İran jeopolitik etki ekseni ile
“İran Tarihi” olarak adlandırdığımız olgunun yakından ilgisi vardır.
Zira İran Tarihi olarak adlandırılan dönemin sınırları günümüz
İran’ının da “yaşam alanını” oluşturmaktadır.
“İran Tarihi”; batıda Fırat Nehri, doğuda İndus ve Seyhun
Nehri, kuzeyde Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü, güneyde ise
Basra Körfezi ve Umman Denizi arasında kalan bölgede yaşanan
12
olayları
kapsamaktadır
günümüzde
İran,
(Encyclopaedia
Azerbaycan,
Iranica).
Afganistan,
Bu
bölge
Türkmenistan,
Tacikistan, Özbekistan, Türkiye’nin doğusu, Irak ve Pakistan’ın
bazı bölgeleriyle sınırlanmıştır. Hakimiyeti bu coğrafya içinde
gerçekleşmiş olan İran Tarihi altı temel dönemde incelenebilir:
•
Erken Dönem (M.Ö. 3200; M.Ö. 625)
•
İslamiyet Öncesi Dönem (M.Ö. 625; M.S. 651)
•
Ortaçağ’ da İran (651; 1501)
•
Erken Modern Dönem (1501; 1925)
•
Geç Modern Dönem (1921; 1979)
•
İran İslam Cumhuriyeti (1979- ...)
ERKEN DÖNEM
İran Platosu’nda bulunan birçok kalıntı, bu bölgede
İranlı kabilelerin göçlerinden önce de bazı medeniyetler olduğuna
dair kanıtlar barındırmaktadır
ancak ilk önemli İran medeniyeti
Mezopotamya’nın doğusunda yaklaşık olarak M.Ö. 3000’lerde
ortaya çıkan Elamlılar olmuştur (Iran Daily,Panorama;03.03.2007).
M.Ö. 9 ve 10. yy.’ larda Modern İranlıların atası olan Aryan
kabileleri, bugünkü Ukrayna’nın doğusu ve Rusya’nın güneyinden
İran Platosu’na gelmişlerdir. Milattan önceki bu son milenyumda
bölgede bulunan Medler, Persler, Bakrialılar ve Partlar’ın,
demografik yapının büyük kısmını oluşturduğu anlaşılmaktadır.
İSLAMİYET ÖNCESİ DÖNEM
Bölgede
vermesiyle
M.Ö.
yaklaşık
646’da
otuz
yıl
Asurlular’ın
sürecek
Elamlılar’a
Asur
son
dominasyonu
başlamıştır. M.Ö. 612’ de ise Medler Asurlulara üstünlük
sağlayarak
hakimiyetlerini
pekiştirmişlerdir.
M.Ö.
550’lere
gelindiğinde ilk bilinen insan hakları bildirgesinin sahibi olan Büyük
13
Sirus önderliğinde Ahamenişler, Medler ve Persler’ den oluşan bir
imparatorluk kurarak yaklaşık üç yüz sene boyunca bölgeye
hükmetmişlerdir.
Özellikle Sirus döneminde Lidya ve Babil’in işgali ile
Mısır’daki kazanımlar, bu imparatorluğu İran Tarihi’nde önemli bir
yere taşımıştır. M.Ö. 5. yy.’ da Büyük Darius’un krallığıyla birlikte
Pers İmparatorluğu tarihin en büyük imparatorluklarından biri
olmuştur. Darius döneminde askeri ve ticari amaçlarla biri
Suşa’dan Mezapotamya’ya, diğeri ise Babil’de Hindistan’a uzanan
‘Şahi’ adı verilen iki büyük yol yapılmış, ‘Satrap’lar7 birbirlerine
bağlanmıştır8.
Bu yüzyıl içinde Yunanlılar’ la yapılan iki büyük savaş
sonucunda
alınan
yenilgiler
ve
M.Ö.
4.yy.’
da
Mısır’daki
başarısızlıklar, Pers İmparatorluğu’nun çöküş dönemine girmesine
neden olmuştur.
M.Ö. 331 yılında Büyük İskender’ in Gaugamela’ da
Persler’i hezimete uğratması sonucu İran coğrafyasında Helenistik
dönem
başlamıştır.
İskender’in
ölümü
üzerine
komutanları
arasında paylaşılan topraklardan bazıları M.Ö. 3. yy.’ da Partlılar
tarafından bir araya getirilerek tekrar kökeni İranlı bir topluluğun
eline geçmiştir. Part İmparatorluğu’nun hükmü beş yüz yıl boyunca
sürmüş, M.S. 224’ te tebalarından bir grup olan Sasaniler
tarafından sonlandırılmıştır.
Sasani
hakimiyeti,
İran
uygarlığı
için
çok
önemli
ilerlemelerin kaydedildiği geç antik dönemi kapsayan bir süreçte
meydana
gelmiştir.
Bu
dönemde
komşuları
Romalılar
ve
Bizanslılar’ la büyük ve uzun soluklu mücadelelere girilmiş, bu
mücadeleler Mezopotamya, Ermenistan ve Levant (günümüzde
Lübnan) üzerinde söz sahibi olabilmek için yapılmıştır. Yorgun
imparatorluk, güneyinde yükselen İslam güçlerinin 630’ lu yıllarda
7
Darius’ un imparatorluğunu yaklaşık 20 parçaya bölerek başına güçlü
yöneticiler atadığı küçük devletlere verilen ad.
8
www.iran.ir
14
başlayan akınlarına çok dayanamamış ve 651 yılında yıkılmıştır.
Bölge ise, 632 yılında El- Kadisiye Savaşı’nda İslam güçlerinin
zaferi üzerine İslam’ın yayılmasına elverişli hale gelmiş ve İran’ın
günümüzde de devam eden İslam ile olan birlikteliğinin başlangıcı
olmuştur.
ORTAÇAĞ’ DA İRAN
İslami işgaller dönemi İran’da temel olarak iki geleneği
kırmıştır: İran kültürünün tekeli ve bölgenin yaygın dini olan, İran
kültüründe
de
önemli
yer
tutan
Zerdüştlük9.
Ancak
İran
coğrafyasında da hüküm süren Emeviler İran uygarlığından çokça
etkilenmişler, yani süreç İran kültürünün çöküşüne değil; aksine,
gerek idari, gerek mali konularda İran kültürünün Arap kültürü ile
kaynaşmasına neden olmuştur. İslam İmparatorluğu’ nun ilk
döneminde kullanılan paraların Sasani altınları olması bunun en
çarpıcı örneklerinden biridir (numismatic.orgAmerican Numismatic
Society,Early Islamic Coins;15-16-17-18-19-20-21) .
Emeviler döneminde hakim paradigma olduğu bilinen
Arap milliyetçiliği, İran halkında hoşnutsuzluğa sebep olmuştur.
Zira İranlılar da diğer Müslüman olduğu halde Arap olmayan
toplumlar gibi Emeviler tarafından ‘Mavali’ olarak tanımlanmış ve
ikinci sınıf insanlar olarak görülmüştür. Emeviler zamanında var
olan ‘Şii’ karşıtlığı da İran’daki bazı gruplar üzerinde olumsuz
etkiler yapmıştır.
743 yılında Emevi halifesi Abdülmelik’ in ölmesiyle
birlikte İran coğrafyası da, tıpkı tüm Müslüman coğrafyası gibi, bir
iç savaş dönemine girmiştir. 747 yılında, azad edilmiş Pers bir köle
9
Yaklaşık 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuştur. MÖ
600 ve MS 650 yılları arasında Pers İmparatorluğu'nun resmi dini
olmuştur.İranlılar’ın müslümanlıktan önceki dini olarak bilinmektedir.
Zerdüştçülük, tek tanrı olan Ahura Mazda inanışını öğretmektedir; en
önemli özelliği, en eski tek tanrılı din olarak kabul edilmesidir.
Günümüzde Zerdüştçülük’e dünya çapında inananların sayısının 250,000
civarında olduğu tahmin edilmektedir. Zerdüştiler Batılı kültürlerde
sanıldığı gibi ateşe tapmazlar. Zerdüştiler dünyada bulunan elementlerin
saf olduğuna ve ateşin tanrının ışığı veya irfanı olduğuna inanırlar.
15
olan Ebu Müslim Horasani önderliğinde Emeviler’e karşı başlatılan
isyan giderek yayılmış, 749 yılında Kufe’deki askerler tarafından
halife ilan edilmiş mezhep lideri Ebul Abbas’ın 750 yılında yıkılan
Emevi Hanedanlığı’nın yerine geçmesiyle Abbasi hükümranlığı
başlamıştır (Lewis, Ortadoğu; 2007, 96). Abbasiler’in ilk değişikliği,
başkenti Şam’dan Irak sınırları içerisine taşımak olmuştur; ki bu
bölge yıllarca Pers kültürü ve tarihinden bilfiil etkilenmiştir.
Abbasiler dönemi, İslam’ın İran kültüründen esinlenme
açısından zirve yaptığı dönemlerden biri olmuştur. Gerek başkent
değişikliği,
gerekse
Arap
aristokrasisinin
yerini
alan
Pers
bürokrasisi buna neden olmuştur. Zamanla Abbasi halifesinin gücü
ve etkisinin azalmasıyla İran coğrafyası diye tanımlanan bölgede
hakim birçok farklı güç merkezinin belirdiği görülmüştür.
9.yy’dan
itibaren
Tahiriler
Horasan’da,
Saffariler
Sistan’da, Samaniler ise Buhara’da etkili hale gelmişlerdir. Bu
dönem İran’ın yeniden bağımsız olma yönünde kıpırdanmaya
başladığı bir sürece eşlik etmiştir. Her ne kadar Abbasiler ismen
varlıklarını 1258’deki Moğol işgaline kadar devam ettirmiş olsalar
da bölge çoğunlukla Selçuklular ve Gazneliler’in etkisi altında
kalmıştır. Bu dönemde İranlı bürokratlar, bölgede hüküm süren
devletler içinde önemli görevler almışlar, Sasani metinleri
Arapçaya çevrilmiş, Sasani saray protokolü ve idari yapılanması
adapte edilmiştir (Lewis, Ortadoğu; 2007, 100-101).
Kitlelerin mensup olduğu mezhepler açısından bakılacak
olursa, dönemin İran’ı bugünün aksine %90’ lara varan oranlarda
Sünni’dir10. Bu olgu, ‘Erken Modern Dönem’ içinde göreceğimiz
Safeviler’ e kadar böyle sürecektir. Ancak Safeviler’in iktidara
gelişiyle İran coğrafyasında Şiilik’in ana mezhep olarak yükselişi
görülecektir. Safevilere kadar olan dönemde İran coğrafyası, salt
bir gücün mutlak egemenliği içinde kalmamış; siyasi olarak
istikrarsız bir dönem geçirmiş olarak kabul edilebilir. Bölge
10
Ayetullah Murtada Mutahhari
16
üzerindeki hakimiyet çoğunlukla Moğol ve Türk kökenli devletlerin
elinde olmuş; Timur, Karakoyunlular ve Akkoyunlular da bu dönem
içerisinde hüküm sürmüşlerdir.
ERKEN MODERN DÖNEM
Safevi Hanedanlığı birçok tarihçinin perspektifinden
İran’ın
modern
görülmektedir.
devlete
Safevi
geçiş
Ailesi
sürecinde
ilk
üyelerinden
adım
birinin
olarak
İran’ın
kuzeybatısında Türkçe konuşulan bölgesi Azerbaycan’da kurduğu
Safevi tarikatı geniş kitleler içinde yayılarak Anadolu ve Suriye’ ye
kadar uzanmış, tarikat şeyhleri önderliğinde Kafkas Hristiyanları’na
karşı seferler düzenlenmiştir. Bu aşiretlerden Türk olanlar Safevi
tarikatını desteklediklerini göstermek için başlarına sardıkları
kırmızı sarıklar nedeniyle ‘kızılbaş’ olarak adlandırılmışlardır.
Bu dönemde, hem İran coğrafyasının bugününe temel
olacak inanç esaslarından ‘Alevilik’ ve 17. yy.’ dan itibaren de
‘Şiilik’ in yaygınlaşması gerçekleşmiş, hem de modern ulusdevlete giden yolun temelleri atılmaya başlanmıştır. Şah İsmail
tarafından kurulan ve 1587-1629 yılları arasında tahtta bulunan
Şah Abbas zamanında en güçlü dönemini yaşayan, Türk kökenli
bu hanedanlık komşusu olan bir diğer Türk imparatorluğu
Osmanlılar’la da mücadele içerisine girmiştir (Önder, 2005: 113).
Özellikle Anadolu’ daki Alevileri kışkırtma ihtimali, Osmanlılarca bir
tehdit olarak görülmüş, Yavuz Sultan Selim zamanında bu nedenle
birçok kez karşı karşıya gelinmiştir; ki bunlardan en bilineni
Osmanlı zaferiyle sonuçlanan Çaldıran Savaşı’ dır.
Günümüz İran’ının batı komşusu olan Osmanlılar ve
devamında da Türkiye ile sınırları temel olarak 1639 yılındaki
Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla belirlenmiş, sınırın tam olarak çizilmesi
ise ‘Geç Modern Dönem’ de ele alınacak Rıza Şah döneminde
1937 yılında gerçekleşmiştir (Oran [ed]; 2001,363). Safevi
Hanedanlığı varlığı boyunca sadece Osmanlılar’la değil, Portekiz
Donanması ve Özbek Kabileleri ile de mücadele içine girmiştir.
17
Özellikle Afganistan’da yaşanan mücadele, günümüz
dinamiklerinin yeni olmadığını göstermesi bakımından önem arz
etmektedir. 18. yy. başında Kandahar’da çıkan isyanda Safevi
Ordusu başarısızlığa uğramış ve Afganlar, Safevi Hanedanlığı’nı
İsfahan’a kadar ilerleyerek yıkmışlardır. 1735'te Nadir Şah İran'ın
kontrolünü
ele
geçirerek
Afganlar’ı
püskürtmüş
ve
Afşar
Hanedanlığı tahta çıkmıştır. Uzun zaman hüküm süremeyen
Afşarlar’ ı, 1794 yılına kadar yaklaşık 40 yıl tahtta kalan Zend
Hanedanlığı takip etmiştir.
Kaçar Hanedanlığı boyunca (1794-1925) başkent
olarak günümüzde de başkent olan Tahran kullanılmıştır. Bu
dönemde Kaçarlar, Rus- İran Savaşları nedeniyle Rusya ve
İngiltere ile imzaladığı Gülistan ve Türkmençay Antlaşmaları
sonucunda ülke topraklarının yarısına yakınını kaybetmiştir. Bu
dönemin İran’ına, Büyük Britanya- Rusya emelleri arasında
varlığını sürdürmeye çalışan bir ülke olarak bakılabilir. 19 ve 20.
yy.’ larda İran, anayasal tartışmaların yaşandığı yeni bir döneme
adım atmıştır. Hanedan her ne kadar uzun süre ayak diretmiş olsa
da 1906 yılında, Hanedanlık’ın da egemenliğini sürdürdüğü
meşruti monarşiye dayanan bir dönem başlamış ve ilk meclis
açılmıştır.
1908 yılında Büyük Britanya tarafından Kuzistan
bölgesinde bulunan petrol, anılan ülkenin bölgeye olan ilgisini
arttırmış ve İran’ın kaderi Rusya- İngiltere arasında 1907 yılında
imzalanan,
‘Büyük
Oyun’
diye
de
tanımlanan
antlaşmaya
bırakılmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında İran her ne kadar tarafsız
kalmış da olsa, Rusya ve Büyük Britanya tarafından işgal
edilmiştir. Bu dönemde İran’ın tamamen yabancı devletler
kontrolüne girdiğini söylemek yanlıştır zira her ne kadar ülke işgal
altında da olsa Ahmed Şah, Tahran’daki sarayında egemenliğini
devam ettirmektedir. Ruslar’ın iç dinamikleri gereği (Ekim Devrimi)
imzaladıkları,
Brest-
Litovsk
Antlaşması
sonucu
savaştan
çekilmesi üzerine İngilizler İran’ı himaye altına almış; fakat bu
18
himaye
başarısız
olmuş
ve
uzun
sürmemiştir.
Anayasal
hareketlerden dolayı gücünü iyice yitiren Kaçar Hanedanlığı, aktif
olarak bu akımın içinde bulunan ve darbeler döneminde güç
kazanan köylü bir Fars ailesinin çocuğu olan ve Kazak Tugayı’nda
subaylık yapmış Rıza Han tarafından 1925’ te sonlandırılmıştır
(Oran [ed],2001).
Rıza Han, önce meclis ve İran yönetimi üzerinde etkili
olmuştur. 1921 yılında Şah’ı genç sivil reformcu Seyyid Ziya
Tabatabai’yi başbakan olarak atamaya zorlamış, kendisi de ordu
komutanlığını üstlenmiştir. 1923’ te başbakanlık makamına geçen
Rıza Han 1925’ te kral olarak Şah unvanını almış, Rıza Şah
Pehlevi olarak anılmaya başlanmıştır.
GEÇ MODERN DÖNEM
Rıza Şah Pehlevi 1925-1941 yılları arasında iktidarda
kalmıştır. Bu süreç içerisinde milliyetçi, anti-komünist, reformist ve
seküler bir yönetim tarzı belirlemiştir. Kurduğu hanedana koyduğu
‘Pehlevi’ adı eski Pers kabilelerinden birinin adıdır. Bu durum
Şah’ın milliyetçi tutumunun en açık göstergelerinden biri olarak
kabul edilmektedir. Rıza Şah Pehlevi iktidarda kaldığı süre
içerisinde batıdaki komşusu Mustafa Kemal liderliğindeki Türkiye
ile yalnızca iyi ilişkiler kurmaya çalışmakla kalmamış, Kemalist
Türkiye’yi ülkesi için bir model olarak da görmüştür. Bu bağlamda
Şah ilk yurtdışı gezisini 1934’te Türkiye’ye yapmış, yine aynı yıl
içinde Milletler Cemiyeti Konseyi adaylığından Türkiye lehine
çekilmiş, Mustafa Kemal’ in ölümü üzerine Saray’da bir ay yas ilan
edilmiştir (Oran [ed], 2001: 357-359).
Rıza Şah döneminde Türkiye ile İran arasında 1926’da
‘Dostluk-Güvenlik Antlaşması ve 1937 yılında bölge ülkelerinden
Irak ve Afganistan’ ın da katılımıyla bir tarafsızlık ve saldırmazlık
antlaşması olan ‘Sadabad Paktı’ imzalanmıştır (Oran [ed], 2001:
360-368). Şah’ın II. Dünya Savaşı’nın ortasında devrilmesiyle
19
yerine oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi tahta çıkmıştır11.
II. Dünya Savaşı, tıpkı birincisinde olduğu gibi İran’ın Rus
(SSCB) ve İngilizlerce işgaline sahne olmuştur. Müttefiklerin Rıza
Şah’ın Alman yanlısı olduğuna dair inancı, savaşın kaderi
açısından hayati bir önem arz eden petrolü koruma amacıyla
ülkesinin
işgale
uğramasına
neden
olmuştur.
Şah
tahttan
indirilerek Güney Afrika’ya sürgüne gönderilmiş, yerine ise İngiliz
yanlısı olarak bilinen oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi
getirilmiştir. 1943 yılında Tahran Konferansı’nda müttefik ülkeler
savaş sonrası için İran’ın bağımsızlığını Tahran Deklarasyonu ile
garanti altına almışlarsa da; bu antlaşmaya rağmen Sovyetler,
İran’ın kuzeybatısından çıkmak bir yana, bölgede sosyalist nitelikli
iki özerk cumhuriyet kurdurarak etkinliğini pekiştirmiştir. Sovyetler
Birliği İran’dan 1946 yılında petrol yatakları işletmesine dair
imtiyazlar elde ederek işgali sonlandırmış ama ABD’ nin İran
yanlısı açık tutumu üzerine bu imtiyazlar resmiyet kazanmamıştır.
Muhammed Rıza Şah Pehlevi dönemi İran’ın batıya en
açık dönemlerinden biri olmuştur. Bu dönemde özellikle ABD ile
yakınlaşan İran, bölge liderliğinde de Türkiye ile amansız bir
rekabet içine girmiştir. Bu dönemde İran içinde birçok iktidar
değişimi de meydana gelmiştir. Sadece 1951’e kadar olan
dönemde tam 6 başbakan değişmiş ve bu tarihte Başbakanlık
makamına gelen Musaddık’ın, arkasına komünist Tudeh Partisi ve
Şii ulemayı da alarak İran petrolünü millileştirmesi bir krize neden
olmuştur.
Başarısız bir kaç darbe denemesinin üzerine 1953 yılında
CIA
tarafından
MI6
destekli
organize
edilmiş
olan
“Ajax
Operasyonu”, emekli General Fazlullah Zahidi’ nin Musaddık’ı
devirmesine neden olmuştur. Bu dönemden itibaren İran, İslam
Devrimi’ne kadar Şah’ ın mutlak kontrolünde kalmıştır. 1955
yılında
11
Bağdat
Paktı
ve
müteakiben
www.iran.ir
20
devamı
niteliğindeki
CENTO’ya imza atarak batı dünyasıyla da yakınlaştığını gösteren
İran, 1962’de Şah’ın ekonomik, sosyal ve idari alanlardaki
reformlarına sahne olmuş, bunların en tartışılanını ‘Ak Devrim’
olarak da adlandırılan toprak reformu oluşturmuştur. ‘Ak Devrim’ in
Şii ulemanın mülkiyetinde olan vakıf mallarına el koyması,
ekonomik alanda ‘Çarşı’ adı verilen esnaf-tüccarın etkisini
azaltmak amacıyla yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmesi,
genel olarak reformların başarısızlığı ve batılı politikalar, halk ve
Şii ulemanın muhalefetlerini arttırmalarına neden olmuştur. 1963
Haziran’ında Büyük Ayetullah Humeyni’nin de başı çektiği birçok
ayaklanma
meydana
açıklamalarından
gelmiş,
dolayı
idam
Humeyni,
cezasına
Şah’ı
hedef
çarptırılmış
alan
ancak
ulemanın direnişi üzerine infaz edilmek yerine 18 ay boyunca
tutuklu kalmış, daha sonra önce Türkiye, Irak ve en nihayetinde
Fransa’ ya sürgüne gönderilmiştir. Ekonomik olarak hedeflenen
kalkınmanın
gerçekleşmemesi
ve
halkın
refah
seviyesinin
düşüklüğü, iç politikada Şah’a yönelen tepkileri her geçen gün
arttırmıştır. Dış politikada ise 1970’ lerde yükselen petrol
fiyatlarıyla artan gelirler İran ordusunun modernizasyonun finanse
edilmesini
sağlayarak,
İran’ın
bölgede,
özellikle
de
Basra
Körfezi’nde, ABD’nin de desteklediği bir güç olarak sivrilmesine
neden olmuştur. Bu dönemde imzalanan uluslararası antlaşmalar,
İran’ ın bölgede başat güç olarak belirdiğini ve komşularıyla
ilişkilerini göreceli olarak düzelttiğini ortaya koymaktadır (Oran
[ed], 2001:802-803).
İRAN İSLAM CUMHURİYETİ
İslam Devrimi’ne giden gelişmelerin tohumları 1978’de
büyük halk gösterileri ile atılmıştır. Grevler ve gösteriler giderek
yoğunlaşarak ekonomiyi felç edince Şah çareyi Ocak 1979’ da
ülkeyi terk etmekte bulmuştur. 1 Şubat 1979 günü sürgünde
bulunduğu Paris’ten Tahran’a gelen Büyük Ayetullah Humeyni
sadece siyasi değil dini bir lider olarak da kabul edilmiştir. Şah
yanlıları ile devrimciler arasındaki mücadele çok uzun sürmemiş
21
ve
11
Şubat’ta
devrim
taraftarları
mücadelelerini
zaferle
noktalamışlardır. 1 Nisan’ da ise İran İslam Cumhuriyeti’i ilan
edilmiş; böylece Pehlevi Hanedanlığı da tarihe İran adına son
monarşi olarak geçmiştir. Aralık 1979’ da Humeyni ülkenin dini
lideri olarak seçilmiş ve İran’da teokratik dönem başlamıştır.
Devrimin dinamiklerine bakıldığında devrime neden olarak
ekonomik geri kalmışlık, batılı reformlara ulemadan gelen tepkiler
ve otokrasiye olan ortak nefret gösterilebilir.
Ekonomik olarak her ne kadar 1970’lerde yükselen petrol
fiyatlarıyla birlikte İran’ın petrol gelirlerinin artması İran için önemli
bir şans oluştursa da, bu refahın halka yansıtılamaması, zenginfakir arasındaki gelir uçurumunun gün geçtikçe derinleşmesi ve
petrol
gelirlerinin
azımsanamayacak
kısmının
da
askeri
modernleşme ve başarısız reformlara gitmesi Şah’a karşı tepkilere
neden olmuş, bu tepkilerin bir parçası olan büyük grevler
ekonomiyi bir kısır döngüye sokmuştur.
Humeyni’nin oynadığı en önemli rol ise muhalefeti
birleştirmesi, Şah’a karşı tek cephe oluşturarak eleştirileri ustalıkla
ve kurnazlıkla Şah’a yönlendirmesi olmuştur. Devrimden sonra da
Humeyni yandaşları dışındaki fraksiyonlar başarıyla tasfiye
edilmiştir. Dini kanattaki İslami cumhuriyete karşı olan, mehdi
gelmeden bahsi geçen idari yapının kurulamayacağına dair endişe
taşıyan İslami gruplar Humeyni’nin fetvalarıyla (içtihad) pasifize
edilmiş, sol örgütlenmeler ve siyasi haklar isteyen gruplar ise
beklediklerini bulamamışlardır.
Bahailerin
tutuklanması,
komünist
Tudeh
Partisi’nin
kapatılması yukarıda belirtilenlere örnek teşkil etmektedir. Ağustos
1979’ da İslami Cumhuriyet Partisi içindeki din adamlarınca
kurulan ‘Devrim Muhafızları’ bu geçiş döneminde aktif rol oynamış,
parti içindeki din adamları da meclisteki çoğunluğu ele geçirerek
halkın %99 onayıyla İslami Anayasa’nın kabulü ve Humeyni’nin
başa geçmesinde etkin olmuşlardır.
22
Devrimden sonra, devrimin sürekliliği bakımından iki
etmenin kilit role sahip olduğu düşünülmektedir. Bunlardan biri İran
- Irak
savaşı; diğeri ise batılı güçler karşısında İran’ın kendisini
konumlandırma yöntemidir.
İki ülke arasında Şah zamanından beri süregelen sınır
çatışmaları, İran İslam Devrimi’nden sonra Şii lider Humeyni’nin
başa gelmesi ile farklı bir boyuta taşınmıştır. Artık sadece I. Dünya
Savaşı’ ndan miras kalan sınır uyuşmazlığı değil, aynı zamanda
İslam Devrimi’nin Irak’taki Şii çoğunluğu kışkırtabileceğine dair
çekinceler, İran’ın ağırlığını iç siyasete vermesi ve devrim
dinamikleri nedeniyle ABD desteğinden yoksun kalması, örneğin
Amerikan Büyükelçiliği işgali, Irak Devlet Başkanı Saddam’ı Arap
toprakları sayılan Huzistan’a saldırmaya teşvik etmiştir.
Savaş 1980 - 1988 yılları arasında sürmüş, her iki taraftan
toplam yaklaşık olarak bir milyon kişinin hayatına mal olmuş;
neticede savaşın mutlak bir galibi çıkmamıştır. Buna rağmen,
savaş İran açısından birleştirici bir rol oynamış; devrim, savaş
boyunca süreklilik kazanma fırsatı bulmuştur. Özellikle Güney
Azerbaycan’da
kapsamlı
ve
milliyetçi–ayrılıkçı
vatanseverlik
odaklı
hareketlerin;
bir
İran
daha
geniş
milliyetçiliği
ile
dengelenmesi ve savaş dönemi koşullarının yarattığı psiko –
politik faktörler ile ülke bütünlüğünün ve devrimin yerleşmesinin
sağlanması mümkün olmuştur.
Diğer yandan, Humeyni İran’a hedefler göstererek iç
dinamiklerin odak noktasını dış politikaya çevirmiştir. Bunun en
somut örneği ABD ve İsrail’in yeni düşman olarak algılanması ve
bu çerçevede gelişen ABD Büyükelçiliği baskınıdır. Baskında 52
ABD görevlisi Humeyni yanlısı öğrenciler tarafından 444 gün
boyunca esir tutulmuş, elçilik görevlilerini kurtarmaya yönelik ABD
operasyonları da başarısızlığa uğramıştır.
1989’da ‘Velayete Fakih’12 doktrinine
12
göre Şiiler’ in
İslami yönetim olarak da bilinen Velayet-e Fakih kavramı, hukukçuların vesayeti
23
önderi olan Humeyni’nin ölmesiyle boşalan ‘rehberlik’e halihazırda
da liderliği devam eden Ali Hamaney getirilmiştir.
İran
bu
süreç
içerisinde
sadece
iç
işlerinde
hoşnutsuzluklar ya da insan hakları konusunda batılı devletlerle
olduğu gibi mezhep farkından dolayı Arap ülkeleriyle, rejim ihracı
çabaları nedeniyle de Türkiye gibi laik ülkelerle sorunlar yaşamış
ve terörizmin destekçilerinden biri olarak görülmüştür (US
Department of State, 2007).
Bu
aktarılmasına
noktaya
kadar
çalışılmıştır.
İran’ın
Bu
tarihsel
aşamada,
arka
günümüz
planının
İran’ını
oluşturan sosyo – ekonomik ve politik yelpaze aktarılacak, olaylı
2009 seçimlerinin şifrelerinin çözülmesi amaçlanacaktır.
(jurists’ guardianship) anlamına gelmektedir. Dini kuralların toplumsal hayatın işeyişi ile
ilgili kuralları belirlediğine inanılan Şeriat kurallarına göre yönetilen sistemde, Rehber
aynı zamanda yargı organının denetleyicisi ve uygulayıcısıdır
24
BÖLÜM – 2 –
İRAN İSLAM DEVRİMİ’NE GİDEN YOL
VE SONRASI
SOSYO – POLİTİK
VE
SOSYO – EKONOMİK
BASKI VE ÇIKAR GRUPLARI
25
11 Şubat 2009’da 30. Yılını dolduran İran İslam Devrimi’nin
ömrü,
kimi araştırmacıların öngörülerinin aksine kısa süreli
olmamış,
uluslararası
ilişkilerin
Soğuk
Savaş
ve
sonrası
dönemdeki başat gücü ABD’ye karşıt bir rejim oluşturmasına13 ve
birçok iç siyasi karışıklıkla mücadele etmesine karşın; temel
değerlerine bağlı kalarak günümüze kadar gelmiştir. Bu süre
içinde İran yalnız siyasi rejimi ile değil, dış politikasıyla da
farklılaşmış ve kendini Soğuk Savaş sonrası konjonktürde etkin bir
bölge ülkesi olarak konumlandırmıştır.
Bu çalışmanın perspektifi ile İran; Kafkaslar, Orta Doğu,
Orta Asya ve Avrupa olmak üzere dört farklı stratejik ekseni
etkileme kabiliyetine sahip konumu, petrol ve doğalgaz rezervleri,
radikal yönetim şekli İslami cumhuriyet ile mevcut sosyo–politik
kutuplaşmanın “İslam faktörünü” taşıyabilecek potansiyele sahip
bölgesel bir güç olarak değerlendirilmektedir.
İslam Cumhuriyeti tarihi boyunca, 1979’dan beri İran’ın iç
dinamikleri ile dış politika gündemi ve yaklaşımı karşılıklı olarak
birbirlerini
doğrudan
etkilemişlerdir.
Bu
nedenle,
İran’ın
uluslararası sistemdeki yeri, Orta Doğu Bölgesi’ndeki rolü, İslami
rejimin geleceği ile ilgili analiz ve değerlendirmeler yapabilmek için
öncelikle İran İslami Rejimini, sonrasında ortaya çıkan siyasi
tabloyu ve günümüze kadar uzanan iç istikrarsızlık ortamını
irdelemek önemlidir.
1979
yılında
Şah’ın
devrilmesinin
ardından,
İslami
cumhuriyetin inandırıcılığı ile birlikte halkın devrime olan bağlılığı
da günümüze kadar önemli ölçüde muhafaza edilebilmiştir. İran
İslam Cumhuriyeti, 8 yıl süren İran- Irak Savaşı’nın yıkıcı
etkilerine, uluslararası izolasyonlara ve kurucu lider Humeyni’nin
ölümüne rağmen ayakta kalmayı başarabilmiştir. İran Halkı, İslami
rejimle yönetildiği 30 yıl boyunca siyasi kültür ve ideolojinin
13
Radikal İslami yönetim şekli ile bölgesinde ve dünyada farklılaşan, ABD ve İsrail
emperyalizmine karşı olan İran Rejimi dürüst, doğru ve ahlaklı yapının İslami yönetimde
olduğu vurgusuyla öne çıkar. Bu durum dünyanın “süper gücü” olan ABD ‘nin karşısında
ideolojik anlamda bir rakip olarak algılanmasına neden olabilir.
26
vurgulandığı bir sosyal dönüşümden geçmiştir. Etkin ve sosyal
kontrol mekanizmaları güçlü bir İslami siyasi kültürün inşa
edilmesi,
rejimin
sözü
edilen
başarısının
anahtarı
olarak
değerlendirilmektedir.
İran içinde devrime; ülkenin siyasal, toplumsal, ekonomik,
ve hukuk yapısını değiştiren “bir afet” denmiştir (Cleaveland: 2008;
467). Monarşinin tamamen ortadan kaldırıldığı, şeriat kanunlarının
uluslararası kabul gören hukuk kurallarının yerini aldığı ve yeni dini
elitlerden oluşan bir seçkinler sınıfının oluşturulduğu sistem, halkın
büyük çoğunluğunun desteği ile kurulmuştur. Radikal sağdan, sol
hareket ve gruplara kadar birçok farklı görüşü içinde barındıran ve
bu anlamda nitelikli bir çoğunluğu temsil ettiği düşünülen devrim
yanlısı kitle, gerçekte devrim sonrasında oluşması muhtemel
siyasi görüş ayrılıklarının ve siyasal yaşamda kendilerini yeniden
konumlandıracak hiziplerin temelini oluşturmaktadır.
Temel siyasi hizipler İran’da iç ve dış siyasetin
dinamiklerini
belirleyen
en
önemli
değerlendirilmelidir. Devrim sonrası
faktörler
olarak
İran’da öncelikle iç siyasi
ortam, devrim öncesinden miras alınan sağ ve sol gruplar
arasında ekonomik temelli düşünce farklılıklarının konu edildiği bir
anlaşmazlığa sahne olmuştur. Politik farklılıkların uyum içinde
yönetilmesinin kritik önemi haiz olduğu bir dönemde, devrimin
karizmatik lideri Büyük Ayetullah Humeyni’nin ölümünü, İran’da
devrimin
hangisinin
cumhuriyetçi,
veya
İslami
hangilerinin
ve
ekonomik
yaşatılacağına
temellerinden
ya
da
baskın
olacağına ilişkin tartışmaların yoğunlaşması izlemiştir.
Sözkonusu tartışmaların sonuçlanması yalnızca İran’ın iç
siyasi parametreleri için değil, Orta Doğu’nun dinamikleriyle
birlikte, siyasal İslam’ın ve Samuel Huntington’ın “Medeniyetler
Çatışması” tezinin geçerliliği için de
kritiktir. Anılan konuların
derinlenmesine incelenebilmesi için bu bölümde, öncelikle İran
İslam Devrimi’nin nasıl gerçekleştiği, ardından İslami rejimde
yönetim ve siyasi kültür, son olarak da İran’ın sosyo-kültürel ve
27
ekonomik yapısını belirleyen baskı ve çıkar grupları incelenecek
ve İran siyasi yelpazesi anlamlandırılmaya çalışılacaktır.
1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ
İran’da İslami Devrim’den önce yönetimde bulunan Şah’ın
politikalarının halk arasında neden olduğu hoşnutsuzluk, İran’da
İslami devrime giden yolun önünü açan önemli bir etmendir. İran
İslam Devrimi’nin başarısı çoğu araştırmacı tarafından Şah’ın
politikalarının başarısızlığı olarak değerlendirilmiştir. Genellikle
kendi
iktidarını
politikalarının”,
pekiştirmek
üzerine
meşruiyetinin
ve
yoğunlaşmış
işlevselliğinin
önemli
“Şah
bir
bölümünü Batı ile uyumlu ilişkilere dayandırması, halk arasında
sözü edilen hoşnutsuzluğun temel nedenlerinden biri olarak
görülebilir.
Batılı
yönetim
modelinin
iki
ana
öğesi
ekonomik
liberalleşme ile birlikte saydam ve katılımcı demokrasi olarak
tanımlanmıştır.
Şah
yönetimi
ise
ekonomik
liberalizasyonu
gerçekleştirme konusunda güçlü adımlar atmaya çalışmasına
karşın; otoriter bir anlayıştan demokrasiye geçememesi, Batı
yanlısı monarşik yönetimin
çıkmazı olarak görülmelidir. Şah
rejiminin devrilmesi ve yerine İslami cumhuriyet kurulmasının
dinamiklerini anlayabilmek için
İran Halkı’nın mevcut rejimden
hoşnutsuzluğuna neden olan sosyo–ekonomik nedenler, İran
İslam Devrimi’nin ideolojik altyapısı ile birlikte devrime yön veren
olaylar incelenmelidir.
Sosyo- Ekonomik Nedenler
Muhalif grupları bastırmak ve halk arasındaki popülariteyi
arttırmak için 1963 yılında uygulamaya konulan reform programı,
Şah’ın destek yitirmesinin arkasında yatan en önemli sebeplerden
bir olarak değerlendirilmektedir. “Şah’ın ve Halkın Devrimi” olarak
bilinen Ak Devrim, 26 Ocak 1963’de kabul edilmiştir. Anılan
“devrim” kapsamında, toprak reformu, devlete ait fabrikaların
28
özelleştirilmesi, kadınların haklarını da koruyan yeni bir seçim
kanunu, ormanların millileştirilmesi, köylü eğitim birliklerinin
kurulması, ve işçilere sanayi karlarının bir bölümünü paylaştırmayı
öngören bir plan hazırlanmasına karar verilmiştir. Şah’ın 1963
yılında batılı liberal ekonomi ve sosyal haklar düşüncesiyle
uygulamaya koyduğu Ak Devrim reformları ise çeşitli nedenlerle
Şah’a karşı olan hoşnutsuzluğu tırmandırmıştır.
Anılan hoşnutsuzluğun en temel nedenlerinden biri toprak
reformu ile ilgilidir. 1963 Ak devrim ile gerçekleşen toprak reformu
feodal yapıyı ortadan kaldıran ve toprak ağalarını merkeze
bağlayan
bir
reform
hareketidir.
Başta
toprak
yerine
sanayileşmede hissedar olma fırsatı bulan feodal seçkinler hoşnut
gözükmüştür. Ancak sanayi işçilerinin maaşlarının düşük olması
ve millileşen tarım alanlarında tarım yapan işçilerin de mağdur
duruma düşmesi nedeniyle halk rejime karşı pozisyon almıştır.
Ayrıca 1973’de OPEC devletleri tarafından uygulanan
fiyat yükseltme politikaları sonucunda, dünyanın önemli petrol
üreticilerinden İran’ın da gayri safi milli hasıla yükselmiştir. Ancak
GSMH’nın batı kültürünün etkisine girmiş sanayi ve ticaret
burjuvazisi “Butik” sınıf ile geleneksel orta sınıfı temsil eden
“Bazara” sınıfı arasında dengeli dağılmaması, sınıfsal uçurumlar
yaratmış ve huzursuzluğu tırmandırmıştır. Zenginleşen butik sınıf
yapay kabul edilebilecek batılı kültürün etkisinde kalırken; bu
durum,
zenginleşmeden
faydalanamayan
geleneksel,
muhafazakar orta Çarşı /Bazara Sınıfı için muhalefet zemini
yaratmıştır.
Anılan çatışma, yapay batılılaşmanın etkileri olarak
görülen pornografi, lüks tüketim, alkol ile gelenekselliğin “ikonları”
olarak
değerlendirilen
simgeleşmiştir
din,
ahlak
ve
düzen
çatışması
ile
(Arı, 2004: 334). Öte yandan, batılılaşmak için
ABD’ye bu kadar yakın olmak, tarihsel koşullardan ötürü önemli
bağımsızlık hassasiyetlerine sahip İran Halkı tarafından kabul
edilebilir bir durum olarak görülmemiştir.
29
“Çarşı” sınıflarının, söz konusu çatışma ortamında Şah
rejimi ile ilgili başka ortak sorunsalları da bulunmaktadır. Hem
batılılaşma hedefi ve hevesi içindeki Butik Sınıf hemde haksızlığa
uğradığını
düşünen
Geleneksel
Orta
Sınıf,
tepeden
inen
batılılaşmanın siyasi düzleme yansımamasından şikayetçidir.
Farklı
sorunları olan söz konusu toplumsal gruplar için, Şah
tarafından,
siyasi katılım forumu yaratılamamış; batılılaşmanın
siyasi hayattaki gereği olan demokrasi yerine Şah, Monarşi
rejimine bağlı kalmayı tercih etmiştir. Siyasi katılımın, yani
sorunların dışa vurumunun yönetileceği bir arena bulunamaması
daha sonraları solcu, İslamcı ve bunların varyantları küçük muhalif
örgütlenmeler ile kendini göstermiştir ki; aslında bu örgütlenmeler
1978-79 arasında devrime katkı sağlayan örgütler olacaklardır.
İdeolojik Nedenler: Velayet-e Fakih kavramı ve İslami
Rejim
Kitleleri Şah’a karşı
Devrimi’ni
gerçekleştiren
harekete geçirerek, İran İslam
Büyük
Büyük
Ayetullah
Humeyni,
devrimin ideolojik alt yapısının da hazırlayıcısı olmuştur. Bu
nedenle İran İslam Devrimi ve günümüz rejimini analiz edebilmek
için, Humeyni’nin düşünce ve eserlerinin dikkatle incelenmesi
gerekmektedir.
Büyük Büyük Ayetullah Humeyni 1943 yılında yazdığı
“Esrarın Keşfi” (Kashf Al- Asrar) isimli kitabında Şah tarafından
benimsenen
dini
engellenmesi,
dini
okulların
kapatılması,
mahkemelerin
devlet
ruhani
vaazların
mahkemeleri
ile
değiştirilmesi politikalarını eleştirmiş; alkolün ve günaha iten müzik
kültürünün
teşvik
edildiğini,
çadorun
(çarşaf)
yasaklanarak
kadınların çıplak sokağa çıkmaya teşvik edildiklerini iddia etmiştir.
Şah
politikalarına
karşılık
monarşinin
dine
saygı
duyması
gerektiğini, mecliste daha çok ruhaninin bulunmasını ve devlet
yasalarının dini yasalar ile uyumlu hale getirilmesi gereğini
vurgulamıştır (Abrahamian, 1993: 19).
30
Şah döneminde, en üst dini yetkinlik makamı anlamına
gelen
“Ayetullah El Uzma” sıfatına sahip beş kişiden biri olan
Humeyni, İslam Devrimi’nin ideolojik altyapısını oluşturacak olan
“Houkumat-e İslami”(1971)
devrime
ihtiyaç
adlı kitabında ise neden İslami bir
duyulduğunu
ve
İslami
rejimin
inanışına
göre
nasıl
yapısallaştırılabileceğini anlatmıştır.
Günümüz
Şii
mezhebinin
Hz.
Peygamber’e sorulduğu zaman “Ali kardeşim, varisim, vasiym,
benden sonra da her inananın velisidir; sonra oğlu Hasan, sonra
Hüseyin sonra da Hüseyin’in evladından dokuz kişidir” diyerek 12
İmamı sıralamıştır. 12. İmam Mehdi (Imam-e Montazar) babası
Hasan el- Askeri’nin vefatından sonra ortadan kaybolmuştur ve bir
gün
dürüstlük
ve
adaleti
sağlamak
için
geri
geleceğine
inanılmaktadır (Fığlalı, 2007). Humeyni, Mehdi’nin dönüşüne
kadar doğru yolu ve dürüstlüğü topluma dini kurallar (şeriat)
ışığında gösterecek İslami bir yönetimin gerekliliğine inanır ve
(Velayet-e Fakih) kavramını ortaya atar. “Fakih” toplumda hakem
görevi görecek, Kur’an öğretileri ışığında örnek alınacak ve model
olabilecek yetkinliğe sahip olan uzmanlığı temsil etmektedir.
Temel olarak “Fakih” olgusu ve kurumuna neden olan
mantık silsilesinin, “peygamberden sonra imamlara gereksinim var
ise, imamlar (son ve geri dönecek imam) yok ise müslümanları
kimin yöneteceği” sorusuna dayandığı açıktır.
Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Şii dünyasında dini
liderlerin kitleler üzerindeki
geniş ve güçlü otoritesi daha iyi
anlaşılabilecektir. Kanımızca bu durumun uluslararası ilişkiler
anlamındaki temel yansıması; İran ve Şii ekseni özelinde, birey
bazındaki figürlerin daha güçlü bir önem ve belirleyicilik ile ön
plana çıkmalarıdır. Bu gerçeğin, Şii dünyasında etkin olmak
isteyen içsel ve dışsal güçleri iki temel teolojik / politik seçeneğe
zorladığı düşünülmektedir. Bunlar:
-
Birey bazındaki figürlerin iktidarını, sistemi ya
31
da kurumları güçlendirerek dengelemek (Örn,
tek bir rehber yerine bir mollalar konseyi
istemleri)
-
Birey
bazındaki
geliştirerek
figürler
geniş
ile
kitleleri
iyi
ilişkiler
bu
şekilde
yönlendirme çabası (Örn, Iraklı Şii liderler ile
müzakere çabaları)
Bu çerçevede bakılacak olursa, Velayet – e Fakih
kavramı, İran için salt sembolik bir dini liderlikten çok daha fazlası;
sistemin özü, ruhu ve hatta bizzat kendisidir. Anılan kavram
anlaşılmadan ve nitelikleri aktarılmadan, İran’a ilişkin yapılacak
hemen tüm analizlerin geçerliliği oldukça kuşkulu bir nitelik
taşıyacaktır.
İran İslam Devrimi’ne Yön Veren Olaylar
Büyük Ayetullah Humeyni, 1963 Ak Devrim sonrasında
Amerikan
yanlılığının
İran
kültürünü
yok
ettiği
ve
İran’ın
Amerika’nın piyonu haline geldiğini savunarak Şah’ı eleştirmiş ve
önce Türkiye’ye daha sonra da Fransa’ya sürgüne gönderilmiştir.
Humeyni’nin tutuklanması dini ulemanın şehri olarak bilinen
Kum’da ayaklanmalara neden olmuş, söz konusu ayaklanmalar
çok
sayıda
kişinin
bastırılabilmiştir. Kum’da
Tebriz’de
çıkan
ölümüyle
sonuçlanan
çatışmalarla
ölenlerin anısına 1978 Şubatı’nda
yapılan anma törenlerinde, polis ve halk arasında
çatışmalar
yine
çok
sayıda
İranlı’nın
ölümüyle
sonuçlanmıştır. Tebriz olayları, devrimi tetikleyen olaylar zincirinin
başı olarak kabul edilmektedir. Takip eden aylarda, özellikle
Ramazan ayında Humeyni’nin sürgün yeri Fransa’dan halkı
camilere, toplu ibadete çağırması ve Şah rejiminin haksızlıklarına
karşı harekete geçme çağrılarında bulunmasıyla küçük grupların
din merkezli örgütlenmesi büyüyerek devam etmiştir.
Şahlık rejiminin, Humeyni’nin otoritesini sarsmak için
düzenlediği sinema kundaklama olayı, devrimi tetikleyen ikinci olay
32
olarak gösterilebilir.
Batı kültürünün İran’da ki simgesi olarak
algılanan Abadan Rex sineması kundaklanmış, söz konusu
kundaklamanın batı kültürüne karşı düşünceleri ile bilinen
Humeyni tarafından planlandığı öne sürülmüştür. Olaydan bir süre
sonra, Humeyni’ye kaşı tepki oluşturmak isteyen Şah’ın bu
kundaklamayı planladığı öğrenildiğinde, Şah’ın ve monarşik
iktidarın otoritesi önemli ölçüde sarsılmıştır.
Şah’ın
sıkıyönetim
ilan
etmesi,
halkın
polisten
çekinmeyerek etten duvar örmesi ve Humeyni’yi İran’a geri
çağıran sloganlar atmasıyla ortaya çıkan durum karşısında; Şah
son olarak muhafazakar dinci kesimden yandaş toplayarak
otoritesini kurtarmaya çalışmışsa da, bunun da işe yaramaması
üzerine Ocak 1979 ‘da İran’ı terk etmiştir.
Şubat 1979 Humeyni’nin İrana ayak basması, Bazergan’ı
geçici hükümet başkanı olarak atamasının ardından yeni rejim
programı okunmuş, 1 Nisan 1979’da ise resmen yeni rejim ilan
edilmiştir.
İRAN’DA İSLAMİ REJİM ve YÖNETİM
İran İslam Devrimi’nin (1 Nisan 1979) ardından Büyük
Ayetullah Humeyni önderliğinde uygulamaya konulan yönetim
şekli İslami cumhuriyettir. Kanun-i Esasi’nin (Anayasa’nın) din
kurallarına dayandırıldığı bu sistemde, kanunların uygulayıcılığını
ise Anayasa Koruyucular Konseyi (Shoura-ye Negahban) ile
birlikte devletin en yetkili makamı olan Rehber (Velayet-e Fakih)
yapar. İran Anayasası’nın 110. Maddesi’ne göre Rehber aynı
zamanda başkomutandır, askeri istihbaratın kontrolüne sahiptir,
savaş ve barış ilan etme yetkisine sahiptir (Diro, 2005: 39). İran’da
bağımsız bir güç olarak nitelendirilen yargı erkini de elinde
bulunduran Rehber, yargı organının başına beş yıl süre ile görev
yapmak üzere bir müçtehit atar.
Ayrıca, devrim ve dini
uygulamalar ile ilgili meselelerin görüşüldüğü yüksek yargı
mahkemeleri de doğrudan Rehber’e bağlıdır. Rehber aynı
33
zamanda ulusal çıkarlara uygunsuzluğunu veya anayasada
belirtilen görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle Danışma
Meclisi’nin 2/3 oy çoğunluğuyla devlet başkanını ve bakanlar
kurulunu görevden alma yetkisine sahiptir. Büyük Ayetullah
Humeyni’nin ölümünden sonra Rehber olan Ali Hamaney halen bu
görevini sürdürmektedir. İran rejiminin dini, devrimci ve popülist
olmak
üzere
üç
temel
niteliği
ve
Hamaney’in
sağlayabilecek kişisel özelliklerden yoksun olması,
ilk
ikisini
Hamaney’in
liderliği döneminde devlet başkanlarının etkinleşmesini sağlamıştır
(Moslem; 2002:83).
Anayasa Koruyucular Konseyi (Shora-ye Negahban-e
Qanun-e Assassi) bir dini uzmanlık meclisidir. 6’sı Rehber
tarafından atanan konsey üyelerinin diğer 6’sı yargı tarafından
önerilir ve meclis tarafından onanır. Toplam 12 üyeden oluşan
konseyde Rehber’in atadığı 6 üye fakih olup; uygulamaya
konulacak kararların
İslami öğretilere uygunluğuna karar veren
sözkonusu 6 üyedir. Öte yandan meclis tarafından onanan diğer
altı üye, İslami hukukun çeşitli branşlarında eğitim almış olmalıdır.
Yargı üyelerinin de Rehber tarafından atandığı ve denetlendiği
düşünüldüğünde
Rehber’in
konsey
üzerindeki
büyük
etkisi
değerlendirilebilir.
Koruyucular Konseyi Rehber tarafından denetlenir ve
gerek görmesi durumunda üyeler görevlerinden azledilebilirler.
Anayasa Koruyucular Konseyi, İran Anayasası’nın 99. maddesine
göre Rehber, Devlet Başkanı ve İslami Şura Meclisi adına
Uzmanlar Meclisi seçimlerini denetleme yetkisine sahiptir (İran
Anayasası).
Ayrıca
Meclis
aldığı
bütün
kararları
Anayasa
Korucular Konseyi’ne onanması için göndermek zorundadır.
Ayetullah Ahmad Jannati Massah halen bu Konsey’in başkanlığını
yapmaktadır.
İran’da Rehber’e bağlı diğer bir önemli kurum Milli
Güvenlik Yüksek Konseyi’dir (Şuraye Ali-e Emniyete Melli).
Kuruluş amacı İslam Devrimi’ni korumak olan konsey İran’ın en üst
34
güvenlik, savunma ve istihbarat makamıdır.
Genelkurmay
Başkanı, Silahlı Kuvvetler komutanları, Bütçe ve Planlama
Teşkilatı Başkanı,
Dışişleri, İçişleri, ve İstihbarat Bakanları ile
Devrim Muhafızları Komutanı bu konseyin üyesidir.
İran rejim yapısında, rehberlikten sonra en yetkili makam
cumhurbaşkanlığıdır. Cumhurbaşkanı, devlet başkanıdır ve 4 yılda
bir yapılan seçimle iş başına gelir. İran’da Humeyni’nin ölümünden
sonra
sırasıyla iki dönem Haşimi Rafsanjani (1989-1997), iki
dönem ise Muhammed Hatemi (1997-2005) devlet başkanlığı
görevini sürdürmüştür. Devlet başkanının İran Halkı üzerindeki
yetkisi İran Anayasası’nda açıklanmıştır. İran Anayasası’nın 56.
maddesine göre “Dünya ve insan üzerindeki mutlak otorite Allah’a
aittir ve Allah insana sosyal kaderini tayin etme sorumluluğu
vermiştir. İnsanlar Allah tarafından verilen bu yetkiyi aşağıdaki
maddelerde belirtildiği gibi uygular” demektedir. 56. madde devlet
başkanına bir sonraki, 57. maddede verilecek sorumluluğun Allah
tarafından onandığına ilişkin bir madde olarak yorumlanabilir. 56.
madde, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden bağımsız
olduğunu ve devlet başkanının bu üç erk arasındaki iletişimi
sağlamakla yükümlü olduğunun altını çizmektedir (Diro; 2005: 40).
Cumhurbaşkanına bağlı olarak görev yapan İran İslam
Cumhuriyeti İslami Şura Meclisi (Majles-e Şura-ye Eslami) ise 290
üyeden
oluşur
ve
seçimle
iş
başına
gelir.
İran
İslam
Cumhuriyeti’nde günümüzde ılımlılar ve radikaller arasında
yaşandığı öne sürülen ikiliğin yakın tarihteki ilk örneği Ocak
2004’de bir meclis oturumu sırasında yaşanmıştır. 50-120 meclis
üyesinin üç hafta süren protestosunda Anayasa Koruyucular
Konseyi’nin halen mecliste bulunan 83 üyenin bir sonraki seçime
katılmasını engellemesi protesto edilmiştir. Rehber Ali Hamaney’in
tartışma ortamının kızışması nedeniyle kararların tekrar gözden
geçirilmesini istemesi sonucunda ise sayı 83’den 89’a çıkarılmıştır
(Diro; 2005: 28).
İslam Devrimi’nin ardından oluşturulan ilk mecliste din
35
adamları, sivilleri sayıca az bir farkla geçmiştir. Cumhur-i İslam’ın
85, Cumhuri İslam yandaşlarının 45, Liberal Hareket’in 2014 ve
bağımsızların 84 üyesi bulunmaktadır. İkinci mecliste ise hiçbir
tarafın çoğunluğu bulunmamaktadır. Humeyni meclisin dengeli
dağılımını tercih ettiği için Hamaney de bu eğilime uymak
durumunda
kalmıştır.
Şura
Meclisi’nin
başkanı
devrime
bağlılığıyla bilinen muhafazakar Ali Laricani’dir. Daha önce İran
Milli Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreterliği ve Nükleer Program
Başmüzakereciliği yapan Laricani, anılan görevlerine istinaden en
üst düzey güvenlik gündemlerini yönetmiştir.
İran’da Cumhurbaşkanı’na bağlı İslami Şura Meclisi ve
Rehber’e bağlı Anayasa Koruyucular Konseyi dışında görev yapan
bir Maslahat/ Danışma Konseyi (Mecme-e Teşhis-e Meslehet-e
Nezam/ Expediency Council) ve bir de Uzmanlar Konseyi (Majlese Khobregan/ Assembly of Experts) bulunmaktadır. 1988 yılında
Humeyni’nin ölümünden sonra kurulan ve günümüzde Haşimi
Rafsanjani’nin halen başkanlığını yürttüğü Maslahat /Danışma
Konseyi Meclis ve Anayasa Koruyucular Konseyi arasında
anlaşmazlık çıktığı durumlarda uyumu sağlamak ve Rehber’e
danışmanlık vermek üzere görevlendirilmiştir. Teknik olarak
Uzmanlar Konseyi’nin Rehber’i atama ve görevden alma yetkisi
vardır.
14
Mehdi Bazargan ve Ayetullah Mahmud Talekani tarafından 1961 yılında kurulmştur.
36
1989 ANAYASASI
İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk anayasası 1979 yılında
kabul edilmiştir. Bugün İran’daki rejim aşırı muhafazakar olmakla
suçlanmakla
birlikte
muhafazakar
olarak
Cumhuriyeti’nin
1979
Anayasası’nın
nitelenmesi
Anayasa’sına
güçtür.
tam
anlamıyla
Fransa’nın
dayandırılan
5.
metinde
Montesquieu’nun yasama, yürütme, yargı erklerinin ayrılması
konusundaki fikirlerinin dikkate alınmasından yola çıkılarak metnin
muhafazakar
olarak
değerlendirilemeyeceği
düşünülmektedir
(Abrahamian;1993: 19).
İslam’ın bastıran değil, bastırılan kesimlere ait olduğu
iddia edilerek hazırlanan metinde eşitlik ve sosyal adalet
kavramları ön planda tutulmuş, sınıfsal farklar yok edilmeye
çalışılmış, ve kitlelerin İslam Cumhuriyeti önünde eşit olduğu
vurgulanmıştır. Ayrıca kadınların elinden oy hakkının alınmasının
İslama
aykırı
engellenmemiştir.
olduğu
savıyla
Humeyni
İlahi
kadınların
Vasiyet
oy
(Matn-e
kullanması
Kamel-e
Vasiyetnameh-e Elahiva Siyasi-ye Imam Khomeyni) adlı kitabında,
İslam Devrimi’nin bastırılmış sınıfların ve büyük kitlelerin desteğini
37
alarak başarıya ulaştığının altını çizerek, kitlelerin desteğinin
kaybedilmesi durumunda İslamcı lider kadronun sonlarının Şah
gibi olacağı konusunda uyarmıştır (Abrahamian; 1993: 37). Söz
konusu uyarı, 2009 seçimleri sonrasında İran’da yaşanan çatışma
ortamının ardından eski Devlet Başkanı Muhammed Hatemi’nin
sözleri ile birlikte düşünüldüğünde daha da anlam kazanmaktadır.
İranda reform yanlılarının seçim sonuçları ile birlikte muhafazakar
kanadı da protesto etmelerinin ardından şiddete başvurularak
gösterilerin durdurulmak istenmesini ve Rehber Ali Hamaney’i
eleştiren
Muhammed
Hatemi
“insanların
taleplerini
dile
getirmelerini engellemenin dehşet verici sonuçları olabilecektir”
diyerek Humeyni’nin yaptığı çıkarımın halen geçerli olduğu
yönündeki
eğilimi güçlendirmektedir (Juan Cole Websitesi; 22
Haziran 2009).
1989 yılında ölümünden önce Humeyni’nin yönetim
kadrosunda
muhafazakarlar,
liberaller
ve
laikler
arasındaki
ayrışmayı farkettiği değerlendirilmektedir (Ehteshami; 1995: 5).
İran’da
İslamcı kesim arasındaki politik farklılaşmalar ve görüş
ayrılıkları, Anayasa’ya yeni eklemeler ile birlikte bazı değişiklikler
yapılmasına giden yolu açmıştır. Siyasi alandaki farklılaşmanın
toplumsal alana da sıçrayabileceğinin farkında olan Humeyni,
kendi
liderliği
döneminde
somut
bir
hizipsel
ayrılığa
izin
vermemesine rağmen, siyasi sistemin yeni düzenlenmesi için
girişimlerde bulunmuştur. Bu nedenle Ayetullah Meşkini tarafından
batılı kaynaklarda “Council for the Reappraisal of the Constitution”
olarak anılan yapı kurulmuştur.
Humeyni’nin ölümünün ardından kabul edilen 1989
Anayasası İran’da siyasi rejimin sağlamlaştırılması ve Devrimin
öncüsü
Büyük
niteliklerine
Ayetullah
dayanan15
Humeyni’nin
otoritesinin
karizmatik
liderlik
rasyonelleştirilmesi
ve
rutinleştirilmesi “gereksinimine” dayalı olarak kabul edilmiştir.
15
Humeyni’nin otoritesinin kaynakları arasında gösterilecek söz konusu olgu için
Weber’in karizmatik lider kavramı incelenebilir.
38
Humeyni’nin
otoritesinin
kurumsallaşması
paternalizmden
başkanlık sistemine geçiş olarak da tanımlanabilir.
Humeyni’nin ani ölümünün ardından 9 Temmuz 1989’da
referanduma
sunulan
yeni
maddelerle
birlikte
İran’ın
yeni
Anayasası kabul edilmiştir. 1989 Anayasası ile önceki anayasanın
5., 57., 64., 69-70., 85., 87-91., 99., 107-113., 121., 122., 124.,
126-128., 130-142., 157-158., 160-162., 164., 173-176. maddeleri
değiştirilmiş, 109, 112 ve 176 olmak üzere üç yeni madde
eklenmiştir (Ehteshami; 1995: 38).
176. Madde Milli Güvenlik Yüksek Kurulu’nun kurulması
ve devlet başkanının kontrolünde olması için yetki vermiştir. 109.
Madde fakihin sahip olması gereken özellikler ile birlikte görevlerini
yeniden
tanımlayarak,
bazı
organların
fakihe
danışmanlık
yapmasını, ve kararlar üzerinde bir denetleme mekanizması
kurulmasını sağlamayı amaçlamıştır.
Fakihin pozisyonunun liderlik konseyi ile değiştirilmesi fikri
ortaya atılmış ancak daha sonra söz konusu fikir uygulamaya
konulmamıştır. İslami cumhuriyet ile ilgili alınan tüm kararlarda son
sözün yasama erki olan fakihte olması durumu değişmemiştir fakat
anayasanın yeniden düzenlenmesi ve yönetici kadrosu içindeki
sorunların giderilmesini amaçlayan ve geçici bir süreliğine rehbere
danışmanlık vermek için kurulan Maslahat Konseyi, 1989
Anayasası’nın 112. Maddesi ile kalıcı hale getirilmiştir. Ayrıca 5.
maddede
yapılan
değişiklik
ile
halk
tarafından
seçilerek
oluşturulan Uzmanlar Konseyi’ne, lideri atama ve görevden alma
yetkisi verilmiştir.
1989 Anayasası ile devlet başkanının otoritesi arttırılmış,
Anayasa Korucular Konseyi’nin yetkileri sınırlandırılmış, fakih ve
marja
birbirlerinden
ayrılmıştır.
(Brumberg;
2001:
147)
Anayasa’nın 109. Maddesine göre belirlenen liderlik özellikleri
Humeyni tarafından da dile getirilmiştir. Lider’in marjaiyyat
mertebesinde olmasına gerek olmadığı uzmanlar tarafından
39
seçilen adil bir müçteahid olmasının yeterli olacağı vurgulanmıştır
(Brumberg; 2001: 148). Liderin, siyasi ve sosyal bilimlerde,
özellikle İslam hukukunda yetkin, iyi yönetim özellikleri ile tanınan
bir kişi olması gerektiğinin altı çizilmiş, böylece gelecekte
toplumdaki dini sıfatları olan kişilerle lider arasında görüş
ayrılığından
doğabilecek
olası
meşruiyet
krizlerinin
engellenebileceği düşünülmüştür.
Ayrıca fakihin yetkilerinin sınırlandırılması sonucunda,
doğal
olarak,
devlet
başkanının
yetkilerinin
gerekliliğinin ortaya çıkışından söz edilebilir.
güçlendirilmesi
Bu nedenle 1989
anayasası ile başbakanlık sistemi ortadan kaldırılmıştır.
İran’da, İslam Devrimi ile birlikte seçilmişler ve atanmışlar
şeklinde ikili bir siyasal sistem oluştuğu söylenebilir. İran
Anayasası güçlü kontrol denge mekanizması ile İslami rejimin
yapısal devamlılığını korumaktadır. İran’da herkesin seçilme hakkı
yoktur. Seçilmişlerin pratikte atanmışlar tarafından yönetildiği, ya
da en azından atanmışların seçilmişler üzerindeki anayasal
haklarının daha fazla olduğu düşünülebilir.
Hemen
hemen
tüm
yönetim
organlarının
Rehber
tarafından denetlenip kontrol edildiği sistemde rehberi dahi
görevden alma yetkisine sahip olan Uzmanlar Konseyi Başkanı
vardır. Anılan yetkinin Rehberin tüm yönetim organları üzerindeki
etkisi düşünüldüğünde işlevsel olamayacağı akla gelebilir. Ancak
yine de İran’da hem reformistler hem de din adamları üzerinde
saygınlığı olan Rafsanjani’nin Uzmanlar Meclisi Başkanı olması,
Rehber Hamaney’in mutlak otoritesinin sarsılmasının, en azından
imkansız
olmadığını
gösterebilecek
bir
faktör
olarak
değerlendirilmelidir.16
16
2009 seçimlerinin ardından Rafsanjani’nin kızının ve yakınlarının 21 Haziran günü
Musevi yanlısı gösterilere katıldıkları için tutuklanmış olmaları Rafsanjani’nin pek de etkin
olamadığının düşündürülebilir. Öte yandan bu gelişme ülkede siyasi elitler arasındaki
kutuplaşmanın daha da somutlaştığının, ve İran’da yaşanan eylemlerin yakın gelecekte
tırmanabileceğinin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
40
ÜÇ DEVLET BAŞKANI, ÜÇ FARKLI ANLAYIŞ
Rafsanjani, Hatemi ve Ahmedinejad
Humeyni ölümünden (1989) önce kendi halefi olarak, dini
yetkinlik bakımından kendi statüsünde olmayan Huccet-ül İslam
Hamaney’i göstermiştir. İslami rejim rehberin mutlak otoritesine
dayandırıldığı için Humeyni’nin ölümünün ardından son söz
Hamaney’in olmuştur. Ancak; Rehber Hamaney dönemindeki
cumhurbaşkanları Rafsanjani, Hatemi ve Ahmedinejad’ın farklı
kesimler açısından arz ettikleri populist ve popüler niteliklerinden
ötürü Hamaney aktif siyasetteki etkinliğini sınırlamıştır (Moslem:
2002; 82).
Bu nedenle; Humeyni’den sonraki dönemler İran’da
cumhurbaşkanlarının adları ile anılmıştır.
Haşimi Rafsanjani (1989-1997)
Humeyni’nin ölümünden önce devlet başkanlığına seçilen
Ali Akbar Haşimi Rafsanjani, 1934 yılında, İran’ın merkezinde
Rafsanjan ilinde çiftçi bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Humeyni
tarafından Kum’da teoloji eğitimi alarak yetişmiştir. 1960’larda ve
70’lerde Şah’ın Amerikan yanlısı politikalarına karşı gösteriler
düzenleyen öğrenci gruplarının içinde yer almıştır. Devrime
önayak olan Cumhur-e İslam partisinin ve Humeyni’nin ölümüne
kadar varlığını sürdüren Devrim Konseyi’nin önemli üyesidir.
1980 – 89 arası dönemde Meclis Sözcülüğü yapmış, İranIrak Savaşı’nın son yılında ise Humeyni tarafından, İran Silahlı
Kuvetleri’nin Başkomutanı olarak atanmıştır.17 Birleşmiş Milletler
çözüm önerisini kabul ederek İran- Irak savaşının sonlanmasını
sağlamıştır.
Humeyni’nin
cumhurbaşkanlığı
ölümünden
yapan
Rafsanjani,
17
sonra
2005
iki
seçimlerinde
“Historical Personalities, Ali Akbar Haşemi Rafsanjani , IranChamber Society
“http://www.iranchamber.com/history/arafsanjani/akbar_rafsanjani.php
41
dönem
Ahmedinejad karşısında kaybetmiştir.
Halen İslami Şura Meclisi ve Anayasa Koruyucular
Konseyi arasında arabuluculuk görevi yapan ve uzlaşamadıkları
durumlarda
yürütmeyi
kolaylaştıran
kararlar
alan
Uzlaşma/Maslahat Meclisi’nin (Expediency Council) başkanlığı ile
birlikte dini lideri görevden alma ve atama yetkisine sahip olan
Uzmanlar Meclisi başkanlığını yürütmektedir.18
Rafsanjani dini eğitimi ve Büyük Ayetullah Humeyni ile
olan yakın ilişkisi sebebiyle, İran’daki muhafazakar kesime yakın;
aynı zamanda uluslararası arenada faydacı – pragmatik ve barışçıl
bir politika izlenmesi gerektiğini savunan bir liberaldir. Rafsanjani,
ekonomik olarak liberal, politik olarak otoriter ve felsefe olarak
gelenekselci bir lider profili çizmektedir.
Rafsanjani
Dönemi
İran’da
liberalizm
yanlısı
G6
hareketinin ön plana çıktığı “onarım dönemi”19 olarak adlandırılır.
Onarım dönemi devrimci değil ancak reformcu/yapısalcı bir
dönemdir, savaş döneminde kaybedilen ekonomik güç ve istikrarın
yeniden inşa edilmesini amaçlamıştır.
Bunun içinde Weber’in akılsalcılığını anımsatan bir tutumu
kendine
ilke
edindiği
söylenebilir.
Kişisel
doktrinler
yerine
uzmanlığın öne plana çıkarıldığı, devrim yerine faydacı reelpolitiğin, “devletin eli” yerine liberal, girişimci ekonomik politikaların
tercih edildiği dönem olmuştur.20
Rafsanjani, Rehber Hamaney’den daha etkin bir nüfuza
ve
yetkin bir İslami altyapıya sahiptir.
Buna karşın liberal
politikalar gütmesi İran iç politikasında hem “fakih” kavramının
mutlakiyetinin sorgulanmasına hem de devrimin İslami özelliğinin
mi, cumhuriyetçi özelliğinin mi ön plana çıkacağı/çıkarılacağı
18
Historical Personalities, Ali Akbar Haşemi Rafsanjani , IranChamber Society
“http://www.iranchamber.com/history/arafsanjani/akbar_rafsanjani.php
19
Oğuz, S. , Çakır, R. (2000) “Hatemi’nin İran’ı” İstanbul, İletişim
20
Moslem, M. (2002) “Factional Politics in Post Khomeini İran” USA, Syracuse, ss. 114-124
42
ikileminin doğmasına neden olmuştur. Rehber Hamaney’in temsil
ettiği muhafazakar grup ve Rafsanjani tarafından temsil edilen
liberal grup
ile İran ‘da çift başlı bir yönetim oluşmasının
kolaylaşmış olduğu düşünülebilir.21
Muhammed Hatemi (1997- 2005)
1997
yılında
gerçekleştirilen
başkanlık
seçimlerinde
adaylığını koymadan önce sol eğilimli Militan Din Adamları Birliği
üyesi olan Muhammed Hatemi, köklü akademik altyapıya sahip
bir din adamıdır. Haşimi Rafsanjani’nin önderliğindeki liberal G-6
grubu tarafından, gelenekselci muhafazakar aday Natık Nuri’ye
karşı 1997 seçimlerinde ılımlıların adayı olmuştur. O dönemde İran
siyasi geleneğine uygun olarak meclis başkanının cumhurbaşkanı
seçilmesi olağan olduğundan, 1997 seçimlerini de Natık Nuri’nin
kazanacağına kesin gözüyle bakılmıştır. Ancak İran’da başta
kadın
hareketleri
ve
daha
sonra
öğrenci
hareketleri
ile
belirginleşen aşırı baskıcı rejime karşı tepki oylarının birleşmesi,
Rehber
Hameney’in
Natık
Nuri’yi
desteklemesine
rağmen,
Hatemi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesini olanaklı kılmıştır.
Hatemi
ılımlı, idareci ve akılcı tavrı ile tanınmaktadır.
1997 seçimlerinde Rehber Hamaney’in Natık Nuri’yi desteklediğini
açıkça ilan etmesinin ardından “Eğer lider benim bu göreve uygun
olmadığımı düşünüyorsa bu fikrine uyacak ilk kişi ben olurum”22
şeklindeki demeci ile aslında seçim sonucunun kendi lehine
olmasını sağladığı söylenebilir. Bunun nedeni İran’da halkın
katılımı ve rızası ile cumhurbaşkanı seçilmesinin rejimin meşruiyeti
üzerinde oldukça etkili olabilmesidir.
açıklaması üzerine
Nitekim Hatemi’nin anılan
Rehber Hamaney bir açıklama yapmak
zorunda kalmış ve “Halkın oylarını alan aday halk meşruiyetine
sahiptir ve yasal cumhurbaşkanı olacaktır” diyerek Hatemi’nin
çekilmesini engellemek durumunda kalmıştır.
21
Akdevelioğlu, A. , Kürkçüoğlu, Ö., “Orta Doğu’yla İlişkiler” Oran, B. (ed.), Türk Dış
Politikası Cilt 2: 1980-2001, İstanbul, İletişim, 2001 s. 124-158, 579.
22
Oğuz, S. , Çakır, R. (2000) “Hatemi’nin İran’ı” İstanbul, İletişim
43
Hatemi’nin reform anlayışı Rafsanjani’nin anlayışından
farklıdır.
Rafsanjani
liberal
politikalar
ekonomisini ön plana çıkarmıştır.
ve
serbest
pazar
Hatemi ise halk grupları
arasında eşitliği öne çıkarmak isteyen ılımlı İslam modeline
eğilmiştir.
Rafsanjani ile Hatemi arasındaki siyasi gelişmeleri
anlamak için bu nokta önemlidir.
Rafsanjani liberal eğilimli
olmasına karşın muhafazakar kesimin içinden biridir ve onların
desteğini her zaman alabilmiştir. Oysa Hatemi’nin seçilmesinden
itibaren
uygulamaya
koyduğu
reformist
politikaları
(halk
hareketlerine izin verilmesi, hukuki kuralların işlemesi, Avrupa’daki
diplomatik temsilciliklerin yeniden açılması) aşırı muhafazakar
kesim tarafından aynı desteği görmemiştir. Sonuç olarak, 1997 ‘de
Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi ile İran’da çift başlı bir
yönetim ortaya çıkmıştır. Hatemi siyasi, dini, sosyal altyapısı ile
reformistler
uygun
için umut vaat etmiş olsa da, İran’da siyasi rejime
olarak
son
sözün
rehbere
ait
olması
Hatemi’nin
etkinleşmesini engellemiştir. Devlet başkanı ve dini lider arasında
yaşanan çekişme, hem iç hem de dış politikada ikilikler doğmasına
neden olmuştur.
Anılan ikilikler, siyasi yapının muhafazakarlığa dönük bir
hamle yapılmasına, ve muhafazakar Mahmud Ahmedinejad’ın
devlet başkanı seçilmesine fırsat tanımıştır.
Mahmud Ahmedinejad (2005-..)
Mahmud Ahmedinejad 1956 yılında İran’ın merkezine
yakın bir bölgede Garmsar’da doğmuştur. İçinde büyüdüğü
yoksulluğun,
Ahmedinejad’ı
İslami
muhafazakarlığa
ittiği
söylenmektedir (Al-Ahram Web Sitesi, 20 Haziran 2009). Lisans
eğitimini
ve
doktorasını
mühendis
olarak
tamamlayan
Ahmedinejad; 1979 yılında Elmo İlim - Sanat Üniversitesi’nde
İslami
Öğrenci
Örgütünü
kurmuş,
üniversitelerde
teolojik
seminerler verilmesini (OSU) ön plana çıkarmıştır. Bu grubun
Kasım 1979’da yaşanan “Rehineler Krizi”’nden sorumlu olduğu
iddia edilmektedir. 1980 yılında devrimin batı karşıtı kültürel
44
boyutunu vurgulamak üzere yapılan eylemler daha sonra “1980
Kültür Devrimi” olarak anılmıştır. Üniversitelerin takip eden üç yıl
içerisinde kapanmasına neden olan bu devrimin, Ahmedinejad’ın
liderlik ettiği grup tarafından planlandığı bilinmektedir.
Ahmedinejad, Kültür Devrimi sonrasında
Saddam
Hüseyin’in önderliğindeki Irak’ın, İran’a girmesiyle başlayan İranIrak savaşında Devrim Muhafızları’na bağlı olarak istihbarat ve
güvenlik birimlerinde çalışmıştır. Savaş sonrasında Amerika’nın
Irak’a yardım ettiğinin anlaşılmasıyla İran’da ABD’ye karşı
kızgınlığın büyüdüğü dönemde Ahmedinejad’da içinde bulunduğu
ortamdan etkilenmiştir (Global Security Web Sitesi; 23 Haziran
2009). İran Devrim Muhafızları (Pasdaran- Iranian Revolution
Guards)
iç
güvenlik
departmanınına
bağlı
olarak
Evin
Hapisanesi’nde siyasi düşünce suçlularının infazında görev
almıştır. 1990-93 yılları arasında
Kuzey İran’da çeşitli illerde
yaptığı
ardından
belediye
başkanlıklarının
kültür
bakanlığı
danışmanlığı da yapmıştır.
1993’de
Erdebil
Valisi
olan
Ahmedinejad,
1997’de
dönemin devlet başkanı Hatemi tarafından görevden alınınca
Elmo –Sanat okuluna öğretim görevlisi olarak geri dönmüş
Abadgaran-e Iran-e İslam-e isimini alan yeni radikaller olarak
bilinen genç kesimi örgütlemiştir. Sözü edilen grubun, İran’daki
genç nüfus potansiyeli de düşünüldüğünde,
Ahmedinejad’ın
seçilmesinde çok büyük etkilerinin olması şaşırtıcı değildir (AlAhram Web Sitesi, 20 Haziran 2009).
Ahmedinejad İslamcı ve popülist görüşleri savunan
bir dini muhafazakardır. Seçim kampanyası ve seçim sonrası
çalışmaları genellikle yoksulluk, yolsuzluk ve işsizlik üzerine
yoğunlaşmıştır (Al-Ahram Web Sitesi, 20 Haziran 2009). Sade
yaşantı tarzı, iyi eğitim mazisi ve dürüstlük retoriğini ön plana
çıkaran politikaları ile halkın daha fakir kesimlerinde popülerlik
kazanmıştır.
45
Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı seçilmesi İran’da yaklaşık
15 senedir devam eden reformist hareketlerin siyasi arenadaki
yükselişinin duraklama dönemine girişi olarak algılanabilir. Bu
yükselişin durması Ahmedinejad dönemi ile “İran’da muhafazakar
çizgiye geri dönüş” olarak değil, “dini kadro ve siyasi kadro
arasında yaşanan ikilem ve çatışma ortamının yerini uzlaşmacı,
dengeli ve tekelci bir ortama bırakması” olarak algılanmalıdır.
İncelenen dönem, hem
bir lider olarak Ahmedinejad’ın
kimi zaman provoke edici ve agresif duruşu, hem de uluslararası
konjonktürün yarattığı tehdit algılamaları nedeniyle İran için
statükocu bir çizgi olarak nitelendirilebilir.
İran’da kuvvetle algılanan ve “öteki” olarak tanımlanan
ABD tehdidi, İran’ı devlet olarak farklılaştıran rejim faktörünün
güçlendirilmesi gereksinimini doğurmuştur.
Batı karşıtlığı İran’da etkin bir birleştirici etmen olarak
kalmış olmasına rağmen, Ahmedinejad’ın söz konusu katı dış
poltika uygulamaları iç politikada da kendini göstermiştir. 10
Haziran 2009 tarihinde yapılan başkanlık seçimlerinde de
Ahmedinejad oyların çoğunluğunu almış, ancak seçim zaferinin
meşruiyeti İran’da hatırı sayılır bir kesim tarafından kuşkuyla
karşılanmıştır.
2009 Seçimleri
İran’da 12 Haziran 2009’da gerçekleşen seçimin sonuçları
pek çok gözlemciyi şaşırtmıştır. Seçimden önce birçok analist
Ahmedinejad’ın yeniden seçilme ihtimalini göz ardı etmemekle
birlikte, oylarında radikal bir düşüşle karşılaşmanın sürpriz
olmayacağını düşünmüştür. İranlı seçmenlerden reformculara
yakın olan kesimin önemli bir bölümünün, Hatemi döneminde
varlıklarını gösterip önemli bir sonuç alamadıklarına inandıkları için
bu seçimlerde oy kullanmayabilecekleri ve seçime katılımın düşük
olabileceği ihtimali ise Ahmedinejad’ın her şeye karşın seçimi
kazanmasına yönelik senaryoların geçerliliğini güçlendirmiştir.
46
Ancak beklenen olmamış, resmi olarak açıklanan sonuçlara göre
Ahmedinejad’ın, ılımlı lider Musevi’nin yaklaşık iki katı oy alarak
yeniden cumhurbaşkanı seçildiği ilan edilmiştir.
Anımsanacağı üzere bu çalışma, Ahmedinejad dönemini
hem politik bir figür olarak Ahmedinejadın provokatif ve agresif
duruşu
hem
de
uluslararası
konjonktürün
yarattığı
tehdit
algılamaları nedeniyle İran için statükocu bir dönem olarak
nitelemişti.
Musevi
liderliğindeki
reformist
kanat
da,
Ahmedinejad’ın batı karşıtı politikalarının ve Yahudi soykırımını
kabul etmeyerek dış politikada anti semitizmi öne çıkarmasının
İran’ı uluslararası alanda yalnızlığa sürüklediğini öne sürmüştür.
Ahmedinejad ise bu iddialar karşısında “Bağıntısızlar
Hareketi”ne mensup 118 ülkenin kendilerini desteklediğini ve 60
kadar ülke başkanının kendi başkanlığı döneminde İran’ı ziyaret
ettiğini vugulayarak bu suçlamaların asılsız olduğunu dile
getirmiştir. Ahmedinejad kendisini devrimin çekirdeği olarak
görmeye, devrimin korunması ile yükümlü saymaya ve Batı karşıtı,
anti–semitist politikaları ile İran’ın “karakterini” savunmaya devam
etmiştir. 2009 seçim sonuçları üzerindeki tüm tartışmalara karşın
Ahmedinejad’ın anılan politikalarının İran Halkı’nın çoğunluğunca
onaylandığını düşündürebilecektir.
İran’da seçime yaklaşık 40 milyon kişi katılmış23
ve
resmi olarak açıklanan sonuçlara göre Mahmut Ahmedinejad 24,
527,516 oy alarak oyların % 62.63’ünü, Mir Hüseyin Musevi ise
13,216,411 oy ile oyların %33. 75’ini almıştır(BBC Web Sitesi, 12
Haziran 2009). Bağımsız muhafazakar aday Muhsin Rızai 678,240
oy ile oyların %1,3’ünü, Mehdi Kerrubi ise 333,635 oy ile oyların
%0,85’ini almıştır.
23
38 755802 seçmenin oy kullandığı seçimde, İran genelinde katılım yüksek olmuştur.
İran’lı seçmenlerin %85’i sandık başına gitmeyi tercih etmiştir.
47
2005 seçimlerinde muhafazakar kanadı temsil eden
Mahmud Ahmedinejad, İran’ın önemli siyasi figürlerinden liberal ve
pragmatik politikaları ile tanınan Haşimi Rafsanjani’ye galip gelmiş,
17, 284, 782 oy ile %61.6 oy oranına ulaşmıştır. Katılım oranının
çok daha düşük olduğu 2005 seçimlerine kıyasla Ahmedinejad’ın
hem oy sayısını hem de oy oranını yükselttiği görülmektedir.
Katılım oranının yükselmesi ile, Hatemi’nin son döneminde
yaşanan sert politikalarla 2005 seçimlerine girerken umudunu
kaybeden ve seçimlere katılmaya gerek görmeyen seçmenin 2009
seçimlerinde söz konusu “öğrenilmiş çaresizlik” algısını üzerinden
attığı gözlemlenmektedir.
2009 seçim sonuçlarının reformistler tarafından hileli
kabul edilmesi sonucunda çıkan çatışmalar, The Independent
Gazetesi yazarı Robert Fisk’in 19 Haziran tarihinde yayınladığı ve
Musevi’nin seçimlerin asıl
galibi olduğuna ilişkin gizli bir
mektuptan bahsettiği yazı sonrasında daha da kızışmıştır (The
Independent Web Sitesi, 19 Haziran 2009). İran’da muhafazakar
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın seçim zaferini hileli bulan reform
yanlısı Musevi’nin, kısmi sayım ile isyanı bastırmaya çalışan dini
lider Hamaney’e ve hükümete meydan okuması seçim sonuçlarını
değiştirmeyecek gibi görünse de, yaşanan karmaşanın İran
halkının hafızalarından kolay silinmesi beklenmemelidir. Oluşan
gergin
ve
kaotik
ortamın
önümüzdeki
dönemde
İran
iç
politikasında ne tür olayların yaşanabileceğini ve bu olayların dış
politikaya ilişkin ne tür sonuçlara neden olabileceğini öngörebilmek
için İran’ın rejimi ve günümüze kadar gelen dönemde etkili olmuş
sosyo–politik ve sosyo–ekonomik yapılanmaların ve eğilimlerinin
anlaşılması gerektiği düşünülmektedir. Bu noktadan itibaren,
anılan
eksenlerde
İran
yelpazesini
değinilecektir.
48
oluşturan
unsurlara
İRAN’DA SİYASİ YAŞAM
İran’da Sosyal Sınıflar, Baskı ve Çıkar Grupları
Başat Gruplar: Çarşı, Ruhban ve Entellektüeller
Gelinen noktada, reformistler ve muhafazakarlar arasında
seçimleri
takiben
anlayabilmek
için
devam
İran’daki
eden
çatışmanın
siyasal
yapılanma
nedenlerini
ve
kültürün
irdelenmesi gereği belirtilmiş idi. İran’daki siyasal yapılanma,
sosyal yapılanmanın ayrıştırdığı grupların, siyasi alanda partiler
zemininde varlık göstermelerinin sonucu olarak nitelendirilebilir.
İran’da sosyal yapılanma “Esnaf”, “Ruhaniler” ve “Aydınlar “olarak
üç gruba ayrılmıştır.
Çarşı
İran’da “Çarşı”, Kaçar Hanedanlığı’nın hüküm sürdüğü
yıllarda Gülistan sarayının (Kakh-ı Golestan) yakınında küçük
marketlerin birleşmesiyle yaklaşık 150 sene önce kurulduğundan
beri önemli bir aktör olmuştur.
Yalnız ekonomik ve ticari değil
sosyal ve siyasi alanlarda da söz sahibi olan etkin bir sınıftır.
Çarşı’nın dine bağlılığı ve devrimci özelliği ise 18. Yüzyılın başına
kadar dayandırılabilir.
1905’de Kaçar Hanedanlığı’nda yaşanan anayasal devrim
şeker
ticareti
yapan
çarşı
grubunun
ekonomik
koşulları
beğenmeyerek ruhban sınıfı ile birlikte ayaklanması sonucu vuku
bulmuştur.
Çarşı’nın cami ile bağı ise İslam’ın ilk çağlarına tekabül
eder. Hz. Muhammed ve eşi Hz. Hatice’nin de ticaretle ilgili olması
ve Mekke’den başlayıp Kudüs’ten geçerek Şam’a giden kervanları
yönetmeleri ticari sınıf ile ruhban sınıfı arasındaki bağların temelini
oluşturmuştur. İran’da da diğer müslüman ülkelerde olduğu gibi
dini ulema aynı ailelerden gelir ve ticaret adamları bu ailelere en
fazla vergiyi ödeyerek onların eğitim, sosyal yardım ve dini
49
konulardaki hizmetlerine olanak sağlar. Bu durum dini ulemanın
toplum içindeki saygınlığının artmasına da neden olmuştur. Ayrıca
İran’da da ticaret adamları müminler ve marja-e taqlid denilen
ulema sınıfı arasında aracı görevi görmüştür (Hiro: 2005; 5-7).
“Çarşı” (Bazara) sınıfı İran’da sosyal, siyasi, ve ekonomik
alanlarda söz sahibi olan etkin bir sınıftır. Çarşı sınıfı da kendi
içinde sanayi
burjuvası, “butik” sınıf ve tüccar burjuvası,
“geleneksel orta direk”, olarak ayrıştırılabilir (Arı: 2006; 333). Butik
sınıf liberalizm yanlısı, batı medeniyetine eğilimli, burjuva sınıfıdır.
“Geleneksel orta direk” ise gelenekçi ve muhafazakar orta sınıftır.
İslam
rejiminden
önceki
dönemde
liberalizasyon politikalarına,
Rafsanjani
dönemindeki
Şah’ın
uyguladığı
rejimden sonra ise Hatemi ve
liberalizasyon
hareketlerine
karşı
çıkmışlardır.
İran çarşısı, her dönem halkın içinden gelen muhalefetin
temsilcisi olarak görülen bir sınıf iken, İslam devrimi süresince
iktidar yanlısı olmaları ve değişim rüzgarlarını desteklememeleri
ilgi çekicidir.
Bu durumun, İslami rejim içinde
Çarşı‘nın halk
temsilcisi kimliğinden çok muhafazakar kimliğinin ön planda
olduğunu gösterdiği söylenebilir.
Bonyadlar
İran’da çok sayıda özel ve devlete bağlı, İslami yardım
amaçlı vakıf bulunmaktadır. Sadece İran’ın dini liderine hesap
vermek durumundadırlar ve vergiden muaf tutulurlar. Ticaretten
üretime; dini–siyasi propogandadan, sanata her alanda faaliyet
gösterirler. Bu vakıflardan en büyükleri patronaj kitleleri harekete
geçirme ve siyasi baskı uygulama konusunda daha büyük
kapasiteye sahiptir. Bonyadlar finansal ve hukuki olarak bağımsız
bir kurumlardır ve yalnızca Imam’ın onların eylemleri üzerinde
gücü vardır.
İran’da en özerk yapı konumunda bulunan bonyadların
devlet kaynaklarını sınırsız kullanma hakkı bulunmaktadır ve
50
devlet bütçesinin %58’ini oluştururlar. Bütün vakıflar, moluk-e
tavayef (küçük kral) adı verilen
önemli dini figürler tarafından
yönetilirler. En büyük ve etkin vakıflar aşağıda sıralanmıştır:
•
Bonyad-e janbazan va mostafazan (Özürlüler ve
Bastırılmışar Vakfı)
•
Bonyad-e shahid ( Şehitler Vakfı)
•
Bonyad-e astan-e god-e rezavi (İmam Rıza Vakfı)
•
Bonyad-e panzdah-e khordad (15. Khordad Vakfı)
•
Bonyad-e eqtesad-e eslami (İslami İktisat Vakfı)
•
Bonyad-e Resalat (Kutsal Görevler Vakfı)
•
Bonyad-e Maskan (İmar Vakfı)
•
Bonyad-e Refahat (Refah Vakfı)
•
Sazeman-e Tablighat-e Eslami (İslami Propoganda
•
Bonyad-e Farabi (Farabi Vakfı)
Örgütü)
Ruhaniler
Ruhaniler; Humeyni’nin de devrim öncesinde dahil olduğu
manevi değerlerin savunucusu olarak anılan grubu temsil eder.
Dini hiyerarşide en üst kademe Marja-e Taqlid-e Motlaq’dır. Mutlak
emülasyon kaynağı olarak algılanır.
Ayatullah el- Uzma, Allah’ın büyük işareti anlamına
gelmektedir. Dünyada 20’yi aşkın Ayetullah el- Uzma bulunmakta,
ve bunlardan birçoğu da İran’da ikamet etmektedir. Ayetullah,
Allah’ın işareti, Huccet-ül İslam İslam’ın kanıtı, Tekat’ül İslam
Allah’ın güvendiği anlamına gelmektedir.
Aydınlar
Aydınlar, uluslararası sistemde farklı dönemlere göre öne
çıkan milliyetçi, sosyalist ve dini akımları takip eden entelektüel
elit sınıfı temsil etmektedirler. Aydınlar temel olarak siyasi ve
51
ekonomik amaçlarına göre iki farklı gruba ayrılmıştır; daha fazla
demokrasi talep edenler ve kaynakların eşit dağılımını savunanlar.
Radikal İslam’ın eleştirisi sonucu ortaya çıkan bu iki
grubun ortak noktası batı karşıtı olmalarıdır. Anılan iki görüşten
birincisi,
İslam’ın
sınırlandırılması,
sosyal
hukuk
hayat
devleti
üzerindeki
kurulması
ve
etkisinin
demokrasinin
desteklenmesi gibi düşünceleri savunmaktadır. İkinci tür aydın
görüşü
ise
ekonomik
olarak
sosyalist
eşitlikçi
bir
düzeni
savunmakla birlikte; radikal İslam’a karşı daha ılımlıdır. Ulemanın
günlük hayatla ilgili olaylara karışmasını eleştirirken, yalnızca
alınan kararların İslami kurallara uygun olup olmadığına
karar
vermesi gerektiğini düşünmektedir.
Diğer Gruplar: Kadın Hareketleri, Öğrenciler ve Dış
Baskı Grupları
Rejim ve sivil toplum arasında kendini konumlandırmış
olan etki grupları ve bireyler de vardır. Bunlar yarı muhalefet
(semi-opposition) olarak nitelendirilirler; Kiyan Okulu, Montazeri
gruplaşması, İran Özgürlük Hareketi, Iran-e Farde gruplaşması,
İslami Kadın Hakları örgütü bu gruplaşmlara örnek olarak
verilebilir.
Kadın Hareketleri
İran İslam Devrimi öncesinde, Şah zamanında
ülkenin geneline yayılmış olan sosyo ekonomik eşitsizlik iki tür
kadın tipi yaratmıştır: daha zengin, lüks tüketimi olan ve batılı
modern kadınlar; tarımla, toprakla uğraşan, ekonomik açıdan daha
güçsüz kadınlar. İslam Devrimi sosyo ekonomik olarak farklı olan
bölünmüş kadın gruplarını, tek tip İslami kadın yaratarak bir araya
getirmeye çabalamıştır.
Şah döneminin ardından kadınların sahip olduğu haklar
fazlasıyla
sınırlandırılmıştır.
Kadınların
madencilik
ve
tarım
okuması ya da avukat olarak çalışması yasaklanmış; sokağa
çıkarken hicab giymeleri zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca erkeklerin
52
tek taraflı boşanma hakkı ve çok eşli olabilme hakkı tekrar
gündeme gelmiş, kadınların çocukların velayetini alabilmeleri
yasalar ile neredeyse imkansız hale getirilmiştir. 1990’ların
başında ise İslami feminizm olgusunun ortaya çıkışı ile İslami
hukukun modern ve demokratik yorumunun yapılmasını savunan
“Yeni Dini Düşünce” (Now-Andishi-ye Dini) akımı güçlenmiştir (MirHusseini; 2006: 25).
Öğrenci Hareketleri
Günümüzde İran’da genç kuşağın hafızasında Şah
döneminin ya da İslam Devrimi’nin gerçekleştiği dönemin yer
aldığını söylemek güçtür. Bu durum, İran’da var olan İslami rejimi
devrimci
olarak
algılamalarını
oldukça
güçleştirmektedir.
Dolayısıyla İslam Devrimi döneminde doğan yeni genç neslin
olgunlaşmaya başlamasıyla24 sisteme karşı eleştirel duruşları da
etkinleşmeye başlamıştır.
İran’da öğrenci hareketleri yirmili yaşlarının başında
olanlar ve daha genç olanlar şeklinde iki grupta sınıflandırılabilir
(Khosrokovar; 2002: 8). İlk grup, Hatemi’nin destekçisi ve
takipçisidir, temelde eleştirel duruşları daha fazla siyasi özgürlük
alabilmek ile ilgilidir.
Öte yandan yaşları daha küçük olarak nitelenen orta okul
ve lise çağındaki gençlerin isteklerinin ise daha çok sosyal yaşam
ile ilintili olduğu göze çarpmaktadır. Karşı cinsle ilişkilerinde daha
özgür olmayı, partiler düzenleyip, alkol tüketebilmeyi ve müzik
dinleyebilmeyi istemektedirler. Genç grup devlet politikasını
kendilerine karşı duyulan güvensizlik olarak algılamakta ve daha
fazla sorumluluk talep etmektedir.
Öğrenci hareketinin ortaya çıkışı devrimci siyasetin
gözden geçirilmesi ve yeni bir sosyal gücün İran’ın siyasi hayatına
girmesi anlamına geldiğinden kritiktir. Öğrencilerin önemli bir
bölümü sosyal sisteme neredeyse tümden karşı çıkmaktadır.
24
İran’ın 2006 sayımına göre 70.472.846 kişi olan nüfusunun %65’i 25 yaşın altındadır.
53
1968’de Avrupa’daki öğrenci hareketlerinden ilham alan
öğrenciler, Şah’ın rejimine karşı çıkan ve İslam Devrimi’ni
destekleyen en önemli gruplardan biri olarak çıkmıştır
(Ali M.
Ansari: 2006; 118). Günümüzde de reformcu kampa dahil olmaları
azımsanmamalıdır.
Dış Baskı Grupları: İslami Marksistler, Kürtler ve
Sünniler
İran
İslam
rejimine
dışarıdan
karşı
olan
gruplar
Monraşistler, İslami Marksistler, Kürtler ve Sünniler olarak
belirtilebilir. Bu noktada, anılan gruplardan söz edilecektir.
İslami Marksistler
Devrim öncesindeki Tudeh partisinin devamı olan grup,
totaliter tek parti sistemine dayalı sosyal devlet anlayışını
savunmaktadır. Irak’ta konumlanmış olan Halkın Mücahitleri
Örgütü temel olarak İslami Marksist kabul edilmektedir. Mücahit ve
İran Zamin İslami marksistlerin yayın organı olarak bilinmektedir.
Kürtler
İran nüfusunun %51’ini Meşhed, Şiraz, Kirman ve İsfahan
da yaşayan Farslar, %24’ünü kuzeybatıda yaşayan
Azeriler ,
%8’ini kuzeyde yaşayan Gilek ve Mazandaraniler, % 7 sini Irak
ve Türkiye sınırına yakın yaşayan çoğunluğu Sünni olan Kürtler ,
%3’ünü petrol zengini Kuzistan bölgesinde yoğunlaşan Araplar,
%2 ‘si göçebe hayat süren ve genelde batıda bulunan Lurlar, %2
sini Pakistan sınırına yakın Belluçlar, %2’sini Türkmenler ve %
1’ini diğer etnik gruplar oluştururlar.25 İran’da yaşayan beş milyon
Kürt’ün %30’unun Şii kökenli olması, ve söz konusu Şii Kürtlerin
bölgedeki diğer Kürtlerle işbirliğine yanaşmamaları, İran Devleti’nin
yakın tarihte
Kürtleri yönetebilmesini kolaylaştırmıştır. Bununla
birlikte özellikle PKK’nın uzantısı olarak görülen PJAK ve İran,
25
Ayrıca Farsça ve Lehçelerini toplumun %58’i, Türkçe ve lehçelerini %26’sı, Kürtçe
%9’u, Luri %2si, Belluca’yi % 1’i konuşur.
54
Türkiye, ve Suriye’de Kürt yoğunluklu nüfusun olduğu bölgeleri
alarak otonom bir Kürt bölgesi kurulmasını hedefleyen İran
Kürdistan Demokratik Partisi son dönemde Şii Kürtlerin diğer
Kürtlerle birleşmeme yönündeki dirençlerini kısmen de olsa
kırabilmiştir (Keskin; 2008).
ABD’nin 2003 Irak müdahalesinin ardından, ABD ile
Ortadoğu’da Kürt Toplumu’nun ve liderlerinin yakınlaşması İran’da
rejimi tehdit eden unsurlardan biri olarak görülmektedir.
Sünniler
Şiilerin çoğunluğu, Farslardan ve Azerilerden; Sünnilerin
çoğunluğu ise Kürt, Türkmen ve Belluçlardan oluşmaktadır.
Nüfusun %90’a yakınının Şii olması dini olarak homojenite
sağlamasına rağmen; Şiilerin İslami rejimin kurucusu ve doğal
olarak başat gücü konumunda bulunması Sünnileri rahatsız
etmektedir. İran içinde Sünnilerin Şiilerle eşit haklara sahip
olmasını isteyen Sünniler, Pakistan ve Londra’yı üs olarak
kullanarak
diplomatik
araçlarla
birlikte
agresif
politikalar
izlemektedirler.
Sünni gruplar İran içinde silahlı çatışmalar, Amerika ve
İngiltere’de
yapılan
lobicilik
faaliyetleri
ve
batılı
medyanın
kullanılması ile etkinleşmeye çalışmaktadırlar.
İran Devrimi sonrasında Siyasi Parti Sistemi
İran’da
söz
konusu
sosyal
sınıflar
koşullara
göre
gruplaşarak siyasi hayata dahil olurlar. Anılan gruplar, yaygın ve
etkin bir parti kültüründen çok etkin olarak örgütlenemeyen küçük
gruplar
oluştururlar.
Bu
gruplar
varolan
rejimlerden
hoşnutsuzluğun en üst düzeye çıktığı dönemlerde ortak bir çatı
altında kendilerini tanımlar ve pragmatik bir birleşme eğilimi
gösterirler. İstenen reform ya da devrimin gerçekleşmesinden
sonra baskın olan grup diğer(ler)ini tasfiye eder ve pragmatik
bütünlük kendi arasında tekrar küçük gruplara ayrışır. Bu durum
55
İran’da siyasi bir ritüel halini almıştır.
İran İslam Devrimi döneminde tam da aktarılan ritüelin
yaşandığı söylenebilir. Örneğin, Devrim’den önce İslami kesim ile
işbirliği yapan radikal sol parti Tudeh, seçimden sonra Humeyni
tarafından tasfiye edilmiştir.
İran’da
sosyo-
ekonomik
eşitsizliğin
neden
olduğu
toplumsal huzursuzluk, Şah iktidarına karşı oluşturulmuş küçük
grupların din şemsiyesi altında birleşerek, büyük bir muhalefet
hareketine dönüşmesine olanak sağlamıştır. (İran sosyal ve
kültürel yapısının % 90 gibi bir çoğunlukla Şii olması ve bu
anlamda homojen yapısı anılan küçük grupları birleştiren,
kolaylaştıran etmen olarak anlaşılmalıdır).
2009 seçimlerinin ardından yaşanan olayların olası bir
devrim veya reforma işaret edip etmediğini anlamak için İran İslam
Devrimi öncesinde var olan
ve sonrasında oluşan gruplar
değerlendirilmelidir.
İran İslam Devrimi radikal sağdan, komünizme farklı
birçok
görüşü
bir
araya
getirdiği
için
Humeyni’nin
muhafazakarlığına dayalı İslami rejim aslen kaygan bir zemine
oturtulmuştur.
Söz
konusu
kaygan
zemin,
Humeyni’nin
taraftarlarının kendilerini yeni bir terimle bonyadegar olarak
tanımlamalarıyla
farklılaşmıştır
(Abrahamian;
1993:
19).
Kendilerini muhafazakar ve Humeyni ye bağlı olarak tanımlayan
bu grubun aksine, Humeyni daha çok sosyopolitik konular ve
üçüncü dünya popülizmi ile ilgilenmiştir. Orta sınıfın daha alt
sınıfları harekete geçirdiğine inanan söz konusu eğilim, populist
politikalar, karizmatik bir lider ve figürlerle işlevsel zemin
bulabilmekte idi. Humeyni de, aktarılan paradigma ile paralellik
gösterecek şekilde kişisel karizmasını pekiştirmeyi ve küçük
burjuvaya
dayalı
özel
mülk
prensibini
ortadan
kaldırmayı
amaçlamıştır (Brumberg; 2001: 11). Böylece halkın desteği ile
gücün kendi üzerinde toplanmasını sağlayabilmişti.
56
Devrim Öncesi Gruplar
Devrim öncesi gruplar radikal İslamcılar, ılımlı İslamcılar,
milliyetçiler, liberaller, ve ılımlı solcular olarak farklılaşmaktadır.26
Radikal İslamcılar, kendilerini Şah’a ve monarşiye karşı olarak
tanımlamıştır. Devrim döneminde devletin önemli pozisyonlarına
gelecek olan devrim öncesi radikal İslamcı isimlerden bazıları;
Büyük Ayetullah Humeyni, Haşimi Rafsanjani, Ali Hamaney gibi
kilit figürlerdir. Humeyni’nin son dönemlerine kadar varlığını
sürdürecek olan
Cumhur-i İslami partisi de bu grup tarafından
kurulmuştur.
Ilımlı İslamcılar, Şah’ın yetkilerinin, dolayısıyla monarşinin
sınırlandırılmasını istemişlerdir. Ilımlı İslamcılar için milliyetçilik itici
güç olmuştur.
kimliğiyle
ön
Meşrutiyeti savunan bu grubun içinde Azeri
plana
çıkan
Ayetullah
çekmektedir.
İran’ın
kuzeyinde
adlandırılan
bölgedeki
Azeri
Güney
Şeriatmaderi
dikkat
Azerbaycan
olarak
Toplumu’nun
sesi
olarak,
parlementer sisteme dayanan meşrutiyeti istemesi anlamlıdır.
Milliyetçiler,
demokrasiye
dayalı
İslami
Cumhuriyeti
savunmuşlar, İslam otoritesine karşı olmuşlardır. Ilımlı solcular,
devrimin gerekliliğine inanmakla birlikte, devrimin İslami yapısının
öneminden çok toplumsal ve ekonomik alanda yapılacak radikal
değişikliklerle, sosyal eşitliği sağlamanın önemini vurgulamışlardır.
Devrim sonrasında rejim muhalifleri olarak, çeşitli ülkelerde ve
İran’da faaliyet gösterecek olan Halkın Mücahitleri Örgütü,
(Mujaheddin-i Khalq) tam anlamıyla sosyalist olmamakla birlikte
İslam’ın sosyalist sayılabilecek bir yorumunu yapmalarından ötürü
bu grubun parçası olarak değerlendirilebilir. Radikal Solcular ise
komünizm yanlısıdır. Devrim öncesinde İslami kesimden sonra en
güçlü oluşum komünizm yanlısı sol parti Tudeh’tir.
Devrimden sonra anılan gruplar homojenite sağlamak
amacı ile çeşitli nedenlerle Humeyni tarafından tasfiye edilmiştir.
26
Oğuz, S., Çakır, R., “Hatemi’nin İran’ı” İstanbul, İletişim, 2000.
57
İran’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1989 yılında
Rafsanjani’nin isteği ve Humeyni’nin onayı ile kapatılana kadar
Cumhur-i İslam adlı verilen İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinde de
aktif rol almış olan parti etkindir. İran-Irak Savaşı’nın bitişinin
ardından dış tehditlerin görece azaldığı bir dönemde Cumhur-i
İslam
partisi
içinde
gruplaşmalar
başladığı
gerekçesi
ile
Rafsanjani, Humeyni’den Cumhur-i İslam partisinin kapatılmasını
istemiştir.
İran İslam Devrimi Dönemi’nde Siyasi Yelpaze
İran’da
İslam
ardından başlayan
Devrimi’nin
gerçekleşmesinin
hemen
İran-Irak Savaşı (1980-1988), rejim içinde
farklılaşan grupların dış tehdide karşı birleşmelerine sebep olmuş
ve savaşın bitimine kadar İran iç siyaseti istikrarlı bir görünüm
çizmiştir. Savaşın sonlarına doğru İran’da iç siyasetinde var olan
eğilimler ön plana çıkmıştır. Anılan eğilimler; Hüseyin Musevi’nin
desteklediği Muhafazakar sol, Haşimi Rafsanjani’nin başını çektiği
Ilımlı liberaller, özellikle Ruhanilerin başkenti olarak görülen Kum
Merkezli Muhafazakar kanat olarak tanımlanabilir.
Anayasa revizyonunun gündemde olduğu, rehber ve
cumhurbaşkanı ile birlikte devletin yönetim kadrosunun yeniden
belirleneceği bir dönemde, 1988’de Iran–Irak Savaşı’nın bitişinin
hemen ardından yaşanan kriz İslami rejimdeki söz konusu
gruplaşmaların yansıması olarak da düşünülebilir.
İran’da Humeyni’nin ardından Büyük Ayetullah Hüseyin
Montazari’nin Rehber olması beklenmiştir. Dini yetkinliği ve halk
arasındaki saygınlığı nedeniyle bu göreve uygun görünen
Montazari, Humeyni’nin ölümünden önce yaptığı liberal olarak
değerlendirilebilecek açıklamalar nedeniyle üyesi olduğu Anayasa
Korucular Konseyi’nden istifaya zorlanmış ve Rehber olması
engellenmiştir. Büyük Ayetullah olan
Hüseyin Montazari’nin
İran’da siyasi sistemin revize edilmesi gerekliliğini dile getirmesi
muhafazakar kanat tarafından hoş karşılanmamıştır. Montazari,
58
İran’da
daha
açık
ve
höşgörülü
bir
devlet
anlayışının
benimsenmesi gerekliliğini vurgulaması, İslam Devrimi’nin 10
senesinin
eleştrisinin
yapılması
gerektiğinin
konuşmalarının yazılı ve sözlü medyada
altını
çizen
yayınlanması gibi
sebeplerle Uzmanlar Konseyi tarafından Rehber olmak için uygun
aday olarak görülmemiştir.
Montazari yalnız iç siyaseti konu edinen eleştirileri
nedeniyle değil, aynı zamanda İran’da resmi politika olarak
benimsenen batı karşıtlığı görüşünü de ihlal ettiği gerekçesiyle de
dışlanmıştır. 1986 yılında İran-Contra adıyla tarihe geçen olayda
Hüseyin
Montazari
ile
birlikte
çalışan
Mehdi
Haşemi’nin
Amerika’dan silah alma girişimlerinde bulunduğu iddia edilmiştir.
Mehdi Haşemi’nin ve Hüseyin Montazari’nin söz konusu eylemleri
devrim karşıtı olarak algılanmış, Mehdi Haşemi öldürülmüş,
Hüseyin Montazari’nin ise, belirtildiği üzere,
istifası istenmiştir.
Henüz Humeyni ölmeden gerçekleşen bu olaylar İslam Devrimi’nin
tek tip düşünceden ortaya çıkmadığını göstermektedir. Söz
konusu olayda Rafsanjani- Hamaney ittifakına karşın Haşemi–
Montazari
ittifakı gözlemlenmiştir. Anılan devlet adamlarının
günümüzde halen etkin olmaları ve özellikle Rafsanjani’nin karşı
kampa yaklaşmış olması dikkatlerden kaçmamalıdır.
1989’da yaşanan anayasa ve siyasi düzen ile ilgili krizlerin
ardından 1994’de sol eğilimli Asr-e Ma gazetesinde Behzad
Nabavi tarafından yayınlanan yazı dizisinde, İran’da siyasi
yaşamının yeni kategorilerinden söz edilmiştir (Moslem, 2002: 9293). Humeyni’nin ölümü ve müteakip olarak 1992’de yapılan 4.
meclis seçimlerinin ardından İran’da var olan gruplanmalar
yeniden tanımlanmıştır.
Ekonomi temelli bir gruplaşmaya gidildiği düşünülerek,
siyasi yelpaze geleneksel sağ ve dinamik sağ olarak ikiye
ayrılmıştır. Dinamik sağ Rafsanjani yanlılarını tanımlamak için
kullanılmıştır. Rafsanjani ve onu destekleyenler sosyo–kültürel
olaylarda daha liberal bakış açısını benimsemişler ve modern
59
endüstriyel ekonomiye dahil olunarak dış borçlanma, yüksek oranlı
vergilendirme,
ve
Dünya
Bankası
tarafından
yapılandırılan
kalkınma programlarına uyum sağlamaktan yana olmuşlardır.
Siyasi spekturumun diğer tarafında ise geleneksel sağ olarak
nitelendirilen Natık Nuri yanlıları bulunmuştur. Çarşı’nın ekonomik
sistemini devam ettirmesini istemişler, modern vergilendirme ve
bankacılık sistemini yerleştirilmesine karşı çıkmışlar,
kurallarının
sosyo–kültürel
hayatta
daha
fazla
şeriat
etkinleşmesi
gereğini vurgulamışlardır.
Yukarıda sözü edilen iki grubun anlaşabildikleri tek nokta,
faydacı dış politika eğilimleri gibi görünmektedir. Siyasi sağ kanat
dışında, sol kesimde de “yeni sol” diye bir oluşum gözlemlenmiştir.
Yeni Sol Hareketi, 1996 yılında kurulan İslami Devrimin Değerlerini
Savunma Birliği (jame’-e defa’-e az arzeshha-ye engelab-e eslami)
ile yeni sol hareketi bir anlamda kurumsallaşmıştır (Buchta, 2000:
18). “Yeni sol” eşitlikçi İslami cumhuriyet ve anti Amerikan
görüşleriyle eski soldan, şeriata bağlılıkları ve Batı kültürünü
reddedişleriyle ise geleneksel sağdan izler taşımaktadırlar.
1994 yılında tanımlanan siyasi yelpaze, günümüze kadar
küçük çaplı değişiklikler ve sapmalarla ulaşmıştır.
Siyasi parti
kültürünün yeni oluşturulmaya başlandığı çoğu İranlı siyasetçi
halen siyasi baskı grupları ile çalışmayı tercih etmektedir. Siyasi
partiler ise genellikle seçimlerden önce kurulup, seçimlerin
ardından kısa bir süre sonra dağıtılmaktadırlar.
İslami Devrim’den Sonra Yapılanan Siyasi Oluşumlar
Cumhur-i
İslam’ın
kapatılmasından
ve
Humeyni’nin
ölümünden sonra muhafazakar gruba yakın ancak nispeten daha
ılımlı ve liberal Rafsanjani cumhurbaşkanı olduğunda, devrim
öncesi dönemde ayrışan, ancak Humeyni’nin devrim söylemleri ile
bir araya gelebilmiş olan küçük gruplar, yeniden partilere
ayrışmaya başlamışlardır. Aslında hepsi de Devrimin Çocukları
olan bu partiler, muhafazakar sağ, liberal sağ, geleneksel sol ve
60
modern sol olarak ayrışmıştır ( Oğuz ve Çakır, 2000: 7).
Militan Din Adamları Topluluğu (Came-ye Ruhaniyet-i
Mübariz-CRM)
Cumhur-i İslami’nin kapatılmasından sonra gelenekçi
ticari sermayeyi elinde bulunduran Çarşı sınıfının (Bazara)
desteklediği, sağ, İslami muhafazakar partidir. 2000 seçimlerinde
reformist Hatemi’ye yenilen muhafazakar Natık Nuri ile 2005
seçimlerinde Ahmedinejad’a yenilen, uzlaşma meclisi başkanlığı
yapmakta
olan liberal görüşlü Rafsanjani bu partinin konsey
üyeliğini yapmışlardır.
Onarımın Uygulayıcıları (Kargozaran-ı Sazendegi-G6)
İran – Irak Savaşı’nın uzun sürmesi, dolayısıyla maliyetli
olması ve petrol fiyatlarındaki düşüş sonucunda kötüye giden
İran
ekonomisini
onarmak
amacıyla
başlatılan
ekonomik,
toplumsal ve kültürel liberizasyonu savunan örgüttür.
Başta
Haşimi
Valisi
Rafsanjani
ve
Hatemi
döneminin
Tahran
Gülamhüseyin Kerbasçi olmak üzere çeşitli
bürokrat ve
teknokratlar tarafından 1996 yılında kurulmuştur. Bu grup reformist
Hatemi ile Muhafazakar Natık Nuri’nin mücadelesine dönüşen
1997 seçimleri sırasında Hatemi’yi destekleyerek seçilmesini
sağlamışlardır. Basını politikada etkin bir silah olarak kullanan bu
grubun yayın organları İran, İran Daily ve İttialat gazeteleridir.
Militan Din Adamları Birliği (Mecma-yı Ruhaniyun-u
Mübariz-MRM)
Mart 1988’de Humeyni’nin izni ile CRM’den ayrılarak
kurulan MRM, reformist çizgide kendini “geleneksel sol” olarak
tanımlayan bir örgüttür. 1997- 2005 döneminde cumhurbaşkanlığı
yapmış olan Muhammed Hatemi ve Hücettülİslam Mehdi Kerrubi
bu grubun kurucularındandır. Bireysel özgürlükleri
ve sınıfsal
eşitliği ön plana çıkarmışlardır (Oğuz ve Çakır, 2000: 58).
İran İslam Devrimi’nin Mücahitleri Örgütü (Sazıman-ı
Mücahiddin-i İnkılab-ı İslami-yi İran)
61
“Modern sol” olarak kendini tanımlayan bu grubun genel
hatlarıyla bakıldığında geleneksel sola yakın bir duruşu vardır.
Geleneksel İran İslam Devrimi siyasi kültüründen,
uluslararası
sistemdeki değişikliklere göre esneklik gösterebilen, ılımlı kültürel
politikalar yürütebilen ve diğer gruplarla etkileşim içinde kalmayı
tercih eden bir grup olarak ayrışabilir.
Ensar-i Hizbullah (Allah’ın Partisi’nin yoldaşları)
Sağ ve sol gruptan bağımsız olarak,
İslami rejime bağlı bir gruptur.
Humeyni’ye ve
Muhafazar kanadın
aktif gücü
olarak da tanımlanabilir. Batılı yaşam tarzını simgeleyen alışveriş
merkezleri ve semtlerde gösteriler düzenlemiş, Hatemi döneminin
ılımlı, reformist Tahran Valisi Kerbasçi gibi siyasi aktörlere yönelik
gösteriler ile muhafazakar kanadı desteklemişlerdir.
Nehzet-i Azadi-yi İran (İran Özgürlük Hareketi)
İslam Cumhuriyeti yanlısı olan, siyasi iktidarın dini tekel
kontrolünde olmasına karşı çıkan gruptur. Rehberin mutlakiyetine
karşıdırlar ve rejimin cumhuriyetçi yanının demokrasi ile ön plana
çıkması gerektiğini savunurlar.
Son dönemde ise kurulan iki yeni parti özellikle
dikkat çekmektedir. 2005 başkanlık seçimlerinde 6. Meclis
sözcüsü olan Mehdi Kerrubi Ulusal Güven Partisi’ni kurmuştur.
2004 meclis seçimlerine yeni bir parti olarak katılan İran Kalkınma
Koalisyonu (Abadgaran) koltukların çoğunluğunu alarak takip eden
dönemde etkinleşmiştir.
Humeyni’nin ölümünün ardından ortaya çıkan söz konusu
gruplar, İran iç siyasetinde görülen ayrışmaların da temelini
oluşturmaktadır. İran’da ılımlı ve radikal gruplar arasında 2009
seçimlerinin ardından yaşanan politik çekişme yeni değildir.
Kanımızca uluslararası kamuoyunu meşgul eden ya da İslam
Devrimi sonrası dönem için “yeni” kabul edilebilecek olan husus;
politik ayrışma değil, ayrışmanın doğurduğu şiddetinin yükselmesi
şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
62
BÖLÜM – 3–
2009 SEÇİMLERİ
VE
İRAN DENKLEMİNİN OYUNCULARI
ETKİN FİGÜRLERE İLİŞKİN
BİYOGRAFİK DEĞERLENDİRMELER
63
Her ne kadar, günümüz uluslararası sistemi, devletlerin
uluslararası ve ulus–ötesi kurumların hatta sistemin kendi
dinamiklerinin
etkisi
ve
devletlerin
geçmişten
gelen
klasik
iktidarlarının etkisindeyse de; özellikle İran gibi bir ülkede birey
bazındaki
politik
figürlerin
önemini
koruduğunu
söylemek
mümkündür.
Ayrıca İran seçkinleri son dönemde, Türk kamuoyuna hitap
eden görsel ve yazılı basın organlarında “sıkça yinelenen Farsça
sözcükler” halini almış, söz konusu şahısların geçmişleri ve
eğilimlerine hemen hiç değinilmemiştir. Bu tip “analizler” ile çok
yanlış sonuçlara varmak,
örneğin örneğin Musevi’yi “sisteme
geçmişten beri muhalif bir reformist”, Ahmedinejad’ı “eğitimsiz ve
kariyeri olmayan bir politikacı”, Hamaney’i “Rehberlik görevi
öncesinde Humeyni’ye denk bir dini makam sahibi molla” olarak
görmek hiç de zor değildir.
Gelinen noktada, Türk kamuoyunu bilgilendirmek açısından
İran
elitlerine
yönelik
kısa
bir
“kim,
kimdir?”
bölümünün
bilgilendirici olacağı düşünülmektedir. Bu bölümde, salt 2009
seçimleri baz alınmamıştır. Kuşkusuz bu analiz, bir düşünce
kuruluşunun ortaya koyduğu bir çalışmadır ve yalnızca sistemi
gerçekten
belirleyen
figürleri
esas
almaktadır.
Örneğin,
Pasdaran’ın Komutanı General Caferi, sistemin kritik bir belirleyeni
olarak düşünülmektedir.
Böylelikle
amaçlanan,
okuyucunun
salt
bu
çalışma
kapsamında değil, İran’a ilişkin tüm entelektüel etkinliklerinde,
okuduğu metinlerin yabancı “Farsça isimler” ile dolu olmamasını
ve konuyu olduğundan çok farklı bir içerikte sunan yanlış
değerlendirmelerden kaçınmasını sağlayabilmektir.
Özellikle, İran ile komşu olan ve söylenegeldiği üzere Kasr-ı
Şirin’den itibaren sınır anlaşmazlığı olmamasına karşın, bu ülke ile
yakın geçmişte önemli sorunlar yaşamış olan Türkiye’de, söz
konusu gereksinim önemli ölçüde hissedilmektedir.
64
a. ‘Ayetullah’ Ali Hamaney
Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın dini lideri olup en yüksek
otoriteye sahip kişidir. Hamaney’in veto yetkisi, İran’ın politik
işlemlerinde
nihai
karar
muhafazakar
kurumlarının
kimliğindedir.
görünen
yüzü
Rehber,
ve
ülkenin
devrimin
üç
tanımlayıcı etki unsurundan biri olarak yaygın bir şekilde kabul
görmüştür.
2005’te göreve gelişinden günümüze Batı’nın dikkatini
üzerinde toplamış olan Cumhurbaşkan Ahmedinejad’a rağmen,
anayasal olarak İran’daki en önemli kişilik, Yüce Lider (rehber)
rolünü üstlenen kişi Ayetullah Hamaney olmuştur.
Ayetullah
Hamaney
1989
yılında
İran
İslami
Cumhuriyeti’nin kurucusu ve de ilk Yüce Lider olan Büyük
Ayetullah Humeyni’nin yerine geçmiştir. Ondan önce de 19811989 yılları arasında art arda iki dönem cumhurbaşkanlığı
yapmıştır. Büyük Ayetullah Humeyni ruhban sınıfının en yüksek
mevkisinde (merci-i taklid) yer almaktaydı. Bu nedenle Ayetullah
Hamaney göreve geçtiğinde daha alt mevkideki bir ilahiyatçının
göreve gelebilmesi için anayasanın değiştirilmesi gerekmiştir.
Sorgulanan Güçler
Cumhurbaşkanlığı
süresince
sol
eğilimli
olduğunu
düşündüğü ve o dönemde başbakan olan Ali Hüseyin Musevi ile
aralarında sık sık anlaşmazlıklar meydana gelen Hamaney’in
Büyük Ayetullah Humeyni’nin ölümü üzerine Yüce Lider görevini
üstlenmesinden sonra aldığı ilk kararlardan biri başbakanlığı
kaldırmak olmuştur.
Ayetullah Hamaney genellikle selefinin sahip olduğu
etkileyicilik ve halk desteğinden yoksun olarak değerlendirilmiştir.
Cumhurbaşkanı görevinde edindiği yetki ve ilişkilerini Yüce Lider
kurumuna taşıyarak ve İran’daki güvenlik güçleri ile diğer
kurumlarla temaslarını geliştirerek sağlamlaştırmıştır.
1997 yılında hiyerarşide daha üst sırada yer alan Alim
65
Ayetullah Hüseyin Ali Montazari ile fikir ayrılığına düşmüştür;
çünkü İran’ daki başlıca muhaliflerden biri olan Ayetullah
Montazeri, Yüce Lider’in yetkilerini sorgulamıştır.Montazari’nin söz
konusu hareketi okulunun kapanması, Kum’ daki ofisinin saldırıya
uğraması ve bir süreliğine gözaltına alınması ile sonuçlanmıştır.
Muhafazakar Kontrol
Yüce lider (rehber) olarak Ayetullah Hamaney’in Koruyucu
Konsey’in üyelerini doğrudan ve dolaylı olarak seçme yetkisi
vardır. Bu meclis seçimlerden, hem oylamadan hem de adayların
saptanmasından, sorumludur.
2004 yılında muhafazakarların
oyların %70’ini aldığı seçimlerde, Koruyucu Konsey, içinde ılımlı,
reformcu görüşe sahip kişilerin ve önceki hükümet üyelerinin de
bulunduğu yüzlerce kişiyi seçim dışında bırakmıştır. Yüce Lider’in
kardeşi Hadi Hamaney dahi anılan durumu İran demokrasisini
zedelediği
iddiasıyla
eleştirmişse
de,
Ayetullah
Hamaney
muhafazakar Koruyucu Konsey’ in denetleyici rolünde ısrarcı
olmuştur.
Dini Yönetim
Yüce Lider Hamaney, Ağustos 2009’ da Meclis’ in basın
yasasıyla ilgili olarak verdiği kanun taslağını Koruyucu Konsey’ in
reddetmesini desteklemişir. Devletin haber ajansında belirtildiği
üzere Parlamento’ ya yazdığı bir mektupta mevcut yasanın İslam
düşmanlarının
basını
kontrol
etmesini
önlediğini
söylemiş,
mektupta “Bunun içindir ki yasanın herhangi bir şekilde tekrar
yorumlanması, ülke menfaatlerine hizmet etmez” demiştir. Mektup
meclis içinde “Meclis’in ve Koruyucu Konsey’in” gücü üzerine
tartışma ve kavgalara neden olmuş sonuçta basınla ilgili kanun
tasarısı geri çekilmiştir.
Ayetullah
Hamaney
reformcu
akademisyen
Haşim
Aghajari olayına da müdahale etmiştir. Kasım 2002’ de Aghajari,
Müslümanlar’ın liderlerini koşulsuz izlemektense Müslümanlık’ı
tekrar
yorumlamaları
gerektiğini
66
söylemiş,
bunun
üzerine
mahkeme
protestolar
Aghajari’
yi
artarken
ölümle
cezalandırmıştır.
Hamaney
cümlenin
Başkentte
tekrar
gözden
geçirilmesini gerektiğini söylemiş ve idam cezası hapis cezasına
çevrilmiştir.
Mayıs 2003’ te yüzün üstünde milletvekili Ayetullah’ a açık
bir mektup yazarak, İslami sistemin devam etmesi yönündeki
engelleri reformlarla kaldırmadığı sürece sistemin tehlikede
olacağı yönünde uyarıda bulunmuşlar ve İran’ın dikatatörlükle
demokrasi
arasında
kesin
bir
yol
ayrımında
olduğunu
söylemişlerdir. Mektup iki İran websitesine yollanmış, ancak 24
saat sonra görevliler tarafından kaldırılmıştır.
Dış İlişkiler
1981’deki
Cumhurbaşkanı
olarak
yaptığı
açılış
konuşmasında Ayetullah Hamaney sapmaları, liberalizmi ve
Amerikan etkisi altındaki solcu hareketleri bastıracağına dair
yemin etmiştir.
Haziran 2003’te reformcu öğrenciler ayaklandığında
Ayetullah Hamaney geç kalmadan bu tarz hareketlerin tolere
edilmeyeceğini açıklamış ve ABD’yi olayları yönlendirmekle
suçlamış, “ Liderlerin, düşmanların paralı askerlerine karşı
merhamet duyma hakları yoktur” demiştir.
ABD’ nin Irak’la yaptığı savaş boyunca ve sonrasında
Washington’un politikalarını sert bir dille eleştirmiş ve “Irak işgali
ABD’nin yutabileceği bir lokma değildir” demiştir.
2009’da ABD Başkanı İran’a diplomatik bağlantılarda yeni
bir başlangıç yapmayı önerdiğinde ise Hamaney’in cevabı suskun
kalmak olmuştur.
İran Yeni Yılı Mesajı’nda (2009) öğrencilere hitap ederek,
Amerika’nın İsrail’ e desteğini seslendiren ve teyit eden tutum ve
politikalarında değişim görmediğini ancak Başkan Obama’nın
ABD’nin pozisyonunu değiştirmesi halinde İran’ın da aynı şekilde
hareket etmeye hazır olacağını söylemiştir.
67
b. Dr. Mahmud Ahmedinejad
Dr. Mahmud Ahmedinejad 1956 yılında, Garmsar şehri
Aradan köyünde doğmuştur. Bir yaşında ailesiyle birlikte Tahran’ a
taşınmış, ilk ve orta dereceli okulları burada bitirmiştir. 1975’ te
yüksek bir puanla üniversiteyi kazanmış, Tahran’ da Bilim ve
Teknoloji Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’nde akademik hayatına
başlamıştır. 1986 yılında eğitimine aynı üniversitede yüksek lisans
seviyesinde devam etmiştir. 1989 yılında Bilim ve Teknoloji
Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi Kurulu üyesi olmuştur.
1997’ de Ulaşım ve Planlama Mühendisliği üzerine Bilim ve
Teknoloji Üniversitesi’nden doktorasını almıştır.
Üniversitede ders verdiği süre içinde birçok bilimsel
makale yazmış, birçok dalda bilimsel araştırmalara katılmıştır.
Aynı dönemde master ve doktora düzeyindeki öğrencilerin yapı
işletmesi, inşaat mühendisliği, yol ve ulaştırma gibi konulardaki
tezlerinde danışmanlık yapmıştır.
Dr. Ahmedinejad İslam Devrimi öncesinde henüz bir
öğrenciyken dini ve siyasi toplantılara katılmaya başlamıştır. İslam
Devrimi’ nin başarılması sonucu Bilim ve Teknoloji Üniversitesi
İslami Öğrenciler Topluluğu’ nun kurucu üyesi olmuştur. Savaş
yılları boyunca Dr. Ahmedinejad, Gönüllü Kuvvetler (Besiç)’ in
savaş alanındaki farklı bölüm ve bölüklerinde, özellikle de savaş
mühendisliği bölüğünde, savaşın sonuna kadar aktif olarak hizmet
etmiştir.
Dr. Ahmedinejad evli ve ikisi erkek biri kız üç çocuk
babasıdır.
Kariyer Geçmişi
•
Maku idarecisi
•
Khoy idarecisi
•
Kürdistan Bölgesi Genel Yönetimi Danışmanı
68
•
Kültür ve Yüksek Eğitim Bakanlığı Kültürel İşler
Danışmanı (1993)
•
Ardabil Bölgesi Genel İdarecisi (1993-1997)
•
Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
Kurulu üyesi (1989-...)
•
Tahran Belediye Başkanı (2003-2005)
•
24 Haziran 2005’ te yapılan 9. Başkanlık Seçimleri’
nde İran Halkı tarafından Devlet Başkanı seçilmiştir.
•
12 Haziran 2009 tarihli Başkanlık Seçimleri’nde
tekrar Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.
İdari pozisyonları, akademik kariyer ve bilimsel ilgilerinin
ötesinde Dr. Ahmedinejad aşağıda sunulan alanlarda çalışmalar
yürütmektedir.
•
Gazetecilik; çeşitli politik, kültürel, ekonomik, sosyal
makaleler yazma,
•
Hamshahri Gazetesi yöneticiliği görevini yürütme,
(Hamshahri gazetesinde düşünürler, öğrenciler vb. için Hamshahri
for Passangers, Diplomatic Hamshahri, Youth Hamshahri, Monthly
Hamshahri ve birçok ekstra sayfa bulunmaktadır.)
•
Iran Tunnel Society üyesi,
•
İran İnşaat Mühendisleri üyesi,
•
Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İslami Öğrenciler
Topluluğu ilk merkez konseyi üyesi,
•
İran’ da Üniversite ve Yüksek Eğitim Enstitüleri İslami
Topluluklar Birliği ilk merkez konseyi üyesi,
c. ‘Huccet-ül İslam’ Ali Ekber Haşimi Rafsanjani
Ali Ekber Haşimi Rafsanjani, 1980’ den beri İran siyasetinin
dominant
bir
figürüdür.
Pragmatik-muhafazakar
69
olarak
tanımlanmakta, dini yapının bir parçası olmakla birlikte, geniş bir
spektrumda her türlü düşünceye açık ve Batı’yla ilişkiler üzerine
oldukça faydacı biridir.
Rafsanjani
1997’ye
kadar
sekiz
yıl
boyunca
cumhurbaşkanlığı yapmış, 2005 yılında tekrar girdiği seçimlerde
ikinci turda Ahmedinejad’a karşı kaybetmiştir. Bu tarihten itibaren
Ahmedinejad’a açıkça muhaliftir.
Rejimin en güçlü iki unsurunun başı olarak hala İran
siyasetinin önemli bir figürü olmayı sürdürmektedir. Bunlardan biri
Maslahat Konseyi (yasama alanındaki sorunları yargılayan organ),
diğeri ise Uzmanlar Meclisidir (lideri atayan ve teorik olarak
görevden alan organ).
Ahmedinejad’a bir ikinci dönem veren 2009 seçimlerinde,
Mir Hüseyin Musevi’nin başlıca destekçilerinden biri olmuştur.
İran endüstrisi ve iş çevreleriyle yakın bağları vardır ve
İran’ın en zengin insanı olduğu düşünülmektedir. Siyasi bağları
nedeniyle
büyük
bir
servet
oluşturduğu
yönünde,
sürekli
yalanladığı yoğun iddialar vardır.
Humeyni Takipçisi
İran’ın güneydoğusunda, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak
1934’ te doğmuştur. Yakın takipçisi olduğu Büyük Ayetullah
Humeyni ile birlikte, kutsal şehir olan Kum kentinde teoloji
okumuştur. Şah döneminde birçok kez hapse girmiştir.
Rafsanjani 1980-1989 arasında meclis başkanlığı yapmış,
Irak’la yapılan savaşın son yılında Büyük Ayetullah Humeyni
tarafından ordunun başkomutanlığına atanmıştır. Savaşı bitiren
İran ‘ın BM Güvenlik Konseyi kararının kabulünde baş aktör olarak
görülmüştür.
Rafsanjani’ ye başkanlığı döneminde, Batı’ yla olan
yakınlaşmayı destekleyen ve İran’ı bölgesel güç olarak tekrar
ortaya çıkaran kişi olarak bakılmıştır. Lübnan üzerindeki etkisi
70
1990’ ların başında Lübnan’ da bulunan Batılı rehinelerin serbest
bırakılmasına yardımcı olmuştur.
Pragmatik Siyaset
İç siyasette, sosyal adalet dağıtımında başarısız olduğu
yönünde eleştirilen liberal ağırlıklı bir ekonomik politika izlemiştir.
Yine de idam cezalarının karşısında olmuş, kadınlar için daha iyi iş
imkanları sağlamıştır.
Finansal politikaları İran’ı, savaş yıllarında uygulanan
devlet kontrollü sistemden, piyasa ekonomisine daha yatkın bir
sisteme geçirmeyi amaçlamıştır. Son yıllarda Ahmedinejad’ ın
ekonomi politikalarını eleştirmiş, bunların İran’a ciddi zararlar
verdiği yönünde suçlamalarda bulunmuştur.
Nükleer faaliyetler konusunda Batı’yla anlaşma yanlısı
olmasına karşın, Batı’nın ‘kabadayılığını ve fikirlerini
empoze
etmesini’ kabul etmemektedir. Washington’u da tehditlerinin
sonuçsuz
kalacağı
yönünde
uyarmıştır.
2007’
deki
Cuma
hutbelerinde nükleer silaha karşı olduğunu, ancak nükleer silahları
olan ABD’nin, nükleer gücü barışçıl amaçlarla kullanmak isteyen
İran’ı
engellemeye
çalışmasından
dolayı
hayal
kırıklığına
uğradığını söylemiştir.
2002’ de, Meclis ve onu bloke edebilen Koruyucu Konsey
arasındaki anlaşmazlıklara hakemlik eden güçlü Düzenin Yararını
Teşhis Konseyi ‘nin başına atanmıştır. 2006’da Uzmanlar
Meclisi’ne seçilmiş ve bir yıl sonra da lideri atama yetkisi olan bu
kuruma başkanlık etmeye başlamıştır. Ahmedinejad’a muhalif
olduğu
2009
seçimlerinde
Musevi’nin
baş
destekçilerinden
olmuştur. Rafsanjani ve Ahmedinejad arasındaki ilişkiler 2009
seçim
kampanyası
Ahmedinejad,
başladığından
Musevi’yi
yozlaşmış
beri
oldukça
politikacılar
gergindir.
tarafından
desteklenmekle suçlamış ve bu sırada adını açıkça andığı
Rafsanjani, Ayetullah Hamaney’e seçimlerle ilgili birçok iddia
varken sesiz kalmakla suçlar görünen bir mektup yazmıştır.
71
d. Mir Hüseyin Musevi
Resim ve şiir sevgisiyle bilinen Musevi, İran Sanat
Akademisi’nin de başkanıdır.
İran’ ın muhafazakar başkanı Ahmedinejad’ ın en büyük
rakibi olan Mir Hüseyin Musevi daima liberal çemberde hareket
etmemiştir. Musevi, başbakanlık makamı kaldırılana kadar sekiz
yıl boyunca bu makamda bulunmuştur. Yirmi senelik aranın
ardından
2009
seçimlerine
“ılımlı
duruşuyla
dönmüştür”.
Ahmedinejad’ ın sert duruşuna nazaran liberal bir görüntü çizse de
1988’ de ekonomistler tarafından “sıkı bir radikal” olarak anıldığı
bilinmelidir.
Radikal Devrimci
Musevi İran’ın Doğu Azerbaycan Bölgesi’nde doğmuş,
mimarlık eğitimi almak için Tahran’ a taşınmış, burada İslam
mimarisi üzerine uzmanlaşmıştır.
Eşi Zehra Rahnavard ile birlikte, Şah’ ın devrildiği İslam
Devrimi’nde aktif olarak yer almıştır. Günümüzde “reformcu aday”
olarak nitelenen Musevi, İranlı militanlar tarafından Amerikalılar’ın
Büyükelçilik baskınında esir alınması ve tutulmasını devrimin
amaçlarına hizmet ettiği gerekçesiyle savunmuştur. Öyle ki, 1981
yılında New York Times’ da yayımlanan bir röportajında “Bu
(Amerikan Elçiliği Baskını) olaydan sonra gerçek İslami kimliğimizi
tekrar keşfettik.” demiştir.
Musevi, başbakan olarak devrimin lideri Büyük Ayetullah
Humeyni’nin destekçiliğini yapmıştır; bu dönemde kabine içi
çekişme
bulunmayan
bir
hükümetin
başbakanı
olarak
anımsanmaktadır. Ayrıca ekonomi açısından da İran-Irak Savaşı
döneminde koşulların elverdiği ölçüde başarılı bir performans
sergilediği düşünülmektedir.
Savaş Ağustos 1988’de bittiğinde, dönemin meclis
başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşemi Rafsanjani ile, İran’ın yeniden
yapılanma için Batı yardımını kabul etmesi gerektiği yönündeki
72
teklifi üzerine ateşli bir tartışma yaşamıştır. Rafsanjani 1989’ da
başkan olduğunda, yeni hükümetine katılması için Musevi’ye
davette bulunmayı reddetmiştir. Bu olay, her ne kadar yüksek
seviyeli iki rejim konseyinin başında bulunuyor da olsa Musevi’nin
kamu hayatından tamamen uzak kalma sürecinin başlangıcı
olmuştur. Bu süreçte Musevi, bir yandan resim ve şiire olan
tutkusunu geliştirirken bir yandan da mimarlığa ve öğretmenliğe
odaklanmıştır.
Işıkların Uzağında
1997’den itibaren Musevi reformist hareketin bir parçası
olmuş ve bu da, onun başkan olabilmesi için en iyi fırsatı olarak
görülmüştür. Yine de Muhammed Hatemi’nin seçim çalışmalarında
bulunmayı reddetmiştir. Sonrasında ise Musevi ve eşi, sekiz yıllık
başkanlığı boyunca Hatemi’ye danışman olarak hizmet etmişlerdir.
Eski Başkan Hatemi, Mart ayında adaylığını Musevi’nin
seçim kampanyasına destek için geri çekmiştir. Musevi aynı
zamanda eski rakibi ve halihazırda iki önemli yapının başındaki
Rafsanjani’nin desteğine yönelik de güvence almıştır.
Musevi, siyasete dönüşünün temelinde, İran’ın büyük bir
tehlike
içinde
olduğuna
inanmasını
ve
bu
tehlikenin
Ahmedinejad’ın ikinci kez seçilmesiyle daha da büyüyeceğini
görmesi olduğunu söylemiştir. Musevi aynı zamanda İran’ ın
yurtdışındaki radikal imajıyla da mücadele edeceğine dair söz
vermiştir.
Kampanyası
boyunca
daha
fazla
kişisel
özgürlük
çağrısında bulunmuş ve özel televizyon kanallarına karşı olan
yasağı eleştirmiştir. Nükleer güç ve silahlama arasında ayrım
yaparken, Batı’nın İran’ın nükleer zenginleştirme programının
askıya alınması çağrılarına karşı durmuştur. Bu çerçevede
Financial Times’ a “ Nükleer teknoloji ile nükleer silah arasındaki
farkı belirten güncel konuşmalar iyidir. Ne kadar bu farlılık
vurgulanırsa, yumuşama ihtimali o kadar olur” şeklinde bir demeç
73
verdiği bilinmektedir.
Musevi’nin Arkasındaki Güç
Kampanya boyunca Musevi’nin en büyük propaganda
silahı, İran’ın en güçlü kadınlarından biri, eşi Zehra Rahnavard
olmuştur.
Zehra
Rahnavard,
eşinin
yanında
ve
kampanya
posterlerinde yer alıp, hatta kocasıyla elele tutuşarak, İran’ın siyasi
geleneklerinden birini yıkmıştır. Bayan Rahnavard, konuşmalar
yapan, tek başına mitinglere katılan ve görevdeki başkan
Ahmedinejad’ ı kadınlara yönelik tutumunda dolayı açıkça
eleştiren aktif bir kampanyacı olmuştur. Kendisini “sorumlu bir
öğretim görevlisi ve sanatçı” olarak tanımlayan Bayan Rahnavard,
kocasını ‘olağandışı’ şeklinde nitelemektedir.
e.Muhammed Hatemi
Pek
çok
reformcu
girişimi
muhafazakar
direnişler
tarafından bastırılan Muhammed Hatemi, 8 yıl boyunca İran Devlet
Başkanı olarak görev yapmıştır.
2005 yılının Ağustos ayındaki
istifasından sonra da ABD’nin ülkesi üzerinden yürüttüğü dış
politikaya eleştirel yaklaşarak reformlarını savunmaya devam
etmiştir.
2009 seçimlerinin başında cumhurbaşkanlığına adaylığını
koymuş ancak daha sonra, başkanlığı süresince kendisine
danışmanlık yapan Mir Hüseyin Musevi’yi desteklemek amacıyla
yarıştan çekilmiştir.
Saygın bir ayetullahın oğlu olan Muhammed Hatemi, 1943
yılında Yezd Vilayeti’nde doğmuştur. Önceki görevleri arasında
Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı, kendisinden önceki Devlet
Başkanı Haşimi Rafsanjani’nin Kültür Danışmanlığı ve İran Milli
Kütüphanesi’nin müdürlüğü yer almıştır.
74
“Demokrasi ihraç edilecek bir şey değildir.”27
1997’de
başkanlık
seçimlerini
büyük
çoğunlukla
kazanmıştır. İfade özgürlüğü kapsamını genişletme, işsizlikle başa
çıkma ve özelleştirmeyi destekleme, seçim kampanyasında vermiş
olduğu vaatlerdendir.
Başarısının kaynağı “dini demokrasi”
görüşünden etkilenmiş olan gençler ve kadınlardan gelen büyük
desteğe atfedilmiştir. Başkan Hatemi’nin bu terimi, yazılı basının
yeniden doğmasında ve ABD ile geliştirilen ilişkiler üzerinde
örneklenen serbestide öncülük yaratmıştır.
1998 yılında CNN’e verdiği demeçte “Amerikan Halkı’nı”
işaret
ederek
onlara
karşı
herhangi
bir
“düşmanlık”
beslemediklerinin altını çizerek uzlaşı umudunu dile getirmiştir.
Yine 1998 yılının Eylül ayında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na
2001 yılını “Medeniyetler Arası Diyalog Yılı” olarak ilan etmesini
önermiş, küresel toleransı genişletmeyi amaçlayan söz konusu
önerisi kabul edilmiştir.
İslami Demokrasi
Ülkesinde ‘islami demokrasi’yi gerçekleştirme çabası
ülkenin muhafazakar kurumlarınca engellenmiştir. Medyadaki ilk
hareketlenmeleri,
gazetelerin
kapanması
ve
muhabirlerin
tutuklanması izlemiştir. Söz konusu dirence ve petrol fiyatlarındaki
düşüşün neden olduğu ekonomik sıkıntılara karşın, Hatemi 2001
yılının ikinci dönem seçimlerini de kazanmayı başarmıştır. Anılan
seçimlerde
katılım, 1997’ye nazaran düşük olsa da oy oranı
yükselmiştir.
Reformlarının önüne konulan engellerden dolayı hayal
kırıklığına uğrayan Hatemi, başkanlık yetkisini artıran bir önergeyle
Koruyucu Konsey’in rolüne bir kısıtlama daha getirmiştir. Kanun
taslağı, parlamento tarafından 2003 yılının Nisan ayında kabul
edilmiş ancak Danışma Kurulu tarafından anayasaya aykırı olduğu
gerekçesiyle reddedilmiştir.
27
2006 yılında BBC’ de yer alan bir konuşmasından.
75
2003 yılının Mayıs ayında parlamentoda okunan ve “aksi
takdirde
İran’ın
Saddam
Hüseyin’in
Irak’ı
ile
aynı
kaderi
paylaşacağını belirten” 153 milletvekili imzalı açık bir mektup,
muhafazakarları reformların önünü açmaya itmiştir. Bir zamanlar
Hatemi’ yi oylarıyla desteklemiş olan öğrenciler, 2003 yılının
Haziran ayında reformların yavaşlatılmaması için sokaklara
döküldüklerinde, Hatemi ve yandaşlarının istifasını istemişlerdir.
Televizyondaki açıklamalarında Hatemi, öğrencilerin söz konusu
hareketi için: “Öğrencilerimizin protesto gösterisi düzenleme
hakları mevcuttur ve bunu yaparken bu konudaki olgunluklarını
sergilemişlerdir” yorumunda bulunmuştur. Aynı zamanda Hatemi,
ABD Başkanı George W. Bush’un gösterilerin İranlıların özgürlük
istediğini işaret ettiği değerlendirmesine karşılık olarak hiçbir
yabancının
iç
meselelere
müdahale
etmesine
izin
vermeyeceklerini belirterek tepkisini göstermiştir.
Ilımlı Ses
Muhammed Hatemi 2005 yılında İran anayasasının izin
verdiği ard arda iki dönemlik görev süresini tamamlayarak
makamını terk etmiştir. Hatemi’den sonra cumhurbaşkanlığı
görevine, Yahudi Soykırımı hakkındaki tutumu Batı’da büyük
tartışmalara yol açan aşırı muhafazakar Mahmut Ahmedinejad
gelmiştir.
Hatemi, Batı tarzı demokrasiyi Orta Doğu’da uygulamaya
çalışmanın bir sonuç getireceğine inanmadığını ve kendisini
dünyadaki ekstremizm ile savaşmaya adadığını belirtmiştir. İran’ın
nükleer enerji sahibi olmasını destekleyen Hatemi, aynı zamanda
dış dünyanın haklı kaygılarının hafifletilmesi gerektiğine de
inanmaktadır.
f. Ali Larijani
1958’de Irak’ ın Necef kentinde doğan Ali Laricani, İran
Parlementosu başkanı, filozof ve siyaset adamıdır. Larijani 15
76
Ağustos 2005’ den 20 Ekim 2007’ ye kadar ‘Yüksek Ulusal
Güvenlik Konseyi’ sekreterliği yaptığı göreve Başkan Ahmedinejad
tarafından Hasan Ruhani’nin yerine atanmıştır.
Larijani’nin bu görevden istifasının kabulü (2007), daha
önceki istifasının da Başkan Ahmedinejad tarafından geri
çevrildiğini ifade eden İran Hükümet Sözcüsü Golam Hüseyin
Elham tarafından açıklanmıştır.
Larijani, Yüce Lider Ali Hamaney’in konseydeki iki
temsilcisinden biridir (diğer temsilci ise Hasan Ruhani’dir).
Sekreter olarak atandığı eski görevinde, İran’ın nükleer programı
da dahil olmak üzere ulusal güvenlik konularında baş müzakereci
olarak etkin bir şekilde çalışmıştır.
g. ‘Huccet-ül İslam’ Golan Hüseyin Muhsini Ejei
Kesin bilgiye dayanmamakla birlikte 1956 yılında İsfahan
Bölgesi’nde doğan Golam Hüseyin Muhsini Ejei, SAVAMA ya da
VEVAK olarak da bilinen İran İstihbarat ve Ulusal Güvenlik
Bakanlığı Başkanlığı’na 24 Ağustos 2005’te Mahmut Ahmedinejad
tarafından atanmıştır. Söz konusu organizasyon, 1979 İran
Devrimi’nin hemen sonrasında Şah’ın istihbarat örgütü SAVAK’ın
yerini almıştır.
Haghani Okulu’nda okumuş olan Muhsini, yurt dışında
eğitimi sürdürdüğü yıllardan sonra uluslararası hukuk üzerine
yüksek lisansını almıştır. 1984 -1985 yılları arasında İran İstihbarat
Bakanlığı seçme komitesinde başkanlık yapmıştır. 1986-1988
yılları arasında yargı erki başkanının Enformasyon Bakanlığı’ndaki
temsilcisi olmuştur. 1989-1990 yıllarında ekonomi işleriyle ilgilenen
savcılıkta
başkanlık
yapmıştır.
1991-1994’te
Enformasyon
Bakanlığı’nda yargı erki başkanı temsilcisi olarak görev yapmış,
1995-1997 yılları arasında ise ‘Din Adamları Özel Mahkemesi’nde
hakim olarak bulunmuştur. Muhsini muhafazakar radikallerden biri
olarak değerlendirilmektedir.
77
h. Tümgeneral Muhammed Ali Caferi
1957 yılında Yezd’de doğan Ali Caferi, Devrim Muhafızları’
nın komutanı olup; bu göreve 1 Eylül 2007’de Yüce Lider Ayetullah
Hameney tarafından Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin yerine
atanmıştır.
Caferi, Muhsin Razai (eski Devrim muhafizları Komutanı)
ve Muhammed Bekir Kalibaf ( Devrim Muhafızları eski üyesi ve
Tahran Belediye Başkanı)ın da yer aldığı muhafazakar gruba
yakın olarak bilinmektedir. Safevi’nin yerine Caferi’nin atanması
Ayetullah Ali Hamaney’ in, Ahmedinejad etrafındaki radikalleri
muhafazakar hiziple dengeleme hamlesi olarak yorumlanmıştır.
Uzmanlar Caferi’yi taktisyen, organizatör ve gayri nizami
harp konusunda uzman bir asker olarak tanımlamaktadırlar.
Caferi ilk ve orta öğrenimini doğduğu yer Yezd’de
tamamlamış, 1997 yılında yapı teknolojisi okumak üzere Tahran
Üniversitesi’ne kabul edilmiştir. Öğrencilik yıllarında Tahran’da
Şah’a karşı yapılan protestolara katılmış, bu nedenle yakalanmış
ve hapse atılmıştır. Üniversitedeki bölümünü ‘Tahran Üniversitesi
İslami Organizasyonu’nda temsil etmiştir. Caferi aynı zamanda
ABD Elçiliği baskınında da yer almıştır.
1981 yılında Devrim Muhafızları’nın mensubu olmuş,
‘Güney ve Batı Savaş Alanları Operasyon Komutanlığı’na kadar
yükselmiştir. Caferi çeşitli savaşlarda aktif olarak yer almış, Aşura
Tugayı, Kudüs ve Necef Karargahları Komutanlığı yapmıştır.
1992-1993’te Devrim Muhafızları Harp Akademisi’nde
ders vermiştir. Caferi’nin gayri-nizami ve asimetrik savaş üzerine
bir çok doktrin oluşturduğu söylenmektedir.
Caferi Devrim Muhafızları’na lider olarak atanmadan önce
aynı ordunun 13 yıl süreyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini
ve Devrim Muhafızları Strateji Merkezi Başkanlığı’ını üstlenmiştir.
Caferi, İçişleri Bakanı vekili Muhammed Bekir Zolkadr’ın
78
damadı olup, 24 Pasdaran komutanı tarafından Hatemi’ye
gönderilen uyarı mektubunun (liberal politikalara karşı) yazarları
arasındadır.
ı. ‘Ayetullah’ Seyyid Mahmut Haşimi Şahrudi
1948 yılında Irak’ın Necef Kenti’nde doğan Ayetullah Seyit
Mahmut Haşimi Şahrudi, İranlı siyasetçi ve Şii din adamıdır. 1999
yılından beri, koltuğu devraldığı Muhammed Yazdi’nin yerine İran
Yargı Sistemi’nin başına geçmiştir. Öncesinde, Şahrudi ‘Irak İslam
Devrimi Yüksek Konsey’i (SCIRI) olarak da bilinen Şii direniş
örgütünde liderlik yapmıştır ki, birçok uzmana göre yargı
sisteminin başına getirilmesinin en büyük nedeni bu görevidir.
1999
Aralık’ında
Devlet
Başkanı
Hatemi’yle
yargı
sisteminde reform yapılması konusunda fikir birliğine varmış,
bunun ilk uygulaması olarak 2000 yılında, aralarında hakimlerin de
bulunduğu
kırk
kişinin
rüşvet
ve
yolsuzluk
suçlamasıyla
tutuklanması yaşanmıştır. Şahrudi aynı zamanda ekonomik
suçlarla mücadeleye öncülük etmiştir. 2002 yılında Yargı Sözcüsü,
Şahrudi’ nin siyasete müdahalelerini protesto etme amacıyla
görevinden istifa etmiştir.
Şahrudi Batı’ da en çok, 2002’deki, idam cezası olarak
başvurulan taşlama (recm) yönteminin durdurulması kararıyla
gündeme gelmiştir. Bu karara rağmen recm cezası halihazırda
fiilen varlığını sürdürüyor olsa da bu karardan geri dönüş olasılığı
tümden ortadan kalkmamıştır. Şahrudi tarafından başlatılan söz
konusu durdurma kararına rağmen recm cezasının halka kapalı
yerlerde ve hapishanelerde halen uygulanıyor olması, bu dönüş
ihtimalinin kanıtıdır.
Şahrudi’ nin İran Parlamentosu onayına sunduğu yasa
taslaklarından en önemlilerinden biri ‘Ghanoon-e Mojaazaat hay-e
Jaay-gozin’ adıyla da bilinen, cezası 6 ay hapisten az olan bütün
küçük
suçların
sosyal
cezalara
düzenleme önerisi olmuştur.
79
çevrilmesini
içeren
yasal
i. ‘Huccet-ül İslam’ Mehdi Kerrubi
Orta düzey bir din adamı olan Huccet-ül İslam Mehdi
Kerrubi, 1937 Luristan doğumlu olup, Militan Din Adamları
Birliği’nin kurucu üyesi ve eski başkanıdır.
Şah dönemi olan 1970’lerde birçok kez tutuklanarak hapse
giren Kerrubi, 1989-1992 ve 2000-2004 yılları arasında meclis
başkanlığı yapmış, 2004 seçimlerinden sonra ise meclisteki
sandalyesini
kaybetmiştir.
Yüce
Lider
Hamaney
tarafından
atandığı danışmanlık görevi ve Maslahat Konseyi üyeliğinden
1995 yılı Başkanlık Seçimleri’nin ilk turu sonrası istifa etmiştir.
Yüce Lider Hamaney’in destekçisi olan Kerrubi, Anayasa
Koruyucular Konseyi’ni tenkit eden isimlerden biri olmakla birlikte,
kendisini Büyük Ayetullah Humeyni’nin izinde olan biri şeklinde
tanımlamaktadır. Anayasa Koruyucular Konseyi’nin 20 yıl önce
uygunluk denetimi yapmak için oluşturulduğunu söyleyen Kerrubi,
günümüzde bunun seçimlere doğrudan yön veren bir hal aldığını
iddia etmiştir.
Ahmedinejad’ın dış politika anlayışını sıklıkla eleştiren
Kerrubi, en ünlü çıkışlarından birini Yahudi Soykırımı’nın bir olgu
olduğunu söylediği açıklamasıyla yapmıştır.
2009
seçimleri
kampanyasında
seçmenlere
dağıttığı
broşürlerinde insan haklarını koruma, sivil toplum kuruluşlarını
geliştirme, kadınların sosyal statüsünü yükseltme gibi birçok vaatte
bulunmuştur.
2008 yılında İtimat-ı Milli Partisi’nin başına geçen Kerrubi,
‘ılımlı’ ve çoğu zaman da ‘köylü’ olarak değerlendirilmektedir.
j. Muhsin Rızai
Devrim Muhafızları’nın eski lideri Muhsin Rızai, 2009
Başkanlık Seçimleri’nin Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından
onaylanmıştır dört adayından biridir.
1954 Kuzistan doğumlu olan Rızai, ekonomi üzerine
80
doktorası da olan eski bir askerdir. Askeri geçmişi, 1979 İslam
Devrimi öncesi ABD destekli Şah’a karşı mücadele eden milis
kuvvetlerden birinin üyeliğiyle başlamıştır. Sekiz yıl süren İran-Irak
Savaşı sırasında henüz daha 27 yaşında iken Devrim Muhafızları
Birlikleri’nin komutasına atanmıştır.
Rızai 1994 yılında Arjantin’de 85 kişinin ölümüne neden
olan Yahudi merkezi saldırısında yer aldığı iddia edilen beş
İranlı’dan birisi olarak aranmaktadır.
Rızai, 1997 yılında ülkenin en üst uzlaşma yapısı olan
Maslahat Konseyi’nin sekreterliğine getirilmiştir.
Muhsin Rızai 2005 seçimlerine de katılmış ancak daha
sonra çekilmiştir.
Rızai görevdeki başkan Ahmedinejad’ın seçimlerdeki tek
muhafazakar rakibi idi. Genel olarak enflasyon, işsizlik, yoksulluk
gibi konularla mücadele edeceği taahhüdünü veren Muhsin Rızai,
Ahmedinejad’ı ülkeyi uçuruma sürüklemekle itham etmiş, İran’ın
sorunlu ekonomisi için reformlar yapacağı vaadinde bulunmuştur.
Nükleer program konusunda da rakibinden farklılaşan Rızai,
Ahemedinejad’ın ‘maceracı üslubu’nu eleştirmiş, kendisinin ‘ne
pasif ne de maceraperest’ olacağını söylemiştir.
81
SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME
NELER YAŞANDI? NASIL BİR İRAN?
Devrimin ve Reformun Yapısını Anlamak
Totaliterlik sonrası rejimlerde reformcular, kurumlar ve
devrimin kurucu dökümanlarında varolan politik mirasla mücadele
etmek durumundadırlar. Anılan mücadeleden sonuç alınabilmesi
için yalnızca siyasi ittifaklar değil, aynı zamanda muhafazakarlara
tehdit oluşturmadan reformu geliştirebilecek ılımlılar da işlevsel
bakımdan “gereklidir”. Bir tür geçiş olarak nitelenebilecek bir
reform çabasının yönetici seçkinler tarafından farkedilmesinin ise
kaotik bir ortam yaratabilecek çatışmaların eşlik edebileceği açıktır
(Brumberg, 2001: 153). İran’da bugün yaşanan durumun, söz
konusu perspektifle analiz edilebileceği düşünülmektedir.
Humeyni’nin otoritesinin karizmatik ve patrimonial
olarak nitelendirilmesi aslen İran Toplumu’nun geleneksel kalma
eğiliminde olması ile açıklanabilir. İran İslam Cumhuriyeti sosyal
anlamda Pehlevi İran’ının özelliklerini taşımaya devam etmiştir.
Siyasi ilişkilerideki patron- client ilşkileri varlığını sürdürmüştür.
Halen ekonomik gücü elinde tutan ayrıcalıklı bir sınıf olarak
bonyadlar bulunmaktadır. İran İslam Devrimi’ni yalnızca yönetici
sınıfın el değiştirdiği bir siyasi olay olarak yorumlayan ve sosyal
dengelerde çok radikal bir değişiklik yaratamayan rejim olarak
eleştiren
birçok
düşünürün
varlığı,
bu
çerçevede
özellikle
değerlendirilmesi gereken bir husustur.
İslam
düşündüren
Devrimi’nin
2009
kitleleri
seçimleri
memnun
sonrasında
edemediğini
yaşanan
çatışma
ortamının analiz edilmesi, kanımızca büyük önem arz etmektedir.
Zira, Humeyni’nin İslam Devrimi’ni gerçekleştirirken olayları yalnız
dikte etmediği aynı zamanda olaylara tepki vermek durumunda
kaldığı unutulmamalıdır. Başka bir anlatımla, İslam Devrimi’nin
olağanüstü
güçlü
bir
destekle
82
gerçekleşmesi
şaşırtıcı
görülmemiştir. 25 yıl baskı altında yaşadıktan sonra, bastırılmış
özgürlüklerin
dışa
vurumunun
“görkemli”
olması
şaşırtıcı
olmamalıdır. Kimi uzmanlara göre söz konusu durumun yeniden
yaşanmaması,
İslami
rejimin
yıkılmaması
için
aynı
hata
yapılmamalı, kitlelerin istekleri gözardı edilmemelidir (Ansari,
2006: 43).
İran İslam Devrimi Rejimi’nin Güvenlik Sigortaları
Bununla
birlikte
rejimi
ayakta
tutan
güvenlik
mekanizmalarının, muhalefetin imkan ve kabiliyetini fazlasıyla
aşan güce sahip olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bu
çerçevede, olayların bastırılmasında kullanılan “şiddet unsuru”
paradoksal bir şekilde yorumlanmaya da açıktır. Anımsanacak
olursa, İslam Devrimi sırasında rejimi korumakla görevli olanların
“isteksiz” tutumları; söz konusu hareketin başarısı ve iktidarın el
değiştirmesi bakımından kilit bir rol oynamıştır. Dolayısıyla,
güvenlik birimlerinin olayların bastırılmasında gösterdiği kararlılık;
reformistlerin üzerinde, “başarı şansının oldukça sınırlı olduğu”
kanaati yaratmak suretiyle sonuç alıcı olmaya oldukça elverişlidir.
Ayrıca, Pasdaran ve bağlı Besiç unsurlarının potansiyeli
düşünüldüğünde, olayların “tam kapasiteye ulaşmış orantısız güç”
kullanılarak bastırıldığını öne sürmek de olanaklı değildir.
Pasdaran’ın “kapasitesinin hemen hemen dörtte biri” dahi İran’da
binlerce kişinin hayatını kaybedeceği çok büyük trajedilere neden
olabilecek kimlikte görülmelidir. Kanımızca, son dönemde yaşanan
olaylar yorumlanırken; mollaların ve Pasdaran’ın aldığı eğitim göz
önünde bulundurulması gereken bir husustur. Mollalar, sıradan ve
salt teolojik unsurları içeren bir dini eğitimden geçmedikleri gibi;
Pasdaran da salt iç güvenliğe ilişkin “sert güç unsurları”
kullanımına dayalı bir formasyona sahip değildir. Dolayısıyla
yaşanan gelişmeler karşısında, İran güvenlik birimlerinin tepkilerini
“kriminal ya da toplumsal bir olay karşısında polisin alışılmış
83
tepkileri”
çerçevesinde
ölçerek
imkan
ve
kabiliyetini
değerlendirmek, analistleri oldukça yanlış sonuçlara götürebilir
niteliktedir. Bunun yerine, İran güvenlik seçkinlerinin ve Kum’un
tepkileri;
istihbari–operasyonel
ölçütler
çerçevesinde
değerlendirilmeye gereksinim duymaktadır. Anılan çerçevede
güvenlik birimlerinin asıl misyonu; olayları ilk çıktığı yerde, eldeki
tüm imkanlarla bastırmak değil; bir süre gelişmesine izin vererek;
- olayların seyrini,
- rakip grupların olanak ve eğilimlerini,
- destek veren iç ve dış unsurların hangileri olduğunu,
- rakip grupların hareket tazları ve alışkanlıklarını,
- rakip lider kadroyu, zaaflarını ve grup dinamiklerini,
- uluslararası
ve
ulusal
kamuoyu
tepkilerinin
nasıl
şekilleneceğini,
- kullanacakları araçların hangileri olması gerektiğini,
- karşı karşıya bulunulan hareketin perde arkası liderlerini
ve benzer unsurları görerek, rasyonel ve soğukkanlı
tepkiler
vermek
olarak
değerlendirilmektedir.
Bu
aşamada,
dünyada yaratılan panik havasının, Kum dinsel – politik seçkinleri
ve Pasdaran arasında görülmediğine değinilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, Musevi’nin bu çalışma kapsamında verilen
özgeçmişi ve eğilimleri de düşünülecek olursa; dünyada ya da
protestocular
arasında
gözlemlenen
reformist
heyecanın;
“kendisini lider konumunda bulan” Musevi tarafından aynı
isteklilikle benimsendiğini söylemek güçtür. Bu durum, Hatemi’nin
yakın döneme kadar danışmanlık hususunda Musevi ve eşinden
yararlandığı, başkanlık seçimlerine girecekken; Musevi lehine
çekildiği
de
anımsandığında
daha
anlamlı
olacaktır
düşüncesindeyiz. Zira Hatemi–Musevi örneğinde gözlemlenen
hususun, daha önce de belirtildiği üzere, rejime değil; Hamaney,
Ahmedinejad ve Pasdaran’ın, İran siyasi sistemini domine
84
etmesine muhalefet olarak nitelendirilmesi daha doğru olacaktır.
Sonuç
olarak,
2009
seçimleri
sonrası
yaşanan
gelişmelerin kısa ve orta dönemde büyük devrimler yaratacağını
beklemek fazlasıyla irrasyonel bir yorum olarak tanımlanabilir.
Bununla birlikte olayların hiçbir sonuç vermeden sonlanması da
beklenmemelidir. Kanımızca bu noktada “Musevi” ve “İran’da rejim
değişiyor mu” başlıkları ile gözden kaçan iki husus bulunmaktadır:
- Muhalif unsurlar rejim karşısında kolektif eylem pratiği
kazanmışlar ve ani tepkisellikle organize olma becerilerini
göstermişlerdir.
- Rafsanjani örneğinde belirginleştiği üzere; Hamaney’in,
Humeyni’nin kişisel karizmasından oldukça uzak olması sonucu
ortaya çıktığını düşündüğümüz yönetsel zaafiyetler, Rehberlik
makamının şekli üzerine tartışmaları yinelemiş ve dini elitin
bütünlüğü sarsılmıştır.
Anılan iki sonuç; popüler değerlendirmelerin aksine,
İran’da sistemi gerçekten de değiştirebilecek potansiyele sahiptir.
Zira, Rehberlik makamının birkaç figürden oluşacak bir “grup”
tarafından doldurulması; dış politik reaksiyonları kuvvetle etkileme
potansiyeline sahiptir. Başka bir anlatımla, gösterilerin arkasında
aranan “dış odaklar”, böyle bir durumda gerçekten İran’daki sistem
içinde “işbirliğine” açık ve en yüksek dini etkinliği haiz figürler
bulmakta
zorlanmayacaklardır.
Bununla
birlikte
yukarıdaki
ifadeden anlaşılması gereken, nükleer program gibi ulusal damarı
doğrudan ilgileyen konularda “batı ile tam bir uyum içinde
çalışacak mollalar” anlamına gelmemelidir. Bununla birlikte;
Yahudi Soykırımı’nın açıkça reddedilmesi, İsrail’in yok edilmesi
gerektiği yönündeki demeçler ya da nükleer programın, nükleer
silah üretmeye yönelik bir mahiyet kazanması gibi hususlarda;
örneğin
Rafsanjani,
işbirliği
ve
diyaloğa
çok
daha
açık
görünmektedir.
Bu durumda, yaşanan
85
gelişmelerin salt Kum ya da
Pasdaran tarafından değil, aynı zamanda Rafsanjani tarafından da
dikkatle izlendiği düşünülmektedir. Kanımızca söz konusu iki
“dikkatli gözlem”, Musevi’nin politik çabalarından çok daha fazla
belirleyiciliği haiz görünmektedir.
Bundan Sonra Nasıl Bir İran?
İran’da
uzun
dönemde
farklılaşmaların
beklenmesi
kaçınılmaz görünmektedir. Kanımızca sözü edilen olası sonucun
nedeni, organize bir reformist muhalif hareket değil; Rafsanjani,
Musevi örneklerinde görüldüğü üzere, İslam Devrimi’ne de dahil
olan İran elitleri arasında yaşanan kırılma olacaktır.
Anılan kırılmaların, orta vadede (Büsam analistleri ölçütleri
[B.a.ö.] ile 5 – 10 yıl) göreli geniş sosyal kitlelerin reform talepleri
ile taban bulma gayreti içine girmesi beklenmelidir. Başka bir
anlatımla; İran iç siyasetinde, orta–uzun (B.a.ö. 10–15 yıl ) ve
uzun dönemde (B.a.ö. 15–30 yıl), liderleri pragmatik ancak
tabanları reformist politik kitle hareketlerine rastlamak oldukça
mümkün görünmektedir. Bu hususta oluşturulan senaryo ve
İran’da orta–uzun ve uzun dönemde beklenen tablo: “kendilerine
sistemden rahatsız kitleler arayan; rejime değil iktidar paylaşımına
muhalif elitler” ya da tersinden okuyacak olursak; “kendilerine
iktidar paylaşımından rahatsız liderler arayan, sisteme muhalif
kitleler” gözlemlenmesi olasıdır, şeklinde özetlenebilir.
İran Yönetici Eliti Değişiyor mu, Ahmedinejad Yeni
Putin mi?
Yukarıdaki alt başlık ile özetlenen soru, İran’a ilişkin
Türkiye’deki literatürde fazla rastlanmayan bir gelişmeyi de
okuyucunun dikkatine sunmak amacıyla sorulmuştur. Daha
ayrıntılı irdelemek gerekirse; Ahmedinejad, muhalefete ve kısmen
de Rehbere karşı
iktidarını güçlendirmek için kendisinin de
mensubu olduğu Pasdaran’a nasıl bir işlevsellik yüklemektedir?
86
Son Ahmedinejad kabinesinde 21 bakanlıktan 9’unun eski
üst
düzey
Pasdaran
komutanlarından
oluştuğu
ve
anılan
bakanlıklar arasında; enerji, refah ve sosyal güvenlik, endüstri ve
madenler, adalet, kültür ve İslami rehberlik, petrol, savunma,
ticaret gibi kritik pozisyonlar olduğu bilinmektedir (Alfoneh, 2008).
Ayrıca yaklaşık otuz vali, Ahmedinejad tarafından Pasdaran
yöneticileri
ile
değiştirilmiştir.
Bu
noktada
Hamaney’in,
bu
gelişmelere kendi iktidarını da düşünerek kısmen sessiz kaldığı
bununla birlikte; sonunda “postu ve iktidarını koruyarak hareket
serbestisini kaybedebileceği” yönünde değerlendirmeler olduğu da
bilinmektedir (Alfoneh, 2008). Dolayısıyla, özellikle Türkiye’de
gözden kaçırılan başka bir gerçek; İran’da artık merkezi domine
eden tek başat gücün dinsel elit değil; dinsel elit ile pragmatik bir
işbirliği içinde bulunan ve Ahmedinejad ile birlikte devlet başkanlığı
düzeyinde “temsil edilen” Pasdaran olduğudur.
Bu durumda, Pasdaran’ın, yalnızca korumakla görevli
olduğu değil, aynı zamanda sahip olduğu bir iktidar için de faaliyet
göstereceği gözardı edilmemesi gereken bir olgu kimliğinde
karşımıza çıkmaktadır.
1979’da İran Ordusu’ndan bağımsız olarak, Yüce Lider,
Büyük Büyük Ayetullah Humeyni tarafından kurulan İran Devrim
Muhafızları (Pasdaran); rejimin korunmasından, stratejik füzelerin
yönetimine; gayri nizami harp icrasından, yurt savunmasına;
ideolojik kontrolden, örtülü operasyonlar düzenlenmesine ve ülke
dışında paramiliter aktivite örgütlenmesine kadar çok geniş bir
görev tanımına sahiptir. Besiç ile iç güvenliği sağlayan, kendine ait
kara, hava ve deniz kuvvetleri olan; Kudüs Güçleri ile yurt dışında
örtülü faaliyetler yürüten bu yapı, yarı – bağımsız bir ordu şeklinde
nitelenebilir. Yalnızca Rehber’e hesap vermekle yükümlü olan,
özellikle “rejim güvenliğinin sağlanması” gibi ucu fazlasıyla açık bir
görevi haiz Pasdaran, anılan “görevini” ülke içindeki hakimiyetini
pekiştirmek için kullanma pratiğine de sahiptir. Dönemin Başkanı
Hatemi’ye
(1999),
12
komutan
87
imzalı
bir
uyarı
mektubu
gönderdiğinin anımsanmasında fayda görülen bu yapının yeni
komutanı Caferi; Eylül 2007 tarihli konuşmasında, günümüzde
muhafızların temel görevinin iç tehditler ile mücadele olduğunu
belirterek; “Pasdaran’ın salt askeri değil aynı zamanda politik ve
ideolojik bir organizasyon olduğunu” söylemiştir28. Bu durumun,
Rus istihbarat geleneğinin müdahale pratiğini akla getirdiğini
söylemek yerinde olacaktır. Bu nedenle, Ahmedinejad’ın, iktidara
gelmesini müteakip, devlet kadrolarını Pasdaran mensubu “sadık
dostları” ile doldurması, Orta Doğu’da sıklıkla gözlemlenen basit
bir kadrolaşma çalışması olarak değerlendirilmemelidir.
Son dönemdeki protesto gösterileri ve Rehberlik makamı
üzerindeki değişim talepleri göz önünde bulundurulduğunda,
Hamaney’in pragmatik nedenlerle anılan kadrolaşmaya karşı
çıkmaması ya da sınırlı bir muhalefet göstermesi beklenebilir.
Özellikle muhalefetin protesto gösterilerinin Tahran ve Kum’u
endişelendirmesi,
sarılmaya”
politik
itebilecek
seçkinleri
başlıca
Pasdaran’a
motivasyon
daha
unsuru
“sıkı
olarak
değerlendirilmektedir.
“Dış Güçlerin” Tutumu
İran, alışılageldik bir refleks ile meydana gelen gelişmeler
nedeniyle batılı güçleri sorumlu tutmuştur. Musaddık İktidarı’nın
nasıl
devrildiği
müdahalesi
düşünülecek
tamamen
değerlendirmesinde
olursa;
dışlanması
bulunmak
“İran’a
gereken
doğru
yönelik
bir
servis
seçenektir”
olmayacaktır.
Bununla
birlikte, bu çalışmada verilmeye çalışıldığı üzere, bu denli geniş
sosyo–politik ve sosyo–ekonomik yelpazeye sahip bir toplumda
içsel dinamikleri tamamen yok saymak da fazlasıyla irrasyonel
görünmektedir.
Başta
ABD
olmak
üzere
batının
genel
tepkiselliği,
gösterilerin bastırılmasında kullanılan göreli şiddet ve insan
haklarının kısıtlanması odağında olmuştur.
28
Hamsahri Gazetesi 29 Eylül 2007, Agahsazi (Tahran) 29 Şubat 2008.
88
İran’ın, ABD’den daha fazla suçladığı İngiltere Başbakanı
G. Brown İran’a en sert eleştirileri yönelten figür olmuştur. İran’ın
uluslararası toplumun bir parçası olması yönündeki istemini
yineleyen ve temel haklara saygı gösterilmesini talep eden Brown,
şiddet
kullanılmasını
ve
medyanın
susturulmasını
şiddetle
kınadığını belirtmiştir. ABD Başkanı Obama, İran’ın iç işlerine
karışma niyetinde olmadıklarını ancak (Kahire Konuşması’na da
atıf yaparak) düşüncelerin baskı ile yok edilemeyeceğini söylemiş;
İran’ı olayları bastırma biçimi, gösteri ve söylem özgürlüklerine
saygı göstermesi hususunda eleştirmiştir. Almanya’dan göreli
daha hafif bir tepki gelirken; Rusya Federasyonu, olayların ve
seçimin İran’ın iç meselesi olduğunu belirtmiştir.29
SON SÖZ
ABD’nin stratejik odağı, Afganistan – Pakistan eksenine
kaymak durumunda kalmışken ve özellikle Irak’tan çekilme
sürecinde
İran
ile
yeni
bir
çatışmaya
girmek
istemediği
değerlendirilmektedir. Belirtilen faktörlere, Washington’un Başkan
Obama ile birlikte yumuşak güç unsurlarını yeniden güçlendirme
dönemine girdiğide de eklenecek olursa; ABD tarafından yapılacak
sınırlı ya da geniş kapsamlı bir askeri müdahale seçeneğinin bu
aşamada masada olmadığını söylemek mümkündür.
Bununla birlikte, nükleer programın, nükleer silaha evrilmesi
İsrail için bir beka sorunu niteliğinde olup Tel Aviv’in kayıtsız
kalması
da
beklenmemelidir.
İran’da
iktidarın
sertleşerek
Pasdaran’ın hakimiyetine geçmesi, beklenenin aksine ABD değil,
İsrail eksenli bir çatışmayı tetikler nitelikte ortaya çıkabilir. Bu
nedenle seçim sonuçları ve sonrasında yaşanan gelişmelerin,
Türkiye – İran ilişkilerinden çok, İsrail – İran ilişkilerinde güçlü bir
yansıma bulacağı değerlendirilmektedir.
İran İslam Devrimi, hemen her devrim gibi belirli bir sürecin
ardından, “sistemin kendisi” olmaya başlamıştır /olmuştur ve
29
Reuters Haber Ajansı
89
devinim, revizyonizm gibi özellikleri yerini statükocu bir yaklaşıma
bırakmıştır.
Son yaşanan gelişmeler, bir “karşı devrime” işaret eder
nitelikte değildir. Bunun nedeni; ne Türkiye’de görülen ve iç politik
kaygılar sonucu zorlamayı da içeren “dindarlar da ayaklanıyor”
yorumları ne de göstericilerin pragmatik niteliğidir. Çok basit bir
anlatımla İslam Devrimi, Şah’a karşı yapılmıştır ve sonucunda
monarşi yıkılmıştır. Olayların ve sürecin yöneticisi ya da parçası
Şah (Monark Aile) olmadığı sürece; yaşananları “karşı devrim”
olarak nitelemek, esasen teknik olarak mümkün değildir. Buna
karşın, memnuniyetsiz kitlelerin, pragmatik birliktelik kültürleri,
İran’da önemli bir politik belirleyendir ve yaşananlar bu çerçevede
değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, analizimiz; İran’da olabilecek en muhtemel
değişikliğin beklenenin tam aksi yönde yaşanabileceğidir. Zira,
gelişmelerin etkisiyle Hamaney’in ve Kum’un artan endişeleri ve
Ahmedinejad’ın dört yıl daha ofiste bulunacak olması nedeniyle;
Pasdaran’ın gücünü arttırması ve politik – bürokratik alana daha
da yayması beklenmektedir. Başka bir anlatımla gösteriler,
Pasradan’a; “Gorbaçov ve Yeltsin döneminin FSB’ye verdiği
zemini andıran” bir müdahale zemini verebilecek niteliktedir. Bu
durumda Rafsanjani ve yandaşlarının politik yaşantısına dair
gelişmeler, Rus oligarklar ile benzeşme potansiyelini de haiz
olacaktır.
Tahran’ın gösterilerin bastırılması ya da göstericilerin
potansiyelinin kırılması amacıyla sosyal özgürlükler sağlaması
şaşırtıcı
olmamalıdır.
Bununla
birlikte;
geri
adım
atılması
beklenmeyen husus; Ahmedinejad’ın ve Hamaney’in iktidarlarının
muhalefetle; özellikle yapısal reformlar ile paylaşılması şeklinde
değerlendirilmektedir.
90
EK – 1
1979 Sonrası, Kısa Kısa...
1979 Ocak- Şah ve ailesi ülkeyi terk etti.
1979 1 Şubat- 14 yıllık sürgün sonrasında Ayetullah Humeyni
İran’a döndü.
1979 1 Nisan-
Yapılan referandum sonrası İran İslam
Cumhuriyeti ilan edildi.
1979 Kasım- İslami militanlar Tahran’ daki Amerika Birleşik
Devletleri Büyükelçiliği’nde bulunan 52 kişiyi esir aldılar. ABD’ de
tedavi gören Şah’ın yargılanmak üzere iade edilmesi talep edildi.
1980 Ocak- Beni Sadr İslami cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı
seçildi. Hükümeti büyük bir millileştirme politikası üzerinde
çalışmaya başladı.
1980 Temmuz- Sürgündeki Şah kanser nedeniyle Mısır’da öldü.
1980 22 Eylül- 8 yıl süren İran-Irak savaşı başladı.
1981 Ocak- 444 günlük eylemden sonra Amerikalılar serbest
bırakıldı.
1981 Temmuz- Beni Sadr azledilmesini müteakip Fransa’ya kaçtı.
1985- ABD ve Sovyetler Birliği askeri desteğini kestikten sonra,
ABD, İran’a Lübnan’daki esirlerin serbest bırakılması için gizli silah
anlaşmaları teklif etmeyi denedi. Bu olay, Contra- İran olarak
adlandırıldı.
1988 Temmuz- İran Havayolları’na ait 290 yolcu ve mürettebatı
olan Airbus tipi uçak USS Vincennes tarafından yanlışlıkla vuruldu.
1988 Temmuz- İran BM nezaretinde sürdürülen pazarlıklar
sonucu Irak’la ateşkes antlaşması imzalamayı kabul etti.
1989 Şubat- Ayetullah Humeyni İslam’a hakaretler içerdiği iddia
edilen ‘Şeytanın Ayetleri’ kitabının yazarı Salman Rüşdü’nün
öldürülmesine yönelik fetva verdi.
91
1989 Haziran- Ayetullah Humeyni öldü. Yerine Cumhurbaşkanı
Hamaney yeni ‘önder’ olarak atandı.
1989 Ağustos- Rafsanjani yeni devlet başkanı olarak yemin etti.
1989 Kasım- ABD 567 milyon dolar değerindeki dondurulmuş İran
varlığını serbest bıraktı.
1990 Haziran- Yaklaşık 40.000 kişiyi öldüren büyük deprem İran’ı
vurdu.
1990- İran, Irak’ın Kuveyt’i işgalinde tarafsız kaldı.
1990 Eylül- İran ve Irak diplomatik ilişkileri yeniden başlattı.
1995- ABD, terörizme yardım ettiği ve nükleer silah elde etmeyi
hedefleyerek
Orta
Doğu
sürecine
düşmanca
yaklaştığı
gerekçesiyle İran’a yönelik ticari ve petrolü içeren yaptırımlar
koydu. İran suçlamaları yalanladı.
1997 Mayıs- Muhammed Hatemi, muhafazakar eliti %70’lik oy
oranıyla mağlup ederek devlet başkanı seçildi.
1998 Eylül- Taliban’ın 8 İranlı diplomat ve 1 İranlı gazeteciyi
Mezar-ı Şerif’te öldürdüğünü kabul etmesi üzerine İran, birliklerini
Afganistan sınırına yığdı.
1999 Temmuz- Tahran Üniversitesi’ndeki demokratik öğrenciler
reformist gazete Selam’ın kapatılmasına karşı gösteri yaptılar.
Güvenlik güçleriyle 6 gün süren mücadele sonucunda 1000’i aşkın
öğrenci yakalandı.
2000 Şubat- Meclis seçimlerinde liberaller ve Hatemi yanlıları ilk
kez kontrolü muhafazakarların elinden aldı.
2000 Nisan- Yargı, 16 reformist gazetenin yayımlanmasını
yasaklayan basın kanununu kabul etti.
2000 Mayıs- İran Parlamentosu’nun 6. dönemi açıldı.
2001 Haziran- Başkan Hatemi tekrar seçildi.
2002 Ocak- ABD Başkanı Bush İran, Irak ve Kuzey Kore’yi ‘şer
üçgeni’ olarak tanımladı ve bu ülkelerdeki uzun menzilli füzelerin
92
çoğaldığını
belirtti.
Açıklama,
İran’da
reformistler
ve
muhafazakarlar tarafından öfkeyle karşılandı.
2002 Eylül- ABD’nin sert uyarılarına rağmen Rus teknisyenler
Buşehr’de İran’ın ilk nükleer reaktörünün inşasına başladılar.
2003 Haziran- Tahran’da binlerce öğrencinin katılımıyla ‘ruhban
sınıfı’ yapısına karşı protestolar düzenlendi.
2003 Ekim- Hukukçu ve insan hakları aktivisti, İran’ın 1975’te ilk
kadın avukatı olan ancak 1979 İslam Devirimi’ nden sonra istifa
etmek zorunda kalan Şirin Ebadi İran’ın ilk Nobel Barış Ödülü
kazanan ismi oldu.
2003
Kasım-
İran
uranyum
zenginleştirme
programını
durdurduğunu açıkladı ve nükleer tesislerinin BM tarafından sıkı
bir şekilde incelenmesine izin verdiğini bildirdi. IAEA nükleer silah
programına dair bir kanıt olmadığını bildirdi.
2003 Aralık- Bam Şehri’nin de harap olduğu depremde 40.000 kişi
öldü.
2004 Şubat- Muhafazakarlar parlementonun kontrolünü tekrar ele
aldı. Binlerce reformist aday seçimlerden önce Koruyucular
Konseyi tarafından elendi.
2004 Haziran- İran, IAEA tarafından, nükleer araştırmalarda tam
olarak işbirliği yapmadığı gerekçesiyle şikayet edildi.
2004 Kasım- İran uranyum zenginleştirilmesini AB ile yapılacak bir
anlaşma üzerine durduracağına karar verdi.
2005 Haziran- Tahran’ın aşırı muhafazakar belediye başkanı
Ahmedinejad, din adamı ve eski devlet başkanı olan Rafsanjani’yi
seçimlerde ikinci tur sonucunda mağlup etti.
2005 Ağustos,Eylül- İran nükleer dönüştürmeye İsfahan’daki
tesislerde tekrar başladığını ve programın barışçıl amaçlar
güttüğünü yineledi.
2006 Ocak- İran, IAEA’nın Natanz Nükleer Araştırma Tesisi’ne
93
koyduğu mührü kırdı.
2006 Şubat- IAEA, İran’ın nükleer faaliyetlerini BM Güvenlik
Konseyi’ne rapor edilmesini oyladı. İran, Natanz’ daki uranyum
zenginleştirmesine tekrar başladı.
2006 Nisan- İran, Natanz Tesisleri’nde uranyum zenginleştirmeyi
başardığını açıkladı.
2006 31 Ağustos- BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a nükleer yakıt
üzerinde çalışmalarını durdurması için verdiği zaman doldu. IAEA,
Tahran’ın programı durdurmadığını açıkladı.
2006 Aralık- İran ‘Yahudi Soykırımı’ üzerine ihtilaflı bir konferansa
ev sahipliği yaptı; konferansta soykırımı inkar eden delegeler de
bulundu.
BM Güvenlik Konseyi İran’ a nükleer materyal ve teknoloji ticareti
üzerine yaptırımlar empoze etti. İran kararı kınadı ve uranyum
zenginleştirme çalışmalarını hızlandıracağını açıkladı.
2007
Şubat-
IAEA
uranyum
zenginleştirme
çalışmalarını
durdurmak için Tahran’a verilen mühletin dolduğunu; ancak
çalışmaların durdurulmadığını, bu nedenle de Tahran’ın yeni
yaptırımlara maruz kalacağını açıkladı.
2007 Mart- İran’ın, Irak ve İran’ı ayıran Şattül Arab Nehri’ nin
ağzında 15 İngiliz askeri personeli tutuklaması üzerine İranİngiltere ilişkileri kopma noktasına geldi.
2007 Nisan- Başkan Ahemedinejad İran’ın endüstriyel nükleer
yakıt üretebileceğini söyledi.
2007 Mayıs- IAEA İran’ın, isterse 3-8 yıl arasında nükleer silah
üretebileceğini açıkladı.
2007 Temmuz- İran sadece petrolle çalışan araba üretimini
durdurmayı ve gazla da çalışabilen çift yakıtlı araçlar yapmayı
planladığını açıkladı.
İran IAEA ile yapılan görüşmelerin ardından, denetçilerin Arak
94
Nükleer Tesisleri’ ne girmesine izin verdi.
2007 Ekim- ABD 30 yıl sonra ilk kez bu kadar sertleşen genel
yaptırımları ilan etti.
2007 Aralık- Yeni bir Amerikan istihbarat raporunun, İran kaynaklı
nükleer tehdidi küçümsediği ortaya kondu.
2008 Şubat- İran yeni bir uzay merkezi kurulmasına başlamak için
araştırma roketi fırlattı.
2008 Mart- Ahmedinejad Irak’a, yabancı kuvvetlerin çekilmesi
çağrısında bulunduğu savaş sonrası dönemin ilk ziyaretinde
bulundu.
Birçok
reformist
adayın
en
başından
elendiği
seçimlerde
muhafazakarlar parlamentonun 2/3’ ünü ele geçirdi.
BM
Güvenlik
Konseyi
Tahran’a
karşı
ekonomik
ve
ticari
yaptırımları sıkılaştırdı.
2008 Mayıs- IAEA, İran’ın nükleer programını hala kesmediğini
açıkladı.
İran’daki yeni parlamento başkanlığına eski nükleer müzakereci
Laricani geldi.
2008 Haziran- Javier Solana, İran’ a ticari yararlar içeren bir teklif
yaptı. İran teklifi değerlendireceğini ancak nükleer programın
kesilmesi şartı içerdiği takdirde reddedeceğini açıkladı.
2008 Temmuz- İran İsrail’i vurabileceği söylenen uzun menzilli
Şahap-3 füzelerinin denemesini gerçekleştirdi.
2008
Ağustos-
faaliyetlerini
Batılı
görevliler
durdurması
yönünde
tarafından,
verilen
İran’a
teşvik
nükleer
paketinin
bilgilendirme mühleti karşılık verilmeden bitti.
İran uzaya uydu taşıyabilecek kapasitesi bulunan bir test roketini
başarıyla fırlattığını bildirdi.
2008 Eylül- BM GüvenliK Konseyi İran’ın nükleer faaliyetlerini
durdurmasına yönelik yeni yaptırımlar içermeyen isteklerini
95
oybirliğiyle
onayladı.
Metin,
Rusya’nın
yeni
yaptırımları
desteklemeyeceği açıklaması üzerine belirtilen haliyle kabul edildi.
2008
Kasım-
Parlamento,
Oxford
Üniversitesi’nden
aldığı
diplomanın sahte olduğunu kabul eden İçişleri Bakanı Ali Kordan’ı
görevden aldı. Hareket Ahmedinejad’ın yaklaşan seçimlere yönelik
bir hamlesi olarak algılandı.
Ahmedinejad seçimlerde ABD Başkanlığı’nı kazanan Obama’yı
tebrik etti. Obama İran’a nükleer programı hakkında koşulsuz ve
açık diyalog önerdi.
2008 Aralık- Polis, Nobel Barış Ödüllü Şirin Ebadi’nin öncülüğünü
yaptığı insan hakları grubunun ofisine baskın yaptı ve ofisi kapattı.
Görevliler, merkezin yasadışı siyasi organizasyon olarak çalıştığını
bildirdi.
2009 Şubat- İran İslam Devrimi’nin 30. Yılı Kutlaması’nda
konuşan Ahmedinejad, karşılıklı saygı oldukça ABD ile diyaloğu
seve seve kabul edeceğini söyledi.
2009 Mart- Yüce Lider Ali Hamaney, Obama’nın takip ettiği yolun
aslında Başkan Bush’un da izlediği ‘aynı yanlış yol’ olduğunu
düşündüğünü söyledi.
2009 Nisan- Bir İran Mahkemesi İran-Amerikalı gazeteci Roksana
Saberi’nin ABD için casusluk yapmaktan suçlu olduğuna karar
verdi. Saberi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2009 Mayıs- İran, Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı,
İran’ın ‘en aktif şekilde terörizme sponsorluk yapan ülke’ olduğuna
ilişkin raporu reddetti.
Hapsedilen Saberi serbest bırakıldı. Saberi ABD’ye döndü.
2009 Haziran- Ahmedinejad 12 Haziran’da çok büyük bir seçim
zaferi kazandığını ilan etti. Baş rakipleri seçimlerde hile olduğuna
dair sonuçlara itiraz etti. Taraftarları protesto gösterileri için
sokaklara indi.
96
KAYNAKÇA
•
ABD Nümizmatik Toplumu Yayınları,
•
Abrahamian E., Khomeinism, London and Newyork, I.B.
Tauris, 1993.
•
Al Ahram Web Sitesi
•
Alfoneh, Ali. “The Revolutionary Guards’ Role in Iranian
Politics”, Middle East Quarterly, Fall 2008.
•
Ansari, Ali. M., Iran, İslam and Democracy: The Politics of
Managing Change, UK, Chatham House, 2006.
•
Arı, T.,Irak, İran ve ABD: Önleyici Savaş, Petrol ve
Hegemonya, İstanbul, Alfa Basım,2004.
•
Brumberg, D., Reinventing Khomeini: The Struggle for
Reform in Iran, Chicago and London, The University of Chicago
Press, 2001
•
Buchta, W., Who Rules Iran: The structure of Power in the
İslamic Republic, Washington, The Washington Institute for Near
East Policy and the Konrad Adenauer Stiftung, 2000.
•
Cleaveland, W., Modern Orta Doğu Tarihi, Mehmet
Harmancı (çev.), İstanbul, Agora, 2008.
•
Congressional Research Report, Islam Sunnis and
Shiites;11.12.2006
•
Ehteshami, A., After Khomeini: The Iranian Second
Republic, London and Newyork,Routledge, 1995.
•
Encyclopaedia Iranica, Columbia University Press, 1973.
•
Fığlalı, E.R., “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset
İlişkisi”, ASAM Avrasya Dosyası, 2007, Cilt 13, Sayı 3.
•
Global Security Web Sitesi
•
Hiro, D. Iran Today, London, Politico’s, 2006.
•
Humeyni, Ruhullah. Islamic Government: Governance of
97
the Jurist. Hamid Algar (çev.), The Institute For Complation and
Publication of Imam Khomeini’s Works, 2002.
•
İran Anayasası
•
Juan Cole Web Sitesi
•
Keskin, Arif. “Şii Jeopolitiği ve İran” Avrasya Dosyası; 2007,
Cilt 13 Sayı 3, 89
•
Lewis, Bernard. Ortadoğu, İstanbul, Arkadaş Yayınevi 2007
•
Moslem, M., Factional Politics in Post Khomeini Iran,
Newyork, Syracuse, 2002.
•
Mir- Hosseini, Z., Tapper R., İslam and Democracy in Iran,
London and Newyork, I.B. Tauris,2006.
•
Oğuz S., Çakır R., Hatemi’nin İran’ı, İstanbul, İletişim, 2000.
•
Oran, Baskın. [ed]. Türk Dış Politikası, İstanbul, İletişim,
2001.
•
Önder, A. Tayyar, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Ankara Fark
Yayınları, 2005, 114.
•
Sarıçam, İbrahim. Emevi-Haşimi İlişkileri, Ankara, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları,1997.
•
The Independent Web Sitesi
•
US Department of State, Reports on Terrorism, Chapter 6,
Washington, 2007.
•
Wright R. Son Büyük Devrim, Şeniz Türkömer (çev.),
İstanbul, Doğan, 2001.
•
Zweiri, M. Ehteshami A., Iran and The Rise of Its Neo-
Conservatives: The Politics of Tehran’s Silent Revolution, London
Newyork, I.B. Tauris, 2007.
98
Download