Kıbrıs meselesindeki tarihî hata Ege`de tekrarlanıyor!

advertisement
243İ
1
l^^0^^mmmk
EY TÜRK K E N D İ N E
Milliyetçi Siyasî Haf­
talık Gazete Pazar- 1
tesi Günleri çıkar.
FİATI: 250 KURUŞ
1
Temmuz 1974
DÖN..
Kastamonu'da konuşan Türkeş
Kıbrıs meselesindeki
tarihî hata
Ege'de tekrarlanıyor!
NATO 25. yıl sözleşmesine Türkiye'nin imza
koyması, geleneksel Batı -Amerikan taraftarı
politikaya devam anlamı taşımaktadır
Kırılan millî gurur ve boş laflar
İç politikanın kanunlarıyla dış politikanın kanunları arasın­
da önemli farklar var. İç politikada propoganda ile kitleler is­
tenilen yönde dalgaiandırılabilir. Hem de kitlelerin öz inançları­
nın aksine de olsa. Nitekim bizim memlekette böyle misaller
bol bol vardır. Bu konuda, CHP ile MSP'nin ortaklık yapabil­
meleri ve bu uğurda ortaya attıkları, akıl mantık, izan ile bağ­
daşması mümkün olamayan izahlar hatırlanmalıdır. Bu usul
gündelik de olsa (Böyle olduğu tartışma konusudur) geçerli
olabiliyor. Ama neticede memleket zarar görüyormuş orası
ayn.
Dış politikada, boş lâflar yerine sadece millî menfaatler
vardır. Hiçbir ülkeyi kendi menfaatinin aksine hareket ettire­
mezsiniz. Karşılıklı menfaatler düzenini temin etmek gerekir.
Kamu oyu kazanmak diye bir mesele yok mu a"iye akla gele­
bilir. Vardır. Ama. çeşitli memleketlerin kamu oyunu kazan­
mak maksadıyla yapacağınız propogandalara imkân tanınabil­
mek için, o ülkelerin millî menfaatlerinin olması gerekir. Nite­
kim, Ecevit'in Brüksel'de yaptığı basın toplantısı ve Ege Denizi
konusunda Yunanistan'ın mütecaviz tutumunu teşhir edici sözle
rinden. Türkiye'nin dışında hiç kimsenin haberi olmadı. Çünkü,
hiçbir memleketin kamu oyu. başkalarının istediği gibi tesir
edebilecekleri başı boş bırakılmış açık pazarlar değildir.
Bütün bunları CHP - MSP ortaklığının başı olan Erbakan
ile Ecevit'in yaptığı iki dış temas konusunda kırılan millî onu­
rumuzu düşünerek hatırlıyoruz. Erbakan hiçbir münasebet tea­
mülüne uymadan, tepeden düşercesine ve ölçüsüz iddialarla
Suudi Arabistan'a gitti. S. Arabistan'ın yetkililerine sunduğu
«Talepler buketi» iltifat göremeden ters yüz edildi, önceden
tespit edilen görüşme süresi tam anlamıyla fiyaskoyla bitince,
Erbakan Türkiye'ye dönmedi. Boş gönderilmemesi için İsrara
başladı ve Türk kamu oyunu suni olarak tatmin etmek üzere
asiı esası olmayan üç anlaşma imzalandı. Şimdi soruluyor,
Suudi Arabistan ile yaptığımız anlaşmanın metni nerede? Ne
konuda hangi esaslar çerçevesinde anlaştık? Cevap yok...
Sadece yayınlanan müşterek bildiride, üç cümle halinde İsrar­
lar üzerinde konulmuş kelimeler var.
Aynı durumu Ecevit'in Brüksel'de Yunanistan Başbakanı
ile yaptığı temaslarda görüyoruz. Türk Başbakanının elini dahi
sfkmak tenezzülünü göstermeyen Yunan Başbakanı karşısında
Ecevit'in eli havada kalıyor. Gazetecilerin himmetiyle asık su­
ratlı mağrur pozlu Yunan Başbakanı. Ecevit'in elini sıkmaya ra­
zı oluyor. Gerçeklerin sert kayalarına kafasını vuran Ecevit
Brüksel'de bir basın toplantısı düzenleyerek, Yunanistan'ın ba­
rışçı yollardan ihtilâfı halletmek istemediğinden, bahsetti. Er­
tesi gün gazeteler karıştırıldı. Türk Başbakanının basın top­
lantısından tek kelimeyle bahseden yoktu. Halbuki, Ecevit
kendisini Türkiye'de sanıp vermişti nutkun gözüne. Süklüm
püklüm yurda dönen Ecevit, her gün bir beyanat veriyor. «Biz
barışçıyız.» «Biz karşılıklı görüşmelerle her meselenin halledile­
bileceğine inanıyoruz.» «Yunan halkı da kimin barışçı olduğu­
nu öğrendi» gibi. Halbuki Yunanistan «Ege bir Yunan gölüdür»
tezini atmış ve aldırmadan bu hedefe doğru yürüyor. Yunanis­
tan'ın görüşü bu olunca bir araya oturup halledilecek olan
nedir? Türk halkını asılsız bazı sözlerin doğruluğuna inandır­
manın ne faydası vardır. Buna diğer memleketler kamu oyunu
ve devlet adamlarını inandırmak lâzımdır. Bunun yolu da, dip­
lomatik temaslardan geçer. Ama bu yol çetin, zor ve zahmet­
li değil mi?
Her ne sebeple ise bilinmez, ötedenberi dış politikanın
propaganda hedefi olarak daima Türk kamu oyu seçilmiştir.
Anlaşılmaz şey. Ne yapsın Türk kamu oyu. İşte sizleri devleti­
nin başına, yetkili mevkilerine getirmiş, ne lazımsa yapsanıza..
Biz böyle dış dünyaya söylenecekleri, kendi vatandaşları­
mıza anlatmaya çalışırsak, millî meseleler kapımızı çaldığında
boş lâflarla kendimizi kandırmaya mecbur kalırız. Erbakan ve
Ecevit'in birbirleriyle müştereklerinin ne olduğu çok güzel an­
latılıyor. İnançları ayrı olabilir, ama. kafaların işleyişi aynıdır.
DEVLET
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
2
Sahibi : İbrahim METİN * Ya 284 Bakanlıklar -ANKARA *
2i İşleri Müdürü: Tevfik FiK- İdare Yeri: Bedesten İçi, Be­
ret KILIÇKAYA * Neşriyat desten Han Kat 4 Nu. 7,
Müdürü: Sadi SOMUNCUOĞ- KONYA * Para havale ad*
LU * İdari İşler : Osman ÇA­ resi: DEVLET Posta Çeki Nu.:
KIR * Haberleşme Adresi: P.K. 10021849 * Fiatı : £50 Kurü$ *
ABONE: Yıllık 120 TL. Altı
Aylık 6Q TL. * Dış Ülkeler
İçin : İki misli * İlânlar : Pa­
zarlığa tâbidir * Dizgi - Baskı
Yeni Işık Matbaası Tel: 125810
ANKARA * Dağıtım: Gameda
DİVİ-İT
POLİGOn
abdürrahim karakoç
BU ZULÜM DURMALIDIR
Türkiye her yönden hareketli bir devre ya­
şıyor. Bir taraftan yıllar boyunca süregelen ha­
talı bir dış politika anlayışının getirip yığdığı
meseleler, bunaltıcı bir tehdit ve tazyik unsu­
ru halinde millî güvenliğimizi ciddi şekilde sar­
sacak bir veçhe almış bulunuyor; öte taraftan
iç politika alanında millî şuur sahiplerini gele­
ceğimiz açısından ciddi şekilde kaygulandıran
gelişmeler içerisinde buluyoruz.
Şu anda Karakas'ta savunulmaya çalışı­
lan tezimiz, aslında Lozan'dan bu tarafa cere­
yan eden hata ve gafletleri telâfi gayretidir. Bu
gecikilmiş çabalara rağmen meselenin esasını
idrak edebilmiş olduğumuzu söyleyemeyiz. Ha­
lâ yurtta ve cihanda barışın uyuşuk ve hare­
ketsiz bir insancıl politika ile gerçekleşebile­
ceğine inanan siyasetçilerimizin kudret ve te­
sirleri geçerlidir. Millî çıkarlarımızın tesbitini
yapmakla mükellef
olanlarımızın millî düşün­
ce ve inanç karşısındaki hasmane tavırları kar­
şılaştığımız hazin tatbikatın başlıca sebebidir.
Şu anda bile bu dramatik manzara bütün çıp­
laklığıyla karşımızda duruyor. İçerde milliyetçi
düşünceye inanmak ve bunu savunmak hükü­
metçe ezilmesi gereken bir suç şeklinde mü­
talâa edilmektedir. Bu ters tavırlarla millî çıkar
larımızın kurtulabilineceğini sanmak aşırı iyimser
lik olur. Bunlar olsa olsa oturup, Yunanlı'ya
dostluk ve kardeştik şiirleri yazabilirler.
Dış politika alanındaki tenakuzların ben­
zerlerini çok daha fazlasıyla iç politikamızda
yaşıyoruz. Muhaefet partilerinin ağır ve ciddi
ithamlarından zorlukla sıyrılabilen Bay Üstündağ'ın başkanlığında maarifimizin çıkmazlarına
çareler aramak üzere şûra toplanıyor. Bekri
Mustafa rahmetlinin imamlığından daha az ve­
ciz olmayan bir manzara içerisinde günler tü­
ketiliyor. İktidarın küçük ortağı ise kaybettiği
itibarını yeniden kazanmak maksadıyla «Ahlâk
Dersleri» konusunu bıktırıcı bir demagoji plağı
halinde tekrarlamakla meşgul. Beri yanda eği­
tim camiasındaki facia bütün dehşetiyie sürüp
gidiyor. Mahut TÖS mensuplarının her gün ar­
tan cüreti iktidarın izahı zor gafletiyle destek­
lenip bir meş'um istilâ haline dönüşmüş bulu­
nuyor. Ahlâk dersleri ile eğitime millîlik kazan­
dıracaklarını zanneden ehli gafletin hamakati
sürüp giderken, millî düşünce ve duygu sahibi
gerçek
öğretmenler kıyım kıyım kıyılıyorlar.
Cumhuriyet devrinde hiçbir iktidar döneminde
rastlanılmayan şiddetli bir terör solcu olmayan
öğretmenleri savurup atıyor. Şu dört aylık dev­
rede Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin yap­
tığı soruşturmalar ve sorulan sualler bile marksist düşüncenin tesir derecesini bütün çıplaklı­
ğıyla ortaya koyabilir. Millî Eğitim Bakanlığı
dört aylık iktidar döneminde bir tek komünist
ve kürtçü hakkında soruşturma açmamış iken
sayısız milliyetçi öğretmenin gülünç gerekçe­
lerle ezilmeye çalışılması hakim zihniyetin ifadırmak acil bir vatanseverlik görevidir. Şûra
desidir.
Türk eğitimini marksist tecavüz ve tasal­
lutlardan kurtararak ona aslî görevini kazan­
dırmak acil bir vatanseverlik görevidir. Şûra
çalışmaları esnasında dahi bütün yetkililerin
huzurunda düşünce ve maksatlarını ortaya se­
ren bu insanlara bu cüret ve cesareti nereden
aldıklarını sormak için Türkiye'yi bilmem kaçın­
cı Sovyet Cumhuriyeti haline getirmelerini bek­
lemek ahmaklık olacağına göre bu korkunç gi­
dişe dur denilmelidir artıkl
Maarifimizin ilk meselesi şuralar toplaya­
rak teorik münakaşalarla
zaman kaybetmek
değil, komünistlerin meydana getirdiği tedhişi
önleyecek millî şuur sahiplerine huzur ve gü­
ven içinde çalışma imkânı sağlayacak tedbir­
lerin alınmasıdır.
NURİ GÜRGÜR
Dündar Taşer Tiyatro Armağanı
yarışması sonuçlandı
Hayatı boyunca herşeyi İle Türk olarak
yaşayan rahmetli Dündar Taşer'in aziz hatı­
rasını yaşatmak gayesiyle Töre - Devlet Ya­
yınevi olarak açtığımız ilk müsabakanın ne­
ticeleri, Seçiciler Kurulu tarafından açıklan­
mıştır.
Seçiciler Kurulu, ilk müsabakada tiyat­
ro gibi özel ve teknik yönü oldukça önemli
bir edebiyat türünün seçilişi üzerinde dura­
rak, bunun, müsabakaya katılanları zorladı­
ğım ve tiyatro eseri yazmakta tecrübesi az
olan müsabıkların eserlerinde kaçınılmaz
teknik aksaklıklara yol açtığını bildirmişler­
dir.
Yurdumuzda bu konuda yazılan kitapla •
rın yaygın olmamasının zikredilen eksikliği
gidermeyi de son derece zorlaştırdığını ileri
süren Seçiciler Kurulu, «Müsabakayı açan­
lar, yazarlara yararlı olacak teknik önderli­
ği de başlangıçta yüklenerek bu aksaklığın
ortadan kalkmasına yardımcı olabilirlerdi»
görüşünü bir temenni olarak belirtmiştir.
Seçiciler Kurulu, sayılan bu hususların
ışığında —bilhassa teknik eksikliklerin so­
nucu— bu yıiki müsabakaya katılanlar ara­
sında birinci ve ikincilik ödülünü alacak eser
tesbit edememiştir. Seçiciler Kurulu kararı
şöyledir :
BOZKURTLARA
MEKTUP
Savurduk, eledik, ayı, haftayı
Bıldırkinden çürük çıktı sene ha!
Zindana saldılar şekeri yağı
Ekmek harbi patlak verdi gene ha!
İstemeden düğümlendi tarifler
Çözsün, mânâsına insin arifler
Kil satacak çağa erdi herifler
Sol pazarda rağbet buldu kına ha!
Olanı, biteni duymadım deme
Kırmızı tosunlar bağlandı yeme
Düdük tapulandı Samuel Cim'e
Üç dalgadan zırva çiğner çene ha!
Nerede «Moskova köyüm»
diyenler
«Lenin babam, Mao dayım»
diyenler
Bir tek sinek uçsa «Kıyım»
diyenler
Aylık sürgün çıktı şimdi bine ha!
Kimileri fazileti ar saydı
Kimileri kancıkları er saydı
Kimileri iki vurdu, bir saydı
Avanaklar tez çarpıldı cine ha!
İnanan su içmez kirli çeşmeden
Yürüyün yiğitler umut kesmeden
Türk - İslâm ülküsü
gerçekleşmeden
Eğri kılınç girmemeli kına ha!
Gurbettesin hatırlarsın sılayı
Mektuplarla anlatırım Celâ'yı (*)
Şimdilik bunlardır günün olayı
Arada bir siz de yazın bana ha!
*
Kendi köyüm.
Birinci : Yok.
İkinci : Yok.
Üçüncü : «Alparslan» adlı eseriyle Ya­
şar Sağlam
1. mansiyon «Çirkef» adlı eseriyle Tay­
yar Aksoy
2. mansiyon : «Büyük Köprü» adlı ese­
riyle Remzi Özçelik.
3. mansiyon : «Düşünme odası»
adfı
eseriyle Oğuz Soylu ve «Çelikten Damlayan
Sular» adlı eseriyle llteber...
Yazarları tebrik eder, gelecek müsaba­
kalarda bütün müsabıklara başarılar temen­
ni ederiz.
Seçiciler Kurulu :
Galip Erdem, Emine Işınsu. Dr. Ahmet j
B. Ercılasın, M. Nuri Özşahin, Erdal Sargutan, Sadık Tural.
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
Bir Hafta Böyle Geçti
C H P - M S P İktidarı O r t a k Pazar'la
Türkiye arasındaki eski statüyü
aynen kabul e t t i !
nunsuz olayların bu sendikaca
yönetildiğini ortaya koyuyor. Son
gelen haberlere göre. kanunsuz
olarak yapılan bu grevle Türk dev­
leti 114 milyon lira zarara uğra­
mış bulunmaktadır. Ayrıca 800
civarında işçinin de, aşırı solcula­
rın oyunlarına alet olarak kanun­
suz hareketlere karışması dolayı­
sıyla işten çıkarılacakları söylen­
tileri dolaşıyor Yapım-İş sendika­
sına bağlı işçilerin kanunsuz ha­
reketlere girişmelerinde en bü­
yük tahrikin sendika genel sekre­
teri İsmet Demir tarafından yapıl­
dığını açıklayan Hatay valisi Kemalettin Gazezoğlu, bu şahsın ve
bu zihniyettekiierin gayesinin bu
büyük inşaatın gecikmesini sağ­
lamak olduğunu söylemiş ve da­
ha önce Keban, Aliağa ve Boğaz
Köprüsü inşaatlarında da bu gibi
hareketlere tevessül ettiğini söy­
lemiştir. Böylece, devlet yıkıcıla­
rının oyununa gelen işçiler bu ha­
rekette en büyük zararı, görmüş­
ler ve bir kısmı tutuklanmış, bir
kısmı da işinden olmuştur.
Başbakan Ecevit'in Ortak Pa­ nilmiş, siyasi ve iktisadi her yö­
zar Avrupa Komisyonu
başkanı nüne karşı çıkılmış, 1 ay sonra
ile yaptığı görüşmeden sonra Tür- iktisadi yönü kabul edilerek siya
kıyenin, «Anlaşmaların revizyona si tarafına karşı çıkılmış, 4 ay son
tabi tutulup, yeniden ele alınma­ ra da evvelki hükümetlerin kabul
sı konusunda ısrar etmemeye ka­ ettiği statü çerçevesinde Ortak
rar verdiği» öğrenilmiştir.
AET Pazar her yönü ile kabul edilmiş­
Avrupa Komisyonu başkanı Orto- tir. Ne büyük «Aşama» değil mi?
peynir
li'nin «Anlaşmalara
dokunulma- Yalancı pehlivanlar lafla
ması yolundaki teklifinin Ecevit gemisi yürütmek isteyenler ayan
tarafından kabul edildiğini» söyle­ beyan ortaya çıkıyor. Ama Türki­
diği bildirilmektedir. Ortadaki du­ ye kaybediyor. Türk milleti böylerum budur. Konuyu, koalisyonun lerine aldanıyor.
2 ortağı açısından ayrı ayrı ele
İSKENDERUN'DAKİ
alırsak ibret verici neticeler or­
TAHRİKLERİN MEYVESİ
taya
çıkar.
C.H.P.
seçimler­
den önce Ortak Pazar'a karşı ol­
İskenderun'du
Rusların
yap­
duğunu ileri sürmedi. Ancak so­
makta olduğu 3. Demir-Çelik İş­
lun, «Batıdan kopmamız gerekti­
letmeleri inşaatında çalışan 15 bi
Gazetemizin 238.
sayısında.
ğ i n i öngören «Bağımsızlık» poli­
ne yakın işçiden Yapım-İş isimli İskenderun'da işçilere dağıtılan
tikası geniş ölçüde CHP içinde de
aşırı solcu sendikaya mensup kıs­ broşür ve bildirilerden söz etmiş,
taraftar sahibidir. Her ne kadar
mının geçtiğimiz hafta birkaç gün inşaatı yapan rusların, komünizm
«Romantik» Ecevit, batı ile işbirli­
işbaşı yapmadıklarını ve işe de­ propogandasını ihtiva eden bu
ği ve «Bütünleşme» taraftarı ise
vam etmek isteyen diğer işçileri broşür ve bildirileri devamlı ola­
de, aşırı solcular, Avrupa ile Tür­
döverek ve baskı yaparak işe de­ rak işçilere dağıtarak, işçileri ka­
kiye'nin ilişkilerini sağlayan Orvamlarına engel olduklarını gaze­ nunsuz hareketlere kışkırttıklarını
tok Pazar gibi anlaşmaların karteler yazdı. Yapım-lş sendikasının bildirmiştik. Son kanunsuz olay­
şısındadırlar. Bu karşı oluşun se­
haksız ve kanunsuz olarak giriş­ lar, gazetemizin yayınını haklı çı­
bebi, Türk milliyetçilerinin belirt­
tiği bu hareket sonunda olaya el karmıştır. Büyük bir ihtimalle, İs
tiği «Hristiyan ve batı kültürünün
koyan güvenlik kuvvetlerinin ya­ kenderun
olcylarında,
Rusların
Türkiye'ye yerleşmesi, ileride ku­
kaladığı suçlu işçilerden 50 si A- parmağı bulunmaktadır. Komünist
rulması düşünülen siyasi Avrupa
dana
Güvenlik
Mahkemesince rejimi öven broşürlerle
işçilerin
birliğine Türkiye'nin katılmasının
tutuklandı, bir o kadarı da göz al­ kendi ideolojilerinin hizmetine gir­
önemli mahzurları olduğu» açısın­
tında bulunuyor. Bunlar arasında mesini temine çalışan bu şahıs­
dan değil, komünist bloka uzak­
Yapım-İş sendikası yöneticilerin­ lar, aşırı solcu sendikacılarla iş­
laşma olacağı sebebiyledir. MSP
den bazılarının da bulunuşu, ka­ birliği yapacak böyle bir
oyunu
ise seçimlerden önce «Ortak Pa
zara iik ve tek karşı parti» oldu­
ğunu iddia etmiş, gerçekleri tah­
rif ederek, MSP dışındaki kitlele­
rin Ortak Pazar savunucusu ol­
duğunu öne sürmüştür. Şimdi yukardaki son gelişme Ecevit açısın­
dan normal karşılanabilirse
de
MSP'nin bunu ne sekide
izlah
Sovyet Komünist Partisi'nin organı «Pravda» gazetesi, bu­
edeceği merak edilmektedir. MSP
gün, Sovyetler Birliğinde yaşıyan müslümanların dinlerine bağOrtak Pazar'a karşı olduğunu id­
lıi.ğ.nı sert bir dille tenkid etmektedir.
dia ettiği bir seçim kampanyasın­
«Evlenmelerde, doğumlarda, cenaze törenlerinde dinî adet­
dan sonra, Ticaret Bakanı Fehim
lere bağlı kalındığını» belirten partinin Türkistan'daki propa­
Adak'ın ağzından «Ortak Pazar'ın
ganda sorumlusu olan bir yönetici gazetedeki yazısında bu du­
sadece siyasi yönüne karşı oldu­
rumu «Esefle» karşılamaktadır. Aynı yönetici, evlenmelerde
ğunu, iktisadi bakımdan
Ortak
başlık verme usulüne karşı çıkmakta ve bazı kimselerin «Hac
Pazar'a katılma taraftarı olduğu­
ziyaretleri düzenliyebildikleri»ni yazmaktadır. Köylerde, öğ­
nu» 90 derecelik bir dönüşle kabul
retmenler, hekimler ve tarım teknisyenleri, yine aynı komünist
etmişti. Ortak Pazar'a «İlk ve tek
yöneticiye göre, «Dini âdetlerle mücadele edeceklerine kendi­
karşı olduğunu»
iddia eden bir
leri de bunlara uymaktadırlar.»
partinin de ortak olduğu hükümet
Ortak Pazar'la yapılmış anlaşma­
Göıüldüğü gibi, komünist rejim, elli yıldan beri tatbik et­
larda değişiklil- yapılması husu­
tiği bütün propoganda usullerine ve yaptığı insanlık dışı bas­
sunda ısrar etmekten de vazgeç­
kı ve zulümlere rağmen, Kızıl imparatorluk sınırlarında yaşayan
mektedir. Yani, seçimlerden önce
Türklerin millî ve dinî adetlerini yıkamamıştır. Dinî
âdetlerle
MSP'nin oy kazanmakta
önemli
mücadele etmeleri için köylere gönderilenlerin bile bu âdetle­
bir sermayesini teşkil eden «Or­
re uymaları da göstermektedir ki, hangi yollar denenirse de­
tak Pazar» konusu,
«Barışçı ve
nensin, doğuştan insan tabiatında bulunan «Allah» telakkisi­
dostane» bir çözüme
kavuşmuş
ni yıkmaya imkân yoktur. 50 yıllık Komünist Rusya tatbikatı
olmaktadır. Önce, Ortak
Pazar
bunun en güzel misali olmuştur.
Türkiye'nin ölüm fermanıdır de­
Komünistler Sovyetler Birliğindeki Türklerin
dinlerine bağlılığından şikayetçi
3
İskenderun'da dağıtılan Rus­
ya'da basılmış broşürlerden
birinin kapağı.
sahneye koymuş olabilirler.
Öte
yandan, aşırı solcular bu olayda
da Türk ordusu ve polisine küfret­
meyi ihmal etmemişlerdir.
Ordu
ve polisi işverenin yanında gös­
tererek işçi düşmanı olduğu ka­
naatini vermek isteyen aşırı sol­
cular, işçilerin toplu şekilde jan­
darma
tarafından
toplandığını,
dipçik darbeleri ile dövüldüğünü,
öo\/en
jandarmalar
arasında
«MHP'li komandoların da olduğu­
nu» iddia edecek kadar yalan ve
kasıtlı yayın yapmışlardır. İşçile­
rin jandarma ve «MHP'li koman­
dolar» tarafından dövüldüğü iddi­
asını ileri süren gazete, bu sah­
neyi, jandarmalar işçilerin etrafı­
nı sarınca çemberi yarıp kahra­
manca çıkan (!) bir işçinin sak­
landığı yerden gördüklerini anlat­
ması olarak vermektedir. Bu bile
aşırı solcuların devlet kuvvetleri­
ni ve ordumuzu yıpratmak için es­
kiden olduğu gibi yine yalan ve
iftiraya dayalı
kampanyalarında
aeğişiklik yapmadığını göstermek­
tedir.
MENFAATLERİ BOZULANLAR
KAZAN'A KAZAN KALDIRDI
Koalisyonun MSP'li bakanla­
rından Adalet Bakanı Şevket Ka
zan son günlerde müstehcen ya­
yınlara karş: mücadeleye başladı.
Türk milletinin yetişmekte olan
nesillerini ahlâkî bakımdan çökert
mek ve bu insanları ahlâk namus,
haya gibi kuvvetli dayanaklardan
mahrum kılmak maksadıyla yıllar­
dan beri yürütülen bu faliyetleri
önlemeye çalışmasını haklı buluyo
ruz. Ancak, basında adeta tröst­
leşmiş olan bazı ailelerin elinde
bulunan gazetelerin, bu mücadele­
den zarar görmeleri üzerine, bu
kişilerin hep bir ağızdan Şevket
Kazan aleyhinde veryansın etme­
ye başladıkları da gözden
kaç­
mamaktadır. Kazan'm savcılara
gönderdiği bilmem kaçıncı
-amimden sonra, bazı yerlerde gö­
rülen toplatma işlemleri üzerine
ayağa kalkan belli zihniyetin sa­
hipleri şimdi Kazan efendiyi he­
def aldılar. «Basın özgürlüğü sı­
nırlandırılamaz»
«1974 Türkiyesinde çağd?şı uygulamalar»
vs.
tarzından başlıklarla çıayri ahlâki
yayınların serbestçe satılmasını
Devamı : 11'de
"1
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
4
MHP YÜKSEK İSTİŞARE
Ergene kon
Mektupları
Kendilerini mahkûm
etmişlerdir
Cezmi KIRIMLIOĞLU
Millî Eğitim Bakanı hakkında
verilen gensoru önergesinin red­
di ile Meclis kendisini mahkûm
etmiştir. Şöyle ki:
1. Bir kere
görülmüştür ki,
Meclis müzâkerelerine millî öl­
çüler değil, parti menfaatleri hâ­
kimdir. Zira, Anayasa ve Ka­
nunları ihlâl ettiği ileri sürülen,
ve bu iddianın delili olarak zik­
redilen hususlardan hiçbirini
red etmeyen bir Bakan hakkın­
da gensoru açılmasını dâhi is­
tememişlerdir .Halbuki bu kadar
ağır ithamlar karşısında Mec­
lisin yapması
gereken husus;
müzakereleri dâhi kabul etme­
mek, hattâ «Gensoru açılsın
mı, açılmasın mı» şeklindeki
müzakereleri de baltalamaya ça­
lışmak değildir. Aksine, iddiayı
enine boyuna incelemek, böy­
lece eğer suçluysa bir Bakan'ın azlini sağlamak ve onun
varlığı ile bir
hükümetin de
Anayasa ve kanunları ihlâl eden bir tutum ve davranış içine
girmesini önlemek veya iddia­
lar yersiz ise, iddiaların asılsız­
lığını ortaya çıkarmak ve böy­
lece hem bir Bakanı, hem de
mensup olduğu iktidarı «Kanun
dişilik» töhmetinden, tenkid ve
Meclis içi murakabelere taham­
mülsüz olmak ithamından kur­
tarmaktır. Meclis, gensorunun
açılması için yapılan müzâkere­
ler sırasında bu noktaya
hiç
dikkat etmemiştir. Yalnız «226»
hesabı yapmıştır .
2. Meclis çalışmalarının titiz­
likle yürütülmesi, millî mesele­
lerde kılı kırk yarar bir tutum
içinde görünmesi şarttır. Bu
hem »milletimizin arzusu hem de
demokratik nizâmın arızasız ya­
şamasının icâbıdır. Halbuki, bir
kere nasıl olmuşsa, iktidar kol­
tuğunu hasbelkadar eline geçir­
miş olanların, irâde, arzu, tema­
yül ve tehditlerine göre milletve­
killeri reylerini izhâra başladı­
lar mı, o takdirde, Anayasa ve
Kanunlar rafa kaldırılmış, millî
menfaat ,millî emel ve arzular
değil, şahıs arzusu hâkimiyeti
başlamış .keyfîlik başlamış de­
mektir. Bu da demokratik nizâ­
mın aleyhinedir. Çünkü keyfî­
liğe ,şahıs irâdesine itibar baş­
ladı mı, her zaman iktidarın
başındaki en kuvvetli olamıyacağı için, daha kuvvetliler ken­
di irâdelerini ve reylerini izhâr
eder ve ona uyulmasını ister­
ler. Memleketimizde bunlar ol­
muştur. Bu neticeye yol açanlar
sonunda yeniden demokratik
ölçülere dönülmesi için
her
türlü fedakârlığa rıza göster­
mişlerdir.
Madem ki, gensoru oylama­
sıyla Meclis kendisini mahkûm
etmiştir. Şimdi ne olacaktır?
Bu sorunu;ı cevabını verme­
den konuyu biraz daha açmak
ve tekrar bâzı geçmiş hâdise­
leri hatırlatmak gerekecektir.
Memleketimizde bir 12 Mart
Muhtırası verilmiştir. Muhtırada,
Meclis ve hükümet birlikte suç­
lanmıştır.
Bunun sebebi ise,
anarşik hareketlerde Hüküme­
tin ciddî tedbirler almaması İle,
Meclisin muhalefet kanadının
murakabe görevini iyi yapma­
ması, ana muhalefet partisinin
anarşistleri himaye etmesi ve
zamanın Başbakan'ı hakkında
ileri sürülen ve efkâr-ı umumiyede büyük akisler bırakan iddia­
ları müzakere etmeden, araştır­
madan her defasında Meclis'in
reddetmesidir. Bu sebeble, hak­
kında ileri sürülen iddialar ve
Meclisin onu koruma yolunda­
ki davranışı; hem o günkü Baş­
bakanı, hem de Meclis'i şaibe
altında bırakmıştır. Hattâ o za­
manki Meclis'in biriken ve git­
tikçe yoğunlaşan millî mesele­
lere tedbir bulamıyacağı kanaa­
tine varılarak demokratik ha­
yata bir müdahale olmuştur.
Fakat bu müdahale milletin seç
tiklerine karşı olmasına
rağ­
men de »milletin kendisi tara­
fından
minnet ve
şükranla
karşılanmıştır.
Gensoru önergesinde iktidarın
ve Meclis'in tavrını buna ben­
zetebiliriz. O halde tereddüt et­
meden diyebiliriz ki, şu anda
hem iktidar, hem de Meclis şa­
ibe altındadır. Bu tutum ve zih­
niyet devam ettikçe
iktidarın
şaibeden kurtulmasına da im­
kân yoktur. O halde tarihin te­
kerrür etmesi, arzu edilmese
dâhi imkân dahiline girer.
Hemen belirtelim ki, bu sö­
zümüz Türk Ordusunun bir mü­
dâhale düşündüğü
anlamına
gelmemelidir .Türk Ordusu hiç­
bir zaman siyâsi hayata mü­
dahale hevesi içinde olmamış­
tır. Bu, onun vekârına ve dev­
let anlayışına aykırıdır. Ancak,
Merhum Dündar Ağabey derki,
«Müdahalecilik,
marangozluk
gibi, berberlik gibi bir meslek
değildir. Zaruret hâsıl olur. Has­
talığın tek kurtuluş yolu olarak
ameliyat şarttır. Bu takdirde.'
müdahale etmek millî görev olarak kendini kabul ettirir». İş­
te, meseleye bu açıdan bakınca,
biz ilgilileri böyle bir ameliyata
zemin hazırlamamaları
yolun­
da ikâz ediyoruz.
KURULU TOPLANDI
Türkeş : Ecevitln ölçüleri Türk tarihinin ve
milletinin ölçülerine uymuyor.
Milliyetçi Hareket Partisi Yük­
sek İstişare
Kurulu 23 Haziran
1974 günü Ankara'da toplanmış ve
Türkiye'nin iç ve dış durumu, hü­
kümetin icraatları hakkında görüş­
meler yapılmıştır.
MHP'nin 62 İl
teşkilâtına mensup
temsilcilerin
ve il başkanlarının katıldığı top­
lantı, basına ve dinleyicilere kapalı
olarak yapılmıştır. İfade edildiğine
göre. toplantıda il başkanları çe­
şitli konulara ilişkin
görüşlerini
açıklamışlar, bilhassa iktidarın ic­
raatları
üzerinde
durmuşlardır.
Başta Milli Eğitim,
Çalışma ve
Köyişleri bakanlığı olmak
üzere
CHP'lilerin giriştiği partizanca ic­
raatların ortaya konulduğu
top­
lantıda, Türk-Yunan ilişkileri baş­
ta olmak üzere Türkiye'nin
dış
politikası ile hükümete
mensup
partilerin seçimlerden sonra halk
nazarındaki durumu da ele alın­
mıştır. Toplantıda ayrıca MHP teş­
kilâtlanma çalışmalarının, parti ile
ilgili meselelerin de ele alınarak
çeşitli neticelere varıldığı bildiril­
mektedir. Açıklandığına göre top­
lantının açış konuşmasını yapan
MHP Genel
Başkanı
Alparslan
Türkeş Türkiye'nin içinde bulun­
duğu durum hakkında bazı açık­
lamalar yapmış, iktidar - özel sek­
tör sürtüşmesinin yatırımları dü­
şürdüğünü, bunun da üretim azlı­
ğına ve dolayısıyla hayat pahalılı­
ğına sebep olduğunu söylemiştir.
Türkeş, yatırımların
durmasının
işsizliği artıracağını söylemiş
ve
şöyle devam etmiştir:
«Siyasi kadroların başarısı, id­
dialarına göre değil, bunu gerçek­
leştirip gerçekleştiremediklerine ba
karak anlaşılır. En çok önem ver­
diği iktisadi meselelerde iflas eden
bir kadronun; iç barış, asayiş, ül­
kenin güvenliği, devlet ve millet
aleyhine yürütülen tedhiş hareket­
leri konusunda başarılı olacağı dü­
şünülemez. Dört ay içinde pek çok
banka soygunu oldu.
Komünist
militanlar çeşitli öğretim kurum­
larında öğrencilere saldırdı. Pek
çok yaralamalar oldu. Bütün bun­
lar iktidar tarafından görülmemiş,
hatta dolaylı olarak inkâr edilmiş­
tir. İstanbulda bir öğrenci yurduna
tertiplenen saldırı sonucu 50'nin
üzerinde memleket çocuğu
ya­
ralanmıştır. Şimdiye kadarki anar­
şi olaylarının hiç birinde bu kadar
öğrenci yaralanmamıştı. İktidarın
başı ve diğer yetkilileri
milletin
huzuruna çıkmış, Miliyetçileri kasdederek, «Faşist»lerin olay çıkar­
dığını söyleyebilmiştir. Halbuki kı­
sa bir süre sonra yapılan adli
tahkikat hakikatin tamamen ters
istikamette olduğunu
gösterdi.
Çünkü yaralanan 50 öğrencinin
hiçbiri anarşist solcu değildi. Sav­
cılık tarafından tutuklananların ise
tamamı solcu militanlardan mey­
dana geliyordu.»
Türkeş, iktidarın bu tehlikeli
tutumunun «İhkakı hak» düzenini
getireceğini söyleyerek konuşma­
sını şöyle tamamlamıştır:
«O halde Milliyetçi
Hareket
Partisi olarak, ilân
ediyoruz ki,
solcu Ecevit iktidarının başta kal­
dığı her gün Türkiye kayıptadır.
Türk tarihinin, Türk
hukukunun
ve menfaatlerine bu ölçüde ters
vit iktidarının ölçüleri birbirini tut­
muyor .Ecevit'in ideolojik saplantı­
larla suçlu saydıklarını, Türk huku­
ku, Türk Milleti ve tarihi kahra­
man; Ecevit'in kahraman saydıkla­
rını ise suçlu ve hain olarak gör­
mektedir. Millete, O'nun hukukuna
ve menfaatlerine bu öcüde ters
düşen bir iktidarın bir gün değil
bir dakika dahi görev
başında
kalmaması gerektiği
inancı için­
deyiz.»
KomöEaoIan» saldırisından sonra 5 ogrencl fataklandı
Yükseliş
okul yön<
Ecevit'e*
fcâyet
H A Y S İ Y E T L İ (!) B A S J N D A N BİR H £ B E R !
Yukardaki 2 klişe 18 Haziran­
da Ankara'da Ülkücü öğrenci­
lere yapılan saldırı hakkında
2 aşırı solcu gazetede
çıkan
haberlerin başlığıdır. Bu saldırı­
da ağır yaralanan 3 öğrencinin
Ülkücü olduğu, suçlu olarak ya­
kalanan 6 kişinin Kürtçü - ko­
münist gruba mensup
olduğu
resmen
ortaya
çıkarılmıştır.
Ama aşırı solculuğun yalancılık
ve iftiracılık olduğunu hatırlat­
maya lüzum görmüyoruz. Ger­
çekleri bu kadar inkâr edebilen,
iftirayı sıkılmadan bu kadar ata­
bilen başka kim olabilir. Utan
madan nasibini alamamış kişi­
lere söyenecek başka şey VGT
mıdır?
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
MHP BAŞKANLIK DİVANI TOPLANDI
«Yunanistan'ın düşmanca tutumu karşısında
Ecevit'in Yunan sevgisinin halâ devam
etmesini esefle karşılıyoruz»
Milliyetçi Hareket Partisi Baş­
kanlık Divanı 22 Haziran günü, Ge­
nel Başkan Alparslan Türkeş'in
başkanlığında toplanmış ve
dış
politika ilgili görüşlerini bir bildiri
ile kamuoyuna açıklamıştır. MHP
Başkanlık Divanı bildirisinde, son
günlerin en önemli konularından
birinin Dış Politika olduğuna dik­
kat çekilerek, başbakanın, genç­
lik yıllarından yazdığı
«Türk-Yunan» şiirine bugün bile imzasını
atabileceğini söylemesi kınanarak
hükümet millî bir dış politika ta­
kibine davet edilmiştir. Milliyetçi
Hareket Partisi Bakanlık
Divanı
bildirisi özetle şöyledir:
«Sayın Başbakan'ın
gençlik
çağında yazdığı bir şiirle dile ge­
tirdiği Yunan sevgisinin; bugün
Yunanistan'ın
Türkiye'ye
karşı
hasmâne davranışı karşısında bi­
le değişmediğini meclis kürsüsün­
den açıklaması ve anarşist komü­
nistler için beslediği romantizm ,
esefle müşahade ettiğimiz husus­
lardır. Çünkü bu hissiyatının dış
politikamıza yön vererek gerçek­
leri görmesine engel olacağından
şüphemiz vardır. Ayrıca Hükümet
kanadını teşkil eden
partilerin
MEKTUPLAR
galip erdem
Türk Hikâyeciliğinin
Büvük Üstadı
.
OfllCR
SEWnTlff.ni
BÜTÜN HİKÂYELERİ
ÖTUKEN Yayınevinden
uç cilt halinde çıktı
S.cılt25TL £cilt20TL I.cilt20TL
Takım orijinal' kutu içinde.
I İsteme adresi, ANDA
65.TL
Batı Trakya'daki Yunan
zulmünün son örneği
Son günlerde Batı Trakya'dan
gelen haberlerden anlaşıldığına
göre Yunanistan, Batı
Trakya
Türklerine karşı uygulamakta ol­
duğu iktisadi ve kültürel baskıla­
ra bir yenisini daha eklemiş ve
şimdi de Türklere ait traktörlerin
kullanma belgelerini iptal ederek,
Türklerin traktör kullanarak
zi­
raat yapmalarını önlemiştir. Batı
Trakya'da yaşayan Türklerin gön­
derdikleri haberlere göre traktör
sahibi olan Türklerin
kullanma
belgeleri iptal edilince Türkler
benzin, mazot ve gaz alamaz ol­
muşlar, araçlarının yedek parça
ihtiyacını gideremez hale gelmiş­
lerdir. Ayrıca Türklerin
tarımda
traktör kullanmaları halinde kanu­
ni soruşturmaya başvurulduğu da
gelen haberler arasındadır. Böyle­
ce Türkler kültürel bakımdan uğ­
radıkları baskı ve zulmün yanısıra
şimdi de bu yollarla çökertilmek
istenmektedir. Bu baskıların, Ece­
vit'in, meclis kürsüsünden
«Yu­
nanlılara olan kardeşliğini tazele­
mesi» nin akabinde ortaya çıkma­
sı, daha anlamlıdır.
Türk-Yunan
ilişkilerinin gerginliğini koruduğu
ve her an Yunanlıların Türklere
bir saldırıya girişebilecekleri ihti­
malinin bulunduğu bu
günlerde
Yunan resmi makamlarının bu ha­
reketinin Türkiye'yi tahrik maksa­
dı taşıdığı da söylenebilir.
CEPHE BIRUĞl VE
İLK DEĞERLENDİRME
CHP - MSP iktidarının düşürülmesini, hiç
değilse daha az zararlı olmasını sağlayacak
bir cephe birliği,
milletimizin geleceği bakı­
mından, son ayların en ilgi çekici konusudur.
Siyasetçiler vatansever fikir adamları ve ülkü­
cüler, hemen hergün, «Birleşik cephe»yi ko­
nuşuyorlar, yazıyorlar; nasıl
gerçekleşeceğini
düşünüyorlar. Biz, diğerlerinden daha akıllı ve
uzak görüşlü olduğumuz gibi mânâsız bir gu­
rura kapılmadan böyle bir
gelişmeyi
biraz
umutsuz, yine de sevinçle karşılıyoruz. 13 yıl
boyunca yazdıklarımızı
okuyanlar, konuşma­
larımızı dinleyenler iyi bilir: Bütün milliyetçi­
ler birleşmedikçe ana dâvalarımızın hep askı­
da kalacağına, milletçe özlenen bir
iktidarın
kurulamıyacağına daha 1961 yılından itibaren
karar vermişizdir. Bugün de aynı şeyi düşü­
nür, yalnız boşa harcanan 13 yılın acısını du­
yarız. Cephe birliğinin kurulması için gücümü­
zün yettiği ölçüde daima
çalıştık. CHP ve
MSP dışındaki siyasi partiler .özellikle Adalet
Partisindeki
milliyetçilerin
güçlenmesi
için
elimizden gelen yardımı esirgemedik.
Hattâ,
diğer partilerde kalan milliyetçilerle dostlukla­
rımızın, mensubu bulunduğumuz Milliyetçi Hareket'in çok sevdiğimiz bazı ülkücüleri tara­
fından kınanmasını bile göze aldık. Adalet Par­
tisine hiçbir zaman girmedik; ama, 1964 kong­
resinde" Bilgiç ve arkadaşlarının kazanmaları
için çok uğraştık. Ne çare ki, sıkışık zaman­
larda birkaç defa ortaya atılmasına rağmen,
cephe birliği gerçekleşemedi. «Acaba neden?»
sorusuna verilecek
cevaplar bellidir ve bize
göre, kesinlikle doğrudur: Duyguların ve hırs­
ların üstüne çıkılamamıştır.
Memleketimizin
şartları ve özellikleri yanlış değerlendirilmiştir.
Unutulmaması
gereken denemelere rağmen
iktidarı kazanmak için sandıktan çıkacak oyla­
rın yeterli olacağı sanılmıştır. Demokrasi kita­
bının yazdıklarına sadece şekil yönünden uyul­
muş, öze inilmemiştir. Baskı zümrelerinin yıp­
ratıcı
faaliyetlerine, sivil - asker aydınların
5
parlamenterlerinin Avrupa konse­
yinde C.H.P. li olanlarının
listlerle, M.S.P.'li
hıristiyan
sosya­
olanlarının da
demokratlarla
işbirliği
yapmaları geleneksel milli dış po­
litika birliğini de zedelemiş Türk
Milletini dışarda temsil eden bu
zevatın millî dış politika
ilkesine
ters düştüklerini ispat etmiştir.
devlet yönetimindeki ağırlıklarına önem veril­
memiştir. Sonucu biliyorsunuz: Seçimler kay­
bedilmiş, Türkiyemizin dört yllık kaderi güve­
nilmesi güç bir ortaklığa teslim edilmiştir. Si­
yasetçilerimiz, ancak şimdi
anlayabildiklerini,
samimi veya hesaplı, 1964 yılından sonra gö­
rebilselerdi, bugünkü duruma düşülmez, cep­
he birliği daha önce ve daha kolay sağlanır,
CHP - MSP ortaklığına imkân verilmezdi.
Atalar sözündeki hikmet yabana atılamaz: Zararın neresinden dönülse kârdır. Ayrı­
ca insanoğlunun, siyasetçi de olsa, zaman
içinde düzelmesi bilmediklerini öğrenmesi,
kendi hesaplarının dışına çıkması da
müm­
kündür. Kısaca; MHP, DP, AP ve CGP arasın­
da halâ bir güç birliğine gidilebilir. Ancak, böy­
le bir birliğin gerçekleşmesi, herşeyden önce,
bugüne kadar işlenmiş hataların tekrarlanma­
ması, yanlış değerlendirmelerden
kesinlikle
kaçınılması şartına bağlıdır. Aksi takdirde mil­
let yeni bir hayal kırıklığına uğrayacak, siya­
setçi takımından büsbütün uzaklaşacak, kendi
hesaplarının içine
gömülecektir.
Muhalefet
partileri içinde, gelecek mücadelenin
tahmin
edilebilecek gelişmesine göre, bütün
imkân­
sızlıklarını bilerek yazıyorum, Milliyetçi
Hareketket Partisinden başkası tek başına iktida­
ra gelemez. AP veya DP, olağanüstü değiş­
meler olsa ve seçimleri kazansalar bile, ikti­
darda tutunamazlar. Ancak MHP'nin seçimleri
alması da, dış ve iç düşmanların engelleme­
leri ve bazı sözde aydınların şartlanmışlıkları
yüzünden, kısa sayılamıyacak bir zaman iste­
yecektir.
Cephe birliği şartlarının incelenmesine geç­
meden, tereddütlerin başlıca kaynağı, iki soru­
nun cevaplandırılmasında fayda görmekteyiz :
1 — Cephe birliği mümkün müdür? 2 — Cephe
birliği, Türk milliyetçiliği ülküsünün gelişmesine
zarar vermez mi ? 1 — Millet çoğunluğunun öz­
lem ve isteklerine bakılırsa, cephe birliğinin ku­
rulması mümkündür. Birleşik cephe sayesinde
iktidarın el değiştirmesi veya seçimlerin öne
alınması da mümkündür. Fransa'daki son cum­
hurbaşkanlığı seçimlerini düşünün. Vaiery Jisgard Dîestaing her renkten solcuların ve komü­
nistlerin ortak adayını, 0,8 lik bir oy farkı ile yen­
di. Birleşik sol cephe, seçimlere katılan Fransız­
ların yüzde 49'undan oy almasına rağmen, ka­
zanamadı. Bizdeki oy dağılımı Fransa'dakinden
çok değişiktir .Oyların yüzde 67'sini sola karşı
olanlar, yüzde 33'ünü de sola açık olanlar top­
lamıştır. MSP yöneticilerinin tutumuna bakma­
yın; seçmenlerinin komünizme düşmanlığı MHP
li ve belki DP'lilerden sonra, ama AP ve CGP'lilerden mutlaka öncedir.
2 — Birleşik Cephe şartları titiz bir dikkat­
le tesbit edilemez ve ilk bakışta çekici gelen
yanılmalardan kaçmılmazsa, Milliyetçi Harekesakıncalı yönleri başlangıçta giderilirse şüphesakıncalı yönleri başlangıçtu giderilirse şüphe­
siz faydalıdır. En azından, aşırı solcuların ve
komünistlerin güçlenmelerir.3 imkân verilmez.
Bir seçmeninden :
Fert için,
illet için
Necmettin
Prof. Dr. Hikmet TANYU
Bazı ideolojilerde fert tamamen inkâr
edilir, bir robot sayılır, keıa komünist ideo­
lojide de fertler bir yığının bir kümenin bir
kitlenin unsurlarıdır. Özelliği şahsiyeti, hür­
riyeti, kişiliği inkâr edilmiştir. Fertleı robot
veya bir makinenin aletleri durumuna düşü­
rülmüştür. Üstelik o. ilâhi bir menşeden de­
ğil, bir hayvan gelişmesi olarak kabul edil­
miş ve insanı şerefli bir mahlûk oıorak tanı­
yan islâm! temel kabul edilmemiştir. Baş­
langıçta ferdin değerini küçülten bir anlayış­
tan daha başka ne beklenebilir? Maddeci
ve tabtatçı anlayış insanı küçültücü anla­
yıştır. Üstelik, ahlâk, iman ve hatta İlim de
tamamen boşlukta bırakılmış demektir.
Şu halde komünistler ferd ve millet çı­
karına göre çalışmazlar. Zira ne ferdin şah­
siyet ve hürriyetini ne millet olgusunu kabul
ederler. .Onun bir sınıfının diktatörlüğünüyönetim kendilerinde olmak sortiyle benim­
ser görünürler. Sömürülecek
kendilerine
bağlı işçileri, önce bir sınıf kalıbına dökmek
isterler, sonra do bir sınıf şuuru aşılayıp, mil­
let birliğinden koparmak isterler. Artık işçiyi
bir malzeme olarak marksist-leninist temeli
atmak üzere bir harç olarak kullanacaklar­
dır. Kendilerinden olmayan işçiler de düş­
manlarıdır. Onları bilinçsiz satılmış soyarlar.
Başka milletlerin morksist-sosyolist işçi sı­
nıfları onların güyo işçi kardeşleridir. Yol­
daşlarıdır. Fakat reddettikleri kendi milletle­
rinin ordusu, jandarması polisi, öğretmeni,
memuru, esnafı, küçük imalathane sahipleri
ticaretle, sanayi ile uğraşan girişimciler vel
hasıl milliyetçiler, dindarlar Allah'a inanan­
lar bağımsızlıktan yona. milli istiklâlden ya­
na olanlar, onların düşmanlarıdır. Hedefleri­
ne ulaşıncaya kadar kullanmak,
sömür­
mek istedikleri hürriyet, seçimle iktidara gel­
meler, gerçek demokrasi ortık onların can
düşmanıdır. Bütün partileri kaldırmak, sen­
dikaları kapatmak onların ilk İcraatları ola­
caktır. Milli eğitim, milli kültür, milli tarih ve
milli olan herşey onların düşmanlarıdır. Bun
lan gericilikle itham
etmek onların yap­
tıkları ve icra mevkiine geçince
köklerini
kazıyacakları ilk işleri olacaktır. Bu mille­
tin soyu. onların baş düşmanı
olacaktır.
Türk olmoyoniara, Türkleri bir köle,
bir
esir sürüsü halinde yönettirmek ilk işleri
olacaktır. Milli hukuk ve millî devleti inkâr
etmek esasen başlıca benimsedikleri
ilk
işlerdir.
Marksist-Leninist hukuk, komünist dev­
let ve Sovyet köleliğini esas tanırlar. Hani
onlar milletten yanaydı? Ferdin insan kişi­
liğinden yanaydılar? Bu olabilir mi? Onlar
ne ferdin haysiyet ve şahsiyetinin millet var­
lığını kabul etmiyorlar ki, onu var eden âmil­
leri, temelleri kabul etsinler. Millete hizmet
onu parçalamak değildir, insana ferde hiz­
met, onu inkâr edip. bir yığında zerre, bir
makinede vida saymak değildir. Onların ko­
münist, emperpalist Ruslar kardeşleridir, yol-
destandır, Komünist yunanlı
Kardeşleridir,
yoldaşlarıdır. Komünist çingene kardeşleridir. yoldaşlarıdır. Komünist Kübalı, VietnamEı kardeşleridir, yoldaşlarıdır. Ama komünist
veya marksisl-sosyalist olmayan Türk düşmantardır. Komünist olmayan Türk milleti, öç
alınacak, parçalanacak düşmanlarıdır. Ken­
dilerinden olmayan Türk'e Türk milletine iş­
kence yapmak mutluluklgrıdır, onu yoketmek
ihtiraslarıdır. Onlara İftira etmek', faşist bur­
juva âleti saymak, türlü yalan ve damgalar­
la onu kötülemeğe, küçültmeğe
çalışmak
övünçleridir.
Aslında «TÜRK» adım bile kabul etmez­
ler. Türk vatan anlayışını, milli ve manevi
inancı, islâm dininden özlenen ahlâkı ka­
bul etmezler. Kökleri, Türk yurdundan dışarda, ipleri yabancı başkentlerdedir. Esasen
onların Türk'e ve Islama düşman kızıl robot­
ları, gönüllü gafil ve cohll köleleridir, öyley­
se bunlar mı. Türk'ten Türk milletinden Türk
vatanından. Türk Kültüründen, Milli eğitim­
den, Türklük ülküsünden, islâm dininden ya­
nadır? Onlar aslında bütün bunların düşma­
nıdır. Birer zavalı hasta olmaktan başka, has­
talığını farketmeyen tehlikeli kızıl çılgınlar­
dır. Gözlerini kan. İçlerini kin ve kafalarını
ihanet bürümüştür. Yalnız çağ dışı değil, in­
sanlık dışı yıkıcı, öldürücü bir zulmün âleti
haline gelmişlerdir. Tek taraflı .sürekli tel­
kinle, hakikatten ve hok anlayışından sapıt­
mış dogmatik, kızıl birer söz anlamaz, İlim ta­
nımaz yobaz haline gelmişlerdir. Utanmadan,
sıkılmadan kendilerinin gerçek milliyetçi ol­
duğunu İddia edecek ve buna başkasını inan
dıracağını sanacak kadar engerek beyinli­
dirler. Türk'ü. Türklüğü, milleti İnkâr eden bu
yurda mensup bir kimse bir milliyetçi olabi­
lir mi? Olsa olsa, bir yalancı, bir sahtekâr
olur.
Şu holde millet olgusunu kabul etmeye­
nin bir miliyetçi olmasına asla imkân yoktur.
Türk milliyetçileri yukarda kısaca ve
özetleyerek saydıklarımızdan yana ve onun
ülkü ve dâvösındadırlar, onun yaşatılması ve
yükseltilmesi yolundadırlar. Ülkücüler bu yol­
dadır bu yandadır. Ya marksist, sosyalist, ko­
münistler, Türklük ve islâmlığı, milli kültürü
v.b. inkâr eden diğerleri, kozmopolitler, bas­
kıcılar, sömürücüler,, bencil çıkarcılar hangi
yoldadır, hangi yandadır?.
işte bunu bildikleri içindir ki ülkücüler
Türk milletini yaşatma ve yükseltmenin tek
çıkar yolu ve ülküsü olan Türk milliyetçiliği­
ne sımsıkı sarılmışlardır. Karşısında hangi
hain ve zalim güç, hangi baskıcı gruplar olur­
sa olsun bu yoldan dönmeyeceklerdir. Zira
bu yol Türk mlletinin yaşaması
varolması
davasıdır. Bu yol Türk' milletinin tek ümit yo­
ludur. Ve günümüzde İse yeni bir kuvay-i
milliye yoludur.
ÖZÜR : Sayın yazarımız Prof. Tanyu'nun ge­
cen haftaki yazısında Sayın Türkeş'in kızı
Ayzıt Türkoş yerine yanlışlıkla Umay Türkeş yazılmıştır. Düzeltiriz.
j
i
i
]
]
]
i
Erbakan'a Açık Mektup
Mahmut KARAKAŞ-
Necmettin Bey;
Siz siyaset sahnesine çıkmadan ev­
vel 1960'larda ve bilhassa 1969 seçimleri
öncesinde isminizi, hareketlerinizi sık
«
sık duyar olduk. Sizler o zaman Anado|
lu'nun muhtelif yerlerinde konferanslar
i
veriyor, halkı aydınlatıyordunuz. Öyle
J
, güzel konuşuyordunuz ki, benim düşü|
nüp ifade edemediğim şeyleri siz dile
i
getiriyordunuz.
jp
Hele Odalar Birliğinde iken yaptı­
ğınız mücadeleden dolayı Anadolu'da
haklı olarak sevgi ve sempati topl uyur­
dunuz. İşte size sevgi ve sempati göste­
renlerden biri de bendim. Halk arasında
sizin namaz kıldığınız da duyulunca sev­
gim ve sempatim bir kat daha arttı. Ko­
münistler tarafından sizin aleyhinize
1
söylenen her sözü kendime söylenmiş ka­
bul ederek gereken cevabı veriyordum.
İçimden de «...Erbakan gibileri Meclisle
çoğalsa da dertlerimize derman olsalar..»
*
diyordum.
Süleyman Demirel'in gayretiyle
Odalar Birliği'nden maalesef mağlûp
olarak ayrıldınız. Doğrusu çok canım sı­
kıldı ve üzüldüm. 1969 seçimleri yaklaş­
tığı günlerde fısıltı gazetesiyle sizin me­
bus adayı olacağınızı duyduk. Aradan
'
fazla zaman geçmedi gazeteler bu habe­
ri doğruladı. Fakat bizim tahmin etme­
diğimiz bir şekilde!..
«AP'dcki kendi gibi düşünen adam­
ları etrafına toplayıp partiyi bölecek di­
ye düşünüyorduk.» Ne kadar salmışız
değil ini?
Fakat gazetelerde «Veto» edildiğini­
zi okuduk. Siz o zaman eğer hatırlarsa­
nız «Sayın Denıirel sınıf arkadaşımdır
beni veto etmez..» elemiştiniz. Bu lâfınızı ''.
«Siyasetiniz» olarak vasıflandırıyorduk.
Her ne ise, DemirePe kızgınlığınız- /
dan Konya'dan bağımsz adaylığınızı i
koydunuz. Üç milletvekilinin alacağı! i
oyu alarak Meclise geldiniz.
\
Nasıl sevindim bilemezsiniz.
Arkadaşlara ziyafet çektim.
Aradan biraz zaman geçtikten son­
ra gazetelerde müthiş bir haber okudum.
N. Erbakan: «Meclisin içinde 101
adamımız var» dedi.
Bundan daha sevindirici bir haber
olamazdı benim İçin. Demek bizim bil­
mediğimiz 101 tane inanmış adam ,var.
hem de T.B.M.M.'de. Bu 101 kişiyle nsler yapılmazdı ki..?
Ayaklarım yere bile basmıyordu ina­
nın.
Artık bizim de sesimizi duyuracak
dertlerimizle ilgilenecek, bizim içimiz­
den çıkan, biz gibi düşünen, hareket
eden, yaşayan 101 kişi..
Derken sizin parti kuracağınızı duy­
duk. Çok müspet bir hareket. Fakat ön­
ceden kurulmuş sizin zihniyetinize yr.-
km bir partiye girebilirdiniz. Aradan
çok zaman geçmedi M.N.P.'nin kuruldu­
ğunu, kurucuları olarak. Meclisten siz
ve 2-3 kişi daha vardı. Bekledik; 101 kişi
M.N.P.'ye geçer diye, M.NJ>. halâ Mec­
liste 3-4 kişi ile temsil edi)iyor.«Necmettin Bey pek boşa laf etmez, namazında
abdestinde biri ama geri kalan 97-98 ki­
şi nerede?..» diye düşünüyor; düşündük­
çe öteki mebusların sizi aldattığı neti­
cesini çıkarıyor ve çok kızıyordum. Ama
inananlar için mühim değil bunlar.
Nihayet M.N.P. Anayasa Mahkemesin­
ce kapatılıyor. Siz de Türkiye'yi terkediyordunuz. Ama neden..? Hasta olduğunuz
için İsviçre'ye tedavi olmaya gittiğiniz ri­
vayetleri dolaştı ortalıkta. Pek inanama­
dım buna. 3 ay mı, 5 ay mı, 6 ay mı pek
bilemiyeceğlm belli bir zaman sonra yurda
döndünüz ve Anadolu'da tekrar konferans­
larınıza başladınız. Bu arada 14 Ekim 1973
seçimleri de yaklaşıyor tabii. Yine heye­
canlıyım ve hızlıyım. Fakat eskisi kadar
değil. Hoca'nın hindisi gibi düşünüyorum
artık... Dikkatimi çeken hususlardan biri
de şu idi. Kapalı salon konuşmalarınızda
üniversite hadiselerinin komünistler tara­
fından çıkarıldığını güzel bir şekilde izah
ediyor, ama bunlarla mücadele eden Milli­
yetçi gençlik lehinde bir şey söylemiyordunuz. Unutmak filan denmezdi buna...
M.S.P. kuruldu sonra..
Siz bu partinin görünmez başkanlığı­
nı yapıyor, gittiğiniz yerlerde bunu anlatı­
yordunuz.
Tarih 7 Ekim 1973
Konya'da Mevlâna müzesinin önünde­
ki alanda mahşeri bir kalabalık.
M.S.P.'nin «Büyük Türkiye» mitingi
var.
«Erbakan konuşacak»..
Saatler önce alan tıklım tıklım dolu
ve sizler kürsüde, ben de bir kenarda ko­
nuşmalarınızı dikkatle ve heyecanla dinli­
yorum:
«... geliyoruz, geliyoruz 300 millet ve­
kil ile İktidara geliyoruz..»
«...vatandaşa 50-60 iirayn ayakkabı
giydireceğiz...»
«...Ortak Pazara karşı çıkan tek par­
ti biziz...»
«...Türkiye'de üç görüş vardır. Renk­
siz görüş (AP), Solcu görüş (CHP), ve mil­
li görüş (MSP)...»
«Ortak Pazara girdilimizde başımua
büyük felâketler gelecektir..»
Konuşmalar uzayıp gidiyordu. Eve
döndüm, sakin bir kafayla yukardaki söz­
lerin muhasebesini yapmaya koyuldum.
«300 milletveikli ile iktidara gelebilir.
Sürpriz bir parti, kadro yeni» «50-60 lira­
dan ayakkabı giydiı-cbilir, çeşitli ekonomik
tedbirler alarak..», «Ortak Pazara karşı çı­
kan (ek parti ini? Hayır, başka partiler de
var. Acaba neye böyle konuştu..?», «Renk­
siz görüş, solcu görüş, milli görüşten bah­
setti. Bu üç görüşü AP, CHP, MSP temsil
ediyor. Peki, DP, MHP, CGP, MP, TBP'yi
hangi görüşe katacağız? Bunların görüş
namına birşeyieri yok mu?...», «...Hem ko­
nuşmalarında CHP aleyhine tek kelime
dahi etmedi.. Acaba neden...?
işte size karşı kafamın karıncalanma­
sı ve partinizden ağır ağır soğumam bu
devreye rastlar.
14 Ekim seçimleri neticesinde, hiçbir
parti çoğunluğu sağlayarak İktidara gele­
medi. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bir hü­
kümet buhranı başgösterdi. Çeşitli ihti­
maller ileri sürüldü. Koalisyon söylentileri
çıktığında; Şevket Kazan İzmit'te Haili
Çağlar adındaki zatın kahvesinde seçmen­
lerine «Koalisyon olursa ilk istifa edecek
benim, istifa mektubum cebimdedir..» de­
mişti (15 Mayıs 1074 - Sabah)
CHP • MSP hükümeti kuruldu. Tabii
MSP'ye gönül verenler bu hareketi hep
MSP lehine yorumluyorlar, nalıncı keseri
gibi kendilerine yontuyorlardı.
CHP İle hükümet kurmak İçin bir de
«Protokol» yapmıştınız. Bunu okudum.
«..Camiye ihtiyacı olan köylere hükümetçe
yardım yapılacağından bahsediyorsu­
nuz. Bugün aşağı yukarı her köyümüzde
ihtiyaca cevap verecek sayıda cami vardır.
Fakat içleri boş.. Bunlann içlerini doldur­
manın çarelerini aramalı. Bu «Millî Eği­
tim» İle olur. Okullara koyacağınız «Ah­
lâk» dersleri sayesinde camilerin içleri do­
lar herhalde..?
Allah uzun ömürler versin, Hükümeti
kurdunuz ve şu geçen kısa zamanda neler
söylemedinlz, neler yapmadınız ki.. Bun­
ları yüksek müsaadelerinizle madde mad­
de (kısa olarak) incelemek istiyorum.
1. KARDEŞLİK
«Bil ki, kardeşlik akdi, iki şahsın ara­
sındaki bağlantıdır. Tıpkı eşlerin arasında­
ki nikâh akdi gibi..», «...Binaenaleyh kar­
deşinin senin üzerinde malda, nefiste, li­
sanda ve kalbte hakkı vardır. Onu affet­
mek, ona duada bulunmak, ona karşı İhlaskâr olmak, vefakâr bulunmak, kolaylık
göstermek vazifendir.,
(İmam-ı Gazali, İhya-i Ulum-id-din
Arslan yayınlan cilt 4, shf. 427)
Şimdi de MSP milletvekillerinin birkaç
tanesinin söylediklerine kısaca gözatalım.
— İstanbul Senatörü Ali Oğuz'un Kütahya'daki konuşması: «Koalisyonun ger­
çekleşmesine kadar CHP hakkında İnanın
tarihi bir yanılgı içindeymişiz. Onlar bi­
zim kardeşlerimizmiş de haberimiz yok­
muş, sadece namaz kılmayan bir kardeşimizmiş CHP'Iiler..» (26 Nisan 1074 Orta­
doğu)
Ve sayın Erbakan, bir heyete yaptığı­
nız konuşmada: «Bizim hükümetimizin
devrinde 40 milyon memleket evlâdı birbi­
rini kardeş bilecek. Kardeşlik devrinin en
güzel sembolü hükümetimizin kendisidir.
Bütün milletimize bu bir misâl olmalıdır-»
diyordunuz.
Benim dinime, töreme, bayrağıma, va­
tanıma küfreden, milli serveti heba eden­
leri, sizler nasıl kardeş kabul ediyor ve
hangi kardeşlikten bahsediyorsunuz?
Necmettin Bey; bir zamanlar «İmam-ı
Gazali'nin kitapları okullarda okutulsun..»
diyordunuz. İmam-ı Gazali'nin kardeşlik
anlayışıyle, MSP'ninki birbirine, uymadı­
ğına göre, çocuklarınız hangisine itibar
edecek, işte bu İslâm âliminin ihya-i Ulum
-Id-din kitabının dördüncü cildinin 388.
sahifesinde bakınız ne diyor: (Arslan ya­
yınları)
«Malik der ki:
Bir gün güvercinle beraber bulunan
bir kargayı gördüm ve cinsleri ayrı olan
bu İki kuşun arkadaşlık yapmalarından
hayret ettim. Bunların şekli bir olmadığı
halde nasıl İttifak ederler diye düşündüm.
Sonra ikisi de uçtu. Bir de ne görelim ikisi
si de topal imiş..»
Geç bile kaldınız..
Başbakanımız sizlerden çok önce me­
seleye parmak basmış, hattâ şiir bile yaz­
mıştı, bunun üzerine. İsterseniz bir kısmı­
nı beraberce okuyalım.
«önce bir kahkaha çalınır kulağına
Sonra Rum şiveli Türkçeler,
Ynnanlı'yla KARDEŞ olduğunu
Sıla derdine düşünce anlarsın..»
Evet. Komünistlerle de kardeş olduğunu
koltuk derdine düşünce anlıyorsun...
2 — ORTAK PAZAR
Necmettin Bey, seçim konuşmalarınız­
da en çok bahsettiğiniz konulardan biri de
Ortak Pazar aleyhtarlığı idi. MSP seçim
bildirisi ve konuşmalannızdaki ifadelerini­
ze tekrar kısaca bir göz gezdirelim.
«...Ortak Pazar zahiren bir ekonomik
topluluktur. Fakat hakikatte ortaklığa gi­
ren devletlerin siyasi bakımdan birleşerek
tek devlet haline gelmesini gaye edinmiş­
tir.»
«Aziz vatandaşlarımız Ortak Pazar'a
evet diyen partilerin liderlerini ve adayla­
rını nerede görürseniz seçim sanığı olarak
sorguya çekiniz»»
«Niçin meclislerimizde bu mevzu mü­
zakere edilirken zamanın iktidar partisi
olan AP sözcüleri bu anlaşma sadece Tİ­
CARİ mahiyettedir diyerek milleti hiçe
saymışlardır.» (MSP seçim beyannamesi)
Millet Meclisi MSP gurubu açıklaması:
«Yeni hükümetimiz, Ortak Pazar hakkın­
daki genel tutumunda AET'nin bir ticari
anlaşma şeklinde devamına çalışacaktır.
Diğer taraftan MSP bütün dünya milletle­
riyle olduğu gibi AET ile ticari münase­
betlerin artırılmasına dün de taraftardı,
bugün de taraftardır..»
Fehlm Adak: «Türkiye'nin Ortak Pa­
zar üyeüği mutlaka iyi sonuçlar verecek­
tir.»
Hükümet olmadan evvel Ortak Paza­
ra şiddetle karşı idiniz. Hem de «Tek parti»
olduğunuzu iddia edecek kadar ileri gide­
rek... Şimdiki hükümetimiz zamanında
ise «Türkiye'yi Ortak Pazara biraz daha
sokmak için Avrupa'ya giden parlamento
heyetine bir MSP milletvekili başkanlık et­
miştir..» Ankara'da Ortak Pazarın bir şu­
besi açılarak Ortak Pazar basın bürosunun
emrine veriliyor. Seçimlerde «Ortak Pazar
Müslüman - Türkiye'yi Hıristiyan Avrupa
Devamı : 10'da
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
Numune Harekâtı:
l
8
Müsteşarı Dr. Osman Yaşar, has­ betçi dahiliye şefi Dr. Yavuz Erta ailesinin hastane dışından çağrı koçak: «Gelen hekimle bu hasta­
lacak doktorlarla bir kardiyoloji yı tartışmadık, hangi sebeple bu
konsültasyonu yapılması talebini tedaviyi tatbik etmek
istediğini
Dr. Balkan'a iletiyor. Bu talebi Or­ anlayamadım. Bu sebeple, teda­
han Balkan, hastanın ön tetkikle­ vinin değiştirilerek bunun tatbiki­
rinin henüz tamamlanmamış
ol­ ni uygun görmüyorum...» diyerek
duğunu, beyin cerrahi konsültas­ kararını bildiriyor. Bunun üzerine
un sayın Devlet Bakanı; sırt ağrı­ yonu talep edildiğini, ama
buna evvelce tesbit edilen tedaviye de­
sı, göğüs ağrısı, terleme gibi şi­ rağmen hastanedeki diğer dahili- vam ediliyor. Dr. Nebigil de, tat­
tedavi
kâyetlerle evine çağırdığı iki dok- yecilerle bir konsültasyonun yapı­ bik edilmek istenen yeni
bütün
tor'un gördüğü lüzum üzerine ge­ labileceğini, o zamana kadar da şeklinin tatbik edilmesinin
ce saat 23.30'da Ankara Numune laboratuar tetkiklerinin
tamamla­ mesuliyetini deruhte ettiğini has­
kağıdına yazıp,
Hastanesine kadırılıyor. Hastane­ nabileceğini, gerekirse ondan son- tanın müşahade
de, nöbetçi Dr. Saliha Yalçın ilk rc dışarıdan konsulton hekim çağ­ imzalıyor.
muayene sonunda hastanın bir rılacağını, şimdiki halde dışarıdan
Ertesi, pazar
günü de durum
kalp spazmı
geçirmekte olduğu konsulton hekim getirmeğe lüzum
aynıdır. Hastanede
yapılan yeni
şüphesi ile acil müdahale olarak, olmadığını söyleyerek
anlayışla
tetkikler eski teşhisi bir kere da­
elektro, çekildikten sonra hastaya karşılıyor ve hemen diğer dahili­
ha doğrularken, Prof. Aykol ve İs­
morphin yapıyor. Hasta, morphi- ye şefleriyle hastayı tetkik
edi­
tanbul'dan gelen Dr. Cem'i Demirnın etkisiyle —ağırlıkları da kalk­ yor. Bu tetkik sonunda da hasta­
oğlu ikilisi, bir evvelki gün Dr. Ak­
tığından— uykuya dalıyor. Uyku da iskemik bir kalp hastalığı ol­
yoi tarafından uygulanması iste­
ertesi gün sabah da devam edi­ madığı tesbit ediliyor.
nilen tedavi şeklinde direniyorlar.
yor. Sabah, hasta, servisine yatı­
Saat 19.30'a kadar Dr. Ali Fuat
Pazartesi günü hasta, Dr. Bal­
rıldığı kordioloji Şefi Dr. Orhan
Nebigil tarafından
takip
edilen
kan ve asistanlarınca tekrar mu­
Balkan tarafından muayene ec|ilihastada herhangi
bir değişiklik
ayene ediliyor, bir elektro daha
yor, elektrosu inceleniyor. Bu sı­
görülmüyor. Sonucu alınan labora­
alınıyor... Sonuç aynı... Ve Prof.
rada hasta hâlâ uyur vaziyette­
tuar tetkikleri de iskemik bir kalp
Akyol tarafından
hastaya tatbik
dir. Doktor bu klinik muayene so­
hastalığını teyit etmiyor.
edilmek istenilen ilaçların
hangi
nunda hastada iskemik bir kalp
Pandomim bundan sonra başlı­ sebeplerle uygulanmasının yanlış
hastalığı bulamamıştır. Buna rağ­
men, hasta sahiplerinin ve ilk mua­ yor. O saate kadar en az üç ke­ olduğu hasta sahiplerine de an­
yeneleri yapan doktorların şüphe­ re tıbben teyid edilen teşhisteki latılıyor, ilaveten, hastayı ve te­
sini dikkate alarak, bir kalp rahat­ basit rahatsızlık, aile dostu dok­ davisini kendisine bırakmalarını,
yoksa veya bir
sızlığı mevcudiyetinin araştırılma­ torlar tarafından koskoca Bakana eğer itimatları
uy­
sı bakımından, hastayı müşahade yakışmayacak kadar önemsiz mi başkasının daha iyi tedavi
yoksa, —bir
derginin gulayacağı kanaatinde iseler, has­
altında tutarak gerekli tetkiklerin bulundu,
yapılmasına ve bu sebeble birkaç yazdığından öğrendiğimize göre— tayı o hekime bırakabileceğini zira
gün hastanede
kalmasına karar aynı hastanede görevli biri bev­ kendi mesuliyeti altındaki bir has­
ikisi röntgenci üç taya tedaviyi de kendisinin yap­
veriyor. Asistanı Dr. Ali Fuat Nebi- liyeci, diğer
gil'e bu yolda gerekli talimatı ve­ doktorun kardiyoloji bilgileri, bir mak istediğini, ilave ediyor. Hasta­
daha mı fazlaydı ne Baştabibine de meseleyi intikal
ren Dr. Orhan Balkan saat 12.00 kardiyologdan
sıralarında hastayı tekrar görüyor bilinmez, üstüste doğrulanan teş­ ettiriyor. Neticede, hasta sahip­
ve E.K.G.'sinde herhangi bir en­ hisi ve uygulanan tedaviyi yersiz lerinin de isteği ile hasta başka
farktüs veya angina pektoris bul­ ve yanlış bularak, o sırada has­ bir servise naklediliyor.
gusu . mevcut olmadığını tesbit tanede nöbetçi bulunan dahiliye
Orada da teşhis aynıdır... Be­
ediyor. Klinik ve E.K.G. bulguları şefine de itibar etmeyerek, has­
konsül­
başka bir hekim yin cerrahlarının yaptığı
normaldir. Hastadaki bel, göğüs ve tane dışından
hastada lumbal
kol ağrılarının, belinde bulunan fı­ getirmek üzere harekete geçiliyor. tasyon sonunda
tık ile boynunda bulunan kireç­ Prof. Dr. Turhan Akyoi hastane­ herni ve servika artroz tesbit edil­
miş, bu da Dr. Balkan'ı bilmem ka­
lenmeden ileri gelebileceğini, bu ye çağırılıyor. O da kalkıp geli­
çıncı olarak tekrar doğrulamıştır.
sebeble bu yönden de beyin cer­ yor hemen hastaneye ve ne nö­
Hastaya fizik
tedavi
yapılmaya
rahisi hekimlerine konsültasyona betçi şef doktordan izin alıyor içe­
başlanılmıştır.
ri
girmek
için,
ne
nöbetçi
dahiliye
gerek duyduğunu
belirtiyor ve
şef doktorundan izin alıyor has­
bu yolda hareket ediliyor.
Bu durumda bir insan ne ya­
taya müdahale etmek için; doğru­ par? Herhalde doktora teşekkür
Kalp yönünden ciddi hiçbir ra­
ca çıkıyor hastanın odasına, ken­ eder, belki de gereksiz yere orta­
hatsızlığı olmayan hastanın ma­
di kliniğindeymişcesine
fütursuz, lığı karıştırdığına üzülür, ama mut­
kamı dikkate alınarak-ki Sağlık Ba­
başlıyor muayeneye.
Üstelik bir laka, uygulanmak istenen yanlış
kanının emri de bu şekildeydi...
güzel teşhis de koyup, tatbik edil­ ve tehlikeli bir müdahaleye mani
tatil olmasına rağmen asistan Dr.
mek üzere Maçlar veriyor. Öyle olduğu için
doktora
minnettar
Ali Fuat Nebigil hastayla ilgilen­
ilaçlar ki, ne hastanın hastalığıy­ olur. Ya borazanlara düşen nedir?
mek üzere görevlendirilerek has­
la ilgili, ne de bunlara ait labora- Sesini kısıp oturmak,
değil mi?
tanede bırakılıyor ve husule gele­
tuvar tetkikleri yapılmış... Üstelik Ama hayır... Bu bir borazanın ta­
cek herhangi bir değişikliğin anın­
hastada mevcut başka
rahatsız­ biatına
aykırıdır. O yerli yersiz
da kendisine bildirilmesi Dr. Or­
lıklar sebebiyle tatbikleri de has­ zırıldamaya alışmıştır. Bunu görev
han Balkan tarafından
söyleni­
ta için zararlı... Veriyor, uygulan­ bilir; üstelik zırıltı için
ortalıkta
yor.
masını istiyor ve gidiyor...
esip savrulmak için uygun
bir
Aynı gün öğle sıralarında Baş­
sebebin bulunması da gerekmez.
bakan telefonla
Dr. Orhan Bal­
Saat 22 sıralarında hastanın ye­
Borazandır, çalmalıdır. Çalar da.
kan'ı arıyor ve hasta
hakkında ni bir elektrosunu alan ve evvel­
Yalan ve iftira kusarak, haysiyet­
malûmat istiyor. Doktor da hasta­ ki teşhisin doğruluğunu bir daha
sizce öter. Öyle ki bu yaltaklan­
da bir göğüs ve bel ağrısı oldu­ tesbit eden Dr. Nebigil'den, has­
ma yarışında efendisini bile zor
ğunu, fakat klinik ve elektro mua­ ta sahipleri, Prof. Akyol'un tavsi­
durumda bırakır. Bir de farfarası
yenelerinin bir enfarktüs göster­ yelerini
uygulamasını
istiyorlar. ortaya çıkar, zararı adam boyunu
mediğini, buna rağmen
hastanın Bu usulsüz ve hatalı teşhisi uy­
aşar. Adına öttüğü kişilerin itiba­
bir iki gün müşahade altında tu­ gulamayı kabul etmeyen Dr. Nebi­ rını zedeler.
tulacağını kendisine bildiriyor. Bu gil, İsrarlar karşısında hastanenin
arada hastayı ziyarete gelen Sağ­ nöbetçi dahiliye şefini haberdar
Haftaya, borazanları dinletece­
lık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı ediyor. Hasta odasına, gelen nö­ ğiz size...
Bir bakanın hastalanması
ve çevrilen dolaplar...
İftira ve yıldırma komploları baş­
ladı... Fikirlerinin iktidara kapılan­
masını ganimet bilen uşaklar ve
borazanlar, kraldan
daha kralcı
kesilip; adına söz söyleyip yazı çiziktirdikleri bugünkü iktidarın bi­
le tasvib etmeyeceği hezeyan ve
uydurmalarla ortalığı toz-dumana
katıp, bulanık havada av kapma­
ğa çalışmaktadırlar.
İşte bu tezgâhlardan biri, ge­
çen hafta, en kaba şekliyle, Anka­
ra Numune Hastanesinde kurul­
du. Oyunun ustaları, bu kuruluşu
ötedenberi
parmağına
dolayan
solcu basındı... Devlet Bakanı İs­
mail Hakkı Birler hastanede yatı­
yordu ve her hasta gibi, kendisi­
ne yeteri kadar ilgi gösterilmedi­
ği fikrindeydi. Üstelik de bir Ba­
kan olarak özel bir ilgi bekliyordu
herhalde... Kendi kendine koydu­
ğu teşhis enfarktüs idi... Bütün
bunların ötesinde, aynı iktidarın
Sağlık Bakanı bir emir yollamıştı
hastanelere ve bu emrinde parla­
menterlere özel muamele edilme­
sini istemişti. Ya peki nasıl olurda
özel muamele yapılmazdı?.. İşte bu
kadar haklı sebeplerle sayın Ba­
kan şikâyetlenince, muhterem bo­
razanları da, bu şikâyeti, alt taraf­
larından yaygara halinde memle­
kete yayıvermeleri beklenirdi ki,
hemen yaptılar... Özgür ve namus­
lu sol basın adına... İşin doğrusu­
nu eğrisini aramak zahmetine da­
hi katlanmadan. Ama onlar doğ­
runun değil, başka şeylerin peşin­
deler; her zaman olduğu gibi...
Önce olayı anlatalım, sonra da
namuslu (!) basının aynı olayı na­
sıl duyurduğunu, dedikodu ve artniyet kalemiyle nasıl istismar etti­
ğini görelim:
Şu sıralarda çok çalışan iktida-
DUYURU
Bugüne kadar yaptıkları ça­
lışmalarla haklı bir takdir kaza­
nan ve Anadou'nun birçok ve
rinde sahneye koydukları t«yat
ro eserleriyle, Ülkücü Hareket'in
önemli bir rhtiyacır.ı imkânları
ölçüsünde gidermeye çalışan
İzmir Ülkü Oyuncuiarı'iv.n
Ti
Temmuz'dan
itibaren ye™ >
yunları olan «EMİRCE - Kanlı
Türkistan»ı sahneye koyacakları
öğrenilmiştir.
Verilen
bilgiye
göre 15 Temmuz'da Düzce'den
başlayacak
Anadolu
turnesi
İç Anadolu ve Doğu Anadolu'yu
içine almaktadır. Ülkü Oyuncu­
larının hazırladığı oyunu bulun­
dukları yerde halka
sunmak
isteyen Ülkücü teşkilâtların İz­
mir MHP Gençlik Kollarına mü­
racaat etmeleri gerekmektedir.
,
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa:
seyyah-ı fakir
EVLİYA
CELEBİ
Bu EMİR AGA nam diyar, dünyanın bir
ucunda ulu bir kıt'adur. Ehâlisine dahi EMİR
AGALI dirier. Bu kıt'a ile Avrupa beyninde
bir derya vardur kim, bizim Bahr-ı sefîd, bu­
nun yanında Tuz gölü kadar bile olamaz.
Zengin-ü ma'mur bir diyardır. Buranın kralı
başkalarına emir virmekten haz duyduğu için
buraya EMİR AGA dirier. Emir Aga'nın kadîm
ehâlisi «Kızıl Cildliler» dimekle meşhur bir
ehâli olup, onların hayatın tetkik için buraya
gelmiş idim. Bu kızıl cildliler taifesinin nesli
bitmek üzeredir. Bugünkü ehâli ekseriya Av­
rupa'dan gelüp, Kızıl ciidiiieri telef ittükten
sonra buraya ikamet etmiştürler.
El yevm Emir aga kralı NİK SÛN namın­
da bir kimesnedür. Amr ibn ül As denlû kur­
naz ü Muâviye denlû siyasetçi olmakla nam
salmıştır. Derya mislü askeri ile her tarafa
hükmider bir keferedür.
Fakîr Emir Aga'dan vatana rücu itmeğe
hazırlık görür iken, NIK SUN dahi diyar-ı Mı­
sır'a (Diyâr-ı Yusuf dahi dirier) seyahat it­
meğe hazırlanurmuş. Bizim, Emir aga diya­
rında olduğumuzu duyunca huzuruna davet
eyledü. Hemân bu da'vet'e icabet eyledüm.
Bizi gaayetle hoş istikbâl idüp (1) şöyle dedi:
«Çelebi, bunca zaman menim memleketimde
gezersün. Lâkin bir d e f a olsun insan bize
uğramaz mı? Aşkolsun» Biz dahi hayli mehcûp olup, «Bağışla sultânım Hükümdarların
9
Emiraga Kralı iie Mısır Seyahati (1)
huzurunda bulunmak biz. fakîrın ne haddine»
deyû cevap verdükte Nîk Sûn tekrar ayıttı:
«Tevazu nümayan idersin Celebi, senin gibi
kimesneler bu diyara yüz senede bir ya gelür ya gelmez. Senin bunda menim rikab-ı
hümâyumda (2) bulunman bizi memnun ider.
Lâkin ben diyâr-ı Mısr'a seyahata çıkıyorum.
Muradım oldur kim, bu seyahatta benim ya­
nımda olasın. Hemân hazırlık gör, yarın yola
revân olalım.» Cevap verdim ki; «sultanım
fakîr ü hakîr zâten ol cihete gitmek için ha­
zırlık görmektedir. YGI;*> öğle ezanında
NEVARYOK limanından bir Baştarde (3) kal­
kıyor. Bizim Türk sefînesidür. Anınla gidelim»
Bizim bu sözlerimize Nîk Sûn ziyadesi ile
gülerek, «Ne dirsün Çelebi? Bu devirde Baş:
tarde ile derya geçilir mü? Tayyare ile gide­
ceğiz. İnşaellah bir iki saatte Diyar-ı Mısr'a
vâsıl oluruz» dedi. Fakir bu işin nice olaca­
ğını hayli merak eyleyerek sabaha dek uyuya­
madım. Ferdası gün gördüm ki, bu tayyare
tesmiye^ olunan vasıta, Zümrit-i Anka gibi bir
şey imiş. Kuş gibi uçar, nice uzak beldelere
bir solukta vâsıl olurmuş. İçine ne kadar
ademler girdi, yine de dolmadı. Kralın mu­
hafızları, maiyet erkânı, bizim seyislerimiz ü
birkaç nefer can yoldaşlarım velhasıl cüm­
lemiz bu tayyarenin içine girdük. Lâkin iki
aded develerim ile iki ayağı sekili vü alnı
akıtmalı siyah atımı içeri almadılar. «Bun­
lar içeri sığmaz» dediler. Kral hazretleri duyıcak «Çelebi zararı yok. Diyar-ı Mısr da de­
ve çoktur, andan sana
daha iyilerini alı­
rız» dedi. Lâkin ben teselli bulmayup «Sul­
tânım ben bunları nasıl burda bırakırım? Bu
develer bana ANAHTARI tarikatı şeyhi NÂDİMETTİN efendinin, At ise sizin LOCADA­
SINIZ Süleyman Sandukî'nin
hediyyedür.»
deyü zarılık eyledüm. Ol vakit kral hazretleri,
Baş mirahurunu (4) çağırıp; «Baka efendi!
Bu cemeller ile at, Seyyâh-ı Fakîr yoldaşımmdur. Bunları ardımız sıra, münâsip bir
vasıta ile gönder Mısıra» deyû kafiyeli bir
emir verdi. Fehmeyledüm ki, bu kralda şa­
irlik dahi var imiş. Konuştuğu sözler, bizim
HAİN-İ EKBER NAZİMOF'un kırk gün tefek­
kür iderek tahrîr eyledüğü şiirlerden daha
hoştur. Bundan gerû kalb-i selim ile Tayya­
reye suvar oldum. Kral yoldaşımın kavil gibi,
göz yumup açıncaya dek Mısırın Pay-ı tahtı
Kahire'ye indük. Bu işe halâ taaccüb îderlm.
1 — İstikbâl itmek : Karşılamak
2 — Rikâp-ı hümâyûn : Burada nniyet an­
lamında
3 — Baştarde : Kadırgadan büyük, 2b veya
36 oturaklı savaş gemisi
4 — Mirahur : Saray ahırındaki hayvanlara
bakan görevlilerin başı
Ulubey'de Bir Öğrenci Dövüldü
Son günlerde Uşak'a bağlı Ulubey ilçesinde de aşırı solcuların mil­
liyetçi öğrencilere saldırdıklar»
ve
tahrik ettikleri haber alınmıştır, ö ğ ­
renildiğine göre, liderliğini Ümit
Kaynar, Hüseyin Güler isimli
lise
öğretmenleriyle Ali Akarsu isimli zi­
raatçının yaptığı aşırı solcular mil­
liyetçi öğrencileri notla korkutmakta
ve «Devrimci olmazsanız
ağzınızla
kuş tutsanız sınıf geçemezsiniz» de­
mektedirler. Lisedeki ülkücü öğren­
cilerin gereksiz yere üzerleri aran­
makta ve dövülmektedhier.
Adnan
Çalık isimli öğrencinin de bu mua­
meleye maruz bırakılarak
yukarda
adı geçen iki öğretmen
tarafından
dövüldüğü ve «Ülkücülükten aynîırsan hiç çalışmadan sınıfı geçersin»
denildiği bildirilmektedir. Son ola­
rak Çığlık piyesinin milliyetçi genç­
ler tarafından ilçeye getirilip oynatılmasıyla halkın solculara karşı ar­
tan tepkisi üzerine öfkeye
kapılan
aşırı solcuların. Emin Bozkurt isim­
li öğrenciyi Uşak'tan da adam geti­
rerek otobüs terminalinin
önünde
dövdükleri, ancak halkın
yetişerek
saldırganlara gereken dersi verdikle­
ri bildirilmektedir.
KOFÇAZ'A SÜRÜLEN
MALMÜDÜRÜNÜN TELGRAFI
Burdur'cı bağlı Yeşilova ilçe­
sinde milliyetçi öğretmen ve me­
murlara karşı uygulanan baskı ve
sürgünler devam etmektedir. Ge­
len haberlere göre Yeşilova Lise­
si müdürü, Şefaatli lisesi öğret­
menliğine. Yeşilova
malmüdürü
Adem Aksoy da Kırklareli'ne bağ­
lı Kofçaz ilçesine sürgün edilmiş­
lerdir. Lise müdürünün ilçede, mil­
liyetçi tanındığı, TÖB-DER çalışma­
larına katılmadığı için sürgün edil­
diği
bildirilmektedir.
Burdur'un
vatansever valisi Ömer Naci Bozkurt'un görevlerinden alarak d i ­
ğer ilçelere tayin ettiği, saldırgan
TÖB-DER'li öğretmenlerin yolluk­
larını geciktirmeden verdiği için
«Suçlu» addedilen
Adem Aksoy
Kofçaz'a sürüldükten sonra sür­
günü için özel çalışma gösteren
CHP senatörü Ekrem Kabay'a bir
teşekkür (!) telgrafı çekmiş ve
şöyle demiştir: «Şahsım için ba­
kanlıkta gösterdiğin
çalışmalara
zahmet etmişsin. Bundan sonra
da aynı meşguliyetinizi beklerim.
Türk milliyetçisi bir memur ola­
rak Türk bayrağının dalgalandığı
her yerde görev yapmaya hazırım.
Şemdinli ilçesi için tavassutlarını­
zı bekliyorum.»
MHP Avrupa Başkanı K. Tanrıkulu
MHP'li gençler kongreden sonra yaptıkları yürüyüş esnasında
KÂMİL TANRIKULU BAŞKANLIĞA
SEÇİLDİ.
MHP Avrupa Teşkilâtları Kongresi Yapıldı
Milliyetçi Hareket
Partisi
Avrupa Teşkilâtları Büyük Kon­
gresi 5 Haziran 1974 günü Ludwigshafen'de yapılmış ve, Milli­
yetçi Hareket Partisi Avrupa Yü­
rütme Kurulu Bşk. lığına Kâmil
Tanrıkulu seçilmiştir. Kongreye
Almanya'nın birçok şehrinden
gelen delegelerle birlikte Hollan­
da, Belçika, Avusturya, Dani­
marka ve Fransa MHP teşkilât
temsilcileri ile kalabalık bir işçi
kitlesinin katıldığı dikkati çek­
miştir. Kongreye katılacağı da­
h a önce kararlaştırılmış
olan
MHP lideri Alparslan Türkeş'in
vefat eden eşi Muzaffer Türkeş'
in rahatsızlığı dolayısıyla kong­
reye gidemediği, buna
rağmen
kongrenin büyük heyecan ve il­
giyle takip edildiği bildirilmek­
tedir. İki yıldan beri Yürütme
Kurulu başkanlığını başarı
ile
yapan Necati Uygur bu kongre­
de adaylığını koymamıştır. Kon­
grede konuşmacılar Türkiye'nin
kalkınabilmesi için MHP'nin gö­
rüşlerinin en isabetli
görüşler
olduğunu belirtmişler, Ay-yıldızh, üç hilalli, Bozkurtlu bayrak­
larla süslenen salonu hınca hınç
Solduran dinleyiciler konuşma­
cıların sözlerini sık sık slogan­
larla kesmişlerdir.
Kongreden
sonra bazı MSP'li işçilerin toplu
halde MHP saflarına katıldıkları
bildirilmektedir.
DEVLET - Sayı: 243 1 Temmuz 1974 Sayfa: 10
Sakarya yurduna saldıran 12 aşırı solcu yakalandı
«22 Haziran Proleterya hare­
k e t i n i n yıldönümünde aşırı sol­
cular milliyetçi öğrencieriln
kal­
makta olduğu Sakarya
yurdunu
basmışlar ve attıkları bomba ve
dinamitlerden
Hüseyin
Yıldız,
Mustafa Akdeniz ve Tevfik İyigün
Necmettin Erbakan'a
isimli öğrenciler yaralanmıştır. 21
Haziran gecesi düzenlenen saldı­
rıya Niğde Yurdunda kalan aşırı
solcularla yabancı uyruklu
bazı
kişilerin
katıldığı
öğrenilmiştir.
('Kahrolsun milliyetçilik», «Yaşasın
Komünizm» gibi sloganlarla yurda
girmek isteyen saldırganlar, olay­
dan sonra polis tarafından yaka­
lanmış ve nezarete alınmıştır. Po­
lisin civardaki Sakarya, Trabzon
ve Niğde Yurdunda yaptığı ara­
malarda, milliyetçi
öğrencilerin
kaldığı ilk iki yurtta hiçbir suç ale­
ti bulunamamış, buna karşılık aşı­
rı sol karargâh olan Niğde yur­
açık mektup
Baştarafı : Orta Sayfada •
içinde eritme planıdır..» diyen MSP, yukarclaki söz ve hareketlerini nasıl yorumlar
acaba..?
3 — KOMÜNİZM
Seçim öncesi konuşmalarınızı unut­
madık sayın Erbakan. Seçimlerde de şim­
diki gibi konuşsaydınız da bir görseydik
halinizi.. O kadarcık kurnazlık olur diye­
ceksiniz değil mi? Müslüman olmakla if­
tihar ettiğiniz halde, İslam'a temelden
karşı ve millî bütünlüğün düşmanı bir ide­
olojinin teorisini pratiğini yapanların dav­
ranışını «fikir suçu» kabul edip, bir de bu­
nu kanun garantisi altına almak için ça­
ba sarfediyorsunuz. Dilerseniz demeçleri­
nizden bazı bölümler alalım.
O. Asiltürk TBMM bütçe karma ko­
misyonunda Tunceli olayları üzerine şöyle
diyordu: «BİZ HİÇBİR GURUBUN YA­
NINDA DEĞİLİZ. GENÇLER tahrike itilmezse şiddet hareketleri duracaktır..» Ko­
münizm tehlikesinin Türkiye içinde bulun­
duğunu belirten Asiltürk «Biz sefaleti ön­
lemek suretiyle buna * mani
olacağız..»
(7 Nisan 1974 B. Anadolu)
Herkes maddi «olanakları» (imkânları)
yeter derecede olunca komünizm tehlike
olmaktan çıkacak öyle mi? Meselâ B. Al­
manya'da herkesin maddi durumu iyi, ora­
da komünizm yok mu veya önlenmiş mi?
Haruniye'de komünist bayrağı çekil­
mişti. Ş. Kazan bunun üzerine: «... Basit
ve adi vakalar bir ideolojik olay gibi gös­
terilmek istenmiş bazı tertipçilerin olduğu
tespit edilmiştir. Adana'nm Haruniye il­
çesinde Komünist bayrağı çekenlerin sağ­
cı oldukları görülmüştür..» diye ahkâm
kesiyor. MSP de «Gerçek sağ» (!) olduğu­
na göre; SUÇLUSUNUZ. Sizler İslâm adına
«Milli Görüş» adına siyasi hayata atıldı­
nız ama, sözlerinizle, hareketlerinizle size
rey veren kitleyi küstürdünüz. Komünist­
leri CHP bile, MSP kadar savunmadı avu­
katlığını yapmadı. Okullarda din ve milli­
yetçilik düşmanlığı alabildiğine hızlanır­
ken, milliyetçi talebe ve öğretmenler baskı
altında tutulurken, MSP Adalet ve İçişleri
Bakanlığını elinde bulunduruyordu. Yoksa
sizler de, komünistlerin Çanakkale şehit­
lerine «Enayiler..» dediği gibi, komünizm­
le mücadele eedn milliyetçi gençleri «..ena­
yi..» olarak mı görüyorsunuz..? Fikir suçu
adı altında bizim tarihî düşmanımız ko­
münizmi sevimli gösterme çabalarınız İs­
lâmlıkla bağdaşır mı?
141-142'den mahkûm edilenlerin affe­
dilmemesi için yurdun dört bir yanından
devlet büyüklerine imzalı dilekçeler geli­
yordu. Bu arada O.D.T.Ü.'de komünistler
(kardeşleriniz) tarafından şehit edilen
Mevlüt Meric'in annesi de Devlet Başka­
nına bir mektup gönderdi. Sevgili Adalet
Bakanımız bunlar için «Tertiptir» ve M. Me­
ric'in annesi için de «Cahil kadın..» tabi-
rini kullanıyordu (29.4.1974 Orta Doğu)
Utanç duydum. Sizleri oraya gönderenler
cahil diye küçümsediğiniz kişiler değil mi?
MSP Ankara İl Kongresinde «Bu af
hükümetin
istediği şekilde
çıkacaktır.
Renksizlerin çabaları UŞAKLIKLARI fay­
da vermeyecektir.» buyuruyorsunuz. Ko­
münistlerin af dışı bırakılması gayretlerini
nasıl uşaklık olarak vasıflandırırsınız? Va­
tanını dinini seven herkes komünistlerin
affına karşı ve bu hususta çaba gösteriyor.
Öyleyse uşaklık yapıyoruz, hem de millet
olarak.
Peygamberimizin bir buyruğunu ha­
tırlatmak isterim. Ebu Hureyre nakledi­
yor: Üç haslet kimde bulunursa, istediği
kadar kendisini Müslüman saysa da oruç
tutup, namaz da kılsa münafıktır.
1. Yalan söyleyen
2. Vaadini yerine getirmeyen
3. Emanete hiyanet eden»
Aliahü Taala Kuran'ı Kerimde «Ey ina­
nanlar vaadlerinizi yerine getirin» buyu­
ruyor.
Can Yücel'in şu şiirini birlikte okuya­
lım:
«Af ne atifettir.
Şartı bunun nedamettir.
Nedamette hıyanettir.
Hıyanette fazilettir.
Faizleti Faşizmin,
Hiç merak etme,
Bunlar eveleye geveieye böyle
Eninde sonunda
Affı verecekler bize..
Ammmaaaaa.
Biz onları affetmiyeceğiz azizim..»
Seçimde «Masonluk» aleyhine çok ko­
nuşmalarınızı dinledik. Sağolun.
Bizleri
aydınlattınız. Seçimde dediklerinizi uygu­
lamak için fırsat elinizde. Hem de «Adalet»
ve «İçişleri» gibi önemli iki bakanlık. Ma­
sonlara, CHP-MSP iktidarında hem «HÜR»
hem de «KABUL EDİLMİŞ» olarak iyice
imkânlar tanınırken sizlerin MASON düş­
manlığına nasıl inanalım?
Keza Ayasofya meselesi de öyle.
4 — ZAM - TRT ve diğerleri.
Vurguncuya, aracıya, tefeciye, karşıy­
dınız. 60 TL'dan ayakkabı giydirecektiniz.
Faizi kaldıracaktınız. İktidar oldunuz. Zam
yapacağınızı önceden ilân ederek bu vur­
guncuların, karaborsacıların kısa bir za­
manda milyonları kazanmasına sebep ol­
dunuz. Zamları şirin göstermek için TRT
de gülücükler saçarak açıkladınız. Bizlere
«Zam buketi» sundunuz. Dar gelirli va­
tandaşlar güya bu zamlardan etkilenmiyecekti. Ücretler zamların önünde gidecekti
hani... Tok açın halinden anlar mı?
9 liraya şeker al, 6.50 liraya sat. Ara­
daki zarar nasıl karşılanıyor?
Gazete kâğıdı ayda 65 tondan fazla
kullanan gazetelere 96 25, daha az kulla­
dunda şiş, sopa, kama, patlayıcı
maddeler ve yasak komünist ya­
yınlar ele geçirilmiştir. Sakarya
Yurdu müdürü de yaptığı açıkla­
mada olayın aşırı solcular tarafın­
dan tertiplediğini açıklamış ve ik­
tidarı taraf tutmaksızın komünist­
lerin saldırılarını önlemeye davet
etmiştir.
nanlara da % 10 indirimle satılması hü­
kümetimizin 11 Nisan 1974 7/7941 sayılı
kararnamesiyle açıklanmıştır.
Türkiye'de çok satan gazeteler ya
«Renksiz görüş»lü, ya da «Solcu görüşlü»
veyahut da «Seks görüşlü»dür.
Yukardaki kararnameyi iktidar ola­
rak sizler hazırladığınıza göre; gençlerimi­
zin fikri ve ahlâkî yapısını bozan dini ha­
fife alan, dilimizi bozmak için gerekeni ya­
pan gazeetler için % 25 indirim yapmanız
acaba hangi gayeye hizmettir.? Hani; uzun
saça, mini eteğe, müstehcen neşriyata vs.
karşı idiniz?
Sizler hükümet oldunuz TRT bir başkalaştı.. Perşembe akşamları yayınlanan
«Din ve ahlâk» konuşmaları dahi «Uydu­
rukça» lisanla yayınlanır oldu. Türk Mil­
letine her yönüyle ters düşenleri «Sanatçı»
diye meydana çıkardılar.
Sonra «..besliyebüeceğiniz kadar ço­
cuk yapınız..» diyerek doğum kontrolünü
teşvik eder, yayın dilinden sadece kardeş­
leriniz anlarsa ve de seçimlerdeki söyle­
dikleriniz de aklımıza gelirse «MİLLİ GÖRÜŞ»lü MSP hakkında nasıl bir fikir yü­
rütmek icabedecektir?
Türk Milletf TRT'nin tek taraflı tutu­
mundan (Bilhassa İ. Cem'den sonra) hak­
lı olarak şikâyet ediyor ve Meclis'te bu hu­
susta bile önergeler veriliyor, konuşmalar
yapılıyordu. Bunlara karşılık MSP sözcüsü
Şener Battal, «TRT yeni ellerdedir, bu ku­
ruma yöneltilen iddialar sübjektiftir. İs­
mail Cem İpekçi'nin çalışmalarını ve be­
yanlarını olumlu karşılıyoruz..» diye cevap
veriyordu.
7 Mayıs 1974 saat 20.59 Ankara Rad­
yosunda «.. besliyebüeceğiniz sayıda çocuk
yapınız..» deniyordu. Ayrıca televizyonda
çeşitli piyeslerde din ile alay ediliyordu.
İpekçizadenin çalışma ve beyanlarnı olum­
lu karşılayan sizler; doğum kontrolünü,
din ile alay edilmesini, dilin kasıtlı olarak
bozulmasını olumlu karşılıyor musunuz?
«MİLLİ GÖRÜŞ» te bunun yeri var mı?
İstanbul'daki «Çıplak kadın» heykeli­
ni kaldırmayı en önemli bir icraat sayıp
gittiğiniz yerlerde, bunu ısıtıp ısıtıp mil­
letin önüne sürüyorsunuz. Çarşı - Pazar o
heykelin canlıları ile dolu. Yiğitlik bu can­
lı heykelleri kaldırmaktadır.
Ama onlar da bizim «Mini etekli kar­
deşlerimiz» olduğu için bu canlı heykelle­
re iltimas geçersiniz. Sizlerle röportaj yap­
maya gelen bu canlı heykellere bile mini
etek, uzun saç için «ŞAKA YAPTIM..» de­
memiş miydiniz?
Necmettin Bey, mektubum uzunca ol­
du, kusuruma bakmayın artık başka bir
zaman sizleri yine rahatsız ederim.
Son söz: Bu yazılanlar ve yazılmayan
sebepler dolayısıyle artık sizinle beraber
değilim. Ulu Tanrı'dan dileğim, benim gi­
bi size kapılanların bir an önce uyanması
ve hakikati görmeleridir. Bu sizlerin İsla­
hınızı istemekten daha kolay olur kanaatındayım.
DEVLET - Sayı; 243 1 Temmuz 1974 Sayfa: 11
Eğitimdeki aşırı solun ideolojik ça­
lışmalarına bir mesnet haline ge­
tirilmeğe çalışılmıştır. Bakan key­
fi tasarrufunu burada da sürdür­
M H P Genel İdare
Kurulu diride «Üstündağ koalisyonun çift müş, ehil üyeleri müşahit olarak
24 Haziran 1974 günü Genel Baş­ kanadının himayesine alınarak he­ görevlendirirken, ehil olmıyanları
kan Alparslan Türkeş'in başkan­ sap vermekten kurtarılmıştır» de­ şûranın asıl üyesi olarak görev­
Öğretmenliğin her
lığında bir toplantı yapmıştır. Top­ nilmektedir. MHP bildirisi şöyle lendirmiştir.
derecesini şerefle ifâ eden milli­
lantıdan sonra yapılan açıklama­ devam etmektedir :
«Millî adım taşıyan nadir mües­ yetçi Türk öğretmenleri görevle­
da iktidarın yaptığı icraatların mil­
cezai nâkillere
lî bütünlük ve beraberliğe zarar seselerimizden olduğu halde, 36 rinden alınmış,
verdiği belirtilmekte ve devlet si­ yıldanberi taklitçi eğitimi ve ideo­ müstahak kılınmış, milliyetçi dü­
yasetinin parti siyasetiyle karıştı­ lojik tutumuyla bir türlü millî ola- şüncelerinden ötürü kınanıp, sin­
rıldığı anlatılarak «İktidar bu tutu­ mıyan Milli Eğitimimiz, Bakan dirilmek istenmiştir. Milliyetçiliğe
muyla jurnalciliği körüklemekte, Mustafa Üstündağ'ın aşırı sol allerjili Bakan diğer tarâfdan, 12
insanları birbirini sevmez hale ideolojik tavrıyla büsbütün millilik Mart öncesi Türk Devletini yık­
getirmektedir» denilmektedir. Mil­ vasfını kaybeder hale gelmiştir. mağa yönelik hareketlere bizzat
veya anarşistlerle
lî Eğitim Bakanı Üstündağ hakkın­ Nitekim Millî Eğitimimize yön ve­ iştirak eden
münasebetlerle dolaylı
da verilen gensoru önergesinin recek olan 9. Millî Eğitim Şûrası kurduğu
iktidarca kaba kuvvetle önlenmek Bakanın tutumuyla ideolojik bir olarak bu faaliyetleri yürüten öğ­
Millî retmenleri (cezalı olmalarına bak­
istediğine dikkatlerin çekildiği bil­ hüviyete büründürülmüş,
madan) mükâfattandırırcasına üs*
MHP Genel İdare Kurulu :
Bu tutumlar iktidara hayır getirmez l
tün makamlara atamaktadır. Bu
türlü atamalarına devam edece­
ğini mecliste söyleyen
Bakanın
tutumu hem gayri milli hem de
gayri kanunidir. Bunu bünyesinde
taşıyan hükümet de gayri meşru
olma yolundadır.»
Millî Eğitim Bakanının
icraatına parelel olarak
ve Çalışma Bakanlarının
rının da Türk'e düşman
yaradığı belirtilen bildiri
lerle sona ermektedir :
partizan
Köyişleri
icraatla­
çevrelere
şu ifade­
«Milliyetçi Hareket Partisi ola­
rak bu tutumun Ecevit hükümeti­
ne hayır
getirmiyeceğini belirti­
yor, Türk Milletinin bu tutumla
mücadelede kararlı, Milliyetçi Ha­
reket Partisinin yanında olacağı­
na inancımızı bir kere daha tek­
rarlıyoruz.»
Rusya Türkiye'nin iç işlerine karışıyor
Şûradan İntibalar...
9. Milli Eğitim Şûrası, 24 Haziran 1974 günü Hacettepe Üni­
versitesinde çalışmalarına başladı. Bu şûranın en dikkati çe­
ken tarafı, CHP'nin «Milliyetçilik düşmanı» Eğitim Bakanı Mus­
tafa Üstündağ'ın fazla «Samimi» olduğu aşırı solcu TÖR-DER'liierin sık sık konuşma ve propoganda yapacak fırsatı bulmuş
olmalarıydı. Şûra müşahitlerinin büyük kısmı, TÖB-DER'li ol­
duğu bilinen kişiler arasında paylaştırılmış, dşırı solcu gazete­
lerin yazarları, «Büyük eğitimci» olarak takdim edilen sicilliler
bu toplantıda biraraya gelmişlerdi. Bilindiği gibi şûranın bu top­
lantısı «Orta Öğretim» i ilgilendiriyordu. Ancak bakanın da­
vet ettiği TÖB-DER'lilerin arasında ilkokul öğretmenlerinin de
bulunduğu dikkatlerden kaçmıyordu. TÖB-DER adına konuşan
1 temsilciyle yetinmeyen aşırı solcular, bakanın davet ettiği di­
ğer aşırı solcu konuşmacılar vasıtasıyla hava yapma çabası
{cindeydiler. TÖB-DER temsilcisi sırası gelmediği halde konuş­
maya başlamış, konuşma süresi dolduğu halde «Arkadaşlarım
adına konuşuyorum» gibi gayrlciddi gerekçelerle konuşmasını
bakanın müsamahasıyla devam ettirmişti. Usûle aykırı olan bu
durum üzerine İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürü Ömer
Çam söz almak istemiş ancak bakan müsaade etmemişti.
Öğleden sonraki oturumda Ömer Çam nihayet kürsüye çık­
ma imkânı elde etti. TÖB-DER'li konuşmacının «İsterik Fuzulî»
diyerek büyük Türk şairi Fuzulî'ye hakaret etmesine değinen
Çam bu sözleri cevaplandırmak isteyince bakanın müdahale­
siyle karşılaştı. Bakan cevap verilmemesini istemişti. Ömer Çam
«Bu adama cevap vermezsem rahat edemem» diyerek Fuzulî'nin bir beyitini okuyarak «Atatürk de bir edebiyat toplantısın­
da bunu okumuş ve Ey millet senin ne büyük sevenin var de­
mişti» dedi. Ancak Fuzulî gibi bir şairin savunulması nedense
Üstündağ'ı rahatsız ediyordu. Yine müdahale edince Ömer Çam
bakana döndü ve «Öyleyse onlara şunu söyleyeyim» dedi ve
Şeyhülislâm Yahya'nın aşağıdaki beyitini okudu :
Cihan ârâ, cihan içindedirler, ârâyı bimezler
Oi manilerdir ki derya içredir deryayı bilmezler.
İşte 9. Millî Eğitim Şûrası böyle bir havada toplanıyor. Ko­
nuşmacılardan biri çıkıp «Bu Şûra Millî Eğitim Temel Kanunu­
na. Kalkınma planına göre ve daha önceki hükümetlerin arzu­
ladığı şekilde toplanmıştır. Bu şûrayı kabul etmiyoruz. En yak«n bir zamanda «Devrimci bir şûra» toplanmalıdır» diyordu.
Çoğunluğunu devlet yıkıcı zihniyeti temsil eden kişilerin teşkil
ettiği bir toplulukta güya «Türk Millî Eğitimi» ni ilgilendiren
önemli meseleler ele alınacak, anayasa ve Millî Eğitim Temel
Kanununun milliyetçi nesiller yetiştirilmesini emreden hüküm­
leri doğrutusunda kararlar alınacaktı. Ancak görünen oydu ki
böyle olması gereken bir toplantıda Türk tarihine, milliyetçiliği­
ne aykırı görüşler revaç buluyor ve bizzat bakan tarafından
korunuyordu.
Sovyetler Birliği geçtiğimiz haf­
ta verdiği bir nota ile Türkiye'yi
protesto etmiştir. Elde edilen bil­
gilere göre Sovyet notasında, Tür­
kiye'de bulunan Azerbaycan Türk­
lerinin biraraya geldiği Azerbay­
can Kültür Derneği'nin faaliyetle­
rinin önlenmesi istenmekte ve Sa­
nayi Bakanı Abdülkerim Doğru'nun bir toplantıda esir Türkleri
savunan ifadeler kullanması pro­
testo edilmektedir.
Milyonlarca Türk'ü yıllardır zu­
lüm ve baskı altında sömürdüğü
yetmiyormuş gibi. bu zulümden
kaçarak hür Türk topraklarına sı­
ğınan Türklerin
birarada bulun­
malarına bile tahammül gösteremiyen kızıl Rusya'nın bu hareke­
ti milliyetçi
ve sağduyu
sahibi
çevrelerde tepki ile karşılanmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin bir baka­
nının esir Türkleri savunan
bir
İfade kullanmasına öfkelenen, Ko­
münist Rusya'nın «Başka millet­
lerin içişlerine karışmama» İlkesi-
ni her zaman olduğu gibi çiğnedi­
ği ve başka ülkede faaliyet gös­
teren bir derneğin faaliyetine ka­
rışacak kadar «istiklâl düşmanı»
olduğunu bu olay bir kere daha
ortaya çıkarmıştır.
Bu arada İsviçre'de yayınlanan
bir gazete de Türkiye ile ilgili bir yo
rum yapmıştır. Gazeteye göre Rus­
lar Hint Okyanusuna inebilmek için
en büyük engel olarak karşısında
Türkiye ve İran'ı görmekte, bu iki
ülkede dünyanın hiçbir ülkesine
sarfetmediği çabayı göstermekte­
dir. Türkiye'de halen 53 Rus gizil
ajanının faaliyet gösterdiğini açık­
layan gazete. Komünist Rusya'nın
Türkiye'yi hür bloktan kopararak
kendi peyki haline getirmek iste­
diğine dikkatleri çekmektedir.
Sovyetler Birliği'nin, Türkiye'nin
içişlerine karışması demek olan
bu notasına Türk hükümetinin ve­
receği cevap merakla beklenmek­
tedir.
Bir HaftajBöyle Geçti
Baştarafı : 3'de
temin etmek İsteyenlerin, bu ko­
nu ortaya çıkmadan önce göre­
medikleri «MSP tehlikesi» ni bu
uygulamadan sonra görmeye baş­
ladıkları da dikkati çekiyor. CHP
tek başına iktidara gelecek oyu
alamadığı için seçim ertesi gün­
lerde MSP'ye dizilen methiyeler
ve MSP'lilerin bu yalan övgüler
karşısında nasıl mest
olduğunu
hatırlıyoruz.
•*.*••
Aşın solcuların, menfaatlerine hiz­
met ettiği ölçüde MSP'yi tutacak­
ları, menfaatlerine en ufak bir za­
rar verdiği 0(\ icabına bakılacağı
ve vazifesini yaptıktan sonra da
sıkılmış bir limon gibi bir yana atı
lacağı ortadadır. Masonlar ve aşı­
rı solcuların bu şekilde
istifade
yolu aradıkları MSP'nin bir baka­
nı, bunları bilmiyormuş gibi, aylar­
ca aşırı solcular lehine konuştu,
aftan komünistlerin faydalanma-
ması üzerine en çok canı sıkılan­
lardan biri idi. Ama, gayriahlâki
neşriyatın toplatılmasını
isteyin­
ce, aylardır desteklendiği çevre­
lerden öyle tepki gördü ki, şimdi
o da, diğer arkadaşları öa eğer
düşünce kabiliyetleri varsa, bir­
çok şeyi görebilirler. «141 ve 142.
maddelerin affı» için uğraştığı za­
man övülen ve pohpohlanan Ka­
zan efendi, o çevrelerin istemedi­
ği işleri yapınca işte böyle yer­
den yere vurulacaktır. Ayrıca bu
son olay bir gerçeği daha doğru­
lamıştır. Mesele iktidara gelmek
değil, iktidar olmaktır. İktidar ol­
mak ise kadro ile mümkündür. 1
sene önce kurulup, seçimlerde 48
milletvekili çıkarınca,
kendilerini
dev aynasında görenler, ufak bir
meselede sözlerini yürütemeyince
belki şapkalarını önlerine alıp dü­
şünürler.
ECEVİT'E SERMAYE!
Sovyetler Birliği ülkesi veya
isim değiştirmiş Rus İmparator­
luğunda, devletin
iznine bağlı
olmak şartıyla, yetmişiki buçuk
milletin aleyhinde faaliyet gös­
terilir. Sovyetler, yalnız kapita­
list ülkelere değil, siyasetin za­
man zaman değişen icaplarına
göre, sosyalist ülkelere
karşı
da kötüleme
faaliyetlerinden
geri kalmazlar. Yugoslavya'nın,
Kızıl Çin'in, Arnavutluk'un hain
ilân edilmeleri Sovyet yetkilile­
rinin marifetlerindendir. Yetki­
li olmayanların ağızlarını açma­
ya zaten hakları yoktur. Polon­
ya, Çekoslovakya,
Macaristan
ve Doğu Almanya faaliyetlerini
saymıyoruz. Çünkü onlar sözlü
ve yazılı değil, tanklı ve tüfek­
lidir.
Sovyet İmparatorluğu
top­
raklarında memleketimiz aley­
hinde de sık sık faaliyet göste­
rilmiştir. Sözde federal bir Er­
menistan Cumhuriyeti vardır ki
Allah'ın günü Türkiyemize şo­
venlerin tükenmez kaynakların­
dan biridir. Erivan Radyosu
kürtçülük propogandasının baş­
lıca merkezidir. Ağrı dağı Erme­
nistan'ın sınırları içinde göste­
rilir; Doğu bölgemizin ermenilere ve kürtlere ait olduğu söy­
lenir. Türkiye Cumhuriyeti, şim­
diye kadar, özetlediğimiz faali­
yetlerinden ötürü Sovyetler Birliği'ne protesto notası vermeyi
düşünmemiştir.
Birkaç gün önce, Sovyet Dış­
işleri Bakan Yardımcısı Semyon Kazirev, Moskova Büyükel­
çiliğimize bir nota verdi: «Türk
topraklarında faaliyet gösteren
Azerbaycan Kültür Derneği ile
bu derneğin hareketlerine katı­
lan ve destekleyen bazı Türk
yetkililerinin Sovyet aleyhtarı
faaliyetlerini protesto etti!» Azerbaycan Kültür Demeği yeni
kurulmamıştır. Her yıl belli bir
günde toplantı yapılır, Azerbay­
can'a duyulan özlem die getiri­
lir, hatıralar anlatılır. Sözünü et­
tiğimiz toplantılara bazı Türk
yetkilileri de katılır ve çoğu za­
man istek üzerine konuşurlar.
Sovyetler Birliği, bu faaliyetler­
den elbette haberdardır. Ama
bugüne kadar, ne Azerbaycan
Kültür Derneği'nin, ne de bazı
Türk yetkililerinin faaliyetlerini
protesto etmemiştir. Şimdi nerden aklına geldi dersiniz? So­
runuzun cevabı basittir : Sov­
yetler Birliği Ecevit'e sermaye
veriyor. Sayın Ecevit, Türk ül­
kücü ve milliyetçilerinin faali­
yetlerini
«Büyük
komşumuzu
öfkelendiriyoruz»
bahanesine
sığınarak bastıracağını ummak­
tadır. İşte tam bağımsızlık!
M. S.
Murat SANÇAR
KOMÜNİSTİN VATANI YOKTUR !
Madrit rezaletinden sonra Güreş Federasyonu
Başkanı Fazlı Arınç bey, diyor ki «Bu işi bilmiyoruz.
Marksçı sosyalizmin nazariyesinde vatan ve
Biz durmuşuz, eller ilerlemiş!» Aferin bize! «Türk gibi
millet; din, sanat v.s. gibi, birer «Üstyapı» kurumu­
kuvvetli» sözünü «Türk gibi zayıf»a çevirdik.
dur ve hiçbir değer taşımazlar, proleteryanın zaferi
için yıkılmaları şarttır. Ama, kitapta yazılanların ha­
ÖĞRETMEN Mİ A H U N D M U !
yata uymadıkları da doğrudur.
İnsanlar, çoğu za­
Dokuzuncu Millî Eğitim Şûrasında Vecihi Timurman, ideolojilerinin dışına çıkar, duygularından büs­ oğlu adındaki bir edebiyat öğretmeni çıkmış kürsü­
bütün kurtulamazlar. Ancak, haklarını teslim etmek ye ve konuşmuş: «Bâki'nin, Fuzulî'nin öğretilmesi
lâzım : Komünistler, kitabın yazdığına uymak ve duy­ lüzumsuzdur. Pir Sultan Abdal'a hayranım. Osmanlı
gularından kopmak yönünden birincidirler. Marksiz- tarihi okutulmasın.» Tarihimizi öğretmek ve sevdir­
min zaferi uğruna vatanlarına da, milletlerine de sö­ mek Millî Eğitim siyasetimizin ilkelerinden biridir.
verler. Dediğimizin son misalini «Dünya Kupası» Diyelim ki Bay Vecihi Timuroğlu cahildir, böyle bir
maçlarında gördük. Şili futbol takımı Avustralya ile ilkenin varlığından haberi yoktur. Peki Baki ve Fu­
oynuyordu. Kazandıkları takdirde ilk sekize kalma­ zulî düşmanlığı ne oluyor? Pir Sultan Abdal hayran­
ları ihtimali vardı; Çünkü Batı Almanya - Doğu Al lığını nasıl açıklamalı? Şiilik gayreti desek, olmaz!
manya maçı daha sonra oynanacaktı. Şili'li oyuncu­ Çünkü öğretilmesinden gocunduğu Fuzulî de şii idi.
ların işi zordu. Binlerce kilometre uzaktan, güneşli öztürkçecilik gayreti desek yine olmaz. Zira Karabir memleketten gelmişlerdi. Oysa, maç saatinde, caoğlan, Emrah, Dadaloğlu, Köroğlu gibi şairler Pir
bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu, maç sa­ Sultan Abdal'dan daha sade bir dil kullanmışlardır.
hası göle dönmüştü. Oyunun ortalarına doğru, 15 Pir Sultan'ı diğerlerinden ayıran özellik nedir? Ma­
kişilik Şili'li bir komünist grubu sahaya girdi. Elle­ lûm .- Osmanlılara düşmanlığı, İran şahına kölece
rinde büyük bir bayrak vardı, üzerine «Kahrolsun dostluğu ve günahı boynuna İran hesabına casus­
faşizm» diye yazmış, cunta yönetimini güya protes­ luk etmesi. Fuzulî de şii idi ama asla casus değildi,
to ediyorlardı. Saha bir müddet karıştı. Sonra, Al­ Osmanlı'yı da severdi. Yüreğinin yanıklığı, Hazreli
man polisi geldi; protestocuları fermuarlı çuvallara Hüseyin'in şehit edilmesindendi. Zaten o cinayet
doldurdu. Oyun yeniden başladı. Ama iş işten geç­ Sünnî Türklere de acı vermiştir, lânetlemişizdir.
miş, Şili'li oyuncularda moral kalmamıştı. Berabere
Bay Timuroğlu Türkiye Cumhuriyetinin öğretme­
kaldılar ve elendiler. Gazetelerin yazdığına göre, Şi­
ni değil, ancak İran Şahlığının «Ahund»u olabilir.
li'li oyuncular, soyunma odalarında hiç konuşmamış,
Ahund, biliyorsunuz, mezhep öğretmek maskesi al­
ağlamamak için kendilerini zor tutmuşlar. Komünist
tında, İran lehine propoganda yaptırmak üzere mem­
aklı, komünist seciyesi hep böyledir. Vatanından,
leketimize sokulan adamlara denir. Milliyetçi öğret­
milletinden önce efendilerini
düşünürler. Sahada
menleri suçlayan Bay Üstündağ, Timuroğlu'nun söz­
mücadele eden oyuncularla Allende'yi devirenlerin
lerinden acaba birşey anlamış, bir pay çıkarmış, ve­
ne ilgisi vardı? Zaten sporcu takımı fikirle, ideoloji
rilen dersi öğrenmiş midir?
ile pek uğraşmaz. Şili'nin başında Ailende olsaydı,
sahaya yine aynı oyuncular çıkacaktı. O çocukların
ne suçu vardı ki?
Milliyetçilerle komünistlerin sayısız farklarından
b i r i : Türkiye, Tanrı korusun, komünistlerin idaresi
ne geçse ve millî takımımız, meselâ
İspanya ile
maça çıksa, bizde seyirci olsak, ne yaparız? Avuçarımızı patlatırcasına alkışlar, boğazımızı yırtarcasına bağırırız. Takımımızın kazanması için olanca sa­
mimiyetimizle dua ederiz.
UZAY
DÜŞÜŞÜ
Diğerlerini tam hesaplamadım ama. spor konu­
sunda uzay çağına yakışır bir hızla düşüyoruz. Futool, basketbol, atletizm gibi yabancılardan öğren­
diklerimizi geçelim. Ya ata sporu güreşe ne diyece­
ğiz? Çok değil, henüz onbeş yıl önce, minderlerde
biz konuşurduk! Serbest güreşte mutlaka 3 - 5 altın
madalya alır, takım birinciliğini kaçırmazdık. İkinci­
liğe düşmemiz federasyonun değişmesine sebebi­
yet verirdi. Güreş tarzımıza ters gelen greko-romen
dalında takım birinciliğini alamazdık ama, yine de
birkaç altın madalya kapar, takım tasnifinde üçün­
cülükten aşağı düşmezdik.
Haziranın son haftasında, Madrit'te serbest ve
greko - romen Avrupa Şampiyonası yapıldı. Biz de
katıldık. Sonuç: On yıl önce söyleseydim, üstüme
yürürdünüz! Greko - romen dalında dört puan ve bir
beşincilik. Takım halinde 14 üncülük. Serbestte de
bir ikincilik, 11 puan ve takım halinde yedincilik!
Hatırlatayım : İkinciliği kazanarak 5 puan getiren
Mehmet Canbaz bir yıl önce Bulgaristan'dan gelmiş­
tir. 1973 de Lozan'da yapılan serbest güreş şampi­
yonasında
26 puan ve altı madalya
kazanmıştık.
Hezimet olduğuna hükmettik ve Muharrem Atik'i
antrenörlükten kovduk!
BOZKDRT
22. Sayı Bayilerde
BU SAYIDA :
GALİP ERDEM : Hunların Ülkücülüğü
3ADİ SOMUNCUOĞLU : Bağımsızlık Meselesi
DİLÂVER CEBECİ : Katun Uçmağa Vardı
OSMAN OKTAY : Haziran Ayları
ALİ BOZKURT : Kültür Emperyalizmi
DİNÇ YAYLALIER: Sosyal Demokrasi Çelişkisi
BAHADDİN ERGEZER: Gerçek Mutluluk
MURAT ÇETİN : Türk Bayrağı
P.K. 151 Bakanlıklar - ANKARA
Yıllık Abone : 17.50 TL.
GEÇMİŞ OLSUN
Ülkücü
Öğretmenler Derneği (Ül­
kü - Bir) ve Türkocakları Genel Başka­
nı Prof Dr. Orhan Düzgüneş, geçtiğimiz
günlerde A.Ü. Tıp Fakültesi hastanesin­
de bir safra kesesi ameliyatı geçirmiş­
I
tir.
I
Halen
hastanede yatmakta
olan
Prof. Düzgüneş'e acil şifalar diler, geç­
miş olsun deriz.
DEVLET
I
I
Download