rr`asavvuf ve :Jvlistisizm

advertisement
T ASAVVUF VE MİSTİSİZM
rr'asavvuf ve :Jvlistisizm
Ahmet Yaşar ZENGİN*
ABSTRACT
ISLAMIC SUFISM AND MISTISIZM
lt 's the dif{erences betıveen mistisizm and lslamıc su{isnı
tlıat
is vieıv.
Wlıen tlıe
subiects gq in to de ta i/ tlıe differences increase.
Tlıus, ılıere are sub;ects paral/el to eachotlıer. Altlıouglı tlıey
inc/ude lıımıan spirit, god nature, life and even/s in the mistic consepts,
neither indian nor christian mislisizm and tlıe new Eflatım s mistisizm, despite including a lot o(sub;ects in sufizm, are different disciplines tlıan sufisnı.
bulmak, bütün insanlığın tarih boyunca
bir cazibe merkezi olmuştur.
Bunun için insanlar çeşitli metotlar geliştirmişlerdir.
Hakikatin, duyu organlan ve akıl ile kavranan varlık
aleminin dışında olduğuna kanaat getiren insanlar,
gerçeği bulmak için varlıktan ve benden geçerek
amaçlarına ulaşmayı denernişlerdir. Literatürde bu denemenin adı "Mistisizm" olarak geçmektedir. İnsanlığın
müşterek malı olan rnistisizm, esas itibanyla tek ve
azizlerden Dengsl Aaseopayite tarafındarı ortaya
atılmıştır. Fakat mistisizm bu adı almadan ve
Hıristiyanlıktan çok önce uzak doğuda, Hint'de, Çin'de
doğmuştur. Kelimenin aslı, Yunanca'dan "sırlar ve gizli
törenlerle ilişkileri" kapsayan bir deyimden gelmektedir.
Geniş manasıyla, belli belirsiz yüce ve mantığı aşan
şeyler için kullanılır. Düşünüdere göre ise mistisizm
"vasıtasız", "içten doğmuş" bir duygunun (benliğin)
"mutlak" denilen kendisinden daha üstün bir şeyle bir-·
aynıdır.
leşmesidir. "3
Hakikati
peşinden sürüklendiği
Müşahbas bir rnistiğiİı herhangi bir dine mensup oluşu
bu gerçeği değiştiremez. Mistisizm insan ruhunun
yarntıcı kudretle doğrudan ilgi kurmasına yönelik, sonsuz
isteğin sürekli belirtisidir. Burada şunu da belirtmemiz
gerekir ki tasavvuf ve mistisizm iç yaşantıyla ilgilidirler.
Gözlemlenebilir değildirler. Yaşamayaniann mutasavvıf
ve mistiklerin hallerinden anlamalan mümkün değildir. ı
"İ.lim, felsefe, sanat ve hatta dinin dış yüzünü de aşan
bir iç tecrübenin verileri geride 9ıraktığı disiplinlerin terimleriyle açıklığa kavuşamaz. Bunun içindir Içi biz
tasavvufun dili "haller"dir kelimeler değil diyoruz. Ancak
izah edilmezliğin de bir izahı olmalıdır o halde susmak
doğru değil ."2
"Mistisizm kelime olarak ilk defa M.I yy'da Hıristiyan
Ataş. Gör~ Gazi O. Kastamonu Eğitim Fal:ılltesi
1. G ÖZÜTÖK, Şakir: 'Tasavvufl.a Şalıssiyct Eğitimi' Scha N~yat İstanbul
1996, s. 44
2. OZTORK. Yaşar Nuri: 'Kur'an ve SQnııete Göre Tasavvuf Yeni Boyut,
Istanbull997, s.20
•
TASAVVUFUN TANIMI
Genel kanı tasavvuf kelimesinin "sufi" kelimesinden
Kimlere "sufi" denildiği
konusunda başındarı beri bir görüş birliğine vanlamarnıştır. Bazılan için, "dış görünüş" tanırnlara ana kaynağı oluşturarak giyimden yola çıkılırken, bazıları için
ise söz konusu kişilerin "amaçları" ana kaynağı oluştur­
muştur. Kimlere
sufi denildiği konusunda Kelebazı
"İçleri saf, dışları pak olduğu için sufilere (sufiyye) adı
verilmiştir" derken bazı mutasavvıfların görüşlerine
değinerek "Sufi, Allah'la olan muamelesini saf hale
getirdiği için aziz ve celil olan Allah'ın saf ikramına ve
kerametine ·nail olan kimsedir" şeklinde açıklanıı.ştır.
Aynı eserde sufi kelimesinin farklı anlamlarına ilişkin
olarak Kelebazı; "Bir başka sufi gurubuna göre sufiler
yün manasma gelen "sof' tan yapılan elbiseler giydikleri
kaynaklandığı yolundad.ır.
3. OzOTOK, s. 44-4S
iSLAMİ ARAŞTIRMALAR DERGiSi, CİLT: 12, SAYI: 3-4, 1999
367
AHMETYAŞAR ZENGİN
için sufi (sufiyye'den) adını almışlardır,"4 demektedir.
İslam Dininin daha çok ahlaki kurallanndan ve varlık
birliği inancından erdeme kavuşmayı (İnsan-ı Kamil)
aınaçlay~ olgun insanın toplumdaki hizmetleriyle de
erdemli topluma, olgun topluma (Toplum-u Kamil) ulaş­
mayı amaçlayan bir sistem" şeklinde tanımlayabiliriz.
Tasavvuf, Tanrı 'nın niteliğini ve kainatın oluşumunu
Vahdet-i Vücut anlayışıyla açıklayan dini ve felsefi
akundır. Tasavvufta esas fikir, kainatta bir tek vücudun
tecellilerinden ibaret addetınektir. s
Suf (yün) kökünden geldiğinin üstünde daha çok
dunılınaktadır. "suf (yün): Bize göre Tasavvuf
kelimesinin suftan türediği şüphesizdir. Dil, tarih ve
mana bakımından en tutarlı göıüşün bu olduğu
görüşündeyiz. "6
Tasavvuf eğitimi de Tefsir, Fıkıh, Hadis gibi ilimlerle
ayru dönemde sistemleşmiştir. Hicri III. asır tasavvu:fun
tedvİİı ve · sistemleşmesi uğrunda yoğun faaliyetlerin
yapıldığı bir zaman dilimidir. Ma'ruf el-Kerhi'nin
tasavvufu tarif etmekle açbğı çığır, Zunnun Mısri'nin (öl
245/859) ilk defa tasavvufi işaretleri tefsir ve "ehl-i
veJayet"iıi hal ve makanılanna açıklamasıyla devam
etmiştir.?
Kalihale tebdil etmek şekliyle ifade edilen tasavvuf,
her dinin veya her felsefi düşüncenin bir yere yöneliş
esasını teşkil eder. İslam'da ise dinin ihtiva ettiği bilgi sisteminin kuvveden-fiile, yani kalden hale, nazarriyedenaroeliyyeye dönüşüdür. 8
İsLAM TASAVVUFU VE MİSTİSİZM ARASINDAKİ
FARKLAR
1) İslam tasavvufu dini kaynaklıdır. Bütün kurallanru
dinden almaktadır. Mistisizm ise bünyesinde dilli motifler
taşısa da felsefi yönü ağırlıktadır. Tasavvuf İslam dininin
en hassas şekilde yaşanmasıdır. Şeriat kılı kırk yarmaksa
tarikat kırkı kırka yarmaktır. "Bunun için mutasavvıflar
tarikata girilmeden önce şeriat ilimlerinin öğrenilmesini
isternişlerdir." Bu gerçeğe işaret etmek üzere bir Mevlevi
şey hi şöyle demektedir. "Tekkeler ilim tahsil ederek şeyh
ve teraklôyat koşanlar için kurulduğundan, ilirnde mertebesi olmayan cahiller önce ilim için medreseye gönderilmeli yahut tekkede kabiliyeili kişiler tarafından okutulmalıdır. Bunun lüzumuna İmam Malik (öl 179/795) şu
sert tutumuyla işaret eder: fıkıh okumadan tasavvufa
yönelen zınd.ık, tasavvufu bilmeden fıkha dalan fasık
olur. İkisinin birleştirilmesinden hakikat doğar" demiştir. 9
Tasavvufun din kaynaklı olması felsefi bir mistisizm olan
4. KELEBAZI. "Doğuş devrinde TasawufTa'arnıf", Hazırlayan SOieyman UJu.
dağ s. SS
S. MeycbnLarousseC.ll TasawufMaddesi
Eflatunculuktan ilk anda ayrılır. Çünkü biri temel olarak
vahyi diğeri Platon'un fikirlerini almaktadır. lO
Ayru şekilde diğer mistik düşüncelerde de temel,.
lll.İstiklerin sözleri üstüne kurulmuştur. Mistilderin inzivaya çekilmesiyle elde ettikleri düşünceler ınistisizmin
kaynaklanru oluşturur. "Mundika Upanisad'da" yazılı
olduğu gibi bilincin enerjikliğinden Brahman'ın kitlesi
teşekkül etti; bundan madde doğdu, maddeden de hayat,
zilıin ve dünyalar... ıı
2. Mistisizmde pasiflik vardır ve belli bir metodda
yoktur. Mistiklerin rnistisizmi diğer insanlara yaymak
gibi bir endişeleri yoktur. Sadece kendilerinin mutluluğa
ermeleri ile ilgili çalışmalar yaparlar. Pasiflikleri buradan
kaynaklanmaktadır. Metodlannda ise tasavvufta olduğu
gibi amel ve tecri gibi bir düzenlilik yoktur.
İnsanın nereden başlayıp, nereye gideceği asla bilinemez. Başlangıç ve bitiş yoktur. Kabiliyeti olanlar direkt
içine girer ve Dirvanaya (sonsuz mutluluğa) ulaşınaya
çalışırlar. ı2
Tasavvufta ise pasiflik söz konusu değildir.
Müntesiplerinin kullukta pasif kalmalarını yeterli
görmez. Onların hayırdaaktif olmalanru ister.ı3 İslam'ın
cihad anlayışı bunu gerektirmektedir. Bu anlayışladır ki
mutasavvıflar İslam'ı günümüzde özüyle yaşamaktadır­
lar. Mutasavvıflann "Emr-i bil rna'ruf ve nehyi anil münker" . gereği aktif olmalan İslam ·dinine zarar vermek
isteyenlerin tarikatlan halkırı gözünden düşürmek için
nifaklar sokmasına sebep olmuştur. Şeyhim diyen
sahtekarlar bu nifak tohwnlannı ekıneye çalışmışlar ve
hala çalışmaktalar. Bu arada şunu belirtmeliyiz. Sahte
şeyh tabiri yanlışur. Şeyh'in sahtesi olmaz. Çünkü sahtesinden şeyh olmaz. Ancak şeyhim diyen sahtekarlar
vardır.
3. İslam tasavvufu ile mistisizm arasındaki en büyük
farklardan biri de dünya hayab ile ilgili göıiişleridir.
Mistikler mutlak yarabcıya ulaşmak için dünyadan el
etmek çekınekteler. Toplumsal hayata kanşmazlar. Oysa
tasavvuf tamamen hayatın içindedir. Tasavvuftaki
"dünyadan el etek çekmek" deyimi, dünyevi isteklerden
heva ve hevesten el çekmek anlamındadır. Bunun dışında
İslam'ı kurallan hayata tamamen uygulamaya çalışır.
Mürltierin siyasetten ekonomiye, bilimden sanayiye yani
hayabn 'bütün katmanlarında aktif olarak bulunmalarını
ister. Tasavvufta halk ile beraberolmak esasbr. Mistisizm
gibi irısanlan hayattan soyutlamaz. Tasavvufun bu
yönünü Osmanlı döneminde açık olarak göıürüz.
Padişahlann çoğu bir şeyhin yanında büyümüştür.
Osmanlının ilerlemesinde tarikatların katkısı olmuştur.
6. OzTORK, s. 40
7. CZÜTOK, s. 37
10. ÖZTÜRK, s 38
8. ERA YDIN, Selçuk; 'Tasavvuf ve Tarikatler", Ma rifet Yay. Ist. 1990 s. 29
9. ÖZÜTOK, s. 86
12. ÖZÜTOK, s. 44-51
13. ÖZTÜRK, s. 43
368
ll. Talbot, Michael: 'Mistik~Once Ve Yeni Fizik',lnsan Yay. lsl 1995, s.. l41
JOURNAL OF ISLAMIC RESEARCH, VOL: 12, NO: 3-4, 1999
T ASAVVUF VE MİSTİSİZM
Hatta daha önceki dönemde Aiıadolu'nun Türkieşinesinde
hallerin alışması mahaldir.
çok büyük rol oynarruşlardır.
Aynı şekilde mutasavvıfların karakteristik özellikleri
4~ Bir diğer konuda Tasavvuf v~ mistisizme giriş
metafizik teoriler geliştirmek değildir, bunu filozoflar
konusudur. Tasavvufa girmek ve manevi olarak ilerlemek yapar. Onların asıl özellikleri, insarun iç hayatına muaziçin Şeyhe ihtiyaç vardır. Şeyh öğretmendir. Mistisizmde
zam bir zenginlik kazandırmaları ve imanın tam manasıy­
şeyh ve intisap söz konusu değildir.
la yaşanınası hususunda bize bir çeşit öğretmenlik yapmalarıdır.16
Mısır'daki mistikler mürit olacaklan kişileri pek çok
korkulu yerlerden geçirirler. Bu imtihandan sonra şehvet
6. Tasavvufla mistisizmin aynidığı bir noktada fena
ve mirvana konusudur.
testine tabi tutarlar bunları geçen müritliğe kabul ederlerdi. Doğu'da isteyen mabetiere gider mistiklere katılırdı. 14
"Feıdiyyetin ünive~elde erimesi veya Mirvana'ya yok
Duruni bu şekilde olduğundan bir belirginlik yoktur ve
olmak Hint Mistisizminin gayesidir. Sı1filikteki fena ise
gerçek mistisizmi sahtesinden ayırmak zordur.
çok başka bir mana taşrr, Süfı fena'ya ulaşınakla işini
Tarikatlarda silsile esastır. Gerçeğini sahtesinden ayırmak bitirmiş en büyük görevin eşiğine gelmiş olur. Fena filkolaydır. Kökü Peygamberimize dayanan bir silsile mevIahtan sonra, varlığın, olayların içine dalmak ve Allah'ın
cuttur.
halifesi stfatıyla eşya ve olayları, tanrısal yönde yürütmek
5. Mistisizm sadece pratikten ibarettir. Mistisizmin onun biricik meşgalesi olacaktır. Gerçektende, insanlarpratikliği Nirvana'ya ulaşmak için mistiklerin uyguladık­
dan ayrılıp uzlete çekilmekle başlayan sülük, yedi aşa­
lan metotlardan oluşur. Bu metotların sonucunda da
madan geçtikten sonra "nefs-i kAmi.l"e mertebesine ulaş­
tecriler üretirler. Örneğin "sakin ve karanlık bir odada maktadır. Sufi bir mertebede, aynidığı topluma dönerek
ınum yakın. Yanın saate yakın bir müddet durabilecek
onlara hizmete başlayı~ıcaktır. Bu onun kemalinde
şekilde rahat bir vaziyet alın. Bedeninizi ve zilıninizi
zirvedir. Tasavvufta bu incelik, "Nilıayetin (sonun)
teskin edip kaşlannızın arasındaki noktada tefekküre kema.Ii bidayete (başlangıca) dönüşİedir'' şeklinde ifadeye
dalın Dilerseniz kaşlanıui:.ın arasındaki noktayı ısiatın ya
korunuştur.
da o noktaya bastırm ki dikkatinizi oraya teksif etmeniz
Anlaşılan odur ki, süfınin iç tecrübesi yaratıcı bir
daha kolay olsun.
tecıiibedir ve aktiviteye yöneliktir. Bu tecrübe, temel
Kendinizi ınumun karşısında, eriyen mumun, titreyen nıan.asıyla ele esas alınırsa Peygamberiine tecrübenin bir
alevin karşısında görün. Bir kere daha kaşlannızın arasın­ uzantısı olup onunla aym ideal ve gayeyi izler ve aynı,
daki merkeze girin burada da bir alevin olduğunu psikolojik temele oturur. Böyle olunca da, mistik şuuru,
tasavvur edin. Bu alevi gördüğünÜZde gözlerinizi kapayıp
peygamberiine şuurla karşılaştınlırken tasavvufu mistik
sizi çepeçevre saran karanlığı düşünün. Varolan tek ışık
şuur hanesine değil,. nebevi şuur hanesine yazmak
gerekir. ı 7
kaşlannızın arasındaki titreyen, gittikçe güçlenen alevdir.
Bu alevin ortasında bir insan gözü hayal edin, güzel,
7. İslam tasaV:vufu ile rnistisizmi ayıran bir diğer özelparıldayan göz kapağıyla buakın bu göze akstil
lik de iki tarafıncia göstermiş olduğu olağanüstü hallerdir. · ·
Dikkat edin bu artık_ bir alev değil, bu mükemmel Tasavvufta ki.şinfrı bunları gizlernesi öpgörülüİken, mistgözün içinden bakmasını öğrendiğinizde mistikler sizin, . isizmde belli bir noktaya gelindiğini ispatlamak için bundünyayı tannların gönlüğü gibi görmeye muktedir alalan göstemıek esastır. Örneğin Hiİİlalayalann buzlu etekcağınızı söylüyorlar. ıs Geçici olarak bulundukları trans
lerinde bir hatha'-yogi tekniği olan Tum-mı ustalannın
halinde müşahede ettiklerini evrenle ve insanla ilgili açık­ çok az ya da hiçbir giysiye ihtiyaç duymayacak kadar çok
lamalarında kullanırlar. Fakat teoriler için bu yeterli
vücut ısısı hasıl ~debilecekleri söylenir. Çeşitli tasavvuf
değildir. Mistik o halini her zaman yakalayamamaktadır.
ve teneffiis egzersizlerinden geçerek usta, bel kemiğinin
Bu da beraberinde çelişkiler getirmektedir.
dibinde ufacık bir alev hayal ~der. İlave konsantrasyonla
Tasavvu.fun pratik ve tecrik anlayışı çok farklıdır.
usta, daha sonra ateşin vücudun sınırlarını aşıp evrenin
Tasavvufun teorik (nazari) diğeri pratik (ameli) olmak tamamını doldurmasına sebep olur.
ÜZere iki yönü vardır. Ibadet, taat ve ahlak, tasavvu.fun
Ustanın Tum-mo'daki başarısını sınamak için grup,
arneli cihetini; keşf, keramet, marifet ise nazari' cihetini ustayı bir dağın eteğinde soğuk bir kış gecesi boyunca
teşkil eder. Arneli gerçeği "ahlak" (tahalluk), nazari
çıplak olarak oturmaya mecbur tutabilir. Bu müddet
_ gerçeği ise "hakikat" (tahakkuk) adı verilmektedir.
zarfında usta buzlu suya daldınlnnş çarşafları biibiri
Pratik boyut yani amel olmadan (bedeni ibadet) kalp ardınca kendi etraflannda katiayıp onları iç sıcaklığının
alevine tutarak kurutmalıdır. Mademe Alexandra Davidtemizliğini (hakikat gerçeği) iddia etmek yalancılıktır.
Bedenle yapılması gereken ibadetler yapılmadan kalbe ait Neel, biibirleri arasında, akşamla sabah arasmda mümkün
ı6. ÖZÜTOK, s . 48
14. ERA YDIN, s. 53-54.
ıs. Talbot, s.121
17. TALBOT, s. 139-140
iSLAMİ ARAŞTIRMALAR DERGiSi, CİLT: 12, SAYI: 3-4, 1999
.·
.. .
369
AHMETYAŞAR ZENGİN
olduğu
kadar çok sayıda, sulu ve buzlu çarşaf kurutma
yapan çırak Tum-molar arasındaki rekabeti anlatır.
Başanlı yogilerin santimetrelerce kalınlıktaki buz kütüklerini sadece üstüne oturarak eritebilecekleri söylenir. 18
Burada ustalar kendilerini gösterirler. Insanların faydalanna sunulan
birşey
yoktur.
Birşeylerde
yanşı
öğretilmemektedir.
Tasavvu.fun bu konulara balaş açısını Ebu Nasr Serrac
ifade etmektedir. Bir kimse küçük ve büyük haramlardan sakınmadıkça, kolayı ve zoruyla bütün farzlan yerine getirmedikçe, mü'minlere lazım olanı hariç, dünyayı
azıyla ve çoğuyla dünya ebiine terk etmedikçe havada
yürüse, hikmetli sözlersöyleseve herkes tarafından kabul
görse de sufi sayılamaz. 19
8. Tasavvufta tespit edilmiş belli bir "ezkar ve
evrad"ın bulunması mistisizmle arasındaki farklardandır.
~stisizmde tespit edilmiş zik:ir ve evrad yoktur. Zatin bu
rnistisizmin istisnailik ve gaye-i nizaınilik dediğimiz
karakterlerinden hemen anlaşılır. Ay nca ibadet tarikatlarda temel şart iken mistisizmde bu bağ zaruri
şöyle
değildir.20
9. Tasavvufta müntesiplerin çalışması öze dönük iken
yani "içe" ait iken mistisizmde tam tersine dışa
dönük(e>..'tase)tür. Tasavvufta kişi kendini bilmeye
çalışırken mistisizmde kendinden çıkmaya çalışır.
10. İslam tasavvufu ile mistisizm arasındaki en büyük
farklardan biride aşk ve kadın konusudur. Tasavvufun ve
mistisizmin bu konulara balaş açısı tamamen birbirine
zıttır.
isıanı tasavvu.funda amaç Allah aşkına ulaşmaktır.
Tasavvuf yolunda aşkla yol alınmaktadır. Fakat aşk çileyi
de beraberinde getirmektedir. Sufıler mecazi aşkı Allah
aşkına ulaşmak için hazırlık devresi olarak görmektedirler. K.Kerim mecazi aşkın üzerinde ısrarla durduğu
için zinayı yasaklarnıştır. İlalti aşkın ölçüsü sevgilinin
kahr ve lutfuarasında fark görmemektir. Aşkın imtihanı
çok zordur. Seven ve sevilenin üstüne bela akın akın
gelir. Bir süfi elem verici bir hastalığın pençesi.ıide
18. TALBOT, s 139-140
19. ÖZÜTOK s60
20. ÖZÜTOK s 50
370
inierken şöyle diyor: "Balayorum bana azap ediyorsun ey
gözleriminnuru kalbirnin biricik sevgilisi."
Kadın ise tasavvufta anne olmakla insanüstü manaya
ulaşmıştır. Bir şey bir madde olmaktan çıkıp yaratıcı,
besleyici bir kudret haline geliyor. İslam'ın, kadını, ilham
ve ruh kaynağı gören anlayışın temelinde bu espri yatar.
Bu yüzden kadın, laskanılır, örtülür, aziz bir varlıktır. Bu
noktada tasavvu.fun belirlediği bir inceliğe daha işaret
etmeliyiz :Varlığın aslı dişidir. Büyük veli Ali el-Havvas,
şöyle diyor: "Kainatta· asıl olan dişiliktir. Bu yüzden
Allah yolunun beyükleri kadına muhterem bir varlık
nazan ile bakmışlardır.21
Mistisizmde ise durum tam tersinedir. Ruhbaniyet
Hıristiyan mistisizmiyle tasavvu.fun ayniSdığı noktaların
tek kelimeyle ifadesidir. Ruhbaniyetin aslı, Allah'a gitmek için hayattan ve insanlardan kopmaktır. Tasavvuf ise
bunun . tersidir. Hıristiyan mistisizmi aşk ve kadın
konusunda da çok katı kurallara sahiptir. Evliliğe sadece
çocuk yapma açısından izin vermektedir. Bunun dışında
evliliğe hoş balanamaktadır. Cinsel perhiz, evlenme gibi
hayat kanunianna aykın tutum ve davranışlar ise İslam
Peygamberi'nin sünnetine aykırı olduklanndan tasavvuf
bünyesinde, yerleri yoktur.
Aynı şekilde diğer mistik düşüncelerde
de kadın engel
olarak görülmektedir. Mısır'da insanların mürit olabilmek
için şehvet testini geçmeleri gerekir. Aynı durum Hint
ınistisizmi içinde geçerlidir. 22
Balısettiğimiz bu konular İslam tasavvu:fu ile mistisizm arasındaki göze çarpan büyük aynlıklard.ır.
Konularda özele inildikçe aynlıklar ve farklılıklar daha
da çoğalmaktadır. Bunların yanında parelellik arz eden
konularda vardır. İnsan ruhu, Allah, tabiat, hayat ve olayların mistik açıdan gözlenınesini esas almalan itibariyle
ortak yanlan olsa da gerek Hint, gerek Hıristiyan mistisizmleri ve gerekse Yeni Eflatuncu mistisizm, tasavvufta yer alan birçok konuyu içermiş olmalarına rağmen her
üçü de tasavvuftan ay n disiplinlerdir. 23
21. OZTüRK. s. 336-341
22. OZTORK. s.36-42
23. OZTüRK, s.36
JOURNAL OF ISLAMIC RESEARCH, VOL: 12, NO: 3-4, 1999·
Download