TC İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 4.Genel Cerrahi

advertisement
TC
İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi
4.Genel Cerrahi Kliniği
Klinik Şefi: Doç. Dr. Rafet YİĞİTBAŞI
İNCE İĞNE ASPİRASYON BİYOPSİSİ VE FROZEN SECTİON
YÖNTEMLERİNİN TİROİD KİTLELERİNDEKİ CERRAHİ
YAKLAŞIM ÜZERİNE ETKİLERİ
Genel Cerrahi Uzmanlık Tezi
Dr. İbrahim Halil KARAKAN
İstanbul 2008
TEŞEKKÜR
Asistanlığım süresince cerrahi disiplinin temel değerlerini
öğrendiğim, manevi desteğini her zaman yanımda hissettiğim, örnek kişi,
ideal bir yol gösterici olan saygıdeğer hocam Faik Çelik’e, klinik şefimiz
Rafet Yiğitbaşı’na, hem bilgi hem de dostluklarıyla zor anlarımda daima
yanımda olan kıymetli uzmanlarımıza, sevgi ve saygı içerisinde çalıştığım
değerli asistan arkadaşlarıma, yardımsever servis ve ameliyathane
hemşirelerine ve tüm hastane personeline teşekkürlerimi sunarım.
Dr. İbrahim Halil KARAKAN
i
İÇİNDEKİLER
I. Giriş ve Amaç
1
ll. Genel Bilgiler
2
1.Tarihçe
2
2.Cerrahi Anatomi
3
3.Embriyoloji ve Doğumsal Anomaliler
6
4.Histoloji
6
5.Fizyoloji
7
6.Tanı Yöntemleri
9
7. Tirotoksikoz ve Hipertiroidizm
15
8.Tiroit Bezinin Benin Hastalıkları
19
9.Tiroit Nodüllerine Yaklaşım
23
10.Tiroit Kanseri Gelişimi ve Onkogenez
27
11.Tiroit Kanserleri ve Cerrahi Tedavisi
28
12.Tiroit Kanserlerinde Prognostik Evreleme Sistemleri
39
13.Tiroit Kanserlerinin Tedavisinde Tamamlayıcı Tiroidektominin Yeri
41
llI. Materyal ve Metod
42
IV. Bulgular
44
V. Tartışma
53
VI. Sonuçlar
56
VII. Kaynaklar
57
VIII. Tablolar
66
IX. Kısaltmalar
67
ii
I. GİRİŞ VE AMAÇ
Tiroit bezine bağlı hastalıklar günümüzde oldukça sık karşılaştığımız, önemli
endokrin sorunların başında gelmektedir. Enflamatuar, fonksiyonel, tümöral ya da
kozmetik nedenlerle tiroit bezinin bir bölümünün veya tamamının çıkartılması anlamına
gelen tiroidektomi, cerrahların en sık uyguladıkları ameliyatların arasında yer
almaktadır(1). Tiroit cerrahisinde amaç, doğru endikasyon ve uygun tedavi yöntemiyle
kanser riskini veya varlığını ortadan kaldırmaktır.
Tiroit kanserleri en sık görülen endokrin sistem kanseri olup, klinikte görülen
kanserlerin % 1 kadarını oluştururlar. Genelde yavaş bir seyir izlediklerinden iyi bir
prognoza sahip olmakla birlikte, diğer tüm endokrin organ kanserlerinden daha çok
ölüme sebep olmaktadırlar(2,3).
Günümüzde tanı amacıyla ince iğne aspirasyon biopsisi(İİAB) ve frozen section
(FS) kullanımının yaygınlaşması, tiroidektomi materyallerinin patologlar tarafından
daha ayrıntılı incelenmesiyle, klinik olarak bulgu vermeyen mikrokanserleri saptama
oranı da giderek artmaktadır(4). Literatürde tiroit kanserlerinin ameliyat öncesi
dönemde belirlenmesi için İİAB tetkikinin etkinliğini tartışan birçok yayın vardır(5-15).
Her ne kadar İİAB maliyeti düşük ve ilk yapılacak tetkik olsa da bu işlemin yapıldığı
hastaların %30’undaki bir kısmında sonuç foliküler lezyon veya şüpheli lezyon olarak
rapor edilecektir. Bu da preoperatif dönemde hastaya uygulanacak cerrahi yönetimi
belirleyen
herhangi
bir
malignansi
göstergeci
olmadan
cerrahi
müdahalede
bulunulmasına yol açacaktır. Birçok yayın, operasyon esnasında İİAB sonucunu teyit
etmek için FS yönteminin kullanımını tartışırken(9,11,14,16-19), bazı yazarlarda FS
yönteminin İİAB ye göre avantajlı olup olmadığını tartışmaktadır(5,10,12,20-22).
Bu çalışmanın amacı, nodüler guatr nedeniyle tiroidektomi planlanan ve kanser
riski olan hastalarda İİAB ve FS yöntemlerinin değerini ve rezeksiyon genişliğini
saptamada faydalarını ortaya koymaktır.
1
II. GENEL BİLGİLER
1. TARİHÇE
Tiroit bezi M.Ö. 4000 yılında Mısır Uygarlığı Hiyelogrif yazıt ve şekillerinde
dahi gösterilmiştir. Mevcut tapınak resimlerinde boyunun servikal yapıları ayrıntılı bir
şekilde görülmüştür. Özellikle sternokleidomastoid adele ve krikoid kıkırdak yapıları
anatomik olarak resimlere yansımıştır. Ancak gerçek anlamda tiroit bezi rönesans
dönemi İtalya'sındaki tıbbi metinlerde kendine yer bulmuştur. Rönesans ressamları
glandı larenksin her iki yanında, ayrı ayrı loblar halinde çizmişlerdir. Tiroit terimi
Grekçe kalkan şekilli anlamına gelen thyreoides kelimesinden köken alır. Tıpta ilk
olarak bu bezi Galen (Galenos M.S.129-198) tarif etmiştir. 'Tiroit bezi' ismi ise 1656
yılında Adenographia adlı eserinde Thomas Wharton tarafından kullanılmıştır(23).
Tarihte ilk defa tiroit bezine cerrahi girişim Egina'lı Paulus'a göre M.S. 500' lü yıllarda
gerçeklestirilmiştir(24).
18.yy. ortalarında Aguapendente tiroit bezinin büyümesini guatr olarak
adlandırmıştır. Yine bu yüzyılda Bernard Courtais tarafından tiroit glandının fizyolojisi
aydınlatılmıştır. Tiroit bezinin salgı yaptığı ilk kez 1836 yılında King tarafından
açıklanmıştır. Gosselin tarafından ilk kez tiroit hücresi 1862' de tanımlanmıştır. 19.yy.'
da tiroit bezinin vücudun olgunlaşması için gerekli bir endokrin organ olduğu kabul
edilmiş ve insan vücudunun kadavralar üzerinde yapılan çalışmalarla endokrinolojik
haritası çıkarılmıştır. 19. yy. sonlarında ise atrezik kalmış tiroit bezinin büyüme ve
gelişme geriliğine sebep olduğu açıklanmıştır. Hashimoto, De Quervain ve Riedel 20
yy. başlarında, bugün de geçerli olan klasik 'tiroidit' tariflerini yapmışlardır. Pary,
Graves ve Basedow peş peşe hipertiroidiyi tanımlamışlardır.
19.yy.'da özellikle iyot'un tiroit metabolizmasındaki rolü tıbbi kaynaklarda
kendine yer bulmuştur. 19.yy. ortalarında gelişme geriliği bulunan çocuklara iyotlu
besinler verilmeye başlanmıştır.
İlk tiroit ameliyatı 1171 yılında Roger Frugardi tarafından yapılmıştır. Bu
ameliyatta
Seton
tekniği
kullanılmıştır,
ancak
başarılı
olamamıştır.
Tiroit
operasyonlarından sonra yarayı tümden açık bırakıp iyileşme dönemleri kayıtlara
alınmıştır. Günther 1864 yılında tiroidektomi ameliyatının endikasyonlarını belirtmiş ve
solunum güçlüğüne yol açan büyük guatrların mutlaka ameliyat edilmesi gerektiğini
söylemiştir.
2
Tiroit cerrahisi tarihinde en önemli isimlerden biri de, tiroit bezinin
fizyopatolojisi, cerrahisi ve komplikasyonlarına medikal yaklaşım konularındaki
çalışmaları ile 1909 yılında Nobel Tıp Ödülünü alan Theodor Kocher'dir(23). 1912
yılına kadar 5.000'den fazla tiroidektomi ameliyatını başarı ile gerçekleştirmiştir.
Başlangıçta total tiroidektomi yaptığı hastalarında miksödem oluşması üzerine subtotal
rezeksiyonu uygulamıştır. Weiss ilk kez total tiroidektomi ameliyatından sonra tetani
geliştiğini bildirmiştir(25). Eiselberg total tiroidektomi yapılan olgularda tetani
gelişmesine neden olan olayın paratiroit glandlarının beraberce çıkarılması olduğunu
bildirmiştir. Charles Mayo postoperatif olarak tetani gelişmemesi için paratiroit
glandlarının ameliyat esnasında iyi korunması gerektiğini belirtmiştir. Mac Callum ve
Voegtlin ilk kez paratiroit glandlarının kalsiyum metabolizmasındaki önemini, Halsted
ve Evans ise cerrahi anatomisini ortaya koymuşlardır vurgulamışlardır (26,27).
William Steawart Halsted tiroit hakkında yazılmış olan ilk kitap olma özelliğini
taşıyan yazılarında, insizyon, ligasyon ve ekstirpasyonu detaylı olarak açıklamıştır.
Hipertiroidi ve tiroit kanserinin tanınması, tedavisi ve nasıl başarılı olunacağı onun
ayrıntılı açıklamaları ile öğrenilmiştir. Yüzyılımızın her biri isim yapmış tiroit cerrahIarı
olan Mayo, Lahey ve Crile için önder olmuştur(28).
1935'li yıllara kadar tiroit operasyonları çok tehlikeli ve oldukça komplikasyonlu
sayılmıştır. 1950'li yıllardan sonra anestezik maddelerin gelişimi ve hemostaz devrimi
ile cerrahi müdahaleler daha rahat uygulanmaya başlanmıştır.
1982 yılında Gamma probun cerrahide kullanıma girmesi ile özellikle tiroit
kanscrli hastaların ameliyatlarında kulanım alanı bulmuştur.
2. CERRAHİ ANATOMİ
Tiroit bezi sağ ve sol loblar ile, sıklıkla bunları birleştiren isthmustan
oluşmaktadır. Ortalama 15-20 gr ağırlığındadır. Ayrıca %50-80 oranında bu yapılara
ilave olarak, istmustan yukarıya doğru uzanan ve tiroglossal kanalın kalıntısı olan
piramidal lob bulunur(29,30). Her bir lobun boyu 4-5 cm, eni 2-3 cm, kalınlığı 2-4 cm
olup, tiroit kıkırdağının ortası ile 6. trakea halkası arasında uzanır. Genelde 1. ve 4.
trakea halkaları arasına yerleşim gösterir.
Sağ ve sol loblar trakeayı önden kısmen çevreler. Lateralinde karotis kılıfı ve
sternokleidomastoid kası yer alır. Tiroit bezi ön tarafta yüzeyelden derine doğru; deri,
süperfisyal faysa, derin boyun fasyasının yüzeyel tabakası ve bu tabakanın örttüğü
stenokleidomastoid, omohyoid, stenohyoid ve sternotiroid kasları (strap kasları) yer
3
alır(Şekil-l). Arka medialde özofagus ve trakea tarafından sınırlanmıştır(30,31). Tiroit
normalde komşu organlardan rahatlıkla ayrılabilir durumdadır. Posterior süspansuar
ligament (Berry ligamenti) aracılığı ile krikoid kıkırdak ve üst trakeal halkalara sıkıca
yapışıktır. Lobların lateral kenalarında posterosüperior yerleşimli üst paratiroit bezleri,
posteroinferior yerleşimli alt paratiroit bezleri bulunur.
Bağ dokusundan oluşan bir kapsül bezi sarar ve organın stromasını yapan
septalar oluşturur. Buna tiroitin gerçek kapsülü denir. Gerçek kapsülün dışında
pretrakeal fasyanın devamı olan ikinci bir kapsül vardır ki buna yalancı veya cerrahi
kapsül adı verilir. Tiroidektomide diseksiyon bu iki kapsül arasından yapılır(32).
Şekil-1; Tiroit ve komşuları
A ) Vasküler yapısı:
Tiroit bezinin oldukça zengin bir damar ağı mevcuttur. Hatta boyutları dikkate
alındığında, vücudun kanlanması en zengin organlarından biridir. Tiroitin kan akım hızı,
her gramı için 5.5 ml/dk’dır(30,33) Tiroit bezinin kanlanması, süperior tiroit arter(STA)
çifti ve inferior tiroit arter (İTA) çifti olmak üzere dört ana arter tarafından sağlanır.
Nadir olarak trunkus brakiosefalikus'dan çıkıp, tiroite giren beşinci bir arter olan 'arteria
thyroidea ima' da bulunur(32).
4
Süperior Tiroit Arter (STA) : Sağ ve sol taraftarda bulunmak üzere iki adettir.
Daha sık olarak, karatis arter bifurkasyonu seviyesinde, ekstenal karotis arterin ilk dalı
olarak başlar. Karotis komunis arterin en üst kısmından kaynaklanabilir. Tiroit lobunun
üst ucuna doğru, 'inferior faringeal konstrüktör' kasın medialinden inferiora doğru
inerken, 'süperior laringeal sinirin ekstemal dalı' (SLS-E) ile yakın komşuluk
içerisindedir. Tiroid lobektomisi uygulalanırken, SLS-E ile STA ilişkisi ortaya
konulamaz
ise,
STA'nın
klemplenmesi
sırasında
bu
sinir
travmaya
maruz
kalabilir(23,30,33-35).
İnferior Tiroit Arter (İTA) : Sağ ve sol taraftarda bulunmak üzere iki adettir.
% 0.2-6 oranında tek tarafta olabilir(34). Bazı kaynaklara göre bu oran, sağda % 2 ve
solda % 5 olarak belirtilmiştir(30,33). İTA; 'subklavian arterin tiroservikal
trunkusundan', % 15 oranında direkt olarak subklavian arterden çıkar(33). Karotis
arterinin ve juguler venin arkasından geçerek prevertebral fasyayı deler ve iki dala
ayrılarak posterolateralden tiroit bezine girer. Anterior dal; tiroit bezinin ön yüzüne
dağılmadan önce, STA'den inferiora doğru inen bir dalla anastomoz yapar. Posterior dal
ise tiroit bezinin alt kutbuna dağılmadan önce, %86 oranında her iki paratiroit beze ya
da sadece alt paratiroit beze son arter olarak giden, ince bir paratiroit arter dalı verir(3538).
Tiroidea İma Arteri: Olguların %1.5-12.2’sinde bulunur (30,33,40). Bu arter
daha sıklıkla sağ tarafta olmak üzere, trakeanın önündedir. Hastaların %1 ila 4’ünde, en
sık trunkus
brakiosefalikus, sağ karotis komunis ya da aortik arktan direkt olarak kaynaklanır.
Nadiren, internal torasik arterden gelir. Trakeayı ön tarafından geçtikten sonra,
genellikle istmusun alt kısmından ya da daha az sıklıkla sağ lobun alt kutbundan tiroit
bezine girer. Trakeanın önündeki pozisyonu itibariyle, trakeostomi işlemi sırasında
büyük önemi vardır (30,33,35).
Tiroit bezinin venleri tiroit yüzeyinde bir pleksus oluşturarak üst, orta ve alt
tiroit venIerine dökülür. Üst ve orta tiroit venleri internal juguler vene, alt tiroit veni ise
p1eksus oluşturarak brakiosefalik vene drene olur( 32,).
B)Sinirler ve lenfatik drenaj:
Tiroit bezinin lenfatik drenajı subkapsüler bir pleksus aracılığı ile parakapsüler
bölgeye, pretrakeal alana, internal juguler ven ve rekürren sinir komşuluğundaki lenf
5
bezlerine olur. İstmusun üzerinde ve trakeanın önünde palpe edilen lenf bezine
"Delphian Nodu" denir ve genellikle malignite veya tiroiditle birlikte görülür( 30,40).
Tiroitin sempatik innervasyonu üst ve orta servikal sempatik gangliyonlardan
çıkan lifler, parasempatik innervasyonu ise vagustan çıkan laringeal sinirlerin dalları
olur. Tiroit bezinin anatomisinde dikkate alınacak bir diğer husus da rekürren laringeal
sinir ve superior larengeal sinir eksternal dalının tiroit ile ilişkisidir. Rekürren laringeal
sinir larinksin intrensek kaslarını innerve eder. Tiroidektomi esnasında zedelendiğinde
aynı tarafta vokal kord paralizisi meydana gelmektedir. Bu sinirin yaralanması ses
modülasyonunda bozulmaya ve yutma bozukluğuna sebep olabilir. Bilateral zarar
gördüğünde ıse seste kabalaşma ve ses yorgunluğuna sebep olur (23,29,40).
3. EMBRİYOLOJİ VE DOĞUMSAL ANOMALİLER
Tiroit bezi merkezi sinir sistemi ile bir bütün olarak çalışır. Embriyolojik gelişim
süreçlerinde de bir paralellik söz konusudur. Hipofizin arka bölümü hipotalamusun
'eminentia medialisinden'; hipofizin ön bölümü ise bukkofaringial boşluğun çökmesi ile
meydana gelen 'rathke tabakasından' gelişir. Tiroit glandı ise 1. ve 2. faringeal poşlar
arasındaki primitif farinksin tabanından başlayıp, aşağıya doğru bir yol izleyerek
gelişmesini tamamlar.
Gebeliğin 14. haftasından itibaren fetal serumda TSH belirlenebilir. 18. haftadan
itibaren ise TSH ve T4 bereber belirlenebilir. Fetusta hipotalamus, hipofiz, tiroit ekseni
gebeliğin 12-16 haftalık süreçleri içinde tamamlanır. Fetal tiroit fonksiyonları maternal
fonksiyonlardan bağımsızdır. Fisher ve arkadaşları maternal TSH'nın önemli oranda
plasentayı geçebildiğini ve fetusta tiroit bezini geliştirdiğini saptamışlardır(43).
Anomalilerden en sık rastlananları ektopik tiroit ve tiroglossial kisttir. Ektopik
tiroit dokularının diğer bir önemi de kalp anormalileri ile beraber bulunabilmesidir.
Kalp dokusu içinde yer alma insidansı yüksektir.
4. HİSTOLOlİ
Embriyolojik olarak gelişmesini tamamlayan tiroit bezini fibröz bir kapsül
çevreler. Bu kapsül bez içine septalar göndererek bezde lobülasyonlara neden olur. Bu
lobünasyonlardan her biri tiroit bezinin temel yapısı olan folliküllerden oluşur. Her
lobülde ortalama 2-40 follikül vardır. Her bir follikül, içi kolloidle dolu bir lümeni
çepeçevre saran tek sıralı küboidal-kolumnar epitel ve bu epiteli çevreleyen bazal
membrandan oluşur. Follikül hücresine tirosit adı da verilir. Bir tiroit follikülünde esas
6
olarak üç tip hücre vardır. Bunlar; hem folliküler lümen hem de bazal membranla
ilişkide olan normal follikül hücresi, oksifilik hücreler (Hürthle) vc lümenle ilişkide
olmayan ancak bazal membranla ilişkide olan parafolliküler hücrelerdir.
5. FİZYOLOJİ
Tiroit hormonları genel anlamda bazal metabolizmayı düzenleyen hormonlardır.
Hücre içinde nükleus reseptörlerine bağlanarak protein yapımını regüle ederler(31).
Mitokondrilerde oksidasyon olaylarını hızlandırırlar. Membran yapısında yer alan
enzimlerin aktivitesini kontrol ederler. Fötüs ve yenidoğanın yaşamında, beyin ve sinir
sisteminin
gelişimi
tiroit
hormonlarına
bağlıdır.
Çocukluk
döneminde
tiroit
hormonlarının azlığı, somatik büyüme ve gelişimin engellenmesi demektir. Geriatrik
populasyonda hipotiroidi reversibl demansla sonuçlanabilir. Bu nedenle tiroit
hormonları,
yaşam
boyunca
vücuda
mutlak
gerekli
bir
hormon
olarak
tanımlanabilir(46).
Tiroit bezinden triiyodotronin(T3) ve tiroksin(T4) sekresyonu anterior
hipofizden salgılanan TSH'nın kontrolü altındadır. TSH uyarısı T3 ve T4 salınımını
uyarırken, kandaki T3 ve T4 artışı hipofizden TSH salınımını suprese eder (negatif
feed-back). TSH salınımı ise hipotalamustan salgılanan tirotropin releasing hormonun
(TRH) kontrolli altındadır. TRH, hipotalamusun paraventriküler nükleuslarında bulunan
parvosellüler nöronal sistemde yapılır. Aksonlar tarafından median eminesteki primer
pleksusa taşınan bu hormon, daha sonra portal
ven aracılığıyla anterior hipofize ulaşır(23,40). TSH'nın yapım ve salınmasına etki eden
birçok uyaran vardır. Bunlardan TRH, alfa reseptör etkili katekolaminler ve vasopressin
uyarıcı; somatostatin, dopamin ve tiroit hormonları baskılayıcı etkiye sahiptir (40).
TSH'nin salınması belirli bir ritm içindedir. Sağlıklı bir insanda; uykudan birkaç
saat önce serum TSH düzeyi yükselmeye başlar, gece maksimum düzeye ulaşır ve
sabaha doğru azalarak öğleye doğru minimum düzeye düşer. Buna TSH'nın sirkadiyen
ritmi denir (40).
Tiroit Hormonlarmm Sentezi ve Salgı Mekanizması:
Tiroit bezinin en fazla sentezlenen hormonu T4, en etkin hormonu ise T3'dür.
Her iki hormonun yapısında kimyasal köprülerle birbirine bağlı iki tirozin aminoasiti
bulunur. Tiroit hormonları tirozin aminoasitlerine iyot bağlanması ile oluşurlar. Günlük
iyot gereksiniminin %90’ı gıdalardan, % 10'u içme suyundan sağlanır. Gıdalardaki
7
iyodun yaklaşık %50'si emilmektedir. Plazmada inorganik iyot halinde bulunur ve
düzeyi 0.1-0.5 µg/dl arasındadır(49).Belirgin iyot eksikliği içeren diyetle beslenen
hastalarda, tiroit bezinin iyot konsantrasyonu ve tiroglobulin iyodinizasyonu azalır,
ancak tirositte monoiyodotironin (MİT)/diiyodotironin (DİT) ve T3/T4 oranı artar.
Serum T4 düzeyi düşerken, TSH artar(50).
Tiroit folikül hücrelerinde sentezin ilk adımı iyotun hücre içine alınmasıdır. İyot
hücreye difüzyonla girebilen bir iyondur. Ancak, gereksinimi. Tiroit peroksidaz (TPO)
enzimi folikül hücrelerinde iyotun oksidasyonu yanında organifikasyon ve eşleşmesini
de katalize eder. Organifiye olmamış iyot ekstrasellüler sıvıya geri verilir. İyot hidrojen
peroksit (H202) sistemi aracılığıyla okside olur. Okside olmuş iyot, tirozin aminoasitine
bağlanmaya hazır demektir. Bu olaya organifikasyon denir. Tirozine bağlanan her iyot,
farklı hormon formlarını oluşturur. Monoiyodotirozin(MIT) bir iyotun, diiyodotirozin
(DIT) iki iyotun tirozine bağlandığını belirtir. MIT ve DIT hormonun inaktif
formlarıdır. iyodinize olmuş tirozin aminoasitlerinin eşleşmesi sentezin son aşamasıdır.
T4; iki DIT molekülünün birleşmesi, T3; bir MIT ile bir DIT'in eşleşmesi sonucu
oluşur. Tiroksinin önemli bir bölümü (%75-85) dolaşım sistemiyle ulaştığı pek çok
dokuda triiyodotironine çevrilir (T4'ün T3'e deiyodinasyonu). Tiroit bezinde
sentezlenen ve tiroit hormonlarının yapımı için mutlak gerekli olan tiroglobulin, büyük
bir glikoproteindir. DIT ve MIT iyodotirozinleri, T3 ve T4 hormonları tiroglobulin
molekülüne bağlı olarak folikül içindeki kolloidde depolanırlar. Bu depo vücudun 1 ila
3 aylık ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Tiroglobulin moleküllerinin normal serumda
çok
düşük
düzeylerde
olması
gerekir.
Ölçülebilir
düzeyde
tiroglobulinin
konsantrasyonu, tiroit hastalıklarının tipine göre değişmekle birlikte, özellikle tiroit
tümörlerinde artış gösterir.
Tiroit Hormonlarımn Transportu ve Metabolizması:
Sağlıklı bir erişkinde tiroit bezinden salgılanan T4 miktarı 80ng/gün, T3 ise
6ng/gün'dür. Bununla beraber T4'ün %80'i periferik organlarda deiyodinasyon ile T3’e
çevrilir. T3 plazmada 10-20 kat daha az miktarda bulunsa da T4'ten dört kat daha
aktiftir (53). T4'ün T3'e dönüşümü 5' deiyodinaz enzimiyle, öncelikle karaciğer ve
böbrekte gerçekleşir. Tiroit hormonları kana verildikten hemen sonra tama yakını özel
taşıyıcı proteinlere bağlanırlar. Bu bağlanma küçük fraksiyonlar halinde bulunan
hormonun böbrekten kaybını önler. Ayrıca bağlı hormon rezervi, yedek depo görevi
yapar. Serbest hormonun kanda gereken oranda bulunması sağlanabilir
8
Tiroit bezinin hormon sentezlemesi, depolaması ve salgılaması hipotalamushipofiztiroit ekseni içinde sıkı kontrol altındadır. Tetikleme olayı TRH sentezi ile başlar. Tiroit
hormonları hipofiz bezini etkiler, TSH sentez ve salgısı baskılanır. TSH salgsının
azalmasıyla birlikte, TRH'nın da azaldığı görülür.
Tiroit hormonları hedef hücreye pasif diffüzyonla veya ATP bağımlı aktif transportla
geçer. Daha sonra hücre çekirdeğindeki tiroit hormon reseptörlerine bağlanarak
etkilerini başlatırlar(40,45).
6. TANI YÖNTEMLERİ
Tiroit hastalıklarında tanı için noninvazif olarak tiroit fonksiyon testleri, ultrasonografi,
tiroit sintigrafisi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemeye; minimal
invazif yöntem olarak da ince iğne aspirasyon biyopsisine başvurulabilir.
A-BİYOKİMYASAL YÖNTEMLER
I-TİROİT FONKSİYON TESTLERI
Tiroit bezinin fonksiyonel bozukluğu yaşla artmakla beraber, populasyonda %5
oranında görülmektedir. Tiroit fonksiyonlarını direkt olarak yansıtan en değerli test
serum tiroit hormon düzeyi veya doku hormon konsantrasyonudur(54). Total hormon
düzeyleri tiroit fonksiyonunu çoğu zaman doğru olarak yansıtamaz. Bu nedenle tiroit
fonksiyonlurını belirlemede serbest hormon düzeyleri daha güvenilirdir. sTSH ile
saptanan hipertiroidizm ve hipotiroidizmin derecesini belirlemek için tiroit hormon
düzeylerinin saptanması gereklidir.
sTSH: Hipotalamus-hipofiz ekseni normal çalıştığı sürece TSH düzeyini,
hipofizdeki tiroit hormonu etkinliği belirler ve bireylerin ötiroit durumda tutulmasını
sağlar. Özellikle FT4 düzeyindeki küçük bir değişim TSH'nın katlanarak artmasına veya
azalmasına neden olur. Klinik olarak tiroit disfonksiyonu bulunmadığını gösteren en
etkin laboratuar testi sTSH'dır. Tiroit disfonksiyon olasılığı klinik olarak yüksek olan
hastalarda eğer hipotiroidizmden şüpheleniliyorsa sTSH ve serbest T4 (FT4), eğer
hipertiroidizmden şüpheleniliyorsa ek olarak FT3 ya da total T3 düzeylerinin bilinmesi
gereklidir( 54,55).
Total Tiroksin (TT4): Serum total T4 düzeyi tiroit fonksiyonunu göstermede
çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Tolal T4 sadece T4 bağlanma anomalilerini
göstermede güvenlidir( 54).
9
Serbest Tiroksin (sT4): Proteine baglanmayan bu fraksiyon hücrelere girer ve
burada T3'e dönüşür. Aynı zamanda tiroit hormonunun hipofizdeki negatif feed baek
etkisini oluşturur. Klinik hipertiroidi ya da hipotiroidi gibi fonksiyonel tiroit hastalığı
bulunan ve diğer hastalıklarla komplike olmamış bireylerde, tüm sT4 testlerinin tanısal
kesinliği %90-100 dolayındadır. sT4 düzeyini hiçbir yöntemle tam ve güvenilir bir
şekilde belirlemenin mümkün olamadığına dikkat etmek gerekir( 54,55).
Total Triiyodotironin (TT3): TT3 proteine bağlı ve serbest T3' den oluşur. T3
en çok TBG'ye bağlanır, bu yüzden TBG düzeyindeki değişiklikler TT3 değerlerinin de
değişmesine neden olur. Tiroit dışı hastalıklarda da düzeyi değişebildiğinden T3
replasman tedavisindeki hastaların izlenmesinde de güvenilir bir test değildir. Ancak
Graves hastalığında erken rekürrensten şüpheleniliyorsa TT3, TT4'den daha duyarlı bir
testtir(54,55).
Serbest Triiyodotironin (sT3): sT3 TBG düzeyindeki değişikliklerden
çoğunlukla etkilenmez. İdeal ve mantıksal olarak yararlı testin sT3 olması gerekir.
Ancak klinik olarak sT3 ve TT3' den hangisinin daha değerli olduğu konusu belirgin
değildir( 54).
II- TİROİT OTOANTİKORLARI
Tiroit bezinin kendi antijenine vücudun otoantikor oluşturması ilk kez 1956
yılında Hashimoto tiroiditi ile tanımlanmıştır. Otoimmün tiroit hastalıklarında serumda
tiroit otoantikorlarının varlığının gösterilmesi başlıca tanı yöntemidir. En sık
kullanılanları antimikrozomal antikor (AMA), antitiroit peroksidaz antikoru (TPOAb),
antitiroglobulin antikarları (ATA) ve TSH reseptör antikarları (anti-TRAb)'dır.
Anti tiroit peroksidaz antikoru (TPOAb)
Kronik otoimmün tiroiditli hastaların %90'dan fazlasında TPOAb'u pozitiftir.
Hashimoto tiroiditinde bu oran %90- 100, Graves hastalığında ise %65-80 arasındadır.
Titrenin yüksek oluşu ile tiroit fonksiyonu arasında ilişki yoktur.
Anti-TSH reseptör antikorları (Anti-TRAb): TSH reseptörüne karşı geliştiği
tespit edilen bu otoantikorlar önceleri uzun etkili tiroit stimülatörü (Long acting thyroid
stimulator-LATS) olarak isimlendirilmiştir. TRAb'nun iki tipi mevcuttur. Bunlardan
tiroit stimüle eden antikor (TSAb) ya da tiroit stimülan immünglobulin (TSİ); Graves'li
hastaların %90-95’inde yüksek saptanır. Tiroit bloke edici immünglobulin (TBAb) ise
geçici neonatal hipotiroidizmi olan bebeklerin annelerinde en yüksek düzeyde
saptanmaktadır.
10
Anti tiroglobulin antikoru: TgAb otoimmün tiroiditlerde %60-70, Graves
hastalığında ise %20-40 oranında saptanmaktadır. TPOAb ile kıyaslandığında
duyarlılığının düşük olması nedeniyle klinik değeri sınırlıdır( 54).
B-RADYOLOJİK YÖNTEMLER
I-DİREKT GRAFİ
Herhangi bir nedenle çekilmiş boyun anteroposterior (AP) ve lateral grafilerde
opasite artışı veya posteroanterior akciğer grafilerinde retrosternal bölgeye uzanan
opasite artışı guatrı akla getirir. Yine tiroit lojundaki yumurta şeklinde kalsifikasyon
kalsifiye bir kisti, küçük kalsifikasyonlar ise psammoma cisimciklerini düşündürebilir.
Hava yolunda daralma ve deviasyon da hem anestezist hem de cerrah için dikkat
edilmesi gereken bulgulardır(56).
II- TİROİT ULTRASONOGRAFİSİ(USG)
Tiroit USG'si dinamik bir görüntüleme yöntemi olup cihazın özellikleri ve yapan
kişinin deneyimine bağlı olmak şartıyla en fazla yararlanılan radyolojik yöntemdir(56).
USG tiroit bezinin boyutları, volümü ve parankim özellikleri hakkında bilgi verirken;
tiroit bezindeki büyümenin diffüz veya nodüllere bağlı olup olmadıgını; nodullerin
sayıları, boyutlarını ve eko özelliklerini; çevre dokulara varsa invazyonu ve boyun lenf
düğümleri hakkında bilgi verir.
USG'de tespit edilen nodüller eko yapısına göre solid nodül, kistik nodül ve
mikst yapıda nodül olarak üçe ayrılır. Parankim ekosu ile aynı ekoda olan nodüller
izoekoik, parankimden daha yüksek ekoda olan nodüller hiperokoik, parankimden daha
düşük ekoda olan nodüller hipoekoik, kistik yapıda olan nodüller ise ekosuz olup
anekoik nodül olarak görülürler( 56).
Nodüllerin malign-benign ayrımında USG fikir verici olabilir. İçinde
mikropartikül olan ve solid yapı içermeyen anekoik ve 4cm'den küçük nodüllerle,
genellikle kenarları düzenli, etrafında ince hipoekoik halosu olan nodüller benign olarak
değerlendirilir. Mikrokalsifikasyon içeren ve/veya düzensiz kenarı olan nodüllerde
malignite ihtimali fazladır. Diğer USG bulguları Tablo-1'de gösterilmiştir.
11
Tablo-1: Tiroit nodüllerinde benign-malign ayrımında kullanılan
ultrasonografik kriterler (56).
ÖZELLİK
BENİGN
MALİGN
Nodül ekosu
Hiperekojen
Hipoekojen
Düzgün
Düzensiz
Düzgün-ince
Düzensiz
Mikrokalsifikasyon
( %3-5 )
( %80-90 )
Makrokalsifikasyon
Var
Yok
Distal Enhancement
Var
Yok
Koloidal
Solit yapı
Çevre doku invazyonu
Yok
Var
Servikal LAP(met.)
Yok
Var
Neovaskülarite tipi
Tip-I/II(periferik)
Tip-III (santral)
Nodül konturları
Periferik halo
İçeriği
III-RENKLİ DOPPLER USG
Renkli Doppler USG'de tiroit parankiminde vaskülerite artışı saptanması Graves
hastalığının akut alevlenme döneminde veya Hashimoto tiroiditinde saptanmaktadır.
Psödonodüllerin ayrımında da Doppler USG'den faydalanılmaktıdır. Tiroid nodüllerinin
vaskülarite paterni de malign-benign ayrımında fikir verici olabilir. Servikal lenf
nodlarındaki vaskülarite artışı da metastaz lehine yorumlanabilir(56).
IV-BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (BT)
BT özellikle tiroit bezinin konjenital anomalilerini ortaya koymada avantajlı bir
tekniktir.
Ayrıca
tiroit
kanserlerinin
çevre
dokulara
invazyon
derecesinin
belirlenmesinde, retrosternal ve planjon guatrların tanısında da kullanılmaktadır.
V-MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG)
MRG tiroit kanserli hastalarda servikal lenf nodlarının değerlendirilmesinde
önemli fayda sağlamaktadır. Multiplanar ve geniş görüntüleme sağlaması önemli
avantajıdır(56).
12
C- TİROİT SİNTİGRAFİSİ
Tiroit sintigrafisi tiroit bezinin hem fonksiyonel durumunu hem de morfolojik
özelliklerini
ortaya
koyması
bakımından
özellikle
hipertiroidi
olgularında
vazgeçilemeyecek bir tanı aracıdır(57,58). Tiroit sintigrafisi yorumlanırken hastanın
anamnezinin, muayene bulgularının, varsa tiroit hormon değerlerinin ve USG
sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi en sağlıklı sonucu elde etmemizi sağlayacaktır.
Normal bir tiroit sintigrafisinde verilen izotop tiroit parankiminde global olarak
homojen bir dağılım gösterir. Radyoaktif izotopu hiç tutmuyorsa soğuk nodül,
radyoaktif izotopu etraf tiroit dokusu kadar tutuyorsa ılık nodül, ve radyoaktif izotopu
etraf tiroit dokusundan daha fazla tutuyorsa sıcak nodül şeklinde yorumlanmaktadır.
Tüm nodüllerin %85 i soğuktur ve bunların malign olma riski %10-25 tir. Sintigrafik
sıcak bulunan nodüllerin oranı %5 ve bunların %1i maligndir.
D-İNCE İĞNE ASPİRASYON BİYOPSİSİ(İİAB)
Tiroit dokusundan ince iğne aspirasyon biyopsisi olarak ilk olarak 20.yy’ın
ortalarında tanımlanmış, ancak yaygın olarak klinik uygulamaya 1970’li yılların ikinci
yarısından itibaren girmiştir. İnce iğne aspirasyon biyopsisinde amaç, 0.7 mm’den daha
küçük çaplı iğnelerle hedef kitledeki hücreleri ya da çok küçük doku parçalarını iğne
lümeni ve iğnenin enjektörle birleştiği şeffaf bölümünün (hub) içine almaktır. Bu
şekilde alınan materyal sitolojik değerlendirilme için patoloğa yönlendirilir. İİAB' nin
değerlendirme sonuçları malign, benign, şüpheli veya yetersiz materyal şeklinde
olabilir(Tablo-2)(60).
Tiroit hastalıklarının tanısında diğer yöntemler daha çok tiroit bezinin
fonksiyonel ve morfolojik özelliklerini belirlerken, İİAB ile sitolojik tanıya ulaşma
imkanı mevcuttur. Yapılan çalışmalarda İİAB'nin duyarlılığı ortalama %83, özgüllüğü
%92 olarak saptanmıştır(61). Böylece kanser şüphesi ile yapılacak cerrahi oranı %25
oranında azaltılabilmektedir. İİAB'nin yaygınlaşması sonucu ameliyat edilen tiroit
kanserli hasta sayısı artarken, ameliyat uygulanan total olgu sayısı azalmıştır(62).
Malign lezyonlar içinde kesin tanı konabilen patolojiler; papiller karsinom,
medüller karsinom, anaplastik karsinom, metastatik tümörler ve lenfomalardır. İİAB de
sonuçlar, benign(%75), şüpheli kanser ya da değerlendirilemeyen(%20), veya
malign(%5) olarak rapor edilebilir. Gerek folliküler lezyonların, gerekse Hurthle hücreli
lezyonların değerlendirilmesinde İİAB ile alınan materyaller yetersiz kalmaktadır.
13
Çünkü bu lezyonların malign olduğunu belirten en önemli bulgu damar ve/veya kapsül
invazyonunun tespiti olup, İİAB bu özellikleri belirlemede yetersizdir.
Tablo-2: İİAB ile elde edeceğimiz sonuçlar.
Yetersiz örnekleme veya tekniğin yetersizliği
-Şüpheli sonuç
-Foliküler veya Hürthle hücreli lezyon varlığı(malign veya benign ayrımı
yapılamıyor.
-Lenfositik tiroidit varlığı(lenfomadan ayrımı güç)
Malign lezyon
-Primer karsinom(papiller,medüller,anaplastik)
-Metastatik karsinom
-Lenfoma
Benign lezyon
-Makrofoliküler adenom(kolloid adenom)
-Tiroidit
-Kist
İİAB ENDİKASYONLARI:
- Tiroit bezinde soliter veya dominant nodül:
*İlk kez palpasyonla saptanan:
-Nodül çapı> 1.5 cm
-Nodül çapı <1.5 cm ve klinik risk faktörlerinin varlığı
*İlk kez görüntüleme yöntemleri ile saptanan:
-USG'de solit ve/veya sintigrafide soğuk alan
*Nodül çapı> 1.5 cm
*Nodül çapı <1.5 cm ve USG de malignite kriterleri
-USG'de mikst nodül
-USG'de kistik nodül içinde solid kesim
-USG'de kistik nodül, çap >4 cm (tanı ve tedavi amaçlı)
-Boyunda tiroit dışı kitle (lenf düğümü)
- Tiroiditler (subakut tiroidit, Hashimoto tiroditi, Riedel tiroiditi)
14
İİAB endikasyonu konurken hastanın geçmişte tedavi amacıyla boynuna düşük
doz radyoterapi alıp almadığı önemlidir, çünkü bu hastalarda kanser çoğunlukla
multisentrik olarak ortaya çıkmakta ve İİAB sonucu benign geldiğinde yanıltıcı
olabilmektedir. Eksternal radyasyon öyküsü olan hastalarda nodül tespit edildiğinde
direkt cerrahi tedavi uygulanması genel kabul gören bir görüştür.
Nodül değerlendirilmesi dışında; bazen inatçı subakut tiroidit ile tümöre bağlı
psödotiroidit tablolarının ayrımında, Hashimoto tiroiditinin zemininde gelişebilecek
lenfoma veya karsinomun tanımlanmasında da İİAB kullanılmaktadır.
Selim lezyonların önemli bir kısmını kolloidal nodüller, tiroiditler ve kistler
oluşturmaktadır. Selim rapor edilen olgularda yalancı negatif sonuçlarda alınabilir.
Bunlarda
yalancı negatifliği etkileyen en önemli faktörler; kanserin İİAB yapılan nodül dışından
kaynaklanması, nodülün 3 cm den büyük olması ya da kistik dejenerasyon gösteren
nodülde solid komponentten alınmamış olması olabilir. Yapılan bir çalışmada 3 cm ve
daha büyük nodüllerde, mikst nodüllerde ve 4 cm' den büyük kistlerde İİAB’nin %2530 yanlış negatiflik oranı olduğu bildirilmiştir. Bu olgulara total lobektomi
önerilmektedir(132, 133).
USG eşliğinde İİAB endikasyonları: Ilk İİAB’de yetersiz veya şüpheli sonuç
gelmesi, palpasyonla kolay lokalize edilemeyen soliter ve dominant nodül varlığı,
küçük ve tiroit bezinin posterolateralinde yerleşmiş nodül varlığı, mikst yapıdaki nodül
varlığı, aspirasyon tedavisi yapıldıktan sonra geride solid kısım kalması ve USG ile
görüntülenebilen derin servikal lenf düğümü varlığıdır(2,60,64-67).
7. TİROTOKSİKOZ VE HİPERTİROİDİZM
-Hipertiroidizm: Tiroit glandının işlevinin artışına bağlı olarak salgılanan
hormon miktarının artmasıdır.
- Tirotoksikoz: Dokuların yüksek yoğunlukta tiroit hormonları ile karşılaşması
sonucu gelişen klinik görünüm ya da sendroma verilen isimdir.
Hipertiroidili hastaların %70-85'inde neden toksik diffüz guatr (Graves
Hastalığı)'dır. Bunu toksik adenom ve toksik multinodüler guatr ile bazı tiroiditler takip
eder. Tirotoksikoz durumunda değişik organ ve sistemleri ilgilendiren bulgu ve belirtiler
saptanabilir.
15
Tirotoksikozda bulgu ve belirtiler
-Guatr: Diffüz, soliter veya multinodüler olabilir. Göz Belirtileri: Canlı bakış,
okülopalpebral asinerji, okülofrontal asinerji, seyrek göz kırpma. Graves Oftalmopatisi:
Ekzoftalmus, proptozis, konjestif okülopati, kornea ülserasyonu, optik nörit. Sinirlilik,
ince tremor, myopati, terleme, termofobi, ince, yumuşak, sıcak ve pigmentli deri. Saçlar
ince ve yumuşak. Kardiovasküler sistem bulguları: Çarpıntı, taşikardi, efor dispnesi,
atrial fibrilasyon, nabız basıncı artışı ve sistolik üfürüm. Zayıflama, halsizlik,
osteoporoz, glikoz intoleransı, poliüri, polidipsi, kadın hastalarda oligomenore,
amenore(68).
I-GRAVES HASTALIĞl:
Graves hastalığı, tiroit hormonlarının fazla salgılanması sonucu ortaya çıkan
hipertiroidizm ve diffüz guatrın yanısıra çok sayıda semptom ve bulguyla karakterize,
nedeni tam olarak aydınlatılamamış otoimmün bir hastalıktır. Her yaşta görülebilmesine
karşın, sıklıkla genç, kadın hastalarda ortaya çıkar(68). Hipertiroidizmin en sık görülen
nedenidir. Genellikle tiroit bezi diffüz olarak büyümüştür(84). Graves hastalığının
klasik tiriadı; toksik diffüz guatr, oftalmopati ve pretibial miksödem'dir. Hastalarda bu
özelliklerden bir veya daha fazlası bulunabilir(68). Tiroit dışı bulguların olmaması
hipertiroidili bir hastada Graves hastalığını ekarte ettirmez. Oftalmopatinin gelişimi
hipertiroidizm şiddetinden bağımsız olabilir(68).
Hastalığın tedavisinde; medikal tedavi, I-131 tedavisi ve cerrahi tedavi üç
önemli seçenektir. Avrupa ve ABD'de yaklaşık %80, Japonya'da da yaklaşık %30
oranda ilk basamak medikal tedavidir(69). Bununla birlikte Avrupa ve ABD'de I-131
tedavisi, gittikçe artan oranda ön sıraya geçmektedir(70). Cerrahi tedaviye başvurma
oranı ise Japonya'da daha fazla olmak üzere yaklaşık %2-5 oranındadır(70).
II-TOKSİK NODÜLER GUATR:
Bu başlık altında iki ayrı patoloji mevcuttur. Bunlar; toksik soliter nodül (TSN)
ve toksik multinodüler guatrdır(TMG). TSN ve TMG' de nodüller diğer tedavi
yöntemleri ile tamamen ortadan kaldırılamayacağı için, seçilecek ilk tedavi yöntemi
cerahi tedavi olmalıdır(75).
-Sıcak Nodül: Radyoaktif iyot izotoplarını artmış bir şekilde tutan nodüllerdir.
-Otonom Nodül: TSH kontrolünde olmayan, ve T3 ile süprese edilemeyen sıcak
16
nodüllerdir. Bütün otonom nodüller sıcakken, sıcak nodüllerin ancak bir kısmı
otonomdur. Serum TSH düzeyinin baskılanmış olması tiroit bezinin otonom çalıştığını
gösterir(23).
-Toksik Nodül: Hipertiroidizm semptomlarına yol açan otonom nodüllerdir.
Tüm toksik nodüller otonomken, otonom nodüllerin hepsi toksik değildir.
Toksik Multinodüler Guatr (TMG):
TMG gelişmesinde, nodüllerin büyüklüğünden ziyade sayısı önemlidir. TMG'lı
olguların %20'sinde tiroit bezinin belirgin bir şekilde büyüme yapmadığı da akılda
tutulmalıdır. TMG olgularında medikal tedavide kalıcı remisyon oranı graves
hastalığına göre çok daha düşük olup, %5'ten fazla değildir(70). Ayrıca guatrın
büyüklüğü ve bası semptomları da tedavi seçimini etkileyen bir diğer husustur.
Tüm veriler göz önüne alındığında; çabuk kontrol gerektirmeyen orta ve hafif
hipertiroidizm semptomları bulunan yaşlı hastalarla, cerrahi kontrendike olan hastalarda
radyoaktif iyot tedavisi ilk tercih olabilir. Kanser şüphesi, büyük guatr, bası semptomu,
düşük I-131 uptake'i, hızlı kontrol gereken ve şiddetli hipertiroidizm bulguları olan
hastalarda cerrahi tedavinin seçilmesi daha uygun olacaktır. TMG'de bırakılacak doku
miktarı 10-15 gramı geçmemelidir(76). Bu hastalara bilateral subtotal tiroidektomi,
dominant nodül varlığında o tarafa total tiroidektomi uygulanması uygun bir yaklaşım
olarak kabul görmektedir.
Toksik Soliter Nodül (TSN):
Otonom olmayan yani TSH'ya bağımlı nodüller genellikle tiroit hormonu ile
süprese edilebilir. Ancak otonom nodüllerin baskılanma şansı yoktur. Otonom nodüler
2.5-3 cm boyutuna ulaştıklarında toksik hale gelme ihtimalleri artar. Fazla hormon
üretimine bağlı (genellikle 3 cm üzerindeki nodüller) hipofizer TSH yapımı baskılanmış
olduğundan, nodül dışı tiroit dokusu atrofiye uğrar. Serum T4'ü normal bulunurken
serum T3 artmış olabilir (T3 toksikozu)(68). Toksik karekter kazanmış otonom
nodüllerde kanser görülme oranının, serilere göre değişmekle beraber %4'e kadar çıktığı
belirtilmektedir(70). Toksik soliter nodüllerde medikal tedavi ile kalıcı remisyon
sağlama oranı çok düşüktür. İyot tutulumu az oduğundan RAl tedavisi ancak yüksek
dozlarda etkin olmakta, nodül çapı arttıkça gerekli doz da artmaktadır. TSN'lerde
kontrendikasyon yoksa, hasta medikal tedavi ile ötiroit hallgetirildikten sonra cerrahi
17
tedavi ilk seçenek olmalıdır(70). Önerilen cerrahi yaklaşım nodülünün olduğu tarafa
subtotal veya total lobektomi ve istmektomidir.
III- TİROİDİTLER:
Tiroiditlerin (subakut tiroidit, sessiz tiroidit, kronik tiroidit) gidişi sırasında
görülen tirotoksikoz, tiroit bezindeki inflamasyon nedeniyle follikül epitelyum
bütünlüğünün bozulmasına bağlıdır. Bu şekilde tiroit hormonları ve iyodoproteinler
follikül dışına sızar ve dolaşıma geçer(68). Subakut tiroidit genellikle bir viral
enfeksiyon sonrası gelişir. Ağrısız tiroidit genellikle kadınlarda postpartum dönemde
gelişen ve 3-6 ayda kendiliğinden gerileyen bir klinik tablodur. Radyasyon tiroiditinde
ise radyasyona bağlı tiroit bezi hasarı depolanmış tiroit hormon salınımına neden
olur(68,84).
IV-EKZOJEN HİPERTİROİDİZM:
Tirotoksikozis factita: Dışarıdan yüksek doz tiroit hormonu alımına bağlı
gelişen tirotoksikozistir. Tiroit hormonu ilaç şeklinde alınmış olabileceği gibi, kilo
problemi olan hastalarda ve psikiatrik bozukluğu olan hastalarda da bu tür alımlar söz
konusudur(68).
Jod-Basedow: Dışardan iyot alımı sonucu ortaya çıkar. Çoğunlukla iyotun
profilaktik olarak kullanıldığı endemik guatr bölgelerinde görülür.
İyatrojenik hipertiroidizmde (tirotoksikozis medikamentoza): Günlük 300gr
Levotiroksin ya da 75gr Levotironin'in uzun süre, hastaya verilmesi klinik olarak
hipertiroidi gelişimine sebep olur (TSH baskılanıştır).(84).
V -EKTOPİK HİPERTİROİDİZM:
Struma ovari adı verilen ektopik tiroit dokusu içeren over teratomları ve
folliküler tiroit karsinomu metastazlarına bağlı gelişen tirotoksikoz durumudur(84).
VI-UYGUNSUZ TSH SALINIMI:
TSH düzeyinin normal ya da yüksek olması söz konusudur ve başlıca 2 nedene
bağlı olabilir;
1.TSH salgılayan hipofiz adenomu: Tirotropin salgılatıcı hormona(TRH) karşı
TSH yanıtı yoktur. Ameliyat etkili bir tedavidir.
18
2.TRH'ya TSH yanıtı vardır, ancak tiroit hormonuna direnç söz konusu olup 3
şekilde görülmektedir; tiroit hormonuna genel direnç, yalnız hipofizde direnç, yalnız
hipofiz dışı periferik dokularda direnç(84).
VII-TİROİT KARSİNOMU:
Tiroit kanserleri nadiren hipertirodizme sebep olabilirler. Folliküler tiroit
karsinomlarında tümörün otoimmün proçesi stimüle etmesine bağlı olarak hipertiroidi
gelişir(84).
VIII- TROFOBLASTİK HASTALIKLAR:
Koriyonik gonadotropin salgısındaki artış, TSH reseptörlerini uyararak
hipertiroidizme yol açmaktadır.
IX-GEBELİK HİPERTİROİDİZMİ:
Hiperemezis gravidarumlu gebelerde geçici olarak, muhtemelen yüksek hCG
seviyelerine bağlı hipertiroidizm gelişebilir(84).
8.TİROİT BEZİNİN BENİGN HASTALIKLARI
A- GUATR TANIMI VE MULTİNODÜLER GUATR
Tiroit bezinin herhangi bir nedenle büyümesine guatr denir. Bezin büyüklüğü,
objektif
bir şekilde hacim ya da boyut olarak u1trasonografi ile belirlenebilir. Dünya Sağlık
Örgütü'nün derecelendirmesinde ise guatr subjektif olarak saptanır(23,79,80).
Tablo 3: Dünya Sağlık Örgütü Guatr derecelendirmesi (80)
O
Palpasyon ve gözlemle guatr yok
I
Palpasyonla farkedilebilen guatr
IA Guatr yalnız palpasyonla farkedilebiliyor
IB Guatr palpasyonla var, boyun ekstansiyonda gözle de görülebiliyor
II
Boyun normal pozisyonda iken görülebiliyor
III
Uzaktan görülen belirgin guatr
Guatr endemik ya da nonendemik olarak sınıflandırılabilir. İyot eksikliği olan
bölgelerde, nüfusun %10'undan fazlasında guatr ortaya çıkıyorsa; bu endemik guatr
olarak adlandırılır. İyot kaynakları yeterli olan ülkelerde ise, insanlara yiyecek ve
19
ilaçlarla fazla miktarda iyot verildiğinde, tiroit hormon sentezi azalmasına bağlı olarak
guatr gelişir; bu da nonendemik guatr olarak adlandırılır (23,79,80).
Multinodüler guatr (MNG) ise; tiroit bezinin birçok yerinde nodüllerin
büyümesiyle oluşur. Tiroit nodülleri; toksik ya da nontoksik, diffüz ya da nodüler ve
soliter nodül ya da multiple nodüler şeklinde sınıflandırılabilir (81).
Soliter nodüler guatrlarda, ince iğne aspirasyon biyopsisi ile değerlendirilen 1.5
cm'nin altındaki nodüllerde hem klinik hem de sitopatolojik malignite kriterleri yoksa;
medikal tedavi ile izlem yapılabilir. Diffüz ve ötiroit guatrlarda, supresyon tedavisinin
yararı olmakla birlikte, soliter nodüllerde bu tedavinin yararı sınırlıdır (83). Supresyon
uygulanan hastalar yakından izlenmeli, her yıl ultrasonografi ile nodülün büyüyüp
büyümediği belirlenmeli ve sitopatolojik olarak değerlendirilmelidir. Tedavi altında
iken büyüyen nodülde tek tedavi cerrahidir (23,85).
Multinodüler guatrlarda, kötü kozmetik görünüm, hava yolu tıkanıklığı,
malignite şüphesi varsa cerrahi tedavi önerilmektedir. Baş ve boyuna radyasyon almış
veya ailede tiroit kanseri öyküsü olan multinodüler guatrlı hastalarda, kanser riski
%40'tır. Ayrıca; bu hastaların yarısında kanserin, dominant nodül dışındaki bir bölgede
yerleştiği gösterildiğinden, cerrahi tedavi endikedir. Küçük asemptomatik MNG'de,
ultrasonografi ile izlem yapılabilir. Büyüyen nodüller, ince iğne aspirasyon biyopsisi ile
malignite gelişimi açısından takip edilirler (80).
B-ENFLAMATUAR HASTALIKLARI
Günümüzde tiroidit terimi yalnız tiroit bezinin inflamatuar hastalıkları için değil,
belirgin özellikleri fibrozis veya lenfositer infiltrasyon olan hastalıkları için de
kullanılmaktadır(86). Tiroit infeksiyonları akut, subakut ve kronik olmak üzere 3'e
ayrılabilir(87). Subakut tiroiditler; subakut granülomatöz tiroidit ve subakut lenfasitik
tiroidit olmak üzere iki gruba ayrılır. Kronik tiroiditlerin Hashimoto tiroiditi ve Riedel
tiroiditi olmak üzere başlıca iki tipi vardır.
Tablo-4: Tiroiditlerin sınıflandırması(88).
*Akut Süpüratif Tiroidit
*Subakut Tiroidit
- Subakut Granülomatöz Tiroidit (De Quervain Tiroiditi)
- Subakut Lenfositik Tiroidit (Sessiz Tiroidit)
*Kronik Tiroidit
- Hashimoto tiroiditi (Lenfositer Tiroidit)
- Riedel 's tiroditi (İnvaziv Fibröz Tiroidit)
- Sifiliz ve Tüberküloz gibi spesifik infeksiyonlara bağlı kronik tiroiditler
20
Akut Süpüratif Tiroidit: Tiroit bezinde bakterilerin yol açtığı piyojenik bir
infeksiyon hastalığıdır(86,87,88). En sık etken Stafilokokus Aureus'tur(87,88).
Çocuklarda ve kadınlarda daha çok rastlanır. Akut tiroidit sıklıkla süpürasyon ve abse
oluşumu ile birliktedir. Hastalık boynun ön tarafında şiddetli ağrı, ateş ve titreme ile
başlar. Boyun hareketlerinde ağrı, ciltte kızarıklık, ısı artışı, dispne gibi şikayetler
gelişebilir. Tedavide antibiyoterapi uygulanır. Eğer abse gelişmişse cerrahi drenaj
gerekmektedir.
Subakut Granülomatöz Tiroidit: Hastalık 1904 yılında De Quervain
tarafından tarif edilmiştir. En sık 20-50 yaş arasında ve kadınlarda görüıür(88).
Hastalığın viral kaynaklı olduğu düşünülmekte olup, çeşitli virüslere ait antikorlar
saptanmıştır(87,88). Hastalığın gelişmesinde genetik bir predispozisyon buluduğu ve
tüm etnik gruplarda hastalık ile HLAB35 arasında yakın bir ilişki bulunduğu
belirtilmiştir(86,88,89). Çoğunlukla üst solunum yolu infeksiyonunu takiben gelişir(88).
Halsizlik, ateş, boyun ağrısı ve kas ağrısı genellikle mevcuttur. Kanda artmış T3 ve T4
düzeyleri ile birlikte iyot uptake süpresyonunun bulunması subakut granülomatöz
tiroidit için tipiktir. Bulgular genellikle 4 ila 10 hafta içinde kaybolur. Kortikosteroid
kullanımı ile bu süre azalır(88).
Subakut Lenfositik Tiroidit: Hastalıkta genellikle tirotoksikozda görülen
semptom ve bulgular görülmektedir. Geçici tirotoksikoz ve %50-60 oranında glandda
büyüme tespit edilir(88). Ancak hassasiyet nadiren görülür. Hastaların %40'ında 4 ila 16
hafta süren geçici hipotiroidi dönemi olur. %5'ten azında hipotiroidi kalıcı hal alır.
Tedavide antitiroit ilaçlar fayda sağlamazken, prednizolon tedavisi semptomları ve
inflamasyonu azaltabilir. Hipotiroidi dönemde ise T4 verilerek semptomlar tedavi
edilebilir.
Hashimoto Tiroiditi: Otoimmün bir hastalık olan Hashimoto tiroiditi en sık
görülen tiroidit şeklidir. Kadınlarda 9 misli fazla görüıür(87). En sık 30-60 yaşlarda
ortaya çıkar. Klinik belirtiler nospesifik olmakla beraber hastaların %20'sinde
hipotiroidizm belirtileri ilk bulgulardır. Literatürde tiroit papiller kanseri ile Hashimoto
tiroiditi arasında % 1 ila 23 arasında değişen birliktelikler bildirilmiştir(88,90).
Hastaların %50-80'inde troglobulin antikorları, %90-100'ünde mikrozomal antikorlar
bulunur(86,87,89). Tedavide hormon replasmanı uygulanıp, ancak bası belirtileri ve
habaset şüphesi bulunanlarda cerrahi düşünülmelidir(88).
Riedel Tiroiditi: 1896 yılında Riedel tarafından tarif edilmiştir. Çoğunlukla 3060 yaş arasında görülür(89). Ağrısız, yavaş büyüyen taş gibi sert kitle mevcuttur.
21
Hastalar genellikle ötiroit halindedir. Obstrüksiyon bulguları varlığında cerrahi
yöntemler uygulanır (wedge rezeksiyon).
C-TİROİT BEZİNİN SELİM TÜMÖRLERİ
Yapılan çalışmalarda tüm insanların yaklaşık %4'ünde tiroit nodülü olduğu
saptanmıştır. Bunların %50'sinde tek, %50'sinde ise çok sayıda nodül mevcuttur(91).
Ancak küçük çapta nodülü olan ve fizik muayenede saptanamayan nodüller bazen bir
ömür boyu semptoma neden olmazlar. Çoğu insidental olarak saptanırlar. Semptoma
yol açtıkları zaman kanama, nekroz, kistik dejenerasyon, kalsifikasyon gibi bir
komplikasyon akla gelmelidir. Tiroit nodülleri normal bez lobülü veya herhangi bir
fokal lezyon olabileceği gibi karsinom da olabilir. Adenomlar ise histopatolojik olarak
saptanan, spesifik, yeni ve benign bir doku büyümesidir. Tiroit bezinin benign tümörleri
denilince akla foliküler adenomlar gelmektedir(91). Benign tiroit tümörlerin sınıflaması
Tablo-5'te gösterilmektedir.
Tablo-5: Tiroit bezinin benign tümörlerinin sınıflandırılması .
•
ADENOMLAR
- Foliküler AdenomIar:
*Fetal (Mikrofoliküler)
*Kolloid (Makrofoliküler)
*Embriyonal (Trabeküler)
*Hürthle hücreli (Oxyphil)
- Papiller Adenomlar
- Atipik Adenomlar
•
TERATOMLAR
I-ADENOMLAR: Histolojik inceleme ile saptanan, spesifik olarak yeni ve
selim doku hiperplazisidirler.
•
Foliküler adenomlar: Foliküler hücre klonlarının aşırı üretimi sonucunda
ortaya çıktığı düşünülmektedir(91). İyi sınırlı tek lezyonlar şeklinde olup,
genellikle adenomu normal tiroit dokusundan ayıran bir kapsül vardır. Hücresel
özellik ve içerdikleri kolloid miktarına göre alt gruplara ayrılırlar.
- Kolloid adenomlar: Jelatinöz kıvamda nodüler guatr lezyonlarına benzerler.
Malign potansiyel taşımazlar. Büyük miktarda kolloid içeren folikülerden
oluşurlar.
22
- Hürthle hücreli adenomlar: çoğu zaman malignite potansiyellerini saptamak
zor olduğundan genellikle 'Hürthle hücreli neoplazm' olarak adlandırılırlar.
Cerrahi girişim çoğu zaman kaçınılmazdır.
- Fetal adenomlar: Küçük foliküllerden oluşan tiroit adenomu olup, malignite
potansiyelleri oldukça düşüktür.
- Embriyonel adenomlar: Normal tiroit dokusuna benzeyen üç boyutlu şeritler
halinde yerleşen hücrelerden oluşurlar.
- Papiller adenomlar: Malignite potansiyelleri oldukça yüksektir. Cerrahi
endikasyon kaçınılmazdır.
II-TERATOMLAR: Tiroit bezinde teratom oldukça ender görülmektedir. çoğu
benign olmakla beraber malign teratomlar da görülebilir.
Tedavi: Tiroit adenomları malignitelerden mutlak suretle ayrılmalıdır. Prolifere
olarak bası belirtilerine yol açan, ayrıca klinik olarak hastayı rahatsız eden adenomlarda,
adenomun olduğu tarafa total lobektomi yapmak uygun cerrahi tedavidir(91).
9. TİROİT NODÜLLERİNE YAKLAŞIM
Amerika Birleşik Devletleri'nde erişkin popülasyonda tiroit nodülü bulunma
olasılığı %4-7’dir. Türkiye'de yapılan bir çalışmada bu oran % 10 olarak bulunmuştur.
Ultrasonografi taramaları ve otopsilerde ise bu oran %30-50 olarak saptanmıştır.
Normal boyutlarda veya hipertrofiye olmuş tiroit bezinde tek bir nodül varsa
soliter tiroit nodülü, birden çok nodül varsa multinodüler guatr denir. Dominant nodül
deyimi ise multinodüler guatr vakalarında boyutu belirgin olarak diğer nodüllerden
büyük olan nodülü tanımlamaktadır. Soliter nodüllerde malignite ihtimali % 4.7 iken,
multinodüler guatr olgularında ise bu oran %1 civarındadır. Ancak multinodüler guatr
vakalarında dominant nodül bulunuyorsa bu oran anlamlı olarak artar. Soliter tiroit
nodüllerinin sınıflanması Tablo 14’te gösterilmiştir.
Soliter tiroit nodüllerinin tedavisi tam bir karmaşaya neden olmuştur. Çünkü
hastalar takip edilebileceği gibi, geniş rezeksiyonlar da yapılabilmektedir. Soliter
nodüllerde akılda tutulması gereken bir nokta da bunun bir metastaz olabileceği ve altta
yatan
ana
hastalığın
malign
melanom,
meme
kanseri
veya
hipernefrom
bulunabileceğidir(92).
Ayrıntılı bir anamnez ve fizik muayene ile tanı neredeyse konabilir. Özellikle
çocukluk çağlarında baş boyun bölgesine radyasyon alan ve belli coğrafi bölgelerde
23
ikamet eden hastalarda fizik muayene bulguları doğrultusunda tanıya ulaşmak
mümkündür(93). Soliter tiroit nodüllerinde malignite risk kriterleri:
1.Yirmi yaşından küçük, altmış yaşından büyük olmak,
2.Ailede tiroit nodülü öyküsünün olması,
3.Erkeklerde kadınlara göre daha sıktır.
4.Çocukluk çağlarında baş boyun bölgesine radyasyon alımı riski arttırır. Bu konuda
yapılan bir çalışmada çocukluk çağında radyasyonla karşılaşan ve 30-40 yıl izlenen
hastalarda, %37 sıklıkla tiroit nodüIüne ve %10 sıklıkla tiroit kanserine rastlanmaktadır.
Gelişen bu kanserlerin çoğunluğunu papiller karsinomlar oluşturmaktadır .
NodüI çapının 3 cm' den fazla olması malignite kuşkusunu arttırır.
6. NodüIde kısa süre zarfında olabilen büyüme, ağrı gibi değişimler malignite şüphesini
akla
getirmelidir.
7. Bazı coğrafyalarda daha yaygın görülür. Ülkemizde karadeniz ve iç anadolu
bölgelerinde daha sık görülmektedir.
8. Beraberinde ses kısıklığı, disfaji, vena kava sendromu, boyunda palpabl lenf nodülü
varlığı.
9. Multiple endokrin neoplazi öyküsü bulunması,
10. Evvelce tiroit kanseri nedeniyle tedavi edilmiş hastada yeni nodül oluşması
malignite ihtimalini arttırır.
Tiroit nodüllerinde tanı yöntemleri:
1. Ayrıntılı anamnez ve fizik muayene
2.TSH başta olmak üzere tiroit fonksiyon testleri
3.Ultrasonografi
4.Tiroit sintigrafisi
5.Bilgisayarlı tomografi veya magnetik rezonans
6.İnce iğne aspirasyon biyopsisi
Tiroit fonksiyon testlerinden en yararlı yöntem sensitif TSH' dır. Malignite
tanısında tiroit fonksiyon testlerinin değeri yoktur. Çünkü tiroit karsinomlarının
yaklaşık %60'ı ötroididir. Hipertiroidiye yol açan hiperfonksiyone toksik nodüllerde ve
kronik otoimmun tiroiditlerde malignite potansiyeli daha azdır. Ailede medüller tiroit
karsinomu anamnezi varsa uyarılmış tirokalsitonin seviyesi önem kazanır. Küçük tiroit
nodülü olan hastalarda eğer sensitif TSH düzeyi normal iken tiroglobulin seviyesi
yüksek ise akla tiroit karsinomu gelmektedir. Radyasyon öyküsü olan hastalar
haricindeki tiroit bezinde nodül saptanan hastalarda uygulanması gereken ilk tanı
24
yöntemi İİAB'dir. Geçmişte baş boyun bölgesine radyasyon almış hastalarda tümörün
multisentrik olma ihtimali fazla olduğundan İİAB yanıltıcı olabilir.
Tablo-6: Soliter tiroit nodüllerinin sınıflandınlması.
Soliter tiroit nodülleri
1.Spontan oluşanlar
2.Parsiyel tiroidektoınilerden sonra
kompansatuar olarak oluşanlar
Hiperplastik
Non neoplastik nodüller
(pseudo nodül)
1.Akut bakteriyel tiroidit
2.Subakut tiroidit
3.Hashimoto tiroidit
1.Solit
2.Kistik
Enflamatuar
Benign neoplazmlar
Non fonksiyonel
Fonksiyonel
Adenomlar
Primer karsinomlar
1.Papiller ca
2.FoliküIer ca
3.Anaplastik ca
4.Medüller tiroit ca
Malign neoplazmlar
Lenfoma
Tiroit bezine metastaz yapan
tümörler
Malign melanom
Meme ca
Hipernefrom
İnce iğne aspirasyon bivopsisi (İİAB):
Sitopatolojik tanı için İİAB kullanılır. Trucut ve Vim Silverman iğnelerinin
kullanıldığı insizyonel biopsilerde nodülün malign ve benign ayrımı yapılabilir. Ancak
iğnelerin kalın olmasından dolayı kanama, hematom, trekeal ve rekürren sinir
yaralanmaları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Ayrıca insizyonel biopsi
yöntemi de kullanılabilir.
İ.İ.A.B' nin avantajları:
1.Kolay uygulanabilir ve ucuz bir yöntemdir.
2.İnce iğneler kullanıldığı için komplikasyon oranları düşüktür.
3.Hasta uyumu daha iyidir.
4.Yetersiz örnek alınan hastalarda tekrarlama kolaydır.
1 cm' den küçük ve 4 cm'den büyük olan nodüllerden İİAB ultrasonografi
eşliğinde yapılmalıdır. İİAB foliküler hücreli adenomu ve hurthle hücreli adenomu
25
karsinomdan ayıramaz. Bu ayrımı yapmak için damar ve kapsül invazyonunun
gösterilmesi gerekir. Bu da
ancak. histopatolojik inceleme ile yapılabilir. İİAB'nin negatif olması kanser olmadığı
anlamına gelmez. Nodülün diğer özellikleri göz önüne alınarak tedavi planlanmalıdır.
Yalancı pozitif ve negatiflik:
Yetersiz örnekleme yalancı negatiflik değildir. İİAB' nin tekrarlanmasını
gerektirir. 13.071 hastayı kapsayan 8 ayrı seri incelendiği zaman benign sitoloji
saptanan hastaların %26'sında cerrahi sonrası malignite saptanmıştır. Şüpheli malignite
bulguları olan hastalarda bu oran %50 olarak saptanmıştır. 18.183 hastayı içeren bir
başka çalışmada İİAB'nin yanlış pozitiflik oranı %2.9, duyarlılığı %83, özgüllük %92
olarak. saptanmıştır(61). Genel anlamda yalancı pozitiflik ve negatiflik oranları %5'den
azdır. İİAB'nin güvenli bir tanı aracı olmasından dolayı nodüllerde cerrahi girişim %40
oranında düşerken, çıkarılan nodüllerde kanser oranı %50 oranında artmıştır(62). İİAB
kistik nodüllerde tedavi amaçlı da kullanılabilir(93).
Tiroit ultrasonografisi:
Çapı 0,5 cm' den büyük nodüller ultrasonografi ile görülebilir. Ultrasonografide
malign değişikliklerin gösterilmesi zordur. Renkli incelemelerde nodül içindeki
vaskülarizasyon değişiklikleri malignite lehine yorumlanabilir. USG'de nodüllerin solid
veya kistik ayrımı gösterilebilir. Nodülün çapında olan değişiklikler USG ile izlenebilir.
İİAB yapıldıktan sonra kalan dokuların takibi USG ile yapılabilir(93).
Tiroit sintigrafisi:
Tiroit nodüllerinin izlenmesi ve belirlenmesinde ultrasonografi ile bereber
kullanılır.
Sintigrafi ile selim ve habis ayrımı yapılamaz. Nodüllerin fonksiyonları ile ilgili bilgi
alınır. Nodüller soğuk, ılık ve sıcak olarak üç gruba ayrılır. 5000 hasta üzerinde yapılan
bir çalışmada nodüller %84 oranında soğuk, %10.5 oranında ılık ve %5.5 oranında sıcak
olarak saptanmıştır(93).
-Soğuk nodüllerde %16
-llık nodullerde %9
-Sıcak nodullerde %4 oranında malignite riski saptanmıştır.
Sıcak nodüllerde malignite oranının yüksek belirtilmesinin nedeni olarak aslında
malignite alanının direkt nodülden dolayı değil, nodül ile dokunun birleşim yerinden
kaynaklanması öne sürülmüştür(93).
26
Nodülün seyri:
Takip edilen nodüllerde çap arttıkça malignite ihtimalininde artacağı
unutulmamalıdır. Sonuç olarak şöyle söylenebilir; riskli gruba girmeyen 1,5 cm' den
küçük nodüller izlenip, daha büyük nodüllere İİAB yapılmalıdır(94) .
Tedavi:
1.
1,5 cm üzerindeki nodüllerde İ.İ.A.B yapılır. Malignite yoksa hastalar medikal
olarak izlenebilir. T4 ile supresyon tedavisi yapılabilir. Tedavi altındayken
büyüyen nodüllerde cerrahi endikasyon vardır. T4 supresyon tedavisi ile
nodülün küçülmesi sağlanamasa da en azından ilerlemesi engellenebilir.
2.
Serum sensitif TSH düzeyi düşük olan, sintigrafide sıcak olarak saptanan
nodüller otonom nodüldür. Bu olguların %80'i ötiroidi, %20'si hipertroididir.
Otonom nodüllerde çap ve yaş arttıkça toksik nodül potansiyeli artar. Çapı 3 cm'
den küçük nodüllerde takip, daha büyük nodüllerin ise cerrahi tedavi gerekir.
Kistik nodüller:
Ultrasonografide saf kistik tiroit nodülü saptanan hastalarda İİAB hem tanı
amaçlı, hem de tedavi yöntemi olarak kullanılır. Büyük bir çoğunluğu selim
karakterdedir. Kist aspirasyonundan sonra geride solid komponent kaldıysa, İİAB ile
kalan dokudan biopsi alınmalıdır. Nüks eden kitlelerde aspirasyon 3 kez
tekrarlanmalıdır. Dört kez yineleyen kistlerde cerrahi endikasyon söz konusudur. Çapı 4
cm' den büyük olan kistlerde direkt cerrahi endikasyon mevcuttur. Kistler eğer
tiroglossial kaynaklı ise yine cerrahi endikasyon vardır.
10. TİROİT KANSERİ GELİŞİMİ VE ONKOGENEZ
Tiroit malignitelerinin çoğu yavaş seyirlidir. Çoğunluğu yaşam süre ve kalitesini
etkilemez. Pek az bir kısmı ise lokal nüks ve metastazlar yaparak mortalite ve
morbiditeye sebep olmaktadır. Günümüzde tiroit kanserinde prognozun yaş, tümör
boyutu, histolojik grade, lokal yayılım ve uzak metastazlara bağlı olarak değiştiği
düşünülmektedir. Tiroit hücrelerinin büyümesi ve farklılaşması için hücreye önce bir
stimulus gereklidir. Uyaranların bağlandığı reseptörler aracılığı ile sitoplazmada
bulunan sinyal aktarım proteinleri aktive olur, hücre çekirdeğinde bulunan transfaktörler
aktive edilerek gen aktivasyonu ve protein sentezi başlar. Böylece ilgili gen de
transkripsiyonlar başlar.
27
Bu genlerin tümör başlangıcı ve gelişiminde önemli rol oynadıkları
düşünülmektedir.
Beraber bulunduklarında ise tümör oluşturucu etkileri artmaktadır. Özellikle burada
belirtilmesi gereken nokta, bir dizi hücre p53 mutasyonuna uğrar ise oldukça invazif bir
kanser olan anaplastik karsinomun ortaya çıkacağıdır. Yine tümör süpresör genlerin
kaybı, anaplastik tiroit kanserlerinde %42 oranında saptanmaktadır(95).
Tablo-7: Tiroit kanserleri ile ilişkili gen ürünleri.
Tiroit kanserleri
Gen ürünleri
Papiller tiroit karsinomu
Ret /PTC, c-met, H-ras, trk, myc, fos
Folikü1er tiroit karsinomu
K-ras, myc, fos
Medüller tiroit karsinomu
Ret, Ret / MTC
Anaplastik tiroit karsinomu
P53
11. TİROİT KANSERLERİ VE CERRAHİ TEDAVİSİ
Tiroit kanserlerinde kadın/erkek oranı 3/1' dir. İyi diferansiye tiroit
karsinomlarında yaşam beklentisi yüksektir. Hastaların çoğu başka hastalıklar nedeni ile
kaybedilmektedir.
Tiroit kanserlerinin nasıl tedavi edileceği konusunda dünyanın farklı yerlerinde
farklı protokollerin uygulanması ve tedavi konusunda tam bir mutabakat sağlanamamış
olması hastalığı daha önemli bir noktaya taşımaktadır.
Tiroit kanserleri, endokrin kanserler içinde over kanserlerinden sonra ikinci
sıradadır. Kanserden ölümlerde tiroit kanserinin oranı %0,4 tür(95). Toksik nodüler
guatr vakalarının %1' inde, nontoksik multinodüler guatr vakalarının %4-16' sında,
soliter tiroit adenomlarının %33'ünde kansere dönüşme tarif edilmiştir.
Eksternal alınan radyoterapi, beslenme faktörleri (iyot eksikliği, guatrojenler),
hormonal faktörler, alkol ve selim tiroit hastalığı, tiroit kanserinin etyolojisinde yer alan
faktörlerdir (Tablo-8). Yapılan hayvan deneylerinde artmış TSH düzeylerinin tiroit
tümörlerine yol açabileceği ortaya konmuştur(97).
Tiroit karsinomlarında klinik bulgular kanser türüne ve hastalara göre oldukça
geniş bir alanda farklılık gösterir. Genellikle iyi diferansiye tiroit karsinomları uzun
süreden beri varolan ve gelişme göstermeyen asemptomatik kitleler halinde başvururlar.
Bununla birlikte uzun süreden beri sessiz duran guatrda hızlı bir büyüme veya yeni
28
gelişen bir tiroit kitlesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Ancak esas olarak papiller ve
foliküler karsinomların %70'i, medüller karsinomların %50'si asemptomatik seyreder.
Erişkin popülasyonun %4-7' sinde klinik olarak belirgin tiroit nodülü mevcuttur.
Ancak bu nodülerin çoğu benign olup, malignite oranı %5'tir(95). Otopsi raporlarında
insidental olarak rastalanabilen tiroit karsinomları yaşam süresinin uzun olabileceğini
akla getirmektedir. Okült karsinomlar genelde benign davranışlıdır. Anaplastik tip tiroit
karsinomunda ortalama yaşam beklentisi 1 yıldır.
Papiller, foliküler ve hürthle hücreli karsinomlar primitif dokulardan
kaynaklanırlar. Bu dokular tiroksin ve triiyodotironin yapımından sorumludurlar.
Medüller karsinomlar nöral krestten kaynaklanırlar. Foliküler hücrelerden kaynaklanan
tiroit kanserleri, indiferansiye (anaplastik) ve diferansiye (papiller, foliküler, hürthle
hüc.) karsinomlar olmak üzere 2 gruba ayrılırlar. Mikst papiller-foliküler karsinornlar
ve papiller karsinomun foliküler varyantı, papiller kanserler içinde sınıflandırılır.(Tablo9)
Hastalara tiroit kanseri tanısını koyabilmek için sintigrafi, ultrasonografi ve
İİAB yaklaşım triadı çok önem kazanmaktadır(91). Komplike vakalarda boyun ve
toraks MRG çalışmaları giderek önem arzetmektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, tiroit
kanseri birçok hastada insidental olarak saptanabileceğinden tanıda bize yardım
edebilecek tüm tetkikler yapılmalı fakat cerrahi yaklaşıma yardımcı olamayacak
gereksiz
tetkiklerden
özellikle
kaçınılmalıdır.
Anaplastik
varyasyonlar
tiroit
karsinomlarında her zaman varolabilir.
Tablo-8: Tiroit kanseri etiyolojisinde etkili faktörler.
-Radyasyon
-Diyette iyot eksikliği
-Coğrafi bölge (İzlanda, Hawaii, volkanik bölgeler)
-Guatrojenler (kimyasal, diet)
-Daha önce varolan tiroit hastalıkları (Koloidal nodüler guatr, Graves hastalığı,
-Hashimoto tiroiditi
-Daha önce tiroit ameliyatı geçirmiş olmak
-İlaçlar (fenobarbital, difenoksilat, griseofulvin, bisacodil, spironolakton, oral kontraseptifler,
prolaktin inhibitörleri, östrojen preparatları)
-Yaş (genç orta yaşta insidans yüksek)
-Cinsiyet (kadınlarda insidans yüksek)
-Irk (Yahudiler)
-Aile öyküsü
-Obezite
-Multiparite
-Alkolizm
-Meme kanseri öyküsü
-Gardner sendromu, Cowden hastalığı
-Paratiroit adenomu
29
Tablo-9: Tiroit bezinin malign tümörleri(98)
Papiller karsinom
%80-90
-Klasik tip
%70-75
-Foliküler varyant
%8-13
-Uzun hücreli (Tall cell)
%12
-Hürthle hücreli (Oksifilik)
%2
-Diffüz sklerozan
Şeffaf hücreli (Clear cell)
-Kolumnar hücreli
-Solid trabeküler
-Diffüz sklerozan
-Solid trabeküler
Foliküler karsinom
% 5-15
Hürthle hücreli karsinom
%0.4-10
Medüller karsinom
% 3-5
-Klasik tip
-Medüller-foliküler tip
İndiferansiye( anaplastik) karsinom
- İğsi hücreli
-Dev hücreli
-Küçük hücreli
Kötü Differansiye karsinornlar
-İnsüler karsinom
-Kolumnar hücreli karsinom
-Mukoepidermoid karsinom
-Müsinöz karsinom
Malign lenfomu
%1-2
Teratomlar
Karsinosarkom
Fibrosarkomlar
30
A) Papiller Tiroit Karsinomu
Tüm tiroit karsinomları içerisinde %80-90 sıklıkla en sık rastlanan tiptir. Yaş
grubu olarak genç(20-40 yaş) insanlarda görülme eğilimindedir. Oldukça yavaş gelişir
ve yavaş seyirlidir. Uzun dönem lokalize kalma eğiliminde olduğundan iyi bir prognoza
sahiptir. Eksternal alınan radyasyon dozu ile geç dönemde papiller kanser oluşum
sıklığı artmaktadır. Papiller kanser tiroit folikül hücrelerinden köken alır. Mikroskopik
olarak büyük veziküller arasında düzensiz nükleus yapıları vardır. Papiller
karsinomlarda %40-50 oranında, papillaların fibrovasküler stroma bölgelerinde
"Psammom
cisimcikleri"
olarak
adlandırılan
tabaka
şeklinde
kalsifikasyonlar
bulunur(99). Radyolojik tetkiklerde kitle içinde psammom cisimlerinin görülmesi
patognomoniktir(100). Papiller kanserlerin yaklaşık %8-13.8'inde tümör bir kapsül ile
çevrelenmiştir(99). İyot tutma yeteneği sayesinde TSH ile uyarılabilen, tiroit hormonu
ve tiroglobulin sentezleyebilen tümörlerdir. Bu kitleler tiroit dokusu gibi çalışırlar.
Lezyon eğer tek tiroit lobunda ise eski araştırma ve kaynaklara göre istmusuda içine
alan tek taraflı lobektomi yeterlidir. Ancak yeni yapılan çalışmalarda asıl lezyonun karşı
tarafında bulunan lobda da mikrokanser görülme olasılığı %85 olarak bulunmuştur.
Yine Russel ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarda papiller kanserlerde birden çok
odakta
kanser
görülme
oranını %87.5 olarak bulunmuştur(100).
Literatürde
multifokalite ile ilgili olarak %20 ile %88 arasında oranlar verilmektedir(101). Bu
nedenle seçilecek cerrahi tedavi şekli total tiroidektomi olmalıdır.
Papiller kanserlerde de indiferansiye gelişim süreci olabileceğinden total
tiroidektominin önemi daha da artmaktadır. Lenfatik yolla metastaz yapma
eğilimindedir. Ameliyattan sonra TSH'yı kontrol altında tutmak için ömür boyu tiroit
hormon replasman tedavisi gerekebilir. Tiroit operasyonlarından sonra yapılan I-131
ablasyon tedavisi ve TSH baskılama süreci ile hastalığın sürvisi anlamlı ölçüde
uzamaktadır. Hastalarda varolan akciğer matastazları da I-131 ablasyon tedavisine çok
iyi cevap vermektedir.
Papiller tiroit kanserleri, tümörün büyüklüğüne ve lokal yayılma durumuna göre
üç sınıfa ayrılır(99);
1)- Okkü1t papiller kanser
2)- İntratiroidal papiller kanser
3)- Ekstratiroidal papiller kanser
31
Çapı 1 cm'den küçük olan kanserler okült papiller kanser olarak adlandırılır.
Ayrıca Dünya Sağlık Teşkilatı "Papiller mikrokarsinom" deyimini kullanmıştır. Çoğu
zaman papiller karsinomların tiroit içi büyüklüğü 1cm'yi geçmesine rağmen kapsül
invazyonu sık değildir. Papiller mikrokarsinomlu olgularda yapılan çalışmalarda;
multifokal ve bilateral bulunma oranları %20 olarak, bölgesel lenf nodlarına metastaz
oranları ise %23-67 olarak saptanmıştır(90,93). Çeşitli otopsi çalışmalarında okkült
papiller kanser oranları %2 ile %36 arasında bulunmuştur. Okkült papiler kansere bağlı
mortalite oldukça nadirdir(99).
Tiroit dokusu içi yayılım lenfojen yayılım şeklidir. Papiller karsinomlar
multisentrik olma eğilimindedir. Uzak metastazlar lenfojen yayılımla olur. Birçok
patolojik özellik göstermesine rağmen papiller tiroit karsinomları diğer subtiplere göre
prognoz açısından oldukça iyi seyreder.
Klinik bulgular çeşitlilik gösterebilir. Tiroit bezinde sert ağrısız bir nodü1 veya
nodüller bulunabilir. Servikal lenfadenopatiyle karşımıza çıkabilir. Uzak metastaz
bulgusu ilk bulgu olabilir. En sık akciğer ve kemik metastazları görülür. Tanı anında ses
kısıklığı olabilir.
Çocuklarda tanı anında %80 oranında servikal lenfadenopati, % 15 oranında akciğer
metastazı bulunmaktadır.
Cerrahi tedavi:
Papiller tiroit karsinomları yavaş seyirli, lokalize kalma eğiliminde olan, seyrek
metastaz yapan, oluşumu için uzun yıllar gereken, tedaviye çoğu zaman olumlu cevap
veren bir tümör olduğundan amaç hastaların normal hayat süresinin yeniden
kazandırılmasıdır. Ancak cerrahi tedavide tam bir fikir birliği sağlanamamıştır.
Yapılabilecek minumum operasyan, lezyonun olduğu tarafı içine alan lobektomi ve
istmusektomidir(100). Bu girişimde karşı taraftaki rekküren laringeal sinir ve
paratiroidlerin zarar görme riski yoktur. Ancak bu olgularda yaklaşık %7 oranında lokal
rekürrens görülmekte, ve bunların da yarısı mortal seyretmektedir.
Son yıllarda birçok araştırmacı lezyonların total veya totale yakın tiroidektomi
ve istmektomi ile tedavi edilmesinden yana tavır koymuşlardır. Son yapılan
çalışmalarda hipertiroidi vakalarında bile, total tiroidektomi yaklaşımı ön plana
çıkmaktadır. Keza hipertiroidili hastalarda da karsinom görülebildiğinden, total
tiroidektominin önemi ortaya çıkmaktadır. Papiller karsinomlarda total tiroidektomi
tercih edilmesinin çeşitli nedenleri ortaya konmuştur;
-Papiller karsinomlarda tümörün mu1tisentrik olma eğiliminin fazla olması,
32
-Kemik metastazlarını saptamada radyoaktif iyot ile tüm vücut taraması
yapılabilmesi için,
-Kalan tiroit dokusundaki mikroskopik kanser odaklarından indiferansiye kanser
gelişebileceğinden,
-Tiroglobulinin bir belirteç olarak kullanılabilmesi için,
-Radyoaktif iyot dozunu terapötik olarak azaltmak için de tiroit kitlesinin
olabildiğince
küçültülmesi gereklidir.
Sonuç olarak papiller tiroit kanserlerde ideal tedavinin total tiroidektomi olduğu
söylenebilir. Yine hastaların tümüne santral lenfatik disseksiyon uygulanması, bu
bölgeden çıkacak metastazlara müdahalenin zorlaşmasından dolayı bazılarınca
önerilmektedir. Lateral boyun disseksiyonu ise yalnızca bu bölgeye metastaz saptanırsa
uygulanmalıdır. Disseksiyon modifiye radikal boyun disseksiyonu şeklinde olmalıdır.
Radyoaktif iyot tedavisi
Radyoaktif iyot, tiroit karsinomlarında hem metastazların saptanması. hem de
tedavisinde kullanılır. Tümör hücreleri TSH’ nın etkisi ile I -131' i tutarlar. Ancak
papiller kanser tedavisinde radyoaktif aktif iyot rutin bir tedavi yöntemi olmamalıdır.
Yalnızca cerrahi olarak tedavi edilemeyen metastazlarda uygulanmalıdır.
TSH' nın baskılanması
TSH'nın baskılanması ile tümör dokusunun büyümesi engellenir ve bakiye
dokunun supresyonu sağlanır. Bu amaçla hastalara ömür boyu T4 ile süpresyon
uygulanmalıdır.
Prognoz
Genel olarak insanlarda görülen tüm solid tümörler içinde en iyi prognozlu
tümörlerdendir. 10 yıllık sağkalım %85'dir. Papiller tiroit karsinomlarında cerrahi ve
diğer neoadjuvan tedavilerden sonra nüks veya metastaz sıklığı fazla değildir. Modifiye
radikal lenf nodu disseksiyonun ve matastatektominin sürviye katkıları konusu halen
tartışmalıdır (100).
B) Foliküler Tiroit Karsinomu
Foliküler tiroit kanseri, papiller kanserden sonra ikinci sıklıkta görülen
diferansiye tiroit kanseridir. Tiroit kanserlerinin %5-15'ini oluştururlar(103). Foliküler
epitelden kaynaklanırlar. İleri yaşlarda ortaya çıkma eğilimindedir. Özellikle 50 yaşını
aşmış kadınlarda sıktır. Genellikle tek ve ünisentrik, kapsüllü tümörlerdir. Küçük
33
boyutlarda olma eğilimi fazladır. Yavaş bir seyir ve gelişim izlemesine rağmen yaygın
damar ve kapsül invazyonu olan büyük tümörlerde prognoz kötüleşmektedir. Uzun
zamandan beri varolan guatr zemininden gelişebilir. Endemik guatr olan bölgelerde sık
rastlanır. Çoğu vakada soliter tek nodül şeklindedir. Foliküler karsinomlar bölgesel lenf
bezlerinden
çok
akciğer
ve
kemiklere
kan
yoluyla
metastaz
yapma
eğilimindedirler(104,105), Uzak metastaz sıklığı %3-33 arasında bulunmuştur.
Özellikle kemik, akciğer ve karaciğer metastazları sıktır(103). Litaratürde tiroit dokusu
içinde iken bile uzak matastazlar bildirilimiştir..
İİAB
yapılan
hastalarda
foliküler
adenom
ile
karsinom
ayrımı
yapılamayacağından foliküler neoplazi sonucu ile karşılaşırsak, lezyonun olduğu tarafa
lobektomi ve istmusektomi yapılıp, frozen sonucuna göre total tiroidektomi
uygulanabilir. Adenom, karsinom ayrımında en önemli husus kapsül ve kan damarı
invazyonudur(103).
Klinik olarak hastalarda genellikle ötroidi tablosu vardır. Ancak tüm tiroit
karsinomlarında olabileceği gibi bazen sıcak bir nodülle de karşımıza çıkabilir. Bazen
multinodüler guatr nedeni ile opere olan hastaların patoloji raporlarında foliküler
karsinomlarla karşılaşılabilir. Büyük boyutlara seyrek olarak ulaştığı için genellikle
fizik muayene bulgusu vermez. Ayırıcı tanıdan adenom ile karsinom ayrımı
yapılmalıdır.
Eğer mikroskopik olarak az da olsa papiller yapılar varsa, optik olarak şeffaf nükleuslar
(Orphan Annie nükleusu) bulunuyorsa ve bu görünüme psammoma cisimleri eşlik
ediyorsa bu varyasyonun adı papiller tiroit karsinomunun foliküler varyantıdır. Zira bu
tümörler papiller tiroit karsinomu gibi seyrederler.
Tedavi
Seçilmiş bazı foliküler kanser olgularına yapılabilecek minumum cerrahi
operasyon, lezyonun bulunduğu tarafa lobektomi ve istmusektomidir. Bunun için
hastanın 35 yaşından genç olması, tümör çapının 1 cm' den az olması ve sadece minimal
kapsül invazyonunun bulunması gereklidir. Bu saydığımız kriterler uymayan diğer tüm
hastalara uygulanacak tedavi total veya totale yakın tiroidektomi olmalıdır. Aşikar lenf
bezi saptanan hastalarda lenf bezi disseksiyonu yapılır.
Herhangi bir endikasyonla ilk operasyonlarında totalden daha az tiroidektomi
yapılan hastalarda foliküler tiroit karsinomu saptandığında, yaş, tümör büyüklüğü ve
invazyon derecesi gibi prognostik faktörler gözden geçirilir. Eğer 1 cm.'den daha büyük
bir tümör varsa, kan damarı invazyonu pozitif ise, kapsüler tutulumda buna eklenirse
34
tamamlayıcı tiroidektomi endikasyonu konulmuş olur. Özellikle erkeklerde 50 ve
kadında 55 yaş üzeri bir durum söz konusu ise, tümör çapıda 3 cm.' den büyükse
tamamlayıcı tiroidektomi mutlaka yapılmalıdır.
Uzak metastazla başvuran hastalarda mutlak endikasyon total tiroidektomidir.
Metastazlara yapılabiliyor ise metastatektomi yapılmalıdır (103).
Radyoaktif iyot tedavisi ya uzak metastazların tedavisi, ya da boyunda teorik
olarak kalmış mikroskopik odakların ablasyonu amacı ile kullanılır. Foliküler tiroit
karsinomlu olgulara cerrahi sonrası ömür boyu TSH süpresyonu uygulanması genel
olarak kabul görmektedir(103) .
C) Medüller Tiroit Karsinomu
Medüller tiroit kanseri (MTK), intrauterin hayatta nöral krestten ayrılarak tiroit
bezine yerleşen parafolikü1er C hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Tüm tiroit
karsinomlarının yaklaşık %3-5'ini oluşturur(106). 50-60 yaşlarında sık görülür.
Olguların %80'inde herhangi bir aile anamnezi bulunmamaktadır. %20 olguda otozomal
dominant bir geçiş söz konusu olup, multipl endokrin neoplazilerin bir parçası olarak
bulunabilir.(Tablo10) Karsinom gelişmesi bezin farklı kısımlarında birden fazla odakta
olabilir. Parafolikü1er hücreler genellikle bezin 1/3 üst kısmıyla, 2/3 alt kısmını
birleştiren noktada yer alırlar. Parafolikü1er C hücreleri tiroit hormonu üretmezler.
Vücuttaki nöroendokrin sistemin bir üyesi olarak fonksiyon görürler. TSH gibi
düzenleyici faktörlere yanıt vermezler. Bu özellikleri ile folikü1er hücrelerden
ayrılırlar(106). Kanda kalsitonin seviyesinin yükselmesi karakteristiktir. Metastaz
gelişimi için geçen latent süre kısadır. Uzak metastaz oluşturma insidansı fazladır.
Tablo-10: Tiroit medüller kanserinin klinik şekilleri.
Medüller tiroit kanserleri
Birlikte Bulunan Anomaliler
I- Sporadik medüller tiroit karsinomu
Yok
II- Herediter medüller tiroit karsinomu
•
MEN2A
Feokromasitoma, Hiperparatiroidizm
•
MEN 2B
Feokromasitoma,Ganglionöroma, Mukozal
nörinomlar, Marfanoid görünüm
•
Familyal Non-MEN Medüller Tiroit
Yok
Karsinomu
35
Hastalarda özellikle boyun ağrısı görülmesi patognomoniktir. Diare, Cushing
sendromu, depresyon, ses kısıklığı ve uzak metastazlara ait klinik belirtiler görülebilir.
MTK tanısı İİAB ile konabilir. Takip ve tanıda kalsitonin, serum kalsiyum değeri,
karsinoembriyonik antijen (CEA) ve 24 saatlik idrarda metanefrin tetkikieri kullanılır.
Tedavi
Tedavi için mutlak suretle total tiroidektomi ve santral lenf disseksiyonu rutin
olarak yapılmalıdır. Lenf gangliyonu pozitif olan veya tümör çapı 2 cm'den büyük olan
vakalarda santral lenf dissesiyonuna, ipsilateral modifiye boyun disseksiyonu da eklenir.
Medüller tiroit karsinomları radyoaktif iyot ablasyon tedavisi, radyoterapi ve tiroit
supresyon tedavilerine cevap vermez. MTK'ya yönelik cerrahi operasyondan önce,
hastaların paratiroit ve sürrenal bezlerini tetkik etmek gerekir. Metastatik lezyonlara
metastatektomi
yapılamıyorsa,
palyatif
amaçla
radyoterapi
yapılır.
Akciğer
metastazlarında ise kemoterapi yapılır.
Prognoz
10 yıllık sağkalım %10’dur. MEN-2B'de diğer tiplere göre prognoz daha
kötüdür.
Kalsitonine bağlı olarak diare görülür. Bazen somatostotine bağlı olarak flushing olur.
Tedavi olarak somatostatin anologları kullanılar. CEA seviyesinin yüksek seyretmesi
metastatik hastalığın göstergesidir(106). Nüks ve metastazların takibinde serum
kalsitonin değeri önemli bir yere sahiptir.
D) İndiferansive Tiroit Karsinomu (Anaplastik Kanser)
Anaplastik tiroit kanseri hızlı büyüme göstererek çevre dokulara kısa zamanda
invazyon yapan, seyrek rastlanan bir tiroit kanseridir. Tüm tiroit karsinomlarının % 1-3
'ünü oluşturur(107). İyot eksikligi olan endemik bölgelerde sık görülür. Özellikle
kadınlarda ve 7.dekadda sık görülür. Çoğunlukla ani büyüyen bir kitle söz konusudur.
Trakeaya bası bulgularına ve metastatik lezyonlara bağlı klinik belirtiler ile ortaya
çıkabilir. Kısa zamanda hematojen ve lenfojen yolla metastaz yapma eğilimindedir.
Teşhis sırasında çoğunlukla inoperabl dönemdedir. Hastaların çoğu 1 yıl içinde
kaybedilir. 10 yıllık sürvi yakalşık %5'dir. Tanı esnasında %75 oranında uzak metastaz
vardır. En çok akciğer metastazları görülür. En sık rastlanan metastatik klinik bulgu
vene cava superior sendromudur. Diğer tiplerde görülen klinik bulgulardan farkı yoktur.
Diğer tiroit karsinomlarından farklı olarak beyin metastazları sıktır. Sürrenal dokusu ve
batın içinde metastazlar yaygındır.
36
Anaplastik tiroit kanserleri, bilinen tedavi yöntemlerinin tümüne dirençli olup,
kür şansı çok nadirdir. En iyi yaşam süresi cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi
kombinasyonu ile elde edilmektedir. Radyoaktif iyot veya hormon tedavisinin olumlu
etkisi yoktur. Ölüm sebebi genellikle akciğer metastazlarına bağlı obstrüksiyon
bulgularıdır(108).
E) Hürthle Hücreli Tiroit Karsinomu
Hürthle hücreli kanserin (HHK), tüm tiroit kanserleri içindeki sıklığı çeşitli
yayınlarda
%0.4-10
arasında
değişmektedir.
Tiroit
foliküler
hücrelerinden
kaynaklandığına dair bulgular mevcuttur. Benign hürthle hücreli neoplazilere göre daha
fazla küboidal ve kolumnar hücre içerir. Tümör olguların %50'sinde bilateral, %30'unda
ise multifokalolma eğilimindedir(100). Dünya Sağlık Teşkilatı hürthle hücreli
neoplazileri, foliküler hücreli neoplazilerin oksifilik bir türü olarak kabul etmiştir.
Radyoaktif iyot tutma bakımından foliküler karsinomlardan ayrılırlar. Hürthle hücre
neoplazmı olarak adlandırmak için tümörün enkapsüle olması ve tümör hücre grubunun
%80'den fazlasını Hürthle hücrelerinin oluşturması gerekir. Familyal özelliği vardır.
Diğer tiroit malignitelerinde, hürthle hücrelerinin görülmesi ve kapsül bulunmaması
hürthle hücre varyantı olarak adlandırılır.
Klinik
En fazla rastlanan klinik bulgu, tiroit lojunda ele gelen kitledir. Kadınlarda daha
sık görülmesiyle beraber, erkeklerde prognoz daha kötüdür. Olguların %25'inde tanı
anında servikal veya ekstra servikal lenf bezi tutulumu vardır. %5 oranında uzak
metastaza ait klinik belirtiler mevcuttur. Uzak metastazlar sıktır ve en sık akciğer
metastazlarına rastlanır. Beyin, karaciğer, kemik ve surrenal organ metastazları
görülebilir(109). Diğer, tiplerden farklı olarak gastrointestinal sisteme metastazlar
bildirilmiştir. Diğer tiroit karsinomlarından farklılaşarak oluşabilir veya beraber
bulunabilir. Çocukluk çağlarında baş boyun bölgesine radyasyona maruz kalanlarda sık
görülür. Preoperatif olarak bakılan tiroglobulin seviyesinin fazla olaması anlamlıdır.
İİAB yaparak hürthle hücreli karsinomu, neoplaziden ayırmak mümkün değildir.
Tedavi
İİAB' sinde hürthle hücre neoplazisi saptanan hastalara yaklaşım lobektomi ve
istmektomi şeklinde olmaktadır. HHK saptanaması durumunda, bilateral ve
multifokalolma özelliğinden dolayı tamamlayıcı tiroidektomi uygulanmalıdır. Ancak
tümör boyutu 5 cm' den büyük veya 3-5 cm arası ve DNA paterninde anöplodi
37
gösteriliyor
ise
ideal
tedavi
doğrudan
total
tiroidektomiye
santral
boyun
disseksiyonunun eklenmesidir. Yapılan çalışmalarda frozen section duyarlılığı %78
olarak bulunmuştur. Hastaların yalnızca %10’unda radyoaktif iyot tutulumu
saptanmıştır(110). Postoperatif radyoaktif iyotla sintigrafi yapılarak rezidüel tiroit
dokusunun ablasyonu sağlanabilir. Böylece nüks ve metastazları saptamada, serum
tiroglobulin
seviyesi duyarlı hale gelir. Kemik metastazlarında radyoterapi sadece
palyatif amaçlı olarak yapılmaktadır.
Prognoz
HHK'ler papiller ve folikü1er kanserlere göre daha agresif seyirlidir. Anöploidi
varlığı kötü bir prognostik faktördür. HHK nedeniyle ölen hastaların tümünde anöploidi
saptanmıştır. Yine 60 yaş üstünde ve 5 cm'den büyük tümörlerde prognoz daha kötü
seyretmektedir. On yıllık sürvi %80 olarak bulunmuştur(109). Nüks ve metastaz
takibinde serum tiroglobulini ve sintigrafi kullanılmaktadır.
F) Diğer Tiroit Tümörleri
I) Tiroit lenfomaları:
Olguların büyük kısmında tiroit lenfomaları, Hashimoto tiroiditi ile birlikte
bulunur. Yapılan çalışmalarda kronik lenfositer tiroiditli hastalarda, tiroit lenfoması
riskinin 70-80 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Tüm tiroit kanserlerinin ancak %12'sini lenfomalar oluşturmaktadır(111). Tiroit bezinde görülen lenfomalar genellikle
non-Hodgkin lenfomalardır. Fizik muayenede sert, fiske, sıklıkla tek taraflı palpabl
tiroit kitlesi mevcuttur. Deneyimli sitologlar tarafından incelendiğinde, tanı için İİAB
yeterlidir. Lenfoma tanısı konulduğunda, tiroit glandının sekonder tutulması ile
seyreden sistemik lenfomadan ayrımının yapılması gerekmektedir. Günümüzde cerrahi
tedavi yalnız tiroit bezinde sınırlı lenfomalı hastalarda önerilmektedir(112). Boyun
dışına yayılımı olmayan hastalarda primer tedavi seçeneği radyoterapidir. Boyun dışına
yayılım varsa, boyundaki yayılım ileri derecede ise veya lenfomanın grade'i yüksekse
tedaviye kemoterapi kombine edilir. Tiroit dışına yayılım olduğunda cerrahi sadece
biopsi amacıyla uygulanmaktadır(92). Nükslerde kemoterapi uygulanır. Tiroit
lenfomalarında prognoz hastalığın yayılımına ve tümörün grade'ine bağlıdır. Erken
saptanan vakalarda 5 yıllık sağ kalım oranı kanser tiroit içinde sınırlı ise %80 civarında
olup, boyunda lenfatik yayılım varsa bu oran %35, yaygın tutulurnda ise %5 olarak
bulunmuştur(92).
38
II) Tiroit sarkomları
Tiroit bazinin en sık rastlanan sarkomu malign hemanjiyoendotelyoma'dır. 50
yaş üstü ve erkeklerde sıktır. Histopatolojik olarak anaplastik kanserlerden ayrımı
zordur. Oldukça seyrek görülür. Tedavisi cerrahi girişim sonrası radyoterapidir. Lokal
rekürensleri sık olup, prognoz kötüdür.
III) Yassı hücreli karsinom
Oldukça seyrek görülür. Tedavide cerrahi müdahele sonrası radyoterapi
uygulanır.
Kemoterapinin yeri yoktur.
G) Nüks Tiroit Kanserleri:
Cerrahi veya cerrahi ve adjuvant tedaviden sonra tiroit kanserlerinin yeniden
ortaya
çıkması rekürrens olarak kabul edilir ve üç şekilde kendini gösterir;
- Lokal rekürrens,
- Bölgesel lenf düğümlerinde rekürrens,
- Uzak metastazlar.
Genel anlamda diğer kanserlerle karşılaştırıldığında nüksler daha nadir
görülmektedir.
Rekürrens olan hastaların yaklaşık yarısı bu hastalıktan kaybedilir. Rekürrensin
önlenmesi, preoperatif veya en azından intraoperatif dönemde malignitenin tanınması
ile mümkündür. Tiroit cerrahisi sırasında dokuların parçalanması da implant yoluyla
nükslere neden olabilmektedir(113). Rekürren veya inatçı hastalığın erken tanımı için
serum tiroglobulin ve kalsitonin düzeyleri belirli aralıklarla ölçülmelidir. I-131
sintigrafisi, USG, BT ve MRG yöntemleri tanı amaçlı kullanılabilir. Seçilecek tedavi
yöntemi total tiroidektomidir.
12. TİROİT KANSERLERİNDE PROGNOSTİK
EVRELEME SİSTEMLERİ
Diferansiye tiroit karsinomları diğer sistem kanserlerine göre daha selim seyirli
ve yaşam beklentisi daha uzun olduğundan prognostik indeks sistemleri önem
kazanmaktadır. Evreleme sistemlerinin oluşturulma nedeni kanserlerin seyrini önceden
39
tahmin ederek, uygun tedavi seçimini yaprnaktır(114,115). Tiroid kanseri için uzun
süren çalışmalar sonucu birçok evreleme sistemi ortaya konmuştur.
Evreleme sistemlerinde genellikle göz önüne alınan kriterler şunlardır:
1. Tümör Boyutu,
2.Yaş,
3.Metastatik özellkiler.
4.Histolojik grade,
5.İnvaziv özellikler,
6.DNA ploidisi.
A) TNM SINIFLAMASI
TNM sınıflamasında yaş, tümörün histolojik tipi ve yayılıını esas kriterlerdir.
•T
TÜMÖR
Tx : Primer tümör değerlendirilemiyor.
TO : Primer tümör bulgusu yok.
Tl : 1 cm' den küçük tiroit içi tümör.
T2 : 1-4 cm tiroit içi tümör.
T3 : 4 cm' den büyük tiroit içi tümör.
T4: Tümör tiroit kapsülü dışına invaze.
T 4a : tek odak
T4b : multisentrik
•N
LENF NODU
Nx : Bölgesel lenf bezleri değerlendirilemiyor.
NO : Bölgesel lenf bezlerine metastaz yok
NI: Bölgesel lenf bezlerine metastaz var.
N1 A : ipsilateral servikal lenf tutulumu.
N1B : kontralateral servikal, bilateral veya mediastinal lenf tutulumu.
•M
METASTAZ
Mx : Metastaz değerlendirilemiyor.
MO: Uzak metastaz yok.
Ml : Uzak metastaz var.
40
Tablo-11: TNM sınıflamasına göre evreleme
Papiller ve F oliküler Kanser
Medüller
Anaplastik
10 yıllık
EVRE
45 yaş altı
45 yaş üstü
Kanser
Kanser
sağkalım
Evre 1
Mo
Tl
Tl
----
%95'den fazla
Evre 2
Ml
T2,T3
T2-T4
----
%50-95
Evre 3
-------
T4 veya NI
NI
----
%15-50
Evre 4
--------
Ml
Ml
Tümü
% 15' in altında
B) DİĞER EVRELEME SİSTEMLERİ
•
DAMES (Paseika Sınıflaması)
•
MACIS (Mayo Klinik-1993 Sınıflaması)
•
EORTC
•
AGES (Mayo Klinik-1987 Sınıflaması)
•
AMES (Lahey Klinik Sınıflaması)
•
DE GROOT (Chiago Üniversitesi Sınıflaması)
•
NTCTCS (Ohio Sınıflaması)
13.TİROİT KANSERLERİNİN TEDAVİSİNDE
TAMAMLAYICI TİROİDEKTOMİNİN YERİ
Tiroit kanserlerinin primer tedavisinde uygulanan cerrahi girişimler günümüzde
halen tartışma konusudur. Çalışmalarda bilateral tiroit kanseri görülme sıklığının %3088 arasında olduğunun yayımlanması nedeni ile total tiroidektomi operasyonu giderek
artan önem kazanmaktadır. Bazı çalışmacılar ise daha konservatif kalınarak yapılan
operasyonların postoperatif komplikasyon sıklığını arttırdığı ve hastanın yaşam süresini
etkilemediğini savunmaktadırlar. Cerrahi yöntem olarak hangi teknik kullanılırsa
kullanılsın amaç geride kanserli doku bırakmamaktır. Multinodüler guatr, hipertiroidi
gibi endikasyonlarla subtotal tiroidektomi operasyonu yapılan hastalarda patoloji
sonucunda kanser saptandığı zaman ciddi bir sorunla karşı karşıya kalmaktayız. Bu
durumda öne çıkan soru hastaya tamamlayıcı tiroidektomi yapılıp yapılmayacağıdır.
Büyük bakiye dokuların I-131 ile ablasyonu zor olup, tekrarlayan tedaviler
gerekmektedir. Geride bırakılan bakiye dokuda multisentrik tümöral odaklar olabileceği
için, tamamlayıcı tiroidektominin önemi ortaya çıkmaktadır(116).
41
III. MATERYAL VE METOD
Bu çalışmada nodüler guatr nedeniyle tiroidektomi planlanan ve kanser riski
olan hastalarda İİAB ve FS yöntemlerinin değerini, bunların rezeksiyon genişliğini
saptamada faydalarını ortaya koymayı amaçladık.
Bu çalışma T.C.S.B. Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesi, 4. cerrahi
kliniğinde Mart 2004 ile Eylül 2007 tarihleri arasında nodüler guatr, multinodüler guatr,
tiroit kanseri şüphesi nedeniyle müracaat eden ve tiroidektomi yapılan hastalar kayıt
altına alınarak yapılmıştır. Hastaların ameliyat oldukları tarihteki yaşları, cinsiyetleri,
öyküsünde ailede tiroit nodülü bulunup bulunmadığı, baş ve boyun bölgesine radyasyon
alıp almadığı, nodülde kısa sürede değişiklikler olup olmadığı, yaşadığı coğrafya, eğer
yapıldı ise İİAB sonucu ve FS sonucu ile son patoloji raporları kayıt altına alındı.
Ayrıca FS sonucu ile piyesin ana patoloji sonucu farklı ve FS sonucuna göre ameliyat
stratejisinin değiştirildiği tüm hastalar kayda alındı.
İnsidental karsinomlar, tamalayıcı tiroidektomiler, daha önce baş ve boyun
bölgesine radyoterapi alan hastalar, larinjektomi de gerektiren hastalar çalışma dışı
tutuldu.
Belirtilen tarihler arasında 278 hastaya primer olarak tiroit cerrahisi uygulandı.
Bu hasta grubunun yaş ortalaması 50(aralık18-82). Yüksek riskli yaş grubu olarak <20
yaş ve >45 yaş olarak kabul edildi. Bu hastaların 203 tanesi kadındı(%73). Hastaların
99’una
total
tiroidektomi(%35,6),
98’ine
lobektomi(varsa
istmusektomi
de
eklenerek)(%35,2), 81’ine subtotal tiroidektomi uygulandı(%29,1). Toplam 210 hastaya
İİAB, 88 hastaya FS yöntemi çalışıldı. 68 hastaya İİAB ve FS tetkiki birlikte çalışıldı.
Papiller, foliküler, hurthle hücreli, medüller, anaplastik olarak belirtilen tüm ana
patoloji sonuçları, 1cm den küçük mikrokarsinomlar, lenfoma ve tiroidin metastatik
kanserleri malign olarak kabul edildi. Diğer tüm lezyonlar benign olarak kabul edildi ki
bunların arasında guatr, adenom, hurthle hücreli adenom, hiperplazi ve tiroiditler vardı.
İİAB sonuçlarında tiroit karsinomu, malign hücre, lenfoma, veya metastatik
hastalık olarak tespit edilenler malign hastalık olarak gruplandırıldı. Eğer hastaya İİAB
yapılmadıysa veya İİAB sonucu yetersiz materyal ise hiçbiri olarak gruplandırıldı. İİAB
sonucunda benign lezyon, kist, guatr, adenom veya malignite lehine bulgu saptanmadı
şeklinde rapor edilenler ise benign hastalık olarak gruplandırıldı. Hurthle hücreli lezyon,
42
olası ve şüpheli lezyon şeklinde gelen tüm İİAB sonuçları da şüpheli olarak
gruplandırıldı.
Bu gruplandırmalara FS sonuçları da eklendi. FS sonucunda tiroit kanseri,
lenfoma, metastatik hastalık, olası papiller kanser, şüpheli lezyon, kapsüler invazyon
için şüphe mevcut v.b. şeklinde gelen raporlar malign olarak kabul edildi. FS sonucunda
guatr, hiperplazi, tiroidit adenomları benign hastalık olarak kabul edildi. Buna ek olarak
benign ile başlayan ve bir nodülü tarifleyen sonuçlar da benign hastalık olarak kabul
edildi. Asıl tanının tam patolojik incelemeye bırakıldığı vakalarda patolojik incelemeyi
bekleyenler olarak gruplandırıldı.
Tüm hastaların ana patoloji sonuçları çıktıktan sonra malign sonuca sahip
hastaların İİAB ve FS sonuçları değerlendirildi. İİAB ve FS sonuçlarının duyarlılık ve
özgüllük değerleri ortaya koyması için ana patoloji sonuçları ile karşılaştırıldı.
İstatistiksel Değerlendirme:
Bu çalışmada istatistiksel analizler NCSS 2007 paket programı ile yapılmıştır.
Verilerin değerlendirilmesinde
sapma) yanı sıra
tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama,standart
testlerin Duyarlılık, Özgüllük, Pozitif kestirim değeri, Negatif
kestirim değeri, Doğruluk
ve en çok olabilirlik (Likelihood ratio-LR) oranları
hesaplanmıştır.
43
IV.BULGULAR
T.C.S.B. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 4.Cerrahi Kliniğinde Mart
2004 ile Eylül 2007 tarihleri arasında 278 hastaya primer olarak tiroit cerrahisi
uygulandı. Bu hasta grubunun yaş ortalaması 50(aralık18-82), yüksek riskli yaş grubu
olarak <20 yaş ve >45 yaş olarak kabul edildi. Bu hastaların 203 tanesi kadın dı(%73).
Hastaların tiroit rezeksiyon genişliğine karar verirken tetkiklerini ve risk
durumlarını gözönünde bulunduruldu. Buna göre patoloji tarafından preoperatif tespit
edilmiş herhangi bir malignansi bulgusu varsa, tiroit supresyon tedavisine yanıtsızlık,
rekürren sinir basısı ve disfaji gibi lokal bası bulguları, metastatik hastalığın varlığı,
yaşadığı coğrafya nedeniyle risk faktörleri bulunan hastalara total tiroidektomi
uygulandı. Bu risk faktörlerinin hiçbirinin bulunmadığı, tetkiklerinde ve patoloji
tarafından preoperatif tespit edilmiş herhengi bir malignite bulgusu yoksa, bu hastalara
da lobektomi veya subtotal tiroidektomi uygulandı. Bu iki grubun arasında kalan
hastalar da ise rezeksiyon genişliğini belirlerken ameliyat esnasında tiroit bezi ve çevre
yumuşak dokuların kontrolü, ekstrakapsüler tutulum gibi bulgular gözönünde
bulunduruldu.
Hastaların
99’una
total
tiroidektomi(%35,6),
98’ine
lobektomi(varsa
istmusektomi de eklenerek)(%35,2), 81’ine subtotal tiroidektomi uygulandı(%29,1).
Tablo 13 de toplam ameliyat sayıları gösterilmiştir.
TİROİT
TOPLAM SAYI
REZEKSİYONLARI
N=278
TOTAL
TİROİDEKTOMİ
LOBEKTOMİ
SUBTOTAL
TİROİDEKTOMİ
YÜZDESİ
99
% 35,6
98
%35,2
81
%29,1
Tablo-13;Tiroidektomi yapılan hastaların dağılımı
44
Toplam 210 hastaya İİAB yapıldı. Bu hastaların 28’i malign(%13,3), 125’i
benign(%52,8), 57’si de şüpheli patoloji sonucuna sahipti(%27,2). Tablo 14 de İİAB
sonuçları verilmiştir.
İİAB
TOPLAM SAYI
SONUÇLARI
N=210
Malign
28
%13,3
Benign
125
%59,5
Şüpheli
57
%27,2
YÜZDESİ
Tablo-14; İİAB sonuçlarının dağılımı
Toplam 88 hastaya FS yöntemi çalışıldı. Bu hastaların 20’si malign(%22,7),
28’i benign(%31,8), 40’ında(%45,5) FS inceleme sonucunda karar verilememiş olup,
asıl kararın piyesin ana patolojik incelemesinin sonunda verileceği bildirilmiştir. Tablo
15 de FS inceme sonuçları verilmiştir.
FS
TOPLAM SAYI
SONUÇLARI
N=88
Malign
20
%22,7
Benign
28
%31,8
Kararsız
40
%45,5
YÜZDESİ
Tablo-15; FS sonuçlarının dağılımı
Ana patoloji sonuçları çıktıktan sonra İİAB sonuçları ile karşılaştırdığımızda 28
malign İİAB sonucuna sahip hastaların yalnızca 1’i benign patoloji sonucuna sahipti.
Benign İİAB sonucuna sahip 125 hastanın 10’u malign ana patoloji sonucuna sahipti.
Şüpheli İİAB sonucuna sahip 57 hastanında 26’sı malign, 31’i benign ana patoloji
sonucuna sahipti. Sonuçta 1 yanlış pozitif, 10 yanlış negatif İİAB sonucu mevcuttu.
Tablo 16 da ana patoloji sonuçlarının İİAB sonuçları verilmiştir.
45
ANA PATOLOJİ
Malign
Benign
Malign
27
% 42,9
1
% 0,7
28
İİAB
SONUÇLARI Benign
10
% 15,9
115
% 78,2
125
Şüpheli
26
% 41,3
31
% 21,1
57
63
Toplam
147
210
Tablo-16; Ana patoloji sonuçlarının İİAB sonuçları
Ana patoloji sonuçlarını FS sonuçları ile karşılaştırdığımızda, malign FS
sonucuna sahip 20 hastanın 1’i benign, 19’u malign ana patoloji sonucuna sahipti. FS
sonucunda benign olan 28 hastanın 5’i malign, 23’ü benign ana patoloji sonucuna
sahipti. Sonuçta 1 yanlış pozitif 5 yanlış negatif FS sonucu mevcuttu. Tablo 17 de ana
patoloji sonuçlarının FS sonuçları verilmiştir.
ANA PATOLOJİ
Malign
Benign
FS Malign
19
% 43,2
1
% 2,3
20
FS
FS Benign
SONUÇLARI
5
% 11,4
23
% 52,3
28
20
% 45,5
20
% 45,5
40
FS Kararsız
Toplam
44
44
88
Tablo-17; Ana patoloji sonuçlarının FS sonuçları
İİAB sonuçlarını FS sonuçları ile kıyasladığımızda, İİAB si malign 9 hasta, FS’
da da malign, benign 7 hasta FS’da da benign olarak değerlendirildi. İİAB si malign 7
hasta ise FS’da 2’sine benign, 5’ine de karar veremeyip, kararı piyesin incelemesine
bırakmıştı. İİAB si benign 9 hasta ise FS’da 2’sini malign, 7’sinde ise kararsız kalıp,
46
kararı piyesin incelemesine bırakmıştı. İİAB’si şüpheli olan 36 hasta ise FS’da 6’sına
malign, 11’ine benign, 19’unda ise yine kararsız kalıp, kararı piyesin incelemesine
bırakmıştı. Tablo 18 de FS sonuçları ile İİAB sonuçlarının kıyaslaması verilmiştir.
Frozen
İİAB
Toplam
FS Malign
FS Benign
Malign
9
% 52,9
2
% 10,0
5
% 16,1
16
Benign
2
% 11,8
7
% 35,0
7
% 22,6
16
Şüpheli
6
% 35,3
11
% 55,0 19
% 61,3
36
20
31
17
FS Kararsız
68
Tablo-18; FS sonuçlarının İİAB ile karşılaştırılması
Bu sonuçların yapmış olduğumuz tiroit rezeksiyonlarına yansımaları ise şöyle
oldu. İİAB si malign 28 hastanın tamamına total tiroidektomi uygulandı, 16’sına aynı
zamanda FS yöntemi de çalışıldı. FS 10’unda malign, 1’inde benign, 5’inde karasız
olduğunu bildirdi. Bu 28 hastanın ana patoloji sonuçlarında ise 27’sinin malign, 1’inin
benign olduğu tespit edildi. İİAB’si malign raporlanan bu 1 hastanın ana patoloji sonucu
benign olup, FS sonucu da benign raporlanmıştı. İİAB si malign bu 28 hastanın FS
çalışılmayan 12’sinin de ana patoloji sonucu malign geldi.
İİAB si şüpheli olarak değerlendirilen 57 hastanın 48’ine total, 4’üne subtotal
tiroidektomi, 5’ine de lobektomi uygulandı. Bu 57 hastanın 36’sına FS da çalışıldı.
Bunların 6’sı FS da da malign olup total tiroidektomi uygulandı. Bu 6 hastanın 5’inin
ana patoloji sonucu malign, 1’inin benign geldi. Bu 1 hasta da FS yanlış pozitfti. İİAB
si şüpheli 57 hastadan 19’unda FS da karar veremeyip, kararı piyesin incelemesine
bırakmıştı. Bu hastalara da total tiroidektomi uygulandı. Bu hastaların 8’i malign, 11’i
benign ana patoloji sonucuna sahipti. İİAB si şüpheli olan 11 hastanın FS sonucu
benign olup bu hastalara total tiroidektomi planlanırken, kararı değiştirilerek 5’ine
lobektomi, 4’üne subtotal tiroidektomi uygulandı. Bu hastaların ana patoloji sonuçları
da benign geldi. FS sonucu benign 2 hastaya ise aile öyküsü ve operasyon bulgularından
dolayı total tiroidektomi uygulandı, bunlarında 1’inin malign, 1’inin benign ana patoloji
sonucuna sahip olduğu görüldü. İİAB si şüpheli olup FS çalışılmayan 21 hastaya da
47
total tiroidektomi uygulandı. Bunların 12’sinin malign, 9’unun benign ana patoloji
sonucuna sahip olduğu görüldü.
İİAB si benign olan 125 hastanın 10’una total, 46’sına subtotal tiroidektomi,
69’una da lobektomi uygulandı. Bu 125 hastanın 16’sına FS yöntemi de çalışıldı. FS
sonuçlarından 2’si malign olunca, operasyon kararı değiştirilerek total tiroidektomi
uygulandı. Bu hastaların ana patoloji sonuçlarıda FS ile uyumlu olarak malign geldi.
İİAB sonuçları yanlış negatifti. 7 hasta FS da benign olunca, 4’üne lobektomi, 3’üne
subtotal tiroidektomi yapıldı. Bu hastaların 6’sının ana patoloji sonucu benign, 1’inin
malign geldi. Hem İİAB hemde FS yanlış negatifti. Bu hastaya daha sonra tamamlayıcı
tiroidektomi yapıldı. 7 hastada ise FS da kararsız kalınınca total tiroidektomi uygulandı.
Bu hastaların ana patoloji sonuçları ise 3’ü malign, 4’ü benign raporlandı. İİAB si
benign olup FS çalışılmayan 109 hastanın 43’üne subtotal tiroidektomi, 65’ine
lobektomi, 1 hastaya da operasyon bulgularından dolayı total tiroidektomi uygulandı.
Total tiroidektomi yapılan hastanın ana patoloji sonucu malign geldi. Lobektomi
uygulanan 2 hastanın da ana patoloji sonucu malign gelince bunlara tamamlayıcı
tiroidektomi yapıldı.
İİAB çalışılmayan 68 hastadan 20’sine FS çalışıldı. Bunların 3’ü FS da malign
olarak raporlanınca ameliyat stratejisi değiştirilerek total tiroidektomi uygulandı. Bu 3
hastanın da ana patoloji sonuçları malign geldi. 8 hasta ise FS da benign sonuca sahip,
olunca 6’sına subtotal tiroidektomi, 2’sine lobektomi uygulandı. Subtotal tiroidektomi
uygulanan 6 hastanın ana patoloji sonucu benign, lobektomi uygulanan 2 hastanın ise
malign geldi. Bu 2 hastaya tamamlayıcı tiroidektomi yapıldı. 9 hastada ise FS kararsız
kalınca bunlara total tiroidektomi uygulandı. Bunlaradan 1’inin ana patoloji sonucu
malign, 8’inin benign geldi. İİAB ve FS çalışılmayan 48 hastanın 25’ine subtotal
tiroidektomi, 22’sine lobektomi, 1’ine de operasyon esnasındaki bulgulardan dolayı
total tiroidektomi uygulandı ve bu hastanın ana patoloji sonucu malign geldi.
Lobektomi uygulanan 2 hastanın da ana patoloji raporu malign gelince bu hastalara
tamamlayıcı tiroidektomi ameliyatı uygulandı.
48
İİAB yapılan hastaların FS çalışmalarına göre operasyonları Tablo 19 da
gösterilmiştir.
İİAB SONUÇLARI
OPERASYON ŞEKLİ
Malign
Benign
LOBEKTOMİ
FS Benign
0
% 0,0
4
5
% 100,0
9
SUBTOTOTAL
TİROİDEKTOMİ
FS Benign
0
% 0,0
3 % 100,0 4
% 100,0
7
FS Malign
9
% 56,3 2
% 22,2
6
% 22,2
17
FS Benign
2
% 12,5
% 0,0
2
% 7,4
4
FS Kararsız 5
% 31,3 7
% 77,8 19
% 70,4
31
16
16
36
TOTAL
TİROİDEKTOMİ
Toplam
100,0%
Şüpheli
68
Tablo-19; İİAB yapılan hastaların FS sonuçlarına göre operasyonları
Ana patoloji sonuçlarına göre FS çalışılan hastaların operasyonları Tablo 20 de
verilmiştir.
Patoloji
OPERASYON ŞEKLİ
Malign
Benign
LOBEKTOMİ
FS Benign
2 % 100,0
9 % 100,0
11
SUBTOTOTAL
TİROİDEKTOMİ
FS Benign
1 % 100,0
12 % 100,0
13
FS Malign
19 % 46,3
TOTAL
TİROİDEKTOMİ
FS Benign
FS Kararsız
Toplam
1
% 4,3
20
2
% 8,7
4
20 % 48,8
20 % 87,0
40
44
44
88
2
% 4,9
Tablo-20; Ana patoloji sonuçlarına göre FS çalışılan hastaların operasyonları
49
Ana patoloji sonuçlarına göre İİAB yapılan hastaların operasyonları Tablo 21 de
verilmiştir.
ANA PATOLOJİ
OPERASYON ŞEKLİ
Malign
1
Benign
LOBEKTOMİ
SUBTOTOTAL
İİAB Şüpheli
2
Benign
TİROİDEKTOMİ İİAB Şüpheli
Benign
% 100,0
68
% 93,2
69
% 0,0
5
% 6,8
5
% 100,0
44
% 91,7
46
% 0,0
4
% 8,3
4
Malign
27
% 45,0
1
% 3,8
28
Benign
7
% 11,7
3
% 11,5
10
TİROİDEKTOMİ İİAB Şüpheli 26
% 43,3
22
% 84,6
48
TOTAL
Toplam
63
147
210
Tablo-21: Ana patoloji sonuçlarına göre İİAB yapılan hastaların operasyonları
Toplu olarak bakıldığında rezeksiyon sonrasında ana patoloji sonucu malign
gelen hastaların %42,9 unda İİAB sonucu malign gelmişti. Aynı şekilde rezeksiyon
sonrası patoloji sonucu benign hastalıkla uyumlu gelen hastaların İİAB sonuçlarının
%78,2 si benign gelmişti(Tablo 4 te rezeksiyon materyallerinin İİAB sonuçları ile olan
ilişki verilmiştir). FS çalışılan ve ana patoloji sonucu malign gelen hastaların %43,2
sininde FS sonucu malign idi. Ana patoloji sonucu benign hastalık olarak bildirilen
hastaların ise %52,3 ü benign FS sonucuna sahipti(Tablo 5 te rezeksiyon
materyallerinin FS ile olan ilişkisi verilmiştir). Bu sonuçlar duyarlılık, özgüllük, pozitif
kestirim ve negatif kestirim değerlerini hesaplamak için kullanıldı.
İİAB sonuçlarında ana patoloji sonuçlarına göre hesaplanan Duyarlılık 0,73,
Özgüllük 0,99, Pozitif kestirim değeri 0,96, Negatif kestirim değeri 0,92, Doğruluk 0,93
bulunmuş, İİAB de malign dediğimiz bir hastanın ana patoloji sonucunda da malign
olma olasılığı benign dediğimiz hastalardan 84,65 kat daha fazla bulunmuştur. Bu
sonuçlara göre pozitif İİAB sonuçları ana patoloji sonuçları kadar güvenilir
bulunmuştur.
50
FS sonuçlarında patoloji sonuçlarına göre hesaplanan Duyarlılık 0,79, Özgüllük
0,96, Pozitif kestirim değeri 0,95, Negatif kestirim değeri 0,82, Doğruluk 0,88
bulunmuş, FS da malign dediğimiz bir hastanın ana patoloji sonucunda da malign olma
olasılığı benign dediğimiz hastalardan 19 kat daha fazla bulunmuştur. Bu sonuçlara göre
FS daki malign sonuçlar ana patoloji sonuçlarına göre kabul edilebilir düzeyde
bulunmuştur.
FS sonuçlarında İİAB sonuçlarına göre hesaplanan Duyarlılık 0,82, Özgüllük
0,78, Pozitif kestirim değeri 0,82, Negatif kestirim değeri 0,78, Doğruluk 0,80
bulunmuş, FS da malign dediğimiz bir hastanın İİAB sonucunda da malign olma
olasılığı benign dediğimiz hastalardan 3,68 kat daha fazla bulunmuştur. Bu sonuçlara
göre FS sonuçları İİAB sonuçları kadar güvenilir bulunmuştur(Tablo 22 de İİAB ve FS
sonuçlarının duyarlılık ve özgüllük hesaplamaları verilmiştir).
ANA
PATOLOJİ/İİAB
ANA PATOLOJİ/FS
İİAB/ FS
Duyarlılık
Özgüllük
PKD
NKD
Doğruluk LR(+) LR(-)
0,73
0,99
0,96
0,92
0,93
84,65
0,27
0,79
0,82
0,96
0,78
0,95
0,82
0,82
0,78
0,88
0,80
19,00
3,68
0,22
0,23
Tablo-22: İİAB ve FS’ nun Duyarlılık ve Özgüllük değerlendirmeleri
İİAB çalışılan 210 hastanın 86’sına total tiroidektomi, 54’üne subtotal
tiroidektomi, 74’üne lobektomi operasyonu yapılmıştı. 28 hastaya malign İİAB
sonucuna göre total tiroidektomi uygulanmıştı ve bunların 27’si malign ana patoloji
sonucuna sahipti. İİAB si şüpheli olan 57 hastanın 48’ine total tiroidektomi uygulandı,
ancak bunların sadece 26’sı malign ana patoloji sonucuna sahipti. 22 hasta benign ana
patoloji sonucuna sahip olduğu halde bunlara da total tiroidektomi uygulanmıştı.
İİAB si benign olan 115 hastanın 46’sına subtotal tiroidektomi, 69’una
lobektomi, 10’una da total tiroidektomi uygulanmıştı. 10 malign ana patoloji sonucu
tespit edildi. Bu hastalardan 2’si FS da malign olduğu için total tiroidektomi
uygulanmıştı ve ana patoloji sonuçları da malign geldi. 7’sine FS kararsız kaldığı için
total tiroidektomi uygulanmıştı ve bunlarında ana patoloji sonuçları 3’ünde benign,
4’ünde malign hastalıkla uyumlu geldi. 1 hastanın da operasyon esnasındaki
bulgularından dolayı total tiroidektomi uygulanmıştı ki bununda ana patoloji sonucu
51
malign geldi. 3 hasta sadece benign İİAB sonucuna göre opere edilmişti ki bu hastalara
daha sonra tamamlayıcı tiroidektomi uygulandı. Eğer sadece benign İİAB sonucuna
göre rezeksiyonlar yapılsaydı 10 hastaya tamamlayıcı tiroidektomi operasyonu
yapılması gerekecekti.
FS sonucu malign olan 20 hastaya total tiroidektomi uygulandı. Bunların 19’u
malign ana patoloji sonucuna sahipti. FS sonucu benign olan 28 hastanın 5’i malign ana
patoloji sonucuna sahipti. Bu 5 hastanın biri malign İİAB sonucuna sahip olduğu için,
bir diğerine de operasyon esnasındaki bulgulardan dolayı total tiroidektomi
uygulanmıştı. 3 hastanın 2 sine lobektomi, 1’ine subtotal tiroidektomi uygulanmıştı.
Daha sonra bu 3 hastaya tamamlayıcı tiroidektomi operasyonları yapıldı. Sadece benign
FS sonucuna göre karar verilseydi, 5 hastaya tamamlayıcı tiroidektomi operasyonu
yapılacaktı. FS nun kararsız kaldığı 40 hastanın ise tamamına total tiroidektomi
uygulandı. Bu hastaların 20’si malign ana patoloji sonucuna sahipti. 20’si de benign ana
patoloji sonucuna sahip olmalarına rağmen bunlara da total tiroidektomi uygulanmıştı.
Opere ettiğimiz 278 hastanın rezeksiyon kararlarına tekrar baktığımızda FS
değerlendirmesinin 17 hastanın rezeksiyon kararında değişiklik meydana getirdiği
görüldü(%6). 12 hastada total tiroidektomiden vazgeçildiği, 5 hastada ise total
tiroidektomiye karar verildiği görüldü. Total tiroidektomi yapılan 5 hastanın ana
patoloji sonuçları malign geldi. Ancak total tiroidektomiden vazgeçilen 12 hastanın 9’u
benign, 3’ü malign ana patoloji sonucuna sahip olduğu görüldü. Bu 3 hastada FS yanlış
negatifti, daha sonra bunlara tamamlayıcı tiroidektomi operasyonu uygulandı.
52
V. TARTIŞMA
Tiroit bezine bağlı hastalıklar günümüzde oldukça sık karşılaştığımız önemli
endokrin sorunların başında gelir. Diffüz guatr ve godüler guatr oldukça sık görülen
rahatsızlıklardır. Dünyadaki ortalama prevalansı %12 kabul edilmektedir. Olguların bir
kısmı sporadik olarak görülse de büyük çoğunluğu endemiktir(127).
Tiroit kanseri insidansı çevresel faktörlerin de etkisiyle farklı coğrafi bölgelerde
değişiklikler göstermektedir. Benign hastalıklar nedeniyle tiroit ameliyatı uygulanıp,
insidental olarak saptanan kanser vakalarında artış dikkati çekmektedir. Diferansiye
tiroit kanserlerinin mortalitesi düşük olmasına rağmen farklı biyolojik davranışlarından
dolayı dikkate alınmaları gerekir.
Tiroit kanserinin teşhisinde öncelikle ayrıntılı bir anamnez ve fizik muayene
yapılmalıdır. Tiroit fonksiyon testlerine bakılmalı, tiroit ultrasonografisi, tiroit
sintigrafisi, gerekiyorsa bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme
yöntemleri de yapılmalıdır. İİAB ve FS yöntemleri de tiroit kanseri tanısını koymada
önemli tetkiklerdir(93).
Bu çalışmada İİAB ve FS yöntemlerinin tiroit kanserlerine yaklaşımda
katkısının analiz sonuçlarını sunduk. Açıkça bu iki yöntemin de bu hastalıklarda ne
zaman ve hangi boyutta bir cerrahi müdahale uygulanacağına dair bariz bir katkısından
daha çok, klinisyene hastanın hikayesine, fizik muayenesine ve noninvaziv tanı
yöntemlerine dayanarak verdiği kararlara yardımcı olduğunu gördük.
Bir çok yayın solid tiroit nodülüne yaklaşımda İİAB tetkikini önemli bir adım
olarak tavsiye etmiştir(5-9). Malign bir tümörü ameliyat öncesinde tanımlamak ameliyat
planı yapmamızı kolaylaştırır. Bizim popülasyonda İİAB için tespit etmiş olduğumuz
duyarlılık ve özgüllük değerleri bizim ameliyat ettiğimiz hastalarla sınırlıdır. Bizdeki
İİAB nin duyarlılığı %73 özgüllüğü de %99 çıktı. Yüksek malignansi prevalansı olan
popülasyonlarda duyarlılık %70 ten %99a kadar değişebilir(10). Bizim sonuçlarımız
pozitif İİAB değerleri üzerinden hesaplandı. Preoperatif dönemde yapılan İİAB lerin
%27 si şüpheli lezyon olarak çıktı. Şüpheli sonuçlarda pozitif İİAB sonuçları içinde
analiz edilirse duyarlılık ve özgüllük değerleri dahada düşük bulunacaktır. Benign İİAB
sonucu olan hastaların %9’unda ana patoloji sonucu malign geldi. Bu noktada en önemli
tartışma, malign tümörü olduğu kanıtlanan hastaların %42,9’u malign İİAB sonucuna
sahip olmasıdır. Malign tümör tanısı almış hastaların %15,9’u benign, %41,3’ü şüpheli
İİAB sonucuna sahipti. Bundan çıkarmamız gereken sonuç negatif veya şüpheli sonuca
53
sahip İİAB sonucu olan hastaları ameliyata alırken, bu sonuçlara göre değil, diğer klinik
değerlendirme verilerine bakılmalıdır.
Tiroit tümörlerindeki malignansi risk faktörlerini ortaya koyan biçok mükemmel
ve geniş çalışmalar vardır(117-119). Radyasyon öyküsü, tiroit supresyon tedavisine
yanıtsızlık, recurren sinir basısı, disfaji gibi lokal semptomlar, metastatik hastalık varlığı
ve tümör çapı gibi faktörler bu çalışmalarca belirlenmiştir. Bu faktörler belirlenerek
ameliyat öncesi dönemde, ameliyat kararı vermede ve ameliyat planının yapılmasında
faydalanılabilir. Biz kliniğimizde tiroit tümörlerine yaklaşımda bu risk faktörlerinin
belirlenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Operasyon esnasında ise hastanın sahip
olduğu risk ve tiroit malignansisini belirlemek için kullanılan bazı başka ipuçları da
vardır. Operasyon esnasında lenf nodlarının varlığı, yumuşak doku kitleleri metastatik
hastalık mevcudiyetini, lokal invazyon veya bu dokunun FS inceleme sonucu malignite
tanısı için rölatif olarak faydalı olabilir(120-124). Tiroit dokusunun preoperatif
palpasyonu, varolan ancak görüntülenememiş başka lezyonların varlığını bulmamızı
sağlayabilir ki bu da bize bilateral hastalığı gösterebilir. Son olarakta FS yöntemi tek
başına malignite varlığını bize dökümante edebilir.
Tiroit cerrahisinde FS yönteminin yararı üzerine yapılan birçok çalışma
mevcuttur(13,15,124-126). Yine açıklanan duyarlılık ve özgüllük değerleri %80
düzeyindedir(10-12,21). Bu çalışmalarda hesaplamaların çoğu foliküler gruplar ve
sonucu piyesin incelenmesine bırakılan hastalar çalışma dışı bırakılarak yapılmıştır.
Bazı yayınlar FS yöntemi için yüksek duyarlılık ve özgüllük değerleri bildirmiş olup, bu
yöntemin her vakada uygulanmasını önermişlerdir(7,13,15). Bazıları ise FS tetkiki için
bazı endikasyonlar belirleyerek bu tetkikin tiroit cerrahisindeki yararlılığını arttırmaya
çalışmışlardır(9,11,14,16-19). Eksik, yetersiz, şüpheli bir İİAB sonucunu aydınlatmak
için kullanılmasını önermişlerdir. Şüpheli İİAB sonucu olan hastalara uyguladığımız FS
çalışmasında %52’sinde tanı konulamadı, %5,5’unda yanlış negatif, %3’ünde yanlış
pozitif sonuç saptandı. Bu sonuçlar tek başına İİAB ve klinik faktörler ile malignansi
saptama oranında önemli bir gelişme yapmamıştır. Farklı ekipler değişik oranlar
yayınlamışlardır.
Bazıları
FS
tetkikinin
bu
hastalarda
faydalı
olduğunu
açıklarken(9,11,14,16-19) bazıları da FS tetkikinin bu hastalara yaklaşımda katkısının
olmadığını
açıklamıştır(5,10,12,20-22).
Malignansi
prevalansı
yüksek
olan
popülasyonlarda operasyon planının yapılmasında FS yönteminin dikkat çekici bir etkisi
mevcuttur.
54
Bizim çalışmamız hem malign hemde benign tanıları olan hastaları
kapsamaktadır. Sadece malign hastalığı olan hastalarda yapsaydık, duyarlılık ve
özgüllük değerleri benign hastalığı olanlar için geçerli olmazdı. Bizim hasta
grubumuzda malignite saptanan hasta oranı %27 olarak saptanmıştır. Çalışmamızda
anlattığımız şekilde bir tiroid tümörünün %100 malign olduğunu bilmek piyesin
patolojik incelenmesi yapılmadan imkansızdır. Kliniğimizde yapılan total tiroidektomi
operasyonları İİAB sonuçlarının pozitif gelmesinden çok, başka sebeplerden dolayıdır.
Pozitif gelen bir FS sonucu total tiroidektomi yapılması için etkili bir faktör iken, FS
tetkikinin yokluğu veya kararsız kalması daha güçlü bir faktördür. Bu hastalar fizik
muayene, öykü, risk faktörleri ve yapılan çalışmalarla total tiroidektomi endikasyonu
güçlü olan hastalardı ki operasyon esnasında malign olmadığı garanti edilemiyordu. Bu
bilateral lezyonlar, total tiroidektomi uygulanan benign tiroit hastalarının %19,2 sini
içeriyordu.
Hastaların %19’u pozitif FS sonucuna sahip iken olguların sadece %6’sında FS
sonucu rezeksiyon genişliğini etkilemiştir. Her olguya risk faktörleri ve intraoperatif
bulgularıyla ayrı ayrı karar verilmiştir. Bu nedenle tiroit kanserlerinde rezeksiyonun
genişliğine, FS ya da İİAB sonuçlarına bağımlı olmaksızın karar verilebilir.
İİAB’deki hataların çoğu örnekleme sırasındaki hatalarla olur. Tekniğin
geliştirilmesiyle şüpheli ve yanlış negatif İİAB sonuçları azaltılabilir. Ek olarak FS için
yanlış negatif olan ya da ertelenmiş tanı oranları intraoperatif yapılan FS sayısının
arttırılmasıyla iyi yönde geliştirilebilir. Bu testlerin performansının getirisi tartışılabilir,
çünkü diğer prognostik faktörler daha ağırlıklı kullanılmaktadır.
Bu çalışmada sunulan veriler, operasyon gerekliliğinin belirlenmesi ve
malignansinin doğrulanmasında İİAB nin kullanımını desteklemektedir. Ancak İİAB
pratikte çok duyarlı değildir. Negatif İİAB sonucu diğer klinik faktörlerle gerekliliği
gösterilen operasyonu engellememelidir. Rezeksiyonun büyüklüğüne, oluşmuş risk
faktörlerinin ve boyun eksplorasyonundaki bulguların her ikisine bakılarak verilmelidir.
FS analizinin rutin kullanımı %100 önerilmez, çünkü karar verme sürecine etkisi azdır.
55
VI. SONUÇLAR
1. Tiroit kanserinin teşhisinde öncelikle ayrıntılı bir anamnez ve fizik muayene
yapılmalıdır.
2. İİAB ve FS yöntemlerinin her ikisinin de, cerrahi müdahale uygulanacak hastaya
bariz bir katkısından daha çok, cerrahın hastanın hikayesine, fizik muayenesine
ve noninvaziv tanı yöntemlerine dayanarak verdiği kararlara yardımcı olmuştur.
3. Negatif İİAB sonucuna sahip olan hastaları ameliyata alırken, bu sonuca göre
değil, diğer klinik değerlendirme verilerine bakılmalıdır.
4. Şüpheli İİAB sonucuna sahip olan hastaları ameliyata alırken, FS bir ek
değerlendirme yöntemi olarak kullanılabilir.
5. Tiroit tümörlerindeki malignansi risk faktörleri olan radyasyon öyküsü, tiroit
supresyon tedavisine yanıtsızlık, rekurren sinir basısı, disfaji gibi lokal
semptomlar, metastatik hastalık varlığı ve tümör çapı gibi faktörlerden ameliyat
öncesi dönemde, ameliyat kararı verilmesinde ve planlamasında faydalanılabilir.
6. Operasyon esnasında lenf nodlarının varlığı, yumuşak doku kitleleri metastatik
hastalık mevcudiyetini, lokal invazyonu gösterebilir. Bu dokuya FS inceleme
yapılması malignite tanısı için rölatif olarak faydalı olabilir.
7. Tiroit dokusunun preoperatif palpasyonu, varolan ancak görüntülenememiş
başka lezyonların varlığını bulmamızı sağlayabilir.
8. İİAB deki hataların çoğu örnekleme sırasındaki hatalarla olur. Tekniğin
geliştirilmesiyle şüpheli ve yanlış negatif İİAB sonuçları azaltılabilir.
9. FS için yanlış negatif olan yada ertelenmiş tanı oranları intraoperatif yapılan FS
sayısının arttırılmasıyla iyi yönde geliştirilebilir.
10. Bu çalışmada sunulan veriler, operasyon gerekliliğinin belirlenmesi ve
malignansinin doğrulanmasında İİAB nin kullanımını desteklemektedir.
11. Negatif İİAB sonucu diğer klinik faktörlerle gerekliliği gösterilen operasyonu
engellememelidir. Rezeksiyonun büyüklüğüne, oluşmuş risk faktörlerinin ve
boyun eksplorasyonundaki sırasındaki bulguların her ikisine bakılarak
verilmelidir.
12. FS analizinin rutin kullanımı %100 önerilmez, çünkü karar verme sürecine etkisi
azdır.
56
VII. KAYNAKLAR
1.
Yetkin E. Tiroidektomi komplikasyonları, In: İşgör A.: Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi, 1.baskı, İstanbul 2000; 10: 583-95.
2.
Ünal A. Klinik Cerrahi Onkoloji. Tiroid Kanserleri 1997; 27: 351-60.
3.
Kukora JS. Tiroid Kanseri. Cameron JL (ed). Güncel Cerrahi Tedavi-1. 2001; 11:
583-9.
4.
Ain KB. Papillary Thyroid Carcinoma. Etiology, Assessment, and Therapy.
Endocrinol Metab Clin North Am 1995; 24: 711-60.
5.
Hamburger JI, Hamburger SW. Declining Role of Frozen Section in Surgical
Planning for Thyroid Nodules. Surgery 1985; 98: 307-12.
6.
Kopald KH, Layfield LJ, Mohrmann R, Foshag LJ, Giuliano AE. Clarifying the
Role of Fine-needle Aspiration Cytologic Evaluation and Frozen Section
Examination in the Operative Management of Thyroid Cancer. Arc Surg 1989;
124:1201-4.
7.
Paphavasit A, Thompson GB, Hay ID, et al. Follicular and I Hurthle Cell Thyroid
Neoplasms. Is Frozen-Section Evaluation Worthwhile? Arch Surg 1997; 132: 6748.
8.
Chen H, Nicol TL, Udelsman R. Follicular Lesions of the Thyroid. Does Frozen
section Evaluation Alter OPerative Management? Ann Surg 1995; 222: 101-6.
9.
Shemen LJ, Chess Q. Fine-Needle Aspiration Biopsy Diagnosis of Follicular
Variant of Papillary Thyroid Cancer. Therapeutic İmplications. Otolanryngol
Head Neck Surg 1998; 119: 600-2.
10.
Boyd LA, Earnhardt RC, Dunn JT, Frierson HF, Hanks JB. Pre-operative
Evaluation and Predictive Value of Line-Needle Aspiration and Frozen Section of
Thyroid Nodules. J Am Coll Surg 1998: 187: 494-502.
11.
Sabel MS, Staren ED, Gianakakis LM, Dwarakanathan S, Prinz RA. User of Fineneedle Aspiration Biopsy and Frozen Section in the Management of the Solitary
Thyroid Nodule. Surgery 1997; 122: 1021-6.
12.
Irish JC, Van Nostrand AW, Asa SL, Gullane P, Rotstein L. Accuracy of
Pathologic Diagnosis in Thyroid Lesions. Arch Otolaryngol Head Neck Surg
1992; 118: 918-22.
57
13.
Layfield LJ, Mohrmann RL, Kopald KH, Giuliano AE. Use of Aspiration
Cytology and Frozen Section Examination for Management of Benign and
Malignant Thyroid Nodules. Cancer 1991; 68: 130-4.
14.
Rodriguez. JM, Parrilia P, Sola J, Bas A, Aguilar J, Moreno A, Soria T.
Comparison Between Preoperative Cytology and İntraoperative Frozen- Section
Biopsy in the Diagnosis of Thyroid Nodules. Br J Surg 1994; 81: 1151-4.
15.
Chang HY, Lin JD, Chen JF, Huang BY, Hsueh C, Jeng FB, Tsai JS. Correlation
of Fine Needle Aspiration Cytology and Frozen Section Biopsies in the Diagnosis
of Thyroid Nodules. J Clin Pathol 1997; 50: 1005-9.
16.
Hamming JF, Vriens MR, Goslings BM, Songun I, Fleuien GJ, Van de Velde CJ.
Role of Fine-needle Aspiration Biopsy and Frozen Section Examination in
Determining the Extent of Thyroidectomy. World J Surg 1998; 22: 575-9.
17.
Chen H, Zeiger MA, Clark DP, Westra WH, Udelsman R. Papillary Carcinoma of
the Thyroid. Can Operative Management Be Based Solely on Fine-needle
Aspiration? J Am Coll Surg 1997; 184: 605-10.
18.
McHenry CR, Rosen IB, Walfish PG, Bedard Y. Influence of Fine-needle
Aspiration Biopsy and Frozen Section Examination on the Management of
Thyroid Cancer. Am J Surg 1993; 166: 353-6.
19.
Aguilar-Diosdado M, A Contreras, I Gavilan, et al. Thyroid Nodules. Role of
Fine- needle Aspiration and İntraoperative Frozen Section Examination. Acta
Cytol 1997; 41: 677-82.
20.
Shaha A, Gleich I, Di Maio T, Jaffe BM. Accuracy and Pitfalls of Frozen Section
During Thyroid Surgery. J Surg Oncol 1990; 44: 84-92.
21.
Mulcahy MM, Cohen JI, Anderson PE, Ditamasso J, Schmidt W. Relative
Accuracy of Fine-needle Aspiration and Frozen Section in the Diagnosis of Welldifferentiated Thyroid Cancer. Laryngoscope 1998; 108: 494-6.
22.
Lin HS, Komisar A, Opher E, Blaugrund SM. Surgical Management of Thyroid
Masses. Assessing the Need for Frozen Section Evaluation. Laryngoscope I999;
109: 868-73.
23.
Sadler GP, Clark OH. Thyroid and parathyroid. Schwartz SI, Shires GT, Spencer
FC (ed). Principles of Surgery. 7th ed. New York: McGraw-Hill; 1999; 1661-87.
24.
Ureles AL. Thyroidology-Reflections on Tvventieth Century history. Falk S(ed)
Thyroid Disease. Raven Press. New York.1990; 1: 1-14.
25.
Acar H, Ergin K. Tiroid Cerrahisi. 1985: 1.
58
26.
Ojeda V.S. Parathyroid İnfarcts After Tracheostomy. New Zealand Medical
Journal 1997; 86: 477-8.
27.
Snell RS. Head and neck. İn: Snell RS, ed. Clinical Anatomy for Medical
Students, 4th ed, Boston: Little - Brown Comp. 1998; 717– 40
28.
Ureles AL, Freedman ZR. Thyroidology - reflections on twentieth century history.
in: Faik SA, ed. Thyroid Disease Endocrinology Surgery Nuclear Medicine and
Radiotherapy. 2nd ed. New York: Lippincott-Raven Publishers. 1997; l- 14.
29.
Kuran O. Glandula Thyroidea Sistematik Anatomi 2000; 579-83
30.
Skandalakis JE, Skandalakis PN, Skandalakis LJ. Anatomy of the Thyroid Gland.
İn Surgical Anatomy and Technique. Springer-Verlag. New York.1995; 11-97
31.
Dere F. Glandula Thyroidea ve Parathyroidea. Anatomi 1990; 497-50
32.
Keith LM, Arthur FD, Neck in Clinically Oriented Anatomy 4 th ed.
Toronto2000; 8: 1030-1
33.
Skandalakis JE, Gray SW, Rowe JS. Anatomical Complieations in General
Surgery. 1986; 2-36.
34.
Hansen JT. Embryology and Surgical Anatomy of the Lower Neck and Superior
Mediastinum. İn: Faik SA, ed. Thyroid Disease, Endocrinology Surgery Nuclear
Medicine and Radiotherapy 2nd ed. New York: Lippincott-Raven Publishers.
1997; 15-27.
35.
Thompson N W. Thyroid Gland. İn: Greenfield LJ, ed. Surgery Scientific
Principles and Practise 2nd ed. New York: Lippincott-Raven Publishers. 1997; 56:
1283-8.
36.
Attie JN, Khafıf RA. Preservation of Parathyroid Glands During total
thyroidectomy. İmproved Technique Utilizing Microsurgery. Am J Surg 1975;
130: 399-404.
37.
Halsted WS, Evans HM. The Parathyroid Glandules. Their Blood Supply and
Their Preservation in Operation Upon the Thyroid Gland. Ann Surg 1907; 47:
489.
38.
Katz AD. Parathyroid Auto-transplantation in Patients With Parathyroid Disease
and Total Thyroidectomy. Am J Surg 1981; 142: 490-3.
59
39.
Antonio RZ, Oze R. Prospective Study of Postoperative Comlicasion After Total
Thyroidektomy for Multinodüler Goiters. Ann Surg 2004; 18-25.
40.
Kaynaroğlu ZV. Tiroid Fizyolojisi ve Fonksiyon Testleri. İn: Sayek İ. (edit):
Temel Cerrahi 2. 1996; 15; 1523.
41.
Henry JF. Surgical Anatomy and Embryology of the Thyroid and Parathyroid
Glands and Rekürrent and External Laryngeal Nerves. Clark OH, Duh QY(ed).
Textbook of Endocrine Surgery. WB Saunders. Philadelphia.1997; 2: 8-14
42.
Kuran O. Sistematik anatomi. 1993; 7: 631-2.
43.
Fisher DA, Dussauelt JH. Thyroid Function in the Fetus. İn: Perinatal Thyroid
Physiology and Disease. New York Kaven press. 1975;10-1
44.
Alican F. Cerrahi dersleri, 1.kitap. 1998: 360-1.
45.
Guyton AC. Tiroit Bezi ve Metabolik Hormonlar. İn:Tıbbi Fizyoloji. Nobel/WB.
1989; 2: 1293-309.
46.
Tezelman ST, Siperstein AE. Signal Transduction in Thyroid Neoplasms. Clark
OH, Duh QY. (ed): Textbook of Endocrine Surgery. WB Saunders. Philadelphia.
1997; 28: 214-27.
47.
Gökhan N, Çavuşoğlu H. Tiroit bezi ve Metabolik Hormonlar. Gökhan N,
Çavuşoğlu H (çeviri ed). Tıbbi Fizyoloji. 1989: 1293-1309.
48.
Bouknight AL. Throid Physiology and Thyroid Function Testing. Otolaryng Clin
Am 2003; 36: 9-15.
49.
De Lange F. lodine Nutrition and Congenital Hypothyroidism. Fisher DA, Gilnoer
D (ed). Research in Congenital Hypothyroidism. 1989; 173-85.
50.
İşgör A. Tiroit Fizyolojisi. İşgör A (ed). Tiroit Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 69122.
51.
Best and Taylor's. Physiological Basis of Medical Practice: Ed. I. B. West.
Endocrine System. Gordon N. 1985;1
52.
Clark H.O. Textbook of Endocrine Surgery. Thyroid Physiology (Leigh W.
Delbridge) W.B.Saunders Company.1997;10-2
53.
Sehimmel M, Utiger E, et al: Thyroidal and Peripheral Production of Thyroid
Hormones. Ann Intern Med 1997; 87; 760.
54.
Yıldırım S, lşgör A. Tiroid Fonksiyon Testleri. İşgör A (ed). Tiroid Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 3: 139-52.
55.
Singer A.P. CIinical Approach to Thyroid Function Testing. Falk SE. Thyroid
Disease. Second Edition. Lippincott Raven. Philadelphia. 1997; 4; 41-52.
60
56.
Tunçbilek A. Direkt Radyografi, Bilgisayarlı Tomografi, Ultrasonografi, Renkli
Doppler Ultrasonografi. İşgör A (ed). Tiroid Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 3:
169-75.
57.
Noyek A.M, Finkelstein D.M, Wıtterick I.J, Kirsh J.C. Diagnostic Imaging of the
Thyroid Gland. Falk SH. Thyroid Disease. Second Edition. Lippincott Raven.
Philadelphia. 1997; 9: 135-43.
58.
Wilson A. G, O'Mara R.E. Uptake Tests, Thyroid and Whole Body Imaging with
Isotopes. Falk SE. Thyroid Disease. Second Edition, Lippincot Raven,
Philadelphia. 1997; 8: 113-31.
59.
Ashcraft MW, Van Herle AJ. Managment of Thyroid Nodules. II. Scanning
Techniques, Thyroid Supressive Therapy, and Fine-needle Aspiration. Head Neck
Surg 1981;3: 297
60.
İnce Ü. İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi Tekniği. İşgör A (ed). Tiroid Hastalıkları
ve Cerrahisi. 2000; 3: 187-94.
61.
Gharib H, Goellner JR. Fine-needle Aspiration Biopsy of the Thyroid. Ann Intern
Med 1993; 118: 282-9.
62.
Rojeski MT, Gharib H. Nodular Thyroid Disease. Evaluation and Managment. N
Engl J Med 1985; 313: 428-36.
63.
Meko JB, Norton JA. Large Cystik/solid Thyroid Nodules a Potantial False
Negative Fine-needle aApiration. Surgery 11: 1995;996.
64.
Tollin SR, Mery GM, Jelveh N, Fallon EF, Mikhail M, Blumenfeld W, Perlmutter
S. The use of Fine-needle Aspiration Biopsy Under Ultrasound Guidance to
Assess the Risk of Malignancy in Patients With a Multinodular Goiter. Thyroid
2000; 10: 235-39.
65.
Watters DA, Ahuja AT, Evans RM, Chick W, King WW, Metreweli C, Li AK.
Role of Ultrasound in the Management of Thyroid Nodules. Am J Surg 1992; 164:
654-60.
66.
Tomimori
EK,
Camargo
RY,
Bisi
H,
Medeiros-Neto
G.
Combined
Ultrasonografic and Cytological Studies in the Management of Thyroid Nodules.
Biochimie. 1999; 81: 447-51.
67.
Kakkos SK. Scopa CD, Chalmoukis AK, Karachalios DA, Spiliotis JD,
Harkoftakis JG, Karavias DD, Androulakis JA, Vagenakis AG. Relative Risk of
Cancer in Sonographically Detected Thyroid Nodules With Calcifications. J Clin
Ultrasound 2000; 28: 347-52.
61
68.
Uysal AR. Tirotoksikoz ve Hipertiroidizm. İşgör A (ed). Tiroid Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 6: 299-324.
69.
Wartofsky L, Glinoer D, Solomon B, et al. Differences and Similarities in the
Diagnosis and Treatment of Graves Disease in Europe, Japan, and the United
States. Thyroid 1991; l(2):129-35.
70.
İşgör A. Hipertiroidizmin Cerrahi Tedavisi. İşgör A (ed). Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 6: 331-43.
71.
Levetan C, Wartofsky L. A Clinical Guide to the Management of Graves Disease
With Radioactive İodine. Endocr Pract 1995; 1(3): 205-12.
72.
Chou F, Sheen-Chen S, Chen Y, et al. Hyperthyroidism and Concurrent Thyroid
Cancer. Int Surg 1993; 78(4): 343-6.
73.
Miccoli P, Vitti P, Rago T, et al. Surgical Treatment of Graves' Disease: Subtotal
or Total Thyroidectomy? Surgery 1996; 120(6): 1020-4.
74.
Makiuchi M, Miyakava M, Sugenoya A, et al. An Evaluation of Several
Prognostic Factors in the Surgical Treatment for Thyrotoxicosis. Surg Gynecol
Obstet 1981; 152(5):639-41.
75.
Goretzki PE, Wahl RA, Branscheid D, et al. Indication for Operation of Patients
With Autonomously Functioning Thyroid Tissue in Endemic Goiter Areas. World
J Surg 1985; 9( l): 149-55.
76.
Simms JM, Talbot CH. Surgery for Thyrotoxicosis. Br J Surg 1983; 70(10): 5813.
77.
Burch HB, Wartofsky L: Life-threatening Thyrotoxicosis. Thyroid Storm.
Endocrinol Metab Clin North Am 1993; 22(2): 263-77.
78.
Franklyn JA. The Munugcmcnt of Hyperthyroidism. N Engl J Med 1994; 330
(24): I731-8.
79.
Hanks JB. Thyroid. Sabıston D.C (ed). Textbook of Surgery. 2001; 603-28.
80.
İşgör A. Multinodüler Guatr, İşgör A (ed). Tiroit Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000;
233-8.
81.
Day AT, Chu A, Hoang HG. Multinodular Goiter. Otolaryng Cli N Am 2003; 36:
35-54.
82.
Peter HJ, Burgi U, Gerber H. Pathogenesis of Nontoxic Diffuse and Nodular
Goiter. Brawerman LE, Utiger RD (ed). The Thyroid. 7th ed. New York:
Lippincott-Raven; 1996; 890- 908.
83.
Gharib J, James EM, Charboneaud JW. Suppressive Therapy With Levothyroxine
62
for Solitary Thyroid Nodules. N Eng J Med 1987; 317: 70.
84.
0'Donnell AL. Hyperthyroidizm: Systemic Effects and Differential Diagnosis.
Falk SE, Thyroid Disease: Second Edition. Lippincott Raven. PhiladeIphia. 1997;
14: 241-52.
85.
Molitch ME, Beck JR, Deisman M. The cold Thyroid Nodule: Analysis of
Diagnostic and Therapeutic Options. Endocr Rev 1984; 5: 184.
86.
Hay İD. Thyroiditis: A Clinical Update. Mayo Clin Proc 1985; 60:836-43.
87.
Lida F, Sugenoya A. Thyroiditis: Acute, Subacute, Hashimoto's and Riedel's. İn:
Clark OH, Duh QY. eds. Textbook of Endocrine Surgery. 1997:33-8.
88.
Ünal G. Tiroiditler. Ünal G.(ed). Tiroid Hastalıkları. İstanbul Üniversitesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları; 2000; 260-72.
89.
Singer PA. Thyroiditis. Acute, Subacute, and Chronic. Med Clin North Am 1991;
75(l): 61-77.
90.
Hirabayashi RN, Lindsay S. The Relation of Thyroid Carcinoma and Chronic
Thyroiditis. Surg Gynecol Obstet 1965; 121:243-52.
91.
Özyeğin A, Yavuz M. Benign Tiroit Tümörleri. İn. İşgör A, Tiroit hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 8: 365-6.
92.
Koçak S. Ender Görülen Tiroit Tümörleri ve Tiroide Metastaz Yapan Kanserler,
İn.: İşgör A: Tiroit Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 8: 439-42.
93.
John S, Kukora MD, FACS Thyroid Carcinoma Current Surgicaltherapy. 2001;
11: 588.
94.
İşgör A. İnce İğne Aspirasyon Biyopsisinin Klinik Önemi.: İşgör A. Tiroit
Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 10: 195-8.
95.
Hurng, Song-Wu J, Young MD, Clark OH, İn.: İşgör A. Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 8: 367-81.
96.
Challeton C, Bounacer A, Du Villard JA, et al. Pattern of Ras and Gsp Oncogene
Mutations in Radiation-associated Human Thyroid Tumors. Oncogene 1995; 11:
601-3.
97.
Franceschi S, Talamini R, Fassina A., et al. Diet and Epithelial Cancer of the
Thyroid Gland. Tumori 1990; 76: 331.
98.
Tezelman S. Tiroid Tümör Agresivite Belirleyicileri. İn.: Ünal G, Tiroid
Hastalıkları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları.2000; 290-8.
99.
Ünal G. Papiller Tiroid Kanseri İn.:Ünal G. Tiroid Hastalıkları. İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları. 2000;336-48.
63
100. Başkan S, Koçak S. Papiller Tiroit Karsinomu, İn.: İşgör A. Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 8: 383-9
101. Ünal G. Diferansiye Tiroid Kanserinde Uzak Metastazların Tedavisi in.: Ünal G,
Tiroid Hastalıkları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları.
2000; 386-97.
102. Hay İD, Grant CS, van Heerden JA, et al. Papillary Thyroid Microcarcinoma: a
Study of 535 Cases Observed in a 50 Year Period. Surgery 1992 ;112(6): 1139-46
103. Aydıntuğ S. Foliküler Tiroit Karsinomları, İn.: İşgör A. Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 8: 391-6.
104. Doherty GM. Follicular Neoplasms of the Thyroid. İn: Clark OH, Duh QY, eds.
Textbook of Endocrine Surgery. 1997; 95-102.
105. Ünal G. Foliküler Tiroid Kanseri in: Ünal G ed. Tiroid Hastalıkları. İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları. 2000; 386-97.
106. Ünal G, Çerçel A. Medülller Tiroid Kanseri İn: Ünal G ed. Tiroid Hastalıkları.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları. 2000; 422- 35.
107. Ünal G, Çerçel A. İndiferansiye Tiroid Kanseri (Anaplastik Kanser) İn: Ünal G
ed. Tiroid Hastalıkları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları.
2000; 436-43.
108. Tezelman S. Anaplastik Tiroit Karsinomu, İn: İşgör A. Tiroit Hastalıkları ve
Cerrahisi. 2000; 8: 433.
109. Kebelew E, Clark OH. Hurthle Hücreli Tiroit Karsinomu, İn.: İşgör A. Tiroit
Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 8: 397-403.
110. Özmen V. Hurthle Hücreli Tümörler İn: Ünal G. ed. Tiroid Hastalıkları. İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları. 2000: 354-8.
111. Ünal G. Tiroid Lenfomaları ve Tiroidin Nadir Görülen Diğer Tümörleri İn: Ünal
G. ed. Tiroid Hastalıkları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Yayınları. 2000; 452-62.
112. Kızılkaya O. Tiroit karsinomlarında eksternal Radyoterapi. İn: İşgör A, Tiroit
Hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 8: 451-7.
113. Duran M, Rekürren Tiroit Kanserleri. İn.: İşgör A. Tiroit hastalıkları ve Cerrahisi.
2000; 8: 445.
114. Bayar D, Green S, Don P, et al. A Study of the Eon JC. Thyroid cancer
Cooperative Group. Eur J Cancer 1979; 15: 1033.
115. Sherman SI, Brierley JD, Sperling M, et al: Prospective Multicenter Study of
64
Thyroid Carcinoma Treatment İnitial Analysis of Staging and Outcome. Cancer
1998; 83: 1012.
116. Kılıç AY, Sayek İ. Diferansiye Tiroit Karsinomlarının Tedavisinde tamamlayıcı
Tiroidektominin Yeri İn.: İşgör A. Tiroit hastalıkları ve Cerrahisi. 2000; 8: 405-9.
117. Byar DP, Green SB, Dor P, et al. A Prognostic İndex for Thyroid Carcinoma. A
Study of the E.O.R.T.C. Thyroid Cancer Cooperative Group. Eur J Cancer 1979;
15: 1033-41.
118. Hay ID, Grant CS, Taylor WF, McConahey WM. İpsilateral Lobectomy Versus
Bilateral Lobar Resection in Papillary Thyroid Carcinoma: a Retrospective
Analysis of Surgical Outcome Using a Novel Prognostic Scoring System. Surgery
1987; 102:1088-95.
119. Cady B, Rossi R. An Expanded View of Risk-group Definition in Differentiated
Thyroid Carcinoma. Surgery 1988; 104: 947-53.
120. Shaha AR, Lore TR, Shah JP. Intermediate-risk Group for Differ-entiated
Carcinoma of Thyroid. Surgery 1994; 116:1036-40.
121. Shaha AR, Loree TR, Shah JP. Prognostic Factors and Risk Group Analysis in
Follicular Carcinoma of the Thyroid. Surgery 1995; 118; 11131-6.
122. Shaha AR, Shah JP, Loree TR. Risk Group Stratification and Prognostic Factors
in Papillary Carcinoma of Thyroid. Ann Surg Oncol 1996; 3:534-8.
123. Shaha AR, Shah JP, Loree TR. Low-risk Differentiated Thyroid Cancer: the Need
for Selective Treatment. Ann Surg Oncol 1997; 4: 328-33.
124. Kraemer BB. Frozen Section Diagnosis and the Thyroid. Semin Diagn Pathol
1987; 4: 169-89.
125. Rosen Y, Rosenblatt P, Saltzman E. Intraoperative Pathologic Diagnosis of
Thyroid Neoplasms. Report on Experience With 504 Specimens. Cancer 1990; 66:
2001-6.
126. Kingston GW, Bugis SP, Davis N. Role of Frozen Section and Clinical Parameters
in Distinguishing Benign from Malignant Follicular Neoplasms of the Thyroid.
Am J Surg 1992; 164: 603-5.
127. Urgancıoğlu İ, Hatemi H, Uslu İ. Endemik Guatr Taramalarının 2.
değerlendirilmesi. Klinik Gelişim 1987; 36-8.
65
VIII. TABLOLAR
Tablo-1: Tiroit nodüllerinde benign-malign ayrımında kullanılan ultrasonografik
kriterlere
Tablo-2: İİAB ile elde edeceğimiz sonuçlar
Tablo-3: Dünya Sağlık Örgütü Guatr derecelendirmesi
Tablo-4: Tiroiditlerin sınıflandırılması
Tablo-5: Tiroit bezinin benign tümörlerinin sınıflandırılması
Tablo-6: Soliter tiroit nodüllerinin sınıflandırılması
Tablo-7: Tiroit kanserleri ile ilişkili gen ürünleri
Tablo-8: Tiroit kanseri etyolojisinde etkili faktörler
Tablo-9: Tiroit bezinin malign tümörleri
Tablo-10: Tiroit medüller kanserinin klinik şekilleri
Tablo-11: TNM sınıflamasına göre evreleme
Tablo-12: Tiroidektomi komplikasyonları
Tablo-13;Tiroidektomi yapılan hastaların dağılımı
Tablo-14; İİAB sonuçlarının dağılımı
Tablo-15; FS sonuçlarının dağılımı
Tablo-16; Ana patoloji sonuçlarının İİAB sonuçları
Tablo-17; Ana patoloji sonuçlarının FS sonuçları
Tablo-18; FS sonuçlarının İİAB ile karşılaştırılması
Tablo-19; İİAB yapılan hastaların FS sonuçlarına göre operasyonları
Tablo-20; Ana patoloji sonuçlarına göre FS çalışılan hastaların operasyonları
Tablo-21: Ana patoloji sonuçlarına göre İİAB yapılan hastaların operasyonları
Tablo-22: İİAB ve FS nun Duyarlılık ve Özgüllük değerlendirmeleri
66
IX. KISALTMALAR (Alfabetik Sırayla)
AMA: Antimikrozomal antikor
APUD: Amin precursor uptake decarboxylase
ATA:
Anti Tiroglobulin antikorlar
ATP:
Adenozintrifosfat
BT:
Bilgisayarlı tomografi
CEA: Karsinoembriyonik antijen
CL:
Kalsitonin
DİT:
Diiyodotirozin
DTC: Diferansiye tiroit karsinomlarının
EGF: Epidermal büyüme faktörü
FGF: Fibroblast büyüme faktörleri
FT3: Serbest T3
FT4: SerbestT4
FT3İ: Serbest T3 İndeksi
FT4İ: Serbest T4 İndeksi
Ga-67: Gallium-67
HGF: Hepatosit büyüme faktörü
HHK: Hürthle hücreli kanser
I-123: iyot-123
1-131: iyot-131
IGFs: İnsülin benzeri büyüme faktörleri
İİAB: İnce iğne aspirasyon biopsisi
İTA:
İnferior tiroit arter
LATS: Long acting thyroid stimulator
MİT:
Monoiyodotiro/in
MMI: Metimazol
MRG: Magnetik rezonans görüntüleme
MTK: Medüller tiroit kanseri
PDGF: Trombositten türüycn büyüme faktörü
PTU:
Propiltiyourasil
RAIU: Radyoaktif iyot tutulumu
67
RLS:
Rekürren laringeal sinir
SLS-E: Süperior laringeal sinirin eksternal dalı
STA:
Süperior tiroit arter
sTSH: Non-izotop immunometrik TSH analizi
T3:
Triiyodotronin
T4:
Tiroksin
T3RU: T3 Resin Uptake
TBAb: Tiroit bloke edici antikorlar
TBG: Tiroksin bağlayıcı globulin
TBPA: Tiroksin bağlayıcı prealbumin
Tc-99m: Teknesyum-99m
TG:
Tiroglobulin
TGF-P: Transforme edici büyüme faktörü-beta
Tl-201: Tallium-201
TMG: Toksik multinodüler guatrdır
TPO:
Tiroit peroksidaz
TPOAb: Tiroit peroksidaz antikorları
TR Ab: TSH reseptör antikorları
TRH: Tirotropin releasing hormonun
TSH: Tiroit Stimülan Hormon
TSH-R: TSH reseptörlerine
TSİ: Tiroit stimülan immünglobulin
TSN: Toksik soliter nodul
TT3: TotalT3
TT4: Total T4
USG: Ultrasonografi
68
Download