reklam ve çocuklar

advertisement
T.C.
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
HALKLA İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
REKLAMCILIK VE TANITIM BİLİM DALI
REKLAM VE ÇOCUKLAR
ETHEM ÖZGÜVEN
Danışman: Prof. Dr. Nurhan TOSUN
İSTANBUL, 2016
4
GENEL BİLGİLER
Ad ve Soyad
:
ETHEM ÖZGÜVEN
Öğrenci Numarası
:
Anabilim Dalı
:
HALKLA İLIŞKILER (Y.L.)
Bilim Dalı/ Programı
:
REKLAMCILIK VE TANITIM
Dersin Adı
:STRATEJIK REKLAM YÖNETIMI
Dersin Danışmanı
:
5
578215019
PROF. DR. NURHAN TOSUN
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ……………………………………………………………………………....4
2. ÇOCUKLAR VE TÜKETİM………………………………………………...….5
2.1. Çocuk Tüketicilerin Ortaya Çıkışı ve Nedenleri………………….………5
2.2. Çocuk Pazarına Genel Bir Bakış……………………………………….....6
3. ÇOCUK VE REKLAM İLİŞKİSİ….……………………………………….…..9
3.1. Çocukların Psikoseksüel Gelişimi ve Reklam…………………………...10
3.2. Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri………………………….……12
3.3. Reklamlarda Çocuğa Aktarılanlar……………………………………......15
3.4. Çocukların Reklamı Anlama Düzeyleri…………………………….….....17
3.5. Çocukların Reklamlara Karşı Tepkileri…………………………………..18
4. ÇOCUKLARA YÖNELİK REKLAMLAR………………………………..…20
4.1. Çocuklara Yönelik Reklamlar……………………………………….…….20
4.2. Reklamcılar Açısından Çocuğun Taşıdığı Anlamlar………………….…..21
5. SONUÇ……………………………………………………………………….…..23
KAYNAKÇA………………………………………………………………………..24
6
1. GİRİŞ
Markalar için oldukça önemli bir pazarı oluşturan çocuklar hem günümüzde belli bir satın
alma potansiyeline sahip birer tüketici hem de gelecekte bu potansiyellerini koruyacak
bireylerdir. Bunun farkında olan markalar çocuklara yönelik reklamlar üzerinde durmakta ve
çalışmalarına bu anlamda ağırlık vermektedirler.
Çalışmada, çocuk ve reklam ilişkisi irdelenmeye çalışılmıştır. Çocukların reklamlardan
etkilenme ve reklamı anlama düzeyleri, reklamlarla çocuğa aktarılanlar, çocukların reklamlara
verdiği tepkiler gibi başlıklar çalışma içerisinde incelenmiştir.
7
2. ÇOCUKLAR VE TÜKETİM
2.1. Çocuk Tüketicilerin Ortaya Çıkışı Ve Nedenleri
Yeni pazarların doğması ve tüketimin sürekli hale gelebilmesi için çeşitli dönemlerde farklı
tüketici gruplarına seslenilmiştir. Örneğin, kadınlar Amerika Birleşik Devletleri'nde, 19.
yüzyılın sonlarından itibaren planlı olarak tüketime teşvik edilerek tüketici olarak
konumlandırılmıştır. Daha sonraki yıllarda İngiltere, Almanya ve gelişmekte olan pek çok
ülkede de kadınlar çeşitli pazarlama uygulamalarıyla tüketime yönlendirilmiştir. Modern
kapitalist toplumda kadının tüketici olarak konumlandırılmasına karşın erkek üretendir.
1950'li yıllarda ise 2. Dünya Savaşı'nın sona ermesi ve toplumların refah düzeylerinin
yükselmesiyle erkeklerin de bir tüketici sınıfı olabileceği fikri doğmuştur. Bu fikir ışığında
postmodern kapitalist toplumda erkekler de kendilerini tüketimle ifade eden bireylere
dönüşmüştür (Bocock, 2009: 100-103. akt. K. Aydın, 2015). Ayrıca 1950'li yıllar çocuklara
yönelik pazarlama için önemli bir dönemdir. Bunun en önemli nedeni, özellikle Amerika
Birleşik Devletleri'nde savaşların ve ekonomik sıkıntıların sona ermesiyle bebek nüfusunda
ortaya çıkan artıştır. "Baby boomer"
(bebek patlaması)
olarak nitelendirilen bu kuşak,
ebeveynlerinin yaşadığı sıkıntılı dönemden sonra toplumsal ve ekonomik olarak rahatlamış
bir toplumda doğmuştur. Bu dönemde, çeşitli tüketim mallarının ve tüketim anlayışının
ortaya çıkmasıyla oluşan yeni tüketim toplumunda çocuklar önemli aktörler haline gelmiştir
(Leach, vd., 2013. akt. K. Aydın, 2015).
Günümüzde çocukların tüketici sınıfı olarak görülmesi anlayışı, çocukların tüketimde söz
sahibi olmalarındaki artışa paralel olarak önem kazanmıştır. 2000 yılında Amerika Birleşik
Devletleri'nde 28 milyon dolarlık harcama 12 yaş ve altı çocuklardan oluşan bir pazarın
kontrolündedir. Avrupa ülkelerinde de benzer bir tablo söz konusudur (Gunter, vd., 2008:
2.akt. K. Aydın, 2015). Bunun ilk nedeni, çocukların sahip oldukları harçlıklar nedeniyle bir
tüketim gücüne sahip olmalarıdır. Bir diğer neden ise çocukların ailelerinin tüketimlerinde
söz sahibi olmalarıdır (Flurry, 2004; Odabaşı ve Barış, 2002: 71.akt. K. Aydın, 2015). Ayrıca
çocukların geleceğin potansiyel tüketicileri olmaları nedeniyle reklamverenlerin çocukları
markalarla erken yaşta tanıştırmak istemeleri, çocukların tüketici olarak görülmesinin
8
nedenlerindendir. Çünkü çocuk yaşlarda kazanılan tüketim alışkanlıkları gelecekteki tüketim
davranışlarının temelini oluşturmaktadır. Böylece çocuklarla iletişim kuran markaların
gelecekte onlarla daha kolay ve sağlam bağlar kurması beklenmektedir (McNeal, 1999:
16.akt. K. Aydın, 2015). Tüm bunların sonucunda günümüzde çocuklar "dinlenilmesi,
bilgilendirilmesi ve ikna edilmesi gereken güçlü bir hedef kitle" (Aktaş, vd., 2011: 116.akt. K.
Aydın, 2015) durumuna gelmiştir.
2.2. Çocuk Pazarına Genel Bakış
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşları 13 ve altı düzeyinde 52 milyonu aşkın
çocuk yaşamakta ve bu çocuklar yılda yaklaşık aldıkları hediyeler, cep harçlığı ve ufak tefek
işlerden edindikleri girdiyi kapsayan 24 milyar dolar ederinde kişisel harcama yapmaktadırlar.
Bunun yanı sıra ebeveynlerin kazançlarının 188 milyar dolarına tekabül eden bir harcama
miktarı da çocuklara yönelik olarak yapılmaktadır. Hatta çocuklar günümüzde aile içerisinde
satın alacak araba, gidilecek tatil ve edinilecek bilgisayar türüne kadar birçok farklı erişkin
tipi satın almalarda dahi söz sahibi olabilmekte, bu satın alımlar üzerinde büyük bir etkiye
sahip olabilmektedirler. Farklı nedenlerden ötürü çocuklarının üzerine aşırı biçimde titreyen
bir grup ebeveynin satın alım gücü de eklendiğinde ortaya yaklaşık 500 milyar dolarlık bir
pazar çıktığı görülmekte ve bunun sonucunda reklamverenlerin ilgisi giderek daha yoğun
biçimlerde bu genç kitlenin üzerine odaklanmaktadır(Engin, 2013, s:217-235).
Türkiye’de 2012 sonu itibariyle 22 milyon 692 bin 174 çocuk bulunuyor. Yaş grubuna göre
incelendiğinde, geçtiğimiz yıl çocuk nüfusun yüzde 27,3’ünü 0-4 yaş grubu, yüzde 27,1’ini 59, yüzde 28,6’sını 10-14 ve yüzde 16,9’unu ise 15-17 yaş grubu çocuklar oluşturuyor. Bu
anlamda Türkiye’de de çocuk nüfusunun oldukça dinamik ve yoğun bir demografik kesim
olduğu görülmekte, Türkiye çocuk pazarı da marka ve reklamverenler açısından kazançlı bir
alan olarak ele alınmaktadır(a.g.e).
Son on yıllık süreç içerisinde çocuklara yönelik reklamlarda yılda yüzde on beş ila yirmi
oranında bir artış olduğu kaydedilmiştir (Levingston, 1999.akt. Engin, 2013, s:217-235). En
erken dönemlerde reklamı yapılan çocuklara yönelik ürünler şekerleme, kahvaltılık gevrekler
ve oyuncaklardı. Ancak günümüzde giderek çok daha fazla oranlarda ve sıklıkta çocuklara
9
yönelik olarak fotoğraf makineleri, saatler, tablet bilgisayarlar, cep telefonları gibi lüks
tüketim ürünlerinin tanıtımı yapılmaktadır(a.g.e).
Üreticiler, erken dönemde yaratılan marka sadakatinin, markalarının geleceği açısından çok
şey ifade ettiğinin bilincinde hareket etmektedir. Bu “erken” dönemin de giderek daha genç
yaş sınırlarına çekildiği bir dönemden geçtiğimiz hiç şüphe götürmemektedir. Araştırmalar,
bebekler altı aylık olduklarında, bu süreç içerisinde reklam içeriğine maruz kalmışlarsa,
markaların logolarını tanımaya başladıklarını göstermektedir; üç yaşına geldiklerinde ise çoğu
kimi ürünleri belirli marka tercihleri üzerinden edinmek isteyebilmektedir (Burns, 1999.akt.
Engin, 2013, s:217-235). Ortalama bir çocuk on yaşına geldiğinde, 400 adet markayı
ezberlerine almış olabilmektedir. Marka sadakati, büyük şirketler için çok büyük önem
taşımaktadır. Her bir olası tüketici bu şirketler açısından yüz bin dolarlık bir değere denk
düşmektedir. Günümüzde reklamverenler, çocuklara yönelik olarak yılda iki milyar dolardan
fazla reklam yatırımı yapmaktadır. Bu miktarın, on yıl öncesiyle kıyaslandığında, yaklaşık
yirmi katına çıkmış olduğu görülmektedir (O’Crowley, 2000. akt. Engin, 2013, s:217-235).
Çocuklara yönelik reklamlar ise reklamcılık söylemi içerisinde en tartışmalı konulardan biri
olarak varlığı sürdürmektedir(Engin, 2013, s:217-235).
Genellikle çocuklara yönelik gerçekleştirilen pazarlama ve satış teknikleri kötücül olarak
nitelendirilmekte ve pazarlamacılar bu yönde birçok farklı eleştiriyle karşı karşıya
kalabilmektedir. Örneğin çocuk gelişimi uzmanları, çocuk sağlığındaki olumsuz eğilimlerin,
giderek artış gösteren pazarlama faaliyetleriyle paralel bir görünüm arz ettiğine işaret
etmektedir. Çocukların, pazarlamanın en geniş segmentlerinden biri olan hazır ve paketlenmiş
yiyeceklere rağbet ettikleri bu günlerde, çocuklarda görülen obezite oranlarında ciddi bir artış
gözlenmektedir. Merkezi Londra’da bulunan bir sivil toplum kuruluşu olan Consumers
International’ın bulgularına göre Britanya televizyonunda gösterilen çocuklara yönelik
reklamların %95’i yağ, şeker ya da tuz oranı yüksek besinler için yapılan reklam çalışmaları
olarak kaydedilmişti. Aynı araştırma sonuçlarına göre Britanya’da yaşayan çocuklar Avrupa
genelinde obezitenin en fazla oranlarda görüldüğü çocuk grubunu oluşturmaktaydı (Ford,
1999). Çocuk gelişimi uzmanları, lisanslı karakterlerin oynadığı dizi ve filmlerde işlenen hazır
ve basmakalıp hikâyeler yüzünden çocukların doğal ve spontan oyunlar oynamaktan giderek
uzaklaştıklarını bildirmektedir. Örneğin Alman psikologlar uzun zamandır ebeveynlerin
kafalarını kurcala yan bir meseleyi araştırmalarında ele alarak şu sonuca varmışlardır:
Çocukların, pazarın mutlaka edinilmesi gerekliliğini dayattığı oyuncakların hiçbirine
gereksinim duymadıklarını ortaya koymuşlardır(a.g.e).
10
Kimi başka psikologlar da birçok ürüne ait mesaj stratejilerinin çocukların kimlik
duygularının şekillenmesi üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedirler. California Berkeley
Üniversitesi psikologlarından Allen Kanner’a göre reklam mesajları, çocukların ancak
tanıtımını yaptıkları ürünleri edinmeleri durumunda arkadaşları arasında beğenileceklerini,
başarılı bulunacaklarını ve popüler olabileceklerini ifade etmektedir. Bunları yapmadığı ya da
edinemediği takdirde çocuğun kaybetmeye mahkûm olacağı okumasını yapmamak neredeyse
imkânsızdır. Bilinçli olarak bu durum çocukların bilinçlerine belirli tekrarlarla işlenmekte,
kimlik algılarına yerleşmektedir (O’Crowley, 2000. akt. Engin, 2013, s:217-235).
11
3. ÇOCUK VE REKLAM İLİŞKİSİ
Çocukların tüketim sürecinde söz sahibi olmaları ve tüketici kitlesi çocuk olan ürünlerin
artması gibi nedenlerle çocuklara yönelik reklamların çoğaldığı görülmektedir. Çocukların en
çok reklama maruz kaldığı mecra televizyondur (Calvert, 2008.akt. Avşar ve Özenirler,
2015). Çocuklar ve reklamlarla ilgili gerçekleştirilen bir araştırmaya göre çocukların
"reklamlar nerede yer alır ?"
sorusuna yüzde 79'luk bir oranla
"televizyon"
cevabını
vermeleri bu durumun bir sonucudur. Ayrıca televizyon reklamları "ritimli müzikleri, hızlı
temposu, renkli ve sık değişen sahneleriyle" çocukların ilgisini kolaylıkla çekmektedir. Bu
durum, reklamların bilişsel ve duygusal gelişimlerini tamamlamamış çocukları daha
materyalist yapması, sağlıksız besleme alışkanlığı edindirmesi nedeniyle eleştirilmektedir
(a.g.e).
Tüketicinin bilgilendirilmesini sağlayan en önemli araçlardan biri olan reklamlar, kolay
etkilenebilen bir psikolojik yapıya sahip çocukların bir yandan dış dünya hakkında
bilgilenmelerini sağlayarak tüketici olarak sosyalleşmelerine katkıda bulunurken diğer yandan
da onları gereksiz tüketime teşvik etmekte; beslenme alışkanlıkları, sağlıkları, değer yargıları,
anne ve babaları ile olan ilişkileri, cinsiyet rolleri, tüketim kalıpları ve marka tercihleri
açısından olumsuz etkilemektedir. Çocuklar, hem doğrudan kendilerinin tüketimine yönelik
ürünlerin hem de genel olarak ailenin tüketimine yönelik ürünlerin reklamlarındaki
içeriklerden etkilenmektedirler(a.g.e.).
Reklam ve çocukla ilgili temel tartışmalar aşağıda sıralananlar etrafında dönmektedir.
1. Çocukların hayatı ve çocukların hayatında reklamın yeri
2. Reklamların tutumlar üzerindeki etkisi ve çocuk sağlığı
3. Çocuklara yönelik gıdaların besin kalitesi ve reklamın kullandığı yöntemler.
4. Çocuğun ısrarı üzerine oluşan rahatsız edici güç ve ailenin tüketim alışkanlığı üzerindeki
etkisi
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yağ ve işlenmiş gıdalar bazı tiplerinin tanıtımı üzerinde gıda
endüstrisine meydan okudu (Caraher, Landon ve Dalmeny, 2005, S: 596-605).
12
3.1. Çocukların Psikoseksüel Gelişimi ve Reklam
Medyada kalite “doğru” ve “objektif ” bilgiyi içerdiği gibi “pedagojik” kriterlere uygun
olmasını da kapsar. Zira bilginin bu denli hızlı yayılıyor olması, o bilginin temas ettiği son
noktadaki kişilerin kimler olacağını ön görmesi oldukça zordur. Bu bazen bir yetişkin
olabildiği gibi, bazen de çocuk olabilir. Çocuğa ulaşan bilgi, onun gelişim dönemlerine uygun
değilse, çocuk davranışlarında ve ruh sağlığında olumsuzluklara rastlanılabilir. Bu reklamda
da böyledir. Reklamda çocuğa aktarılan ne varsa, Çocuğun gelişim dönemlerine uygun
değilse hem reklamcılar tarafından istenilen tam olarak elde edilemez hem de bu aktarım
çocuğun gelişimine zarar verebilir(Güneş, 2013, S:83-99 ).
Freud’a göre yeni doğan bir bireyin kişiligi değişik aşamalardan geçerek gelişmektedir. Bu
aşamalara psikoseksüel aşamalar denir. Freud kişiliğin beş dönemden geçerek geliştiğini öne
sürmüştür. Bunlar;
1. 0-1 Yaş Oral Dönem
2. 1-3 Yaş Anal Dönem
3. 3-6 Yaş Fallik Dönem
4. 6-11 Yaş Latens Dönemi
5. 11 Yaştan Sonra Genital Dönemdir.
İlk üç döneme pregenital dönemler denmektedir. Freud’a göre kişilik gelişmesinde pregenital
dönemler büyük önem taşımaktadır. Çocuk bu dönemlerde bütün önemli kişilik özelliklerinin
temellerini geliştirmiştir(Özdemir,Özdemir ve Kadak, 2012, s:566-589).
Çocukların reklamlara maruz kalması konusuyla ilgili gerçekleştirilen çalışmalarda belli başlı
tartışmalar ön plana çıkmaktadır. Çocukların reklamları yetişkinlerden farklı algılaması ve
planlı satış niyetini idrak edememesi temel tartışma konularındandır. Çünkü yetişkinler ikna
yöntemlerini fark ederek onlara karşı koyabilmektedir. Bir başka deyişle yetişkinler reklam
mesajlarına şüpheyle yaklaşarak mesajlardan kaçınma eğilimindedir (Sprague ve Wells, 2010:
415). Çocuklarda ise özellikle yaş küçüldükçe reklamlardaki satış niyetinin bilinçli bir şek
ilde algılanması zorlaşmakta hatta imkânsız hale gelmektedir. Bu bağlamda çocuklar üç
evrede ele alınmaktadır. Bu evreler aynı zamanda yukarıda bahsedilen Freud’un psikoseksüel
13
gelişim aşamalarıyla benzerlik göstermektedir ve bu aşamaların içinde çocukta oluşan
değişimlere, reklamlar, uyum sağmaya çalışmaktadırlar. 3-7 yaş arasını kapsayan ilk evre
"algısal aşama" olarak adlandırılmaktadır. İkinci evre 7-11 yaş arasında geçerli olan "analitik
aşamada" dır. Son evre ise 11-16 yaş arasını içine alan "yansıtıcı aşama" dır (John, 1999.akt.
Aydın, 2015).
Algısal evrede (3-7 yaşarası); çocuğun pazarın hızlı ve kolayca algılanabilen özelliklerine
odaklandığı dönem olarak tanımlanabilir. Çocuğun tüketim bilgisi, genellikle tek bir boyuta
dayanan algısal özellikler veya farklılıklar üzerine, kendi yaptığı gözlemlerden oluşmaktadır.
Çocuklar, belli marka veya mağazalara aşinalık gösterirler, fakat bunların tam olarak ne
anlama geldiğini nadiren anlarlar. Bilgiyi sınıflama, düzenleme veya ilişkilendirme gibi
yetilere sahip olmadığı için de kişisel varlıklar ve deneyimleri çok daha genel bilgi yapıları ile
bütünleştirirler(Ateşoğlu ve Türkkahraman, 2009, s:215-228).
Analitik Dönem (7-11 yaşarası): Analitik dönemde çocuklarda bilişsel ve sosyal açıdan
büyük değişimler meydana gelmektedir. Bu dönem, tüketici bilgileri ve yetenekleri açısından
çok önemli gelişmeleri içerir. Piaget, bu dönemde çocuklarda algısal düşüncenin daha
sembolik düşünceye doğru değiştiğini belirtmiştir. Bu dönemde çocuklar, algısal düşünceden
sembolik düşünceye geçiş ve bilgiyi işleme yeteneğinin artması, çocuğun reklamları ve
markaları daha iyi anlamasını sağlar. Ayrıca ürünleri ve markaları birden fazla boyutta analiz
edebilir ve ayrıştırılabilirler. Uyarıcıları farklı boyutlarıyla analiz edebilme yeteneği,
çocukların tüketici olarak karar verme yeteneklerinde ve stratejilerinde de büyük değişiklikler
meydana getirir. Birden fazla özelliği dikkate alarak ve bir strateji oluşturarak, seçimlerinde
daha akılcı davranmaya başlarlar. Çocuk, ailesi veya arkadaşlarının bakış açısı ile düşünmeyi
ve karşısındakileri ikna etmek için stratejilerini onların görüşlerine göre değiştirmeye
çalıştıkları görülür(a.g.e.).
Yansıtma evresi (11-16 yaşarası); Yansıtma aşaması, bilişsel ve sosyal gelişim açısından
çeşitli boyutlarda daha ileri gelişmelerin kazanıldığı dönem olarak tanımlanabilir. Çocuklar
sosyal yeteneklerini ve bilgiyi işleme yöntemlerini geliştirdikçe, pazardaki markalara veya
fiyatlara ilişkin bilgileri daha ayrıntılı ve karmaşık hale gelir. Diğer kişilerin bakış açılarının
farkında olma düzeyinin artması, içinde bulunulan gruba uyum sağlama ve kendi kişiliğini
oluşturma ihtiyacı, tüketici olma, seçim yapma ve tanınmış markalı ürünlerin tüketiminin
sosyal yönlerine daha fazla ilgi gösterilmesine neden olmaktadır. Tüketim kararları, içinde
bulunulan duruma uyum sağlayacak şekilde verilmektedir. Benzer şekilde, aileyi ve
14
arkadaşları etkilemek için, doğrudan bir yaklaşım yerine onların sahip oldukları görüşleri
desteklemenin sonuca ulaşmada daha iyi sonuçlar veren uygun stratejiler geliştirirler(a.g.e.).
3.2. Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Markalar ve çocuk ilişkisi hiç şüphesiz birçok farklı değişkenden oluşmaktadır. Çocuklar
özellikle televizyon karşısında oldukça korumasız bir duruş sergilemektedir. Televizyonda ya
da internette maruz kaldığı içeriği sorgulamadan bir bilgi olarak kabul edebilmektedir.
Dolayısıyla
çocuklar,
belirli
pazarlama
iletişimi
içerikleri
karşısında
edilgen
bir
konumdadırlar. Reklamlardan belki de en çok etkilenen pazar segmenti olan çocukların
reklamlar karşısındaki konumunu yansıtan bir takım araştırma sonuçlarına bakıldığında şunlar
göze çarpmaktadır (Elden ve Ulukök, 2006.akt. Engin, 2013 s: 217-235):
1. Çocuklar televizyonda izlediklerine dikkatle bakmakta ve kendilerini hedef al-mayan
reklamlarda bile yetişkinlerden daha fazla ayrıntıyı anımsamaktadırlar.
2. Çocuklar yetişkinlere göre reklamları yedi kat daha fazla sevdiklerini belirtmektedirler.
3. Televizyon görsel işitsel ve hareketli bir mecra olarak, iletileri, çocuğun dünyasına, çocuk
için çok önemli olan çarpıcı görsel öğeleri, eğlenceli ve dikkat çekici müzik ve seslerle
birleştirerek aktarabilme özelliğine sahiptir.
4. Televizyon uyarıcı ve paylaşılabilen bir deneyimdir. Çocuklar arkadaşlarıyla televizyon
oturup, orada ve o anda gösterilenlerle ilgili bilgi paylaşımında buluna-bilmekte ve yorum
yapabilmektedirler.
5. Televizyon, reklam verenin ekonomik hedefleme stratejileri açısından, çocuklar-la annebabalara aynı iletişim kanalından erişimi kolaylaştırmaktadır.
6. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, bir çocuk 18 yasına gelene kadar yakla-şık
140.000 Televizyon reklamı seyretmektedir (Engin, 2013 s: 217-235).
Televizyon reklamları ile sık karşılaşan çocuklar için reklamlar birincil bilgi kaynağı
olmaktadır. Televizyon reklamları, çocukların dış dünya üzerinde bilgilenmelerini sağlayarak
tüketici olarak sosyalleşmesine katkıda bulunabileceği gibi, gereksiz tüketime teşvik,
15
beslenme, sağlık, milli kültür ve ahlaki davranışlar açısından da olumsuz etkilerde
bulunabilmektedir (Doğan, 2003: 37.akt. Karaca, Pekyaman ve Güney, 2007).
Genç ve çocuk tüketiciler, birçok uluslararası ve yerel reklamcıların hedefidir. Aileler
çocuklarının tüketici olarak sosyalleşmesinde büyük rol oynar. Televizyon reklamları da
tartışmasız, aileler kadar çocukların materyalist ve geleneksel görüşlerinin gelişmesini etkiler.
Bir başka deyişle, tüketim hakkında aile içi iletişim, reklamların çocuklar üzerindeki
istenmeyen etkilerini nötralize eder. Çocukları hedef alan pazarlama çalışmaları ve özellikle
televizyon reklamları mesajlarını verirken çocuklardan önce, ailelerinin yeşil ışığını elde
etmeye ihtiyaç duyarlar (Chan ve McNeal, 2003: 317. akt. Karaca,Pekyaman ve Güney,
2007). Çocuklar ailelerinin müşteri olarak karar alma sürecinden etkilenerek, o şekilde karar
almayı öğrenirler.
Yapılan bir araştırmaya göre, Amerika yiyecek sanayisinin çocuk ürünlerine yönelik kapsamlı
pazarlama çalışmaları vardır ve çocuklara yönelik televizyon programlar ıesnasında
reklamcılar oldukça baskındır. Amerika’da Mart 2000’de periyodik olarak haftada bir kez
yayınlanan çocuk programları esnasında yayınlanan birbirinden farklıtelevizyon reklamlarının
%46’sının yiyecek reklamlarına ait olduğu görülmüştür (Childs ve Maher, 2003: 408).
Televizyon reklamları çocukların yiyecek tercihlerini etkilediği bilinmektedir, (Donkin, vd.,
1992: 73.akt. Karaca, Pekyaman ve Güney, 2007).
Televizyonda çoğunlukla çocukların kendi paraları ile alabilecekleri ürünlerin reklamı
yapılmaktadır. Çocukların harçlıkları ile alabildikleri ürünler şekerleme, sakız, içecek,
dondurma, bisküvi ve fastfoodlardır. 7-9 yaşarasındaki çocuklar paralarını en çok bu ürünlere
harcamaktadırlar. Çoğu gıda reklamı çocuğun sağlıksız beslenmesine sebep olmakta, daha da
kötüsü bunun bir alışkanlık haline gelmesine yol açmaktadır (Doğan, 2003: 106). Restoran
reklamları, imaj, mesaj, medya ve hedef pazarı uygun biçimde birleştirerek gittikçe artan
karmaşık ve yüksek çıkar oyunları binlerce, milyonlarca dolar tüketimine yol açmıştır
(Knutson, 2000: 68.akt. Karaca,Pekyaman ve Güney, 2007). Yapılan bir araştırmaya göre,
sigara reklamlarının çocukların sigara içme alışkanlıklarını etkileyebildiği de kabul
edilmektedir (Hastings ve Aitken, 1995: 6.akt. Karaca,Pekyaman ve Güney, 2007).
Çocuklar televizyonda gördükleri her şeyi gerçek sanabilmektedir. Bu nedenle de çocuklar
reklamın ikna edici mesajlarına karşı savunmasız ve yasaların, reklamcıların onları
düşünmelerine muhtaçtırlar. Televizyon reklamlarında ilgili ilgisiz çocukların kullanıldığı,
çocuklara yönelik ürünlerden dolayı çocukların ruhsal yapılarında olumsuz değişmeler olduğu
16
da yadsınamaz bir gerçektir. Reklamlarda kullanılan renkli, değişken, hızla akıp giden
görüntüler, abartılı ifadeler çocukları psikolojik yönden olumsuz etkilemektedir. (Doğan,
2003: 111.akt. Karaca,Pekyaman ve Güney, 2007). Çocuklara yönelik reklamların bazı çizgi
film kahramanlarıyla birlikte desteklenmesi, çocukların zihinlerinde farklı imajlar
oluşturabilmektedir. Resimde bu karaktere bir örnek olarak Ozmo marka gıda ürünün
reklamında kullanılan bir animasyon karakteri göze çarpmaktadır.
https://i.ytimg.com/vi/7haAOaCGnS8/maxresdefault.jpg
Çocukların zihninde oluşan imajı destekleyemeyen çok sayıdaki ürünün ise çocukların
geleceklerine yön verecek sosyal ve psikolojik yapılarını olumsuz etkileyeceği açıktır. Diğer
yandan, çizgi film kahramanlarının gerçekleştirebildiği bazı insanüstü davranışların da satın
alınan ürünlerle elde edilememesi, çocukların hayal dünyalarını alt üst edebilmekte ve
olumsuz davranışlar sergilemelerine yol açmaktadır (Torlak; 2001: 249.akt. Karaca,Pekyaman
ve Güney, 2007).
Reklamlar, bazı ürünlerin faydalarını abartılı biçimde anlatabilir. Bu da çocukların
beklentilerini artırır. Örneğin, ürünün olduğu kazana düşüp büyüyen bir çocuk ve o ürünü
yiyen çocuğun hemen büyüyeceği mesajını veren reklam, çocukların o ürün ile ilgili
beklentilerini artırırken, ürünü yedikten sonra reklamdaki gibi büyümediğini görünce hayal
kırıklığına uğratabilir. Oyuncak reklamlarında fantastik görüntülerin kullanılması da çocukları
yanıltır ve mutsuzluğa iter. Örnekte Barbie marka oyuncak ürünün reklamda sundu sihirli
dünya anlatılmakta ve çocuk bu görüntülerin gerçekliğine inanmaktadır.
17
http://tr.web.img1.acsta.net/newsv7/14/07/22/14/33/080348.png
Reklamlar, tüketici ürünleri pazarlayan şirketler için hızla büyüyen bir pazar oluştururken
aileler içinde bir sorun haline gelmiştir. Örneğin, çocuk temelli web sitelerindeki bir ikona
tıklayarak çocuklar reklamcılara bağlanabilir ve muazzam bir para harcama/ tüketim gücü
bahşedilebilir (Austin ve Reed, 1999: 590). Reklamlar daima daha fazla ve yeni gereksinimler
yaratmaktadır. Çocukların gerçek gereksinimleri ayırt edebilmeleri oldukça zordur.
Reklamlarda gördüğü her ürüne sahip olmak isteyen çocuk, ailesine bu konuda baskı yapabilir
ve istekleri yerine getirilmediğinde ailesine karşı huzursuzluk çıkarabilir, (Yavuzer, 1998:
247.akt. Karaca,Pekyaman ve Güney, 2007)
Yapılan birçok araştırma, çocuklara yönelik reklamların materyalizmi körüklediği, yaratıcılığı
kısıtladığı, aile içi anlaşmazlığa neden olduğu ve çocuğun psikolojik gelişim sürecini olumsuz
yönde etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Özellikle küçük çocuklara yönelik reklamların
gereğinden karmaşık olmaları nedeniyle algılama sürecinde bozulmalara neden olduklarını da
saptamıştır (Doğan, 2003: 117.akt. Karaca,Pekyaman ve Güney, 2007). Ayrıca televizyon
reklamları dilde de bozulmalara yol açmaktadır. Örneğin, portıkal, çilak kelimeleri, “yiyin
gari” gibi cümleleri, çocuklar çok çabuk ezberlemekte ve sürekli kullanabilmektedir(a.g.e).
3.3. Reklamlarda Çocuğa Aktarılanlar
Reklamlar taşıdığı iletişim amacı doğrultusunda hedef kitlesine birtakım mesajlar
aktarmaktadırlar. Bu doğrultuda reklamlarla çocuklara birtakım mesajlar aktarılmakta ve belli
bazı davranış kalıpları, roller ve değerler iletilmektedir. Bunlar:
18
•Kültürel Değerler
•Tüketim Kalıpları
•Cinsiyet Rolleri
•Alternatif Yaşam Biçimleri
•Aile İçi İlişkiler ve Rol Dağılımları
Reklamlar var olan kültürel değerleri çocuklara aktarmada bir araç olarak kullanılabildiği gibi
aynı zamanda o toplum için yabancı olan veya hedef kitlenin küçük bir bölümü tarafından
kabul edilen değerleri de aktarır. Örneğin bir reklamda evin çocuğu “Eline Sağlık” demeyi
öğrenirken bunun yanında ürünü büyüklerden alıp küçüklere verme vasıtasıyla yeni bir değer
iletilmekte ve zaman içinde toplumda kabul görmesine katkıda bulunulmaktadır(Elden ve
Ulukök, 2006).
Reklamlarda çocuklara aktarılan bir diğer unsur da cinsiyet rolleridir. Çocuk, küçük yaşlardan
itibaren toplumun gelecekte kendisinden beklediği cinsiyet rollerini bir anlamıyla
reklamlardan da öğrenir(Elden ve Ulukök, 2006). Reklamların içerdiği her tür bilgi onların
kimlik oluşumlarını ve düşünce biçimlerini şekillendirmektedir.
Özellikle çocuklara yönelik
ürün reklamlarında çocukların cinsel kimlik rollerine ilişkin bilgileri önce ebeveynler, yakın
sosyal çevre ve günümüzde etkin olarak kitle iletişim araçlarının ilettiği mesajlara
dayanmaktadır (Kalan, 2010)
Bu doğrultuda erkek çocuk, evine para getiren, işkuran,
dışarıda mücadele eden baba motifi ile özdeşleştirilirken; kız çocuk ise, ev işleriyle uğraşan,
çocuk bakan, güzelliği ve bakımıyla ilgilenen anne motifi ile sunularak buna doğru
yönlendirilir(Elden ve Ulukök, 2006).
Reklamlar ile çocuklara aile içi ilişkiler ve rol kalıplarıhakkında da bilgi aktarmaktadır. Bu
ilişkiler, var olan ve reklamın seslendiği hedef kitle için yeni olan ilişkiler olarak 2’ye
ayrılabilir. Bir taraftan reklamlarda babasına araba tamirinde yardımcı olan erkek çocuk ve
bunların temizliğinden sorumlu anne gösterilirken; bir başka tarafta babasının yaptığı pasta
için “babam bu işin sırrını biliyor” diyen kız çocuğu imgesi yer almaktadır. Reklamlarda bir
taraftan toplum tarafından geçerli olan, kabul edilmişyaşam biçimleri gösterilirken diğer
taraftan da toplum için yeni veya aykırı olan yaşam biçimleri de sunulmaktadır. Bu noktada
bazı reklamlarda geleneksel aile modeli içinde aile büyükleriyle sofraya oturan ve bundan
mutlu genç çiftler aktarılmaktayken, tam karşı noktada bir anda aşık olup kısa bir evlilik
19
yaşayıp hemen ardından boşanabilme rahatlığıyla yeni ve geleneksel yapı dışında kalan yaşam
biçimleri yer almaktadır(a.g.e)
Reklamlarla çocuğa değişik tüketim şekilleri, tüketim yoğunluğu ve farklı tüketim
alışkanlıkları sunulur. Bu şekilde geleceğin tüketicisi olacak çocuklarda marka tercihi ve
marka sadakati yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu noktada özellikle gençlere yönelik kredi
kartları hatta çocukluk yıllarından başlayan ve çocuğu hep koruyacağını vadeden banka
reklamlarıyla da çocuklara belirli bir tüketim modeli sunulmaktadır(a.g.e).
3.4. Çocukların Reklamı Anlama Düzeyleri
Çocukların reklam anlama düzeyleri zayıf, orta ve güçlü anlama olmak üzere 3 kademeden
oluşmaktadır.
Zayıf anlama: Salt biçimsel(oynayan çocukları gösteriyor) ya da duygusal(eğlendirici bir şey)
tanımlamalarla ifadesini bulan anlama düzeyi.
Orta düzeyde anlama: Reklamın inandırma amacının bilincinde olmaksızın değişik ürünler
üzerine bilgi verme işlevini (reklam satın alınabilecek şeyleri göstermek içindir) vurgulayan
anlama düzeyidir.
Güçlü anlama: Çocuk, satış amacını (reklam insanları ürünü satın almaya çekmek içindir),
kimi zaman da bu işte başrol oynayanları(reklam, satıcının ürününü tanıtması için bir araçtır)
kavradığında ise güçlü anlama düzeyine erişmiş olacaktır(a.g.e).
Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalardan birine göre (Kapferer, 1991: 57): “5 yaşındaki
çocukların çoğunluğu reklamların işlevi üzerine hiçbir düşünceye sahip değil; %68’ i reklamı
yalnızca biçimsel özellikleriyle tanımlamakta, %26’sı ona bilgi verme işlevini öne
çıkarmakta, sadece %6’ sı inandırma amacından haberli görünmektedir. 8 yaşında reklamın
yalnızca biçim yönünden farklılıklarını görenler, grubun %18’ inden fazla değiller, %57’ si
ona bilgilendirme işlevi yüklüyor, ancak geri kalan %25 inandırma amacını görebiliyorlar. 11
yaşında, grubun %57’si reklamları bilgilendirme işleviyle tanımlıyor, %41’i inandırma
amacını anlıyor”.
20
Çocuğun,
reklamın
ikna
etme
niyetini
kavramasının
sonuçları
ise
üç
düzeyde
incelenebilmektedir:
• Çocuğun reklamlara duyduğu güvenin sarsılması, sorgulamaya başlama
• Reklamlara karşı tutumunda gözlenen değişimler
• Reklamların onda yarattığı bir ürünü arzulama duygusudur.
Çocuklar reklamların ikna etme niyetini anladıkları andan itibaren reklam mesajlarına daha az
inanmaya başlamaktadırlar. Bu genel olarak reklam açısından olduğu kadar tek tek reklam
mesajları için de geçerli olmaktadır. Reklamların ikna etme amacını öğrenmiş olan çocuklar,
reklamlarda söylenenlerin bütünü yansıtmadığını da bilmektedir. Reklamların çekiciliğiyle
ilgili olarak çocuğun, ikna amacını fark ettiği ölçüde reklamlara karşı daha az sevgi
gösterisinde bulunduğu görülmektedir. Reklamın ikna niyetini anlamış olmanın, bilişsel bir
süzgeç ya da bir başka ifadeyle reklam karşısında harekete geçen bir savunma mekanizması
ortaya çıkardığı gözlenmektedir. Bununla birlikte belli bir süzgeç etkisinin varolduğunu, fakat
bunun ikna olmayı tümden ortadan kaldıramadığı da görülmektedir(a.g.e).
3.5. Çocukların Reklamlara Karşı Tepkileri
Çocuklar reklamlarda görülen ürünler hatırlamada kolay erişkinlere göre daha çok etkilenir.
Ek olarak, küçük çocukların TV programları ve reklam arasında bir ayrım yapmaları pek
mümkün değildir(L. Calvert, 2013, s:253-267).
Dünya genelinde çocukların reklama olan ilgileri gözlemciler (genellikle de ebeveynler)
kullanılarak inceleme altına alınabilmektedir. Bu süreçlerde çocuklar aileleri tarafından, doğal
ev ortamlarında televizyon izlerlerken gözlenmektedirler. Genel olarak bakıldığında
çocukların dikkatine yönelik çalışmalar bizlere dikkatin, TV programlarından reklamlara
doğru bir düşüşe geçtiğini göstermektedir. Çocuklar %76 oranında film, %55 oranında ise
reklam izlemekteydi (Bechtel, Achelpohl ve Akers, 1972). Ward (1978) ise çocukların,
reklamların yalnızca %55 kadarını izlediklerini ve bu oranın daha fazla reklam silsilesine
maruz kalındığında daha da düştüğünü bulgulamıştır. Buna benzer çalışmalar ve bir takım
yönetmelik baskıları sonucunda, televizyon kanalları 12 yaş altındaki çocuklara yönelik
21
programlarla reklam arasındaki farkı daha da belirginleştirici bir takım görsel-işitsel teknikler
kullanma yoluna gitmişlerdir(Engin, 2013 s:217-235).
Televizyon akışı içerisinde belki de en filtresizce ve sürekli bir frekans ve tekrar dahilinde
çocukların algı eşiklerinden akıp geçen içerikler reklamlardır. Reklamlar içerdikleri kurgu,
yaratıcılık, renkler, müzik, oyuncular, mekân gibi estetik ögeler ve çekicilik unsurlarıyla
çocukların dikkatini ve ilgisini çekmekte, tüketim kültürünün ve ritüellerinin başlıca
katalizörü olarak işlev görmektedir. Reklamların çocuklar üzerindeki etkisi tek bir faktör
üzerinden elbette değerlendirilemez. İçinde yaşadıkları toplumun, kitle iletişim araçlarının,
ailelerin sosyal, ekonomik ve kültürel yapıları ve reklama bakışları ile birlikte
biçimlenmektedir(a.g.e).
22
4. ÇOCUKLARA YÖNELİK REKLAMLAR
4.1. Çocuklara Yönelik Reklamlar
Çocuklara yönelik reklamlar genel olarak, oyuncak, çocuk giyim ve atıştırmalık gıdalar gibi
doğrudan çocuklara hitap eden ürünlerin reklamlarıdır (Calvert, 2008.akt. Avşar ve Özenirler,
2015). Bu reklamlarla ilgili bazı örnekler aşağıda verilmiştir.
https://i.ytimg.com/vi/8OpkYdDN7FM/maxresdefault.jpg
Oyuncak reklamı örneği
https://i.ytimg.com/vi/wzgzGJE9bf0/maxresdefault.jpg
Çocuk giyim reklamı örneği
23
https://i.ytimg.com/vi/ru1mBTtgGeE/maxresdefault.jpg
Çocuklara yönelik atıştırmalık gıdalar reklamı örneği
Bu reklamlar doğrudan çocuklarla ilişkili mecralarda sıkça görülmektedir. Bunun dışında
çocuklara özel mecralarda çocukla doğrudan ilişkili olmayan gıda, kozmetik, beyaz eşya gibi
çeşitli ürünlerin reklamları da yer almaktadır. Bunun temel nedenleri, ailelerin çocuklarıyla
beraber bu mecraları takip etmeleri ve çocukların ailelerinin tatil yeri, boş zaman aktivitesi ve
temel gıda gibi tercihlerinde etkin rol oynamalarıdır (Karadağ, 2011: 89.akt. Avşar ve
Özenirler, 2015).
4.2. Reklamcılar Açısından Çocuğun Taşıdığı Anlamlar
Reklamlar, getiri olarak çocuğun sosyal kültürel ya da eğitimsel açıdan ilerlemesini ya da
yeniden konumlandırılmasını hedeflemenin yanı sıra, çoğu kez çocuğun ekonomik açıdan
katıldığı bir toplum yapısı ile ilgilenmektedir.
Bu tür iletişim metinlerinde çocuğun belli bir davranış ve tüketim biçimine yönlendirilmesi
söz konusu olmaktadır.
Reklamcılar açısından çocuk 3 farklı anlam taşımaktadır:
1. Yetişkinlere ulaşmak için bir köprü konumundadır.
2. Yetişkinlerin çocuklara yönelik harcamalarında belirleyici yapıdadır.
24
3. Kendilerine yönelik tüketimlerde; tüketim biçimlerini ve marka tercihlerini belirleyebilen
ekonomik bir varlıktır.
Çocuk, yetişkinlere yönelik tüketimleri daha sevimli kılabilen bir varlıktır ve yetişkinlere
ulaşmak için bir köprü olarak görülmektedir. Bu tarz reklamlarda kullanılan çocuk ya da
bebek imgeleri genellikle ilgiyi reklama çekmekte ve hedef kitlede duygusal bir etki yaratarak
reklamı yapılan ürünü kullanmaya teşvik etmeye çalışılmaktadır.
Çocuk, yetişkinlerin çocuklara yönelik tüketimlerini de yönlendirebilen bir varlıktır ve
sonuçta yetişkin harcamalarının çocuk merkezli olmasına neden olmaktadır. Bu tarz
reklamlara örnek olarak yine çocuklara yönelik bankacılık ya da kredi hizmetlerini örnek
olarak verebiliriz. “Bu tür reklamlarda kullanılan çocuk öğesi erişkinin duygularına
seslenmekte ve ebeveynlerin reklamdaki çocukla kendi çocukları arasında özdeşim
kurmalarına neden olmaktadır” (MediaCat, 2003: 20.akt. Elden ve Ulukök, 2006). Çocuk,
kendisine yönelik tüketimleri yönlendiren ve marka tercihinde bulunabilen bir konumdadır.
Özellikle yiyecek içecek reklamlarında çocuklar daha sık ve genellikle ebeveynlerinden
bağımsız ve kendisi için yararlı olan bu ürünü kullanma bilincine sahip bir rolde
sunulmaktadır(Elden ve Ulukök, 2006).
Özetle, reklamcılar açısından çocuk, çocuklara ve yetişkinlere yönelik tüketimleri
yönlendirebilen, kısmi olarak bireysel harcama yetkisi olan, gelecekteki üretim ve tüketim
biçimlerini yönlendirecek bir varlık olarak görülmektedir(a.g.e).
25
5. SONUÇ
Yapılan araştırmalar sonucunda çocukların reklamlardan büyük ölçüde etkilendiği ve bu
etkilenmenin çoğu kez satın alma davranışına dönüştürüldüğü anlaşılmıştır. Bugünün ve
geleceğin tüketicileri olan çocuklara yönelik reklamların çocukları etkileme gücü ele
alındığında, oldukça önemli olduğu görülecektir.
Çocukların reklamlardan etkilenme düzeylerinin bu derece çok olması ve çocukların kendi
masumiyetleri çerçevesinde reklamın gerçekte sunduğu satın alma davranışını algılayamaması
ciddi bir etik problemini ortaya çıkarmaktadır. Reklamlar çocukların bu masumiyetini
suiistimal etmeden reklam yapabilecekler midir? Reklamın amacı satışı sağlamaktır fakat
çocuklar reklamlarda bu amacı anlayamamaktadır. Hal böyleyken çocuklara yönelik
reklamların etik sorununun sorgulanması gerekmektedir. Bu hususta reklamcılara düşen görev
çocuklara yönelik reklamları etik çerçeveler içerisinde kurgulamak ve yayınlamaktır.
Yasaların da bu bağlamda reklamları daha sıkı denetlemek, çocukların reklamlardan zarar
görmesini en aza indirecek önlemleri almaktır. Tabi burada ebeveynlere de büyük görev
düşmektedir. Çocuklar, vakitlerinin çoğunu televizyon karşısında geçirmektedir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılan bir araştırmada çocukların boş zamanlarını en çok
televizyon izleyerek geçirdikleri saptanmıştır. Çocuklar, televizyon başında geçirdikleri bu
süre boyunca bir yığın reklama maruz kalmaktadır. Ebeveynler çocuklarına televizyon
alışkanlığı yerine okuma alışkanlığı kazandırarak çocuğun bu reklamlara maruz kalmasını
engellemelilerdir.
Özetle çocuklar reklamlardan büyük oranda etkilenmektedir ve reklamcılarda bunun
farkındadır. Bu etkilenmenin ana sebebi çocukların gelişimleriyle alakalı olarak reklamdaki
görsel ve işitsel öğelerin yoğun olarak kullanılması ve bunun çocukların dikkatini çekmesidir.
Ama çocukların dikkatini çeken bu reklamalar aynı zamanda onlara reklamı yapılan ürünü
satın aldırmayı da başarmaktadır. Bu başarı gelecekte tüketim alışkanlığı daha çocukken
kazanmış bir nesli ortaya çıkaracaktır.
26
KAYNAKÇA
ATEŞOĞLU,
İ.
&
TÜRKKAHRAMAN,
M.
(2009).
Çocukların
Tüketiciolarak
Sosyalleşmesi. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi.
C:14. S:3. s.215-228.
AVŞAR, Z. & ÖZENİRLER, I. (2015). Avrupa Birliği ve Türkiye’de Çocuklara Yönelik
Reklam Düzenlemeleri. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 8/1
B. ENGİN, H. (2013, Kasım). Çocuk Ve Reklam: Çocuklar Olması Gerekenden Erken
Büyüyor. I. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi Bildiriler Kitabı, Çocuk Vakfı Yayınları: 104.
Yayın Dizisi 5. Cilt 1. S.217-235
CARAHER, M. & LANDON, J & DALMENY, K. (2005). Television advertising and
children: lessons from policy development. Public Health Nutrition: 9(5), 596–605
ELDEN, M. & ULUKÖK, Ö. (2006). Çocuklara Yönelik Reklamlarda Denetim ve Etik.
Küresel İletişim Dergisi. Sayı 2
G. KALAN, Ö. (2010). Reklamda Çocuğun Toplumsal Cinsiyet Teorisibağlamında
Konumlandırılışı: ‘Kinder’ Reklam Filmleri üzerine Bir İnceleme. İletişim Fakültesi Dergisi.
Sayı. 38
GÜNEŞ, A. (2013, Kasım). Medya Pedagojisi. I. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi
Bildiriler Kitabı, Çocuk Vakfı Yayınları: 104. Yayın Dizisi 5.Cilt 1. S.83-99
K. AYDIN, Ö. (2015, Eylül). Çocuk Kanallarındaki Reklamların İçeriğine Yönelik Bir
Araştırma: Trt Çocuk Kanalı Örneği. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik
dergisi. Cilt 3. Sayı 2
KARACA, Y. & PEKYAMAN, A. & GÜNEY, H. (2007, Aralık). Ebeveynlerin Televizyon
Reklam İçeriklerinin Çocuklar Üzerindekietkilerinietik Açıdan Algılamalarına Yönelik Bir
Araştırma. Sosyal Bilimler Dergisi. Cilt: 9. Sayı: 2
L. CALVERT, I. (2013, Kasım). Medya Ve Gıda/İçecek Pazarlamasının Çocuk Beslenmesi
Ve Sağlığı Üzerindeki Rolü (M. KURT, Çev.). I. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi Bildiriler
Kitabı, Çocuk Vakfı Yayınları: 105. Yayın Dizisi 6. Cilt 2. S.253-267
27
M. SCHMİTT N. & WAGNER N. & KİRCH W. (2007). Consumers’ Freedom Of Choice—
Advertising Aimedat Children, Product Placement, And Food Labeling. J Public Health
(2007) 15:57–62
ÖZDEMİR, O. & G. ÖZDEMİR & P. T. KADAK, M. NASIROĞLU S. (2012). Kişilik
Gelişimi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. 4(4):566-589
http://tr.web.img1.acsta.net/newsv7/14/07/22/14/33/080348.png. Erişim Tarihi:29.03.2016
https://i.ytimg.com/vi/7haAOaCGnS8/maxresdefault.jpg. Erişim Tarihi:29.03.2016
https://i.ytimg.com/vi/8OpkYdDN7FM/maxresdefault.jpg. Erişim Tarihi:29.03.2016
https://i.ytimg.com/vi/ru1mBTtgGeE/maxresdefault.jpg. Erişim Tarihi:29.03.2016
https://i.ytimg.com/vi/wzgzGJE9bf0/maxresdefault.jpg. Erişim Tarihi:29.03.2016
28
Download