asv yaşam hastanesi açıldı

advertisement
SAĞLIKLI YAŞAM
Özel ASV Yaşam Hastanesi Sağlık Bülteni
SAYI 27 / ÜCRETSİZDİR
Yaşam KVC ve Kardİyolojİ Ekİbİ’nden Tıp Lİteratürüne Geçecek Amelİyat
Yaşam Hastaneler Grubu KVC ve Kardiyoloji Ekibi Dünya literatürüne ilk kez geçecek “İstmik Aort Hipoplazisi” ve buna
bağlı damar yırtılması ameliyatını gerçekleştirmişlerdir.
Başarılı bir şekilde ameliyat edilen ve sağlığına kavuşan, 2 çocuk babası 64 yaşındaki Emekli Bilal Kayhan, doğuştan bu
yana var olan bu rahatsızlığının, Yaşam Hastanesi KVC ve Kardiyoloji doktorlarının yaptığı bilimsel tarama sonucu daha
önce Dünya Tıp Literatürü’ne benzerinin bildirilmediği ve yayınlanmadığı belirlenmiştir. Ameliyat sonrası tekrar sağlığına
kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Kayhan, Yaşam Hastanesi doktorlarına teşekkür etti.
ASV YAŞAM HASTANESİ AÇILDI
Hastanecilikte 21. yılını dolduran Yaşam Hastaneler Grubu zincirinin
altıncı halkası olan, 250 yatak kapasiteli ASV Yaşam Hastanesi, Antalya Merkez’de açıldı...
69’u Yoğun Bakım olmak üzere toplam 250 yatak kapasiteli, 3 Tesla 48 Kanal MR, 384 Kesit Cardiac CT Anjio
yapılabilen tomografi, en düşük doz program ile tomosentezli dijital mamografi vb.
cihazlarla donatılmış hastanemizle hizmetinizdeyiz.
ACİL SERVİSİMİZDE, ACİL TIP PROFESÖRÜ BAŞKANLIĞINDA, HAFTANIN 7 GÜNÜ 24 SAAT ACİL TIP
UZMANLARIMIZ TARAFINDAN HİZMET VERİLMEKTEDİR.
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
Kapalı Akcİğer
Kanser Amelİyatları
Doç. Dr. Orhan YÜCEL
Göğüs Cerrahisi
Akciğer hücrelerinin kontrolsüz anormal şekil-
6. Günlük yaşam kalitesine birkaç günde dö-
de çoğalmasıyla kanser oluşmaktadır. Kanser
nüş sağlanabilir
kitleleri, özellikle çevre dokulara bası yaparak
7. Başarı oranı yüksektir
ağrı, öksürük, kanlı balgam ve nefes darlığı şi-
8. Hasta memnuniyet oranı karşılaştırılamaya-
kayetlerine neden olmaktadır. Merkezimizde,
cak kadar yüksektir
akciğer kanseri sonucu oluşan kitlelerin tanı
9. Komplikasyon oranları çok düşüktür
ve tedavisi için kapalı akciğer ameliyatları
10. Hastane yatış süresi 1-3 gün gibi kısadır
uygulanmaktadır.
Operasyon: Kapalı yapılan cerrahi genel
Kapalı akciğer ameliyatları açık ameliyatlara
anestezi altında uygulanmaktadır. Göğüs
göre daha üstün yönleri bulunmaktadır. Kısa-
yan kısmından 5 cm den küçük tek kesiden
ca maddeleyecek olursak;
veya 1-2 cm birkaç adet kesiden uygulanır.
1. Minimal doku hasarıyla teşhis ve tedavi im-
Göğüs boşluğuna 5-10 mm çapında görün-
kanı sunar
tüleme sistemi ve endoskopik el aletleriyle iş-
2. Yaklaşık 4-5cm lik tek bir kesi ile operasyo-
lem yapılır. Görüntüler ekrana yansıtılır. Ope-
nun gerçekleştirilebilir
rasyon ekibi ekrandaki görüntüler yardımıyla
3. Kaburgalar arası bölge açılmaz
cerrahi tedaviyi uygular. Kapalı cerrahi uygu-
4. Ameliyat sonrası dönemde daha az ağrı
lama esnasında açık cerrahiye istenildiğinde
5. Solunum fonksiyonları açısından konforlu-
anlık dönülebilir.
dur
2
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
ANEVRİZMANIN AMELİYATSIZ
TEDAVİSİ: “ENDOVASKÜLER STENT”
“Vücudun en büyük atardamarı olan aortun, göğüs veya karın bölümlerinde normal
çapın üstünde genişlemesi ile ortaya çıkan anaevrizma, hastada var olan hipertansiyona bağlı olarak damarın tabakalarının ayrışması ve yırtılmasına neden olabilir.”
Doç. Dr. Gökhan ÖZERDEM
Kalp ve Damar Cerrahisi
maktadır. İşlem, lokal anestezi ya da sedasyon yöntemi ile uyutma şeklinde uygulanır.
Hastanın iyileşme ve normal yaşamına dönüş süresini önemli ölçüde kısaltan bu tedavi
yöntemi, klasik cerrahinin yerine tercih edilmektedir.
Hasta 3 Günde Taburcu Olabilir
Endovasküler stent işlemi sonrası hastalar
3 gün içinde hastaneden taburcu olabilir.
Cerrahi müdahale sonrası yaşanabilecek
Bu durumdaki hastalara doğru tedavi uy-
takip edilir. Hastaların takipleri; MR ve tomog-
gulanmadığında ise hastanın yaşamını %70
rafi ile yapılır. Damarların çapları belli oranda
oranında tehdit edebiliyor.
artıyorsa ya da çapları düşünülenden daha
hızlı artıyorsa cerrahi müdahale gündeme
10 yıl öncesine kadar açık ameliyatlarla ve
gelir.
yüksek riskler göze alınarak tedavi edilebilen
aort genişlemeleri yani anevrizmalar, artık
Anevrizmada Ameliyatsız Tedavi Dönemi
ameliyatsız bir yöntem olan endovasküler
Anevrizma varlığına rağmen düzenli takip
stent ile tedavi edilebiliyor. Girişimsel olarak
altında olmayan hastalarda aniden gelişe-
açık ameliyata göre çok daha düşük bir risk-
bilen; damarın iç tabakası ve dış tabakası
le yapılan işlem sonrası hasta normal yaşamı-
birbirinden ayırılması, dolayısıyla kanın organ
na kısa sürede geri dönebiliyor.
boşluklarına, karın ve göğüs boşluğuna yayıl-
Anevrizmada Hastanın Yaşı Önemli
Büyük damarlarda ortaya çıkan genişleme
ması yaşamı tehdit edebilir. Böyle durumlarda erken müdahale hasta için hayati önem
taşır ve acil cerrahi gerekebilir.
normalin 1.5 katına çıktığında anevrizmadan söz edilebilir. Birçok nedene bağlı ola-
Ancak bazı hasta gruplarında ameliyat ya-
rak ortaya çıkan anevrizmada, hastanın yaşı
şamsal risk oluşturabilir. İleri derecede akci-
önemli rol oynar. Özellikle 60 yaşından sonra
ğer hastalıkları ile anestezi alamayacak du-
anevrizma riski artar. Belli çapların altındaki
rumda olan hastalar için ameliyatsız tedavi
anevrizmalar hasta için yüksek risk oluştur-
seçenekleri gündeme gelir. Günümüzde,
madığından, her anevrizma hastası da ame-
anevrizmanın ameliyatsız tedavisi “endovas-
liyat edilmemektedir. Bu hastalarda cerrahi
küler stent” yöntemidir. Ameliyatsız olarak
risk medikal tedavi riski ile karşılaştırılarak ka-
gerçekleştirilen işlemde vücutta herhangi bir
rar verilir ve genellikle hastalar düzenli olarak
kesi oluşturulmadan girişimsel olarak yapıl-
kompliksyon riskleri en az orandadır. Hastanede kalış süresinin kısalması, hastanın normal ve aktif yaşamına kısa sürede dönebilmesi ve vücutta herhangi bir ameliyat kesisi
oluşmaması endovasküler stenti son yıllarda
uygulanan en popüler işlemlerden biri haline
getirmiştir. Anevrizma ve buna bağlı olarak
ortaya çıkan diseksiyon yani yırtıklar artık girişimsel olarak tedavi edilebilse de, 40 yaşından sonra damar genişlemesi riskinin arttığı
gerçeği göz önüne alınarak, gerekli tahlil ve
tetkiklerin yaptırılması önem kazanmaktadır.
Anevrizma Düzenli Takip Edilmediğinde Damar
Yırtılabilir
Anevrizmaların düzenli takip edilmemesi, damar yırtılmalarına yol açabilir. Diseksiyon adı
verilen yırtılmalar, hastada çok ciddi belirtiler
ile ortaya çıkar. Hastalar bu belirtileri; ‘sanki
bıçak saplanıyor’ gibi sırt ve göğüs ağrısı şeklinde tanımlamaktadır. Yırtıldıkça aşağı doğru inen damarın içinde sinir sistemine bağlı
sinir uçları bulunmakta ve belirtiler sırasında
hasta bu iletim sayesinde ağrı duymaktadır.
Hasta yırtılma nedeniyle bir anda kaybedilebilir.
3
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
DEPRESYON
• Uzm. Dr. Kadir DEMİRCİ / Psikiyatri
Depresyon, derin üzüntünün,
bazen de üzüntü ile birlikte bunaltının olduğu, konuşmayı, davranışları, düşünceyi ve bedensel
işlevleri etkileyen bir hastalıktır.
Beynimizin bazı bölgelerinde yer
alan, nörotransmitter olarak isimlendirdiğimiz duygularımızı, davranışlarımızı, düşüncelerimizi düzenleyen beyin kimyasallarındaki
düzensizliklerin depresyonun nedeni olduğu bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2000 yılı
verilerine göre depresyonun yeti
yitimine neden olan hastalıklar arasında dördüncü sırada olduğu bulunmuş, 2020 yılında ikinci sırada olacağı varsayılmıştır. Kadınların yaşamları boyunca depresyon geçirme olasılığı %20-26
iken, erkeklerde bu oran %8-12 olarak bulunmuştur. Ortalama
başlangıç yaşı 27-30 olan depresyon, kadınlarda daha erken
yaşlarda görülmekle birlikte, her yaşta görülebilmektedir.
Depresyon döneminde en sık gözlenen bulgular şunlardır;
• Eskiden yaptığı ve keyif aldığı şeylerden eskisi kadar keyif alamama, genel bir ilgisizlik ve isteksizlik
• Üzüntülü, elemli, bunaltılı bir ruh hali
• Enerji azalması ve kolay yorulma
• Değersizlik, yetersizlik ya da suçluluğa ilişkin düşünceler
• Dikkat, konsantrasyon ve bellek sorunları
• Uykuda azalma ya da artış şeklinde uyku düzensizlikleri
• İştahta azalma ya da artış şeklinde iştah düzensizlikleri
• Hareketlerde yavaşlama ya da artan gerginlik ve öfke hali ve
intihar düşünceleri
Depresyonun tanısı, kişinin kendisi ile yapılan psikiyatrik muayenenin yanı sıra ailesi, yakınları ile yapılan görüşmelerle konulmaktadır. Depresyon kendi başına ortaya çıkabileceği gibi, başka
ruhsal bozukluklara (manik-depresif hastalık, kaygı bozukluğu,
yas süreci, psikotik bozukluklar, gebelik ve lohusalık dönemi gibi)
bağlı olarak da görülebilir. Bunların yanında genel tıbbi durumla
ilişkili durumlarda (diyabet, inme, kanser, koroner arter hastalıkları, parkinson, fibromiyalji gibi) ve kullanılan ilaçlara (steroidler, astım ilaçları, kanser ilaçları, antiinflamatuvarlar, akne ilaçları gibi)
bağlı da görülebilmektedir. Tanısal değerlendirme aşamasında
tüm bu faktörlerin değerlendirildiği bilgilerin alınması ve gereken
tetkik ve incelemelerin yapılması son derece önemlidir.
Depresyon doğru ve etkili tedavi edildiğinde, yaşama bağlılığın
tekrar kazanıldığı, yaşam kalitesinin oldukça yükseltilebildiği, bozulan işlevselliğin düzeldiği bir hastalıktır. Depresyonun tedavisi,
Psikiyatri uzmanları tarafından kişinin durumuna ve kişi için depresyona neden olan faktörler göz önüne alınarak her birey için
en uygun tedavi yöntemi ile yapılabilir. Hafif düzeydeki depresif
bozukluklarda psikoterapiler ve psikososyal tedavi yöntemleri etkili iken, orta düzey ve ağır düzeydeki depresif durumlarda
psikoterapiler ve psikososyal tedavi yaklaşımlarının yanı sıra farmakolojik ve somatik tedavi yöntemlerinin etkililiği tüm dünyada
bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Depresyon ve tedavisi ile ilgili olarak
kulaktan dolma bilgilerle ya da “kendim üstesinden gelmeliyim”
“doktor beni anlamaz ki” gibi düşüncelerle etkin bir terapi ve
tedaviyi ötelemek, depresyondaki bir birey için sadece zaman
ve işlevsellik kaybının sürmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle
bireyin depresyonun en doğru ve etkili tedavisi için bir psikiyatri
uzmanına başvurması ve hekimle işbirliği içinde tedaviyi sürdürmesi düzelmek adına en doğru adımı olacaktır.
4
Cİnsel İşlev BozukluklarI
• Uzm.Psikolog Gizem DİKER / Psikoloji
Aşk ve cinsellik, iki kişi arasındaki etkileşimle olan duygusal, düşünsel ve davranışsal
boyutları içinde barındıran kavramlardır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün cinsel sağlık tanımında; ‘’Cinsel bir varlık olarak insanın
sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan,
kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık hali.’’ ifadeleri yer almaktadır.
Cinsel sağlıkla ilgili sorunlar sık yaşanmasına rağmen kültürel, dini ve sosyal etmenlerden dolayı genellikle bastırılır. Cinsellikle
ilgili hatalı ve abartılı beklentiler, utangaçlık, suçluluk ve günahkarlık hisleri, eşler
arasında yaşanan uyum sorunları ve iletişimsizlik sorunları, kişinin en başında cinsel
organları olmak üzere kendi bedeniyle ilgili olumsuz fikirleri ve inançları,
cinsellikle ilgili eksik ya da yanlış bilgi edinmesi gibi nedenler CİB’in meydana gelmesinde ve süregenleşmesinde etkili olurlar. Aşağıda tanımı
yapılan ve bireylerin hem bedensel hem ruhsal hem de sosyal anlamda
yaşam kalitesini düşüren CİB’e sahip kişilerin sorunları psikoterapötik müdahalelerle düzelebilmektedir.
Orgazm Bozukluğu
Hemen hemen her cinsel etkinlikte orgazmda belirgin gecikme, seyreklik ya da orgazm yokluğu gibi sonuçlara sebep olan bir CİB’dir. Bunun
yanı sıra orgazm bozukluğunda, orgazm duyumları oldukça düşük seviyelerde olabilmektedir.
Cinsel İlgi ve Uyarılma Bozukluğu
Cinsel etkinliklere karşı olan ilgisizlik veya çok az ilgi duyması, cinsellikle
ilgili düşünce ve fantezilerin olmaması veya nadiren olması, cinsel etkinlikleri başlatma konusunda zorluk yaşaması veya eşinin cinsel etkinlik
başlatma çabalarına karşılık vermemesi olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanı sıra, kadında cinsel ilgi ve uyarı bozukluğu; cinsel faaliyet sırasında coşku veya haz olmaması, karşı cinsle ilgili sözel, görsel veya yazılı
herhangi bir girişime karşı ilgi veya uyarılmanın olmaması, cinsel etkinlik
esnasında cinsel organların dışında bir hissin olmaması olarak da açıklanabilmektedir.
Cinsel Ağrı Bozuklukları
Vajinismus
Cinsel ilişkide vajinaya girme esnasında vulvovajinada ya da pelviste
belirgin sancılar hissetmenin yanında aşırı korku ya da kaygı duyma, vajinaya girme esnasında pelvis tabanı kaslarını olması gerekenden fazla
germe ya da sıkma gibi belirtileri olan, sürekli ya da yineleyici zorluklar
yaşamak olarak tanımlanabilir. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar,
bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi ve vajinal girişin olamayacağı inancı da eşlik eder.
Disparoni
Cinsel birleşme sırasında, öncesinde veya sonrasında hissedilen yoğun
ağrı veya acı olarak tanımlanabilir.
Erektil Disfonksiyon
Erkeklerde, peniste yeteri kadar sertleşme olmaması veya sürdürülememesi durumudur. Organik ve psikolojik sebepleri olabilmekle birlikte cinsellikle ilgili yanlış inanışlar ve performans kaygısı bu bozukluk üzerinde
oldukça etkilidir.
Organik bir sebebi yoksa cinsel terapiyle birlikte bu sorun düzelmektedir.
Erken Boşalma
Erken boşalma, bütün toplumlarda erkeklerde sık rastlanan bir sorundur.
Kişinin çok az bir cinsel uyarıyla bile isteğinden daha önce boşalması,
boşalmasını denetleyememesi, istediği kadar erteleyememesi olarak
tanımlanabilir.
Süre net olmamakla birlikte, birleşmeden önce boşalma ya da 1-3 dakikalık cinsel birleşme süresi kesin olarak erken boşalmadır. 4-7 dakikalık
süreçte ise kişinin ve partnerinin doyum yaşayamaması durumunda erken boşalma olarak kabul edilebilir.
Cinsel işlev bozukluğunun hem organik hem de psikolojik zemini olmakla birlikte bireylerde CİB ile birlikte kaygı ve depresyon da görülebilmektedir. Bu durum psikoterapi ve/veya farmakolojik yöntemlerle düzelebilmektedir. Profesyonel anlamda psikolojik destek alan bireyler bu
durumun üstesinden gelebilirler.
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
ROTAVİRUS
ENFEKSİYONU
• Uzm. Dr. İsmail ÇETİNER
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Rotavirus ishali çocuklarda
akut ishalin başlıca nedeni
olup her yaşta görülse de en
sık 5 yaş altında görülmektedir. Dünyada yıllık 2 milyon
çocuğun hastaneye yatış ve
500 bin çocuğun ölümüne
sebep olmaktadır. Ülkemizde
ise yıllık 20-25 çocuk akut ishal
ve buna bağlı sıvı kaybından
kaybedilmektedir.
Özellikle ılıman iklimlerde ve kış
mevsiminde daha sık görülür.
Ağız-dışkı yoluyla ve solunum
yoluyla bulaşabilir. Hastalar
bulaş ile başlayıp belirtiler
düzelinceye kadar 10-12 gün
süreyle dışkıyla virusu atarlar.
Hastane, okul, kreş ve toplu alanlarda salgınlara neden olabilir.
Rotavirus ile bulaş sonrası 1-3 gün içinde klinik bulgular ortaya çıkar. Ateş, kusma ve sık sulu ishal başlıca belirtilerdir. Karın ağrısı da
görülebilir. Ateş 2. günden sonra geriler ancak hastalık 3-9 gün devam eder.
Anne sütü alan bebekler ve 3 ayın altındaki yenidoğanlar anneden geçen koruyucu antikorlar sayesinde enfeksiyonu daha hafif
atlatırlar. Özellikle 6 ay -2 yaş arasındaki çocuklar şiddetli sıvı kaybı
için risk altındadır. Hastalığın teşhisinde genel olarak belirtileri dikkate alınır ve kesin teşhis çocuktan alınan dışkı örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile yapılır.
Tedavi, su kaybını önlemek için ağızdan bol sıvı alınmasını içerir.
Sıvı kaybı giderici içecekler hastane ve eczanelerden temin edilebilir. Doktor tarafından tavsiye edilmedikçe hastalara kusma ve
ishali önleyici ilaçlar verilmemelidir.
Tedavide amaç kaybedilen su, tuz ve şekeri yerine koymaktır.
Kusması olmayan çocuklarda öğünler az az ve sık sık verilmeye
özen gösterilir. Ağızdan, özel olarak hazırlanmış tuzlu şekerli su karışımlarından verilerek yağsız yiyecekler tercih edilmelidir. Yoğurt,
pirinçli yoğurt çorbaları, patates ve muz gibi ishale uygun besin
maddeleri, bebeklerde anne sütü ve özel ishal mamaları öncelikle
verilmelidir. Su kaybı olan ve kusan bebek ve çocuklar hastaneye
yatırılarak damardan sıvı desteği yapılmalıdır.
PROSTAT KANSERİ VE İYİ
HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ
• Op. Dr. Mustafa GÜNEŞ
Üroloji (Bevliye)
Prostat kanseri erkeklerde en sık
görülen kanser türlerinden biridir. Bir çok çevresel ve genetik
nedene bağlı olarak gelişebilir.
Birinci derece erkek akrabalarında prostat kanseri olanlar
daha çok risk altındadır. Günümüzde çoğunlukla PSA denen
bir kan değerinin yüksekliği ile
yapılan incelemeler sonucunda
tanı konur. Birinci derece yakınlarında hastalık olanların 40-45
yaşından ve diğer erkek bireylerin de 50 yaşından sonra yılda
bir üroloji kontrolü yaptırmaları
erken teşhis ve tedavi açısından
çok önemlidir. Prostat kanseri diğer bir çok kansere kıyasla hızlı ilerlemez ve erken teşhis edildiğinde
en uzun yaşam süresine sahip kanserlerden biridir. Günümüzde teşhis
sonrası ameliyat ve ameliyat dışı olmak üzere bir çok başarılı tedavi
alternatifleri mevcuttur. Bu nedenle prostat kanseri zamanımızda korkulan bir hastalık olmaktan çıkmıştır.
Üroloji polikliniğine geldiğinizde yapılacak basit tetkikler ve doktor
değerlendirmesi sonucu bir çok hastada iyi huylu prostat büyümesi
denen durumla karşılaşılmaktadır. Bu hastalar genellikle idrar yaparken zorlanma, idrar yaptıktan sonra tam boşalmama hissi, idrar kalibrasyonunda (tazyik) azalma, kesik kesik idrar yapma, idrar yaparken
saçılma veya çatallama, acil idrar yapma isteği ve bazen istemsiz
idrar kaçıma, idrar yaparken penise vuran yanma hissi ve gündüz ve
gece sık idrara çıkma gibi şikayetlerle gelirler. Bu şikayetlerden birkaçı
bir arada bulunabilir. Bu durumda olan hastalar çoğunlukla ilaçlı ya
da ilaçsız önerilerle belli zaman aralıkları ile takibe alınmaktadır.
Görüldüğü gibi 50 yaş üzeri erkeklerde; ister iyi huylu prostat büyümesi
isterse prostat kanseri olsun günümüzde modern gelişmeler eşliğinde
korkulmaması gereken prostat rahatsızlıklarıdır. Bu yaş grubu hastaların tek yapması gereken çok belirgin şikayeti olmasa da bir üroloji
hekimine başvurmak ve erken teşhis için kontrollerini aksatmamaktır.
Hastalıktan korunmak için hijyen kurallarına dikkat etmek gerekmektedir. Çocukların el temizliğine büyük önem verilmeli ve kreş,
anaokulu öğrencileri hasta olduklarında okula gönderilmemelidir.
Ev içi bulaşları önlemek için ortak kullanılan oyuncak ve benzeri
eşyaların temizliğine özen gösterilmelidir. Emziren anneler, bebeğin
altını temizledikten sonra ellerini yıkamadan bebeğe temas etmemelidir.
Rotavirus enfeksiyonlarından korunmak için el yıkama, bilinen enfekte hasta ile temastan kaçınma ve aşılanma önemli yer tutar.
Aşılanma, 2 ayın üzerindeki bebeklere ilk dozu 2 aylıkken başlamak üzere, ağız yolu ile 2 veya 3 dozda yapılır. Enfeksiyonu geçirmek tam bağışıklık sağlamaz ancak tekrarlayan enfeksiyonlar
daha az şiddetli seyreder.
5
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
• Op. Dr. Nalan CİHANGİR / Kadın Hastalıkları ve Doğum
DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ
HAKKINDA MERAK EDİLEN 10 SORU
“Doğum kontrolü geçici veya kalıcı olarak hamileliği engellemek veya hamile kalma
olasılığını azaltmak amacıyla ilaçların, araç gereçlerin veya geleneksel yöntemlerin
kullanılmasıdır. Aile planlaması için hem kadın hem de erkekler yöntem seçebilirler.
Toplumda bilinen bazı yanlışlar doğum kontrolünü uygulamak isteyen çiftleri maalesef yanlış yönlendirmektedir.”
1-Doğum kontrol hapları kısırlık yapar mı ?
Doğum kontrol hapları 30 yıldır kullanılan ve
bugun dünyada yaklaşık 70 milyon kişi tarafından tercih edilen güvenilir korunma yöntemidir. Östrojen ve progesteron hormonlarının laboratuar ortamında üretilen türevlerini
içerir. Bu hormonlar zaten kadın yumurtalıklarında üretilen doğal hormonlardır. Hap kesildikten birkaç ay sonra gebe kalma yeteneği
geri döner.
2- Spiral ilişki esnasında erkek cinsel organına takılır mı, zarar verir mi ?
RIA (Rahim İçi Araç) olarak da bilinen spiral
kadınlar arasında uzun süreli kullanıma elverişli olduğu için (5-10 yıl) sıklıkla tercih edilen
korunma yöntemidir. T şekilde plastik aparatın rahim içine yerleştirilmesi ile doğum
kontrolünü sağlar. Cinsel ilişkide erkek cinsel
organı penis, kadın cinsel organı olan vajen
ve vajen duvarı ile temas ( penetrasyon) durumundadır. Spiralin takıldığı rahim iç duvarı
daha derinde olduğu için penis rahim iç duvarına temas edemez. Bu yüzden rahim içine
takılan spiral ile de teması olmaz. Spiral penise zarar vermez, yaralamaz veya batmaz.
3-Geri çekilme yöntemi nedir ?
Cinsel ilişki esnasında; erkeğin boşalma anı
geldiğinde penisi vajen içinden dışarı alarak sperm taşıyan meniyi (erkek suyu) dışarı
boşaltarak gerçekleşen gebelikten korunma
yöntemidir. Halk arasında kadınlar tarafından “eşim doğal yöntemle korunuyor” dediğinde anlatılmak istenen yöntemdir.
Yöntem erkek tecrübesine bağlı olduğundan erkeğin kontrolünün zayıf olduğu durumlarda, penisin vajen içerisindeyken erken boşalması durumlarında başarısız olur.
Güvenilirliği düşüktür, istenmeyen gebelikler
oluşabilir. Modern tıpta doğum kontrol yöntemi olarak önerilmez. Yöntemi kullanan kişiler sıklıkla “gebelik oluşsa da olur sorun yok”
düşüncesine sahip olanlardır.
4-Tüp bağlanması zararlı mıdır, adet bozukluğu yapar mı ?
Tüp (kordon) bağlanması (ligasyonu) kesinlikle artık çocuk sahibi olmak istemeyen çiftlere
uygulanan cerrahi doğum kontrolü yöntemidir. Minilaparatomi veya laparoskopi ile karın bölgesinden yapılan ameliyat ile ya da
6
sezeryan esnasında bebek doğurtulduktan
sonra aynı ameliyat içinde tüpler bağlanabilir.
Tüp bağlanmasının adet düzensizliği, ağrı
,cinsel isteksizlik, kilo artışı, erken menapoz
gibi yan etkilerinin olacağı düşüncesi yanlıştır.
Uygun teknik kullanılarak yapılırsa yumurtalık
kan akımı bozulmaz. Hormon dengesizlikleri
nedeniyle oluşacak yan etkiler tüp bağlanma ameliyatı sonrası gelişmez.
5-Doğum kontrol hapları kilo aldırır mı ?
Kadınlar kilo alma endişesini sık sık yaşarlar.
Halk arasında bilinen düşünceye göre doğum kontrol hapı kullanımınında ilk akla gelen soru kilo yapar mı ?
Uzun dönemli yapılan çalışmalar doğum
kontrol haplarının kişinin kilo alımını ciddi
oranda arttırmadığını, kilodaki hafif artışın su
tutulumuna bağlı olduğunu, bu kilonunda
yılda 1-2 kg ile sınırlı olduğunu göstermiştir.
Kişilerin kilo alımlarındaki tek neden ilaç kullanımı değil, yaşam tarzlarıdır. (Aşırı kalorili
beslenme, hareketsiz yaşam, yaş ilerlemesi
nedeniyle metabolizma hızının yavaşlaması
...)
Bu nedenle doğum kontrol hapları; özellikle
yeni jenereasyon (düşük doz hormon içeren
) kilo aldırma endişesi olmadan kullanılabilir.
6-Uzun süre bir yöntem ile korunulursa yumurtalıklar tembelleşir mi ?
Çocuk sahibi olmak için uygun zamanı çiftler belirlemelidir. Ancak doğum kontrol yöntemleri kullanılarak uzun dönem beklenmesi
kadın yaşının ilerlemesine neden olur. Kadın
için geçirilen her yıl yumurtalık kapasitesini
ve becerisini yaşa bağlı azaltır, gebe kalmada sorunlar oluşabilir.
Bu nedenle 35 yaş öncesi mutlaka gebelik
kadınlar için tavsiye edilmektedir.
7-Tüpler bağlandıktan sonra çözülür mü?
Tüplerin bağlanmasının en önemli özelliği
kalıcı bir yöntem olmasıdır. Özel durumlarda
tüplerin açılma ameliyatı yapılabilir. Ancak
tüplerin açılması bağlanması kadar kolay ve
pratik değildir, mikro cerrahi yöntemler ile tüp
uçları birleştirilerek açılması sağlanır. Uçların
birleşemediği durumlarda ameliyat başarısı
zayıftır. Usulüne uygun bağlanmayan tüpler
sıklıkla açılamayabilir, açılsa da gebelik ihtimali düşer.
Bu nedenle iyi düşünerek karar vermiş artık
çocuk istemeyen kişinin tercih edeceği bir
yöntemdir.
8-Kondom iltihap, yara yapar mı ?
Kondom; erkekler tarafından kullanılan penise takılan ince esnek kılıftır. Meninin kadın
cinsel organına dökülmesini önleyen uç kısmında haznesi sayesinde gebelikten korur.
Bazı kondomlar lateks ismi verilen maddeden
yapılır ve bu madde kadın cinsel organında
allerjiye sebep olabilir. İlişki sonrası vajende
yanma, kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık allerji belirtisidir. Yan etkilerin oluşması halinde kondom
kullanılmamalıdır. Kullanıma devam edilmesi
vajen ve rahim ağzında iltihap ve yara oluşmunu arttırır.
9-Aylık iğneler hormonları bozar mı , bırakıldığında gebelik oluşur mu ?
Doğum kontrol iğneleri içinde kadınlık hormonlarından östrojen ve progesteron bulundurur. Aylık ve 3 aylık formları vardır. Yumurtlamayı engeller. Rahim ağzındaki salgıyı
koyulaştırarak sperm hücrelerinin rahime girmesini önler. Adet düzensizliği en sık şikayet
edilen yan etkisidir. İlk 3-6 ay arası sık kanama
yapabilir. Memelerde hassasiyet, aknede artış, kilo artışı diğer yan etkilerdir.
İğneler bırakıldıktan 2-3 ay içinde hormonları
vücüttan tamamen atılır. Yumurtlama yeniden başlar en geç 1 yıl içinde gebelik oluşur.
10-Korunma yöntemlerinden en zararsızı
hangisidir,hangisi seçilmeli ?
En uygun korunma yöntemi eşlerin ortak
karar verdikleri, kullanırken kendilerini rahat
hissettikleri yöntem olmalıdır. Gebeliği önlemesinin yanında sağlığa zarar vermemesi,maliyetinin düşük, uygulamasının kolay olması beklenir.
Tüm yöntemler avantaj ve dezavantaj barındırmaktadır. Yaşam tarzınız, tıbbi öykünüz,
jinekolojik muayeneniz ışığında hekiminize
danışarak seçilebilir.
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
• Doç. Dr. Ali Berkant AVCI / Romatoloji
• Uzm. Dr. Dudu AŞKIN
İç Hastalıkları (Dahiliye)
D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ
Son yıllarda D vitamininin sanıldığından çok daha önemli bir vitamin olduğu ve eksikliğinin mutlaka giderilmesi
gerektiği çalışmalarla gösterilmiştir. Ülkemizde de sıkça
görülen D vitamini eksikliği
hakkında toplumun bilgilendirilmesi önem kazanmıştır.
D vitamininin vücuttaki asıl
görevi kalsiyum ve fosfor gibi
minerallerin dengesini sağlayarak, kemiklerin ve kasların
gelişimi ve korunmasını, bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını hücre bölünmesinin kontrolünü
ve metabolizmanın düzenlenmesini sağlamaktır.
D vitamini peynir, süt, yumurta, balık, maydonoz, brokoli gibi gıdalardan elde edilerek güneş ışınlarının cilde temas etmesi ile de
aktif hale gelmektedir. Güneşte el kol ve yüz açık şekilde 15-20 dk
kalmak yeterlidir. Fakat güneş kremleri ve cam arkasında durmak
D vitamini sentezini engellemektedir.
Halsizlik, kronik yorgunluk, uykuya meyil, sık enfeksiyon geçirme, kas
kemik ağrıları, depresyon, aşırı terleme gibi şikayetlerinizin olması
durumunda mutlaka doktora başvurmalı, hızlı ve kolay yapılan bir
kan testiyle vitamin D seviyesi ölçülmelidir.
D vitamini eksikliği sonucunda en çok karşılaşılan sorunların başında Osteoporoz gelmektedir. Özellikle ileri yaşta ve menopozdaki
kadınlarda daha sıklıkla tespit edilmektedir. D vitamini kemik erimesiyle doğrudan ilişkilidir.
Yine çocuklarda Raşitizm adı verilen ve kemik eğriliklerine sebep
olan hastalığında öncelikli sebebidir. D vitamini eksikliği bağışıklık
sistemini de zayıflatarak enfeksiyonlara yakalanma riskini artırmakla birlikte iyileşmeyi de geciktirmektedir. Yapılan çalışmalarda D
Vitamini eksikliği olan kişilerde kanser riskinde artış olduğu tespit
edilmiştir.
Özellikle prostat, kolon, akciğer ve meme kanserleriyle ilişkilendirilmiştir. Bunlara ek olarak insülin direncine yatkınlığı arttırıp obeziteye
neden olabileceği gösterilmiştir.
D vitamini eksikliği tanısı ve tedavisi kolay olan fakat farkedilmeyip
tedavi edilmediği takdirde önemli sonuçlar doğurabilen bir hastalıktır. Vitamin D iğnesi ve haplarıyla kolayca tedavi edilebilmektedir. Fakat doktor kontrolünde alınmayan vitamin D takviyelerinin D
vitamini zehirlenmesine yol açacağı unutulmamalıdır.
ROMATOLOJİ HANGİ
HASTALIKLAR VE
YAKINMALARLA İLGİLENİR?
Romatoloji, eklemler başta olmak üzere kas iskelet sisteminin
hemen bütününü etkileyebilen,
cilt ve iç organlarda da tutulum
yapabilen hastalıkların değerlendirilerek takip ve tedavisinin
yapıldığı bir branştır. Romatizmal
hastalıklar arasında 200’den fazla hastalık yer alır. Romatolojinin
ilgilendiği hastalıklara örnek olarak,
• Romatoid Artrit,
• Spondiloartopatiler
(ankilozan spondilit, psöriatik artrit, enteropatik artrit, reaktif artrit
vb),
• Sistemik Lupus Eritematozus,
• Sjögren Sendromu,
• Behçet Hastalığı,
• Ailevi Akdeniz Ateşi,
• Psödogut, • Osteoartrit,
• Sistemik Skleroz,
• Vaskülitler,
• Gut,
• Fibromyalji verilebilir.
Hastanemizde bütün romatolojik hastalıkların tedavisi uluslararası
standartlarda yapılabilmektedir. Romatolojik hastalıkların etkin bir şekilde tedavi edilebilmesi için erken tanı ve düzenli takip çok önemlidir.
Aşağıda belirtilen yakınmaları olan hastaların bir Romatoloji Uzmanına başvurmaları önerilir.
• Eklemlerde ağrı,
• Eklemlerde şişlik,
• Eklemler üzerinde renk değişikliği,
• Eklemlerde ısı artışı hissedilmesi,
• Sabahları yarım saati aşan tutukluk,
• Vücutta dokunmaya aşırı hassas duyarlı noktaların bulunması,
• Topuk ağrısı,
• Güneşe hassasiyet (kısa süreli maruziyete rağmen ciltte kızarıklıkların
oluşması),
• Başka bir nedenle açıklanamayan hemen her gün olan ağız kuruluğu,
• Başka bir nedenle açıklanamayan hemen her gün olan gözlerde
yanma-batma hissi ile kendini gösteren göz kuruluğu,
• 3 aydan uzun süredir olan sabahları daha şiddetli olup hareket ettikçe azalan bel, sırt ve kalça ağrısı,
• Sedef hastalığı ve inflamatuar (iltihabi) barsak hastalıkları olan hastalarda gelişen eklem yakınmaları, bel, sırt ve kalça ağrısı,
• Başka nedenle açıklanamayan ağız içinde tekrarlayan aftöz yaralar,
• Soğukla tetiklenen el veya ayak parmaklarında solukluk, morarma
ve kızarıklık gibi renk değişiklikleri,
• Genç yaşta, açıklanamayan damar tıkanmaları,
• Başka nedenlerle açıklanamayan tekrarlayan düşükler,
• Ciltte sertlik artışı, cildin esnekliğini kaybetmesi,
• Ani açıklanamayan görme kayıpları.
7
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
ÇARPINTI
ŞİKAYETİM VAR,
NE YAPMALIYIM?
“Çarpıntı genellikle yüksek kalp hızı, düzensiz kalp atımı veya
kalbin güçlü kasılması durumlarında hissedilir. Stres, egzersiz,
ilaçlar ve nadiren de tıbbi durumlar çarpıntıyı tetikleyebilir.”
İkisi kulakçık (atriyum) ikisi karıncık (ventrikül)
olmak üzere 4 ana odacıktan oluşan kalp,
kasılması için gerekli olan elektriksel uyarıyı (sinüs düğümü denilen biyolojik pil vasıtasıyla)
kendisi oluşturmaktadır. Erişkin yaştaki normal
bir bireyde ortalama kalp hızı dakikada 60
ila 80 civarındadır. Normalde kalp çalışırken
bazı sesler meydana getirir ancak “çok şükür
ki” biz bu sesleri duymayız. Başka bir deyişle
kalbimizin çalıştığını hissetmeyiz. İstisna olarak, kalp anatomik olarak göğüs boşluğunun
sol kısmında olduğu için belki bazılarımız sol
yana yatınca kalp atışlarımızı hissedebiliriz.
İşte normalde duymadığımız veya hissetmediğimiz kalp atışlarını hissetmemiz durumunu
çarpıntı olarak tanımlamaktayız. Çarpıntı
genellike yüksek kalp hızı, düzensiz kalp atımı veya kalbin güçlü kasılması durumlarında
hissedilir. Stres, egzersiz, ilaçlar ve nadirende
tıbbi durumlar çarpıntıyı tetikleyebilir.
Günümüzde erişkin yaş grubunda çok sık
karşılaşılan çarpıntı şikayeti her ne kadar çok
rahatsızlık verici ve kişiyi tedirgin edici bir durum olsa da çoğunluğu tehlike arzetmemektedir. Öyle ki çarpıntı çok az kişide tıbbi tedavi gerektiren ciddi kalp hastalığının bir belirtisi
olabilmektedir. Kişiler çarpıntıyı farklı şekilde
hissedebilmekte veya tanımlamaktadırlar:
tekleme, kuş çırpıntısı, kalbin hızlı atması, kalp
atışlarının güçlü hissedilmesi gibi.
Sık olmayan ve birkaç saniye içinde kendiliğinden sonlanan çarpıntı atakları genellikle
önemsizdir ve ileri tetkik gerektirmez.
Ancak bazı durumların varlığında ve bazı
hasta gruplarında çarpıntı şikayeti önemli
olabilir:
8
• Bilinen bir kalp hastalığı varsa
•Ataklar sık olmakta ve uzun sürmekteyse
• Gittikçe daha kötüleşiyorsa
• Beraberinde göğüste sıkışma/rahatsızlık hissi olmaktaysa
• Beraberinde nefes darlığı ve yorgunluk hissi
oluyorsa
• Beraberinde baş dönmesi veya bayılır gibi
olma hissi varsa
• Çarpıntı sırasında tam bilinç kaybı meydana gelmişse
• Birinci derecede akrabalarında genç yaşta ani ölüm veya kalp hastalığı hikayesi varsa.
Esasında çarpıntıya yol açan sebepler çoğu
zaman kalp hastalığının dışındaki sebeplerdir. Bunların başlıca olanları şunlardır:
• Stres, gerilim, duygusal nedenler
• Yoğun tempoda çalışmak
• Kafein içeren gıdalar
• Sigara ve nikotin içeren diğer ajanlar
• Takviye amaçlı sıkça tüketilen bitkisel karışımlar
• Alkol
• Ateş
• Kansızlık
• Kadınlarda adet dönemi, gebelik ve menapoz gibi durumların yol açtığı hormonal
değişiklikler
• Grip ve soğuk algınlığı nedeniyle alınan ve
yapısında psödoefedrin içeren ilaçlar
• Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar.
Çarpıntı şikayeti ile başvuran hastaların bir
kısmında da çarpıntı şikayeti aşağıdaki gibi
ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir:
• Kalp ritim bozuklukları
Prof. Dr. Doğan ERDOĞAN
Kardiyoloji
• Yüksek tansiyon
• Kalp yetersizliği
• Kalp damar hastalığı
• Kalp kapak hastalıkları
• Doğumsal kalp hastalıkları
• Panik atak
• Zehirli guatr
• Ciddi kansızlık.
Çarpıntı şikayeti olan kişilerde çarpıntının altında ciddi bir rahatsızlık olup olmadığı muayene sonrası yapılacak birkaç basit testle
belirlenebilir. Bu testlerden bazıları ve de en
önemli olanları şunlardır:
• Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin elektriksel
akımının 12 ayrı kaydını içeren grafi olup 2-3
dakikada elde edilir ve hiçbir zararı yoktur.
• Ekokardiyografi (Eko): Kalbin kalbe özgü
ultrason ile görüntülenmesidir; 10-15 dakika
sürer ve zararsızdır.
• Holter takibi: Cep telefonu büyüklüğüne
yakın bir cihazla kalbin 24 saat süreyle ritmi
kaydedililir ve cihaza uygun bilgisayar siztemine yüklenerek analiz yapılır.
Bunlara ilaveten kan sayımı yapılması ve
guatr hormon düzeylerinin ölçülmesi de
elzemdir.
Kalbinize iyi bakın ve unutmayın,
Kalbiniz Sizin İçin Çarpıyor!
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
KRONİK BÖBREK
YETMEZLİĞİ
“Birçok böbrek hastalığı sessizce gelişir ve uzun yıllar fark
edilmez, çoğu kez kronik böbrek hastaları, hastalığın geç bir
aşamasına kadar bir uzmana (Nefrolog) gitmemektedir.”
Böbrekler, 7 gün 24 saat durmaksızın vücudu
atık maddelerden temizleyerek idrarı oluşturur. Bu temel görevin yanında, vücut sıvılarının hacmini ve bileşimini belirleyen, kan hacmini ve tansiyonu ayarlayan esas organdır.
Aynı zamanda, hormonal fonksiyonları da
vardır. Mesela, kan imalindeki temel madde
böbreklerde yapılır. Kemiklerin olgunlaşması
için gereken madde de. Böbrek fonksiyonları
bozulunca hastalar kansız kalır. Kemiklerde
zayıflama ortaya çıkar.
Türkiye’de böbrek hastalığının görülme sıklığı nedir? En çok kimlerde görülür?
Türk Nefroloji Derneği’nin 2010 yılında ülke
çapında yaptığı çalışmanın sonuçlarına göre
ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden 1’inde kronik
böbrek hastalığı var. Kronik böbrek hastalığı
(KBH) her yaşta görülebilir. Ancak KBH’nın
en sık görüldüğü gruplar; yaşlılar (65 yaş),
şeker hastaları, hipertansiyon hastaları, kalp
ve damar hastalığı olanlar, nefrit hastaları,
şişmanlar, sigara kullananlar, birinci derece
akrabalarında KBH olanlar, ailesinde kalıtsal
böbrek hastalığı olanlar, sık tekrarlayan idrar
yolu enfeksiyonu öyküsü olanlar ve böbrek
taş hastalarıdır. Toplum sağlığı açısından en
büyük risk gruplarını ise diyabet hastaları ile
hipertansiyonu olanlar oluşturmaktadır.
“Böbrekler sessizce tükenir”
Birçok böbrek hastalığı sessizce gelişir ve
uzun yıllar fark edilmez, çoğu kez kronik böbrek hastaları, hastalığın geç bir aşamasına
kadar bir uzmana (nefrolog) gitmemektedir.
Tansiyon yüksekliği, idrarda kan olması, bacaklarda şişlik, gece sık idrara gitme böbrek
hastalığının işareti olabilir.
Böbrek hastalıkları nasıl teşhis edilir?
Böbrek hastalıklarının teşhisi oldukça kolay-
dır. Ancak temel sorun, böbrek hastalıklarının
çoğunun belirtisiz yani “sessiz” olmalarıdır. Bu
nedenle hastalık teşhisi çoğunlukla geç konulmaktadır. Böbrek hastalığının teşhisinde 3
temel yöntem vazgeçilmezdir.
1- Tansiyon ölçümü,
2-Kanda kreatinin ölçümü ile böbreğin süzme gücünün (glomerüler filtrasyon değeri)
tayini,
3-Tam idrar tahlili ve idrarda protein varlığının saptanması.
Bu 3 yöntem hastaların büyük çoğunluğunda böbrek hastalığının var olup olmadığını
anlamak için yeterlidir. Bunlar dışında bazı
durumlarda böbrek ultrasonu, böbrek anjiyografisi ve böbrek biyopsisi gibi ileri yöntemler de teşhis için gerekebilir.
Uzm. Dr. Gülay DEMİRTAŞ
Nefroloji
tarzının temel prensipleri ideal kiloda olmak,
az tuzlu ve sağlıklı beslenmek, kesinlikle sigara içmemek, düzenli egzersiz yapmak ve az
alkol tüketmektir.
Kronik böbrek hastalığı
için hangi tedavi
uygulanmalıdır?
Kronik
böbrek
hastalığı
erken
safhalarda yakalandığında en etkili tedavi kan basıncı
kontrolüdür. Bu amaçla
kullanılan antihipertansif
ilaçların böbrekten protein kaçağını önleme özelliği
olması, böbrekler üzerindeki
koruyucu etkinin artmasını sağlar. Bunun dışında kronik böbrek
hastalığı eğer şeker hastalığına
bağlıysa şeker düzeylerinin iyi
kontrolü de önemlidir. Birçok
kronik hastalıkta olduğu
üzere, KBH olan kişiler sağlıklı bir yaşam tarzını önemsemelidirler. Sağlıklı yaşam
9
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
ÇOK UNUTKANIM,
ACABA BUNUYOR MUYUM?
Uzm. Dr. Burcu ERAY
Nöroloji
“Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta
unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan nörodejeneratif yani sinir hücrelerinde harabiyete sebep olarak ilerleyen bir beyin hastalığıdır.“
Merhaba, bu yazımda siz değerli okuyucu-
Popüler kullanımıyla dilimizde “Bunama” adı
bozukluklar, özellikle bellek ve öğrenme gibi
larımıza herkesin çok korktuğu bir hastalık-
verilen demans kelimesi, Latincede “edinil-
zihinsel becerilerlerden sorumlu olan beyin
tan bahsetmek istiyorum. Günümüzde genç
miş zihnin yitirilmesi “anlamına gelir. Alzhe-
hücrelerinin ölümüne yol açarak Alzheimer
veya yaşlı neredeyse artık herkesin “çok
imer hastalığı da demans veya bunamaya
hastalığına sebep olur.
unutkanım, acaba bunuyor muyum?” soru-
en sık sebep olan hastalıktır.
suyla en az bir kez doktora başvurduğunu
Alzheimer hastalığı için kadın cinsiyet her za-
görmekteyiz. Hasta bu soruyla hekime gel-
Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya
man daha riskli gruptur, aynı şekilde yaşla bir-
diğinde öncelikle yaşı, cinsiyeti, eğitim sevi-
çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli
likte Alzheimer hastalığı görülme ihtimali de
yesi öğrenilir ve ailede demans veya daha
zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan
artar, öyle ki 65-70 yaş arası Alzheimer hasta-
bilinen ve korkulan adıyla Alzheimer hasta-
nörodejeneratif yani sinir hücrelerinde hara-
lığı sıklığı %4-5 iken, 70 yaş sonrası bu sıklık gi-
lığı olan bireylerin varlığı, bilinç kaybı olan
biyete sebep olarak ilerleyen bir beyin has-
derek artmakta ve 90’lı yaşlarda neredeyse
bir kafa travması alıp almadığı, daha önce
talığıdır. Hastalığa beynin belli bölgelerinde,
her iki kişiden birine Alzheimer hastalığı tanısı
felç, kalp krizi veya depresyon gibi bir has-
bilinmeyen bir nedenle zararlı proteinlerin
konmaktadır.
talık geçirip geçirmeği, guatrı olup olmadığı,
birikmesi sebep olur, bu da sinir hücrelerinin
beslenme ve spor alışkanlıkları ve kullandığı
haberleşmesini bozar, ayrıca aradaki bu
Düşük eğitim seviyesi bu hastalık için risk fak-
ilaçlar mutlaka sorgulanır.
iletişimi sağlayan bazı kimyasal maddelerin
törü olarak kabul edilmekte ve yüksek eğitim
de üretimi azalır. Sonuç olarak tüm patolojik
seviyesinin de koruyucu olduğu bilinmekte-
10
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
dir. İlk başta değinilen kafa travması, beyin damar hastalıkları, dep-
sonucu azalmış olan haberci madde miktarının dengelenmesine yar-
resyon ve tiroid bezinin az çalışması yani hipotiroidi gibi hastalıklar da
dım ederek zihinsel işlevleri korurlar. İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını
Alzheimer Hastalığı için risk oluşturmaktadır.
tamamen durdurmaz, ancak bellek kaybı dahil, çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerinin hafiflemesini, hastanın günlük yaşam aktiviteleri daha
Peki korucu faktörler yok mudur? Bu soruya cevap olarak akdeniz di-
uzun süre korunmasını sağlar ve davranışsal problemlerin daha geç
yeti yani mevsiminde yenen taze meyve, sebze, yeşillik, zeytinyağı ve
ortaya çıkarak hastaların bakım evine yatırılma süresini geciktirir. Ayrı-
balık ağırlıklı beslenme şekli; fiziksel ve zihinsel aktivite ve günde bir
ca depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi dav-
kadeh kırmızı şarap verilebilir.
ranış bozukluklarını tedavi etmek için de uzun zamandır kullanılmakta
olan çok sayıda etkili ve güvenilir antidepresan ve antipsikotik ilaç da
Asıl sorumuza dönecek olursak unutkanım diyerek gelen hastaya ne
bulunmaktadır. Sonuç olarak erken tanı konularak ilaç tedavisine baş-
yapıyoruz? Gerçekte acaba kaç kişide bunama saptıyoruz? Her unut-
lanması hastanın yaşam kalitesini artırır ve daha uzun süre kendine
kanım diyen doktora başvurmalı mı ya da unutkanlık doğru tanımla-
bakabilmesini sağlar.
nıyor mu? Tabiki bu soruların cevapları hastadan hastaya değişebilir
ama eğer hasta eşyalarını sık sık kaybediyor, söylediklerini sık tekrar
ediyor, aynı soruları bir daha soruyor, bazen yolunu şaşırıyor, pazar alışverişinde eksik para üstü alıp fark etmiyor, daha önceden kullanabildiği ev aletlerini eskisi gibi kullanamıyor, yemeklerin lezzetini tutturmakta
zorlanıyor ise ya da çok sakin ve kibar bir insanken karakteri giderek
değişip uygunsuz şakalar yapan ve küfreden bir insan haline gelmişse mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmalıdır. Bu noktada doktora
başvuran hastanın hikayesi ve nörolojik muayenesi tamamlandıktan
sonra mutlaka bilişsel işlevlerin farklı alanlarını değerlendiren bir tarama testi yapılır. Testin sonucuna göre de tam kan, içerisinde şeker ve
kolesterol düzeyleri, B12 vitamini ve tiroid fonksiyon testlerini de içeren
geniş biyokimya tetkikleri, beyin görüntülemesi ( Beyin MR veya Bilgisayarlı Beyin Tomografisi) ve EEG yani beyin dalgalarının kayıtlanması
şeklindeki ek laboratuvar tetkikleri ile klinik tanı büyük oranda destekleklenir.
Hastaya tanı konulduktan sonra mutlaka tedavi başlanmalıdır. Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bugün için
ne yazık ki yoktur; ancak belli bir süre hastalığın ilerleme hızını yavaşlatacak tedavi olanakları bulunmaktadır. Kolinesteraz inhibitörleri ve
Memantin etken maddeli bu ilaçlar, beyindeki sinir hücrelerinin hasarı
11
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
OBEZİTE VE CERRAHİ
TEDAVİSİ
Op. Dr. Mesut ÇAYNAK
Genel Cerrahi
Obezite bir hastalıktır ve tek nedeni yoktur.
Çevresel (yaşam şekli, yeme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar,...vs) ve genetik faktörler obezite hastalığının ortaya çıkmasında etkilidir.
Obezite ABD’de önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra ikinci en sık nedenidir.
Obezitenin derecesi, ağırlık ve boy arasında
bağlantı kuran vücut kitle indeksi (BMİ) ile tanımlanır. BMİ, ağırlık(kg) / boy(m)2 formülü ile
hesaplanır. 18-25 arası değerler normal, 2530 arası değerler kilolu, 30 ve üzeri değerler
ise obez olarak değerlendilir.
Obezite basitçe sadece kilolu olmak, vücut
yağ oranının artması veya kozmetik bir sorun
olarak değerlendirilmemelidir. Obez hastalarda vücut ağırlık artışına bağlı olarak, obezite ile ilşkili veya obeziteye eşlik eden çok sayıda tıbbi durum tanımlanmıştır. Buna uygun
olarak da obezitenin cerrahi tedavisi basitçe
obeziteye yoğunlaşmaktan çok, obezite ile
ilşkili yandaş hastalıkların tedavisine odaklanmaya evrilmiştir.
Obezite İle İlişkili Tıbbi Durumlar:
Dejeneratif eklem hastalığı, bel ağrısı, hipertansiyon, uyku apnesi, gastroözofageal reflü
hastalığı, safra kesesi taşları, Tip 2 diabet, hiperkolesterolemi, hiperlipidemi, astım, kalp
yetmezliği, koroner arter hastalığı, migren
başağrıları, psödotümör serebri, venöz staz
ülserleri, derin ven trombozu, deri apseleri,
stres üriner inkontinans(idrar kaçırma), infertilite(kısırlık), depresyon, karın duvarı fıtıkları,
rahim, meme, kalın bağırsak, prostat gibi birçok kanserin görülme sıklığında artış.
Obezitenin tahmini yaşam süresi ve genel
sağlık üzerinde derin bir etkisi vardır. Yeterince kilo verip obez olmaktan çıkmak ve bu kilo
kaybını korumak için diyet ve egzersiz yapmayı deneyen şiddetli obez hasta nüfusunun
12
başarı oranı %3 tür. Tahminlere göre obez olmayan bir bireye kıyasla 21 yaşındaki şiddetli
obez bir erkek hasta 12 yıl, kadın hasta ise 9
yıl daha az yaşamaktadır. Bariatrik (obezite)
cerrahi bireyin yaşam kalitesini arttırdığı gibi
yaşam süresini de önemli ölçüde uzatır.
Bariatrik Cerrahiye Uygun Hastalar şu özellikleri taşımalıdırlar:
• BMI ≥ 40 kg/m2
• BMI 35-40 kg/m2 ve eşlik eden obezite ilşkili
tıbbi durumlar
• Tıbbı gözetimli diyette başarısız olma
• Psikolojik olarak stabil olma
Anestezi veya cerrahiyi engelleyici derecede riskli hale getiren ciddi medikal hastalıklar,
yapılacak işlemleri anlamak için mental olarak yetersiz, ilaç, alkol ve diğer bağımlılıklar,
aktif yeme bozuklukları olan hastalar, psikolojik olarak stabil olmayan hastalar cerrahi
için uygun aday değillerdir.
Cerrahi için hasta seçimi, multidisipliner ekibin değerlendirmesine dayanmalıdır. Obezite ile ilşkili teşhisi konmamış potansiyel sağlık
sorunları aranır. Bu amaçla ameliyat öncesi
kardiyolojik hastalıklar, obstruktif uyku apnesi,
gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH), safra
kesesi hastalıkları, hormonal bozukluklar gibi
potansiyel sağlık sorunları ve bilinen sağlık sorunları detaylı olarak ele alınır.
Obezite cerrahisi öncesi ve sonrasına hasta
yönetiminde multidisipliner yaklaşım şarttır.
Ekipte Genel Cerrah, Kardiyolog, Dahiliye
Uzmanı, Psikiyatr, Plastik Cerrah, Diyetisyen,
Radyolog ve Anestezist bulunur.
Bariatrik cerrahi, obez hastalar için sihirli bir
değnek olarak algılanmamalıdır. Ameliyat
öncesi dönemden başlamak üzere hasta diyet ve yaşam tarzı değişikliklerine hazır olmalıdır. Bu konularda isteksiz ve devamlılık göstermeyen hastalarda bariatrik cerrahi başarı
oranları düşüktür.
Bariatrik cerrahiler ilk olarak 1950’li yıllarda
uygulanmaya başlanmıştır. Yıllar içerisinde
çeşitli bariatrik cerrahi prosedürler tanımlanmıştır. Günümüzde bu prosedürlerin tamamı
laparoskopik (kapalı) yapılabilmektedir.
Başlıca bariatrik prosedürler:
• Ayarlanabilir Gastrik Band (AGB)
• Roux En Y Gastrik Bypass (RYGB)
• Biliopankreatik Diversiyon (BPD)
• Duodenal Switch (DS)
• Sleeve Gastrektomi (SG) (Tüp Mide Ameliyatı)
Günümüzde diğer teknikler hala kullanılıyor
olmasına rağmen; teknik olarak kolay olması,ameliyat sonrası komplikasyon oranının
düşük olması ve sonuçlarının diğer teknikler
ile hemen hemen aynı olması nedeni ile Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) en çok yapılan
ameliyat haline gelmiştir. Bu teknik ile midenin büyük kurvatur ve fundus denilen kısımları alınarak mide tüp haline getirilmektedir.
Bu şekilde mide hacmi küçültülmüş olur ve
alınabilen besin sınırlandırılır. Açlık hormonu
olarak bilinen ghrelin hormonunun salınımı
da azaltılmış olur. Bu iki mekanizma şu ana
kadar bildiğimiz kilo verme mekanizmalardır
ancak henüz ortaya koyamadığımız farklı
mekanizmaların da kilo vermeye katkıda bulunduğu düşünülmektedir.
Ameliyat sonrası dönem
Ameliyat sonrası, hastalar hızlı bir kilo kaybı
dönemine girerler. İlk bir yıl içerisinde fazla
kilolarının yaklaşık %65-70 ini kaybederler.
Sonraki yıl içerisinde kilo kaybı hızı düşer, yani
daha yavaş kilo vermeye devam ederler.
Ameliyat sonrası hastaların 1,5 – 2 yıl süre ile
gebe kalmaları önerilmez.
Metabolik sendrom santral obezite, dislipidemi, glikoz intolerasyonu ve hipertansiyon ile
karakterizedir. Şiddetli obez hastaların yaklaşık yarısında görülmektedir. Metabolik sendrom ile ilgili tüm tıbbi sorunlar bariatrik cerrahiye yanıt verir. Bariatrik cerrahi sonrasında
obezite ile ilşkilendirilmiş tüm hastalıklarda
(diabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği, koroner arter hastalıkları, hiperkolesterolemi, safra kesesi taşları, depresyon, uyku bozuklukları, astım, migren tipi başağrıları, kısırlık, cinsel
fonksiyon bozuklukları, bel ağrısı ve eklem
hastalıkları, varis, stres üriner inkontinans(idrar kaçırma), rahim, meme, kalın bağırsak,
prostat gibi birçok kanserin görülme sıklığında artış) , belirgin düzelme ve bir kısmında
tamamen düzelme izlenir.
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
PRP tedavİsİ İle
vücudunuza
nefes aldırın
Prof. Dr. Levent ALTINEL
Ortopedi̇ ve Travmatoloji̇
Bedenimiz her an kendi kendini tedavi etmektedir. Kanımızdaki pıhtılaşma hücrelerinde bulunan mucizevi proteinler dokularımızın
tamirini sağlarlar.
PRP Tedavisi Nedir ?
Kanımızın 1 mililitresinde 150-400 bin pıhtılaşma hücresi bulunur. Hastadan alınan kan, bir
takım yoğunlaştırma, konsantre etme işlemlerinden geçirilir. Pıhtılaşma hücresinden zengin kan haline gelir. Elde edilen ürüne “PRP”
denir. İyi bir PRP’ nin mililitresinde en az 1 milyonun üzerinde pıhtılaşma hücresi olmalıdır.
PRP tedavisi hangi durumlarda kullanılır ?
Zamanla eklemlerde gelişen yıpranma sonucu, kıkırdak doku aşınır, sürtünme artar.
Eklemler ses çıkarmaya, şişmeye, ağrı yap-
maya başlar ve hareketlerimiz gittikçe kısıtlanır. Bu tabloya kireçlenme (artroz) denir.
PRP tedavisi günümüzde en fazla diz kireçlenmelerinde kullanılmaktadır. Bunun dışında
PRP tedavisi şu hastalıklarda kullanım alanı
bulmuştur;
• Ön çapraz bağ yaralanması
• Menisküs yırtıkları
• Omuz kas yırtıkları
• Tenisci dirseği (lateral epikondilit)
• Golfcü dirseği (medial epikondilit)
• Tendinitler
• Ayak bilek burkulması
• Tendon yırtıklarının tedavisi
• Topuk dikeni
• Kulunç ağrısı ...
Başarılı bir PRP tedavisi için;
1- Hastalığın teşhisi doğru konmalıdır ve uygun hastalarda PRP tedavisi yapılmalıdır.
2- Yeterli pıhtılaşma hücresi konsantre edebilecek kaliteli hazırlama kitleri kullanılmalıdır.
3- PRP tedavisi uzman ve tecrübeli hekimler
tarafından doğru bölgeye uygulanmalıdır.
PRP tedavisinin yan etkileri var mıdır?
Kişinin kendi kanından elde edilen PRP, yine
hastanın kendisine yapıldığından ürünün direkt bir yan etkisi yoktur. Dokulara zarar vermez, alerji gibi yan etkiler yapmaz. Fakat
steril şartlarda ve uzman ellerde yapılmayan
PRP tedavisi sonrası mikrop kapma, eklem
hasarı gibi enjeksiyona bağlı komplikasyonlar gelişebilir.
13
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
TOPUK DİKENİ NEDEN OLUR
VE NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
Uzm. Dr. Ahmet ÇAPAR
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Plantar fasiit erişkinlerdeki topuk ağrısının
yaygın nedenlerinden biridir. Ayak tabanında yer alan, plantar fasya , topuğu ayağın
ön tarafına bağlayan esnek doku bandının
iltihaplanması, zarar görmesi ve kalınlaşmasıdır. Bu bant ayak tabanında ayak kemerini destekler ve yürümeye yardımcı olur. Bu
rahatsızlığa plantar fasilit adı verilir. Ayağa
çok fazla baskı yapıldığında bağlar yıpranır
ve iltihaplanarak sertleşir. Topukta dikensi bir
çıkıntı görüntüsü de varsa buna topuk dikeni sendromu denir. Biyomekanik olarak; aşırı
yüklenme, uzun süre ayakta durma ya da
koşma gibi nedenlerin plantar fasyada mikro
yırtık oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir. Plantar fasiit tanısı hastanın hikayesine,
risk faktörlerine ve fizik muayene bulgularına
dayanmaktadır. Hastaların çoğunda uzun
süre oturduktan ya da sabah kalktıktan sonra
topuk ağrısı ve gerginlik görülür. Tipik olarak
yürümekle topuk ağrısı azalacak ama eğer
hasta uzun süre yürümeye veya ayakta kalmaya devam ederse günün sonunda ağrısı
artabilir. Hastalar yürürken ağrılı topuk üzerine basmaktan kaçınmak için etkilenmiş ayağın alt iç kısmına basarak yürür. Plantar fasiitli
hastalarda yürüme ile ya da fizik muayene
sırasında topuğun medial plantar bölgesine
( iç bölgesine ) basıldığında ağrı ortaya çıkar. Aşırı ayak pronasyonu (pes planus-düz
taban), aşırı koşma, bacaklar arası uzunluk
farkı, obezite, uzun süre ayakta durmak ya
da yürümek zorunda kalınan meslekler (askeri personel vb.), aşil tendonunda ve intrinsik ayak kaslarında gerginlik, sedanter yaşam
tarzı gibi faktörler topuk ağrısı, plantar fasiit
için önemli risk faktörleridir. Hastanın plantar
fasiit tanısının desteklenmesi için inatçı ağrılı
durumlarda röntgen, ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemleri
kullanılabilir. Plantar fasiit, topuk dikeni tanısı
konulduktan sonra evde yapılacak başlan14
gıç tedavileri vardır. Evde mümkün olduğunca ayağın üzerine basmamak ve şişliği azaltmak için günde üç ila dört kez 15 ila 20 dakika
buz uygulamaktır. Buzu doğrudan cilt üzerine
uygulamamalıdır. Yalın ayak yürüme önlenmelidir, ayakkabısız yüründüğünde plantar
fasia üstünde aşırı yüklenme ve gerginlik olur.
Ayrıca egzersiz aktivitelerinizi azaltmayı veya
değiştirmeyi deneyebilirsiniz. Ayaklarınızda
kavis destekleri kullanmak ve esneme egzersizleri yapmakta ağrıyı azaltmaya yardımcı
olabilir. İbuprofen (yani Motrin veya Advil)
ve naproksen (yani Aleve) gibi nonsteroidal
antienflamatuar ilaçlar (NSAIDS) ligamandaki enflamasyonu (ödem, tahriş ve iltihap)
azaltmak için sıklıkla kullanılır. Evde tedaviler
ve reçetesiz antienflamatuar ilaçlar ağrıyı
rahatlatmazsa fizik tedavi plantar fasiit için
tedavinin önemli bir kısmıdır. Plantar fasianızı
ve aşil tendonlarınızı germeye ve uygulanan
tedavi yöntemleri ile plantar fasiadaki enflamasyonun azalmasına yardımcı olur. Plantar
fasiit kendi kendini sınırlayan bir durum olup 1
yıl içinde iyileşmektedir. Bu süre içinde ilaç tedavisi ve fizik tedavi yöntemleri ile hastaların
%90‘ı iyileşir. Geleneksel fizik tedavi ve ilaç tedavisi uygulamaları ile ağrının kontrol altına
alınamadığı durumlarda ESWT (Extracorporeal Shock Wave Therapy), kısaca şok dalga tedavisi uygulanabilecek etkin bir tedavi
yöntemidir. Vücut dışında oluşturulan güçlü
ses dalgalarının çelik başlıklı bir aplikatör
vasıtasıyla vücudun istenilen bir bölgesinde
odaklanmasına dayanan non-invaziv uygulama şeklidir. Yüksek basınç ve yüksek enerjiyi çok kısa süre içerisinde uygulama imkanı
sağlayarak birkaç seansta başarı ile tedavi
olanağı sağlamaktadır. Şok dalga terapisi
hastalıklı bölgelere ulaşarak vücudun doğal
iyileştirme sürecini uyaran özel bir tedavi şeklidir. ESWT enerjisine maruz kalan bölgede bir
dizi biyolojik reaksiyon meydana gelir. Bu reaksiyonlar sonucu bazı iyileştirici etkiler oluşur.
Sonuç daha hızlı iyileşmedir. Bir hastanın şikayeti, ağrısı tüm tedavi uygulamalarına rağmen 6 ay ya da daha uzun sürerse invaziv
(girişimsel ) işlemler gerekebilir. İnvaziv işlemler ligamanın hasarlı kısmına doğrudan bir
kortikosteroid enjeksiyonu, proloterapi ( hiperosmolar dextroz ), tam kan ve PRP (Platelet
Rich Plasma) enjeksiyonudur. Steroid enjeksiyonları ağrıyı kısa süre içerisinde azaltma etkilerine sahiptir ancak uzun dönemde plantar fasia ligamanını zayıflatıp bu ligamanda
yırtığa neden olabilir. Son zamanlarda daha
yaygın olarak kullanılan, ağrıya neden olan
hasarlı dokunun tamir edilmesini, iyileşmesini ve eski haline gelmesini sağlayan PRP ve
Proloterapi enjeksiyonları ile kalıcı sonuçlar
alınabilmektedir. PRP İngilizce “Platelet Rich
Plasma” ifadesinin baş harflerinin kısaltması
olup, “trombositten zengin plazma” anlamına gelmektedir. Bu yöntemde ilaç hastanın kendi kanından hazırlandığından doğal
bir tedavi yöntemidir. PRP sıvısının içerdiği
yüksek orandaki büyüme faktörleri zedelenmenin olduğu plantar fasia ve topuk dikeni
bölgesindeki yapıların hücrelerini uyararak o
bölgedeki iyileşmeyi hızlandırır. Topuk dikeni
rahatsızlığının ana nedeni plantar fasyada
oluşan gerginlik ve hasar olduğu için plantar
fasyanın tamir edilmesi ve eski durumuna getirilmesi kalıcı bir sonuç verecektir. Proloterapi
ile plantar fasyanın yapışma yerleri olan topuk bölgesine, ayak parmaklarının bulunduğu bölgeye ve plantar fasyanın gövdesine
uygulanan dekstroz enjeksiyonlarıyla oluşan
kontrollü inflamasyon sonucunda bu bölgede kanlanma artmakta, doku iyileşmesini ve
onarımını sağlayan hücreler bu bölgeye sevk
edilerek buradaki hasarlanmış bağların tamiri mümkün olmaktadır. Plantar fasya eski gücüne ve esnekliğine kavuştuğunda ise ağrı
da kendiliğinden kaybolmaktadır.Yani PRP
ve proloterapi ile sadece ağrı değil ağrıya
neden olan durum tedavi edildiği için kalıcı
bir tedavi sağlanabilmektedir.
Çoğu kişide ağrıyı gidermek için cerrahi gerekmez. Ancak belirtiler iyileşmeden önce
tedavi bazı hastalarda aylarca sürebilmektedir. Plantar fasiit durumu dikkate alınmazsa kronik topuk ağrısı gelişebilir. Bu yürüme
şeklini değiştirebilir, bacaklarınız, dizleriniz,
kalçalarınız ve belinizde ağrılara yol açabilir.
Plantar fasiit tedavisinde başarılı olmak için;
sabırlı ve istikrarlı olmanız gerekir. Plantar fasiit vakalarının çoğunluğu eğer ayaklarınızı
iyileştirmek için düzenli esneme hareketleri yaparsanız, iyi ayakkabılar giyerseniz ve
ayaklarını dinlendirirseniz zaman içerisinde
iyileşir. Erken dönemde tedaviye başlamanız
gerekir. Ağrıyı görmezlikten gelerek geçeceğini düşünmeyin. Tedaviye başlamak için ne
kadar beklerseniz ayağınızdaki ağrının geçmesi o kadar zaman alır. İyileşme süreci birkaç ay ile bir yıl arasında bir süre alır fakat tedaviye başladıktan sonra haftalar içerisinde
ağrınız azalmaya başlar.
SAYI 27 / ANTALYA YAŞAM HASTANELERİ / ÜCRETSİZDİR
Sağlıklı Bİr Çalışma
Alanı Nasıl Olmalı?
Uzm. Dr. Ali Osman TURGUT
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
çizdiğimiz yay ile ilk çizdiğimiz yay arasında
kalan alan ise 2. kuşağı oluştururur ve bu alana da daha az kullandığımız eşyalarımızı koyabiliriz.
Hayatımızın önemli bir kısmı çalışma mekanlarında geçmekte ve çoğu zaman uygun
olmayan ofis ortamları nedeniyle ciddi kalıcı sağlık sorunları ile karşılaşabilmekteyiz.
Özellikle uzun süre masa başında hareketsiz
çalışan meslek gruplarında boyun ve sırt ağrılarına bazen de bel tutulmalarına sıkça rastlamaktayız. Bazen basit bir tutulma ile başlayıp zaman içinde tekrarlayıcı tutulmalar
sonrası ciddi omurga rahatsızlıkları, hatta cerrahi müdahale gerektirecek boyun fıtıklarına
kadar uzanabilmektedir. Halbuki alacağımız
bazı önlemler ve küçük ofis düzenlemeleri ile
bunların önemli bir kısmını önleyebiliriz.
Önce çalışma ortamında olması gereken
temel özelliklerden bahsedelim. Çalışma
ortamımız iyi havalandırılan bir yer olmalı
ve çalışan kişi başına yaklaşık 10 m3 lük bir
hava olacak genişikte olmalı, çalışan başına
çalışma masasının hemen etrafında rahat
hareket edebileceği en az 2 m2 lik bir alan
bulunmalıdır. Ortam ısısı 22 derece civarında
olmalı iyi havalandırılmalıdır. Klima çalışıyor
ise hava akımı çaılşanların üzerine direkt gelmeyecek şekilde ayarlanmalıdır. Aydınlatma
için mümkün oldukça doğal gün ışığından
faydalanılmalı tavan ya da masa aydılatmaları, ışık çalışma alanına yaklaşık 45 derece açıyla gelecek şekilde yerleştirilmelidir.
Ortam gürültüsü 50-55 desibeli geçmeyecek
şekilde olmalı; yine bu sınırlar içinde kalmak
şartıyla yumuşak dinlendirici bir fon müziği
kullanılabilir.
Çalışma masamız ve sandalyemiz tamamen
bizim vücut ölçülerimize ve ihtiyaçlarımıza göre dizayn edilmelidir. Masamız uygun
genişlikte bir ana masa ve ihtiyaç halinde
telefon, yazıcı ve diğer bazı araçların konulacağı bir yan masa ya da konsoldan oluşabilir. Bilgisayar monitoru mutlaka ana masa
üzerine ve oturuş yönümüzde yerleştirilmelidir. Önceki yayınlarda monitor yüksekliğini,
monitorun ortasının göz hizasında olacak şekilde ayarlanması önerilirdi. Bunu sağlamak
için de monitor, yatay bilgisayar kasası ya da
uygun bir yükseltinin üzerine konulurdu. Artık
bunun omurga ve göz sağlığı açısından uygun bir egonomi olmadığını biliyoruz. Şu anki
bilgilerimize göre monitorun üst kenarı göz
hizasında olacak ve yaklaşık 30 – 40 derece
açıyla bize bakacak şekilde oturma yönümüze göre tam karşımıza yerleştirilmelidir. Bu
sayede omurga daha düzgün ve nötral pozisyonda olduğu için boyun ve sırt kaslarımız
gereğinden daha fazla kasılmayacaktır. Ekrana bakarken gözün daha az kısımı açıkta
kalacak, bu yüzden daha az kuruyacak ve
daha az açıp kapama ihtiyacı hissedilecektir.
Masa üzerini 1. ve 2. kuşak olarak ikiye ayırabiliriz. Dirseğimizi masanın bize yakın kenarına koyarak çizdiğimiz yayın içinde kalan
alan en rahat ulaşılabilen 1. kuşağı oluşturur.
Bu alana klavye maus gibi en sık kullandığımız araç gereçlerimizi yerleştirmemiz uygundur. Dirseğimizi kırmadan kolumuzu uzatarak
Tekrarlayıcı hareketlerin sebep olduğu tendon zorlanmalarını önlemek için maus pad
ve klavye pad, uygunsuz tekrarlayıcı boyun
hareketlerini en aza indirmek için ise dokuman ataçları kullanılabilir. Uzun telefon görüşmelieri yapıyorsak mutlaka mikrofonlu bir
kulaklık kullanmak gereklidir.
Oturduğumuz sandalye kayma ve devrilmelere karşı mutlaka 5 ayaklı olmalı. Tercihen
ayarlanabilir kolçakları, başlığı ve bel desteği
bulunmalıdır. Oturma yüksekliği diz hizasında
olacak şekilde ayarlanmalıdır. Mümkünse
ayak altına küçük bir ayak desteği de yerleştirilebilir. Oturma şekli omurga, önnden arkaya bakıldığında S olmayacak şekilde düz
olmalı. Önceki bilgiler kalça ve diz açısının 90
derece olması gerektiği yönünde idi. Şimdi
artık kalça için 90 -120, diz için 90 – 130, ayak
bileği için de 100 – 120 derecelik bir açının
en uygun açı olduğunu biliyoruz. Ancak bu
pozisyon sürekli hareketsiz ve sabit kalmamalı
zaman zaman değiştirilmelidir. Kural olarak ‘’
en uygun pozisyon bir sonraki pozisyondur’’
Çalışmalar arasında 20 dakikada bir 1-2 dk lık
molalar verilmeli ve kısa bir kaç basit boyun
egzersizi yapılmalıdır. Saatte bir 5 dk mola verilmeli ve sandalyeden kalkarak birkaç adım
da olsa yürmek gereklidir. En fazla 3 saatte
bir ise 20 şer dakikalık kahve molaları verilebilir. Bu molaların hepsinde de çalışma alanı
içinde ya da dışarıda (pencereden de olsa)
en uzak noktaya bir süre bakarak gözlerimizdeki akomodasyon (uyum) yapan kaslarımızı
dinlendirmemiz uygun olacaktır.
15
ÖZEL AKDENİZ
SAĞLIK VAKFI (ASV)
YAŞAM HASTANESİ
HEKİMLERİMİZ
SAĞLIKLI YAŞAM
Özel ASV Yaşam Hastanesi Sağlık Bülteni
ÖZEL KEMER
YAŞAM HASTANESİ
Merkez Mah. Lise Cad.
No: 26 Kemer / ANTALYA
Tel: 0242 212 0 444
yasamhastaneleri
ÖZEL ANTALYA
YAŞAM HASTANESİ
Şirinyalı Mah. 1487 Sk.
No: 4 ANTALYA
Tel: 0242 212 0 212
ÖZEL OPERA
YAŞAM HASTANESİ
Cumhuriyet Mah. 629 Sk.
No: 16 ANTALYA
Tel: 0242 212 0 666
antalyayasam
İmtiyaz Sahibi:
Özel Antalya Yaşam Hastanesi adına Dr. Cemal ÖZKAN
ÖZEL ALANYA YAŞAM
HASTANESİ
Şekerhane Mah. Refik Bakalım
Sk. No: 3 Alanya / ANTALYA
Tel: 0242 212 0 555
yasamhastaneleri
Yazı İşleri Sorumlusu:
Gizem CANDAN
0 850 777 0 777
ÖZEL MANAVGAT
YAŞAM HASTANESİ
Hasan Fehmi Boztepe Cad.
No: 176 Manavgat / Antalya
Tel: 0242 212 0 888
444 77 44
ÖZEL AKDENİZ SAĞLIK VAKFI
(ASV) YAŞAM HASTANESİ
Gebizli Mah. 1116 Sok. No: 4
Muratpaşa / ANTALYA
Tel: 0 242 212 0 777
www.yasamhastaneleri.com
Tasarım:
Yaşam Hastanesi Reklam Ekibi
Baskı:
Kutlu Avcı Ofset
Download