51-4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun ve

advertisement
4320 SAYILI A LEN N KORUNMASINA
DA R KANUNUN VE
UYGULAMALARININ
DE ERLEND R LMES ÜZER NE B R
ARA TIRMA
T.C.
BA BAKANLIK
A LE VE SOSYAL ARA TIRMALAR
GENEL MÜDÜRLÜ Ü
2008
ANKARA
T.C. BAŞBAKANLIK
AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Genel Yayın No: 136
Seri: Bilim Serisi
ISBN: 978-975-19-4337-8
Yayına Hazırlayan: Emre Tevfik ÇAMPINARI
Dizgi Baskı: Font Ltd. Şti.
0.312 230 30 30
ARA TIRMA GRUBU
Yürütücü
Dr. Orhan F L Z
Ara$t%rmac%lar
Prof. Dr. Vahit BIÇAK
Doç. Dr. H. Hüseyin ÇEV K
Doç. Dr. Turgut GÖKSU
Dr. Ahmet HASKÖSE
Dr. brahim DALMI)
Mülkiye Ba,müfetti,i Adil KIR
Dan%$manlar
Prof. Dr. H. brahim BAHAR
Av. Ay,e BIÇAK
PROJE ZLEME VE DE ERLEND RME GRUBU
Dr. Aysel Günindi ERSÖZ- Uzman
Ahu DALO2LU - Uzman Yrd.
K TAP YAYINI
Orhan F L Z
Vahit BIÇAK
H. Hüseyin ÇEV K
Turgut GÖKSU
Ahmet HASKÖSE
2008
ANKARA
ÖNSÖZ
Aile insan toplumlarının çekirdeğini oluşturan birimdir. Sosyal bir varlık olan
insan için toplumsal hayat ne kadar önemli ve gerekli ise, bir toplum için de o
toplumun çekirdeğini oluşturan aile kurumu o kadar önemlidir. Aile bu niteliğiyle
toplumlarda kültürel kimliğin, insani ve demokratik değerlerin koruyucusu ve
aktarıcısı, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin kolaylaştırıcısı olan evrensel bir
kurumdur.
Toplumsal kurumların en önemlilerinden olan aile kurumu günümüzde çeşitli
sorunlarla boğuşmaktadır. Bu sorunların başında aile içinde kadın ve çocuklara
yönelik yaşanan “aile içi şiddet” gelmektedir. Gerek bakanlığıma bağlı kuruluşlarca,
gerekse diğer ilgili kurum ve kuruluşlarca yapılan ve 1990’li yıllarda artış gösteren
şiddet araştırmalarının sonuçlarında aile içinde yaşanan şiddetin varlığı ile aile içinde
yaşanan şiddetin ailenin rol, yapı ve sürekliliğini etkilediği ortaya konulmuştur.
1998 yılında çıkarılan “4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun” ile aile
içinde yaşanan şiddetin önlenmesi amaçlanmıştır. Uygulamadan kaynaklanan çeşitli
sorunların üstesinden gelmek için Bakanlığım döneminde ilgili kamu kurum ve
kuruluşları, üniversiteler, Barolar, sivil toplum örgütleri temsilcileri tarafından
hazırlanan değişikler TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek, 4 Mayıs 2007 tarih ve
26512 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yasalaşmıştır.
Bu değişikliklerle; şiddet kavramı geniş yorumlanarak evli olmalarına rağmen
fiilen ayrı yaşayan, mahkemece ayrılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama
hakkı olan aile bireyleri ve çocuklar da koruma altına alınmaktadır.
Yine; şiddet uygulayan "kusurlu eş" ibaresi, "Kusurlu eşin veya diğer aile
bireyinin" şeklinde değiştirilerek; aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleri
hakkında da (kayınpederin, kayınvalidenin geline ve çocuklara uyguladığı şiddet vb.)
tedbir kararına hükmedilmesine olanak sağlanmıştır. Bu kanunla getirilen en önemli
yenilik ise; şiddet uygulayan bireyin "Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için
başvurması." tedbirine hükmedebileceği hususudur.
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından 2007 yılı içerisinde,
“4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun” uygulanmasının Türk toplumuna ve
toplumun çekirdeği sayılan aile kurumuna yapmış olduğu olumlu ve olumsuz etkilerin
değerlendirilmesini yapmak ve buna göre çözüm önerileri geliştirmek amacıyla bu
araştırma yaptırılmıştır. “4320 Sayılı Ailenin Korunması Yasası ve Yasanın
Uygulanmasının Aileler ve Toplumsal Yapı Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi”
konulu Araştırmanın sonuçlarının bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutması ve
aile içinde yaşanan şiddetin ortadan kaldırılmasına önemli katkılar sağlaması
dileğiyle tüm emeği geçenleri kutluyorum.
Nimet ÇUBUKÇU
Devlet Bakanı
ÖNSÖZ
Toplumların temelini oluşturan aile kurumu günümüzde birçok sorunla karşı
karşıya bulunmaktadır. Bu sorunların başında yoksulluk, uyuşturucu kullanımı, sokak
çocukları, çocuk suçluluğu, fuhuş, cinsel istismarlar ve cinsel sapma, aşırı tüketim
eğilimi, işsizlik, boşanmaların artışı, parçalanmış aileler, tek ebeveynli aileler, şiddet
ve intihar eğiliminde artış gelmektedir. Sıralanan sorunlar aile ve toplum hayatını
olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır.
Genel Müdürlüğümüzce1994 ve 1998 yıllarında gerçekleştirilen araştırmalarda
şiddetin; kültürel, sosyal, ekonomik ve psikolojik neden ve sonuçları olduğu ortaya
konulmuştur.
Aile içinde yaşanan şiddet; kadınları en temel insan haklarından ve temel
özgürlüklerinden mahrum etmek te; kadınlarda ciddi psikolojik problemler ortaya
çıkarmakta, kadınların sosyal ve ekonomik yaşama etkin katılmasını engellemektedir.
Şiddetin en acı faturası ise çocukların geleceğine kesilmektedir. Şiddete tanık olan
çocuklarda ciddi sağlık problemlerinin yanı sıra, davranış bozukluğu, duygusal
travma ve okul başarısızlığı gibi sorunların sıkça yaşandığı belirlenmiştir. Şiddet hem
birey olarak kadını hem de ailesini dolayısıyla toplumu güçsüzleştirmektedir.
Aile içinde yaşanan şiddetin önlenmesi amacıyla 1998 yılında “4320 Sayılı
Ailenin Korunmasına Dair Kanun” çıkarılmıştır.
“4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun” uygulanması sırasında
karşılaşılan sorunların tespiti amacıyla Genel Müdürlüğümüzce; İstanbul, Ankara,
İzmir, Diyarbakır, Erzurum, Samsun illeri merkez ve taşrasında yaşayan, Ailenin
Korunmasına Dair Kanunun uygulanmasında sorumluluğu olan Aile mahkemesi
hâkimi, Cumhuriyet savcısı ve genel kolluk kuvvetleri ile bu niteliksel araştırma
yapılmıştır. Ayrıca, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanuna konu olan şiddet
gören (kadın) ve şiddet uygulayanlarla (erkek) da görüşmeler yapılarak tedbir
kararlarının olası sonuçlarının aile birliğine etkileri tartışılmıştır.
Bu çalışmada ortaya çıkan en önemli sonuç “4320 sayılı Ailenin Korunmasına
Dair Kanunun” bilinirliğinin, bu kanunu uygulamakla görevli kişiler arasında çok düşük
olmasıdır. Bu nedenle, bu çalışmanın ilgili tüm çevrelere ulaştırılarak başta
bilinirliliğini artırmak olmak üzere, alana önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Bu çerçevede, bu değerli çalışmayı gerçekleştiren ekibi ve diğer tüm emeği
geçenleri literatüre yaptıkları önemli katkı için kutluyorum.
Doç. Dr. Ayşen GÜRCAN
Genel Müdür
SUNU
Bu çal /ma, “4320 Say l Ailenin Korunmas Yasas ve Yasan n
Uygulanmas n n Aileler ve Toplumsal Yap Üzerindeki Etkilerinin
De1erlendirilmesi” ara/t rmas d r. lk defa 14.01.1998 y l nda yürürlü1e
giren 4320 say l Kanunla ilgili olarak yap lan bu ara/t rmada, uygulama
safhalar nda kanunun muhataplar olan yarg ve kolluk kuvvetleri ile
aileler ele al nm /t r. Bu kanunun uygulamas nda görev alan aktörlerden
yarg ve kolluk kuvvetleri ile bu kanunun uygulamas na konu olan
ailelerin ne gibi zorluklarla kar/ la/t klar ve 4320 say l Kanunun aile
bireyleri ile ayn çat alt nda ya/ayan di1er bireyleri ilgilendiren aile içi
/iddet sorunlar n çözmedeki yeterlili1inin de1erlendirilmesi amac yla
yap lm / niteliksel bir alan ara/t rmas d r.
Bu çal /man n niteliksel bir alan ara/t rmas olmas ndan dolay ,
elde edilen bulgular n, bütün evreni temsil etme niteli1inin olmad 1 ve
genellenemeyece1i hat rda tutulmal d r. Bulgular, görü/me yap lan ki/iler
ve kurumlarla ilgili farkl görü/leri, e1ilimleri ve edinilen izlenimleri
yans tmaktad r. Kullan lan niteliksel ara/t rma tekni1inin avantaj ,
ki/ilerden do1al ortamlar nda, esnek ve kar/ l kl etkile/ime aç k bir
biçimde derinlemesine bilgi edinilmesine imkan sa1lamas d r. Bu
ara/t rmada da elde edilen bulgular, varl 1 tespit edilen görü/ler ve
e1ilimlerin, toplumda güçlü ya da zay f bir biçimde var oldu1unu ve
varolu/ /ekillerini göstermesi aç s ndan kayda de1er bulunmaktad r.
Bu çal /mada eme1i geçen herkese; ara/t rman n her safhas nda
yap c ele/tiri ve katk lar ndan dolay Proje zleme ve De1erlendirme
Grubundan Dr. Aysel Günindi ERSÖZ ile Ahu DALOHLU’na; bu
ara/t rman n sahada veri toplama çal /malar n gerçekle/tiren ekipte yer
alan Mehmet Sait GÜNEY, Nurullah ALTUN, Ercan BALCIOHLU,
Ahmet GÜNEY, Alper AKGÜL ve Dr. Suphi ASLANOHLU’na ve
niteliksel alan ara/t rmas e1itimini veren Yrd. Doç. Dr. Bülent BAYAT’a
en içten dileklerimizle te/ekkür ederiz.
Ayr ca “4320 Say l Ailenin Korunmas Yasas ve Yasan n
Uygulanmas n n Aileler ve Toplumsal Yap Üzerindeki Etkilerinin
De1erlendirilmesi Ara/t rmas ”n n gerçekle/tirilmesini sa1layan Aile ve
Sosyal Ara/t rmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ay/en GÜRCAN’a ve bu
çal /man n ortaya konmas nda eme1i geçen kurumun di1er de1erli
yönetici ve çal /anlar na say s z te/ekkürleri bir borç biliriz.
ARA TIRMA GRUBU
Ç NDEK LER
1
10
GR
1. 4320 SAYILI A LEN N KORUNMASINA DA R KANUN
BA LAMINDA KAVRAMLAR, KURUMLAR,
DÜZENLEMELER VE AKTÖRLER
1.1. Aile
1.2. iddet
1.2.1.Aile çi iddet ekilleri
1.2.2.Aile çi iddetin Nedenleri
1.3. 4320 Say l Kanunda Aile çi iddeti Önlemeye Yönelik
Tedbirler
1. 4. 4320 Say l Ailenin Korunmas na Dair Kanunun Uygulanma
Ortam
1.4.1. Uluslararas Normatif Düzenlemeler
1.4.2. Ulusal Normatif Düzenlemeler
1.5. 4320 Say l Ailenin Korunmas na Dair Kanunun Uygulanmas nda
Rol Alan Aktörler
1.5.1. Tedbir steyen Ki/iler
1.5.2. Aleyhine Tedbir stenen Ki/iler
1.5.3. Kolluk
1.5.4. Sa1l k Te/kilatlar
1.5.5. Savc l k
1.5.6. Mahkemeler
1.5.7. Barolar ve Avukatlar
1.5.8 Aile ve Sosyal Ara/t rmalar Genel Müdürlü1ü
1.5.9 Kad n n Statüsü Genel Müdürlü1ü
1.5.10 Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
1.5.11 Kad n Konukevleri
1.5.12 Aile Dan /ma Merkezleri
1.5.13 Sivil Toplum Kurulu/lar
2. ARA TIRMADA ELDE ED LEN VER LER N I I INDA
ORTAYA ÇIKAN 4320 SAYILI KANUNLA LG L
SORUNLAR
2.1. Mevzuattaki Belirsizlik ve Yetersizlikler
2.2. Koordinasyon, /birli1i ve leti/im Sorunlar
2.3. 4320 Say l Kanununun Bilinilirli1i ve nsanlar n Kanunla lgili
Bilinçlenmesi
2.4. Uygulamadaki Aksakl klar
2.5. 4320 Say l Kanunun Uygulamas nda Veri Taban Eksikli1i ve
Uygulamay Zorla/t ran lave Yükler
2.6 4320 Say l Kanunun Aile ve Toplumsal Yap Üzerindeki Etkisi
142
146
2.7. Genel Bulgular ve Öneriler
159
SONUÇ VE DE ERLEND RME
KAYNAKÇA
EKLER
KISALTMALAR
170
177
184
200
10
13
16
17
18
24
25
31
40
41
41
42
46
48
53
59
59
60
61
64
75
75
109
121
126
GøRøù
Aile bir toplumun temel taúÕ olarak kabul edilmektedir. Aile
kurumunun toplum içinde hukuki, sosyal, ekonomik, kültürel,
e÷itsel, psikolojik ve daha adÕ sayÕlmayan birçok iúlevi vardÕr.
Sa÷lÕklÕ bir toplumsal yapÕnÕn sürdürülebilirli÷i konusunda temel
görev aileye düúmektedir. Birçok ülkede aile kurumunun
korunmasÕ ve devam ettirilmesi için devlet ve sivil toplum gerekli
önlem ve çareleri uygulamaya çalÕúmaktadÕr.
øúte bu yönüyle aile içi úiddetin önlenmesi ve ailenin
korunmasÕyla ilgili Türkiye’de çÕkarÕlan 4320 SayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanunun baúlÕca amacÕ aile içi úiddetin
önlenmesine yönelik gerekli tedbirleri almak ve uygulamak
böylece ailenin korunmasÕnda önemli rol oynamaktÕr. Bu çalÕúma
4320 sayÕlÕ Kanunun ne kadar amaçlarÕna ulaútÕ÷ÕnÕ araútÕrmak ve
de÷erlendirmek
üzere
gerçekleútirilen
araútÕrmanÕn
kitaplaútÕrÕlmasÕdÕr.
Toplumun en küçük ölçekli birimi olmasÕ, aileye iúlevsel
bakÕmdan üstünlük ve ayrÕcalÕk sa÷lamaktadÕr. Aile sahip oldu÷u
bu ayrÕcalÕklÕ yapÕsÕ ile bir e÷itim ve sa÷lÕk kurumu olarak, tutum
ve davranÕúlarÕ biçimlendiren bir güç olarak, insani ve kültürel
de÷erlerin taúÕyÕcÕ bir birim olarak, sosyal güvenli÷in, sosyal
hizmetlerin ve sosyal yardÕmlarÕn tamamlayÕcÕ bir ünitesi olarak da
görülebilmektedir. Ailelerin fonksiyon ve rolleriyle ilgili toplumsal
de÷erler bir toplumdan di÷erine de÷iúiklikler göstermektedir.
Bunun yanÕ sÕra aile üyelerinin bireysel haklarÕyla ilgili bazÕ
hukuki normlar uluslararasÕ belgelerle deklare edilmiú ve birçok
ülke bunlarÕ kabul etmiútir.
Birleúmiú Milletler belgelerinde aile toplumun temel birimi
olarak ele alÕnmÕú ve buna ailenin gerçekleútirdi÷i önemli sosyoekonomik iúlevler neden olmuútur. Aile rolünü ve iúlevlerini
toplumdaki birçok de÷iúiklik karúÕsÕnda bunlara uyarlamakla
birlikte, üyelerinin, özellikle bebek ve çocuklarÕn büyümesi ve
geliúmesi için ve di÷er ba÷ÕmlÕlarÕn, yaúlÕlar ve güçsüzlerin bakÕmÕ
için esas olan maddi, manevi ve mali deste÷i sa÷lamak için kendi
do÷al çerçevesini hep korumuútur.
Aileler olumlu anlamda önemli bir rolü yerine getirirken,
de÷iúen de÷erler yüzünden toplumun olumsuz yönlerini de sÕklÕkla
sergilemektedirler. Bu anlamda aile, bir sorun çözme ünitesi
1
oldu÷u kadar, sorunlarÕn kayna÷Õ veya sebebi olabilmektedir. Aile
yapÕsÕ ve ailelerin iúlevlerini yerine getirme yetenekleri üzerindeki
ekonomik de÷iúimin etkilerinin daha iyi anlaúÕlmasÕ, belki bazÕ
sorunlarÕn çözümünde etkili olacaktÕr. Çünkü hem olumlu hem de
olumsuz ekonomik de÷iúiklikler aile üzerinde güçlü bir etki
yaratmaktadÕr.
Genelde aile üzerindeki de÷iúen etkiler göç, tarÕmsal de÷iúim,
kentleúme ve nüfus artÕúÕ gibi de÷iúik etkenlere atfedilmiútir.
Ekonomik alanda yaúanan güçlükler beraberinde pek çok sosyal ve
kültürel sorun getirmiú, toplumun ve ailelerin genelde sorun çözme
kabiliyetlerini köreltmiútir. Ailenin refahÕ, aile üyelerinin genel
olarak paylaútÕklarÕ yük, güçlük, imkân ve kolaylÕklarla do÷rudan
ilgilidir. Ailede çalÕúan sayÕsÕ, ba÷ÕmlÕ nüfus sayÕsÕ, özürlü, yaúlÕ
genel olarak refah düzeyini etkileyen faktörlerdir. Risk grubu
içinde görülen aileler, sosyo-ekonomik düzeyi düúük, özürlü ve
yaúlÕ bireyi olan, çalÕúan iúgücü az olan ailelerdir.
ølk defa 14 Ocak 1998 tarihinde kabul edilen 4320 sayÕlÕ kanun
aile içi úiddete karúÕ Türkiye’deki aile içi úiddet ma÷durlarÕ için
hazÕrlanmÕú ve yürürlü÷e konmuútur. Türkiye Cumhuriyeti
tarihinde ilk kez münhasÕran aile içi úiddeti önlemeye yönelik
tedbirleri içeren bir kanun çÕkarÕlmÕútÕr.
UluslararasÕ iliúkilerin getirdi÷i bir takÕm zorunluluklar ve
1980 sonrasÕ Türkiye’de yaúanan kadÕn hareketleri dolayÕsÕyla
oluúan ortak taleplerin bir sonucu olarak ortaya konan 4320 sayÕlÕ
Kanun, Medeni Hukuk dÕúÕnda Türk aile yapÕsÕnÕ koruma ve aile
içinde yaúanan úiddet olaylarÕnÕ önleme amacÕ do÷rultusunda
hazÕrlandÕ÷Õ ve isim olarak da “Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun”
úeklinde adlandÕrÕldÕ÷Õ görülmektedir. Avrupa Birli÷i ile uyum
süreci içerisinde, geliúen ve de÷iúen Türk toplumunun ve
dolayÕsÕyla aile yapÕsÕnÕn ortaya çÕkardÕ÷Õ bir takÕm sorunlarÕn
araútÕrÕlmasÕ ve bu do÷rultuda eylem planlarÕnÕn geliútirilmesi bir
zorunluluk olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr. Bu konuda 1995 yÕlÕnda
baúlayan çalÕúmalar,
4320 sayÕlÕ kanunun yasalaúmasÕ ile
sonuçlanmÕútÕr.
Aile ile ilgili çok görüú bulunmakla birlikte ailenin özellikle
hukuki, sosyal, kültürel ve ekonomik bir kurum oldu÷unu
söylemek mümkündür. Aileyi kapsamlÕ úekilde tanÕmlayan
KÕzÕlçelik ve Erdem (1996:8) úunlarÕ söylemektedirler: “Aile,
içinde insan türünün belli bir úekilde üretildi÷i, cinsel iliúkilerin
belli bir úekilde düzenlendi÷i, sosyalleúme sürecinin ilk ortaya
2
çÕktÕ÷Õ, karúÕlÕklÕ iliúkilerin belirli kurallara ba÷landÕ÷Õ, toplumdaki
kültürel zenginliklerin kuúaktan kuúa÷a aktarÕldÕ÷Õ, biyolojik,
psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb. yönleri bulunan, en
temel bir sosyal birimdir”.
Di÷er bir tanÕm ise konuya bireyler arasÕ ba÷lantÕlar ÕúÕ÷Õnda
yaklaúmaktadÕr. Bu tanÕma göre “evlilik, kan ya da evlat edinme
ba÷larÕyla birbirine ba÷lÕ, tek bir hane halkÕ oluúturan, karÕ-koca,
ana-baba, kÕz ve o÷ul, kÕz ve erkek kardeú olarak her biri kendi
toplumsal konumu içinde birbirlerini karúÕlÕklÕ etkileyen, ortak bir
kültür yaratan, paylaúan ve sürdüren bireyler grubuna “aile”
denmektedir”.1 AyrÕca aile toplulu÷u, tek bir hane halkÕnÕ
oluúturdu÷u için ço÷unlukla hane halkÕ terimiyle de kullanÕlÕr. Türk
Hukuku’na göre ise “aile” kan veya mukabele ile birbirine
ba÷lanmÕú, aralarÕndaki hukuki iliúkileri Medeni Kanun ile
düzenlenmiú toplumun en küçük ölçekteki birimi olarak kabul
edilebilir.
Bir toplumda genel olarak benimsenmiú de÷erlerle kimlik
kazanmasÕ ve öte yandan bu de÷erleri besleyen bir ana mecra
olarak baúat rol oynamasÕ, aileye iliúkin sosyolojik bakÕúÕ
beslemektedir. Türk toplumunda aile kurumuna iliúkin yaklaúÕm ve
tespitler, bu gerçekten hareket etmektedir. Tarih boyunca aile
kavramÕna verdi÷i büyük önem Türk toplumunun temel
karakteristiklerinden biri olarak kabul görmüútür.
Gerek aile bireylerinin rol ve statüleri, gerek komúuluk ve
akrabalÕk yoluyla gerçekleúen sosyal iliúkiler ve gerekse kamusal
veya kurumsal iliúkilerde aile, belirleyici bir rol kazanmÕú ve bunu
sürdürmüútür. Türk toplumunda aile, tarih boyunca üstlendi÷i rol
ve iúlevler ile toplumsal yapÕnÕn temel taúÕ olarak önem
kazanmÕútÕr. Türk ailesinin bu rolünü bugün de büyük ölçüde
sürdürdü÷ü görülmektedir.
Modernleúme sürecinde ailenin rol ve iúlevlerinde görülen
de÷iúim, yapÕsal sorunlarÕ beraberinde getirmiú, özellikle geliúmiú
toplumlarda zayÕflamakta olan aile yapÕsÕ, bu toplumlar için önemli
bir tehdit olarak görülmüútür. Di÷er bir yandan da toplumsal
de÷iúime ba÷lÕ olarak geliúen toplumsal ve bireysel sorunlarÕn
(uyuúturucu kullanÕmÕ, boúanmalardaki artÕú, sokak çocuklarÕ
olgusu, suç ve suçluluk, evsiz ve korunmasÕz birey sayÕsÕndaki artÕú
vb.) aile ekseninde çözümlenmesi fikri, bütün dünyada kabul
1
http://www.felsefe.gen.tr/ailee.asp e.t. 23.10.2007
3
görmüú ve aileyi güçlendirmeye dönük tedbirleri kaçÕnÕlmaz
kÕlmÕútÕr.
Genel olarak dünyada benimsenen aile politikalarÕ, büyük
ölçüde ailenin sorun çözme yetene÷ine dayalÕ olarak
biçimlenmiútir. Aile kökenli oldu÷u veya aile ekseninde çözüm
bulmasÕ mümkün olan ana sorun alanlarÕ úunlardÕr:
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
x
Gelir da÷ÕlÕmÕnÕn iyileútirilmesi;
Görece yoksullu÷un giderilmesi;
Toplumsal de÷erlerin benimsetilmesi;
Demokratik de÷erlerin benimsetilmesi;
Ortak yaúama kültürünün oluúmasÕ;
E÷itim güçlüklerinin aúÕlmasÕ;
Sa÷lÕk hizmetlerinin planlanmasÕ;
Cinsiyete ba÷lÕ ayrÕmcÕlÕ÷Õn ve eúitsizli÷in giderilmesi;
ÇocuklarÕn ve gençlerin hayata hazÕrlanmasÕ;
YaúlÕ nüfusun yaúam düzeyinin yükseltilmesi;
Özürlü ve ba÷ÕmlÕ nüfusun bakÕmÕ ve rehabilitasyonu;
Toplumda
dayanÕúma
ve
yardÕmlaúma
mekanizmalarÕnÕn iúlemesi;
Bireyler arasÕnda fÕrsat eúitli÷inin sa÷lanmasÕ;
ønsani birikimin paylaúÕlmasÕ;
Suç ve kötü alÕúkanlÕklarla mücadele edilmesi, aileden
kaynaklÕ ve aile içinde yaúanan suçlarÕn ile aile içi
úiddetin önlenmesi.
Aileyi merkeze alan bu bakÕú açÕsÕnÕn temel aldÕ÷Õ bir baúka
gerekçe ise aileyi iúlevsel olarak önemli kÕlan yapÕsal özelliklerdir.
Dünyada kabul gören bu hakim bakÕú ülkemizde de baúta anayasa
olmak üzere temel metinlerde dile getirilmiútir. Ailenin toplum
hayatÕnÕn çekirde÷i oldu÷u biçimindeki bu bakÕú açÕsÕna göre,
toplum yaúamÕnÕ ilgilendiren bir çok konu ya do÷rudan veya
dolaylÕ olarak aile odaklÕdÕr.
Ço÷unlukla her birey bir aile ortamÕna ba÷lÕ olarak yaúamÕnÕ
sürdürmektedir. Aile birincil yaúam ünitesidir. Bireyin bedensel,
zihinsel ve ruhsal geliúimi ile ihtiyaçlarÕ aile ortamÕnda karúÕlanÕr.
Aileden ba÷ÕmsÕz bir birey geliúiminden söz etmek mümkün
de÷ildir. Baúta geliúmiú toplumlar olmak üzere geliúme sürecinde
hÕzla yol alan pek çok ülkede, aile odaklÕ araútÕrma ve çözüm
programlarÕ her geçen gün büyük önem kazanmaktadÕr.
4
Türk toplumu tarih boyunca, güçlü aile de÷erleri ile birlikte var
olmuú ve geliúmenin en önemli dinami÷i olarak aile içi iúbölümü
ile aileler arasÕ dayanÕúmaya önem vermiútir. Yaúanan a÷Õr
ekonomik buhranÕn bu güçlü aile de÷erleri ile hafifletildi÷i ve belli
ölçülerde aúÕldÕ÷Õ konusunda toplumda ortak bir anlayÕú mevcuttur.
Modernleúme süreçlerindeki hÕzlÕ ilerlemeye ra÷men Türkiye’de
aile de÷erlerine olan ba÷lÕlÕk devam etmektedir. Aile ba÷larÕ Türk
toplumunda huzur ve barÕúÕn korunmasÕnda, sevgi ve kardeúlik
duygularÕnÕn geliúmesinde, bireyde arzu edilen ‘biz’ bilincinin
olgunlaúmasÕnda hayli belirleyici olmaktadÕr.
Yaúanan aile içi úiddet sorunlarÕnÕn oda÷Õndaki birim yine
ailedir. A÷Õr ekonomik koúullar, bireyle birlikte aileyi derinden
etkilemekte ve aile içi iliúkiler üzerinde olumsuz izler
bÕrakmaktadÕr. Aile içinde her bireyin e÷itim ve istihdam durumu
ailenin toplam yaúam kalitesi üzerinde do÷rudan etkili olmaktadÕr.
A÷Õr ekonomik sorunlar ailenin fonksiyonlarÕ üzerinde do÷rudan
etkili olmakta ve aile içi iliúkileri bozmaktadÕr. Belki yalnÕzca
ekonomik sorunlarÕ temel neden olarak görmek yanlÕú olacaktÕr. Bu
nedenle cinayete kadar varan olaylarÕn arkasÕnda yatan gerçeklerin
bilimsel temellere dayalÕ bir araútÕrmaya konu olmasÕ ihtiyacÕ
ortaya çÕkmÕútÕr.
Bireyin refahÕ ve mutlulu÷unu aileden ba÷ÕmsÕz olarak ele
almak mümkün de÷ildir. Bireyin fizyolojik ihtiyaçlarÕ kadar, sosyal
ve psikolojik ihtiyaçlarÕnÕn karúÕlanmasÕ da ailenin ortak deste÷ine
ba÷lÕdÕr. Ailenin zayÕflamasÕ ile gözlenen a÷Õr sorunlar, baúta
modern toplumlar olmak üzere bütün dünyada önleyici ve
koruyucu politikalarÕn desteklenmesini zorunlu kÕlmÕútÕr.
Sözgelimi Avrupa ülkelerinde gözlenen baúlÕca sorunlardan biri
do÷um oranÕndaki düúüú ile nüfus dengelerinin bozulmasÕdÕr.
Boúanma oranlarÕndaki artÕú ve evlilik dÕúÕ do÷umlar, bunu izleyen
sorunlar olarak gözlenmektedir.
Sosyal politikalara esas oluúturan sa÷lÕk, e÷itim, beslenme,
barÕnma gibi temel ihtiyaçlarÕn ancak aile ortamÕnda
sa÷lanabilece÷i gerçe÷i, bu yönde teúvik edici uygulamalara hÕz
kazandÕrmÕútÕr. DezavantajlÕ ve ba÷ÕmlÕ bireylerin yaúam kalitesini
yükseltemeye dönük çabalarÕn da büyük ölçüde aile kurumunu
güçlendirmeye yöneldi÷i görülmüútür.
Bu kitap, 1998 yÕlÕndan beri yürürlükte bulunan 4320 sayÕlÕ
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun ve bu kanunun
uygulanmasÕnÕn Türk toplumuna ve toplumun çekirde÷i sayÕlan
5
aile kurumuna yapmÕú oldu÷u olumlu ve olumsuz etkilerinin
de÷erlendirilmesini konu almÕútÕr. 4320 SayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanun 14 Ocak 1998 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinde kabul edilmiú, 17 Ocak 1998 tarih ve 23233
SayÕlÕ Resmi Gazete’de yayÕnlanarak, yayÕmÕ tarihinde yürürlü÷e
girmiútir. 4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun 26 Nisan
2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafÕndan kabul
edilen 5636 sayÕlÕ kanunla de÷iútirilmiútir. 4320 SayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanununu de÷iútiren 5636 sayÕlÕ Kanun, 4
MayÕs 2007 tarih ve 26512 sayÕlÕ Resmi Gazete’de yayÕnlanarak
yürürlü÷e girmiútir.
Bu kitap temelde úunlarÕ amaçlamÕútÕr: 4320 sayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanunun uygulanmasÕ ve aile kurumuna yapmÕú
oldu÷u olumlu ya da olumsuz etkiler hakkÕnda ne kamu kurumlarÕ
ne de di÷er sivil toplum kuruluúlarÕ tarafÕndan yapÕlmÕú veya
yaptÕrÕlmÕú ciddi ve kapsamlÕ bir çalÕúma yoktur. Bu araútÕrma ile
kanunun çÕkartÕlÕrken hedeflenen amaçlara uygun iúleyip
iúlemedi÷i, kanunda veya uygulamasÕnda herhangi bir aksaklÕk
olup olmadÕ÷Õ, bu kanunun aileye olumlu ve olumsuz etkilerinin
araútÕrÕlarak ortaya konmasÕ amaçlanmaktadÕr.
4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun uygulanmasÕ
sÕrasÕnda karúÕlaúÕlan sorunlar, adli ve idari tasarruf sahibi
kurumlarÕn, ilk baúvuru kapÕsÕ olarak karúÕmÕza çÕkan polis ve
jandarma gibi kolluk güçlerinin ve bu kanunun uygulamasÕna konu
olmuú ailelerin, konuya yaklaúÕmlarÕ, ortaya konulan uygulama yol
ve yöntemlerinde karúÕlaúÕlan aksaklÕk ve eksikliklerin nedenleri ile
sonuçlarÕnÕn belirlenmesi gibi konularda önemli verilerin elde
edilmesi amaçlanmaktadÕr.
Günümüzde yaúanan hÕzlÕ de÷iúimin sonucunda ortaya çÕkan
hukuki, sosyolojik ve psikolojik sorunlara bir çözüm niteli÷inde
ortaya konulan söz konusu 4320 sayÕlÕ kanunun öngördü÷ü yasal
ve yapÕsal (polis ve jandarma kollu÷u ile adli ve idari teúkilatÕn
yetki ve sorumluluklarÕnÕn uygulamada karúÕlaúÕlan sorunlarÕ
açÕsÕndan) düzenlemelerin etkilerinin ölçülmesi ve çÕkacak
sonuçlara göre yeni yasal ve yapÕsal düzenlemelere bilimsel
çerçevede hazÕrlanmÕú bir araútÕrma raporu hazÕrlanmasÕ
gere÷inden yola çÕkÕlarak var olan durumun saptanmasÕ ve ortaya
çÕkacak sorunlara önerilerde bulunmasÕ bu araútÕrmanÕn temel
amacÕnÕ oluúturmaktadÕr.
6
Özetle kitaplaútÕrÕlan bu araútÕrmanÕn baúlÕca amaç ve hedefleri
aúa÷Õdaki gibi sÕralanabilir. 4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair
Kanunun;
x Uygulamada iúlerli÷inin olup olmadÕ÷ÕnÕ belirlemek;
x Aile kurumuna ve topluma olumlu ve olumsuz etkilerini
belirlemek;
x Adli ve idari tasarruf yetkisine sahip ilgili devlet
kurumlarÕnÕn kanunun uygulanmasÕ sÕrasÕnda
karúÕlaútÕklarÕ sorunlarÕ belirlemek;
x 4 MayÕs 2007 tarihinde yürürlü÷e giren de÷iúiklikleri de
göz önünde tutarak uygulamadaki eksiklik ve aksaklÕklarÕ
ortaya koymak;
x UygulanmasÕnda elde edilen verileri analiz ederek
yapÕlacak de÷erlendirme sonucu hazÕrlanan rapor ile bu
alanda çalÕúanlara ve politika belirleyicilere yol gösterici
nitelikte rehber olmaktÕr.
AraútÕrma gerçekleútirilirken veri toplama tekni÷i olarak
niteliksel yöntemler tercih edilmiútir. 4320 sayÕlÕ Kanun önemli bir
kamu politikasÕnÕn programÕnÕ belirlemektedir. Özellikle aile içi
úiddete maruz kalan bireylerin úiddetten korunmasÕ ve faillere karúÕ
tedbirlerin alÕnmasÕ bu politikanÕn önemli özelliklerindendir.
Kanun 4 MayÕs 2007 ’deki de÷iúikli÷e kadar yaklaúÕk 8 yÕl
uygulanmÕútÕr. De÷iúiklikten sonra da yaklaúÕk altÕ aydÕr
uygulanmaktadÕr.
Bir kamu politikasÕnÕn uygulamasÕnÕn de÷erlendirilmesi için bu
iyi ve geçerli bir süredir. øúte 4320 sayÕlÕ kanunun uygulanmasÕyla
ilgili sürecin ve karúÕlaúÕlan uygulama sorunlarÕnÕn saptanmasÕ ve
çözüm önerilerinin ortaya konabilmesi için verilerin iyi toplanmasÕ
gerekmektedir. Bu çalÕúmada sosyal bilimlerde veri toplama
tekni÷i olarak kullanÕlan anket, mülakat ve gözlem içerisinde en
uygununun mülakat tekni÷i oldu÷una karar verilmiútir.
Bu çalÕúmanÕn öngördü÷ü amaçlarÕ gerçekleútirmek için elde
edilmesi gereken verilerin bulunabilece÷i üç çeúit kaynak
mevcuttur. Birincisi, uluslar arasÕ sözleúmeler ve ulusal düzeyde
anayasa, kanunlar, yönetmelikler ve benzeri yasal düzenlemelerdir.
økincisi ilgili alanda hazÕrlanmÕú rapor, yayÕnlanmÕú kitap, makale
ve benzeri literatürdür. Üçüncü kaynak ise çalÕúmayla en ilintili ve
en özgün olan yaptÕ÷ÕmÕz açÕk uçlu sorulu, yarÕ yapÕlandÕrÕlmÕú
7
soru formlarÕ çerçevesinde ikili görüúme yöntemi ile elde edilen
verilerdir.
AraútÕrÕlmasÕ yapÕlan konu, kaynaklarÕn toplanmasÕ ve
analizinde niteliksel yöntemi gerektirmiútir. Çünkü niteliksel
yöntem, araútÕrmanÕn içeri÷ine ba÷lÕ olarak özellikle uygulama
aúamasÕnÕn, en az çÕktÕ ve etkiler kadar önemli oldu÷u durumlarda
kendi avantajlarÕna sahiptir. Bu yöntem istatistiksel yöntem araçlarÕ
veya di÷er sayÕsal yöntem araçlarÕnÕn sa÷layamadÕ÷Õ bulgulara
yönelik veri toplama türüdür. Bu araútÕrma çeúidi, kiúilerin,
örgütlerin, kuruluúlarÕn davranÕúlarÕ, tarihleri ve hikâyeleri ile
kurum ve kuruluúlarÕn sosyal hareketleri, faaliyetleri ve karúÕlÕklÕ
iliúkileri konusunda yapÕlan derinlemesine araútÕrmayÕ da ifade
eder.
Niteliksel araútÕrma araútÕrmacÕyla hem uygulamacÕ
aktörlerden hem de ilgili kanun uygulamasÕndan etkilenen kiúi ve
kuruluúlardan alÕnan cevap ve yorumlara vurgu yapmayÕ sa÷lar. Bu
açÕdan çalÕúmamÕz için mülakatlar gerçekleútirilmiútir. Bunlar daha
önceden hazÕrlanmÕú yarÕ yapÕlandÕrÕlmÕú sorularÕn sorularak,
görüúülen kiúilerin verecekleri cevaplara sÕnÕr koymadan yapÕlmÕú
görüúmelerdir.
Böylece mülakat yapÕlan kiúiler serbestçe görüúlerini dile
getirmiúler ve bunlar ses kayÕt cihazlarÕna kaydedilmiútir, ses
kaydÕna izin vermeyenlerin verdikleri cevaplar görüúmeci
tarafÕndan not tutularak kayÕt altÕna alÕnmÕútÕr. Görüúülecek kiúiler
seçilirken 4320 sayÕlÕ kanunun uygulanmasÕnda rol alan veya etkisi
olan ya da bu kanunun uygulanmasÕna konu olan aktörler veya
kiúiler olmasÕna dikkat edilmiútir.
Bu amaçla Türkiye’de 6 bölge örneklem olarak seçilmiútir.
Marmara, øç Anadolu, Ege, Do÷u ve Güneydo÷u Anadolu
Bölgelerinde birer savcÕ, birer aile mahkemesi hâkimi, birer
jandarma ve polis temsilcisi ile 5 kadÕn ve 5 erkek toplam 10 tane
bu kanunun uygulamasÕnda rol almÕú veya konu olmuú kiúilerle
olmak üzere her bölgede toplam 14 mülakat ve toplamda 84
mülakat gerçekleútirilmesi planlanmÕútÕr.
Ege Bölgesinin Akdeniz Bölgesini de temsil edece÷i farz
edilmiútir. Ancak alan çalÕúmasÕ sÕrasÕnda planlanan sayÕdan daha
fazla görüúme gerçekleútirilmiútir. Bu bölgelerin seçilmesiyle
Türkiye’nin geneli hakkÕnda fikir sahibi olunabilece÷i kanaati
oluúmuútur. Çünkü yukarÕda detaylÕ anlatÕldÕ÷Õ gibi niteliksel
araútÕrmalarda alanla ilgili derinlemesine bilgiler elde edildi÷i için,
8
sayÕsal çoklu÷un temsil açÕsÕndan anlamÕ yoktur. Sonuç olarak altÕ
bölgede elde edilen veriler 4320 sayÕlÕ kanunun belirledi÷i
politikanÕn uygulamadaki etkilerini (çÕktÕ ve sonuçlarÕnÕ)
de÷erlendirmede yeterli olaca÷Õ kanaatine varÕlmÕútÕr.
KitaplaútÕrÕlan araútÕrma kapsam olarak kendi sÕnÕrlarÕnÕ
belirlemiútir. YukarÕda belirtildi÷i gibi AraútÕrmanÕn temel konusu,
Türk Medeni Kanunun öngördü÷ü tedbirlerden ayrÕ olarak 1998
yÕlÕnda yürürlü÷e giren 4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair
Kanunun uygulanmasÕnÕn Türk toplumuna ve toplumun çekirde÷i
sayÕlan aile kurumuna yapmÕú oldu÷u olumlu ve olumsuz
etkilerinin de÷erlendirilmesidir.
Bu araútÕrma 4320 sayÕlÕ kanunun uygulanmasÕnÕn ve
uygulamada görülen etkilerin araútÕrÕlÕp de÷erlendirilmesiyle sÕnÕrlÕ
tutulmuútur. Bu kanunla hedeflenen tedbirlerin uygulanabilirli÷i de
bu araútÕrmanÕn kapsamÕ içindedir. 4320 sayÕlÕ kanun dÕúÕnda kalan
ve aileyi ve aile içi iliúkileri düzenleyen kurallarÕ içeren Türk
Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu
ve di÷er özel kanun uygulamalarÕ araútÕrmanÕn temel konusu
dÕúÕnda olup, söz konusu bu kanunlar yalnÕzca ilgili oldu÷u
alanlarla sÕnÕrlÕ ölçüde ele alÕnÕp incelenmiútir.
Bu araútÕrmanÕn kapsamÕ 4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna
Dair Kanunun uygulamasÕna konu olmuú aileler ve bu ailelerde
ortaya çÕkan sorunlara çözüm üretmekle görevli adli ve inzibati
kurumlar ile sÕnÕrlÕ olmakla birlikte, araútÕrmanÕn hedefledi÷i
sonuçlara ulaúÕlmasÕ bakÕmÕndan yararlÕ olacak benzer kiúi ve
kurumlarÕn da ilgileri oranÕnda ele alÕnmasÕ gerekti÷i açÕktÕr. Bu
nedenle bu kiúi ve kurumlar gerekti÷i ölçüde araútÕrmaya dâhil
edilmiútir. Bunun dÕúÕnda araútÕrmada kullanÕlan literatür ve di÷er
kaynaklarÕn do÷ru bilgilerden oluútu÷u, görüúülen kiúilerin
beyanlarÕnÕn do÷ruyu ve gerçe÷i yansÕttÕ÷Õ, kamu kurumlarÕ ve
sivil toplum kuruluúlarÕndan alÕnan sayÕsal veriler ile di÷er bilgi ve
belgelerin do÷ru ve gerçek veriler oldu÷u kabul edilmiútir.
9
1. 4320 SAYILI AøLENøN KORUNMASINA DAøR KANUNU
BAöLAMINDA KAVRAMLAR, DÜZENLEMELER, RESMø
VE SøVøL AKTÖRLER
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun korudu÷u
hukuki de÷er, aile içi úiddetin önlenmesidir. Kanun aile içinde
úiddeti önlemek, úiddete maruz kalan aile bireylerini korumak
amacÕyla birtakÕm tedbirlere baúvurulmasÕnÕ öngörmüú,
hükmedilen tedbirlere uyulmamasÕ halinde uygulanacak
müeyyideleri düzenlemiútir. 4320 sayÕlÕ Kanun metninde aileyi,
bireyi, resmi nikâhlÕ olarak birlikte ve ayrÕ yaúayan kiúileri, aynÕ
çatÕ altÕnda yaúayan di÷er bireyleri, Aile Mahkemelerini, savcÕlÕk
kurumu ile genel kolluk birimlerini ve devletin di÷er ilgili birimleri
ile úiddet, tedbir ve benzeri kavramlarÕ içermekle bu çalÕúmanÕn
kavramsal çerçevesinin konularÕnÕn neler olmasÕ gerekti÷ini
belirlemektedir. Böylece 4320 sayÕlÕ kanun metni içeri÷inde
kullanÕlan kavram ve kurumlar bir bakÕma kavramsal çerçevenin
planÕnÕ oluúturmaktadÕr. DolayÕsÕyla öncelikle bu kavramlar
üzerinde durulmasÕ gerekmekte olup çalÕúmanÕn bu bölümünde
kavramsal ve kuramsal çerçeve sunulmaktadÕr.
1.1. Aile
Aile toplumun en küçük birimi olarak görülür. Toplum
hayatÕnÕn temel yapÕ taúÕdÕr. Ailenin bu konumunu kabul eden 1982
AnayasasÕ 41. maddede durumu úu úekilde ifade etmektedir: “Aile,
Türk toplumunun temelidir ve eúler arasÕnda eúitli÷e dayanÕr.
Devlet, ailenin huzur ve refahÕ ile özellikle ananÕn ve çocuklarÕn
korunmasÕ ve aile planlamasÕnÕn ö÷retimi ile uygulanmasÕnÕ
sa÷lamak için gerekli tedbirleri alÕr”.
Türk AnayasasÕ görüldü÷ü gibi aileyi Türk toplumunun temelli
olarak görmektedir. 3 Ekim 2001 de÷iúikli÷i ile eúler arsÕndaki
eúitlik metne ilave edilerek Anayasa ça÷daú bir hüviyete
bürünmüútür. Burada belirtilmesi gereken araútÕrma konusuyla
ba÷lantÕlÕ bir di÷er husus “ailenin huzur ve refahÕ ile özellikle
ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ” görevini devlete vermesidir.
Aileyle ilgili pek çok düzenlemenin kayna÷ÕnÕ bu madde teúkil
etmektedir. Ailenin toplumdaki birinci fonksiyonu sa÷lÕklÕ bir
neslin oluúturulup devam ettirilmesidir.
Toplum en baúta nüfusunu artÕrarak varlÕ÷ÕnÕ devam ettirir.
Toplumun devamÕnÕn sa÷lanmasÕnda ailenin büyük görevleri
vardÕr. Bu sebeple her toplumda aile müessesesinin kurulup devam
10
ettirilmesi ve sona ermesiyle ilgili düzenlenmiú detaylÕ kanuni
metinler mevcuttur.
ønsano÷lu
do÷umundan
itibaren
temel
ihtiyaçlarÕnÕ
giderebilmek için di÷er canlÕlardan farklÕ olarak baúkalarÕnÕn
yardÕmÕna muhtaçtÕr ki bunu da içinde do÷up büyüdü÷ü aile
sa÷lamaktadÕr. Bu úekilde baúkasÕnÕn yardÕmÕna muhtaç olma
durumu sadece çocuklar için de÷il eúler ve di÷er büyükler için de
söz konusudur.
Ailenin kurucu taraflarÕndan birisi olan anne yeni do÷an
çocu÷un nazarÕnda en de÷erli varlÕktÕr. Çünkü çocu÷un en önemli
ihtiyacÕ biyolojiktir ve bu ihtiyacÕ karúÕlayan da annedir. Çocu÷un
babasÕ ve kardeúleri annenin yardÕmcÕlarÕdÕr. Ailedeki anne, baba
ve kardeúlerin bu yardÕmlaúmalarÕ ve genel olarak iliúkileri normal
bir çerçevede seyrederse çocuk da büyüdü÷ünde sosyal çevreye
uyumda zorluk çekmeyecektir.
Di÷er taraftan çocuklar aile içinde anne ve babayÕ rol modeli
olarak benimseyip onlarÕ taklit edecek ve davranÕúlarÕnÕ
kiúiliklerinin bir parçasÕ haline getireceklerdir. AyrÕca huzurlu bir
aile ortamÕnda yetiúen çocuklar kendi kuracaklarÕ yuvada da mutlu
ve huzurlu olacaklardÕr (Gökçe, 1991:17).Tersine huzursuz bir aile
ortamÕnÕ paylaúan bireyler de bu durumdan olumsuz
etkilenmektedirler. Örne÷in, øçli aile içi úiddete maruz kalan ya da
buna úahit olan kadÕnlarÕn bile çocuklarÕna úiddet uyguladÕklarÕnÕ
belirtmektedir (Bahar, 2002:17).
Ankara’da bir özel okuldaki parçalanmÕú aile ve
parçalanmamÕú aile çocuklarÕ üzerinde yapÕlan bir araútÕrmada bazÕ
özelliklerde farklÕlÕklar görülmese de parçalanmÕú aile çocuklarÕnÕn
di÷erlerine kÕyasla “oyunda tek baúÕna kalan veya ezilen, kavgacÕ”;
“okulu eve, ö÷retmeni de anneye” tercih eden; “daha tutuk ve
çekingen bir kiúilik yapÕsÕ” gösterdikleri görülmüútür (Bulut,
1991).
Aile kurumunun ikinci önemli fonksiyonu nesiller arasÕ kültür
aktarÕmÕ olan sosyalleúmeyi sa÷lamasÕdÕr. Bireyin sosyalleúmesi
hayat boyu süren bir olgudur ve bunda aile önemli bir yer iúgal
etmektedir. Özellikle ebeveynler ideal anlamda “çocuklarÕn
toplumla bütünleúmesini sa÷lamada en büyük yardÕmcÕdÕrlar”
(Bahar, 2005:166). Aile çocuklarÕ hayata hazÕrlayan bir okuldur.
Örne÷in kültürün aktarÕlmasÕ ve iletiúim araçlarÕndan birisi olan dil
en iyi úeklide aile içerisinde ö÷renilmektedir. “Yaúa ve cinsiyete
göre ve farklÕ sosyal grup mensuplarÕna karúÕ gösterilecek uygun
11
davranÕú kaidelerini çocu÷a ö÷reten en önemli sosyal grup…
ailedir (Saran, 1991:137).
ToplumlarÕn devamÕnÕ, birlik ve beraberli÷ini sa÷layan önemli
duygulardan olan dayanÕúma da aile içerindeki sosyalleúme
sürecinde
bireylere
kazandÕrÕlmaktadÕr.
Aile
fertlerinin
dayanÕúmasÕ aileleri, o da toplum içindeki dayanÕúmayÕ
kuvvetlendirmektedir. Di÷er bir deyiúle toplum içindeki karúÕlÕklÕ
dayanÕúma ve koordinasyonun sa÷lanmasÕnda ailenin yeri büyüktür
(Saran, 1991:135).
Ailenin bir di÷er önemli fonksiyonu aile fertlerine duygusal ve
maddi güvenlik sa÷lamasÕdÕr. “Aileler fiziksel, duygusal destek ve
mali yardÕmÕn sa÷lanmasÕnda rol oynar” (Bahar, 2005:167). Aile
üzerine yapÕlan pek çok araútÕrmanÕn ortak noktasÕ huzurlu aile
ortamÕnda yaúayan insanlarÕn maddi-manevi, sosyal ve psikolojik
yönden sa÷lÕklÕ olduklarÕ yönündedir. ÇocuklarÕn suç
istatistiklerinde de aile hayatÕnÕn düzensiz olmasÕnÕn (ebeveyn
kavgalarÕ, tek eúlilik, ayrÕlmÕú-boúanmÕú anne baba…) çocuklarÕ
olumsuz yönde etkiledi÷i görülmektedir.
Huzurlu bir aile, di÷er taraftan, toplumun rehabilitasyon
merkezidir. Hem çekirdek ailedeki fertler arasÕndaki hem de geniú
aile ve aynÕ sülalede meydana gelen sosyo-psikolojik, ekonomik
huzursuzluklarda aileler arabulucu, rehabilite edici fonksiyon
üstlenmektedirler (Göksu, 1998).
Eúler arasÕndaki iliúkinin úekli ve niteli÷i toplumun yeni nesli
olan çocuklarÕn geliúimini olumlu veya olumsuz olarak
etkilemektedir. “Ebeveyn arasÕndaki ahenkli iliúkilerin çocu÷un
istikrarlÕ iyi bütünlenmiú bir kiúilik geliútirmesinde önemli”
oldu÷unu vurgulamak gerekir. Saran, “ebeveyn arasÕndaki devamlÕ
çekiúme ve tartÕúmalar çocu÷un geliúimi sÕrasÕnda onu en fazla
yaralayan tecrübelerdir” demektedir (Saran, 1991:137).
Ça÷ÕmÕzda aile çocu÷un yetiúmesinde rollerinin bir kÕsmÕnÕ
di÷er sosyal kurumlara aktarmaktadÕr. Örne÷in e÷itici rolünü özel
ve kamusal e÷itim kurumlarÕ ve bir ölçüde de medya üstlenmiútir.
Aile, di÷er yandan toplumda “en küçük demokrasi ünitesi” olarak
görülmektedir (Bahar, 2005:179). Herkesin bir di÷erinin fikrine
saygÕ göstererek düúüncelerini özgürce, beyan etti÷i bir ortamdÕr
aile. ønsanlarÕn her yönüyle birbirine çok benzeúti÷i aile içinde bile
çok farklÕ görüúler olabilece÷ini idrak etmesi demokrasi adÕna
önemli bir kazanÕmdÕr.
12
Aile her ne kadar günümüzde daha ziyade çekirdek aileyle
anÕlmaktaysa da büyük aile olarak yaúlÕlarÕn da bakÕm ve görümü,
onlara maddi ve manevi destek olunmasÕ açÕsÕndan da önemli bir
yer iúgal etmektedir. Bulut (1991:226), Türkiye’deki ailenin BatÕ
ülkelerine kÕyasen insanlarÕn yetiúkin hayatÕnda bile kolay kolay
terk edilmeyen bir yapÕya sahip oldu÷unu belirtmektedir. Böyle
olunca “kiúi aileden getirdi÷i özellikleri bazen hayat boyu
sürdürmektedir”. DolayÕsÕyla da “toplumu biçimlendiren,
gelece÷ini bir dereceye kadar tayin eden kurum ailedir, denebilir” .
Toplum hayatÕnÕn devamÕnda bu kadar öneme sahip olan
ailenin dejenerasyona u÷ramasÕnÕn, nihayetinde toplumun da
dejenerasyona u÷ramasÕ kaçÕnÕlmazdÕr. Bu sebeple huzurlu bir aile
ortamÕnÕn sa÷lanmasÕ için toplumun her birimine özellikle de
devlete büyük görevler düúmektedir. Anayasa’nÕn 41inci
maddesinde
belirtildi÷i
gibi
toplumun
temelini
aile
oluúturmaktadÕr. ùiddetin aile yaúamÕ içerisinde, aileyi oluúturan
bireyler arasÕnda gerçekleúen ve "aile içi úiddet" adÕ altÕnda "aile
içinde bir bireyin di÷er bir bireye yönelik fiziki, sözel ve duygusal
kötü davranÕúÕ" úeklinde tanÕmlanan görüntüsü toplum için daha
tehlikeli olmakta, toplumun en küçük birimi olan aile içerisinde
gerçekleúen úiddetin yol açtÕ÷Õ ve açaca÷Õ zararlar toplum
bünyesinde daha derin ve kalÕcÕ izler bÕrakmaktadÕr.
Aile içi úiddetin zararlarÕ sadece toplum açÕsÕndan de÷il birey
açÕsÕndan da tehlikeli sonuçlar yaratmaktadÕr. Aile içi úiddet, sevgi,
úefkat ve merhamet göstermesi gereken bir kiúi tarafÕndan
uygulandÕ÷Õndan, úiddete maruz kalan aile bireyinin ruhi yapÕsÕnda
hayatÕ boyunca silinmesi zor izler bÕrakmaktadÕr. Aile içi úiddet
olaylarÕna daha çok anne ve çocuklarÕn maruz kaldÕ÷Õ yapÕlan
araútÕrmalar sonucunda ortaya çÕkmaktadÕr. Bu itibarla Anayasa'nÕn
41 inci maddesinde yer alan "Devlet ailenin huzur ve refahÕ ile
özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ için gerekli tedbirleri alÕr,
teúkilatÕ kurar" hükmü de göz önüne alÕndÕ÷Õnda aile içi úiddetten
ma÷dur olan kadÕnÕ ve çocuklarÕ koruyucu yasal tedbirlerin
alÕnmasÕ zorunlulu÷u ortadÕr.
1.2. ùiddet
ùiddet olgusu, insanlÕk tarihiyle birlikte ortaya çÕkmÕú, birçok
bireysel ve toplumsal ö÷e ile birlikte karmaúÕk bir yapÕ
oluúturmuútur. Bu nedenle úiddet olgusunu tanÕmlamak ve ortaya
çÕkarmak kolay de÷ildir. ùiddet olgusu, kendini çok farklÕ
13
biçimlerde gösterebilmekte, günümüzde gerek bireysel ve gerekse
toplumsal boyutta sÕk sÕk karúÕlaúabilen bir olay olarak karúÕmÕza
çÕkmaktadÕr. BaskÕ, eziyet, korkutma, sindirme, öldürme,
cezalandÕrma, baúkaldÕrÕ, her toplumda derece derece fakat sürekli
bir biçimde günlük yaúamda rastlanan úiddet türleri olarak
görülmektedir (KocacÕk, 2001:1-2). “ùiddet kavramÕ sertlik, sert ve
katÕ davranÕú, kaba kuvvet kullanma” olarak tanÕmlanmakta ve
úiddet olaylarÕ ise; “insanlarÕ sindirmek, korkutmak için yaratÕlan
olay ya da giriúimler” olarak ifade edilmektedir (Ünsal, 1996:29).
“BaúkasÕnÕ öldürme, sakat bÕrakma, ya da
yaralama yoluyla zarar verilmesini içerdi÷i için úiddet
genel anlamda gücü aúmaktadÕr. Bu tür eylemleri,
baúkasÕna karúÕ tehdit oluúturmayÕ ve kÕsaca insana
fiziksel ve ruhsal zarar veren her davranÕúÕ úiddet
olarak de÷erlendirebiliriz. Buna mallara verilen zarar
da katÕlabilir” (KocacÕk, 2001:1-2).
Hukuksal açÕdan úiddet ele alÕndÕ÷Õnda, “úiddet ile ilgili
davranÕúlar, kanuna uymamak, kiúiye zarar vermek, hakaret etmek,
onuru kÕrmak, huzura son vermek, birinin haklarÕnÕ çi÷nemek,
hÕrpalamak, incitmek, zor kullanmak” úeklinde tanÕmlanmaktadÕr
(Erten ve ArdalÕ 1996:143). Ergil’in (2001:40) tanÕmÕnda “úiddet,
çatÕúan çÕkarlarÕ olan taraflarÕn arasÕndaki sosyal iliúkilerden
kaynaklanmaktadÕr”.
Ünsal’a (1996:32) göre “fiziksel úiddetin insanlarÕn bedensel
bütünlü÷üne karúÕ dÕúarÕdan yöneltilen, sert ve acÕ verici bir
edimdir. Mala, cana, sa÷lÕ÷a, bedensel bütünlü÷e, birey
özgürlü÷üne karúÕ bir tehdit oluúturmasÕ söz konusudur. Burada da
yaralama, Õrza tecavüz, ya÷ma, adam kaçÕrma gibi baúkasÕna
yönelmeler olabildi÷i gibi, intihar giriúimleri biçiminde bireyin
kendine yönelik eylemleri de söz konusu” olabilmektedir.
ùiddet yapÕsal (sürekli) veya konjonktürel (geçici), do÷rudan
veya dolaylÕ, dar veya geniú anlamlÕ olarak ortaya çÕkmakta,
konjonktürel úiddet geçici fakat elveriúli ortamlarda ortaya çÕkan
evrensel bir olgu olarak belirmektedir. YapÕsal úiddet ise eúitli÷in
henüz yasa önünde bile sa÷lanamadÕ÷Õ veya azgeliúmiú
toplumlarda, demokratik olmayan toplumlarda sÕk rastlanan bir
durumdur. Örne÷in iktidarÕ elinde tutanlar, denetim ve gözetimi
altÕndakilere yönelik olarak úiddeti bir egemenlik aracÕ olarak
kullanabilmektedirler (Ünsal, 1996:32).
14
Birleúmiú Milletler KadÕnlara Yönelik ùiddetin Önlenmesi
Bildirgesi'nin 1. maddesi kadÕnlara yönelik úiddeti; ''ister kamusal
isterse özel yaúamda meydana gelsin, kadÕnlara fiziksel, cinsel
veya psikolojik acÕ veya ÕstÕrap veren veya verebilecek olan
cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme,
zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bÕrakma'' úeklinde
tanÕmlamaktadÕr. Bu tanÕma daha sonra ''kurbanÕ ekonomik
ihtiyaçlardan yoksun bÕrakmak''da dahil edilmiútir2.
Dünya Sa÷lÕk Örgütü ise úiddeti, sahip olunan fiziksel, güç ya
da kudretin, tehdit yoluyla ya da do÷rudan kendine, bir baúka
insana, bir gruba ya da topluma karúÕ yaralanma, fizyolojik hasar,
geliúme bozuklu÷u ya da gerilikle sonuçlanacak ya da sonuçlanma
olasÕlÕ÷Õ yüksek bir biçimde uygulanmasÕ olarak tanÕmlamaktadÕr3.
1995 yÕlÕnda yapÕlan 4. Dünya KadÕn KonferansÕ’nda kabul
edilen Pekin Deklarasyonu Eylem PlanÕnda, “KadÕna yönelik
úiddet” kadÕnÕn fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle
veya acÕ çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanmasÕ muhtemel
olan, bu tip hareketlerin tehdidini, baskÕyÕ ya da özgürlü÷ün keyfi
engellenmesini de içeren, ister toplum önünde ister özel hayatta
meydana gelmiú olsun, cinsiyete dayalÕ her türden úiddet anlamÕna
gelmektedir4.
Yine 2000 yÕlÕnda yapÕlan Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve
Sonuç Belgesinde, Pekin Eylem Platformunda yer alan úiddet
tanÕmÕ geniúletilerek erken ve zorla evlendirme, namus cinayetleri,
baúlÕk parasÕnÕ ödeyememekten kaynaklanan úiddet ve evlilik içi
tecavüz gibi úiddet türleri KadÕnÕn ønsan HaklarÕ ihlalleri olarak
sÕralanmÕútÕr5
Çocu÷a yönelik úiddet için yaygÕn olarak kullanÕlan terim,
çocuk istismarÕdÕr. østismar, çocu÷un ailesi ya da ondan sorumlu
di÷er kiúiler tarafÕndan çocu÷a karúÕ uygulanan fiziksel, cinsel veya
psikolojik nitelikli kötü davranÕúlarÕn tümünü kapsamaktadÕr.
Dünya Sa÷lÕk Örgütü Çocuk istismarÕnÕ “çocu÷un sa÷lÕ÷ÕnÕ,
fiziksel geliúimini olumsuz yönde etkileyen bir yetiúkin, toplum
veya ülkesi tarafÕndan bilerek veya bilmeyerek yapÕlan davranÕúlar,
çocuk istismarÕ olarak kabul edilir” úeklinde tanÕmlamÕútÕr
2
http://www.un.org/documents/ga/res/48/a48r104.htm 21.11.2007
http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs239/en/ 21.11.2007
4
http://www.un.org/womenwatch/daw/beijing/index.html 21.11.2007
5
http://www.un.org/womenwatch/daw/followup/ beijing+5.htm, 21.11.2007
3
15
1.2.1. Aile øçi ùiddet ùekilleri
Türkiye’de aile mensuplarÕnÕn kadÕnlara uyguladÕ÷Õ úiddet,
sözlü ve psikolojik úiddet yoluyla kadÕnlarÕ ekonomik
ihtiyaçlarÕndan yoksun bÕrakmaktan daya÷a, cinsel úiddete ve
cinayetlere kadar geniú bir yelpaze içinde yer almaktadÕr. Birleúmiú
Milletler KadÕnlara Yönelik ùiddetin Önlenmesi Bildirgesi 1.
maddede kadÕnlara yönelik úiddeti, “ister kamusal isterse özel
yaúamda meydana gelsin, kadÕnlara fiziksel, cinsel veya psikolojik
acÕ veya ÕstÕrap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir
eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi
olarak özgürlükten yoksun bÕrakmadÕr” úeklinde tanÕmlanmaktadÕr.
Bu tanÕmÕn son yorumlamalarÕna “kurbanÕ ekonomik ihtiyaçlardan
yoksun bÕrakmak” da dâhil edilmiútir6.
Dünya Sa÷lÕk Örgütü ailede eúlerin uyguladÕ÷Õ úiddeti, yakÕn
bir iliúkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür
davranÕú olarak tanÕmlamÕútÕr. Bu kapsama dahil olan hususlar
aúa÷Õda sÕralanmÕútÕr:
x
Tokat atma, vurma, tekmeleme ve dövme gibi fiziksel
saldÕrÕ fiilleri
x
Sindirme, sürekli küçük düúürme ve aúa÷Õlama gibi
psikolojik taciz
x
Cinsel iliúkiye zorlama ve öteki cinsel zor kullanma
biçimleri
x
Bir
kimseyi
ailesinden
ve
arkadaúlarÕndan
uzaklaútÕrma, hareketlerini gözleme ve bilgi ya da
yardÕma ulaúmasÕnÕ kÕsÕtlama gibi çeúitli kontrol edici
davranÕúlar7.
Fiziksel úiddet; itelemek, tokat atmak, tekmelemek,
yumruklamak, kol kÕvÕrmak, kol-bacak kÕrmak, saçÕndan
sürüklemek gibi direk fiziksel temas içeren eylemler ve ayrÕca
temel ihtiyaçlarÕnÕ esirgeme, gerekli tÕbbi tedavi almasÕnÕ
engelleme gibi direk olmayan fiziksel temas içeren eylemler
olabilir8.
6
http://www.harb-is.org.tr/dergi/wordler/subat07/diger.doc e.t. 02.12.2007
http://www.harb-is.org.tr/dergi/wordler/subat07/diger.doc e.t. 02.12.2007
8
http://dosyalar. hurriyet.com.tr/aileici/aileicisiddet1.asp e.t. 02.12.2007
7
16
Sözlü úiddet; eleútirmek, aúa÷Õlamak, küfür etmek, tehdit
etmek, kararlara katÕlÕmÕnÕ engellemek, sorguya çekmek, ba÷Õrmak,
aúa÷ÕlayÕcÕ isim takmak, alay etmek, dini veya etnik kimli÷ine
yönelik hakaret etmek, görüúlerini ve çalÕúmalarÕnÕ küçümsemek
gibi eylemler úeklinde ortaya çÕkabilir9.
Ekonomik úiddet; parasÕnÕ almak ve geri vermemek, zorla
istemedi÷i bir iúte çalÕútÕrmak, istedi÷i halde çalÕútÕrmamak veya
zorla çalÕútÕrmak gibi eylemler olarak görülebilir10.
østemedi÷i cinsel iliúkiye zorlamak, tecavüz, baúka kiúilerle
cinsel iliúkiye zorlamak, cinsel olarak kiúiyi korkutan ve kÕran
davranÕúlarda bulunmak, cinsel organlara zarar vermek cinsel
úiddet olarak ortaya çÕkabilir11.
Ailesi, arkadaúlarÕ veya komúularÕ ile görüúmesini yasaklamak,
evden dÕúarÕ çÕkmasÕnÕ yasaklamak, gitti÷i her yeri takip etmek,
baúkalarÕnÕn önünde aúa÷Õlamak ve alay etmek, baúkalarÕnÕn
önünde sözünü kesmek gibi eylemler ise toplumsal iliúkileri
sÕnÕrlayÕcÕ úiddet olarak görülebilir12.
1.2.2. Aile øçi ùiddetin Nedenleri
Aile içi úiddet sebepleri, biyolojik, psikolojik ve sosyal
nedenler olmak üzere baúlÕca üç baúlÕk altÕnda incelenir13.
Biyolojik nedenler arasÕnda, bazÕ akÕl hastalÕklarÕ ve ruhsal
bozukluklar gibi nedenlerden dolayÕ kiúilerin úiddet uygulamaya
e÷imli olmalarÕ yer almaktadÕr. AyrÕca, uyuúturucu ve alkol
kullanÕmÕ ile kendini kaybetm5e de önemli nedenler arasÕnda
bulunmaktadÕr. ùöyle ki, uluslararasÕ araútÕrmalar do÷rultusunda;
alkolik ve uyuúturucu ba÷ÕmlÕsÕ olan bireylerin %25'e yakÕnÕ aile
içinde úiddet uygulamaktadÕr14. BazÕ kurumlar kumar gibi kötü
alÕúkanlÕklarÕ bu kategori içerisine eklemektedir.
Psikolojik nedenlerin baúÕnda güç ve kontrol sa÷lama
gelmektedir. ùiddet, baúka kiúi üzerinde denetim sa÷lama amacÕyla
9
http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/aileicisiddet1.asp e.t. 02.12.2007
http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/aileicisiddet1.asp e.t. 02.12.2007
11
http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/aileicisiddet1.asp e.t. 02.12.2007
12
http://dosyalar.hurriyet.com.tr /aileici/aileicisiddet1.asp e.t. 02.12.2007
13
http://www.bsm.gov.tr/bugep/docs/siddet.pdf e.t. 02.12.2007
14
http://www.abs.gov.au/AUSSTATS/[email protected]/DetailsPage /4906.0 2005?Open
Documente. 02.12.2007)
10
17
ortaya çÕkmakta ve úiddet güçlüden güçsüze do÷ru
uygulanmaktadÕr. Erkek, sahip oldu÷u fiziksel güçten dolayÕ
üstünlük sa÷layabilece÷ine inanmakta; kadÕn ise gerek fiziksel
gerekse ekonomik yönden zayÕf oldu÷u için karúÕ koyamamaktadÕr.
Sosyal nedenler olarak sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapÕ
öne çÕkmaktadÕr. ùiddeti uygulamayÕ ö÷renmenin en temel
kayna÷ÕnÕ, kiúinin kendi ailesi oluúturmaktadÕr. Çocukluk ve
gençlik dönemlerini, evinde úiddet uygulanarak geçiren kiúi úiddeti
normal bir olgu olarak algÕlayacak ve bu durum yaúamÕnÕn ilerideki
dönemlerinde kiúinin kendisinin de uygulayÕcÕ olma ihtimalini
artÕracaktÕr. øúsizlik ve fakirlik gibi ekonomik problemler ve bu
problemlerden kaynaklanacak duygu, stres ve zor yaúam úartlarÕ;
kiúilerin úiddet uygulama riskini artÕrabilecektir.
1.3. 4320 SayÕlÕ Kanunda Aile øçi ùiddeti Önlemeye Yönelik
Tedbirler
Türkiye’de aile içi úiddetin sebeplerini tespit etmeye yönelik
çeúitli araútÕrmalar yapÕlmÕútÕr. 1995 yÕlÕnda baúlayan çalÕúmalar,
1998 yÕlÕnda 4320 sayÕlÕ kanunun yasalaúmasÕ ile sonuçlanmÕútÕr.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28/6/2006 tarihli ve 853 sayÕlÕ
KararÕyla Töre ve Namus Cinayetleri ile KadÕnlara ve Çocuklara
Yönelik ùiddetin Sebeplerinin AraútÕrÕlarak AlÕnmasÕ Gereken Önlemlerin Belirlenmesi AmacÕyla oluúturulan Meclis AraútÕrma Komisyonu Raporu ile 4/7/2006 tarihli ve 26218 sayÕlÕ Resmi Gazete’de yayÕmlanan 2006/17 sayÕlÕ BaúbakanlÕk Genelgesinde 4320
SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunda de÷iúiklik yapÕlmasÕ gerekti÷i belirtilmektedir. Bu nedenle de÷iúiklik tasarÕsÕ hazÕrlanmÕú
ve belirlenen eksiklikleri gidermek üzere düzenlenmiútir. Bilindi÷i
gibi 4320 sayÕlÕ Kanunun temel amacÕ aile içinde úiddet uygulayan
bireyi, ortak yaúam alanÕndan uzaklaútÕrarak ve di÷er birtakÕm tedbirleri uygulamaya koyarak aile içi úiddeti önlemektir.
5636 sayÕlÕ kanunun gerekçesinde de belirtildi÷i gibi, bugüne
kadar yapÕlan çalÕúmalara ra÷men ülkemizde aile içinde, eúler arasÕnda veya aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan di÷er aile bireyleri arasÕnda da
úiddetin varlÕ÷Õ bilinen bir gerçektir. Bunun sonucu olarak úiddet
olgusunu geniú yorumlayarak aile içi úiddeti sadece eúler arasÕ úiddet olarak algÕlamamak gere÷i ortaya çÕkmÕú, aynÕ çatÕ altÕnda yaúamayan; boúanma veya ayrÕlÕk nedeniyle ayrÕ konutlarda bulunan
bireyler ve evli olmalarÕna ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan aile bireyleri
ve çocuklar da aile içi úiddete maruz kalabildiklerinden, aile içi
18
úiddet ma÷duru kapsamÕnÕn sosyal hayatÕn gerçeklerine uygun olarak düzeltilmesi gerekti÷i düúünülmüútür.
2007 yÕlÕndaki yasa de÷iúikli÷ine kadar geçen süreç içinde
4320 SayÕlÕ Kanunun 1 inci maddesinin birinci fÕkrasÕndan farklÕ
olmak üzere ikinci fÕkrasÕnda “eú” ifadesinin kullanÕlmasÕnÕn, uygulamada, olayÕn taraflarÕ konusunda kavram karÕúÕklÕ÷Õ yarattÕ÷Õ
görülmüútür. Söz konusu karÕúÕklÕ÷Õ ortadan kaldÕrmak amacÕyla
“kusurlu eú” ifadesi yerine “Kusurlu eúin veya di÷er aile bireyinin”
ifadesinin kullanÕlmasÕ daha uygun bulunmuú ve yeni düzenleme
ile kavram karÕúÕklÕ÷Õ giderilmeye çalÕúÕlmÕútÕr.
4 MayÕs 2007 tarihinde yürürlü÷e giren Ailenin KorunmasÕna
Dair Kanunda De÷iúiklik YapÕlmasÕ HakkÕnda Kanun’da, Aile
Mahkemesi Hâkiminin uygun görmesi halinde úiddet uygulayan birey için “Bir sa÷lÕk kuruluúuna muayene veya tedavi için baúvurmasÕ” tedbirine hükmedebilece÷i öngörülmüútür. AnayasanÕn “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” baúlÕklÕ Üçüncü Bölümünün
“Ailenin korunmasÕ” baúlÕklÕ 41. maddesinde “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eúler arasÕnda eúitli÷e dayanÕr.
Devlet, ailenin huzur ve refahÕ ile özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ ve aile planlamasÕnÕn ö÷retimi ile uygulanmasÕnÕ
sa÷lamak için gerekli tedbirleri alÕr.” hükmü bulunmakla; Devlet
özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕnÕ sa÷lamakla yükümlü
tutulmaktadÕr. Bu nedenle úiddet uygulayan bireyin herhangi bir rahatsÕzlÕ÷ÕnÕn bulunup bulunmadÕ÷Õ hususunun tespiti ve tedavisi ile
uyguladÕ÷Õ veya uygulayaca÷Õ úiddetin ortadan kaldÕrÕlmasÕ amaçlanmaktadÕr.
4320 sayÕlÕ Kanunda, úiddet ma÷duru kiúilerin tedbir kararÕ
sonrasÕnda ekonomik sÕkÕntÕ çekmelerini önlemek için tedbir nafakasÕ hükme ba÷lanmÕútÕr. Özellikle úiddet uygulayan bireyin ailenin geçimini birinci derecede sa÷layan kiúi olmasÕ halinde, bu kiúinin eve ve aile bireylerine yaklaútÕrÕlmamasÕ halinde ailenin geçim
sÕkÕntÕsÕ içine düúece÷i bir gerçektir.
AnayasanÕn 5 inci maddesinde Devlete, vatandaúÕn refah, huzur ve mutlulu÷unu sa÷lamak, kiúinin temel hak ve hürriyetlerini,
sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile ba÷daúmayacak surette
sÕnÕrlayan ekonomik engelleri kaldÕrmak görevi verilmiútir. AnayasanÕn bu hükmü gere÷ince, Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunda
De÷iúiklik YapÕlmasÕ HakkÕnda Kanun ile aile içi úiddet ma÷duru
insanlarÕn ekonomik güvence altÕna alÕnmalarÕ tedbir nafakasÕ alarak sa÷lanmakta olup, e÷er úiddet ma÷durlarÕ nafaka almakta iseler,
19
mükerrer nafaka ödenmesine engel olunacak úekilde yeni bir düzenleme yapÕlmÕútÕr.
4320 sayÕlÕ Kanunun 1. maddesinde yer alan, bu maddenin birinci fÕkra hükmüne göre yapÕlan baúvurularÕn harca tabi olmayaca÷Õ hükmü, bu Kanun kapsamÕndaki baúvurular ve verilen kararlarÕn
infazÕ için yapÕlan icrai iúlemlerin harca tabi olmayaca÷Õ úeklinde
düzenlenmiútir. Kanun özellikle kadÕn ve çocuklarÕ koruma altÕna
alma ve bu sebeple úiddete maruz kalmÕú kiúilere yargÕ iúlemlerinde mali külfet getirmeme amacÕnÕ taúÕmaktadÕr.
Söz konusu amaç do÷rultusunda Ailenin KorunmasÕna Dair
Kanunda De÷iúiklik YapÕlmasÕ HakkÕnda Kanun ile baúvurunun
harca tabi olmamasÕ uygulamasÕna uyacak úekilde, hükmedilen tedbirlerin icraya konulmasÕ aúamasÕnda da harç alÕnmamasÕ hususunun Kanunda ayrÕca belirtilmesine ihtiyaç duyulmuútur. Bütün
bunlara ek olarak bu Kanunun uygulanmasÕna yönelik hususlarÕn
yönetmelikle düzenlenece÷i hüküm altÕna alÕnarak uygulamada
karúÕlaúÕlabilecek aksaklÕklarÕn giderilmesi amaçlanmÕútÕr.
Bütün bu olaylar göstermektedir ki var olan hukuk sistemi
içinde hem aile içi úiddetin önlenmesi hem de aile içi iliúkilerin
düzenli ve ça÷daú normlarda yaúanmasÕ konusunda bir çok
çalÕúmaya gerek duyulmaktadÕr. Bu çalÕúmalarÕn sa÷lÕklÕ bir veri
tabanÕna dayandÕrÕlmasÕ için öncelikle Ailenin KorunmasÕna Dair
Kanun ve 4 MayÕs 2007 tarihinde yürürlü÷e giren Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanunda De÷iúiklik YapÕlmasÕ HakkÕnda
Kanun’un uygulamasÕnÕn etkilerinin ölçülmesi bir gereklilik olarak
karúÕmÕza çÕkmaktadÕr.
4320 sayÕlÕ Kanunda eúlerden birinin veya çocuklarÕn veya
aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan di÷er aile bireylerinden birinin veya
mahkemece ayrÕlÕk kararÕ verilen veya yasal olarak ayrÕ yaúama
hakkÕ olan veya evli olmalarÕna ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan aile
bireylerinden birinin aile içi úiddete maruz kaldÕ÷Õnda, Aile
Mahkemesi Hâkiminin meselenin mahiyetini göz önünde
bulundurarak re’sen kanunda sayÕlan tedbirlerden bir ya da
birkaçÕna birlikte veya uygun görece÷i benzeri baúka tedbirlere de
hükmedebilece÷i kuralÕ getirilmiútir.
Bu tedbirler, kusurlu eúin veya di÷er aile bireyinin;
a) Aile bireylerine karúÕ úiddete veya korkuya yönelik söz
ve davranÕúlarda bulunmamasÕ,
20
b) Müúterek evden uzaklaútÕrÕlarak bu evin di÷er aile
bireylerine tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrÕ oturmakta
oldu÷u eve veya iúyerlerine yaklaúmamasÕ,
c) Aile bireylerinin eúyalarÕna zarar vermemesi,
ç) Aile bireylerini iletiúim araçlarÕ ile rahatsÕz etmemesi,
d) Varsa silah veya benzeri araçlarÕnÕ genel kolluk
kuvvetlerine teslim etmesi,
e) Alkollü veya uyuúturucu herhangi bir madde kullanÕlmÕú
olarak úiddet ma÷durunun yaúamakta oldu÷u konuta veya iúyerine
gelmemesi veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmamasÕ,
f) Bir sa÷lÕk kuruluúuna muayene veya tedavi için
baúvurmasÕ,
úeklinde düzenlenmiú ve öngörülen süre altÕ ayÕ geçemeyece÷i
ve kararda hükmolunan tedbirlere aykÕrÕ davranÕlmasÕ halinde
kusurlu eúin veya di÷er aile bireyinin tutuklanaca÷Õ ve hakkÕnda
hapis cezasÕna hükmedilece÷i hususunun úiddet uygulayan eú veya
di÷er aile bireyine ihtar olunmasÕ, e÷er úiddeti uygulayan eú veya
di÷er aile bireyi aynÕ zamanda ailenin geçimini sa÷layan yahut
katkÕda bulunan kiúi ise hakim bu konuda ma÷durlarÕn yaúam
düzeylerini göz önünde bulundurarak daha önce Türk Medenî
Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiú olmasÕ
kaydÕyla talep edilmese dahi tedbir nafakasÕna hükmedebilece÷i,
bu Kanun kapsamÕndaki yapÕlan baúvurular ve verilen kararÕn
infazÕ için yapÕlan icrai iúlemlerin harca tabi olmadÕ÷Õ hususlarÕnÕ
içermektedir.
Aile bireylerine karúÕ úiddete veya korkuya yönelik söz ve
davranÕúlarda bulunmanÕn yasaklanmasÕ tedbiri
Burada aile bireylerine karúÕ her türlü úiddet veya korku içeren
söz ve davranÕúlar yasak kapsamÕna alÕnmakta, buradan da
anlaúÕlabilece÷i üzere bu tür söz ve davranÕúlarÕn aile içi úiddet
kapsamÕna alÕndÕ÷Õ ortaya çÕkmaktadÕr. Kanunun Genel
Gerekçesine baktÕ÷ÕmÕzda, úiddet bir olgu olarak kabul edilmiú ve
aile yaúamÕ içerisinde aileyi oluúturan bireyler arasÕnda gerçekleúen
ve "aile içi úiddet" adÕ altÕnda aile içinde her hangi bir bireyin di÷er
bir bireye yönelik her türlü fiziki, sözel ve duygusal kötü davranÕúÕ
olarak tanÕmlanmÕútÕr.
21
Burada kabul edilen kötü davranÕúlara, “ma÷dura maddi ve
manevi bakÕmdan eziyet veren, bedeni ve ruhsal yapÕsÕnda zarar
veya tehlike meydana getiren her türlü hareketi dahil etmek
gereklidir. Kötü davranÕú teúkil eden hareketler, icrai nitelikte
olabilece÷i gibi ihmali suretle de gerçekleútirilebilir” (Balo,
2003:29).
ùiddetin yöneltildi÷i kiúilerin yeniden açÕklanmasÕnÕn sonucu
olarak kanun metninden di÷er "eúe ve çocuklara" sözcü÷ü yerine
aile bireyi denmesi yoluna gidilmiú ve tedbir kararlarÕnÕn bu
biçimde alÕnmasÕ yolu seçilmiútir.
Müğterek evden uzaklağtñrñlarak bu evin dißer aile bireylerine
tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrñ oturmakta oldußu eve
veya iğyerlerine yaklağmanñn yasaklanmasñ tedbiri
Kusurlu eúin veya di÷er aile bireyi hakkÕnda verilen kararla
uzaklaútÕrÕldÕ÷Õ ve di÷er eú ve çocuklarÕn oturmakta oldu÷u eve
veya iú yerlerine girer veya yaklaúÕrsa suç oluúacaktÕr. Ancak
burada ailenin ma÷dur olan (tedbir uygulatan) di÷er eú veya
çocuklarÕn kusurlu eúini veya kusurlu di÷er aile bireyini müúterek
eve veya iúyerine ça÷ÕrmasÕ veya kabul etmesi halinde durumun
nasÕl olaca÷Õ açÕk de÷ildir. Balo’ya göre bu durumda "açÕk veya
zÕmni rÕza" halinde, cürüm olarak öngörülen bu suçun unsurlarÕ
oluúmayaca÷Õ düúünülmektedir (Balo, 2003:29).
Aile bireylerinin eğyalarñna zarar vermenin yasaklanmasñ tedbiri
4320 sayÕlÕ Kanun kusurlu eúin veya di÷er aile bireyinin
ma÷dur di÷er eú, çocuklar ve aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan aile
bireylerinin malvarlÕ÷Õna zarar vermeme sorumlulu÷unu
yüklemekte ve buna aykÕrÕ hareketi yasaklamaktadÕr. Burada eúya
tabiri maddi veya manevi de÷eri olan taúÕnÕr ve taúÕnmaz mal
olarak anlamak gerekmektedir.
Aile bireylerini iletiğim
yasaklanmasñ tedbiri
araçlarñ
ile
rahatsñz
edilmesinin
Kusurlu eú veya di÷er aile bireyi tarafÕndan iletiúim
vasÕtalarÕyla ma÷durlarÕn rahatlarÕnÕ ihlal edici hareketlerin
yapÕlmasÕ halinde bu suç oluúacaktÕr. “RahatlÕ÷Õ ihlal edici
22
hareketlerden maksat aile bireylerinin huzur ve sükununu bozucu
kiúide üzüntü, sÕkÕntÕ ve tedirginli÷e sebebiyet verecek
hareketlerdir” (Balo, 2003:29).
Varsa silah veya benzeri araçlarñnñ genel kolluk kuvvetlerine teslim
edilmesi tedbiri
Kanun, kusurlu eúin veya di÷er aile bireyinin di÷er aile
bireylerine zarar verme ihtimalini göz önünde bulundurarak
kendisine ait silah ve benzeri araçlarÕ genel kollu÷a teslim edilmesi
tedbirini öngörmüútür. Kusurlu eúin varsa silahlarÕnÕ genel kollu÷a
teslim etmesi gerekir, teslim etmemesi halinde taúÕmaya ve
bulundurmaya devam etmesi durumunda bu tedbire aykÕrÕ hareket
edilmiú olacaktÕr.
Alkollü veya uyuğturucu herhangi bir madde kullanñlmñğ olarak
ğiddet maßdurunun yağamakta oldußu konuta veya iğyerine
gelmemesi veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmasñnñ
yasaklanmasñ tedbiri
Türk Ceza Kanununda uyuúturucu madde kullanmak,
sarhoúluk ve mütecaviz sarhoúluk halleri ayrÕ bir suç olarak
düzenlenmiútir. Ancak bu suçlardan ayrÕ olarak Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanun, alkollü veya uyuúturucu herhangi bir
madde kullanarak ortak konuta gelmeyi veya ortak konutta bu
maddeleri kullanmayÕ ayrÕ bir suç tipi olarak kabul etti÷inden
hakkÕnda bu tedbir kararÕ verilen kusurlu eúin karada uymamasÕ
halinde suç oluúacaktÕr. 4320 sayÕlÕ Kanunun 2007’deki yapÕlan
de÷iúiklikten önceki halinde alkol yasa÷Õ ortak konut ile
sÕnÕrlanmÕú ve ma÷durun/potansiyel ma÷durun yaúadÕ÷Õ / sÕ÷ÕndÕ÷Õ
konut ve iúyeri koruma dÕúÕnda bulunmaktaydÕ.
Bir saßlñk kuruluğuna muayene veya tedavi için bağvurma
zorunlulußu getirilmesi tedbiri
Bu tedbir; madde ba÷ÕmlÕlÕ÷Õ veya ruhsal sorunlar ile ilgili
olabilece÷i gibi bir danÕúma merkezine baúvurma zorunlulu÷u
olarak da düúünülebilece÷i gibi úiddet uygulayanÕn rehabilitasyonu
gibi bir seçenek de düúünülebilir. 2007 de÷iúikli÷i öncesinden
kanunda bulunmayan bu tedbir, konunun yalnÕzca adli yönüyle
de÷il aynÕ zamanda madde ba÷ÕmlÕlÕ÷Õ veya ruh sa÷lÕ÷Õ yönünden
23
de ele alÕnmasÕnÕ sa÷layacak yolu açmÕútÕr. Böylece alkol ve
uyuúturucu madde kullanÕmÕnÕn önüne geçilmesi için gerekli
tedaviye devam zorunlulu÷u getirilmesinin önünü açmÕútÕr.
5636 sayÕlÕ kanunun genel gerekçesinde úöyle denilmektedir;
“Aile Mahkemesi Hâkiminin uygun görmesi halinde
úiddet uygulayan birey için “Bir sa÷lÕk kuruluúuna
muayene veya tedavi için baúvurmasÕ” tedbirine
hükmedebilece÷i öngörülmüútür. AnayasanÕn “Sosyal ve
Ekonomik Haklar ve Ödevler” baúlÕklÕ Üçüncü Bölümünün
“Ailenin korunmasÕ” baúlÕklÕ 41 inci maddesinde “Aile,
Türk toplumunun temelidir ve eúler arasÕnda eúitli÷e
dayanÕr. Devlet, ailenin huzur ve refahÕ ile özellikle ananÕn
ve çocuklarÕn korunmasÕ ve aile planlamasÕnÕn ö÷retimi ile
uygulanmasÕnÕ sa÷lamak için gerekli tedbirleri alÕr.” hükmü
bulunmakla; Devlet özellikle ananÕn ve çocuklarÕn
korunmasÕnÕ sa÷lamakla yükümlü tutulmaktadÕr. Bu
nedenle úiddet uygulayan bireyin herhangi bir
rahatsÕzlÕ÷ÕnÕn bulunup bulunmadÕ÷Õ hususunun tespiti ve
tedavisi ile uyguladÕ÷Õ veya uygulayaca÷Õ úiddetin ortadan
kaldÕrÕlmasÕ amaçlanmaktadÕr.”
1.4. 4320 SayÕlÕ Ailenin
Uygulanma OrtamÕ
KorunmasÕna
Dair
Kanunun
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun, aile içi úiddeti
önleme konusunda önemli bir yasal bir düzenlemedir. 4320 sayÕlÕ
Kanunun temel amacÕ, aile içinde úiddet uygulayan bireyi, ortak
yaúam alanÕndan uzaklaútÕrarak ve di÷er bir takÕm tedbirleri
uygulamaya koyarak aile içi úiddeti önlemektir. Kanun
gerekçesinde úu hususlar özellikle belirtilmiútir. Ülkemizde aile
içinde, eúler arasÕnda veya aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan di÷er aile
bireyleri arasÕnda da úiddetin varlÕ÷Õ bilinen bir gerçektir. Bu
durumda úiddet olgusunu geniú yorumlayarak aile içi úiddeti sadece
eúler arasÕ úiddet olarak algÕlamamak gere÷i ortaya çÕkmÕútÕr.
AyrÕca, aynÕ çatÕ altÕnda yaúamayan; boúanma veya ayrÕlÕk
nedeniyle ayrÕ konutlarda bulunan bireyler ve evli olmalarÕna
ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan aile bireyleri ve çocuklar da aile içi
úiddete maruz kalabildiklerinden, aile içi úiddet ma÷duru
kapsamÕnÕn gerçeklere uygun olarak düzeltilmesi gerekmiútir.
Kanunun genel gerekçesindeki açÕklanan nedenler ve
zorunluluklarla 26/04/2007 tarihinde 4320 sayÕlÕ Kanunda
de÷iúiklikler yapÕlmÕútÕr. 4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕ Kanunu,
24
uluslar arasÕ ve ulusal hukukun bir parçasÕ olarak uygulanmaktadÕr.
Bu Kanun, aile içi úiddet olgusunu önlemeye yönelik normatif
düzenlemeler mekanizmasÕnÕn bir parçasÕdÕr. MekanizmanÕn di÷er
parçalarÕnÕ uluslararasÕ ve ulusal normatif düzenlemeler
oluúturmaktadÕr. ùimdi sÕrasÕyla önce uluslararasÕ normatif
düzenlemeler ve daha sonra ulusal normatif düzenlemeler
tartÕúÕlacaktÕr.
1.4.1. UluslararasÕ Normatif Düzenlemeler
Anayasa'nÕn 90. maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti adÕna yabancÕ
devletlerle ve milletlerarasÕ kuruluúlarla yapÕlacak andlaúmalarÕn
onaylanmasÕ, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayÕ bir
kanunla uygun bulmasÕna ba÷lÕdÕr… Usulüne göre yürürlü÷e
konulmuú milletlerarasÕ andlaúmalar kanun hükmündedir. Bunlar
hakkÕnda Anayasaya aykÕrÕlÕk iddiasÕ ile Anayasa Mahkemesine
baúvurulamaz (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.).
Usulüne göre yürürlü÷e konulmuú temel hak ve özgürlüklere
iliúkin milletlerarasÕ andlaúmalarla kanunlarÕn aynÕ konuda farklÕ
hükümler içermesi nedeniyle çÕkabilecek uyuúmazlÕklarda
milletlerarasÕ andlaúma hükümleri esas alÕnÕr” hükmünü
içermektedir. 4320 sayÕlÕ Kanundaki düzenlemelerle do÷rudan ya
da dolaylÕ úekilde ilgisi olan uluslar arasÕ normatif
düzenlemelerden bazÕlarÕ úu úekildedir.
1.4.1.1. ønsan HaklarÕ Evrensel Beyannamesi
Birleúmiú Milletler Genel Kurulunun 10 AralÕk 1948 tarih ve
217 A(III) sayÕlÕ KararÕyla ilan edilmiútir. 6 Nisan 1949 tarih ve
9119 SayÕlÕ Bakanlar Kurulu ile “ønsan HaklarÕ Evrensel
Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayÕnlanmasÕ yayÕmdan sonra
okullarda ve di÷er e÷itim müesseselerinde okutulmasÕ ve
yorumlanmasÕ ve bu Beyanname hakkÕnda radyo ve gazetelerde
münasip neúriyatta bulunulmasÕ” kararlaútÕrÕlmÕútÕr. Bakanlar
Kurulu KararÕ 27 MayÕs 1949 tarih ve 7217 SayÕlÕ Resmi Gazete'de
yayÕnlanmÕútÕr.
ønsan HaklarÕ Evrensel Beyannamesinin 16. maddesi; “1.
Yetiúkin her erke÷in ve kadÕnÕn, Õrk, yurttaúlÕk veya din
bakÕmlarÕndan herhangi bir kÕsÕtlamaya u÷ramaksÕzÕn evlenme ve
aile kurmaya hakkÕ vardÕr. 2. Evlenme sözleúmesi, ancak
25
evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapÕlÕr. 3. Aile, toplumun,
do÷al ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafÕndan korunur”
hükmünü içermektedir.
1.4.1.2. KadÕnlara KarúÕ Her Türlü AyrÕmcÕlÕ÷Õn Önlenmesi
Sözleúmesi (CEDAW)15
11/6/1985 tarihli ve 3232 sayÕlÕ kanunla katÕlmamÕz uygun
bulunan, 1 Mart 1980 tarihinde imzaya açÕlan ve 3 Eylül 1981
tarihinde yürürlü÷e giren “KadÕnlara KarúÕ Her Türlü AyÕrÕmcÕlÕ÷Õn
Önlenmesi Sözleúmesi”ne katÕlmamÕzÕn onaylanmasÕ; DÕúiúleri
BakanlÕ÷Õ’nÕn 28/6/1985 tarihli ve ÇTøG/ÇTUK-721-701-30-26723525 sayÕlÕ yazÕsÕ üzerine, 31.05.1963 tarihli ve 244 sayÕlÕ
Kanunun 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 24.07.1985
tarihinde kararlaútÕrÕlmÕútÕr.
KadÕnlara KarúÕ Her Türlü AyÕrÕmcÕlÕ÷Õn Önlenmesi
Sözleúmesinin 5. maddesi; “Taraf Devletler aúa÷Õdaki bütün uygun
önlemleri alacaklardÕr:
x
Her iki cinsten birinin aúa÷ÕlÕ÷Õ veya üstünlü÷ü fikrini
veya kadÕn ile erke÷in kalÕplaúmÕú rollerine dayalÕ ön
yargÕlarÕn, geleneksel ve di÷er bütün uygulamalarÕn
ortadan kaldÕrÕlmasÕnÕ sa÷lamak amacÕyla kadÕn ve
erkeklerin sosyal ve kültürel davranÕú kalÕplarÕnÕ
de÷iútirmek,
x
Anneli÷in sosyal bir görev olarak anlaúÕlmasÕnÕ ve
çocuklarÕn yetiútirilmesi ve geliúiminde kadÕn ve
erke÷in ortak sorumlulu÷unun tanÕnmasÕnÕ öngören ve
her durumda çocuklarÕn çÕkarlarÕnÕ her úeyden önce
gözeten anlayÕúa dayanan bir aile e÷itimini sa÷lamak”
hükmünü içermektedir.
AynÕ Sözleúmenin 16. maddesi ise;
Birinci olarak “Taraf Devletler kadÕnlara karúÕ evlilik ve aile
iliúkileri konusunda ayrÕmÕ önlemek için gerekli bütün önlemleri
alacaklar ve özellikle kadÕn-erkek eúitli÷i ilkesine dayanarak
kadÕnlara aúa÷Õdaki haklarÕ sa÷layacaklardÕr:
a- Evlenmede erkeklerle eúit hak,
15
RG. 14.10.1985, S.18898. Karar SayÕsÕ: 85/9722.
26
b- Özgür olarak eú seçme ve serbest ve tam rÕza ile evlenme
hakkÕ,
c- Evlilik süresince ve evlili÷in son bulmasÕnda aynÕ hak ve
sorumluluklar,
d- Medeni durumlarÕna bakÕlmaksÕzÕn, çocuklarla ilgili
konularda ana ve babanÕn eúit hak ve sorumluluklarÕ
tanÕnacak, ancak her durumda çocuklarÕn çÕkarlarÕ en ön
planda gözetilecektir.
e- Çocuk sayÕsÕna ve çocuklarÕn ne zaman dünyaya
geleceklerine serbestçe ve sorumlulukla karar vermede ve
bu haklarÕ kullanabilmeleri için bilgi, e÷itim ve di÷er
vasÕtalardan yararlanmada eúit haklar,
f- Her durumda çocuklarÕn çÕkarÕ en üst düzeyde tutularak
ulusal yasalarda mevcut veli, vasi, kayyum olma ve evlat
edinme veya benzeri müesseselerde eúit hak ve
sorumluluklar,
g- Aile adÕ, meslek ve iú seçimi dahil her iki eú (kadÕn-erkek)
için, eúit kiúisel haklar,
h- Ücret karúÕlÕ÷Õ olmaksÕzÕn veya bir bedel mukabilinde
malÕn
mülkiyeti,
kazanÕmÕ,
iúletmesi,
idaresi,
yararlanÕlmasÕ ve elden çÕkarÕlmasÕnda her iki eúe de eúit
haklar.
økinci olarak çocu÷un erken yaúta niúanlanmasÕ veya evlenmesi
hiçbir úekilde yasal sayÕlmayacak ve evlenme asgari yaúÕnÕn
belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sicile kaydÕnÕn mecburi olmasÕ
için, yasama dâhil gerekli tüm önlemler alÕnacaktÕr” hükmünü
ihtiva etmektedir.
1.4.1.3. Avrupa ønsan HaklarÕ Sözleúmesi
20 Mart 1950'de Roma'da imzalanan Sözleúme, 3 Eylül
1952'de yürürlü÷e girmiú olup Türkiye, Sözleúmeyi 18 MayÕs 1954
tarihinde onaylamÕútÕr (R.G. 19 Mart 1954-8662). Avrupa ønsan
HaklarÕ Sözleúmesi’nin “insan haklarÕna saygÕ yükümlülü÷ü”
baúlÕ÷ÕnÕ taúÕyan 1. maddesi, “Yüksek Sözleúmeci Taraflar kendi
yetki alanlarÕ içinde bulunan herkese bu Sözleúme’nin birinci
bölümünde açÕklanan hak ve özgürlükleri tanÕrlar”; “iúkence
yasa÷Õ” baúlÕ÷ÕnÕ taúÕyan 3. maddesi, “Hiç kimse iúkenceye,
27
insanlÕk dÕúÕ ya da onur kÕrÕcÕ ceza veya iúlemlere tabi tutulamaz”;
“özel hayatÕn ve aile hayatÕnÕn korunmasÕ” baúlÕklÕ 8. maddesi ise,
“Herkes özel hayatÕna, aile hayatÕna, konutuna ve
haberleúmesine saygÕ gösterilmesi hakkÕna sahiptir ve bu hakkÕn
kullanÕlmasÕna bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal
güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahÕ, dirlik ve
düzenin korunmasÕ, suç iúlenmesinin önlenmesi, sa÷lÕ÷Õn veya
ahlakÕn veya baúkalarÕnÕn hak ve özgürlüklerinin korunmasÕ için,
demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla
öngörülmüú olmak koúuluyla söz konusu olabilir” hükümlerini
içermektedir.
1.4.1.4. Çocuk HaklarÕ Sözleúmesi
14.09.1990 tarihinde imzalanan ve 09.12.1994 tarihli ve 4058
sayÕlÕ Kanun’la onaylanmasÕ uygun bulunan “Çocuk HaklarÕna
Dair Sözleúme”nin ekli ihtirazÕ kayÕtla onaylanmasÕ; DÕúiúleri
BakanlÕ÷Õ’nÕn 15.12.1994 tarihli ve UKBM-II/11304 sayÕlÕ yazÕsÕ
üzerine 31.05.1963 tarihli ve 244 sayÕlÕ Kanun’un 3. maddesine
göre, 23.12.1994 tarihli ve 94/6423 sayÕlÕ Bakanlar Kurulu
kararÕyla (RG. 27.01.1995, S. 22184) kabul edilmiútir.
Çocuk HaklarÕ Sözleúmesinin 6. maddesi, “1. Taraf Devletler
her çocu÷un temel yaúama hakkÕna sahip oldu÷unu kabul ederler.
2. Taraf Devletler çocu÷un hayatta kalmasÕ ve geliúmesi için
mümkün olan azami çabaya gösterirler”;
9. maddesi, “Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere
göre ve temyiz yolu açÕk olarak, ayrÕlÕ÷Õn çocu÷un yüksek yararÕna
oldu÷u yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocu÷un, anababasÕndan, onlarÕn rÕzasÕ dÕúÕnda ayrÕlmamasÕnÕ güvence altÕna
alÕrlar. Ancak, ana-babasÕ tarafÕndan çocu÷un kötü muameleye
maruz bÕrakÕlmasÕ ya da ihmal edilmesi durumlarÕnda da anababanÕn birbirinden ayrÕ yaúamasÕ nedeniyle çocu÷un
ikametgâhÕnÕn belirlenmesi amacÕyla karara varÕlmasÕ gerekti÷inde
bu tür bir ayrÕlÕk kararÕ verilebilir …”;
16. maddesi, “1. Hiçbir çocu÷un özel yaúantÕsÕna aile, konut ve
iletiúimine keyfi ya da haksiz bir biçimde müdahale
yapÕlamayaca÷Õ gibi, onur ve itibarÕna da haksiz olarak
saldÕrÕlamaz. 2. Çocu÷un bu tür müdahale ve saldÕrÕlara karúÕ yasa
tarafÕndan korunmaya hakkÕ vardÕr”;
28
19. maddesi, “1. Bu Sözleúmeye Taraf Devletler, çocu÷un anababasÕnÕn ya da onlardan yalnÕzca birinin, yasal vasi veya
vasilerinin ya da bakÕmÕnÕ üstlene iken bedensel veya zihinsel
saldÕrÕ, úiddet veya suiistimale, ihmal ya da ihmalkar muameleye,
Õrza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karúÕ
korunmasÕ için; yasal, idari, toplumsal, e÷itsel bütün önlemleri
alÕrlar. 2. Bu tür koruyucu önlemler; çocuklara kötü muamele
olaylarÕnÕn önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama
havale edilmesi, soruúturulmasÕ, tedavisi ve izlenmesi için gerekli
oldu÷u takdirde adliyenin iúe el koymasÕ oldu÷u kadar durumun
gereklerine göre çocu÷a ve onun gereken deste÷i sa÷lamak amacÕ
ile sosyal programlarÕn düzenlenmesi için etkin usulleri de
içermelidir.” ;
20. maddesi, “1. Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden
yoksun kalan veya kendi yararÕna olarak bu ortamda bÕrakÕlmasÕ
kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardÕm
görme hakkÕna sahip olacaktÕr. 2. Taraf Devletler bu durumdaki bir
çocuk için kendi ulusal yasalarÕna göre, uygun olan bakÕmÕ
sa÷layacaklardÕr. 3. Bu tür bakÕm, baúkaca benzerleri yanÕnda,
bakÕcÕ aile yanÕna verme, øslam Hukukunda kefalet evlat edinme ya
da gerekiyorsa çocuk bakÕm amacÕ güden uygun kuruluúlara
yerleútirmeyi de içerir. Çözümler düúünülürken, çocu÷un
yetiútirilmesinde süreklili÷in korunmasÕna ve çocu÷un etnik,
dinsel, kültürel ve dil kimli÷ine gereken saygÕ gösterilecektir”
hükümlerini içermektedir.
1.4.1.5. Kölelik, Köle Ticareti ve Köleli÷e Benzer Kurum ve
UygulamalarÕn La÷vÕna Dair Ek Sözleúme
Bu Sözleúme Ekonomik ve Sosyal Konseyin 608 (XXI) sayÕlÕ
30 Nisan 1956 tarihli kararÕ ile 7 Eylül 1956 tarihinde Cenevre’de
imzalanmÕú 30 Nisan 1957 tarihinde yürürlü÷e girmiútir. Türkiye
tarafÕndan 28 Haziran 1957 tarihinde imzalanmÕú ve 17 Temmuz
1964 tarihinde onaylanmÕútÕr.
Kölelik, Köle Ticareti ve Köleli÷e Benzer Kurum ve
UygulamalarÕn La÷vÕna Dair Ek Sözleúmenin 1. maddesi, “øúbu
sözleúmeye taraf devletlerden her biri 25 Eylül 1926’da
Cenevre’de
imzalanan
Esaretin
Men’i
hakkÕndaki
mukavelenamenin birinci maddesinde yer alan esaret tarifinin
úümulüne giren veya girmeyen, aúa÷Õdaki müessese ve
geleneklerin, henüz mevcut oldu÷u yerlerde, tedrici surette ve
29
mümkün mertebe çabuk tamamen ortadan kaldÕrÕlmasÕnÕ veya
silinmesini temin için tahakkuku kabil ve gerekli olan hukuki ve
di÷er bütün tedbirleri alacaktÕr. d- Bir çocu÷un veya 18 yaúÕndan
aúa÷Õ temyiz kudretini haiz bir kimsenin gerek anne ve babasÕ,
yahut bunlardan biri, gerekse varisi tarafÕndan, úahsÕna veya iúini
istismar maksadÕyla bedel mukabilinde veya bedelsiz di÷er bir
úahsa devrine müsait olan herhangi bir uygulama ve gelenek”
hükmünü içermektedir.
1.4.1.6. Çocuk HaklarÕna Dair Sözleúme’ye Ek Çocuk SatÕúÕ,
Çocuk Fahiúeli÷i ve Çocuk Pornografisi ile ølgili øhtiyari
Protokol16
08 Eylül 2000 tarihinde New York’ta imzalanan ve 09.05.2002
tarihli ve 4755 sayÕlÕ Kanunla onaylanmasÕ uygun bulunan iliúik
Çocuk HaklarÕna Dair Sözleúme’ye Ek Çocuk SatÕúÕ, Çocuk
Fahiúeli÷i ve Çocuk Pornografisi” ile ilgili ihtiyari Protokol’ün ekli
beyan yapÕlmak suretiyle onaylanmasÕ; DÕúiúleri BakanlÕ÷ÕnÕn
14.05.2002 tarihli ve UKGY/178450 sayÕlÕ yazÕsÕ üzerine,
31.05.1963 tarihli ve 244 sayÕlÕ Kanunun 3’üncü maddesine göre;
Bakanlar Kurulu’nun 28.05.2002 tarih ve 2002/4241 sayÕlÕ kararÕ
ile kabul edilmiútir.
Bu Protokolün 1. maddesi, “Taraf Devletler çocuk satÕúÕnÕ,
çocuk fahiúeli÷ini ve çocuk pornografisini bu Protokol uyarÕnca
yasaklayacaklardÕr” hükmünü ihtiva etmektedir.
1.4.1.7. Çocuk HaklarÕnÕn KullanÕlmasÕna øliúkin Avrupa
Sözleúmesi
Çocuk HaklarÕnÕn KullanÕlmasÕna iliúkin Avrupa Sözleúmesi,
18.01.2001 tarih ve 4620 sayÕlÕ Çocuk HaklarÕnÕn KullanÕlmasÕna
øliúkin
Avrupa
Sözleúmesinin
OnaylanmasÕnÕn
Uygun
Bulundu÷una Dair Kanun’la (RG. 01.02.2001, S. 24305) kabul
edilmiútir.
Çocuk
HaklarÕnÕn
KullanÕlmasÕna
øliúkin
Avrupa
Sözleúmesi’nin “Davalarda bilgilendirilme ve dava sÕrasÕnda
görüúünü ifade etme hakkÕ” baúlÕklÕ 3. maddesi, “Yeterli idrake
sahip oldu÷u iç hukuk tarafÕndan kabul edilen bir çocu÷a, bir adli
16
Resmi Gazete 28.06.2003, SayÕ 24799.
30
merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayÕ
bizzat da talep edebilece÷i aúa÷Õda sayÕlan haklar verilir:
a) ølgili tüm bilgileri almak;
b) Kendisine danÕúÕlmak ve kendi görüúünü ifade etmek;
c) Görüúlerinin uygulanmasÕnÕn olasÕ sonuçlarÕndan ve her tür
kararÕn olasÕ sonuçlarÕndan bilgilendirilmek.
“Özel Bir Temsilci AtanmasÕnÕ østeme HakkÕ” baúlÕklÕ 4.
maddesi, “1) 9. madde saklÕ kalmak kaydÕyla, iç hukuk bir menfaat
çatÕúmasÕ nedeniyle çocu÷u ebeveynlerini çocu÷u temsil etme
olana÷Õndan mahrum ederse, çocu÷un úahsen veya di÷er úahÕs ve
kurumlar aracÕlÕ÷Õyla, adli bir merci önündeki kendisini ilgilendiren
davalarda kendisini temsil edecek özel bir temsilci atanmasÕnÕ
isteme hakkÕ vardÕr 2) Devletler 1. paragraftaki hakkÕn, yalnÕz iç
hukuk tarafÕndan yeterli idrak gücüne sahip oldu÷u kabul edilen
çocuklara uygulanmasÕnÕ öngörmekte serbesttirler”; “Acil hareket
etme mecburiyeti” baúlÕklÕ 7. maddesi, “Bir çocu÷u ilgilendiren
davalarda, adli merci gereksiz gecikmeyi engellemek için çabuk
hareket etmeli, kararlarÕnÕn süratle uygulanmasÕnÕ garanti edecek
düzenlemeler sa÷lanmÕú olmalÕdÕr.
Adli merci acil durumlarda gerekti÷inde derhal uygulanabilir
kararlar alma yetkisine sahiptir”; “Kendi inisiyatifiyle harekete
geçme” baúlÕklÕ 8. maddesi, “Bir çocu÷u ilgilendiren davalarda,
çocu÷un esenli÷inin a÷Õr bir tehlike altÕnda oldu÷unun iç hukuk
tarafÕndan belirlendi÷i durumlarda, adli merciin resen harekete
geçme yetkisi vardÕr”; “Bir temsilci atanmasÕ” baúlÕklÕ 9. maddesi,
“1) Bir çocu÷u ilgilendiren davalarda, iç hukuk gere÷ince, çocukla
olan çÕkar çatÕúmasÕ sonucunda velayet sorumlulu÷una sahip kiúiler
çocu÷u temsil etme yetkisinden men edildiklerinde, mahkemenin
bu davalarda çocuk için bir özel temsilci atama yetkisi vardÕr. 2)
Taraflar, bir çocu÷u ilgilendiren davalarda, adlî merciin çocu÷u
temsil etmek için baúka bir temsilci, gerekli oldu÷u takdirde bir
avukat tayin etmek yetkisine sahip oldu÷unu sa÷lama olana÷ÕnÕ göz
önünde bulundururlar” hükümlerini ihtiva etmektedir.
1.4.2. Ulusal Normatif Düzenlemeler
Bilindi÷i gibi 4320 sayÕlÕ Kanunla birlikte veya aynÕ
do÷rultuda koruma tedbiri hükümleri içeren di÷er ulusal normatif
düzenlemelerimiz mevcut bulunmaktadÕr. 4320 sayÕlÕ Kanun ile
31
do÷rudan ya da dolaylÕ olarak ilgili ulusal normatif düzenlemeler
aúa÷Õda ele alÕnmÕútÕr.
1.4.2.1 Anayasa
1982 AnayasasÕ’nda de÷iúik maddelerde insanÕ koruyan
hükümlerden baúlamak üzere kiúilik haklarÕnÕ koruma altÕna alan
önemli düzenlemelere kadar ba÷layÕcÕ emirler vardÕr. Anayasayla
amaçlanan insanlarÕn insanca yaúamalarÕnÕ sa÷layacak ortamlarÕn
ve koúullarÕn oluúturulmasÕ ve bunlarÕ engelleyecek durumlarÕn
devlet tarafÕndan izale edilmesidir. Bu noktada aúa÷Õda kÕsaca
özetlenen maddelerde hem aile içinde hem de normal yaúamda
kiúilerin korunmasÕyla ilgili temel hükümler anlatÕlacaktÕr.
Anayasa’nÕn “Cumhuriyetin nitelikleri” baúlÕklÕ 2. maddesinde
cumhuriyetin nitelikleri belirlenirken Türkiye Cumhuriyeti’nin,
toplumun huzuru, milli dayanÕúma ve adalet anlayÕúÕ içinde,) insan
haklarÕna saygÕlÕ, Atatürk milliyetçili÷ine ba÷lÕ, baúlangÕçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir
hukuk Devleti oldu÷u belirtilmiútir.
Yine “Devletin temel amaç ve görevleri” baúlÕklÕ 5. maddesi
ile Devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin
ba÷ÕmsÕzlÕ÷ÕnÕ ve bütünlü÷ünü, ülkenin bölünmezli÷ini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kiúilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutlulu÷unu sa÷lamak; kiúinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
ba÷daúmayacak surette sÕnÕrlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldÕrmaya, insanÕn maddi ve manevi varlÕ÷ÕnÕn geliúmesi
için gerekli úartlarÕ hazÕrlamaya çalÕúmak devletin temel amaç ve
görevlerinden sayÕlmÕútÕr.
Türk hukuk sisteminde eúitlik ilkesine iliúkin temel kural
Anayasa’nÕn 10. maddesinde yer almaktadÕr. “Kanun önünde
eúitlik” baúlÕklÕ 10. maddesinde “Herkes dil, Õrk, renk, cinsiyet,
siyasi düúünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayÕrÕm gözetilmeksizin kanun önünde eúittir” hükmü yer
almaktadÕr. AyrÕca, cinsiyete dayalÕ ayrÕmcÕlÕ÷Õn önlenmesi ve
kadÕn-erkek eúitli÷inin sa÷lanmasÕnÕ teminen, söz konusu maddeye,
21.05.2004 tarihinde yürürlü÷e giren de÷iúiklikle “KadÕnlar ve
erkekler eúit haklara sahiptir. Devlet bu eúitli÷in yaúama geçmesini
sa÷lamakla yükümlüdür” hükmü eklenmiútir.
32
Anayasa’nÕn “Temel hak ve hürriyetlerin niteli÷i” baúlÕklÕ 12.
maddesine göre “Herkes, kiúili÷ine ba÷lÕ, dokunulmaz,
devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel
hak ve hürriyetler, kiúinin topluma, ailesine ve di÷er kiúilere karúÕ
ödev ve sorumluluklarÕnÕ da ihtiva eder.” Anayasa’nÕn “Kiúinin
dokunulmazlÕ÷Õ, maddi ve manevi varlÕ÷Õ” baúlÕklÕ 17. maddesine
göre; “ Herkes, yaúama, maddi ve manevi varlÕ÷ÕnÕ koruma ve
geliútirme hakkÕna sahiptir.” “Kimseye iúkence ve eziyet
yapÕlamaz; kimse insan haysiyetiyle ba÷daúmayan bir cezaya veya
muameleye tabi tutulamaz.”
“Kiúi hürriyeti ve güvenli÷i” baúlÕklÕ 19. maddesine göre;
“Herkes, kiúi hürriyeti ve güvenli÷ine sahiptir…”. Anayasa’nÕn
“Ailenin korunmasÕ” baúlÕklÕ 41. maddesinde 2001 yÕlÕnda yapÕlan
de÷iúiklikle ailenin Türk toplumunun temeli oldu÷u ve eúler
arasÕnda eúitli÷e dayandÕ÷Õ vurgulanmÕútÕr (Ek: 3.10.20014709/16.md.). (Bilindi÷i üzere; Anayasa’nÕn 90. maddesinin son
fÕkrasÕ, “Usulüne göre yürürlü÷e konulmuú milletlerarasÕ
antlaúmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkÕnda Anayasa’ya
aykÕrÕlÕk iddiasÕ ile Anayasa Mahkemesine baúvurulamaz.
“Usulüne göre yürürlü÷e konulmuú temel hak ve özgürlüklere
iliúkin milletlerarasÕ antlaúmalarla kanunlarÕn aynÕ konuda farklÕ
hükümler içermesi nedeniyle çÕkabilecek uyuúmazlÕklarda
milletlerarasÕ antlaúma hükümleri esas alÕnÕr.” hükmünü
içermektedir.)
1.4.2.2. Türk Ceza Kanunu
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlü÷e giren (26.09.2004 tarih ve
5237 sayÕlÕ) yeni Türk Ceza Kanunu’nda konumuzla ilgili yapÕlan
yasal düzenlemeler úöyledir:
Kasten öldürme baúlÕklÕ 81. maddesinde kasten öldürme
suçunun yalÕn úekli tanÕmlanmÕútÕr. 82. maddede, kasten öldürme
suçunun, a÷ÕrlaútÕrÕlmÕú müebbet hapis cezasÕnÕ gerektiren nitelikli
halleri belirlenmiú olup, konumuzla ilgili olan birinci fÕkradaki
düzenlemelerden úunlar sayÕlabilir:
x
x
x
-üstsoy veya altsoydan birine ya da eú veya kardeúe
karúÕ
çocu÷a ya da beden veya ruh bakÕmÕndan kendisini
savunamayacak durumda bulunan kiúiye karúÕ;
gebe oldu÷u bilinen kadÕna karúÕ;
33
x
töre saiki.
TCK’nin 86. maddesinin birinci fÕkrasÕnda kasten yaralama
suçu düzenlendikten sonra, üçüncü fÕkrasÕnda bu suçun a÷ÕrlaúmÕú
halleri öngörülmüútür. Üçüncü fÕkranÕn (a) bendinde sayÕlan bu
suçun “üstsoya, altsoya, eúe veya kardeúe karúÕ” iúlenmesi hali de
bunlar arasÕnda yer almaktadÕr. Bilindi÷i üzere 86. maddenin
üçüncü fÕkrasÕnÕn de÷iútirilerek “eúe karúÕ iúlenen kasten yaralama
suçunun úikayete tabi tutulmasÕ ve uzlaúma kapsamÕna alÕnmasÕna
iliúkin tasarÕ TBMM Adalet Komisyonu görüúmelerinde kabul
edilmeyerek yürürlükteki haliyle kalmÕútÕr.
Neticesi sebebiyle a÷ÕrlaúmÕú yaralama suçunu düzenleyen 87.
madde ile taksirle yaralama suçunu düzenleyen 89. madde de bu
fiillerin “gebe bir kadÕnÕn çocu÷unun vaktinden önce do÷masÕna
neden olmasÕ” (TCK 87/1-e, 89/1-f) hali ile “gebe bir kadÕnÕn
çocu÷unun düúmesine neden olmasÕ” hali suçun a÷ÕrlaútÕrÕlmÕú
halleri olarak düzenlenmiútir. Ancak, ilk halde ceza bir kat
arttÕrÕlÕrken, sonucu daha a÷Õr olan ikinci halde ceza iki kat
arttÕrÕlmaktadÕr.
TCK’nin 96. maddesinde eziyet suçu düzenlenmiútir. “Eziyet”,
bir kiúiye karúÕ insan onuruyla ba÷daúmayan ve bedensel ve ruhsal
yönden acÕ çekmesine aúa÷ÕlanmasÕna yol açacak davranÕúlarda
bulunulmasÕdÕr. AslÕnda bu fiiller de kasten yaralama, hakaret,
tehdit, cinsel taciz niteli÷i taúÕyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani
olarak de÷il, sistematik bir úekilde ve belli bir süreç içinde
iúlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda
iúlenen eziyetin özelli÷i, iúkence gibi, kiúinin psikolojisi ve ruh
sa÷lÕ÷Õ üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasÕdÕr.
Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi,
eziyetin bu kapsamda iúlenen fiillere nazaran daha a÷Õr ceza
yaptÕrÕmÕ altÕna alÕnmasÕnÕ gerektirmiútir. Maddenin ikinci
fÕkrasÕnda eziyet suçunun nitelikli unsurlarÕ belirlenerek, suçun,
çocu÷a, beden veya ruh bakÕmÕndan kendisini savunamayacak
durumda bulunan kiúiye ya da gebe kadÕna, üstsoy veya altsoya,
babalÕk veya analÕ÷a ya da eúe karúÕ iúlenmesi halinde ceza
a÷ÕrlaútÕrÕlmaktadÕr.
TCK’nin 99. maddesi, “Çocuk Düúürtme” suçunu
düzenlemiútir. Çocuk düúürme ve düúürtme suçlarÕ açÕsÕndan 2827
sayÕlÕ Nüfus PlanlamasÕ HakkÕnda Kanun’da yer alan hükümler göz
önünde bulundurulmak suretiyle bir düzenleme yapÕlmÕútÕr.
TCK’nin 99. maddesinin birinci fÕkrasÕnda, rÕzasÕ olmaksÕzÕn bir
34
kadÕnÕn çocu÷unu düúürtme suçu düzenlenirken, ikinci fÕkrasÕnda,
tÕbbî zorunluluk bulunmadÕ÷Õ halde kadÕnÕn rÕzasÕyla, çocuk
düúürtme halinde gebeli÷in on haftayÕ aúmamÕú bulunmasÕ koúulu
ile fiil suç oluúturmayacaktÕr. Üçüncü ve dördüncü fÕkralarÕnda bu
fiilin kadÕnÕn beden veya ruh sa÷lÕ÷Õ bakÕmÕndan bir zarara
u÷ramasÕ veya kadÕnÕn ölümüne neden olmasÕ halleri suçun
a÷ÕrlaúmÕú halleri olarak öngörülmektedir. Beúinci fÕkrada, rÕzaya
dayalÕ olsa bile, gebelik süresi on haftayÕ doldurmamÕú olan
kadÕnÕn çocu÷unun yetkili olmayan bir kiúi tarafÕndan düúürtülmesi
suç olarak tanÕmlanmÕútÕr. AyrÕca, 1. ve 2. fÕkralarda tanÕmlanan
suçlarÕn mesleki olarak yetkisiz kiúiler tarafÕndan iúlenmesi,
cezanÕn artÕrÕlma nedenini oluúturmaktadÕr. AltÕncÕ fÕkraya göre,
kadÕnÕn ma÷duru oldu÷u bir suç sonucu gebe kalmasÕ halinde, süre
yirmi haftadan fazla olmamak ve kadÕnÕn rÕzasÕ olmak koúuluyla,
gebeli÷i sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için, gebeli÷in
uzman hekimler tarafÕndan hastane ortamÕnda sona erdirilmesi
gerekir.
100. madde çocuk düúürme 101. madde kÕsÕrlaútÕrmayÕ
düzenlemiútir. 100. maddede gebelik süresi on haftadan fazla olan
kadÕnÕn çocu÷unu isteyerek düúürmesi halinde, bir yÕla kadar hapis
veya adli para cezasÕna hükmolunur. 101. maddesinin birinci
fÕkrasÕnda bir erkek veya kadÕnÕn rÕzasÕ olmaksÕzÕn kÕsÕrlaútÕrÕlmasÕ
suç olarak düzenlenmektedir. økinci fÕkrada ise rÕzaya dayalÕ bile
olsa kÕsÕrlaútÕrmanÕn yetkili olmayan kimse tarafÕndan icrasÕ, ayrÕ
bir suç olarak tanÕmlanmÕútÕr.
TCK’nin 102. maddesinde “cinsel saldÕrÕ” suçu düzenlenmiútir.
102. maddenin ikinci fÕkrasÕnda bu suçun a÷ÕrlaúmÕú hali
düzenlenmiú olup önceki TCK’de yer almayan bu fÕkradaki fiilin
eúe karúÕ da iúlenebilece÷i hükme ba÷lanmÕútÕr. Ancak bu fiilin eúe
karúÕ iúlenmesi halinde, soruúturma ve kovuúturma yapÕlabilmesi
ma÷dur eúin úikayetine tâbi tutulmuútur. 102. maddenin 3.
fÕkrasÕnda, bu suçun daha a÷Õr cezayÕ gerektiren nitelikli unsurlarÕ
tanÕmlanmÕú olup, bu suçun, üçüncü derece dahil kan veya kayÕn
hÕsÕmlÕ÷Õ iliúkisi içinde bulunan bir kiúiye karúÕ iúlenmesi nitelikli
unsurlardandÕr.
ÇocuklarÕn cinsel istismarÕ baúlÕklÕ 103. madde metninde
çocuklarÕn cinsel istismarÕ fiilleri suç olarak tanÕmlanmÕú; eriúkin
kiúilere karúÕ iúlenen fiiller açÕsÕndan cinsel saldÕrÕ ifadesi
kullanÕlmasÕna ra÷men, çocuklar açÕsÕndan cinsel istismar ifadesi
kullanÕlmÕútÕr. 103. maddenin üçüncü fÕkrasÕna göre; cinsel
istismarÕn üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hÕsÕmÕ, üvey
35
baba, evlat edinen tarafÕndan, çocu÷un vasisi, e÷iticisi, ö÷reticisi,
bakÕcÕsÕ, çocu÷a sa÷lÕk hizmeti veren, çocu÷a karúÕ koruma ve
gözetim yükümlülü÷ü altÕnda bulunan di÷er bir kiúi tarafÕndan veya
hizmet iliúkisinin sa÷ladÕ÷Õ nüfuz kötüye kullanÕlmak suretiyle
gerçekleútirilmesi, daha a÷Õr ceza ile cezalandÕrÕlmayÕ
gerektirmektedir. 4. fÕkrada cezanÕn artÕrÕlmasÕnÕ gerektiren
nitelikli hal belirlenmiútir. 6. ve 7. fÕkralarda ise söz konusu suçun
neticesi itibariyle a÷ÕrlaúmÕú halleri düzenlenmiútir.
Cinsel taciz suçunu düzenleyen TCK’nin 105. maddesinin
ikinci fÕkrasÕnda, aile içi iliúkiden kaynaklanan nüfuz kötüye
kullanÕlmak suretiyle …iúlenmesi hali suçun a÷ÕrlaúmÕú hali olarak
öngörülmüútür.
TCK’nin 109. maddesinin üçüncü fÕkrasÕnda, bir kimseyi
hukuka aykÕrÕ olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak
hürriyetinden yoksun bÕrakma suçunun, üst-soy, alt-soy veya eúe
ya da çocu÷a karúÕ iúlenmesi bu suçun daha a÷Õr cezayÕ gerektiren
nitelikli hali olarak düzenlenmiútir. Bu suçun cinsel amaçla
iúlenmesi, söz konusu suç açÕsÕndan failin güttü÷ü amaç itibariyle
ayrÕ bir nitelikli unsur oluúturmaktadÕr. Bu nitelikli unsurun
gerçekleúmesi halinde verilecek cezanÕn ayrÕca artÕrÕma tabi
tutulmasÕ gerekmektedir. TCK’nin 434. maddesinde kaçÕrma
olaylarÕnda, kaçÕrÕlan kadÕnla nikâh kÕyÕlmasÕ halinde verilen
cezanÕn ertelenmesi öngörülüyordu. Yeni TCK ile böyle bir hükme
yer verilmemiútir.
125. maddede hakaret suçu tanÕmlanmÕútÕr. Hakaret fiilinin
cezalandÕrÕlmasÕyla korunan hukuki de÷er, kiúilerin úeref, haysiyet
ve namusu, toplum itibarÕ, di÷er fertler nezdindeki saygÕnlÕ÷ÕdÕr.
TCK’nin “fuhuú” baúlÕ÷ÕnÕ taúÕyan genel ahlaka karúÕ iúlenen
suçlar arasÕnda yer alan 227. maddesinde, kiúilerin ve özellikle
çocuklarÕn fuhúa teúviki, fuhúa sürüklenmesi fiillerinin hangi
koúullarda suç oluúturdu÷u hususlarÕnda düzenlemeler yapÕlmÕútÕr.
Bu düzenlemeler yapÕlÕrken, Türkiye’nin fuhuúla mücadele ile ilgili
olarak uluslararasÕ sözleúmelerden do÷an yükümlülükleri göz
önünde bulundurulmuútur.
Aile düzenine karúÕ suçlar arasÕnda yer alan TCK’nin 232.
maddesinde, aynÕ konutta birlikte yaúayan kiúilerden birine karúÕ
kötü muamele fiilini iúleyen kiúi cezalandÕrÕlmak suretiyle, aile içi
úiddet suç olarak yeniden düzenlenmektedir. Maddenin ikinci
fÕkrasÕnda faille ma÷dur arasÕnda belirli iliúkiden kaynaklanan
36
disiplin yetkisinin kötüye kullanÕlmasÕ ayrÕ bir suç olarak
tanÕmlanmÕútÕr.
Aile düzenine karúÕ suçlar arasÕnda yer alan TCK’nin 233.
maddesinin birinci fÕkrasÕnda, aile hukukundan do÷an bakÕm,
e÷itim veya destek olma yükümlülü÷ünün yerine getirilmemesi,
suç olarak tanÕmlanmÕútÕr. Bu suçun oluúmasÕ için terk olgusunun
oluúmamasÕ gerekir. Aksi takdirde terk suçu oluúur. økinci
fÕkrasÕnda ise, evli olsun veya olmasÕn gebe olan eúini veya sürekli
birlikte yaúadÕ÷Õ ve kendinden gebe kalmÕú evli olmayan bir kadÕnÕ
çaresiz durumda terk eden yani ona her türlü yardÕmÕ yapmaksÕzÕn
ortada bÕrakan kiúi cezalandÕrÕlmaktadÕr. Üçüncü fÕkra ile doktrinde
manevi terk olarak tanÕmlanan ailenin terki suçu düzenlenmiútir.
Suç, itiyadi sarhoúluk, uyuúturucu veya uyarÕcÕ madde kullanma ya
da onur kÕrÕcÕ yaúayÕú tarzÕ nedeni ile özen noksanÕ veya
kusurundan dolayÕ çocuklarÕn ahlak, güvenlik ve sa÷lÕklarÕnÕn a÷Õr
úekilde tehlikeyle karúÕ karúÕya kalmasÕna neden olmaktadÕr. Aile
hukukundan kaynaklanan yükümlülü÷ün ihlali suçuna iliúkin
düzenleme yeni TCK ile ceza mevzuatÕmÕza girmiútir.
1.4.2.3. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “kadÕnÕn muayenesi” baúlÕklÕ
77. maddesinde;
“KadÕnÕn muayenesinin, istemi
elverdi÷inde
bir
kadÕn
hekim
öngörülmüútür.
halinde ve olanaklar
tarafÕndan”
yapÕlaca÷Õ
ùüpheli, sanÕk, ma÷dur ve di÷er kiúilerin beden muayenesi,
vücudundan örnek alÕnmasÕ, moleküler genetik incelemeler
konularÕ ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75 ila 81.
maddelerinde düzenlenmiútir.
CMK’nin 109. maddesinin birinci fÕkrasÕnda, 100. maddede
belirtilen tutuklama sebeplerinin varlÕ÷Õ halinde, üst sÕnÕrÕ üç yÕl
veya daha az hapis cezasÕnÕ gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen
soruúturmada, úüphelinin tutuklanmasÕ yerine adlî kontrol altÕna
alÕnmasÕna karar verilebilece÷i hükme ba÷lanmÕú olup, 109.
maddenin üçüncü fÕkrasÕnÕn (i) bendinde “aile yükümlülüklerinin
yerine getirilece÷ine ve adlî kararlar gere÷ince ödemeye mahkûm
edildi÷i nafakayÕ düzenli olarak ödeyece÷ine dair güvence vermeye
karar verilebilece÷i” hükme ba÷lanmaktadÕr. ùüpheli veya sanÕ÷Õn,
aynÕ zamanda aile yükümlülükleri bulunmaktaysa, bu
37
yükümlülüklerin yerine getirilmesinin de güvence altÕna alÕnmasÕ
gerekecektir. Bunun sa÷lanmasÕ amacÕyla da parasal güvence tesis
edilebilir.
CMK’nin “Tedbirlere Uymama” baúlÕklÕ 112. maddesine göre,
adli kontrol kapsamÕnda hükmedilmiú yükümlülüklere uymayan
úüpheli veya sanÕk hakkÕnda derhal tutukluluk müzekkeresi
kesebilecek tutuklamanÕn yasak oldu÷u hallerde dahi adli kontrol
yükümlülü÷ünü ihlal edenler tutuklanabileceklerdir. “Ma÷dur ve
úikayetçinin haklarÕ” baúlÕklÕ 234. maddede, úikayetçi ve ma÷dura
tanÕnan haklar açÕkça belirtilmiútir. Örne÷in, ma÷dur ile úikayetçi,
vekili yoksa, baro tarafÕndan kendisine bir avukat
görevlendirilmesini isteyebilecektir. økinci fÕkraya göre, ma÷dur,
on sekiz yaúÕnÕ doldurmamÕú, sa÷Õr veya dilsiz ya da meramÕnÕ
ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa,
istemi aranmaksÕzÕn bir vekil görevlendirilir.
Ma÷dur ile úikâyetçinin dinlenmesi baúlÕklÕ 236. madde ile
iúlenmiú suç nedeniyle psikolojisi bozulmuú olan çocuk ve
ma÷durlar için özel hükümler sevk edilmiú bulunmaktadÕr. Buna
göre;
a. Bu suça iliúkin soruúturma ve kovuúturmada, tanÕk olarak
bir defa dinlenebilirler ancak maddi gerçe÷in ortaya
çÕkarÕlmasÕ amacÕndan hareketle bu kurala istisna
getirilmiútir.
b. Ma÷dur çocuklarÕn veya iúlenen suçun etkisiyle psikolojisi
bozulmuú di÷er ma÷durlarÕn tanÕk olarak dinlenmesi
sÕrasÕnda maddede sayÕlan nitelikte uzman bir kiúi
bulundurulur.
Kamu davasÕna katÕlma baúlÕklÕ 237. maddeye göre;
Ma÷dur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kiúiler ile malen
sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuúturma evresinin
her aúamasÕnda hüküm verilinceye kadar úikâyetçi olduklarÕnÕ
bildirerek kamu davasÕna katÕlabilirler.
KatÕlanÕn haklarÕ baúlÕklÕ 239. maddeye göre;
(1) Ma÷dur veya suçtan zarar gören, davaya katÕldÕ÷Õnda,
mahkemeden istemesi halinde baro tarafÕndan bir avukat
görevlendirilir.
(2) Ma÷dur veya suçtan zarar görenin çocuk, sa÷Õr ve dilsiz
veya kendisini savunamayacak derecede akÕl hastasÕ olmasÕ halinde
avukat görevlendirilmesi için istem aranmaz.
38
Kanunun dayandÕ÷Õ temel ilkelerden birisi de ma÷durun
korunmasÕdÕr. Bu madde; anÕlan ilkenin hayata geçirilmesini ifade
eden önemli bir hüküm getirmekte; ma÷dura tanÕnan haklar
çerçevesinde, maddi ve hukuki durumu elveriúli olmayan
katÕlanlara,
istemleri
halinde
baro
tarafÕndan
avukat
görevlendirilmesini öngörmektedir. E÷er katÕlan on sekiz yaúÕnÕ
henüz doldurmamÕú ya da sa÷Õr veya dilsiz veya kendini
savunamayacak derecede malul ve avukatÕ da yoksa, avukat
görevlendirilmesi için istem aranmaz, bu husus re’sen yerine
getirilir.
Türk hukukunda insan haklarÕ alanÕnda önemli bir anlayÕú
de÷iúikli÷ini ortaya koyan bu modern hüküm, suç ile ma÷dur
duruma düúürülen kimselerin bir de yargÕlamada ma÷dur
olmalarÕnÕn önüne geçecek bir tedbir oluúturmasÕ bakÕmÕndan önem
taúÕmaktadÕr.
1.4.2.4. Türk Medeni Kanunu
Ülkemizde kadÕnÕn toplum içindeki statüsünün belirlenmesi,
kadÕnlarÕn eúit haklara sahip ça÷daú bireyler olarak toplumsal
yaúamda yer almasÕnÕ sa÷lamak üzere “eúlerin eúit haklarda
yararlanma ilkesi” do÷rultusunda, Anayasa’da yer alan “eúitlik” ve
“cinsler arasÕndaki ayrÕmcÕlÕ÷Õ” yasaklayan maddelere ve
Türkiye’nin taraf oldu÷u ve uygulama konusunda yükümlülük
altÕna girdi÷i uluslararasÕ belgelere dayanÕlarak hazÕrlanan ve 1
Ocak 2002’den itibaren yürürlü÷e giren Türk Medenî Kanunu’nda
eúler arasÕnda eúitli÷i sa÷layan ça÷daú düzenlemeler yapÕlmÕútÕr.
Birlikte yaúamaya ara verilmesi baúlÕ÷Õ altÕnda 197. maddede
“eúlerden biri, ortak hayat sebebiyle kiúili÷i, ekonomik güvenli÷i
veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düútü÷ü sürece ayrÕ
yaúama hakkÕna sahiptir” hükmü getirilmiútir. Birlikte yaúamaya
ara verilmesi haklÕ bir sebebe dayanÕyorsa hâkim, eúlerden birinin
istemi üzerine birinin di÷erine yapaca÷Õ parasal katkÕya, konut ve
ev eúyasÕndan yararlanmaya ve eúlerin mallarÕnÕn yönetimine
iliúkin önlemleri alÕr. Eúlerden biri, haklÕ bir sebep olmaksÕzÕn
di÷erinin birlikte yaúamaktan kaçÕnmasÕ veya ortak hayatÕn baúka
bir sebeple olanaksÕz hâle gelmesi üzerine de yukarÕdaki istemlerde
bulunabilir. Eúlerin ergin olmayan çocuklarÕ varsa hâkim, ana ve
baba ile çocuklar arasÕndaki iliúkileri düzenleyen hükümlere göre
gereken önlemleri alÕr.
39
Çocu÷un korunmasÕ baúlÕ÷Õ altÕnda koruma önlemleri 346.
maddede ve çocuklarÕn yetiútirilmeleri 347. maddede
düzenlemiútir. 346. madde “çocu÷un menfaati ve geliúmesi
tehlikeye düútü÷ü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya
buna güçleri yetmezse hâkim, çocu÷un korunmasÕ için uygun
önlemleri alÕr” hükmünü getirmiútir.
ÇocuklarÕn yerleútirilmesi ile ilgili olarak 347. madde
“çocu÷un bedensel ve zihinsel geliúmesi tehlikede bulunur veya
çocuk manen terk edilmiú hâlde kalÕrsa hâkim, çocu÷u ana ve
babadan alarak bir aile yanÕna veya bir kuruma yerleútirebilir”
hükmüyle konuya çözüm bulmayÕ amaçlamÕútÕr. Çocu÷un aile
içinde kalmasÕ ailenin huzurunu onlardan katlanmalarÕ
beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre
baúka çare de kalmamÕúsa, ana ve baba veya çocu÷un istemi
üzerine hâkim aynÕ önlemleri alabilir. Ana ve baba ile çocu÷un
ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdi÷i giderler devletçe
karúÕlanÕr. Nafakaya iliúkin hükümler saklÕdÕr.
1.4.2.5. Aile Mahkemelerinin Kuruluú, Görev ve YargÕlama
Usullerine Dair Kanun
18/1/2003 tarih ve 24997 sayÕlÕ Resmi Gazete’de yayÕmlanÕp
yürürlü÷e giren 4787 sayÕlÕ Kanunun amacÕ aile mahkemelerinin
kuruluú, görev ve yargÕlama usullerini düzenlemek olup, aile
hukukundan do÷an dava ve iúleri görmek üzere kurulan aile
mahkemelerine dair hükümleri kapsar (madde 1). Aile
mahkemeleri 2. maddede ayrÕntÕlarÕ belirtildi÷i üzere, her ilde ve
merkez nüfusu yüz binin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve
asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere kurulur. Kanunun 3.
maddesi do÷rultusunda, Aile Mahkemelerine, tercihen evli ve
çocuk sahibi, otuz yaúÕnÕ doldurmuú ve aile hukuku alanÕnda
lisansüstü e÷itim yapmÕú olan hâkimler arasÕndan atama yapÕlÕr. Bir
sonraki bölümde Aile Mahkemesi daha detaylÕ anlatÕlmÕútÕr.
1.5. 4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna
UygulanmasÕnda Rol Alan Aktörler
Dair
Kanunun
4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un
uygulanmasÕnda rol alan aktörler úunlardÕr ve aúa÷Õda sÕrasÕyla
anlatÕlmÕútÕr: Tedbir østeyen Kiúiler, Aleyhine Tedbir østenen
Kiúiler, Kolluk (Polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik), Özel Kolluk,
40
Sa÷lÕk TeúkilatlarÕ (Adli TÕp, hastane ve Sa÷lÕk OcaklarÕ), SavcÕlÕk,
Mahkemeler (Aile Mahkemesi, Sulh Ceza Mahkemesi, Asliye
Ceza Mahkemesi, A÷Õr Ceza Mahkemesi, Çocuk Mahkemeleri,
YargÕtay, Avrupa ønsan HaklarÕ Mahkemesi), Barolar ve
Avukatlar, Aile ve Sosyal AraútÕrmalar Genel Müdürlü÷ü, KadÕnÕn
Statüsü Genel Müdürlü÷ü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu (KadÕn Konukevleri ve Aile DanÕúma Merkezleri) ve Sivil
toplum kuruluúlarÕ.
1.5.1. Tedbir østeyen Kiúiler
4320 sayÕlÕ kanunun 5636 sayÕlÕ Kanunla yapÕlan de÷iúiklik
öncesinde ma÷durlar: eúlerden biri, çocuklar veya aynÕ çatÕ altÕndaki
di÷er aile bireyleri olarak belirlenmiúti. De÷iúiklik sonrasÕnda
ma÷durlar daha geniú açÕklanmÕú ve hukuken veya fiilen ayrÕ
yaúayan eúler bakÕmÕndan da koruma kararÕ verilebilece÷i
öngörülmüútür. 2007 yÕlÕnda yapÕlan de÷iúiklikten sonra Kanunda
“Mahkemece ayrÕlÕk kararÕ verilen; yasal olarak ayrÕ yaúama hakkÕ
olan; evli olmalarÕna ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan aile bireylerinden
birinin” úeklinde düzenleme yapÕlarak yasada korunmasÕ gereken
kiúileri daha kapsamlÕ ve net bir úekilde açÕklamÕútÕr.
2007 de÷iúikli÷i öncesi 4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda
kanun metninden aksi anlaúÕlmadÕ÷Õ halde kimi zaman aynÕ çatÕ
sözcü÷ü tedbirin bir engeli gibi de÷erlendirilmekteydi. Özellikle
boúanma davasÕ açÕldÕ÷Õnda eúlerin ayrÕ yaúama hakkÕ nedeni ile
“aynÕ çatÕ” nÕn artÕk olmadÕ÷Õ ve bu nedenle genel yasalarla koruma
ile yetinilmesi gerekti÷i, 4320 sayÕlÕ Kanunda öngörülen tedbirlerin
uygulanamayaca÷Õ úeklinde kararlara tanÕk olunmaktaydÕ. AynÕ
sorun, úiddet nedeniyle müúterek haneyi terk eden ve baúka bir
konuta yerleúen/sÕ÷Õnan bireylerin korunmasÕnda da aynÕ yöndeki dar
yorum nedeniyle yaúanmaktaydÕ. 2007 yÕlÕ düzenlemesiyle bu türden
konular sorun olmaktan büyük ölçüde çÕkarÕlmÕútÕr.
1.5.2. Aleyhine Tedbir østenen Kiúiler
ùiddet uygulayan kiúi olarak, sadece kusurlu eú sayÕlmakla
kalmamÕú di÷er aile bireylerinin de úiddet uygulayan olabilece÷i
belirtilmiútir. Her ne kadar uygulamada “kusurlu eú” sözü úiddet
uygulayan aile bireyi olarak anlaúÕlmÕúsa da 2007 yÕlÕnda yapÕlan
de÷iúiklik ile kanundaki bu eksik anlatÕm tamamlanmÕú ve her aile
41
bireyinin úiddet
belirtilmiútir.
uygulayan
kiúi
olabilece÷i
daha
açÕklÕkla
1.5.3. Kolluk
Kollama, suçlarÕ önleme, suça el koyma, suçluyu ve suç alet ve
edevatÕnÕ ele geçirme, delilleri toplama, suçlarla mücadele etme,
toplumda kanun hâkimiyetini, huzur ve güveni sa÷lamakla görevli
birimlerin tamamÕna kolluk ismi verilmektedir. Kamuya ait kolluk
mevcut oldu÷u gibi kamuya ait olmayan kolluk kuvvetleri de vardÕr
ve her geçen gün daha da yangÕnlaúmaktadÕr. Kolluk birimleri
bünyesinde soruúturmaya iliúkin iú ve iúlemleri yürütmek üzere adlî
kolluk birimleri oluúturulmuútur. Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve
3201 sayÕlÕ Emniyet TeúkilatÕ Kanunu’nun 8, 9 ve 12. maddeleri,
10.3.1983 tarihli ve 2803 sayÕlÕ Jandarma Teúkilat, Görev ve
Yetkileri Kanunu’nun 7. maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayÕlÕ
Gümrük MüsteúarlÕ÷ÕnÕn Teúkilat ve Görevleri HakkÕnda Kanun
Hükmünde Kararname’nin 8. maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692
sayÕlÕ Sahil Güvenlik KomutanlÕ÷Õ Kanununun 3. maddesinde
belirtilen soruúturma iúlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade
etmektedir (CMK md. 164). Soruúturma iúlemleri, Cumhuriyet
savcÕsÕnÕn emir ve talimatlarÕ do÷rultusunda öncelikle adlî kollu÷a
yaptÕrÕlÕr. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcÕsÕnÕn adlî
görevlere iliúkin emirlerini yerine getirir. Adlî kolluk, adlî görevlerin
haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir. Gerekti÷inde veya
Cumhuriyet savcÕsÕnÕn talebi halinde, di÷er kolluk birimleri de adlî
kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Cumhuriyet
baúsavcÕlarÕ her yÕlÕn sonunda, o yerdeki adlî kollu÷un sorumlularÕ
hakkÕnda de÷erlendirme raporlarÕ düzenleyerek, mülkî idare
âmirlerine
gönderir.
Kolluk
birimleri
çeúitli
açÕlardan
sÕnÕflandÕrmaya tabi tutulabilir. Genel Kolluk, özel kolluk ve kolluk
yetkisine haiz birimler olarak üçlü bir ayÕrÕm çerçevesinde kolluk
birimleri hakkÕnda bilgi verilecektir.
1.5.3.1. Genel Kolluk
Genel kolluk; polis, jandarma ve sahil güvenlik birimlerinden
oluúmaktadÕr. Belirtilen sistematik do÷rultusunda ceza muhakemesi
hukuku açÕsÕndan her bir birim hakkÕnda fazla kapsamlÕ olmayan bir
inceleme yapÕlmasÕnÕn yerinde olaca÷Õ düúünülmüútür.
42
A.Polis TeúkilatÕ
3201 SayÕlÕ Emniyet TeúkilatÕ Kanunu’na (ETK) göre polis idarî
yönden; idarî, adlî ve siyasî polis olmak üzere üçe ayrÕlmÕútÕr.
Bunlardan; idarî polis, toplumdaki düzeni korur; siyasî polis, devlet
güvenli÷i ile ilgili faaliyetler yürütür; adlî polis ise, polis karakolu
bulunan yerlerde suç iúlenildi÷i úüphesinin ortaya çÕkmasÕndan sonra
yapÕlmasÕ gereken iúlerle u÷raúÕr (md. 8).
ETK’nin 9. ve 10. maddelerine göre, genel kollu÷un önemli bir
kÕsmÕnÕ oluúturan polis, kendisine verilen görevleri daha etkili bir
úekilde yerine getirebilmek için iúbölümüne eksenli birimler
oluúturmuútur. Adlî polis, emniyet teúkilatÕ içinde soruúturma
iúlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder. Tam teúekküllü
bir polis karakolu bulunan yerlerde adlî iúleri görmek üzere bazÕ
polisler, adlî polis adÕnÕ alÕr ve soruúturmaya iliúkin iú ve iúlemleri
yaparlar. Tam teúekküllü olmayan karakollarda ise, o teúkilatÕn
tamamÕ veya bir kÕsmÕ adlî polis (suç polisi) olarak tefrik edilebilir.
Adlî konularla ilgili araútÕrma ve soruúturma iúlerini polis
yürütürken adlî makamlarÕn idare ve gözetimi altÕnda bu faaliyetleri
yürütür. ETK md. 12/1 hükmüne göre, adlî makamlar, adliye ile ilgili
soruúturmalarÕ yalnÕzca adlî polise yaptÕracaktÕr. Fakat bu iúler bazen
gerekti÷inde idarî polis tarafÕndan da yürütülebilir. Buna bir engel
yoktur. Yine bu fÕkraya göre idarî polis gerekti÷inde resen veya
savcÕnÕn iste÷i üzerine adlî polise yardÕmla yükümlü tutulmuútur.
ødarî polis, kendili÷inden adlî polisin iúini yaparken bir taraftan
da adlî polisi durumdan haberdar etmelidir. Adlî polis gelince de
yaptÕ÷Õ iúleri idarî polis, adlî polise bÕrakÕr. Nitekim PVSK ek md.
4’de; “polis, görevli bulundu÷u mülki sÕnÕrlar içinde hizmet branúÕ,
yeri ve zamanÕna bakÕlmaksÕzÕn, bir suçla karúÕlaútÕ÷Õnda suça el
koymak, önlemek, sanÕk ve suç delillerini tespit, muhafaza ve yetkili
zabÕtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir” denilmek suretiyle,
belirtilen hususa açÕk bir úekilde yer verilmiú olmaktadÕr.
Kolluk teúkilatÕ hiyerarúik olarak örgütlenmiútir. Kollu÷unun da
âmirleri ve memurlarÕ vardÕr. Emniyet TeúkilatÕnÕn en üst sorumlusu
øçiúleri BakanÕdÕr. Emniyet Genel Müdürü ise, ETK md. 1’e göre, bu
teúkilatÕ yönetir. ETK 3518 sayÕlÕ kanunla mülga md. 7’deki hükme
göre; emniyet makamlarÕ, bir di÷er ifadeyle polisin âmirleri; øl
Emniyet Müdürleri, ølçe Emniyet Âmirleri veya Emniyet
Komiserleri, polis teúkilatÕ bulunan iskele ve istasyonlarda ise
Emniyet Komiserleri úeklindeydi. ùu anda polisin tezkiye âmiri
durumundaki her rütbeli kiúi âmir haline gelmiútir.
43
Kanun tarafÕndan kendilerine verilen veya kanun dairesinde
kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya iúlerde kötüye
kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet
savcÕlarÕnÕn sözlü veya yazÕlÕ istem ve emirlerini yapmakta kötüye
kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurlarÕ hakkÕnda
Cumhuriyet savcÕlarÕnca do÷rudan do÷ruya soruúturma yapÕlaca÷Õ
yeni Ceza Muhakemesi Kanunu tarafÕndan hükme ba÷lanmÕútÕr (md.
161/5).
Bu düzenlemeyle daha önceden kolluk âmirleri için tanÕnmÕú
olan güvenceye son verilmiútir. Baúka bir ifadeyle, bundan böyle,
kolluk âmirleri 2802 sayÕlÕ Hakimler ve SavcÕlar Kanunu md. 82 ve
92’de yer alan hükümlerden yararlanamayacak, hakimler ve
savcÕlarÕn sahip oldu÷u ayrÕcalÕklarÕ kullanamayacaktÕr.
B.Jandarma TeúkilatÕ
Genel kollu÷un ikinci grubunu Jandarma oluúturur. Suçla ve
suçlarla mücadele, araútÕrma ve soruúturma faaliyetleri kÕrsal
kesimde jandarma teúkilatÕ tarafÕndan yürütülür. 10 Mart 1983 tarih
ve 2803 SayÕlÕ Jandarma Teúkilat Görev ve Yetkileri Kanununun 3.
maddesine göre jandarma, “emniyet ve asayiú ile kamu düzeninin
korunmasÕnÕ sa÷layan ve di÷er kanun ve nizamlarÕn verdi÷i görevleri
yerine getiren silahlÕ, askerî bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir.”
ETK md. 1’de de ülkenin genel asayiú ve güvenli÷inin
sa÷lanÕlmasÕnda øçiúleri BakanlÕ÷ÕnÕn Jandarma TeúkilatÕndan
yararlanabilece÷i belirtilmektedir. PVSK md. 25’de ise, “Polis
teúkilatÕ bulunmayan yerlerde, il, ilçe ve bucak Jandarma
komutanlarÕ ile jandarma karakol komutanlarÕ bu kanunda yazÕlÕ
vazifeleri yapar ve yetkileri kullanÕrlar” denilmektedir.
Jandarma teúkilatÕ ve mensuplarÕnÕn ba÷lÕ oldu÷u makamlara
gelince; kanunda belirtilen iç güvenlik hizmetleri söz konusu ise,
øçiúleri BakanlÕ÷Õna; askerlik hizmetleriyle ilgili iúlerde Genel
Kurmay BaúkanlÕ÷Õna; adlî görevleri yerine getirilmesi yönünden ise
savcÕlar ve hâkimlere ba÷lÕdÕrlar.
C.Sahil Güvenlik KomutanlÕ÷Õ
1982 tarih ve 2692 sayÕlÕ kanunla kurulmuútur. TÕpkÕ Jandarma
gibi, bu komutanlÕk da barÕúta görev ve hizmet yönünden øçiúleri
BakanlÕ÷Õna ba÷lÕdÕr. KomutanlÕ÷Õn görevleri kanunun 4.
44
maddesinde uzunca sÕralanmÕútÕr. Kanuna aykÕrÕ eylemleri önlemek,
sanÕklarÕ yakalamak, yakalananlarÕ suç alet ve delilleriyle birlikte
yetkili makama teslim etmek, deniz yoluyla yapÕlan kaçakçÕlÕk
fiillerini ve eski eser kaçakçÕlarÕnÕ takip edip yakalamak, denizde
iúlenilen suç karada da sürüyorsa bunu da di÷er kolluk teúkilatÕyla
ortaklaúa takip edip yakalanmasÕnÕ sa÷lamak Sahil Güvenlik
KomutanlÕ÷ÕnÕn görevleri arasÕnda yer almaktadÕr.
D.ÇarúÕ ve Mahalle Bekçileri
ÇarúÕ ve mahalle bekçileri genel kollu÷un yardÕmcÕlarÕdÕr. Görev
sÕrasÕnda silahlÕ olup yönetim açÕsÕndan en büyük mülkî âmirin emri
altÕndadÕrlar. 1966 tarih ve 772 SayÕlÕ “ÇarúÕ ve Mahalle Bekçileri
Kanunu” md. 2/2. fÕkra hükmüne göre; polis teúkilatÕ olan yerde
bekçilerin meslekî âmiri, kollu÷un âmirleridir. Jandarma görev
alanlarÕnda ise, kollu÷un mesleki âmiri, jandarma birlik komutanÕdÕr.
Bekçilerin, adlî görevi ifa sÕrasÕnda iúledikleri suçlardan dolayÕ
haklarÕnda genel hükümler uygulanÕr.
Ama idarî vazifeleri sebebiyle veya bu vazifeleri ifa sÕrasÕnda
iúledikleri suçlardan dolayÕ haklarÕnda memur dokunulmazlÕ÷Õna
iliúkin hükümler uygulanÕr. 772 SayÕlÕ ÇMBK, md. 3’de çarúÕ ve
mahalle bekçilerinin görevleri uzun bir úekilde sÕralanmÕútÕr.
BunlarÕn bir kÕsmÕ genel kolluk kuvvetlerinin derhal
müdahalesine imkan bulunmayan acele hallerdeki görevleri, bir
kÕsmÕ ise genel kolluk kuvvetlerine yardÕm yönünden görevleri ve
nihayet bir kÕsmÕ da mahalle sakinlerinin istirahat, sa÷lÕk ve
selametini sa÷lamak bakÕmÕndan görevleri úeklinde tasnif edilmiútir.
SuçlularÕ yakalamak, saldÕrganlarÕ önlemek, düzeni bozanlarÕ,
kanunsuz yürüyüú yapanlarÕ engellemek, adlî kolluk iúleriyle ilgili
olaylarda delilleri korumak ve gerekli önlemleri almak görevlerinin
en önemlilerindendir.
1.5.3.2. Özel Kolluk
Emniyet TeúkilatÕ Kanunu 3. maddede yer alan tanÕma göre
genel kolluk dÕúÕnda kalan, belirli vazifeler yapmak amacÕyla özel
kanunla kurulan kolluk kuvvetleri özel kolluktur. Özel kollu÷un
miktarÕ ve çeúitleri konusunda bir sÕnÕrlama getirmek pek mümkün
görünmemektedir. Toplumsal geliúmelerin ortaya çÕkardÕ÷Õ
ihtiyaçlara göre çeúitlenmektedir. Özel kolluk, görevini yerine
45
getirirken karúÕlaútÕ÷Õ suçlara el koymak, bunlarÕ genel kollu÷a
aktarmak ve genel kollu÷a yardÕm etmekle yükümlü tutulmuútur. Bir
konunun hem genel kollu÷un hem de özel kollu÷un görevine girmesi
durumunda, konuyla özel kollu÷un ilgilenmesi, genel kollu÷un
müdahalesine engel de÷ildir. Aksine, özel kolluk, olay yerine gelen
genel kollu÷un emrine girmektedir.
Özel kollu÷un varlÕ÷Õ, aksine bir hüküm bulunmadÕkça, genel
kollu÷un yetkilerini daraltamaz. Belli baúlÕ özel kolluk türleri
hakkÕnda bir inceleme konusu yapÕlmamakla birlikte Köy KorucularÕ
ve Köy Bekçileri, KÕr Bekçileri ve Çiftçi MallarÕnÕ Koruma Kollu÷u,
Orman Muhafaza MemurlarÕ, Özel Güvenlik TeúkilatlarÕ,
øNTERPOL gibi uluslararasÕ güvenlik kuruluúlarÕ ile TCDD
personeli, Gemi KaptanÕ gibi Kolluk Yetkisiyle DonatÕlan kiúi ve
kurumlarÕn da özel kolluk olarak var oldu÷unun bilinmesinde ve bu
birimlerin de 4320 sayÕlÕ Kanunun uygulanmasÕnda rol
oynayabileceklerinin
dikkate
alÕnmasÕnda
yarar
oldu÷u
düúünülmektedir.
1.5.4. Sa÷lÕk TeúkilatlarÕ
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda önemli bir iúlevi olan ve
úiddet olayÕnÕn boyutlarÕnÕn belirlenmesinde ve sonrasÕnda tedavi
konusunda kanunun do÷rudan görev verdi÷i Adli TÕp Kurumu,
hastaneler ve Sa÷lÕk OcaklarÕna de÷inmekte yarar bulunmaktadÕr.
1.5.4.1. Adli TÕp Kurumu
Adli TÕp Kurumu adalet iúlerinde bilirkiúilik görevi yapmak
üzere Adalet BakanlÕ÷Õna Ba÷lÕ olarak görev yapan bir kurumdur.
Kurum 2659 sayÕlÕ Adli TÕp Kurumu Kanunu’yla 14/4/1982
tarihinde kurulmuútur. Di÷er pek çok devlet kurumunun aksine
merkezi østanbul’dadÕr. Adli TÕp Kurumu, mahkemeler ile
hâkimlikler ve savcÕlÕklar tarafÕndan gönderilen adli tÕp ile ilgili
konularda muayene ve incelemeler yapmak ve sonucunu bir raporla
tespit etmek ve bilimsel ve teknik görüúlerini bildirmekle
yükümlüdür. Kanun, adli iúlerde resmi bilirkiúilik görevini kuruma
vermiútir. Kurum, kendisinden istenen konularda bilirkiúilik
yapmakla mükelleftir. Adli TÕp Kurumu ihtisas kurullarÕ ve ihtisas
daireleri olarak çalÕúmaktadÕr. AyrÕca merkezde Adli TÕp Genel
Kurulu bulunmaktadÕr. øllerde ise grup baúkanlÕ÷Õ ve úube
müdürlükleri úeklinde örgütlenmiútir. Adli TÕp Kurumu, Genel
46
Kurulu ve øhtisas KurullarÕ lüzum görüldü÷ü hallerde kararÕnÕ
vermeden önce inceledi÷i konu ile ilgili bulunan evrakÕn onanmÕú
örneklerini mahallinden isteyebilece÷i gibi aslÕ üzerinde de inceleme
yapmasÕ zorunlu oldu÷unda bunlarÕ da isteyebilir. Adli TÕp Kurumu
Genel Kurulu ve øhtisas KurullarÕ ilgili kiúileri gerekti÷inde muayene
edebilir ve bunlarÕ usulüne göre dinleyebilir. Her türlü tetkikatÕ yapar
ve yaptÕrabilir. Adli TÕp Genel Kurulu kararlarÕ nihai olmakla
beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki
yetkilerini kÕsÕtlamaz.
1.5.4.2. Hastaneler ve Sa÷lÕk OcaklarÕ
Ülkemizde adli hekimlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde
Sa÷lÕk BakanlÕ÷Õ, Adalet BakanlÕ÷Õ ve üniversiteler görev üstlenmiú
durumdadÕrlar. Aile içinde úiddetin yaúanmasÕ durumunda taraflarÕn
muayene olmak ve úiddeti tespit ettirebilece÷i ilk makam ya da
kuruluúlar olarak her türlü sa÷lÕk kuruluúlarÕ gözükmektedir.
Uygulamada, Adli Tabipliklerin bulunmadÕ÷Õ yerlerde, resmi
bilirkiúilik görevi, devlet hastaneleri hekimleri, bunlarÕn da
bulunmadÕ÷Õ yerlerde sa÷lÕk oca÷Õ hekimleri tarafÕndan yerine
getirilmektedir. Kanunla üniversitelerin adli tÕp ana bilim dallarÕna
da resmi bilirkiúilik sÕfatÕ verilmiú olmasÕna ra÷men, pratikte, adli tÕp
birimleri resmi bilirkiúi olarak kullanÕlmaktadÕr. Bu durum, “adli tÕp
kurumunun resmi bilirkiúi tekelini elinde bulundurdu÷u izlenimi
yaratmakta” oldu÷u ve mahkemelerin, “tek baúÕna üniversitelerin
ilgili birimlerince düzenlenen raporlara itibar etmeme” eleútirilerine
maruz kalmaktadÕr17.
Bunun yanÕnda, kolluk örgütlenmesi açÕsÕndan, JandarmanÕn
sorumluluk alanÕ Türkiye yüzölçümünün % 92’sini kapsamakta
oldu÷u18 ve jandarmanÕn sorumluluk alanÕna giren yerlerin neredeyse
tamamÕnÕn adli tÕp örgütlenmesi dÕúÕnda kaldÕ÷Õ düúünüldü÷ünde,
özellikle bu bölgelerde gerçekleúen aile içi úiddet olaylarÕnÕn
belgelenmesi sorununun sanÕldÕ÷Õndan daha vahim boyutlarda
yaúanabilece÷i tahmin edilebilir. Bu sorunun, “resmi bilirkiúi
kurumlarÕ dÕúÕndaki uzman kiúi ve kuruluúlar tarafÕndan verilen
17
http://www.ihd.org.tr/iskence/adlitip.htm, et:23.11.2007
http://www.jandarma.tsk.mil.tr/redirect.htm?url=/genel/goreviic.htm et: 23.11
.2007
18
47
raporlara itibar edilmesi ile ortadan kaldÕrÕlmasÕ mümkün”
görülmektedir19.
224 sayÕlÕ Sa÷lÕk Hizmetleri’nin Sosyalleútirilmesi HakkÕnda
Kanun’un 10. maddesi “Ocak hekimleri yalnÕz kendi ocaklarÕ içinde
adli tabiplik vazifesi görürler” ifadesiyle sa÷lÕk oca÷Õ hekimlerine
ocak bölgesindeki adli tabiplik hizmetlerini yerine getirme
sorumlulu÷u getirmiútir.
Her hastanede bir adli tÕp poliklini÷i oluúturularak konsültasyon,
radyoloji ve laboratuar incelemeleri buralarda yapÕlabilir. Buralarda,
ayrÕca etik açÕdan doktor hasta iliúkisine zarar vermeyen ortamlar
oluúturulabilir ve bu ortamlarda uygun tÕbbi de÷erlendirmeler
yapÕlabilir.
Kök, adli hekimlerin sayÕca yetersizli÷inden bahsederek
“YalnÕzca 350 civarÕnda adli tÕp uzmanÕ olan bir ülkede verilen adli
hekimlik hizmetleri, baúta adli tÕp uzmanlarÕ olmak üzere ne sa÷lÕk
oca÷Õ hekimlerini ne Yüce YargÕyÕ ne de vatandaúÕmÕzÕ memnun
etmemektedir” demektedir20. Pratisyen hekimler yeterli adli tÕp
bilgisine ve deneyimine sahip olmadÕklarÕnÕ ve bu nedenle adli görev
üstlenmekten korktuklarÕnÕ yapÕlan çalÕúmalarda belirtmiúlerdir21.
DolayÕsÕyla da sa÷lÕk oca÷Õ hekimlerine adli tÕp konularÕnda hizmet
içi e÷itim verilmelidir. Kök, Sa÷lÕk BakanlÕ÷Õ’nÕn nihai hedef olarak
kendisine ba÷lÕ e÷itim hastanelerinde adli tÕp klinikleri kurarak adli
tÕp uzmanÕ yetiútirmeye baúlamasÕ gerekti÷ini vurgulamaktadÕr22.
1.5.5. SavcÕlÕk
Terim olarak savcÕ, savunmak kavramÕndan türetilmiútir.
SavcÕlÕk kurumunu eski dilde ifade etmek için kullanÕlan müddei
umumi kavramÕna hâlâ bazÕ kanunlarda rastlanÕlabilmektedir.
Müddei umumi, umumun ve toplumun savunucusu demektir. øddia
makamÕnÕ iúgal eden resmi görevli kiúilere tam kanuni ifadesiyle
cumhuriyet savcÕsÕ denilmektedir.
Bir suçun iúlenip iúlenmedi÷ine iliúkin uyuúmazlÕ÷Õ hakim
önüne getiren ve soruúturmayÕ yapan kurum savcÕlÕktÕr. SavcÕlÕ÷Õn
19
http://www.ihd.org.tr/iskence/adlitip.htm, et:23.11.2007
Kök, Ahmet Nezih (2006), “Sa÷lÕk BakanlÕ÷Õ ve Adli Hekimlik Hizmetleri”,
Medimagazin, SayÕ: 307 (04-12-2006), http://www.medimagazin.com.tr/mmsaglik-bakanligi-ve-adli-hekimlik-hizmetleri-ky-50959.html 20.11.2007
21
Kök, age.
22
Kök, age.
20
48
temel görevi adaletin gerçekleúmesini sa÷lamaktÕr. Toplumda
bozulan sosyal düzenin yeniden kurulmasÕnda, suçlularÕn
cezalandÕrÕlmasÕnda savcÕlÕ÷Õn faaliyetlerinin payÕ büyüktür.
SavcÕlÕk teúkilatÕnÕn tarihsel geliúim sürecine baktÕ÷ÕmÕzda
ülkemizde ilk defa 1879 tarihinde yürürlü÷e giren Usul-ü
Muhakemat-Õ Cezaiyye Kanunu Muvakkati ile savcÕlÕk teúkilatÕ
kuruldu÷u görülmektedir. ølk kuruluúundan sonra bu teúkilat her
geçen gün daha da geliúerek günümüze kadar gelmiútir.
SavcÕlÕk kurumu merkezi olarak de÷il, yerel olarak
teúkilatlanmÕútÕr. Türkiye genelinde birbiriyle hiyerarúik ba÷Õ
olmayan yüzlerce savcÕlÕk teúkilatÕ vardÕr. Her bir savcÕlÕk
teúkilatÕnÕn baúÕnda bir baúsavcÕ bulunur. TeúkilatÕn içinde görev
yapan di÷er savcÕlar ise savcÕ olarak adlandÕrÕlÕr. 1990 yÕlÕna kadar
savcÕlÕk teúkilatÕnÕn âmirine savcÕ, di÷er savcÕlara ise savcÕ
yardÕmcÕsÕ denilmekteydi. 1990 yÕlÕnda Hakimler ve SavcÕlar
Kanununda, 3611 sayÕlÕ kanunla yapÕlan de÷iúiklikle “savcÕ
yardÕmcÕlÕ÷Õ” kavramÕ tarihe karÕúmÕútÕr (bk. 2802 sayÕlÕ Kanun md.
3/16).
SavcÕlÕk teúkilatÕ, mahkemelerin bünyesinde kurulur. Bir yerde
mahkeme varsa orada savcÕlÕk teúkilatÕ da vardÕr. ùöyle ki, her
asliye ceza mahkemesi yanÕnda bir savcÕlÕk teúkilatÕ vardÕr. Bir
yerde asliye ceza mahkemesi sayÕsÕ birden fazla olsa bile yine bir
tek savcÕlÕk teúkilatÕ bulunur.
Her a÷Õr ceza mahkemesi yanÕnda bir savcÕlÕk teúkilatÕ vardÕr.
A÷Õr ceza mahkemesinin birden fazla olmasÕ veya a÷Õr ceza
mahkemesinin yanÕnda asliye ceza mahkemelerinin de bulunmasÕ
ayrÕ ayrÕ savcÕlÕk teúkilatÕnÕn bulunmasÕnÕ gerektirmez. Bir tek
savcÕlÕk makamÕ hem a÷Õr ceza mahkemesinde hem de asliye ceza
mahkemesinde savcÕlÕk görevinin yerine getirilmesi için yeterlidir.
Asliye ceza ve a÷Õr ceza mahkemeleri yanÕnda yer alan savcÕlÕk
teúkilatÕ o yerdeki sulh mahkemeleri nezdinde de görev yapar. Sulh
ceza mahkemeleri için ayrÕ bir savcÕlÕk teúkilatÕ yoktur. A÷Õr ceza
mahkemesi yanÕndaki savcÕlÕk o yerdeki bütün a÷Õr ceza, asliye
ceza ve sulh ceza mahkemelerinde de savcÕlÕ÷a ait görevleri
yürütür. Yani her bir mahkeme için ayrÕ bir savcÕlÕk teúkilatÕ yoktur.
Her bir savcÕlÕk teúkilatÕ baúÕnda bir baúsavcÕ ve yeteri kadar
savcÕ bulunur. Gerek baúsavcÕ gerekse savcÕlar, savcÕlÕk teúkilatÕ
adÕna görev yapar, savcÕlÕk makamÕnÕ temsil eder. SavcÕlar,
mahkemelerden ba÷ÕmsÕz olarak çalÕúÕrlar. Mahkemeler, savcÕlara
49
emir veremezler; savcÕlar da pek tabii mahkemelere emir
veremezler. Bir kimse aynÕ anda hem hakim hem de savcÕ olamaz.
SavcÕlar idarî görevleri yönünden Adalet BakanlÕ÷Õna ba÷lÕdÕr
(Anayasa. md. 140). A÷Õr ceza mahkemesi Cumhuriyet BaúsavcÕsÕ,
a÷Õr ceza mahkemesinin yargÕ çevresinde görevli Cumhuriyet
baúsavcÕlarÕ, baúsavcÕ vekilleri ve Cumhuriyet savcÕlarÕyla ba÷lÕ
birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardÕr (md. 18/3).
SavcÕlarÕn yönetimle ilgili görevlerini yerine getirmeleri
sÕrasÕnda, hizmetin hukuka uygun, düzenli ve uyumlu iúbirli÷i
içinde yürütülmesini sa÷lamak görevi a÷Õr ceza Cumhuriyet
baúsavcÕlarÕna aittir. Bundan dolayÕ, savcÕlarÕn Adalet BakanlÕ÷Õ ile
yapaca÷Õ yazÕúmalarda ba÷lÕ bulunduklarÕ a÷Õr ceza Cumhuriyet
baúsavcÕlÕklarÕnÕ aracÕ kÕlmalarÕ gerekmektedir. CumhurbaúkanlÕ÷Õ,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, BaúbakanlÕk, BakanlÕklar ve
uluslararasÕ kurum ve kuruluúlarla yapÕlacak olan yazÕúmalarÕn ise
Adalet BakanlÕ÷Õ aracÕ kÕlÕnarak yapÕlmasÕ gerekmektedir.
Cumhuriyet savcÕsÕ, ihbar veya baúka bir suretle bir suçun
iúlendi÷i izlenimini veren bir hâli ö÷renir ö÷renmez kamu davasÕnÕ
açmaya yer olup olmadÕ÷Õna karar vermek üzere hemen iúin
gerçe÷ini araútÕrmaya baúlar. Cumhuriyet savcÕsÕ, maddî gerçe÷in
araútÕrÕlmasÕ ve adil bir yargÕlamanÕn yapÕlabilmesi için, emrindeki
adlî kolluk görevlileri marifetiyle, úüphelinin lehine ve aleyhine
olan delilleri toplayarak muhafaza altÕna almakla ve úüphelinin
haklarÕnÕ korumakla yükümlüdür (md. 160).
Cumhuriyet savcÕsÕ, do÷rudan do÷ruya veya emrindeki adlî
kolluk görevlileri aracÕlÕ÷Õ ile her türlü araútÕrmayÕ yapabilir; olayÕn
aydÕnlatÕlmasÕ için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi
isteyebilir. Adlî kolluk görevlileri, el koyduklarÕ olaylarÕ, yakalanan
kiúiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalÕútÕklarÕ Cumhuriyet
savcÕsÕna derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcÕsÕnÕn adliyeye
iliúkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle
yükümlüdürler. Cumhuriyet savcÕsÕ, adlî kolluk görevlilerine
emirleri yazÕlÕ; acele hâllerde, sözlü olarak verir.
Cumhuriyet savcÕsÕ, adlî görevi gere÷ince nezdinde görev
yaptÕ÷Õ mahkemenin yargÕ çevresi dÕúÕnda bir iúlem yapmak ihtiyacÕ
ortaya çÕkÕnca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcÕsÕndan söz
konusu iúlemi yapmasÕnÕ ister. Bütün kamu görevlileri,
yürütülmekte olan soruúturma kapsamÕnda ihtiyaç duyulan bilgi ve
belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcÕsÕna vakit geçirmeksizin
temin etmekle yükümlüdür. Kanun tarafÕndan kendilerine verilen
50
veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev
veya iúlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu
görevlileri ile Cumhuriyet savcÕlarÕnÕn sözlü veya yazÕlÕ istem ve
emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk
âmir ve memurlarÕ hakkÕnda Cumhuriyet savcÕlarÕnca do÷rudan
do÷ruya soruúturma yapÕlÕr.
Vali ve kaymakamlar hakkÕnda 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayÕlÕ
Memurlar ve Di÷er Kamu Görevlilerinin YargÕlanmasÕ HakkÕnda
Kanun hükümleri uygulanÕr. A÷Õr cezayÕ gerektiren suçüstü
hâllerinde, bu Kanunun hükümleri uygulanmak koúuluyla, vali ve
kaymakamlarÕn kiúisel suçlarÕndan dolayÕ haklarÕnda genel
hükümlere göre soruúturma yapÕlmasÕ kaymakamlarÕn mensup
olduklarÕ il ve valilerin bulunduklarÕ ile en yakÕn il Cumhuriyet
baúsavcÕsÕna aittir. Bu suçlarda kovuúturma yapmaya,
soruúturmanÕn yapÕldÕ÷Õ yerin görevli mahkemesi yetkilidir (md.
161).
Cumhuriyet savcÕsÕ, soruúturma evresi sonunda, kamu
davasÕnÕn açÕlmasÕ için yeterli úüphe oluúturacak delil elde
edilememesi veya kovuúturma olana÷ÕnÕn bulunmamasÕ hâllerinde
kovuúturmaya yer olmadÕ÷Õna karar verir. Bu karar, suçtan zarar
gören ile önceden ifadesi alÕnmÕú veya sorguya çekilmiú úüpheliye
bildirilir. Kararda itiraz hakkÕ, süresi ve mercii gösterilir.
Kovuúturmaya yer olmadÕ÷Õna dair karar verildikten sonra yeni delil
meydana çÕkmadÕkça, aynÕ fiilden dolayÕ kamu davasÕ açÕlamaz
(md.172).
Cumhuriyet savcÕsÕ, yapÕlan soruúturmanÕn durumuna göre,
kanunun uzlaúma yapÕlabilmesi olana÷ÕnÕ verdi÷i hâllerde, faili
davet ederek suçtan dolayÕ sorumlulu÷unu kabul edip etmedi÷ini
sorar. Fail, suçu ve fiilinden do÷muú olan maddî ve manevî zararÕn
tümünü veya bunun büyük bir kÕsmÕnÕ ödemeyi veya zararlarÕ
gidermeyi kabullendi÷inde durum, ma÷dura veya varsa vekiline
veya kanunî temsilcisine bildirilir. Ma÷dur, verilmiú olan zararÕn
tümüyle veya büyük bir kÕsmÕ itibarÕyla giderildi÷inde özgür iradesi
ile uzlaúaca÷ÕnÕ bildirirse, soruúturma sürdürülmez. Uzlaúma
yoluyla uyuúmazlÕk çözümlenmiú olur (md. 253).
Soruúturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun iúlendi÷i
hususunda yeterli úüphe oluúturuyorsa; Cumhuriyet savcÕsÕ, bir
iddianame düzenler. Kamu davasÕ iddianame ile açÕlÕr. Kamu
davasÕ açma görevi, Cumhuriyet savcÕsÕ tarafÕndan yerine getirilir.
Kamu davasÕ açÕp açmama konusunda Cumhuriyet savcÕsÕnÕn sÕnÕrlÕ
51
da olsa bir takdir hakkÕ bulunmaktadÕr. ùöyle ki, cezanÕn ortadan
kaldÕrÕlmasÕnÕ gerektiren úahsî sebep olarak etkin piúmanlÕk
hükümlerinin uygulanmasÕnÕ gerektiren koúullarÕn ya da úahsî
cezasÕzlÕk sebebinin varlÕ÷Õ halinde Cumhuriyet savcÕsÕ kamu
davasÕnÕ açmayabilir (md. 171).
Cumhuriyet savcÕsÕnÕn düzenledi÷i iddianame mahkemece
savcÕlÕ÷a iade edilebilir. Mahkeme, iddianamenin ve soruúturma
evrakÕnÕn verildi÷i tarihten itibaren yedi gün içinde soruúturma
evresine iliúkin bütün belgeler incelendikten sonra; iddianamenin
taúÕmasÕ gereken unsurlarÕ içermedi÷ini tespit etti÷inde, eksik ve
hatalÕ noktalarÕ belirterek iddianamenin Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna
iadesine karar verir.
Ön ödemeye tâbi iúlerde, ön ödeme usulü uygulanmaksÕzÕn
kamu davasÕ açÕlamayaca÷Õndan ön ödeme usulü uygulanmaksÕzÕn
iddianame düzenlenmiúse iddianame iade edilir (md. 174).
Cumhuriyet savcÕsÕ, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen
eksiklikleri tamamladÕktan ve hatalÕ noktalarÕ düzelttikten sonra
yeniden iddianame düzenleyerek dosyayÕ mahkemeye gönderir.
øade kararÕna karúÕ Cumhuriyet savcÕsÕ itiraz da edebilir (md. 174).
Kamu davasÕnÕ açmak savcÕnÕn görevi oldu÷u gibi açÕlan kamu
davasÕnÕ yürütmek de savcÕlÕ÷Õn görevidir.
SavcÕ, mahkemeye verdi÷i iddianamesini daha sonra geri
alamaz ve açmÕú oldu÷u kamu davasÕndan vazgeçemez. Suç
úüphesinin mahkemece bir sonuca ba÷lanmasÕ gerekir. Duruúmada
Cumhuriyet savcÕsÕnÕn bulunmasÕ úarttÕr. Mahkeme baúkanÕ veya
hâkim, duruúmanÕn baúladÕ÷ÕnÕ, iddianamenin kabulü kararÕnÕ
okuyarak açÕklar.
Cumhuriyet savcÕsÕ kovuúturmanÕn disiplinine uyarak sanÕ÷a,
katÕlana, bilirkiúilere ve duruúmaya ça÷rÕlmÕú di÷er kiúilere
do÷rudan soru yöneltebilir. Ortaya konulan delillerle ilgili
tartÕúmada, Cumhuriyet savcÕsÕna da söz verilir. Cumhuriyet
savcÕsÕ, katÕlan veya vekilinin, sanÕ÷Õn, müdafiinin veya kanunî
temsilcisinin açÕklamalarÕna cevap verebilir (md.216).
Muhakeme tedbirlerine baúvurmak kural olarak hakimin
görevidir. Ancak istisnai bazÕ durumlarda savcÕ kural olarak hakime
ait olan yetkileri kullanabilmektedir. Mesela gecikmesinde sakÕnca
bulunan durumlarda yeminle tanÕk dinleme, bilirkiúi görevlendirme,
arama ve el koyma kararÕ verme, keúifte bulunma gibi iúlemeleri
savcÕlar da yapabilir. SavcÕlar, hakim ve mahkeme kararlarÕ
hakkÕnda kanun yoluna baúvurabilir. Asliye ceza mahkemesinde
52
bulunan Cumhuriyet savcÕlarÕ, mahkemenin yargÕ çevresindeki sulh
ceza mahkemelerinin; a÷Õr ceza mahkemelerinde bulunan
Cumhuriyet savcÕlarÕ, a÷Õr ceza mahkemesinin yargÕ çevresindeki
asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde
bulunan Cumhuriyet savcÕlarÕ, bölge adliye mahkemelerinin
kararlarÕna karúÕ kanun yollarÕna baúvurabilir. Cumhuriyet savcÕsÕ,
sanÕk lehine olarak da kanun yollarÕna baúvurabilir (md. 260).
SavcÕ, mahkemelerce verilen mahkumiyet kararlarÕnÕ infaz
eder, tebligat, talimat, davet iúleri gibi iúlemler de savcÕlÕklarca
yerine getirilir. SavcÕlar bazÕ hukuk davalarÕnÕ açmak ve
yürütmekle de görevlidirler. Kural olarak hukuk davalarÕnÕ davanÕn
taraflarÕ yürütür. Ancak, Medeni Kanundan do÷an bazÕ davalar,
mesela vakÕf veya derne÷in feshi, evlenmeye itiraz, isim ve yaú
düzeltme gibi davalar açmak yetkisi savcÕya da tanÕnmÕútÕr.
1.5.6. Mahkemeler
Ceza yargÕlamasÕnda görevleri yürüten; hâkimlik makamÕ ve
mahkeme olmak üzere iki çeúit makam vardÕr. Hâkimlik makamÕ,
mahkemenin görevi dÕúÕnda kalan yargÕlama faaliyetlerini yapmakla
görevlendirilen makamdÕr. Hâkimlikler; sulh hakimli÷i, asliye
hakimli÷i, asliye veya a÷Õr ceza mahkemesi baúkanlÕ÷Õ, naib
hakimlik gibi kÕsÕmlara ayrÕlÕr. Mahkeme makamÕ ise kovuúturma
safhasÕnda, özellikle duruúma ve sonuç çÕkarma devrelerinde
yargÕlama görevini yapan makamdÕr.
Mahkemeler çeúitli açÕlardan sÕnÕflandÕrmaya tabi tutulabilir. ølk
olarak, ceza yargÕlamasÕ yapan mahkemeler genel mahkemeler ve
ihtisas mahkemeleri olmak üzere sÕnÕflandÕrÕlabilir. Genel
mahkemeler sulh ceza, asliye ceza, a÷Õr ceza, bölge adliye
mahkemesi ve YargÕtay’dÕr. øhtisas mahkemeleri ise, çocuk
mahkemeleri, trafik mahkemeleri gibi mahkemelerdir. Bir baúka
açÕdan mahkemeler ilk derece mahkemeleri (bidayet mahkemeleri),
istinaf mahkemesi konumundaki bölge adliye mahkemeleri ve üst
mahkemeler (temyiz mahkemesi) olarak da tasnif edilebilir.
Sulh ceza, asliye ceza ve a÷Õr ceza mahkemeleri bidayet
mahkemeleridir. Bölge adliye mahkemeleri, ikinci derece
mahkemesi iken YargÕtay üst mahkemedir. AyrÕca, mahkemeler
ulusal ve uluslararasÕ olmak üzere ikili bir tasnife tabi tutulabilir.
Aile Mahkemesi, Sulh ceza, asliye ceza, a÷Õr ceza gibi mahkemeler
ulusal mahkeme iken Avrupa ønsan HaklarÕ Mahkemesi, Uluslar
53
arasÕ Ceza mahkemesi gibi mahkemeler birer uluslararasÕ
mahkemedir. AnÕlan mahkemelerin ana hatlarÕyla ele alÕnmasÕ
yararlÕ olacaktÕr.
1.5.6.1. Aile Mahkemesi
Aile Mahkemelerinin görevlerini 4. madde kapsamÕnda úöyle
sÕralamak mümkündür:
x
4721 sayÕlÕ Türk Medenî Kanununun Üçüncü KÕsÕm hariç
olmak üzere økinci KitabÕ ile Türk Medenî Kanununun
Yürürlü÷ü ve Uygulama ùekli HakkÕnda Kanuna göre aile
hukukundan do÷an dava ve iúler.
x
2675 sayÕlÕ MilletlerarasÕ Özel Hukuk ve Usul Hukuku
HakkÕnda Kanuna göre aile hukukuna iliúkin yabancÕ
mahkeme kararlarÕnÕn tanÕma ve tenfizi,
x
Kanunlarla verilen di÷er görevler.
x
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunda öngörülmüú
önlemlerden bir ya da birkaçÕnÕ içeren koruma kararÕnÕ
almak.
BunlarÕn yanÕnda Kanunun “Koruyucu, e÷itici ve sosyal
önlemler” baúlÕklÕ 6. maddesinde belirtilen yetiúkinler ve küçükler
hakkÕndaki e÷itici ve sosyal amaçlÕ koruma önlemlerini alma görevi
de sayÕlabilir.
Gerçekten de 6. madde hükmüne göre Aile Mahkemesi “di÷er
kanunlardaki hükümler saklÕ kalmak üzere görev alanÕna giren
konularda úu noktalarda karar verebilir:
x
Evlilik birli÷inden do÷an yükümlülükleri konusunda eúleri
uyararak, gerekti÷inde uzlaútÕrmaya,
x
Ailenin ekonomik varlÕ÷ÕnÕn korunmasÕ veya evlilik
birli÷inden do÷an malî yükümlülüklerin yerine getirilmesine
iliúkin gerekli önlemleri almaya,
x
Resmî veya özel sa÷lÕk veya sosyal hizmet kurumlarÕna,
huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleútirmeye,
x
Bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir e÷itim
kurumuna vermeye,
x
2. Küçükler hakkÕnda;
54
x
BakÕm ve gözetime yönelik nafaka yükümlülü÷ü konusunda
gerekli önlemleri almaya,
x
Bedensel ve zihinsel geliúmesi tehlikede bulunan veya
manen terk edilmiú halde kalan küçü÷ü, ana ve babadan
alarak bir aile yanÕna veya resmî ya da özel sa÷lÕk kurumuna
veya e÷itimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleútirmeye,
x
Çocuk mallarÕnÕn yönetimi ve korunmasÕna iliúkin önlemleri
almaya,
x
Genel ve katma bütçeli daireler, mahallî idareler, kamu
iktisadî teúebbüsleri ve bankalar tarafÕndan kurulmuú
teúekkül, müessese veya iúletmelere veya benzeri iúyerlerine
yahut meslek sahibi birinin yanÕna yerleútirmeye.
Aile Mahkemesince verilen bu kararlarÕn takip ve yerine
getirilmesinde 5. maddeye göre atanan uzmanlardan biri veya
birkaçÕ görevlendirilebilir. Bu kararlara uyulmamasÕ halinde Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 113/A maddesi uygulanÕr.”
(HUMK Madde 113/A - (Ek: 30/4/1973 - 1711/2 md.). øhtiyati
tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕ dolayÕsÕyla verilen emre uymayan
veya o yolda alÕnmÕú tedbire aykÕrÕ davranÕúta bulunan kimse
eylemi TCK’ya göre daha a÷Õr bir cezayÕ gerektirmedi÷i takdirde,
ait oldu÷u ceza mahkemesince bir aydan altÕ aya kadar hapisle
cezalandÕrÕlÕr.)
Kanunun “Aile Mahkemeleri bünyesinde bulunan uzmanlar”
baúlÕklÕ 5. maddesine göre her aile mahkemesine,
1.
DavanÕn esasÕna girilmeden önce veya davanÕn görülmesi
sÕrasÕnda, mahkemece istenen konular hakkÕnda taraflar
arasÕndaki uyuúmazlÕk nedenlerine iliúkin araútÕrma ve inceleme
yapmak ve sonucunu bildirmek,
2.
Mahkemenin gerekli gördü÷ü hallerde duruúmada hazÕr
bulunmak, istenilen konularla ilgili çalÕúmalar yapmak ve görüú
bildirmek,
3.
Mahkemece verilecek di÷er görevleri yapmak, üzere Adalet
BakanlÕ÷Õnca, tercihen; evli ve çocuk sahibi, otuz yaúÕnÕ
doldurmuú ve aile sorunlarÕ alanÕnda lisansüstü e÷itim yapmÕú
olanlar arasÕndan, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalÕúmacÕ
atanÕr.
Bu görevlilerin bulunmamasÕ, iú durumlarÕnÕn müsait olmamasÕ
veya görevin bunlar tarafÕndan yapÕlmasÕnda hukukî veya fiilî
herhangi bir engel bulunmasÕ ya da baúka bir uzmanlÕk dalÕna ihtiyaç
duyulmasÕ hallerinde, di÷er kamu kurum ve kuruluúlarÕnda çalÕúanlar
55
veya serbest meslek icra edenlerden yararlanÕlÕr…” Kanunun 7.
maddesine göre; “Aile mahkemeleri, önlerine gelen dava ve iúlerin
özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karúÕlÕklÕ sevgi,
saygÕ ve hoúgörünün korunmasÕ bakÕmÕndan eúlerin ve çocuklarÕn
karúÕ karúÕya olduklarÕ sorunlarÕ tespit ederek bunlarÕn sulh yoluyla
çözümünü, gerekti÷inde uzmanlardan da yararlanarak teúvik eder.
Sulh sa÷lanamadÕ÷Õ takdirde yargÕlamaya devam olunarak esas
hakkÕnda karar verilir…” AnÕlan 7. madde ile Medeni Usul
Hukukumuza ilk kez sulh müessesesi girmiútir. Birinci fÕkra ile
hakime, önüne gelen dava ve iúlerde, esasa girmeden önce,
uyuúmazlÕklarÕ, taraflarÕ sulha teúvik etmek suretiyle çözmek görevi
verilmiútir.
1.5.6.2. Sulh Ceza Mahkemesi
Tek hâkimli mahkeme olup her il merkezi ile bölgelerin co÷rafi
durumlarÕ ve iú yo÷unlu÷u göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde
kurulmuútur. Herhangi bir yerde iúin çoklu÷u nedeniyle birden çok
sulh ceza mahkemesi olabilir. Bir hâkim aynÕ anda hem sulh ceza
hem de asliye ceza hâkimli÷i görevini yürütüyor olabilir. AynÕ
úekilde, bir hâkim hem hukuk hem de ceza davalarÕna
bakabilmektedir.
1.5.6.3. Asliye Ceza Mahkemesi
Tek hakimli olup her il merkezi ile bölgelerin co÷rafi durumlarÕ
ve iú yo÷unlu÷u göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde
kurulmuútur. Asliye ceza mahkemesi de iúin yo÷unlu÷u sebebiyle
birden çok dairelere bölünebilirse de o yerde yine asliye ceza
mahkemesi tekdir.
1.5.6.4. A÷Õr Ceza Mahkemesi
Bir baúkan ve yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme bir baúkan ve
iki üye ile toplanÕr. Madde bakÕmÕndan yetkisi; sulh ceza ve asliye
ceza mahkemelerinden daha yüksek sayÕlÕr ve onlarÕn görevleri
dÕúÕnda kalan suçlarÕn yargÕlanmasÕ görevini yerine getirir.
Kuruldu÷u bölgedeki iú hacmine göre birden çok daireleri
kurulabilir. A÷Õr ceza mahkemesi her il merkezi ile bölgelerin
56
co÷rafi durumlarÕ ve iú yo÷unlu÷u göz önünde tutularak belirlenen
ilçelerde kurulmuútur.
1.5.6.5. Çocuk Mahkemeleri
Her ilde ve merkez nüfusu yüz binin üzerindeki her ilçede bir
Çocuk Mahkemesi KurulmasÕ öngörülmüútür. Çocuk Mahkemeleri,
bir baúkan ve iki üyeden teúekkül etmektedir. Çocuk mahkemelerinin
üyeleri, adlî yargÕ hâkimleri arasÕndan seçilmekte ve çeúitli
niteliklere sahip olmalarÕ aranmaktadÕr. 30 yaúÕnÕ bitirmiú
bulunmalarÕ, çocuk sahibi ve kadro imkânlarÕnÕn elverdi÷i oranda
ayrÕ cinsiyette olmalarÕ gere÷i bulunmaktadÕr.
On sekiz yaúÕnÕ bitirmeyen küçükler tarafÕndan iúlenen ve genel
mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davalara çocuk
mahkemelerinde bakÕlÕr. Çocuk mahkemelerinin görevi alanÕndaki
suçlarÕn soruúturmasÕ bizzat savcÕ tarafÕndan yürütülür. Çocuk
mahkemelerinin kurulu olmadÕ÷Õ yerlerde, bu yaútaki sanÕklar da
genel ceza mahkemelerinde yargÕlanÕrlar.
1.5.6.6. YargÕtay
Bidayet mahkemelerince verilen hükümleri, hukukî bakÕmdan
inceleyen bir üst mahkemedir. Sadece bir tane olup o da
Ankara’dadÕr. Eski adÕ Temyiz Mahkemesidir. YargÕtay’Õn temel
görevi, bir denetim mahkemesi olarak ilk mahkeme kararlarÕndan
bazÕlarÕnÕn ikince dereceden incelemek ise de bunun yanÕnda bazÕ ek
görevleri daha vardÕr; mesela bazÕ kararlarÕn itiraz mercii yine
YargÕtay’dÕr (CMK md. 268, 296).
BazÕ davalara bakmakta ilk mahkeme gibi görev yapar ve
yargÕlamada bulunur (YargÕtay K. Md. 13/2). 2797 SayÕlÕ YargÕtay
Kanununa (YK) göre, YargÕtay’da bugün 22 Hukuk ve 11 Ceza
Dairesi vardÕr. Her daire; 1 baúkan ile yeteri kadar üyeden oluúur.
Daire kurullarÕ 1 baúkan ile en az 4 üyenin katÕlmalarÕyla toplanÕr.
Dairelerin hepsinin üstünde bir YargÕtay Birinci BaúkanÕ vardÕr.
YargÕtay’da, dairelerden baúka yargÕlama görevi yapan bir kÕsÕm
kurullar da bulunur. BunlarÕn oluúma biçimi ve görevleri YK’da
ayrÕntÕlÕ olarak açÕklanmÕútÕr (Bak YK md. 7, 9, 15, 16, 41).
57
1.5.6.7. Avrupa ønsan HaklarÕ Mahkemesi
UluslararasÕ bir yargÕlama iúi gören bu Mahkemenin yetkisini
Türkiye, 1989 da kabul etmiútir. Türkiye’nin de kurucularÕndan
oldu÷u Avrupa Konsey’ince hazÕrlanÕp 03.09.1953 den itibaren
yürürlü÷e konulan “ønsan HaklarÕnÕn ve Temel Özgürlüklerin
KorunmasÕna øliúkin Sözleúme (øHAS) eski md. 25 e göre kurulan
Avrupa ønsan HaklarÕ Komisyonu ve DivanÕ yeni md.19 ile AøHM
ne dönüútürülmüútür. 01.11.1998 den itibaren bu adla faaliyet
göstermektedir.
Mahkemeye, her üye Devlet üç aday bildirir ve Parlamenterler
Meclisi bu adaylardan birini seçer, süresi 6 yÕldÕr ve yeniden
seçilmesi mümkündür. Üye devletlerin mahkemelerince verilen ve iç
hukuka göre artÕk gidilecek hiçbir makam veya merci kalmamÕú
kararlarÕn Avrupa ønsan HaklarÕ Sözleúmesine aykÕrÕlÕ÷Õ ileri
sürülmesi durumunda, bu Devletler üstü mahkemede konu incelenir
ve aykÕrÕlÕk tespit edilirse, kararÕ veren devletin bu kararÕ ortadan
kaldÕrmasÕ, aksi durumda ma÷dur kiúiye tazminat ödemesi
kararlaútÕrÕlÕr.
Mahkemenin yazÕ iúlerini yürüten bir sekreterlik vardÕr. 1998
öncesi Komisyon ve Divan olmak üzere iki aúamalÕ olan yapÕ bu
tarihte, giderek artan dava sayÕsÕ ve Sözleúmeye taraf olan Devlet
sayÕsÕnÕn kÕrkÕ bulmasÕ nedeniyle, tam zamanlÕ çalÕúan üç aúamalÕ bir
tek Avrupa ønsan HaklarÕ Mahkemesine dönüúmüútür. Mahkeme, 3
er hâkimli Komiteler, 7 úer hâkimli Daireler ve 17 úer hâkimli Büyük
Dairelerden oluúmaktadÕr.
Komite, Mahkemeye yapÕlan kiúisel baúvurularÕn yerinde olup
olmadÕ÷ÕnÕ inceler. Komitenin kabul edilmezlik kararÕ kesindir ve bu
karar üzerine baúvuru kayÕttan düúürülür. Daire, yerinde bulunan
bireysel baúvurularÕ esas yönünden inceler ve karara ba÷lar. Bu
konudaki kararlarÕ kesindir. Üye bir devletin bir baúka üye devlet
hakkÕndaki úikâyetleri de usul yönünden Daire inceler ve karara
ba÷lar.
Büyük Daire, bir üye devletin, bir baúka üye devlet hakkÕndaki
úikâyetlerin esas yönünden çözümü iúlerine, dairelerin veya daireler
arasÕ çeliúkili kararlarÕn uzlaútÕrÕlmasÕ iúlerine, Bakanlar Komitesince
istenilen sözleúme metinlerinin yorumlanmasÕ iúlerine bakar. Bu
konularda verdi÷i kararlar kesindir. Daire ve Büyük Daire kararlarÕ
gerekçeli yazÕlÕr. Mahkemenin kararlarÕna üye ülkeler uymayÕ
taahhüt eder. Bakanlar Komitesi de bunlarÕ icra eder, icrasÕnÕ
denetler (md. 46,47).
58
1.5.7. Barolar ve Avukatlar
AvukatlarÕn meslek örgütü olan ve her ilde il barosu úeklinde ve
ülke genelinde Türkiye Barolar Birli÷i çatÕsÕ altÕnda örgütlenmiú
yapÕlarda da 4320 sayÕlÕ Kanunun korumaya çalÕútÕ÷Õ kiúilere destek
sa÷lamak üzere oluúturulmuú komisyonlar bulunmaktadÕr. Birçok
Baronun bu komisyonlarÕ, tedbir talebinde bulunanlara aktif destek
sa÷lamaktadÕr. Tedbirlerden yararlananlar, bireysel olarak polise,
jandarmaya, savcÕlÕ÷a, mahkemelere baúvurabilecekleri gibi
avukatlarÕ aracÕlÕ÷Õyla da tedbirlerin uygulanmasÕnÕ isteyebilirler.
1.5.8. Aile ve Sosyal AraútÕrmalar Genel Müdürlü÷ü
Aile toplumun temeli veya toplumsal hayatta en küçük ölçekli
yaúama ünitesi olarak kabul görmüú ve sosyal politikalarÕn
merkezine oturmuútur. Nitekim Birleúmiú Milletler ailenin
yoksullukla mücadelede ve toplumsal kalkÕnmada dinamik bir
kavram olarak bütün toplumlar için büyük önem taúÕdÕ÷Õ gerçe÷ini
1994 yÕlÕnda baúlatÕlan UluslararasÕ Aile YÕlÕ seferberli÷i ile
gündeme taúÕmÕútÕr.
Ailenin sosyal politikalar açÕsÕndan görülen önemi 1989 yÕlÕnda
Aile AraútÕrma Kurumunun (AAK) kurulmasÕ ile sonuçlanmÕútÕr
(396 sayÕlÕ KHK). AAK ailenin her türlü sorunlarÕ hakkÕnda çeúitli
çalÕúmalarda bulunmuútur. Kurum, 13 KasÕm 2004 tarihinde 5256
sayÕlÕ yasa ile BaúbakanlÕk Aile ve Sosyal AraútÕrmalar Genel
Müdürlü÷ü olarak yeniden yapÕlandÕrÕlmÕútÕr.
Kurum de÷iúik sosyo-ekonomik ve psikolojik sorunlar karúÕsÕnda
toplumun en önemli direnç noktasÕ olarak kabul edilen ve gittikçe
yÕpranan ve iúlevlerini yerine getiremez hale gelen aileyi eski
fonksiyonuna tekrar kavuúturma amacÕndadÕr. Kurumun temel
hedefleri arasÕnda aile odaklÕ çözüm politikalarÕ oluúturmak
bulunmaktadÕr.
Modern toplumlarda benimsenen aile politikalarÕ ile pek çok
toplumsal sorunun çözümünde ailenin önemli roller aldÕ÷Õ
görülmektedir. 1982 AnayasasÕnÕn 41. maddesi “Ailenin KorunmasÕ”
baúlÕ÷Õ altÕnda “Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin
huzur ve refahÕ ile özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ ve aile
planlamasÕnÕn ö÷retimi ile uygulamasÕnÕ sa÷lamak için gerekli
tedbirleri alÕr, teúkilatÕ kurar” hükmüyle kurumun anayasal
59
altyapÕsÕnÕ oluúturmuútur. BaúbakanlÕk Aile ve Sosyal AraútÕrmalar
Genel Müdürlü÷ünün amacÕ, ülkemizdeki sosyal sorunlarÕn tespiti ve
çözümü ile Türk ailesinin bütünlü÷ünün korunmasÕ, güçlendirilmesi
ve sosyal refahÕnÕn artÕrÕlmasÕna yönelik ulusal ve uluslararasÕ
bilimsel araútÕrmalar yapmak veya yaptÕrmak, projeler geliútirmek,
desteklemek, bunlarÕn uygulamaya konulmasÕnÕ sa÷lamak ve aileye
yönelik millî bir politikanÕn oluúmasÕna yardÕmcÕ olmaktÕr.
Genel Müdürlü÷ün aileyle ilgili pek çok görevinden birisi
“mevcut aile yapÕsÕnÕ; ana, baba, eú, çocuklar ve akraba iliúkilerinden
kaynaklanan problemler ile ekonomik, sosyal ve kültürel faktörlerin
aile üzerindeki etkilerini araútÕrmak, aile bireylerinin e÷itim
fÕrsatlarÕndan eúit olarak yararlanmalarÕnÕ sa÷lamak, bu konularda
e÷itim programlarÕ hazÕrlamak veya hazÕrlatmak” (m.3c) iken bir
di÷eri de “aileyi ve aile bireylerini tehdit eden, aileden veya aile
dÕúÕndan kaynaklanan sorunlarÕ, aile içi úiddet ve istismarÕ, töre
cinayetlerini, kötü alÕúkanlÕklarÕ ve ba÷ÕmlÕlÕklarÕ, tüm bunlarÕ
do÷uran sebepleri, çevresel-sosyal etkilerini incelemek, araútÕrmak,
bunlarÕn önlenmesine, çözümlenmesine yönelik ve aileyi
destekleyici e÷itici programlar hazÕrlamak veya hazÕrlatmaktÕr
(m.3d).
1.5.9. KadÕnÕn Statüsü Genel Müdürlü÷ü
1987 yÕlÕnda DPT bünyesinde Sosyal Planlama Genel
Müdürlü÷ü bünyesinde KadÕna Yönelik Politikalar DanÕúma Kurulu
kurulmuútur. KadÕnlara KarúÕ Her Türlü AyrÕmcÕlÕ÷Õn Önlenmesi
Sözleúmesi, 6. Beú YÕllÕk KalkÕnma PlanÕ ve Nairobi øleriye Yönelik
Stratejileri gere÷i olarak kadÕnla ilgili koordinatör veya icracÕ bir
birim kurulmasÕ gerekli görülmüútür.
KadÕnlara eúitlik içinde, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi
alanlarda hak ettikleri statüyü kazandÕrmak üzere úimdiki adÕyla
KadÕnÕn Statüsü Genel Müdürlü÷ü; 20 Nisan 1990 günlü Resmi
Gazete'de yayÕmlanan 422 sayÕlÕ KHK ile "KadÕnÕn Statüsü ve
SorunlarÕ BaúkanlÕ÷Õ" adÕyla ve Baúbakana ba÷lÕ olarak kurulmuútur.
Geçen zaman içerisinde hukuki bazÕ de÷iúiklikler olsa ve de÷iúik
bakanlÕklara ba÷lansa da Genel Müdürlük 29 Mart 2003 tarih ve
25063 sayÕlÕ Resmi Gazetede yayÕmlanan CumhurbaúkanlÕ÷Õ onayÕ
ile yeniden BaúbakanlÕ÷a ba÷lanmÕútÕr. 5251 sayÕlÕ Genel
Müdürlü÷ün Teúkilat YasasÕ 6 KasÕm 2004 tarihli Resmi Gazetede
yayÕmlanarak yürürlü÷e girmiútir.
60
KadÕnÕn Statüsü Genel Müdürlü÷ünün amacÕ kanunda kadÕnÕn
insan haklarÕnÕn korunmasÕ ve geliútirilmesine yönelik çalÕúmalar
yapmak, kadÕnlarÕn sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaúamdaki
konumlarÕnÕ güçlendirmek, hak, fÕrsat ve imkânlardan eúit biçimde
yararlanmalarÕnÕ sa÷lamak olarak belirlenmiútir. Genel Müdürlü÷ün
görevlerinin baúlÕcalarÕ 5251 sayÕlÕ kanunun 3. maddesinde úu
úekilde sÕralanmaktadÕr:
a) KadÕna karúÕ her türlü ayrÕmcÕlÕ÷Õ önlemek, kadÕnÕn insan
haklarÕnÕ geliútirmek, kadÕnÕ ekonomik, sosyal ve kültürel
alanlarda etkin hale getirmek ve e÷itim düzeyini yükseltmek
amacÕyla yapÕlacak her türlü çalÕúmaya destek vermek, bu
konularda stratejiler geliútirmek, plan ve programlarÕ oluúturmak
ve temel politikalarÕn belirlenmesine katkÕda bulunmak.
b) KanunlarÕ ve idari düzenlemeleri görev alanÕ çerçevesinde
izleyerek kadÕnlarÕn eúit hak ve fÕrsatlara ulaúmasÕnÕ sa÷layacak
çalÕúmalar yapmak.
c) KadÕna yönelik her türlü úiddet, taciz ve istismarÕn önlenmesi için
çalÕúmalarda bulunmak; kadÕnÕn aile ve sosyal yaúamdan
kaynaklanan sorunlarÕnÕn çözümüne destek oluúturmak.
d) KadÕnlara kanunlarla verilen haklarÕn tam ve eúit kullanÕlabilmesi
ve kadÕn-erkek eúitli÷inin toplumsal kalkÕnma sorunu olarak
algÕlanmasÕ amacÕyla kamuoyunu bilgilendirmek.
e) Sa÷lÕk, e÷itim, kültür, çalÕúma ve sosyal güvenlik baúta olmak
üzere bütün alanlarda kadÕnlarÕn ilerlemesini sa÷layÕcÕ ve karar
mekanizmalarÕna katÕlÕmÕnÕ artÕrÕcÕ çalÕúmalarda bulunmak.
1.5.10. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Aile, kadÕn ve çocuk alanÕnda birçok çalÕúma baúlatan Himaye-i
Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu), 30 Haziran 1921
tarihinde Ankara'da kurulmuútur. Çocuk Esirgeme Kurumu 1961
yÕlÕnda kÕsa bir süre Sa÷lÕk ve Sosyal YardÕm BakanlÕ÷Õnca atanan
idare heyetince yönetilmiútir. 1980 yÕlÕna gelindi÷inde Kurum
ekonomik sÕkÕntÕlar yaúamaya baúlamÕú ve bazÕ olumsuzluklar
bahane edilerek 1981 yÕlÕnda askeri yönetimce kapatÕlmÕútÕr.
Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu, 24. 05. l983 tarihinde kabul
edilen, 27.05.l983 tarih ve 18059 sayÕlÕ Resmi Gazete de yayÕnlanan
2828 SayÕlÕ Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu
ile tarihe karÕúarak, kamu tüzel kiúili÷i olan katma bütçeli bir kuruluú
haline getirilmiútir. Kanunun geçici 1. Maddesi “Sa÷lÕk ve Sosyal
YardÕm BakanlÕ÷Õ Sosyal Hizmetler Genel Müdürlü÷ünce iúletilen
61
veya yatÕrÕm programlarÕnda yer alÕp halen inúaatlarÕ sürdürülen kreú
ve gündüz bakÕmevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri;
Devlet YatÕrÕm programlarÕ çerçevesinde yaptÕrÕlmÕú bulunan ya da
Kanun yürürlü÷e girdi÷i tarihte inúa edilmekte olan çocuk bakÕm ve
yetiútirme yurtlarÕ; øl Korunmaya Muhtaç Çocuklar Koruma
Birlikleri ve bunlara ba÷lÕ çocuk bakÕm ve yetiútirme yurtlarÕ ile her
türlü kuruluúlarÕ; varlÕ÷Õ sona erdirilen Türkiye Çocuk Esirgeme
Kurumu'nun Genel Merkezi, øl Merkezi, ba÷ÕmsÕz úube, úube,
ba÷ÕmsÕz kol ve kollarÕna ait tüm büro, kuruluú ve iúletmeleri;
bunlarÕn döner sermayeleri; tüm taúÕnÕr ve taúÕnmaz mallarÕ, alacak
ve borçlarÕ ile Kuruma devrolunur” demektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, 1991 YÕlÕnda
çÕkarÕlan Kanun Hükmünde bir kararname ile BaúbakanlÕ÷a ba÷lÕ
olarak hizmetlerini sürdürme÷e baúlamÕútÕr. KHK’nin 5. Maddesine
göre “genel esaslar içinde bu Kanunla verilen görevleri yapmak
üzere Sosyal Hizmetler DanÕúma Kurulu ile BaúbakanlÕ÷a ba÷lÕ
kamu tüzelkiúili÷ine sahip katma bütçeli Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlü÷ü kurulmuútur”. AyrÕca Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlü÷ünün merkez
teúkilatÕnÕn Ankara´da oldu÷u belirtilmiútir. Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlü÷ü halen 81 ilde taúra
teúkilatÕnÕ kurmuú ve korunmaya muhtaç; aile, çocuk, genç, özürlü,
yaúlÕ ve topluma hizmetlerini sürdürmektedir.
1.5.11. KadÕn Konukevleri
SHÇEK, ulusal kalkÕnma plan hedefleri, Türkiye’nin taraf
oldu÷u uluslararasÕ sözleúmeler, belgeler ve kararlarÕn öngördü÷ü
yükümlülükler ve görevler arasÕnda da yer aldÕ÷Õ üzere, kadÕn
istismarÕnÕ önleme politikalarÕnÕn geliútirilmesi, yasal önlemlerin
alÕnmasÕ, istismara u÷rayan yada bu riski taúÕyan kadÕnlar için
koruyucu ve destek hizmetlerinin sa÷lanmasÕ gerekti÷i bilinci ile
istismara u÷rayan veya bu riski taúÕyan kadÕnlara yönelik
hizmetlerini a÷ÕrlÕklÕ olarak kadÕn konukevleri ile vermektedir.
KadÕn konukevlerinden yararlananlara bakÕldÕ÷Õnda geniú bir
yelpaze görülebilir. Eúler arasÕ anlaúmazlÕklar nedeniyle evini terk
eden ya da eúleri tarafÕndan terk edilen ve bu sebeple yardÕma ihtiyaç
duyan kadÕnlar, fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara
u÷rayan kadÕnlar, boúanma ya da eúin ölümü nedeniyle ekonomik ve
sosyal yoksunluk içine düúmüú kadÕnlar, istenmeyen evliliklere
zorlanan kadÕnlar, evlilik dÕúÕ hamile ya da çocuk sahibi olan ve bu
nedenle ailesi tarafÕndan kabul edilmeyen kadÕnlar, daha önce
62
uyuúturucu, alkol ba÷ÕmlÕlÕ÷Õ olup, bu konuda tedavi görmüú ve
alÕúkanlÕklarÕnÕ terk etmiú kadÕnlar, cezaevinden yeni çÕkmÕú olup,
yardÕm ve deste÷e ihtiyacÕ olan kadÕnlar ile kontrolleri dÕúÕnda oluúan
çevre koúullarÕ nedeniyle ekonomik ve sosyal yoksunluk içine
düúmüú kadÕnlar yararlanmaktadÕr.
Türkiye’de úiddete u÷rayan kadÕnlara hizmet veren sÕ÷Õnma evi
sayÕsÕnÕn yeterli oldu÷unu söylemek mümkün de÷ildir. Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ba÷lÕ olarak hizmetlerini
sürdüren ve 2003 yÕlÕna kadar 8 olan kadÕn konukevi sayÕsÕ bu
tarihten sonra hizmete açÕlan 11 kadÕn konukevi ile 19'a, kapasite
toplamÕ ise 170'den 385'e ulaúmÕútÕr. 2006 yÕlÕ sonuna kadar kadÕn
konukevlerinden yararlanan kadÕn sayÕsÕ 6044'e, çocuk sayÕsÕ ise
4596'a ulaúmÕútÕr. Belediyeler bünyesinde de 3 adet konuk evi
mevcuttur. Ancak bu sayÕlar her geçen gün artÕú yönünde
de÷iúmektedir.
12 Temmuz 1998 tarih ve 23400 sayÕlÕ Resmi Gazete’de
yayÕmlanarak yürürlü÷e girmiú bulunan “Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu’na Ba÷lÕ KadÕn Konukevleri Yönetmeli÷i”,
fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara u÷rayan kadÕnlarÕn
psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarÕnÕn çözümlenmesi sÕrasÕnda varsa
çocuklarÕyla birlikte ihtiyaçlarÕnÕ karúÕlamak amacÕyla geçici bir süre
kalabilecekleri yatÕlÕ sosyal hizmet kuruluúlarÕ olan kadÕn
konukevlerinin
hizmet
esaslarÕnÕ
ve
yasal
dayana÷ÕnÕ
oluúturmaktadÕr.
KadÕn konukevlerinde kadÕnlara meslek edinmelerine yönelik
yaygÕn e÷itim, iúgücü e÷itimi ve benzeri e÷itim olanaklarÕ
sa÷lanmaktadÕr. Bu çerçevede 2006 yÕlÕ sonuna kadar bu
hizmetlerden yararlanan kadÕnlarÕn 1124'ü bir iúe yerleúmiútir. KadÕn
konukevlerinde; ayrÕca psiko-sosyal destek de sa÷lanmaktadÕr. Aile
veya eúle bir araya gelmeyi tercih etmeleri durumunda ailenin úiddet
içermeyen bir ortam haline gelmesi ve çocuklarÕn úiddetten uzak,
sa÷lÕklÕ bir ortamda yetiúmesi için aile iliúkilerinin sa÷lÕklÕ
sürdürülmesinin sa÷lanmasÕna yönelik e÷itim ve destek de
verilmektedir.
KadÕn konukevleri ayrÕca, aile içi úiddetten ma÷dur olan kadÕnÕ
koruyucu yasal önlemlerin alÕnmasÕnÕ sa÷layan 4320 sayÕlÕ “Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanun”un uygulanmasÕ amacÕyla kadÕn
konukevine kabulü için il müdürlüklerine baúvuran kadÕnlardan aile
içi úiddete maruz kalmÕú olanlara, Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ’na yazÕlÕ
ihbarda bulunmalarÕ konusunda rehberlik yapÕlmaktadÕr.
63
2001 tarihinde yürürlü÷e giren “Özel Hukuk Tüzel Kiúileri ile
Kamu Kurum ve KuruluúlarÕnca AçÕlan KadÕn Konukevleri
Yönetmeli÷i” gere÷i SHÇEK dÕúÕnda açÕlan özel hukuk tüzel kiúileri
ile kamu kurum ve kuruluúlarÕna kadÕn konukevleri/sÕ÷ÕnaklarÕnÕn
açÕlÕú ve iúletilmelerine rehberlik de yapÕlmaktadÕr. BuralarÕn açÕlÕú
izni de SHÇEK tarafÕndan verilmektedir. ùiddete u÷rayan kadÕnlara
hizmet vermek üzere Belediyeler de Belediye Kanunu ile yetkili
kÕlÕnmÕútÕr. Bu Kanunla Büyükúehir Belediyeleri ile nüfusu
50.000’ni geçen belediyelere kadÕnlar ve çocuklar için koruma evleri
açmak yükümlülü÷ü getirilmiútir. Böylece úiddete u÷rayan kadÕnlara
verilen koruyucu ve önleyici hizmetlerin geliútirilmesi mümkün
olacaktÕr.
1.5.12. Aile DanÕúma Merkezleri
Aile DanÕúma Merkezleri, 6 Haziran 1997 tarih ve 23011 sayÕlÕ
Resmi Gazete’de yayÕmlanarak yürürlü÷e giren 572 sayÕlÕ Kanun
Hükmünde Kararname ile 2828 SayÕlÕ Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Kanunu’nun 3.Maddesinin “e” bendine eklenen 8.
fÕkra’ya dayanÕlarak açÕlmÕútÕr. Buralar ailelerin ekonomik,
toplumsal, kültürel ve psikolojik sorunlarla baú edebilmeleri için
korunup desteklenerek e÷itilip güçlendirilmesi; tedavi ve rehabilite
edilmesi amacÕyla açÕlan merkezlerdir.
Söz konusu merkezler, ücretsiz olarak hizmet vermekte olup
bireyler buralara telefonla veya bizzat giderek baúvuruda
bulunulabilmektedirler. Bu merkezlere yapÕlan baúvurular ve verilen
hizmetler ile ilgili bilgiler gizlilik esaslarÕ çerçevesinde
korunmaktadÕr. Aile DanÕúma Merkezleri, 11.09.2001 tarih ve 102
sayÕlÕ bakan onayÕ ile yürürlü÷e giren “Aile DanÕúma Merkezi
ÇalÕúma EsaslarÕ HakkÕnda Yönerge” do÷rultusunda hizmetlerini
yürütmektedir. Merkezler, ailelerin kolay ulaúabilece÷i, nüfusun
yo÷un oldu÷u yerleúim birimlerinde Valili÷in teklifi Genel
Müdürlü÷ün OnayÕ ile hizmete açÕlÕr.
Söz konusu merkezlerde, aile hayatÕnÕn geliútirilmesi ve
güçlendirilmesi yoluyla ailenin refahÕ, mutlulu÷u ve bütünlü÷ünün
sa÷lanmasÕ, uyumlu aile iliúkilerine katkÕda bulunulmasÕ, aileyi bir
arada tutan ba÷larÕn kuvvetlendirilmesi, aile üyelerinin kiúiliklerinin
sa÷lÕklÕ biçimde geliúmesi, birey olma potansiyellerinin
güçlendirilmesi ve toplumsal yaúama uyumlarÕnÕn sa÷lanmasÕ,
sa÷lÕklÕ çocuk yetiútirme bilgi ve becerilerinin geliútirilmesi ile aile
sisteminde özgürlük, sorumluluk ve toplumsal de÷erler arasÕnda bir
denge sa÷lanmasÕ amaçlanmaktadÕr.
64
Bunlarla birlikte; aile içi úiddetin önlenmesi, kadÕnÕn toplum ve
aile içerisindeki statüsünün yükseltilmesine yönelik programlarÕn
geliútirilmesi ve 4320 SayÕlÕ “Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun”un
gerekli hallerde yaúama geçirilmesi konusunda aile e÷itilerek
desteklenmekte, rehberlik ve danÕúmanlÕk hizmeti verilerek ailenin
toplumsal ve ekonomik de÷iúimi için uyumuna yardÕmcÕ
olunmaktadÕr. ølgili yönerge ayrÕca üniversiteler ya da tam teúekküllü
devlet hastaneleri, konuyla ilgili sivil toplum kuruluúlarÕ, bu konuda
hizmet veren kamu ve özel sektör kuruluúlarÕ ile eúgüdüm ve iúbirli÷i
yapÕlarak, panel, seminer, konferans, söyleúi gruplarÕ gibi e÷itsel
destek programlarÕ düzenlenmesini öngörmektedir.
Aile DanÕúma Merkezlerinin verdi÷i hizmetler “Aile DanÕúma
Merkezi ÇalÕúma EsaslarÕ HakkÕnda Yönerge”nin 8.maddesine göre
sosyal çalÕúmacÕ, psikolog, çocuk geliúimci, hekim (tercihen aile
veya toplum hekimi) ve avukat aracÕlÕ÷Õ ile verilmektedir. Bu
aktörler sorunlarÕn saptanarak, bunlara dayalÕ tedavi planlarÕnÕn
hazÕrlanmasÕ ve uygulanmasÕ sürecinde aktif olarak görev
almaktadÕrlar.
KadÕna yönelik úiddet; tüm dünyada oldu÷u gibi ülkemizde de
ciddi bir sorun olarak karúÕmÕza çÕkmakta, kadÕnÕn bireysel ve
toplumsal iúlevlerini hakkÕyla yerine getirmesine engel teúkil
etmekte, özel yaúamÕnÕ, iúini ve di÷er sorumluluklarÕnÕ yerine
getirebilmesinde güçlüklerle karúÕlaúmasÕna neden olmaktadÕr.
“ùiddete u÷rayan kadÕnÕn de÷erleri, nitelikleri, kararlarÕ yok olmakta,
“ben” duygusu yitirilmekte, kimlik kaybÕ görülmekte, sa÷lÕk
sorunlarÕ artmakta, giriúimcili÷i geliúmedi÷i gibi tam tersine
kaybolmaya baúlamaktadÕr. ùiddete u÷rayan kadÕnlar kimlik ve
düúünce geliútirmekte zorlanmakta ve toplumsal tavÕr alÕúlarda yer
alamamaktadÕrlar.” (DPT KadÕn Alt Komisyon Raporu, 1993)
1.5.13. Sivil Toplum KuruluúlarÕ
Sivil toplum kuruluúlarÕnÕn (STK’lerin) önemi Türkiye’de
giderek artmaktadÕr. SayÕlarÕnÕn ve kamuoyundaki etkilerinin de
oldukça artmasÕ bunu açÕkça ortaya koymaktadÕr. 4320 sayÕlÕ
kanunun hazÕrlÕ÷Õ, yasalaúmasÕ, yürürlü÷e konmasÕ, tanÕtÕlmasÕ,
uygulamada yer bulmasÕ, uygulamada karúÕlaúÕlan aksaklÕklar
hakkÕnda ilgililerin bilgilendirilmesi gibi konularda Sivil Toplum
KuruluúlarÕnÕn olumlu etkisi oldukça büyüktür. Özellikle kadÕn ve
aile üzerine çalÕúan Sivil Toplum KuruluúlarÕ, vatandaúlara daha
yakÕn olmalarÕ dolayÕsÕ ile gerçekleútirdikleri faaliyetlerle
65
ulaúabildikleri kadÕnlara yönelik de÷iúen ve geliúen yasal
düzenlemeleri anlatan çalÕúmalar yapmaktadÕrlar. Bu türden yeni
yapÕlan düzenlemelerin basÕn tarafÕndan duyurulmasÕnÕn yanÕnda
Sivil Toplum KuruluúlarÕnca yapÕlan çalÕúmalarÕn konunun daha
fazla görünür ve uygulanÕr olmasÕnÕ sa÷ladÕ÷Õ görülmektedir.
Bu nedenle de 2006/17 SayÕlÕ BaúbakanlÕk Genelgesi UyarÕnca 8
Eylül 2006 tarihinde Ankara'da Gerçekleútirilen "KadÕna Yönelik
ùiddet, Töre/Namus Cinayetleri Çözüm Önerilerinin Hayata
Geçirilmesi" Konulu ToplantÕnÕn Sonuç Raporu’nda “Devlet
BakanlÕ÷Õ sivil hareketi koordine eden bir kurul gibi çalÕúmalÕdÕr.
AyrÕca, BakanlÕ÷Õn sivil tepkileri dikkate alarak izleyecek bir birim
oluúturmasÕ gerekmektedir” denmiútir.
KadÕna yönelik ve aile içi úiddetin önlenmesi amacÕyla atÕlan
bütün adÕmlarÕn arkasÕnda, itici güç olarak Sivil Toplum KuruluúlarÕ
bulunmaktadÕr. KadÕna yönelik úiddet söz konusu oldu÷unda, refah
düzeyinin, ö÷renim düzeyinin herhangi bir fark yaratmadÕ÷ÕnÕ
kadÕnlarÕn fark etmeleri Türkiye’de sivil toplum tarafÕndan ortaya
konulan kadÕn hareketlerinin hÕzlandÕran etkisini oluúturmuútur
denebilir.
Üniversite bitirmiú pek çok kadÕnÕn, yine üniversite bitirmiú pek
çok erkek tarafÕndan, çeúitli úiddet biçimlerine maruz bÕrakÕldÕ÷ÕnÕn
görülmesi, Türkiye’nin geliúen ve de÷iúen toplumsal yapÕsÕ içinde,
çok de÷iúik görev ve sorumluluklara talip olan kadÕnÕn, hâlâ evde
úiddete maruz kalmaktan kurtulamamasÕ, Sivil Toplum
KuruluúlarÕnÕn, bu konudaki mücadelelerine temel dayanak noktasÕ
oluúturmuútur.23
KadÕna yönelik ve aile içi úiddete duyarlÕlÕk yaygÕnlaúma÷a
baúlamasÕ, konunun yazÕlÕ ve görsel basÕnda daha çok yer bulmasÕ,
namus cinayetleri, kadÕna yönelik ve aile içi úiddet gibi kavramlarÕn
daha çok duyulur olmasÕ, yasal ve yönetsel düzenlemelerin yapÕlmasÕ
gereklili÷ini ortaya koymuútur. Bunun sonucunda 1998’de 4320
sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun yürürlü÷e girmiú, Medeni
Kanun ve Türk Ceza Kanunu’nda yapÕlan köklü de÷iúiklikler
yapÕlmÕútÕr. Bu konularda yapÕlan düzenlemelerin takibi,
uygulamadaki aksaklÕklar yine Sivil Toplum KuruluúlarÕnÕn baúlÕca
görevleri arasÕnda yer almÕútÕr.
23
ArÕn, M. Canan. “Türkiye’de KadÕn Sivil Toplum KuruluúlarÕnÕn KadÕnlarÕn
Yasal KonumlarÕna Etkileri”, SøVøL TOPLUM DERGøSø YIL : 2 SAYI : 8 /
EKøM - ARALIK 2004 http://www.siviltoplum.com.tr/? ynt=icerikdetay&
icerik=92&id=316 e.t. 16.11.2007
66
ArÕn’Õn da ifade etti÷i gibi “Geçen yÕllarla kadÕn örgütlerinin
sayÕsÕ iyice artmÕú hemen her ilde bir veya birden çok kadÕn örgütü
kurulmuútur. Bu örgütler devletin yapmadÕ÷Õ veri toplama iúinden
bölgelerinde sÕk görülen kadÕn haklarÕ ihlalleri ile ilgili durumlarÕn
düzeltilmesi amacÕ ile ulusal ve uluslararasÕ alanda ciddi çalÕúmalar
yapmÕútÕr.”24 SayÕlarÕnÕn yanÕnda niteliklerinin de arttÕ÷Õ gözlenen
Sivil Toplum KuruluúlarÕ, artÕk kadÕn konusunun hem sahibi hem
takipçisi olmuúlardÕr.
Ancak baúlangÕçta devlet kurumlarÕnÕn yapmadÕ÷ÕnÕ yapmaya
çalÕúan Sivil Toplum KuruluúlarÕ hem kendilerince hem de devletin
kimi kurumlarÕ tarafÕndan, devlet kurumlarÕna karúÕ rakip gibi
algÕlanmÕú, acÕmasÕzca yapÕlan eleútirilerin, devlet kurumlarÕndan
ba÷ÕmsÕz hareketlerin kadÕna ve aileye yönelik úiddetin
azaltÕlmasÕnda sonuçsuz kaldÕ÷ÕnÕn görülmesi üzerine, güven ve
iúbirli÷ine dayalÕ adÕmlar karúÕlÕklÕ atÕlmaya baúlanmÕútÕr.
AyrÕca zamanla olgunlaúan ve kurumsallaúan bir yapÕya kavuúan
Sivil Toplum KuruluúlarÕ ile devletin ilgili kurumlarÕ arasÕnda
diyalog ve iúbirli÷i ortamÕ, hem kamuoyunun deste÷i hem de yeni
yasal ve yönetsel düzenlemelerin getirdi÷i uygun atmosfer sayesinde
yapÕcÕ ve birbirini destekleyen bir ortam oluúturmuútur. Bu durum
her iki taraf içinde kazanÕm oldu÷unun görülmesi ile di÷er
düzenlemelerde de oldu÷u gibi 4320 sayÕlÕ kanunun duyurulmasÕ,
uygulanmasÕ, takibi ve aksaklÕklarÕnÕn ortaya çÕkarÕlmasÕnda
karúÕlÕklÕ bir yardÕmlaúma içine girildi÷i gözlemlenmektedir. 4320
sayÕlÕ kanunda yapÕlan de÷iúiklerde devlet kurumlarÕ ile birlikte Sivil
Toplum KuruluúlarÕnÕn do÷rudan etkisi oldu÷u açÕkça görülmektedir.
Bütün bunlarÕn yanÕnda Sivil Toplum KuruluúlarÕ arasÕnda görüú
ayrÕlÕklarÕ vardÕr. Bir kÕsmÕ kadÕn konusunu aileden ba÷ÕmsÕz olarak,
sadece kadÕn olarak ele almakta ve görüúlerini bu salt kadÕn özelli÷i
temeline dayandÕrmaktadÕr. Di÷er bir kÕsÕm Sivil Toplum KuruluúlarÕ
ise kadÕnÕ, kadÕn olma özellikleri ile birlikte ailenin ayrÕlmaz parçasÕ
olarak da görmekte ve kadÕn konusunu aile kurumu ile birlikte ele
almaktadÕr. Bu yaklaúÕm farkÕ, ailenin korunmasÕ ve aile kurumunun
yaúatÕlmasÕ konusundaki taleplerde farklÕlÕklar ortaya çÕkarmaktadÕr.
Devlet kurumlarÕnÕn bakÕú açÕsÕ düúünüldü÷ünde, yapÕlan
düzenlemelerin kadÕnÕ, temelde kanun önünde eúit bir birey olarak
24
ArÕn, M. Canan. “Türkiye’de KadÕn Sivil Toplum KuruluúlarÕnÕn KadÕnlarÕn
Yasal KonumlarÕna Etkileri”, Sivil Toplum Dergisi YÕl : 2 SayÕ : 8 / Ekim AralÕk 2004 http://www.siviltoplum.com.tr/?ynt=icerikdetay& icerik= 92&
id=316 e.t. 16.11.2007
67
ele almakla birlikte Medeni Kanun’da, Türk Ceza Kanunu’nda,
Devlet MemurlarÕ Kanunu’nda, øú Kanunu’nda ve benzeri birçok
kanunda pozitif ayÕrÕmcÕlÕ÷a tabi tuttu÷u gözlenmekle birlikte 4320
SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’da en son de÷iúiklikle
kadÕn, ailedeki ve aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan bireylerden biri olarak
görülmektedir.
1998 tarihinde yapÕlan ilk düzenlemede, úiddet gören, úiddete
maruz kalan eúlerden biri olarak sadece kadÕn görülmekteydi. Bu
günkü haliyle 4320 sayÕlÕ kanun, kadÕn ve erkek eúitli÷i üzerinde
durmaktadÕr. Ancak son úekli ile 4320 sayÕlÕ kanun kadÕna ve
çocuklara yönelik olarak pozitif ayÕrÕmcÕlÕk yapmaya devam
etmektedir.25
Ailenin korunmasÕ ve aile kurumunun yaúatÕlmasÕ konusunda
ortak payda da buluúan devlet kurumlarÕ ile Sivil Toplum KuruluúlarÕ
için 4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun her iki tarafa
oldukça geniú bir alanda iúbirli÷i olanaklarÕ için güzel bir zemin
hazÕrlamÕútÕr. 4320 sayÕlÕ kanunda Sivil Toplum KuruluúlarÕ, yazÕlÕ
bir úekilde tanÕmlanmamÕú olsa da, kanunun uygulanmasÕ, takip
edilmesi ve aksaklÕklarÕn ortaya çÕkarÕlmasÕ gibi konularda önemli
aktörlerinden biri durumuna gelmiútir.
KadÕna yönelik ve aile içi úiddetin ortadan kaldÕrÕlmasÕ
bugünden yarÕna gerçekleútirilebilecek bir nitelik taúÕmamaktadÕr. Bu
nedenle, úiddet ma÷durlarÕna destek verme ihtiyacÕ sürmekte ve
kadÕn konukevleri/sÕ÷ÕnaklarÕ bu destekler arasÕnda önemli bir yer
tutmaktadÕr. Bu kuruluúlarÕn yaygÕnlaútÕrÕlmasÕ, daha çok kadÕn ve
çocu÷a destek sa÷lanmasÕ için çaba harcanmasÕ gerekti÷i açÕk olup,
bu alanda di÷er kamu ve sivil toplum kuruluúlarÕ ile yapÕlacak
iúbirli÷inin sa÷lanmasÕ önemli görülmektedir.
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un getirdi÷i
sistemde úiddet gören bireylerin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ de÷il, tam
25
4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’daki de÷iúiklik tasarÕsÕnÕn genel
gerekçesinde;“AnayasanÕn “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” baúlÕklÕ
Üçüncü Bölümünün “Ailenin korunmasÕ” baúlÕklÕ 41 inci maddesinde “Aile, Türk
toplumunun temelidir ve eúler arasÕnda eúitli÷e dayanÕr. Devlet, ailenin huzur ve
refahÕ ile özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ ve aile planlamasÕnÕn ö÷retimi
ile uygulanmasÕnÕ sa÷lamak için gerekli tedbirleri alÕr.” hükmü bulunmakla;
Devlet özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕnÕ sa÷lamakla yükümlü
tutulmaktadÕr. Bu nedenle úiddet uygulayan bireyin herhangi bir rahatsÕzlÕ÷ÕnÕn
bulunup bulunmadÕ÷Õ hususunun tespiti ve tedavisi ile uyguladÕ÷Õ veya
uygulayaca÷Õ úiddetin ortadan kaldÕrÕlmasÕ amaçlanmaktadÕr” denmektedir.
68
tersine úiddet uygulayan bireylerin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ yöntemini
benimsemekte, bu tedbire aykÕrÕ hareket eden úiddet uygulayan
kiúiye de hürriyeti ba÷layÕcÕ (hapis) cezasÕ öngörmekte ve evden
uzaklaútÕrma tedbirine aykÕrÕ davranan kiúiyi caydÕrmayÕ
amaçlamaktadÕr. KadÕn sÕ÷Õnma evleri yöntem olarak úiddet görenleri
bulunduklarÕ ortamdan kurtarmak amacÕyla ortaya çÕkan bir
sistemdir.
KadÕn sÕ÷Õnma evleri kadÕna yönelik ve aile içi úiddeti önleyici
nitelikten daha çok, bu türden olaylara maruz kalmÕú kiúilere bir
sÕ÷Õnak, bir kurtuluú yeri olmayÕ amaçlamasÕ bakÕmÕndan 4320 sayÕlÕ
kanunun ve di÷er kanunlarÕn engel olamadÕ÷Õ, hatta ölümcül
sonuçlara ulaúabilecek úiddetten kaçÕnmak için zorunluluk taúÕyan,
vazgeçilmez kurumlar arasÕna girmiútir.
Bu nedenle øçiúleri BakanlÕ÷Õ 10.01.2007 tarihinde Valiliklere
gönderdi÷i genelgede, ‘töre ve namus cinayetleri ile kadÕn ve çocu÷a
yönelik úiddetin önlenmesine iliúkin tedbirler’ kapsamÕnda ‘sÕ÷Õnma
evleri bulunmayan belediyeler acilen kadÕn ve çocuk sÕ÷Õnma evleri
açsÕn’ talimatÕnÕ vermiútir.26 Türkiye’de KadÕn SÕ÷Õnma Evleri
1990’lardan bu yana çok çeúitli tartÕúmalara konu olmuútur.
Öncelikle sivil toplum kuruluúlarÕnÕn çabasÕyla “kadÕn sÕ÷Õnma
evleri” kavramÕ oluúturuldu.
ølk olarak Avrupa’da 1960’larda bu yerler, fiziksel, duyusal,
cinsel ve ekonomik úiddete u÷rayan kadÕnlarÕn, psiko-sosyal ve
ekonomik sorunlarÕnÕn çözümlenmesi ve bu süreçte varsa
çocuklarÕyla birlikte yatÕlÕ olarak kalabilmeleri için “sÕ÷Õnma evleri”
olarak ortaya çÕkmÕútÕr.27
Türkiye’de 1995’te Mor ÇatÕ tarafÕndan ilk “kadÕn sÕ÷Õnma evi”
açÕlmÕútÕr. Türkiye’de ilk sÕ÷Õnma evinin kurulmasÕnÕn ardÕndan 1995
ile 2004 yÕllarÕ arasÕnda sadece 3 büyük ilde toplam 9 adet sÕ÷Õnma
evi açÕlmÕútÕr.28 Avrupa Birli÷i’ne uyum sürecinde 2005 yÕlÕnda
uyum yasalarÕna göre ise nüfusu 50.000’i geçen tüm belediyelerde en
az bir kadÕn sÕ÷Õnma evi bulunmasÕ zorunlulu÷u getirilmiútir. Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK’e) Ba÷lÕ KadÕn
Konukevlerinde bulunmaktadÕr.
26
http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/2007/Ocak2007.htm
e.t. 16.11.2007
27
http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=14984 e.t.
16.11.2007
28
http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=14984 e.t.
16.11.2007
69
Fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara u÷rayan
kadÕnlarÕn psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarÕnÕn çözümlenmesi
sÕrasÕnda varsa çocuklarÕyla birlikte ihtiyaçlarÕnÕ karúÕlamak
amacÕyla geçici bir süre kalabilecekleri yatÕlÕ sosyal hizmet
kuruluúlarÕ olan kadÕn konukevlerinde; 12 Temmuz 1998 tarih ve
23400 sayÕlÕ Resmi Gazete’de yayÕmlanarak yürürlü÷e girmiú
bulunan “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na Ba÷lÕ
KadÕn Konukevleri Yönetmeli÷i” uyarÕnca hizmet verilmektedir.
Fiziksel, duyusal, cinsel ve ekonomik istismara u÷rayan
kadÕnlar, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarÕnÕn çözümlenmesi ve bu
süreçte varsa çocuklarÕyla birlikte yatÕlÕ olarak kalabilmeleri yatÕlÕ bir
sosyal hizmet kuruluúu için baúvuruda bulunmaktadÕr.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK), ulusal
kalkÕnma plan hedefleri, Türkiye’nin de taraf oldu÷u uluslararasÕ
sözleúmeler, belgeler ve kararlarÕn öngördü÷ü yükümlülükler ve
görevler arasÕnda da yer aldÕ÷Õ üzere, kadÕn istismarÕnÕ önleme
politikalarÕnÕn geliútirilmesi, yasal önlemlerin alÕnmasÕ, istismara
u÷rayan ya da bu riski taúÕyan kadÕnlar için koruyucu ve destek
hizmetlerinin sa÷lanmasÕ için istismara u÷rayan veya bu riski taúÕyan
kadÕnlara yönelik hizmetlerini a÷ÕrlÕklÕ olarak kadÕn konukevleri ile
vermektedir. KadÕn konukevlerinde; kadÕnlarÕn durumlarÕnÕn, aileleri
ya da eúleri ile olan anlaúmazlÕklarÕnÕn incelenmesi ve sorunlarÕnÕn
giderilmesine yönelik mesleki çalÕúmalar yapÕlmaktadÕr.
SHÇEK’e ba÷lÕ kadÕn konukevlerinden yaralananlar;
x
eúler arasÕ anlaúmazlÕklar nedeniyle evini terk eden ya
da eúleri tarafÕndan terk edilen ve bu sebeple yardÕma
ihtiyaç duyan kadÕnlar,
x
fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara
u÷rayan kadÕnlar,
x
boúanma ya da eúin ölümü nedeniyle ekonomik ve
sosyal yoksunluk içine düúmüú kadÕnlar,
x
istenmeyen evliliklere zorlanan kadÕnlar,
x
evlilik dÕúÕ hamile ya da çocuk sahibi olan ve bu
nedenle ailesi tarafÕndan kabul edilmeyen kadÕnlar,
x
daha önce uyuúturucu, alkol ba÷ÕmlÕlÕ÷Õ olup, bu
konuda tedavi görmüú ve alÕúkanlÕklarÕnÕ terk etmiú
kadÕnlar,
70
x
cezaevinden yeni çÕkmÕú olup, yardÕm ve deste÷e
ihtiyacÕ olan kadÕnlar
x
kontrolleri dÕúÕnda oluúan çevre koúullarÕ nedeniyle
ekonomik ve sosyal yoksunluk içine düúmüú
kadÕnlar’dan oluúmaktadÕr.29
KadÕn Konukevine kabulünü isteyen kadÕnlar øl Sosyal
Hizmetler Müdürlü÷üne bir dilekçe ile baúvuruda bulunabilir ve
baúvurularÕ ilgili meslek elamanÕ tarafÕndan de÷erlendirildikten sonra
KadÕn Konukevine yerleútirilirler. KadÕn Konukevinde kalma süresi
3 ay olarak belirlenmiútir. KadÕn sÕ÷Õnma evlerine kabul edilirken
kadÕnlardan genel olarak30;
1.
Dilekçe,
2.
Nüfus CüzdanÕ, VukuatlÕ Nüfus KayÕt Örne÷i,
3.
KadÕnÕn bulaúÕcÕ ve sürekli tÕbbi bakÕm isteyen bir hastalÕ÷Õ
bulunmadÕ÷Õ, ruh sa÷lÕ÷ÕnÕn yerinde oldu÷u, alkolik ve
uyuúturucu madde ba÷ÕmlÕsÕ olmadÕ÷Õna dair sa÷lÕk raporu,
4.
KadÕn, çocuklarÕyla müracaatta bulunduysa çocuklarÕn nüfus
cüzdanÕ,
5.
KadÕn evliyse evlenme cüzdanÕ, boúandÕysa boúanma
belgeleri,
6.
KadÕn herhangi bir úiddete maruz kaldÕysa polis tutana÷Õ,
gibi belgeler istenmektedir. Belirtilen kötü koúullara maruz kalmÕú
kadÕnlar, varsa çocuklarÕyla birlikte, øl Sosyal Hizmetler
Müdürlü÷ü'ne úahsen müracaat edebilmektedirler. KadÕn
Konukevlerine girmek üzere yapÕlan baúvurular øl Sosyal Hizmet
Müdürlüklerince de÷erlendirilmektedir.
KadÕn konukevlerinin; úiddete u÷radÕ÷Õ kiúilerden kaçan ve izinin
bulunmasÕnÕ istemeyen kadÕnlarÕn can güvenli÷inin sa÷lanabilmesi
ve úiddet uygulayan kiúilerin iz sürmesi nedeniyle olabilecek
olumsuz olaylarÕn önlenebilmesi açÕsÕndan gizlili÷i büyük önem
taúÕmakta ve bu baúvurularÕn de÷erlendirilmesinde bu durum göz
önünde tutulmaktadÕr.
29
ttp://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_Konukevleri.asp
e.t. 16.11.2007
30
ttp://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_Konukevleri.asp
e.t. 16.11.2007
71
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na ba÷lÕ KadÕn
Konukevlerinde ana hatlarÕyla aúa÷Õda belirtilen hizmetler
verilmektedir31:
x
ùiddete u÷rayan kadÕnlarda úiddet sonucu ortaya çÕkan
umutsuzluk, de÷ersizlik, suçluluk, utanç ve korku gibi
duygularÕn aúÕlmasÕ,
x
Özgüven ve özsaygÕnÕn yeniden yapÕlanmasÕ,
x
Yeni
yaúam
seçeneklerini
sa÷lÕklÕ
belirleyebilmeleri
yönünde
psikolojik
danÕúmanlÕk, hukuksal rehberlik sunulmasÕ,
x
Kendilerine yeterli olabilecekleri bir iú ve meslek
edindirmelerinde gerekli önlemlerin alÕnmasÕ,
x
Aile veya eúle bir araya gelmeyi tercih etmeleri
durumunda ailenin úiddet içermeyen bir ortam haline
gelmesi ve çocuklarÕn úiddetten uzak, sa÷lÕklÕ bir ortamda
yetiúmesi için aile iliúkilerinin sa÷lÕklÕ sürdürülmesinin
sa÷lanmasÕ,
x
øzleme faaliyetlerinin sürdürülmesi.
x
Aile içi úiddetten ma÷dur olan kadÕnÕ koruyucu yasal
önlemlerin alÕnmasÕnÕ sa÷layan 4320 sayÕlÕ “Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanun”un uygulanmasÕ amacÕyla
kadÕn konukevine kabulü için il müdürlüklerine baúvuran
kadÕnlardan aile içi úiddete maruz kalmÕú olanlara,
Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ’na yazÕlÕ ihbarda bulunmalarÕ
konusunda rehberlik yapÕlmaktadÕr. 32
biçimde
destek,
YukarÕda belirtilen çalÕúmalarÕn yanÕ sÕra ortaya çÕkabilecek
de÷iúik sorunlar karúÕsÕnda úiddet kurbanlarÕna gereken di÷er
hizmetlerin sunulmasÕ hedeflenmiútir. KadÕn konukevlerinin
açÕlÕúlarÕndan 2006 yÕlÕ sonuna kadar bu hizmetlerden yararlanan
kadÕnlarÕn 1124'ü bir iúe yerleúerek buralardan ayrÕlmÕútÕr.33 KadÕn
konukevlerinde kadÕn personel istihdam edilmektedir. ødeal bir yapÕ
düúünüldü÷ünde bu türden kurumlarda, sosyal hizmetler veya
psikoloji alanÕnda yüksek ö÷renim yapmÕú bir müdür, sosyal
çalÕúmacÕ, psikolog, çocuk geliúimcisi, hemúire ve genel idare,
31
http://www.shcek.gov.tr/duyuru/apk/2006_Faaliyet_Raporu/2006Faaliyet
Raporu.pdf e.t. 16.11.2007
32
http://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_
Konuk
evleri.asp e.t. 16.11.2007
33
http://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_
Konuk
evleri.asp e.t. 16.11.2007
72
yardÕmcÕ ve teknik hizmetler sÕnÕfÕndan personel görevlendirilmesi
uygun görülmektedir. Ancak uygulamanÕn ayrÕca incelenmesi
gerekmektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ba÷lÕ olarak
hizmetlerini sürdüren ve 2003 yÕlÕna kadar 8 olan kadÕn konukevi
sayÕsÕ, sonradan hizmete açÕlan 11 kadÕn konukevi ile 19'a, kapasite
toplamÕ ise 170'den 385'e ulaúmÕútÕr. KadÕn konukevlerinin
açÕlÕúlarÕnda belirlenen kapasiteleri, úiddet ma÷duru kadÕnlarÕn kadÕn
konukevlerine kabul taleplerinin karúÕlanmasÕnda engel olarak
görülmemekte, birçok kadÕn konukevi gerekirse yatak ilavesi
yaparak kapasitelerinin üstünde hizmet verebilmektedirler. AyrÕca,
kadÕn konukevlerine kabul edilen kadÕnlarÕn kalma sürelerinin
de÷iúkenli÷i nedeniyle do÷an sirkülâsyonla yÕl içinde barÕnan kadÕn
sayÕsÕ toplam kapasitenin üzerinde olmakta ve kadÕnlar
bekletilmeksizin kuruluúlara kabul edilebilmektedirler.
Buna göre, kadÕn konukevlerinin açÕlÕúlarÕndan 2006 yÕlÕ sonuna
kadar yararlanan kadÕn sayÕsÕ 6044'e, çocuk sayÕsÕ ise 4596'a ulaúmÕú
bulunmaktadÕr.34 Ancak kadÕn sÕ÷Õnma evlerine olan taleplerin
karúÕlanmasÕ için bu kapasiteler yetersiz kalmaktadÕr. Türkiye’deki
ma÷durlarÕn dÕúÕnda yabancÕlardan da ma÷dur olanlarÕn bulunmasÕ
karúÕsÕnda 10.01.2007 tarihli øçiúleri BakanlÕ÷Õ Genelgesinin acil
“kadÕn ve çocuk sÕ÷Õnma evi” açÕlmasÕ için ça÷rÕda bulunmasÕ
anlamlÕ gelmektedir. Türkiye’de mevcut sÕ÷Õnma evleri bugünkü
talebi karúÕlayamamaktadÕr.35
Yetiúmiú insan kayna÷Õ açÕsÕndan øl Sosyal Hizmet
Müdürlüklerinde, il müdürleri dahil görevli meslek elemanlarÕ ile
kadÕn konukevleri, aile danÕúma merkezleri ve toplum merkezlerinde
görevli meslek elemanlarÕnÕn; istismar ma÷duru kadÕna yönelik
34
http://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_
Konukevleri.asp e.t. 16.11.2007
35
Bu konuda 29.01.2007 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki Özelm DOöAN’Õn
haberine bakmak talebin ne kadar çok oldu÷unu göstermesi bakÕmÕndan
önemlidir. Söz konusu haberde “Konya KadÕn SÕ÷Õnmaevi Baúkan YardÕmcÕsÕ
Ayfer Erel, gelen taleplere yanÕt veremediklerini, iki bin kiúinin sÕ÷Õnma evine
girmek için sÕrada bekledi÷ini söyledi. Türkiye'de úefkatevlerinin sayÕsÕ ve
kapasitesinin çok az oldu÷unu söyleyen Erel, "En büyü÷ünün Konya'da oldu÷unu
tahmin ediyoruz. Özellikle televizyon ve gazetelerde sÕ÷Õnmaevine iliúkin
haberlerin yayÕnlammasÕ talebi de artÕrdÕ. Ülkemizin dört yanÕndan arayÕp, gelip
burada kalmak istediklerini söylüyorlar. Ancak, maddi imkanlarÕn kÕsÕtlÕ olmasÕ
ve boú yer bulunmamasÕ nedeniyle taleplere cevap veremiyoruz" dedi. Binadaki
250 kiúi, 30 odayÕ paylaúÕyor. BazÕ odalarda 10 kiúi birlikte kalÕyor. Nüfus çok
mekan dar gibi görünse de kimse halinden yakÕnmÕyor.” satÕrlarÕ yer almaktadÕr.
73
hizmetler konusunda bilgi ve deneyim paylaúÕmÕ ortamÕ bulmalarÕ,
konunun uzmanlarÕ tarafÕndan kadÕnÕn toplumdaki yeri, yaúanan
sorunlar, kadÕn ve çocuklarÕn yasal haklarÕ ve bu haklarÕnÕn nasÕl
kullanÕlaca÷Õ, kadÕn bakÕú açÕsÕ ve istismara u÷rayan kadÕna yönelik
hizmetler konusunda bilgilenmelerine yönelik hizmet içi e÷itim,
toplumsal cinsiyet e÷itimi, kadÕnÕn insan haklarÕ e÷itici e÷itimi,
vatandaúlÕk ve çocuk haklarÕ e÷itici e÷itimine katÕlmalarÕ
gerçekleútirilerek, bu e÷itimlerin, hizmetin niteli÷ine olumlu biçimde
yansÕmasÕnÕn sa÷lanmasÕ çalÕúmalarÕ ile di÷er kurum ve kuruluúlara
göre göreceli olarak daha avantajlÕ durumda olan SHÇEK’e ba÷lÕ
birimler 4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un
uygulamasÕnda daha aktif bir görev alabilecek konuma gelmeye aday
kuruluúlardandÕr. Ancak kanunun uygulanmasÕndan sadece genel
kolluk görevli imiú gibi bir izlenim çÕkmaktadÕr. Bu nedenle
SHÇEK’e ba÷lÕ kadÕn konukevlerinde ancak “Cumhuriyet
BaúsavcÕlÕ÷Õ’na yazÕlÕ ihbarda bulunmalarÕ konusunda rehberlik
yapÕlmasÕ” konusunu görev olarak almaktadÕr.36
Özel hukuk tüzel kiúileri ile kamu kuruluúlarÕ da kadÕn sÕ÷Õnma
evleri açabilmektedir. 8 MayÕs 2001 tarih ve 24396 sayÕlÕ Resmi
Gazete’de yayÕmlanarak yürürlü÷e girmiú bulunan “Özel Hukuk
Tüzel Kiúileri ile Kamu Kurum ve KuruluúlarÕnca AçÕlan KadÕn
Konukevleri Yönetmeli÷i” SHÇEK’e ba÷lÕ kurumlar dÕúÕnda açÕlan
kadÕn konukevleri / sÕ÷ÕnaklarÕnÕn açÕlÕú ve iúletilmelerine rehber
olmasÕ, hizmetten yararlanan kadÕn ve çocuklarÕnÕn istismarÕnÕn
önlenmesi, insan onuruna yakÕúan ça÷daú anlayÕú ve koúullara uygun
düzeyde hizmet sunumunun sa÷lanmasÕ amacÕnÕ taúÕmakta olup, bu
alandaki çalÕúmalarÕn desteklenmesi, iúbirli÷i ve dayanÕúmanÕn öne
çÕkarÕlarak uygulanmasÕ öngörülmektedir. KadÕn Konukevi açmak
isteyen özel hukuk tüzel kiúileri ile kamu kurum ve kuruluúlarÕna
rehberlik yapÕlmaktadÕr. Bu Yönetmelik uyarÕnca biri 25 kapasiteli
özel, di÷eri 18 kapasiteli kamuya ait olmak iki kadÕn konukevi
SHÇEK’ten açÕlÕú izni alarak hizmete girmiútir.37
36
http://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_Konukevleri.
asp e.t. 16.11.2007
37
http://www.shcek.gov.tr/hizmetler/Kadin_Aile_Toplum/Kadin_Konukevleri.
asp e.t. 16.11.2007
74
2. ARAùTIRMADA ELDE EDøLEN VERøLERøN IùIöINDA
ORTAYA ÇIKAN 4320 SAYILI KANUNLA øLGøLø
SORUNLAR
YapÕlan araútÕrma ile Türkiye’nin altÕ bölgesinde niteliksel veri
toplama tekni÷i yöntemi derinlemesine mülakat ile elde edilen
veriler analiz edilip de÷erlendirilmiútir. Sonuçta 4320 sayÕlÕ
Kanunun uygulanmasÕnda aksayan yönler, yaúanÕlan sorunlar ve
bunlarla ilgili çözüm tartÕúmalarÕ bu bölümde ele alÕnmÕútÕr. Veri
ve bulgularÕn analizi ile uygulamadaki sorunlu alanlar ve aksayan
yönler bulunmuú ve sÕrasÕyla ele alÕnmÕútÕr. Bu baúlÕklar úunlardÕr:
x
Mevzuattaki Belirsizlik ve Yetersizlikler,
x
Koordinasyon, øúbirli÷i ve øletiúim SorunlarÕ,
x
4320 SayÕlÕ Kanunun Aile ve Toplumsal YapÕ Üzerindeki
Etkisi,
x
4320 SayÕlÕ Kanununun Bilinilirli÷i ve ønsanlarÕn Kanunla
ølgili Bilinçlenmesi,
x
Uygulamadaki AksaklÕklar
2.1. Mevzuattaki Belirsizlik ve Yetersizlikler
Gerçekleútirilen araútÕrmada elde edilen veriler ve bulgular aile
içi úiddetin önlenmesine iliúkin mevzuatta belirsizlikler ve
yetersizlikler oldu÷unu göstermiútir. Bu bölümde bu belirsizlik ve
yetersizlikler baúlÕklar halinde araútÕrmada elde edilen veri ve
bulgularla desteklenerek sÕrasÕyla tartÕúÕlmÕútÕr.
2.1.1. Ailenin korunmasÕna iliúkin anayasal normun somutlaútÕrÕlmasÕnda geç kalÕnmÕútÕr
Ailenin korunmasÕ konusu anayasal düzeyde normatif
düzenlemeye tabi tutulmuútur. 1982 AnayasasÕnÕn “Sosyal ve
Ekonomik Haklar ve Ödevler” baúlÕklÕ Üçüncü Bölümünde yer
alan ve 3.10.2001 tarihinde 4709 sayÕlÕ kanunla de÷iútirilmiú
bulunan “Ailenin KorunmasÕ” baúlÕklÕ 41. maddesi, “Aile, Türk
toplumunun temelidir ve eúler arasÕnda eúitli÷e dayanÕr. Devlet,
ailenin huzur ve refahÕ ile özellikle ananÕn ve çocuklarÕn korunmasÕ
ve aile planlamasÕnÕn ö÷retimi ile uygulanmasÕnÕ sa÷lamak için
gerekli tedbirleri alÕr, teúkilâtÕ kurar” hükmünü içermektedir.
75
AnayasanÕn bu açÕk hükmüne ra÷men 1998 yÕlÕna kadar aile içi
úiddeti önlemeye yönelik olarak, genel normatif düzenlemeler
dÕúÕnda, özel bir normatif düzenlemeye Türk hukukunda yer
verilmemiútir. 14 Ocak 1998 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisinde kabul edilerek 17 Ocak 1998 tarih ve 23233 SayÕlÕ
Resmi Gazete’de yayÕnlanarak yürürlü÷e girmiú bulunan 4320
SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun, aile içi úiddeti önleme
konusunda ülkemizde yapÕlan ilk spesifik normatif düzenlemedir.
4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun 26 Nisan 2007
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafÕndan kabul edilen
5636 sayÕlÕ kanunla de÷iútirilmiútir. 4320 sayÕlÕ Kanunu de÷iútiren
5636 sayÕlÕ Kanun da 4 maddeden oluúmaktadÕr.
5636 sayÕlÕ Kanunun da 3. maddesi de÷iúikli÷in Resmi
Gazetede yayÕnlanmayla yürürlü÷e girece÷i, 4. maddesi ise
de÷iúikliklerin uygulanmasÕnÕn Bakanlar Kurulu tarafÕndan
yürütülece÷ini ifade eden úekilsel maddelerdir. DolayÕsÕyla, 4320
SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun, öz itibariyle iki
maddeden oluúma özelli÷ini 2007 de÷iúikli÷i sonrasÕnda da
korumuútur. 4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanununu
de÷iútiren 5636 sayÕlÕ Kanun, 4 MayÕs 2007 tarih ve 26512 sayÕlÕ
Resmi Gazete’de yayÕnlanarak yürürlü÷e girmiútir. 4320 SayÕlÕ
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanununu de÷iútiren 5636 sayÕlÕ
Kanunun 2. maddesin son fÕkrasÕnda “Kanunun uygulanmasÕna
iliúkin hususlar yönetmelikle düzenlenir” hükmüne yer verilmesine
ra÷men 2007 yÕlÕ sonu itibariyle kanunun uygulanmasÕnda yol
gösterici olmak üzere çÕkarÕlmasÕ gereken bir Yönetmeli÷in uzun
bir süre geçtikten sonra yürürlü÷e konulmuú olmasÕ önemli bir
eksiklik olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr.38
2.1.2. 4320 SayÕlÕ Kanunun Uygulama AlanÕ SÕnÕrlÕ KalmÕútÕr
AraútÕrma yapÕlan bölgelerde, di÷er dava konularÕyla
karúÕlaútÕrÕldÕ÷Õnda, hem adliyedeki hakim ve savcÕlar hem de
kolluk kuvvetleri temsilcileri genel olarak 4320 sayÕlÕ Kanunun
kapsamÕna giren dava sayÕsÕnÕn çok fazla olmadÕ÷ÕnÕ
belirtmiúlerdir. 39 AraútÕrmada elde edilen verilere göre bunun
38
Bu araútÕrma yapÕldÕktan sonra yaklaúÕk 2 ay sonra 1 Mart 2008 Tarihli ve
26803 SayÕlÕ Resmî Gazete, 19 maddeden oluúan “Ailenin KorunmasÕna Dair
Kanunun UygulanmasÕ HakkÕnda Yönetmelik” yayÕnlanmÕútÕr.
39
Kanunun uygulama alanÕnÕn sÕnÕrlÕ kalmasÕ (baúvuru sayÕsÕndaki azlÕ÷Õn)
nedenleri baúka bir bölümde irdelenmiútir (BakÕnÕz sayfa 121, 148. )
76
baúlÕca nedenleri arasÕnda aile içi úiddet olmasÕ durumunda
úikayetçinin birkaç gün sonra vazgeçme e÷ilimi, sonuç
alamamaktan dolayÕ úikayet etmeme e÷ilimi, toplumda karÕ-koca
arasÕna girilmemesi gerekti÷i ile ilgili inanç, e÷itim ve bilinç
yetersizli÷i, kadÕnÕn ekonomik ba÷ÕmlÕlÕ÷Õ gibi sosyal ve ekonomik
nedenler sayÕlabilir. AyrÕca hem dava azlÕ÷Õ hem de aile içi úiddetin
daha çok koca tarafÕndan kadÕna (hanÕmÕna veya beraber yaúadÕ÷Õ
kadÕna) yapÕldÕ÷Õ ortaya çÕkmÕútÕr. Burada birkaç örnek vererek bu
tartÕúmanÕn önemine dikkat çekmek yararlÕ olabilir.
“Özellikle úiddete maruz kalan kiúiler kolay kolay
úikayet etmiyorlar. Çünkü etseler daha fazla úiddete
maruz kalma ihtimalleri söz konusu. Bu nedenle
úikayetler olaylarÕn çok küçük bir kÕsmÕnÕ teúkil ediyor.
Vatandaú kolluk kuvvetine haber vermiyor...” (SavcÕ,
2007, Marmara).
“Zaten
genelde
úikayetten
vazgeçmeyle
sonuçlanÕyor. Uzlaúma vesaire tercih ediliyor. Sosyal
yapÕ karÕ koca arasÕna úeytan bile girmez anlayÕúÕna
sahip, ertesi gün barÕúÕyorlar sonra müdahale eden kötü
oluyor. DolayÕsÕyla müdahale edecek kiúide tedirgin
oluyor ve edemiyor. Sosyo-ekonomik özgürlü÷e sahip,
haklarÕnÕn bilincinde olan kadÕnlar hemen resmi
merciye müracaat ediyorlar. Ama geleneksel yapÕda
çaresizlik nedeniyle katlanma var sÕkÕntÕlara” (SavcÕ,
2007, Marmara).
“AynÕ yastÕ÷a baú koymuúlar, aile hayatÕ
yaúÕyorlar. KadÕn çalÕúmÕyor ve e÷itim düzeyi düúük.
KocasÕ dövse de, sövse de bir úey diyemiyor.
Korkuyor, úikayetçi olamÕyor. Veya o sinirle úikayetçi
oluyor. Karakolda ya da mahkemede birde bakÕyor ki iú
kötü, gelip daha sonra burada davanÕn düúmesi için
yalvarÕyor” (Hakim, 2007, Ege).
“KadÕnlar da hemen bir úey de müracaat etmiyorlar
çünkü müracaat olunca iú resmiye dönünce kamuya
intikal edince iú daha da sertleúiyor, sineye çekme söz
konusu. O yüzden de kadÕnlar ilk baúlarda baúvuru
etmiyor, bilen bile gelmiyor” (Hakim, 2007, Do÷u
Anadolu).
Bu bulgulara ra÷men baúvuru sayÕsÕ fazla olmamakla birlikte,
yÕllar arasÕnda bir önceki yÕla göre dava sayÕsÕnda az da olsa
77
göreceli bir artÕú oldu÷u ifade edilmiútir. Ancak bu göreceli artÕúÕn
baúlÕca nedenleri arasÕnda kadÕnlarÕn bilinçlenmesi, ekonomik
özgürlü÷ün artmasÕ ve kentlerde yaúayan nüfusun artmasÕ
sayÕlabilir. Çünkü kÕrsal kesimde kentlere göre intikal eden olay
daha azdÕr.
Tüm bölgelerde yapÕlan görüúmelerde aile içi úiddetten
úikayetçi olanlarÕn 4320 sayÕlÕ kanundan çok fazla haberdar
olmadÕklarÕ görülmüútür. AyrÕca, 4320 sayÕlÕ kanun polis, jandarma
ve savcÕlÕklar tarafÕndan da çok iyi bilinmedi÷i gözlemlenmiútir.
4320 sayÕlÕ kanunun tam bilinmemesinin, aile içi úiddet
vakÕalarÕnÕn Türk Ceza Kanununa dayandÕrÕlmasÕna sebep oldu÷u
gözlemlenmiútir. Görüúülen aktörler, normatif düzenlemelerin
yargÕ camiasÕnda bile tam ve do÷ru olarak algÕlanamadÕ÷ÕnÕ,
herkesin kafasÕnÕn karÕúÕk oldu÷unu ifade etmiúlerdir. AyrÕca, bir
bölgede kanun uygulayÕcÕsÕnÕn elinde var olan kanun metninin
(yargÕlamalarda esas alÕnan metin) güncel olmadÕ÷ÕnÕn görüúme
esnasÕnda ortaya çÕkmasÕ ve bu durumun gizlenilmeye
çalÕúÕlmadan, açÕk yüreklilikle kabullenilmiú olmasÕ sorunlarÕn
boyutunun tespiti açÕsÕndan önemlidir.
“Kanunun uygulanmasÕnÕn önündeki en önemli
engel kimsenin özellikle vatandaúÕn kanunu
bilmemesidir. Daha ileri gidersek poliste kanunu
yeterince bilmiyor. ùimdi kötü olan tarafa geliyoruz, úu
ana kadar tam anlamÕyla uygulanmadÕ÷Õ söylenebilir,
yani açÕk söyleyeyim kanunun baúarÕlÕ bir úekilde
uygulandÕ÷ÕnÕ söylemek zor çünkü devamÕnda gelecek
sorularda onun cevabÕ çÕkÕyor, kanunun yine
bilinmemesi, ço÷u zaman büyük yerlerde özellikle iú
yo÷unlu÷u nedeni ile savcÕlarÕmÕz 4320 nedeni ile bir
talepte bulunulmamaktadÕr” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu).
“Bu konuda Cumhuriyet SavcÕlarÕnÕn ve
Hakimlerin
kanunun
uygulanmasÕ
yönünde
uyarÕlmasÕna ve titizlikle uygulanmasÕna yönelik artÕk
genelge mi yayÕnlanÕr bir çalÕúma yapÕlmasÕ
gerekir......... burada ben gelene kadar burada bir tedbir
kararÕ istendi÷ini görmedim. Ben isteyince arkadaúlar
da baúladÕlar ve tedbir kararÕ istenmeye baúlandÕ”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
78
2.1.3. 4320 SayÕlÕ Kanunun Uygulama Birli÷i Sa÷lanamamÕútÕr
Türkiye’nin büyük bir ülke olmasÕ ve sosyal, ekonomik,
siyasal ve kültürel yapÕsÕnÕn her bölgede hatta her ilde ayrÕ
özellikler taúÕmasÕ bütün bunlara ek olarak kanunun bu bölgelerde
uygulama birli÷inin olmamasÕ kanunun uygulamada baúarÕsÕzlÕ÷ÕnÕ
artÕrmaktadÕr. Kanunun uygulanmasÕnda rol alan kolluk ve adliye
yetkililerinin bulunduklarÕ bölgelerdeki veya illerdeki sosyal,
ekonomik, siyasal ve kültürel yapÕ hakkÕnda çok iyi bilgi sahibi
olmalarÕ ve kanunun getirdi÷i hükümleri bu bilgiler ÕúÕ÷Õnda
uygulanabilir ve anlamlÕ sonuçlara götürecek úekilde
yorumlamalarÕ yararlÕ olabilir. AyrÕca 4320 sayÕlÕ Kanuna göre
verilen tedbir kararlarÕnÕn temyiz edilemeyece÷i úeklinde YargÕtay
2. Hukuk Dairesinin vermiú oldu÷u 09.07.1998 tarih, E:1998/7229
ve K:1998/865540 sayÕlÕ karar, kanunun ülke genelinde uygulama
birli÷i içerisinde uygulanmasÕnÕ sa÷layacak içtihat hukukunun
oluúmasÕnÕn ve geliúmesinin önünü kapatmÕútÕr. Sonuç olarak
kanunun oluúturdu÷u politikanÕn uygulanmasÕnda yorumlarÕn
farklÕlaúmasÕ ve yerel özelliklerin de÷iúmesi uygulamada birli÷i
engellemekte ve beklenilen sonuçlarÕn elde edilmesini
zorlaútÕrmaktadÕr.
2.1.4. Kanunun UygulanmasÕnda Yetkili Mahkeme ve Yetkili
Makamlar AçÕkça øfade Edilmemiútir
AnayasanÕn 142. maddesi, mahkemelerin yetkilerinin kanunla
düzenlenece÷i amir hükmünü içermektedir. Mahkemelerin,
savcÕlÕklarÕn ve savcÕ yardÕmcÕsÕ olarak görev yapan adli kollu÷un
adli (yargÕsal) yetkileri, yargÕ çevresi denilen belli bir co÷rafi
alanla sÕnÕrlÕdÕr. 4320 sayÕlÕ Kanun, tedbir kararÕ vermeye yetkili
aile mahkemesini, tedbir kararÕnÕ infaz etmeye yetkili savcÕlÕk
makamÕnÕ ve tedbir kararÕna aykÕrÕ davranma suçunu takibe yetkili
savcÕlÕk makamÕnÕ düzenlemeye kavuúturmamÕútÕr. Bu durum
karúÕsÕnda genel hükümler çerçevesinde yetkili mahkeme ve yetkili
savcÕlÕk belirlenmelidir. Tedbir talebinde bulunanÕn baúvuraca÷Õ
yetkili mahkeme konusunda görüúmelerimizde açÕklanan, bizimde
katÕldÕ÷ÕmÕz, görüú úu úekilde ifade edilmiútir.
40
KararÕ aktaran; Ateú, M (2007), “4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun
ve Bu Kanundaki De÷iúiklikler Üzerine Düúünceler”, Ankara Barosu Dergisi, YÕl:
65, SayÕ:3, Sayfa: 161.
79
“Di÷er bir eksiklik talep sahibinin bulundu÷u yerle
alakalÕ. Bir insan kaçÕp geldi østanbul’a ve ailesine
sÕ÷ÕndÕ. Bu durumda Mersin’e müracaat edemez.
DolayÕsÕyla bulundu÷u yerde müracaat edebilmeli. Son
altÕ ay içinde oturdu÷u yer, tayini çÕkmÕúsa orada da
dava açabilmeli (Hakim, 2007, Marmara).
Kanunun amacÕ, aile içi úiddete maruz kalan ma÷dur eú veya
aile bireyini korumak oldu÷una göre, tedbir talebinde bulunan
açÕsÕndan tedbir talebi en seri úekilde ve en az masrafla nerede
karara ba÷lanabilecek ise, o yer aile mahkemesine tedbir talebinde
bulunabilmek mümkün olmalÕdÕr. Yetkili mahkemenin tedbir
talebinde bulunanÕn ikametgahÕ (yerleúim yeri) mahkemesi olarak
uygulanmasÕ kanunun amacÕna uygun bir yorum olmayacaktÕr.
Tedbir kararÕnÕ infaz etmeye yetkili savcÕlÕk makamÕ ve tedbir
kararÕna aykÕrÕ davranma suçunu takibe yetkili savcÕlÕk makamÕ
uygulanan tedbirin niteli÷ine göre farklÕlÕk gösterecektir. BazÕ
tedbir kararlarÕnda tedbir talebinde bulunan kiúinin fiilen
bulundu÷u yer esas alÕnmalÕ, bazÕ tedbir kararlarÕnda ise aleyhine
tedbir talebinde bulunulan kiúinin fiilen bulundu÷u yer esas
alÕnarak yetkili savcÕlÕk belirlenmelidir.
2.1.5. Süreçte Rol Alan MakamlarÕn Görevleri AçÕk Olarak
Düzenlenmemiútir
Co÷rafi olarak hangi yer makamlarÕnÕn aile içi úiddet
olaylarÕyla ilgilenece÷inin tespitinden sonra, o yerdeki hangi
mahkeme veya hangi makamlarÕn aile içi úiddet olaylarÕyla
ilgilenece÷i de açÕk bir úekilde düzenlenmelidir. Tedbir talebini
karara ba÷layacak makamÕn, “Aile Mahkemesi Hakimi” oldu÷u,
4320 sayÕlÕ Kanunda ifade edilmiútir. Aile Mahkemesi Hakimi
bulunmayan yerlerde, Aile Mahkemeleri Kuruluú, Görev ve
YargÕlama Usullerine Dair Kanunun 2. maddesi gere÷ince
“Hakimler ve SavcÕlar Yüksek Kurulu tarafÕndan belirlenen Asliye
Hukuk Mahkemesi” Hakimi, tedbir talebini karara ba÷layacaktÕr.
Tedbir kararÕnÕ sadece “Aile Mahkemesi Hakimi” tarafÕndan
verilebilmesi 4320 sayÕlÕ Kanunun amacÕyla uyumlu de÷ildir. Aile
içi úiddetle karúÕlaúan Cumhuriyet SavcÕlarÕ da, dosyayÕ aile
mahkemesi hakimine göndererek zaman kaybetmek yerine,
kendileri de tedbir kararÕ verebilmelidir.
Bu kanunun
uygulanmasÕnda adliye ile kolluk arasÕndaki görev iliúkisinin çok
80
sa÷lÕklÕ iúlemedi÷i gözlemlenmiútir. Di÷er bir ifadeyle, 4320 sayÕlÕ
kanun ba÷lamÕnda adliye (savcÕlÕk ve aile hakimi) ile kolluk
birimleri arasÕndaki iliúkinin sa÷lÕklÕ bir zemine oturdu÷unu
söylemek güçtür.
2.1.6. Tedbir Talebinde Bulunabilecekler SÕnÕrlÕ Olarak
øfade Edilmiútir
Tedbir talebinde bulunabileceklere iliúkin 2007 yÕlÕnda yapÕlan
yasa de÷iúikliklerin getirdi÷i yenilikler konusunda uygulamacÕlar
olumlu düúünmekle birlikte, de÷iúikliklerin biçimsel oldu÷u ve öze
iliúkin olmadÕ÷Õ açÕklÕkla ifade edilmiútir. YapÕlan de÷iúiklikle
tedbir talebinde bulunabilecek kiúi olarak ilave edilen “mahkemece
ayrÕlÕk kararÕ verilen”, “yasal olarak ayrÕ yaúama hakkÕ olan” ve
“evli olmalarÕna ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan” aile bireyleri,
de÷iúiklik öncesi tedbir baúvurusunda bulunma hakkÕna sahip olan
“eú ve çocuklar” kavramÕnÕn kapsamÕnda olan kiúilerdi.
DolayÕsÕyla, bu úekilde bir sayma iúlemi, tedbir talebinde
bulunabilecekleri geniúleten bir düzenleme olmamÕútÕr. Aile içi
úiddeti Aile Mahkemesine bildirebilecek kiúiler 4320 sayÕlÕ Kanun
tarafÕndan “úiddetin bizzat ma÷duru” ve “Cumhuriyet SavcÕsÕ”
olarak sÕnÕrlandÕrÕlmÕútÕr. Tüm bölgelerde yapÕlan görüúmelerde,
aile içindeki úiddete maruz kalan bireylerin ma÷duriyetleri
konusunda karakol veya savcÕlÕ÷a úikâyetlerinin aúa÷Õda verilen
birkaç örnekte oldu÷u gibi daha çok ma÷dur olan kiúinin bizzat
kendisi tarafÕndan yapÕldÕ÷Õ belirtilmiútir.
“ølk önce vatandaú ya da evrak müracaat
savcÕlÕ÷Õna geliyor. Genelde úikayeti ma÷dur kendisi
yapÕyor” (SavcÕ, 2007, Marmara).
“Baúvurular genelde ma÷durun kendisi veya evladÕ
ile birlikte yapÕlÕyor (Hakim, 2007, Marmara).
“Karakola eúim beni dövdü÷ünde gittim” (KadÕn,
2007, Ege).
“Eúimden úiddet görünce polise baúvurdum”
(KadÕn, 2007, Ege).
“Kendi aile tarafÕma kÕzardÕ ve bana úiddet
uygulardÕ. Baúvuruyu ben yaptÕm. Adli tÕp kurumuna
gittim ve kanÕt olmasÕ için rapor aldÕm” (KadÕn, 2007,
Karadeniz).
81
“Benim tarafÕmdan yapÕlmÕútÕ. Eúimin çalÕúmadÕ÷Õ
bir dönemde evde otururken bir münakaúamÕz oldu ve
bana vurdu. Bunun üzerine ben de úikayette bulundum”
(KadÕn, 2007, Karadeniz).
“øúten çÕktÕm kiradaydÕm, maddi anlamda sorunlar
yaúadÕk ve huzursuzluk yaúadÕk. Bunun üzerine ben
baúvuruda bulundum” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
“øúte kavgamÕz oluyor, ben de bunun üzerine
polise gidiyorum” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
Tedbir talebinde bulunulmasÕnÕ ma÷durun bizzat kendisi
tarafÕndan yapÕlaca÷Õ hükmünün katÕ olarak uygulanmasÕ,
ma÷durun vekilinin tedbir talebinde bulunamamasÕ gibi 4320 sayÕlÕ
Kanunun amacÕyla uyumlu olmayan bir durumun ortaya çÕkmasÕna
neden olma riski taúÕmaktadÕr. Ancak, görüúmelerimizde avukat
aracÕlÕ÷Õyla yapÕlan baúvurularÕn kabulünde herhangi bir sorunla
karúÕlaúÕldÕ÷Õ ifade edilmemiútir. ùiddete maruz kalan, dolayÕsÕyla
tedbir talebinde bulunan, aile bireyleri arasÕnda birinci sÕrada kadÕn
eú gelmektedir. BazÕ örnekler kÕsaca úöyledir:
“Karakola eúim beni dövdü÷ünde gittim” (KadÕn,
2007, Ege).
“Eúimden úiddet görünce polise baúvurdum”
(KadÕn, 2007, Ege).
“Kendi aile tarafÕma kÕzardÕ ve bana úiddet
uygulardÕ. Baúvuruyu ben yaptÕm. Adli tÕp kurumuna
gittim ve kanÕt olmasÕ için rapor aldÕm” (KadÕn, 2007,
Karadeniz).
“Benim tarafÕmdan yapÕlmÕútÕ. Eúimin çalÕúmadÕ÷Õ
bir dönemde evde otururken bir münakaúamÕz oldu ve
bana vurdu. Bunun üzerine ben de úikayette
bulundum”. (KadÕn, 2007, Karadeniz).
Aile içi úiddet dendi÷inde kadÕna karúÕ úiddet akla
gelmektedir. Ancak aile içinde karúÕlÕklÕ úiddet uygulanmasÕ
durumunda, her iki tarafa da tedbir uygulamasÕ için savcÕlÕk
talepte bulunabilmektedir. Örne÷in,
“Bir kadÕn tarafÕndan bana gelen bir úikayette
kocasÕ tarafÕndan kendine úiddet uygulandÕ÷Õ iddia
edilmiútir. Konu önüme gelince dosyanÕn incelenmesi
ve karÕ kocanÕn dinlenmesi sonucu kadÕnÕn da kocasÕ
tÕraú olurken eline vurdu÷u ve adamÕn boyun
bölgesinde kesilme oldu÷u ve bir hastaneden
82
kesilmenin ciddi oldu÷uyla ilgili bir rapor aldÕ÷Õ
görülmüútür. Bu durum karúÕsÕnda kocasÕnÕ úikayet için
gelen kadÕn hakkÕnda kocasÕndan daha a÷Õr bir ceza
isteyerek her ikisi için de dava açtÕm. Çünkü kadÕn
kocasÕnÕn eline tÕraú olurken bilerek vurdu÷undan
kasden yaralamaya giren bir konu olmuútu. Aile içi
úiddet olarak gelen dava büyüdü ve kadÕn belki de
yaptÕ÷Õ úikayetten bin piúman oldu. Ama kamu davasÕ
oldu÷u için dava devam etmektedir” (SavcÕ, 2007, øç
Anadolu).
Aile içi úiddet konusunda úikayetler sadece eúler arasÕndaki
olaylardan kaynaklanmamakta, aynÕ zamanda anne ve babalar
evlatlarÕndan da úikayetçi olarak tedbir talebinde bulunmaktadÕr.
“ùikayet sadece eúler arasÕnda sÕnÕrlÕ de÷il. Baba
ölmüú, anne yaúlÕ, evlat ona úiddet uyguluyor ya da
yaúlÕ baba dövülüyor para için” (SavcÕ, 2007,
Marmara).
Resmi bir evlilik olmaksÕzÕn fiilen birlikte yaúayan kadÕn ve
erkek arasÕnda úiddet olmasÕ durumunda 4320 sayÕlÕ Kanunda
düzenlenen tedbirlerin korumasÕndan faydalanmak mümkün
görülmemektedir.
“Resmi nikah yok, yasal olarak baúvuru yapma
hakkÕmÕn
olmadÕ÷ÕnÕ
düúünerek
baúvuruda
bulunmadÕm...” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
“AyrÕca gayr-Õ resmi birlikteliklerde de bu kapsam
geniúletilmeli. Gayr-Õ meúru eú veya çocuk için nafaka,
tazminat, aile içi tedbir, miras ve benzeri hak talep
edemiyoruz. Ama mademki böylesi bir fiili durum
varsa, o zaman bunlar içinde koruma yasasÕnÕn
uygulanmasÕ gerekmektedir. Nüfus kaydÕ aranmayacak.
Bu durum fiili bir olgu, bunu da dÕúlamamak gerekir”
(Hakim, 2007, Marmara).
Görüúmelerden edinilen izlenimlerimize göre, 4320 sayÕlÕ
Kanun uygulamalarÕnÕn, genellikle, ya polis ya da savcÕlÕk
tarafÕndan baúlatÕldÕ÷Õ, úikayete gelenlerin Kanundan haberdar
olmaksÕzÕn, sadece evde yaúanan úiddeti önlemeye yönelik
devletten yardÕm talebinde bulunduklarÕ görülmüútür. Ancak
bununla beraber avukatÕ olan kiúilerin avukatlarÕ tarafÕndan
yönlendirildikleri ve 4320 sayÕlÕ kanunu uygulatmak amacÕyla
baúvuruda bulunduklarÕ tespit edilmiútir.
83
2.1.7. Aleyhine Tedbir KararÕ Verilebilecekler SÕnÕrlÕ Olarak
øfade Edilmiútir
4320 sayÕlÕ Kanunda 2007 yÕlÕnda yapÕlan de÷iúiklikle aleyhine
tedbir kararÕ verilebilecekler “kusurlu eú” olmaktan çÕkarÕlmÕú,
kusurlu eúin yanÕnda “di÷er aile bireyleri” de kapsam içerisine
alÕnmÕútÕr. Görüútü÷ümüz aktörler içerisinde bu geniúletmenin
do÷ru olmadÕ÷ÕnÕ ifade edenler de úöyle söylemektedirler.
“Kanun de÷iúmeden önce sadece eúler mevcuttu.
ùimdi aile bireyi ifadesi var. Çekirdek aile ile büyük
aile yapÕsÕnÕ birlikte düúünmek zorundayÕz. Bu kadar
geniúletmek bütün aile ba÷larÕnÕ yargÕya aksettirdi÷i
için derin ailevi yaralar açmaktadÕr. SorunlarÕ genel
olarak kendi içinde çözen bir toplumuz. Marmara
farklÕ, burada koúullar farklÕ. Eúlerden biri ile bir evlat
baúvuruyor. Anne-baba veya baba ile olan ba÷larÕn
biraz daha hassas de÷erlendirilmesi gerekti÷ini
düúünüyorum. Zaten úiddet, yaralama vesaire varsa
kanunlarda bunun karúÕlÕ÷Õ var. Bu kÕsÕm yani kanunun
kapsamÕnÕn eúler arasÕnda kalmasÕ di÷er aile bireylerini
kapsamamasÕ daha isabetli olur diye düúünüyorum.”
(Hakim, 2007, Marmara)
2007 de÷iúikli÷i ile getirilen “di÷er aile bireyleri” kavramÕ,
aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan ve úiddet uygulayan di÷er aile bireylerini
ifade etmektedir. AynÕ çatÕ altÕnda yaúamadÕ÷Õ halde úiddet
uygulayan di÷er aile bireylerine veya aynÕ çatÕ altÕnda yaúamayan
úiddet uygulamamÕú olan di÷er aile bireylerine yönelik olarak
tedbir kararÕ verilebilmesi mümkün görünmemektedir. Aleyhine
tedbir kararÕ verilebilecek kiúilerin daha geniú olmasÕ gerekti÷i
görüúmelerimizde ifade edilmiútir.
“Tedbir sadece úiddeti uygulayana de÷il de onun
ailesi de uygulansa daha iyi olur” (KadÕn Ma÷dur
Vekili, 2007, Marmara).
“KarúÕ taraf bugün Türkiye’nin en zengin
adamlarÕndan bir tanesi. Gece 10:00 da yok úunu
alaca÷Õm yok bunu alaca÷Õm diye dört beú adamÕnÕ eve
göndermeye baúladÕ….. AynÕ süre içinde mahkemeden
çocu÷un babayla görüúmesi için karar aldÕlar. Baba
evden uzaklaútÕ ama çocu÷un ailesi avukatlarla
geldiler. Tabi burada kanun çeliúiyor. Ben
tehlikedeyim, beni korumak için çocu÷umu alÕyorlar.
E÷er bu adam benim için tehlikeli ise çocu÷um içinde
tehlikelidir. Zaten benden alamadÕ÷Õ hÕncÕnÕ çocuktan
84
alÕyor. Benim çocu÷um dayak bile yedi orada. Anneye
yapÕlamayan çocu÷a yapÕlÕyor. DolayÕsÕyla anneye
çocuk üzerinden acÕ çektiriliyor…. Annenin
ma÷duriyeti çocukla beraber. Çocuk bunlarÕ, yaúadÕ÷Õ
sorunlarÕ mahkeme psikologuna da anlattÕ÷Õ halde
mahkeme ‘baba ile münasebet’ baúlÕ÷Õ altÕnda baba
bütün nefretini çocu÷a yansÕtÕyor. Sadece baba de÷il
babaanne, hala hepsi baskÕ yapÕyor. Bunu çocu÷u
sevmedikleri için de÷il anneye acÕ çektirmek için
yapÕyor. Çocuk gitmek istemese de polis ile alma
haklarÕ var… Polisle eve geliyor. Elinde tebligat yok.
Çocu÷u vermeyece÷imi söyleyince ‘ben zaten çocuk
almaya gelmedim senin nasÕl bir insan oldu÷unu
insanlara göstermeye geldim’ diyor. Bu nasÕl bir
mantÕktÕr. Polisleri de buna alet ediyor” (KadÕn, 2007,
Marmara).
“Evet. Zaten 3 apartman ilerimizde oturuyordu.
Çocuk almaya geldikleri zaman görümceler, avukatlar,
zaten avukattan bol bir úey yok, hepsi kapÕdalar. Bu
hepimizi etkiliyor. KocayÕ uzaklaútÕrÕyorsunuz. Ama
aileyi uzaklaútÕrmÕyorsunuz. KocamÕn gelip gelmemesi
fazla bir úey de÷iútirmedi. Benim hayatÕmdaki stres
oldu÷u gibi devam etti hatta daha da katlandÕ….Bir kiúi
gitti yerine on kiúi geldi. Ben bu uzaklaútÕrmanÕn
yaptÕrÕm gücü oldu÷una da inanmÕyorum. Sonunda ben
oradan taúÕndÕm. BaúardÕlar bunu. UzaklaútÕrmanÕn
bitti÷i hafta bunlar taúÕndÕ÷Õm siteye gece 02:30 da
geldiler. KapÕda güvenlik var. Ona ra÷men bunlar 3
araba geliyorlar. Güvenlikte engelleyemiyor. Güvenli÷i
tehdit ediyor. Sitenin içinde koúturuyorlar. Eú yoksa
aile bireyleri geliyor. Herkes huzursuz oluyor” (KadÕn,
2007, Marmara)
2.1.8. ùiddet, 4320
TanÕmlanmamÕútÕr
SayÕlÕ
Kanun
TarafÕndan
DetaylÕ
4320 sayÕlÕ kanun “aile içi úiddet” kavramÕnÕ tanÕmlamamÕútÕr.
TanÕm eksikli÷i, sadece aile içi fiziksel úiddetin kanun kapsamÕnda
oldu÷u úeklinde yorum yapÕlmasÕna imkân sa÷layabilece÷i gibi
fiziksel úiddetin yanÕnda tehdit, hakaret gibi davranÕúlarÕ da
kapsayan psikolojik úiddetin de kanun kapsamÕnda oldu÷u úeklinde
yorum yapÕlmasÕna kapÕ aralamaktadÕr. Kanaatimizce “úiddet”
kavramÕ hem fiziksel hem de psikolojik úiddeti kapsar úekilde
anlaúÕlmalÕdÕr. Ancak, 4320 sayÕlÕ Kanunun 1. maddesinin 1.
85
fÕkrasÕnda “úiddet” kavramÕ tek baúÕna kullanÕldÕ÷Õ halde, aynÕ
maddenin 2. fÕkrasÕnÕn (a) bendinde “úiddet veya korkuya yönelik
davranÕúlar” kavramÕ kullanÕlmÕútÕr. Bu düzenleme karúÕsÕnda
kanun koyucunun “úiddet” kavramÕyla “fiziksel úiddeti” murat
etti÷i sonucu çÕkarÕlmasÕ gerekti÷i iddia edilmiútir (Ateú,
2007:165):
“(Kanun koyucu) korkuya yönelik davranÕúlarÕ
(tehdit, hakaret gibi..) fiziki úiddetten ayrÕ tutmuútur.
E÷er Kanun koyucu birinci fÕkradaki úiddet kelimesinin
hem fiziki hem de psikolojik úiddeti kapsadÕ÷ÕnÕ
düúünseydi ikinci fÕkrada “úiddet” veya “korkuya
yönelik davranÕúlarÕ” bir arada kullanmazdÕ… Kanun
koyucu birinci fÕkrada úiddeti fiziksel úiddet olarak
kullanmÕú veya Kanunda kavram birli÷i sa÷lanmamÕú
ve yanlÕúlÕkla ikinci fÕkrada úiddet kelimesinin yanÕna
korkuya yönelik davranÕúlarÕ bir tekrar olarak
kullanmÕú olabilir. Ancak, Kanun koyucunun yanlÕú
yapmayaca÷Õ düúünülürse birinci fÕkradaki úiddet
sözcü÷ü fiziki úiddet anlamÕnda kullanÕldÕ÷ÕnÕ ve
dolayÕsÕyla psikolojik úiddeti kapsamadÕ÷ÕnÕ kabul
etmek gerekir”.
Her
fiziksel
úiddetin
kanun
kapsamÕnda
de÷erlendirilemeyece÷i, kanunun uygulanabilmesi için fiziksel
úiddetin, devamlÕlÕk ve morarma gibi baúka unsurlarla
desteklenmesi gerekti÷i ifade edilmiútir.
“ùiddetin úiddet olarak algÕlanmasÕ için süreklilik
arz etmeli. Bir anlÕk öfke sonucu atÕlan tokat úiddet
olarak algÕlanmamalÕ” (SavcÕ, 2007, Marmara).
“Vurmak, yaralamak, morartÕncaya kadar dövmek”
(Polis, 2007, Ege).
“Sözel ve duygusal davranÕúlar pek fazla úiddet
olarak görülmüyor daha ziyade fiziki, fiziki úiddetin de
bir boyutu var, iúte úöyle bir ittirdim yani o çok önemli
de÷il dayak olmasÕ için daha ciddi olmasÕ gerekiyor,
ço÷u bunu o kadarcÕk olur her evde olabilir úeklinde
görüyor. Özellikle aileler yani anne babalar kÕz
tarafÕnda bu konuda müthiú bir baskÕ var, hepimiz
geçirdik, yani kÕz anneleri kesinlikle çok bilgisiz,
bende yaúadÕm bütün bunlarÕ diyor, ben çektim de sen
niye çekmiyorsun diyor, git yuvanÕn baúÕnda dur, yani
bu meseleyi anne babalar sahiplenmiyor. Babalarda,
iúin karakol ve savcÕlÕ÷a intikal etmesini, bu sürecin
baúlamasÕnÕ, çok büyük bir ayÕp olarak de÷erlendiriyor,
86
yani asÕl ayÕbÕ yapan úiddeti uygulayan ama bu süreci
baúlatan kiúi kötü duruma düúüyor. Onun için de göze
alamÕyor zaten, yani aklÕndan geçirse bile göze
alamÕyor.” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu)
Görüúülen aktörler tarafÕndan úiddet kavramÕ genellikle fiziksel
úiddeti ça÷rÕútÕrÕr úekilde algÕlanmaktadÕrlar.
“Eúim bana karúÕ geldi. Bende kÕzgÕnlÕkla dövdüm.
Eúim úikayetçi oldu. Rapor almÕú” (Erkek, 2007, Ege).
“Aile içi úiddet, vurma, dayak” (KadÕn, 2007,
Ege).
“Tekme, tokat, dayak atma, vurma gibi úeyler”
(Erkek, 2007, Ege).
“Kavga, dövüú, kaçma, göçme, dayak” (KadÕn,
2007, Ege).
“Aile içi úiddet denilince kanunda sayÕlmÕú zaten,
biz kanunda sayÕlanlara bakÕyoruz, hazÕrlanan dosyaya
bakÕyoruz” (Hakim, 2007, Ege)
Görüúme yapÕlan aktörlerden bazÕlarÕ ise úiddet kavramÕnÕn
hem fiziksel hem de psikolojik úiddeti ça÷rÕútÕrÕr úekilde
algÕlandÕ÷ÕnÕ ortaya koymuúlardÕr.
ùiddet denince aklÕma hem fiziksel hem de sözel
úiddet geliyor (KadÕn, 2007, Marmara).
“Aile içi úiddet, eúini dövme, ba÷ÕrmadÕr” (Erkek,
2007, Ege).
“A÷Õr sözler, dayak aile içi úiddet olabilir” (KadÕn,
2007, Karadeniz).
“øllaki dövmesi de÷il, bir sözle de taciz edebilir”
(KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Dövdü, bir de eve kuma getirdi; buna da
tahammül edemedim. Elimden paramÕ da aldÕ” (KadÕn,
2007, Karadeniz).
4320 sayÕlÕ Kanunda yer alan “úiddet” kavramÕnÕn ne anlama
geldi÷inin açÕk bir úekilde ifade edilmemiú olmasÕ ve úiddet
kavramÕyla birlikte “korkuya yönelik davranÕúlar” kavramÕnÕn
birlikte kullanÕlmÕú olmasÕ yargÕ organlarÕnca úiddetin ne anlama
87
geldi÷i konusunda tereddütlere yol açmÕú olsa da, kanaatimizce,
úiddet kavramÕ hem fiziksel hem de psikolojik úiddeti kapsayacak
úekilde anlaúÕlmalÕdÕr. Baúka úekilde anlaúÕlmaya meydan
vermemek açÕsÕndan aile içi úiddet kavramÕ mutlaka bir tanÕma
kavuúturulmalÕdÕr.
2.1.9. 4320 SayÕlÕ Kanunun UygulanamsÕnda Delillendirme
(Delil Gösterme) Güçlü÷ü Mevcuttur
Aile içi úiddet çok özel bir alanda gerçekleúmektedir. ùiddet
olayÕnÕn maðduru dÜíÜnda bir tanÜðÜn olmasÜ çok sÜk karíÜlaíÜlan
bir durum deðildir. Kuvvet kullanÜlmamÜí ise yara bere gibi
maddi delillerin varlÜðÜ da söz konusu olmayacaktÜr. ìikâyet
hakkÜnÜ kullanan aile bireyleri, aile içi olaylarda kendi rollerini
küçültmek veya di÷er tarafÕn oynadÕ÷Õ rolü abartmak úeklinde
davranÕú modeli geliútirebilmekte, intikam almak, kiúiyi zor
duruma düúürmek veya kiúiyi toplum önünde küçük düúürmek gibi
saiklerle aile içi úiddet iddialarÕ ortaya atabilmektedir. Bu durum
ÕúÕ÷Õnda, aile içi úiddet olgusunun do÷asÕ gere÷i delillendirme
güçlü÷ünün yaúandÕ÷Õ bir olgu oldu÷unda kuúku bulunmamaktadÕr.
Ortaya konulan delillendirme güçlü÷ü karúÕsÕnda, aile içi
úiddetin önlenmesi sürecinde rol alan aktörler, delil standartlarÕ
konusunda esnek davranÕú modelleri geliútirmelidir. Aksi halde,
delillendirilemeyen aile içi úiddet vakalarÕnda ma÷durun
korunabilmesi mümkün olamayacaktÕr. Nitekim YargÕtay 2. Hukuk
Dairesi 09.07.1998 tarih, E:1998/7229 ve K:1998/865541 sayÕlÕ
kararÕyla “úiddete u÷rayan ma÷durlarÕn tekrar úiddete u÷rama
ihtimalini göz önüne alarak baúvuru üzerine tanÕk ya da karúÕ
tarafÕn dinlenmesine gerek olmadan karar verilece÷ini, úiddete
u÷rayanlarÕn mahkemede yeniden úiddete u÷rama ihtimallerini
kanÕtlama yükümlülüklerinin bulunmadÕ÷ÕnÕ” hükme ba÷lamÕútÕr.
Aile içi úiddet ma÷durlarÕnÕn úiddetin sorumlusu olarak
kendilerini gördükleri, sorunlarÕnÕ baúka kimseler ile paylaúmaya
istekli olmadÕklarÕ; ancak belirli bir aúamadan sonra komúularÕ ile
paylaútÕklarÕ gözlemlenmiútir.
“Önce kesinlikle paylaúmÕyorlar, belki bizim
úehrimizle ilgili bir úeydir ama, zaten bu durumdaki
41
KararÕ aktaran; Ateú, M (2007), “4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun
ve Bu Kanundaki De÷iúiklikler Üzerine Düúünceler”, Ankara Barosu Dergisi, YÕl:
65, SayÕ:3, Sayfa: 165.
88
kadÕn öncelikle kendini suçluyor, benim mi bir hatam
var acaba yani bunun eúinden kaynaklanan bir úey
oldu÷unu düúünmüyor, bu aslÕnda önemli bir
konu….Belki o aúamada direkt uzmana ulaúabilse daha
rahat çözebilecek ama önce kendi yaúÕyor, baktÕ ki
çözümsüz kaldÕ÷Õnda komúusuyla paylaúÕyor ama yine
kendi ailesi ile de÷il çünkü zaten ailelerin %80’ni bu
konuda kapalÕ, yani evindir, kocandÕr, hepimiz yaúadÕk,
sonra de÷iúir bakÕú acÕsÕ devam ediyor; o yüzden
genellikle komúularla paylaúÕlÕyor. SonrasÕnda o
komúular arasÕnda belki bilinçli biri varsa resmi
mekanizmaya yönlendiriyor, yoksa da biraz daha
sürüyor/tÕrmanÕyor ve bunlar yÕllarÕ alÕyor bunlar
günlük veya aylÕk de÷il. ùiddet gören bir kadÕnÕn resmi
yola ulaúmasÕ bir anda geliúmiyor, yÕllar sonunda
geliúebiliyor, yÕllar sonra geliúti÷inde de ne oldu÷unu
hepimiz görüyoruz.” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu)
Aile içi úiddet konusunda bilgi sahibi olan akrabalarÕn da aile
içi úiddet olgusuna duyarsÕz kalma e÷iliminde olmalarÕ ve olayÕn
resmi mercilere intikal etmesini onaylamamalarÕ, olayÕn
delillendirilmesinde bir güçlük olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr.
“Sosyal güvencesi ve e÷itimi olmayan bir kadÕn ne
yapacak, zaten aile kapÕsÕ kapalÕ, genel olarak kapalÕ,
bu durumda kÕzÕna sahip çÕkan aile sayÕsÕ o kadar az ki,
çok az, zannediyorum en fazla %20 dir, yani %80’ni
kesin olarak sahip çÕkmÕyor, bu senin meselen, git
evine, herkes çekti, git çekmeye devam et, düzelir,
geçer, yaúlanÕnca geçer, çocuk olunca geçer, yani
çeúitli önüne bir takÕm úeyler sunarak geçer ve
gerekirse de kapÕlarÕ tamamen kapatarak, böyle bir
durumda bir daha bizim evimize gelme diyerek
kapanÕyor” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
Aile içi úiddet konusunda kolluk birimlerinde sorunu aile içi
sorun olarak görme ve kendili÷inden çözümlenece÷ine dair hakim
olan alt kültür de olayÕn delillendirilmesini olumsuz etkileyen bir
faktör olabilece÷i ifade edilmiútir.
“Öncelikle karÕ koca arasÕnda olabilir, iúte git
evine bacÕm deniliyor, olur mu böyle her kavgada gibi
yaklaúÕmlar var, bu daha çok karakollarda oluyor.
Karakola giden bir durumun savcÕlÕ÷a intikal etmemesi
%80 diyebilirim, %80 karakollarda geri gönderiliyor,
ancak %20 si savcÕlÕ÷a intikal ettiriliyor. Olabilir
bacÕm, iúte bir daha olursa bize gel falan, geçer,
89
böyledir úöyledir diye kadÕn oyalanÕyor ve kadÕn geri
gidiyor evine. Tekrar tekrar karakola gitti÷inde
muamele yine mi sen gibi, iúte nedir, bu kadar da
olmaz gibi; yani kadÕn affedersiniz edepsizlikle sende
iúte öyle bir úey olur mu diye, kadÕn bu seferde zan
altÕnda kalÕyor, artÕk karakola gitmek istemiyor çözüm
yolu baúlangÕç noktasÕ olarak görmüyor. Giden artÕk
çok çaresiz olan, daha yapacak hiçbir úeyi olmuyor o
úekilde gidiyor. Ama savcÕlÕkta durum biraz daha iyi
durumda, karakolda daha çok sÕkÕntÕ var.” (KadÕn,
2007, Do÷u Anadolu, Yakutiye Belediyesi ùükrü Azak
ùefkat Evi Müdiresi)
Tedbir kararÕ verirken aile mahkemesi hâkimlerinin tedbir
talebinde bulunan aile içi úiddet ma÷durlarÕnÕn beyanlarÕna tek
baúÕna itibar etmedikleri, beyanlarÕ destekleyici nitelikte baúka
delillerinde dilekçeye eklenip eklenmedi÷ini gözettikleri ifade
edilmiútir.
“Di÷er bir problemde müracaat esnasÕnda
samimiyeti çözümlemek için dilekçeye birkaç úey
ekleme önemli. Dilekçenin kabul edilebilirlik úartÕ
olmalÕ. Böyle olursa insanlar daha özenli olurdu. Nedir
kabul edilebilirlik úartÕ:
a. Nüfus bilgilerini dilekçeye dahil etmek
b. Yaúanan úiddet olayÕnÕn hiç olmazsa emniyet
kayÕtlarÕnda olmasÕ ve hemen hakimin ulaúabilmesi
sa÷lanmalÕ, savcÕlÕktan gelenlerde bunlar var. øtirazlar
da genelde ‘ben o tarihlerde úehir dÕúÕndaydÕm veya
yurt dÕúÕndaydÕm’ úeklinde oluyor. Duruúmada deliller
hazÕrsa hemen karar verilir. AsÕl ama ma÷dur olanÕ bir
an önce ma÷duriyetten kurtarma olmalÕdÕr” (Hakim,
2007, Marmara).
“Mahkemelerde durumu güzel izah ederseniz,
raporlarÕnÕz uygunsa hemen tedbir kararÕ alabilirsiniz.
Bazen hakim kÕsa süre de verebiliyor. AslÕnda tedbir
çok az insanÕ tedip edebiliyor. Biraz aklÕ baúÕnda
olanlar uslanÕyor. Sistem içinde çok ciddi sorunlar var”
(KadÕn, 2007, Marmara, Avukat).
Zorunlu olmamakla birlikte, gerek karakollarda gerekse
Cumhuriyet SavcÕlÕklarÕnda Tedbir kararÕ almak için sa÷lÕk
raporu alÕnmasÕ zorunlu tutulmakta ve sa÷lÕk raporu almadan
sürecin devam etmesine izin verilmemektedir. Sa÷lÕk raporunun
90
aranmasÕna neden olarak da olayÕn adli bir olay olmasÕndan
dolayÕ sa÷lÕk raporun gereklili÷i dile getirilmektedir.
“KadÕnÕn dayak yedi÷ine dair sa÷lÕk raporu
isteniyor, baúvurular sÕrasÕnda rapor istenmiyor ama
prosedürün devam edebilmesi rapor gerekli. Aile içi bir
olay oldu÷u için hiç kimseye sa÷lÕk raporu aldÕramam,
almak istemiyorsa almÕyor. KadÕnlar rapor almak
istemiyor, rapor almak prosedürün devam etmesi için
zorunlu” (Polis, 2007, Do÷u Anadolu).
“...adli olay oldu÷undan dolayÕ rapor gerekli, adli
dosyayÕ tedbir istemi ile gönderiyorsunuz, rapor olacak
ki hakim görecek, niye böyle bir úey isteniyor, nasÕl bir
úiddet görmüú vesaire” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“Rapor istenmesi tedbir kararÕ alÕnmasÕ için de÷il,
adli olay olmasÕndan dolayÕ rapor isteniyor. Çünkü eúe
karúÕ kasten yaralanma oluyor, hakkÕnda soruúturma
yapÕyoruz” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“Aile içi úiddet konusunda genelde evdeki úiddetli
kavgalarÕn
sonucunda
yapÕlan
úikayetleri
de÷erlendiriyoruz, herhangi bir úikayet olmazsa zaten
haberimiz bile olmuyor, úikayetleri ve ifadeleri alÕp,
gerekliyse rapor aldÕrÕp dosyayÕ mahkemeye sevk
ediyoruz” (SavcÕ, 2007,Ege).
Zorunlu rapor uygulamasÕ ve rapor alma sürecindeki sevk
müzekkeresi gibi bürokratik iúlemler bazÕ aile içi úiddet olaylarÕnda
ma÷dura koruma sa÷lanmasÕnÕn önünde önemli bir engel
olabilmektedir.
“Herkes rapor alamÕyor. Adli tÕpa gitmesi
gerekti÷ini çok bilmiyor” (KadÕn Avukat, 2007,
Marmara).
“BazÕ semt karakollarÕnda yeterli ilgi gösterilmiyor
ma÷dura. Bir müvekkilim eúi tarafÕndan tecavüze
u÷ramasÕna ve kendisine eúi zührevi hastalÕklar
bulaútÕrmasÕna ra÷men semt amirli÷ine gidiyor. Sevk
müzekkeresi vermeden hastaneye gönderiyorlar.
Hastanede sevk müzekkeresi istiyor. AvukatÕ olan ben
de bunu ispat edemedi÷im için müvekkilim ma÷dur
oluyor. Bazen bir polis memuru ya da doktor, eúin
vermedi÷i zararÕ, iúini savsaklamak suretiyle ma÷dura
verebiliyor” (KadÕn, 2007, Marmara, Avukat).
91
SavcÕlÕktan gelen tedbir taleplerinde dosyada mevcut delillerin
karar verilmesi için yeterli düzeyde olmadÕ÷Õ ifade edilmektedir.
“SavcÕlÕk soruúturmasÕ kanun bilinmedi÷inden iyi
yapÕlmÕyor. Evraklar eksik geliyor. Kolluk bu konuda
hassas de÷il” (Hakim, 2007, Ege).
“ùikayetleri alÕyoruz, ifadeleri alÕyoruz, evraklarÕ
savcÕlÕ÷a gönderiyoruz” (Polis, 2007, Ege).
Tedbir kararÕ verilmiú olmasÕ durumunda aile içi úiddete maruz
kalan eúe verilmek üzere hükmedilecek nafakanÕn miktarÕ
konusunda da delillendirme güçlü÷ü yaúandÕ÷Õ ifade edilmiútir.
“Kanunlar çok güzel ancak onu uygulayacak
yeterli altyapÕ yok. Adam dolar milyarderi veya aylÕk
kazancÕ 100-200 milyar. AdamÕn gelirini tespit
edemiyoruz. Adam çok zengin, ama kirada oturuyorum
diyor. BorçlarÕnÕ gösteriyor. Burada mahkemenin gelir
beyannamesinin, kredi kartlarÕnÕn ekstresinin talep
etmesi zorunlu olmalÕ, yani giderden gelir beyannamesi
yapÕlmalÕ. NafakanÕn takdirinde de hakim kendi
ekonomik úartlarÕnÕ göz önüne almamalÕ. Hakim ayda 3
milyar zor kazanÕyor diye ma÷dura az nafaka takdir
etmemeli. Adam dolar milyarderi. Bu çocu÷un
masraflarÕ di÷er aile bireyleri emsal alÕnarak tespit
edilmeli. AdamÕn di÷er ye÷enlerinin úoförlerinin
masrafÕ altÕ milyar dolayÕsÕyla nafaka ona göre tespit
edilmeli.
Her
olay
kendi
úartlarÕ
içinde
de÷erlendirilmeli.” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara)
Aile içi úiddet konusunda tanÕklÕk yapacak kiúilerin cebir,
tehdit, hakaret veya yakÕnlar arasÕ dayanÕúma duygusundan
yararlanma gibi yollarla tanÕklÕk yapmalarÕnÕn engellenmesine
karúÕ yeterli güvenceler olmadÕ÷Õndan yakÕnÕlmaktadÕr.
“Nafaka davasÕ süresince aile dostum 3 kiúiyi úahit
yazdÕm. OnlarÕ arayÕp senin torunun, çocu÷un var diye
tehdit ediyor. Benim mal varlÕ÷ÕmÕ kimse açÕklayamaz,
ben onu (eúini) 500 liraya muhtaç edece÷im, asker
edece÷im diyor. Tehditlerden korkan dostlarÕm úahitlik
etmediler” (KadÕn, 2007, Marmara).
“Tedbir kararÕ bittikten sonrada eúim mesajla
tehdide devam etti. ùu an telefonla arayamÕyor ama
arkadaúlarÕ vasÕtasÕyla tehdidini ulaútÕrÕyor. Ama o
arkadaúlar úahitlik yapmÕyor” (KadÕn, 2007, Marmara).
92
2.1.10. Uygulanabilecek Tedbirler Kanunda SayÕlanlarla
SÕnÕrlÕ Addedilmektedir
4320 sayÕlÕ Kanunda sayÕlan yedi adet tedbirden herhangi
birinin uygulanmasÕna veya birkaç tedbirin aynÕ anda birlikte
uygulanmasÕna karar verilebilece÷i gibi, Kanunda yer almayan
ancak hâkimin uygun görece÷i baúka tedbirlerin uygulanmasÕna
karar verilebilmesi de mümkündür. Somut olayÕn özelliklerini
dikkate alarak adaletin bireyselleútirilmesine hâkime takdir hakkÕ
vererek imkân sa÷layan bu düzenleme son derece olumludur.
Ancak, uygulamada aile mahkemesi hâkimleri Kanunda sayÕlan
tedbirler dÕúÕnda herhangi benzer bir tedbir uygulamadÕ÷Õ, hatta
böyle bir uygulamadan özellikle kaçÕndÕklarÕ görülmektedir.
“Dilekçedeki talebe ba÷lÕ kalarak aile ve çocuklar
için konut tahsisi, eve yaklaúmama, iletiúim
kurulmamasÕ, 600 metre çapÕndaki alana yaklaúmama,
eve girmeme gibi bütün tedbirler talep ediliyorsa tüm
tedbirlere birden hükmediyoruz. Di÷er tedbirleri hiç
uygulamadÕm. BaúÕma iú açmayÕm (Hakim, 2007,
Marmara).
Tedbir kararlarÕnÕn olaylarÕn karakterine göre úekillenmesi ve
olayÕn özelliklerine göre aile içi úiddeti önlemede yararlÕ olabilecek
baúka tedbirlere karar verilmesi konusunda hakimlerin daha fazla
inisiyatif kullanmalarÕ teúvik edilmelidir.
Tedbirin ne olaca÷Õ konusunda karar verilirken tedbir talebinde
bulunan ile aleyhine tedbir talebinde bulunulanÕn menfaatleri
arasÕnda denge gözetildi÷i ifade edilmiútir.
“Evden uzaklaútÕrmada di÷er eúi ne yapaca÷Õz.
Soka÷a mÕ ataca÷Õz. Adam memur ya da kadÕn iúsiz,
nerede kalacak. Bir tarafÕ ihya ederken di÷er tarafÕ
atalÕm mÕ? Bu yüzden toplumumuza uymayan,
giydirilen kanunlarla bu iú olmuyor” (Hakim, 2007,
Marmara).
“Ma÷dur kÕsmÕn haklarÕnÕ korumaya çalÕúÕrken
karúÕ tarafÕnda kesinlikle rencide edilmemesi, evden
uzaklaútÕrma rencide edici úekilde olmamalÕ” (Hakim,
2007, Marmara).
Kanunda sayÕlanlar dÕúÕnda alÕnabilecek di÷er benzeri
tedbirlere iliúkin çeúitli öneriler görüúmelerde ortaya atÕlmÕútÕr.
93
“Bir fon oluúturularak alÕnan tedbirlerin mali
zaaflarÕ çözülmelidir. Düzenli gelire sahip vaka sayÕsÕ
çok az. Düzenli geliri olmayanlara da nafaka
ba÷latÕlamamaktadÕr. Ma÷dur bu durumda çifte
ma÷duriyet yaúamaktadÕr” (Hakim, 2007, Karadeniz).
“Kanun çalÕúÕyor ancak, kanun ma÷dur tarafÕn
sosyal ihtiyaçlarÕnÕ ve gereksinimlerini maalesef
düúünmemiú. Ma÷dur olan eúin ifadesini aldÕktan sonra
tekrar evine gönderilmesi maalesef daha vahim
sonuçlarÕn do÷masÕna neden olabiliyor. Bu úahÕslarÕn
bu süreçte de olsa sÕ÷Õnabilecekleri bir merkezin
oluúturulmasÕ gerekir. Veya bunu kanunun ma÷durlara
bir hak olarak vermesi gerekir. Veya úüpheli tarafÕn
evden
uzaklaútÕrÕlmasÕ
için
gerekli
yetkinin
düzenlenmesi gerekir. Biz olayÕ sÕca÷Õ sÕca÷Õna tahlil
etti÷imiz için bu yetkinin bize verilmesini istiyoruz.
Çünkü biz olaylar arasÕndaki ciddiyet derecesini
ölçebiliyoruz” (Polis, 2007, Karadeniz,)
Kanunun etkin bir úekilde iúlemedi÷ine ve sorunlara gerçek
anlamda çözüm getirmedi÷ine olan yaygÕn inanç, hâkimin
uygulayaca÷Õ tedbiri belirlerken karar sürecini etkilemektedir.
ùöyle ki, mahkemeler alÕnacak evden uzaklaútÕrma kararÕnÕn etkin
bir úekilde uygulanmayaca÷Õna inandÕklarÕ veya uygulansa bile
fakirlik ve iúsizlik gibi sosyal gerçekler ile aile yapÕsÕndan dolayÕ
bu tür kararlarÕn aileyi daha zor durumlara düúürece÷ini
düúünmekteler; dolayÕsÕyla bu durum alacaklarÕ kararlarÕ
etkilemektedir ve evden uzaklaútÕrma yerine uyarÕ tedbiri kararÕ
vermekle yetinilmektedir.
“Türkiye’de ekonomik çÕkmaz oldu÷u sürece
hiçbir úey düzgün çalÕúmaz, çok yo÷un bir nüfus artÕúÕ
var, nüfus hareketlili÷i var, bugün burada yarÕn baúka
bir yerde” (Hakim, 2007, Do÷u Anadolu).
“Bu toplumsal bir sorun aslÕnda, yasayÕ çÕkarmÕú
olmak her úeyi çözümlemiyor. Yasada úudur budur
demekle olmuyor, uygulama úartlarÕ oluúmadÕ÷Õ için”
(Hakim, 2007, Do÷u Anadolu).
“AslÕnda iú yo÷unlu÷u falan çok önemli de÷il
hakim ve savcÕlar yine de uygularda, hakim ve
savcÕlarda bu kanunun uygulanmasÕna inanmÕyorlar
açÕkçasÕ, niye inanmÕyorlar dedi÷im gibi úimdi
ayaklarÕmÕzÕ yere basalÕm bunun temellerini bilmek
lazÕm aslÕnda yoksa kanunu uygulamak kolayda, o
kanun uygulanmadÕ÷Õ sürece hiç bir esprisi kalmÕyor,
94
yani bu adliyelerin sorunu de÷il. Bu sorun öncelikle
devletimizin kolluktan baúlayarak insanlarÕn/kadÕnlarÕn
topluma kazandÕrÕlmasÕna yönelik yatÕrÕmlar yapmasÕ
ile do÷ru orantÕlÕ” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“Ailenin korunmasÕ için bir tedbir alÕnÕyor yani
tabir yerinde ise gazÕ alÕnsÕn taraflar daha sonra bir
araya gelsinler diye aslÕnda kanun gerçekten güzel.
Ancak, ülkemizde uygulama gerçekten zor, kiúi iúsiz
güçsüz, hadi onu uzaklaútÕrmÕúsÕn, neyi halledecek, ne
iúe yarayacak. En azÕndan birlikte bir ev kirasÕ
veriyorlar, kümes gibi bir yerde de olsa bir yerde bir
evi paylaúÕyorlar, zaten asgari ücrette çalÕúÕyorlar. økisi
de aynÕ yerde dururlarsa (yaúarsa) ÕsÕnma sorun
olmayacak, yemek masrafÕ sorun olmayacak, aksi
takdirde di÷er türlü ikiye bölüyorsun. AyrÕca birinden
alÕp di÷erine ufak da olsa nafaka veriyorsun, uygulama
zor” (Hakim, 2007, Do÷u Anadolu).
2.1.11. 4320 SayÕlÕ Kanun Gere÷ince AlÕnan Tedbir KararÕnÕn
Tebli÷i Konusunda Belirsizlik Mevcuttur
4320 sayÕlÕ Kanun tedbir kararlarÕnÕn tebli÷ine iliúkin herhangi
bir hüküm içermemektedir. Kanunun 1. maddesinin 3. fÕkrasÕnda
yer alan “…kararda hükmolunan tedbirlere aykÕrÕ davranÕlmasÕ
halinde tutuklanaca÷Õ ve hakkÕnda hapis cezasÕna hükmedilece÷i
hususu úiddet uygulayan eú veya di÷er aile bireyine ihtar olunur”
úeklinde bir hüküm yer almaktadÕr. “øhtar olunur” ifadesinden
tedbir kararlarÕnÕn aile içi úiddet uygulayan kiúiye tebli÷ edilmesi
gerekti÷i sonucu çÕkarÕlabilir. Tedbir kararÕna aykÕrÕ davranÕlmasÕ
suçunun oluúabilmesi ve bu suç için öngörülen cezai yaptÕrÕmÕn
uygulanabilmesi için tedbir kararÕnÕn aile içi úiddet uygulayan
kiúiye tebli÷ edilmesi gerekir.
Tedbir kararlarÕnÕn tebli÷i konusunda özel bir düzenleme
olmamasÕna ra÷men, uygulamada tebligat iúlemi kolluk tarafÕndan
yapÕlmaktadÕr.
“ønfaz büroya gelen mahkeme kararlarÕna
bakÕyoruz, 4320 sayÕlÕ Kanunla ilgili bir karar geldiyse,
sadece tebli÷ etmek gerekiyorsa evine gidiyoruz, adamÕ
bulamazsak eve haber bÕrakÕyoruz karakola u÷rasÕn
tebli÷atÕ var diye, adam geliyor tebli÷atÕ imzalatÕp
gönderiyoruz” (Polis, 2007, Ege).
95
“Eve polis geldi mahkemeden tebli÷at var diye,
eúime haber verdim, neymiú diye sordu,ne bilmem ben
dedim. Polis seni ça÷ÕrÕyor dedim. Polis eúime ka÷ÕdÕ
imzalatÕp gitti. BaktÕk mahkeme kararÕymÕú” (KadÕn,
2007, Ege).
Tebligat konusunda uygulamada yaúanan sorunlar 4320 sayÕlÕ
Kanun kapsamÕnda verilen tedbir kararlarÕnÕn etkinli÷inin önünde
ciddi bir engel olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr.
“Tebligatta sorunlar var. Mesela benim eúim
østanbul da yaúÕyor. øúi, evi burada ama adresini
KuúadasÕ’ndaki otelini gösteriyor. Otele gidip tebligat
yapamÕyorsunuz adam ortada yok. østanbul da bile iki
hafta sürerse tebligat orada ne kadar sürer kim bilir.
KuúadasÕ’ndaki otele nafaka için haciz de konamÕyor.
øki yÕldÕr bana mal varlÕ÷Õm sorulacak ne gelen var ne
giden” (KadÕn, 2007, Marmara).
“…tedbir kararÕnÕn aleyhine tedbir konulana
iletilmesi aúamasÕnda bir ay savcÕlÕkta bir ayda polis
veya jandarmada oyalanÕyor. Tedbir kararÕnÕn tebli÷i
ulaúÕncaya kadar kiúiye zaman bitmiú oluyor” (Hakim,
2007, Marmara).
“Koruma kararÕ tek adrese çÕkÕyor. Adres
de÷iútirildi÷inde tekrar baútan süreci baúlatmak
gerekiyor. Adres de÷iúikli÷inde koruma kararÕnÕn
devam etmesi gerekir” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara).
“AslÕnda de÷iúik kararlar var. tabi bu kararlar
bizde tutulmadÕ÷Õ için, ben burada kaydÕnÕ yapÕyorum
asayiúe gönderiyorum. ønfazen yazmÕúÕz bu úekilde de
mahkeme kayÕtlarÕna geçirmiúiz. Bu da vakit alÕyor.
ArtÕk kolluk ne kadar zamanda tebli÷ ederse.” (SavcÕ,
2007, Güney Do÷u Anadolu)
2.1.12.. Mahkeme KararÕyla AlÕnan Tedbirin Süresi ve Tedbir
KararÕnÕn BaúlangÕç AnÕ Belirsizdir
4320 sayÕlÕ Kanunun 1. maddesinin 3. fÕkrasÕnda tedbirlerin
“uygulanmasÕ amacÕyla öngörülen süre altÕ ayÕ geçemez” hükmüne
yer verilmiútir. Ancak tedbir uygulamasÕnÕn alt sÕnÕrÕ konusunda
herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiútir. Bu durum karúÕsÕnda
hakim takdir hakkÕnÕ kullanarak daha az bir süreyle tedbirin
uygulanmasÕna karar verebilecektir. Tedbirin uygulanmasÕ için
96
öngörülen altÕ aylÕk üst sürenin sona ermesinden sonra ikinci bir
altÕ aylÕk süre için tekrar tedbir kararÕ verilip verilemeyece÷i
konusunda bir düzenleme de yapÕlmamÕútÕr. Kanunda ifade edilen
altÕ aylÕk sürenin tedbirin uygulanabilece÷i toplam maksimum süre
mi yoksa tedbirin bir defada uygulanabilece÷i maksimum süre mi
oldu÷unun açÕklÕ÷a kavuúturulmasÕ gerekmektedir.
“bu kanun da tedbir kararlarÕ 6 ayla sÕnÕrlÕ. Benim
müvekkilim 6 aydan sonrada rahatsÕz edildi. Buna nasÕl
bir çözüm bulunacak. Tedbirden sonra yeni bir dava
açmak zorundayÕz. AltÕ aylÕk sürede adam zaten eve
yaklaúmadÕ÷Õ için úiddeti tekrar edip etmeyece÷ini
bilmiyoruz. Ya tekrar ederse baútan yeni bir süreç.
Sözle úiddet uygularsa nasÕl ispat edece÷iz” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara).
“Kanunun yazÕmÕnda bir hata var. Boúanma davasÕ
kesinleúinceye kadar tedbir devam eder gibi bir ifade
eklenmeli. Baúka bir talep olmadan devam etmeli
tedbir kararÕ. Boúanma davasÕ açmÕyorsa 6 ay uygundur
(KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara).
“… Aile içi úiddeti sürekli hale getiren úahÕslar ne
olacak.üst üste birkaç kez uzaklaútÕrma alan bireylere
ne yapÕlacak net de÷il” (Polis, 2007, Ege).
Tedbirin uygulanmasÕ süresinin ne zaman iúlemeye
baúlayaca÷Õ da düzenlenmemiútir. Bundan dolayÕ, tedbirin
süresinin tedbir kararÕnÕn verilmesi anÕndan itibaren iúlemeye
baúlayaca÷Õ iddia edilebilece÷i gibi, tedbir isteyene tedbir kararÕnÕn
tebli÷i anÕndan itibaren, aleyhine tedbir kararÕ verilene tedbir
kararÕnÕn tebli÷ anÕndan itibaren veya tedbir kararÕnÕn infaz
anÕndan itibaren iúlemeye baúlayaca÷Õ úeklinde görüúler ileri
sürülebilmesine zemin oluúturulmuútur.
2.1.13. Tedbir KararÕnÕn ønfazÕ Konusundaki Düzenlemeler
Yetersizdir:
4320 sayÕlÕ Kanunun 2. maddesinin 1. fÕkrasÕ; “(tedbir)
kararÕnÕn bir örne÷i mahkemece Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna tevdi
olunur. Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ kararÕn uygulanmasÕnÕ genel
kolluk kuvvetleri marifeti ile izler.” hükmüne yere vermiútir.
Ancak, “genel kolluk marifetiyle izler” ifadesi, belirsiz bir ifadedir.
Burada “izler” kelimesi yerine, amaca daha uygun olan “infaz
97
eder”, “icra eder” veya “yerine getirir” gibi kavramlarÕn
kullanÕlmasÕ gerekirdi.
“Fiili uygulama açÕsÕndan az önce dedi÷im gibi
uzaklaútÕrma cezasÕnÕn uygulanmasÕnda kanunun bize
yetki vermemesinden dolayÕ sÕkÕntÕlarÕmÕz var, biraz”
(Polis, 2007, Ege).
“Kanun da birtakÕm boúluklar var… UzaklaútÕrma
cezasÕnÕn uygulanmasÕnda 4320 sayÕlÕ kanun, kolluk
kuvvetlerine yetki vermemesinden dolayÕ cezanÕn
infazÕnda boúluk oluúuyor” (Polis, 2007, Ege).
“Verilen kararlarÕn uygulanmadÕ÷ÕnÕ görünce,
úimdi kadÕn buraya geliyor a÷lÕyor sÕzlÕyor yine geliyor
diyor, biz karar verdikten sonra 24 saat izleyecek
halimiz yok, kollu÷un bu iúi yapmasÕ lazÕm” (SavcÕ,
2007, Do÷u Anadolu).
AyrÕca, “Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna tevdi olunur” ifadesi de
Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ tarafÕndan infaz olunur anlamÕna
gelmedi÷i ifade edilmektedir (Ateú, 2007:170).
“Cumhuriyet BaúsavcÕlÕklarÕ infaz için kendilerine
verilen di÷er kararlarÕ ilamat ya da infaz adÕndaki
defterlere iúleyerek kararlarÕn infazlarÕnÕ özel bürolarÕ
tarafÕndan takip etmektedirler. Oysa Kanunun 2.
maddesi gere÷i gönderilen koruma (tedbir) kararlarÕnÕ
muhabere
defterleri
üzerinden
genel
kolluk
kuvvetlerine göndermekle yetinmekte, infaz defterine
kaydetmemekte ve infazÕnÕ takip etmemektedirler”.
Verilen kararÕn infazÕn daha seri olarak gerçekleútirilebilmesi
için savcÕlÕ÷Õn infaza aracÕ kÕlÕnmasÕ uygulamasÕndan vazgeçilmesi,
infazÕn kararÕ veren mahkemece gerçekleútirilmesi önerisi dile
getirilmiútir.
“Aile mahkemelerinde verilen kararÕn savcÕlÕ÷a
bildirilmemesini, bu kararÕn infazÕnÕn gecikmesine
meydan vermemek adÕna infazÕnda mahkemece
gerçekleútirilmesi gerekti÷ini düúünüyorum. Birkaç
aylÕk gecikme halledilmiú olur. Ancak personelin bu
noktada e÷itilmesi ile iú halledilir. Mahkemede falan
tarihli karar ile falan úahÕs hakkÕnda úu karar
verilmiútir. Derhal infazÕ diye emniyet veya
jandarmaya direk yazÕ yazÕlÕr. Tedbire uyulmadÕ÷Õ
takdirde bu sefer savcÕya müracaat edilip, ceza davasÕ
baúlatÕlabilir” (Hakim, 2007, Marmara).
98
“Tedbir kararÕ verildikten sonra mahkemeden
gönderilen evraklarÕn takibinde birtakÕm sÕkÕntÕlar var”
(SavcÕ, 2007, Ege).
Tedbir talep eden savcÕnÕn talebi mahkeme tarafÕndan olumlu
karúÕlanarak tedbir kararÕ verildi÷inde, tedbir kararÕnÕn takibini
yapacak olan savcÕyla tedbir talebinde bulunan savcÕ aynÕ kiúi
olmamaktadÕr. Bu durum tedbir kararlarÕnÕn takibinde savcÕlarÕn
oynayabilece÷i rolü sÕnÕrlamaktadÕr. SavcÕlar kendilerinin önlerine
kolluk tarafÕndan hazÕrlanan bir evrak gelmedi÷i zaman kolaylÕkla
sürecin dÕúÕnda kalabilmektedir.
“Uygulamada bize tedbir kararÕna muhalefet
úeklinde geliyor. øúlem yapÕyorsunuz. Ama çok fazla
denetim imkânÕ oldu÷unu düúünmüyorum, yani
uygulama prati÷i açÕsÕndan çok baúarÕlÕ de÷il.
Rehberlik konusunda sÕkÕntÕ oldu÷unu düúünüyorum”
(SavcÕ, 2007, Ege).
“SavcÕlÕk ile ilgili kayda de÷er bir sorun
yaúanmamaktadÕr” (Polis, 2007, Ege).
“SavcÕ ile iletiúim açÕsÕndan bir sorun yok” (Polis,
2007, Ege).
Hâkim tarafÕndan hükmedilen tedbirlerin uygulamasÕ tedbir
talebinde bulunan kiúilerin inisiyatifinde kalmaktadÕr. Tedbir
talebinde bulunanÕn tedbir kararÕnÕn ihlal edildi÷i yönünde her
hangi bir úikayeti bulunmadÕ÷Õ sürece kolluk, savcÕ veya hakimin
kararÕn uygulanÕp uygulanmadÕ÷ÕnÕ re’sen takip etmesine imkan
sa÷layan bir sistem bulunmamaktadÕr. Tedbir talebinde bulunan
tedbir talebine uyulmamasÕ durumunda cezai müeyyide
uygulanaca÷Õna dair hükmün sadece caydÕrÕcÕ etkisinden
yararlanmak amacÕyla hareket etti÷i için tedbire uyulmamasÕ
durumlarÕnÕ kamu makamlarÕna bildirme konusunda her zaman çok
istekli olmadÕklarÕ görülmektedir.
“Son de÷iúiklikleri de dikkate alarak 4320 sayÕlÕ
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un hala tek çözüm
olarak adliyeyi evin içine sokan bir yapÕsÕnÕ koruyor,
bu da iyi bir úey de÷il tabi” (Hakim, 2007, Ege).
“Kanun úeklen uygulanÕyor. Fakat çözmeyi
hedefledi÷i sorunu tam çözebildi÷i tartÕúÕlÕr. Kanun da
birtakÕm boúluklar var… UzaklaútÕrma cezasÕnÕn
uygulanmasÕnda 4320 sayÕlÕ kanun, kolluk kuvvetlerine
yetki vermemesinden dolayÕ cezanÕn infazÕnda boúluk
oluúuyor. UzaklaútÕrma cezasÕ alan úahÕs ceza süresi
99
dolmadan
evinde
ikamet
edebiliyor.
Hatta
mahkemeden eúi ile birlikte evine dönenler var” (Polis,
2007, Ege).
“Bana iki kez evden uzaklaútÕrma cezasÕ verildi.
Toplam 6 ay. Birinci uzaklaútÕrmadan bir ay sonra eúim
gece korktu÷unu söyledi. øki ay daha uzaklaútÕrmam
oldu÷u halde yanÕna ça÷ÕrdÕ. Gittim. Bana mesafeli
davranmaya devam etti. Beni tekrar úikayet etmekle
tehdit etmeye baúladÕ. Sorun devam etti÷i bir sÕrada
tekrar úikayet etti. Tekrar 3 ay uzaklaútÕrma aldÕm”
(Erkek, 2007, Ege).
“SavcÕlÕk aile mahkemesinden bir tedbir istedi÷i
zaman mahkeme tedbir kararÕ çÕkartÕyor; ancak bu
tedbirin uygulanÕp uygulanmadÕ÷ÕnÕ bilinmiyor. Yani
takip önemli bir sorun olarak ortaya çÕkmaktadÕr
Sadece eú tekrar tekrar savcÕlÕ÷a dönerse savcÕlÕk
haberdar olabilmektedir.” (SavcÕ, 2007, Karadeniz)
Evden uzaklaútÕrma tedbiri verilmeyen durumlarda 4320 sayÕlÕ
kanun ile birlikte TCK hükümlerine göre de iúlem yapÕlmasÕ, aile
içinde huzurlu÷un boyutunun artmasÕna neden olabilmektedir.
“Bir kredi kartÕ ekstresi üzerine tartÕútÕk. Eúimden
úiddet görünce polise baúvurdum. Biz zaten parasal bir
konu üzerine tartÕúmÕútÕk. Mahkeme bize 310 TL para
cezasÕ verdi. TartÕúma 60 lira üzerinden çÕkmÕútÕ. Ben
úikâyetimden dolayÕ çok piúman oldum. ùikâyetimden
vazgeçti÷imi
belirtmeme
ra÷men
davayÕ
durduramadÕm. Eúimle çok büyük bir geçimsizli÷imiz
yoktu. Bir anlÕk anlaúmazlÕk sonucu eúim kendini
tutamamÕútÕ. Bende çok kÕzdÕm bu duruma. Öfke ile
polise gittim. Daha çok ekonomik problem yaúandÕ.
Eúim bir daha úiddet uygulamadÕ. Zaten âdeti de
de÷ildir” (KadÕn, 2007, Ege).
Evden uzaklaútÕrma tedbirine karar verilmesi ve bu tedbirin
uygulanmasÕ, tebbir talebinde bulunanÕ gelecekteki olasÕ úiddet
olaylarÕna karúÕ korumasÕ gibi olumlu bir fonksiyon ifa etmekle
birlikte, aile ba÷larÕnÕ zayÕflatÕcÕ bir etki de do÷urabilmektedir.
Müúterek evden uzaklaútÕrÕlan ve bu tedbir kararÕna uymadÕ÷Õ
takdirde hapis cezasÕ ile cezalandÕrÕlaca÷Õ ihtar olunan erkek eúler
bu durumun aile ba÷larÕnÕ zayÕfladÕ÷ÕnÕ ifade etmiúlerdir.
“YargÕlamadan sonra normal bir evlilik iliúkimiz
yok. Eúim beni sürekli kÕskanÕyor. Eúim sürekli üste
çÕkmaya çalÕúÕyor. Normal olamÕyoruz. Her sÕkÕntÕda
100
karakola gitmeyi bir koz olarak kullanÕyor. SÕkÕntÕmÕz
evlili÷imizin ilk aylarÕnda eúimin ablasÕnÕn iliúkimize
karÕúmasÕ ile baúladÕ. AblasÕnÕn sorunlu bir evlili÷i var.
Ben eúimin ablasÕnÕn etkisinde kalmamasÕnÕ istedim.
Beni dinlemedi. KarúÕ geldi. Sinirlendi÷im bir sÕrada
olay meydana geldi. ùimdi iki yÕl oldu. Ben sürekli
susuyorum. Evlili÷imin devam etmesini istiyorum.
Ancak istedi÷im gibi olmuyor” (Erkek, 2007,Ege).
“Çevrede çok konuúulduk. Eúim alay konusu oldu.
Akrabalar unutana kadar zorlandÕk” (KadÕn, 2007,
Ege).
Verilen tedbir kararlarÕnÕn takibinde, özellikle uzaklaútÕrma
kararlarÕnÕn gerçek anlamda uygulanÕp uygulanmadÕ÷ÕnÕn
kontrolünde ciddi eksiklikler söz konusudur. Kanunun
iúlememesine yönelik öne sürülen ve bir ölçüde masum gibi
görünen nedenlerin baúÕnda, gerek adli mercilerdeki gerekse
karakollardaki iú yo÷unlu÷u yaygÕn úekilde dile getirilmektedir.
“Kolluk kuvvetinin fazla iú yo÷unluklarÕ var belki
ama bu aile içi bir sorundur biz buna karÕúmayalÕm
düúüncesi de var. Biz e÷ilirsek baúarÕlÕ sonuçlar
alÕyoruz” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“Yeni çÕkan kanunlarla, uygulamada hayati tehlike
olmadÕ÷Õ müddetçe hiç bir savcÕ eúe kötü muamele ile
ilgili kocaya gözaltÕ vermedi bugüne kadar, yani
kocalar için hiçbir caydÕrÕcÕlÕk yok, kesinlikle yok.
Birde úu var, özellikle adliyelerde (adli mercilerde) ve
emniyette iú yo÷unlu÷u çok fazla” (Polis, 2007, Do÷u
Anadolu).
“Halen savcÕlÕ÷a gönderemedi÷im baúvurular var,
iú yo÷unlu÷undan dolayÕ savcÕ istemiyor” (Polis, 2007,
Do÷u Anadolu).
“...verdi÷imiz talimatlar aynen yerine getirilir, öyle
bir sorun yaúanmÕyor, ancak iú yo÷unlu÷undan dolayÕ
sÕkÕntÕlar var, çok olay var úimdi bunlarÕ yapmaya
çalÕúÕrken onlarÕ da yapmaya çalÕúÕyor, ne oluyor hepsi
aksÕyor yani kasÕtlÕ bir davranÕú yok ortada” (SavcÕ,
2007, Do÷u Anadolu).
“Do÷u Anadolu’da çok yetersiz sayÕda savcÕ var,
hakim sayÕsÕ yeterli ama savcÕ sayÕsÕ yetersiz. Mesela
25 savcÕ olmasÕ gerekirken onun yarÕsÕ kadar daha önce
üçte biri savcÕ sayÕsÕ ile iúler yürütülmeye çalÕúÕlÕyordu.
Özellikle bu konu ile ilgili bir savcÕnÕn
101
görevlendirilmesi lazÕm ve Do÷u Anadolu’daki savcÕ
sayÕsÕnÕn mutlak ve mutlak suretle artÕrÕlmasÕ lazÕm”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
Verilen tedbir kararlarÕnÕn uygulamasÕnÕ takip etmek amacÕyla
Jandarma ve Polis bünyesinde, çocuk úubeleri gibi, özel birimler
kurulmasÕnÕn, bu birimlerin aile içi úiddet konusunda
uzmanlaútÕrÕlmasÕnÕn tedbir kararlarÕnÕn infazÕnÕn gerçekleúmesine
olumlu katkÕ sa÷layaca÷Õ ifade edilmiútir.
“Aile mahkemeleri karar verdikten sonra kolluk
aúamasÕ geliyor, kolluk aúamasÕnda da bu tam
anlamÕyla uygulanamÕyor. Eve yaklaútÕrÕlmamasÕ kararÕ
veriliyor ve aralÕklarla tutanaklar geliyor ancak bu
tutanaklarÕn sa÷lÕklÕ bir úekilde tutuldu÷una
inanmÕyorum. Kollu÷unda bu konuda uyarÕlmasÕ,
genelgeler yayÕnlanmasÕ, aksine davranÕúlarÕn cezai
müeyyidesi olmasÕ konusunda ciddi bir úekilde
uyarÕlmasÕ gerekiyor, üzerine e÷ilinmesi gerekir.
Tedbir kararÕ verilen kiúiler tekrar evlere gidiyor, yine
kiúileri rahatsÕz ediyorlar. Verilen tedbir kararÕnÕn
mutlaka uygulanmasÕ gerekir” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu).
“SÕ÷Õnma evlerine yerleútirebilirsek, takibi sosyal
hizmetler yapÕyor, yerleútiremezsek evde kalÕrsa, takibi
zabÕta (polis/jandarma) yapÕyor. Hangi karakol her gün
gidecek rahatsÕz edildin mi veya eúin eve geldi mi diye
soracak, böyle bir úey zor; bunun için bir birim lazÕm
aile birimi lazÕm 4320 sayÕlÕ yasa ile kurulan özel birim
lazÕm” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
Verilen tedbir kararÕnÕn gere÷i gibi infaz edilmemesi, úiddet
uygulayan eúi cesaretlendirebilmekte, tedbir talebinde bulunana
hayal kÕrÕklÕ÷Õ yaúatabilmekte dolayÕsÕyla úiddetin artarak devam
etmesine neden olabilmektedir.
“Resmi süreç onlara hayatlarÕ ile ilgili bir garanti
sa÷layamadÕ÷Õ için, sonuçta yasal olarak yapaca÷ÕmÕ
yaptÕm belirsizlik var ben ne yapaca÷Õm, çocuklarÕma
nasÕl bakaca÷Õm, babasÕz nasÕl bu çocuklar, ben ne ile
geçinece÷im, insanlar bana nasÕl muamele edecek
kaygÕlarÕyla ayni úeyi yaúamaya devam ediyor, aksine
bu sürecin baúlamasÕ erke÷i daha da etkiliyor, úiddet de
artarak devam ediyor çünkü onun önüne sunulan baúka
seçenekler yok, yani onu o durumundan kurtaracak
baúka bir seçenek sunmuyorsunuz. Yasal olarak bu
süreç baúladÕ ve bitti o kadar. Ondan sonra, bu süreci
102
tekrar baúlatmaya bile artÕk gücü yok kadÕnÕn” (KadÕn,
2007, Do÷u Anadolu).
“Zaten 3 apartman ilerimizde oturuyordu. Çocuk
almaya geldikleri zaman görümceler, avukatlar, zaten
avukattan bol bir úey yok, hepsi kapÕdalar. Bu hepimizi
etkiliyor. KocayÕ uzaklaútÕrÕyorsunuz. Ama aileyi
uzaklaútÕrmÕyorsunuz. KocamÕn gelip gelmemesi fazla
bir úey de÷iútirmedi. Benim hayatÕmdaki stres oldu÷u
gibi devam etti hatta daha da katlandÕ. UzaklaútÕrmayÕ
kendine yediremedi. Her yerde uzaklaútÕrmayÕ ben
almÕúÕm gibi yaygara yaptÕlar. Avukatlar, kalabalÕk
sürekli kavga çÕkarÕyorlar. Hakaretler diz boyu. Bir kiúi
gitti yerine on kiúi geldi. Ben bu uzaklaútÕrmanÕn
yaptÕrÕm gücü oldu÷una da inanmÕyorum. Sonunda ben
oradan taúÕndÕm. BaúardÕlar bunu. UzaklaútÕrmanÕn
bitti÷i hafta bunlar taúÕndÕ÷Õm siteye gece 02:30 da
geldiler. KapÕda güvenlik var. Ona ra÷men bunlar 3
araba geliyorlar. Güvenlikte engelleyemiyor. Güvenli÷i
tehdit ediyor. Sitenin içinde koúturuyorlar. Eú yoksa
aile bireyleri geliyor. Herkes huzursuz oluyor” (KadÕn,
2007, Marmara).
Verilen tedbir kararÕn uygulanmasÕnda yaúanan aksaklÕklarÕn
özel ricalar ve kiúisel ba÷lantÕlar yoluyla çözümlenmesinin
mümkün olabildi÷i ifade edilmiútir.
“....araya girme olmadan önce polis veya
savcÕlÕktan hiçbir ilgi yoktu, eúim etrafta dolanÕyordu,
kapÕya geliyordu, kapÕyÕ zorluyordu falan yani polis
dolaúmÕyordu. Bir tanÕdÕk kanalÕ ile tedbir kararÕmÕz
var uygulayÕn úeklinde rica olduktan sonra
de÷iúti......Ama keúke hep uygulansa böyle bir ayÕrÕm
olmadan veya birilerini araya sokmadan uygulansa.”
(KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
“ølgilenildi÷i için, eúim her geldi÷inde polis
ekipleri geldi, bu çok caydÕrÕcÕ bir úey oldu, yuvamÕz
kurtuldu bu sayede, çünkü eúim ve ço÷u erkekte de bu
vardÕr eúim bensiz bir hayat kuramaz, ben nerde olsa
onu bulurum, ona kendi baúÕma da hayata devam
edebilece÷imi gösterdim, ölüm tehditleri almama
ra÷men, özellikle ailemin yanÕna gitmedim çünkü
biliyordum ki herhangi birine (anne baba veya
kardeúlerden biri) gitseydim geri dönmek zorunda
kalacaktÕm ama úimdi devleti arkaya alarak güçlü bir
úekilde karúÕsÕnda durup ta, birkaç kez yanÕna
yaklaúamayaca÷ÕnÕ ve karúÕsÕnda polisleri görünce, ben
103
eúimi kaybedebilirim duygusuna kapÕldÕ, bunun
verilmesi çok önemli oldu. Tabii burada kiúilik ve
sevgi önemli......Benim için en önemli nokta caydÕrÕcÕ
olmasÕ etkili oldu” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
Aleyhine tedbir kararÕ verilenin özel ba÷lantÕlarÕ ve kiúisel
iliúkileri tedbir kararlarÕnÕn uygulanmasÕnÕn önünde bir engel
oluúturabilmektedir.
“Benim evimden zorla çocu÷umu aldÕlar,….Polis
görgü tanÕ÷Õ, ama ben görmedim dedi. ZabÕt tutmadÕlar.
Dayak yedi÷imde bile adli tÕpa göndermeleri için güçlü
olmanÕz lazÕm. Polis zabÕt tutmuyorsa, kadÕnÕ doktora
göndermiyorsa bu kanun nasÕl çalÕúacak” (KadÕn, 2007,
Marmara).
“Bir gün sabah eúim aradÕ. ÇocuklarÕ alaca÷Õm
dedi. Ben de bir sistem koyalÕm. Çocuklar ona göre
hareket etsin dedim. Ya her gün gel ya da hiç gelme
ona göre okul servisi ayarlayalÕm dedim. AúÕrÕ tepki
gösterdi. Aradan kÕsa bir süre geçtikten sonra 5 tane
silahlÕ adamÕyla eve geldi. Ben de annemi ça÷ÕrdÕm.
Dövmesinden korktum. Hem annemi hem beni darp
etti. O sÕrada içeride polis vardÕ ve hiç müdahale
etmedi. Çünkü çok tanÕnmÕú bir insan. Çok zengin ve
bunun verdi÷i gücü kullanÕyor. Sonra karakola
gidiyoruz. Rütbeli bir polis vardÕ ona çocuklarÕmÕ
kaçÕrÕr dedim. O da bana evde polis bekleyece÷ine dair
söz verdi. KaçÕrsa bir daha alamazdÕm çocuklarÕ. Her
tarafta adamlarÕ var evde parkta. Karakolda ben ifade
veriyorum. Ara sÕra gözyaúÕmÕ silerken yazÕlanÕ da
kontrol ediyorum. Verdi÷im ifade aynen yazÕlmÕyor.
Ben tepki gösterince geçiútirdiler. O arada telefon
çaldÕ. ‘burada S. Bey’in karÕsÕnÕn, ifadesini alÕyoruz’
deyince ben koptum. ‘ben devlete sÕ÷Õnmak istiyorum,
sizi nasÕl özel telefonunuzdan biri arayÕp benim
hakkÕmda bilgi veriyorsunuz’ diye tepki gösterdim”
(KadÕn, 2007, Marmara).
“Kanun, hiç olmamasÕndan iyi. Kendini bilen
insan biraz dikkat etmeye baúlÕyor. Ama kendini her
úeyden üstün gören, kanundan da polisten de devletten
de üstün gören çok. Zaten mahalle karakolunu
kendilerine oyuncak ettiler” (KadÕn Ma÷dur Vekili,
2007, Marmara).
104
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulanmasÕnda tedbir nafakasÕ
hükmedilmesi halinde nafakanÕn hükmedilen nafakanÕn tahsil
edilmesi de baúlÕ baúÕna bir sorun olarak ortaya çÕkmaktadÕr.
“Nafaka ba÷lanÕrken en az asgari ücret tahsis
edilmeli, sonradan araútÕrma yapÕlÕp uygun bir ücret
tahsis edilmeli. Nafaka ödenmedi÷i takdirde de
yaptÕrÕm lazÕm. Emredici düzenlemeye aykÕrÕ bir
durum varsa mutlaka ceza olmalÕ. Nafaka ödenmedi÷i
takdirde derhal dava açmadan aile mahkemesi 3-5 gün
hapis cezasÕ verebilmeli, nafakasÕnÕ ödeyen makbuzunu
hemen mahkemeye beyan etmeli” (KadÕn Ma÷dur
Vekili, 2007, Marmara).
“Nafaka davasÕ süresince aile dostum 3 kiúiyi úahit
yazdÕm. OnlarÕ arayÕp senin torunun çocu÷un var diye
tehdit ediyor. Benim mal varlÕ÷ÕmÕ kimse açÕklayamaz,
ben onu (eúini) 500 liraya muhtaç edece÷im, asker
edece÷im diyor. Tehditlerden korkan dostlarÕm úahitlik
etmediler” (KadÕn, 2007, Marmara).
“Ailem bana maddi anlamda da destek oldu÷u için
çok problem olmuyor. 24 ay oldu nafaka karara
ba÷lanalÕ ayda 6,500 ytl hala tahsil edemedik.
ÇocuklarÕn okul paralarÕnÕ kendi babam ödüyor.
Kendisi lincoln jeeplerle geziyor. Gayri menkuller her
úey úirketin üzerineymiú. AdamÕn beú kuruúu yok. Ama
sevgilisinin birinin kirasÕ 4000 dolar, lincolnün deposu
400 milyona doluyor ama parasÕ yok. Ferrari bakÕyor”
(KadÕn, 2007, Marmara).
Tedbir kararÕ velayet hakkÕ gibi aile hukukundan kaynaklanan
nedenlerle dolaylÕ úekilde uygulanabilmektedir.
“Biz önce tedbir için mahkemeye müracaat ettik.
Hemen akabinde karúÕ taraf da boúanma davasÕ açtÕ.
Önce mahkeme tedbir iste÷imizi reddetti. KarúÕ taraf
bugün Türkiye’nin en zengin adamlarÕndan bir tanesi.
Gece 10:00 da yok úunu alaca÷Õm yok bunu alaca÷Õm
diye dört beú adamÕyla eve gelmeye baúladÕ. O kapÕya
dayanmalar olunca o zaman koruma tedbiri için tekrar
mahkemeye müracaat ettik. O zaman koruma tedbirini
verdi. 6 ay süreyle evden uzaklaútÕrma verdi. KarúÕ
taraf itiraz etti. Evinin krokisini koydu. ùunu bunu
koydu. Fakat mahkeme itirazÕ reddetti. AynÕ süre
içinde mahkemeden çocu÷un babayla görüúmesi için
karar aldÕlar. Baba evden uzaklaútÕ ama çocu÷un ailesi
avukatlarla geldiler. Tabi burada kanun çeliúiyor. Ben
105
tehlikedeyim, beni korumak için çocu÷umu alÕyorlar.
E÷er bu adam benim için tehlikeli ise çocu÷um içinde
tehlikelidir. Zaten benden alamadÕ÷Õ hÕncÕnÕ çocuktan
alÕyor. Benim çocu÷um dayak bile yedi orada. Anneye
yapÕlamayan çocu÷a yapÕlÕyor. DolayÕsÕyla anneye
çocuk üzerinden acÕ çektiriliyor. Benim çocu÷um
polisten korkar. BabasÕ bunu bildi÷i halde polisle
kapÕma geliyor. Annenin ma÷duriyeti çocukla beraber.
Çocuk bunlarÕ, yaúadÕ÷Õ sorunlarÕ mahkeme
psikologuna da anlattÕ÷Õ halde mahkeme ‘baba ile
münasebet’ baúlÕ÷Õ altÕnda baba bütün nefretini çocu÷a
yansÕtÕyor. Sadece baba de÷il babaanne, hala hepsi
baskÕ yapÕyor. Bunu çocu÷u sevmedikleri için de÷il
anneye acÕ çektirmek için yapÕyor. Çocuk gitmek
istemese de polis ile alma haklarÕ var. Zaten çocuk
polisten korkuyor. Polis korkusuyla tehdit ediliyor.
Polisle eve geliyor. Elinde tebligat yok. Çocu÷u
vermeyece÷imi söyleyince ‘ben zaten çocuk almaya
gelmedim senin nasÕl bir insan oldu÷unu insanlara
göstermeye geldim’ diyor. Bu nasÕl bir mantÕktÕr.
Polisleri de buna alet ediyor” (KadÕn, 2007, Marmara).
2.1.14. Kanun YollarÕ ve Tedbir KararÕnÕn Kesinleúme AnÕ
Belirsizdir
4320 sayÕlÕ Kanun Aile Mahkemesi Hakimi tarafÕndan verilen
tedbir kararlarÕ aleyhine ne gibi kanun yollarÕna baúvurulabilece÷i,
temyiz veya itiraz kanun yoluna baúvurmanÕn mümkün olup
olmadÕ÷Õ, kanun yoluna baúvurulabilmesi mümkün ise kanun
yoluna baúvurmanÕn kararÕn infazÕna nasÕl bir etkisinin olaca÷Õ,
tedbir kararlarÕnÕn kesin olup olmadÕ÷Õ gibi konularda düzenleme
içermemektedir. YargÕtay 2. Hukuk Dairesi 09.07.1998 tarih,
E:1998/7229 ve K:1998/865542 sayÕyla verdi÷i kararda 4320 sayÕlÕ
Kanuna göre verilen tedbir kararlarÕnÕn temyiz edilemeyece÷ini,
fakat genel hükümlere göre itiraza tabi oldu÷u úeklinde karar
vermiútir.
42
KararÕ aktaran; Ateú, M (2007), “4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun
ve Bu Kanundaki De÷iúiklikler Üzerine Düúünceler”, Ankara Barosu Dergisi, YÕl:
65, SayÕ:3, Sayfa: 161.
106
2.1.15. Tedbir KararÕna AykÕrÕ DavranÕlmasÕ
Uygulama Örne÷iyle KarúÕlaúÕlmamÕútÕr
Suçunun
Aile içi úiddeti önlemeye yönelik olarak hükmedilen tedbir
kararÕna uyulmamasÕ 4320 sayÕlÕ Kanunun 2. maddesinin 4.
fÕkrasÕnda “fiili baúka bir suç oluútursa bile, koruma (tedbir)
kararÕna aykÕrÕ davranan eú veya di÷er aile bireyleri hakkÕnda
ayrÕca üç aydan altÕ aya kadar hapis cezasÕna hükmolunur”
denilerek cezai yaptÕrÕma tabi tutulmuútur. Üstelik, bu suç takibi
úikayete ba÷lÕ bir suç olarak de÷il, re’sen takip edilen bir suç olarak
düzenlenmiútir. 4320 sayÕlÕ Kanunun 2. maddesinin2. fÕkrasÕ
“Koruma kararÕna uyulmamasÕ halinde genel kolluk kuvvetleri,
ma÷durlarÕn úikâyet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re'sen
soruúturma yaparak evrakÕ en kÕsa zamanda Cumhuriyet
BaúsavcÕlÕ÷Õna intikal ettirir.” hükmüne yer vermiútir. AynÕ
Kanunun 2. maddesinin 3. fÕkrasÕnda ise, tedbir kararÕna aykÕrÕ
davranma suçundan dolayÕ yapÕlacak olan yargÕlamada yetkili
mahkeme sulh ceza mahkemesi olarak düzenlenmiútir. Tedbir
kararÕna aykÕrÕ davranÕlmasÕ suçundan dolayÕ herhangi bir takibat
yapÕldÕ÷Õna iliúkin örnek bir olay görüúmelerimizde ortaya
çÕkmamÕútÕr. Tedbir kararÕna aykÕrÕ davranÕlmasÕ suçunun
oluúabilmesi için hükmedilen tedbir kararÕna aykÕrÕ davranÕldÕ÷ÕnÕn
tespit edilmesi gerekir. Tespitin yapÕlmasÕnda yaúanan problemler
bu suçun pratikte uygulanmasÕna engel olmaktadÕr.
“AyrÕca polis acaba tedbir alÕndÕktan sonra takip
edebiliyor mu? Pek sanmÕyorum” (SavcÕ, 2007,
Marmara).
“Süreç esnasÕnda kolluk kuvvetleri ile sorun
yaúÕyorum. Eúim telefon edip evi gözetliyor. Ben polis
arÕyorum ama gelen giden olmuyor. IsrarlÕ aramalardan
sonra yunus ekipleri geliyor. Karakol polisi hiç
yardÕmcÕ olmuyor. Eúim karakol polisleri ile çok iyi bir
iliúki kurmuú. Polisten destek göremiyorum maalesef”
(KadÕn, 2007, Marmara).
“Kolluk nasÕl takip edecek. Adam telefonla
rahatsÕz edebilir. Bu nasÕl takip edilecek. Kanunlarla
açÕklanmadÕ÷Õ için polis bunu bilemez. Burada önleyici
kolluk devreye girmeli. Kanundaki yazÕm eksikli÷i
yüzünden kolluk önleyici kolluk iúlevini görmüyor.
Ma÷durun talebi ile birlikte bir dinleme mi olabilir
ancak bu hem pahalÕ hem de kanunlarda yazÕlÕ olmasÕ
zorunlu bir iú” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara).
107
“Koruma kararÕ çÕktÕ ama hala silahlarÕ belinde
geziyor. ÇocuklarÕmla beraberken bile silah belinde”
(KadÕn, 2007, Marmara).
“Benim müvekkilimin evinin önünden arabayla
ikide bir geçip gözda÷Õ veriyordu, eúi. Polisi arasan
onlar gelinceye kadar adam gidiyor. Yani artÕk polis
ma÷dur kiúinin evinin önünden 15 dakikada bir devriye
arabasÕ mÕ geçirmeli, bir úekilde bir çözüm bulunmalÕ”
(KadÕn Ma÷dur Müvekkili, 2007, Marmara).
“Benim evimden zorla çocu÷umu aldÕlar, icra
parasÕnÕ yatÕrmayÕ unuttuklarÕ için. Polis görgü tanÕ÷Õ,
ama ben görmedim dedi. ZabÕt tutmadÕlar. Dayak
yedi÷imde bile adli tÕpa göndermeleri için güçlü
olmanÕz lazÕm. Polis zabÕt tutmuyorsa, kadÕnÕ doktora
göndermiyorsa bu kanun nasÕl çalÕúacak” (KadÕn, 2007,
Marmara).
Tedbir kararÕna aykÕrÕ davranÕúÕn tespit edilebilmesi için
mekanizmalar geliútirilmesine ihtiyaç oldu÷u ifade edilmiútir.
“Suçüstü kanunu bu tür ivedilik arz eden suçlarda
kullanÕlmalÕ. Maddi, manevi, fiziki koruma sa÷lanmalÕ.
Aktif olarak sa÷lanmalÕ. Aile kanununu infaz edecek
bir uzmanlaúmÕú bir savcÕ olmalÕ. Hakim veya savcÕ
olayÕ duydu÷unda da re’sen dava açabilmeli illaki
úikayet olmasÕ gerekmiyor. Toplumda bu tür ufak
görülen suçlarÕn etkin olarak cezalandÕrÕlmasÕ gerekir”
(KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
Tedbir kararÕna aykÕrÕ davranÕlmasÕ suçu için öngörülen
cezanÕn algÕlanmasÕ ve de÷erlendirilmesi aktörlere göre farklÕlÕk
arz etmektedir. Genellikle úiddet gören aile bireyleri cezayÕ yeterli
bulmazken, úiddet uygulayanlarsa cezayÕ a÷Õr bulmaktadÕr. CezanÕn
caydÕrÕcÕ etkiye sahip oldu÷u konusu da ifade edilmektedir.
“Cezalar caydÕrÕcÕ” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Gayet iyiydi bence” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Cezalar çok az, caydÕrÕcÕ de÷il. Yine de bir korku
veriyor. ùu an bir úey yapamÕyor ama konuúuyor yine”
(KadÕn, 2007, Karadeniz).
“CezalarÕ bilmiyorum. ùimdilik iyi gibi geliyor”
(KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Bence çok iyi, caydÕrÕcÕ da. Ben bir erkek olarak
söylüyorum” (Erkek, 2007, Karadeniz).
108
“Dedi÷im
Karadeniz).
gibi
çok
fazla”
(Erkek,
2007,
Sonuç olarak 4320 sayÕlÕ kanunun uygulanmasÕnda eksiklikler,
belirsizlikler, sorunlar ve görüú farklÕlÕklarÕ araútÕrmada elde edilen
veri ve bulgularla desteklenerek ortaya konmuútur. Bu yönüyle
yapÕlan öneriler ÕúÕ÷Õnda uygulamanÕn daha açÕk bir süreç haline
getirilmesi için gerekli düzeltmelerin yapÕlmasÕ gerekir.
2.2. Koordinasyon, øúbirli÷i ve øletiúim SorunlarÕ
4320
SayÕlÕ
Ailenin
KorunmasÕna
Dair
Kanunun
uygulanmasÕnda do÷rudan rol alan baúlÕca resmi aktörler kolluk
birimleri (polis ve jandarma), savcÕlÕk, Aile Mahkemesi ve infaz
savcÕlÕ÷Õ, sa÷lÕk kuruluúlarÕ sosyal hizmetler vb. kuruluúlar olup di÷er
yandan sivil aktörler arasÕnda kadÕn dernekleri, kadÕn sÕ÷Õnma evleri,
ma÷durlar, sanÕklar sayÕlabilir. Aile içi úiddetin ortaya çÕkmasÕ
durumunda konu ya kolluk birimlerine oradan savcÕya ya da
do÷rudan savcÕya intikal etmektedir. SavcÕnÕn kollu÷un yardÕmÕyla
hazÕrladÕ÷Õ dava dosyasÕna göre gerekli gördü÷ü durumda Aile
Mahkemesine dava açar. Mahkeme hâkimi davayÕ dosya üzerinden
inceler ve kanunun öngördü÷ü tedbirler ÕúÕ÷Õnda kararÕnÕ verir ve
konuyu gere÷inin yapÕlmasÕ için infaz savcÕsÕna gönderir. ønfaz
savcÕsÕ ilgili kolluk birimine kararÕ göndererek uygulanmasÕ
talimatÕnÕ verir. Bu dönemden sonra kolluk birimleri kararÕ ilgili
kiúilere tebli÷ eder ve takibini yapar. Kanunun getirdi÷i uygulamanÕn
bu úekilde iúledi÷ini düúünmek mümkündür. Kanunun öngördü÷ü bu
aktörler dÕúÕnda di÷er resmi veya gayri resmi aktör de kanunun
uygulanmasÕna katkÕ yapabilmektedir. KÕsaca özetlenen süreçte
koordinasyon, iúbirli÷i ve iletiúim sorunlarÕ yaúanabilmektedir.
Nitekim araútÕrma sonucunda ortaya çÕkan durumda da aktörler
arasÕndaki iliúkilerde sorunlarÕn oldu÷u ortaya çÕkmÕútÕr. AraútÕrmada
elde edilen bulgulara göre bunlarÕn tartÕúÕlmasÕ kanunun aksayan
yönlerini ortaya koyarak düzeltme ve uygulamada daha baúarÕlÕ
olmasÕ için yararlÕ olacaktÕr.
øç Anadolu Bölgesinde 4320 sayÕlÕ kanunun uygulanmasÕnda rol
oynayan aktörlerden olan savcÕ, hakim, polis, jandarma ve aile
bireyleri ile yapÕlan mülakatlarda bunlarÕn aralarÕndaki iliúki ve
koordinasyonla ilgili ilginç bilgiler elde edilmiútir. 4320 sayÕlÕ kanun
kapsamÕnda savcÕlÕ÷a gelen davalarda kolluk birimleri konuyla ilgili
savcÕya yardÕmcÕ olmak üzere soruúturma yapmaktadÕrlar. SavcÕnÕn
kanaati kolluk birimlerinin ve çalÕúanlarÕnÕn dava hazÕrlÕk
109
çalÕúmalarÕnÕ yerine getirmede genel anlamda yetersiz olduklarÕ
úeklindedir. Di÷er yandan iúin do÷rusu adli makamlarda genel olarak
kollu÷un dava dosyasÕ hazÕrlamada özellikle yeterli personel
olmamasÕ, bilgi ve deneyim eksikli÷i oldu÷u kanaatinin yaygÕn
oldu÷u gözlemlenmiútir. Verilen bir örnek dikkat çekicidir. Bir
olayda tanÕklarÕn varlÕ÷Õ bilindi÷i halde kolluk görevlileri o anda
ifade almayÕp, savcÕlÕkta veya mahkeme aúamasÕnda tanÕklarÕn
varlÕ÷Õndan söz ettiklerinde, tekrar bu tanÕklarÕn ifadelerinin alÕnmasÕ
gerekti÷i mahkeme tarafÕndan emredilmiú ve sonuçta dava sadece bu
nedenle birkaç ay gecikmiútir. Di÷er yandan savcÕlÕk tarafÕ kollukla
iletiúim sorununun fiziksel anlamda olmadÕ÷ÕnÕ, ancak kollu÷un
iletiúim ortamÕnda anlama ve anlatabilme sorunlarÕ olduklarÕnÕ ifade
etmiúlerdir. Adliyedeki aktörlere göre 2005 yÕlÕnda Avrupa Birli÷i
uyum sürecinde çÕkarÕlan CMK ve di÷er kanunlarÕn genel olarak
içerik ve ruhunda de÷iúiklik olmamasÕna ra÷men, kolluk bir olayla
karúÕlaútÕ÷Õnda “bizden çÕksÕn gitsin, bir an önce kurtulalÕm”
düúüncesine sahip olduklarÕ ifade edilmiútir.
Buna karúÕlÕk hem polis hem de jandarma tarafÕndan adliye ile
ilgili herhangi bir iletiúim ve iliúki sorunu olmadÕ÷Õ ifade edilmiútir.
Ancak ortaya çÕkan önemli nokta adliye ile kolluk arasÕndaki
iliúkinin çok sa÷lÕklÕ olmadÕ÷ÕdÕr. Di÷er bir ifadeyle, 4320 sayÕlÕ
kanun ba÷lamÕnda adliye (savcÕlÕk ve aile hakimi) ile kolluk
birimleri arasÕndaki iliúkinin sa÷lÕklÕ bir zemine henüz
oturtulamadÕ÷Õ anlamÕna gelmektedir. Bunda belki de uygulama
yönetmeli÷inin çÕkarÕlmamasÕndan dolayÕ, kimin neyi nasÕl yapaca÷Õ
detaylandÕrÕlmadÕ÷Õndan sorunlar yaúanmaktadÕr. Bu aktörlerin
arasÕndaki iliúkileri koordineli ve iúbirli÷i içinde yürütebilmek için
gerekli uygulama talimatlarÕn eksikli÷i konunun hem kolluk
boyutunda hem adliye boyutunda hem de infaz boyutunda sahibinin
olmamasÕ anlamÕna gelmektedir. DolayÕsÕyla sürecin tamamÕnÕ gören
ve kontrol eden bir birim olmadÕ÷Õ söylenebilir.
Bu duruma en iyi örnek, verilen tedbir kararÕnÕn nasÕl
uygulatÕlaca÷Õ konusudur. 4320 sayÕlÕ kanun, hakkÕnda tedbir
uygulanan kiúinin kolluk tarafÕndan nasÕl takip edilece÷i konusunda
úöyle bir hüküm içermektedir: “Koruma kararÕnÕn bir örne÷i
mahkemece Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna tevdi olunur. Cumhuriyet
BaúsavcÕlÕ÷Õ kararÕn uygulanmasÕnÕ genel kolluk kuvvetleri marifeti
ile izler” (md.2). Hâlbuki görüúme yapÕlan hem hâkim, savcÕ hem de
kolluk birimleri tedbirin uygulanmasÕnda zorluklar, hatta
imkânsÕzlÕklar oldu÷unu ifade etmiúlerdir. Örne÷in hakkÕnda tedbir
uygulanan kiúinin tedbir kararÕnÕ ihlal etti÷inde kollu÷un ihlalden
110
nasÕl haberdar olaca÷Õ belli de÷ildir. Tek bir çare vardÕr. O da
ma÷dur haber ederse kolluk müdahale edebilecektir. Haber etse bile
kolluk gelene kadar tedbir uygulanan kiúi olay mahallini terk ederse
ne yapÕlaca÷Õ belirsizdir. AyrÕca yine adli aktörlerin söyledi÷i gibi
sosyal yapÕdan dolayÕ komúular veya akrabalar tedbirin ihlali
durumunda ihbar etmede gönülsüz davranmaktadÕrlar. Yine savcÕ
tarafÕndan verilen bir örnekte görüldü÷ü gibi, iletiúim araçlarÕ
yoluyla taciz durumunda verilen iletiúim araçlarÕyla rahatsÕz edici
davranÕúlarda bulunmama tedbiri ihlal edildi÷inde bunun tespiti ve
müeyyideye tabi tutulmasÕ bazÕ durumlarda imkânsÕz gibidir. Dijital
olmayan bir telefondan veya umumi bir telefon kulübesinden
aranmasÕ durumunda tespitin de mümkün olmadÕ÷Õ bilinmektedir.
Bunlar uygulamada çok önemli sorunlardÕr.
“4320 sayÕlÕ kanuna göre verilmiú bir tedbir
kararÕnÕn iúlemesine dair úöyle bir örnek ele alÕnabilir:
bir iúlem yapÕlmÕú bir aileye ve yazÕ bize gelir 3 aylÕk
bir tedbir kararÕnÕn ilgiliye bildirilerek takibi istenir.
Takip sÕrasÕnda bir ihlal saptanÕrsa resen konuya polisin
müdahale ederek savcÕya intikal ettirilmesi istenir. øú
bu boyuta gelince evler ayrÕlÕyor ve örne÷in ma÷dur
veya tedbir uygulanan kiúi di÷er bir karakolun görev
alanÕnda yaúamaya baúlÕyor. Bir tebligatÕ ben
yapÕyorum bir tebligatÕ di÷er karakol yapar. Ancak bu
karar evrakÕ 3 aylÕk tedbir süresi doluncaya kadar
benim karakolumda duruyor. Bu süre zarfÕnda benim
karakolumun bölgesinde yaúayan fail gidip di÷er
karakol bölgesinde yaúayan ma÷dura bir úey yaptÕ÷Õnda
o karakolun olayla ilgili tedbir kararÕyla ilgili elinde
dosya olmadÕ÷Õndan olayÕn ma÷duru bildirmedi÷i
sürece haberi olmadÕ÷Õ için mahkeme (sonradan
yaúanan geliúmelerin) sürecini bilemeyecektir.
DolayÕsÕyla kiúiye gerekli iúlem yapÕlamayacaktÕr.
Burada iletiúim sorunu var ve merkezi bir bilgilendirme
a÷Õ olmalÕ” (Polis, 2007, øç Anadolu).
Yine aynÕ takip meselesiyle ilgili olarak Marmara bölgesinden
benzer bir görüú úu úekilde konuya açÕklÕk getirmiútir:
“Kolluk nasÕl takip edecek. Adam telefonla
rahatsÕz edebilir. Bu nasÕl takip edilecek. Kanunlarla
açÕklanmadÕ÷Õ için polis bunu bilemez. Burada önleyici
kolluk devreye girmeli. Kanundaki yazÕm eksikli÷i
yüzünden kolluk önleyici kolluk iúlevini görmüyor.
Ma÷durun talebi ile birlikte bir dinleme mi olabilir
111
ancak bu hem pahalÕ hem de kanunlarda yazÕlÕ olmasÕ
zorunlu bir iú” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara).
Ege Bölgesinden tedbir kararÕnÕn takibi konusunda benzer
görüúler gelmiútir. Genel olarak Ege’de de 4320 sayÕlÕ kanunun
uygulanmasÕ için hazÕrlanan evrakÕn ulaútÕ÷Õ savcÕ, mahkemeden
tedbir talebinde bulunmakta, mahkemenin verdi÷i tedbir kararÕnÕn
uygulanmasÕ talimatÕ ise bir baúka savcÕya (infaz savcÕsÕna)
gönderilmektedir. øúlemi baúlatan savcÕ ile mahkeme kararÕnÕn
takibini yapacak olan savcÕ aynÕ kiúi olmamaktadÕr. Bu nedenle
savcÕlar kendilerinin önlerine kolluk tarafÕndan hazÕrlanan bir
evrak gelmedi÷i zaman, olayÕn dÕúÕnda kalmaktadÕrlar. 4320 sayÕlÕ
kararÕn uygulanmasÕ ile ilgili sorunlar genelde tedbir kararÕna
muhalefetten dolayÕ kolluk tarafÕndan hazÕrlanan dosyalarÕ gören
savcÕlar, konuyu rutin bir iúlem olarak algÕlayÕp dosyayÕ ilgili
mahkemeye sevk etmekte olduklarÕ görülmüútür. Aúa÷Õdaki
ifadeler bu örneklerden bazÕlarÕnÕ yansÕtmaktadÕr.
“Uygulamada bize tedbir kararÕna muhalefet
úeklinde geliyor. øúlem yapÕyorsunuz. Ama çok fazla
denetim imkânÕ oldu÷unu düúünmüyorum, yani
uygulama prati÷i açÕsÕndan çok baúarÕlÕ de÷il.
Rehberlik konusunda sÕkÕntÕ oldu÷unu düúünüyorum”
(SavcÕ, 2007, Ege).
“SavcÕ ile iletiúim açÕsÕndan bir sorun yok. Fiili
uygulama açÕsÕndan az önce dedi÷im gibi uzaklaútÕrma
cezasÕnÕn uygulanmasÕnda kanunun bize yetki
vermemesinden dolayÕ sÕkÕntÕlarÕmÕz var, biraz” (Polis,
2007, Ege).
Yine Marmara Bölgesinde görüúülen bir savcÕnÕn, Hâkim
tarafÕndan verilen tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕ konusunda
kollu÷un yeteri kadar takip edemeyece÷ine inanmadÕ÷Õ
görülmüútür. “AyrÕca polis acaba tedbir alÕndÕktan sonra takip
edebiliyor mu? Pek sanmÕyorum.” (SavcÕ, 2007, Marmara). Bunu
söyleyen savcÕ aslÕnda kollu÷un adli amiridir ve takip konusunda
kollu÷un sorumlulu÷una sahip kiúidir. E÷er savcÕ böyle
düúünüyorsa süreçten ne kadar uzak oldu÷u anlaúÕlmaktadÕr.
AslÕnda yukarÕda belirtildi÷i gibi bu polis ve jandarma birimleri
tarafÕndan teyit edilmektedir. DolayÕsÕyla 4320 sayÕlÕ kanunun
uygulanmasÕnda süreci baútan sona görebilen bir koordinatör
kuruma ihtiyaç kendini hissettirmektedir. Bu koordinatör
olabilecek aktör süreçte rol alan bütün di÷er aktörleri
bilgilendirdi÷i takdirde yaptÕklarÕ iú daha anlamlÕ olacak ve
112
kanunun uygulanmasÕnda hedeflenilen amaçlara daha fazla
ulaúÕlabilecektir.
Do÷u Anadolu Bölgesinde görüúülen savcÕlarÕn da hâkim
tarafÕndan verilen tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕnÕn takibi
konusunda hem kendilerinin hem de kolluk birimlerinin yetersiz
kalabilecekleriyle ilgili benzer görüúler vardÕr.
“Verilen kararlarÕn uygulanmadÕ÷ÕnÕ görünce,
úimdi kadÕn buraya geliyor a÷lÕyor sÕzlÕyor yine geliyor
diyor, biz karar verdikten sonra 24 saat izleyecek
halimiz yok, kollu÷un bu iúi yapmasÕ lazÕm. Kolluk
kuvvetinin fazla iú yo÷unluklarÕ var belki ama bu aile
içi bir sorundur biz buna karÕúmayalÕm düúüncesi de
var. Biz e÷ilirsek baúarÕlÕ sonuçlar alÕyoruz. Aile
mahkemeleri karar verdikten sonra kolluk aúamasÕ
geliyor, kolluk aúamasÕnda da bu tam anlamÕyla
uygulanamÕyor. Eve yaklaútÕrÕlmamasÕ kararÕ veriliyor
ve aralÕklarla tutanaklar geliyor ancak bu tutanaklarÕn
sa÷lÕklÕ bir úekilde tutuldu÷una inanmÕyorum.
Kollu÷unda bu konuda uyarÕlmasÕ, genelgeler
yayÕnlanmasÕ, aksine davranÕúlarÕn cezai müeyyidesi
olmasÕ konusunda ciddi bir úekilde uyarÕlmasÕ
gerekiyor, üzerine e÷ilinmesi gerekir. Tedbir kararÕ
verilen kiúiler tekrar evlere gidiyor, yine kiúileri
rahatsÕz ediyorlar. Verilen tedbir kararÕnÕn mutlaka
uygulanmasÕ
gerekir.
SÕ÷Õnma
evlerine
yerleútirebilirsek, takibi sosyal hizmetler yapÕyor,
yerleútiremezsek
evde
kalÕrsa,
takibi
zabÕta
(polis/jandarma) yapÕyor. Hangi karakol her gün
gidecek rahatsÕz edildin mi veya eúin eve geldi mi diye
soracak, böyle bir úey zor; bunun için bir birim lazÕm
aile birimi lazÕm 4320 sayÕlÕ yasa ile kurulan özel birim
lazÕm. Adli kolluk olmadÕ÷Õ sürece bunun yürümesi
zor, adli kolluk olsa biz bunlarÕ takip ederiz” (SavcÕlar,
2007, Do÷u Anadolu).
4320 sayÕlÕ kanunda sayÕlan tedbirlerin úekil bakÕmÕndan
uygulandÕ÷ÕnÕn kabul edildi÷i, ancak takibinin tedbir uygulatan
tarafÕn úikâyetine ba÷lÕ olarak yapÕlabildi÷i görülmektedir. Evden
uzaklaútÕrma tedbirinin uygulanmasÕ konusu kararda yer alsa bile,
karara uyulup uyulmadÕ÷ÕnÕn takibi sadece tedbir talebinde bulunan
kiúinin haber vermesiyle ortaya çÕkmaktadÕr. Kanunda sayÕlan
di÷er tedbirlerin uygulamasÕ da kiúilerin inisiyatifinde olup, aile
içindeki bireylerin her hangi bir úikâyeti bulunmadÕ÷Õ sürece polis,
jandarma, hâkim ve savcÕ için verilen kararÕn kendili÷inden
113
uygulamasÕna yönelik herhangi bir sistem bulunmamakta ve úiddet
gören birey çok zor durumda kalmadÕkça kararÕn uygulanmasÕndan
daha çok karara muhalefetin sonucundaki hapis ihtarÕnÕn úiddet
uygulayan birey üzerindeki caydÕrÕcÕ etkisinden yararlanÕlmak
istenilmektedir. Polis, jandarma, hâkim ve savcÕnÕn, verilen
mahkeme kararlarÕnÕn akÕbetinden habersiz bir durum içine
düútü÷ü, kararÕn etkisinin sonuçlarÕndan haberdar olamadÕklarÕ,
kararÕn uygulamasÕnÕn takibinin yapÕlabilece÷i etkili bir sistemin
kurulamadÕ÷Õ görülmektedir. Aúa÷Õda görüúülen kiúilerce verilen
ifadeler bu konuyu yansÕtmaktadÕr.
“Kanun úeklen uygulanÕyor. Fakat çözmeyi
hedefledi÷i sorunu tam çözebildi÷i tartÕúÕlÕr. Kanun da
birtakÕm boúluklar var. Aile içi úiddeti sürekli hale
getiren úahÕslar ne olacak.üst üste birkaç kez
uzaklaútÕrma alan bireylere ne yapÕlacak net de÷il.
UzaklaútÕrma cezasÕnÕn uygulanmasÕnda 4320 sayÕlÕ
kanun, kolluk kuvvetlerine yetki vermemesinden dolayÕ
cezanÕn infazÕnda boúluk oluúuyor. UzaklaútÕrma cezasÕ
alan úahÕs ceza süresi dolmadan evinde ikamet
edebiliyor. Hatta mahkemeden eúi ile birlikte evine
dönenler var. Verilen cezanÕn uygulanamamasÕ veya
uygulamanÕn denetlenememesi cezanÕn caydÕrÕcÕlÕ÷ÕnÕ
olumsuz yönde etkiliyor. …Çünkü sorun her iki
kanunun kapsamÕna da girer bir boyut taúÕmaktadÕr.
Böylelikle sorun a÷ÕrlaúmÕú bir hukuki probleme
dönüúmektedir. Demek istedi÷im 4320 sayÕlÕ kanunun,
hem kendi içeri÷inden hem de uygulanmasÕnda var
olan sorunlar dolayÕsÕyla aile içi úiddeti önleyemiyor”
(Polis, 2007, Ege).
Di÷er yandan hem sanÕk hem ma÷dur ve di÷er resmi aktörler
arasÕndaki iletiúim çok önemlidir. E÷er iddianame iyi hazÕrlanÕrsa
ma÷dur kendini savcÕya iyi anlatabilirse ve savcÕ kollu÷un
yardÕmÕyla iúini ciddi yaparsa ve Hakimin önüne iyi bir dosya
sunarsa 4320 sayÕlÕ kanunun amacÕna ulaúmasÕnda baúarÕ oranÕ
artacaktÕr. Marmara Bölgesinde görüúülen bir ma÷dur kadÕn ve
avukatÕn sözleri bunu teyit etmektedir.
“Mahkemelerde durumu güzel izah ederseniz,
raporlarÕnÕz uygunsa hemen tedbir kararÕ alabilirsiniz.
Bazen hakim kÕsa süre de verebiliyor. AslÕnda tedbir
çok az insanÕ tedip edebiliyor. Biraz aklÕ baúÕnda
olanlar uslanÕyor. Sistem içinde çok ciddi sorunlar var”
(KadÕn, 2007, Marmara, Avukat).
114
øletiúim konularÕndan bir tanesi olan tebligat alanÕnda ciddi
úikâyetler vardÕr. TebligatÕn yapÕlaca÷Õ kiúinin adresi baúka yerde
göstermesi ya da birkaç adrese sahip olmasÕ durumunda (örne÷in
iúyeri yaz aylarÕnda bir sahil bölgesinde olan ve KÕú aylarÕnda
østanbul veya baúka bir ilde olan kiúilerde oldu÷u gibi) tebligat
sorun olmakta ve süreç gecikmektedir. Görüúülen kadÕn ma÷durun
dedikleri buna örnektir.
“Tebligatta sorunlar var. Mesela benim eúim
østanbul da yaúÕyor. øúi, evi burada ama adresini
KuúadasÕ’ndaki otelini gösteriyor. Otele gidip tebligat
yapamÕyorsunuz adam ortada yok. østanbul da bile iki
hafta sürerse tebligat orada ne kadar sürer kim bilir.
KuúadasÕ’ndaki otele nafaka için haciz de konamÕyor.
øki yÕldÕr bana mal varlÕ÷Õm sorulacak ne gelen var ne
giden.” (KadÕn, 2007, Marmara).
“Koruma kararÕ tek adrese çÕkÕyor. Adres
de÷iútirildi÷inde tekrar baútan süreci baúlatmak
gerekiyor. Adres de÷iúikli÷inde koruma kararÕnÕn
devam etmesi gerekir” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara).
Gerçekleútirilen
araútÕrmada
4320
sayÕlÕ
kanunun
uygulanmasÕnda rol alan savcÕlar, aile mahkemesi hâkimleri, infaz
savcÕlarÕ ve kolluk arasÕnda koordinasyonun olmadÕ÷Õ ortaya çÕktÕ÷Õ
yukarÕda ifade edilmiúti. Kolluk marifetiyle veya do÷rudan kendisine
gelen 4320 sayÕlÕ kanun kapsamÕnda tedbir gerektiren bir olayda
kendisini bir postacÕ olarak gördü÷ünü ifade eden savcÕ
bulunmaktadÕr. DavayÕ açmak üzere hazÕrladÕ÷Õ iddianameyle savcÕ
konuyu aile mahkemesine iletmektedir. Aile Mahkemesi hâkimi
dosya üzerinden tedbir talebini incelemekte ve bir hükme
varmaktadÕr.
Hâkim tedbir kararÕ verirse, bunun uygulanmasÕ için kararÕ
do÷rudan kollu÷a de÷il, Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna göndermekte,
BaúsavcÕ da infaz savcÕsÕna göndermekte ve sonuçta tedbirin
uygulanmasÕ ve izlenmesi için karar sonunda infaz savcÕlÕ÷Õ
marifetiyle karar kollu÷a intikal etmektedir. Kolluk, bu kararÕ tedbir
uygulanan kiúiye tebli÷ etmek durumundadÕr. Kolluk tedbirin ihlalini
kendili÷inden ö÷renmesi durumunda do÷rudan müdahale etme
hakkÕna sahip olup, konuyu savcÕlÕ÷a intikal ettirmektedir. Bu süreç
çok normal gözükmektedir. Fakat görüúülen bütün aktörler konunun
sadece bir aúamasÕnda rol aldÕklarÕnÕ ve daha sonra sürece hiç dâhil
olmadÕklarÕnÕ ve sürecin tamamÕnda ne olup ne bitti÷ini
115
bilemediklerini ifade etmiúlerdir. Di÷er bir ifadeyle kanunun
getirdi÷i tedbirlerin ne kadar uygulanabildi÷i ve ne türden bir getirisi
oldu÷u anlaúÕlamamaktadÕr.
SavcÕ kendini postacÕ gibi görüp konuyu sadece mahkemeye
intikal ettirdi÷ini ifade etmektedir. Hâkim dosya üzerinde bir kere
karar verip daha fazla ne olup bitti÷inden haberdar olmadÕ÷ÕnÕ
belirtmektedir. ArdÕndan infaz savcÕsÕ kendisine mahkemeden gelen
evrakÕ kollu÷a intikal ettirmektedir. Kolluk ise yukarÕda belirtildi÷i
gibi sadece tebli÷i yapmakta ve bir ihlal durumunda ma÷dur haber
etmedi÷i sürece kollu÷un bundan haberi olamayaca÷ÕnÕ ve tedbirin
uygulanmasÕnÕ takip edemeyece÷ini belirtmektedir. Görüldü÷ü gibi
süreçte rol alan aktör sayÕsÕ çok olmasÕna ra÷men sürecin genel
anlamda geri beslemesini ve sonuçlarÕ alarak de÷erlendirme
yapabilecek bir mekanizmasÕ yoktur.
Bu nedenle süreçte rol almasÕ gereken di÷er sosyal kurumlar
ancak kiúisel iliúkilerle devreye girmekte ve genelde olumlu sonuç
alÕnamamaktadÕr. Ancak adli makamlarÕn umudu, son zamanlarda
kurulan denetimli serbestlik kurumu, Aile ve Sosyal AraútÕrmalar
Genel Müdürlü÷ü veya SHÇEK’in daha fazla sürece dâhil edilmesi
ve takip etmelerinin sa÷lanmasÕdÕr. Ancak denetimli serbestlik
kurumu ise úu anda sadece çocuk suçlulu÷u konusunda kurumlar
arasÕ iliúkileri düzenlemeye çalÕúmaktadÕr. Burada Aile ve Sosyal
AraútÕrmalar Genel Müdürlü÷ü gibi kurumlarÕn koordinatör görev
yapmasÕ sa÷lanabilir. Sonuç olarak koordinasyon olmamasÕnÕn
baúarÕyÕ azalttÕ÷Õ düúüncesi bütün aktörler tarafÕndan kabul
edilmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕ sÕrasÕnda da koordinasyon
sorunlarÕ yaúandÕ÷Õ konusu Marmara Bölgesinde yapÕlan
görüúmelerde de teyit edilmiútir. Her birimde çalÕúanlar kendi
aralarÕnda sorun yaúamasalar bile kolluk, savcÕ ve hâkimler arasÕnda
evraklarÕn sadece sevk edilmesiyle iúlerin geçiútirildi÷i
görülmektedir. Etkililik açÕsÕndan sürecin yavaú iúlemesi de ayrÕ bir
problem olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr. ùiddete karúÕ tedbirin bir an
önce alÕnmasÕ gerekirken, bir takÕm bürokratik iúlemlerin süreci
yavaúlattÕ÷Õ görülmektedir.
“Bu kanun kapsamÕnda hâkim, savcÕ ve di÷er
ilgililerle çok problem yaúamÕyoruz. Yasa uygulanÕyor.
Burada 70 savcÕ oldu÷unu, ilçelerde de 2 savcÕ
oldu÷unu varsayalÕm. Burada iúbölümü gere÷i
soruúturma kÕsmi olarak takip ediliyor. Yani
soruúturma, soruúturmayÕ baúlatan savcÕnÕn dÕúÕnda
116
seyredebiliyor. Aile mahkemesi ile savcÕlarÕn irtibatÕ
daha iyi organize edilmeli, aile avukatlarÕ
uzmanlaúmalÕ. Devletin di÷er kurumlarÕna bu yasadan
dolayÕ bir görev verilmiúse bunun e÷itimi onlara da
verilmeli ki iúler hÕzlÕ ve do÷ru iúlesin. Mesela adli tÕp
ta doktor bu konuda rapor düzenlemesi gerekti÷ini
bilmeli, illa savcÕlÕk tarafÕndan uyarÕlmamalÕ. Bununla
ilgili gerekli olan bilgiler yönetmelikçe tanzim
edilebilir. Hâkimler kendilerine do÷rudan müracaat
olmuúsa savcÕlÕ÷Õ bilgilendirmiyorlar. Bu noktada bilgi
verilmeli. Mülki makamlar, suç soruúturmasÕnda
do÷rudan polisle muhatap oluyor. En son savcÕya
geliyor olay. SavcÕ en baúa alÕnmalÕ” (SavcÕ, 2007,
Marmara).
Polis uygulamalarÕnÕ normal rutin iúlemler gibi algÕlamaktadÕr.
Olay olduktan sonra normal bir vakada neler yapÕyorsa aynÕ rutin
iúlemlerin benzerini 4320 sayÕlÕ kanunun kapsamÕna giren aile içi
úiddet konusunda da yapmaktadÕr. Bu nedenle polis merkezlerinde
herhangi bir tecrübesi bulunmayan kiúiler için neler olup bitti÷inin
anlaúÕlmasÕ zor olmakta ve insanlar karakolluk bir olaya dahil
olmak istememektedirler. Polisin aúa÷Õda anlattÕ÷Õ durum olayÕ
sÕradanlaútÕrdÕ÷Õna güzel bir örnektir.
“ølçemizde nüfus fazla olmadÕ÷Õ için kurumlarla
irtibat sorunumuz olmuyor. Mesafeler yakÕn.
Hastaneler çok yo÷un de÷il. DolayÕsÕyla çok problem
olmuyor. ølçemizde iki savcÕ 15 er gün nöbet sistemi ile
görev yapÕyor. Bütün olaylarda 24 saat telefonlarÕ açÕk
oldu÷u için ulaúabiliyoruz. SavcÕlÕk aúamasÕndan sonra
oldu÷u için Hakimlerle çok muhatap olma durumumuz
zaten yok. SavcÕnÕn talebi do÷rultusunda hareket
ediliyor. SavcÕ úahÕslarÕn ifadeleri alÕnÕp bÕrakÕlmasÕ
gerekiyorsa onlar bÕrakÕlÕr evraklar sonra ikbalen
savcÕlÕ÷a gönderiliyor. ùiddet hasar vermiúse, daha
önceden uzaklaútÕrma da verilmiúse, emre itaatsizlik
olmuúsa bu tür durumlarla úahÕs evrakla birlikte
mevcutlu bir úekilde savcÕlÕ÷a intikal ediyor.
Bulundu÷umuz yerde savcÕlÕkla ilgili bir sÕkÕntÕmÕz
yok, savcÕlarÕmÕz bizlere bu noktada kolaylÕk
sa÷lÕyorlar” (Polis, 2007, Marmara).
4320 sayÕlÕ kanunun uygulamasÕnda de÷iúik aúamalarda rol alan
kiúi ve kurumlar arasÕndaki iúbirli÷i kanun gere÷i hâkim tarafÕndan
verilen tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕnda süreci hÕzlandÕracaktÕr.
Ma÷dur veya vekilleri avukatlarÕn úikâyetçi oldu÷u bu durum
117
gerçekten uygulamada amaçlanan hedefe ulaúÕlmasÕnda büyük bir
engel olarak kabul edilebilir. Çünkü bir tarafta acilen tedbir kararÕ
yoluyla ma÷durun kurtarÕlmasÕ ve sanÕ÷Õn tedbir alÕnmasÕ di÷er
yandan ailenin da÷Õlmadan tedbir yoluyla kurtarÕlmasÕ temel amaç
oldu÷una göre bunu gerçekleútirecek hÕzlÕ ve iúbirli÷i içinde iúleyen
bir süreç olmalÕdÕr. Marmara Bölgesinde yapÕlan görüúmelerde
söylenenler bu noktada önemlidir:
“Her yerin uygulamasÕ birbirinden farklÕ. Önceden
úiddeti uygulayan tarafÕn haberi olmamalÕ. Aile
mahkemesinden
savcÕlÕ÷a,
savcÕlÕktan
kolluk
kuvvetlerine gelmesi tebli÷ sürecini uzatÕyor. Adam
bana tebli÷ yapÕlmadÕ diyerek úiddete devam
edebiliyor. Tebli÷ úekline farklÕ bir úekilde çözüm
bulunmasÕnda yarar görüyorum. AyrÕ yaúamaya karar
verilmiúse ya da boúanma davasÕ açÕlmÕúsa bununla
birlikte hemen tedbir için ben müracaat ediyorum. Zira
bizim toplumumuzda erkek tarafÕ bunu hazmedemiyor.
“NasÕl bana bunu yaparlar, ne yapÕyormuú bunlar” diye
tepki gösteriyor. Ben de bir erkek annesiyim ama bu
durum böyle maalesef. Bunu önlemek için aynÕ anda
müracaat ediyoruz. Mühim olan olabilecek bir úeyi
önceden önlemek lazÕm.” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara).
“Dilekçe verildi÷i andan itibaren, nüfus kaydÕnÕ
getirtip karÕ koca olup olmadÕ÷ÕnÕ tespit ediliyor.
YapÕlan úikâyete göre çözüm üretiliyor. Hiçbir
irdeleme yapmadan karara ba÷lamak durumunda
kalÕnÕyor. Karar aleyhine tedbir konulan kiúiye karar
ulaúÕnca hemen itiraz ediyor bu sefer. Avukat kararÕn
hemen kaldÕrÕlmasÕnÕ talep ediyor. Sonra olay
araútÕrÕlÕyor. OlayÕ delillerle do÷rulu÷unu tespit
edilmiúse tedbir kararÕ uygulanÕr. Aksi takdirde tedbir
kararÕ iptal edilir. Mahkeme savcÕlÕ÷a kararÕ gönderir.
Orada bir süre gecikir. Oradan da kolluk kuvvetlerine
gönderilir. Bir süre de orada gecikir. Tebli÷ kararÕ
ulaúÕncaya kadar çok zaman geçmiú olur” (Hâkim,
2007, Marmara).
Ancak Do÷u Anadolu Bölgesinde sürecin hÕzlÕ iúledi÷ini
söyleyen bir savcÕ sözlerinin içinde aslÕnda bir gecikmeden söz
etti÷ini fark etmemektedir. Gerekçe ne olursa olsun iyi niyete
ra÷men bile gecikme olursa sonuçta kanunun uygulanmasÕnda
süreç yavaú iúliyor ve amaçlanan acil tedbirler alÕnamÕyor
demektir.
118
“Karakola baúvuru olduktan sonra hemen
getiriliyor, biz burada hÕzlandÕrdÕk, ama yine de ifade
alÕnmasÕ ve kesin (kati) raporun alÕnmasÕ derken yine
2-3 günü buluyor, bazen bir haftayÕ buluyor kati rapor
alÕnmasÕndan dolayÕ, o süreçte tedbir kararÕ alÕnÕyor.
Ancak, adliyeye geldikten sonra adliyenin iç iliúkisi ve
bilgisayara kayÕttan dolayÕ ilgili savcÕya gelmesi 1 ay
sürebilir. øúte bu arada hiçbir tedbir kararÕ verilemez,
ben kendi katibime kesin talimatÕm var böyle bir talep
geldi÷inde matbu evrakÕ hazÕrladÕm ve hemen sevk
ediyor. Birde neden kaynaklanÕyor bu çok açÕk bir
itiraftÕr, biraz da savcÕ arkadaúlarÕn iú yo÷unlu÷undan
kaynaklanÕyor. Ben o kadar yo÷unum ki o evrak bana
gelene kadar 1 hafta, 10 gün, 1 ay geçiyor, bu arada
ikinci úikayet gelebiliyor” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu).
4320 sayÕlÕ Kanunda öngörülen tedbirler için belki karar
aldÕrmak tek baúÕna yeterli de÷il, aynÕ zamanda ilgili úahsa tebligat
gerekiyor. Bu nedenle tebligat konusunun genel sorunlarÕ, 4320
sayÕlÕ Kanunun uygulanmasÕnda da aynÕ sorunlarÕn yaúanmasÕna
neden oldu÷u görülmektedir. YukarÕda verilen örneklere ek olarak
aúa÷Õda verilen örnekler tebligat konusunun di÷er bir ifadeyle
iletiúim konusunun ne kadar önemli oldu÷unu ortaya koymaktadÕr.
“Sa÷lÕk kuruluúlarÕ ile çok sorun olmuyor. Ancak
savcÕlÕklar olayÕ mahkemeye intikal ettirdikten sonra
karar veriliyor. Ancak tedbir kararÕnÕn aleyhine tedbir
konulana iletilmesi aúamasÕnda bir ay savcÕlÕkta bir
ayda polis veya jandarmada oyalanÕyor. Tedbir
kararÕnÕn tebli÷i ulaúÕncaya kadar kiúiye zaman bitmiú
oluyor. Aile mahkemelerinde verilen kararÕn savcÕlÕ÷a
bildirilmemesini, bu kararÕn infazÕnÕn gecikmesine
meydan vermemek adÕna infazÕnda mahkemece
gerçekleútirilmesi gerekti÷ini düúünüyorum. Birkaç
aylÕk gecikme halledilmiú olur. Ancak personelin bu
noktada e÷itilmesi ile iú halledilir. Mahkemede falan
tarihli karar ile falan úahÕs hakkÕnda úu karar
verilmiútir. Derhal infazÕ diye emniyet veya
jandarmaya direk yazÕ yazÕlÕr. Tedbire uyulmadÕ÷Õ
takdirde bu sefer savcÕya müracaat edilip, ceza davasÕ
baúlatÕlabilir” (Hâkim, 2007, Marmara).
“SavcÕlÕk karar verse ve hemen infaz etse süreç
daha hÕzlÕ olur. Yani yasalar aile mahkemelerine daha
fazla yetki veriyor. Daha sivil olduklarÕ için galiba.
119
Ama savcÕ da hakimler kadar özgürlükçüdür bu
konularda” (SavcÕ, 2007, Marmara).
Karadeniz Bölgesinde görüúülen hâkim, savcÕ ve kolluk
yetkilileri kanunun uygulanmasÕnda genel olarak bir sorun
olmadÕ÷ÕnÕ belirtmekle beraber kanunun amaçladÕ÷ÕnÕn baúarÕlÕp
baúarÕlmadÕ÷Õ konusunda bazÕ tereddütler mevcuttur. Yani
taraflarÕn haklarÕnÕ bilmeleri ve müracaat etmeleriyle baúlayan
süreç kurallara göre iúlemektedir. Kolluk savcÕya, savcÕlÕk
mahkemeye sevk etmekte ve hâkim de karar vermektedir.
Ancak bu zincirdeki halkalar birbirinden ba÷ÕmsÕz çalÕúmakta
ve biri di÷erinin ne yaptÕ÷Õndan haberdar olmamaktadÕr.
Hâkimlerin sadece dosya üzerinden inceleme yapmalarÕ ve karar
vermeleri kararÕn sa÷lÕklÕ olup olmadÕ÷ÕnÕn sorgulanmasÕnÕ
gündeme getirmektedir. Görevli adli ve inzibati aktörlerin kanunun
amaçladÕ÷Õ asÕl nokta olan ailenin korunmasÕnÕ yani kararÕn
uygulanmasÕnÕn sonuçlarÕnÕ de÷erlendirebilecek herhangi bir
mekanizmaya sahip bulunmamalarÕ önemli bir eksik olarak
görülmektedir.
“Hâkimlerin sadece dosya üzerinden inceleme
yapmalarÕ ve karar vermeleri tam sa÷lÕklÕ
olmamaktadÕr. Önemli olan bize gelinceye kadar olan
ve bizden gittikten sonraki süreçtir. Zaten o yönünü de
biz bilemiyoruz. Hâkimler tedbir kararÕnÕ vermekte;
ancak uygulamada, kararÕn uygulanmasÕnÕn sonuçlarÕnÕ
de÷erlendirebilecek herhangi bir mekanizmaya sahip
bulunmamaktadÕrlar. Bu ancak ma÷durlarÕn tekerrür
halinde geri dönüúleriyle mümkün olabilmektedir ki bu
tür geri dönüúlerle de pek karúÕlaúÕlmamaktadÕr.
Kanunun ne kadar sa÷lÕklÕ uygulandÕ÷Õna dair fikir
yürütecek
bir
geri
dönüú
mekanizmasÕ
bulunmamaktadÕr.” (Hâkim, 2007, Karadeniz).
Verilen kararlarÕn takibinde, özellikle uzaklaútÕrma kararlarÕnÕn
gerçek anlamda uygulanÕp uygulanmadÕ÷ÕnÕn kontrolünde ciddi
eksiklikler söz konusudur. Jandarma ve özellikle polis güçlerinin
öncelikli olarak asayiúi sa÷lama görevlerinin oldu÷u ve bu yo÷un iú
yükleri arasÕnda bu tür iúlere yönelik zamanlarÕn fazla olmadÕ÷Õ
ileri sürülmektedir. DolayÕsÕyla, çocuk úubeleri gibi özel birimlerin
kurulmasÕ ve öncelikli iúlerinin aile iúi úiddete yönelik olarak
belirlenmesi, bu konuda yardÕmcÕ olabilecektir.
Kanunun iúlememesine yönelik öne sürülen ve bir ölçüde
masum gibi görünen nedenlerin baúÕnda, gerek adli mercilerdeki
120
gerekse karakollardaki iú yo÷unlu÷u dile getirilmektedir. Hatta adli
mercilerdeki iç sistem iúleyiúi de karar alma sürecinde gecikmelere
neden olmaktadÕr.
Sonuç olarak 4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un
uygulanmasÕnda do÷rudan rol alan baúlÕca resmi aktörler kolluk
birimleri (polis ve jandarma), savcÕlÕk, Aile Mahkemesi ve
baúsavcÕlÕk, infaz savcÕlÕ÷Õ, sa÷lÕk kuruluúlarÕ sosyal hizmetler vb.
kuruluúlar olup di÷er yandan sivil aktörler arasÕnda kadÕn
dernekleri, kadÕn sÕ÷Õnma evleri, ma÷durlar vb. kiúi ve kuruluúlar
arasÕnda koordinasyon, iúbirli÷i ve iletiúim sorunlarÕ vardÕr.
BunlarÕn önlenebilmesi kolay olmamakla beraber sürecin tamamÕnÕ
görebilen bir kurum yoktur. Bu noktada Aile ve Sosyal
AraútÕrmalar Genel Müdürlü÷ü en azÕndan koordinasyon görevi
üstlenerek süreçte rol alan resmi ve sivil aktörlere her aúamada
bilgi vererek 4320 sayÕlÕ kanunun uygulamasÕndaki etkilili÷i
artÕrabilir.
2.3. 4320 SayÕlÕ Kanununun Bilinilirli÷i ve ønsanlarÕn Kanunla
ølgili Bilinçlenmesi
Amerika Birleúik Devletleri, Kanada ve bazÕ Avrupa ülkeleri
gibi geliúmiú ülkeler dahil olmak üzere bütün toplumlarÕn
çözümlenmesi gerekli sosyal bir gerçe÷i oldu÷u gibi, aile içi úiddet
bizim ülkemizde de toplumun bir gerçe÷i olarak ortaya
çÕkmaktadÕr. Ancak, di÷er ülkelerden ve özellikle geliúmiú
ülkelerden farklÕ olarak, úiddet ma÷duru kiúilerin, özellikle kÕrsal
bölgelerde yaúayan kiúilerin, aile içi úiddetten korunmaya yönelik
baúvuru oranlarÕnÕn düúük olmasÕdÕr. Bu durumun nedenleri
arasÕnda birçok sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik faktörler
bulunmasÕna ra÷men, kiúilerin yasal haklarÕna yönelik bilgi, bilinç
ve farkÕndalÕk eksikli÷i önemli bir yer tutmaktadÕr.
AraútÕrmada görüúülen aile bireylerinin (kadÕn ve erkekler) ve
Kanunun uygulanmasÕnda görevli aktörlerin ço÷unlu÷unun ifade
etti÷i gibi, 4320 sayÕlÕ veya son de÷iúikliklerden sonra 5636 sayÕlÕ
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un kÕsa olmasÕna ve sadece dört
maddeden oluúmasÕna ra÷men, yeterince ve kapsamlÕ bir úekilde
bilinmemektedir. 4320 sayÕlÕ Kanuna yönelik bilinirlik ve
farkÕndalÕk düzeyine bakÕldÕ÷Õnda, gerek aile içi úiddete maruz
kalan gerekse úiddet uygulayan kiúilerin, Kanunu yeterince
bilmedikleri ve hatta böyle bir kanun oldu÷u konusunda
farkÕndalÕ÷Õn olmadÕ÷Õ söylenebilir. ùöyle ki, kiúilerin büyük bir
121
ço÷unlu÷unun, Kanun hakkÕnda hiçbir bilgiye sahip olmadÕklarÕ ve
hatta böyle bir kanunun varlÕ÷Õndan haberdar olmadÕklarÕ tespit
edilmiútir. Kanuna yönelik bilinirlik ve farkÕndalÕk o kadar düúük
ki, aile bireyleri úiddete maruz kaldÕklarÕnda sadece karakola
baúvurabileceklerini bilmektedirler.
Görüúülen kiúilerin verdi÷i ifadelerden de anlaúÕlabilece÷i gibi,
aile içi úiddete yönelik úikâyete gelen kiúilerin Kanundan haberdar
olmadan, sadece evde yaúanan úiddeti önlemeye yönelik devletten
yardÕm talebinde bulunduklarÕ gözlenmiútir. Aúa÷Õda araútÕrma
kapsamÕndaki kiúilerin verdi÷i ifadeler durumu çok iyi bir úekilde
ortaya koymaktadÕr.
“Kanun hakkÕnda çok bilgim yok” (KadÕn, 2007,
Marmara).
“Bu yasa vatandaú tarafÕndan çok bilinmiyor.
Hatta bir çok avukat bile yeterince bilmiyordur.
Bilinse çok fazla talep olur zannedersem” (KadÕn
Ma÷dur Müvekkili, 2007, Marmara).
“Pek bilgim yok” (Erkek, 2007, Ege).
“Olay esnasÕnda polisten duydum” (Erkek, 2007,
Ege).
“Ben sadece kocamÕ karakola úikayet ettim,
kanundan falan haberim yok” (KadÕn, 2007, Ege).
“Karakola eúim beni dövdü÷ünde gittim, orada
duydum” (KadÕn, 2007, Ege).
“Fazla bir úey bilmiyorum” (KadÕn, 2007, Ege).
“Çok detaylÕ bir bilgim yok ama kadÕnlarÕn
korundu÷unu biliyorum” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Pek bir bilgim de yok. Ama úiddete karúÕ bir
önlem aldÕ÷ÕnÕ biliyorum” (KadÕn, 2007, Karadeniz).
“Pek bir bilgimiz yok tabi. Sadece kadÕna daha
fazla bir yardÕmÕ oldu÷unu biliyorum” (Erkek, 2007,
Karadeniz).
“Aile Mahkemeleri ile vatandaúlar yeni yeni bu
tür úikayetleri nereye yapacaklarÕnÕ ö÷reniyorlar”
(Hakim, 2007, Güney Do÷u Anadolu).
“Tedbir kararÕ dosyanÕn bir parçasÕ, hiç kimse
bize tedbir kararÕ için baúvurmaz, adli olay için
122
baúvurur. Eúim tarafÕndan dövülüyorum, çocuklarÕm
dövülüyor gibi” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“4320’yi vatandaú bilmiyor, vatandaú cahil,
baúka yerlerde özellikle büyük úehirlerde belki
kiúinin kendisi 4320 talep edebilir ama burada çok
çok nadir” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
Bununla birlikte, Kanun kapsamÕnda tedbir kararÕna yönelik
baúvurularÕn daha ziyade hukuki yardÕm alan kiúiler tarafÕndan ve
avukatlarÕ tarafÕndan yönlendirilerek 4320 sayÕlÕ Kanunu
uygulatmak amacÕyla baúvuruda bulunduklarÕ söylenebilir. AyrÕca
kiúilerin, konu ile ilgili STK’larÕn yapmÕú oldu÷u bilgilendirme
toplantÕlarÕ ve faaliyetleri veya televizyonda yayÕnlanan bazÕ kadÕn
programlarÕ kanalÕ ile Kanun hakkÕnda bilgi sahibi olduklarÕ ve
Kanun kapsamÕnda tedbir talebinde bulunduklarÕ anlaúÕlmÕútÕr.
“Kanunu
annemden
ö÷rendim.
KadÕn
haklarÕnda çalÕútÕ÷Õ için ondan ö÷rendim. Dayak
hadisesinden sonra avukat tutma ihtiyacÕ hissettim
(KadÕn, 2007, Marmara).
“Alo 183 HattÕnÕ duymadÕm. ùimdi ö÷rendim.
avukat aracÕlÕ÷Õ ile kanundan haberdar oldum
(KadÕn, 2007, Marmara).
“BarolarÕn KadÕn DanÕúma Merkezleri bu
konularÕ tanÕtmaya baúladÕlar” (SavcÕ, 2007, Güney
Do÷u Anadolu).
“Televizyondaki
kadÕn
programÕndan
ö÷rendim, kanuni hakkÕmÕ kullandÕm” (KadÕn,
2007, Güney Do÷u Anadolu).
Özellikle aile bireylerinin büyük bir ço÷unlu÷unun Kanuna
yönelik bilinirlik ve farkÕndalÕk düzeylerinin düúük olmasÕnÕn
yanÕnda, Kanunun uygulanmasÕnda görevli aktörlerin bir kÕsmÕnÕn
da Kanunu gere÷ince ve yeterince bilmedikleri görülmüútür. ùöyle
ki, adli ve kolluk görevlilerinin iú yo÷unluklarÕnÕn fazla olmasÕ
nedeni ile, görevli aktörler sadece dört maddeden oluúan kanun
metnine tam anlamÕyla hâkim olmadÕklarÕ gibi, aktörlerin görev ve
sorumluluklarÕnÕ da çok iyi bilmedikleri söylenebilir. Bu konuda,
özellikle yeterli personel olmamasÕ, bilgi ve deneyim eksikli÷i
oldu÷u kanaatinin yaygÕn oldu÷u gözlenmiútir. Aúa÷Õdaki
görüúülen kiúilere ait ifadeler bu durumu fazlasÕyla yansÕtmaktadÕr.
Bu durum, uygulamalarÕn ne kadar sa÷lÕklÕ oldu÷u açÕsÕndan
anlamlÕdÕr.
123
“Bu kanunla ilgili bir e÷itim seferberli÷i
baúlatÕlmalÕ. Gerek ma÷dur gerekse hukukçular;
seminerler ve tv marifetiyle bilgilendirilmeli”
(Avukat, 2007, Marmara).
“Polis adli iúlerle ilgili çok bilgiye sahip de÷il.
Bilgili olmamasÕ da normal. Adli polis sistemi iyi
iúletilmeli. Burada iúlerin nasÕl yürüdü÷ünün e÷itimi
verilmeli. 6 ayda polis e÷itimi ile bunlar zor verilir.
ùimdi karakola müracaat yapÕlÕyor gece. Sabah
olunca nöbetçi polis evine gidiyor. Yeni gelenin
hadiseden çok haberi olmuyor. øú takibi bir kiúiye
verilmeli, bir birim oluúturulmalÕ veya uzmanlaúma
olmalÕ. Adli polisin sicil amirinin de savcÕlÕk olmasÕ
gereklidir. Onun ödülünü cezasÕnÕ da savcÕlÕk vermeli
ki buranÕn iúlerinin daha ciddiye alsÕn. Burada bir
polise tam alÕúÕyoruz iúleri tam ö÷reniyor bakÕyoruz
ki tayini çÕkmÕú. Sonra yenisine iú ö÷ret, alÕú, ciddi
zaman kaybÕna ve iúlerin yavaúlamasÕna neden
oluyor” (SavcÕ, 2007, Marmara).
“Kollukla ilgili problemler, kolluk amirlerinin
konuya çok vakÕf olmamasÕ ve tedbir süresince
takipteki yetersizlikler olarak sÕralanabilir” (SavcÕ,
2007, Marmara).
“Kanun bilinmiyor, dolayÕsÕyla uygulanmÕyor, en
azÕndan bizim burada” (Jandarma, 2007, Ege).
“SavcÕlÕk soruúturmasÕ kanun bilinmedi÷inden
iyi yapÕlmÕyor. Evraklar eksik geliyor. Kolluk bu
konuda hassas de÷il” (Hakim, 2007, Ege).
“Valilikten bize kadÕn konulu seminer verilmiúti,
Polis Okulunda böyle bir ders görmedik” (Polis,
2007, Güney Do÷u Anadolu).
“Kanunun uygulanmasÕnÕn önündeki en önemli
engel kimsenin özellikle vatandaúÕn kanunu
bilmemesidir. Daha ileri gidersek poliste kanunu
yeterince bilmiyor. ùimdi kötü olan tarafa geliyoruz,
úu ana kadar tam anlamÕyla uygulanmadÕ÷Õ
söylenebilir, yani açÕk söyleyeyim kanunun baúarÕlÕ
bir úekilde uygulandÕ÷ÕnÕ söylemek zor çünkü
devamÕnda gelecek sorularda onun cevabÕ çÕkÕyor,
kanunun yine bilinmemesi, ço÷u zaman büyük
yerlerde özellikle iú yo÷unlu÷u nedeni ile
savcÕlarÕmÕz 4320 nedeni ile bir talepte
bulunulmamaktadÕr” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
124
“Bu konuda Cumhuriyet SavcÕlarÕnÕn ve
Hakimlerin
kanunun
uygulanmasÕ
yönünde
uyarÕlmasÕna ve titizlikle uygulanmasÕna yönelik artÕk
genelge mi yayÕnlanÕr bir çalÕúma yapÕlmasÕ
gerekir......... ben gelene kadar burada bir tedbir kararÕ
istendi÷ini görmedim. Ben isteyince arkadaúlar da
baúladÕlar ve tedbir kararÕ istenmeye baúlandÕ”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
AyrÕca, 4320 veya yeni hali ile 5636 sayÕlÕ Kanun, görevli
aktörler tarafÕndan yeterince bilinmedi÷inden bazÕ aile içi úiddet
vakÕalarÕnÕn Türk Ceza Kanununa dayandÕrÕldÕklarÕ belirtilmiútir.
Ege bölgesinde görüúülen bir hakim, Kanunun de÷iúiminin sa÷lÕklÕ
bir úekilde yargÕ camiasÕnda bile algÕlanamadÕ÷ÕnÕ ve herkesin
kafasÕnÕn karÕúÕk oldu÷unu ifade etmiútir. Buna ilave olarak,
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun kapsamÕnda tedbir kararÕ
alÕnmasÕ için sa÷lÕk raporu zorunlu olmamakla birlikte, bu tür
vakÕalar adli bir olay olarak ele alÕnarak prosedürün devamÕ için
sa÷lÕk raporu alÕnmasÕ zorunlu tutulmaktadÕr. Öyle ki, Marmara
bölgesinde görüúülen bir avukat bile sa÷lÕk raporunun alÕnmasÕ
gerekti÷ini düúünebilmektedir.
“Biz daha çok
(Jandarma, 2007, Ege).
TCK’ya
dayandÕrÕyoruz”
“Bizim karakolda, sadece TCK’ya göre de÷il
aynÕ zamanda 4320 sayÕlÕ kanun kapsamÕnda da
muamele yapÕyoruz. Hem sulh ceza hem de aile
mahkemelerinde dava açÕyoruz” (Polis, 2007, Ege).
“Herkes rapor alamÕyor. Adli tÕpa gitmesi
gerekti÷ini çok bilmiyor” (KadÕn-Avukat, 2007,
Marmara).
“KadÕnÕn dayak yedi÷ine dair sa÷lÕk raporu
isteniyor, baúvurular sÕrasÕnda rapor istenmiyor ama
prosedürün devam edebilmesi rapor gerekli” (Polis,
2007, Do÷u Anadolu).
“...adli olay oldu÷undan dolayÕ rapor gerekli, adli
dosyayÕ tedbir istemi ile gönderiyorsunuz, rapor
olacak ki hakim görecek, niye böyle bir úey isteniyor,
nasÕl bir úiddet görmüú vesaire” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu).
Kanuna yönelik bilinirlik ve farkÕndalÕ÷Õn düúük olmasÕna
ilaveten, 2007 yÕlÕ içerisinde gerçekleútirilen de÷iúikliklerin, yeni
hali ile 5636 sayÕlÕ Kanunun getirdikleri yeniliklerin çok iyi
125
anlaúÕlmadÕ÷Õ söylenebilir. ùöyle ki, de÷iúiklik sonrasÕnda
ma÷durlar daha geniú açÕklanmÕú ve özellikle tedaviye yönelik
açÕlÕm úiddetin önlenmesine katkÕda bulunabilece÷inden önemli bir
aúama olarak kabul edilebilir. Ancak, bir çok görüúmesi tarafÕndan,
yeni de÷iúikliklerin baúka bir deyiúle 5636 sayÕlÕ Kanunun pek bir
úey getirmedi÷inin belirtilmesi, Kanunun gere÷ince ve yeterince
bilinmedi÷i görüúünü destekler olarak görünmektedir.
“Son de÷iúiklikler hakkÕnda úu an bilgim yok”
(Polis, 2007, Marmara).
“MayÕs ayÕndaki de÷iúikli÷in çok fazla bir
de÷iúiklik olarak görmüyorum” (Hakim, 2007, Do÷u
Anadolu).
“Son de÷iúikliklerin de maddi temellerinin
oturmadÕ÷Õ sürece etkili bir úekilde çalÕúaca÷ÕnÕ
sanmÕyorum açÕkçasÕ” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
“Tam anlamÕyla evlilik yaúantÕsÕ yok, devamlÕ
bali çekiyor, evden haberi yok, sokaklarda köúe
kenarlarÕnda bally çekip çekip geliyor, hiç evlilikle
iliúkisi yok” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
“Sinirlenince gözü hiç bir úeyi görmüyor, öfke
ile dövüyor ama daha sonra piúman oluyor ve bu
durumdan kendisi de hoúnut de÷il ama bunun tedavi
gerektirecek bir durum oldu÷unun farkÕnda de÷il...”
(KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu).
Genel olarak, Kanuna yönelik bilinirlik ve farkÕndalÕk
düzeylerinin özellikle aile bireylerinde çok düúük oldu÷u ve
uygulamada görev alan aktörlerinde Kanunu yeterince
bilmedikleri anlaúÕlmÕútÕr. Bununla birlikte, ekte sunulan adli
sicil kayÕtlarÕnda da görülebilece÷i gibi, Kanunun
uygulanmasÕna yönelik baúvurularda yÕllar itibari ile artÕú söz
konusudur, dolayÕsÕyla Kanuna yönelik bilinirlik ve
farkÕndalÕ÷Õn gün geçtikçe artÕ÷Õ söylenebilir. Ancak, yine de
yeterli düzeyde artÕú olmadÕ÷Õ; bilinirlik ve farkÕndalÕk
attÕrmaya yönelik plan, program ve faaliyetlerin gerekti÷i
düúünülmektedir. ùöyle ki, Kanunun beklenen amaçlara
ulaúabilmesi için bazÕ úartlarÕn gerçekleúmesi gerekmektedir;
bunun birinci úartÕ aile bireylerinin özellikle de kadÕnlarÕn
bilinçlendirilmesidir. Kanun uygulayÕcÕlarÕnÕn müdahale
edebilmesi için, bu yönde taleplerin olmasÕ gerekmekte ve
bunun da aile bireylerinin yasal haklarÕ hakkÕnda bilgi sahibi
olmasÕ ile gerçekleútirilmesi mümkündür.
126
2.4. Uygulamadaki AksaklÕklar
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda baúvuru sürecinden ilgili kiúiye
Hakim kararÕ tebli÷ edilinceye kadar uzun bir süreçten geçilmekte
ve bu süreç zaman aldÕ÷Õ için úiddet uygulayan kiúi eylemlerine
devam edebilmekte ve ma÷dur/larÕ bu durumdan zarar görmekten
koruyamamakta oldu÷u görülmüútür.
4320 sayÕlÕ kanun kapsamÕnda savcÕlÕ÷a gelen davalarda,
konuyla ilgili hazÕrlÕk yapan kolluk birimleri hakkÕnda, savcÕnÕn
kanaati genelde kolluk birimlerinin yetersiz oldu÷u úeklindeydi.
AslÕnda genel olarak kollu÷un dava dosyasÕ hazÕrlamada özellikle
yeterli personel olmamasÕ, bilgi ve deneyim eksikli÷i oldu÷unu
kanaatinin yaygÕn oldu÷u gözlemlenmiútir. Verilen bir örnek dikkat
çekicidir. Bir olayda tanÕklarÕn varlÕ÷Õ bilindi÷i halde kolluk
görevlileri o anda ifade almayÕp, savcÕlÕkta veya mahkeme
aúamasÕnda tanÕklarÕn varlÕ÷Õndan söz ettiklerinde, tekrar bu
tanÕklarÕn ifadelerinin alÕnmasÕ gerekti÷i mahkeme tarafÕndan
emredilmiú ve sonuçta dava sadece bu nedenle birkaç ay
gecikmiútir. Di÷er yandan savcÕlÕk tarafÕ kollukla iletiúim
sorununun fiziksel anlamda olmadÕ÷ÕnÕ, ancak kollu÷un iletiúim
ortamÕnda anlama ve anlatabilme sorunlarÕ olduklarÕnÕ ifade
etmiúlerdir. Adliyedeki aktörlere göre 2005 yÕlÕnda Avrupa Birli÷i
uyum sürecine istinaden çÕkarÕlan yeni CMK ve di÷er kanunlarÕn
genel olarak içerik ve ruhunda de÷iúiklik olmamasÕna ra÷men,
kolluk bir olayla karúÕlaútÕ÷Õnda “bizden çÕksÕn gitsin, bir an önce
kurtulalÕm” düúüncesine sahip olduklarÕ ifade edilmiútir.
4320 sayÕlÕ kanun, hakkÕnda tedbir uygulanan kiúinin kolluk
tarafÕndan nasÕl takip edilece÷i konusunda úöyle bir hüküm
içermektedir: “Koruma kararÕnÕn bir örne÷i mahkemece
Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna tevdi olunur. Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ
kararÕn uygulanmasÕnÕ genel kolluk kuvvetleri marifeti ile izler”
(md.2). Halbuki görüúme yapÕlan hem hakim, savcÕ hem de kolluk
birimleri tedbirin uygulanmasÕnda zorluklar oldu÷unu, hatta
imkansÕzlÕklar oldu÷unu ifade etmiúlerdir. Örne÷in hakkÕnda tedbir
uygulanan kiúinin tedbir kararÕnÕ ihlal etti÷inde kollu÷un ihlalden
nasÕl haberdar olaca÷Õ belli de÷ildir. Tek bir çare vardÕr. O da
ma÷dur haber ederse kolluk müdahale edebilecektir. Haber etse
bile kolluk gelene kadar tedbir uygulanan kiúi olay mahallini terk
ederse ne yapÕlaca÷Õ belirsizdir. AyrÕca yine adli aktörlerin
söyledi÷i gibi sosyal yapÕdan dolayÕ komúular veya akrabalar
127
tedbirin
ihlali
durumunda
ihbar
etmede
gönülsüz
davranmaktadÕrlar. Yine savcÕ tarafÕndan verilen bir örnekte
görüldü÷ü gibi, iletiúim araçlarÕ yoluyla taciz durumunda verilen
iletiúim araçlarÕyla rahatsÕz edici davranÕúlarda bulunmama tedbiri
ihlal edildi÷inde bunun tespiti ve müeyyidelendirilmesi bazÕ
durumlarda imkânsÕz gibidir. Dijital olmayan bir telefondan veya
umumi bir telefon kulübesinden aranmasÕ durumunda tespitin de
mümkün olmadÕ÷Õ bilinmektedir. Uygulamada bunlar çok önemli
sorunlardÕr.
Müracaat yerinin de kanunun uygulamalarÕnda bir sorun
kayna÷Õ olarak karúÕmÕza çÕktÕ÷ÕnÕ görmekteyiz. Bu konudaki
hakimin belirtti÷i durum aúa÷Õda kendi ifadelerinden alÕnmÕútÕr.
“Di÷er bir eksiklik talep sahibinin bulundu÷u
yerle alakalÕ. Bir insan kaçÕp geldi østanbul’a ve
ailesine sÕ÷ÕndÕ. Bu durumda Mersin’e müracaat
edemez. DolayÕsÕyla bulundu÷u yerde müracaat
edebilmeli. Son altÕ ay içinde oturdu÷u yer, tayini
çÕkmÕúsa orada da dava açabilmeli. (Hakim, 2007,
Marmara).
“Di÷er bir problemde müracaat esnasÕnda
samimiyeti çözümlemek için dilekçeye birkaç úey
ekleme önemli. Dilekçenin kabul edilebilirlik úartÕ
olmalÕ. Böyle olursa insanlar daha özenli olurdu.
Nedir kabul edilebilirlik úartÕ:
a. Nüfus bilgilerini dilekçeye dahil etmek
b. Yaúanan úiddet olayÕnÕn hiç olmazsa emniyet
kayÕtlarÕnda olmasÕ ve hemen hakimin ulaúabilmesi
sa÷lanmalÕ, savcÕlÕktan gelenlerde bunlar var. øtirazlar
da genelde ‘ben o tarihlerde úehir dÕúÕndaydÕm veya
yurt dÕúÕndaydÕm’ úeklinde oluyor.
Duruúmada
deliller hazÕrsa hemen karar verilir. AsÕl ama ma÷dur
olanÕ bir an önce ma÷duriyetten kurtarma olmalÕdÕr”
(Hakim, 2007, Marmara)
4320 sayÕlÕ kanun kapsamÕnda uygulanan baúvuru sürecinin de
úikayetlerin ertelenmesinde etkili oldu÷u, úiddetin boyutu baúvuru
sürecindeki zorluklardan daha fazla olmadan bu sürecin pek göze
alÕnamadÕ÷Õ görülmektedir.
“BazÕ semt karakollarÕnda yeterli ilgi
gösterilmiyor ma÷dura. Bir müvekkilim eúi
tarafÕndan tecavüze u÷ramasÕna ve kendisine eúi
zührevi hastalÕklar bulaútÕrmasÕna ra÷men semt
128
amirli÷ine gidiyor. Sevk müzekkeresi vermeden
hastaneye
gönderiyorlar.
Hastanede
sevk
müzekkeresi istiyor. AvukatÕ olan ben de bunu ispat
edemedi÷im için müvekkilim ma÷dur oluyor. Bazen
bir polis memuru ya da doktor, eúin vermedi÷i zararÕ,
iúini savsaklamak suretiyle ma÷dura verebiliyor.”
(KadÕn Avukat, 2007, Marmara).
“Eúimden úiddet gördükten sonra avukat ile
görüútüm. Bu iú profesyonel bir çalÕúma gerektiriyor.
Bu nedenle avukat çok büyük önem arz ediyor.
YalnÕz bu yargÕ süreci insanlarÕn ihtiyaçlarÕna çözüm
üretecek kadar hÕzlÕ çalÕúmÕyor. Karar hÕzlÕ çÕkÕyor
ama sonraki süreç yavaú iúliyor.” (KadÕn, 2007,
Marmara).
“Problem kanunun uygulanmasÕndan de÷il,
uygulamaya baúlamasÕndan sonra. Baúvuru ile
davanÕn mahkemede sonuçlanmasÕ arasÕnda geçen
süre, asÕl problem; mahkemede hüküm verilene kadar
kadÕn o adama mahkum, sorun orda.” (Polis, 2007,
Do÷u Anadolu).
“Karakola baúvuru olduktan sonra hemen
getiriliyor, biz burada hÕzlandÕrdÕk, ama yine de ifade
alÕnmasÕ ve kesin (kati) raporun alÕnmasÕ derken yine
2-3 günü buluyor, bazen bir haftayÕ buluyor kati
rapor alÕnmasÕndan dolayÕ, o süreçte tedbir kararÕ
alÕnÕyor. Ancak, adliyeye geldikten sonra adliyenin iç
iliúkisi ve bilgisayara kayÕttan dolayÕ ilgili savcÕya
gelmesi 1 ay sürebilir. øúte bu arada hiçbir tedbir
kararÕ verilemez, ben kendi katibime kesin talimatÕm
var böyle bir talep geldi÷inde matbu evrakÕ
hazÕrladÕm ve hemen sevk ediyor. Birde neden
kaynaklanÕyor bu çok açÕk bir itiraftÕr, biraz da savcÕ
arkadaúlarÕn iú yo÷unlu÷undan kaynaklanÕyor. Ben o
kadar yo÷unum ki o evrak bana gelene kadar 1 hafta,
10 gün, 1 ay geçiyor, bu arada ikinci úikayet
gelebiliyor.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
Polis uygulamalarÕnÕ normal rutin iúlemler gibi algÕlamaktadÕr.
Olay olduktan sonra normal bir vakada neler yapÕyorsa aynÕ rutin
iúlemlerin benzerini aile içi úiddet konusunda da yapmaktadÕr. Bu
nedenle karakollarda herhangi bir tecrübesi bulunmayan kiúiler için
neler olup bitti÷inin anlaúÕlmasÕ zor olmakta ve insanlar karakolluk
bir olaya dahil olmak istememektedirler. Polisin aúa÷Õda anlattÕ÷Õ
durum olayÕ sÕradanlaútÕrdÕ÷Õna güzel bir örnektir.
129
“ølçemizde nüfus fazla olmadÕ÷Õ için kurumlarla
irtibat sorunumuz olmuyor. Mesafeler yakÕn.
Hastaneler çok yo÷un de÷il. DolayÕsÕyla çok problem
olmuyor. ølçemizde iki savcÕ 15 er gün nöbet sistemi
ile görev yapÕyor. Bütün olaylarda 24 saat telefonlarÕ
açÕk oldu÷u için ulaúabiliyoruz. SavcÕlÕk aúamasÕndan
sonra oldu÷u için Hakimlerle çok muhatap olma
durumumuz zaten yok. SavcÕnÕn talebi do÷rultusunda
hareket ediliyor. SavcÕ úahÕslarÕn ifadeleri alÕnÕp
bÕrakÕlmasÕ gerekiyorsa onlar bÕrakÕlÕr evraklar sonra
ikbalen savcÕlÕ÷a gönderiliyor.
ùiddet hasar
vermiúse, daha önceden uzaklaútÕrma da verilmiúse,
emre itaatsizlik olmuúsa bu tür durumlarla úahÕs
evrakla birlikte mevcutlu bir úekilde savcÕlÕ÷a intikal
ediyor. Bulundu÷umuz yerde savcÕlÕkla ilgili bir
sÕkÕntÕmÕz yok, savcÕlarÕmÕz bizlere bu noktada
kolaylÕk sa÷lÕyorlar.” (Polis, 2007, Marmara)
“Zaten adam eve yaklaúmÕúsa polis aranÕp da
gelinceye kadar ne yapacaksa yapÕyor.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda iúlem yapÕlmaya baúladÕ÷Õ
andan itibaren devam eden süreçte bir çok sÕkÕntÕ yaúandÕ÷Õ
görülmektedir. Aúa÷Õda örnekleri verilmiútir.
“Her yerin uygulamasÕ birbirinden farklÕ.
Önceden úiddeti uygulayan tarafÕn haberi olmamalÕ.
Aile mahkemesinden savcÕlÕ÷a, savcÕlÕktan kolluk
kuvvetlerine gelmesi tebli÷ sürecini uzatÕyor. Adam
bana tebli÷ yapÕlmadÕ diyerek úiddete devam
edebiliyor. Tebli÷ úekline farklÕ bir úekilde çözüm
bulunmasÕnda yarar görüyorum. AyrÕ yaúamaya karar
verilmiúse ya da boúanma davasÕ açÕlmÕúsa bununla
birlikte hemen tedbir için ben müracaat ediyorum.
Zira bizim toplumumuzda erkek tarafÕ bunu
hazmedemiyor. “NasÕl bana bunu yaparlar, ne
yapÕyormuú bunlar” diye teki gösteriyor. Ben de bir
erkek annesiyim ama bu durum böyle maalesef. Bunu
önlemek için aynÕ anda müracaat ediyoruz. Mühim
olan bir úeyi önceden önlemek lazÕm.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“Dilekçe verildi÷i andan itibaren, nüfus kaydÕnÕ
getirtip karÕ koca olup olmadÕ÷ÕnÕ tespit ediliyor.
YapÕlan úikayete göre çözüm üretiliyor. Hiçbir
irdeleme yapmadan karara ba÷lamak durumunda
kalÕnÕyor. Karar aleyhine tedbir konulana ulaúÕnca
130
hemen itiraz ediyor bu sefer. Avukat kararÕn hemen
kaldÕrÕlmasÕnÕ talep ediyor. Sonra olay araútÕrÕlÕyor.
OlayÕ delillerle do÷rulu÷unu tespit edilmiúse tedbir
kararÕ uygulanÕr. Aksi takdirde tedbir kararÕ iptal
edilir. Mahkeme savcÕlÕ÷a kararÕ gönderir. Orada bir
süre gecikir. Oradan da kolluk kuvvetlerine
gönderilir. Bir süre de orada gecikir. Tebli÷ kararÕ
ulaúÕncaya kadar çok zaman geçmiú olur.” (Hakim,
2007, Marmara)
“Süreç esnasÕnda kolluk kuvvetleri ile sorun
yaúÕyorum. Eúim telefon edip evi gözetliyor. Ben
polis arÕyorum ama gelen giden olmuyor. IsrarlÕ
aramalardan sonra yunus ekipleri geliyor. Karakol
polisi hiç yardÕmcÕ olmuyor. Eúim karakol polisleri
ile çok iyi bir iliúki kurmuú. Polisten destek
göremiyorum maalesef.” (KadÕn, 2007, Marmara)
“Biz önce tedbir için mahkemeye müracaat ettik.
Hemen akabinde karúÕ taraf da boúanma davasÕ açtÕ.
Önce mahkeme tedbir iste÷imizi reddetti. KarúÕ taraf
bugün Türkiye’nin en zengin adamlarÕndan bir tanesi.
Gece 10:00 da yok úunu alaca÷Õm yok bunu alaca÷Õm
diye dört beú adamÕyla eve gelmeye baúladÕ. O kapÕya
dayanmalar olunca o zaman koruma tedbiri için
tekrar mahkemeye müracaat ettik. O zaman koruma
tedbirini verdi. 6 ay süreyle evden uzaklaútÕrma verdi.
KarúÕ taraf itiraz etti. Evinin krokisini koydu. ùunu
bunu koydu. Fakat mahkeme itirazÕ reddetti. AynÕ
süre içinde mahkemeden çocu÷un babayla görüúmesi
için karar aldÕlar. Baba evden uzaklaútÕ ama çocu÷un
ailesi avukatlarla geldiler. Tabi burada kanun
çeliúiyor. Ben tehlikedeyim, beni korumak için
çocu÷umu alÕyorlar. E÷er bu adam benim için
tehlikeli ise çocu÷um içinde tehlikelidir. Zaten
benden alamadÕ÷Õ hÕncÕnÕ çocuktan alÕyor. Benim
çocu÷um dayak bile yedi orada. Anneye yapÕlamayan
çocu÷a yapÕlÕyor. DolayÕsÕyla anneye çocuk
üzerinden acÕ çektiriliyor. Benim çocu÷um polisten
korkar. BabasÕ bunu bildi÷i halde polisle kapÕma
geliyor. Annenin ma÷duriyeti çocukla beraber. Çocuk
bunlarÕ, yaúadÕ÷Õ sorunlarÕ mahkeme psikologuna da
anlattÕ÷Õ halde mahkeme ‘baba ile münasebet’ baúlÕ÷Õ
altÕnda baba bütün nefretini çocu÷a yansÕtÕyor.
Sadece baba de÷il babaanne, hala hepsi baskÕ
yapÕyor. Bunu çocu÷u sevmedikleri için de÷il anneye
acÕ çektirmek için yapÕyor. Çocuk gitmek istemese de
131
polis ile alma haklarÕ var. Zaten çocuk polisten
korkuyor. Polis korkusuyla tehdit ediliyor. Polisle
eve geliyor. Elinde tebligat yok. Çocu÷u
vermeyece÷imi söyleyince ‘ben zaten çocuk almaya
gelmedim senin nasÕl bir insan oldu÷unu insanlara
göstermeye geldim’ diyor. Bu nasÕl bir mantÕktÕr.
Polisleri de buna alet ediyor.” (KadÕn, 2007,
Marmara)
Kanunun iúlememesine yönelik öne sürülen ve bir ölçüde
masum gibi görünen nedenlerin baúÕnda, gerek adli mercilerdeki
gerekse karakollardaki iú yo÷unlu÷u dile getirilmektedir. Hatta,
adli mercilerdeki iç sistem iúleyiúi de karar alma sürecinde
gecikmelere neden olmaktadÕr.
“Yeni çÕkan kanunlarla, uygulamada hayati
tehlike olmadÕ÷Õ müddetçe hiç bir savcÕ eúe kötü
muamele ile ilgili kocaya gözaltÕna vermedi bugüne
kadar, yani kocalar için hiçbir caydÕrÕcÕlÕk yok,
kesinlikle yok. Birde úu var, özellikle adliyelerde
(adli mercilerde) ve emniyette iú yo÷unlu÷u çok
fazla.” (Polis, 2007, Do÷u Anadolu)
“Halen savcÕlÕ÷a gönderemedi÷im baúvurular
var, iú yo÷unlu÷undan dolayÕ savcÕ istemiyor.” (Polis,
2007, Do÷u Anadolu)
“Verdi÷imiz talimatlar aynen yerine getirilir,
öyle bir sorun yaúanmÕyor, ancak iú yo÷unlu÷undan
dolayÕ sÕkÕntÕlar var, çok olay var úimdi bunlarÕ
yapmaya çalÕúÕrken onlarÕ da yapmaya çalÕúÕyor, ne
oluyor hepsi aksÕyor yani kasÕtlÕ bir davranÕú yok
ortada.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
“Do÷u Anadolu’da çok yetersiz sayÕda savcÕ var,
hakim sayÕsÕ yeterli ama savcÕ sayÕsÕ yetersiz. Mesela
25 savcÕ olmasÕ gerekirken onun yarÕsÕ kadar daha
önce üçte biri savcÕ sayÕsÕ ile iúler yürütülmeye
çalÕúÕlÕyordu. Özellikle bu konu ile ilgili bir savcÕnÕn
görevlendirilmesi lazÕm ve Do÷u Anadolu’daki savcÕ
sayÕsÕnÕn mutlak ve mutlak suretle artÕrÕlmasÕ lazÕm.”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
“Karakola baúvuru olduktan sonra hemen
getiriliyor, biz burada hÕzlandÕrdÕk, ama yine de ifade
alÕnmasÕ ve kesin (kati) raporun alÕnmasÕ derken yine
2-3 günü buluyor, bazen bir haftayÕ buluyor kati
rapor alÕnmasÕndan dolayÕ, o süreçte tedbir kararÕ
alÕnÕyor. Ancak, adliyeye geldikten sonra adliyenin iç
132
iliúkisi ve bilgisayara kayÕttan dolayÕ ilgili savcÕya
gelmesi 1 ay sürebilir. øúte bu arada hiçbir tedbir
kararÕ verilemez, ben kendi katibime kesin talimatÕm
var böyle bir talep geldi÷inde matbu evrakÕ
hazÕrladÕm ve hemen sevk ediyor. Birde neden
kaynaklanÕyor bu çok açÕk bir itiraftÕr, biraz da savcÕ
arkadaúlarÕn iú yo÷unlu÷undan kaynaklanÕyor. Ben o
kadar yo÷unum ki o evrak bana gelene kadar 1 hafta,
10 gün, 1 ay geçiyor, bu arada ikinci úikayet
gelebiliyor.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
Tedbir kararÕ almak için sa÷lÕk raporu zorunlu olmamakla
birlikte gerek karakollarda gerekse Cumhuriyet SavcÕlÕklarÕnda
sa÷lÕk raporu alÕnmasÕ zorunlu tutulmakta ve sa÷lÕk raporu almadan
sürecin devam etmesine izin verilmemektedir. Sa÷lÕk raporunun
aranmasÕna neden olarak da olayÕn adli bir olay olmasÕndan dolayÕ
sa÷lÕk raporun gereklili÷i dile getirilmektedir.
“KadÕnÕn dayak yedi÷ine dair sa÷lÕk raporu
isteniyor, baúvurular sÕrasÕnda rapor istenmiyor ama
prosedürün devam edebilmesi için rapor gerekli. Aile
içi bir olay oldu÷u için hiç kimseye sa÷lÕk raporu
aldÕramam, almak istemiyorsa almÕyor. KadÕnlar
rapor almak istemiyor, rapor almak prosedürün
devam etmesi için zorunlu.” (Polis, 2007, Do÷u
Anadolu)
“...adli olay oldu÷undan dolayÕ rapor gerekli, adli
dosyayÕ tedbir istemi ile gönderiyorsunuz, rapor
olacak ki hakim görecek, niye böyle bir úey isteniyor,
nasÕl bir úiddet görmüú vesaire.” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu)
“Rapor istenmesi tedbir kararÕ alÕnmasÕ için
de÷il, adli olay olmasÕndan dolayÕ rapor isteniyor.
Çünkü eúe karúÕ kasten yaralanma oluyor, hakkÕnda
soruúturma yapÕyoruz.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
Bu durumda, aile içi úiddetin varlÕ÷ÕnÕn ö÷renilmesi ve acil
tedbir alÕnmasÕ gerekti÷i hallerde tedbir kararÕ vermekte
Cumhuriyet savcÕlarÕ da yetkili kÕlÕnabilir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕndaki bir uygulamada Aile
Mahkemesinin kararÕ, Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna, oradan infaz
savcÕlÕ÷Õna, oradan kolluk birimlerine, kolluk birimleri de ilgili
kiúiye tebli÷ etmektedir. Örne÷in 3 aylÕk bir tedbir kararÕ
verildi÷inde bu tebli÷in gerçekleúmesine kadar geçen süre bir ya da
bir aydan fazla sürmesi halinde tedbir kararÕnÕn caydÕrÕcÕlÕ÷ÕnÕn
133
baúlamasÕ ertelenmekte ve karar amacÕna ulaúmakta yetersiz
kalmaktadÕr.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda iúlem yapÕlmaya baúladÕ÷Õ
andan itibaren devam eden süreçte bir çok sÕkÕntÕ yaúandÕ÷Õ
görülmektedir. 4320 sayÕlÕ Kanunda öngörülen tedbirler için belki
karar aldÕrmak tek baúÕna yeterli de÷il, aynÕ zamanda ilgili úahsa
tebligat gerekiyor. Bu nedenle tebligat konusunun genel sorunlarÕ,
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulanmasÕnda da aynÕ sorunlarÕn
yaúanmasÕna neden oldu÷u görülmektedir.
Aúa÷Õda bu sorunlarla ilgili örnekler verilmiútir.
“Her yerin uygulamasÕ birbirinden farklÕ.
Önceden úiddeti uygulayan tarafÕn haberi olmamalÕ.
Aile mahkemesinden savcÕlÕ÷a, savcÕlÕktan kolluk
kuvvetlerine gelmesi tebli÷ sürecini uzatÕyor. Adam
bana tebli÷ yapÕlmadÕ diyerek úiddete devam
edebiliyor. Tebli÷ úekline farklÕ bir úekilde çözüm
bulunmasÕnda yarar görüyorum. AyrÕ yaúamaya karar
verilmiúse ya da boúanma davasÕ açÕlmÕúsa bununla
birlikte hemen tedbir için ben müracaat ediyorum.
Zira bizim toplumumuzda erkek tarafÕ bunu
hazmedemiyor. “NasÕl bana bunu yaparlar, ne
yapÕyormuú bunlar” diye teki gösteriyor. Ben de bir
erkek annesiyim ama bu durum böyle maalesef. Bunu
önlemek için aynÕ anda müracaat ediyoruz. Mühim
olan bir úeyi önceden önlemek lazÕm.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“Dilekçe verildi÷i andan itibaren, nüfus kaydÕnÕ
getirtip karÕ koca olup olmadÕ÷ÕnÕ tespit ediliyor.
YapÕlan úikayete göre çözüm üretiliyor. Hiçbir
irdeleme yapmadan karara ba÷lamak durumunda
kalÕnÕyor. Karar aleyhine tedbir konulana ulaúÕnca
hemen itiraz ediyor bu sefer. Avukat kararÕn hemen
kaldÕrÕlmasÕnÕ talep ediyor. Sonra olay araútÕrÕlÕyor.
OlayÕ delillerle do÷rulu÷unu tespit edilmiúse tedbir
kararÕ uygulanÕr. Aksi takdirde tedbir kararÕ iptal
edilir. Mahkeme savcÕlÕ÷a kararÕ gönderir. Orada bir
süre gecikir. Oradan da kolluk kuvvetlerine
gönderilir. Bir süre de orada gecikir. Tebli÷ kararÕ
ulaúÕncaya kadar çok zaman geçmiú olur.” (Hakim,
2007, Marmara)
“Süreç esnasÕnda kolluk kuvvetleri ile sorun
yaúÕyorum. Eúim telefon edip evi gözetliyor. Ben
polis arÕyorum ama gelen giden olmuyor. IsrarlÕ
134
aramalardan sonra yunus ekipleri geliyor. Karakol
polisi hiç yardÕmcÕ olmuyor. Eúim karakol polisleri
ile çok iyi bir iliúki kurmuú. Polisten destek
göremiyorum maalesef.” (KadÕn, 2007, Marmara)
“Tebligatta sorunlar var. Mesela benim eúim
østanbul da yaúÕyor. øúi, evi burada ama adresini
KuúadasÕ’ndaki otelini gösteriyor. Otele gidip tebligat
yapamÕyorsunuz adam ortada yok. østanbul da bile iki
hafta sürerse tebligat orada ne kadar sürer kim bilir.
KuúadasÕ’ndaki otele nafaka için haciz de konamÕyor.
øki yÕldÕr bana mal varlÕ÷Õm sorulacak ne gelen var ne
giden.” (KadÕn, 2007, Marmara)
“Sa÷lÕk kuruluúlarÕ ile çok sorun olmuyor. Ancak
savcÕlÕklar olayÕ mahkemeye intikal ettirdikten sonra
karar veriliyor. Ancak tedbir kararÕnÕn aleyhine tedbir
konulana iletilmesi aúamasÕnda bir ay savcÕlÕkta bir
ayda polis veya jandarmada oyalanÕyor. Tedbir
kararÕnÕn tebli÷i ulaúÕncaya kadar kiúiye zaman bitmiú
oluyor.” (Hakim, 2007, Marmara)
“Koruma kararÕ tek adrese çÕkÕyor. Adres
de÷iútirildi÷inde tekrar baútan süreci baúlatmak
gerekiyor. Adres de÷iúikli÷inde koruma kararÕnÕn
devam etmesi gerekir.” (KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara)
“Bu kanun úu anda hiç yoktan iyidir. øki tarafÕn
dinlenmemesi uygulamada yapÕldÕ÷Õ gibi, kocaya
haber verilmemesi gibi öneriler olabilir. ArkasÕndan
itiraz yolu var nasÕlsa. Gelsin mahkeme de
söyleyece÷ini söylesin hakim kaldÕrÕrsa kaldÕrÕr zaten.
Boúanma veya ayrÕlÕk kararÕnÕn iletilmesi ile birlikte
bunun da iletilmesi. AyrÕ bir karar bile olsa aynÕ
kararla bildirilmesi. Tebligat yolunda postanÕn
dÕúÕnda alternatiflerin de÷erlendirilmesi.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“Aile mahkemelerinde verilen kararÕn savcÕlÕ÷a
bildirilmemesini, bu kararÕn infazÕnÕn gecikmesine
meydan vermemek adÕna infazÕnda mahkemece
gerçekleútirilmesi gerekti÷ini düúünüyorum. Birkaç
aylÕk gecikme halledilmiú olur. Ancak personelin bu
noktada e÷itilmesi ile iú halledilir. Mahkemede falan
tarihli karar ile falan úahÕs hakkÕnda úu karar
verilmiútir. Derhal infazÕ diye emniyet veya
jandarmaya direk yazÕ yazÕlÕr. Tedbire uyulmadÕ÷Õ
135
takdirde bu sefer savcÕya müracaat edilip, ceza davasÕ
baúlatÕlabilir.” (Hakim, 2007, Marmara)
“ønfaz büroya gelen mahkeme kararlarÕna
bakÕyoruz, 4320 sayÕlÕ Kanunla ilgili bir karar
geldiyse, sadece tebli÷ etmek gerekiyorsa evine
gidiyoruz, adamÕ bulamazsak eve haber bÕrakÕyoruz
karakola u÷rasÕn tebli÷atÕ var diye, adam geliyor
tebli÷atÕ imzalatÕp gönderiyoruz.” (Polis, 2007, Ege)
“Eve polis geldi mahkemeden tebli÷at var diye,
eúime haber verdim, neymiú diye sordu,ne bilem ben
dedim. Polis seni ça÷ÕrÕyor dedim. Polis eúime ka÷ÕdÕ
imzalatÕp gitti. BaktÕk mahkeme kararÕymÕú.” (KadÕn,
2007, Ege)
“AslÕnda de÷iúik kararlar var. tabi bu kararlar
bizde tutulmadÕ÷Õ için, ben burada kaydÕnÕ yapÕyorum
asayiúe gönderiyorum. ønfazen yazmÕúÕz bu úekilde
de mahkeme kayÕtlarÕna geçirmiúiz. Bu da vakit
alÕyor. ArtÕk kolluk ne kadar zamanda tebli÷ ederse.”
(SavcÕ, 2007, Güney Do÷u Anadolu)
Bu duruma çözüm önerisi olarak, Aile Mahkemesinin kararÕnÕn
Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ yerine, do÷rudan kolluk birimlerine
yazÕlmasÕ ve kolluk birimlerinin de ilgili kiúiye kararÕ tebli÷
etmesiyle sürecin hÕzlandÕrÕlabilece÷i düúünülmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun öngördü÷ü tedbirleri tek tek saymakta ancak
“..Aile Mahkemesi Hakimi meselenin mahiyetini göz önünde
bulundurarak re’sen aúa÷Õda sayÕlan tedbirlerden bir ya da
birkaçÕna birlikte veya uygun görece÷i benzeri tedbirleri de
hükmedebilir” demektedir. Aile Mahkemesi Hakimleri kanunda
öngörülen tedbirler dÕúÕnda “benzer” tedbirleri uygulamaktan
kaçÕnmakta olduklarÕ görülmüútür.
Hakimin kanunda sayÕlan tedbirler dÕúÕnda herhangi benzer bir
tedbir öngörmedi÷i hatta bundan kaçÕndÕ÷Õ görülmektedir.
“Dilekçedeki talebe ba÷lÕ kalarak aile ve
çocuklar için konut tahsisi, eve yaklaúmama, iletiúim
kurulmamasÕ,
600
metre
çapÕndaki
alana
yaklaúmama, eve girmeme gibi bütün tedbirler talep
ediliyorsa tüm tedbirlere birden hükmediyoruz. Di÷er
tedbirleri hiç uygulamadÕm. BaúÕma iú açmayÕm.
(Hakim, 2007, Marmara)
“Di÷er bir sorunda çocuklarÕn baba ile irtibatÕ
nasÕl olacak.” (KadÕn, 2007, Marmara)
136
“UzaklaútÕrma kapsamÕ dahilinde çocukla
babanÕn görüúmesinin kurallarÕ. Kanun da aile
bireylerinin korunmasÕ amaçlanÕrken yeni bir çeliúki
ortaya çÕkÕyor. Yeni ma÷durlar yaratÕlÕyor.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“Tedbir uygulanan kiúinin kalacak yeri olmazsa
ma÷dur oluyor ve mahkeme olarak bir úey
yapamÕyoruz. Tedbir uygulanan kiúinin ekonomik
durumu iyi de÷ilse sÕ÷Õnma evlerinde misafir etmek
yararlÕ olur. AslÕnda bu tür insanlarÕ bir araya
getirecek yerler planlanmalÕ ve birbirleriyle
görüúmeleri sa÷lanmalÕ ve birbirlerinden etkilenerek
nedamet gösterebilecekleri ortam oluúturulmalÕ.”
(Hakim, 2007, øç Anadolu)
“Polis savcÕlÕk arasÕnda herhangi bir iletiúim
kopuklu÷u bulunmamaktadÕr. Ancak aile içi úiddete
maruz kalan kiúilerin (özellikle kadÕnlarÕn) korunmasÕ
için savcÕlar yeterli önlemleri almÕyorlar. Örne÷in
di÷er eúin gözaltÕna alÕnabilmesi gerekiyor ancak
savcÕlar bunu çok önemsemiyor. Boú ver diyebiliyor.
Bu yetkinin kollu÷a devredilmesi veya savcÕlarÕn bu
konuda biraz daha özverili olmasÕ gerekiyor.”
(Karadeniz, Polis)
Aile Mahkemesi Hakimlerinin kanunda öngörülen tedbirler
dÕúÕnda “benzer” tedbirleri uygulamaktan kaçÕnmakta olduklarÕ
görülmüú ve buna çözüm önerisi olarak di÷er kanunlarda
öngörülen tedbirlere atÕfta bulunularak ya da tedbirlerin sayÕsÕ ve
çeúidi artÕrÕlarak bu durumu bir çözüme kavuúturulmasÕnÕn
mümkün oldu÷u görünmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda nafaka tedbiri genellikle
reddedilmekte, kabul edilse bile nafakanÕn alÕnabilmesi pek
mümkün olmamakta oldu÷u görülmüútür. Nafaka tedbiri
uygulamasÕ oldukça güç bir karar olarak karúÕmÕza çÕkmakta ve
ayrÕ bir hukuki sürecin baúlamasÕna neden olmaktadÕr.
Ekonomik zorluk yaúayan kiúiler için 4320 sayÕlÕ Kanunun
öngördü÷ü süreci yaúamak oldukça zor bir durum olarak karúÕmÕza
çÕkmaktadÕr. 4320 sayÕlÕ Kanunun uygulanmasÕnda tedbir nafakasÕ
öngörülmesi halinde bile bu nafakanÕn tahsil edilmesi sorunuyla
karúÕ karúÕya kalÕnmaktadÕr.
“Kanunlar çok güzel ancak onu uygulayacak
yeterli altyapÕ yok. Adam dolar milyarderi veya aylÕk
kazancÕ 100-200 milyar. AdamÕn gelirini tespit
137
edemiyoruz. Adam çok zengin, ama kirada
oturuyorum diyor. BorçlarÕnÕ gösteriyor. Burada
mahkemenin gelir beyannamesinin, kredi kartlarÕnÕn
ekstresinin talep etmesi zorunlu olmalÕ, yani giderden
gelir beyannamesi yapÕlmalÕ. NafakanÕn takdirinde de
hakim kendi ekonomik úartlarÕnÕ göz önüne
almamalÕ. Hakim ayda 3 milyar zor kazanÕyor diye
ma÷dura az nafaka takdir etmemeli. Adam dolar
milyarderi. Bu çocu÷un masraflarÕ di÷er aile bireyleri
emsal alÕnarak tespit edilmeli. AdamÕn di÷er
ye÷enlerinin úoförlerinin masrafÕ altÕ milyar
dolayÕsÕyla nafaka ona göre tespit edilmeli. Her olay
kendi úartlarÕ içinde de÷erlendirilmeli.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“Nafaka ba÷lanÕrken en az asgari ücret tahsis
edilmeli, sonradan araútÕrma yapÕlÕp uygun bir ücret
tahsis edilmeli. Nafaka ödenmedi÷i takdirde de
yaptÕrÕm lazÕm. Emredici düzenlemeye aykÕrÕ bir
durum varsa mutlaka ceza olmalÕ. Nafaka
ödenmedi÷i takdirde derhal dava açmadan aile
mahkemesi 3-5 gün hapis cezasÕ verebilmeli,
nafakasÕnÕ ödeyen makbuzunu hemen mahkemeye
beyan etmeli.”
(KadÕn Ma÷dur Vekili, 2007,
Marmara)
“Nafaka davasÕ süresince aile dostum 3 kiúiyi
úahit yazdÕm. OnlarÕ arayÕp senin torunun çocu÷un
var diye tehdit ediyor. Benim mal varlÕ÷ÕmÕ kimse
açÕklayamaz, ben onu (eúini) 500 liraya muhtaç
edece÷im, asker edece÷im diyor. Tehditlerden korkan
dostlarÕm úahitlik etmediler.” (KadÕn, 2007,
Marmara)
“Ailem bana maddi anlamda da destek oldu÷u
için çok problem olmuyor. 24 ay oldu nafaka karara
ba÷lanalÕ ayda 6,500 ytl hala tahsil edemedik.
ÇocuklarÕn okul paralarÕnÕ kendi babam ödüyor.
Kendisi lincoln jeeplerle geziyor. Gayri menkullar
her úey úirketin üzerineymiú. AdamÕn beú kuruúu yok.
Ama sevgilisinin birinin kirasÕ 4000 dolar, lincolnün
deposu 400 milyona doluyor ama parasÕ yok. Ferrari
bakÕyor.” (KadÕn, 2007, Marmara)
Kimi zaman nafaka tedbiri aldÕrmanÕn úiddeti
körüklemekte ve daha fazla hasmane davranÕúlara yol
138
açmakta oldu÷u görülmüútür. Aúa÷Õda anlatÕlanlar bu durumu
açÕkça göstermektedir.
“Benim evimden zorla çocu÷umu aldÕlar, icra
parasÕnÕ yatÕrmayÕ unuttuklarÕ için. Polis görgü tanÕ÷Õ,
ama ben görmedim dedi. ZabÕt tutmadÕlar. Dayak
yedi÷imde bile adli tÕpa göndermeleri için güçlü
olmanÕz lazÕm. Polis zabÕt tutmuyorsa, kadÕnÕ doktora
göndermiyorsa bu kanun nasÕl çalÕúacak.” (KadÕn,
2007, Marmara)
Düzenli gelire sahip kiúilerden nafaka alÕnmasÕnÕn kolay
olmasÕna ra÷men, geliri maaú ya da düzenli ödemelere ba÷lÕ
kimselerden nafaka tahsil edilmesi oldukça güç oldu÷undan nafaka
ödeme tedbirine uyulmamasÕ karúÕsÕnda ilgilinin hapis cezasÕ ile
ihtar edilebilece÷i hükmü getirilmesi önerilmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda alÕnan kararlarÕn her iki tarafÕn
dinlenmeden alÕnmasÕ, kimi durumlarda sorunlara yol açtÕ÷Õ
görülmüútür. Kötü niyetli taraflardan birinin di÷erini evden
uzaklaútÕrmasÕyla sonuçlanabilecek bir kararÕ Aile Mahkemesinden
almasÕ sonucu evlilik birli÷inin da÷ÕlmasÕna yol açabilecek bir
durumla karúÕ karúÕya kalÕnabilece÷i görülmüútür.
Evden uzaklaútÕrma tedbirinin aileyi úiddetten uzak tutma gibi
bir faydasÕ olmasÕyla birlikte aile ba÷larÕnÕ zayÕflattÕ÷Õ
görülmektedir. Evden uzaklaútÕrÕlan ve bu karara uymadÕ÷Õ
takdirde hapis cezasÕ ile cezalandÕrÕlaca÷Õ ihtar edilen birey (erkek)
için aile ba÷larÕnÕn zayÕfladÕ÷Õ söylenebilir. Bu konu ile ilgili
görüúülenlerin beyanÕ úöyledir.
“YargÕlamadan sonra normal bir evlilik iliúkimiz
yok. Eúim beni sürekli kÕskanÕyor. Eúim sürekli üste
çÕkmaya çalÕúÕyor. Normal olamÕyoruz. Her sÕkÕntÕda
karakola gitmeyi bir koz olarak kullanÕyor. SÕkÕntÕmÕz
evlili÷imizin ilk aylarÕnda eúimin ablasÕnÕn iliúkimize
karÕúmasÕ ile baúladÕ. AblasÕnÕn sorunlu bir evlili÷i
var. Ben eúimin ablasÕnÕn etkisinde kalmamasÕnÕ
istedim. Beni dinlemedi. KarúÕ geldi. Sinirlendi÷im
bir sÕrada olay meydana geldi. ùimdi iki yÕl oldu. Ben
sürekli susuyorum. Evlili÷imin devam etmesini
istiyorum. Ancak istedi÷im gibi olmuyor.” (Erkek,
2007, Ege)
“Çevrede çok konuúulduk. Eúim alay konusu
oldu. Akrabalar unutana kadar zorlandÕk.” (KadÕn,
2007, Ege)
139
“Ma÷dur kÕsmÕn haklarÕnÕ korumaya çalÕúÕrken
karúÕ tarafÕnda kesinlikle rencide edilmemesi, evden
uzaklaútÕrma rencide edici úekilde olmamalÕ” (Hakim,
2007, Marmara)
“Aileyi sadece kolluk gücü ile de÷il ailenin
de÷erlerini koruyarak korumalÕyÕz. Daha kalÕcÕ ve
ucuz bir çözüm olur”(KadÕn, 2007, Marmara,
Avukat)
“Kanun genelde ka÷Õt üzerinde kalÕyor. Bunun
ilk nedeni, taraflarÕn barÕúmasÕ sonucu kararÕn
kaldÕrÕlmasÕ talep ediliyor. Boúanma davalarÕnda bu
süreç olmamalÕ, hukuk mantÕ÷Õ çerçevesinde gereksiz
kalÕyor”. (Hakim, 2007, Marmara)
“Bana iki kez evden uzaklaútÕrma cezasÕ verildi.
Toplam 6 ay. Birinci uzaklaútÕrmadan bir ay sonra
eúim gece korktu÷unu söyledi. øki ay daha
uzaklaútÕrmam oldu÷u halde yanÕna ça÷ÕrdÕ. Gittim.
Bana mesafeli davranmaya devam etti. Beni tekrar
úikayet etmekle tehdit etmeye baúladÕ. Sorun devam
etti÷i bir sÕrada tekrar úikayet etti. Tekrar 3 ay
uzaklaútÕrma aldÕm.” (Erkek, 2007, Ege)
Aile içi úiddetin temel nedeninin, yasalardaki boúluklardan
olmadÕ÷ÕnÕn unutulmamasÕ gerekti÷i, yasal düzenlemeler yoluyla
alÕnacak tedbirlerin yapÕlmasÕ gerekenlerin sadece bir kÕsmÕ oldu÷u
vurgulanmÕútÕr. AyrÕca bireylerin ekonomik özgürlüklerine
ulaúabilmeleri; e÷itim ve bilinç düzeylerinin yükseltilmesine
çalÕúÕlmasÕ; psikolojik, ekonomik, sosyal içerikli tedbirler alÕnmasÕ
gibi konular da alÕnmasÕ gereken asÕl önlemler olarak tavsiye
edilmektedir. Aúa÷Õdaki ifadeler bu konudaki görüúlerden
bazÕlarÕnÕ yansÕtmaktadÕr.
“Bu kanun do÷uda ölü do÷muútur. Ülkenin
batÕsÕnda uygulansa bile, do÷usunda ve güney
do÷usunda uygulanma ihtimali yok. Kanun Türk
toplum yapÕsÕna uymuyor. Adam babasÕnÕ dövmüú 6
ay ceza almÕú. ÇÕkÕnca intikamÕmÕ alaca÷Õm diyor.
Düúünebiliyor musunuz? Eúini dövmüú uzaklaútÕrma
almÕú. Eúine sen beni sevmiyorsun, senin yüzünden
sabÕkalÕ oldum, millete rezil oldum diyor.
Düúünebiliyor musunuz? Bu olaydan sonra bu aile
hayatÕ devam edecek ve bu Türk toplum yapÕsÕnÕn var
oldu÷u ailede olacak, imkanÕ var mÕ? Aile yapÕsÕ
140
mutlaka zedelenir. Kanun, kentli üst sÕnÕflarda
uygulansa bile alt sÕnÕflarda sÕkÕntÕ yaratÕyor. Ailenin
da÷ÕlmasÕna yol açÕyor.”(Hakim, 2007, Ege)
Bu kanun kapsamÕnda baúvurularÕ engelleyici nedenler
arasÕnda görülen durumlardan biri de, insanlarÕn bazÕlarÕnÕn
boúanmak istememesi ve baúvurularÕnÕn boúanma davasÕna
dönüúece÷i kanaatidir. Çünkü yuvanÕn da÷ÕlmasÕ tüm aile fertleri
açÕsÕndan daha kötü sonuçlarÕ do÷abilecek bir durumdur.
YargÕ süreci sonunda eúin úiddete baúvurmasÕnÕn daha da
artaca÷Õ korkusu baúvurularÕ engelleyici bir nedendir.
“YargÕ süreci sonunda eúin tutumunun
kötüleúece÷i korkusundan söz edilebilir.” (Hakim,
2007, Karadeniz)
“Tekrar ederse evlili÷i bitiririm. Ailelerden çok
da dahil olmuyorlar olaya. Böyle Bir úey tekrar
ederse serbest bÕrakmamalarÕnÕ isterdim”. (Bayan,
2007, Karadeniz)
“Tabi úimdi vatandaú bize baúvuruyor, kocam
beni dövdü diye. SavcÕnÕn bu durumda yapabilece÷i
biúey yok. Bizim en fazla yapabilece÷imiz 4320.
zaten sadece savcÕnÕn baúvurmasÕna gerek yok. Kiúi
kendisi de baúvurabiliyor. Hakim takdir etmeden
önce zabÕta araútÕrmasÕ yaptÕrmalÕ, taraflarÕ dinlemeli
ondan sonar karar vermeli. Ama özellikle dÕúarÕda
kalma durumlarÕnda mahkeme acilen karar vermek
durumunda yani.” (SavcÕ, 2007, Güney Do÷u
Anadolu)
“KarÕmla kavga ediyorduk. Bir gün yine kavga
ettik. ÇocuklarÕ alÕp evden çÕkÕp gitmiú. Çok kÕzdÕm.
Ben o gün karÕmÕ arÕyordum, akrabalarÕna gitmiú.
Oradan ona kadÕn merkeziyle(Kamer VakfÕ)
görüútürmüúler. KadÕn merkezinden onlarÕ almÕúlar,
sonra bana dava açmÕú. Polis geldi beni evden
uzaklaútÕrdÕlar, ben de boúanma davasÕ açtÕm, bir ara
sÕ÷Õnma evinde kalmÕúlar.” (Erkek, 2007, Güney
Do÷u Anadolu)
“Karakola gelenler kocamdan úikayetçiyim diye
gelmiyor, artÕk boúanaca÷Õm diye geliyor. Karakola
gelenler artÕk dayanma noktasÕnÕn son noktasÕna
gelenler geliyor veya sÕ÷Õnma amaçlÕ geliyorlar.
141
AyrÕca, kadÕnlarÕn baúvurularÕnÕn bir kÕsmÕnÕn nedeni
de, eúlerine karúÕ göz da÷Õ vermek ve gözlerini
korkutmak, gelenler iúlem yapmayÕn ama eúimi
korkutun úeklinde talepleri oluyor.” (Polis, 2007,
Do÷u Anadolu)
“Aile iliúkilerinde bazen çok keskin karar
vermek yapÕcÕlÕktan ziyade daha çok yÕkÕcÕlÕ÷a neden
olabiliyor. Müracaat oldu÷unda genellikle eúe úiddet
uygulamamasÕ yönünde uyarÕ veriliyor, bazen de
özellikle kocaya evden uzaklaútÕrma kararÕ veriyoruz
ve bu süre içerisinde de cüzi de olsa nafakaya
hükmediyoruz. A÷ÕrlÕklÕ olarak korkutuyoruz.
UzaklaútÕrma verirseniz, karúÕ taraf bu iú bitti diye
hemen boúanma davasÕ açÕyor. AsÕl olan boúanmaya
hükmetmek de÷il taraflarÕ uzlaútÕrmaktÕr. Aile
mahkemesinin kuruluú yasasÕnda da o var, genellikle
hakim baúlangÕçta taraflarÕ uyarÕr, mahkemenin
uzmanlarÕndan yararlanÕr diyor.” (Hakim, 2007,
Do÷u Anadolu)
“Bu kanunun uygulanmamasÕnÕn nedeni aslÕnda
o, çünkü bu kanun ile bir úeyler yapÕlabilece÷ine
kimse inanmÕyor, daha do÷rusu maddi aya÷Õ ile ilgili,
simdi diyor ki yine beni onlara mÕ göndereceksiniz
diyor, akúam gelince ne yapaca÷Õm diyor korkuyor
yani.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
Bu nedenle 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda karar veren Aile
Mahkemesi Hakiminin her iki tarafÕ da dinleyerek karar vermesi,
taraflardan úiddet uygulayan kiúinin mahkemeye gelmekten
kaçÕnmasÕ durumunda gÕyabÕnda karar vermesini sa÷layacak
düzenlemenin kanun metnine girmesi gerekti÷i düúünülmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda verilen Mahkeme kararlarÕnÕn
ço÷unda gerekçe yazÕlmadÕ÷Õ görülmüútür.
“Bu konuda Cumhuriyet SavcÕlarÕnÕn ve
Hakimlerin
kanunun
uygulanmasÕ
yönünde
uyarÕlmasÕna ve titizlikle uygulanmasÕna yönelik artÕk
genelge mi yayÕnlanÕr bir çalÕúma yapÕlmasÕ gerekir...
burada ben gelene kadar burada bir tedbir kararÕ
istendi÷ini görmedim. Ben isteyince arkadaúlar da
baúladÕlar ve tedbir kararÕ istenmeye baúlandÕ.”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
142
2.5. 4320 SayÕlÕ Kanunun UygulamasÕnda Veri TabanÕ
Eksikli÷i ve UygulamayÕ ZorlaútÕran ølave Yükler
Adli sicil istatistiklerinin “4320 sayÕlÕ Kanun” ile “Boúanma”
kapsamÕnda açÕlan davalarÕn iliúkilendirilmedi÷i için boúanan
çiftlerin daha önceden 4320 sayÕlÕ Kanundan yararlanÕp
yararlanmadÕklarÕ bilinememektedir. Bu durum kanunun aile
üzerindeki etkisini ölçmek için kullanÕlabilecek bilgi eksikli÷ine
neden olmaktadÕr.
Bu nedenle boúanan eúlerin boúanma aúamasÕna gelmeden önce
bu ailelerde 4320 sayÕlÕ Kanun ile ilgili tedbir uygulanÕp
uygulanmadÕ÷ÕnÕn takibinin yapÕlmasÕ bu kanunun aileler ve
toplum üzerindeki etkinsi daha fazla ortaya koyabilecektir. Bu
nedenle adli sicil istatistiklerinin bu durumu göz önünde tutularak
hazÕrlanmasÕ daha yararlÕ olacaktÕr.
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun uygulanabilmesi
için hakkÕnda tedbir istenen kiúinin kanunda öngörülen úiddeti en
azÕndan bir kez uygulamasÕ gerekmekte, aksi takdirde kanunun
uygulanma
imkânÕ
bulunmamaktadÕr.
Kanun
úiddetin
gerçekleúmesinden sonra devreye girmekte ve ilk kez uygulanacak
olan muhtemel bir úiddeti önlemekte aciz kalmaktadÕr. Görüúme
yapÕlan hâkim, savcÕ ve kolluk yetkilileri kanunun úiddetin
gerçekleúmesinden sonra devreye girdi÷ini ve ilk kez uygulanacak
olan muhtemel bir úiddeti önlemekte aciz kaldÕ÷ÕnÕ
belirtmektedirler. Bir müracaat olmadan yasal sürecin baúlamasÕ
imkânsÕzdÕr. Böylece ilk kez uygulanacak olan muhtemel bir
úiddeti önlemekte kanun aciz kalmaktadÕr. Kanuna göre úiddet
uygulanmadan müdahale etmek imkânsÕzdÕr.
Kanunda sayÕlan di÷er tedbirlerin uygulamasÕ da kiúilerin
takdirinde olup, aile içindeki bireylerin her hangi bir úikâyeti
bulunmadÕ÷Õ sürece polis, jandarma, hâkim ve savcÕ için verilen
kararÕn re’sen uygulamasÕna yönelik herhangi bir sistem
bulunmamakta ve úiddet gören birey çok zor durumda kalmadÕkça
kararÕn uygulanmasÕndan daha çok karara muhalefetin sonucundaki
hapis ihtarÕnÕn úiddet uygulayan birey üzerindeki caydÕrÕcÕ
etkisinden yararlanÕlmak istenilmektedir. Kanunun beklenen
amaçlara ulaúabilmesi için bazÕ úartlarÕn yerine gelmesi ya da
getirilmesi gerekmektedir. Bunlardan birisi de ailelerin özellikle de
kadÕnlarÕn bilinçlendirilmesidir. Çünkü kanun uygulayÕcÕlarÕnÕn
müdahale edebilmesi için bir úikâyetin gelmesi gerekmektedir. Bu
da haklarÕ bilmekle mümkündür.
143
“Bu kanunun hedeflenen sonuçlara ulaúabilmesi
için ailelerin özellikle de kadÕnlarÕn bilinçlendirilmesi
gerekiyor. Bizim olaya müdahale edebilmemiz için
olayÕn bize intikal etmesi gerekiyor; bu da insanlarÕn
haklarÕnÕ bilmesinden geçiyor” (SavcÕ, 2007,
Karadeniz,).
4320 sayÕlÕ Kanunda aile içi úiddet seviyeleri düzenlenmedi÷i,
müessir fiil ile ölümcül olaylara varabilecek úiddet türleri arasÕnda
fark görülmedi÷i, bütün durumlarda sayÕlan aynÕ tedbirlerin
uygulanmasÕ yoluna gidildi÷i görülmüútür. ùiddet sonucu rapor
alÕnan bir olayla sadece tanÕk ifadesi üzerine verilen tedbir
kararlarÕnÕn birbirine benzer olmasÕ durumlarÕ ile karúÕlaúÕlmÕútÕr.
4320 sayÕlÕ Kanunda “bildirim” üzerine hâkimin re’sen tedbir
kararÕ verebilece÷i öngörüldü÷ü halde aile içi úiddet gören kiúilerin
bunu bir raporla ispat etmeleri istenmektedir. Rapor almak için
yeterli maddi ve manevi gücü kendinde bulamayan kiúilerin bu
aúamada
úikâyetlerinden
vazgeçme
e÷ilimi
taúÕdÕklarÕ
gözlemlenmiútir. 4320 sayÕlÕ kanun kapsamÕnda uygulanan baúvuru
sürecinin de úikâyetlerin ertelenmesinde etkili oldu÷u, úiddetin
boyutu baúvuru sürecindeki zorluklardan daha fazla olmadan bu
sürecin pek göze alÕnamadÕ÷Õ görülmektedir.
“BazÕ semt karakollarÕnda yeterli ilgi
gösterilmiyor ma÷dura. Bir müvekkilim eúi
tarafÕndan tecavüze u÷ramasÕna ve kendisine eúi
zührevi hastalÕklar bulaútÕrmasÕna ra÷men semt
amirli÷ine gidiyor. Sevk müzekkeresi vermeden
hastaneye
gönderiyorlar.
Hastanede
sevk
müzekkeresi istiyor. AvukatÕ olan ben de bunu ispat
edemedi÷im için müvekkilim ma÷dur oluyor. Bazen
bir polis memuru ya da doktor, eúin vermedi÷i zararÕ,
iúini savsaklamak suretiyle ma÷dura verebiliyor”
(KadÕn Avukat, 2007, Marmara).
Tedbir kararÕ almak için gerek karakollarda gerekse
Cumhuriyet SavcÕlÕklarÕnda sa÷lÕk raporu alÕnmasÕ zorunlu
tutulmakta ve sa÷lÕk raporu almadan sürecin devam etmesine izin
verilmemektedir. Buna neden olarak da olayÕn adli bir olay
olmasÕndan dolayÕ sa÷lÕk raporunun gereklili÷i dile getirilmektedir.
Aúa÷Õda bu durumu yansÕtan ifadeler verilmiútir.
“Adli olay oldu÷undan dolayÕ rapor gerekli, adli
dosyayÕ tedbir istemi ile gönderiyorsunuz, rapor
olacak ki hakim görecek, niye böyle bir úey isteniyor,
144
nasÕl bir úiddet görmüú vesaire” (SavcÕ, 2007, Do÷u
Anadolu).
“KadÕnÕn dayak yedi÷ine dair sa÷lÕk raporu
isteniyor, baúvurular sÕrasÕnda rapor istenmiyor ama
prosedürün devam edebilmesi için rapor gerekli. Aile
içi bir olay oldu÷u için hiç kimseye sa÷lÕk raporu
aldÕramam, almak istemiyorsa almÕyor. KadÕnlar
rapor almak istemiyor, rapor almak prosedürün
devam etmesi için zorunlu” (Polis, 2007, Do÷u
Anadolu).
“Rapor istenmesi tedbir kararÕ alÕnmasÕ için
de÷il, adli olay olmasÕndan dolayÕ rapor isteniyor.
Çünkü eúe karúÕ kasten yaralanma oluyor, hakkÕnda
soruúturma yapÕyoruz” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu).
Bu Kanun kapsamÕnda baúvuru sürecinden ilgili kiúiye Hâkim
KararÕ tebli÷ edilinceye kadar uzun bir süreç yaúanmakta ve bu
süreç oldukça fazla vakit aldÕ÷Õ için úiddet uygulayan kiúi
eylemlerine devam edebilmektedir. Ma÷dur/lar bu durumdan zarar
görmekten korunamamakta olduklarÕ anlaúÕlmÕútÕr. HakkÕnda tedbir
uygulanan kiúinin tedbir kararÕnÕ ihlal etti÷inde ise kollu÷un
ihlalden nasÕl haberdar olaca÷Õ açÕk ve belli de÷ildir. Tek bir imkan
vardÕr. O da ma÷dur haber ederse kolluk veya adli makamlar
müdahale edebilecektir. Haber edilse bile görevliler gelene kadar
tedbir uygulanan kiúi olay mahallini terk etti÷inde ne yapÕlaca÷Õ
belirsizdir. AyrÕca yine aúa÷Õda söylendi÷i gibi sosyal yapÕdan
dolayÕ komúular veya akrabalar tedbirin ihlali durumunda ihbar
etmede gönülsüz davranmaktadÕrlar.
“Dilekçe verildi÷i andan itibaren, nüfus kaydÕnÕ
getirtip karÕ koca olup olmadÕ÷Õ tespit ediliyor.
YapÕlan úikâyete göre çözüm üretiliyor. Hiçbir
irdeleme yapmadan karara ba÷lamak durumunda
kalÕnÕyor. Karar aleyhine tedbir konulana ulaúÕnca
hemen itiraz ediyor bu sefer. Avukat kararÕn hemen
kaldÕrÕlmasÕnÕ talep ediyor. Sonra olay araútÕrÕlÕyor.
OlayÕ delillerle do÷rulu÷unu tespit edilmiúse tedbir
kararÕ uygulanÕr. Aksi takdirde tedbir kararÕ iptal
edilir. Mahkeme savcÕlÕ÷a kararÕ gönderir. Orada bir
süre gecikir. Oradan da kolluk kuvvetlerine
gönderilir. Bir süre de orada gecikir. Tebli÷ kararÕ
145
ulaúÕncaya kadar çok zaman geçmiú olur” (Hâkim,
2007, Marmara).
“Zaten adam eve yaklaúmÕúsa polis aranÕp da
gelinceye kadar ne yapacaksa yapÕyor” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara).
“Aile mahkemesinden savcÕlÕ÷a, savcÕlÕktan
kolluk kuvvetlerine gelmesi tebli÷ sürecini uzatÕyor.
Adam bana tebli÷ yapÕlmadÕ diyerek úiddete devam
edebiliyor. Tebli÷ úekline farklÕ bir úekilde çözüm
bulunmasÕnda yarar görüyorum” (KadÕn Ma÷dur
Vekili, 2007, Marmara).
AyrÕca tedbir eúe uygulanÕrken eúin yakÕnlarÕnÕn baskÕ
kurmasÕ durumunda durumun ne olaca÷Õ da açÕk de÷ildir.
Kanunun bu çeúit baskÕlarÕ da önleyici tedbirler öngörmesi
gerekir.
“KocayÕ uzaklaútÕrÕyorsunuz. Ama aileyi
uzaklaútÕrmÕyorsunuz. KocamÕn gelip gelmemesi
fazla bir úey de÷iútirmedi. Benim hayatÕmdaki stres
oldu÷u gibi devam etti hatta daha da katlandÕ. …
Avukatlar, kalabalÕk sürekli kavga çÕkarÕyorlar.
Hakaretler diz boyu. Bir kiúi gitti yerine on kiúi geldi.
Ben bu uzaklaútÕrmanÕn yaptÕrÕm gücü oldu÷una da
inanmÕyorum” (KadÕn, 2007, Marmara).
2.6. 4320 SayÕlÕ Kanunun Aile ve Toplumsal YapÕ Üzerindeki
Etkisi
Türkiye’de yaúanan toplumsal de÷iúim 4320 sayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanun’un hazÕrlanmasÕ ve yürürlü÷e
konmasÕnda önemli bir etken oldu÷u görülmektedir. Türkiye’deki
büyükanne, büyükbaba, anne, baba ve torunlarÕn birlikte yaúadÕ÷Õ
geleneksel geniú aile sisteminden hÕzlÕ sanayileúme ve buna paralel
olarak úehirleúmeyle birlikte çekirdek aile tipi dedi÷imiz anne,
baba ve çocu÷un oluúturdu÷u dar aile tipine do÷ru yo÷un bir
gidiúin yaúanmasÕ, ayrÕca içinde bulunulan zor ekonomik koúullar,
sosyal ve kavramsal kargaúalar, yorucu úehir hayatÕ aile bireyleri
üzerinde psikolojik ve sosyolojik rahatsÕzlÕklara neden oluúu, aile
içi úiddetin zararlarÕnÕn sadece toplum açÕsÕndan de÷il, birey
açÕsÕndan da tehlikeli sonuçlar yaratmasÕ, sevgi, úefkat ve
merhamet göstermesi gereken bir kiúi tarafÕndan uygulandÕ÷Õndan,
úiddete maruz kalan aile bireyinin ruhi yapÕsÕnda hayatÕ boyunca
146
silinmesi zor izler bÕrakmasÕ, son yÕllarda aile içi úiddet olaylarÕ
toplumumuzu sarsan boyutlara ulaúmasÕ, ailede yaúanan dayak,
iúkence ve cinayet gibi úiddet olaylarÕnÕn her geçen gün görsel ve
yazÕlÕ basÕnda izlenmesinin, “4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna
Dair Kanun”un hazÕrlanÕp yürürlü÷e konmasÕnda baúlÕca etkenler
oldu÷u görülmüútür.
AyrÕca geliúmiú ülkelerdeki yasal düzenlemelerden de
etkilenildi÷i, bu Kanunun, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda,
øngiltere, ørlanda ve Norveç gibi ülkelerde uygulanan, úiddete
u÷rama ihtimali bulunan kadÕnlarÕn mahkemelere baúvurarak
koruma emri alabilmelerini sa÷layacak hükümler içerecek úekilde,
aile içinde toplumsal cinsiyet dengesini sa÷lamak üzere tedbirler
geliútirme, bu konuda mahkeme ve di÷er kurumlardan destek alma,
kadÕnlarÕn kurumsal olarak güçlenmesini sa÷lama gibi amaçlarla
düzenlemeye gitti÷i görülmektedir.
Toplumun temelini oluúturan aile, bireysellikten toplumsallÕ÷a
geçiúin en küçük birimi olarak kabul edilmiú ve karúÕlÕklÕ rÕza ile
oluúan ailenin sa÷lÕklÕ yapÕlanmasÕ ve yürütülmesinin toplumun
varoluúunu do÷rudan etkiledi÷i düúüncesi genel kabul görmüú bir
anlayÕú olarak karúÕmÕza çÕkmaktadÕr. Bu nedenle kanun
koyucunun bu anlayÕú do÷rultusunda konuyu ele alÕp düzenleme
yaptÕ÷Õ görülmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun, “Türk Medenî Kanununda öngörülen
tedbirlerden ayrÕ olarak” ifadesiyle, ailenin korunmasÕnÕn ve aile
içi úiddetin önlenmesinin önemini göz önünde tutarak, konuyu
genel hükümler çerçevesi dÕúÕnda ayrÕca ele alÕp, aile içi huzurun
toplum hayatÕnda sadece aileyi oluúturan bireylere bÕrakÕlacak bir
olgu olmadÕ÷ÕnÕ, aile içi sorunlarÕn çözümünde kamu otoritesinin
de konuya do÷rudan müdahale etmesi gerekti÷ini belirten anlayÕúÕ
yansÕtan bir biçimde düzenlenmiútir. Böylece aile içi yaúanan
olumsuzluklarÕn, aynÕ zamanda toplumsal bir sorun oldu÷u,
úiddetin, özellikle aile içi úiddetin yaúanmasÕna toplumsal rÕza
gösterilmedi÷inin ve aynÕ zamanda aile yapÕsÕnÕn korunmasÕna
önem verildi÷inin bir göstergesi olarak, kanunda öngörülen
tedbirlerin úiddet uygulayan bireylere uygulanabilece÷ini
belirtmiútir.
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un 1998 yÕlÕnda
ilk kez hazÕrlanÕrken genel gerekçesinde; “ùiddetin aile yaúamÕ
içerisinde, aileyi oluúturan bireyler arasÕnda gerçekleúen ve "aile
içi úiddet" adÕ altÕnda "aile içinde bir bireyin di÷er bir bireye
147
yönelik fiziki, sözel ve duygusal kötü davranÕú" úeklinde
tanÕmlanan görüntüsü toplum için tehlike olmakta, toplumun en
küçük birimi olan aile içerisinde gerçekleúen úiddetin yol açtÕ÷Õ ve
açaca÷Õ zararlar toplum bünyesinde derin ve kalÕcÕ izler
bÕrakmakta” oldu÷u belirtilmiútir. Böylece aile içi yaúanan “fiziki,
sözel ve duygusal kötü davranÕú” úeklinde gerçekleúen úiddet
olgusunun, hem bireysel hem toplumsal yönden tehlike oldu÷u ve
bu türden zararlarÕn toplumsal yapÕda derin ve kalÕcÕ izler bÕraktÕ÷Õ
konusunda, toplumsal bir mutabakatÕ sa÷lamaya yönelik yasal
dayanak ve hukuki bir zemin oluúturmuútur.
Toplumsal cinsiyet dengesinin sa÷lanmasÕ, kadÕnlara yönelik
baskÕ unsurlarÕnÕn kaldÕrÕlmasÕ, geleneksel “kol kÕrÕlÕr yen içinde”
anlayÕúÕnÕn de÷iútirilmesi, aile içi yaúanan veya yaúanabilecek olan
her türlü úiddetin toplumu da ilgilendirdi÷inin açÕkça belli
edilmesi, aile içindeki huzursuzluk ve olumsuzluklara toplumsal
rÕza gösterilmedi÷inin ifade edilmesi ba÷lamÕnda, 4320 sayÕlÕ
Kanun, bu konudaki olumsuz geleneksel anlayÕúlarÕn kamu
tarafÕndan de÷iútirilmeye çalÕúÕldÕ÷ÕnÕn bir göstergesidir.
Geleneksel anlayÕúlarÕn artÕk de÷iúmeye baúladÕ÷Õ ve gün
geçtikçe 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda öngörülen tedbirlerin
úiddet uygulayan bireylere uygulanmasÕ yönünde taleplerin arttÕ÷Õ
görülmektedir. AraútÕrmaya konu olan birçok kiúinin ifade etti÷i
gibi 4320 sayÕlÕ Kanunun bilinmesiyle do÷ru orantÕlÕ olarak bu
kanun
kapsamÕnda
yapÕlan
baúvuru
sayÕsÕnÕn
arttÕ÷Õ
gözlenmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanunla ilgili Hukuk Mahkemelerinden (Aile
Mahkemeleri) karara ba÷lanan davalarÕn yÕllara göre sayÕsÕna
bakÕldÕ÷Õnda 1998 yÕlÕnda 692, 1999 yÕlÕnda 1856, 2000 yÕlÕnda
2473, 2001 yÕlÕnda 3166, 2002 yÕlÕnda 4248, 2003 yÕlÕnda 6375,
2004 yÕlÕnda 8221 ve 2005 yÕlÕnda da 9132 oldu÷u görülmektedir
(Eklerde istatistikî bilgiler verilmiútir).43
4320 sayÕlÕ Kanunla ilgili Ceza Mahkemelerinde tedbirlere
muhalefetten karara ba÷lanan davalarda yÕllara göre sanÕklar
hakkÕnda verilen kararlarÕn sayÕsÕna bakÕldÕ÷Õnda, 1999 yÕlÕnda 80,
2000 yÕlÕnda 106, 2001 yÕlÕnda 173, 2002 yÕlÕnda 173, 2003 yÕlÕnda
213, 2004 yÕlÕnda 348 ve 2005 yÕlÕnda 389 oldu÷u görülmektedir
(Eklerde istatistikî bilgiler verilmiútir).44
43
44
http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/hukukpdf.htm e.t. 12.10.2007
http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
148
AraútÕrmaya konu olan kiúilerden tedbir talebinde bulunan
kiúilerin tamamÕna yakÕnÕnÕn kadÕn oldu÷u görülmektedir. AyrÕca
bu kadÕnlarÕn resmi nikâhlÕ oldu÷u, kimi zaman çocuklarÕ ile
birlikte tedbir talebinde bulunduklarÕ gözlenmiútir. Resmi nikâhlÕ
olmayÕp birlikte yaúayan kiúilerin tedbir taleplerinin kabul
edilmedi÷i, kanunun resmi nikah dÕúÕnda kalan iliúkileri
düzenlemedi÷i için ancak çocuklarÕ ile birlikte tedbir talebinde
bulunduklarÕnda Aile Mahkemelerinin 4320 sayÕlÕ Kanunda
öngörülen tedbirlere karar verdi÷i görülmüútür. AyrÕca yaúlÕ annebabalarÕn úiddet uygulayan ya da alkol ve uyuúturucu kullanan
erkek çocuklarÕ hakkÕnda tedbir talebinde bulunduklarÕ
gözlenmiútir.
AraútÕrmaya konu olan kiúilerden haklarÕnda tedbir istenenlerin
ço÷unlu÷u “erkek eú” bir kÕsmÕ “erkek çocuk” olmak üzere
tamamÕnÕn erkeklerden oluútu÷u gözlenmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda mahkeme kararlarÕnÕn sayÕsÕnÕn
artmasÕ, aile içi úiddetin sayÕsÕndaki artÕú ile ilgili de olmakla
birlikte daha çok aile içi úiddetle ilgili konularda bireysel veya
toplumsal duyarlÕlÕ÷Õn artarak konunun kolluk ve adli makamlara
götürülmesindeki sayÕsal artÕúÕ göstermesi bakÕmÕndan anlamlÕdÕr.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕndaki dava dosyalarÕnÕn sayÕsÕndaki
artÕúÕ, geleneksel anlayÕúa göre toplumda yaygÕn olarak görülen
“aile içi iúlere kamuyu dâhil etmeme” davranÕúÕnda de÷iúikli÷in
yaúandÕ÷ÕnÕn
göstergesi
olarak
ele
almak
gerekti÷i
düúünülmektedir.
4320 sayÕlÕ veya son de÷iúikliklerden sonra 5636 sayÕlÕ Ailenin
KorunmasÕna Dair Kanuna yönelik baúvurulularda önceki yÕllara
göre ve her yÕl bir önceki yÕla göre nispeten bir artÕú oldu÷u
görüúülen kiúilerin birço÷u tarafÕndan dile getirilmiútir. Ancak,
genel olarak bütün aktörlerin kanunun uygulanmasÕna yönelik
ortak görüúü, kanunun teorik olarak uygulanmasÕnda sorun
gözükmemesine ra÷men, pratikte uygulanmasÕnda zorluklar
oldu÷udur. YapÕlan görüúmelerde ortaya çÕkan baúlÕca zorluklar úu
úekilde sÕralanabilir:
(i) ùiddete maruz kalan kiúiler tarafÕndan kanunun
bilinirli÷inin çok düúük seviyede olmasÕ (ço÷u ma÷durun kanunu
hiç bilmemesi gibi);
“Ben sadece kocamÕ karakola úikâyet ettim,
kanundan falan haberim yok” (KadÕn, 2007, Ege)
149
“Bu yasa vatandaú tarafÕndan çok bilinmiyor.
Hatta birçok avukat bile yeterince bilmiyordur.
Bilinse çok fazla talep olur zannedersem.” (KadÕn
Ma÷dur Vekili, 2007, Marmara)
“4320’yi vatandaú bilmiyor, vatandaú cahil,
baúka yerlerde özellikle büyük úehirlerde belki
kiúinin kendisi 4320 talep edebilir ama burada çok
çok nadir.” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
(ii) adli ve inzibati görevlilerin iú yo÷unlu÷unun yüksek
olmasÕ ve kanunu tam anlamÕyla bilmemeleri;
“kanunun uygulanmasÕnÕn önündeki en önemli
engel kimsenin özellikle vatandaúÕn kanunu
bilmemesidir. Daha ileri gidersek poliste kanunu
yeterince bilmiyor. ùimdi kötü olan tarafa geliyoruz,
úu ana kadar tam anlamÕyla uygulanmadÕ÷Õ
söylenebilir, yani açÕk söyleyeyim kanunun baúarÕlÕ
bir úekilde uygulandÕ÷ÕnÕ söylemek zor çünkü
devamÕnda gelecek sorularda onun cevabÕ çÕkÕyor,
kanunun yine bilinmemesi, ço÷u zaman büyük
yerlerde özellikle iú yo÷unlu÷u nedeni ile
savcÕlarÕmÕz 4320 nedeni ile bir talepte
bulunulmamaktadÕr” (SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
“SavcÕlÕk soruúturmasÕ kanun bilinmedi÷inden
iyi yapÕlmÕyor. Evraklar eksik geliyor. Kolluk bu
konuda hassas de÷il.” (Hâkim, 2007,Ege)
(iii) Kolluk kuvvetlerinin tedbir kararlarÕnÕ yeterli bir
biçimde ve gere÷ince takip etmemeleri;
“UzaklaútÕrma cezasÕ alan úahÕs ceza süresi
dolamadan evinde ikamet edebiliyor. Hatta
mahkemeden eúi ile birlikte evine dönenler var.
Verilen cezanÕn uygulanamamasÕ veya uygulamanÕn
denetlenememesi cezanÕn caydÕrÕcÕlÕ÷ÕnÕ olumsuz
yönde etkiliyor.” (Polis, 2007, Ege)
“Aile mahkemeleri karar verdikten sonra kolluk
aúamasÕ geliyor, kolluk aúamasÕnda da bu tam
anlamÕyla uygulanamÕyor. Eve yaklaútÕrÕlmamasÕ
kararÕ veriliyor ve aralÕklarla tutanaklar geliyor ancak
bu tutanaklarÕn sa÷lÕklÕ bir úekilde tutuldu÷una
inanmÕyorum. Kollu÷unda bu konuda uyarÕlmasÕ,
genelgeler yayÕnlanmasÕ, aksine davranÕúlarÕn cezai
müeyyidesi olmasÕ konusunda ciddi bir úekilde
uyarÕlmasÕ gerekiyor, üzerine e÷ilinmesi gerekir.
150
Tedbir kararÕ verilen kiúiler tekrar evlere gidiyor,
yine kiúileri rahatsÕz ediyorlar. Verilen tedbir
kararÕnÕn mutlaka uygulanmasÕ gerekir.” (SavcÕ,
2007, Do÷u Anadolu)
(iv) sÕ÷Õnma evlerinin sayÕlarÕnÕn yetersiz olmasÕ;
“Tedbir uygulanan kiúinin kalacak yeri olmazsa
ma÷dur oluyor ve mahkeme olarak bir úey
yapamÕyoruz. Tedbir uygulanan kiúinin ekonomik
durumu iyi de÷ilse sÕ÷Õnma evlerinde misafir etmek
yararlÕ olur” (Hakim, 2007, øç Anadolu)
“Polis eskiden aileyi barÕútÕrmaya çalÕúÕyordu.
SavcÕlÕ÷a da geldi÷i zaman savcÕlÕkta da
barÕútÕrÕlmaya çalÕúÕlÕyordu. ømkanlar yoktu aslÕnda.
ùu anda kadÕn sÕ÷Õnma evleri var. ømkân var.
DiyarbakÕr’da KAMER var mesela. Onlar falan
yerleútirilebiliyor iúte. Eskiden imkan bulamÕyorduk
yani.” (SavcÕ, 2007, Güney Do÷u Anadolu)
“Do÷u Anadolu gibi bir yerde devletimizin
kadÕn koruma evi yok. Do÷u Anadolu bu bölgenin
büyük bir úehrinde, mutlaka hiç olmazsa bölgeye
yönelik burada kadÕnlarÕn çocuklarÕ ile birlikte
kalabilecekleri korunma evlerinin mutlak ve mutlak
açÕlmasÕ gerekir. Buralarda çocuklarÕnÕn e÷itimlerini
sa÷layabilecekleri
ve
gerçekten
korkusuzca
yaúamasÕnÕ ve kendine bir iú sa÷lamasÕnÕ bir iú
ö÷renip kendisini hayata ba÷lanmasÕnÕ sa÷layacak
úekilde bir e÷itim verilmesi gerekir. Yani sadece
barÕnma anlamÕnda de÷il, onunda sa÷lanmasÕ gerekir
ama di÷er unsurlar ile de desteklenmesi gerekir.”
(SavcÕ, 2007, Do÷u Anadolu)
(v) Kiúilerin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel seviyelerinin
düúük olmasÕ;
“maddi yetersizlikler de bu tür úikâyetlerin az
olmasÕnÕn bir nedenidir.” (KadÕn Ma÷dur Vekili,
2007, Marmara)
“Bu konuda ailelerin özellikle de úiddete maruz
kalan
kadÕnlarÕn
ekonomik
özgürlüklerinin
sa÷lanmasÕ halinde bu durumun daha iyiye gidece÷ini
ve mücadelenin daha etkili olaca÷ÕnÕ düúünüyorum.
Çünkü ekonomik özgürlü÷ü olmayan kadÕn bunu
151
kaderiymiú gibi görüyor ve yargÕya
baúvurmuyor.” (SavcÕ, 2007, Karadeniz)
pek
(vi) ùiddet ma÷durlarÕna yönelik yeterli psikolojik ve hukuki
destek olmamasÕ;
“KocanÕn evindeyken akúam eve geç saatlerde
gelsen bile baba evinde dul bir kadÕn olarak dÕúarÕya
tek baúÕna dolaúmaya çÕkman bile laf ediliyor, dedi
kodu konusu oluyor. Daha kalabalÕk bir ortama
dönmüú oluyorsun. KocanÕn evindeyken bu benim
eúyam, bu benim taba÷Õm, bu benim kaúÕ÷Õm
diyebiliyorsun. øúte o yüzden katlanÕyorsun. O
yüzden kadÕnlar çok kolay úikâyet etmiyor. ùikâyet
etti÷in zaman devam etmeli, devam edemiyorsun.
Ama orada yine eksik olan kadÕn kendini güvende
hissedebilmeli. Bu kararÕmÕ etkileyecek olan annem
babam çevrem bana müdahale etmemeli, ancak önce
aileniz böyle úeylere karúÕ çÕkÕyor. øúte böyle bir
güven verilebilse belki daha çok kadÕn úikayet
etmekten çekinmez.. ùikâyet ettikten sonra zaten
huzurun kaçÕyor.” (KadÕn, 2007, øç Anadolu)
“...mahkeme sürecini avukat takip etti, mahkeme
süreci hÕzlÕ bir úekilde ilerledi. Avukat olmasaydÕ
veya ilgilenmeseydi, yok normal sürece bÕrakÕrsanÕz
bir úey çÕkmÕyor.” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu)
AyrÕca, kanunun uygulanmasÕnda rol alan adli ve inzibati
görevliler (savcÕ, aile mahkemesi hâkimi, infaz savcÕsÕ ve kolluk
kuvvetleri gibi) arasÕnda koordinasyon olmadÕ÷Õ ve bu durumun
baúarÕyÕ azalttÕ÷Õ ifade edilmiútir. ùöyle ki, savcÕ kendini postacÕ
gibi görüp konuyu sadece mahkemeye intikal ettirdi÷ini ifade
etmekte; hâkim dosya üzerinde bir kere karar verip daha fazla ne
olup bitti÷inden haberdar olmadÕ÷ÕnÕ belirtmektedir. Süreçte rol
alan aktör sayÕsÕ çok olmasÕna ra÷men sürecin genel anlamda geri
beslemesini ve sonuçlarÕ alarak de÷erlendirme yapabilecek bir
mekanizma yoktur. Bu nedenle süreçte rol almasÕ gereken di÷er
kurumlar ancak kiúisel iliúkilerle devreye girmekte ve genelde
sonuç alÕnamamaktadÕr.
Yine, belki de iú yo÷unlu÷undan veya yetersiz hizmet içi
e÷itimden dolayÕ, 2007 yÕlÕ içerisinde yapÕlan de÷iúiklikler adli ve
inzibati görevliler tarafÕndan çok iyi bilinmemektedir. ùöyle ki, son
de÷iúikliklerle kanun, úiddet uygulayanlara yönelik tedaviyi
152
öngörmesine ra÷men, küçük sayÕda da olsa kimi görevliler
tarafÕndan de÷iúikliklerin tam olarak bilinmedi÷i gözlenmiútir.
“Mevcut kanun çalÕúÕyor, ancak eksik oldu÷u
bazÕ noktalar var. Kanunda mükerrer olaylarla ilgili
durumlar net belirtilmemiú ve tedavi edici tedbirler
hiç belirtilmemiú. Bunlarla sÕklÕkla karúÕlaúÕlmaktadÕr
Özellikle tedaviye muhtaç eúler konusu eksik.”
(Hâkim, 2007, Karadeniz)
Kanuna yönelik baúvuru yapabilmek için yasal olarak evlilik
ba÷Õ olmasÕ zorunluluk olarak görülmekte, bu durum resmi nikah
olmayan ailelerde yaúanabilecek aile içi úiddete yönelik baúvurularÕ
engellemektedir.
“...resmi nikâh yok, yasal olarak baúvuru yapma
hakkÕmÕn
olmadÕ÷ÕnÕ
düúünerek
baúvuruda
bulunmadÕm...” (KadÕn, 2007, Do÷u Anadolu)
4320 sayÕlÕ Kanun kadÕna karúÕ olumsuz davranÕúlarÕn
önlenmesine yönelik toplumsal duyarlÕlÕ÷Õn geliútirilmesinde
hukuki bir zemin oluúturmasÕyla bu konuda çalÕúan STK’lara kamu
deste÷i sa÷lanmasÕnda önemli bir rol üstlendi÷i görülmüútür. KadÕn
konusunda çalÕúan STK’larÕn 4320 sayÕlÕ Kanunun hem
tanÕtÕlmasÕnda hem de uygulamaya geçirilmesinde aktif rol
üstlendikleri görülmektedir. KadÕn konusundaki duyarlÕlÕ÷Õn
artmasÕnda, kamu kurum ve kuruluúlarÕ nezdinde kadÕn
sorunlarÕnÕn dile getirilmesinde, kadÕnlara yönelik uygulamalarÕn
takibinde bireysel taleplerin a÷ÕrlÕ÷ÕnÕn hissedilmesi konularÕnda
etkililiklerini zamanla artÕrdÕklarÕ görülmektedir.
Avrupa Birli÷i’ne uyum sürecinde yeniden düzenlenen
Dernekler Kanunu’nun Türkiye’de STK’lara hem siyasal alanda
hem de bürokraside kolaylÕklar getirmesi, STK’larÕn faaliyetlerine
Devlet açÕsÕndan olumlu bir bakÕú açÕsÕ getirdi÷i söylenebilir.
Kamu kurumlarÕnÕn sunduklarÕ hizmetlerin takip edilmesi gibi bir
iúlevi de yerine getiren STK’lar 4320 sayÕlÕ Kanun ile ilgili
olaylarÕn Devlet organlarÕna intikal ettirilmesi, uygulamada
baúvuruda bulunan kadÕnlara psikolojik ve hukuki açÕdan destek
sa÷lanmasÕ, kadÕnlarÕn kadÕn haklarÕ konusunda bilinçlendirilmesi
konularÕnda di÷er birçok kuruluútan daha fazla katkÕ sa÷ladÕklarÕ
görülmektedir.
“KadÕna KarúÕ ùiddete HayÕr”, “Haydi KÕzlar Okula”
kampanyalarÕnda oldu÷u gibi Devlet organlarÕ ile iúbirli÷ine
gidildi÷i ve kadÕn haklarÕna karúÕ duyarlÕlÕ÷Õn artÕrÕlmasÕ, farklÕ
153
STK’larÕn birleúerek platformlar kurdu÷u ve bu platformlarda
Anayasa, TCK, Medeni Kanun gibi temel kanun hükümlerinde,
bugüne kadar getirilmeyen kadÕna yönelik pozitif ayrÕmcÕlÕk yapan
hükümlerin getirilmesi, uluslar arasÕ STK’lar ile bu konularda
iúbirli÷ine gidilmesi gibi çok farklÕ alanlarda Türkiye’deki
STK’larÕn etkinli÷ini artÕrdÕklarÕ gözlenmiútir.
Bu nedenle de 8 Eylül 2006 tarihinde Ankara'da
Gerçekleútirilen "KadÕna Yönelik ùiddet, Töre/Namus Cinayetleri
Çözüm Önerilerinin Hayata Geçirilmesi" Konulu ToplantÕnÕn
Sonuç Raporu’unda “Devlet BakanlÕ÷Õ sivil hareketi koordine eden
bir kurul gibi çalÕúmalÕdÕr, ayrÕca, BakanlÕ÷Õn sivil tepkileri dikkate
alarak izleyecek bir birim oluúturmasÕ gerekmektedir” denmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanunda bir aktör olarak sayÕlmamasÕna ra÷men
kadÕn haklarÕ konusunda çalÕúan STK’lar kendilerini bu konuda
gönüllü görevli saymÕúlardÕr. Uygulamada farklÕ STK’larÕn aile içi
úiddet ma÷durlarÕna, pratik anlamda psikolojik danÕúmanlÕk,
hukuki danÕúmanlÕk, sa÷lÕk ve sÕ÷Õnma konularÕnda hizmet
sunabildikleri görülmüútür.
KadÕn SÕ÷Õnma Evleri’nin hem kavram olarak hem de hayata
geçirilmesi açÕsÕndan da Türkiye’deki STK’larÕn çok büyük olumlu
katkÕda bulunduklarÕ söylenebilir. KadÕn SÕ÷Õnma Evleri’nin
kavram olarak Türkiye’ye gelmesi yeni olmakla birlikte, duyulan
ihtiyaç nedeniyle bu kavramÕn kamuoyunda belli baúlÕ tartÕúmalara
ra÷men genelde hem siyasal iktidarlar hem de bürokrasi tarafÕndan
kabul gördü÷ü gözlenmektedir.
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun metni içerisinde
KadÕn SÕ÷Õnma Evlerinin yer almamasÕna ra÷men, kadÕna yönelik
úiddetin önlenmesinde ve buna yönelik çözüm arayÕúlarÕnÕn
geliútirilmesinde duyarlÕlÕ÷Õ artÕrdÕ÷Õ görülmektedir. BaúlangÕçtaki
kadÕn sÕ÷Õnma evleriyle ilgili toplumda gösterilen olumsuz
tutumlarÕn de÷iúmesinde 4320 sayÕlÕ Kanunla getirilen aile içi
iliúkilere kamusal müdahale anlayÕúÕnÕn etkili oldu÷u, aile
ortamÕnda sa÷lanamayan can güvenli÷i problemine karúÕ alÕnacak
önlemler arasÕnda artÕk kadÕn sÕ÷Õnma evlerinin bir seçenek olarak
yer aldÕ÷Õ gözlenmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanunun metninde KadÕn SÕ÷Õnma Evleri/
Konukevleri yer almamÕúken, kimi ceza davalarÕnda ma÷durlarÕn
can güvenliklerinin sa÷lanmasÕ açÕsÕndan hâkimlerin úiddet gören
ya da úiddet görme ihtimali olan kiúileri buralara yerleútirdikleri
görülmüútür.
154
Aile Mahkemelerinin 4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda
kanunda yer almamasÕ nedeniyle böyle bir tedbire baúvurmadÕklarÕ
yalnÕzca kanun metninde yer alan tedbir kararlarÕnÕ verdikleri
görülmektedir. Bu nedenle aile içinde yaúanan úiddetin boyutlarÕna
göre úiddet gören veya úiddet görme ihtimali olanlarÕn KadÕn
SÕ÷Õnma
Evi/Konukevi
imkânlarÕndan
yararlandÕrÕlmasÕ
seçene÷inin de 4320 sayÕlÕ Kanunun kapsamÕna alÕnmasÕnÕn önemli
bir husus oldu÷u düúünülmektedir.
Özellikle aile içi úiddet olaylarÕnda úiddet uygulayan bireyin
evin geçimini sa÷layan kiúi olmasÕ halinde, 4320 sayÕlÕ Kanunun
öngördü÷ü tedbirlerin uygulanmasÕ sÕrasÕnda ma÷durlarÕn tedbir
nafakasÕ hükmedilmesine ra÷men bu nafakayÕ alabilmelerinin fiilen
imkânsÕz oldu÷u ya da gecikme yaúandÕ÷Õ durumlarda acil bir
çözüm yolu olarak KadÕn SÕ÷Õnma Evi / Konukevi imkânlarÕnÕn
kullanÕlabilmesinin úiddet gören bireylerin daha fazla güven içinde
hareket etmelerini sa÷layaca÷Õ, her hangi bir úiddet karúÕsÕnda 4320
sayÕlÕ Kanun tarafÕndan kendilerine sa÷lanan tedbir ve güvenceleri
kullanmalarÕ konusunda tereddüde düúmelerinin önlenece÷i
düúünülmektedir.
ùiddet uygulayan bireyin evin geçimini sa÷layan kiúi olmasÕ
halinde, üstelik 4320 sayÕlÕ kanuna muhalefetten hapse girmesi
durumunda ailenin her türlü maddi destekten yoksun bÕrakÕlmasÕ
sonucuyla karúÕ karúÕya kalÕnmaktadÕr. Bu durumda úiddet gören
birey ve aile fertleri ekonomik yönden de olumsuz durum ve
felaketlere sürüklenmemek için 4320 sayÕlÕ kanunun uygulamasÕ
sÕrasÕnda úiddet uygulayan bireyi tedbir kararlarÕna muhalefet
etmekten dolayÕ úikâyet etmeme yoluna gitmektedirler. Bu
durumda kanun úeklen uygulanmÕú gözükmekte ancak pratikte pek
fazla etkili olamamaktadÕr. Aile içi úiddetin dayanÕlmaz oldu÷u
durumlarda zaten taraflar boúanma yoluna gitmekte ve ailenin
da÷ÕlmasÕ sonucuna ulaúÕlmaktadÕr.
Bu nedenle 4320 sayÕlÕ Kanunun öngördü÷ü tedbirler arasÕna
KadÕn SÕ÷Õnma Evleri / Konukevleri seçene÷inin de eklenmesi
yerinde olacaktÕr.
Türkiye’de 1995’te Mor ÇatÕ tarafÕndan ilk defa açÕlan “kadÕn
sÕ÷Õnma evi”nden bu yana gelinen süreçte Avrupa Birli÷i’ne uyum
nedeniyle 2005 yÕlÕnda çÕkarÕlan uyum yasalarÕna göre nüfusu
50.000’i geçen tüm belediyelerde en az bir kadÕn sÕ÷Õnma evi
bulunmasÕ zorunlulu÷u getirilmiútir.
155
KadÕn sÕ÷Õnma evleri kadÕna yönelik ve aile içi úiddeti önleyici
nitelikten daha çok, bu türden olaylara maruz kalmÕú kiúilere bir
sÕ÷Õnak, bir kurtuluú yeri olmayÕ amaçlamasÕ bakÕmÕndan 4320
sayÕlÕ kanunun ve di÷er kanunlarÕn engel olamadÕ÷Õ, hatta ölümcül
sonuçlara ulaúabilecek úiddetten kaçÕnmak için zorunluluk taúÕyan,
vazgeçilmez kurumlar arasÕna girdi÷i görüúülen kiúiler tarafÕndan
ifade edilmiútir. Bu nedenle øçiúleri BakanlÕ÷Õ 10.01.2007 tarihinde
Valiliklere gönderdi÷i genelgede, ‘töre ve namus cinayetleri ile
kadÕn ve çocu÷a yönelik úiddetin önlenmesine iliúkin tedbirler’
kapsamÕnda ‘sÕ÷Õnma evleri bulunmayan belediyeler acilen kadÕn
ve çocuk sÕ÷Õnma evleri açsÕn’ talimatÕnÕ vermiútir.45
STK’lara ba÷lÕ KadÕn SÕ÷Õnma Evleri’nin yanÕnda SHÇEK’e
ba÷lÕ KadÕn Konuk Evleri’nin açÕlmasÕ, bu türden kurumlarÕn
açÕlmasÕnÕn Belediyelere görev olarak verilmesi, úiddet
ma÷durlarÕna destek verme ihtiyacÕnÕn sürmekte oldu÷unun ve
kadÕn konukevleri/sÕ÷ÕnaklarÕnÕn bu destekler arasÕnda önemli bir
yer tuttu÷unun göstergesidir.
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un getirdi÷i
sistemde úiddet gören bireylerin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ de÷il, tam
tersine úiddet uygulayan bireylerin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ
yöntemini benimsemekte, bu tedbire aykÕrÕ hareket eden úiddet
uygulayan kiúiye de hürriyeti ba÷layÕcÕ (hapis) cezasÕ öngörmekte
ve evden uzaklaútÕrma tedbirine aykÕrÕ davranan kiúiyi caydÕrmayÕ
amaçlamaktadÕr. KadÕn sÕ÷Õnma evleri yöntem olarak úiddet
görenleri bulunduklarÕ ortamdan kurtarmak amacÕyla ortaya çÕkan
bir sistemdir.
Ancak KadÕn SÕ÷Õnma Evleri’nde verilen hizmetlerden biri
olarak kadÕn SÕ÷Õnma/Konukevine baúvuran kadÕnlardan aile içi
úiddete maruz kalmÕú olanlara, 4320 sayÕlÕ “Ailenin KorunmasÕna
Dair Kanun”un uygulanmasÕ amacÕyla Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õ’na
baúvuruda
bulunmalarÕ
konusunda
rehberlik
yapÕldÕ÷Õ
görülmektedir.
KadÕn sÕ÷Õnma/konukevlerinin; úiddete u÷radÕ÷Õ kiúilerden
kaçan ve izinin bulunmasÕnÕ istemeyen kadÕnlarÕn can güvenli÷inin
sa÷lanabilmesi açÕsÕndan önemli bir iúlevinin bulunmasÕ, úiddet
uygulayan kiúiler tarafÕndan sebep olunabilecek olumsuz olaylarÕn
önlenebilmesi konusunda bir çözüm sunmasÕ dolayÕsÕyla bu
45
http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/2007/Ocak2007.htm
e.t. 12.10.2007
156
kurumlar büyük önem taúÕmaktadÕr. Ancak kadÕn sÕ÷Õnma evlerine
olan taleplerin karúÕlanmasÕ için bugünkü kapasiteler yetersiz
kalmaktadÕr.
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda görevli aktörlerin
anlayÕúlarÕnda da de÷iúiklikler oldu÷u anlaúÕlmÕútÕr. AraútÕrmaya
dahil edilen kiúilerden elde edilen bilgilere göre daha önceleri var
olan aile içi kavgalarÕn “ailenin iç meselesi, baúka kimseyi
ilgilendirmez” görüúü zamanla de÷iúmeye baúlamÕú, en azÕndan
kanunda kendilerine verilen görevi yerine getirmek adÕna
“ilgililerin úikayetlerini ve ifadelerini alarak evraklarÕ savcÕlÕ÷a
gönderme” yoluna gittikleri gözlemlenmiútir.
Kamu kurumlarÕ açÕsÕndan olumlu bir geliúme de konuyla ilgili
BakanlÕklarÕn (Devlet BakanlÕ÷Õ, Adalet BakanlÕ÷Õ, øçiúleri
BakanlÕ÷Õ gibi) aile içi úiddet, kadÕna yönelik olumsuzluklar ve
kadÕna yönelik pozitif ayÕrÕmcÕlÕk konularÕnda kendi personelinin
duyarlÕklarÕnÕ artÕrÕcÕ, genelgeler yayÕmladÕ÷Õ, e÷itim seminerleri
düzenledi÷i görülmüútür. Bu türden çalÕúmalarÕn daha da hÕz
kazandÕ÷Õ, kamu kurumlarÕnÕn aile içi úiddete karúÕ duyarlÕlÕklarÕnÕn
ve bilinçlendirme faaliyetlerinin gün geçtikçe arttÕ÷Õ
gözlemlenmektedir.
Ancak 4320 sayÕlÕ Kanunla getirilen düzenlemede farklÕ bir
görüú olarak adliyenin ve kolluk birimlerinin aile kurumu içine
sokulmasÕnÕn faydadan çok zarar getirece÷i araútÕrmada görüúülen
kimi görevlilerce ifade edilmiútir. Bu kanun kapsamÕndaki
öngörülen tedbirlerin uygulanmasÕnÕn takibinin genel kolluk
marifetiyle savcÕlÕk kurumu tarafÕndan de÷il, kamudaki di÷er
sosyal hizmet kurumlarÕnÕn uzmanlarÕ eliyle yerine getirilmesinin
daha uygun olaca÷Õ görüúü dile getirilmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamayÕ genel kolluk birimlerinin
takibine bÕrakmasÕnÕn genel kollu÷a ayrÕ bir yük getirdi÷i de
ortadadÕr. SuçlarÕn önlenmesi ve suçlularÕn yargÕya teslimi gibi asÕl
görevlerinin dÕúÕnda birçok konuda da görevli sayÕlan genel kolluk
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕndaki görevini gere÷i gibi yerine
getiremeyece÷i kaygÕlarÕ görüúülen kiúilerin ifadelerinde yer
almÕútÕr.
AyrÕca 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕndaki uygulama sÕrasÕnda
görevli aktörler arasÕnda pratikte yaúanan iletiúim kopuklu÷u,
uygulama sonuçlarÕnda elde edilen bilgide geri besleme eksikli÷i,
uygulamadaki aksaklÕ÷Õn bildirilmesi yükümlülü÷ünün tamamen
tedbir talep edenlere bÕrakÕlmasÕ gibi konular göz önüne
157
alÕndÕ÷Õnda yaúanan aksaklÕklarÕn bu kanunun etkinli÷ini azalttÕ÷ÕnÕ
gösterdi÷i söylenebilecektir.
4320 sayÕlÕ Kanunun hem kendisinin toplumsal geliúmelerden
etkilenerek uygulamada karúÕlaúÕlan sorunlara yönelik çözüm
arayÕúÕ içinde görevli aktörlerin kurumlarÕnda geliúmeyi teúvik
etti÷i, hem de kanunun bilinirli÷inin arttÕ÷Õ ölçüde toplumda
yaúayan aile bireylerinin de kanunda öngörülen tedbirlerden bir
veya bir kaçÕnÕ úiddet gösteren aile bireyine uygulatmak için
taleplerin artmakta oldu÷unun gözlendi÷i söylenebilecektir.
2.7. Genel Bulgular ve Öneriler
Bu kÕsÕmda araútÕrma sonucunda toplanan verilerden elde
edilen bulgular (B) ile bu bulgulara yönelik çözüm önerileri (Ö)
tek tek sÕralanmÕútÕr.
B1
4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun’un
úiddete maruz kalan kiúiler tarafÕndan bilinirli÷i çok
düúük, hatta ço÷u ma÷durun kanunu hiç bilmedi÷i
görülmüútür.
Ö1
ølkö÷retim ve lise ders programlarÕna aile içi úiddet,
úiddetin aile üzerindeki olumsuz etkileri ve kanuna
yönelik müfredatlar eklenebilir;
Ulusal yazÕlÕ ve özellikle görsel medya kanalÕyla
tüm ülke çapÕnda bilinç artÕrÕcÕ kampanyalar
düzenlenebilir;
Sa÷lÕk ocaklarÕ gibi kamu alanlarÕnda kullanÕlacak
bilinç artÕrÕcÕ afiú ve posterler düzenlenip
da÷ÕtÕlabilir;
Sa÷lÕk BakanlÕ÷Õ ve Milli E÷itim BakanlÕ÷Õ ile
iúbirli÷i yapÕlarak doktor/hemúire ve ö÷retmenler
kanalÕyla, bilinç artÕrÕcÕ faaliyetler ve toplantÕlar
düzenlenebilir; (buna ilaveten, sa÷lÕk sektörü úiddetin
tespitinde de rol üstlenebilir)
Milli Savunma BakanlÕ÷Õ ile iúbirli÷i yapÕlarak,
askerlere aile içi úiddetin ve aile üzerindeki
158
etkilerine yönelik e÷itimler düzenlenebilir;
SHÇEK uzmanlarÕ danÕúmanlÕ÷Õnda, özellikle küçük
yerleúim bölgelerinde kanaat önderleri (toplum
liderleri/muhtarlar/imamlar gibi aktörler) kanalÕyla
bilgilendirme ve bilinç artÕrÕcÕ faaliyetler ve
toplantÕlar düzenlenebilir;
KadÕn ve KadÕn haklarÕna yönelik çalÕúan STK’lar
ile iúbirli÷i yapÕlarak, bilinç artÕrÕcÕ kampanyalar
düzenlenebilir;
Türkiye Muhtarlar Derne÷i gibi kurumlar ile
iúbirli÷i yapÕlarak, bilinç artÕrÕcÕ kampanyalar
düzenlenebilir;
Aile DanÕúma Merkezleri ve Toplum Merkezleri,
gerek rehberlik veya danÕúmanlÕk hizmetlerinde
gerekse bilinç artÕcÕ faaliyetlerde aktif rol alabilir.
B2
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun ile
kendilerine görev verilen kamu görevlileri
tarafÕndan da bu kanunun gere÷ince ve yeterince
bilinmedi÷i görülmüútür.
Ö2
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun
hizmetiçi e÷itimler, seminer ve konferanslar, tanÕtÕm
broúürleri, el ve rehber kitapçÕklarÕ, genel ve yerel
basÕn kuruluúlarÕna yaptÕrÕlacak tanÕtÕm programlarÕ
ve benzeri araçlar ile hem uygulayÕcÕlara hem de
kamuoyuna gere÷ince ve yeterince duyurulmalÕ,
kanunun bilinmesi sa÷lanmasÕ için bilinç artÕrma
faaliyetleri yaygÕn olarak yapÕlmalÕdÕr.
B3
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun
aktörlerinin görev ve sorumluluklarÕ ile yetkilerinin
açÕkça kanun metninde yer almadÕ÷Õ, bu nedenle
kanunun uygulanmasÕnda aktif rol üstlenen
kurumlarÕn kendilerini pek sorumlu hissetmedikleri
görülmüútür.
159
Ö3
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun
aktörlerinin görev ve sorumluluklarÕ ile yetkilerinin
açÕkça kanun metninde yer almasÕ ve böylece
kanunun uygulanmasÕnda aktif rol üstlenen
kurumlarÕn kendilerini sorumlu hissetmelerini
sa÷layacak tedbirlerin alÕnmasÕ gerekmektedir.
B4
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun
uygulanabilmesi için hakkÕnda tedbir istenen kiúinin
kanunda öngörülen úiddeti en azÕndan bir kez
uygulamasÕ gerekmekte, aksi takdirde kanunun
uygulanma imkanÕ bulunmamaktadÕr. Kanun
úiddetin gerçekleúmesinden sonra devreye girmekte
ve ilk kez uygulanacak olan muhtemel bir úiddeti
önlemekte aciz kalmaktadÕr.
Ö4
4320 sayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun ilk
kez uygulanacak olan muhtemel bir úiddeti
önlemesine olanak tanÕyacak úekilde tedbirler
içermeli, bu konuda hakime takdir yetkisi
tanÕnmalÕdÕr.
B5
4320 sayÕlÕ Kanunda aile içi úiddet seviyeleri
düzenlenmedi÷i, müessir fiil ile ölümcül olaylara
varabilecek úiddet türleri arasÕnda fark görülmedi÷i,
bütün durumlarda sayÕlan aynÕ tedbirlerin
uygulanmasÕ yoluna gidildi÷i görülmüútür. ùiddet
sonucu rapor alÕnan bir olayla sadece tanÕk ifadesi
üzerine verilen tedbir kararlarÕnÕn birbirine benzer
olmasÕ durumlarÕ ile karúÕlaúÕlmÕútÕr.
Ö5
4320 sayÕlÕ Kanunda aile içi úiddet seviyeleri
düzenlenmesi, müessir fiil ile ölümcül olaylara
varabilecek úiddet türleri
arasÕndaki farkÕn
gözetilerek tedbirlerin de bu seviyelere uygun bir
úekilde öngörülmesi gerekti÷i düúünülmektedir.
160
B6
4320 sayÕlÕ Kanunda “bildirim” üzerine hakimin
re’sen tedbir kararÕ verebilece÷i öngörüldü÷ü halde
aile içi úiddet gören kiúilerin bunu bir raporla ispat
etmeleri istenmektedir. Rapor almak için yeterli
maddi ve manevi gücü kendinde bulamayan kiúilerin
bu aúamada úikâyetlerinden vazgeçme e÷ilimi
taúÕdÕklarÕ gözlemlenmiútir.
Ö6
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda yapÕlan baúvuruda
doktor raporu alÕnmasÕ gerekli ise bu raporun
aldÕrÕlmasÕnda kolluk ya da savcÕlÕ÷Õn do÷rudan
görevli ve sorumlu tutulmasÕ, úikayet eden bireylerin
kendi baúlarÕna bÕrakÕlarak, doktor raporu
getirmelerinin bir zorluk ve zorunluluk olarak bir
engelleme yoluna gidilmemesini sa÷layÕcÕ tedbirlere
kanunda yer verilmesi gerekti÷i düúünülmektedir.
B7
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda baúvuru sürecinden
ilgili kiúiye Hâkim KararÕ tebli÷ edilinceye kadar
uzun bir süreçten geçilmekte ve bu süreç zaman
aldÕ÷Õ için úiddet uygulayan kiúi eylemlerine devam
edebilmekte ve ma÷dur/larÕ bu durumdan zarar
görmekten koruyamamakta oldu÷u görülmüútür.
Ö7
Aile içi úiddetin varlÕ÷ÕnÕn ö÷renilmesi ve acil tedbir
alÕnmasÕ gerekti÷i hallerde tedbir kararÕ vermekte
Cumhuriyet savcÕlarÕ da yetkili kÕlÕnabilir.
B8
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕndaki bir uygulamada
Aile
Mahkemesi’nin
kararÕ,
Cumhuriyet
BaúsavcÕlÕ÷Õna, oradan infaz savcÕlÕ÷Õna, oradan
kolluk birimlerine, kolluk birimleri de ilgili kiúiye
tebli÷ etmektedir. Örne÷in 3 aylÕk bir tedbir kararÕ
verildi÷inde bu tebli÷in gerçekleúmesine kadar
geçen süre bir ya da bir aydan fazla sürmesi halinde
tedbir
kararÕnÕn
caydÕrÕcÕlÕ÷ÕnÕn
baúlamasÕ
ertelenmekte ve karar amacÕna ulaúmakta aciz
kalmaktadÕr.
161
Ö8
Aile
Mahkemesi’nin
kararÕnÕn
Cumhuriyet
BaúsavcÕlÕ÷Õ yerine, do÷rudan kolluk birimlerine
yazÕlmasÕ ve kolluk birimlerinin de ilgili kiúiye
kararÕ tebli÷ etmesiyle sürecin hÕzlandÕrÕlabilece÷i
düúünülmektedir.
B9
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda kendisine tedbir
uygulanan kiúi için yasaklanan davranÕúlar, kimi
zaman tedbir uygulanan kiúi yakÕnlarÕ ve çevresi
tarafÕndan da ma÷durlara uygulanabildi÷i görülmüú,
bu tür davranÕúlarda bulunan kiúilerce tedbirlere
aykÕrÕ davranÕúlarÕn gerçekleúmesi halinde herhangi
bir önlem öngörülmedi÷i bulgusuna varÕlmÕútÕr.
øletiúim araçlarÕ veya yüz yüze fiziki ya da sözel
úiddetin yasaklanmasÕna ra÷men üçüncü kiúilerin bu
tür davranÕúlarda aracÕlÕk etmesini engelleyecek
tedbirler öngörülmemiú olmasÕ ciddi bir eksiklik
olarak de÷erlendirilmektedir.
Ö9
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda kendisine tedbir
uygulanan kiúi için yasaklanan davranÕúlar, bu kiúiye
yardÕm eden yakÕnlarÕ ve çevresi tarafÕndan
ma÷durlara uygulanmasÕ halinde de tedbir kararÕna
muhalefet suçu iúleyece÷i ihtarÕnda bulunulmasÕ
tedbir olarak yer almasÕ gerekti÷i düúünülmektedir.
B10
Kanunda öngörülen tedbirlerden 1. maddenin (d)
bendinde "Varsa" ibaresi kullanÕldÕ÷Õndan tedbir
kararÕnÕn verilmesi sÕrasÕnda olmayan ve daha sonra
temin edilen ve taúÕnmasÕ ve bulundurulmasÕ suç
teúkil eden silahlarÕn bulundurulmasÕ veya taúÕnmasÕ
halinde Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunda
öngörülen bu suç tipi ihlal edilmiú olunmayaca÷Õ
gibi bir izlenim vermektedir.
Ö10
Kanunda öngörülen tedbirlerden 1. maddenin (d)
bendinin “varsa silah ve benzeri araçlarÕnÕ genel
162
kolluk kuvvetlerine teslim etmesi, [tedbir süresinde
de silah ve benzeri araçlar taúÕmaktan men
edildi÷inin
bildirilmesi,]”
úeklinde
bir
düzenlemenin daha yerinde olaca÷Õ önerilmektedir.
B11
AyrÕca polis, asker, ve di÷er benzeri kiúilerden
görevleri gere÷i silah taúÕyanlar hakkÕnda kanunda
boúluk bulunmaktadÕr. Bu kiúiler hakkÕnda alÕnan
tedbir kararÕ nasÕl uygulanaca÷Õ belli de÷ildir.
Ö11
Polis, asker, ve di÷er benzeri kiúilerden görevleri
gere÷i silah taúÕyanlar hakkÕnda 4320 sayÕlÕ
Kanunda gerekli düzenleme getirilmeli ve bu hüküm
ilgililerin kendi kanunlarÕyla iliúkilendirilmelidir.
B12
4320 sayÕlÕ Kanun öngördü÷ü tedbirleri tektek
saymakta ancak “..Aile Mahkemesi Hakimi
meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak
re’sen aúa÷Õda sayÕlan tedbirlerden bir ya da
birkaçÕna birlikte veya uygun görece÷i benzeri
tedbirleri de hükmedebilir” demektedir. Bu durumda
4320 sayÕlÕ Kanun “Kanunsuz suç ve ceza olmaz”
ilkesine aykÕrÕ tedbirler öngörmekte ve bu nedenle
Aile Mahkemesi Hakimleri kanunda öngörülen
tedbirler dÕúÕnda “benzer” tedbirleri uygulamaktan
kaçÕnmakta olduklarÕ görülmüútür.
Ö12
Aile Mahkemesi Hakimleri kanunda öngörülen
tedbirler dÕúÕnda “benzer” tedbirleri uygulamaktan
kaçÕnmakta olduklarÕ “kanunsuz suç ve ceza olmaz”
ilkesine aykÕrÕ tedbir yerine di÷er kanunlarda
öngörülen tedbirlere atÕfta bulunularak ya da
tedbirlerin sayÕsÕ ve çeúidi artÕrÕlarak bu durumu bir
çözüme kavuúturmak mümkün görünmektedir.
B13
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda evrakÕ hazÕrlanan bir
dosyada úikayetten vazgeçilmesi durumunda talep
163
edilen tedbirler Aile Mahkemesi Hakimi tarafÕndan
reddedilmektedir. Bu durumda Kanunun öngördü÷ü
ma÷dur veya ma÷durlarÕn aile içi úiddetten
korunmalarÕnÕ sa÷layacak sistemin tÕkanmasÕna
neden olmaktadÕr.
Ö13
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda yapÕlan úikâyeti
otomatik kamu davasÕna dönüútürmenin de çeúitli
sakÕncalarÕ olaca÷Õ göz önünde tutularak, SavcÕlÕk
makamÕnÕn bu konudaki görüúünün de alÕnacak
úekilde bir düzenlemenin getirilmesi gerekti÷i
düúünülmektedir.
B14
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda öngörülen tedbirler
boúanmÕú çiftleri kapsamadÕ÷Õ ve boúanmanÕn
ardÕndan gerçekleúen úiddet türlerini önlemede
ma÷durlarÕ çaresiz durumda bÕraktÕ÷Õ görülmüútür.
Ö14
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda öngörülen tedbirler
boúanmÕú çiftleri de kapsayacak ve boúanmanÕn
ardÕndan gerçekleúen úiddet türlerini önleyecek
hükümlerin kanunda yer almasÕnda yarar
görülmektedir.
B15
Adli sicil istatistiklerinin “4320 sayÕlÕ Kanun” ile
“Boúanma”
kapsamÕnda
açÕlan
davalarÕn
iliúkilendirilmedi÷i için boúanan çiftlerin daha
önceden 4320 sayÕlÕ Kanundan yararlanÕp
yararlanmadÕklarÕ bilinememektedir. Bu durum
kanunun aile üzerindeki etkisini ölçmek için
kullanÕlabilecek bilgi eksikli÷ine neden olmaktadÕr.
Ö15
Boúanan eúlerin boúanma aúamasÕna gelmeden önce
bu ailelerde 4320 sayÕlÕ kanun ile ilgili tedbir
uygulanÕp uygulanmadÕ÷ÕnÕn takibinin yapÕlmasÕ bu
kanunun aileler ve toplum üzerindeki etkinsi daha
164
fazla ortaya koyabilecektir. Bu nedenle adli sicil
istatistiklerinin bu durumu göz önünde tutularak
hazÕrlanmasÕ daha yararlÕ olacaktÕr.
B16
Kanun resmi nikâhsÕz birlikte yaúayanlarÕn durumu
konusunda herhangi bir düzenleme getirmedi÷i için
bu durumda birlikte yaúayanlarÕn 4320 sayÕlÕ Kanun
kapsamÕndaki tedbir talepleri mahkemelerce
reddedilmekte oldu÷u görülmüútür.
Ö16
Resmi nikahsÕz birlikte yaúama durumu toplumsal
yaúamda var olan gerçek bir olgu olarak karúÕmÕza
çÕkmaktadÕr. Bu türden birlikteliklerde de kadÕn ve
çocuklar úiddete maruz kalabilmektedirler. Bu
nedenle resmi nikahsÕz birlikte yaúayan bireylerin
Türk Hukuk sistemi içinde 4320 sayÕlÕ Kanunla
getirilen
sistemde
öngörülen
“haklar”dan
yararlanamasalar bile “zararlar”dan korunmasÕnÕ
sa÷layacak düzenlemelere kanunda yer verilmelidir.
B17
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda Aile Mahkemesi
Hakimi tarafÕndan verilen kararlarÕn
takip
edilmedi÷i, hatta bunun mümkün olmadÕ÷Õ
görülmüútür.
Ö17
Etkili ve oto kontrole açÕk raporlama/tutanak sistemi
geliútirilebilir.
Mahkeme kararÕnÕn takibinde eúlerin güvendi÷i veya
hakimin atadÕ÷Õ aileye yakÕn kimselere görev
verilebilir. AlÕnan tedbir kararÕnÕn GBT ye iúlenmesi
bu kararlarÕn takibini kolaylaútÕrabilecektir.
B18
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda nafaka tedbiri
genellikle reddedilmekte, kabul edilse bile nafakanÕn
alÕnabilmesi pek mümkün olmamakta oldu÷u
165
görülmüútür. Nafaka tedbiri uygulamasÕ oldukça güç
bir karar olarak karúÕmÕza çÕkmakta ve ayrÕ bir
hukuki sürecin baúlamasÕna neden olmaktadÕr.
Ö18
MaaúlÕ ya da düzenli gelire sahip kiúilerden nafaka
alÕnmasÕnÕn kolay olmasÕna ra÷men, geliri maaú ya
da düzenli ödemelere ba÷lÕ kimselerden nafaka
tahsil edilmesi oldukça güç oldu÷undan nafaka
ödeme tedbirine uyulmamasÕ karúÕsÕnda ilgilinin
hapis cezasÕ ile ihtar edilebilece÷i hükmü
getirilmelidir.
B19
4320 sayÕlÕ Kanun bir bakÕma “çalÕúan” erkek ve
“ev hanÕmÕ” kadÕndan ya da çalÕúan erkek ve çalÕúan
kadÕndan oluúan bir aile için düúünülmüú gibi
görünmekte, erke÷in iúsiz ve maddi sÕkÕntÕ çekti÷i
durumlar, kadÕnÕn geliri olup erke÷in iúsiz oldu÷u
durumlar öngörülmedi÷i anlaúÕlmaktadÕr.
Ö19
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda, çalÕúan erkek ve ev
hanÕmÕ kadÕn durumlarÕ dÕúÕnda kalan, çalÕúan kadÕn
ve iúsiz erkek, ev hanÕmÕ kadÕn ve iúsiz erkek,
çalÕúan kadÕn ve iúsiz erke÷in oluúturdu÷u ailede
meydana gelebilecek aile içi úiddet hallerinde
tedbirlerin nasÕl uygulanabilece÷i ve ekonomik
sÕkÕntÕ ve yoksulluk çeken ailelere ne türden
yardÕmlar yapÕlabilece÷i ve bu yardÕmlarÕn
sÕnÕrlarÕnÕn neler olaca÷ÕnÕn belirtilmesinde yarar
görülmektedir.
B20
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda uygulanan
tedbirlerden, erke÷in evden uzaklaútÕrÕlmasÕ veya
di÷er bireylerden birinin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ
durumunun yeni sorunlara neden olaca÷Õ
durumlarda alÕnabilecek önlemlerin öngörülmedi÷i
görülmüútür.
166
Ö20
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda uygulanan
tedbirlerden, erke÷in evden uzaklaútÕrÕlmasÕ veya
di÷er bireylerden birinin evden uzaklaútÕrÕlmasÕ
durumunda yeni sorunlara yol açmamasÕ için
uzaklaútÕrÕlan kiúinin nerede nasÕl kalaca÷Õ, çocuk
varsa nasÕl görüúece÷i, aile birli÷inin sarsÕlmamasÕ
için ne türden önlemler alÕnabilece÷i ile ilgili
hükümlerin
kanunda
öngörülmesi
gerekti÷i
düúünülmektedir.
B21
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda alÕnan kararlarÕn her
iki tarafÕn dinlenmeden alÕnmasÕ, kimi durumlarda
sorunlara yol açtÕ÷Õ görülmüútür. Kötü niyetli
taraflardan birinin di÷erini evden uzaklaútÕrmasÕyla
sonuçlanabilecek bir kararÕ Aile Mahkemesinden
almasÕ sonucu evlilik birli÷inin da÷ÕlmasÕna yol
açabilecek bir durumla karúÕ karúÕya kalÕnabilece÷i
görülmüútür.
Ö21
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda karar veren Aile
Mahkemesi Hakiminin her iki tarafÕ da dinleyerek
karar vermesi, taraflardan úiddet uygulayan kiúinin
mahkemeye gelmekten kaçÕnmasÕ durumunda
gÕyabÕnda karar vermesini sa÷layacak düzenlemenin
kanun metnine girmesi gerekti÷i düúünülmektedir.
B22
4320 sayÕl Kanun kapsamÕnda verilen Mahkeme
kararlarÕnÕn ço÷unda gerekçe yazÕlmadÕ÷Õ, kararlarÕn
gerekçesiz yazÕldÕ÷Õ görülmüútür.
Ö22
4320 sayÕl Kanun kapsamÕnda verilen Mahkeme
kararlarÕnÕn
gerekçeli yazÕlmasÕ gerekti÷i
düúünülmektedir.
B23
Aile içi úiddet ma÷durlarÕnÕn genelde ekonomik
nedenlerden dolayÕ hukuki yardÕm almadÕklarÕ
görülmüútür.
167
Ö23
Ekonomik gücü olmayan davacÕya ücretsiz hukuki
yardÕm sa÷lanabilir.
B24
4320 sayÕlÕ Kanunda bu konudaki önemli
aktörlerden KadÕn SÕ÷Õnma Evlerine yer verilmedi÷i
görülmektedir. SÕ÷Õnma evlerinin sayÕlarÕnÕn yetersiz
oldu÷u belirtilmektedir.
Ö24
4320 sayÕlÕ Kanunda bu konudaki önemli
aktörlerden biri KadÕn SÕ÷Õnma Evlerine yer
verilmesi gerekti÷i düúünülmektedir.
SHÇEK ve özellikle yerel yönetimlerin daha fazla
sÕ÷Õnma
evleri
açmalarÕ
konusunda
kulis
faaliyetlerinde bulunulabilir.
B25
4320 sayÕlÕ Kanunda bu konudaki önemli
aktörlerden biri olan Sivil Toplum KuruluúlarÕna yer
verilmedi÷i görülmektedir.
Ö25
4320 sayÕlÕ Kanunda bu konudaki önemli
aktörlerden biri olan Sivil Toplum KuruluúlarÕna yer
vermesi, STK’lar ile gerçekleútirilebilecek bir takÕm
uygulamalarda kamu makamlarÕ ile STK’larÕn
iúbirli÷inin yasal zemine oturtulmasÕ gerekti÷i
düúünülmektedir.
B26
4320 sayÕlÕ Kanun ile kamu kurumlarÕna úiddetin
nedenleri ve úiddetin etkenleri konularÕnda önleyici
görevler yüklemedi÷i, genelde olay yaúandÕktan
sonra tedbir öngördü÷ü görülmüútür.
Ö26
4320 sayÕlÕ Kanun ile kamu kurumlarÕna úiddetin
nedenleri ve úiddetin etkenleri konularÕnda önleyici
görevler yüklenmesi ve bu konuda koordinasyon
görevinin BaúbakanlÕk Aile ve Sosyal AraútÕrmalar
168
Genel
Müdürlü÷üne
düúünülmektedir.
verilmesi
gerekti÷i
B27
4320 sayÕlÕ Kanunda do÷rudan aile kurumunu teúvik
eden, sa÷lÕklÕ bir aile kurumunun özendiren, aile
birli÷inin korunmasÕnÕ sa÷layan hükümlerden daha
çok aile içi úiddet sonrasÕnda bir kÕsÕm tedbirler ve
bu tedbirlere aykÕrÕ hareket ederse tutuklanÕp hapse
atÕlaca÷ÕnÕ belirten hükümler yer aldÕ÷Õ görülmüútür.
Ö27
4320 sayÕlÕ Kanunda aile içi úiddet sonrasÕnda bir
kÕsÕm tedbirler ve bu tedbirlere aykÕrÕ hareket ederse
tutuklanÕp hapse atÕlaca÷ÕnÕ belirten hükümler ile
do÷rudan aile kurumunu teúvik eden, sa÷lÕklÕ bir aile
kurumunun özendiren, aile birli÷inin korunmasÕnÕ
sa÷layan hükümlere de yer verilmesi gerekti÷i
düúünülmektedir.
-
169
SONUÇ VE DEöERLENDøRME
Bilindi÷i gibi 4320 sayÕlÕ Kanunun temel amacÕ, aile içinde
úiddet uygulayan bireyi, kanunda öngörülen birtakÕm tedbirlerin
uygulamaya koyulmasÕyla ve bu tedbirlere aykÕrÕ hareket edilmesi
halinde ilgilinin hapis cezasÕ ile ihtar ederek bu hükmün
caydÕrÕcÕlÕk etkisi ile hakkÕnda tedbir kararÕ alÕnan kiúiyi úiddet
uygulamasÕndan men etmektir. 4320 sayÕlÕ Kanunda de÷iúiklik
yapan 5636 sayÕlÕ kanunun gerekçesinde de belirtildi÷i gibi,
bugüne kadar yapÕlan çalÕúmalara ra÷men ülkemizde aile içinde,
eúler arasÕnda veya aynÕ çatÕ altÕnda yaúayan di÷er aile bireyleri
arasÕnda da úiddetin varlÕ÷Õ bilinen bir gerçek olarak varlÕ÷ÕnÕ
devam ettirmektedir.
Türkiye’de aile içi úiddetin sebeplerini araútÕran birçok çalÕúma
yapÕlmÕútÕr. Bu çalÕúmalar, ailenin korunmasÕna ve aile içi úiddetin
önlenmesine dönük çözüm arayÕúlarÕ ile ça÷daú ülkelerde var olan
düzenlemeler do÷rultusunda 1998 yÕlÕnda 4320 sayÕlÕ kanun
yasalaúmÕú ve Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun, ilk kez Türk
Hukuk Sistemine kazandÕrÕlmÕútÕr. Daha sonra yapÕlan çalÕúmalar
sonucunda belirlenen eksiklikleri gidermek üzere yeniden
düzenlenmiú ve de÷iúiklik 4 MayÕs 2007 tarihinde yürürlü÷e
girmiútir.
Bu araútÕrmanÕn konusunu “4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna
Dair Kanunun Ve Kanunun UygulanmasÕnÕn Aileler Ve Toplumsal
YapÕ Üzerindeki Etkilerinin De÷erlendirilmesi” oluúturdu÷undan,
genel anlamda 4320 sayÕlÕ Kanunun, amaçlanan hedeflere ulaúma
do÷rultusunda ne ölçüde baúarÕlÕ oldu÷u, uygulamada hangi türden
sorunlarÕn yaúandÕ÷Õ, Kanunun do÷rudan veya dolaylÕ olarak hem
aileye hem de toplumsal yapÕ üzerindeki etkisi üzerinde
durulmuútur.
Bu aúamada dikkat çekilmesi gereken önemli bir konu ise, bu
çalÕúmanÕn niteliksel bir araútÕrma oldu÷unun gözden
kaçÕrÕlmamasÕ gerekti÷idir. Bundan dolayÕ, elde edilen bulgularÕn
bütün evreni temsil etme niteli÷inin olmadÕ÷Õ ve genelleneme
yapÕlamayaca÷ÕnÕn belirtilmesi gereken en önemli hususlardan
biridir. Bulgular yalnÕzca, görüúme yapÕlan kiúiler ve kurumlarla
ilgili farklÕ görüúler, e÷ilimler ve edinilen izlenimler olarak
algÕlanmalÕdÕr. Bu araútÕrmada elde edilen bulgular, varlÕ÷Õ tespit
edilen görüúler ve e÷ilimlerin toplumda güçlü veya zayÕf biçimde
var oldu÷unu ve varoluú úekillerini göstermesi açÕsÕndan kayda
170
de÷er sonuçlarÕ içermektedir. Bu nedenle bu araútÕrmada,
istatistiksel analiz yapmaya ve genellemeye uygun veri elde
edilebilen, sistematik olarak seçilmiú rastlantÕsal bir örneklem ve
tam yapÕlandÕrÕlmÕú bir soru ka÷ÕdÕ kullanÕlmamÕútÕr. Ancak
kullanÕlan niteliksel araútÕrma yöntemiyle seçilen altÕ bölgede (øç
Anadolu, Marmara, Ege, Güney Do÷u Anadolu, Do÷u Anadolu ve
Karadeniz’de) yapÕlan görüúmelerde elde edilen verilerin
zenginli÷i, uygulamada rastlanan olumlu ve olumsuz örnekleri
içermesi, sürecin aksak ve eksik yanlarÕnÕn ifade edilmesi, görevli
aktörler ile uygulamaya konu olan kiúilerin karúÕlaútÕklarÕ
durumlarÕn belirlenmesi gibi derinlemesine bir inceleme ve
araútÕrma yapmaya olanak tanÕdÕ÷Õ unutulmamalÕdÕr.
AraútÕrmada görüúülen kiúiler ve Kanunun uygulamasÕnda
görevli aktörlerin ço÷unlu÷unun ifade etti÷i gibi 4320 sayÕlÕ
Ailenin KorunmasÕna Dair dört maddeden oluúmasÕna ra÷men
yeterince ve kapsamlÕ bir úekilde bilinmemektedir.
AraútÕrmada görüúülenlerce verilen bilgiler ÕúÕ÷Õnda baúvuru
sürecinde,
aile
içi
úiddet
ma÷durlarÕnÕn
úikayetleri
de÷erlendirilirken genel kolluk birimleri (Polis ve Jandarma)
konuyu TCK ve CMK hükümleri çerçevesinde ele almakta
olduklarÕ, savcÕlÕk talimatÕ, ma÷dur ya da ma÷dur vekili talebi veya
4320 sayÕlÕ Kanun hakkÕnda bilgisi olan kolluk görevlisi varsa aynÕ
zamanda ya da sadece 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda da iúlem
baúlatÕldÕ÷Õ belirtilmiútir. Her ne kadar aile içi úiddet konusunda
karakolda barÕútÕrÕp gönderme giriúim ve çabalarÕ kÕsmen yaúansa
da genel kolluk birimlerinin konuya duyarlÕlÕktan ziyade sadece
görevleri gere÷i gelen úikayet sonucu iúlem baúlattÕklarÕ, evrak
düzenleyip savcÕlÕ÷a sevk ettikleri yapÕlan görüúmeler sonucunda
ö÷renilmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanundaki düzenlemeye göre aile içi úiddet
olayÕnÕn kendisine bildirilmesi üzerine Aile Mahkemesi Hakimi
tarafÕndan kanunda sayÕlan tedbirlerden bir veya birkaçÕna birden
re’sen karar verilebilece÷i belirtilirken, kimi mahkemelerin úiddet
olayÕnÕn delillendirilmesini istedi÷i, rapor, úahit ve benzeri delil
bulunmadÕ÷Õnda tedbir kararÕ vermekten kaçÕndÕ÷Õ, bu durumda
sa÷lÕk raporu alÕnmasÕ ile ilgili problemlerin do÷masÕna yol açÕldÕ÷Õ
görüúülen ma÷dur ve ma÷dur vekili tarafÕndan belirtilmiú, bu
durumla karúÕlaúÕldÕ÷Õnda bir çok doktorun rapor vermede isteksiz
oldu÷u, savcÕlÕktan sevk istedi÷i ve raporun sorumlulu÷unu
taúÕmaktan çekindikleri ifade edilmiútir.
171
YapÕlan görüúmelerde elde edilen ortak de÷erlendirmelerden
biri de sürecin bir bütün olarak zaman aldÕ÷Õ, ma÷dur úikayetini
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda yapsa bile, genel kolluk tarafÕndan
evraklarÕn tanzim edilip, savcÕlÕ÷a iletilmesi, savcÕlÕ÷a iletilen
dosyanÕn Aile Mahkemesine gönderilip tedbir kararÕ çÕkarÕlmasÕ,
çÕkarÕlan tedbir kararÕnÕn Cumhuriyet BaúsavcÕlÕ÷Õna gönderilerek
oradan da infaz savcÕlÕ÷Õna iletilmesi, infaz savcÕlÕ÷ÕnÕn hakkÕnda
tedbir kararÕ alÕnan úahsÕn tebli÷at adresinin bulundu÷u semt
karakoluna kararÕ göndermesi, genel kollu÷un infaz savcÕlÕ÷Õndan
gelen bu kararÕ ilgili úahsa tebli÷ ederek, tedbir kararÕnÕn
uygulamaya geçirilmesi süreci do÷al olarak uzun bir sürenin
geçmesine neden olmaktadÕr. Daha da fazlasÕ hakkÕnda tedbir
kararÕ verilen kiúinin tebli÷at adresinde bulunmamasÕ durumuyla
karúÕlaúÕldÕ÷Õnda sürecin úahsÕn tebli÷at adresinin ya da kendisinin
bulunup, kararÕn tebli÷ edilmesine kadar geçen sürenin kimi zaman
düúünüldü÷ünden de daha fazla sürmesi sonucunda alÕnan tedbir
kararÕnÕn uygulanabilirli÷ini yitirmesi gibi bir durumla karúÕ
karúÕya kalÕndÕ÷Õ ifade edilmektedir.
Tebli÷at ile ilgili sorunlar do÷rudan 4320 sayÕlÕ Kanunun
yapÕsÕndan
kaynaklanmamakla
birlikte
kanunun
uygulanabilirli÷ini zedeledi÷i ve sürecin tamamÕnÕ etkiledi÷i için
tebli÷at problemi önemli bir sorun kayna÷Õ olarak karúÕmÕza
çÕkmaktadÕr.
AlÕnan kararÕn ilgiliye tebli÷inde sorun çÕkmadÕ÷Õ ve sürecin
normal iúledi÷i durumlarda 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda
öngörülen tedbirlerden hangilerinin uygulanmasÕna karar verildi÷i
ve kanunda sayÕlan tedbirlerden hangilerinin dahil edildi÷i ve bu
tedbirlerin uygulanabilirli÷i konusunun sorun kayna÷Õ olabildi÷i
araútÕrmada görüúülen taraflarca belirtilmiútir.
4320 sayÕlÕ
Kanunun 1. maddesinde sayÕlan tedbir örnekleri aúa÷Õda
verilmiútir.
a)
Aile bireylerine karúÕ úiddete veya korkuya yönelik söz ve
davranÕúlarda bulunmamasÕ,
b)
Müúterek evden uzaklaútÕrÕlarak bu evin di÷er aile bireylerine
tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrÕ oturmakta oldu÷u
eve veya iúyerlerine yaklaúmamasÕ,
c)
Aile bireylerinin eúyalarÕna zarar vermemesi,
d)
Aile bireylerini iletiúim araçlarÕ ile rahatsÕz etmemesi,
e)
Varsa silah veya benzeri araçlarÕnÕ genel kolluk kuvvetlerine
teslim etmesi,
172
f)
Alkollü veya uyuúturucu herhangi bir madde kullanÕlmÕú
olarak úiddet ma÷durunun yaúamakta oldu÷u konuta veya
iúyerine gelmemesi veya bu yerlerde bu maddeleri
kullanmamasÕ,
g)
Bir sa÷lÕk kuruluúuna muayene veya tedavi için baúvurmasÕ.
Aile içi úiddet gören bireyler, 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda 1.
maddenin b bendi dÕúÕnda alÕnan tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕ
sÕrasÕnda hakkÕnda tedbir kararÕ alÕnan birey ile birlikte yaúamaya
devam etmektedir. Bu durumda yalnÕzca bu tedbirlere muhalefet
edildi÷inde ilgili kiúinin tutuklanÕp hapis cezasÕ ile
cezalandÕrÕlaca÷Õ ihtar edilmektedir.
Bu durumda tedbir talebinde bulunan kiúinin kararlÕlÕ÷Õ ya da
úiddet uygulayan kiúiye karúÕ koyabilecek kadar hem ekonomik
hem de psikolojik yönden kendine güveni ve ba÷ÕmsÕzlÕ÷Õ kararÕn
uygulatÕlmasÕ ve kanunun öngördü÷ü caydÕrÕcÕ niteli÷inin etkisiz
hale düúürüldü÷ü, tedbir kararÕnÕn alÕnmasÕna ra÷men uygulamada
kararÕn etkisiz kaldÕ÷Õ araútÕrmaya katÕlanlarÕn bir kÕsmÕ tarafÕndan
dikkat çekilmiútir.
Ancak 4320 sayÕlÕ Kanunun 1. maddesinin b bendi uyarÕnca da
tedbir öngörülmüú ise yani hakkÕnda tedbir kararÕ alÕnan bireyin ev
ve iúyerinden uzaklaúmasÕ veya buralara yaklaúmamasÕ kararÕ
verilmiú ve tedbir kararÕnÕn uygulanmasÕ sÕrasÕnda taciz ve di÷er
sözlü ve davranÕúlarla úiddete devam ettirilmiú ise bu durumda
tedbir kararÕnÕn ihlal edilmesinin delillendirilmesi sorunuyla karúÕ
karúÕya kalÕndÕ÷ÕnÕ belirten kanunun uygulamasÕna konu olan
bireyler, bu aúamada genel kolluk birimleri ile sorun yaúadÕklarÕnÕ
ifade etmiúlerdir.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda verilen tedbir kararlarÕ ile
birlikte tedbir nafakasÕna hükmetme konusundaki uygulamalarÕn
azlÕ÷Õ ve verilen tedbir nafakasÕnÕn tahsilinin güçlü÷ü durumu ile
karúÕlaúÕlmaktadÕr. Her ne kadar kanun verilen kararÕn infazÕ için
harç alÕnmasÕnÕ önlemiú ise de tedbir nafakasÕnÕn tahsili ayrÕ bir
hak arama konusunu ortaya çÕkarmaktadÕr. Kararda hükmedilen
nafakanÕn genel hükümler çerçevesinde tahsil edilmeye çalÕúÕldÕ÷Õ,
nafakanÕn maaúlÕ bireylerden tahsilinde sorun çok yaúanmamasÕna
ra÷men gelirleri ve mal varlÕ÷Õ belirlenemeyen bireylerin nafakanÕn
tahsil edilmemesi için gereken her türlü yola baúvurduklarÕnÕ, bu
durumun ayrÕ bir hak arama çabasÕnÕ göze almak gerektirdi÷i ve
ekonomik özgürlü÷e sahip olmanÕn önemli oldu÷u, parasÕ olmayan
173
ma÷dur veya ma÷durlarÕn avukat deste÷i alamadÕklarÕ, il
barolarÕnca sa÷lanan hizmetin danÕúmanlÕktan öteye geçmedi÷i
araútÕrmaya katÕlanlarÕn bir kÕsmÕ tarafÕndan ifade edilmiútir.
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda görevli aktörlerin
birbirleri ile sorun yaúamadÕklarÕnÕ ifade etmelerine ra÷men sürecin
iúlemesinde kopukluk yaúanmasÕna neden olduklarÕ, sürecin
tamamÕndan haberdar olamadÕklarÕ, olayÕn kendilerini ilgilendirdi÷i
kadarÕyla iúlem yapÕp ellerine ulaúan dosyayÕ bir sonraki basama÷a
ileterek görevlerini gere÷i gibi yerine getirdikleri inancÕnda
olduklarÕ görülmüútür. Ancak burada her bir birimin eline gelen
dosyada gerekli iúlemi yaptÕktan sonra sürecin bir sonraki
basama÷Õnda yapÕlan iúlemin sonucundan haberdar olmama gibi bir
sorunla karúÕlaúÕldÕ÷Õ gözlemlenmiútir.
Ailenin KorunmasÕna Dair Kanunun uygulamasÕ sürecinde
iúletilmesi gereken sistemin genellikle genel kollu÷un gözetim ve
denetimine bÕrakÕlmÕú olmasÕnÕn getirdi÷i sorunlar kanunun
iúleyiúindeki aksaklÕklarÕn nedenlerinden biri olarak görülmekte,
bunu ifade eden uygulamada görevli aktörlerden bir kÕsmÕ bu
durumun nedeninin genel kollu÷un adli konulardaki yetersizli÷i
olarak görürken di÷er bir kÕsmÕ da genel kollu÷un bir çok iúin
yanÕnda bu kanundan kaynaklanan görevleri yerine getirirken, bu
konuyu asÕl iúlerinden biri olarak görmemesi ve di÷er iúlerle daha
yo÷un u÷raúmasÕ nedeniyle söz konusu süreçte aksaklÕklar
yaúandÕ÷Õ belirtmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanunun uygulamasÕnda görevli aktörlerin görev
ve sorumluluklarÕ açÕkça düzenlenmedi÷i için, kimi kurumlar
kendilerini bu kanunun uygulanmasÕndan sorumlu hissetmedikleri
ve bu nedenle de gere÷i ve önemini yeteri kadar algÕlayamadÕklarÕ
gözlemlenmiútir. 2007 de÷iúikli÷i ile 4320 sayÕlÕ Kanuna eklenen
kanunun
uygulamasÕna
iliúkin
hususlarÕn
yönetmelikle
düzenlenece÷i belirtilmektedir. Uygulamaya iliúkin hususlarÕn
düzenlenmesi, görevli aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarÕnÕn
açÕkça dile getirilmesi açÕsÕndan çÕkarÕlacak yönetmeli÷in önemli
oldu÷u düúünülmektedir.
Kanunun uygulanmasÕ sÕrasÕnda Kanun koyucunun hedefledi÷i
do÷rultuda kanun metninde sayÕlarak görev verilen aktörlerden
daha çok aile içi úiddetin önlenmesine yönelik çalÕúmalarÕ Sivil
Toplum KuruluúlarÕnÕn gerçekleútirmekte oldu÷una tanÕk
olunmuútur. AraútÕrma sÕrasÕnda irtibata geçilen STK’lardan elde
edilen bilgilere göre, 4320 sayÕlÕ Kanun her ne kadar STK’lara
174
görev vermese de bu kurumlarÕn en azÕndan ma÷durlara psikolojik
ve hukuki danÕúmanlÕk hizmeti sunduklarÕ, ayrÕca kanunun
tanÕtÕlmasÕnda küçümsenmeyecek çalÕúmalar yapÕldÕ÷Õna tanÕk
olunmuútur.
4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda ele alÕnan aile içi úiddetin
gerçekleúti÷i aile yapÕsÕnÕn kanun metninde çok net bir úekilde
ortaya konamadÕ÷Õ, “eúlerden birinin veya çocuklarÕn veya aynÕ
çatÕ altÕnda yaúayan di÷er aile bireylerinden birinin veya
mahkemece ayrÕlÕk kararÕ verilen veya yasal olarak ayrÕ yaúama
hakkÕ olan veya evli olmalarÕna ra÷men fiilen ayrÕ yaúayan aile
bireylerinden birinin” ifadesiyle daha çok çekirdek aile ça÷rÕúÕmÕ
yaptÕ÷Õ, ancak Türkiye’deki aile yapÕlarÕnÕn çok farklÕlÕklar
gösterdi÷i, aynÕ zamanda ailelerin yanÕnda, uzaktan veya yakÕndan
akraba ba÷larÕ olanlarla birlikte yardÕma ve bakÕma muhtaç
bireylerinde barÕnabildi÷i düúünüldü÷ünde 4320 sayÕlÕ Kanunun
uygulanmasÕnda sorunlar yaúandÕ÷Õ düúünülmektedir. Bütün
bunlarÕn dÕúÕnda resmi bir nikah olmadan birlikte yaúayan
bireylerin de kanun kapsamÕ dÕúÕnda tutuldu÷u, kanunun sa÷ladÕ÷Õ
güvencelerden yararlandÕrÕlmadÕ÷Õ görülmüútür. MevzuatÕmÕzda
birlikte sahip olduklarÕ çocuklarÕ tanÕnmÕú iken, resmi nikahsÕz
birlikteli÷in tanÕnmamasÕndan dolayÕ 4320 sayÕlÕ Kanunda
öngörülen tedbir taleplerinin Aile Mahkemelerince reddedildi÷i,
ancak birkaç örnek kararda kadÕn yönünden talebin reddine karar
verirken çocuk yönünden talebin kabulüne karar verilmiú oldu÷u
gözlenmiútir. Bu tür birliktelik yaúayan bireylerin 4320 sayÕlÕ
Kanun kapsamÕnda öngörülen bireysel faydalardan yararlanmalarÕ
öngörülmese dahi en azÕndan uygulanan úiddetin zararlarÕndan
korunmasÕnÕ sa÷layacak düzenlemelere gidilmesi gerekti÷i
de÷erlendirilmektedir.
4320 sayÕlÕ Kanun metninde KadÕn SÕ÷Õnma Evlerinin de yer
almamasÕna ra÷men uygulamada ma÷dur veya ma÷durlarÕn can
güvenli÷inden endiúe duyuldu÷unda kimi hakimlerin kadÕn sÕ÷Õnma
evlerini bir çözüm aracÕ olarak kullandÕklarÕna tanÕk olunmuútur.
Özellikle ekonomik anlamda zor durumda olan bireylerin, kendi
ailesi tarafÕndan da tehdit edilen ma÷durlarÕn, sahipsiz ve çaresiz
bireylerin acil çözüm ihtiyaçlarÕ karúÕsÕnda bir seçenek olarak
sÕ÷Õnma evlerinin de göz önünde bulundurulmasÕ gerekti÷i
görülmüútür.
Adli sicil istatistiklerinden anlaúÕldÕ÷Õ üzere 4320 sayÕlÕ Kanun
kapsamÕnda açÕlan davalarÕn gün geçtikçe artmasÕ, aile içi úiddetin
devam etti÷inin göstergesi olmasÕ yanÕnda aynÕ zamanda 4320
175
sayÕlÕ Kanun hakkÕnda daha fazla bilgi sahibi olan bireylerin
arttÕ÷ÕnÕn göstergesi ve bunun sonucunda kanundan yararlanmak
isteyenlerin sayÕsÕnda artÕú oldu÷unun belirtisi oldu÷u söylenebilir.
4320 sayÕlÕ Kanunun “Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun”
olarak isimlendirilmesiyle birlikte temel amacÕnÕn aile içi úiddeti
önlemek olmasÕ, kanun metninde aile kurumunu teúvik edecek,
sosyal politikalara esas oluúturan bir çok sorunun çözümünde,
sa÷lÕk, e÷itim, beslenme, barÕnma gibi temel ihtiyaçlarÕn
karúÕlanmasÕnda aile ortamÕnÕ temel alacak, bu yönde teúvik edici
uygulamalara hÕz kazandÕracak, dezavantajlÕ ve ba÷ÕmlÕ bireylerin
yaúam kalitesini yükseltemeye dönük çabalarÕ destekleyecek
hükümlerden yoksun olmasÕna yol açtÕ÷Õ görülmektedir.
AnayasanÕn 5. maddesinde Devlete, vatandaúÕn refah, huzur ve
mutlulu÷unu sa÷lamak, kiúinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal
hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile ba÷daúmayacak surette sÕnÕrlayan ekonomik engelleri kaldÕrmak görevi verilmiútir. AnayasanÕn
bu hükmü gere÷ince, güçlü aile yapÕsÕ kurulmasÕna olanak
sa÷layacak, ailenin bütün fertlerini aynÕ ölçüde kuúatacak ve sahip
olunan refahÕ adil bir úekilde paylaúacak de÷erleri barÕndÕran
düzenlemelerin de 4320 sayÕlÕ Kanun kapsamÕnda yer almasÕnÕn
sa÷lanmasÕ gerekti÷i düúünülmektedir.
Güçlü aile de÷erlerinin önemi ortadadÕr. Modernleúme
süreçlerindeki hÕzlÕ ilerlemeye ra÷men Türkiye’de aile de÷erlerine
olan ba÷lÕlÕk devam etti÷i görülmektedir. Çocuk ailelerde ba÷lÕlÕ÷Õ
artÕrmakta, çocuk/lar için bir çok sÕkÕntÕya gö÷üs gerilmektedir.
Çocuk sahibi olmak dolayÕsÕyla olan ba÷lÕlÕk belki de aile içi
yaúanan úiddete katlanmaya varacak derecede bir ba÷lÕlÕk olarak
görülebildi÷i, aile içi iliúkilere kamuyu dahil etmenin, aileyi
kamunun karÕúmasÕna neden olmanÕn kötü bir olay oldu÷u
kanaatiyle aile bireylerinin aile içi úiddet olgusunun üzerinde
gere÷i kadar çok durmadÕ÷Õ söylenebilir.
176
KAYNAKÇA
Abik, YÕldÕz., (2005), KadÕnÕn SoyadÕ Ve Buna Ba÷lÕ Olarak
Çocu÷un SoyadÕ, Ankara
Acabey, M.Beúir .(1998), Evlilik Birli÷inde Yasal Mal Rejimi,
øzmir,
Acar,
Feride., (2000)
“KadÕnlarÕn ønsan HaklarÕnÕn
Gerçekleútirilmesi Ve AyrÕmcÕlÕ÷Õn Önlenmesindeuluslar
ArasÕ Standartlar”. Hukukta KadÕn Sempozyumu, Ankara, S.
45-60.
Adli Sicil Ve østatistik Genel Müdürlü÷ü (2004) Adalet
østatistikleri YÕllÕ÷Õ 2003, 2004 KitapçÕ÷Õ.Ankara
Aile AraútÕrma Kurumu (1997), Aile øçinde Ve Toplumsal Alanda
ùiddet, Ankara.
Akço, Seda (2005), Çocu÷a KarúÕ ùiddet Ve Önlenmesi HakkÕnda
De÷erlendirme, østanbul, østanbul Barosu,.
Akço, Seda, (2005).Çocuk østismarÕ øle ølgili Hukuki YapÕ,
østanbul, østanbul Barosu,
Akgün, Zerrin (1949) Boúanma Hukuku, østanbul
AkÕntürk, Turgut (2002), Aile Hukuku, Ankara
Akipek, Jale G., AkÕntürk, Turgut (2004), Yeni Medeni Kanuna
UyarlanmÕú BaúlangÕç Hükümleri Kiúiler Hukuku, østanbul
Akyüz, Emine, (2000).Çocu÷un HaklarÕnÕn Ve Güvenli÷inin
KorunmasÕ, Ankara, MEB
Akyüz, Emine.(1983) Medeni Kanuna Göre Müúterek HayatÕn
Tatili, AyrÕlÕk Ve Boúanmada Çocu÷un KorunmasÕ, Ankara
Amargi, (2005).DanÕúma Merkezleri Ve KadÕn SÕ÷ÕnaklarÕ,
østanbul.,
Atav, Nephan, (1991), ‘ùahsiyetin Geliúmesinde Aile Çevresinin
Ve Ailedeki Gerginliklerin Etkileri’, Beylü Dikeçligil Ve
Ahmet Çi÷dem (Ed), Aile YazÕlarÕ 3 Birey, Kiúilik Ve
Toplum, Ankara, BaúbakanlÕk Aile AraútÕrma Kurumu
Bilim Serisi, Ss.1-14.
Ateú, M (2007), “4320 SayÕlÕ Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun ve
Bu Kanundaki De÷iúiklikler Üzerine Düúünceler”, Ankara
Barosu Dergisi, YÕl: 65, SayÕ:3, Sayfa: 165.
177
Aziz, Aysel (1994),”KadÕn ùiddet Ve øletiúim”, Dünya’da Ve
Türkiye ‘De Güncel
Aziz, Aysel- Köker, Eser,- (1994) Medya, ùiddet Ve KadÕn, 1993
YÕlÕnda Türk BasÕnÕnda KadÕnlara Yönelik ùiddetin Yer AlÕú
Biçimi, Ankara, KSGM,
Bahar, Halil øbrahim, (2002), Okul ve Ailede ùiddet, Ankara: Polis
Akademisi Yay.
Bahar, Halil øbrahim, (2005), Sosyoloji, Ankara:USAK
BakÕcÕ, Sedat (1994) Genel Adap Ve Aile Düzenine KarúÕ
Cürümler, Ankara
BaktÕr , Selma (2003), Aile Mahkemeleri, AnkaraBaktÕr Çetiner, Selma (2000), Velâyet Hukuku, AnkaraBalo, Yusuf Solmaz (2003) “Ailenin KorunmasÕna Dair Kanun Ve
UygulanmasÕ” Aile Ve Toplum Dergisi, Sayi:6, Cilt:2, Yil:5,
Ekim-Aralik 2003 S.23-32
BaúbakanlÕk Aile AraútÕrma Kurumu (2000) Aile øçi ùiddetin Sebep
Ve SonuçlarÕ, Ankara
BaúpÕnar, Veysel (1999) “Yeni Türk Medenî Kanunu HakkÕnda
BazÕ Düúünceler”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Haziran-AralÕk 1999, Cilt:IÕÕ, SayÕ: 1-2, Sayfa: 4659.
Birleúmiú Milletler (1993) KadÕnlara KarúÕ Her Türlü ùiddetin
Önlenmesine Dair Bildirgesi, New York,
Birsen, Kemaleddin.(1966), Medeni Hukuk Dersleri, østanbul
BozovalÕ, Haluk., (1990), Türk Medeni Hukukunda BakÕm
NafakalarÕ, østanbulBulut, IúÕl, (1991), ‘ParçalanmÕú Aileden Gelen ÇocuklarÕn
DavranÕú Özellikleri HakkÕnda Bir AraútÕrma’, Beylü
Dikeçligil Ve Ahmet Çi÷dem (Ed), Aile YazÕlarÕ 3 Birey,
Kiúilik Ve Toplum, Ankara, BaúbakanlÕk Aile AraútÕrma
Kurumu Bilim Serisi, Ss.197-228
Ceylan, Ebru (2006) Türk Ve øsviçre Hukukunda BoúanmanÕn
Hukuki SonuçlarÕ, Galatasaray Üniversitesi YayÕnlarÕ,
Doktora Tezi, østanbul-.
CÕlga, øbrahim (2002) “Aile Mahkemeleri TasarÕsÕ Üzerine Bir
De÷erlendirme”, Aile Ve Toplum Dergisi, Nisan-Haziran,
C.2, S.5, Ankara-
178
Çelikel, Aysel (1995) MilletlerarasÕ Özel Hukuk, østanbul
Do÷anay, øsmail (1961) Nazari Ve Tatbiki Muhtelif Nafaka
DavalarÕ, Ankara
DPT, (1994) VII Beú YÕllÕk KalkÕnma PlanÕ ÖøK Raporu “KadÕn”
Ankara,
Dural, Mustafa ve Ö÷üz, Tufan (2004) Türk Özel Hukuku, Cilt II,
Kiúiler Hukuku, østanbul
Dural, Mustafa, Ö÷üz, Tufan,Gümüú, Alper (2005)
Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, østanbul-
Türk Özel
Eken, Ahmet (1996), “Bir Olgu Olarak Türkiye’de ùiddet”, Cogito.
SayÕ 6-7. KÕú-Bahar.
Ergil, Do÷u (2001),”ùiddetin Kültürel Kökenleri”, Bilim Ve
Teknik. SayÕ 399. ùubat
Erten, Yavuz Ve ArdalÕ, Cahit (1996),”SaldÕrganlÕk ùiddet Ve
Terörün Psikososyal
Feyzio÷lu, Feyzi N. (1986) Aile Hukuku, østanbul.
Gemalmaz, M. Semih (2002) Çocuk Ve Genç HaklarÕna øliúkin
Ulusalüstü Belgeler, østanbul,
Gökçe, Birsen (1996) Türkiye’nin Toplumsal YapÕsÕ Ve Toplumsal
Kurumlar. Ankara: Savaú,
Gökçe, Birsen, (1991), ‘Çocuk Kiúili÷inin Geliúiminde Aile, Okul
Ve DÕú Çevrenin Rolü’ Beylü Dikeçligil Ve Ahmet Çi÷dem
(Ed) Aile YazÕlarÕ 3 Birey, Kiúilik Ve Toplum, Ankara,
BaúbakanlÕk Aile AraútÕrma Kurumu Bilim Serisi, Ss.15-21.
Göksu, Turkut, (1998), YayÕnlanmamÕú Sosyoloji Ders NotlarÕ,
Ankara: Polis Akademisi
Gözübüyük, ùeref., 2004, Hukuka Giriú Ve Hukukun Temel
KavramlarÕ, Ankara-2004
Güvenç, Bozkurt. (1994) Türk Kimli÷i - Kültür Tarihinin
KaynaklarÕ. Ankara: T.C. Kültür BakanlÕ÷Õ,
Hablemito÷lu, ùengül (2004) Toplumsal Cinsiyet YazÕlarÕ.
østanbul; Toplumsal De÷iúim YayÕnlarÕ
HafÕzo÷ullarÕ, Zeki., (1983), Zina Cürümleri, østanbul
Hatemi, Hüseyin-Serozan, Rona., (1993) Aile Hukuku, østanbul
179
HelvacÕ, Serap (2002): “øsviçre Ve Türk HukuklarÕnda Boúanma
Sebepleri”, Prof. Dr. Ömer Teoman’a 55. Yaú Günü
Arma÷anÕ, C. II østanbul-S. 1151.
http://tr.wikipedia.org/wiki/aile_i%c3%a7i_%c5%9fiddet
20.05.2007
http://www.abs.gov.au/ausstats/
[email protected]/detailspage/4906.02005?opendocument
12.11.2006
http://www.harb-is.org.tr/dergi/wordler/subat07/diger.doc
02.06.2007
e.t.
e.t.
e.t.
http://www.kssgm.gov.tr/hukuk.html e.t. 10.01.2007
http://www.kssgm.gov.tr/proje2.html e.t. 15.04.2006
http://www.ncdsv.org/images/
power_and_control_wheel_ncdsv.pdf e.t. 15.10.2006
http://www.sodev.org.tr/dosyalar/
ais/aile_ici_siddet.htm, e.t. 25.02.2007
kadinsorunlari/
http://www.sodev.org.tr/dosyalar/kadinsorunlari/ais/yanlis_inanis2.
htm, e.t. 15.12.2006
http://www.turkhukuksitesi.com/
20.02.2007
showthread.php?t=4436
e.t.
http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=2545
e.t.20.02.2007
HÜKSAM (2005) Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Ve Sa÷lÕk,
Ankara,
øbrahim Okur (2003)‘Aile Mahkemeleri Ve Uygulamada Yaúanan
Sorunlar’, Hukuk Demokrasi, ùubat
øçli, Tülin, (1995) Ailede KadÕna KarúÕ ùiddet Ve KadÕn Suçlulu÷u,
Ankara, KSGM
KadÕn DayanÕúma VakfÕ, (1995) ùiddete KarúÕ Somut Bir AdÕm:
Ankara GecekondularÕnda KadÕnlarla Ortak Bir ÇalÕúma,
Ankara,
KadÕn DayanÕúma VakfÕ, (2005), Aile øçinde KadÕna Yönelik ùiddet
El KitabÕ, Ankara,
KadÕna Yönelik ùiddet, østanbul, Amargi, 2005.
KalaycÕ, Ahmet Rasim , Aile Ve KadÕn OdaklÕ Program
Örneklerinin Çözümlenmesi.
180
Karaman, Hayreddin., (1996) Mukayeseli øslam Hukuku, østanbul
Kasatura, ølkay (1995), Alkol Ve ArkadaúlarÕ, østanbulKavacÕklÕ, Filiz-Evkuran, Mahmut-V.D., Aile øçi ùiddetin Sebep
Ve SonuçlarÕ, Ankara, AAK, 1995.
Keleú Ruúen-Ünsal Artun, (1996), “Kent Ve Siyasal ùiddet”,
Cogito, SayÕ 6-7, KÕúKAMER, 2004.Keúke Dememek øçin, Namus AdÕna øúlenen
Cinayetler 2004 Raporu, DiyarbakÕr,
KÕlÕço÷lu, Ahmet.,(2003) Medenî Kanun’umuzun Aile-Miras-Eúya
Hukukuna Getirdi÷i Yenilikler, AnkaraKocacÕk Faruk, (2000), “Toplumbilim”. 2. BaskÕ. Cum.Üni. YayÕnÕ
No:84. Sivas.
Kongar, Emre (2002) 21. YüzyÕl’da Türkiye. 2000’li YÕllarda
Türkiye’nin Toplumsal YapÕsÕ. østanbul: Remzi (31. BaskÕ).
KSGM, (1994) Türkiye’de KadÕnÕn Durumu, Ankara,
Lorenz, Konrad (1996), “SaldÕrganlÕ÷Õn SpontanlÕ÷Õ”, Cogito. SayÕ
6-7. KÕú-Bahar. S.165RTÜK (2004) Medyada ùiddete DuyarlÕlÕk Paneli, østanbul, RTÜK
Yay.11.
Moro÷lu, Nazan (2005) UluslararasÕ Belgelerde KadÕn Erkek
Eúitli÷i, østanbul.
O÷uzman, Kemal-Dural, Mustafa (1994) Aile Hukuku, østanbul
Onursal, Betül -SayÕta, (2002) Sevgi Birleúmiú Milletler
Belgelerinde BarÕú Kültürü Ve ùiddet KarúÕtÕ Olma ve
Avrupa Konseyi KararlarÕnda Çocu÷un ùiddet Ve Kötü
Muameleden KorunmasÕ, østanbul, Bilgi,
Özbey, Esin. (yÕl) ,Türk Hukuk Sisteminde Aile øçi ùiddetle ølgili
Mevzuat Ankara, Ksk
Özdemir, Nevzat., (2003), Türk-øsviçre Hukukunda AnlaúmalÕ
Boúanma, østanbul-.
Özden, Bülent., (1991) Türkiye’nin Taraf Oldu÷u MilletlerarasÕ
Özel Hukuk Sözleúmeleri, østanbul
Öztan, Bilge (2005) Aile Hukuku, Ankara
Palamut,Mehmet E. (2004) Medeni Hukuk, østanbul
181
KSGM, (2001) Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu Ve Sonuç Belgesi,
Pekin Deklarasyonu Ve Eylem Platformu, Ankara,
RTÜK (2005) Televizyon ProgramlarÕndaki ùiddet øçeri÷inin,
Müstehcenli÷in Ve Mahremiyetin øhlallerinin øzleyicilerin
Ruh Sa÷lÕ÷Õ Üzerindeki Olumsuz Etkileri, Ankara
Ruhi,
Ahmet Cemal (2004) Türk
BoúanmanÕn SonuçlarÕ, Ankara.
Hukukunda
Boúanma,
Saran, Nephan, (1991) ‘Aile HayatÕ Ve Toplum’ Beylü Dikeçligil
Ve Ahmet Çi÷dem (Ed) Aile YazÕlarÕ 3 Birey, Kiúilik Ve
Toplum, Ankara: Tc BaúbakanlÕk Aile AraútÕrma Kurumu
Bilim Serisi 5/3, Ss.135-142
Serozan, Rona., (2005), Çocuk Hukuku, østanbulSTK øzleme Grubu, (2005) Bin YÕl Hedefleri Ve E÷itimde
Toplumsal Cinsiyet Eúitli÷i I. Ulusal KonferansÕ, Ankara,
ùener, Esat., (1981), Eski Ve Yeni Miras Hukuku, Ankara
ùükran DanÕk, (2000) “Aile øçinde KadÕna Yönelen ùiddet”,
Toplum Ve Sosyal Hizmet 1/Ankara, Hacettepe Üniversitesi.
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu YayÕnÕ.
T.C. Adalet BakanlÕ÷Õ (2002) Tutanaklarla Türk Medenî Kanunu,
Türk Medenî Kanununun Yürürlü÷ü Ve Uygulama ùekli
HakkÕnda Kanun AnkaraTBMM ( 2005).Töre Ve Namus Cinayetleri øle KadÕnlara Ve
Çocuklara Yönelik ùiddetin Sebeplerinin AraútÕrÕlarak
AlÕnmasÕ Gereken Önlemlerin Belirlenmesi AmacÕyla
Kurulan
Meclis
AraútÕrmasÕ
Komisyonu
(10/148,182,187,284,285) TutanaklarÕ,
TBMM (2003) KadÕnÕn Statüsünün AraútÕrÕlarak KadÕnlara KarúÕ
Her Türlü AyrÕmcÕlÕ÷Õn Önlenmesi Sözleúmesinin Yaúama
Geçirilmesi øçin AlÕnmasÕ Gereken Tedbirleri Tespit Etmek
AmacÕyla Kurulan TBMM KadÕnÕn Statüsünü AraútÕrma
Komisyonu Raporu, Ankara, KSGM, 2003.
Tekinay, Selahattin Sulhi., (1984) Türk Aile Hukuku, østanbul
Tezcan, Mahmut (1996),”Bir ùiddet OrtamÕ Olarak Okul”, Cogito.
SayÕ 6-7. KÕú-Bahar.
Tiryakio÷lu, Bilgin., (1991) ÇocuklarÕn KorunmasÕna øliúkin
MilletlerarasÕ Sözleúmeler Ve Türk Hukuku, Ankara
TÜBAKKOM (2005), Türkiye Barolar Birli÷i KadÕn Hukuku
Komisyonu VI. Kitap, 22 MayÕs 2004 -14 MayÕs
182
UN (2003) Integration Of The Human Rights Of Women And The
Gender Perspective: Violence Against Women :Towards An
Effective Implementation Of International Norms To End
Violence Against Women, Report Of The Special Rapporteur
On Violence Against Women, Its Causes And Consequences,
Yakin Ertürk, Geneva,
UNICEF (2000) KadÕnlara Ve KÕzlara Yönelik Aile øçi ùiddet.
Ankara:,
UNICEF (2001) Çocuk HaklarÕnÕn Koruyan Ba÷ÕmsÕz Kurumlar,
Ankara, ,
UNICEF (2005) Çocuklar øçin ølerleme, Toplumsal Cinsiyet
Eúitli÷i Ve ølkö÷retime øliúkin Rapor, Ankara,
Üçok, Coúkun, (1964), SavcÕlÕklarÕn Avrupa Hukukunda Geliúmesi
ve Türkiye’de Kuruluúu, Ankara.
Ünsal, Artun (1996), “Geniúletilmiú Bir ùiddet Tipolojisi”, Cogito.
SayÕ 6-7. KÕú-Bahar.
V. KadÕn SÕ÷ÕnaklarÕ KurultayÕ Sonuç Bildirgesi, (2002) 23 - 24
KasÕm øzmit.
WHO (2002) World Report On Violence And Health, Geneva,
YalçÕnkaya, NamÕk-Kaleli, ùakir. (1987)
Ankara
Boúanma Hukuku,
Youssef Rm, Attia Ms, Kamel M. (1998). Children Experiencing
Violence: Parental Use Of Corporal Punishment. Child
Abuse & Neglect
Zevkliler, AydÕn, Havutçu, Ayúe., (2004), Medeni Hukuk (Temel
Bilgiler), Ankara
183
4320 SAYILI AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN İLE İLGİLİ HUKUK MAHKEMELERİNDEN ÇIKAN DAVALAR
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
692
718
724
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
1856
1877
1933
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
1996
1
1998
1997
32
1998
659
184
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
1997
1
1999
1998
253
1999
1602
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
2000
1996 ve öncesi
1997
1
1
1998
38
1999
231
2000
2202
2473
2583
2994
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
3166
3212
3403
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
1997 ve öncesi
2
2001
185
1998
1
1999
10
2000
316
2001
2837
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
2002
1998 ve öncesi
1
1999
3
2000
31
2001
388
2002
3825
4248
4461
4595
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
6375
6709
6807
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
186
2003
1999 ve öncesi
2
2000
3
2001
54
2002
597
2003
5719
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
2004
2000 ve öncesi
1
2001
1
2004
8
2003
623
2004
7588
8221
8738
8643
Toplam Çıkan
Davacı Sayısı
Davalı Sayısı
ÇIKAN DAVALARIN
Yıllar
Açılış Yılları
Dava Sayıları
187
2005
9132
2001 ve öncesi
0
2002
5
2003
35
2004
882
2005
8210
9648
9617
Kaynak:
http://www.ad
lisicil.gov.tr/ist
atistikler/1996
/hukukpdf.htm
12.10.2007
188
CEZA MAHKEMELERİNDE 4320 SAYILI KANUNLA İLGİLİ KARARA BAĞLANAN DAVALAR
1999 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
1999
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
MAHKUM
52
BERAAT
15
DÜŞME
1
DİĞER K
12
TOPLAM
80
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
2000 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2000
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
MAHKUM
52
BERAAT
31
DÜŞME
4
DİĞER K
19
TOPLAM
106
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
189
2001 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2001
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
MAHKUM
71
BERAAT
25
DÜŞME
4
DİĞER K
28
TOPLAM
106
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
2002 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2002
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
151
28
66
94
MAHKUM
2
0
0
0
95
1
BERAAT
0
0
0
0
37
0
DÜŞME
0
0
0
0
2
0
DİĞER K
0
0
2
0
33
1
TOPLAM
2
0
2
0
167
2
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
97
37
2
35
171
1
0
0
1
2
98
37
2
36
173
190
2003 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2003
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
182
32
45
77
MAHKUM
129
2
131
BERAAT
52
0
52
DÜŞME
4
0
4
DİĞER K
26
0
26
TOPLAM
211
2
213
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
2004 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2004
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
280
43
176
219
MAHKUM
0
0
2
0
196
6
198
6
204
BERAAT
0
0
0
0
97
3
97
3
100
DÜŞME
0
0
0
0
6
1
6
1
7
DİĞER K
0
0
1
0
29
2
30
2
32
TOPLAM
0
0
3
0
328
12
331
12
343
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
2005 Yılı Ceza Mahkemelerinde 4320 Sayılı Kanunla İlgili Karara Bağlanan Davaların Sanıklarına Verilen Karar Türlerine Göre Dağılımı
YIL
MAĞDUR
12-15 YAŞ
16-18 YAŞ
19+ YAŞ
TOPLAM SANIK
2005
DAVA
E
K
TOPLAM
E
K
E
K
E
K
E
K
TOPLAM
323
46
141
187
MAHKUM
0
0
0
0
198
4
198
4
202
BERAAT
0
0
0
0
92
3
92
3
95
DÜŞME
0
0
0
0
7
0
7
0
7
DİĞER K
0
0
0
0
84
1
84
1
85
TOPLAM
0
0
0
0
381
8
381
8
389
Kaynak: http://www.adli-sicil.gov.tr/istatistikler/1996/ac_cik.htm e.t. 12.10.2007
191
KISALTMALAR
AAK
: Aile Ara/t rma Kurumu
AKDK
: Ailenin Korunmas na Dair Kanun
CMK
: Ceza Muhakemeleri Kanunu
CMUK
: Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
DPT
: Devlet Planlama Te/kilat
GBT
: Genel Bilgi Toplama
KHK
: Kanun Hükmünde Kararname
M.K.
: Medeni Kanun
R.G.
: Resmi Gazete
SHÇEK
: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
STK
: Sivil Toplum Örgütü
TCK
: Türk Ceza Kanunu
Download