kardiyovasküler sistem hastalıkları ve tedavisinde kullanılan ilaçların

advertisement
T.C.
Ege Üniversitesi
Diş hekimliği Fakültesi
Periodontoloji Anabilim Dalı
KARDİYOVASKÜLER SİSTEM HASTALIKLARI VE
TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLARIN PERİODONTAL
SAĞLIĞA ETKİSİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Diş Hekimi Pınar Coşgunarslan
Danışman Öğretim Üyesi: Prof.Dr. Füsun Kıymet ÜNLÜ
İZMİR-2013
ÖNSÖZ
“Kardiyovasküler Sistem Hastalıkları ve Tedavisinde Kullanılan İlaçların
Periodontal Sağlığa Etkisi” konulu bitirme tezimi hazırlarken bilgi, beceri ve
tecrübelerini benimle paylaşan değerli danışman hocam Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Sayın Prof.
Dr. Füsun Kıymet ÜNLÜ’ye maddi manevi her türlü destek ve güvenlerini
esirgemeyen aileme ve sevgili arkadaşlarım İlayda Ece Ay ve Erdem
Çakaloğlu’na sonsuz teşekkürler…
İZMİR-2013
Stj. Diş Hekimi Pınar Coşgunarslan
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ VE AMAÇ ………………………………………………………..
2. KARDİYOVASKÜLER SİSTEM HASTALIKLARI……………………2
2.1.Koroner Arter Hastalıkları………………………………………….2
2.1.1. Anjina Pektoris………………………………………………5
2.1.2. Akut Myokard İnfarktüsü…………………………………...5
2.1.3. Konjestif Kalp Yetmezliği…………………………………..6
2.1.4. Aritmi ...………………………………………………………6
2.2.Hipertansiyon…………………………………….………………….7
3. KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARDA RİSK FAKTÖRLERİ……9
4. PERİODONTİTİS VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIK…………..14
5. KARDİYOVASKÜLER HASTALIK TEDAVİSİNDE KULLANILAN
İLAÇLAR…………………………………………………………………………...18
6.
KVS HASTALIKLARI TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLARIN
PERİODONTAL DOKULARA ETKİLERİ……………………………………….25
7. ÖZET……………………………………………………………………..27
8. KAYNAKLAR……………………………………………………………28
9. ÖZGEÇMİŞ……………………………………………………………...32
1.GİRİŞ VE AMAÇ
Periodontal hastalıklar ve kardiyovasküler hastalıklar toplumdaki
bireylerde yaygın olarak izlenen ve yaşla birlikte görülme sıklığı artan kronik
hastalıklardır. Yapılan çalışmalar periodontal sağlık ile kardiyovasküler
hastalıklar arasında bir ilişki olabileceğini göstermiştir.
Endokarditte oral bakterilerin etkili olduğu çok uzun yıllardan beri
bilinmektedir ancak periodontal hastalıkla kalp hastalıkları arasındaki ilişkinin
araştırılması 1990’lı yıllarda yapılan uzun süreli takip çalışmaları ve olgu
kontrol çalışmaları ile başlamıştır.
Kardiyovasküler sistem hastalıkları ve tedavisinde kullanılan ilaçların
periodontal
sağlığa
etkisi
konulu
bu
tezde
kardiyovasküler
sistem
hastalıklarının sınıflandırılması, alt sınıfların özellikleri, bu hastalıkların risk
faktörleri, bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bu ilaçların
periodontal
dokularda
oluşturduğu
etkiler
anlatılmaktadır.
Bu
tezin
hazırlanmasındaki amaç kardiyovasküler sistem hastalıkları ve periodontal
sağlık arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve kardiyovasküler sistem
hastalıklarının periodontal sağlığa etkisin incelenmesidir.
2.KARDİYOVASKÜLER SİSTEM HASTALIKLARI
2.1. Koroner Arter Hastalıkları
Koroner arterlerde meydana gelen daralma ve tıkanıklıklar sonucunda
bu damarların beslediği kalp adelesinde kalıcı veya geri döndürülebilir hasar
meydana gelebilmektedir. Günümüzde koroner arterlerde en sık görülen
edinsel hastalık atheroskleroz sonrasında gelişen iskemik kalp hastalığıdır.
Atherosklerotik tutulmanın en sık yerleştiği bölge sağ koroner arterin akut
margin ile posterior descending dalları arasında kalan bölümdür (Crux).
Atherosklerotik lezyonlar karakteristik olarak çok sayıdadır ve çoğunlukla
birden fazla arterde yerleşir. Koroner arter hastalıkları ve bunun sonucunda
myokardial beslenme bozukluklarına sıklıkla sebep olan patolojiler şu şekilde
sıralanabilir:
1-Atheroskleroz (%99)
2-Arteritler (Sistemik lupus eritematozus, Pan arteritis nodoza, Takayaşu
vb.)
3-Embolizm
4-Koronel mural kalınlaşma (Amiloidoz,radyasyon)
5-Koroner daralmasının diğer sebepleri (spasm, aort diseksiyonu)
6-Konjenital koroner arter hastalıkları (Arteriovenöz fistüller, koroner arter
çıkış anomalileri)
Koroner arter hastalıklarının (KAH) en sık sebebi olarak gözlenen
atherosklerozun öncül lezyonları yağ toplanmaları (fatty streak) ve fibröz
plaklardır. Yağ birikimleri atherosklerozun en erken bulgusudur ve 3 yaşın
altındaki
çocuklarda
dahi
gözlenmiştir.
Bunlar
mikroskobik
olarak
incelendiğinde köpük görünümü veren intrasellüler lipidlerle dolu geniş
2
hücrelerin (foam cells) subendotelyal toplanmasıyla karakterlidir. Köpük
hücrelerinin bir kısmı düz kas orijinli olsa da büyük kısmı esas olarak lipidlerle
yüklü makrofajlardır. Fibröz plak ise atherosklerozun en önemli patolojik
lezyonudur ve hastalıkta görülen klinik bulguların da kaynağıdır. Mikroskobik
olarak fibröz plaktaki değişikliklerin çoğu intimal tabakada meydana gelir ve
burada monosit, lenfosit, köpük hücreleri ve bağ dokuların toplanması vardır.
Yağ izlerinden farklı olarak, fibröz plak içindeki köpük hücrelerinin çoğu düz
kas kökenlidir. Fibröz plaklar damarlar boyunca homojen olarak dağılmazlar.
En sık abdominal aortada yerleşirler (1).
Ateroskelerozda Risk faktörleri Nelerdir?
Yaş; önemli bir etkendir. Ateroskleroz genellikle arteriyal lezyonların
organ hasarlarına yol açar. Orta yaş ve sonrasında daha çok görülür. 40
yaşından 60 yaşına kadar ateroskleroza bağlı oluşan miyokardiyal infarktüs
insidansı 5 kat artar. Aterosklerozun orta yaşlı erişkinlerde daha yaygın
olması gençlerde görülmeyeceği anlamına gelmez. Yapılan bazı otopsi
sonuçlarına göre gençlerde de bu tip lezyonlara rastlanmıştır. Hatta
doğumdan hemen sonra da gelişmeye başladığı yolunda görüşler de vardır.
Cinsiyet; Erkekler kadınlara göre 3-6 kat daha fazla ateroskleroza
eğilimlidirler. Erkeklerde 55, kadınlarda ise 45 yaşından sonra risk faktörleri
artar. Menopoz öncesi kadınlarda ateroskleroz son derece nadirdir.
Kadınlarda östrojen ve öteki eşey hormonlarının ateroskleroza karşı
koruyucu rolü olduğu düşünülmektedir. Menopoz sonrası ise iki cins arasında
risk eşitlenir. Östrojen salgılarının azalması ateroskleroza bağlı hastalıkların
insidansını artırır.
3
Kalıtım; ateroskleroz üzerinde etkileri tespit edilmiştir. Ateroskleroza
neden olan bazı etkenlerin( hipertansiyon, diabetes mellitus) ailevi eğilim
göstermesi kalıtımın aterosklerozla ilgili olduğunu düşündürmüştür. Ailesinde
erken ateroskleroz gelişen kişilerde erken koroner ateroskleroz riski 12 kat
daha fazladır.
Sigara iyi bilinen bir risk faktörüdür. Sigara:
Endotel fonksiyonunu bozar,
HDL seviyelerini düşürür,
Kolesterol seviyesini ve tansiyonu yükseltir.
Fibrinojen düzeylerini ve trombosit fonksiyonlarını artırır.
CRP düzeylerini artırır(2).
Damarsal Faktörler: Atherosklerotik daralma, yetersiz kollateral dolaşım,
emosyonel durum, soğuk, üst gastrointestinal hastalık veya sigara içimine
bağlı refleks daralma.
Kan Faktörleri: Anemi, hipoksi (yetersiz oksijenlenme), polisitemi.
Dolaşım Faktörleri: Aritmi, kanama ve kan basıncında düşme, aort
darlığı veya yetmezliğine bağlı koroner arterlerin doluş basınçlarının
azalması veya koroner arter spazmına bağlı myokarda oksijen sunumunun
azalması(1).
Koroner kalp hastalığıaşağıdaki klinik şekillerden biriyle karşımıza
çıkabilir:
1- Asemptomatik KAH (sessiz iskemi)
2- Ani ölüm
3- Stabl angina pectorisi
4- Unstabil angina pectoris
4
5- Akut MI (kalp krizi)
6- Kalp yetmezliği
7- Kalp aritmileri veya ileti defektleri
Normal kalpte myokardın oksijen gereksinimini koroner arterlerin
taşıdığı kan karşılar. Kuvvetli egzersizde kalbin metabolik ihtiyaçları
arttığında bile, myokard hücrelerine oksijen gelişi devam eder ve denge
korunur. Koroner arterlerin taşıdığı kan miktarını; damarsal faktörler, kana ait
faktörler ve dolaşım faktörleri belirler(1).
2.1.1. Anjina Pektoris
Angina pectoris sıkıkla atherosklerotik kalp hastalığına bağlı olarak
ortaya çıkar. Lezyon bölgesinde veya normal damarlarda damar spazmı
sonrasında da gelişebilir. Angina pectoris teşhisi esas olarak hikayeye
dayanır ve çok subjektiftir. Angina sıklıkla egzersizle gelişir ve dinlenme ile
yatışır.
Yemek
sonrası,
heyecanlanma
veya
soğuğa
maruz
kalma
durumlarında da angina tetiklenebilir. Hastalar genellikle anginayı ağrı olarak
değil göğüste sıkışma ve basınç hissi, yanma veya hazımsızlık olarak
tanımlarlar. %90 oranında sternum ortasından başlayan ve sola genelliklede
sol kola ve omuza yayılan ağrı şeklinde tarif ederler. Angina kısa sürelidir ve
rahatsızlık kalmadan tamamen geçebilir(1).
2.1.2. Akut Myokard İnfarktüsü:
Uzamış iskemi sonrasında gelişen geri dönüşümsüz kalp kası
nekrozudur. Genellikle belirtisi olmayan kişilerde akut olarak ortaya çıkan bir
olaydır. Daha sık dinlenirken ortaya çıkar. Mediasteriumda ağrı angina
karakterindedir ancak genellikle daha şiddetli yaygın ve uzun sürelidir (30
5
dk.dan fazla). Devamlı ve sıkıştırıcı bir vasıftadır. En sık görüldüğü zaman
sabah saat 6 ile öğlen arasındadır. Ağrının yanında terleme, çarpıntı
(taşikardi) ve bazen yandaş vagal stimülasyon bulguları olan bulantı, kusma
da olaya eşlik edebilir(1).
2.1.3. Konjestif kalp yetmezliği
Kalbin
dokularının
sağlayamamasını
yansıtan
metabolik
klinik
gereksinimini
bir
karşılayacak
sendromdur.
Konjestif
kanı
kalp
yetersizliğinde, hem sistemik yetersiz kanlanmaya ve bu nedenle oluşan
kompansatuvar nörohormonal mekanizmalara, hem de gönderilemeyen kan
nedeniyle oluşan venöz konjesyonlara bağlı klinik bulgular ortaya çıkar.(3)
Kalp yetersizliği klinik bulgularının çoğu, aşırı venöz yüklenme ve/veya düşük
kardiyak debi ve kompanse etmek için oluşan mekanizmaların yan etkileri ile
izah edilir. Klinikte çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Kalp yetersizliği
bulguları, sağ ve sol kalp yetersizliği olarak ikiye ayrılabilir.
Sağ kalp yetersizliği bulguları: Sistemik venöz dolgunluk, plevral
effüzyon, perikardiyal effüzyon, hepatomegali, splenomegali, ödem, asittir.
Sol kalp yetersizliği bulguları: Halsizlik, yorgunluk, eforla gelen dispne,
ortopne, kardiyak astma, pulmoner ödem, kronik öksürük, raller, gallo ritmi ve
pulsus alternanstır. Ancak olguların büyük bir kısmında iki taraflı yetersizlik
birlikte bulunur ve bu bulguları birbirinden ayırmak çoğu kez mümkün
değildir.
2.1.4. Aritmi
Kalbin elektriksel sisteminin her türlü bozukluğudur. Tanı için
elektrokardiyogramdan yararlanılır. Kalpte doğuştan olan bozukluklara bağlı
olabileceği gibi sonradan gelişsen hastalıklara da bağlı olabilir.
6
Aritmilerin sınıflandırılması(elektrofizyolojik)

UYARI BOZUKLUKLARI
a) Nomotop uyarı bozuklukları

Sinüs aritmisi

Sinüzal bradikardi

Sinüzal taşikardi

Hasta sinüs sendromu (Sick sinüs Syn.)
b) Heterotrop uyarı bozuklukları ( supra-ventriküler veya ventriküler )
1) Pasif heterotropi
Escape ritmler (atriyal, AV nodal, ventriküler otomatisite )
2) Aktif heterotropi

Supraventriküler taşikardiler

Atriyal fibrilasyon/flatter

Erken ektopik atımlar (Ekstrasistoller)

Ventriküler taşikardi

Ventriküler fibrilasyon

İLETİ BOZUKLUKLARI

Sinoatriyal bloklar

Atriyoventriküler bloklar

İntraventriküler bloklar

PREEKSİTASYON SENDROMLARI

KARDİYAK ARREST (4)
2.2.
Hipertansiyon
7
Hipertansiyon, bir kan basıncı regülasyonu bozukluğudur. Sistemik
kan basıncını belirleyen ve birbiriyle etkileşen birçok faktör olması nedeniyle
hipertansiyondan sorumlu tek bir etiyoloji veya patofizyolojik mekanizma
yoktur. Bu nedenle primer hipertansiyon olarak adlandırılır (5).
Kan basıncının kontrolü böbrekler, santral sinir sistemi, periferik sinir sistemi,
vasküler endotel ve adrenal gland arasındaki karmaşık etkileşimle sağlanır.
Bu heterojenik hastalık durumunda farklı hipertansif kişilerde kan basıncı
yükselmesine neden olan patofizyolojik mekanizmalar içinde farklı faktörlerin
bir etkileşimi vardır(21).
8
3.KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARDA RİSK FAKTÖRLERİ
Dünya sağlık örgütü raporlarına göre 1995 yılında dünyadaki ölüm
olaylarının %20si (14 milyon insan) kardiyovasküler hastalıklara bağlı olarak
gerçekleşmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde bu oran %50’ye çıkmaktadır (6).
Türkiye’de 1990 yılında başlamış ve düzenli olarak sürdürülen eşsiz
bir kardiyovasküler tıp projesi olan Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk
Faktörleri (TEKHARF) çalışmalarına göre ülkemizde yaşı 20’nin üzerinde
olan her bin erkekten 90’nında ve kadınların da 71’inde kalp ve damar
hastalığı mevcuttur. Kalp damar hastalığı dağılımında Karadeniz ve Doğu
Anadolu bölgelerinin başı çektiği; genetik faktörlerden çok beslenme
alışkanlıklarının bu dağılımda etken olduğu; sigara içme, yüksek kolesterol
düzeyi, yüksek tansiyon, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, kötü
beslenme alışkanlıkları gibi risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla kalp
damar hastalıklarının gelişiminin engellenebileceği ya da en azından yavaşlatılabileceği bildirilmiştir(8).
Risk faktörleri şöyle sıralanabilir;
1. Yaş: Erkeklerde 45 yaşın üstü, kadınlarda 55 yaşın üstü veya erken
menapoz risk kabul edilir. TEKHARF kohortunda diğer faktörlerden bağımsız
olarak, her yaşın KKH olasılığını erkekte %6.1, kadında %6.6 yükselttiği
gösterilmiştir. Bu demektir ki, her on yıl yaşlanma KKH olasılığını Türk
erkeğinde 1.8 kat, kadınında 1.9 kat artırmaktadır(32).
2. Cinsiyet: Genç erkeklerde koroner arter hastalığı morbidite ve mortalitesi
kadınlardan 4-5 kat fazlayken ileri yaşlarda bu fark azalmaktadır. Benzer
şekilde 65 yaş altında felç riski erkeklerde 2 kat fazladır (Rosengren ve ark.,
2009). Kadınlarda menapozla beraber östrojen seviyeleri düşmekte, koroner
9
kalp hastalığı insidansında belirgin bir artış olmaktadır. Premenapozal
dönemde ise koroner kalp hastalığı nadirdir. Östrojen HDL kolesterolü arttırır,
LDL kolesterol ve lipoprotein(a) seviyeleri ile küçük yoğun LDL partiküllerini
azaltır.
Koroner
vazodilatasyona
sebep
olur,
anjiyogenezi
tetikler,
antioksidandır, intimal hiperplaziyi ve düz kas hücre göçünü önler.
Koagülasyon parametreleri ve fibrinolitik sistem üzerine olumlu etkileri vardır
(Maron ve ark., 2008)(34).
3. Aile öyküsü: Birinci derece akrabalarda prematür ateroskleroz öyküsü
(erkeklerde <55 yaş, kadınlarda <65 yaş) gelecekteki kardiyovasküler olaylar
için önemli bir öngörücüdür. Framingham Offspring Çalışması’na dahil edilen
hastalarla
yapılan
bir
analizde
ebeveynlerin
birindeki
prematür
kardiyovasküler hastalık öyküsü kardiyovasküler riski 2,3-2,6 kat arttırmaktaydı (Lloyd-Jones ve ark., 2004). Hatta prematür olmayan koroner kalp
hastalığı aile hikayesi de koroner kalp hastalığı riskini 1,73 kat arttırmaktadır
(Hawe ve ark., 2003). Prematür ateroskleroz öyküsü ne kadar fazla yakın
akrabada mevcutsa, ne kadar erken yaşta ortaya çıkmışsa ve ne kadar
genetik olarak yakın akrabada oluşmuşsa risk de o ölçüde artmaktadır
(Rissanen, 1979)(34).
4. Sigara kullanımı: Sigara kullanımı özellikle genç bireylerde ve kadınlarda
artış göstermektedir. Sigara ile ilişkili ölümlerin yaklaşık %35-40’ını iskemik
kalp hastalığı oluşturmaktadır (Ridker ve Libby, 2008). Sigara gibi puro ve
pipo içimi de koroner kalp hastalığı riskini arttırmaktadır. Filtrelerin riski
azalttığı gösterilememiştir (Maron ve ark., 2008). Pasif içicilik de koroner
dolaşımda endotel disfonksiyonuna neden olarak sigara kullanmayanlara
kıyasla koroner kalp hastalığı riskini 1,25 kat arttırmaktadır (He ve ark.,
10
1999). Tüketilen sigara miktarı arttıkça risk de artmaktadır. Yaş, cinsiyet ve
ırktan bağımsız olarak sigara ile koroner kalp hastalığı arasında güçlü bir
doz-risk ilişkisi saptanmıştır (U.S. Department of Health and Human
Services, 2004). Sigara sadece miyokart enfarktüsü riskini değil ani ölüm,
periferik arter hastalığı, felç ve aort anevrizması riskini de arttırmaktadır
(Ridker ve Libby, 2008)(34).
5. Hipertansiyon: Framingham Kalp Çalışması’na dahil edilen hastalarla
yapılan bir analizde optimal kan basıncına kıyasla yüksek-normal kan basıncı
değerleri (130-139 mmHg aralığındaki sistolik kan basıncı, 85-89 mmHg
aralığındaki diyastolik kan basıncı veya her ikisi) kardiyovasküler hastalık
riskini kadınlarda 2,5 kat, erkeklerde 1,6 kat arttırmaktaydı (Vasan ve ark.,
2001). Sistolik ve diyastolik kan basınçları arasındaki fark olarak tanımlanan
nabız basıncı da bağımsız olarak kardiyovasküler olaylarda öngörücüdür.
Nabız basıncındaki her 16 mmHg artış, konjestif kalp yetersizliği riskinde
%55 artışa sebep olmaktadır (Haider ve ark., 2003). Antihipertansif ilaçlarla
yapılan çalışmaların meta-analizi, tedavi ile kan basıncındaki düşmenin felç
riskinde %38, koroner kalp hastalığı riskinde %16, vasküler mortalitede %21
azalma sağladığını göstermiştir (Collins ve MacMahon, 1994)(34).
TEKHARF
bakıldığında,
çalışmasına
obeziteden
sonra
göre,
en
cinsiyet
sık
ayrımı
rastlanan
risk
yapılmaksızın
faktörü
olan
hipertansiyona, çoğu kez diğer risk faktörleri de eşlik etmektedir. Son yıllarda
yapılan bir çalışmada, bir risk faktörü olarak hipertansiyonun tek başına
bulunduğu olguların tüm hipertansiyonlu olguların beşte birinden daha az
olduğu gözlenmiştir. Geri kalan %80’ine ise sırası ile hiperkolesterolemi,
obezite ve sigara gibi bir ya da daha fazla risk faktörü eşlik etmektedir(35).
11
Ülkemizde
15-16
milyon
insanın
hipertansiyonlu
olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak ne yazık ki bunların yarıdan azı kan basınçlarının
yüksek olduğunun farkındadır. İlaç kullananların ve hele de kan basınçlarını
kontrol altında tutanların oranı ise %10’nun altındadır(35).
6. Hiperlipidemi: Yüksek kolesterol seviyeleri gelecekteki kardiyovasküler
olaylar için kuvvetli bir öngörücüdür. Genetik bozukluklara bağlı olarak çok
yüksek LDL kolesterol seviyeleri olan bireylerde prematür aterosklerotik
hastalıklar görülmektedir (Goldstein ve ark., 1983). Yüksek LDL kolesterol
düzeyleri LDL partiküllerinin damar çeperinde birikmesine, oksidasyonuna ve
inflamatuvar mediatörlerin salgılanmasına neden olarak aterosklerozun ana
unsuru olan kronik inflamatuvar süreci başlatmaktadır (Maron ve ark.,
2008)(34).
7. Hareketsizlik: Egzersiz miyokart oksijen gereksinimini azaltır, C-reaktif
protein düzeylerini azaltarak vasküler inflamasyonu düzeltir, obezite ve
diabetes mellitus riskini azaltır. Endotel disfonksiyonunu ve insülin direncini
iyileştirir,
platelet
agregasyonunu
azaltarak
ve
fibrinolizisi
arttırarak
prokoagülan sistemi düzenler, kan basıncını düşürür (Thompson ve ark.,
2003). Dislipidemiyi düzeltir. Özellikle HDL kolesterol seviyesini yükseltir,
trigliserid seviyesini düşürür. LDL partiküllerinin büyüklüğünü arttırır (Kraus
ve ark., 2002). Anjiyografik olarak saptanmış koroner aterosklerozun
ilerlemesini
yavaşlatır
(Fletcher
ve
ark.,
1996).
Egzersiz
tüm
bu
mekanizmalarla kardiyovasküler riski azaltmaktadır(34). Haftada en az 3 gün
ve günde en az 30 dakika egzersiz önerilmektedir(7).
8. Diabetes mellitus :Yürütülen TEKHARF çalışmasına göre cinsiyet, yaş,
bel çevresi, total kolesterol, hipertansiyon ve sigara içim durumunun girdiği
12
bir lojistik regresyon modelinde, tip 2 diyabet KKH gelişmesi açısından,
erkeklerde 1.70'lik bir nisbi risk ile anlamlı düzeye kavuşmazken, kadınlarda
nisbi risk 2.06 (%95 GA 1.19; 3.56) bulunmuştur. Diğer bir deyişle, diyabet
hastası olan kadınlarda , gelecekte koroner kalp hastalıkları görülme riski
abdominal obeziteden de bağımsız biçimde öngörülebilir, ancak erkekler için
aynı durum sözkonusu değildir. (32).
9. Kilo: Azalan fiziksel aktivite ile yanlış ve olumsuz beslenme alışkanlıkları
sonucu
oluşan
fraksiyonlarındaki
obezitenin,
istenmeyen
hipertansiyon,
diyabet
değişikliklerden
ve
kan
sorumlu
lipid
olduğu
bildirilmiştir(33).
10. Stres: Mental stres adrenerjik stimülasyon, miyokart oksijen ihtiyacının
artması, koroner vazokonstriksiyon, platelet ve endotel disfonksiyonu, malign
aritmilerin
tetiklenmesi
gibi
mekanizmalarla
kardiyovasküler
riski
arttırmaktadır Benzer şekilde iş stresi de bu riski arttırmaktadır .Yapılan bir
meta-analizde, klinik olarak depresyonu olan hastalarda koroner kalp
hastalığı oluşma riskinin diğer faktörlerden bağımsız olarak 2,6 kat arttığı
saptanmıştır . Düşük sosyoekonomik düzey de farklı mekanizmalarla (sigara,
hipertansiyon, obezite, sedanter yaşam gibi risk faktörlerinin fazla olması,
sağlık hizmetlerine ulaşmada zorluk, eğitim eksikliği, sağlıksız beslenme ve
psikososyal stres) kardiyovasküler risk artışına sebep olmaktadır (34).
4. PERİODONTİTİS VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIK
13
Periodontal hastalık, dişleri destekleyen kemik ve dişeti dokularının
yıkıma uğradığı kronik bir inflamasyondur. Periodontal hastalık terimi
gerçekte klinik, bakteriyel, biyokimyasal ve immünolojik özellikleri açısından
birbirinden oldukça farklı birden çok hastalığı içermektedir ve günümüzde
hala insanlarda en sık gözlenen kronik hastalıklardan biri olmaya devam
etmektedir(20).
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de periodontal hastalık prevalansı
yüksektir. Periodontal hastalık yaşla artar. Erişkin diş kayıplarının başlıca
nedenidir. 2004 yılı Türkiye ağız diş sağlığı profiline göre 35-44 yaş grubunun
% 15.7’sinin, 65-74 yaştakilerin % 14.3’ünün periodontal dokuları sağlam; 3544 yaş grubunun % 2.6’sının ve 65-74 yaşındakilerin ise yarısına yakını (%
48) dişsizdir. En dikkat çekici bulgu, bireysel hijyen alışkanlıklarının yetersiz
olduğunun açık bir göstergesi olarak her iki grupta çok yüksek (% 62.6 ve %
54.8) diş taşı olmasıdır(12).
Periodontal hastalık aynı zamanda bir biyofilm infeksiyöz hastalığı
olarak kabul edilir(22). Periodontal hastalıklarla ilişkili bakteriler periodontal
ceplerde ve sement yüzeylerinde subgingival plak biyofilmi oluşturur.
Subgingival
plakta
yaklaşık
500
farklı
bakteri
türü
bulunabileceği
hesaplanmıştır.
P.gingivalis,
T.forsythia,
Fusobacterium
nucleatum,
Prevotella
intermadia ve Aggregatibacter actinomycetemcomitans gibi periodontal
bakteriler
karotis,
koroner
ve
aort
ateromatöz
plaklarında
saptanmaktadır(12).
Periodontitis
ve
sklerotik
kardiovasküler
hastalık
arasındaki
ilişkinin
mekanizması şu şekildedir:
14
Periodontitisin endotoksinler ya da akut faz reaktanlarının salınımı yoluyla
enflamatuvar cevabı uyararak aterosklerozu arttırabildiği bildirilmiştir(17)
Birçok araştırma sonucu iki muhtemel mekanizmayı desteklemektedir.
1.Periodontitis diğer bütün kronik enflamutar hastalıklar gibi sistemik
enflamasyonun seviyesini yükseltir. Periodontitis nedeniyle oluşan sistemik
bakteriyel etkinin göstergelerinden biri C-reaktif proteindir. Artmış hsCRP
seviyesi de bunun bir göstergesidir. Periodontitisin tedavisi; hastalığın klinik
bulgularını azalttığı gibi sistemik enflamasyonun markerlarında da düşüş
sağlar.
Şekil 1. Periodontal hastalığı koroner kalp hastalığına bağlayan yaygın
mekanizma (14).
15
2. Tedavi edilmemiş periodontitiste herbir periodontal cep içerisinde 1081012 arasında Gram negatif bakteri bulunmuştur. Sık bulunan bakteriler
ateromda da bulunmaktadır.(13)
Syrjanen ve ark. yakın zamanda kalp krizi geçirmiş bireylerde, ağız
sağlığı düzeyinin kontrol grubundakilere nazaran daha kötü olduğunu
gözlemlemişlerdir. Bu araştırmalarda iki hastalık grubu için ortak risk
faktörlerine de dikkat çekildiğinde; ilerlemiş yaş, cinsiyetin erkek olması,
sigara içmek, DM ve düşük sosyoekonomik statü her iki hastalık için de risk
faktörü oluşturmaktadır(29).
Deneysel veriler ligatür kaynaklı periodontitisin arteriyel hipertansiyon
ile şiddetlendiğini bildirmiştir. Angeli ve ark.(18) tedavi edilmemiş esansiyel
hipertansiyon hastalarında sol ventriküler kütle ve periodontitis arasındaki
ilişkiyi araştırmışlar ve sol ventriküler kütlenin hipertansiyonlu bireylerin
yaklaşık üçte birinde arttığını bildirmişlerdirAraştırıcılar periodontitis ve sol
ventriküler kütle arasındaki bir ilişki bulunduğunu ve sistolik kan basıncının
periodontitis şiddeti ile artış gösterdiğini ifade etmişlerdir (17,18).
İki hastalık arasındaki direk olmayan ilişki ise; iki hastalığın da ortak
risk faktörlerini paylaşmasıdır. Sigara kullanımı bunlardan bir tanesidir.
Sigara
kullanımına
ek
olarak
aşağıda
sayılan
risk
faktörleri
hem
kardiyovasküler hastalıklarda hem de periodontitiste görülmektedir:
a) Diabet; periodontitis tedavisinin Tip 1 ve Tip 2 diabetli hastalarda
kardiyovasküler hastalık riskini düşürdüğüne dair bir çalışma yoktur.
b) Obezite; artmış TNF-a’yla karakterize sistemik enflamasyon, obezite ve
periodontitiste de artmaktadır. Bu da iki hastalık arasındaki ilişkiyle
bağdaştırılır.
16
c) Lipidler; bir olgu kontrol çalışmasında periodontitis artmış plazma
trigliseridleri ve total kolestrol oranıyla bağdaştırılır. Amerika’da yapılan bir
epidemiyolojik çalışmada periodontitisli bireylerde artmış serum kolestrol,
CRP ve fibrinojen seviyesi bulunmuştur. Japonya’da ve Almanya’da yapılan
diğer
çalışmalarda
periodontitisli
bireylerde
dislipidemi
oranı yüksek
bulunmuştur.
d) Hipertansiyon; İsveç’te yapılan bir epidemiyolojik çalışmada (4000’in
üzerinde hastada) periodontitisli bireylerde artmış hipertansiyon oranı
görülmüştür. Amerika’da yapılan araştırmalarda da hipertansiyonlu bireylerde
kemik kaybının arttığı görülmüştür. Yine de hipertansiyonun periodontitis için
bir risk faktörü olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. Hipertansiyonda ve
prehipertansiyonda artan hsCRP oranı sistemik enflamasyon oluşturduğunun
bir göstergesidir (13).
Paunio ve arkadaşlarının(30) yürüttüğü bir araştırmada yaşları 45 ile
60 arasında değişen 1384 erkek hasta üzerinde, koroner arter hastalığına ait
konvansiyonel risk faktörleri ile birlikte eksik diş sayısı da değerlendirilmiştir.
Sonuçlar diş sayısının sigaradan daha etkili bir risk faktörü olduğunu ortaya
çıkarmıştır.
Li ve arkadaşlarının 2002 yılı, Lalla ve arkadaşlarının 2003 yılı
çalışmaları intravenöz P. Gingivalis inokülasyonu yapılan sıçanlarda
arterosklerotik gelişimin hızlandığını göstermektedir.
17
5.
KARDİYOVASKÜLER
HASTALIK
TEDAVİSİNDE
KULLANILAN
İLAÇLAR
5.1. Konjestif kalp yetmezliğinde kullanılan ilaçlar
Kalp glikozitleri
Konjestif kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bitkisel kaynaklı
ilaçlardır. Bazı kara kurbağalarının derisinde de kardiyoaktif maddeler
bulunur. Bu grup ilaçlara kardiyotonik glikozid, kardiyoaktif heterozid, veya
digitalis (dijital) adı da verilmektedir.Başlıca kalp glikozidleri Digitoksin,
Digoksin, Lanatosid C ve Uvabaindir.
Amrinon
Kalbin kasılma gücünü artırır. Vazodilatör etkisi vardır. Kan basıncını
düşürebilir. İ.v. yolla kullanılır. Yan etki olarak aritmi, trombositopeni, sindirim
sistemi ve karaciğer bozuklukları yapar.
Diüretikler
Vücuttan su ve tuz kaybına yol açarak ödemin çözülmesini sağlarlar.
Böylece kalbin yükü azalmış olur. Konjestif kalp yetmezliği tedavisinde,
başlangıçta etkinlikleri orta derecede olan tiazid veya tiazid-benzeri diüretikler
tercih edilir. Spironolakton veya triamteren ile kombine olarak kullanılabilirler.
Bunlar tiazidlerin etkilerini potansiyalize eder ve onların hipokalemi
yapmasını engelleyebilirler.
Alfa Adrenerjik Reseptör Blokörleri
Vazodilatasyon yaparak kalp fonksiyonunun düzelmesine yardımcı
olurlar.
Vazodilatörler
18
Kalp yetmezliği sırasında sempatik sistem aktive olmakta ve damarlar
daralmaktadır. Böylece kalbin yaptığı iş daha da artmaktadır. Bu yüzden
vazodilatör ilaçlar kalp yetmezliği tedavisinde kullanılabilmektedir. Örneğin;
Dopamin, Dobutamin, Kaptopril, Hidralazin, Prazosin, Nitratlar ve Nifedipin.
5.2. Aritmi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
5.2.1. Taşiaritmilerin Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
Kinidin (Kardiokin, Taşikardin)
Yüksek konsantrasyonlarda kinidin kalp hücrelerine direkt etki gösterir.
Oysa düşük konsantrasyonlarda indirekt (antikolinerjik etki) etkilidir. Bu iki
etki, bazı durumlarda birbiriyle çelişir.
Prokainamid (Pronestyl)
Kalp üzerine etkileri kinidine benzer. Oral, i.v. veya i.m. yolla
kullanılabilir. Karaciğerde metabolize edilir ve böbreklerle atılır. Böbrek
yetmezliğinde toksisitesi artar.
Dizopiramid (Norpace)
Atropin-benzeri etkisi vardır. Oral yolla kullanılır. Yan etkileri kinidinden
daha azdır. Kalp üzerine gösterdiği yan etkiler, iletim bozukluğu, konjestif
kalp yetmezliği ve hipotansiyondur. Bunun yanında antikolinerjik yan etkileri
(ağız kuruluğu, kabızlık, bulanık görme, idrar
retansiyonu gibi) de vardır.
Lidokain (Aritmal)
Lokal anestezik etkili bir ilaçtır. Sinüs düğümünü pek fazla etkilemez.
Purkinje lifleri ve atriyum kasındaki otomatisiteyi deprese eder. Karaciğerden
ilk geçişi sırasında önemli ölçüde metabolize edilir. Bu nedenle oral yolla
kullanılmaz. Dar spektrumlu bir antiaritmiktir. Açık kalp ameliyatlarında, digital
19
zehirlenmelerinde ve myokard infarktüsünde i.v. veya i.m. yolla kullanılır. Etki
süresi kısa olduğundan i.v. infüzyon şeklinde verilebilir. Tedavi dozlarında
yan etkileri daha azdır. Etkin plazma konsantrasyonu 2-6 µg/ml dir. Bu sınır
aşılırsa önce santral sinir sistemi ile ilgili yan tesirleri ve sonra da kalp ile ilgili
yan tesirleri ortaya çıkar. Yüksek dozlarda uyuşukluk, işitme kaybı,
konvülsiyonlar, solunum durması ve koma gelişebilir.
Lokal anestezik olarak kullanılması gereken ve adrenalin veya diğer
bir vazokonstriktör ilaç içeren Lidokain müstahzarları antiaritmik olarak
kullanılmamalıdır.
Fenitoin (Epdantoin)
Epilepsi tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Ancak kalp üzerine de
lidokain gibi etki gösterir.Önce dikkatli bir şekilde i.v. veya oral yoldan
yükleme dozu (total 500 mg kadar) verilir. Daha sonra idame doza geçilir ve
oral yolla uygulanır.
Propranolol (Dideral)
Beta adrenerjik reseptör blokörüdür. Sinüs düğümündeki beta
reseptörleri bloke ederek bradikardi yapar. Purkinje liflerindeki otomatisiteyi
de deprese eder. Bazı atriyal ve ventriküler aritmilerin tedavisinde oral veya
i.v. yolla kullanılabilir. Yan etki olarak hipotansiyon, kalp yetmezliğine eğilim
yapabilir ve astmalılarda bronkospazm gelişebilir. İlaç birden kesilmemelidir.
5.2.2. Bradiaritmilerin Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
Atropin:
Parasempatolitik bir ilaçtır.SA ve A-V düğüm üzerindeki vagal tonusu
ortadan kaldırır ve kalbi hızlandırır. İ.v. veya s.c. 0.6 mg dozda kullanılır. Oral
yolla da verilebilir.
20
5.3. Angina Pektoris Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
Nitritler:
Nitritler kullanılma amaçlarına göre ikiye ayrılabilir:
■ Angina nöbeti sırasında veya nöbetten hemen önce kullanılanlar (kısa
etkililer):
Nitrogliserin (Tirinitrine),İzosorbid Dinitrat(Isordil) ve Amilnitrit (Vaporale).
■ Nöbeti önlemek için devamlı kullanılanlar (uzun etkililer): Pentaeritrol
Tetranitrat (Eritrat), Eritritil Tetranitrat (Cardilate).
Beta Blokerler:
Propranolol (Dideral, İnderal): Kalpteki beta reseptörleri bloke ederek
kalbin sempatik yolla uyarılmasını azaltır. Kalbin kasılma gücünü azaltır.
Özellikle ekzersiz sırasında kalbin atış hızını azaltır. Sonuç olarak hem
ekzersiz hem de istirahat sırasında kalbin oksijen ihtiyacı azalır (9).
Kalsiyum Kanal Blokerleri:
Verapamil (Isoptin), Nifedipin (Adalat, Nidilat) ve Nitrendipi (Baypres)
güçlü terapötik etkinliği olan antianginal ilaçlardır. Bu ilaçlar kalp kası ve
damar düz kaslarında Ca++ un hücre içine girişine engel olurlar. Serum
kalsiyum konsantrasyonunu değiştirmezler. Koroner damarları genişletirler
(9).
5.4.Antihipertansifler
1)Diüretikler:
Furosemid, Bumetanid, Hidroklorotiyazid, İndapamid, K+ tutan diüretikler(
Spiranolakton, Triamteren, Amilorid)
2) Sempatolitikler:
MSS’ne etki edenler: Metildopa, klonidin, guanabenz
21
Gangliyonlara etkili olanlar: Trimetafan
Sempatik sinir ucuna etki edenler: Guanetidin, rezerpin
Alfa adrenoseptör blokörleri: Fenoksibenzamin, fentolamin, prazosin,
doksazosin, tremazosin
Beta adrenoseptör blokörleri: Propranılıl, atenolol, labetolol,
metoprolol, nadolol, pindolol, timolol
ACE inhibitörleri: Kaptopril, benazepril, enalapril, fosinopril,
lizinopril, ramipril
Anjiyotensin antagonistleri: Losartan, eprosartan, valsartan,
iebesartan, kandesartan, telmisartan
Ca2+
kanal
blokerleri:
Verapamil,
diltiyazem,
nifedipin,
nikardipin,
amlodipin, isradipin, felodiopin
Direk etkili vazodilatatörler: Hidralazin, nitroprusid, minosidil, papaverin,
siklandelat, izoksuprin, bametan, nikotinik asit, pentoksifilin(10).
İlk seçenek ilaçlar (ABCD)
Ace inhibitörleri
Renin anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS) vücutta bircok dokuyu
etkileyen kompleks bir endokrin sistemdir(16).
Beta blokerler
Beta-blokerlerin temel etki mekanizması beta-adrenoreseptorleri
bloke ederek kalp hızında ve debisinde azalma, miyokard kontraktilitesinde
ve periferik vasküler dirençte azalma, renin salınımının inhibisyonu, kavşak
öncesi beta reseptörlerini etkileyerek nörepinefrin salınımını azaltmak ve
egzersizle oluşan katekolamin yanıtını azaltmak olarak sıralanmaktadır (15).
Yan etkileri: Kesilme sendromu, sinirlilik, anjina, taşikardi, periferik vaküler
22
rezistansta artış, vasküler yetersizlik, astım ve DM kontrolünde bozulma,
plazma Tg konsantrasyonunda artış ve HDL konsantrasyonunda azalma
(propranolol) MSS: Bitkinlik, mental depresyon, uykusuzluk, kabus görme.
GİS: Diyare, kabızlık, bulantı, kusma olarak sıralanabilir(16).
Kalsiyum kanal blokerleri
Kalsiyum
kanal
blokerleri
fenilalkilaminler
(verapamil),
benzodiyazepinler (diltiazem) ve dihidropiridinler (nifedipin ve benzerleri)
olarak sınıflandırılmaktadır. Dihidropiridin grubundan olmayan diltiazem ve
verapamilin sinoatrial ve atriyoventrikuler duğum üzerine olan etkileri daha
belirgin iken, dihidropiridin grubundakilerin vaskuler etkileri on plandadır(15).
Yan etkileri: Başağrısı, halsizlik, başdönmesi, flushing ve periferik ödem yan
etkilerinden bir veya fazlası görülebilir. Kabızlık, Parotitis ( sublingual
nifedipin ve nikardipin) Tat alma bozukluğudur ( nifedipin) (16).
Diüretikler
Vücuttan su ve tuz atılımını artırır, ayrıca tiazidler arteriolleri gevşetir ve kan
basıncını düşürürler. Furosemid, etakrinik asid ve bumetanidin diüretik etkileri
daha
güçlüdür, ancak
antihipertansif
etkileri
düşüktür.
Yan
etkileri:
hiponatremi, hipokalemi, hiperürisemi (gut) hiperlipidemi ve hiperglisemidir
(10,9,16).
5.5. Hipolipidemik İlaçlar
Hiperlipidemi,
bir
metabolizma
hastalığıdır
ve
kanda
çeşitli
lipoproteinlerin düzeyi yükselmiştir. Lipoproteinler yağ ve protein bileşimleridir
ve karaciğerde yapılırlar. Hipolipidemik ilaçlar arterlerde ateroskleroz (damar
sertliği) gelişmesini yavaşlatmak ve özellikle koroner kalp hastalığı riskini
azaltmak için kullanılır.
23
Niasin (Nikotinik Asid) (Niconacid, Ronicol)
Lipoprotein sentezini azaltarak etki gösterir. P.o. 3-6 g dozunda
kullanılır.
Neomisin (Bycomycin)
Bir antibiyotiktir. Kendisi barsaktan emilmez ve kolesterolün de
emilmesini engeller. P.o.0.5-2 g dozunda kullanılır.(9)
5.6. Antikoagülan İlaçlar
Pıhtılaşma faktörlerinin sentezini bozarak
etkinliğini
artırırlar.
Pıhtılaşma
faktörlerinin
antikoagülan faktör
etkinliğini
bozarak
kanın
koagülasyon yeteneğini azaltırlar.(11)
5.6.1.Heparin (Liquemine, Panheprin)
Fibrin oluşmasını engeller ve yara iyileşmesini geciktirir. Trombin
sentezini azaltarak etkinliğini gösterir. Sadece parenteral yolla kullanılır.
Venöz trombus profilaksisinde, açık kalp ameliyatlarında ve hemodiyaliz
sırasında kullanılır.
5.6.2. Oral Antikoagülanlar
Etkileri ilaç verilmeye başladıktan 2-3 gün sonra başlar; ilaç kesildikten
birkaç gün sonraya kadar devam eder. Vücutta K vitamini aracılığıyla oluşan
bazı pıhtılaşma faktörlerinin sentezini engellerler. Örnek olarak ;Varfarin
(Coumadin) Dikumarol (Etilbiskum Asetat) (Tromexan).(9)
24
6.KVS HASTALIKLARINDA KULLANILAN İLAÇLARIN PERİODONTAL
DOKULARA ETKİLERİ
Kalsiyum kanal blokerleri arasında yer alan antihipertansif ilaçlar,
özellikle anjinası ya da periferal vasküler hastalığı olan yaşlı bireylerde
kullanılmaktadırlar. Bu sınıfta yer alan ilaçların yıllık reçete sayısı son
senelerde gittikçe artmaktadır. Kalsiyum kanal blokerleri içinde yer alan
nifedipine bağlı ilk diş eti büyümesi olgusu 1980’lerin başlarında bildirilmiştir.
Nadiren amlodipine ve felodipine bağlı gelişen diş eti büyümeleri de
bildirilmektedir (tablo 1)(19). 1986’da Norveçte yapıla bir araştırmada
kalsiyum
kanal
blokerleri
olarak
kullanılan
ilaçların
%39’unun
Nifedipin,%27’sinin Verapamil, %21’inin Amlodipin, %10’unun Diltiazem,
%3’ünün Felodipin olduğu ve böylece en büyük oranın Nifedipin’e ait olduğu
belirlenmiştir (23).
Farmakolojik Ajan
Nifedipin
Ticari Ad
Sıklık
Adalat, Nifecard, Procardia, Tenif %6-15
Diltiazem
Cardizem, Dilacor, Tiazac
%5-20
Isradipin
DynaCirc
Bildirilmiş yok
Felodipin
Agon, Felodur, Plendil
Nadir
Amlodipin
Lotrel, Norvasc
Nadir
Verapamil
Calan, Tarka, Verelan, İsoprin
<%5
Tablo 1. Diş eti büyümesine neden olan hipertansif ilaçlar, ticari adları ve
prevalansları (19).
Nifedipin kullanımının dişeti büyümesine yol açtığı ilk kez Lederman ve
ark. Tarafından bildirilmiştir(24).Ioulios ve ark. yaptıkları çalışmayla; Nifedipin
kullanımında dişsiz alanlarda dişeti büyümesinin görülmediği görüşünü
25
desteklemişlerdir(25).Ayrıca
Heijil
ve
arkadaşları
da
köpeklerde
bir
dihydropiridine olan Nitrendipine kullanarak yaptıkları çalışmalarda; diş eti
büyümelerinin daima mikrobiyal dental plağın yoğun olduğu bölgelerden
başladığını bildirmişlerdir(26). Bu çalışmalar mikrobiyal dental plağın
Nifedipin’e bağlı dişeti büyümesindeki yeri konusunda fikir vermektedir.
Diş eti büyümesine neden olan ilaçların kullanımı yıllar geçtikçe daha
da artmaktadır. Brown ve ark. ilaca bağlı diş eti büyümesinin nonlollagen
matriks birikimi ve bağ dokusundaki artış sonucu olduğunu belirtmişlerdir(27).
Nifedipin ile yapılan bir çalışmada; sıçanlarda dişeti büyümesinin kollagen
yıkımındaki azalmaya bağlı olarak oluşan tip1 kollagen birikimi ile oluştuğu
rapor edilmiştir(28). Patojenik mekanizma ile ilgili güncel çalışmalar, bu
ilaçların doğrudan ya da dolaylı olarak diş eti fibroblast metabolizması
üzerine etkilerine odaklanmıştır. Kullanılan ilaca bağlı diş eti büyümesi
görülen hastalarda tedavi, mümkünse ilacın değiştirilmesi, bakteri plağı ve
diştaşı gibi lokal enflamatuar faktörlerin uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir. Bu
tedavi seçenekleri başarısız olduğu zaman cerrahi yaklaşım tavsiye
edilir(19).
26
7.ÖZET
İnsan vücudu bir bütündür ve bir bölümünde meydana gelebilecek
herhangi bir anormallik diğer bölümleri de etkileyebilir. Ağız hastalıklarının
sistemik hastalıkların nedeni ya da bu hastalıklar için risk faktörü
olabileceğine dair modern çalışmalar 20 yıl önce başlamıştır. Araştırmalar
periodontitis ile kvs hastalıkları arasında bir etkileşim olduğunu işaret
etmektedir. Periodontal hastalık kalp hastalığı arasındaki ilişki iki yönlü de
olabilmektedir. Günümüzde, hipertansiyon tedavisinde sıkça tercih edilen
kalsiyum kanal blokerlerinin diş eti büyümesi ile ilişkili olduğu bilinmektedir.
İlaca bağlı diş eti büyümelerinin nedeni tam olarak açıklanamamış olmasına
karşın dental plak varlığı, periodontal cep derinliği gibi risk faktörlerinin
olduğu düşünülmektedir. Kalsiyum kanal blokerlerinin hiperplazi dışında
periodontal
mekanizmayı
etkileyip
etkilemediği
ise
henüz
aydınlığa
kavuşamamıştır.
27
8.KAYNAKLAR
1.
Kutsal A.: Süleyman Demirel Üniversitesi Kalp Damar Cerrahisi Ana
Bilim Dalı Öğretim Üyesi Ders Notları
2.
Yazıcı F.: www.tıbbiyardım.com
3.
Ünal N.: Klinik Pediatri,Konjestif Kalp Yetmezliği s:23-47-61
4.
Topsakal R.; Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji ABD
Öğretim Üyesi Ders Notları
5.
Babalık E.; İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji
ABD Öğretim Üyesi Ders Notları
6.
Nieta S.; İnfections and Arterosklerozis: New Clues From an Old
Hypotesies; Epidemial 1988, s:48-93
7.
Alpman A.; Kalp Damar Hastalıkları Risk Faktörleri Değerlendirmesi
8.
Külekçi G.; Diş Hekimliğinde Kardiyovasküler Risk Değerlendirmesi;
Ankem Dergi 2011 ,ek-2, s:70-76
9.
Cingi i.; Erol, K.; T.C.
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Açıköğretim
Fakültesi Yayınları, No:230, Farmakoloji
10.
Süner Ö.; İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Seminer
Notları
11.
Ün İ.: Mersin Üniversitesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Seminer Notları
12.
Gülekçi G.; İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Mikrobiyoloji
ABD, Ankem Dergi 2011,ek-2, s:70-76
13.
Gökbuget
Y.A.;
İstanbul
Üniversitesi
Diş
Hekimliği
Fakültesi
Periodontoloji ABD, Ankem Dergi 2011,ek-2, s:62-65
28
14.
Kaya A.F.; Baran A.; Yıldırım T.; Periodontal Hastalık ve Koroner
Kalp Hastalıkları Arasındaki İlişki, Dicle Diş Hekimliği Dergisi, ISSN 13080903
15.
Şendur
M.; Güven
G.; Güncel Klavuzlar Eşliğinde Hipertansiyon
Tedavisi, Hacettepe Tıp Dergi 2011,s:53-64
16.
Gençtay G.; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim
Dalı Öğretim Üyesi Seminer Notları
17.
Türkoğlu O.; Barış N.; Şenarslan Ö.; Akdeniz B.; Güneri S.; Atilla
G.: Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dergi 2010,19:1-8
18.
Angeli F.; Verdecchia P.; Pellegrino C.; Association between
periodontal disease and ventricule mass in essential hypertension
19.
Kazancıoğlu O.; Erişen, M.; Demirtaş
N.; Türkmen
A.; Ak
G.;
Ataoğlu T.; Gürsel, M.; Periodontal Hastalık Etyolojisi, Ataoğlu
T.;
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Dergi 2013,47/1,s:66-72
20.
Gürsel M.; Periodontoloji, 2. Baskı, Damla ofset 1999, s:57-64
21.
Harap SB.; Gentics in : Oparil S.; Weber, M.A.; Hypertension;
Companion to Brenner and Rector’s the Kidney, Philadelphia, P.A:
Sanders,1999- ch.4
22.
Berezov AB.; Derveau RP.; Microbial Shift and Periodontitis,
Periodontal 2011, 55(1), 36-47
23.
Baylas
H.; İlgenli
T.; Buduneli
E.: Nifedipine bağlı dişeti
hiperplazileri, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Dergisi 1988, 19:154-57
24.
Lederman D.; Lumerman H.; Reuben, S.; et al.: Gingival Hyperplasia
Associoted with Nifedipine Therapy, Oral Surgery 1984,57,620-22
29
25.
Ioulios P.; Charalampos, M.; Efrossini T.: The Spectrum of cutaneus
reactions associated with calcium antagonists: A rewiew of the literatüre and
the possible ethiopathogenic mechanism. Dermatol online J. 2003, 9,6.
26.
Heijl, L.; Sundin, Y.: Nitrendipine-induced gingival overgrowth in dogs.
J. Periodontol 60:102-112
27.
Brown
R.S.; Sein
P.; Corio
R.; Bottomley
W.K.: Nitrendipine-
induced gingival hyperplasia first case report. Oral Surg, Oral Med, Oral
Pathol 1990, 70:593-96
28.
Uzel M.I.; Kantarcı A., Hong H.H.J. et al.: Connective tissue growth
factor in drug-induced gingival overgrowth. J Periodontal 2001,72: 167-73
29.
Syijanen J.; Peltola, J.; Valtonen V.; Livanainen M.; Kaste M.;
Huttunen, HK.: Dental infections in association with cerebral infarction in
young and middle aged men. J intern med 1989, 225, 84-179
30.
Paunia K.; İmpivaara O.; Tiekso J.; Maki J.: Missing teeth and
ischemic heart disease in mana ged 45-64 years, Eur heart J 1993,14,54-56
31.
Li L.; Messas, E.; Batista EL Jr.; Levine RA.; Amar
Porphyromonas
gingivalis
infection
accelerates
the
progression
S.:
of
atheroselerosis in a heterozygous apolipoprotein E-deficient murine model.
Circulation 2002,105(7),7-861
32.
Onat A.; Can G.: Halkımızda Koroner Kalp Hastalığı İçin Bağımsız
Öngördürücülerin Nisbi Riski, TEKHARF 2009
33.
Arslan P.; Mercangil, SM.; Gökmen Özel, H.: TEKHARF Beslenme
Kanadı, TEKHARF 2009
34.
Gülel, O.: Kardiyovasküler risk faktörleri, Deneysel ve Klinik Tıp
Dergisi, 2011, J. Exp. Clin. Med., 2012, 29: S107-S116
30
35.
Öngen, Z.: Çözümü Zor Bir Toplumsal Sorun: Hipertansiyon, Klinik
Gelişim 18 (2) - (4-7) 2005
31
9. ÖZGEÇMİŞ
1989 yılında Konya’da doğdum. Özel İdare 100. Yıl İlköğretim
Okulunda başladığım ilköğretimimi 1996 yılında tamamladım. 2007 yılında
Selçuklu Anadolu Lisesi’nden mezun oldum. 2008 yılında Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesini kazandım.
32
Download