T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İSTANBUL BAKIRKÖY KADIN DOĞUM VE

advertisement
T.C.
SAĞLIK BAKANLIĞI
İSTANBUL BAKIRKÖY KADIN DOĞUM VE ÇOCUK
HASTALIKLARI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ
TALASEMİ MAJOR’UN P DİSPERSİYONU ÜZERİNE
ETKİSİ
UZMANLIK TEZİ
Dr. Muhammed KARABULUT
DANIŞMAN
Klinik Şefi Dr. Gönül AYDOĞAN
ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ÜNİTESİ
İSTANBUL-2009
2
TEŞEKKÜR
Asistanlığım süresince her açıdan destek ve ilgisini esirgemeyen değerli şeflerim
Dr. Gönül AYDOĞAN, Dr. Rengin ŞİRANECİ, Dr. Sultan KAVUNCUOĞLU, Dr.
Erdal ADAL, uzmanımız Dr. Alper GÜZELTAŞ ve diğer uzmanlarıma;
Birlik, beraberlik ve dostluk içinde birlikte çalıştığım sevgili dönem
arkadaşlarım; Dr. Erkut ÖZTÜRK, Dr. Fahrettin UYSAL, Dr. Özgür KIZILCA, Dr.
Arzu AK ve diğer asistan arkadaşlarıma;
Bugünlere gelmemi sağlayan, varlıklarıyla her zaman gurur duyduğum sevgili
annem Elif KARABULUT, babam Adil KARABULUT ve canım kardeşlerime;
Birlikte olmaktan sonsuz mutluluk duyduğum, yardım ve anlayışı ile daima
yanımda hissettiğim değerli eşim Dr. Nuran KARABULUT’a;
Ve biricik oğlum Arda KARABULUT’a;
En içten duygularımla teşekkür ederim.
3
İÇİNDEKİLER
TEŞEKKÜR................................................................................................................. 2
İÇİNDEKİLER ............................................................................................................ 3
TABLOLAR LİSTESİ ................................................................................................. 5
ŞEKİLLER LİSTESİ.................................................................................................... 6
SEMBOLLER / KISALTMALAR LİSTESİ ................................................................ 7
1. GİRİŞ VE AMAÇ .................................................................................................... 9
2. GENEL BİLGİLER................................................................................................ 11
2.1. Talasemi sendromları......................................................................................... 11
2.1.1. Tanım ........................................................................................................... 11
2.1.2. Genetik ve Sınıflandırma............................................................................... 11
2.1.3. Epidemiyoloji ............................................................................................... 16
2.1.4. Patofizyoloji.................................................................................................. 18
2.1.5. Klinik Özellikler ........................................................................................... 23
2.1.6. Laboratuvar bulguları.................................................................................... 28
2.1.7. Tarama ve Önleme ........................................................................................ 29
2.1.8. Tedavi........................................................................................................... 30
2.1.9. Prognoz......................................................................................................... 33
2.2. P dalga dispersiyonu .......................................................................................... 33
3. GEREÇ VE YÖNTEM........................................................................................... 37
3.1. Hastalar ............................................................................................................. 37
3.2. Klinik ve Laboratuar takibi ................................................................................ 37
3.3. Ekokardiyografik inceleme ................................................................................ 37
3.4. Elektrokardiyografik inceleme ........................................................................... 38
3.5. Holter inceleme ................................................................................................. 39
3.6. İstatistiksel inceleme.......................................................................................... 39
4. BULGULAR.......................................................................................................... 40
4.1. Hasta grubunun özellikleri ................................................................................. 40
4.2. Ekokardiyografik bulgular ................................................................................. 41
4.3. Elektrokardiyografik bulgular ............................................................................ 42
5. TARTIŞMA ........................................................................................................... 47
4
6. SONUÇ.................................................................................................................. 52
ÖZET......................................................................................................................... 54
KAYNAKLAR .......................................................................................................... 56
5
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 2-1. Talasemiler.................................................................................................15
Tablo 4-1. Hasta ve kontrol gruplarının demografik ve laboratuvar özellikleri. ............41
Tablo 4-2. Hasta ve kontrol gruplarının ekokardiyografik özellikleri. ..........................42
Tablo 4-3. Hasta ve kontrol gruplarının elektrokardiyografik ölçümleri. ......................42
Tablo 4-4. P dalga değişimlerinin hasta ve kontrol grubunda cinsiyetlere göre
karşılaştırılması. ..........................................................................................................43
Tablo 4-5. Hasta grubunda P değişkenlerinin yaş gruplarına göre karşılaştırılması.......43
Tablo 4-6. Kontrol grubunda P değişkenlerinin yaş gruplarına göre karşılaştırılması. ..43
Tablo 4-7. Hasta grubunda P değişkenlerinin alınan toplam transfüzyon miktarlarına
göre karşılaştırılması. ..................................................................................................44
Tablo 4-8. P değişkenlerinin ferritin değerlerine göre karşılaştırılması.........................44
Tablo 4-9. Artmış ve normal kardiyak çaplara sahip hastaların P değişkenlerinin
karşılaştırılması. ..........................................................................................................45
Tablo 4-10. Restriktif patern gösteren ve göstermeyen hastaların P değişkenlerinin
karşılaştırılması. ..........................................................................................................45
Tablo 4-11. Talasemi hastalarında aritmi varlığı ve yokluğunda P dalga ölçümleri. .....46
6
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 2-1. Globin genlerinin kromozomal organizasyonu.............................................12
Şekil 2-2. Talasemilerin coğrafik dağılımı. ..................................................................16
Şekil 2-3. Beta talasemide kalıtım................................................................................27
Şekil 2-4. Talasemi majorde periferik kan yayması......................................................29
Şekil 2-5. Kardiyak ileti sistemi...................................................................................34
Şekil 3-1. EKG’de P max, P min ve PD ölçümü. .........................................................39
Şekil 4-1. Hasta grubunun cinsiyetlerine göre dağılımı. ...............................................40
Şekil 4-2. Hastaların yaş gruplarına göre dağılımı........................................................40
7
SEMBOLLER / KISALTMALAR LİSTESİ
A:
Geç diyastolik dalganın maksimum hızı
AF:
Atriyal fibrilasyon
AT:
A Time
DFO:
Desferoksamin
DT:
Deselerasyon zamanı
DT:
Deselerasyon zamanı
E/A:
E velosite/A velosite oranı
E:
Erken diyastolik dalganın maksimum hızı ( mitral hızlı doluş)
EF(%) :
Ejeksiyon fraksiyonu
EKG:
Elektrokardiyografi
ET:
E Time
Hb:
Hemoglobin
HLA:
İnsan lökosit antijenleri
IVRT:
İzovolümetrik relaksasyon zamanı
IVSD:
İnterventriküler septum diyastolik çapı
IVSS:
İnterventriküler septum sistolik çapı
KF(%) :
Kısalma fraksiyonu
LPWD:
Sol ventrikül arka duvar diyastolik çapı
LPWS:
Sol ventrikül arka duvar sistolik çapı
LVDD:
Sol ventrikül diyastol sonu çapı
LVDS:
Sol ventrikül sistol sonu çapı
MCH:
Ortalama eritrosit hemoglobin
MCHC:
Ortalama hemoglobin konsantrasyonu
MCV:
Ortalama eritrosit volümü
mRNA:
Mesajcı RNA
8
P max:
Maksimum P dalga süresi
P min:
Minumum P dalga süresi
PD:
P dalga dispersiyonu
SA:
Sinoatriyal
1. GİRİŞ VE AMAÇ
Talasemiler farklı ağırlık derecesi gösteren bir grup kalıtsal, hipokrom anemi
grubudur. Değişik klinik ve biyokimyasal özellik gösteren çeşitli talasemi tiplerinde,
hemoglobinin (Hb) değişik polipeptid zincirlerinde (alfa, beta, gama, delta) yapım
kusuru bulunur. En sık görülen genetik tip beta (β) zincirinin yapımındaki bozukluk ile
ilgilidir ve beta talasemi adını alır. Beta talasemi geni Akdeniz çevresindeki ülkelerde
yaygın olduğu için hastalık Akdeniz anemisi olarak da isimlendirilmiştir (1).
Talaseminin patofizyolojisi, fazla miktarda yapılan globin zincir alt birimlerinin
olumsuz etkilerine bağlanabilir. Beta talasemide fazla olan alfa zincirleri, eritrosit öncül
hücrelerini ve eritrositleri hasara uğratır ve anemiye neden olur. Morbidite ve
mortalitenin en önemli sebebi, artmış demir emilimi ve çok sayıda transfüzyona bağlı
olarak endokrin organlar, karaciğer ve kalpte demir birikimidir. Gebeliğin 9 ile 12.
haftalarında prenatal tanı yapılarak DNA analizi ile talasemi taşıyıcılığı tespit edilebilir.
Hastalığın tedavisi daha çok semptomlara yönelik olup, düzenli kan transfüzyonları,
demir şelasyon tedavisi ve uygun zamanda yapılan splenektomiden oluşur (2).
Beta talasemi major hastalarında kalp yetmezliği ve ventriküler aritmiler en
önemli ölüm nedenlerindendir. Ölümlerin %70’i demir fazlalığının yol açtığı kardiyak
dekompansasyona bağlıdır. İletim sistemi ve atriyumlar ventriküllere oranla daha az
etkilenir. Ventrikülde; özellikle epikardiyumda daha fazla, endokardiumda orta
derecede, orta tabakada ise en az demir birikimi olur. Semptomlar ani veya geç bir
şekilde taşikardi, aritmi, nefes darlığı ve sağ kalp yetmezliği gibi bulgularla ortaya
çıkabilir. Morbidite ve mortaliteyi belirlemek için en çok kullanılan yöntemler fizik
muayene, 24 saatlik Holter EKG, Treadmill egzersiz testi ve istirahat ve streste
ekokardiyografidir (3,4).
P dalga dispersiyonu (PD) standart EKG (elektrokardiyografi)’de sinüs
düğümünden çıkan uyarıların atriyum duvarında heterojen ve instabil dağılımını
gösteren noninvazif belirteçtir (5). İlk kez 1998’de yeni bir EKG indeksi olarak yüzeyel
EKG’de bakılmaya başlanan P dalga dispersiyonu eş zamanlı 12 derivasyonlu EKG
üzerinde en uzun (Pmax) ve en kısa (Pmin) P dalga süreleri arasındaki fark olarak
tanımlanmıştır (6). P dalga dispersiyonu atrial fibrilasyonu (AF) ve diğer aritmileri
tahmin etmede kullanılan oldukça ümit verici, invazif olmayan yeni bir tekniktir.
10
Talasemi majorlu hastaların sık kan transfüzyonuna sekonder gelişen demir
birikiminin yol açtığı en önemli ölüm nedenleri konjestif kalp yetmezliği, aritmi olduğu
bilinmektedir. Bu grup hastalardaki kalp yetmezliği ve aritmideki bu risk artışının
ortaya konulmasında basit ve noninvazif yeni bir parametre olarak yüzey
elektrokardiyogramda P dalga dispersiyonun bir belirteç olarak kullanılabilirliğinin
araştırılması amaçlanmıştır.
11
2. GENEL BİLGİLER
2.1. Talasemi sendromları
2.1.1. Tanım
Talasemiler, azalmış ya da tamamen durmuş globin zincir sentezi ile karakterize
otozomal resesif veya kodominant genetik geçişli heterojen bir hastalık grubudur (2,3).
Talasemi ilk defa 1925’de hayatlarının ilk yıllarında derin anemi ve
splenomegali gelişen bebekleri tanımlayan pediatrist Thomas Cooley tarafından tarif
edilmiştir. Daha sonra benzer vakaların görülmesi üzerine bu herediter hemolitik
anemiye Van Jaksch anemisi, splenik anemi, eritroblastozis, Akdeniz anemisi adları
verilmiştir. 1936’da George Whipple ve Lesley Bradford inceledikleri vakaların
Akdeniz civarı ülkelerden geldiğini saptadıkları hastalığa Yunanca deniz anlamına
gelen “talasemi” adını vermişlerdir. Daha sonra bu hastalığın yalnız Akdeniz ülkeleri
toplumlarında olmadığı diğer toplumlarda da bulunduğu tesbit edilmiştir (2,7, 8).
2.1.2. Genetik ve Sınıflandırma
Tüm hemoglobinler hem molekülüne bağlı, farklı iki globin zincirinden oluşan
benzer tetrametrik yapıya sahiptir. Normal kırmızı kan hücrelerinde bulunan
predominant hemoglobin, Hb A’dır. α ve β zincirleri olmak üzere iki tip polipeptid
zincirinden oluşmaktadır ve α2β2 yapıya sahip tetramerik moleküller içerisinde
toplanmıştır. β polipeptidi 146 amino aside sahipken, α polipeptidi 141 amino aside
sahiptir. Hb A’ya ek olarak normal yetişkin eritrositleri, Hb A2 ve Hb F olmak üzere iki
minor hemoglobin içerir. Bunlar sırasıyla α2δ2 ve α2 γ2 altbirimlerine sahiptir. γ ve δ
polipeptidleri, β dizleri ile ilişkilidir. Yetişkin eritrositlerde minor hemoglobin olan Hb
F, gestasyonun ikinci trimester sonuna kadar fetal eritrositlerde predominant
hemoglobindir (9). Şekil 2-1’de insan globin genlerinin kromozomal organizasyonu
gösterilmiştir (10).
12
Şekil 2-1. Globin genlerinin kromozomal organizasyonu.
13
Gelişimin her evresine özgü farklı oksijen ihtiyaçlarına adapte olmuş farklı
hemoglobinler embriyo, fetus ve yetişkinde sentezlenir. Yetişkin ve fetal hemoglobinler
β (HbA, α2β2), δ ( HbA2, α2δ2) ve γ (HbF, α2 γ2) zincirleri ile kombine olmuş α
zincirlerinden oluşurlar. Embriyonik yaşamda, α benzeri zincirler olan ζ zincirleri, γ ve
ε zincirleri ile kombine olarak sırası ile Hb Portland (ζ2γ2), Hb Gower 1’i (ζ2ε2) ve
bununla birlikte α ve ε zincirleri kombine olarak Hb Gower 2’yi (α2ε2) oluştururlar.
Fetal hemoglobin kendi içinde heterojen bir yapıya sahiptir. 136. aminoasit
pozisyonunda alanin ya da glisinin yer alması ile oluşan iki çeşit γ zinciri mevcuttur.
Glisinli γ zinciri Gγ zinciri olarak tanımlanırken alaninli γ zinciri ise Aγ zinciri olarak
ifade edilir.
Farklı globin zincirleri iki ana globin gen ailesi tarafından kontrol edilir. β
benzeri globin genleri 11. kromozomda kümelenmiştir. Bunlar 5'-3' yönünde (soldan
sağa doğru) ε- Gγ- Aγ- ψβ- δ- β olarak düzenlenmiştir. Ψ sembolü evrimsel süreçte bir
kez aktive olup yok olan kalıntı pseudogeni ifade etmek için kullanılmıştır. α benzeri
globin genleri ise 16. kromozomda kümelenmiştir. Bunlar 5'- ζ- ψζ- ψα1- α2- α1-3'
olarak sıralanmıştır (2).
Yetişkin Hb’ini olan Hb A, iki α ve iki β zincirinden oluşur. β-zincirleri, herbiri
iki farklı 11 numaralı kromozomda bulunan iki β-globin geni tarafından kodlanır.
Bunun tam tersi, sadece bir çift fonksiyonel α-globin geni vardır ve bunlar iki 16
numaralı kromozomda birer tane bulunurlar (11).
Talasemiler normal Hb bileşenlerini oluşturan spesifik zincirlerin bozulmuş olan
sentezlerine göre sınıflandırılır (12). Hb’deki kalitatif anomalileri temsil eden
hemoglobinopatilerden farklı olarak, talasemiler globin zincir üretimindeki kantitatif
anomalilerden kaynaklanır. Bir globin zincirinin azalmış üretimi sadece hücre içi Hb
seviyesinin düşüklüğü ile sonuçlanmaz, ayrıca diğer globin zincirinin nispeten fazla
olmasına yol açar (11).
Talasemiler Tablo 2-1’de gösterildiği gibi farklı şekillerde sınıflandırılmıştır (3).
Talasemiler genel olarak beta ve alfa talasemiler olarak iki ana gruba ayrılır. Klinik
olarak ise üç gruba ayrılabilir: talasemi major (ciddi transfüzyon bağımlı olan); talasemi
minor (semptomsuz taşıyıcı durum); major ve minor arasındaki form olan talasemi
intermedia. Bu sınıflandırma tanı ve tedaviyi birlikte ifade ettiği için hala
kullanılmaktadır.
14
Talasemiler aynı zamanda globin zincirinin azalmış üretimine bağlı olarak α, β,
δβ veya εγδβ şeklinde genetik olarak sınıflandırılmıştır. Hiç globin zinciri
sentezlenmeyen talasemiler α0 veya β0 olarak adlandırılırken azalmış oranda globin
zinciri üretebilen bazı talasemiler ise α+ veya β+ olarak ifade edilirler. Defektif δ ve β
zincir sentezi olan δβ talasemiler de, aynı şekilde (δβ)+ ve (δβ)0 olarak alt gruplara
ayrılırlar (2).
Genetik sınıflandırma her zaman fenotipi belirlemez, anemi derecesi de genetik
sınıflandırmayı öngördürmez (1,3).
15
Tablo 2-1. Talasemiler
Talasemiler
Globin
Genotipi
Özellikler
Dışavurum
Hemoglobin
Elektroforez
1 gen delesyonu
–,α / α,
Normal
Normal
Yenidoğan: Bart's 1–2%
2 gen delesyonu
trait
–, α/ –, α –, –
/α,α
Mikrositoz, hafif
hipokromazi
Normal, hafif anemi
Yenidoğan: Bart's: 5–
10%
3 gen delesyonu
hemoglobin H
–,–/–,α
Mikrositoz,
hipokromik
Hafif anemi, transfüzyon gerekli Yenidoğan: Bart's: 20–
30%
değil
α-Talasemi
2 gen delesyonu +
Constant Spring
Spring
–,–/ α,αConstant
Mikrositoz,
hipokromik
Orta şiddetli anemi, transfüzyon, 2–3% Constant Spring,
splenektomi.
10–15% hemoglobin H
4 gen delesyonu
–,–/–,–
Anizositoz,
poikilositoz
Hidrops fetalis
Yenidoğan: 89–90%
Bart's ile Gower 1 ve 2
ve Portland
Non-delesyonal
α,α/α,αvariant
Mikrositoz, hafif
anemi
Normal
1–2% varyant
hemoglobin
Variable
mikrositoz
Normal
Artmış A2, değişken
düzeylerde F
β-Talasemi
β0 veya
β0/A, β+/A
β+heterozigot: trait
β0-Talasemi
β0/β0,β+/β0,E/β0 Mikrositoz,
çekirdekli RCB
Transfüzyon gerekli
F 98% and A2 2%
E 30–40%
β+-Talasemi
şiddetli
β+/β+
Mikrositoz
çekirdekli RBC
Transfüzyon gerekli/talasemi
intermedia
F 70–95%, A2 2%, eser
A
Sessiz
β+/A
Mikrositoz
Mikrositoz ile normal
A2 3.3–3.5%
β+/β+
Hipokromik,
mikrositoz
Hafif -orta anemi
A2 2–5%, F 10–30%
Dominant (nadir)
B0/A
Mikrositoz,
abnormal RBCs
Orta şiddetli anemi,
splenomegali
Artmış F and A2
δ-Talasemi
A/A
Normal
Normal
A2 yokluğu
Hipokromik
Hafif anemi
F 5–20%
Mikrositoz
Hafif anemi
Lepore 8–20%
0
(δβ) /A
+
Lepore
(δβ) -Talasemi
0
(δβ) -Talasemi
Lepore
β
/A
Lepore
βLepore/βLepore
Mikrositik,
hipokromik
Talasemi intermedia
F 80%, Lepore 20%
γδβ-Talasemi
(γAδβ)0/A
Mikrositoz,
mikrositik,
hipokromik
Orta şiddette anemi,
Splenomegali,
Homozigot:talasemi intermedia
Azalmış F and A2
γ-Talasemi
(γAγG)0/A
Mikrositoz
Homozigot olmadıkça önemsiz
Azalmış F
16
2.1.3. Epidemiyoloji
Talasemi dünyada en sık görülen genetik hastalık olarak öngörülmektedir.
Talasemi mutasyonları özellikle bazı etnik gruplarda daha sık görülür. Oldukça yüksek
sıklıkta Akdeniz’den, Orta Asya’ya, Hindistan’a, Burma ve güneydoğu Asya’ya kadar
yayılmıştır (7). Şekil 2-1’de talaseminin dünya üzerindeki dağılımı gösterilmiştir (13).
Şekil 2-2. Talasemilerin coğrafik dağılımı.
Alfa talasemi genlerinin en yüksek konsantrasyonu güneydoğu Asya’da ve
kökeni Afrika’nın batı kıyısı olan populasyonda saptanmıştır. Tayland’da %4,8-10 gibi
bir insidans bildirilmiştir. Alfa talasemiye bağlı hastalık sıklıkla güneydoğu Asya ve
Çin’de belirgin iken sporadik olanlar Hindistan, Kuveyt, Ortadoğu, Yunanistan, İtalya
ve Kuzey Avrupa’da saptanmıştır. Suudi Arabistan’ın doğu kıyılarında populasyonun
%50’den fazlasında klinik olarak sessiz alfa talasemi vardır ve Hb H hastalığı giderek
artan sıklıkta görülmektedir. Sardunya’dakilerin %18 kadarı ve Kıbrıs Türkleri’nin
%7’sinde alfa +/- talasemi delesyonu vardır. Delesyonsuz olan alfa talasemilerin sıklığı
delesyonlu olanların üçte biri kadardır. Siyah Amerikalılarda alfa talasemi relatif olarak
daha sıktır, ama nadiren klinik öneme sahiptir. Alfa globin genotipinde olan 211 sağlıklı
siyah Amerikalının %27,5 gibi bir bölümünde tek bir alfa globin geni yoktur ve
%1,9’unda dört alfa globin geninden ikisinde kayıp söz konusudur. 1970’ler ve
17
1980’lerde Kamboçya, Laos ve Vietnam’dan gelen yaklaşık iki milyon göçmenin
yeniden değerlendirilmesinde Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da semptomatik alfa
talasemi sendromunun artan klinik tabloda olduğu belirlenmiştir (7).
Dünya populasyonunun yaklaşık %3 kadarı (150 milyon) beta talasemi geni
taşıyıcısıdır. İtalyan ve Yunan Amerikalıların %3-5’i, zencilerin %0,5’i β-talasemi geni
taşır. Orta doğu ülkeleri, Güneydoğu Asya, Hindistan ve Pakistan’da genin rölatif
prevalansı yüksektir (12). Taşıyıcıların en yüksek prevalansı azalan sıklıkta olmak üzere
şu sıradadır; Sardunya (%11-34), Po nehrinin Ferrara yakınındaki delta bölgesinde
(%20) ve Sicilya (%10). Yunanistanda prevalans değişkendir. Güney ve Orta Kıbrıs’ta
prevalans %5’ten az olabileceği gibi yaklaşık %15’e kadar da artabilir. Beta talasemiye
kuzey ve batı Afrika’da, Türkiye’de, İran’da ve Suriye’de daha az rastlanmaktadır.
Hindistan ve Kürt Yahudilerde, Araplarda (özellikle Suudi Arabistan’da), Pakistan’da
ve Hintlilerde de tarif edilmiştir. Güney Asya ve Güney Çin’de beta talasemi alfa
talasemiden çok daha az görülmektedir. Kuzey Amerika’da talasemi esasen İtalyan ve
Yunan kökenli olanlarda ve zencilerde bildirilmiştir. Sağlıklı siyah erkeklerde yapılan
bir takipte heterozigot beta talasemi %1,4 oranında saptanmıştır. Beta talasemi
Jamaika’da hem Afrikalı hem de doğudan gelen göçmenlerde saptanabilmektedir.
Sporadik vakalarda beta talasemi Kuzey Avrupalılarda daha önceden hiç Akdeniz veya
doğu geçmişi olmasa da saptanabilmektedir. Göç, değişken etnik gruplarla evlilikler ve
popülasyonun rölatif büyüme dağılımı talasemi prevalansını değiştirebilmektedir (7).
Talasemi eski dünyada ve Malezyada dağılımı malarya ile benzerdir, yani
potansiyel olarak öldürücü olan genin kısıtlayıcısı olan dengeli polimorfizmi
göstermektedir. Bu hipotez giderek artan yaşla birlikte Kuzey Liberya’daki ve
Sicilya’daki giderek artan beta talasemi sıklığının gösterilmesi ile desteklenmektedir.
Talasemik kırmızı hücrelerdeki düşük Hb konsantrasyonu malarya paraziti için hayati
bir besin kaynağıdır. İlaveten hem Hb F hem de Hb H, parazitin çoğalmasını
engellemektedir. Yapılmış çalışmalarda Türkiye’de Akdeniz bölgesinde talasemi
taşıyıcı oranı yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde Çukurova Üniversitesi’nin 1999
yılında İçel ilinde yaptığı çalışmada beta talasemi taşıyıcı oranının İçel ilinde yüksek
olduğu gösterilmiştir (7).
18
2.1.4. Patofizyoloji
Moleküler patoloji:
Temel prensipleri benzer olmasına rağmen, α ve β-talasemilere neden olan
mutasyonların paterni farklıdır. β-talasemili hastalarda 150’den fazla mutasyon
tanımlanmıştır. α-talasemilerin tersine, β-talasemilerde major gen delesyonları nadiren
görülür. β-talasemilerin çoğunluğu tek baz değişiklikleri veya gen boyunca kritik
noktalardaki bir veya iki bazın küçük deleyonları veya insersiyonlarıdır. Dikkat çekecek
derecede bu mutasyonlar hem intron hem de ekzonlarda ve genlerin kodlama bölgeleri
dışında meydana gelir (2,3,11).
Transkripsiyonun başlamasını ve hızını kontrol eden promoter bölgedeki
sıralanmayı etkileyen mutasyonlar globin gen transkripsiyonunun azalmasına yol açar.
Bir miktar
β-globin üretildiğinden hastalarda β+-talasemi görülür. Kodlama
sıralanmalarındaki mutasyonlar genellikle daha ciddi sonuçlar doğurur. Örneğin; bazı
vakalarda eksonlardan birindeki bir tek nükleotid değişimi, β-globin mesajcı RNA
(mRNA)’sının translasyonunu engelleyerek bir sonlanma kodonunun oluşumuna neden
olur. Erken sonlanma fonksiyonel olmayan β-globin parçalarının üretilmesine yol
açarak β0-talasemi ile sonuçlanır. Normalden farklı mRNA işlemlerine yol açan
mutasyonlar β-talasemilerin en sık sebebidir. Bunların çoğu intronları etkiler, fakat
bazıları da eksonlarda lokalizedir. Eğer mutasyonlar normal parçaların birleşim
bölgelerinde değişime neden olursa, birleşim meydana gelmez ve oluşan tüm mRNA
nükleusta parçalanır ve β0-talasemi meydana gelir. Bazı mutasyonlar intronları, normal
intron–ekson birleşim yerlerinden uzak bölgelerde etkileyebilirler. Bu mutasyonlar
anormal bölgelerde, örneğin intron içinde bağlantı enzimlerinin etkisine açık yeni
alanlar yaratır. Normal bağlantı bölgeleri etkilenmemiş olduklarından, hem normal hem
de anormal β-globin mRNA meydana gelir. Bu hastalarda β+-talasemi ortaya çıkar (11).
Nonsense mutasyonlar, mRNA’nın kodlama bölgesinde bir stop kodonu
kodlayan bir ekzondaki tek baz değişikliğinin sonucunda oluşur. Bu durum globin zincir
sentezinin erken sonlanmasına neden olur ve azalmış veya eksik β-globin zincir
üretimine yol açar. Çerçeve kaymasına neden olan diğer ekzon mutasyonları bir veya
daha fazla bazın kaybedilmesi veya araya girmesi sonucu oluşur. İntron veya ekzonlar
içindeki ya da bunların eklenme yerlerindeki mutasyonlar, intronların mRNA
prekürsörlerinin işlenmesi sırasında kaldırılmasından sonra ekzonların uc uca eklenme
19
mekanizmasını engelleyebilir. Örneğin intron/ekzon birleşim noktalarındaki değişmez
GT ve AG sekanslarındaki tek yerdeğişimi tümü ile uc uca eklemeyi önler ve β0talasemiye neden olur. GT ve AG sekanslarına komşu sekanslar oldukça korunmuş
sekanslardır. Birkaç β-talasemi mutasyonu bu bölgede oluşur ve defektif β-globin
üretiminin değişken dereceleri ile ilişkilidir (2).
Tek baz değişimleri, β-globin genlerinin komşu bölgelerinde de bulunmuştur.
Bunlar β-globin gen transkripsiyonunu downregüle eden promoter elementleri kapsar ve
genellikle β-talaseminin ılımlı formu ile ilişkilendirilmiştir. β-globin mRNA’nın 3'
ucunu kapsayan diğer mutasyonlar mRNA’nın işlenmesini engeller ve ağır β-talasemi
fenotipleri ortaya çıkar.
δβ talasemiler, (δβ)+ ve (δβ)0 formlarına ayrılırlar. (δβ)+ talasemiler, mayoz
sırasında δ ve β globin genlerinin yanlış sıralanması sonucu oluşur. Bunlar Lepore
hemoglobinler olarak adlandırılan yapısal hemoglobin varyantlarına neden olur.
‘Lepore’ kelimesi, bu durum ile tanımlanan ilk hastanın soyadıdır. δβ füzyon zincir
genleri, mutasyonlar içeren δ-globin gen promoter bölgelerine sahiptir ve bu da inefektif
transkripsiyon ile sonuçlanır. Böylece δβ zincirler, azalmış oranda sentez edilir ve
bundan dolayı δβ talaseminin fenotipleri ile ilişkilidir. (δβ)0 talaseminin farklı
formlarının tamamı β-globin gen kümelerinin büyük delesyonlarından meydana gelir. βglobin LCR ve gen kümelerinin çoğu veya tamamını kaldıran büyük delesyonlar, gen
kompleksini tamamen inaktive eder ve (εγδβ)0 talasemi ile sonuçlanır.
Kromozomların her bir çiftinde iki fonksiyonel α-globin geni bulunmasından
dolayı α talasemilerin moleküler patoloji ve genetikleri, β talasemilerden daha
komplikedir. Normal α-globin genotipi, αα/αα olarak yazılabilir. α0 talasemiler, her iki
α- globin genlerini kaldıran farklı boyuttaki delesyonların bir türünden meydana gelir;
homozigot ve heterozigot durumlar sırasıyla --/-- ve --/ αα olarak gösterilir.
α + talasemiler için moleküler temel daha komplikedir. Bazı vakalarda α-globin
gen çiftlerinden birini kaldıran delesyonlar meydana gelir; -α/αα. Diğer her iki α-globin
genleri sağlam iken bunlardan birini ya kısmi ya da tamamen inaktive eden bir
mutasyon mevcuttur; αTα/ αα.
α + talaseminin delesyon formları çoğunlukla delesyonun belirli boyutuna göre
sınıflandırılır. DNA’nın 3.7 ya da 4.2 kb’lık kaybını ihtiva eden iki yaygın türü bulunur
20
ve bunlar sırasıyla –α3.7 ve –α4.2 olarak tanımlanırlar. Bu delesyonlar, mayoz sırasında
α-globin gen segmentleri arasında karşılıklı cross-over ve yanlış sıralanmasından dolayı
olduğu düşünülmektedir.
α talaseminin nondelesyonel formları, β talasemidekine çok benzer mutasyonlar
ile ortaya çıkar. Bazıları başlangıç veya splice mutasyonlardan meydana gelir ve
oldukça unstabil α globin üretimi ile ortaya çıkar. Diğer yaygın form Güneydoğu
Asya’da bulunmuş ve tek baz değişimi ile terminasyon codon UAA’nın CAA kodonuna
değişimi ile ortaya çıkar. CAA kodonu, glutamin aminoasidini kodlar. Böylece mRNA
diğer stop kodona ulaşana kadar okumaya devam eder. İlk kez Jamaika’da bir kasabada
ortaya çıktığından Hb Constant Spring olarak adlandırılmıştır. Güneydoğu Asya’nın
diğer bölgelerinde ve Tayland populasyonunun yaklaşık %2-5’inde ortaya çıkmaktadır.
Orta Asya’da bulunan nondelesyonel α talaseminin diğer yaygın formu, α-globin
geninin 3' kodlama bölgesinin oldukça korunmuş gen dizisi AATAAA’nın tek baz
değişikliği ile AATAAG olarak değişmesi ile ortaya çıkar.
α talaseminin bu yaygın formlarına ek olarak, ılımlı α talasemi ve çoğu farklı
populasyonlarda artan bir şekilde tanımlanmış mental retardasyon ile karakterize bir
sendrom bulunmaktadır. Klinik ve moleküler çalışmaların kombinasyonu ile, biri
kromozom 16’da (ATR-16) ve diğeri X kromozomunda (ATR-X) kodlanmış iki ana
sendrom içinde alt sınıflandırma mümkündür. ATR-16 nispeten ılımlı mental
reterdasyon ile ilişkilidir ve kromozom 16’nın kısa kolunun sonundaki büyük delesyon
sonucu ortaya çıkar. Ciddi dismorfolojik bir tablo ile mental retardasyonun daha ağır bir
formu ile karakterize ATR-X; X kromozomunda ATR-X olarak adlandırılmış bir genin
mutasyonundan ortaya çıkar. Özellikle yaşlı hastalarda miyelodisplazi ile ilişkili α
talaseminin bir formu da vardır. Son zamanlarda ATRX’de, kazanılmış somatik bir
mutasyon ile ilişkilendirilmiştir (2).
Hücresel Patoloji:
Kusurlu ve dengesiz globin zincir sentezi, talasemilerin tüm tiplerinde benzer
olmasına rağmen, β ve α talasemilerdeki aşırı β ve α zincir üretiminin sonuçları oldukça
farklıdır. β talasemide üretilen aşırı α zincirleri bir hemoglobin tetrameri oluşturamaz ve
kırmızı kan hücre prekürsörlerinde presipite olur. Diğer yandan α talasemilerde farklı
gelişimsel evrelerde üretilen aşırı γ ve β zincirleri, homotetramerler oluşturmaya
21
yeteneklidir. Bunlar stabil olmamalarına rağmen, yaşamla bağdaşır ve Hb Barts (γ4) ve
HbH (β4) olarak isimlendirilen çözünebilir hemoglobin molekülleri oluştururlar (2).
β-talasemi:
β-talasemide üretilen aşırı α zincirleri oldukça unstabildir ve hızlıca presipite
olur. Bu da kırmızı kan hücre prekürsörleri ve kırmızı kan hücre membranları ile
ilişkilidir. Bu fenomen kırmızı kan hücre prekürsörlerinin aşırı intramedüller yıkımına
yol açar. Bunlar büyük inklüzyon cisimcikleri içerirler. Böylece periferal kana ulaşan
kırmızı kan hücreleri dalaktan geçişlerinde hasarlanırlar ve denatüre olmuş
hemoglobinden serbest kalan hemin ve talasemik kırmızı kan hücrelerinde biriken aşırı
demirin etkisinden dolayı membranları da ciddi oksidatif hasar ile zarar görür. Bundan
dolayı β talasemi anemisi, azalmış kırmızı kan hücreleri ile birlikte inefektif
eritropoezin bir kombinasyonunu yansıtır.
Kırmızı kan hücre prekürsörlerinin küçük populasyonu, ekstrauterin yaşamda
HbF’in γ zincirlerini üretme yeteneklerini korurlar. β talasemiklerde bu hücreler yoğun
seleksiyon altındadır ve α zincirinin fazlalığı daha azdır. Çünkü bazıları HbF üretmek
için γ zincirleri ile kombinedir. Bu nedenle fetal hemoglobinin bazal seviyesi β
talasemide yükselmiştir. Hücre seleksiyonu, HbF’den zengin populasyonun yaşam
süresince meydana gelir. Ağır anemiye yanıtta modifiye HbF yapabilen genetik
faktörlerden birinin varlığı aşikardır. Bu faktörler, ağır β talaseminin tüm formlarında
HbF’in artmış seviyelerde üretimi ile birliktedir. δ-zincir sentezi β talasemide
etkilenmemiş olmasından dolayı heterozigotlar genellikle artmış seviyelerde HbA2’ye
sahiptir ve bu durum diğer önemli tanısal özelliktir (2).
β-talasemilerde meydana gelen aneminin patogenezinde iki faktörün önemli rolü
vardır. Azalmış β-globin sentezi yetersiz Hb A üretimine yol açar. Bu nedenle hücre
başına düşen ortalama Hb konsantrasyonu (MCHC) düşüktür ve hücreler hipokromik
olarak gözlenirler. β-talasemilerin bundan daha önemli olan diğer özelliği hemolitik
komponentidir. Bunun nedeni β-globin eksikliği değil, sentezi normal olan α-globin
zincirlerinin nispeten fazla miktarda olmasıdır. Serbest α-zincirleri eritrositler içinde
çökelen ve çözülemeyen agregatlar meydana getirirler. Bu inkluzyonlar hücre
membranına zarar vererek, eritrositlerin şekil değiştirebilme yeteneğinin azalmasına yol
açar ve onların mononükleer fagositik sistem tarafından fagosite edilmeye eğilimlerini
artırır. Erken hücre yıkımına uğrayan sadece matür eritrositler değildir. İçerdikleri
22
inkluzyonlar nedeniyle kemik iliğindeki eritroblastlar da yıkıma uğrarlar. Eritrositlerin
bu intramedüller yıkımının başka bir istenmeyen etkisi daha vardır: diyetle alınan
demirin artmış emilimi ve bunun sonucu olarak bu hastalarda görülen demir birikimi
(11).
β talasemideki derin anemi, HbF’den zengin kırmızı kan hücre üretimi, yüksek
oksijen afinitesi ağır hipoksi ile birliktedir ve eritropoietin üretimini uyarır. Bu durum
kemik değişiklikleri nedeni ile ineffektif eritroid kitlenin yaygın genişlemesine, demir
emiliminin artmasına, yüksek metabolik hıza ve ağır β talaseminin diğer klinik
özelliklerinin çoğuna yol açar. Dalağın anormal kırmızı kan hücreleri ile bombardımanı
splenomegalinin artmasına yol açar.
Transfüzyon ile inefektif eritropoezin baskılanması sonucu bu özelliklerin çoğu
tersine dönüşebilir. Ancak bu durum demir yükünün artmasına yol açar. Normal
kişilerde, transport proteini olan transferrine plazma demirinin sıkı bağlanması, serbest
radikal üretiminde demirin katalitik aktivitesini engeller. Aşırı demir yüklü hastalarda,
transferrin tam doygunluğa ulaşır ve demirin nontransferrine bağlı fraksiyonu plazmada
saptanabilir hale gelir. Serbest hidroksil radikallerinin oluşumu hızlanabilir, organ
hasarı ve disfonksiyonu ile dokularda demir birikimi meydana gelir. Demir yüklü
hastalarda, fazla demir hem retikuloendotelyal hücrelerde hem de parankimal
dokularda, öncelikle miyosit ve hepatositlerde birikir. Demir toksisitesi, serbest
hidroksil radikallerini oluşturan ve oksijen ilişkili hasara neden olan reaksiyonların
katalizine aracılık eder (2).
α-talasemi:
α talasemi α-globin zinciri sentezi eksiklikleri ile karakterize olup en önemli
tipleri dört alfa geninden üçünün veya tamamının kaybı ile gelişen Hemoglobin H ve
mortal seyirli Hemoglobin Bart’s hastalığıdır (11,14).
α-talaseminin moleküler temelleri, β-talasemininkinden oldukça farklıdır. Αlfa
talasemilerin çoğu α-globin gen lokusundaki delesyonlardan kaynaklanır. Dört
fonksiyonel α-globin geni olduğundan, kromozomlarda eksik olan α-globin geninin
sayısına göre dört α-talasemi derecesi vardır. Delesyona uğramış α-globin geninin
sayısına göre, klinikte görülen hastalığının ağırlığı oldukça geniş bir spektruma sahiptir.
Bir tek α-globin geni kaybı sessiz bir taşıyıcılık durumuna neden olurken, dört α-globin
23
geninin hepsinin birden kaybı in utero fetal ölüm ile sonuçlanır. Çünkü böyle bir
durumda kanın oksijen taşıma kapasitesi yoktur. Hemoliz β-talasemide görülen hemoliz
ile aynı temele dayanır. Üç α-globin geninin kaybı ile, β-globinlerin ve α-globin
olmayan diğer globin tiplerinin nispeten artışı söz konusu olur. Bu globinler eritrositler
içinde çözülemeyen tetramerler meydana getirerek, hücreleri fagositoza ve yıkıma
eğilimli hale getirirler. Yine de α-zinciri dışındaki zincirlerin, α-zincirlerine nazaran
daha çözülebilir ve daha az toksik agregatlar meydana getirdiği unutulmamalıdır. Bu
nedenle α-talasemide görülen hemolitik anemi ve inefektif eritropoez daha hafiftir (11).
2.1.5. Klinik Özellikler
Genel bilgiler:
β-talasemi sendromlarının klinik bulgularının şiddeti hastalığa neden olan
mutasyonlara bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hastalığın ağır formu olan β-talasemi
major transfüzyon gerektiren anemi ile karakterizedir. Yenidoğan döneminde β-globin
sentezi bozuk olduğu halde prenatal HbF üretimine bağlı olarak belirgin anemi
gözlenmez. Klinik bulgular çoğunlukla 6. aydan sonra ortaya çıkmaktadır. Talasemi
intermedia orta şiddetteki formdur ve transfüzyon tedavisi gerektirmez. Talasemi minor
asemptomatik olan heterozigot formdur.
Talasemi hastaları tedavi edilmezlerse yaşamın ikinci altı ayında progresif
hemolitik anemi sonucu gelişen derin halsizlik ve kardiyak dekompansasyon ile
semptomatik hale gelirler. Transfüzyonlar, talasemi majörde mutasyon ve fetal
hemoglobin üretiminin derecesine bağlı olarak yaşamın 2. ayında veya 2. yılında veya
nadiren daha geç de olsa mutlaka gereklidir. Transfüze etme kararı, aneminin
derecesine, çocuğun kompanse etme kabiliyetine bağlıdır. Çoğu süt çocukları ve
çocuklarda 4 g/dl veya daha az hemoglobinlerle kardiyak dekompansasyon olur.
Genellikle yorgunluk, iştahsızlık ve halsizlik süt çocuğu veya çocukta şiddetli aneminin
geç bulgularıdır. Transfüzyonlar, standart tedavi olmadan önce bu komplikasyonlar
yaygındı. Hastalığın klasik prezentasyonu olan talasemik yüz, patolojik kırıklar, belirgin
hepatosplenomegali ve kaşeksi bazı gelişmekte olan ülkelerde hala görülmektedir.
Dalak o kadar büyümüş hale gelebilir ki, mekanik rahatsızlık ve sekonder
hipersplenizme sebep olabilir. İnefektif eritropoezin özellikleri olan genişlemiş medüller
boşluklar, ekstramedüller hematopoez ve artmış kalori ihtiyacı iyi takip edilmemiş
olgularda görülür. Hepatosplenomegali nütrisyonel desteği engelleyebilir. Eğer çocuk
24
uzun yaşarsa, aneminin yol açacağı komplikasyonların yanısıra
emiliminin
intestinal demir
artışına bağlı olarak demir toksisitesi de görülür. Bu özelliklerin çoğu
transfüzyon tedavisi ile daha az şiddetli ve seyrek hale gelmiştir. Fakat transfüzyonel
hemosideroz bu tedavinin bir komplikasyonudur. Talaseminin bugün gelişmiş ülkelerde
görülen çoğu komplikasyonu demir birikiminin sonucudur. Kronik olarak transfüze olan
talasemi major hastalarında endokrin ve kardiyak patoloji sıklıkla aşırı demir
birikimiyle ilişkilidir ve endokrin disfonksiyon; hipotroidizm, gonadal yetersizlik,
hipoparatroidizm ve diabetes mellitusu içerebilir. Konjestif kalp yetmezliği ve kardiyak
aritmiler talasemili kişilerde demir birikiminin potansiyel letal komplikasyonlarıdır (3).
Kardiyak komplikasyonlar talasemi major hastalarında önemli mortalite ve
morbidite nedenidir. Kardiyak fonksiyon bozukluğunun nedenleri demir birikimi ile
kalp debisinde artış ve ventriküler genişleme ile birlikte seyreden kronik hemolitik
anemidir. Miyokardiyal demir birikimi sol ventrikül restriksiyon hareketlerini
engelleyerek pulmoner hipertansiyona neden olur. Ayrıca yeterli transfüzyon
yapılmayan hastalardaki doku hipoksisi, yüksek kalp debisine bağlı pulmoner vasküler
endotel hasarı, sık akciğer enfeksiyonları, göğüs duvarı deformiteleri ve ekstramedüller
hematopoez kitlelerinin oluşması da pulmoner hipertansiyonu arttırabilir. Yaşla birlikte
artan pulmoner hipertansiyon sağ ventrikül fonksiyon bozukluğu ve buna bağlı konjestif
kalp yetmezliğine neden olur (8,15). Demir birikimi ilişkili kardiyomiyopatinin ileri
evrelerinde görülen tipik bulgular sol ventrikül diyastolik disfonksiyonu, pulmoner ve
periferik ödem, aritmiler ve konjestif semptomların ortaya çıkmasından kısa süre
sonraki yüksek mortalitedir (16). Ekokardiyografide sistolik bozukluklar saptandığında
genellikle konjestif kalp yetmezliği gelişmiş durumdadır (17). Ekokardiyografik
bulguların transfüzyon sayısı ve serum ferritini gibi demir birikiminin indirekt
göstergeleri ile her zaman uyumlu bulunmaması demir birikiminin sol ventrikül
yetmezliğinin nedeni olmadığını iddia eden çalışmalar vardır (18,19). Miyokardiyal
demir birikiminin gösterilmesi zordur, demirin kalpte subepikardiyal tabakalarda
birikmesi nedeniyle zor bir yöntem olan miyokard biyopsisi ile alınan örneklerde hata
olasılığı yüksektir (20). Günümüzde demir birikimini göstermede teknik zorlukları
nedeni ile invazif yöntemlerin yerini kolay uygulanabilir ve noninvazif bir yöntem olan
T2* manyetik rezonans incelemeleri almıştır. Kardiyak komplikasyonların gelişiminde
genetik risk faktörlerinin etkili olabileceği gösterilmiştir. HLA-DRB1 ve HLA-DQA1
allellerinin kalp yetmezliği olan talasemi hastalarında normallere göre sık olduğu
25
bulunmuştur (21). Demir birikimi çoğunlukla epikardiyal tabakalarda olmak üzere
ventriküler septum veya serbest duvarda oluşabilir. β-talasemi major hastalarında
arteryal endotel disfonksiyonu görülür (22). Kalp yetmezliği gelişiminde demir
birikiminin dışında miyokardit ve arteryal disfonksiyon da rol oynar (23). Kalp
yetmezliği β-talasemi major hastalarında asıl mortalite nedeni olduğu halde
tromboembolik olaylar, inme ve miyokard enfarktüsü sık görülmemektedir. Kardiyak
disfonksiyonun yanında pulmoner emboli, tiroid fonksiyon bozuklukları ve aritmi
gelişimi de bildirilmiştir. Talasemili hastalarda hafif şiddette perikardiyal effüzyon ve
perikard
kalınlaşmasının
eşlik
ettiği
perikardit
gelişimi sıktır.
Endokardiyal
kalsifikasyon ve yüksek debili kalp yetmezliği sonucu kalp kapak lezyonları oluşur (2427).
İskelet
sistemi
değişiklikleri
eritroid
kemik
iliğinin
hiperplazisinden
kaynaklanır. Kemik iliği boşluğunun genişlemesi ve korteksin incelmesi osteoporoz ile
sonuçlanır. Yüz bölgesindeki kemik yapılarda diploik boşlukların genişlemesi kafa
grafilerindeki tipik görünüme neden olur. Maksillanın etkilenmesi sonucu sinüslerin
havalanması gecikir ve maloklüzyon gibi diş sorunları oluşur. Kortekste incelme ve
osteoporoz sonucu ekstremitelerde patolojik kırıklar görülür. Epifizlerin erken
kapanmasına bağlı olarak ekstremitelerin boyu kısa kalır. Kemik lezyonlarının şekli ve
şiddeti yaşla birlikte değişkenlik gösterir. Osteopeni, kompresyon fraktürlerine neden
olan osteoporoz ve vertebraların trabekülasyonu, düzenli transfüzyon uygulanan ve
demir şelasyonu yapılan hastalarda bile görülebilen ciddi komplikasyonlardır. Talasemi
hastalarında kollajen geni COLIA1’de gözlenen Sp1 polimorfizminin vertebral
osteporoz ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir (28).
Karbonhidrat metabolizma bozuklukları sık görülür. Açlık kan şekeri normal
olduğu halde insulin direncine bağlı olarak glukoz intoleransı oluşur. Hemosiderosisin
gelişmesinin ardından insulin üretimi de bozulabilir. Büyüme ve gelişme geriliği
belirgindir. Özellikle şelasyon tedavisini yeterli kullanmayanlarda adolesan döneminde
gelişme geriliği oluşur. Eritropoezis için kalori kaynağının az olması ve kronik anemi,
gelişme geriliğine yol açar. Ancak yakın takip edilen ve düzenli transfüzyon-şelasyon
tedavisi alan hastalarda bile normal gelişmenin sağlanması zordur. Hemoliz
durumlarında idrarda atılımı artan ve buna bağlı eksikliği oluşan çinko ile
hipogonadizm arasında ilişki gözlenmiştir. Endokrin organlarda demir birikimi
hormonal
bozukluklara
neden
olabilir.
Pubertede
gecikme,
hipotiroidizm,
26
hipoparatiroidizm ve diabetes
mellitus transfüzyona bağlı demir
birikiminin
komplikasyonlarıdır (29).
Klinik sınıflama:
β-talasemiler aneminin derecesine göre talasemi majör, intermedia, minör ve
trait
şeklinde
sınıflandırılır.
Beta
talasemilerin
hiç
beta
globin
zincirinin
sentezlenemediği ve sonuçta Hb A1 yapılmamasıyla karakterize majör tipinin yanısıra
beta globinin belli oranlarda sentezlenebildiği intermedia ve taşıyıcı tipleri vardır.
Talasemilerin heterozigot tipi (talasemi minor ya da talasemi taşıyıcılığı) asemptomatik
olabilir ya da hafif derecede semptomatiktir. Akdeniz anemisi veya Cooley anemisi
olarak da isimlendirilen homozigot tipi olan talasemi major ise ağır hemolitik anemiye
neden olur (1,3,11,14).
 Talasemi Majör (Cooley anemisi, homozigot β0-Talasemi):
Talasemi major, genellikle yaşamın ikinci altı ayında klinik belirtileri başlayan
ağır, ilerleyici hemolitik anemidir. Derin anemiye bağlı kalp yetersizliğini önlemek için
düzenli aralıklarla kan transfüzyonları gerekir. Transfüzyon yapılmazsa yaşam süresi
yalnızca birkaç yıldır. Yetersiz transfüzyon alan olgularda kemik iliğinde ve
ekstramedüller bölgelerde aşırı eritropoeze bağlı hipertrofi oluşur. Kemik incelir ve
patolojik kırıklar görülebilir. Yüz ve baş kemiklerinde iliğin aşırı genişlemesi tipik bir
görünüm yaratır. Burun kökü çökük, frontal ve zigomatik kemikler çıkıktır, maksilla ve
beraberinde üst dişler öne doğru fırlamıştır. Baş, kaput kuadratum veya kaput natiforme
şeklindedir. Başlangıçta büyük olan dalak ve karaciğer, ekstramedüller hematopoez ve
hemosideroz nedeniyle giderek daha da büyür. Böylece sekonder hipersiplenizm
görülebilir. Boy kısa kalır, endokrin bozukluklar sonucu puberte oluşmaz. Pankreatik
hemosideroz diabetes mellitusa yol açar. Hemosiderozun perikardit, miyokardit,
konjestif kalp yetmezliği gibi kardiyak komplikasyonları ise çoğu kez, adolesan
yaşlarında hastaların ölüm nedenidir. Kalp transfüzyonlarından açığa çıkan demire
ilaveten bağırsaklardan demir emiliminin çok artmış olması hemosideroza yol açar (1).
 Talasemi intermedia:
Hemoglobinin yaklaşık 7 g/dl olduğu mikrositik anemili fenotipi olan, βtalasemi mutasyonlarının herhangi bir kombinasyonudur (β0/ β+, β0/ βvaryantı, E/ β0). Bu
27
çocukları transfüze etme konusu çelişkilidir. Bu olgularda mutlaka bir dereceye kadar
medüller
hiperplazi,
belki
de
şelasyon
gerektiren
nutrisyonel
hemosideroz,
splenomegali, demir birikimi ve talaseminin diğer komplikasyonları gelişecektir.
Ekstramedüller hematopoez vertebra kanalında olabilir ve spinal korda bası yapıp
nörolojik bir tabloya yol açabilir; sonuncu durum, derhal eritropoezde duraklama
yapabilecek lokal radyasyon tedavisi gerektiren tıbbi bir aciliyettir. Transfüzyon
talasemik bulguları iyileştirecek ve şelasyon ihtiyacını çabuklaştıracaktır. Splenektomi
çocuğu infeksiyon ve pulmoner hipertansiyon açısından riske sokacaktır (3).
 Talasemi minör:
Talasemi minör genellikle traitten daha ağır fakat intermedia kadar ağır olmayan
fenotipli, heterozigot formdur (β0/ β1, β+/ β+). Bu çocukların genotipleri araştırılmalıdır
ve demir birikimi açısından izlenmelidir. Eritrositler hipokrom ve mikrositer oldukları
için demir eksikliği anemisi ile karıştırılabilir ve hatalı olarak demir tedavisi
uygulanabilir. Gerçekte talasemi minörde serum demir düzeyi normal veya artmıştır. Hb
elektroforezi, vakaların %90’ından fazlasında Hb A2’nin %3,4’ten %7’ye kadar
yükseldiğini gösterir ve bu bulgu tanı koydurucudur. Vakaların %50’sinde Hb F de %26 arasında hafif artış görülür. Az sayıda vakada ise Hb A2 düzeyi normal, ancak Hb F
%5-15 oranlarında artmıştır. Talasemi minörün gerçek önemi genetik danışmanlık
açısındandır. Anne ve babada talasemi minör varsa doğacak çocukların %25’inin
homozigot ve talasemi majör olma riski vardır(1,3). Genetik geçiş şekli Şekil 2-1’de
gösterilmiştir (30).
Şekil 2-3. Beta talasemide kalıtım.
28
 Talasemi trait:
Sıklıkla çocuklardaki demir eksikliği anemisi ile karıştırılır. Çünkü ikisi
hematolojik olarak benzerdirler ve demir eksikliği çok daha yaygındır. Kısa dönem
demir verilmesi ve yeniden değerlendirme, daha ileri araştırmaya ihtiyaç duyacak
olanları ayırt etmek için yapılacak en iyi uygulamadır. Hb düzeyi hafif azalmış,
ortalama eritrosit hemoglobini (MCH) ve ortalama eritrosit volümü (MCV) belirgin
azalmıştır. Kan yaymasında hipokrom, mikrositoz ve değişken bazofilik noktalanmalar
görülür. β talasemi traitli çocukların sebat eden eritrosit dağılım genişliği vardır ve Hb
elektroforezinde bunların yüksek HbF (%50) ve tanısal açıdan yüksek HbA2 (%4-6)
değerleri olacaktır. Akdeniz ülkeleri gibi bazı toplumlarda β talasemi trait, normal HbA2
seviyeleri gösterebilir. Talasemi traitin sessiz formları da vardır ve aile öyküsü olan
olguların daha fazla araştırılması endikedir (2,3).
2.1.6. Laboratuvar bulguları
Bebek sadece Hb F ile veya bazı vakalarda Hb F ve Hb E (β0-talasemi için
heterozigot) ile doğar. Talasemik çocuklarda hemoglobin düzeyi 2-8 g/dl’dir. Periferik
kan yaymasında eritrosit değişiklikleri çok belirgindir. Ağır hipokromi ve mikrositoza
ek olarak Şekil 2-2’de gösterildiği gibi poikilositoz, anizositoz ve ‘’target’’ hücreleri
mevcuttur (31). Ayrıca çok sayıda çekirdekli eritrositler görülür. Splenektomiden sonra
bunların sayılarında büyük artış görülebilir. Retikülosit sayısı orta düzeyde artmıştır.
Beyaz hücre ve trombosit sayısı hipersplenizm yoksa normaldir. Kemik iliği belirgin
eritroid hiperplazi gösterir ve kırmızı hücre prekürsörlerinin çoğu düzensiz inklüzyonlar
içerir. Metil violet boyama ile α-globin çökeltileri en iyi görülür. Talasemik çocukların
serum demiri yüksek, demir bağlama kapasitesi azalmış, hemoliz nedeniyle indirekt
bilirubin ve yetersiz eritropoezin belirtisi olarak LDH yüksektir. Radyografide kemik
iliği hiperplazisi görülebilir (1-3).
HbF seviyesi daima artmıştır ve eritrositler arasında heterojen bir dağılım
gösterir. β0 talasemide HbA yoktur; hemoglobin sadece F ve A2’den oluşur. β+
talasemide %20-90 HbF görülür. HbA2 değeri genellikle normal ve tanısal değeri yoktur
(2).
29
Şekil 2-4. Talasemi majorde periferik kan yayması.
2.1.7. Tarama ve Önleme
Talasemileri önlemek için iki major uygulama vardır. β talasemi için taşıyıcı
durumları kolayca teşhis edilebildiğinden beri populasyonları taramak ve evli
partnerlerin seçimi konusunda genetik danışmanlık verilmesi mümkün hale gelmiştir.
İki β talasemi heterozigot evlenirse, çocuklarının dörtte birinde heterozigot veya ağır
homozigot hastalık gelişecektir. Heterozigot anne prenatal olarak teşhis edilirse, eşi test
edilmelidir. Çiftler taşıyıcı ise prenatal tanı açısından aile bilgilendirilmelidir. Eğer fetus
β talaseminin ağır formunu taşıyor ise hamileliğin sonlandırılabileceğinin mümkün
olduğu aileye anlatılmalıdır (2).
Tarama:
Talasemileri taramanın muhtemel en basit ve uygun yolu eritrosit göstergeleri ile
olur. MCV ve MCH değerleri talasemi taşıyıcılığı ile ilişkili değer aralıklarında olduğu
bulunursa HbA2 değerine bakılmalıdır. Bu değer β talasemili olguların çoğunda
artacaktır. HbA2 değeri normal ise hastayı α-globin gen analizi yapan bir merkeze
yönlendirmek gerekir. α+ talasemi (- α/ - α) için homozigot ve α0 talasemi (--/αα) için
heterozigot durum arasında ayrımı yapmak önemlidir. Bu nadir olgularda kan yayması,
heterozigot β talasemiye benzer. Ancak HbA2 seviyesi normal ve β-globin genleri
sağlamdır. Ayırıcı tanı α talaseminin nondelesyonel bir formu ile β talaseminin normal
HbA2 formu arasında yer alır. Bu durumlar globin zincir sentezi analizi ve ek DNA
30
çalışmaları ile ayırdedilmek zorundadır. Tüm bu olgularda rutin hemoglobin
elektroforezi uygulamak önemlidir (2).
Prenatal Tanı:
Talaseminin farklı formları için prenatal tanı, farklı yollarda uygulanabilir.
Gebeliğin 18-20. haftalarında fetoskopi ile fetal kan örneklerinde globin zincir
çalışmaları yapılabilir. Ancak günümüzde bu uygulama, yerini fetal DNA analizine
bırakmıştır. DNA genellikle gebeliğin 9 ve 12. haftaları arasında koryonik villus
örnekleme ile toplanır. Bu uygulama fetal kayıp ve fetal anormalliklerin oluşumu için
küçük bir riske sahiptir. Günümüzde mutasyonlar, α ve β talasemi formlarının çoğunda
tanımlanmış olduğundan direkt olarak fetal DNA analizi ile bunları tespit etmek
mümkündür (2).
2.1.8. Tedavi
β-talasemi major tedavisi kronik transfüzyon, splenektomi, demir şelasyonu ve
demir birikimine bağlı gelişen komplikasyonların önlenmesine yönelik destek tedaviden
oluşur. Kemik iliği transplantasyonu, fetal hemoglobin reaktivasyonu ve gen tedavisi
yöntemleri ise güncel ve gelişmekte olan yaklaşımlardır (9).
Transfüzyon tedavisi:
Devamlı transfüzyonlara başlamadan önce, β0 talasemi tanısı teyit edilmeli ve
aileler ömür boyu alınacak tedavi hakkında bilgilendirilmelidir. Transfüzyon ve
şelasyon tedavisine başlama; aileler ve çocukları için yaşamlarında yüzleşecekleri erken
zorluklardır (1). Transfüzyon, kanın hemoglobin düzeyini ve oksijen taşıma kapasitesini
arttırırken, doku hipoksisini azaltır. Transfüzyon sonucunda düşen eritropoetin değerleri
ile birlikte massif inefektif eritropoez de baskılanmış olur. Düzelmiş doku
oksijenasyonu ve geri dönüşümlü hiperkatabolik durum, daha normal büyüme ve
gelişmeyi destekler. Eritroid supresyonunun ve düzelmiş doku oksijenasyonunun diğer
bir yararı da azalmış gastrointestinal demir emilimidir (9). Transfüzyon tedavisine
başlamadan önce eritrosit fenotipi elde edilmelidir; transfüzyon için lökositi azaltılmış
kan ürünleri ve Rh ve Kell antijenleri için fenotipik olarak uyan kan ürünleri gereklidir.
Eğer kemik iliği transplantasyon olasılığı varsa kan, sitomegalovirus açısından negatif
olmalı ve ışınlanmalıdır (3). 3-4 hafta aralarla tekrarlanan transfüzyonlar şeklinde
yapılan ‘’hipertransfüzyon’’ uygulaması ile hastalara hemoglobin düzeyi 10 gr/dl’nin
31
üzerinde tutulabilecek şekilde eritrosit süspansiyonu verilir. Hb’in bu düzeylerde
tutulması önemli klinik yararlar sağlar. Normal fizik aktivite sürdürülebilir, büyüme
geriliği, yüz baş kemiklerindeki değişiklikler ve kalp genişlemesi çok azalır. Geçmiş
dönemlerde Hb’in 12 gr/dl üzerinde tutulduğu ’’süpertransfüzyon’’ uygulaması
inefektif eritropoezi tamamen baskıladığı için daha da yararlı olduğu kabul
edilmekteydi (1). Ancak demir birikimini çok arttırması nedeni ile son yıllarda tercih
edilmemektedir. Epifizler kapandıktan ve büyüme tamamlandıktan sonra 8-9 gr/dl gibi
daha düşük hemoglobin değerleri tolere edilebilir. Transfüzyon ihtiyacı yıllık kilogram
başına 200 ml aşar ise splenektomi gözönünde bulundurulmalıdır (9).
Splenektomi:
Dalağın rolü, kronik transfüzyon ve kronik şelasyon tedavisi alan hastalarda
dikkate alınmalıdır. Dalak, artmış eritrosit yıkımı ve demirin yeniden kullanımı
sağlayarak veya serbest demiri toksik olmayan bir havuzda tutarak hem temizleme hem
de depolama hizmeti verir. Dalağın aşırı büyümesiyle hipersplenizm gelişen hastalar
splenektomiden yarar görürler. Splenektomi sonrası pnömokoksik infeksiyonlar ve
sepsis tehlikesi nedeniyle bu girişim ancak 5 yaşından büyük, çok sık aralarla kan
transfüzyonu gereken çocuklara yapılır. Splenektomi yapılmış çocuklar penisilin
profilaksisine alınır. Splenektomi öncesi pnömokok aşısı da uygulanmalıdır.
Splenektominin pulmoner hipertansiyona yol açabileceği yönündeki preliminer
çalışmalar,
bazı
splenektomi
yapılmış
hastalar
için
antikoagülan
tedavinin
düşünülmesine yol açmıştır (1,3).
Şelasyon tedavisi:
Her 250 ml eritrosit süspansiyonu, dokulara fizyolojik yollarla atılamayan 200
mg demir yüklediği için uzun süreli transfüzyonlar sonucunda hemosideroz
kaçınılmazdır. Çoğu kez ölüm nedeni olan bu komplikasyonun önlemek üzere vücuttan
demir uzaklaştırıcı tedavi yapılır. Bu amaçla kullanılan ilaç ‘’desferoksamin’’ (DFO) dir
ve vücuttaki fazla demirin idrarla atılmasını sağlar. Desferoksamin kas içine
verilebilirse de araştırmalar en etkili uygulama şeklinin deri altına 10-12 saat sürekli
perfüzyon olduğunu göstermiştir. Bu tür uygulama özel bir pompa aracılığı ile
gerçekleştirilir. 1,5-2 gr DFO genellikle uyku sırasında, haftada 5-6 gece verilir. Buna
ilaveten kan transfüzyonu sonrası damar yoluyla DFO perfüzyonu da yapılmaktadır.
DFO uygulamasına en geç hasta 3 yaşına geldiği zaman başlamak gereklidir. DFO ile
32
birlikte hastaya verilen 100-200 mg C vitamini vücuttan demir atılmasını artırıcı etki
yapmaktadır. DFO’nun bulunmadığı koşullarda kan transfüzyonları daha seyrek yapılır.
Ancak bu durumda Hb 7 gr/dl civarında tutulduğu için hastalığın ağır komplikasyonları
kaçınılmaz olarak ortaya çıkar (1).
Demir aşırı birikimi değerlendirilmesi en iyi karaciğer biyopsisi ile anlaşılır. Bu
durum ferritometre ve serum ferritini ölçümü ile desteklenir. Karaciğer biyopsisi
tekrarlanabilir tek yöntemdir ve talasemik hastaların bakıldığı merkezlerde yapılmalıdır.
Az sayıda uygun ferritometre vardır. Ferritin sadece hastanın demir durumunun
değerlendirilmesine katkı sağlar (3).
Kemik iliği transplantasyonu:
β talasemili hastalarda ilk başarılı kemik iliği transplantasyonu 1982 yılında
Tomas ve arkadaşları tarafından bildirilmiştir (9). Talasemi major tedavisinde son
yıllarda önemli bir aşama da kemik iliği transplantasyonu olmuştur. Özellikle erken
yaşlarda, henüz fazla transfüzyon yapılmamış vakalarda insan lökosit antijenleri (HLA)
uygun olan
bir
verici
bulunduğu
zaman
vakaların %70-80’inde
tam şifa
sağlanabilmektedir (1).
Farmakolojik manipulasyon:
5-azasitidin, hidroksiüre, vinblastin, sitozin arabinozid gibi ilaçlar ile tedavi
edilen insanlar ve deneysel hayvanlarda Hb F üretiminde artış gösterilmiştir. Bu
ilaçların Hb F artışındaki rolü tam olarak bilinmemekle birlikte artmış γ-globin
sentezinin, hızlı eritroid rejenerasyonu ile ilişkili olduğu görünmektedir. Bu hipotez ile,
eritroid serinin maturasyonunu sağlayan eritropoetin, interlökin 3 ve granülosit
makrofaj koloni stimüle faktör gibi hematopoetik growth faktörlerin primat modellerde
Hb F sentezini arttırdığı gösterilmiştir. Ayrıca diabetik annelerin çocuklarında fetal Hb
değişiminin daha geç olduğunun gözlenmesi butirat türevleri ve kısa zincirli yağ
asitlerinin Hb F düzeyini arttırmak için kullanılmasını gündeme getirmiştir. Bu
maddelerin histon asetilasyonu yaparak kromatin dizilimini etkilediği düşünülmektedir.
Hb F yapımını arttıran ilaçların kombinasyonları, eritropoetin ve diğer sitokinlerin
kullanımı deneysel çalışmalarla sınırlıdır (9).
33
Gen tedavisi:
Talasemi major için en kesin tedavi yönteminin genetik mühendislik ile
gerçekleşeceğine ve bozuk genin düzeltilmesi ile hemolitik anemilerin bu en ağır
şeklinin ortadan kalkacağına inanılmaktadır (1).
2.1.9. Prognoz
Hastalığın seyri, hastanın uygun transfüzyon ve demir şelasyon tedavisi alıp
almamasına bağlıdır. Uygun transfüzyon ve şelasyon tedavisi almayan hastalarda yaşam
beklentisi 5 yaşın altındadır. Bu hastalar genellikle anemi, kalp yetmezliği, karaciğer
yetmezliğinden kaybedilir. Yalnızca kan transfüzyonları ile tedavi edilen hastalar ağır
hemosiderozis komplikasyonları ile birlikte ancak 10 yaşlarına kadar yaşarlar. Belirli
aralıklarla yapılan kan transfüzyonları ile Hb düzeyi normal seviyelerde tutulan ve iyi
şelasyon alan hastaların büyüme ve gelişmeleri normaldir.
Talasemi majorlü hastalarda en sık ölüm nedeni kalp yetmezliğidir. Kan
transfüzyonları ile Hb düzeyi normal düzeylerde tutularak kalpteki büyüme azaltılabilir.
Fakat tekrarlayan transfüzyonlara bağlı olarak hayatın ikinci on yılında kardiyak
hemosiderozis sonucu kardiyak problemler ön safhaya geçmekte, aritmi ve dirençli kalp
yetmezliğinden dolayı hastalar kaybedilebilmektedirler (7).
2.2. P dalga dispersiyonu
Miyokardın kasılması ve kanı pompalayabilmesi, kontraktil elemanların
elektriksel aktivasyonuna bağlıdır. Bu elektriksel aktivasyona depolarizasyon adı verilir.
Depolarizasyonu miyokard hücresinin kasılması izler. Daha sonra tekrar aktive
olabilmek için miyokard hücrelerinde repolarizasyon adı verilen elektriksel restorasyon
dönemi izlenir. Vücudumuz elektriği iletebildiği için, miyokartta olan bu repolarizasyon
ve depolarizasyon akımları ekstremitelere ve göğüse yerleştirilen elektrotlar aracığı ile
kaydedilebilir. Elektrokardiyografi adı verilen EKG cihazları ile kalpte oluşan bu
repolarizasyona ve depolarizasyona ait elektriksel kuvvetler basit bir şekilde kaydedilir
(32).
Sinoatriyal (SA) nod normalde kalbin elektriksel impulsunu oluşturan yapıdır.
Şekil 2-5’de görüldüğü gibi bu noddan çıkan uyarılar sağ atriyumun önce dış kısmını
daha sonrada ön kısmını ve interatrial septumu depolarize ederler. P dalgasının orta
kısmına karşılık gelen zamanda (0.04-0.05 sn) uyarı sol atriyuma ulaşır. Sol atriyumun
34
anterior ve posterior kısmı da sırasıyla depolarize edilir. Her iki atriyumun
depolarizasyonu yaklaşık olarak 0.07-0.11 sn kadarlık bir sürede tamamlanır ve
yüzeysel EKG’de tek bir P dalgası olarak görülür. Bu P dalgasının ilk kısmı esas olarak
sağ atriyal depolarizasyonu, ikinci kısmı ise sol atriyal depolarizasyonu göstermektedir
(6,33).
Atriyal miyokardiyumun elektrofizyolojik ve yapısal heterojenitesi sinus
uyarısının homojen olmayan bir biçimde yayılmasını sağlar, dolayısıyla prematür
vuruların tek taraflı bloke olma ihtimalini artırarak reentrinin başlamasında majör rol
oynar (34).
Şekil 2-5. Kardiyak ileti sistemi.
35
İlk kez 1998’de yeni bir EKG indeksi olarak standart 12 derivasyonlu EKG’de
bakılmaya başlanan P dalga dispersiyonu eş zamanlı 12 derivasyonlu EKG üzerinde en
uzun (Pmax) ve en kısa (Pmin) P dalga süreleri arasındaki fark olarak tanımlanmıştır
(6,35,36). P dalga dispersiyonu atrial fibrilasyonu tahmin etmede kullanılan oldukça
ümit verici, invazif olmayan yeni bir tekniktir. P dalga dispersiyonu normal erişkinler
için 27-30 msn arasında bildirilirken, atrial fibrilasyonlu hastalarda 44-52 msn arasında
bildirilmektedir. Bununla birlikte şimdiye kadar kabul edilmiş kesin bir değer aralığı
yoktur. P dalga dispersiyonun oluşumu konusunda değişik hipotezler mevcuttur. Bu
hipotezlerden en çok kabul görenleri; lokal hipotez ve global hipotezdir.
Lokal hipotez: Belirgin şekilde uzamış atriyumlar arası ve atriyum içi iletim
zamanlarının yüzeysel EKG’deki P dalga süresinin uzaması ile tanınabilmesi homojen
olmayan atriyal iletimin yüzeysel EKG’de farklı pozisyonlara sahip derivasyonlar
arasındaki P dalga süresinde oluşan değişimlerle tanınıp tanınamayacağı fikrini
gündeme getirmiştir. Atriyal depolarizasyondaki bölgesel gecikmeler heterojen P dalga
süresini meydana getirebilir ve farklı lokalizasyondaki derivasyonlar bölgesel
değişikliklerden farklı düzeyde etkilenebilirler. Bu lokal hipoteze destek olabilecek
nitelikte bir çalışmada yüzeysel EKG’deki elektriksel aktivitenin atriyumun spesifik
bölgelerindeki ileti ile korelasyon gösterdiği ortaya konmuştur. Derivasyonlar
arasındaki P dalga süresindeki değişimleri (P dalga dispersiyonu) lokal hipotezle
açıklamaya çalışan görüş global hipotez görüş ile rekabet halindedir.
Global hipotez (projeksiyon fenomeni): Bu hipoteze göre yüzeysel EKG
ölçümlerindeki farklılığın sebebi farklı projeksiyondaki ortak bir P dalga vektöründen
kaynaklanmaktadır. P dalgasının başlangıç ve son kısımlarının büyüklüğünün
elektriksel vektör ve derivasyon ekseni arasındaki açıya bağlı olduğu gösterilmiştir.
Global hipotezde bütün bilgiler tek bir P dalga vektöründen alınmaktadır. Vektör ve
kardiyografik hesaplamalar P dalgasının bir elektriksel dipolle açıklanabileceği ve
atriyal depolarizasyon gücünde lokal dipol olmayan içeriklerin bulunabileceği öne
sürülmektedir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardan elde edilen bilgiler ışığında P dalga
dispersiyonunun lokal hipoteze mi veya global hipoteze göre mi açıklanacağı, P dalga
amplitüdünün çok düşük olduğu, P dalgasının başlangıç ve bitiş noktalarının belirgin
olmadığı durumlarda ölçümün nasıl yapılacağı henüz netlik kazanmamıştır (6).
36
P dalga dispersiyonu ile ilişkili klinik durumlar:

Kronik hemodiyalizli son evre böbrek yetmezlikli nondiyabetik
hastalarda iyonik dengesizlik ve diyaliz, P dalga dispersiyonunda
değişikliğe neden olabilir.

Kronik obstruktif pulmoner hastalıkta, AF’nun varlığı P dalga
dispersiyonun uzaması ile ilişkilendirilmiştir.

P dalga dispersiyonu, açık kalp cerrahisinden sonra 2 ve 3. günde en
büyüktür, AF için en riskli zaman ile uyuştuğu bulunmuştur.

Atriyal iletimin homojensizliği (P dalga dispersiyonu artmıştır),
sekundum atriyal septal defektli çocuklarda sağ atriyal dilatasyonların
derecesi ve defektin boyutu ile ilişkilendirilmiştir.

P dalga dispersiyonu, perkütanöz transluminal koroner anjioplastinin
balon ile indüklenmiş akut iskemi sırasında artmıştır.

Sol atriyal mikro yapıda değişiklikler, eş zamanlı olarak atriyal
miyokardiyal kontraksiyonda azalma ve P dalga dispersiyonunda artma,
paroksismal atriyal fibrilasyona yatkınlığa neden olur.

Sinus ritminde P dalga dispersiyonun ölçümü, atriyal elektriksel
dengesizlik gelişme ve AF riskli hipertansiyonlu hastaları tanımlamak
için non-invazif klinik bir araç olarak kullanılabilir.

P dalga dispersiyonu, idyopatik paroksismal AF’nun öngörüsü için
kullanılabilen basit elektrokardiyografik belirteçtir (37).
37
3. GEREÇ VE YÖNTEM
3.1. Hastalar
Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği’nde talasemi major tanısı ile takipli sık kan
transfüzyon ihtiyacı olan beş yaş üstü 54 talasemi major hastası çalışmaya dahil
edilmiştir.
Kontrol grubu olarak, Genel Çocuk Poliklinik’lerinden kardiyak nedenler dışı
basit göğüs ağrısı ve üst solunum yolu şikayetleri ile başvuran daha önce bilinen
konjenital veya edinsel kardiyak patolojisi bulunmayan, kronik bir hastalığı ve herhangi
bir nedenden dolayı uzun süreli ilaç kullanım ihtiyacı olmayan, yapılan kardiyak
tetkiklerde anlamlı kardiyak patoloji saptanmayıp sağlıklı olduğu varsayılan 5-22 yaş
arasındaki sağlam çocuk popülasyonu çalışma kapsamına alınmıştır.
3.2. Klinik ve Laboratuar takibi
Her bir olgu için yaş, cinsiyet, andropometrik ölçümler, nabız/dakika, arteriyal
kan basınçları, talasemi hastalarını kapsayan talasemi tanı yaşı, transfüzyon sıklığı,
kullanılan şelasyon tedavisi, son iki yıla ait ferritin ve hemoglobin ortalaması gibi
bilgileri içeren bir çalışma formu hazırlanmıştır.
3.3. Ekokardiyografik inceleme
Hasta ve kontrol grubundaki çocukların M-mode, iki boyutlu ve Doppler
ekokardiyogafik incelemeleri, Acuson-cypress marka renkli Doppler ekokardiyografi
aleti ile, hastanın yaşına göre 7V 3c probe kullanılarak, sırtüstü veya hafif sol lateral
dekübitüs pozisyonunda yapılmıştır. En az 3-7 kardiyak döngü kaydedilmiştir. Septum
ve posterior duvar kalınlıkları M-mod kullanılarak ölçülmüştür. Sol boyutları, atriyum
boşlukları
ölçülmüştür.
Ventriküler
akım
hızları
ekokardiyografi ile ölçülmüştür.
M-mode ekokardiyogram:
LVDD(mm) :Sol ventrikül diyastol sonu çapı
LVDS(mm) :Sol ventrikül sistol sonu çapı
IVSD(mm):İnterventriküler septum diyastolik çapı
IVSS(mm): İnterventriküler septum sistolik çapı
transmitral
pulse
Doppler
38
LPWD(mm) :Sol ventrikül arka duvar diyastolik çapı
LPWS(mm) : Sol ventrikül arka duvar sistolik çapı
KF(%) :Kısalma fraksiyonu
EF(%) :Ejeksiyon fraksiyonu
İki boyutlu ekokardiyogram:
Kalp içi lezyonların belirlenmesinde kullanılmıştır.
Doppler (Pulse Wave – PW) ekokardiyografi:
Diyastolik fonksiyonları değerlendirmek amacıyla mitral kapaktan Doppler akım
örnekleri apikal dört boşluk görüntüde PW Doppler ile kürsör mitral kapağın hemen
üzerinde akıma paralel düşülerek elde edilmiştir. Arka arkaya en az 5 ölçüm yapılarak
ortalamaları alınmıştır.
Sol ventrikül diyastolik akım örneklerinde şu ölçümler yapılmıştır;
E dalgası maksimum velositesi (E): Erken diyastolik dalganın maksimum hızı
(mitral hızlı doluş)
A dalgası maksimum velositesi (A) : Geç diyastolik dalganın maksimum hızı
E/A:E velosite/A velosite oranı
ET:E Time (E dalgasının süresi)
AT:A Time (A dalgasının süresi)
DT: Deselerasyon zamanı
IVRT: İzovolumetrik relaksasyon zamanı
3.4. Elektrokardiyografik inceleme
Tüm hastaların sırt üstü yatar pozisyonda 50 mm/sn hız ve 1mV/cm
kalibrasyonla çekilmiş 12 derivasyonlu EKG kayıtları Nihon Cohden Cardiofax 9132 K
marka cihaz ile alınmıştır. Kayıt sırasında hastaların normal nefes alıp vermelerine izin
verilirken, öksürmelerine ve konuşmalarına izin verilmemiştir. Şekil 3-1’de (yazıcı) de
gösterildiği gibi EKG kaydında P dalga süresi; P dalga defleksiyonunun başlangıcı ile
izoelektrik hattın bileşkesi ve P dalgasının bitişi ile izoelektrik hattın bileşkesi
arasındaki mesafenin ölçülmesi ile hesaplanmıştır. En az dokuz derivasyonda ölçüm
yapılan olgular çalışmaya alınmıştır. Tüm hastalarda P dalgasının başlangıç ve bitiş
noktası belirlenemeyen derivasyonlar çalışma dışı bırakılmıştır. Her derivasyonda üç
39
ayrı P dalgası ölçülüp ortalamaları alınmıştır. P max ve P min belirlendikten sonra, P
max'dan P min değeri çıkarılarak PD hesaplanmıştır. Elektrokardiyografi ölçümleri
kardiyolog tarafından büyüteç yardımı ile manuel olarak hesaplanmıştır.
Şekil 3-1. EKG’de P max, P min ve PD ölçümü.
3.5. Holter inceleme
Aritmi varlığı açısından tüm hastalara 24 saatlik ritm holter çekilmiştir.
3.6. İstatistiksel inceleme
İstatistiksel analiz için veriler, ortalama değer ± standard sapma olarak
değerlendirilmiştir. Parametrik değişkenlerin değerlendirilmesinde student’s t-testi
kullanılmıştır. İkiden fazla grubun kantitatif değerlerinin karşılaştırılmasında ANOVA
analizi kullanılmıştır. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.
40
4. BULGULAR
4.1. Hasta grubunun özellikleri
Sağlık Bakanlığı Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve
Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği’nde talasemi major tanısı
ile takipli, Kasım 2008-Nisan 2009 tarihleri arasında çalışmaya dahil edilen beş yaş üstü
54 talasemi major olgunun 29’u kız 25’i erkek hastaydı.
54%
46%
Kız
Erkek
Şekil 4-1. Hasta grubunun cinsiyetlerine göre dağılımı.
Hastaların yaş aralığı 5-21 ve yaş median değeri 12 olarak bulunmuştur.
Hastalar yaşlarına göre gruplandırıldığında; 5-8 yaş grubunda 13 hasta, 8-12 yaş
gurubunda 18 hasta, 12-16 yaş grubunda 13 hasta, 16-21 yaş grubunda 10 hasta
bulunmuştur.
HASTA SAYISI
20
15
10
5
0
5-8
8-12
12-16
16-21
YAŞ GRUPLARI
Şekil 4-2. Hastaların yaş gruplarına göre dağılımı.
41
Hasta ve kontrol grupların demografik ve laboratuar özellikleri Tablo 4.1’de
gösterilmiştir. Gruplar yaş, cinsiyet, sistolik ve diyastolik kan basınçları, istirahat kalp
hızı ve vücut yüzey alanı açısından istatiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bir
farklılık belirlenmemiştir. Hastaların hiçbirinde 24 saatlik holter EKG kaydında AF
atağı izlenmemiştir. Ayrıca hastaların talasemi tanı yaşı, ortalama ferritin ve
hemoglobin değerleri tabloda gösterilmiştir.
Tablo 4-1. Hasta ve kontrol gruplarının demografik ve laboratuvar özellikleri.
Klinik Özellikler
Yaş
Cinsiyet
Kız
Erkek
Kan basıncı (mmHg)
Sistolik
Diyastolik
İstirahat Kalp Hızı (atım/dk)
Ağırlık (kg)
Vücut Yüzey Alanı (m2)
Talasemi tanı yaşı
Ortalama Ferritin
Ortalama Hemoglobin
Hasta (n:54)
12,22±4,24
Kontrol (n:40)
11,28±3,14
P
>0,05
29(%54)
25(%46)
25(%62,5)
15(%37,5)
>0,05
>0,05
101,39±11,59
60,56±10,26
92,31±12,54
35,48±13,75
103,88±9,30
62,75±8,24
93,20±9,58
35,45±14,19
>0,05
>0,05
>0,05
>0,05
1,16±0,30
1,56±1,32
1826±904
8,68±0,65
1,17±0,29
-
>0,05
-
4.2. Ekokardiyografik bulgular
Hasta ve kontrol gruplarının ekokardiyografik özellikleri Tablo 4.2’de
özetlenmiştir. Ekokardiyografik olarak LVDD, LVDS değerleri hasta grubunda kontrol
grubuna göre çok ileri düzeyde yüksek bulunmuştur. EF, mitral E velositesi ve E/A
oranında gruplar arasında anlamlı fark bulunmamakla birlikte A velositesi hasta
grubunda çok ileri düzeyde yüksek saptanmıştır. ET, DT ve IVRT değerleri hasta
grubunda kontrol grubuna göre çok ileri düzeyde düşük bulunmuştur.
42
Tablo 4-2. Hasta ve kontrol gruplarının ekokardiyografik özellikleri.
Ekokardiyografik Ölçümler
LVDD (mm)
LVDS (mm)
IVSD (mm)
EF (%)
E (m/s)
A (m/s)
E/A
ET (ms)
DT (ms)
IVRT (ms)
Hasta (n:54)
43,10±7,15
26,50±4,81
6,09±1,15
74,94±8,35
1,01±0,18
0,63±0,15
1,64±0,32
130,20±26,67
34,48±10,24
28,67±11,83
Kontrol (n:40)
36,19±7,47
22,54±5,07
7,12±1,51
75,55±5,33
0,95±0,13
0,55±0,08
1,73±0,19
191,13±29,65
144,36±26,94
81,15±8,51
P
<0,001
<0,001
<0,001
>0,05
>0,05
<0,001
>0,05
<0,001
<0,001
<0,001
LVDD:Sol ventrikül diyastol sonu çapı, LVDS:Sol ventrikül sistol sonu çapı, IVSD:İnterventriküler
septum diyastolik çapı, EF: Ejeksiyon fraksiyonu, ET:E zamanı, DT:Deselerasyon zamanı, IVRT:
İzovolümetrik relaksasyon zamanı.
4.3. Elektrokardiyografik bulgular
Hasta ve kontrol grubunun P dalga ölçümleri Tablo 4.3’de gösterilmiştir.
Talasemili hastalarda Pmax, Pmin ve PD değerlerinde kontrol grubuna göre istatistiksel
olarak çok ileri düzeyde anlamlı fark bulunmuştur. Talasemili hastalarda Pmax ve PD
değerleri artmış iken Pmin değeri azalmıştır.
Tablo 4-3. Hasta ve kontrol gruplarının elektrokardiyografik ölçümleri.
Elektrokardiyografik ölçümler
P max
P min
PD
PD: P dalga dispersiyonu.
Hasta (n:54)
97,03±9,74
47,53±6,91
49,51±9,58
Kontrol (n:40)
70,29±7,94
54,03±6,07
16,26±4,64
P
<0,001
<0,001
<0,001
43
Tablo 4-4’de gösterildiği gibi hasta ve kontrol gruplarında P dalga
değişkenlerinin cinsiyet ile ilişkisi saptanmamıştır.
Kontrol
grubu
Hasta
grubu
Tablo 4-4. P dalga değişimlerinin hasta ve kontrol grubunda cinsiyetlere göre karşılaştırılması.
P max
P min
PD
P max
P min
PD
Kız (n:29)
99,37±8,42
48,10±7,36
51,28±9,69
Kız (n:25)
70,37±7,95
54,10±6,90
16,27±4,21
Erkek (n:25)
94,32±10,60
46,86±6,43
47,46±9,22
Erkek (n:15)
70,15±8,20
53,92±4,60
16,23±5,45
P
>0,05
>0,05
>0,05
>0,05
>0,05
>0,05
PD: P dalga dispersiyonu.
Hasta ve kontrol gruplarının P max, P min ve PD değerlerinin yaş grupları ile
karşılaştırılması Tablo 4-5 ve Tablo 4-6’da gösterilmiştir. Hasta ve kontrol gruplarında
sadece P max parametresinin yaş ile ilişkisi saptanmıştır.
Tablo 4-5. Hasta grubunda P değişkenlerinin yaş gruplarına göre karşılaştırılması.
P max
P min
PD
5-8 yaş
(n:13)
91,5
46,81
44,69
8-12 yaş
(n:18)
96,41
47,9
48,51
12-16 yaş
(n:13)
98,1
45,83
52,27
>16 yaş
(n:10)
103,94
49,98
53,96
P
<0,05
>0,05
>0,05
PD: P dalga dispersiyonu.
Tablo 4-6. Kontrol grubunda P değişkenlerinin yaş gruplarına göre karşılaştırılması.
P max
P min
PD
5-8 yaş
(n:5)
63,28
49,28
14
8-12 yaş
(n:24)
70,09
54,1
15,98
PD: P dalga dispersiyonu.
12-16 yaş
(n:7)
76,62
57,57
19,05
>16 yaş
(n:4)
69,1
53,3
15,5
P
<0,05
>0,05
>0,05
44
Tablo 4-7’de talasemi major hastalarında P değişkenleri, alınan toplam
transfüzyon miktarları ile karşılaştırılmıştır. Hastalarda Pmax ve PD değerleri alınan
toplam transfüzyon miktarı ile ilişkili bulunmuşken P min değerinin alınan toplam
transfüzyon miktarı ile ilişkisi saptanmamıştır.
Tablo 4-7. Hasta grubunda P değişkenlerinin alınan toplam transfüzyon miktarlarına göre
karşılaştırılması.
P max
P min
PD
ATT <150
(n:22)
92,22
47,03
45,19
ATT 150-300
(n:21)
97,85
46,12
51,73
ATT>300
(n:11)
105,07
51,18
53,89
P
<0,001
>0,05
<0,05
ATT: Alınan toplam transfüzyon, PD: P dalga dispersiyonu.
Tablo 4-8’de görüldüğü gibi hastaların P max, P min ve PD değerleri, ferritin
değerleri ile kıyaslanmıştır. Hastaların son iki yılına ait ferritin ortalama değerleri
çalışmaya alınmıştır. Ferritin 2000 mg/dl altı ve üstündeki değerlere sahip hastaların P
max, P min ve PD değerlerinin
karşılaştırılmasında aralarında anlamlı fark
saptanmamıştır.
Tablo 4-8. P değişkenlerinin ferritin değerlerine göre karşılaştırılması.
P max
P min
PD
Ferritin <2000mg/dl
(n:29)
98,21±9,78
48,78±6,44
49,43±8,87
PD: P dalga dispersiyonu.
Ferritin >2000mg/dl
(n:25)
95,67±9,70
46,07±7,28
49,60±10,52
P
>0,05
>0,05
>0,05
45
Sol ventrikül diyastol sonu çapı artmış olan hastaların P max ve P min değerleri
anlamlı düzeyde arttığı görülürken PD değerlerinde herhangi bir ilişki saptanmamıştır.
Sol ventrikül arka duvar diyastolik çapı artmış olan hastalarda P max değeri, çapı
normal olanlara gore anlamlı düzeyde artmış olduğu saptanırken P min ve PD
değerlerinde anlamlı fark görülmemiştir (Tablo 4-9).
Tablo 4-9. Artmış ve normal kardiyak çaplara sahip hastaların P değişkenlerinin
karşılaştırılması.
P max
P min
PD
Artmış LVDD
(n:15)
103,49±8,02
51,28±7,64
52,21±7,35
Normal LVDD
(n:39)
94,55±9,26
46,08±6,11
48,47±10,20
P max
P min
PD
Artmış LVPWD
(n:7)
103,74±8,29
51,86±6,38
51,89±9,25
Normal
LVPWD (n:47)
96,03±9,61
46,88±6,81
49,15±9,67
P
<0,01
<0,05
>0,05
P
<0,05
>0,05
>0,05
LVDD:Sol ventrikül diyastol sonu çapı, LVPWD:Sol ventrikül arka duvar diyastolik çapı, PD: P dalga
dispersiyonu.
Tablo 4-10’da gösterildiği gibi restriktif patern gösteren ve göstermeyen hastalar
arasında P max ve P min değerleri arasında herhangi bir ilişki saptanmazken P min
değeri çok ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur.
Tablo 4-10. Restriktif patern gösteren ve göstermeyen hastaların P değişkenlerinin
karşılaştırılması.
P max
P min
PD
Restriktif patern
gösteren (n:31)
95,63±8,96
44,97±5,96
50,66±8,76
PD: P dalga dispersiyonu.
Restriktif patern
göstermeyen (n:23)
98,92±10,60
50,97±6,70
47,96±10,59
P
>0,05
<0,001
>0,05
46
Hastaların 24 saatlik ritm holter incelemelerinde aritmi varlığı ve yokluğunda P
dalga ölçümleri Tablo 4-11’de gösterilmiştir. Talasemi hastalarında aritmi varlığında
PD, aritmisi olmayan hastalara göre ileri düzeyde uzamış bulunmasına rağmen P max
ve P min değerleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir.
Tablo 4-11. Talasemi hastalarında aritmi varlığı ve yokluğunda P dalga ölçümleri.
P max
P min
PD
Aritmi (+) n:22
99,94±7,72
48,28±7,69
51,65±6,50
PD: P dalga dispersiyonu.
Aritmi (-) n:32
95,04±10,56
47,01±6,40
48,03±11,08
P
>0,05
>0,05
<0,01
47
5. TARTIŞMA
Talasemi majorlu hastaların sık kan transfüzyonuna sekonder gelişen demir
birikiminin yol açtığı en önemli ölüm nedenlerinin başında konjestif kalp yetmezliği ve
fatal kardiyak taşiaritmiler olduğu bilinmektedir (1,3,38). Tüm talasemi majör
hastalarının %67’si kardiyak nedenler ile kaybedilmektedir. Talasemi major hastalarının
kalp tutulumu sonucu ortalama %6,8 oranında kalp yetersizliği, %5,7 oranında ise
aritmi geliştiği bildirilmiştir (39).
Talasemi major hastalarında kardiyak fonksiyonlar yıllarca normaldir, fakat ilk
görülen kardiyak semptom ile birlikte ölüm genellikle bir yıl içerisinde meydana gelir
(40). Talasemili hastalarda kardiyak fonksiyonların belirlenmesine yönelik çok sayıda
ekokardiyografik çalışma mevcuttur. Çalışmamıza alınan talasemik hastaların
ekokardiyografik
verileri
yaş,
cins
ve
ağırlık
olarak
uyumlu
kontrollerle
karşılaştırılmıştır. Sol ventrikül diyastol sonu çapı, sol ventrikül sistol sonu çapı ve
interventriküler septum diyastolik çapında talasemi majorlu hastalarda kontrol grubuna
göre istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur. Kardelen ve ark. (41) çalışmamızla
benzer şekilde talasemi hastalarında sol ventrikül diyastol sonu ve sistol sonu çaplarını
ve septal çapı kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulmuştur. Diyastol
fonksiyon bozukluğunun esas göstergeleri E, A ve E/A’dır. DT ve IVRT değerleri
değişken parametreler olup birçok çalışmada farklı sonuçlar elde edilmiştir.
Çalışmamızda E ve E/A değerlerinde hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel
olarak anlamlı farklılık saptanmazken A değeri talasemi major hastalarında artmıştır.
Talasemi major hastalarında DT ve IVRT değerleri kontrol grubuna göre çok ileri
düzeyde düşük bulunmuştur. Gharzuddine ve ark. (42) E, A ve E/A değerlerinde
talasemi major hastalarında kontrol hastalarına göre anlamlı fark saptamamışlardır.
Ancak DT ve IVRT değerlerini talasemi major hastalarında anlamlı olarak yüksek
bulmuşlardır. Kremastinos ve ark.’larının (43) yaptıkları başka bir çalışmada ise
talasemi major hastaları ve kontrol grupları arasında DT ve IVRT değerleri açısından
istatistiksel anlamlı fark bulmamalarına karşın, bu değerleri hasta grubunda düşük
saptamışlardır. Özbarlas ve ark.’larının (44) yaptıkları çalışmada talasemi major
hastalarının ekokardiyografik ölçümleri kontrol grupla karşılaştırıldığında sistolik
disfonksiyon olmaksızın sol ventrikül diyastolik doluş örneğinin restriktif özellik
48
gösterdiği, pik erken diyastolik akım velositesinin arttığı, pik geç (atriyal) diyastolik
akım velositesinin azaldığı, bu iki velosite oranının yükseldiği saptanmıştır. Sonuç
olarak çalışmamızda yapmış olduğumuz ekokardiyografik ve doppler ölçümler
neticesinde, talasemi hastalarında sistolik fonksiyonlardan çok diyastolik bozulmanın ön
planda olduğu görülmüştür.
Maksimum P dalga süresi ve PD’u standart EKG’de sinüs düğümünden çıkan
uyarıların atriyum duvarında heterojen ve instabil dağılımını gösteren noninvazif
belirteçlerdir. Atriyal miyokardda heterojen ve instabil elektrik aktivitenin artması
atriyal reentry başlamasında majör rol oynamaktadır. Bu durum ise son zamanlarda iki
basit EKG parametresi ile belirlenmiştir. Maksimal P dalga süresi, interatriyal iletimin
bozulmasının göstergesi iken, PD’nu ise heterojen elektiriksel iletimi göstermektedir
(5). Yapılan çalışmalar, P dalga dispersiyonundaki uzamanın, atriyal fibrilasyon
gelişimi için tek başına bağımsız bir risk faktörü olabileceğini göstermiştir (35,36). Yine
yapılan çalışmalarda üzerinde durulan diğer bir konu ise, derecesinden bağımsız olarak
diyastolik disfonksiyon ile sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonda azalmanın P dalga
dispersionunda artış ile korelasyon gösterebildiğidir (45). Çalışmamız, talasemi major
hastalarında P dalga süresi ve P dalga dispersiyonunun araştırıldığı ilk çalışmadır. Bu
çalışmada P dalga süresi ve P dalga dispersiyonu talasemi major hastalarında kontrol
hastalarından daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar talasemi major hastalarının AF ve
diğer aritmiler açısından risk altında olabileceğini göstermiştir.
Literatürde farklı birçok çalışmada P dalga dispersiyonunun klinik durumlarla
ilişkisi araştırılmıştır. Yapılan bir çalışmada P dalga dispersiyonu idiyopatik
paroksismal
atriyal
fibrilasyonu
öngörmek
için
kullanılabilen
basit
bir
elektrokardiyografik gösterge olarak değerlendirilmiştir (46). Yine P dalga dispersiyonu
atriyal septal defektli hastalarda anlamlı oranda artmış bulunmuştur (47). İmamoğlu ve
ark.’larının (48) diyabetik çocuklarda yaptıktıkları çalışmada PD’unun anlamlı düzeyde
arttığı saptanmıştır. P dalga dispersiyonunun uzaması miyokardiyal iskemi için basit ve
kullanışlı bir belirteç olabileceği gösterilmiştir (49).
Yapılan başka bir çalışmada
kardiyolojik olarak asemptomatik Wilson’s hastalarında P dalga dispersiyonunun
uzamış olduğu bildirilmiştir (50). Szabo ve ark.’ları (51) yaptıkları çalışmada
hemodiyalizli hastalarda P dalga dispersiyonunun artmış olduğunu tespit etmişlerdir.
Çocuk grubunda yapılan diğer bir çalışmada risperidon tedavisi ile P dalga dispersiyon
arasında ilişki olduğu gösterilmiştir (52). Başka bir çalışmada PD dispersiyonunun alkol
49
alınımı ile ilişkisi saptanmıştır (53,54). Yukarıdaki örneklerde de gösterildiği gibi
kardiyak fonksiyonları etkileyen birçok durumda P dalga dispersiyonunun da etkilendiği
ve bu nedenle bu gibi vakalarda kardiyak patolojileri öngörmede yardımcı bir parametre
olabileceği görülmektedir.
Talasemi majorlu hastalarda PD uzamasının mekanizması tam olarak
bilinmemektedir. Ancak miyokardiyumun özellikle supepikardiyal bölgesindeki demir
birikiminin lizozomlardan asit hidrolaz salınımına neden olarak oluşturduğu fibrozisin
(55) atriyum miyokardiyumdaki yapısal ve elektrofizyolojik değişikliklerden sorumlu
olabileceği ve bunun da P dalga dispersiyonundaki uzamanın nedeni olabileceğini
düşündürmektedir. Başka bir yaklaşımla, talasemi majorlu hastalarda yıllar içinde artan
demir birikiminin neden olduğu vasküler hasarın, aneminin oluşturduğu mevcut iskemik
hasarın daha da derinleşmesine neden olarak PD değişiklerine sebep olabileceği
kanısındayız. PD uzamasının kanıtlandığı diğer tüm çalışmalarda demir birikimi
olmamasına karşın PD
uzamasının kanıtlanmış olması da
bu düşüncemizi
desteklemektedir. Bu düşüncelerimize ek olarak talasemi hastalarında artmış sempatik
aktivite, artmış PD ile ilişkili olabilir. Nitekim Yaşar ve ark.’larının (56) çalışmalarında
akut koroner sendromlu hastalarda P dalga dispersiyonunun, erken dönemde intravenöz
beta bloker tedavisi ile azaldığı gösterilmiştir.
P dalga süresini hangi klinik özelliklerden etkilendiğini araştıran bir çalışmada P
max ve PD yaş, cinsiyet gibi ölçütlerden yalnızca yaş ile ilişkili bulunmuştur (57). Yine
Turhan ve ark.’larının (58) farklı yaş gruplarında yaptıkları çalışmada P dalga
dispersiyonunun yaş ile ilişkisi olduğunu bulmuşlardır. Çalışmamızdaki hasta ve kontrol
grubunda her iki değişkenin de PD üzerine etkili olmadığı görülürken sadece P max’ın
yaş ile ilişkisi saptanmıştır. Artan yaş ile yıllar içerisinde biriken çevresel zararlı
etkilerin kümülatif etkisi ile kardiyak yapı ve fonksiyonlarının etkilenmesi sonucu ileti
sistemindeki blokajın daha belirgin hale gelmesi belki de bu değişikliğin asıl nedeni
olabilir.
Çalışmamızda talasemi major hastalarının yıllar içerisinde aldığı toplam
transfüzyon miktarları ile P max ve PD değerlerinin istatistiksel olarak ilişkili olduğu
görülmüştür. Bu durum aşırı demir birikiminin kalbin ileti sistemlerinde meydana
getirdiği hasarın bir sonucu olduğunu düşündürmektedir. Nitekim talasemi major
hastalarında postmortem incelemelerde miyokardial hücrelerde demir depolanmasına
50
bağlı atriyal ve ventriküler dilatasyon, ventrikül duvarlarında kalınlaşma, total kalp
ağırlığında belirgin artış ve miyokard ve ileti sisteminde fıbroz gösterilmiştir (41).
Çalışmamızda yüksek ferritin düzeyleri ile P max, P min ve PD değerleri
arasında korelasyon saptanmamıştır. Şelasyon tedavisi alan hastalarda serum ferritin
düzeyleri, demir birikimine sekonder kardiyomiyopati ile ilişkisini göstermede iyi bir
belirteç olmayabilir. Günümüzde hedef organlarda demir birikimini yansıtan invazif
yöntemlerin yerini noninvazif laboratuar tetkiki olan manyetik rezonans görüntüleme
almıştır. Yapılan bir çok çalışmada T2* kardiyak manyetik rezonans görüntüleme
tekniği ile kardiyak demir yükünün belirlenebileceği ve bu şekilde şelasyon tedavisine
etkin bir şekilde yön verilebileceği gösterilmiştir (59,60). Fakat pahalı teknik altyapı
nedeni
ile sınırlı sayıda
merkezde
bulunması bu tekniğin
rutinde
yaygın
kullanılabilirliğini sınırlandırmaktadır. Manyetik rezonans görüntüleme ile yapılan diğer
bir çalışmada ise düşük serum ferritin düzeylerinin, kardiyomiyopatiye neden olan
kardiyak demir birikimini göstermede yanıltıcı olabileceği gösterilmiştir (61).
Kurtoğlu ve ark. (62) aort darlığı olan hastalarda sol ventrikül arka duvar
kalınlıkları ile artmış P dispersiyon arasında ilişki saptayamamışlardır. Benzer olarak
çalışmamızda da artmış sol ventrikül diyastol sonu ve arka duvar diyastolik çaplar ile
PD arasında istatiksel fark bulunmamıştır.
Talasemili hastalarda kardiyak demir birikimi olduğunda restriktif tipte
diyastolik fonksiyon bozuklukları görülse de sol ventrikül sistolik fonksiyon genellikle
normal bulunmaktadır (63). Çalışmamızda restriktif patern gösteren ve göstermeyen
talasemi major hastaları arasında P max, P dalga dispersiyonu değerleri açısından ilişki
bulunmamıştır. Gündüz ve ark. (45) diyastolik disfonksiyonu olan hastalarda yaptıkları
çalışmada restriktif patern gösteren ve göstermeyen hastalarda çalışmamızda olduğu
gibi P max, PD değerleri açısından anlamlı fark saptamamışlardır.
Sekban ve ark. (64) hipertansif bireylerde atriyum refrakterliği heterojenitesinin
bir göstergesi olan ve normotansif bireylere göre artmış bulunan P dalga
dispersiyonunu, basit ve kompleks supraventriküler aritmilerin oluşumu ile yakından
ilişkili olduğunu saptamışlardır. Çalışmamızda 24 saatlik ritm holter sonucuna göre
supraventriküler ve ventriküler aritmisi olan talasemi hastalarında PD değerindeki artış
ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur. Literatürdeki çoğu çalışmada artmış P dalga
dispersiyonu atriyum refrakterliği heterojenitesinin bir sonucu olan supraventriküler
51
aritmiler, özellikle de atriyal fibrilasyon ile ilişkilendirilmişken çalışmamız P dalga
dispersiyonunun tüm kardiyak refrakterliğindeki heterojeniteyi yansıttığını göstermiştir.
Çalışmamızdaki kısıtlılıklar talasemi hastalarımızın tamamına yakınının şelatör
tedavi alıyor olmasıydı. Her ne kadar atriyum refrakterliğini dolayısıyla P dalga
dispersiyonunu etkileyebileceğini düşündüğümüz ilaçları kullanan hastaları çalışma dışı
bıraksak da şelatör tedavinin P dispersiyonunu nasıl etkilediği konusunda yeterli veri
bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, P dalga dispersiyonu, talasemi major hastalarında artmış olarak
bulunmaktadır. Hesaplanması son derece kolay olan P dalga dispersiyonu bu hasta
grubunda artmış atriyal fibrilasyon riskinin belirlenmesinde özellikle ileri laboratuar
tekniklerinin bulunmadığı kliniklerde kolaylıkla ölçülüp kullanılabilecek bir metotdur.
Bununla birlikte talasemi major hastalarının 24 saatlik ritm holter incelemelerinde
ventriküler veya atriyal aritmisi saptananların P dalga dispersiyonlarının anlamlı
derecede uzamış olması, erken dönemde antiaritmik tedavi kullanılmasını gündeme
getirebilecektir. Çalışmamız talasemi major hastalarında P dalga dispersiyonun
araştırıldığı ilk çalışmadır. Noninvazif bir yöntem olarak P dalga dispersiyonunun
talasemi major hastalarında klinik kullanıma girebilmesi için daha fazla sayıda kontrollü
çalışmaya ihtiyaç vardır.
52
6. SONUÇ
Çalışmamıza dahil edilen beş yaş üstü 54 talasemi major hastası ile 40 sağlıklı
çocuk
populasyonunun
kardiyolojik
ölçümleri
ve
P
dalga
değişkenlerinin
karşılaştırılması sonucunda;
1. Talasemi ve kontrol gruplarının ekokardiyografik incelemelerinde talasemi
hastalarında kontrol grubuna göre kardiyak çaplardan LVDD ve LVDS çok
ileri düzeyde artış saptanmışken IVSD çok ileri düzeyde düşüş gözlenmiştir.
2. Yapılan doppler incelemelerinde talasemi hastalarında A, DT ve IVRT
değerleri açısından kontrol grubuna göre belirgin fark gözlenmiştir.
3. Yapmış olduğumuz ekokardiyografik ve doppler ölçümler neticesinde,
talasemi hastalarında sistolik fonksiyonlardan çok diyastolik bozulmanın ön
planda olduğu görülmüştür.
4. Talasemi hastalarında P max, P min, PD değerleri açısından kontrol grubuna
göre çok ileri düzeyde anlamlı fark saptanmıştır.
5. Kontrol ve hasta grubunun her ikisinde de P dalga değişkenlerinin cinsiyet
ile ilişkisi saptanmamıştır.
6. Kontrol ve hasta grubunun her ikisinde de sadece P max parametresinin yaş
ile ilişkisi saptanmıştır.
7. Talasemi hastalarında P max ve PD değerlerinin, alınan toplam transfüzyon
miktarı ile ilişkisi bulunmuştur.
8. Yüksek ferritin değerlerinin P dalga değişkenleri ile ilişkisi saptanmamıştır.
9. LVDD’leri artmış olan talasemi hastalarında P max ve P min değerleri
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yükselmiştir.
10. LVPWD’leri artmış olan talasemi hastalarında sadece P max değeri
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yükselmiştir.
11. Restriktif diyastolik fonksiyon bozukluğu gösteren ile göstermeyen hasta
grupları arasında P max ve PD değerleri açısından anlamlı fark
53
gözlenmemişken P min değeri açısından çok ileri düzeyde anlamlı fark
saptanmıştır.
12. Talasemi hastalarında aritmi varlığında PD, aritmisi olmayan hastalara göre
ileri düzeyde uzamış bulunmasına rağmen P max ve P min değerleri
açısından fark bulunmamıştır.
13. P dalga dispersiyonu talasemi majorlu hastalarda gelişebilecek aritmiyi
öngörmede değerli bir noninvazif yöntem olabilir. Ancak bu konuda daha
fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
54
ÖZET
Giriş: Talasemiler globin zincir sentesindeki bozukluklardan kaynaklanan
kalıtsal hastalıklar olup klinik şiddetleri değişkendir. Talasemi majorlu hastaların sık
kan transfüzyonuna sekonder gelişen demir birikiminin yol açtığı en önemli ölüm
nedenlerinin başında konjestif kalp yetmezliği ve ani kardiyak ölüme neden olan fatal
kardiyak taşiaritmiler olduğu bilinmektedir.
Maksimum P dalga süresi (P max) ve P dalga dispersiyonu (PD) standart EKG
(elektrokardiyografi)’de sinüs düğümünden çıkan uyarıların atriyum duvarında
heterojen ve instabil dağılımını gösteren noninvazif belirteçtir. PD standart 12 kanallı
EKG üzerindeki en uzun ve en kısa P dalga süreleri arasındaki farkı ifade etmektedir.
Bu çalışmada talasemi majorun PD üzerine olan etkisi araştırılmıştır.
Materyal ve Metod: Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği’nde talasemi major
tanısı ile takipli sık kan transfüzyon ihtiyacı olan beş yaş üstü 54 talasemi major hastası
(yaş ortalaması 12,22±4,24) ile konjenital veya edinsel kardiyak patolojisi bulunmayan
40 sağlıklı çocuk (yaş ortalaması 11,28±3,14) çalışma kapsamına alınmıştır.
Yüzeyel 12 kanallı EKG çekilerek, en uzun (P max) ve en kısa (P min) P dalga
süreleri ölçülüp bunların farkı PD olarak alınmıştır. Tüm hastalara ekokardiyografik
ölçümler yapılmıştır. Mitral erken diyastolik hız (E), geç diyastolik hız (A), E/A,
deselerasyon zamanı (DT) ve izovolümetrik relaksasyon zamanı (IVRT) belirlenmiştir.
Ayrıca her iki gruba 24 saatlik ritm holter çekilerek aritmi varlığı araştırılmıştır.
Bulgular: Hasta ve kontrol grupların karşılaştırılmasında yaş, cinsiyet, sistolik,
diyastolik kan basınçları, istirahat kalp hızı ve vücut yüzey alanı açısından farklılık
belirlenmemiştir. Yapmış olduğumuz ekokardiyografik ve doppler ölçümler neticesinde,
talasemi hastalarında sistolik fonksiyonlardan çok diyastolik bozulmanın ön planda
olduğu görülmüştür.
PD, P min, P max değerleri açısından talasemi hastalarında kontrol gruplarına
göre çok ileri düzeyde anlamlı fark saptanmıştır (Sırasıyla 49,51±9,58; 16,26±4,64,
47,53±6,91; 54,03±6,07, 97,03±9,74; 70,29±7,94 P<0,001).
Kontrol ve hasta grubunun her ikisinde de P dalga değişkenlerinin cinsiyet ile
ilişkisi saptanmamıştır. Talasemi hastalarında PD değerlerinin, alınan toplam
55
transfüzyon miktarı ile ilişkisi saptanmışken, yüksek ferritin değerlerinin P dalga
değişkenleri ile ilişkisi saptanmamıştır.
Talasemi hastalarında aritmi varlığında PD, aritmisi olmayan hastalara göre ileri
düzeyde uzamış bulunmuştur.
Sonuç: Hesaplanması son derece kolay olan P dalga dispersiyonu talasemi
major hastalarında aritmi riskinin belirlenmesinde özellikle ileri laboratuar tekniklerinin
bulunmadığı kliniklerde kolaylıkla ölçülüp kullanılabilecek noninvazif bir metot olarak
klinik kullanıma girebilir.
Anahtar kelimeler: β-talasemi major, P dalga dispersiyonu, aritmi.
56
KAYNAKLAR
1. Ağaoğlu L. Anemiler. İn: Neyzi O, Ertuğrul T, editors. Pediatri. Nobel Tıp
Kitapevi, 2002: 1042-62.
2. Olivieri NF, Weatherall DJ. Thalassemias. İçinde Arceci RJ, Hann IM, Smith
OP, editör. Pediatric Hematology. 3 rd ed. Blackwell Publishing. Oxford UK.
2006; 281-301.
3. DeBaun MR, Vichinsky E. Hemoglobinopathies. İn: Kliegman RM, Behrman
RE, Jenson HB, Stanton BF. Nelson testbook of pediatrıcs. 18 th ed.
Philadelphia, PA, 2007:2025-38.
4. Benz EJ, MD Jr. Clinical manifestations of the thalassemias. Erişim: www.
uptodate.com, Eylül 2009.
5. Dağlı N, Karaca I. Hipertansif olgularda nebivolol tedavisinin P dispersiyonu
üzerine etkisi. Fırat Tıp Derg. 2006; 11: 154-9.
6. Gökçe M, Görenek B. P dalga dispersiyonu. Türk aritmi, pacemaker ve
elektrofizyoloji Derg. 2003;1(3):137-43.
7. Kutlu M, Çekmiş H, Başak M, Osman N, Açıkgöz Ö, Sevindir İ, Özcan ZÖ.
Talasemiler. Bakırköy Tıp Dergisi 2006;2:33-40.
8. Kremastinos DT. β-talassemia heart disese: is it time for its recognition as a
distinct cardiomyopathy?. Hellenic J Cardiol. 2008;49:451-452.
9. McDonagh KT, Nienhuis AW. The Thalassemias. İçinde: Nathan DG, Oski FA.
Hematology of infancy and childhood. 4th ed. WB Saunders Company.
Philadelphia, Pennsylvania, 1993;783-857.
57
10. www.jci.org/cgi/content/full/117/4/850/F2 erişim tarihi: 28.09.2009
11. Agan M, Güllüoğlu M. Hematopoetik ve lenfoid sistem. İçinde: Kumar V,
Cotran RS, Robbins SL (Çevikbaş U çev.ed). Temel patoloji. 5th ed. Nobel Tıp
Kitabevi, 2000: 340-92.
12. Kalinyak KA, PearsonHA. (Akca T, Kılıç E). Kronik Anemi. İçinde: Osborn
LM, DeWitt TG, First LR, Zenel JA, (eds). (Yurdakök M çev. ed). Pediatri.
Istanbul: Gues Kitapevi, 2007: 1065-70.
13. http://www.abanet.it/fondazioneberloni/images/mondo.gif
erişim
tarihi:28.09.2009.
14. Grupp SA (Düzovalı Ö). Hematolojik Hastalıklar. İçinde: Graef JW (Yılgör E
çev ed). Çocuk hastalıklarında tedavi el kitabı. Nobel Tıp Kitabevleri. 2001:
431-59.
15. Kremastinos DT. Heart failure in beta-thalassemia. Congest Heart Fail.
2001;7(6):312-314.
16. Bosi G, Crepaz R, Gamberini MR, Fortini M, Scarcia S, et al. Left ventricular
remodelling, and systolic and diastolic function in young adults with beta
thalassaemia major: a Doppler echocardiographic assessment and correlation
with haematological data. Heart. 2003;89(7):762-6.
17. Davis BA, O'Sullivan C, Jarritt PH, Porter JB. Value of sequential monitoring of
left ventricular ejection fraction in the management of thalassemia major. Blood.
2004;104(1):263-9.
18. Jambrik Z, Derchi G, Picano E, Ait-Ali L, Forni G, Bellotti P. Lack of
prognostic value of normalized integrated backscatter analysis of myocardium in
patients
with
thalassemia
major:
Echocardiography. 2005;22(3):239-44.
a
long-term
follow-up
study.
58
19. Kremastinos DT, Toutouzas PK, Vyssoulis GP, Venetis CA, Vretou HP. Global
and segmental left ventricular function in beta thalassemia. Cardiology 1985;
72: 129-39.
20. Walker JM. The heart in thalassaemia. Eur Heart J 2002; 23: 102-105.
21. Kremastinos DT, Tsetsos GA, Tsiapras DP, Karavolias GK, Ladis VA, Kattamis
CA. Heart failure in beta thalassemia: a 5-year follow-up study. Am J Med.
2001;111(5):349-54.
22. Butthep P, Bunyaratvej A, Kitaguchi H, Funahara Y, Fucharoen S. Interaction
between endothelial cells and thalassemic red cells in vitro. Southeast Asian J
Trop Med Public Health. 1992; 23:101-4.
23. Hahalis G, Manolis AS, Apostolopoulos D, Alexopoulos D, Vagenakis AG,
Zoumbos NC. Right ventricular cardiomyopathy in beta-thalassaemia major.
Eur Heart J. 2002;23(2):147-56.
24. Aessopos A, Farmakis D, Karagiorga M, Voskaridou E, Loutradi A, Hatziliami
A, Joussef J, Rombos J, Loukopoulos D. Cardiac involvement in thalassemia
intermedia: a multicenter study. Blood. 2001 ;97(11):3411-6.
25. Archararit N, Chuncharunee S, Pornvoranunt A, Atamasirikul K, Rachakom B,
Atichartakarn V. Serum C-reactive protein level in postsplenectomized
thalassemic patients. J Med Assoc Thai. 2000;83:S63-9.
26. Chuncharunee S, Archararit N, Hathirat P, Udomsubpayakul U, Atichartakarn
V.
Levels
of
serum
interleukin-6
and
tumor
necrosis
factor
in
postsplenectomized thalassemic patients. J Med Assoc Thai. 1997;80:S86-91.
27. Wu KH, Chang JS, Su BH, Peng CT. Tricuspid regurgitation in patients with
beta-thalassemia major. Ann Hematol. 2004;83(12):779-83.
59
28. Perrotta S, Cappellini MD, Bertoldo F, Servedio V, Iolascon G, D'Agruma L.
Osteoporosis in beta-thalassaemia major patients: analysis of the genetic
background. Br J Haematol. 2000;111(2):461-6.
29. Erfurth EM, Holmer H, Nilsson PG, Kornhall B. Is growth hormone deficiency
contributing to heart failure in patients with beta-thalassemia major? Eur J
Endocrinol. 2004;151(2):161-6.
30. http://images.google.com/imgres?imgurl=http://2.bp.blogspot.com/_WjxNAu2i
Das/SR2sUGCuhbI/AAAAAAAAAiI/W8VmoBtq_Mk/s320/Talesemigenetik.gif&imgrefurl Erişim tarihi: 11.05.2009
31. http://www.ailehekimirehberi.com/talassemi/talas1.jpg Erişim tarihi: 11.05.2009
32. Çil E. Çocuk kardiyolojisi. İçinde: Heper C. Multidisipliner kardiyoloji. Nobel
& Güneş Kitabevi. 2002: 31-112.
33. www.yenifrm.com/kalple-ilgili-sorunlarda-hast... erişim tarihi: 28.09.2009.
34. Dilaveris PE. P wave dispersion and atrial arrhythmias. Türk aritmi, pacemaker
ve elektrofizyoloji Derg. 2006; 4(3): 188-96.
35. Yazıcı M, Özdemir K, Altunkeser BB, Kayrak M, Duzenli MA, Vatankulu MA,
Soylu A, Ulgen MS. The effect of diabetes mellitus on the P wave dispersion.
Circ J 2007; 71:880-883.
36. Dilaveris PE, Gialafos EJ, Andrikopoulos GK, Richter DJ, Papanikolaou V,
Poralis K, Gialafos JE. Clinical and electrocardiographic predictors of recurrent
atrial fibrillation. Pacing Clin Electrophysiol. 2000; 23: 352-8.
37. Çağlı K, Ergün K, Lafçı G, Gedik HS, Ulaş MM. QT and P wave dispersion.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası. 2005; 58:42-46.
60
38. Lekawanvijit S, Chattipakorn N. Iron overload thalassemic cardiomyopathy:
iron status assessment and mechanisms of mechanical and electrical disturbance
due to iron toxicity. Can J Cardiol. 2009;25(4):213-8.
39. Borgna-Pignatti C, Rugolotto S, De Stefano P, Zhao H, Cappellini MD, Del
Vecchio GC, Romeo MA, Forni GL, Gamberini MR, Ghilardi R, Piga A, Cnaan
A. Survival and complications in patients with thalassemia major treated with
transfusion and deferoxamine. Haematologica. 2004; 89: 1187-93.
40. Efthimiadis GK,
Hassapopoulou
HP,
Tsikaderis DD,
Karvounis HI,
Giannakoulas GA, Parharidis GE, Louridas GE. Survival in thalassaemia major
patients prognostic value of doppler demonstrated left ventrikular restrictive
filling pattern. Circ J 2006; 70: 1037-42.
41. Kardelen F, Akçurin G, Ertuğ MH, Yeşilipek A, Yeğin O. Beta Talassemi
Majorlu Hastaların M-mode ve Doppler Ekokardiografik Değerlendirilmesi. T
Klin J Cardiol 1999; 12:73-79.
42. Gharzuddine WS, Kazma HK, Nuwayhid IA, Bitar FF, Koussa SF, Moukarbel
GV, Taher AT. Doppler characterization of left ventricular diastolic function in
β-thalassaemia major. Evidence for an early stage of impaired relaxation. Eur J
Echocardiography 2002; 3:47-51.
43. Kremastinos DT, Tsiapras DP, Tsetsos GA, Rentoukas EI, Vretou HP,
Toutouzas PK. Left ventrıcular diastolic doppler characteristics in β-thalassemia
major. Circulation 1993;88;1127-1135.
44. Özbarlas N, Bilgiç A, Gümrük F, Altay Ç. Talasemili hastalarda sol ventrikül
diyastolik fonksiyonun doppler ekokardiyografi ile değerlendirilmesi. Türk
Kardiyol Dern Arş 1993; 21.
61
45. Gündüz H, Binak E, Arinç H, Akdemir R, Ozhan H, Tamer A, Uyan C. The
relationship between P wave dispersion and diastolic dysfunction. Texas Heart
Institute Journal. 2005; 32:163-7.
46. Dilaveris PE, Gialafos EJ, Sideris SK, Theopistou AM, Andrikopoulos GK,
Kyriakidis M, Gialafos JE, Toutouzas PK. Simple electrocardiographic markers
for the prediction of paroxysmal idiopathic atrial fibrillation. Am Heart J.
1998;135(5):733-8.
47. Güray Y, Güray Ü, Yılmaz MB, Mecit B, Altay H, Kısacık H, Şaşmaz H,
Korkmaz Ş. Atriyal septal defektli hastalarda p dalga dispersiyonu ve yaşın
etkisi. MN Kardiyoloji dergisi 2005; 12:337-41.
48. Imamoglu EY, Oztunc F, Eroglu AG, Onal H, Guzeltas A. Dispersion of the P
wave as a test for cardiac autonomic function in diabetic children. Cardiol
Young. 2008;18(6):581-5.
49. Ozmen F, Atalar E, Aytemir K, Ozer N, Açıl T, Övünç K¸ Aksöyek S, Kes S.
Effect of balloon-induced acute ischaemia on P wave dispersion during
percutaneous transluminal coronary angioplasty. Europace 2001;3:299–303.
50. Arat N, Kacar S, Golbasi Z, Akdogan M, Sokmen Y, Kuran S, Idilman R. P
wave dispersion is prolonged in patients with Wilson’s disease. World J
Gastroenterol 2008; 14(8): 1252-1256.
51. Szabo Z, Kakuk G, Fülöp T, Matyus J, Balla J, Karpati I, Juhasz A, Kun C,
Karanyi Z, Lörincz I. Effects of haemodialysis on maximum P wave duration
and P wave dispersion. Nephrol Dial Transplant 2002; 17: 1634–1638.
52. Dogangun B, Guzeltas A, Emul M, Demir T, Karacetin G, Oztunc F, Kayaalp L.
Assessment of P Wave Dispersion in Children Treated with Risperidone.
Neurology Psychıatry and Braın Research. 2007;14 (3): 115-118.
62
53. Uyarel H, Özdöl Ç, Karabulut A, Ökmen E, Çam N. Acute alcohol intake
and P-wave dispersion in healthy men. Anadolu Kardiyol Derg 2005; 5: 28993.
54. Yılmaz R. Effects of alcohol intake on atrial arrhytmias and P-wave
dispersion.Anadolu Kardiol Derg 2005; 294-6.
55. Karadede AA, Öztürk Ö, Toprak N. Adelosan yaşa kadar gelebilen talasemi
majorlu konjestif kalp yetersizliği olgusu. Dicle Tıp Derg.
56. Yaşar AS, Metin F, Çağırcı G, Başar N, Erbay AR, Sabah İ. Akut koroner
sendromlu hastalarda erken dönemde intravenöz beta bloker tedavisinin P-dalga
süresi ve P dalga dispersiyonu üzerine etkisi. Türk Aritmi Pacemaker ve
Elektrofizyoloji Derg. 2006; 4 (2): 150-6.
57. Köse S, Kiliç A, Iyisoy A, Kurşaklioğlu H, Lenk MK. P wave duration and P
dispersion in healthy children. Turk J Pediatr. 2003;45(2):133-5.
58. Turhan H, Yetkin E, Şahin O, Yaşar AS, Senen K, Atak R, Şaşmaz H, Cehreli S.
Comparision of P-wave duration and dispersion in patients aged ≥ 65 years with
those aged ≤ 45 years. J Electrocardiol. 2003; 36(4):321-6.
59. Modell B, Khan M, Darlison M, Westwood MA, Ingram D, Pennell DJ.
Improved survival of thalassaemia major in the UK and relation to T2*
cardiovascular magnetic resonance. Journal of Cardiovascular Magnetic
Resonance 2008; 10:42.
60. Aessopos A, Berdoukas V, Tsironi M. The heart in transfusion dependent
homozygous thalassaemia today – prediction, prevention and management.
European Journal of Haematology 2008; 80: 93–106.
61. Kolnagou A, Economides C, Eracleous E, Kontoghiorghes GJ. Low serum
ferritin levels are misleading for detecting cardiac iron overload and increase the
63
risk of cardiomyopathy in thalassemia patients. The importance of cardiac iron
overload monitoring using magnetic resonance imaging T2 and T2*.
Hemoglobin. 2006; 30(2):219-27.
62. Kurtoğlu N, Emiroğlu Y, Mutlu B, Ermeydan C, İzgi A, Dağdelen S, Yaymacı
B, Başaran Y, Dindar İ. Aort darlığı hastalarında P dalga dispersiyonu ve
ekokardiyografik parametreler ile ilişkisi. Medical Network Kardiyoloji 2001;
8(4): 266-269.
63. Ong ML, Hatle LK, Lai VM, Bosco J. Non-invasive cardiac assessment in betathalassaemia major. Int J Clin Pract. 2002;56(5):345-8.
64. Sekban A, Kahraman G, Ural D, Ural E, Komşuoğlu B. Hipertansif bireylerde P
dispersiyonu ile supraventriküler aritmilerin ve ekokardiyografik parametrelerin
ilişkisi. MN-Kardiyoloji Dergisi 2001;8(5):350-356.
Download