Avusturya`daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları

advertisement
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
THE JOURNAL OF MIGRATION STUDIES
Cilt: 3 • Sayı: 1 • Ocak-Haziran 2017 • ss. 140-169
Avusturya’daki Türk
Göçmenlerin Entegrasyon
Algıları
Esra Sağlam*
Öz
Avrupa’da gerçekleşen genel göç trendleri çerçevesinde okunabilecek olan Avusturya’ya Türk göçünün, 1964 yılında misafir işçi programları kapsamında
başladığı gözlemlenmektedir. Günümüzde Avrupa ülkeleri içerisinde en yoğun
Türk nüfusuna sahip dördüncü ülke Avusturya’dır. Ülkede üç kuşak süren bir
Türk varlığından bahsedilmekte olup, bu göçmenlerin öncelikli probleminin eğitim ve ayrımcılık sorunlarının da etkisiyle katılım ve entegrasyon sorunları
olduğu sıklıkla dile getirilmektedir. Elinizdeki çalışmada, Avusturya’daki Türk
göçmenlerin entegrasyon algıları ve bu toplulukta bir entegrasyon sorunu yaşanıp
yaşanmadığına ilişkin yaklaşımları, Avusturya’daki Türk nüfusunun en yoğun
yerleştiği bölge olan Viyana’da Ocak 2017’de yürütülen bir saha araştırması yoluyla anlaşılmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Avusturya’daki Türkler, asimilasyon, entegrasyon, çokkültürcülük.
* Bilimsel Programlar Uzman Yardımcısı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı,
TÜBİTAK, e-posta: [email protected]
140
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
THE JOURNAL OF MIGRATION STUDIES
Volume:3 • No: 1 • January-June 2017 • pp. 140-169
The Integration Perception of
Turkish Immigrants in Austria
Esra Sağlam*
Abstract
The Turkish migration to Austria which could be witnessed within the framework of general migration trends experienced in Europe has begun with the guestworker program in 1964. In today’s World, Austria has ranked the fourth among
the European countries hosting the most crowded Turkish population. In Austria,
Turkish population has been for three generations and it is often mentioned that
these immigrants have primarily social participation and integration issues with
the impact of education and discrimination problems. In this study, the integration perception and the opinion about whether Turkish immigrants have an integration problem in the host community of Turkish immigrants in Austria have
been discussed through a field study carried out in Vien having most crowded
Turkish population across Austria in January, 2017.
Keywords:Turks in Austria, assimilation, integration, multiculturalism.
* Scientific Programs Assistant Expert, Ministry of Science, Industry and Technology,
TUBITAK, e-mail: [email protected]
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 141
E. Sağlam
Batı Avrupa ülkelerinin 2.Dünya Savaşı sonrası yabancı devletlerden
işgücü ithal etme amacıyla imzaladığı işçi alım anlaşmaları kapsamında, Avusturya’ya Türk göçü 1964 yılında başlamıştır. (Gürses vd.,
2004: 36) Bu yıllarda bir an önce para biriktirip Türkiye’ye dönmek
niyetiyle gelen Türk göçmenler, ev sahibi ve göç veren ülkelerce ekonomi politikalarının bir konusu olarak görülmüş, bu grupların
bulundukları topluma uyum ve katılımı noktasında neredeyse hiçbir
politika geliştirilmemiştir. Ancak misafir işçilerin önemli bir kısmının
kalmaya devam edeceğinin anlaşıldığı 90’lı yıllardan sonra bu işçilerin
topluma entegrasyonları Avusturya toplumu ve siyasetinde öncelikli
bir mesele haline gelmiştir. Günümüzde de, 50 yılı aşkın geçmişleri ve
üç kuşağa varan varlıklarıyla Avusturya toplumunun bir parçası haline
gelen Türk göçmenlerin öncelikli probleminin -dil, eğitim ve ayrımcılık sorunlarının da etkisiyle- katılım ve uyum sorunları olduğu sıklıkla dile getirilmektedir (Pachner vd., 2016; Statistik Austria, 2015;
Potkanski, 2010).
Avrupa’daki genel trende uygun şekilde, Avusturya’da da kalıcı hale
geldiği kabul edilen göçmenlerin sorunlarına ilişkin bir takım strateji
ve politikalar benimsenmiştir. Zamanla eritme potası (melting pot) çağrışımlı asimilasyondan (Şan & Haşlak, 2012: 41-43), bir arada yaşama, bütünleşme ve karşılıklı uyumu imleyen çokkültürlülük ve entegrasyon yaklaşımlarına evrilen bu politikalar, 2000’li yıllarda değişen
uluslararası konjonktürün de etkisiyle yerini kısıtlayıcı ve göçmenleri
güvenlik politikalarının konusu haline getiren bir yaklaşıma bırakmıştır. Özellikle Müslüman azınlıklar üzerinde artan bu baskıcı ve dışlayıcı politikalardan Avusturya’daki en büyük Müslüman göçmen grup
olan Türk göçmenler de nasibini almaktadır. Son dönemde Avusturya
ve Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerde yaşanan gerilim ve Avusturya’nın Türkiye karşıtlığı üzerinden sivrilme ve AB ülkelerine bu hususta yön vermeye yönelik çabaları da buna eklendiğinde Avusturya
siyaseti ve kamuoyunda Türk göçmenlere yönelik eleştiri ve baskıların
yüksek düzeylere ulaştığı ve diğer etnik gruplarla kıyaslandığında Türk
142
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
göçmenlerin entegrasyon konusunda beklentilerin oldukça altında
kaldığına ilişkin vurgunun giderek arttığı gözlemlenmektedir.
Bu bağlamda elinizdeki çalışmada, Avusturya’da yaşayan Türk göçmenlerin entegrasyon hususundaki algıları gerçekleştirilen mülakatlar
yoluyla anlaşılmaya çalışılmakta olup, söz konusu araştırmanın Avusturya’da gelişen refleks ve problemleri anlamakta doğrudan bir okumaya imkân sağlayacağı düşünülmektedir.
ARKA PLAN: AVUSTURYA’DAKİ TÜRKLER VE
AVUSTURYA ENTEGRASYON POLİTİKALARI
Avusturya’daki Türkler
Avusturya; Almanya, Fransa ve Hollanda’dan sonra, Türk göçmen barındıran dördüncü büyük Avrupa ülkesidir. Türkiye’den Avusturya’ya
göç hareketini, Türkiye ve Avusturya arasında 1964’de imzalanan işgücü anlaşması başlatmıştır. Bu dönemde Türkiye, ülkedeki işsizliği
azaltmak ve yurtdışındaki işçilerden döviz geliri sağlamak amacıyla bu
işçi göçünü desteklemiş, Avusturya da ekonomi politikaları açısından
ele aldığı bu göç sayesinde işgücü arayışını büyük oranda karşılamıştır.
Türkiye’de büyük oranda tarım ve çiftçilikle uğraşan köylü nüfustan
oluşan bu ilk göçmenler, çoğunlukla tekstil ve maden endüstrisinde
istihdam edilmiştir. Avusturya devletinin öngördüğü düşük ücretler
ve yerleştirilen vasıfsız işler nedeniyle bu dönem, eğitim seviyesi daha yüksek olan Türk işçiler büyük oranda Almanya’ya göç etmiştir.
(Waldrauch & Sohler, 2004: 30)
1970 küresel ekonomik krizi sonrası, işçi alımı durdurulmuş olsa
da, aile birleşimleri ve Türkiye’deki 1971 ve 80 darbeleri sonrası Avrupa’ya yönelen siyasi motivasyonlu göçlerle Avusturya’daki Türk nüfusu
katlanarak artmaya devam etmiş (Hecker, 2006: 3) ve 1990’larla artık
yerleşikleşmeye başlamıştır (Soytürk, 2012: 2320).
Bir an önce para biriktirip Türkiye’ye dönmek niyetiyle gelen Türk
göçmenlerin, Avusturya’daki varlıkları dördüncü kuşağa dayanmış buGÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 143
E. Sağlam
lunmaktadır. Artık Avusturya’daki Türkler sadece işçi konumunda değildirler. Hizmet sektöründe çalışan, işveren konumunda olan, sanat
ve edebiyatta yükselen isimleriyle Avusturya toplumunun bir parçası
haline gelmişlerdir. (Soytürk, 2012: 2322)
Avusturya İstatistik Kurumu verilerine göre; 9 eyalete sahip ve federal sistemle yönetilen Avusturya 8,7 milyon kişinin yaşadığı Avrupa’nın küçük ülkelerinden biri konumundadır. Bu rakamın 1,8 milyonunu göçmen kökenli insanlar oluşturmaktadır1. Bu da nüfusun %
21’inin göçmenlerden oluştuğu anlamına gelmektedir. Avrupa Birliği
ülkeleri ve Eski Yugoslavya’dan sonra en büyük göçmen grup 273 bin
gibi bir sayıyla Türkiye kökenli göçmenlerdir. Alman ve Sırplardan
sonra en büyük 3. ulusal grup ve Almanlardan sonra ülkedeki ikinci büyük yabancı vatandaşlık grubu olan Türk göçmenlerin büyük
çoğunluğu sırasıyla Viyana (%40), Aşağı (%13) ve Yukarı Avusturya
(%12) eyaletlerinde yaşamaktadırlar. 273 bin kişilik Türkiye kökenli nüfusun %60’ı Avusturya vatandaşı iken, 116 bini halen Türk vatandaşıdır. Bu göçmenlerin 155 bini birinci nesli oluştururken, 118
bin kadarı ikinci nesil göçmenler olarak kabul edilmektedir. (Statistik
Austria, 2015)
Eğitim problemleri, işsizlik ve yabancı düşmanlığı gibi sorunların tetiklediği uyum ve katılım sorunları, Avusturya makamlarınca
da sıklıkla dillendirilen ve Türk göçmenlere yönlendirilen en büyük
eleştiridir. Getto benzeri yaşam tarzının getirdiği paralel toplum oluşumlarının, toplumsal ve kültürel hayattan kopukluğa sebep olduğu
ve Avusturya’daki hâkim kültürle bütünleşmeyi engelleyerek göçmenlerin uyumunu yavaşlattığı büyük oranda dile getirilmektedir. Bunun
yanında siyasi temsiliyet ve seçimlerde oy kullanma oranlarındaki düşüklük, Türk göçmenlerin Avusturya’daki politik meselelere ilgisizliği
olarak değerlendirilmektedir.
1 İstatistiki belgelerde “Bevölkerung mit migrationshintergrund” (göçmen kökenli
nüfus) olarak tanımlanan bu rakama ebeveyni Türkiye’de doğmuş olanlar (1. ve
2. nesil Türkler) dâhil edilmiş olup, kendisi ve ebeveyni Avusturya’da doğan 3.
nesil Türkiyeliler Avusturyalı olarak kabul edilmiştir.
144
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
Avusturya’daki Türk göçmenlerin yaşadıkları bu sorunları entegrasyon bağlamında ele alan bu çalışma açısından, Avusturya devleti
tarafından yürütülen entegrasyon politikaları da bahsedilmesi gereken bir konudur. Aşağıda Avusturya’da uyum bağlamında yürütülen
tartışmalar ve entegrasyon politikaları Türk göçmenler odağında ele
alınmaktadır.
Avusturya Entegrasyon Politikaları
Daha evvel de dile getirildiği gibi Avusturya, nüfusunun % 21’ini göçmen kökenli insanların oluşturduğu bir ülkedir. Açıkça görülen bu
istatistiğe rağmen, Avusturya uzun yıllar kendisini bir göçmen ülkesi
olarak isimlendirmekten kaçınmıştır. (Wohlfarth & Kolb, 2016: 3)
Bu nedenle, devletin bir ilgi alanı olarak göçmenlerin entegrasyonu,
Avusturya için nispeten yeni bir konudur. Uzun dönem geçici kabul
edilen ve ekonomi politikalarının bir konusu olarak görülen göç olgusu (Bekaroğlu vd., 2015: 19), kalıcı hale geldiğinin anlaşıldığı 90’lı
yıllarda farklı boyutlarıyla ele alınmaya başlanmış ve göçmenlerin ev
sahibi topluma entegrasyonu tartışılmaya başlanan bir mesele halini
almıştır.
Siyasi düzlemde önemli değişimlerin yaşandığı bu yıllarda, merkez
partiler olan Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Halk Partisi
(ÖVP)’nin siyasi güçleri sarsılmış ve göçmenler meselesini seçmenler
üzerinde bir mobilizasyon yaratmak için kullanan Özgürlük Partisi
(FPÖ) ve Yeşiller (Die Grünen)’in siyasetteki etkisi artmaya başlamıştır. Bu dönem, göçmenlerin siyasi tartışmaların odak noktası haline
geldiği yıllardır. “Yabancılar”ın (Auslaender) neden olduğu sosyal sorunlar ve devletin müdahale etme gerekliliğinin tartışılmaya başlandığı bu ortamda, ilk yasa değişikliği (Oturum Yasası) 1992 yılında
yapılmış ve göçü sınırlandırmak ve oturum izni şartlarını zorlaştırmak
hedeflenmiştir. 1998 Vatandaşlık yasasında ise vatandaşlık anlayışının
öncesine kıyasla daha dışa kapalı hale getirildiği göze çarpmaktadır.
Bunun yanında, 1995 yılında AB’ye katılan Avusturya, göçmen ve
vatandaşlık konularında Maastricht sürecinin gereklerini yerine getirGÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 145
E. Sağlam
mek durumunda kalmış ve 1997 yılında yeni bir göç yasası düzenleyerek, bu yasa ile entegrasyona olan vurguyu artırmıştır. Bu yasa ile
1992 yasasının sebep olduğu bazı mağduriyetler de giderilmiş; sınır
dışı etme zorlaştırılmış, oturum süreleri uzatılmış ve Avusturya’da doğan çocukların ülkede kalma hakları garanti altına alınmıştır. (Kraler
& Sohler, 2007: 20)
2000’li yıllar ile beraber göçmenler konusu aşırı sağ partilerin de
etkisiyle giderek daha fazla güvenlikçi bir karakter kazanmıştır. Bunda
11 Eylül 2001-ABD, 2014-Madrid ve Amsterdam ile 2005-Londra
saldırıları göçmenler konusunu sorgulayan ve “çokkültürcülüğün sonu” gibi yargılara sebep olan tartışmalar doğurmuştur. (Kaya, 2015:
48–51) Bu yıllarda, aşırı sağ FPÖ ile ÖVP’nin koalisyon ortağı olduğu hükümetin göç ve entegrasyon politikalarındaki etkisi de büyüktür. Irkçı ve islamofobik yaklaşımlar temelinde, göçmenlerden sadece
ekonomik ve hukuki değil, kültürel bir uyum da beklenmeye başlanmıştır. 2000-2006 yılları arasında göç konusuyla ilgili üç kapsamlı
yasa değişikliği yapılmış olup, bunlarla ülkeye giren göçmenlerin entegrasyon sözleşmesini imzalamaları ve zorunlu dil dersi almaları şart
koşulmuş ve devletin göçmenler üzerindeki otoritesi sertleştirilmiştir.
2005 Vatandaşlık Yasası ile vatandaşlık temiz adli sicil, Almanca bilgisi
ve entegrasyon testinde başarı gibi şartlara bağlanmıştır. Avusturya,
vatandaşlığa geçiş yasaları anlamında Avrupa’da en sıkı uygulamalara
sahip ülkedir. (Bekaroğlu vd, 2015: 24)
2000’li yılların sonlarına kadar, göçmenlerin entegrasyonu federal
düzeyden çok eyalet ve şehir yönetimleri düzeyinde ele alınmış bir
konudur (Herold, 2017: 5). Entegrasyon konusu ilk kez 2008 yılında
hükümet programına girebilmiştir. Ayrıca 2010’da, belediyeler, eyaletler ve federal yönetim uygulamaları “Entegrasyon için Ulusal Eylem
Planı” (Nationaler Aktionsplan für Integration) adı altında birleştirilmiştir. (Wohlfarth & Kolb, 2016: 4) 2014 yılı ise Avusturya entegrasyon politikaları açısından bir dönüm noktası kabul edilmektedir.
Bu yılda “göçmenleri kendi kaderlerine ve entegrasyonu tesadüfe bırakma
yanlışının artık tekrarlanmaması” (Expertenrat für Integration, 2014:
146
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
40) gerektiğinden bahisle hükümet entegrasyon politikalarında planlı
bir gidişe imkan sağlayacak bir adım atmıştır. 2011 yılında İçişleri Bakanlığı’nın altında bir Başkanlık olarak kurulan Entegrasyon Sekreterliği (Staatssekreteriat für Integration), 2014 yılında Dışişleri Bakanlığı
ile birleştirilerek “Avrupa, Entegrasyon ve Dışişleri Bakanlığı” ismi altında Bakanlık düzeyine yükseltilmiştir (Herold, 2017: 5). Ülke içerisindeki entegrasyon çalışmaları ile dış ilişkiler arasında sinerjiyi temin
etmesi hedeflenen bakanlığın temel hedefi entegrasyonun mümkün
olduğu kadar erken başlaması olarak açıklanmaktadır (Expertenrat
für Integration, 2015: 3). Bu amaçla belirlenen ’50 maddelik Plan’
(50 Punkte-Plan) kapsamında, göçmenlere yönelik oryantasyon seminerleri, dil kursları ve iş piyasasına giriş için bir takım destekler
sunulmaktadır (Herold, 2017: 8-9). Bunun yanında, Bakanlığın bazı icraatları bir takım eleştirileri beraberinde getirmiştir. Avusturya’da
1912 yılından beri yürürlükte olan ve Müslümanların ibadet hak ve
özgürlüklerini düzenleyen “İslam Yasası” (Islam-Gesetz), Entegrasyon
Bakanı Sebastian Kurz’un girişimleriyle 2015 yılında güncellenmiş ve
bu süreç hararetli tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmalar esnasında, aşırı sağcı FPÖ milletvekilleri, “İslam’ın Avusturya’nın bir parçası
olmadığı” ve Avrupalı değerlerle uyuşmadığını dile getirerek bu yasa
ile radikalleşmenin önüne geçilmesinin hedeflendiğini ifade etmişlerdir (kurier.at, 2015). Yasa; Müslümanlara yönelik genel şüphe, yurt
dışından gelen imamların engellenmesi, imamların sadece Avusturya üniversitelerinde yetiştirilmesi, Bakanlar Kurulu’nun cemaatlerin
tanınması ve lağvedilmesinde yetkili olması, camilerin tüzel kişiliğe
zorlanması ve dini etkinliklerin güvenlik gerekçesiyle iptal edilebilmesi gibi düzenlemelerden ötürü Avusturya Müslümanları tarafından
yoğun eleştiri almaktadır (Bekaroğlu vd., 2015: 63–66). Başka hiçbir
inanç grubu için getirilmeyen bu kısıtlamalar, Avusturya’daki Türk
Müslüman nüfus için çok kültürlülük ve inanç özgürlüğü adına bir
hayal kırıklığını simgelemektedir.
İlk kez bu yılın başlarında, Entegrasyon Bakanlığı yetkililerince
dillendirilmeye başlanan, kamusal alanda başörtüsü yasağı söylemleri
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 147
E. Sağlam
(krone.at, 2017) ise Avusturya’da entegrasyon politikalarının geldiği
noktayı göstermesi açısından önemlidir. Uygulanmak istenen bu baskıcı ve dışlayıcı politikalarla, özellikle Müslüman göçmenlerin “Avusturya değerleri” ve hâkim kültüre sadakat bağlamında kimliklerinden
feragat etmeye zorlandıkları görülmektedir.
Bunun yanında, Avusturya-Türkiye arasında son dönemde siyasi
ilişkilerde yaşanan gerginlikler ve Avrupa genelinde yayılan Erdoğan
ve Türkiye düşmanlığı, Avusturya’daki Türklerin entegrasyonu sorunlarına olan vurgunun artmasına sebep olmakta ve Türk göçmenlerin
entegrasyonu konusu Avrupa siyaseti, medyası ve kamuoyunda gittikçe daha çok tartışmalarının odağına yerleşmektedir. Örneğin, 15
Temmuz darbe girişimi sonrası Viyana’da düzenlenen darbe karşıtı
gösteriler Avusturya hükümeti ve muhalefeti tarafından, Türkiye’nin
“iç meselelerinin Avusturya’ya taşınması” gerekçesiyle yoğun şekilde
eleştirilmiş ve bu tip toplantıların “Avusturya’ya sadakat” ve entegrasyon çabalarına büyük zarar verdiği dile getirilmiştir (diepresse.at,
2016). Ancak resmi olarak bir terör örgütü kabul edilmesine rağmen,
PKK mitinglerine göz yumulması ve hatta yapılan propaganda faaliyetlerine milletvekilleri düzeyinde destek verilmesi durumunda, bunun Türkiye’nin iç işlerinin Avusturya’ya taşınması ve entegrasyon
bağlamında değerlendirilmediği görülmekte ve bu konuda eleştiriler
dile getirilmektedir.
1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Göç sonrası gelinen yeni sosyo-kültürel çevre ve sahip olunan kültür
ve değerler arasında er ya da geç gerçekleşecek bir etkileşimin varlığı
aşikârdır. Ancak akademik ve siyasi yaklaşımlarda ayrışılan nokta, bu
etkileşimin derecesi ve nasıllığıdır. Aynı yaşam alanı içerisinde farklılıkların hangi sınıra kadar kabul edilebileceği, farklı kültürler arası etkileşimin yönü ve düzeyi ve bu yapıların üniter ulus-devlet yapılarının
istikrarı üzerindeki etkileri gibi konular uzun yıllardır göç araştırmalarının odak noktasını oluşturmaktadır.
148
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
Bu çalışmanın temasını oluşturan, göçmenlerin entegrasyona ilişkin algılarını açıklayabilmek için bir takım yaklaşım ve kavramlardan
bahsetmek kaçınılmazdır. Entegrasyon kavramı ve bu tanıma etkileri
noktasında devletlerin izlediği göçmen yönetimi yaklaşımları bu bölümün konusunu oluşturmaktadır. Siyasi yaklaşımlar ve akademik çalışmalar arasında gelişen yakın ilişki nedeniyle kavramsal çerçevenin
pratikteki siyasi uygulama ve yaklaşımlarla ayırdedilmesi zorlaştığından (Favell, 2005) kavramlar ve pratik göçmen politikası yaklaşımlarının beraber ele alınması, durumun içiçe geçmiş doğasını göstermek
açısından faydalı olacaktır.
Asimilasyon ve Çokkültürcülük arasında Entegrasyon
Çalışmanın temelini teşkil eden entegrasyon kavramının tanımında,
kavramsal bir zafiyet oluşturacak şekilde bir karmaşanın hakim olduğu gözlenmektedir. Bu karmaşanın en önemli sebebi, göçmenlerin
geldikleri topluma uyumu hususundaki temel yaklaşımlar ve pratik
göçmen politikaları (asimilasyon, çokkültürlülük ve entegrasyon) arasındaki benzerlik ve geçişkenliklerdir. Bu nedenle entegrasyonu,
kavramın ortaya çıkışındaki bağlam ve bu geçişkenlikler dikkate alınmadan anlayabilmek mümkün görünmemektedir. Bu noktadan
hareketle, göçmen politikalarının ve buna paralel olarak gelişen akademik yaklaşımların seyrini hatırlamak ve bunların entegrasyonun
günümüzdeki tanımı üzerindeki etkilerini görmek yerinde olacaktır.
Bu yaklaşımlardan ilki, kökenleri 18.yy. Alman romantik ulusçuluğuna2 kadar uzanan ve ancak klasik formulasyonunu, ABD’ye büyük göç dalgasının yaşandığı 1880’li yıllarda Robert Park ve Şikago
ekolündeki meslektaşlarına borçlu olan asimilasyonist yaklaşımdır
(Kivisto ve Faist, 2009:94). Park ve Burgess asimilasyonu “kişilerin
ve grupların, diğer kişi ve grupların deneyim ve tarihlerini paylaşarak
hatıra, duygu ve düşünceleri ile davranışlarını edinerek ortak kültürel
2 Herder ve Fichte’nin başını çektiği ve milletlerin zorla birbirlerine karıştırılmasının
doğa yasalarına aykırı olduğunu savunan bu ulusçuluk yaklaşımı için bakınız:
(Özkırımlı, 2009, ss. 38–39)
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 149
E. Sağlam
hayatta birleştikleri nüfuz etme ve yayılma süreci” olarak tanımlamıştır
(Alba ve Nee, 2003:19). 1920’li yıllarda ağırlık kazanan bu ekole göre,
orijinal kimlikler yeni düzen için tehlikelidir ve göçmenlerin göç ettikleri ülkelerdeki türdeşlik ve sosyal bütünlüğe kendi kimliklerinden
feragat ederek ulaşmaları beklenmektedir. (Castels, 2007: 356)
Bu manada asimilasyon, azınlık konumunda bulunan etnik ve ırksal grupların, hâkim olan sosyo-kültürel sistem içinde emilmesi, böylece kendilerine özgü kültürel ve fiziksel kimliklerini kaybetmesi ile
sonuçlanan bir süreçtir (Soroka & Bryjak, 1995: 203). Brochman’ın
deyimiyle asimilasyon sürecinin sonunda azınlık grupları toplumun
içine öylesine karışır ki, ortadan kaybolurlar (Brochman, 1996: 112).
Asimilasyonun bu “arogant” versiyonu (Brubaker, 2001) 1960’lara
değin sadece ABD’de değil tüm Batı Avrupa ülkelerinde baskın paradigma olarak işlev görmüştür.
1960’lı yıllardan itibaren asimilasyonist politikaların eleştirilmeye
başlanması ile birlikte yeni etkileşim yaklaşımları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönüşümde en büyük pay şüphesiz İkinci Dünya Savaşı
deneyiminindir. Irkçı ideolojiler ve uyguladıkları asimilasyonist politikaların büyük toplumsal çatışmalara yol açtığını gösteren bu deneyim
sonrası, yabancılar ve birlikte yaşam sorunlarına yeni çözümler aranmıştır. Bu çözüm önerilerinden biri de “etnik, ırksal, dinsel ve cinsiyet
farklılıklarına dayalı grupların tanınması ve eşit haklara sahip olması”
anlamına gelen çokkültürcülük’tür (Joppke, 1996: 449). Bu yaklaşımda, devletler farklı kültürlerin sadece var olmasını değil, tanınıp
onaylanmasını sağlamalı, kültürel farklılıkları ve azınlık kuruluşlarını
desteklemeli ve yasa ve politikalar bu farklılıklara göre dizayn edilmelidir. Böylelikle katılımcı ve demokratik bir birlikte yaşama formülü
ortaya konulmaktadır. (Brown, 2013: 74–75)
70’li yıllardan itibaren Batı demokrasilerinde, ana akım politika
haline gelen çokkültürcülük, 90’lı yıllar ile birlikte ortak değerler geliştirme konusunda başarılı olamadığı ve etnik grupları gettolaşmaya
sevk edip, paralel toplumlar yarattığı yönünde eleştiriler almış ve sarsılmaya başlamıştır. (Kymlicka, 2012: 3) Dini ve kültürel farklılıkların
150
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
bir tehdit unsuru olarak görülmeye başlandığı 11 Eylül sonrası uluslararası konjonktürün de etkisiyle askıya alınan çokkültürcü politikalar,
yerini entegrasyon politikalarına bırakmıştır.
Tarihi temelleri Fransız devrimine dayandırılan entegrasyon kavramına güncel şeklini veren en önemli isimlerden biri Alman düşünür
Hartmut Esser’dir. Esser, entegrasyonu “sistematik bir bütün içerisinde
parçaların birlikteliği” olarak tanımlamakta ve kavramı sosyal ve sistem entegrasyonu olmak üzere iki kısımda incelemektedir3. Aktörlerin
süreci etkilemediği sistem entegrasyonunda, uyum yasal sistem, piyasalar, şirketler ve devlet gibi temel mekanizmalar yoluyla sağlanmaktadır. Yani göçmenler geldikleri yeni ülkede, yasal kurallara uyarak,
çalışıp ekonomik sisteme eklemlenerek, oturum hakkı elde ederek ve
vergilerini ödeyerek sistem entegrasyonunu gerçekleştirmiş olurlar. Bu
entegrasyon çeşidinde, yerel kültürün benimsenmiş olması, ev sahibi
toplumla iletişim kurulması ve hatta o toplumun dilinin öğrenilmesi
bile şart değildir. (Esser, 2001)
Sosyal entegrasyon ise, bireylerin sistem içine girmesi, kişilerarası
ilişkileri ve bireylerin topluma karşı tutumlarıyla ilişkilidir. Esser’e göre, sosyal entegrasyonu oluşturan dört boyut vardır. Bunlar; göçmenlerin aidiyet duyguları bağlamında ele alınan kimlik, ev sahibi toplumun kültürü ile orijinal kültürün etkileşimini ifade eden kültürleşme,
bireyler arası ilişkileri imleyen etkileşim ve göçmenlerin sosyal-ekonomik-politik konumlarıdır. Sosyal entegrasyon bu dört boyutta gerçekleşecek bir uyumu öngörür. (Esser, 2001)
Başlangıçta da belirtildiği gibi, entegrasyon kavramı içerisinde muğlaklıklar ve diğer etkileşim çeşitleriyle büyük benzerlikler barındıran bir
terimdir. Entegrasyonu çokkültürcülüğe yakın şekilde “değişik etnik ve
sosyal grupların o ülkede mevcut tüm olanaklara eşit erişimi ve aralarında
sürtüşme olmadan uyumlu yaşam süreci“ olarak tanımlayanlar (Toksöz,
2006: 36) yanında, onu aşamalı da olsa hâkim olmayan unsurun hâkim
3 Bu ayrım Esser(2001)’in yanında, Lockwood (1964) ve Habermas (1987) gibi
konunun önde gelen teorisyenlerince büyük oranda paylaşılan bir ayrımdır.
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 151
E. Sağlam
kültür içerisine katılmasını hedefleyen, nazik ve yavaş bir asimilasyon
süreci olarak gören yazarlar da mevcuttur (Castles & Miller, 2009: 46).
Bu benzerliğe vurgu yapan bir başka yazar da Brubaker’dır. O,
özellikle Avrupa konseptinde entegrasyon kavramının asimilasyonla
aynı şeye gönderme yaptığını ve bu nedenle aralarında bir fark olmadığını dile getirmektedir. (Brubaker, 2001: 540) Çokkültürcülüğün
çöküşü sonrası entegrasyona değil asimilasyona geri dönüldüğünü
(“return to assimimilation”) söyleyen Brubaker, şekil değiştirmiş olsa
da asimilasyonist yaklaşımın dünyada yaygınlıkla kabul gördüğünü
söylemektedir. Almanya, Fransa ve ABD örneklerini incelediği makalesinde Brubaker, Amerikan yazınında sıkça kullanılsa da, Batı Avrupa ülkelerinde asimilasyon kavramının kullanımından kaçınılmakta
olduğunu, bunun yerine entegrasyon ve adaptasyon benzeri terimler
tercih edildiğini söylemektedir. (Brubaker, 2001)
Bu durum, konumuz olan Avusturya’daki Türk göçmenlerinin
uyum süreci bağlamında da oldukça sık dile getirilen ve tartışılan bir
konudur. Araştırmanın bulgular bölümünde de değinileceği gibi, terimler arasındaki bu benzeşme, uyum sorunsalının kavramsal zeminini kaydırmaktadır. Buna rağmen, Brubaker (2001)’ın asimilasyon
kavramı için söylediği gibi, entegrasyon da, göçmen toplulukların
araştırılmasında ve birlikte yaşama ve uyuma ilişkin sorular sormamızda hala vazgeçilmez bir kavramsal araçtır.
2. ARAŞTIRMANIN AMACI VE YÖNTEM
2.1. Araştırmanın Amacı
Son yıllarda hem Türkiye ile yaşanan siyasi gerilimler hem de Türkiye
karşıtlığı üzerinden sivrilen sert söylemleri ile dikkat çeken Avusturya’da Türk göçmenlere yönelik eleştiri ve baskıların yüksek düzeylere ulaştığı görülmektedir. Özellikle topluma katılım ve uyum bağlamında,
Türk göçmen nüfusun diğer etnik gruplara kıyasla oldukça gerilerde
kaldığı, üç kuşak geçmiş olmasına rağmen entegrasyon konusundaki
152
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
beklentileri karşılayamadığı siyasi elitler ve kamuoyu tartışmalarında
sıklıkla dillendirilmektedir.
Elinizdeki çalışmanın temel amacı, bu eleştiriler bağlamında Avusturya’da yaşayan Türk göçmenlerin topluma uyum/entegrasyon hususundaki algılarını ve bu topluluk içerisinde bir entegrasyon problemi
yaşanıp yaşanmadığına ilişkin yaklaşımlarını anlamaya çalışmaktadır.
2.2. Araştırmanın Yöntemi
Elinizdeki araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup ve
çalışma kapsamında yüzyüze görüşmeler yolu ile derinlikli mülakat
tekniklerinden faydalanılmıştır. Bunun yanında çeşitli uzman görüşleri ve belge analiz tekniklerinden de yararlanılmıştır.
Yüzyüze görüşmeler, Avusturya’da Türkiyeli nüfusun en yoğun yaşadığı il (%40) olan Viyana’da 2017 yılının Ocak ayı içerisinde yürütülmüştür. Hem Türkiyeli nüfus yoğunluğu hem de başkent olarak
siyasi ve toplumsal tartışma ve olayların merkezinde yer alması nedeniyle, araştırma alanı olarak bu şehir tercih edilmiştir. Bu yönüyle elinizdeki çalışma, araştırma deseni olarak, bir olguyu kendi şartları içerisinde çalışan, “nasıl” ve “neden” sorularına odaklanan ve durumlar
birbirinden farklı olduğundan sonuçların genellenmesi gibi bir kaygı
taşımayan “örnek olay” desenini kullanmaktadır.
Yüzyüze görüşmelerde veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Mülakatlar yapılırken, Avusturya’da göçmenlere ilişkin şüpheci yaklaşım ve gergin siyasi ortam
dikkate alınarak, görüşme yapılan kişilere isimlerinin araştırmada yer
almayacağı bilgisi verilmiş, izinleri alınarak ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Bu kayıtlar daha sonra deşifre edilip belirli temalar altında analiz edilerek, bulgular bölümünde aktarılmıştır.
2.3. Araştırmanın Örneklemi
Çalışmanın örneklemini, Türkiye kökenli göçmenler içerisinde göçmen toplumunu ve Avusturya’nın göçmenlere ilişkin tutum ve politiGÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 153
E. Sağlam
kalarını anlamlandırma noktasında zengin bilgiye sahip olduğu değerlendirilen, hem Türkiye hem de Avusturya’daki sosyo-politik süreçleri
takip ettiği düşünülen ve toplumun belirli kesimlerinde kanaat önderi
yahut uzman olarak kabul gören göçmenler oluşturmaktadır.
Bu çerçeve içerisinde, Viyana’da yürütülen saha araştırmasında,
6 kadın ve 27 erkek olmak üzere, 33 kişi ile yüzyüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın yapıldığı alanda, nüfusun sosyo-politik
kamplaşmalar nedeniyle heterojen özelliklere sahip olması, örneklemi
“maksimum çeşitlilik” bağlamında oluşturmayı gerekli kılmıştır. Viyana’daki Türk toplumunun sosyo-politik açıdan farklı kesimlerinin
uyuma ilişkin görüşlerinin önemli ipuçları verebileceği düşünüldüğünden, örneklemin de bunu yansıtması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, çoğunluğu oluşturan sünni Müslüman kesim yanında, alevi toplumu, sol, sosyalist ve Kemalist gruplar ve Kürt kökenli Türkiyeliler gibi
kesimlerden kişilere de araştırmada yer verilmiştir.
3. ARAŞTIRMANIN BULGULARI
3.1. Entegrasyonun Tanımına İlişkin Bulgular
Araştırmanın kavramsal çerçeve bölümünde, entegrasyon kavramının
tanımında bir karmaşanın hakim olduğu dile getirilmişti. Kullanıcının niyet ve vurgusuna göre çokkültürcülük ve asimilasyon arasında
salınan bu kavramın, Avusturya’da yaşayan Türk göçmenler için nasıl
bir anlam ifade ettiğine ilişkin bulgular bu bölümde ele alınacaktır.
Katılımcıların entegrasyon algısı, kavrama dair kendi görüşleri ve Avusturya tarafından entegrasyondan kastedilen anlam ve beklentilere
ilişkin sorular yoluyla anlaşılmaya çalışılmıştır.
Avusturya’nın Entegrasyondan Beklentileri
Farklı sosyo-politik çevrelerden olsalar da, katılımcıların tamamına
yakını Avusturya tarafından dillendirilen entegrasyon kavramının,
aslında tek taraflı bir uyumu ifade eden asimilasyonu imlediğini dile
getirmektedir. Bu bulgu, Brubaker’ın (2001), asimilasyonist politika154
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
lar izlemelerine rağmen Batı Avrupa ülkelerinin bu kavramı kullanmaktan kaçındığına ilişkin tezini destekler niteliktedir. Bir katılımcı
bu durumu şu şekilde ifade etmektedir:
“Entegre olmak derken onların istediği çerçeveye uymaktan söz
ediyoruz. (...) onların istedikleri o çerçevede konuşmak ve yapmak.
Bütün yapılan işler entegrasyon kelimesinin arkasında yapılıyor. İyi
de ben entegrasyona karşıyım, entegrasyonun bu şekilde anlaşılmasına karşıyım. Çünkü entegrasyonu kılıf olarak kullanıyor, asimilasyon
yaşatmak istiyor.” (E22)
Diğer katılımcılardan ikisi de, Avusturya’nın popülist bir yaklaşımla göçmenlerden hâkim kültüre tek taraflı bir uyum, yani asimilasyon
beklentisi içerisinde olduğunu belirterek şöyle söylemektedirler:
“Avusturya’nın bu kutuplaşma esnasında entegrasyondan anladığı
kesinlikle asimilasyon. (…) Bence entegrasyon iki taraflı olur. Bunu
Avusturyalılar tek taraflı görüyorlar. Bu da popülizmin bir gereği, onlar da biliyorlar tek taraflı olmayacağını. Ama “leitkultur”(öncü kültür) diye bir şey çıkardılar: öncü/lider kültür. Bir “leitkultur” olmalı,
diğerleri de büyük paydada ona uyup müsaade edildiği kadar da kendi
farklılıklarını yaşayabilir.” (E10)
“Avusturya’nın talep ettiği entegrasyon ötekinin yok olması, erimesidir. Bir zenginlik anlamında algılamıyorlar. Kendine benzeyen;
hayat tarzıyla, görüşüyle. Ona bir şey hissettirmeyecek bir dönüşüm
istiyorlar.” (E20)
Bir karikatür örneğinden yola çıkan bir başka katılımcı da, Avusturya’nın son yıllarda entegrasyondan kastettiği şeyin özellikle Müslümanlar üzerinden yürütülmek istenen ve kültürel-dini boyutlar içeren
bir asimilasyon olduğunu dile getirmektedir:
“Bundan 3 yıl önce aşırı sağcı parti FPÖ’nün bir karikatür dergisi
vardı. Orada Osmanlı’nın Ortaçağda buralara yaptığı fetih hareketlerinden bazı kareler yayınlamışlardı. Orada da bir şey çizmişlerdi: Osmanlı askerleri bir domuzun üzerinde gidiyor, elinde bir kadeh var.
Karşıdan da bir Avusturyalı ‘İşte şimdi entegre oldunuz’ diyor.” (E13)
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 155
E. Sağlam
(derstandard.at, 2013)
Diğer yandan Türk asıllı parlamenter bir katılımcı, Avusturya’nın
asimilasyon istediği yönündeki yargının yanlış olduğunu söylemekte
ve bu konuda asimilasyon isteyen sağ partilerin, böyle bir beklentileri
olmayan sosyal demokratlardan ayrılması gerektiğini dile getirmektedir (K6). Benzer şekilde, toptancı bir bakışla Avusturya’nın yaklaşımını asimilasyonist olarak yaftalamanın yanlış olduğunu dile getiren bir başka katılımcı da, çokkültürcülük yaklaşımına uygun şekilde
farklılıkları destekleyen, göçmenlere yönelik ılımlı bir kesimin de var
olduğuna vurgu yapmaktadır:
“Tabi tek türlü bir entegrasyon yok. Sebastian Kurz’un beklediği entegrasyon var, bir SPÖ’nün var, bir de ben Avusturya’da vicdanlı bir sol
topluluğun olduğunu düşünüyorum (…) Yani FPÖ’nün entegrasyonunu çözemezsin, ya ülkeden gideceksin ya da silik olacaksın bu toplumda.
Ama diğerleriyle yaşamak isteyen bir toplum var Avusturya’da bence. O
yüzden bu toplumla yaşamayı, ortak yönlerini bulmak lazım.” (E24)
Bir Baskı Unsuru Olarak Muğlaklık
Görüşmelerde öne çıkan bir başka husus, Avusturya’nın entegrasyon
tanımında ortaya çıkan muğlaklıktır. Avusturya yetkililerinin enteg-
156
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
rasyonu tanımlama biçimleri kavram üzerindeki belirsizliği daha da
artırmaktadır. Avusturya Ulusal Entegrasyon Planı’nda başarılı bir entegrasyonun şartları arasında, dil ve toplumsal katılım yanında “Avrupa
ve Avusturya değerlerine riayet” de sayılmaktadır (NAP-1). Bu söylem
siyasi demeçler ve kamuoyu tartışmalarında en çok karşılaşılan kalıp
halini almıştır. Ancak söz konusu değerlerin muğlaklığı ve yoruma açık oluşu birçok katılımcı tarafından rahatsızlıkla dile getirilmektedir.
Hukuk ve demokrasi bağlamında genel bir çerçeveyi ifade ettiği ileri
sürülse de, bu değerlerin çoğu kez okullarda havuza girmek istemeyen
öğrenciler yahut kadına yönelik ayrımcılığı simgelediği gerekçesiyle
başörtüsü bağlamında ele alınıp değerlendirilebildiğine dikkat çeken
bir katılımcı şöyle söylemektedir:
“Şimdi onlar diyor ki ‘Ben başörtüsünü yasaklamak istiyorum.
Yüzme Avusturya kültürünün bir değeridir, Avusturyalı olmanın bir
gereğidir. Buna katılmak zorundasınız.’ diyor sizi dinlemiyor bile.”
(E8)
Subjektif yorumlara kapı aralayan bu tür bir yaklaşım, entegrasyon
kavramının sınırlarını daha da belirsizleştirmekte, bu kavramı kişisel
yorumlarla istenilen tüm kapıları açabilecek bir maymuncuğa dönüştürmektedir. Katılımcılardan bir kısmı bu konuya dikkat çekmekte ve
entegrasyon kavramının bilerek muğlak bırakıldığını, bu yolla göçmenler üzerinde sürekli bir baskı unsuru olarak kullanıldığını düşünmektedir. Avusturya medyasındaki göçmenler ve entegrasyon konulu
tartışmalarda sıklıkla yer almış bir katılımcı, tecrübelerinden yola çıkarak şunu dile getirmektedir:
“Bir defa entegrasyon diye bir şeyin varlığına ben inanmıyorum.
Bu hep bir Kampfbegriff (mücadele kavramı). Kasıtlı olarak entegrasyonun ne olup olmadığı hep muğlak bırakılıyor. Ne yaparsan yap,
karşındaki entegrasyon kriterlerini değiştirebiliyor. Ben mesela Almancayı anadilimden daha iyi biliyorum, eğitimim var, topluma katkıda bulunuyorum. Her şey mükemmel aslında. Ama bu sefer hala
yetmiyor, işte “başörtülüsün, o yüzden entegre değilsin” diyor. Yani
entegrenin ne olup olmadığını kendisi belirliyor ve belirlediği şeyi
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 157
E. Sağlam
de istediği zaman değiştirebiliyor. Nasıl gerekiyorsa öyle değiştirebiliyor ki hep bir suçlama olsun karşı tarafa, o suçlama üzerinden bir
baskı kurabilsin.(…) Demek ki onların aradığı istediği entegrasyon
değil, ama bunu hep canlı tutmak, hep bir baskı unsuru olarak kullanmak.” (K2)
Entegrasyon kavramı üzerinden göçmenlere sürekli bir suçluluk
duygusu yaşatılmak istendiğini söyleyen bir başka katılımcı da benzer
bir yorumda bulunmaktadır:
“Aslında ‘Ben seni istemiyorum’u net söyleseler, entgerasyon sorunlarının hepsinin saçma olduğu ortaya çıkacak. Ama normatif olarak
“Sen ırkçı mısın?” la karşılaşmamak için (söylemiyorlar). Kavramlar ve
diskurlar üzerinden ötekini suçluluk duygusuna itmek: ‘Bak aslında
ben seni seviyorum ama sen olmadığın için olmuyor bu işler.’” (E20)
Bir başka katılımcı Avusturya’nın entegrasyon beklentisini anlatırken, Aile ve Gençlik Bakanlığı tarafından da desteklenen Avusturya
Müslüman Gençliği (Muslimische Jugend Östereich-MJÖ) isimli
oluşumdan örnek vermektedir. “Avusturyalı Müslüman” kimliğini
ön plana çıkaran bu oluşum, bu kimliği Avusturya devletinin eksiksiz bir vatandaşı olmak ve kültürel, toplumsal ve siyasi tüm alanlara
katılım sağlamak olarak tanımlamaktadır (mjoe.at, 2017). Anadil ve
etnik kültürlerden feragat edilebileceğini savunan ve birçok etnisiteyi içerisinde barındıran bu oluşum, asimile oldukları noktasında bazı
Türk göçmenler tarafından eleştirilmiştir. Entegrasyon bağlamında,
Avusturya devleti tarafından dile getirilen Almanca yeterlilik, eğitim,
Avusturya toplumunu ve kültürünü tanıma ve topluma katkı sağlama
gibi formel şartlar açısından entegrasyon örneği olarak görülen MJÖ
için bile son dönemdeki tartışmaların bir hayal kırıklığı yaşattığı gözlemlenmektedir. Söz konusu oluşumun içerisinde uzun yıllar yer almış
bir katılımcı bu durumu şöyle özetlemektedir:
“MJÖ’yü bilirsiniz. Avusturyalı ve Müslümanız kimliğini savunuyorlar, oturtmaya çalışıyorlar. Anadili bile savunmuyorlar. Evet gençleri sokaklarda yürüyor, Schnitzel yiyor, onların halk oyunlarını da oynuyor, ama sonuçta nereye varıyor: Başörtüsü… Bir yerde ayrılıyor158
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
sun. Her şeyi yaptım artık diyorsun. Verdim, verdim, veremeyeceğim
yere geldim. MJÖ’lü başkanlar ben Avusturyalıyım, Avusturya benim
vatanım der. Dilim Almanca. Böyle yapsalar da işe yaramıyor. Bir sınır
var. Uğraşsan da olmuyor.” (K3)
Türkiye kökenli ikinci nesil göçmenlerin entegrasyonu üzerinde
karşılaştırmalı bir bilimsel çalışma yürüten bir başka katılımcı ise, sürekli değişen entegrasyon kriterlerine vurgu yaparak, söz konusu durumun yeni nesil tarafından bir ayrımcılık olarak algılandığını ifade
etmektedir:
“Bundan önceki jenerasyona şunu dediler: ‘Uyum olarak eğitim
alın, dil öğrenin ve buradaki hayata karışın.’ Ama ikinci jenerasyon
aslında bunun böyle olmadığını gördü; belirli bir noktadan sonra hala
ayrımcılıklara muhatap olduklarını düşünüyorlar.” (E20)
Katılımcıların Entegrasyon Tanımı
Avusturya’nın entegrasyondan asimilasyonu anladığını ifade eden katılımcıların büyük çoğunluğunun, Esser (2001)’in sınıflandırmasından ilhamla sistem entegrasyonunu anladığı ve bunun yanında siyasal
temellere dayanan bir üst kimliği kabul ettikten sonra kültürel olarak asimile olmanın gerekli olmadığına vurgu yapan çokkültürcülüğe daha yakın durdukları gözlemlenmektedir. Katılımcıların büyük
çoğunluğuna göre, göçmenler geldikleri yeni ülkede, yasal kurallara
uyarak, çalışıp ekonomik sisteme eklemlenerek, oturum hakkı elde
ederek ve vergilerini ödeyerek ülkeye uyum sağlamış olmaktadırlar.
Bunun yanında, yaşanılan toplumun dilini ve kültürünü öğrenmek
gerektiği birçok katılımcı tarafından uyumun bir gereği olarak kabul
edilmektedir. Kültürel bir asimilasyon beklentisini eleştiren katılımcılar, uyumun yasal sistem, piyasalar ve devlet gibi temel mekanizmalar
yoluyla sağlanması gerektiğini düşünmekte ve bunu aşağıdaki şekilde
ifade etmektedirler:
“Entegrasyon denilince ne anlaşıldığını bir türlü anlayamıyorum.
Ya ben de vergimi ödüyorum, çalışıyorum, sisteme katılıyorum. Vergi
ödüyorsam, gerekli hizmetleri de alıyor muyum? Doğru. İşte otobüGÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 159
E. Sağlam
se paranızı ödüyorsunuz biniyorsunuz. Uyumdan başka ne bekleniyor.(…) Uyum denilen şey benim Hans gibi olmamsa olmayacağım.
Hans’ın benim gibi olması ise o da olmayacak.” (E6)
“Tanımı doğru olan entegrasyon, içinde yaşanılan toplumun dilini, geleneğini kültürünü öğrenmek, onların yasalarına uymak. Ama
kendi değerlerini kültürünü, kimliğini ve dinini de kaybetmemek. Bana göre entegrasyon tanımı bu olsa gerek. Yoksa tamamen asimilasyon
olmuş olur. Bu da entegrasyonla bağdaşmaz.” (E13)
Katılımcılar tarafından sistem entegrasyonu yanında, sosyal entegrasyonun boyutlarından kültürler ve bireyler arası etkileşimle yaşanacak bir uyumun da genel kabul gördüğü göze çarpmaktadır. Ancak
bu uyumun tek taraflı olmaması ve köken kültürün de tanınıp kabul
edilmesini öngören bir yaklaşımın gerekli olduğunun altı kalınca çizilerek:
“Bence entegrasyon iki taraflı olur. Entegrasyon bir vücudun içine
ikinci bir vücudu entegre etmek, onun kabulünü sağlamaktır.” (E10)
“Onlar tabii tek taraflı algılıyor. Bense, eğer illaki entegrasyon lafı
kullanılacaksa, karşılıklı entegrasyondan, yani karşılıklı alışverişten,
birbirine uyum sağlamayı anlıyorum. Ama entegrasyon kelimesinden
nefret ediyorum. Kusacağım geliyor. Bunun yerine insanlar gerçekten birlikte bir şeyler yapmak istiyorlarsa, aynı yerlerde yaşıyorlarsa
farklı kültürlerden olmak üzere birlikte yaşama kavramını öğrenmeleri lazım. Birlikte yaşama; birbirine karşı tolerans değil. Birbirlerinin
yaşamlarına saygı duymayı öğrenmeleri gerekiyor. Bunun için odaklanmalılar.” (E22)
Bir göçmen ülkesi olan Avusturya’da ev sahibi toplumun da göçmen kültürlerle karşılıklı bir etkileşime girmesinin gerekliliğinden
bahseden bir katılımcı da, Türklerin yoğun olarak yaşadığı 20. Viyana’daki iş yerinde yaşanan bazı diyalogları esprili bir dille şu şekilde
aktarmaktadır:
“Bu iki taraflı olabilir, tek taraflı olmaz. Tamam, biz gayret göstermeliyiz, kendi özümüzü benliğimizi kaybetmeden, asimile olmadan
160
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
buranın hayatının bir parçası olmalıyız. Ama Avrupa’daki toplumun
bu değişim sürecini kabul etmesi lazım. Onların da bir değişim yaşaması lazım. Mesela ‘50 yıldır buradayız hala bir Türkçe konuşamıyorsun!’ Esprili bir şey ama doğruluk payı da var. Ben bunu iş yerinde söylüyorum. Bazen mutfağa gidiyoruz kahve içmeye, 3-4 Türk oluyoruz,
bir tane Avusturyalı oluyor. Avusturyalı’ya genelde bunu söylüyorum.
‘Yirminci Viyana da çalışıyoruz. Artık Türkçe öğrenmen lazım, biraz entegre ol’ diyorum.” (E18)
3.2. Uyum Sorunu Yaşanıp Yaşanmadığına Dair Bulgular
Diğer etnik gruplara kıyasla, Türkiye kökenli göçmenlerin Avusturya
toplumuna entegrasyonda başarısız oldukları, hem siyasi tartışmalarda
hem de kamuoyunda yaygınlık kazanmış bir eleştiridir (Pachner vd.,
2016). Bu değerlendirmelerde, çoğunlukla kültürel uyum ve aidiyet
duygusu noktasında türdeşlik beklentilerin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Avusturya Entegrasyon Bakanlığı ve Entegrasyon Fonu
tarafından her yıl yayınlanan “Göç ve Entegrasyon” isimli raporun
2015 yılı verilerine göre, Avusturya halkının yarısından fazlası (%53),
göçmenlerin entegrasyonun yeterli seviyede olduğuna inanmamaktadır (Statistik Austria, 2015: 93). Aynı araştırma, Avusturya ile özdeşleşebilme sürecinin en uzun sürdüğü topluluk olarak Türk göçmenleri
işaret etmekte ve Türk göçmenlerin %51’inin kendisini Türkiye’ye ait
hissettiğini belirtmektedir. Bu oran Eski Yugoslavya göçmenlerinde
sadece %28’dir. (Statistik Austria, 2015: 95)
Katılımcıların uyum sorunu yaşanıp yaşanmadığına yönelik görüşleri, yapılan entegrasyon tanımlarına paralel olarak farklılık arz etmektedir. Türk göçmenler arasında, ev sahibi topluma uyum ve değişime
açık olmak noktasında ciddi sıkıntılar yaşandığını dillendiren parlamenter bir katılımcı, yukarıdaki istatistiki sonuçlara da gönderme yaparak şöyle söylemektedir:
“Buraya göçtükten sonra ‘Konservierung’ (muhafaza) yapıyorlar.
Çünkü (kendilerini) bırakırlarsa değişecekler sanıyorlar. Artık Türk
olmayacaklar zannediyorlar. (…) Şimdi istatistikler var. Buraya 50 yıl
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 161
E. Sağlam
evvel sadece Türkler gelmedi. Eski Yugoslavya’dan göçmenler, komünizm döneminde Polonya’dan kaçıp gelenler, 90’lı yıllarda Balkan Savaşlarından dolayı Hırvatistan’dan, Bosna’dan göçmenler çok. Onların
entegrasyonu çok daha çabuk ilerliyor. Bu büyük bir sorun.” (K6)
Türk göçmenler arasında entegrasyon sorununun yaygın olduğu
noktasındaki birkaç yorum dışında, katılımcıların büyük kısmı iş
piyasasına katılım, yasalara riayet ve temel yaşam yeterliliklerini barındıran sistem entegrasyonu konusunda bir problem olmadığını dillendirmektedir. Diğer göçmen gruplara kıyasla sahip oldukları derin
farklılıklara dikkat çeken bir katılımcı, Türk göçmenlerin bu yönüyle
yaşadıkları topluma entegrasyonda en başarılı örnek olduğunu ifade
etmektedir:
“Bence buradaki Türk toplumu entegrede en başarılı olmuş toplumdur. Gerçek manada entegre ise eğer. Çünkü değişik bir kültürden
gelmişiz, değişik bir kültürün içerisinde yaşıyoruz. Mesela Sırpların
entegre diye bir şeyi yok. Onlar zaten gelirken % 50 entegreler. Bir
tek dilde farklılık var, onu da öğrendiği zaman tamam. Ama biz tamamen, kültürüydü, diliydi, şusuydu, busuydu hepsi var. Biz bütün
bunları aşmışız, kabul etmişiz ve bu toplumun kanunlarına isyan etmemişiz.” (E7)
Esser’in ikili entegrasyon ayrımına gönderme yapan ve asıl problemin sosyal entegrasyondan ne beklediği noktasındaki belirsizlikte
olduğunu dillendiren bir başka katılımcı da bu durumu şöyle ifade
etmektedir:
“Yapısal entegrasyon Türklerde de herkeste var. Buraya gelen ev
bulmuş olan, dili üç aşağı beş yukarı bilen ve burada legal duran birisi
yapısal olarak entegredir bu ülkede. Onun dışında sosyal entegrasyondan ne kadar çok şey bekliyorsun? İşte burada problem çıkıyor.
Mesela dili burada yaşayabilecek kadar bilmek yeterli midir? Yoksa
sen bunu nereye kadar götüreceksin? Örf adet giyiniş tarzı... Yani bu
sosyal entegrasyonu nereye kadar zorlayacaksın? Kültürel entegrasyon
konusunda çok fazla beklenti var.” (E16)
162
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
Türkiye kökenli ilk nesil göçmenlerin aidiyet, katılım ve yeterlilikler noktasında bir takım sosyal entegrasyon problemleri yaşadıklarını
ifade eden bir kısım katılımcılar ise, ilk kuşaktan yeni kuşaklara doğru
gidildikçe, ev sahibi topluma uyumun baskın çıkacağını iddia eden
Esser (2001)’in tespitine uygun şekilde, bu problemlerin ikinci ve
özellikle de üçüncü nesil ile büyük oranda aşıldığını dile getirmektedirler:
“Toplumsal iletişimimiz yok bizim Avusturyalılarla. Onlar uzak
duruyor ama bizde bir adım atmıyoruz.(…) Mesela benim tanıdığım
bir sürü arkadaş var, burada doğmuş büyümüş. Bazen telefonunda
kaç tane Avusturyalı var, bak diyorum. İki üç tane çıkıyor. Belki süper
Almancası var belki burada doğmuş büyümüş, doktorasını yapmış.
Gayrimüslimlerle bir türlü iletişime giremiyor. (…) Bunu belki benim
çocuklarımda ben yapabileceğim. Mesela benim oğlumun hiç Türk
arkadaşı yoktur. Biz de bundan mustaribiz. Dengeyi bulmak lazım.
Eminim üçüncü jenerasyon bu konuda bayağı yol kat edecek.” (E26)
Tüm bunların yanında, göçmenlerin toplumsal katılım ve dil, eğitim ve iş becerileri gibi yeterlilikler noktasında bir takım sorunlar yaşadığı katılımcılar tarafından genel kabul gören bir durumdur. Ancak
katılımcıların bir kısmı, söz konusu eksikliklerin bir göçmen uyum
problemi değil, ülkede yaşanan sınıfsal problemlerin bir parçası olarak
görülmesi gerektiğini dillendirmektedir. Yerleşik halk arasındaki farklı
toplum kesimlerinin yaşadıkları sorunların bir kısmı, zaten dezavantajlı bir grup olan azınlıklar için daha derin problemlere kapı aralayabilmekte ve sorunları daha görünür hale getirebilmektedir. Türklerin
bir türlü entegre olamadıkları noktasındaki eleştirilere cevaben bir katılımcı bu hususa şöyle dikkat çekmektedir:
“Göçmenlerin eğitimsizliği deniyor ya; işçi sınıfının alt sınıflarının yoğun olduğu bir Avusturyalı ortamda benzer sorunları yaşıyorlar. Sınıf düzleminde bakarsan benzer sınıflarda olanlar benzer şeyler
yaşıyorlar. Entegrasyon problemi, kendi halkının; otokton Alman ve
Avusturyalının alt sınıflarında da var. Onlarla birlikte de değerlendirebilirsin, orada da bir sorun yaşıyorsun. Onlarda da bir mobilite yok,
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 163
E. Sağlam
onların da çocukları alt sınıflarda kalıyor yükselemiyor. Yani bu sınıfsal bir problem bir yandan. Bu alt sınıf problemi, göçmenlerde aynı
şekilde değerlendirilip çözülmüş olsaydı ve siyasetçiler yükselen yanlış
değerlendirmeleri engellemiş olsalardı, bugün bir sınıf problemi yaşamış olurduk.” (E16)
Entegrasyonun, göçmenlerin sosyo-ekonomik düzeyleri paralelinde gelişen bir süreç olduğuna dikkat çeken bir başka katılımcı da, bu
noktadaki Türk göçmenlerin uyumunda bir sıkıntı görmemektedir:
“Okumuş akademik kesim zaten diğerleriyle içiçe yaşıyor, zaten
uyum sağlamış, entegre olmuş. İşçi kesimi zaten Baustelle’de (inşaatta)
onlarla beraber yapıyorlar. O da zaten uyum sağlamış. Ya da Türklerden işsiz olan, esrarkeş olanlar da, Avusturyalıların o kesimleriyle
zaten uyum sağlamışlar. Yani aslında bu açıdan uyum var.” (E6)
Kamuoyu tartışmalarında sıklıkla eleştiri konusu olan Türklerin
opera ve tiyatro gibi sanatsal faaliyetlere katılmamaları hususuna değinen bir katılımcı, ev sahibi toplumun da küçük bir kesiminin ilgi
gösterdiği Avusturya tiyatrolarının tamamının sübvansiyonla ayakta
durduğunu söylemektedir (E21). Bir diğer katılımcı ise, bu durumun
ülkedeki birçok toplumsal kesim için de söz konusu olduğunu şöyle
ifade etmektedir:
“Evet bir operaya, tiyatroya gitmiyor belki insanımız. Ama burada da her Avusturyalı gitmiyor ki zaten. Başka bir Avusturyalı’nın da
sosyal hayatı sadece Gasthaus’a (Konukevine) gidip birasını içip akşam
evine gelmektir. Toplumda kültür seviyesine göre herkesin sosyal hayatı kültür yaşamı farklı. Okumuş Türkiyeli insan da tiyatroya gidiyordur.”(E25)
Özetlemek gerekirse, katılımcıların büyük çoğunluğu, sistem entegrasyonu sağlayan Türk göçmenlerin, -tanımında bir uzlaşı olmasa
da- sosyal entegrasyon noktasında yaşadıkları bir takım problemler
olabileceğini kabul etmekte ve ancak bunun bir sonuç olduğunu, bu
ait hissedememe halinin sebeplerine eğilmek gerektiğini dillendirmektedirler.
164
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
4. SONUÇ
60’lı yıllarda misafir işçi programları kapsamında göç eden ve aile birleşimleri ile 80’li yıllarda kalıcı hale gelen Türk göçmenlerin Avusturya’daki varlıkları dördüncü kuşağa dayanmış bulunmaktadır. Avusturya’daki en büyük Müslüman grup ve Almanlardan sonra ülkedeki
ikinci büyük yabancı vatandaşlık grubu olan bu göçmenlerin topluma
uyumu, son dönemde iki ülke arasındaki gergin siyasi ilişkilerin de
etkisiyle gittikçe daha fazla dillendirilen bir problem olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Elinizdeki çalışmada, Avusturya’ya göç etmiş Türklerin en yoğun
şekilde yaşadıkları yer olan Viyana şehri inceleme alanı olarak seçilmiş
ve burada yaşayan Türk göçmenlerin topluma entegrasyon hususundaki algıları ve bir entegrasyon sorunu yaşanıp yaşanmadığına ilişkin
yaklaşımları gerçekleştirilen yüzyüze mülakatlar yoluyla anlaşılmaya
çalışılmıştır.
Araştırmada, katılımcıların entegrasyon kavramına yaklaşımlarına
ilişkin öne çıkan ilk bulgu, söz konusu kavramın Avusturya tarafından algılanış biçimiyle, Türk göçmenlerin bu kavramdan anladıkları
arasında büyük farklılıklar olduğu yönündedir. Avusturya’da kültürel
farklılıkların yaşatılması ve desteklenmesi anlamında çokkültürcü denebilecek yaklaşım sergileyen kesimin çoğunluğu oluşturduğunu düşünenler olmasına karşın, katılımcıların çok büyük bir kısmı, Avusturya tarafından dillendirilen entegrasyon kavramının, aslında göçmenlerin hakim kültüre tek taraflı uyumunu ifade eden asimilasyonu
imlediğini dile getirmektedir. Bu katılımcılara göre, Avusturya göçmenlerin ülkedeki toplumsal bütünlüğe kendi kimliklerinden feragat
ederek ulaşmalarını beklemekte ve sistem entegrasyonunun ötesinde
göçmenlerin yeni sosyo-kültürel sistem içinde emilmesi ve böylece
kendilerine özgü kültürel kimliklerini kaybetmesini hedeflemektedir.
Bunun yanında, öne çıkan bir başka bulgu, entegrasyon kavramının
belirsiz sınırlarından faydalanan Avusturya’nın, entegrasyon kriterlerini zamanla değiştirip, yenileyebildiği ve entegrasyonu göçmenler
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 165
E. Sağlam
üzerinde sürekli bir suçlama ve baskı unsuru olarak kullandığı yönündedir.
Katılımcıların kendi entegrasyon tanımları ise, göçmenlerin geldikleri yeni ülkede, yasal kurallara uyması, çalışıp ekonomik sisteme
katılması, oturum hakkı elde edip vergilerini ödemelerini ifade eden
sistem entegrasyonu ve kültürel bir türdeşliği ve asimilasyonu reddeden çokkültürcülüğe yakındır. Bunun yanında, yaşanılan toplumun
dilini ve kültürünü öğrenmenin ve sosyal entegrasyonun boyutlarından kültürler ve bireyler arası etkileşimle yaşanacak bir uyumun da
genel kabul gördüğü göze çarpmaktadır. Ancak bunun bir “etkilenme”den ziyade çift taraflı bir “etkileşim” olması gerektiği ve köken
kültürün de tanınıp kabul edilmesini öngören bir yaklaşımın gerekli
olduğu sıklıkla dile getirilmektedir.
Türk göçmenlerin topluma entegrasyon noktasında problem yaşadıklarını ifade eden birkaç katılımcı haricinde, katılımcıların büyük
çoğunluğu iş piyasasına katılım, yasalara riayet ve temel yaşam yeterliliklerini barındıran sistem entegrasyonu konusunda bir problem
olmadığını düşünmektedir. Bununla beraber, görüşmelerde göçmenler arasında toplumsal katılım ve dil, eğitim ve iş becerileri gibi yeterlilikler noktasında bir takım sorunlar yaşandığı genel kabul gören
bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bunun göçmenlerin
kendilerinden bağımsız, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı gibi bir takım sebepleri de olabileceği ve bunlara eğilmek gerektiği sıklıkla dile
getirilmektedir.
Kaynakça
Alba, R. & Nee, V. (2003), Remaking The American Mainstream: Assimilation
and Contemporary Immigration, Harvard University Press, Harvard.
Bekaroğlu, E. A., Batur, M., Doğan, N., Kalkan, M. & Kucur, F. (2015),
Avrupa’da Göç, Azınlıklar ve Siyaset. Avusturya Örneği, Vadi Yayınları, İstanbul.
166
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
Brown, G. W. (2013), “Diaspora, Transnationalism and Issues in Contemporary Politcs”, Daswani, G. & Quaysan, A. (Ed.), A Companion to Diaspora and Transnationalism, Willey Blackwell, s. 68–87.
Brochman, G. (1996), European Integration and Immigration from Third
Countries, Skandinavien University Press, Oslo.
Brubaker, R. (2001), “The return of Assimilation? Changing Perspectives on
Immigration And Its Sequels in France, Germany and the United States”,
Ethnic and Racial Studies, Volume 24, Number 4, s. 531–548.
Castels, S. (2007), “Twenty-First-Century Migration as a Challenge to Sociology”, Journal of Ethnic and Migration Studies, Volume 33, Number 3,
s. 351–371.
Castles S. & Miller, M. J. (2009), The Age of Migration. International Population Movement in The Modern World, (4th ed.), Guilford, London.
Esser, H. (2001), “Integration und Ethnische Schichtung”, http://www.
mzes.uni-mannheim.de/publications/wp/wp-40.pdf (26.02.2017)
Expertenrat für Integration (2014), Integrationsbericht 2014, https://www.
bmeia.gv.at/fileadmin/user_upload/Zentrale/Integration/Integrationsbericht_2014/Integrationsbericht_2014.pdf (19.04.2017).
Expertenrat für Integration (2015), Integrationsbericht 2015. Bisher Erreichtes und Leitgedanken für die Zukunft, https://www.bmeia.gv.at/
fileadmin/user_upload/Zentrale/Integration/Integrationsbericht_2015/
IB15_DE_150623_web.pdf (23.03.2017).
Favell, A. (2005), “Integration Nations: The Nation-state and Research on
Immigrants in Western Europe”, Bommes, M. & Morawska, E. (Ed.),
International Migration Research: Constructions, Omissions and Promises of
Interdisciplinarity, Ashgate. s. 41-67.
Habermas, J. (1987), The Theory of Communicative Action, Polity Press, London.
Herold, N. (2017), Integrationspolitik in Österreich, Analysen und Argumente,
http://www.kas.de/wf/de/33.47677/ (18.02.2017)
(http://www.mjoe.at, 25.03.2017)
(http://diepresse.com/home/politik/innenpolitik/5052729/Van-der-Bellen-attackiert-ErdoganAnhaenger, 18.03.2017)
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 167
E. Sağlam
(http://derstandard.at/1379291627919/FPOe-Zwangstaufe-als-gelungene-Integration, 23.03.2017)
(http://www.krone.at/oesterreich/kurz-fuer-kopftuchverbot-im-oeffentlichen-dienst-besonders-in-schulen-story-547426, 25.03.2017)
(https://kurier.at/politik/inland/heinz-strache-strache-islam-ist-nicht-teil-oesterreichs/125.974.199, 28.02.2017)
Joppke, C. (1996), “Multiculturalism and Immigration: A comparison of
the United States, Germany, and Great Britain”, Theory and Society, Volume 25, Number 4, s. 449–500.
Kaya, A. (2015), “Euro-Türkler, Kuşaklararası Farklılıklar, İslam ve Entegrasyon tartışmaları”, Göç Araştırmaları Dergisi, Volume 1, Number 1, s.
44–79.
Kivisto, P. & Faist, T. (2009), Beyond a Border: The Causes and Consequences
of Contemporary Immigration, SAGE Publications, Inc., Los Angeles.
Kraler, A. & Sohler, K. (2007), “Austria”, Triandafyllidou, A.& Gropas, R.
(Ed.), European Immigration: A Sourcebook, Hampshire, Ashgate, s. 1931.
Kurubaş, E. (2006), Asimilasyondan Tanınmaya : Uluslararası Alanda Azınlık
Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı (2. baskı), Asil Yayınları, Ankara.
Kymlicka, W. (2012), Multiculturalism: Success, Failure, and the Future, Migration Policy Institute, Washington, DC.
Lockwood, D. (1964), “Social Integration and System Integration”, Zollschan, G. K. & Hirsch, W. (Ed.), Explorations in Social Change, Routledge,
London, s. 244-256.
Özkırımlı, U. (2009), Milliyetçilik Kuramları: Eleştirel Bir Bakış, Doğu-Batı
Yayınları, Ankara.
Pachner, J., Kreid, J. & Seiser, B. (2016), “Integration von Türken: Aufstieg bleibt schwierig”, https://kurier.at/chronik/oesterreich/integration-von-tuerken-aufstieg-bleibt-schwierig/189.866.566 (22.03.2016)
Soytürk, M. (2012), “Türkiye’den Avusturya’ya İşgücü Göçü”, E-Turkish
Studies, Volume 7, Number 3, s.2313–2328.
Soroka M. P. & Bryjak, G. J. (1995), Social Problem: A World at Risk, Allyn
Bacon, USA.
168
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Avusturya’daki Türk Göçmenlerin Entegrasyon Algıları
Statistik Austria, (2015), Migration & Integration. Zahlen, Daten, Indikatoren 2016, Statistk Austria, Wien.
Toksöz, G. (2006), Uluslararası Emek Göçü, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
Waldrauch, H. & Sohler, K. (2004), Migrantenorganisationen in der Großstadt: Entstehung, Strukturen und Aktivitäten am Beispiel Wien, Campus-Verlag, Frankfurt/Main, New York.
Wohlfarth, C. & Kolb, H. (2016), Fünf Jahre Integrationspolitik in Österreich. Expertise für den Österreichischen Integrationsfonds, SVR-Forschungsbereich, Wien, Berlin.
GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 169
Download