XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi

advertisement
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal
Kolon ve Rektum
Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011
Gloria Kongre Merkezi ANTALYA
Program
ve
Özet Kitabı
TTB-STE Kredi Puanı: 28,5
1
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
2
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
İÇİNDEKİLER
Dernek Başkanı Önsöz ...................................................5 Kongre Başkanı Önsöz ...................................................6
Ulusal Kongre Kurullar ...................................................7
Hemşirelik Kongre Kurullar ...........................................9
Önceki Kongreler...............................................................10
Sponsorlar .........................................................................11
Ulusal Kongre Bilimsel Program Genel Bakış..........12
Ulusal Kongre Detaylı Bilimsel Program
18 Mayıs 2011, Çarşamba ................................................14
19 Mayıs 2011, Perşembe ................................................17
20 Mayıs 2011, Cuma ........................................................31
21 Mayıs 2011, Cumartesi ................................................40
22 Mayıs 2011, Pazar ........................................................55
Hemşirelik Kongre Detaylı Bilimsel Program
18 Mayıs 2011, Çarşamba ................................................56
19 Mayıs 2011, Perşembe ................................................56
20 Mayıs 2011, Cuma ........................................................58
21 Mayıs 2011, Cumartesi ................................................60
Seçkin Sözlü Bildiriler .....................................................63
Sözlü Bildiriler ...................................................................85
Seçkin Poster Bildiriler ...................................................179
Poster Bildiriler .................................................................225
3
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Video Bildiriler ...................................................................363
Hemşirelik Sözlü Bildiriler .............................................367
Hemşirelik Poster Bildiriler ............................................391
Stand Planı .........................................................................415
Yazar İndeksi .....................................................................419
4
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Değerli Meslektaşlarım,
Sizleri 18-22 Mayıs 2011 tarihleri arasında, Gloria Kongre
Merkezi, Belek, Antalya’da gerçekleştireceğimiz 13. Ulusal
Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi’ne davet etmenin haklı
sevincini yaşıyoruz. 2009 yılındaki son kongremizin sizlerin
teveccühü ile, çok yüksek katılım ve bilimsel düzeylilikle
gerçekleşmiş olması, daha da iyi bir kongre düzenlemek için
bizlere güçlü motivasyon sağlamıştır.
Bu kongrede, kolorektal kanserlerden selim anorektal hastalıklara
kadar uzanan geniş bir yelpazede alanımızın temel konuları,
güncel bilimsel gelişmeler ışığında ele alınacak ve özellikle
günlük klinik uygulamalarımıza yansıyan yönleri ile tartışılacaktır.
Kongremizde yer alacak konferans ve panellerin karşılıklı bilgi
alışverişini güçlendirecek biçimde interaktif yapılı olmasına
özen gösterilecektir. Bu amaçla ülkemizden ve dünyadan seçkin
konuşmacıların katkıları sağlanacaktır. Sizlerin bilimsel üretimini
yansıtan sözel bildiri ve poster oturumları da kuşkusuz kongrenin
en önemli kısmını oluşturacaktır. Her kongremizde olduğu gibi,
stoma, endoskopi ve kolorektal cerrahi hemşireliğine yönelik
olarak paralel bir bilimsel program da yürütülecektir.
Ulusal toplantımıza, kolorektal cerrahiye ilgi duyan ve uygulayan
genel cerrahi uzmanlarını, eğitim sürecinde bulunan asistan
arkadaşlarımızı ve hemşirelerimizi bekliyoruz.
Onüçüncü Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi’nin
sizlerin katkıları ile üst düzeyde bir bilimsel etkinliğe
dönüşeceğinden kuşku duymuyor ve sizlerle buluşmak için
sabırsızlanıyoruz. Diğer taraftan kolorektal camianın aileleri
ve genç nesilleri ile bir arada olmayı, hem çalışmayı hem de
rahat ve eğlenceli sosyal bir ortamda yılın yorgunluğunu atmayı
umuyoruz.
Bu dileklerle şahsım ve yönetim kurulu adına en içten saygılarımı
sunarım.
Prof. Dr. Adil BAYKAN
Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Başkanı
5
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Değerli Meslektaşlarımız,
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi’ne hoş geldiniz.
TKRCD Yönetim Kurulu ve Kongre Düzenleme Kurulu adına
hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Kongremiz, kongre
öncesi iki kursumuz ve “Temel Konular”ı içeren konferanslar
ile başlıyor. Derneğimizin prensibi olarak, temel konulardaki
konferansları genç akademisyenler üstleniyorlar. Seçilmiş “pratik
konular” daki Kahvaltı oturumlarımız her gün sabah saatlerinin
aktiviteleri olacak. Kongrenin son aktivitesi olarak da, son
günümüzde “selim anal bölge hastalıkları” kursu planlandı.
Programımızda; 5 konferans-6 panel-1 video panel-3 seçkin
bildiriler eşliğinde panel-2 “nasıl yapıyorum?” paneli-1 olgu
sunumları eşliğinde panel düzenlendi. Ayrıca “serbest bildirileri”
daha geniş biçimde değerlendirebilmek için, 6 serbest bildiri
oturumu ve 2 poster oturumu planlandı, böylece ilk kez bu
kongrede 100 e yakın bildirinin sunumu için olanak sağlandı.
Cleveland - ABD ve Japonya’dan gelen, uluslararası seçkin
bilim adamlarından 4 meslektaşımız da panellere katılarak ve
konferanslar aracılığıyla kongreye katılımda bulunacaklardır.
Yüksek seviyeli “Endüstriyel katılım”ın olması, bizleri sevindirdi,
teşekkür ediyoruz. Bu arada oluşturulan, 5 satellit konferansta
da tıptaki yeni teknoloji uygulamaları konularında bilgilerimizi
tazeleyeceğiz.
VI. Kolorektal Cerrahi Hemşireliği Kongresi’de, üç tam günü
dolduran, uluslararası katılımlarla zenginleşen, tüm yurt sathını
kapsayan, gerçekten “Ulusal” bir kongre görüntüsü şeklinde
oluştu ve kongremizle paralellik gösteren oturumlar şeklinde ve
açılış-kapanış seromonileri birlikte yapılacak tarzda planlandı.
“Amaç” ve “öğrenim hedefleri”nin belirlenmesine son yıllarda
önem veriyoruz; bu kongrede de konuşmacı ve oturum yöneticileri
ile önceden paylaşılmış bulunan, “kongre oturumlarının
amaçları” ve “öğrenme hedefleri” programın içinde belirtildi.
Meslektaşlarımızın programa aktif biçimde katılabilmelerini
sağlamak için, tüm sunumların interaktif özellikler taşıması ve
“key pad” kullanımının artırılması hedeflendi.
Değerli meslektaşlarım,
Hazırlıklarımız sizlerin aktif katılımlarınız ile birlikte, eğitimimiz
için yararlı bir kongre geçirmemizi sağlayacaktır. Eğlence
programları ile zenginleşecek güzel bir ortamda dolu-dolu
birkaç gün geçirmek ve birbirimizle olan sosyal kaynaşmamızı
pekiştirmeyi diliyor ve hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum
Prof.Dr.Tarık Akçal
Kongre Başkanı
6
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal
Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
DÜZENLEME KURULU
KONGRE BAŞKANI
Tarık AKÇAL
KONGRE GENEL SEKRETERİ
Sümer YAMANER
YÖNETİM KURULU
Adil BAYKAN
Mehmet FÜZÜN
Dursun BUĞRA
Tarık AKÇAL
Abdullah ZORLUOĞLU
İ. Ethem GEÇİM
Cem TERZİ
Ömer ALABAZ
Bülent MENTEŞ
ONUR KURULU
Cem TERZİ - TCD Başkanı
Kemal ALEMDAROĞLU - TKRCD Onursal Başkanı
Ayhan KIZIL - Kurucu Üye
Ahmet ÖZBAL - Kurucu Üye
Halit OSMANOĞLU - Kurucu Üye
Emin Uğur ERKOÇAK - Kurucu Üye
Emin Nur DANİŞMEND - Kurucu Üye
Bildiri Değerlendirme Kurulu
Dursun BUĞRA
Sezai LEVENTOĞLU
Erdoğan SÖZÜER
7
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
BİLİMSEL KURUL
Hikmet AKGÜL
Erhan AKGÜN
M. Levhi AKIN
Musa AKOĞLU
Ali AKYÜZ
Ethem ALHAN
Acar AREN
Mithat Kerim ASLAN
Oktar ASOĞLU
Selçuk ATAMANALP
Emre BALIK
Türker BULUT
Yusuf BÜKEY
Yılmaz BÜYÜKUNCU
Recep ÇETİN
Saadettin ÇETİNER
Tahsin ÇOLAK
Sezai DEMİRBAŞ
Mustafa DÜLGER
Hayri ERKOL
Metin ERTEM
Süphan ERTÜRK
Yavuz ERYAVUZ
Rasim GENÇOSMANOĞLU
Ertuğrul GÖKSOY
Haldun GÜNDOĞDU
İsmail HAMZAOĞLU
Servet KARAHAN
Tayfun KARAHASANOĞLU
Abut KEBUDİ
Atilla KORKMAZ
Mustafa KORKUT
Çetin KOTAN
Neşet KÖKSAL
Necmi KURT
Ayhan KUZU
Sezai LEVENTOĞLU
Zafer MALAZGİRT
Mehmet MİHMANLI
Mehmet OĞUZ
Mustafa ÖNCEL
Durkaya ÖREN
Şükrü B. ÖZER
Melih PAKSOY
Feza REMZİ
Kazım SARI
Selman SÖKMEN
Necmettin SÖKÜCÜ
Erdoğan SÖZÜER
Uğur SUNGURTEKİN
Derviş ŞEN
Mustafa TİRELİ
Atilla TÖRÜNER
Sefa TÜZÜN
Ali UZUNKÖY
Bekir YAŞAR
Nihat YAVUZ
Sadık YILDIRIM
Tuncay YILMAZLAR
Rafet YİĞİTBAŞI
Tayfun YÜCEL
Serdar YÜCEYAR
Enis YÜNEY
*İsimler soyadı sırasına göre alfabetik olarak düzenlenmiştir.
8
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
VI. Kolorektal Cerrahi HemŞireliĞi
Kongresi DÜZENLEME KURULU
Deniz ŞELİMEN
Ayişe KARADAĞ
Türkan ÖZBAYIR
Zehra G. BAYKARA
Deniz HARPUTLU
Eylem TOYLUK
Sonca ERDEM
Yasemin HEREK
BİLİMSEL KURUL
Deniz ŞELİMEN
Nevin KANAN
Sevgi HATİPOĞLU
Fethiye ERDİL
Nalân ÖZHAN ELBAŞ
Leyla DİNÇ
Meryem YAVUZ
Ayişe KARADAĞ
Gürsel ÖZTUNÇ
Aklime DİCLE
Hülya BULUT
9
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ÖNCEKİ KONGRELER
1. I. Ulusal Proktoloji Kongresi
(Uluslararası Katılımcılar ile)
13-16 Eylül 1982, Marmaris-Muğla
2. II. Ulusal Proktoloji Kongresi
(Uluslararası Katılımcılar ile)
15-18 Eylül 1986, Datça-Muğla
3. III. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
26-29 Eylül 1988, Marmaris-Muğla
4. IV. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
10-14 Eylül 1990, Kemer-Antalya
5. V. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
13-16 Eylül 1993, Girne-Kıbrıs
6. VI. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
10-14 Eylül 1995, Belek-Antalya
7. VII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
10-13 Eylül 1997, Kemer-Antalya
8. VIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
13-16 Eylül 1999, Kemer-Antalya
9. IX. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Ulusal Katılımcılar ile)
& M.S.C.P.
(Akdeniz Koloproktoloji Derneği Ortak Toplantısı)
09-13 Eylül 2001, Kemer-Antalya
10. X. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Uluslararası Katılımcılar ile)
17-11 Eylül 2003, Kemer-Antalya
11. XXI. Biennial Congress of International Society
of the University of Colon and Rectal Surgeons
ISUCRS 2006 (Dünya Kongresi)
25-28 Haziran 2006, İstanbul-Türkiye
12. XI. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Uluslararası Katılımcılar ile)
26-30 Ağustos 2007, Bodrum
13. XII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
(Uluslararası Katılımcılar ile)
19-24 Mayıs 2009, Antalya
10
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SPONSORLAR
Değerli katkıları için teşekkür ediyoruz.
Abbott
Abdİ İbrahim
Abdİca
Alİ Raİf
Amd Medİkal
Astra Zeneca
Intra Medİkal
ConvaTec
Cordamed
Covidien
Doğsan
Ethicon
Fujifilm Fİlmed Tıbbİ Cİhazlar
Gentek Medİkal
Hekİmsan Medİkal
Konfort Özel Sağlık Hİzmetlerİ
Kronİk Yara Organİzasyonu
Medİtera Group
Mega Özel Sağlık Hİzmetlerİ
Merck Serono
Nestle Türkİ ye
Novartis
Roche
Surgimed
Tutku A.Ş.
*Firmalar alfabetik olarak listelenmiştir.
11
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
12
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
13
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ULUSAL KONGRE
BİLİMSEL PROGRAM
18 Mayıs 2011, Çarşamba
13:30-16:00 Video temelli TME kursu
Kurs Yöneticileri
Adil BAYKAN, Cem TERZİ, Emre CANDA
Kurs Programı
I. Isınma
II. Temel bilgiler sunumu
III. Video-TME izlenmesi
IV. Multidisipliner tedavi ilkeleri
V. Sertifikasyon
Amaç
Rektum anatomisi günümüzde gelişmiş görüntüleme
yöntemleri sayesinde çok daha iyi anlaşılır hale gelmiştir.
Rektum ameliyatlarından önce hastanın anatomik
özelliklerinin kavranması ve ameliyatta cerrahların bu
anatomik bilgiler ışığında hareket etmesi cerrahi tedavide çok
önemli avantajlar sunmaktadır. Kursun amacı, günümüzün
altın standardı olan TME tekniğinin rektum kanseri cerrahisi
ile ilgilenen cerrahlarca öğrenilmesidir.
Öğrenim hedefleri
Bu kursta katılımcılar,
- Rektumun cerrahi ve radyolojik anatomisini; bölümleri,
lenf bezi dağılımı, periton ilişkileri, otonomik sinirlerle
ilişkileri ve tümörün rektumdaki yerinin belirlenmesini
öğreneceklerdir.
- Otonom sinir koruyucu total mezorektal eksizyon
yönteminin teorik bilgisine sahip olacaklardır.
- Video-ameliyat bölümü sayesinde eğitici özellikte
kaydedilmiş görüntüler üzerinde rektum kanseri cerrahisi
ve TME tekniğini göreceklerdir.
- Rektum kanserinde tedavi kararlarının multidisipliner ve
kanıta dayalı tıp ilkeleri ile nasıl alındığını öğreneceklerdir.
14
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
13:30-16:00 Anal fizyoloji ve pelvik taban hastalıkları kursu
Kurs Yöneticileri
Türker BULUT, Emre BALIK
Ömer ALABAZ
Kurs Programı
13:30-13:50 Anorektal manometri
13:50-14:10 Pelvik taban görüntüleme metodları
Sezai DEMİRBAŞ
14:10-14:30 Sinedefekografi
Türker BULUT
14:30-14:50 Anal elektromyografi
Tuncay YILMAZLAR
14:50-15:10 Kolon kaynaklı hastalıklarda fizyolojik testler
Ersin ÖZTÜRK
15:10-16:00 Forum: Olgular üzerinde tartışalım
- Fekal inkontinense yaklaşım
- Prolapsus, intussussepsiyon, SRUS
- Kabızlık
- Doğumsal malformasyonlar
Amaç Dışkılamanın gerçekleştirilmesi ve kontrolü karmaşık
mekanizmalarla gerçekleştirilen ve yaşam konforu üzerinde
çok önemli etkisi olan bir süreçtir. İşlevsel sorunlar ile anatomik
korelasyonların kurulması ve objektif tanı yöntemleri
uygulanması her zaman mümkün olamamaktadır. Konu ile
özellikle ilgilenen cerrahlar için bilgi güncellemesi amacıyla
bu kurs düzenlenmiştir.
Öğrenim hedefleri
Bu kursta katılımcılar pelvik tabana yönelik karmaşık
testlerin ayrıntılarını öğrenecek ve bu testlerin sonuçlarını
gerçek hasta senaryoları üzerinde uygulayacaklardır.
16:00-16:30 Kahve arası
15
Ç
A
R
Ş
A
M
B
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
16:30-18:30 Temel konular
Moderatörler
Bekir Yaşar, Cemalettin Ertekin
16:30-17:00 Parastomal fıtıklar
Ömer Topçu
17:00-17:30 Antikoagülan kullanan hastalarda kolorektal girişimler
Mehmet Hacıyanlı
17:30-18:00 Ameliyat sonrası erken dönemde ileus
Bilgi Baca
18:00-18:30 Kolonun akut tıkanmaları
Sadık Yıldırım
Amaç Özellikle mesleğin ilk aşamalarındaki meslektaşlarımız için
temel konuların güncellenmesi amaçlanmaktadır.
Öğrenim hedefleri
Bu kursta katılımcılar,
- Parastomal fıtıklara yaklaşımı
- Antikoagülan kullanmakta olan hastalara uygulanacak
kolorektal girişimler öncesinde alınacak tedbirleri
- Ameliyat sonrası erken dönemde gelişen ileuslara
yaklaşımı
- Akut
kalın
bağırsak
tıkanıklıklarına
yaklaşımı
öğreneceklerdir.
19:00-20:00 Açılış ve kokteyl
16
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
19 Mayıs 2011, Perşembe
07:00-08:00 Uzmanla kahvaltı
1. Masa:
Pilonidal hastalık
(Her seferinde flap mi yapalım? Primer kapatmayı unutalım mı? Sekonder iyileşme çok mu kötü bir seçenek?)
Saadettin Çetiner
2. Masa:
Anal apse, fistül
(Apseyi net olarak palpe edemiyorsak ne yapalım? İnsizyon yeterli midir? Her fistüle ayrıntılı değerlendirme gerekir mi?)
Musa Akoğlu
Amaç Sık rastlanan sorunlar ve sık uygulanan tedaviler hakkında,
küçük gruplar halinde konunun uzmanı ile bire bir görüşerek
fikir alışverişinde bulunulması ve büyük salonlarda
sorulamayan soruların daha rahat bir ortamda konunun
uzmanına yöneltilebilmesi amaçlanmaktadır.
Öğrenim hedefleri
Konu ile ilgili pratik ayrıntıların öğrenilmesi.
17
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
08:00-09:30 Panel: Rektum kanserinde hasta yönetimi 1
Moderatörler
Adil Baykan, Mehmet Mihmanlı
08:00-08:20 Ameliyat öncesi hazırlık, evreleme
Melih Paksoy
08:20-08:40 Neoadjuvan tedavi seçenek ve indikasyonları, remisyonun tanımı ve derecelendirilmesi
Selman Sökmen
08:40- 09:00 Patoloğun rektum kanseri tedavisindeki rolü
Sülen Sarıoğlu
09:00-09:30 Olgu üzerinden tartışma (keypad)
Amaç Rektum kanserinin ameliyat öncesi değerlendirilerek
doğru evrelenmesi, özellikle uygun hastalarda neoadjuvan
tedavilerin uygulanması, gereken hastalarda adjuvan
tedavi uygulamalarının planlanması, başarıda büyük önem
taşımaktadır. Bu süreçte hastalar cerrah, radyolog, radyasyon
onkoloğu, medikal onkolog ve gastroenterologtan oluşan bir
ekibin multidisipliner yaklaşımıyla değerlendirilerek tedavi
planlaması yapılmalıdır. Oturumun amacı katılımcıları bu
doğrultuda bilgilendirmektir.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar;
- Ameliyat öncesi evreleme yöntemlerini ve bu yöntemlerin
kendilerine has kısıtlamalarını, güçlü yanlarını
- Hangi neoadjuvan tedavi seçenekleri bulunduğunu ve
bunlar arasında seçimin hangi parametrelerle yapılması
gerektiğini
- Remisyondan ne anlaşılması gerektiğini
- Patoloji
incelemesinin
tedavi
planlamasındaki
yerini öğrenecekler ve olgu sunumları ile bu bilgileri
pekiştireceklerdir.
18
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
09:30-10:15 Panel: Nasıl yapıyorum? 1
Moderatörler
Emin Uğur Erkoçak, Erhun Eyüboğlu
09:30-09:45 Hemoroidektomi
Mustafa Tireli
09:45-10:00 Lateral internal sfinkterotomi
Süphan Ertürk
10:00-10:15 Kemoterapi portu yerleştirilmesi
Osman Güner
Amaç Cerrahide birçok uygulamamız kanıta dayalı olmak yerine
bize öğretilen tarzdadır. Büyüklerimizin gösterdiği tekniklerin
çoğunu sorgulamadan kabul ederiz ve çoğu kez de tek
doğru sanırız. Halbuki aynı görevi çok farklı şekillerde yerine
getiren cerrahlar vardır ve bunların tümü de işi doğru yapıyor
olabilirler. Buradaki amacımız bu tür küçük teknik farklılıkları
ortaya koyarak tartışmaktır.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar hemoroidektomi, lateral internal
sfinkterotomi ve kemoterap portu yerleştirilmesi için
uygulanan farklı teknikleri görüp tartışacaklardır.
10:15-10:45 Kahve arası
19
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
10:45-12:00 Seçkin bildiriler eşliğinde panel:
Selim anal bölge hastalıkları
Moderatörler Uğur Sungurtekin, Ali Uzunköy
SS1
Modifiye hanley prosedürü ile atnalı (horseshoe) fistül tedavisi: gazi üniversitesi deneyimleri
Seçil Soydan, Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş,
Bahadır Ege, Seda Bozkurt, Bülent Aytaç
SS2
Pilonidal hastalıkta lay open ve primer kapama
yöntemlerinin prospektif randomize karşılaştırılması
Tahir Atun, Ece Dilege, Uygar Demir, Cemal Kaya, Özgür Bostancı, Şener Okul, Mehmet Mihmanlı
SS3
Kompleks perianal fistüllerde seton uygulamasının cerrahi sonuçları fistülotomiden daha iyi midir?
Ahmet Ziya Balta, Sezai Demirbaş, İlker Sücüllü, Mustafa Coşkun, Hüseyin Sinan, Ergün Yücel
SS4
Pilonidal hastalık da cerrah tutum anketi sonuçları
Tahsin Çolak, İlker Sücüllü, Hüseyin Sinan,
Neriman Şengül, Cem Terzi
SS5
Anal stenoz tedavisinde diamond flap anoplasti sonuçları
Bahadır Ege, Sezai Leventoğlu, Deniz Yücel,
Seda Bozkurt, B. Bülent Menteş, Mehmet Oğuz
Amaç Selim anal bölge sorunları sadece kolorektal cerrahların
değil hemen tüm genel cerrahların en sık karşılaştıkları
sorunlardandır. Kongreye gönderilen ve değerlendirmede
en yüksek puanları alan beş bildirinin birer yazarının panelist
olacağı bu oturumda hem bildiriler ayrıntılı olarak tartışılacak
hem de ilgili konular gözden geçirilmiş olacaktır.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar anal bölge sorunlarına güncel
yaklaşımı öğreneceklerdir.
20
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
12:00-12:45 Satellit konferans
Konu:
Cerrahi alan enfeksiyonları ve yeni yaklaşımlar
Konuşmacı:
Fatih Ağalar
12:45-13:45 Öğle yemeği
13:45-14:15 Konferans
(Prof. Dr. Adnan Salepçioğlu anısına): Komplet mezokolik eksizyon
Oturum Başkanları
Tarık Akçal, Yavuz Eryavuz
Konuşmacı
Cem Terzi
Amaç
Komplet mezokolik eksizyon kolon kanseri cerrahisinde
yeni bir yaklaşımdır. Total mezorektal eksizyon tekniğinin
getirdiği onkolojik başarıyı sağlayıp sağlayamayacağı
henüz bilinmemekle birlikte onkoloji mantığı açısından ciddi
ayrıntılar içermektedir.Oturumun amacı katılımcıları bu
doğrultuda bilgilendirmektir.
Öğrenim hedefleri
Bu konferansta katılımcı tekniğin tanımını, amaçlarını ve
uygulama sonuçlarını öğrenecektir.
14:15-15:00 Satellit konferans
Laparoskopik kolorektal
cerrahi uygulamaları
Konu: Laparoskopik sağ hemikolektomi
Konuşmacı:
Tayfun Karahasanoğlu
Konu:
Laparoskopik total mezorektal eksizyon
Konuşmacı: İsmail Hamzaoğlu
21
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
15:00-16:30 Serbest Bildiri Oturumları
Salon 1
Oturum Başkanları
Kerim Arslan, Acar Aren
S1
Yardımcı sağlık çalışanlarının kolorektal kanserler
hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeyleri
Onur Hoca, Oskay Kaya, Hakan Kulaçoğlu
S2
Rektum kanserli olguların tedavi ve sonuçlarının
retrospektif analizi
Yücel Özsoy, Mümtaz Kahya, M. Celalettin Keleş,
Erdem Nalbant, Neşe Taşoluk, Cağatay Gürkök, İsmail Ferhat, Mustafa Özsoy, Olcay Ak Nalbant,
Ayla Yücetürk, Safiye Vural, Bengü Günay Yardım, Murtaza Parvizi, Sevil Güler Yıldırım, Demet Özcan, Beyhan Cengiz Özyurt
S3
Rektum kanserli hastalarda fast track cerrahi
uygulaması
Coşkun Çakır, İsmail Okan, Gökhan Çipe,
Süleyman Bozkurt, Fatma Yeşim Abut, Adem Akçakaya,
Mustafa Şahin, Mahmut Müslümanoğlu
S4
Rektum kanseri cerrahisinde saptırıcı stoma uygulamaları: 6 senelik Cerrahpaşa deneyimleri
Fahri Gökçal, Engin Hatipoğlu, Murat Şendur, Süphan Ertürk, Serdar Yüceyar
S5
Apendiksin neoplastik lezyonları
Lütfi Soylu, Uğur Aydın, Sezai Aydın, Fuat Atalay
S6
Peritonitis karsinomatozalı hastaların tedavisinde
sitoredüktif cerrahi ile birlikte hipertermik
intraperitoneal kemoterapi uygulaması
Tahsin Çolak, Ahmet Dağ, Alper Ata, Alper Sözütek, Özgür Türkmenoğu, Ali Arıcan, Hüseyin Abalı
22
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S7
Sağ kolon kanserinde tek kesiden laparoskopik kolektomi ( sıls kolektomi):
10 olgu ile İstanbul Tıp Fakültesi sonuçları
Derya Uymaz, Enver Kunduz, İlker Özgür, Emre Balık,
Sümer Yamaner, Türker Bulut, Oktar Asoğlu, Ali Akyüz,
Dursun Buğra
S8
Rektum tümörü tanısıyla ameliyat edilmiş hastaların
cinsel ve anal fonksiyonlarını etkileyen faktörler
Ceyhun Aydoğan, Enver Kunduz, Burak İlhan, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz,
Necmettin Sökücü
S9
Neoadjuvan-kemoterapi uygulanan rektum kanserli
hastalarda saptırıcı stoma uygulaması ve sonuçları
Ömer Alabaz, Tolga Akçam, Okan Dalyan, Orçun Yalav,
Cem Kaan Parsak, Abdullah Ülkü, Deniz Örener
S10
Lokal ileri kolerektal kanserlerde küratif amaçlı yapılan
ek organ rezeksiyonun morbidite ve mortaliteye etkisi
Murat Ulaş, Yusuf Bayram Özoğul, Ali Sürmelioğlu, Samet Yardımcı, İsmail Gömceli, İlter Özer, Metin Ercan,
Tahsin Dalgıç, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
S11
Kolorektal kanserli hastalarda preoperatif
değerlendirmede 18F-FDG PET/BT’nin yeri ve tedavi
planına etkisi
Ali Emre Atıcı, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Murat Ulaş,
Enver Reyhan, Mustafa Duman, Feza Ekiz, Şükrü Taş,
Musa Akoğlu
S12
Kolon kanserinde mezenterik tümör nodüllerinin önemi
Osman Yüksel, Zeki Gürler, Emre Karaahmetli,
B. Bülent Menteş
23
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Salon 2
Oturum Başkanları
Kazım Sarı, Abut Kebudi
S13
Kolon kanserinde minimal invaziv cerrahide 8 yılda
gelinen nokta: Tek merkez deneyimi
Anıl Savaş, Metin Keskin, Burak İlhan, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Dursun Buğra
S14
Laparoskopik yardımlı kolorektal cerrahideki artan
tecrübemiz ve bunların sonuçları
Anıl Savaş, Enver Kunduz, Metin Keskin, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Dursun Buğra
S15
Laparoskopik yöntemle tedavi edilmiş 513 rektum
kanserli olgunun değerlendirilmesi
Enver Kunduz, Burak İlhan, İlker Özgür, Gülçin Yeğen,
Emre Balık, Mine Güllüoğlu, Oktar Asoğlu, Yersu Kapran,
Sümer Yamaner, Türker Bulut, Yılmaz Büyükuncu,
Ali Akyüz, Dursun Buğra
S16
Rektum kanseri tedavisinde robotik cerrahi gelip geçici bir heves midir ?
Tayfun Karahasanoğlu, İsmail Hamzaoğlu, Bilgi Baca,
İlknur Ergüner, Erman Aytaç, Cihan Uras
S17
Laparoskopik kolorektal cerrahide transvajinal piyes
çıkarılması
İlknur Ergüner, Erman Aytaç, Bilgi Baca, İsmail Hamzaoğlu,
Tayfun Karahasanoğlu
S18
Laparoskopik kolorektal cerrahide maliyet düşürücü
yeni bir yöntem
Celalettin Vatansev, Tevfik Küçükkartallar,
Ebubekir Gündeş,Şükrü Bülent Özer, Murat Çakır, Ali Bal
S19
Alt rektum kanserinde laparoskopik miles ameliyatı
sonuçlarımız
Mehmet Mustafa Altıntaş, Ayhan Çevik, Yetkin Özcabı,
Hüseyin Ekinci, Gülay Dalkılıç, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel
24
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S20
Laparoskopik sigmoid kolon ve rektum tümör
cerrahisinde splenik fleksuranın tam vs kısmı
mobilizasyonu: karşılaştırmalı bir analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Osman Civil,
Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Selahattin Vural,
Metin Kement, Mustafa Öncel
S21
Laparoskopik kolorektal cerrahi: İlk sonuçlarımız
M. Tahir Oruç, M. Ümit Uğurlu, S. Yiğit Yıldız,
İlknur Ergüner, Zehra Boyacıoğlu
S22
Kolon karsinomunu taklit eden tüberküloz olgusu
Fatih Altıntoprak, Enis Dikicier, Güner Çakmak, Yusuf Arslan, Gökhan Akbulut, Osman Nuri Dilek
S23
Daha önce laparotomi yapılanlarda laparoskopik
rektum ve rektosigmoid kanser cerrahisi: kıyaslamalı
bir analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Nuri Okkabaz,
Nihat Aksakal, Metin Kement, Selahattin Vural,
Ersin Gündoğan, Mustafa Öncel
S24
Robotik kolorektal cerrahide ilk deneyimlerimiz
Halil Alış, Cemal Deniztaş, Mehmet Abdussamet Bozkurt,
Mustafa Uygar Kalaycı, Hakan Yırgın, Ali Kocataş
Salon 3
Oturum Başkanları
Necmi Kurt, Mehmet Çağlıkülekçi
S25
Anterior rezeksiyonlarda anastomoz için kullanılan
staplerin çeşitli uygulama şekillerinin postoperatif anal
fonksiyonlar üzerine olan etkisi
Mustafa Berkeşoğlu, Ayhan Bülent Erkek, M. Ayhan Kuzu,
Erkinbek Orazokunov, Gökçe Aylaz, Sedef Kuran,
Can Ateş, Semih Baskan, Attila Törüner
S26
STARR ( Stapled Transanal Rectal Resection) tekniği
ile rektosel onarımı
Volkan Tümay, Osman Serhat Güner, Abdullah Zorluoğlu
25
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S27
Kronik konstipasyonda cerrahi deneyimlerimiz
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut, Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
S28
Fekal inkontinens tedavisinde anal EMG biofeedback
(FemiScan) uygulanımının erken dönem sonuçları
Bahadır Ege, Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş, Bülent Aytaç
S29
Kabızlık etyolojisi incelemesinde kolonik transit zamanının ölçümü gerekli midir?
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Mustafa Uygar Kalaycı,
Ali Kocataş, Ahmet Sürek, Halil Alış
S30
Doğum travmasına bağlı anal inkontinans
Akın Önder, Zülfü Arıkanoğlu, Murat Kapan,
Fatih Taşkesen, Abdullah Böyük, Celalettin Keleş
S31
Fekal inkontinensli olgularımızda tedavi sonuçlarımız
Musa Akoğlu, Erol Aksoy, Tahsin Dalgıç, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı
S32
İrreduktabl rektal prolapsuslarda altemier ameliyatı
sonuçlarımız
Ayhan Çevik, Gülay Dalkılıç, Işılay Demir, Hüseyin Ekinci,
Mehmet Mustafa Altıntaş, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel
S33
Defekasyon bozukluğu olarak konstipasyon: Fizyolojik
testlerden ne bekleriz?
Ahmet Ziya Balta, Sezai Demirbaş, Ramazan Öztürk,
Ergün Yücel, M. Tahir Özer, Nail Ersöz
S34
Anal manometri sonuçlarımız
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Eyüp Gemici, Mehmet İlhan,
Cemal Deniztaş, Mahmut Doğan, Halil Alış
26
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S35
Soliter rektal ülser sendromunda mesalazine etkinliği
Birol Ağca, Ali Durmuş, Sezgin Zeren, Erman Sobutay,
Hakan Evrüke, Kazım Sarıl
S36
Anal inkontinans tedavisinde anterior sfinkteroplasti
ile birlikte levatoroplasti uyguladığımız hastalarımızın
uzun dönem sonuçları
Tahsin Çolak, Alper Sözütek, Ahmet Dağ,
Özgür Türkmenoğlu, Ramazan Gündoğdu
Poster Bildiri Oturumları
Salon 4
Oturum Başkanları
Çetin Kotan, Recep Çetin
SP1
İlginç bir ileus vakası: Morgagni herni
Samet Yalçın, İ. Çağatay Şişman, S. Muhsin Sarıkaya,
Ömer Parlak, A. Erkan Uçar, Ahmet Kuşdemir
SP2
Rekto- peritoneal apsenin nadir bir sebebi:
Prostat biyopsisi
Hakan Buluş, Alper Yavuz, Ahmet Koyuncu,
Tonguç Sugüneş, Ali Coskun, Altan Aydın
SP3
Yetişkin bayan bir hastada invaginasyon olgusu
Samet Yalçın, Çağatay İbrahim Şişman,
Seyit Muhsin Sarıkaya, Ali Erkan Uçar, Birol Korukluoğlu
SP4
Rektum kanseri nedeniyle aşağı anterior rezeksiyon
yapılan hastalarda anastomoz kaçağını etkileyen
faktörler
Samet Yardımcı, Yusuf Bayram Özoğul, Ali Sürmelioğlu,
Murat Ulaş, Erdal Polat, Tahsin Dalgıç, İlter Özer,
Metin Ercan, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
27
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP5
Kolorektal kanserlerde metastatik lenf nodu oranını
etkileyen faktörler
Ali Sürmelioğlu, Yusuf Bayram Özoğul, Murat Ulaş, Samet Yardımcı, Süleyman Orman, Metin Ercan, Tahsin Dalgıç, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
SP6
Rektal kanserlerde yeni modifiye-tek stapler anterior
rezeksiyon tekniği
Soner Akbaba, P. Eren Ersoy, R. Haldun Gündoğdu, Murat Ulaş, Ebru Menekşe
SP7
İleri evre jinekolojik malignansilerde sitoredüksiyon
amaçlı kolorektal rezeksiyonlar ve sonuçları
Feza Y. Karakayalı, Seda Yüksel, Tugan Tezcaner, Ebru Soy, Ali Ayhan
SP8
Rektal karsinoid tümörlerde transanal lokal eksizyonun
yeri
Osman Yüksel, Emre Karaahmetli, Zeki Gürler,
B. Bülent Menteş
SP9
Kolon kanserine bağlı koloduodenal fistül: Olgu
sunumu
Aylin Acar, Mustafa Hasbahçeci, Fatih Başak, Ali Kılıç,
Gürhan Baş, Orhan Alimoğlu
SP10
Rektum karsinomunu taklit eden nadir görülen bir
olgu: Radyasyon proktiti
Fahrettin Acar, Hüsnü Alptekin, Hüseyin Yılmaz, M. Ertuğrul Kafalı, Mustafa Şahin
SP11
Manisa devlet hastanesi genel cerrahi kliniği gastroskopi ve kolonoskopi sonuçları
Erdem Nalbant, Olcay Ak Nalbant, Yücel Özsoy,
Mümtaz Kahya, Celalettin Keleş, Neşe Taşoluk,
İsmail Ferhat, Çağatay Gürkök, Safiye Vural, Ayla Yücetürk,
Bengü Günay Yardım
28
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP12
İleusa nadir bir sebep: Endometrioma
Lütfi Soylu, Sibel Sarıkaya, Uğur Aydın, Sezai Aydın, Fuat Atalay
SP13
Meckel divertikülünde gastrointestinal stromal tümör:
intestinal volvulusun nadir sebebi
Fevzi Cengiz, Mehmet Ali Sun, Özgür Sipahi Esen, Nazif Erkan
SP14
Retrorektal kitle nedeni ile multidisipliner yaklaşım
yapılan bir olgu sunumu
Baha Arslan, Mehmet Can Yakut, Cem Terzi, Ömer Akçalı,
Funda Obuz, Burçin Tuna
SP15
Santulli ameliyatı: Proksimal jejunostomi gerektiren
olgularda önemli bir alternatif
Ersin Öztürk, Tuncay Yılmazlar, Abdullah Zorluoğlu
SP16
Kolorektal adenokarsinomlu hastalarda serum insan
büyüme faktörlerinin, tümör anjiyogenezi ve klinik
değişkenlerle ilişkisi
İsmail Gömceli, Erdal Birol Bostancı, Murat Ulaş, Nesrin Turhan, Ahu Sarbay Kemik, Mesut Tez,
Samet Yardımcı, Tahsin Dalgıç, Musa Akoğlu
SP17
Gebelikte akut apandisit
Akın Önder, Murat Kapan, Zülfü Arıkanoğlu, Erdal Sak,
Metehan Gümüş, İbrahim Aliosmanoğlu, Bilsel Baç
SP18
Rektumun primer malign melanomu
Cengiz Tavusbay, Mehmet Hacıyanlı, Kemal Atahan, Necat Cin, Haldun Kar, Özlem Gür, ErdinÇ Kamer, Neşe Ekinci, Hüdai Genç
16:30-17:00 Kahve arası
29
P
E
R
Ş
E
M
B
E
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
17:00-18:30 Olgu sunumları eşliğinde panel:
Karmaşık selim anal bölge sorunları
Moderatörler
Bülent Menteş, Erhan Akgün
17:00-17:15 LİS’e rağmen iyileşmeyen fissür
Sezai Leventoğlu
17:15-17:30 Fistülotomiye rağmen iyileşmeyen fistül
Bahadır Ege
17:30-17:45 Hemoroidektomi sonrası anal stenoz
Uğur Sungurtekin
17:45-18:00 LİS sonrası inkontinens
Türker Bulut
18:00-18:15 Stapler hemoroidopeksi sonrası sorunlar
Sezai Demirbaş
18:15-18:30 Tartışma
Amaç
Cerrahların belki de en çok karşılaştıkları sorunlar anal
bölgenin selim hastalıklarıdır. Zaman zaman hafife alınan ve
genelde küçük müdahalelerle çözülebilecek olan bu sorunlar,
hatalı uygulamalarla çözümsüzlüğe kadar ilerleyebilen
çok karmaşık sorunlara dönüşebilirler. Oturumun amacı
katılımcıları bu doğrultuda bilgilendirmektir.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar, sık uyguladıkları anal bölge cerrahisi sonrası
gelişebilecek ve tedavileri uzmanlık gerektiren ciddi sorunları
görecek ve bunlardan kaçınmanın yollarını öğreneceklerdir.
30
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
20 Mayıs 2011, Cuma
07:00-08:00 Uzmanla kahvaltı
1. Masa:
Hemoroid hastalığı
(Her anal sorun hemoroid hastalığı mıdır?
Ne zaman cerrahiyi düşünelim?
Longo gerçekten de sorunsuz bir
teknik midir?)
Necmettin Sökücü
2. Masa:
Divertiküler hastalık
(Ne zaman acil ameliyat? Ne zaman elektif ameliyat? Girişimsel radyoloji ne derece yardımcıdır?)
Yılmaz Büyükuncu
Amaç
Sık rastlanan sorunlar ve sık uygulanan tedaviler
hakkında, küçük gruplar halinde konunun uzmanı ile bire
bir görüşerek fikir alışverişinde bulunulması ve büyük
salonlarda sorulamayan soruların daha rahat bir ortamda
konunun uzmanına yöneltilebilmesi amaçlanmaktadır.
Öğrenim hedefleri
Konu ile ilgili pratik ayrıntıların öğrenilmesi.
31
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
08:00-08:45 Panel:
Crohn hastalığında özel durumlar
Moderatörler Atilla Törüner, Mustafa Korkut
08:00-08:15 Kolon Tutulumlu Crohn Hastalığı’nda tanı ve tedavi
Ethem Geçim
08:15-08:30 Perianal crohn tutulumunda tedavi seçenekleri Feza Remzi
08:30-08:45 Tartışma
Amaç Crohn ülkemizde giderek daha sık karşılaştığımız bir
hastalıktır. Birincil tedavisi cerrahi olmasa da gelişen
komplikasyonlar nedeniyle sıklıkla cerrahi girişimler
gerektirmektedir. En sık tutulum yeri olan ince bağırsakta
cerrahi girişimler büyük bir özellik arzetmese de kolon
tutulumu ve perianal tutulum gibi özel durumlarda tedavi
yaklaşımı oldukça karmaşık ve tartışmalı olabilmektedir.
Oturumun amacı katılımcıları bu doğrultuda bilgilendirmektir.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar bu oturumda kolon tutulumlu ve perianal
tutulumlu Crohn’da güncel yaklaşım ve tedavi seçeneklerini
öğreneceklerdir.
32
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
08:45-09:30 Konferans:
Kolorektal kanser genetiği ve ailevi kolorektal kanserler
Oturum başkanları
Erdal Anadol, Hikmet Akgül
Konuşmacı
Matthew Kalady
Amaç
Kolorektal kanserler, genetik mekanizmaları en iyi bilinen
kanserlerdendir. Bugünkü bilgilerimize göre kolorektal
kanser gelişimi için bilinen birden fazla genetik yol mevcuttur
ve bunlardan bazıları ailevi olma niteliğindedirler. Hem genel
popülasyonda hem de ailevi kanserlerde olası kanserin
önlenebilmesi ya da erken tanısı için oluşturulacak tarama
ve izleme yöntemlerinin belirlenmesi için kolorektal kanserin
genetik mekanizmalarının iyi anlaşılması gerekmektedir.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar kolorektal karsinogenezin türlerini, bunların
birbirlerinden farklarını ve bu farklılıkların takip ve taramaya
nasıl etki edebileceğini öğreneceklerdir.
33
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
09:30-10:15 Panel:
Kolorektal cerrahide yeni ufuklar
Moderatörler
Nihat Yavuz, Sümer Yamaner
09:30-09:50 Tek delikten laparoskopi (SILS) gerçekten bir ileri adım mı?
Feza Remzi
09:50-10:10 Kolorektal cerrahide robotik uygulamaları
Tayfun Karahasanoğlu
10:10-10:15 Tartışma
Amaç
Teknoloji artık cerrahinin ayrılamaz bir parçasıdır. Bunun gerek
hekim gerekse hasta açısından tartışılmaz avantajlarının
yanısıra hekimin endüstri tarafından yönlendirilmesi gibi
ciddi tehlikeleri de mevcuttur. Yenilikler göze hoş gelseler
de gerçekten yarar sağladıkları kanıtlanmadan günlük
uygulamaya girmemelidirler. Oturumun amacı katılımcıların
bu konuda bilgilendirilmesidir.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar bu oturum sonunda
- Tek delikten laparoskopinin kolorektal girişimlerde
sağlayacağı avantajları, dezavantajları ve kısıtlamaları
- Robotik cerrahi uygulamalarının kolorektal cerrahideki
yerini öğreneceklerdir.
10:15-10:45 Kahve arası
34
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
10:45-12:00 Seçkin bildiriler eşliğinde panel:
Kolorektal kanser
Moderatörler
Levhi Akın, Neşet Köksal
SS6
PTEN ve HER2 polimorfizmlerinin kolorektal kanser
riski ve prognozuna etkileri
Emel Canbay, Oğuz Öztürk, Dursun Buğra,
Sümer Yamaner, Özlem Timirci, M. Fatih Seyhan,
Emre Balık, Ali Akyüz, Türker Bulut
SS7
Rektum
kanserinde
preoperatif
radyoterapinin
güvenilirliği: Retrospektif bir analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Selahattin Vural,
Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Metin Kement, Osman Civil,
Mustafa Öncel
SS8
Kolorektal cerrahiden sonra yetersiz lenf nodu
çıkarılmasından kim sorumlu? Cerrah mı, Patolog mu?
Hüseyin Sinan, Sezai Demirbaş, Nail Ersöz, İsmail Hakkı
Özerhan, Gökhan Yağcı, Mesut Akyol, Sadettin Çetiner
SS9
Rektum kanserinde ekstralevator abdominoperineal
rezeksiyon tekniğinin onkolojik sonuçları
Gürel Neşşar, Akif Türkoğlu, Ali Sürmeli, Orhan Elbir,
Ali Eba Demirbağ
SS10
Rektum kanserinde neoadjuvan tedavi sonrasında
gelişen patolojik tam yanıtlı olguların takip sonuçları
İlker Özgür, Enver Kunduz, Burak İlhan, Emre Balık,
Gülçin Yeğen, Mine Güllüoğlu, Esra Sağlam, Yersu Kapran,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Necmettin Sökücü, Ali Akyüz,
Dursun Buğra
Amaç
Kolorektal kanserlerle ilgili olarak kongreye gönderilen ve
değerlendirmede en yüksek puanları alan beş bildirinin
birer yazarının panelist olacağı bu oturumda hem bildiriler
ayrıntılı olarak tartışılacak hem de ilgili konular gözden
geçirilmiş olacaktır.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar kolorektal kansere güncel
yaklaşımı öğreneceklerdir.
35
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
12:00-12:45 Konferans:
Kompleks karın ve perine yaralarının onarımı
Oturum başkanları
Durkaya Ören, Yusuf Bükey
Konuşmacı
Armand Lucas
Amaç
Her ne kadar istenmese de karmaşık karın duvarı ve
perine yaraları kolorektal cerrahın sıklıkla karşılaştığı
sorunlardandır. Özellikle kanserli ve yara iyileşmesi kısıtlı
ya da radyoterapi almış hastalarda bazen çok ileri teknikler
gerektiren yaralarla karşılaşılması mümkündür. Oturumda
bu tür sorunlar konusunda katılımcının bilgilendirilmesi
hedeflenmektedir.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılarkompleks karın ve perine yaralarına
yaklaşımı öğreneceklerdir.
12:45-13:45 Öğle yemeği
36
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
13:45-14:45 Konferans
(Prof. Dr. Ayhan Kızıl onuruna):
Kolorektal polipler
Oturum Başkanları
Kemal Alemdaroğlu, Hayri Erkol
Konuşmacı
Shinei Kudo
Amaç
Kolorektal polipler kolorektal kanserlerin çok büyük bir
çoğunluğunun öncü lezyonlarıdır. Bu nedenle poliplerin
tanısı ve tedavisi büyük önem taşımaktadır. Poliplerin
ideal tedavisi endoskopik yaklaşımla yapılmalıdır. Bu
mümkün olmadığında ise daha invaziv girişimler gündeme
gelmektedir. Bu nedenle endoskopik girişimlerde şartların
nereye kadar zorlanabileceği konusu önem kazanmaktadır.
Kolorektal cerrahinin olmazsa olmaz aşaması olan
kolonoskopi ve polipektomi konusunda katılımcıların üst
düzeyde bilgilendirilmeleri hedeflenmektedir.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar kolorektal poliplerin tanısı,
sınıflandırılması, zor poliplerin endoskopik olarak çıkarılma
yöntemleri, habaset risklerinin belirlenmesi ve bu risk
değerlendirmesine göre cerrahi kararı oluşturulması
konularında güncel bilgi edineceklerdir.
37
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
14:45-16:30 Panel:
Rektum kanserinde hasta yönetimi 2
(Olgular üzerinden tartışma-keypad)
Moderatör
Dursun Buğra
Tartışmacılar
Gökhan Demir, Levent Kabasakal,
Matthew Kalady, Feza Remzi,
İzzet Rozanes, Diclehan Kılıç
Amaç
Rektum kanserinin tedavi başarısı, standardize bir
şema üzerinden gidilmesine rağmen tedavi planının
kişiselleştirilmesinde ve doğru cerrahi teknikte yatmaktadır.
Tedavi planlamasında olası seçeneklerin avantaj ve
kısıtlamalarının bilinmesi çok önemlidir. Oturumda olgu
sunumları üzerinden, katılımcıların da keypad ile katılacakları
tartışma ortamında konunun ayrıntılarının vurgulanması
hedeflenmektedir.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar, seçilmiş olgu sunumları üzerinden
yapılacak tartışmalar sonucunda rektum kanserinde
tedavinin kişiselleştirilmesi kavramını ve uygulama ilkelerini
öğreneceklerdir.
16:30-17:00 Kahve arası
38
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
17:00-18:30 Panel:
Kolorektal kanserin karaciğer
metastazlarına yaklaşım
Moderatörler:
Orhan Bilge, Neriman Şengül
17:00-17:15 Metastaza mı primere mi öncelik vereceğiz?
Sedat Karademir
17:15-17:30 Girişimsel radyoloji klinisyene ne kadar yardımcı olabilir?
İzzet Rozanes
17:30-17:45 Medikal onkoloji neler yapabilir?
Gökhan Demir
17:45-18:00 SIR-S yeni bir umut mu?
Levent Kabasakal
18:00-18:30 Olgu üzerinden tartışma
Amaç
Kolorektal kanserlerin karaciğer metastazlarına yaklaşım
da günümüzde multidisipliner bir ortamda başarılı
olabilmektedir. Ayrıca teknolojik gelişmeler tedavide
hekime farklı alternatifler de sunmaktadır. Bu hızlı gelişme
ve farklı alternatiflerin varlığı ise karar verme aşamasında
basit algoritmalar oluşturulmasını engellemektedir. Primer
hastalığın tedavisinde olduğu gibi karaciğer metastazlarının
tedavisinde de kişiselleştirilmiş bir yaklaşımın gerekli olduğu
açıktır. Amaç karaciğer metastazlarının yönetimindeki
ayrıntıların katılımcılarla paylaşılmasıdır.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar bu oturumda karaciğer metastazlarına
yaklaşımla ilgili güncel gelişmeleri öğrenecek, her
bir yöntemin özellik ve kısıtlamalarını kavrayacak
ve olgu örnekleri ile öğrendiklerini interaktif ortamda
pekiştireceklerdir.
39
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
21 Mayıs 2011, Cumartesi
07:00-08:00 Uzmanla kahvaltı
1. Masa:
Anastomoz teknik ve komplikasyonları
(Tüm anastomozları staplerle mi yapalım?
Hala çok katlı anastomozlar gerekli mi?
Kaçak herşeyin sonu mu?)
Ali Akyüz
2. Masa:
Anal fissür
(Tedavi etmezsek ne olur? Akut fissürde cerrahi
yapılır mı? LIS sonrası kontinens kusurlarını
nasıl tedavi ederiz?)
Erdoğan Sözüer
Amaç
Sık rastlanan sorunlar ve sık uygulanan tedaviler hakkında,
küçük gruplar halinde konunun uzmanı ile bire bir görüşerek
fikir alışverişinde bulunulması ve büyük salonlarda
sorulamayan soruların daha rahat bir ortamda konunun
uzmanına yöneltilebilmesi amaçlanmaktadır.
Öğrenim hedefleri
Konu ile ilgili pratik ayrıntıların öğrenilmesi.
40
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
08:00-09:00 Video panel:
Laparoskopik kolorektal cerrahide sorunlar, komplikasyonlar
Moderatörler
Servet Karahan, Zafer Malazgirt
08:00-08:20 Sağ kolon girişimlerinde olası sorunlar, önlenmeleri ve tedavileri
Abdullah Zorluoğlu
08:20-08:40 Sol kolon girişimlerinde olası sorunlar, önlenmeleri ve tedavileri
Metin Ertem
08:40-09:00 Pelvik disseksiyonda olası sorunlar, önlenmeleri ve tedavileri
Oktar Asoğlu
Amaç
Laparoskopik kolorektal cerrahi giderek gelişmekte olan
bir yöntemdir ve özellikle genç meslektaşlarca ilgiyle
karşılanmaktadır. Ancak birçok kongre ve toplantıda
laparoskopik cerrahinin hep güzel yüzü gösterilmektedir.
Halbuki laparoskopik kolorektal cerrahi ciddi bir deneyim
gerektiren ve çok ciddi sorunlara yol açabilen bir
uygulamadır. Bu oturumda laparoskopik kolorektal cerrahi
sırasında karşılaşılabilecek sorunlar örnekleriyle birlikte
ortaya konularak bunlardan kaçınma yolları tartışılacaktır.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar dışarıdan kolay gibi görünen girişimlerde ne
gibi sorunlar yaşayabileceklerini öğrenecek ve nelere karşı
hazırlıklı olmaları gerektiğini kavrayacaklardır.
41
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
09:00-10:15 Panel:
Kolorektal cerrahide beslenme desteğinin yeri
Moderatörler
Sadık Kılıçturgay, Haldun Gündoğdu
09:00-09:20 Kolorektal kanserli hastada beslenme desteğinin önemi
Diclehan Kılıç
09:20-09:40 İnflamatuvar bağırsak hastalığında beslenme desteğinin önemi
Ahmet Tezel
09:40-10:00 Kolorektal cerrahi komplikasyonlarında beslenme desteği
Mehmet Oğuz
10:00-10:15 Tartışma
Amaç
Tüm cerrahi dallarında beslenme desteğinin değeri giderek
daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak konu yetersiz kanıtlar
nedeniyle ciddi tartışmalara da neden olabilmektedir. İşin
içine endüstri ilişkileri girdiğinde ise konu tamamen karmaşık
bir hal almaktadır. Cerrahlar için önemli olan ise, hastalarına
daha fazla fayda sağlayabilmek için kanıt değeri yüksek
olan veriler ışığında beslenme desteği uygulamalarını
yönlendirebilmektir. Bu oturumun amacı bu konuların ortaya
konularak tartışılmasıdır.
Öğrenim hedefleri
Katılımcılar bu oturum sonunda kolorektal kanserli,
inflamatuvar bağırsak hastalığı olan ya da bir komplikasyon
sonrası tedavi edilmekte olan hastalarda beslenme desteği
seçeneklerini ve ilkelerini öğreneceklerdir.
10:15-10:45 Kahve arası
42
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
10:45-12:00 Seçkin bildiriler eşliğinde panel:
Kolonoskopi ve polipektomi
Moderatörler
Mustafa Öncel, Bülent Erkek
SS11
Kolonoskopi için sedasyon uygulamalarında
Meperidin-Midazolam ve fentanil-midazolam
kombinasyonlarının karşılaştırılması:
Prospektif, randomize çalışma
Sezai Leventoğlu, A. Mert Atak, Tugan Tezcaner, B. Bülent Menteş, Ahmet Karamercan, Hülya Acarlar, Bülent Aytaç
SS12
Alt gastrointestinal sistem endoskopilerinde kolon
delinmeleri: 7111 olguluk serinin sonuçları
İnanç Şamil Sarıca, Ali Akyüz, Yılmaz Büyükuncu,
Necmettin Sökücü, Türker Bulut, Sümer Yamaner,
Emre Balık, Evrim Yılmaz, Emel Canbay, Dursun Buğra
SS13
17.000 Olguluk serinin analizi ve bu işlemlerde
endoskopik olarak çıkarılamayan düşünülen poliplerin
değerlendirilmesi
Burak İlhan, Enver Kunduz, Emre Balık, Türker Bulut,
Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz,
Necmettin Sökücü, Sümer Yamaner
SS14
Kolonoskopi sırasında rutin terminal ileum
entübasyonu yapılmalı mıdır?
Fevzi Celayir, Hakan M.Köksal, Mehmet Uludağ,
Kemal Bulut, Korhan Mercan,Evren Peker, Adil Baykan
SS15
Bir üniversite hastanesindeki alt gastrointestinal
sistem endoskopik incelemelerinin analizi
Fahrettin Acar, Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Alptekin, M. Ertuğrul Kafalı, Mustafa Şahin
Amaç
Kolonoskopi ve polipektomi ile ilgili olarak kongreye
gönderilen ve değerlendirmede en yüksek puanları alan
beş bildirinin birer yazarının panelist olacağı bu oturumda
hem bildiriler ayrıntılı olarak tartışılacak hem de ilgili konular
43
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
gözden geçirilmiş olacaktır.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar kolonoskopi ve polipektomi
konusundaki güncel yaklaşımı öğreneceklerdir.
12:00-12:45 Satellit konferans
Konu:
Kolo-rektal cerrahide biyolojik implant kullanımı
Permacoltm biyolojik implant
Konuşmacı:
Selman Sökmen
Oturum Başkanı:
Zafer Malazgirt
12:45-13:45 Öğle yemeği
44
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
13:45-14:15 Konferans:
Ekstralevator APR tekniği
Oturum Başkanları
Ahmet Özbal, Ertuğrul Göksoy
Konuşmacı
Ayhan Kuzu
Amaç
APR kolorektal cerrahide sevilmeyen bir ameliyattır zira
hem hasta kalıcı bir kolostomiyle yaşamak zorundadır hem
de onkolojik sonuçlar yüz güldürücü değildir. Onkolojik
sonuçların kötü oluşunun muhtemel sebebi ise klasik
cerrahi tekniktir. Ekstralevator APR tekniği bu konuda ciddi
bir umut ışığıdır. Oturumun amacı katılımcıları bu doğrultuda
bilgilendirmektir.
Öğrenim hedefleri
Bu konferansta katılımcı tekniğin tanımını, amaçlarını ve
uygulama sonuçlarını öğrenecektir.
14:15-15:00 Satellit konferans
Konu:
Metastatik kolerektal kanserin tedavisinde kişiye özel tedavi yaklaşımı
Oturum Başkanı :
Şuayib Yalçın
Konuşmacı:
Sezer Sağlam
45
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
15:00-16:30 Serbest Bildiri Oturumları
Salon 1
Oturum Başkanları
Şükrü Özer, Ethem Alhan
S37
Laparoskopik ve açık apandektomilerin
karşılaştırılması: prospektif klinik çalışma
Gökhan Çipe, Oğuz İdiz, Naim Memmi, Süleyman Bozkurt,
Münire Kayahan, Yeliz Emine Ersoy, Hüseyin Kadıoğlu,
Mahmut Müslümanoğlu
S38
Akut apandisit nedeniyle ameliyat edilen
hastalarda lökosit ve c-reaktif protein değeri ile
batın ultrasonografisinin tanı duyarlılıklarının
karşılaştırılması
Cemal Kaya, Şener Okul, Uygar Demir, Tahir Atun, Mustafa
Arısoy, Rıza Gürhan Işıl, Mehmet Mihmanlı
S39
Kolorektal tümörlere bağlı kolon perforasyonları
Erdoğan Sözüer, Muhammet Akyüz, Hızır Akyıldız, Can
Küçük, Alper Akcan, Tarık Artış, Murat Mert
S40
Laparoskopik apendektomi ameliyatının bir ilçe
hastanesinde uygulanabilirliğinin, etkinliğinin ve
güvenilirliğinin irdelenmesi: toplam 51 olgunun analizi
Gültekin Ozan Küçük
S41
Akut mezenter iskemide plazma d-dimer ve
biyokimyasal parametrelerin zamana bağlı değişimi :
deneysel çalışma
Yılmaz Yiğit, İbrahim Yetim, Akın Aydoğan,
Orhan Veli Özkan, Ahmet Koç, Zafer Yönden
S42
Laparoskopik ve açık apendektomi sonuçlarımız
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Kemal Bulut, Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
46
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S43
721 Apendektomi olgusunun retrospektif analizi
Fatih Başak, Aylin Acar, Mustafa Hasbahçeci, Ali Kılıç,
Müjgan Çalışkan, Orhan Alimoğlu
S44
Akut apandisitte Helicobacter Pylori’ nin rolü var mı?
Kemal Atahan, Mehmet Deniz, Erdinç Kamer,
Haluk Recai Ünalp, Süreyya Gül Yurtsever, Neşe Ekinci,
Atilla Çökmez, Ercüment Tarcan
S45
Akut apandisitte jinekolojik kaynaklı tanı yanılmaları
Bülent Çitgez, Gürkan Yetkin, İsmail Ethem Akgün,
Mehmet Uludağ, Mehmet Velidedeoğlu, Adem Akçakaya
S46
Laparoskopik apendektomi yapılan perfore apandisit
olgularımızın değerlendirilmesi
Ali Kocataş, Ahmet Nuray Turhan,
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Fatih Yanar,
Cemal Deniztaş, Hakan Yırgın, Ahmet Sürek, Halil Alış
S47
Fournier Gangreni: 100 olguluk seri sunumu
Tuncay Yılmazlar, Ersin Öztürk, Ali Özer, Özgen Işık,
İlker Ercan
C
S48
U
Görüntüleme bulguları ve yakın klinik
M
değerlendirmenin akut apendisit tanısı üzerindeki etkisi A
Mustafa Hasbahçeci, Cengiz Erol, Mehmet Şeker
R
T
Salon 2
E
Oturum Başkanları
S
Tayfun Yücel, Fuat Atalay
İ
S49
Pilonidal sinüs tedavisinde fenol prosedürü ve
tedavide başarısızlıkta risk faktörleri
Ahmet Dağ, Tahsin Çolak, Özgür Türkmenoğlu,
Alper Sözütek, Ramazan Gündoğdu
S50
Perianal fistüllerde uygulana tedavi sonuçlarımız
Ömer Alabaz, Orçun Yalaz, Okan Dalyan, Tolga Akçam,
Cem Kaan Parsak, Abdullah Ülkü
47
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S51
Erişkin perianal bölge hastalıkları cerrahisinde kaudal
anestezi
Mehmet İnce, Güven Yiğit, Bora Çata
S52
Pilonidal sinüs cerrahi tedavisinde primer
onarım, karidakis ve limberg flep uygulamalarının
karşılaştırılması
S. Yiğit Yıldız, M. Ümit Uğurlu, M. Tahir Oruç,
İlknur Ergüner, Zehra Boyacıoğlu, Ali Çiftçi
S53
Stapler hemoroidopeksi’de 10 yıllık deneyimimiz
Engin Hatipoğlu, Cavit Hamzaoğlu, Şaban Bayyozgat,
Hasan Taşçı
S54
Kronik anal fissür tedavisinde açık lateral internal
sfinkterotominin yeri
Cengiz Tavusbay, Hüdai Genç, Mehmet Hacıyanlı,
Kemal Atahan, Haldun Kar, Necat Cin, Özlem Gür,
Burhan Yolcuoğlu, Kürşat Yemez
S55
Kompleks perianal fistüllerde seton uygulamalarımız
Ayhan Çevik, Mehmet Mustafa Altıntaş, Serkan Zenger,
Hüseyin Ekinci, Gülay Dalkılıç, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel
S56
Perianal fistüllerde cerrahi tedavi deneyimlerimiz
Birol Ağca, Ali Durmuş, Sezgin Zeren, Erman Sobutay,
Hakan Evrüke, Bayram Kaya, Kazım Sarı
S57
Pilonidal hastalıkta etyolojide suçlanan faktörler sinüs
özelliklerini etkiliyor mu ?
Osman Doğru, Said Kökçam, Kemal Arslan,
Bülent Erenoğlu, Saygın Kerimoğlu
S58
Pilonidal hastalığın cerrahi tedavisinde gerilimsiz
primer kapama ile limberg flebin etkinliğinin
karşılaştırılması
Ahmet Okuş, Ömer Karahan, Mehmet Ali Eryılmaz
48
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S59
Nüks pilonidal hastalıkta lay open ameliyatı
Mehmet Mihmanlı, Tahir Atun, Uygar Demir, Ece Dilege,
Cemal Kaya, Özgür Bostancı, Mustafa Arısoy, Gürhan Işıl
S60
Kronik anal fissürde subkutan lateral internal parsiyel
sfinkterotomi sonuçları
Gürel Neşşar
Salon 3
Oturum Başkanları
Enis Yüney, Rasim Gençosmanoğlu
S61
Ratlarda oluşturlan hipoperfüzyon iskemisinde
tirofiban hidroklorid’in kolon anastomoz iyileşmesi
üzerine etkisi
Güvenç Diner, Orhan Veli Özkan, İbrahim Yetim,
Akın Aydoğan, Oktay Hasan Öztürk , Ahmet Aslan,
İlhan Paltacı, Esin Atik
S62
Kolorektal kanserli hastalarda serum metastin
düzeyleri
Emel Canbay, Arzu Ergen, Dursun Buğra, Bedia Agachan,
Sümer Yamaner, Ilhan Yaylim Eraltan, Yılmaz Büyükuncu,
Mine Güllüoğlu, Türker Bulut
S63
Ülseratif kolitin cerrahi tedavisinde 101 olgu ile 11 yıllık
istanbul tıp fakültesi deneyimi
Murat Akıcı, Osman Anıl Savaş, Emre Balık, Oktar Asoğlu,
Türker Bulut, Sümer Yamaner, Yılmaz Büyükuncu,
Necmettin Sökücü, Dursun Buğra, Ali Akyüz
S64
Tavşanlarda deneysel abdominal kompartman
sendromunun tanısında kobalt-albümin bağlanma
analizinin rolü
Erol Ender Ünlüer, Turgay Yılmaz Kılıç, Evren Akgöl,
Duygu İşgüven, Enver Vardar, Ümit Bayol, Osman Yılmaz,
Nazif Erkan, Necati Gökmen
49
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S65
L-karnitin’in sıçanlarda deneysel olarak lipopolisakkarit
(LPS) ile oluşturulan sepsis modelinde kolon
anastomozunun iyileşmesi üzerine etkileri
Hakan Canbaz, Hamdi Akça, Ahmet Dağ, Musa Dirlik,
Lülüfer Tamer Gümüş, Ebru Serinsöz Pfeifer, Ülkü
Çömelekoğlu, Arzu Kanık
S66
Aşağı anterior rezeksiyon sonrası saptırıcı stoma
gerekli mi?
Hüdai Genç, İsa Sahar, Mehmet Hacıyanlı,
Cengiz Tavusbay, Özlem Gür
S67
İdiopatik yavaş geçişli konstipasyon tedavisinde
posterior tibial sinir stimülasyonu
Osman Yüksel, Kürşat Dikmen, Hasan Bostancı,
Tugan Tezcaner, Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş
S68
Tavşanlarda elektrotermal bipolar damar kapama
sistemleri ile apendiks güdüğünün kapatılması
Vefa Evren Ayaydın, Aslan Sakarya, Teoman Coşkun,
Yavuz Kaya, Eray Kara, Ahmet Var, Seda Vatansever,
Burcu Kara
S69
Saptırıcı ileostomi kapatılmasının morbidite ve
mortalitesi
Gökhan Çipe, Bülent Erkek, Ayhan Kuzu, Ethem Geçim
S70
Kolorektal cerrahide rektum güdüğünün
kapatılmasında yeni bir teknik
Celalettin Vatansev, Murat Çakır, Ali Bal, Ahmet Tekin,
Tevfik Küçükkartallar, Ebubekir Gündeş
S71
Vakum yardımlı yara örtüm sistemlerine ait klinik
uygulamalarımız
Cengiz Tavusbay, Mehmet Hacıyanlı, Kemal Atahan,
Necat Cin, Haldun Kar, Özlem Gür, Önder Karahalli,
Hüdai Genç
50
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S72
Kolorektal karsinomlarda CD133 immunhistokimyasal
ekspresyonunun klinikopatolojik parametrelerle ve
prognoz ile ilişkisinin araştırılması
Tuba Devrim, Nermin Karahan, Şirin Başpınar,
K. Kürşat Bozkurt, Murat Koçer, F. Nilgün Kapucuoğlu
Poster Bildiri Oturumları
Salon 4
Oturum Başkanları
Rafet Yiğitbaşı, Mustafa Dülger
SP19
Spontan apendikokutanöz fistül
Hakan Buluş, Şevket Barış Morkavuk,
Ahmet Murat Koyuncu, Altan Aydın, Alper Yavuz,
Ali Coşkun
SP20
Rektal prolapsusta cerrahi tedavi seçenekleri ve
sonuçları : 73 olgunun analizi
Süleyman Bademler, Aykut Maral, Serhat Meriç,
Derya Uymaz, Mesut Çaynak, Emre Balık, Oktar Asoğlu,
Sümer Yamaner, Ali Akyüz, Yılmaz Büyükuncu,
Necmettin Sökücü, Türker Bulut
SP21
Crohn hastalığında cerrahi tedavi ve sonuçları:
İstanbul tıp fakültesi deneyimi
Yalın İşcan, Enver Kunduz, Burak İlhan, İlker Özgür,
Emre Balık, Sümer Yamaner, Oktar Asoğlu, Türker Bulut,
Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz
SP22
İleo-Çekal bölgede lokalize nöroendokrin tümörlerde
laparoskopik sağ hemikolektomi
Ediz Altınlı, Aziz Sümer, Serkan Senger, Ersan Eroğlu,
Neşet Köksal
SP23
Güdük apandisit: bir olgu sunumu
Altan Aydın, Hakan Buluş, Tonguç Sugüneş, Alper Yavuz,
Ahmet Koyuncu, Ali Coşkun
51
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP24
Sigmoid divertikülite bağlı kolovezikal fistülde cerrahi
tedavi:Bir olgu sunumu
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Kemal Bulut, Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
SP25
Sedasyonsuz kolonoskopi: Neden standardize
değildir?
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Kemal Bulut, Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
SP26
Perianal basal hücreli karsinom: vaka sunumu
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Kemal Bulut, Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
SP27
Kolonoskopi yaşını daha öne çekmek gerekir mi?
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Korhan Mercan, Kemal Bulut, Evren Peker, Adil Baykan
SP28
Rektal adenokarsinom ile eş zamanlı saptanan skalp
metastazı: Olgu sunumu
Ahmet Ziya Balta, Ergün Yücel, Hüseyin Sinan,
Yavuz Özdemir, İlker Sücüllü, Levhi Akın
SP29
Aynı zaman diliminde kolon ve midede görülen
senkron tümör
Fuat İpekçi, Ömer Engin, Süleyman Aksoy,
H. Oğuzhan İnan, Ender Bademkıran, Murat Güner,
Kamil Pehlivanoğlu
SP30
Kolonoskopik rezeke edilen dev rektal kanamalı lipom;
Olgu sunumu
Savas Yakan, Fevzi Cengiz, Enver İlhan, Kemal Emre
Telciler, Ali Galip Deneçli
SP31
Dosetaksel bazlı kemoterapi tedavisi alan meme
kanserli hastada gelişen kolit olgusu
Haldun Kar, Necat Cin, Yasin Peker, Cengiz Tavusbay,
Özgün Akgül, Fatma Tatar, Hüdai Genç
52
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP32
İzole çekum nekrozu: iki ayrı olgu
Kemal Arslan, Bülent Erenoğlu, Said Kökçam, Osman
Doğru, Arif Atay, Ersin Turan
SP33
Kolonoskopik polipektomide adrenalin enjeksiyonu
gereklimidir?
Manuk Manukyan, Uğur Deveci, Melih Özel,
Oya Uygur Bayramiçli, Melda Oltulu, Kağan Gökçe,
Abut Kebudi
SP34
Akut appendisitli hastalarda total oksidan status, total
anti-oksidan status, paraoksanaz aktivitesi ve iskemi
modifiye albumin değerlerinin incelenmesi
Hande Köksal, Sevil Kurban, Ekrem Erbay
SP35
Preperitoneal kateter analjezisi (ppka) kolorektal
cerrahide postoperatif ağrı kontrolünde etkin bir
yöntemdir
Ali Özer, Ersin Öztürk, Aysun Yılmazlar, Tuncay Yılmazlar
SP36
Apendiksin karsinoid tümörü; olgu serisi
Fatih Başak, Mustafa Hasbahçeci, Aylin Acar,
Tolga Canbak, Gürhan Baş, Orhan Alimoğlu
16:30-17:00 Kahve arası
17:00-17:45 Satellit konferans
Konu:
Hemoroid hastalıkları tedavisinde yeni teknolojiler
Oturum Başkanı:
Metin Ertem
Konuşmacı:
Tuncay Yılmazlar
53
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
17:45-18:30 Panel:
Nasıl yapıyorum? 2
Moderatörler
Mehmet Füzün, Atilla Korkmaz
17:45-18:00 TEM
Turgut İpek
18:00-18:15 İntersfinkterik rezeksiyon ve koloanal anastomoz
İsmail Hamzaoğlu
18:15-18:30 Saptırıcı ileostomi ve kapatılması
Emre Balık
Amaç
Cerrahide birçok uygulamamız kanıta dayalı olmak yerine
bize öğretilen tarzdadır. Büyüklerimizin gösterdiği tekniklerin
çoğunu sorgulamadan kabul ederiz ve çoğu kez de tek
doğru sanırız. Halbuki aynı görevi çok farklı şekillerde yerine
getiren cerrahlar vardır ve bunların tümü de işi doğru yapıyor
olabilirler. Buradaki amacımız bu tür küçük teknik farklılıkları
ortaya koyarak tartışmaktır.
Öğrenim hedefleri
Bu oturumda katılımcılar Transanal Endoskopik Mikrocerrahi,
intersfinkterik proktektomi ile kolo-anal anastomoz ve
saptırıcı ileostomi ile kapatılması için uygulanan farklı
teknikleri görüp tartışacaklardır.
19:00-20:00 Ödül dağıtımı ve kapanış
54
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
22 Mayıs 2011, Pazar
09:00-11:00 Selim anal bölge hastalıkları kursu
Kurs yöneticileri
Ömer Alabaz, Cem Kaan Parsak
09:00-09:10 Anal bölge girişimleri için pozisyon seçimi Serdar Yüceyar
09:10-09:20 Anal bölge girişimleri için anestezi seçimi
İlker Sücüllü
09:20-09:40 Anal bölge cerrahisinde cerrahın hayatını kolaylaştıran aletler
Cem Kaan Parsak
09:40-10:00 Lateral internal sfinkterotomi teknik seçenekleri Ediz Altınlı
10:00-10:20 Seton uygulaması
Gökhan Yağcı
10:20-10:40 Nüks pilonidal sinüste tedavi
Tahsin Çolak
10:40-11:00 Stapler hemoroidopekside teknik ayrıntılar ve komplikasyonlara yaklaşım
Ömer Alabaz
Amaç
Selim anal bölge sorunları kolorektal cerrahi ile ilgilensin
ilgilenmesin, birçok cerrahın günlük pratiğinde önemli bir yer
tutmaktadır. Burada, konuların kısıtlı bir grup içinde interaktif
bir ortamda tartışılarak güncellenmesi amaçlanmıştır.
Öğrenim hedefleri
Katılımcıları bu oturum sonunda;
- Anal bölge girişimleri için pozisyon ve anestezi seçimini
- Anal bölge cerrahisinde kullanılabilecek yeni teknolojik
aletleri
- Lateral internal sfinkterotomide teknik seçenekleri
- Anal fistülde seton uygulama ilkelerini
- Pilonidal sinüs nükslerine yaklaşımı
- Stapler hemoroidopeksinin teknik ayrıntılarını
öğreneceklerdir.
55
P
A
Z
A
R
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HEMŞİRELİK KONGRESİ
BİLİMSEL PROGRAM
18 Mayıs 2011, Çarşamba
19.00-20.00 Açılış ve Kokteyl
19 Mayıs 2011, Perşembe
09.00-10.15 Kanıta dayalı uygulamalar
Ellen K. Murphy
Moderatör: Deniz Şelimen
- Kanıt temelli hemşirelik nedir ve kolorektal cerrahide kanıta dayalı uygulamalar
10.15-10.45 Kahve arası
10.45-12.45 Kolorektal kanserlerin tedavi ve bakımında yeni yaklaşımlar
Moderatörler:
Cem Terzi, Gürsel Öztunç
- Kolorektal kanserlerde etiyoloji ve tanılama
Emre Aras Canda
- Kolorektal kanser cerrahisinde yeni tedavi stratejileri
Emre Balık
- Hemşirelik bakımında yeni yaklaşımlar
Nezihe Karabulut
12.45-14.00 Öğle yemeği
14.00-16.30 Kurs:
Stomalı bireylerde psikososyal sorunlara yaklaşım
Paula Erwin Toth
Kurs Yöneticisi:
Deniz Şelimen, Ayişe Karadağ
- Beden imajında değişim
- Sosyal izolasyon
- Kayıp (organ ve fonksiyon kaybı) ve kriz yönetim süreci
- Seksüel sorunlara yaklaşım
16.30-16.45Kahve arası
56
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
16.45-18.00 Kurs: Stomalı bireylerde psikososyal sorunlara yaklaşım
Paula Erwin Toth
Kurs Yöneticisi:
Deniz Şelimen, Ayişe Karadağ
P
E
R
Ş
E
M
B
E
57
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
20 Mayıs 2011, Cuma
09.00-10.15 Kolorektal cerrahide yaşam kalitesi
Moderatörler:
Fethiye Erdil, Bülent Menteş
- Yaşam kalitesi kavramı
Sevgi Hatipoğlu
- Kolorektal hastalıklarda yaşam kalitesi
Sezai Leventoğlu
- Stomalı bireylerde yaşam kalitesi
Aklime Dicle
10.15-10.45 Kahve arası
10.45-12.45 İnflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavi ve bakımında yeni yaklaşımlar
Moderatörler:
Ömer Alabaz, Nevin Kanan
- İnflamatuar bağırsak hastalıkları etiyoloji ve fizyopatoloji
Bilgi Baca
- İnflamatuar bağırsak hastalıklarında cerrahi tedavi
İlker Sücüllü
- İnflamatuar bağırsak hastalıklarında hemşirelik bakımı ve hasta eğitimi
Hülya Bulut
12.45-14.00 Öğle yemeği
14.00-16.30 FORUM
(Senaryo eşliğinde vaka tartışması) Moderatörler:
Tarık Akçal, Deniz Şelimen,
Ayişe Karadağ
- Deniz Harputlu
- Eylem Toğluk
- Halime Aydın
- Yasemin Akıl
16.30-16.45 Kahve arası
16.45-18.00 Serbest bildiriler (Salon A)
Moderatörler:Leyla Dinç, Azize Karahan
HS1
Parastomal bölgede nekroz
Eylem Toğluk
58
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS2
Kolorektal kanser ameliyatı geçiren hastaların
ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemde
yaşadıkları deneyimlerin incelenmesi
Türkan Özbayır, Selda Karaveli, Kevser Karacabay
HS3
Ostomili bireylerde yaşam kalitesini değerlendirmek
için umut merkezi ostomi yaşam kalitesi ölçeği’nin
geçerlilik ve güvenilirliğinin saptanması
Figen Erol, Fatma Vural
HS4
2010 Yılı boyunca İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Genel
Cerrahi ABD Endoskopi Ünitesinde kullanılan
endoskoplarda oluşan arızalar ve nedenleri
Evrim Yılmaz, Hatice El, Gönül Yapıcı, İlknur Moğul
HS5
Stomaterapi ünitesinde izlenen hastaların uzun
dönem sonuçları: 10 yıllık izlem sonuçları
Ayişe Karadağ, Zehra Göçmen Baykara, Ali Ay,
Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş
HS6
Peristomal cilt irritasyonu,peristomal bölgede bası
yarası oluşumu , maserasyon ve hiperplazi
Yasemin Akıl, Rabia Cihan, Ömer Alabaz
HS7
Stomalı hastaların ailelerinin bakım verme yükünün
belirlenmesi
Yasemin Akıl, Rabia Cihan, Zeynep Çam, Ömer Alabaz
HS8
Özel durumlarda bir stoma örneği
Zehra Göçmen Baykara, Hatice Korkut, Ayişe Karadağ,
Rabia Cihan
16.45-18.00 Workshop:
Fistül Yönetimi (Salon B)
Paula Erwin Toth
Moderatör: Nevin Kanan
59
C
U
M
A
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
21 Mayıs 2011, Cumartesi
09.00-10.15 Serbest bildiriler
Moderatörler:
Meryem Yavuz, Türkan özbayır
HS9
Stoma yaşam kalitesi ölçeği: Türkçe uyarlama
çalışması
Ayişe Karadağ, Deniz Öztürk, Bülent Çelik
HS10
Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ünitesinde
yapılan bağırsak ve rektum operasyonlarının
retrospektif incelenmesi
Seçil Taylan, Sevban Arslan, Ömer Alabaz
HS11
Major cerrahi sonrası gelişen, postoperatif geniş yara
evisserasyonu, stoma retraksiyonu ve ayrışması ile
bacak venöz ülserleri ve bası yaralarının yatak başı
yönetimi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil,
Metin Ercan, Tahsin Dalgıç, Erdal Birol Bostancı,
Musa Akoğlu
HS12
Kolorektal cerrahide ostomi komplikasyonları ve
vücut kitle indeksi ile ilişkisi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil,
Metin Ercan, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
HS13
İnsizyon yerinde ayrılma: vaka yönetimi
Aysel Ören Hin, Hatice Korkut, Emine Akar, Ayişe
Karadağ, Sezai Leventoğlu
HS14
Cerrahi endoskopi ünitesindeki endoskopi
uygulamalarında hasta memnuniyetini etkileyen
faktörler
Hülya Akdemir Acarlar, Zeki Gürler, Sezai Leventoğlu,
A. Mert Atak, B. Bülent Menteş, Ahmet Karamercan,
Mehmet Oğuz
60
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS15
Stomalı hastaların yaşam kalitesi ölçeği’ni Türk
toplumuna uyarlama çalışması
Deniz Harputlu, Cem Terzi, Ceylanım Ceylan, Selman
Sökmen, Mehmet Füzün
HS16
Stoma ve hemşirelik bakımının etkinliği
Özlem Dede, Emine Savran
10.15-10.45 Kahve arası
10.45-12.45 Yara bakımında güncel yaklaşımlar
Moderatörler:
Adil Baykan, Nalan Özhan Elbaş
- Yaranın değerlendirilmesi
Azize karahan
- Yara enfeksiyonu kontrolü
Yeşim taşova
- Yara bakımında ürün seçimi,
Hemşire Hanife saygın
- Negatif basınçlı yara kapama
Paula Erwin Toth
12.45-14.00 Öğle yemeği
14.00-14.45 Endoskopi hemşireliği ve laparaskopik stomalar
Jacqui north
Moderatörler:
Sevilay Şenol çelik, Türkan özbayır
14.45-16.30 Stoma bakım hemşireliğinin değişen rolleri
Moderatörler:
Sevgi hatipoğlu, Hülya bulut
- Ameliyat öncesi yaklaşım
Zehra göçmen baykara
- Ameliyat sonrası yaklaşım
Sevilay Şenol çelik
- Stomal ve peristomal komplikasyonlar
Jacqui north
16.30.16.45 Kahve arası
61
C
U
M
A
R
T
E
S
İ
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
16.45-17.30 Kolorektal kanserlerde beslenme desteği
Moderatörler:
Nezihe karabulut, Azize karahan,
Haldun GÜNDOĞDU
17.30-18.30 Kolorektal cerrahide etik sorunlar
Moderatörler:
Fethiye erdil, Hülya bulut
Konuşmacı:
Leyla dinç
19.00-20.00 Ödül dağıtımı ve kapanış
62
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SEÇKİN
SÖZLÜ BİLDİRİLER
63
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
64
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS1
Modifiye Hanley Prosedürü ile Atnalı
(Horseshoe) Fistül Tedavisi:
Gazi Üniversitesi Deneyimleri
Seçil Soydan1, Sezai Leventoğlu1, Bahadır Ege2, Seda Bozkurt2,
B. Bülent Menteş1, Bülent Aytaç1
1
Gazi ÜniversitesiTıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara
2
Koru Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, Ankara
Giriş
Atnalı fistül derin postanal abse ile seyreden komplike bir
hastalık olup, hastalığın doğru anlaşılmasındaki güçlük tedavinin
başarısını etkilemektedir. Bu nedenle hastaların çoğu birden
fazla cerrahi geçirmişlerdir. Bu çalışmamızdaki amaç, atnalı
fistülü nedeni ile modifiye Hanley prosedürü uygulanan hastaların
sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Metod
Çalışmaya Temmuz 2005- Aralık 2010 yılları arasında modifiye
Hanley prosedürü uygulanan 20 vaka dahil edildi. Bu vakaların
hiçbirinde inflamatuar barsak hastalığı yoktu. Hastaların yaşı,
cinsiyeti, semptom süresi, geçirilmiş anal fistül cerrahi sayısı,
operasyon süresi, uygulanan seton sayısı, derin postanal aralığa
yerleştirilen elastik kesici seton düşme zamanı, işe dönüş
süresi, takip süresi, iyileşme zamanı, postoperatif inkontinens
skoru(CCIS), nüks ve zamanı önceden hazırlanmış formlara
kayıt edildi.
Bulgu
Çalışmaya dahil edilen vakaların %80’i erkek, yaş ortalaması
50±11.59 (28-71) yıldı. Semptom süresi ortalama 24 ay (48-120)
olarak bulundu. Hastaların hepsinde en az bir kez geçirilmiş anal
fistül cerrahisi öyküsü mevcuttu. Geçirilmiş anal fistül cerrahi
sayısı 2.55 (1-14) olarak bulundu. Modifiye Hanley prosedürü
uygulama süresi ortalama 35 (25-75) dakika olarak tespit edildi.
Derin postanal aralığa yerleştirilen elastik kesici setonun düşme
süresi ortalama 22 (14-32) gündü. Hastaların işe dönüş süresi
24.5 ± 7 gündü. Hastaların %80’inde pre- veya postoperatif
dönemde inkontinens saptanmadı. Postoperatif inkontinensi
olan 4 hastanın (%20) preoperatif CCIS arasında istatistiksel
anlamlı fark saptanmadı (p=0.097). 16.45±14.52 aylık takipte
tam iyileşme 19 (%95) hastada gözlenirken 1 (%5) hastada 5.
ayda nüks saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Modifiye Hanley prosedürü atnalı fistüllerinin tedavisinde
yüksek başarı oranı, düşük nüks ve kabul edilebilir inkontinens
oranlarıyla güvenilir bir yöntem olarak uygulanabilir.
65
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS2
Pilonidal Hastalıkta Lay Open ve Primer
Kapama Yöntemlerinin Prospektif Randomize
Karşılaştırılması
Tahir Atun1, Ece Dilege2, Uygar Demir1, Cemal Kaya1, Özgür Bostancı1, Şener Okul1, Mehmet Mihmanlı1
2
1
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Pilonidal hastalık, sıklıkla sakrokoksigeal alanda görülen,
kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın tedavisinde
değişik yöntemler tanımlanmış olmasına rağmen nüks oranları
sebebiyle fikir birliği sağlanamamıştır. Bu çalışmamızın amacı
primer pilonidal sinüs hastalığının tedavisinde lay open ve primer
kapama tekniklerinin karşılaştırılmasıdır.
Metod
Kliniğimizde Haziran 2009 ile Haziran 2010 yılları arasında
pilonidal hastalık nedeniyle ameliyat edilen hastalara prospektif
randomize olarak lay open (grup 1) ve primer kapama yöntemi
(grup 2) uygulanarak sonuçlar karşılaştırıldı. Tüm hastalar yaş,
cinsiyet, boy (cm), kilo (kg), vücut kitle indeksi, intergluteal kleft
derinliği, operasyon süresi, uygulanan anestezi, , sinüs hacmi,
sinüs tipi, yapılan operasyon, postoperatif ağrı, postoperatif
komplikasyon, tam iyileşme süresi, rahat oturma, rahat yatma,
araç kullanabilme ve işe dönüş süreleri, postoperatif memnuniyet,
yaşam kalitesi açısından değerlendirildi.
Bulgu
Hasta sayısı 121 idi. Kadın/erkek oranı 1/4(25/96) ve yaş
ortalaması 39(18-61) idi. Altmış hastaya lay open, 61 hastaya
primer kapama uygulandı. Her iki grupta, sinüs hacmi (4,17 ve
5,2cc), BMI (24,91 ve 24,38), Kleft derinliği (14,79 ve 14,76mm)
açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı(p>0.05).
Ortalama operasyon süresi (22.6 ve 35.7dk), işe dönüş süreleri
(10.17 ve 16.6gün) lay open’da primer kapama tekniğinden daha
kısa bulundu(p<0,001). Lay open uygulanan hastalarda sosyal
faaliyetler daha erken ve rahat bir şekilde gerçekleşti(p<0,001).
Hastaların memnuniyet düzeyleri, lay open yapılanlarda daha
yüksek saptandı(p<0,001). Primer kapama grubunda yara
kapanma süresi anlamlı düzeyde daha kısa saptandı(25,93 ve
13,89gün)(p<0,001). Çalışmamızda ortalama 12 aylık takipte lay
open grubunda nüks saptanmazken, primer kapama grubunda 2
hastada (%3.3) postop 11.ayda nüks saptandı. Gruplar arasında
nüks açısından anlamlı bir fark saptanmadı(p>0,05).
Tartışma ve Sonuç
Lay open tekniği lokal anestezi altında kolaylıkla uygulanabilen,
gerek kısa operasyon süresi, hastanede kalış ve işe dönüş
66
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
süreleri gerekse hasta konforu ve memnuniyeti açısından primer
kapama yöntemine göre daha basit ve üstün bir ameliyattır.
Ancak nüks açısından anlamlılığı değerlendirebilmek için daha
uzun süreli takip süresi gerekliliğine inanıyoruz. Biz uygulamış
olduğumuz Lay open tekniğinin, pilonidal sinüslü hastaların
tedavisinde iyi bir seçenek oluşturabileceğine inanmaktayız.
67
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS3
Kompleks Perianal Fistüllerde Seton
Uygulamasının Cerrahi Sonuçları
Fistülotomiden Daha İyi midir?
Ahmet Ziya Balta1, Sezai Demirbaş3, İlker Sücüllü1, Mustafa Coşkun4, Hüseyin Sinan2, Ergün Yücel1
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi 2
GATA Acil Cerrahi AD 3GATA Genel Cerrahi AD 4
Çorlu Asker Hastanesi
Giriş
Perianal fistüller tutulan sfinkter miktarına göre sınıflandırıldığında
eksternal anal sfinkterin(EAS)az miktarının tutulduğu fistüle
aşağı yerleşimli fistül, EAS’in büyük bölümünün tutulduğu fistüle
yüksek yerleşimli veya kompleks anal fistül denir. Kompleks
fistüllerin tedavisi sırasında anal kanal fonksiyonlarında değişik
derecelerde bozulmalar ortaya çıkabilir.Bu çalışmada amacımız
kompleks perianal fistüllerin seton ve basit fistülotomi ile yapılan
tedavi sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.
Metod
Bu çalışma 2002-2005 yılları arasında kompleks perianal fistül
nedeniyle kaudal anestezi altında seton veya fistülotomi ile
tedavi edilen hastalardan oluşmaktadır. Cerrahiden önce tam
bir anorektal muayene, rektoskopi ve endoanal ultrasonografi
uygulandı. Anal kontinens için fekal inkontinans ciddilik skoru ve
hayat kalitesi için SF-36 anketinden faydalanıldı. Her iki cerrahi
teknik anal kontinens durumu, postoperatif komplikasyonlar,
nüks ve hayat kalitesi parametreleri ile karşılaştırıldı.
Bulgu
Çalışamaya 6 bayan toplam 81 hasta alındı. Hastaların
%49’unda transsfinkterik fistül vardı ve fistüllerin çoğu sfinkter
kasının %25’den azını tutmaktaydı(n=63, %78). Preoperatif
5 hastada, postoperatif 8 hastada inkontinens saptandı. Bir
yıl takip sonrasında çoğu seton grubunda olan(n=4)toplam 6
hastada nüks saptandı. Ameliyat süreleri incelendiğinde seton
grubunda anlamlı derecede daha kısaydı. Bir yıl takip sonrasında
fistülotomi grubunda %41 ve seton grubunda %32 hasta sıklıkla
perianal ıslaklıktan yakınarak cerrahiden memnuniyetsizliğini
bildirdi.
Tartışma ve Sonuç
Postoperatif anal kanal fonksiyon yetersiliği hastaların hayat
kalitesni bozan ana yakınmadır ve postoperatif inkontinens
sfinkter mekanizmasının %35-40’ından fazlasını tutan fistüller
ile ilişkilidir. Bu tür fistüllerin tedavisinde fistül traktı altında
hacmi büyük sfinkter olduğu için fistülotomi yerine seton tercih
edilen tedavi yöntemidir. Kompleks anal fistüllerin tedavisinde
seton uygulamasından sonra nüks daha fazla olmasına rağmen
fitülotomi ile karşılaştırıldığında daha az komplikasyon, daha
kısa ameliyat süresi ve benzer oranlarda memnuniyet oranlarına
sahiptir.
68
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS4
Pilonidal Hastalıkda Cerrah Tutum
Anketi Sonuçları
Tahsin Çolak1, İlker Sücüllü2, Hüseyin Sinan3, Neriman Şengül4, Cem Terzi5 1
Mersin Üniversitesi Genel Cerrahi AD GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi 3
GATA Acil Tıp AD
4
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Genel Cerrahi AD 5
Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi AD (TKRCD - Pilonidal Sinüs
Çalışma Grubu)
2
Giriş
Bu çalışma da, Pilonidal hastalık (PH) konusuna ülkemizde ki
genel yaklaşımı ortaya koymak amaçlanmıştır.
Metod
PH çalışma grubu, Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği’nin
PH alanındaki çalışmalarına misyon ve vizyon kazandırmak,
üzere gönüllü üyelerinden oluşmuştur. Grup tarafından
hazırlanan, “pilonidal hastalık da cerrah tutum anketi” ülkemizde
görev yapan, Türk Cerrahi Derneği’nin veri tabanına kayıtlı olan
cerrahlara mail yoluyla ulaştırılmıştır.
Bulgu
Ankete katılan cerrahlara aşağıdaki sorular soruldu ve sonuçlar
toplu halde, yaşa göre, ihtisas yapılan kuruma göre ve halen
çalışılan kuruma göre ayrı ayrı incelendi. 1.Pilonidal hastalık
(PH) cerrahi pratiğiniz içindemidir? 2.Sizce PH ciddi iş ve
güç kaybına neden olurmu? 3.PH teşhis edildiğinde derhal
tedavi edilmesi gereken bir hastalıkmıdır? 4.Sizce PH cerrahi
bir hastalık mıdır? 5.PH cerahisinde sizce en önemli sorun
hangisidir? 6.PH’da cerrahi dışı tedavi yöntemleri (fenol v.b)
uyguluyormusunuz? 7.PH’da cerrahi girişim yapıyorsanız
antibiyotik kullanıyormusunuz? 8.PH cerrahisinde hangi anestezi
tipini tercih ediyorsunuz? 9.PH cerrahisi uygularken sinüs sınırını
belirlemek için boya maddesi kullanıyormusunuz? 10.Akut apse
ile gelen PH’da drenaj dışında cerrahi tedavi öneriyormusunuz?
11.PH’da cerrahi tedavi uyguluyorsanız, hangi yöntemi tercih
ediyorsunuz? 12.PH cerrahisinde kapatma yöntemlerinden birini
tercih ediyorsanız, dren kullanıyor musunuz? 13.PH cerrahisi
sonrası hastalara tüy temizliği öneriyor musunuz? 14.PH nüks
oranı için, sizce aşağıdaki yüzdelerden hangisi kabul edilebilir
değerdedir? 15.Kendi kullandığınız cerrahi yöntem ile kişisel
nüks oranınız aşağıdakilerden hangisi ile uyumlu olabilir?
16.Nüks pilonidal hastalık cerrahisinde hangi ameliyat tipini tercih
ediyorsunuz? 17.Kullandığınız PH tedavi yöntemini belirlemede
aşağıdaki faktörlerden hangisi etkilidir? 18.Kullandığınız yöntemi
zaman içinde değiştirdiniz mi? 19.Genel cerrahi eğitimini
nerede tamamladınız? 20.Kaç yaşındasınız? 21.Aşağıdaki
69
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
rakamlardan hangisi sizin Genel Cerrahi pratik hayatınızın süresi
ile uyumludur? 22.Cinsiyetiniz? 23.Şu anda hangi kurumda
çalışıyorsunuz?
Tartışma ve Sonuç
Anket ile ülkemizde ilk kez cerrahların PH konusundaki eğilimleri
ve bu eğilimlerin nedenlerini değerlendirme fırsatı elde edilmiştir.
70
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS5
Anal Stenoz Tedavisinde Diamond Flap
Anoplasti Sonuçları
Bahadır Ege1, Sezai Leventoğlu2, Deniz Yücel2, Seda Bozkurt2,
B. Bülent Menteş2, Mehmet Oğuz2
2
1
Koru Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, Ankara
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Ankara
Giriş
Anal striktür olarak da adlandırılan anal stenoz, anormal
darlıkta, nonelastik anal açıklıktır. Anal stenozların %90’ı radikal
amputativ hemoroidektomi sonrası gelişir. Hastalar genelde ağrılı
ve kanlı zor defekasyondan şikayetcidir. Cerrahi tedavinin amacı
normal sfinkter mekanizması ve mukokutanöz bileşkeyi yeniden
oluşturarak normal anal fonksiyonu yeniden kazandırmaktır.
Bu çalışmadaki amaç anal stenoz tedavisinde diamond flep
anoplasti sonuçlarının irdelenmesidir.
Metod
Çalışmaya 2005-2011 yılları arasında anal stenoz tedavisinde
diamond flap anoplasti uygulanan 7 hasta dahil edildi. Hastaların
demografik özellikleri, anal stenoz nedenleri, geçirdiği cerrahi
sayısı, pre- postoperatif anal stenozun evrelemesi (Milson
ve Mazier), anal kalibrasyon (mm), yaşam kalitesi (SF-36)
prospektif olarak hazırlanmış formlara kaydedildi. Postoperatif
komplikasyonlar, semptomların rahatlama oranı ve işe dönüş
süresi dğerlendirildi.
Bulgu
Hastaların 5’i (%62) erkek, yaş ortalaması 49’idi. Hastaların
hepsinde geçirilmiş hemoroid cerrahisi öyküsü mevcuttu ve
hastaların 2’sine başarısız anoplasti yapılmıştı. Ortalama
geçirilmiş cerrahi sayısı 1.8 (1-3) olarak saptandı. Milson ve
Mazier evrelemesine göre hastaların 2’sinde (%28) orta, 5’inde
(%62) şiddetli anal stenoz tespit edildi. Anal kalibrasyon pre-, perve postoperatif birinci ayda ortalama sırasıyla 7.4 mm (4-14mm),
27mm (25-28), 25.4 mm (21-28) olarak ölçüldü. İşe dönüş süresi
ortalama 12 gün (10-14) olarak bulundu. Postoperatif uzun süreli
takiplerde komplikasyon saptanmazken, hastaların tamamı
bol lifli diyetle laksatif kullanmadan normal ağrısız defekasyon
yapabiliyordu.
Tartışma ve Sonuç
Orta ve şiddetli anal stenoz tedavisinde diamond flap anoplasti
minimal morbidite, iyi fonksiyonel sonuçlar ve uygulanabilirliliği
nedeniyle güvenilir bir cerrahi seçenektir.
71
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS6
PTEN ve HER2 Polimorfizmlerinin Kolorektal
Kanser Riski ve Prognozuna Etkileri
Emel Canbay1, Oğuz Öztürk2, Dursun Buğra3, Sümer Yamaner3,
Özlem Timirci2, M. Fatih Seyhan2, Emre Balık3, Ali Akyüz3,
Türker Bulut3
2
1
Başakşehir Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi, İstanbul
İstanbul Üniversitesi, Deneysel Tıp Araştırmaları Enstitütüsü, Moleküler
Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
3
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim
Dalı, İstanbul
Giriş
Lipid fosfataz proteinini kodlayan, fosfataz ve tensin analogu
PTEN tümör süpressör geni ve Epidermal Büyüme Faktörü
Reseptörü ailesi üyesi olan HER2 onkogeni birçok kanserin
patogenezinde rol oynamaktadır. Bununla birlikte PTEN ve HER2
genindeki polimorfizlerin artan solid kanser riski ile ilişkili olduğu
da bildirilmiştir. Bu çalışmada, kolorektal kanser riski ile PTEN ve
HER2 polimorfizmi arasında bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır.
Metod
Bu çalışma, 2009-2010 yılları arasında İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi Anabilim Dalı’na tedavi amaçlı başvuran kolorektal
kanserli hastaların (n=101) ve sağlıklı kontrollerin (n=244)
periferik venöz kan örneklerinde yapılmıştır. Bu örneklerde DNA
izolasyonunu takiben polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ve
restriksiyon enzimi ile oluşan fragmanların uzunluk polimorfizmi
(RFLP) yöntemleri ile PTEN IVS4 ve HER2 Ile655Val
polimorfizmleri belirlenmiştir. Sonuçların istatistiksel anlamlılığı,
c2 ve lojistik regresyon analizleri (SPSS 13.0) ile ve haplotiplerin
birlikteliğinin anlamlılığı da (haploview programı) kullanılarak
hesaplanmıştır.
Bulgu
Çalışmamızda, kolorektal kanser riski ile PTEN IVS 4 -/polimorfizminin ilişkili olduğu (p<0.05), HER2 Ile655Val
polimorfizmi açısından da anlamlı bir ilişki olmadığı (p>0.05)
bulunmuştur. Ayrıca, PTEN IVS 4 -/- polimorfizminin lenf nodu
tutulumu ile korelasyon gösterdiği (p=0.013) saptanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Sonuçlarımız kolorektal kanser riskinin PTEN IVS4 -/- polimorfizmi
ile ilişkili, lenf nodu tutulumunun da PTEN IVS4 -/- genotipinde
sık olduğunu desteklemektedir.
72
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS7
Rektum Kanserinde Preoperatif Radyoterapinin
Güvenilirliği: Retrospektif Bir Analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Selahattin Vural, Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Metin Kement, Osman Civil, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
T3-4 ve/veya nod pozitif hastalarda RT lokal rekürrensi
azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı preoperatif RT’nin
peroperatif değişkenler v komplikasyonlar üzerine etkisini ortaya
koymaktır.
Metod
Bilgi girişi prospektif olarak yapılan veri tabanından 20002011 yılları arasında rektum kanseri nedeni ile opere edilen
hastalar retrospektif olarak şu değişkenler açısından derlendi:
Demografi, tümöre ve ameliyata ait veriler ve ameliyat sonrası
komplikasyonlar. Hastalar preoperatif RT alanlar ve almayanlar
olarak iki gruba ayrılarak kıyaslandı.
Bulgu
221 hasta (136[%61,5] erkek, ortalama yaş 58,6±13,8) çalışmaya
alındı. Preoperatif RT alanlar (n=155, %70,1) almayanlara (n=66,
%29,9) göre daha gençti (56,8±14,5 vs 63,0±11,9, p=0,001).
Tümör evreleri benzerdi. RT almayanlarda tümör dentate çizgiye
daha uzaktı (7,7±4,3 cm vs 4,5±3,3 cm; p=0,000). Dolayısıyla bu
olgularda sfinkter koruyucu operasyon daha sık uygulanılmıştı
(n=99[%63,8] vs. n=55[%83,3] ; p=0,004) ve distal sınır daha
uzaktı (3,5±2,4 cm vs. 4,9±2,9 cm, p=0,000). Ancak lateral
sınır pozitifliği (5[%3,3] vs 0[%0], p=0.058) benzerdi. Ameliyata
ait değişkenler irdelendiğinde laparoskopik tekniğin kullanımı
(97[%62,6] vs 36[%54,5], p=0,264), açığa geçiş (15[%15,5]
vs 4[%11,1], p=0,524), operasyon süresi (227,3±55,9 dk vs
230,3±74,6 dk, p=0,753), peroperatif kanama (275[aralık:0-4000]
cc vs. 250[aralık:5-2000], p=0,929), peroperatif transfüzyon
(0 [aralık:0-5] cc vs 0 [aralık:0-7] cc, p=0,369), postoperatif
transfüzyon (0 [aralık:0-12] Ü vs. 0 [aralık:0-4] Ü; p=0,051)
verileri benzerdi. RT alan ve almayan hastalarda görülen
komplikasyonlar (45[%29,2] vs19[%29,2], p=0,968) özellikle
anastomoz kaçağı (9[%5,8] vs 7[%10,8], p=0,553), anastomoz
kaçağı nedeni ile reoperasyon (4[%2,6] vs. 2[%3,1], p=0,999),
kanama nedeni ile reoperasyon (1[%0,6] vs n=0[%0], p=0,999)
ve 30-günlük mortalite (8[%5,2] vs 4[%6,1], p=0,751) açılarından
bir farklılık yoktu. Hastanede kalış süreleri de (9,2±7,3 gün vs
9,9±8,1 gün, p=0,484) benzerdi.
Tartışma ve Sonuç
Sunulan seride preoperatif RT daha distalde yer alan tümörler
73
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
için uygulandığından bu olgularda sfinkter koruyucu ameliyat
oranları azalmaktadır. Ancak gerek ameliyat sırasında ve
gerekse sonrasındaki komplikasyonlar RT alanlarda almayanlara
göre artmamaktadır. Bu nedenle rektum kanserli hastalarda
preoperatif RT uygulaması güvenilir olabilir.
74
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS8
Kolorektal Cerrahiden Sonra Yetersiz Lenf Nodu
Çıkarılmasından Kim Sorumlu?
Cerrah mı, Patolog mu?
Hüseyin Sinan1, Sezai Demirbaş1, Nail Ersöz1, İsmail Hakkı Özerhan1, Gökhan Yağcı1, Mesut Akyol2, Sadettin Çetiner1
1
GATA Genel Cerrahi AD
2
GATA Biyoistatistik AD
Giriş
Kolorektal kanserli hastaların sağ kalımını etkileyen pek çok
faktör tanımlanmıştır. En önemli prognostik faktör lenf nodu
tutulumudur. NCCN (National Comprehensive Cancer Network),
doğru evreleme ve tedavi planı için, en az 12 lenf nodu (LN12)
çıkarılması gerekliliğini ifade etmiştir. Cerrah ve patolog çıkarılan
lenf nodu sayısını etkilemektedir.
Metod
GATA’da Ocak 2004 ve Ocak 2010 arasında kolorektal kanser
tanısı konulan ve hemen sonrasında ameliyat edilen tüm hastaları
geriye dönük olarak inceledik. LN12 ve bağımsız değişkenler olan
tümör büyüklüğü, lenf nodu tutulumu, metastaz, yaş, cinsiyet,
cerrah, patolog, çıkarılan spesimen uzunluğu, tümör evresi ve
lokalizasyon arasındaki ilintiyi irdeledik. İstatistiki analizler için
Shapiro-Wilk testi, interquartile range, Mann-Whitney testi, Kikare ve Ki-kare muhtemel oran testleri ile Kruskal-Wallis nonparametrik varyans analizi kullanıldı.
Bulgu
Toplam 223 hastayı çalışmamıza dahil ettik, bunların 134’ü
kolon, 89’u rektum kanseriydi. Yaş, cinsiyet, kanser türü,
postoperatif tümör büyüklüğü, 4’ten fazla metastatik lenf nodu
ve LN12 yönünden istatistiksel anlamlılık yoktu (p>0.05). Ancak
cerrah ve LN12, cerrahın operasyon sayısı ve LN12 (p < 0.001),
patolog ve LN12 arasında istatistiksel olarak anlamlılık mevcuttu
(p = 0.049).
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanserli hastaların ameliyat sonrasında evrelemesinin
ve adjuvan kemoterapi planlamasının doğru olarak yapılabilmesi
için, yeterli sayıda lenf nodu çıkarılması çok önemlidir. Optimal
sonuç alınabilmesi için, cerrahlar ve patologlar arasında
multidisipliner iş birliği yapılması, hasta açısından hayati önem
taşımaktadır.
75
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS9
Rektum Kanserinde Ekstralevator
Abdominoperineal Rezeksiyon Tekniğinin
Onkolojik Sonuçları
Gürel Neşşar, Akif Türkoğlu, Ali Sürmeli, Orhan Elbir,
Ali Eba Demirbağ
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniği .
Giriş
Rektum kanseri nedeniyle ekstralevator teknikle abdominoperineal
rezeksiyon (APR) yapılan hastaların radyal margin pozitifliği,
lokal nüks ve hastalıksız yaşam süreleri bildirilmiştir.
Metod
Kasım 2008-Nisan 2010 yılları arasında 19 hastaya ekstralevator
APR yapıldı. Hastalarla ilgili bilgiler rektum kanseri bilgi bankasına
girildi ve bu hastalar prospektif olarak takip edildi.
Bulgu
Ortalama takip süresi 17,1 ± 7,0 ay, lokal nüks ‰5, 1 yıllık
hastalıksız sağ kalım oranı ‰87,5 ve 2 yıllık ‰60 oldu. Radyal
cerrahi sınır bir hastada (‰5)pozitif (lokal nüks gelişen hasta)
idi. 30 günlük hastane mortalitesi olmadı ancak morbidite %21
olarak gerçekleşti. Bir hasta adjuvan kemoterapi sırasında olmak
üzere 4 hasta (‰21) izlemde kaybedildi. Hastaların 11’i erkek
(‰58), yaşları median 61 (32-85 arası) idi. Hastalardan 7 tanesi
(‰36,8) neoadjuvan kemoradyoterapi aldı. İki hasta Evre 1
(‰10,5), 8 hasta Evre 2 (‰42) ve 9 hasta Evre 3 (‰57,5) idi.
Tartışma ve Sonuç
Sonuçlarımız rektum kanserinde ekstralevator teknikle yapılan
rezeksiyonun, klasik teknik kadar güvenle yapılabileceğini
ortaya koymaktadır. Ancak onkolojik sonuçlarının daha iyi
yorumlanabilmesi ve klasik teknikle karşılaştırma yapılabilmesi
için hasta sayısının artmasına ihtiyaç vardır.
76
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS10
Rektum Kanserinde Neoadjuvan Tedavi
Sonrasında Gelişen Patolojik Tam Yanıtlı
Olguların Takip Sonuçları
İlker Özgür, Enver Kunduz, Burak İlhan, Emre Balık,
Gülçin Yeğen, Mine Güllüoğlu, Esra Sağlam, Yersu Kapran,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Necmettin Sökücü, Ali Akyüz,
Dursun Buğra
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
2002 yılından itibaren neoadjuvan tedavi evre II ve evre III
hastalıkta standart olarak uygulanmaktadır. Bu çalışmamızda
neoadjuvan tedavi sonrasında cerrahi tedavi uygulanan ve
patolojik sonucu tam regresyon olarak sonuçlanan hastalarının
sonuçlarının değerlendirilmesi planlanmıştır.
Metod
Nisan 2002 ile Aralık 2010 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi Anabilim Dalı kolorektal kanser veri tabanı
demografik veriler, patolojik ve onkolojik sonuçlar retrospektif
olarak SPSS 16 ortamında yapılan testlerle değerlendirilmiştir.
Bulgu
Çalışmaya dahil edilen toplam 775 rektum kanseri olgusunun
451’ine (%58) neoadjuvan tedavi uygulanmıştır. Neoadjuvan
tedavi sonrası cerrahi tedavi uygulanan orta ve distal yerleşimli
389 olgunun 73’ünde (%18.7) patolojik tam yanıt saptanmıştır.
Tam yanıt alınan olguların demografik (cinsiyet, yaş) verilerinde
ve tümör lokalizasyonlarında bir fark saptanamamıştır (p:0.065).
Tam yanıt alınan olguların %30’u (n:22) açık, %70’i (n:51)
laparoskopik teknik ile ameliyat edilmiştir. Tam yanıt alınan
olguların %72.6’sına (n: 53) sfinkter koruyucu cerrahi uygulandı.
Olguların sadece 5’inde (%6.8) metastatik lenf nodu saptanmıştır.
Ortanca 29 ay takip süresince olguların sadece 2’sinde (%2.73)
lokal nüks gelişirken 5’inde ( %6.8) sistemik hastalık gelişmiştir.
Hastalıksız sağ kalım % 90.4 oranında olup, genel sağ kalım
%93.2 dir.
Tartışma ve Sonuç
Cerrahi tedavi sonrasında patolojik tam yanıt saptanan olguların
erken dönem onkolojik sonuçları ümit verici olup, kesin kanıya
varılabilmesi için daha uzun takip süresine ihtiyaç vardır.
77
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS11
Kolonoskopi İçin Sedasyon Uygulamalarında
Meperidin-Midazolam ve Fentanil-Midazolam
Kombinasyonlarının Karşılaştırılması:
Prospektif, Randomize Çalışma
Sezai Leventoğlu, A. Mert Atak, Tugan Tezcaner, B. Bülent Menteş, Ahmet Karamercan, Hülya Acarlar, Bülent Aytaç
Gazi Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Bu prospektif, randomize çalışmada amaç, midazolamın
meperidin ya da fentanil ile kombine edilmesiyle oluşan sedasyon
uygulamalarının güvenilirliğinin ve etkinliğinin karşılaştırılmasıdır.
Metod
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı,
endoskopi-proktoloji ünitesinde, Ocak 2010–Ocak 2011 tarihleri
arasında ayaktan elektif olarak aynı endoskopist tarafından
kolonoskopi yapılan 158 ardışık hasta çalışmaya dahil edildi.
Hastalar randomize edilerek midazolam ile yapılan sedasyona
ek olarak meperidin veya fentanil kullanımına göre 2 gruba
ayrıldı. Hastaların tümüne midazolam 0.05 mg/kg kullanılırken
başlangıç dozu olarak meperidin 25 mg veya fentanil 0.05 mg
kullanıldı. Yapılan işlem başarısı (çekum entübasyonu), ek
girişim (biopsi, cold ya da snare polipektomi), total işlem süresi,
komplikasyonlar ve ayılma süreleri kaydedildi. İşlem sırasındaki
ağrı VAS skoru (0-100mm) kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan
analjezik dozları ve ek doz ihtiyacı kayıt altına alındı.
Bulgu
Çalışmaya dahil edilen hastaların %34.8’i kadın ve ortalama
yaş 58±13.1 idi. Her iki grupta işleme veya sedasyona bağlı
komplikasyon ve mortalite saptanmadı. Çekum entübasyonu
146 (%92.4) hastada başarı ile sağlandı. Hastaların %41.1’ine
ek girişim uygulandı. Her iki grup arasında işlem süresi, çekum
entübasyonu açısından anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla;
p=0.07, p=0.30). Önceden kolonoskopi uygulanmış olması
ve kolonoskopi esnasında ek girişim yapılması VAS skorunu
anlamlı olarak etkilemediği gözlemlendi (sırasıyla; p=0.19,
p=0.65). Meperidin grubunda VAS skoru 29.6±15.8, fentanil
grubunda 30.9±19.1 olarak saptanırken, ayılma süreleri sırasıyla
7.3±1.8dk, 8.4±4.5 dk olarak tespit edildi (sırasıyla; p=0.64,
p=0.057).
Tartışma ve Sonuç
Midazolam ile birlikte fentanil veya meperidin kombinasyonu
güvenli ve etkilidir. Her iki kombinasyonun benzer sonuçları ile
ayaktan kolonoskopi uygulamalarında endoskopist tarafından
başarı ile kullanılabilir.
78
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS12
Alt Gastrointestinal Sistem
Endoskopilerinde Kolon Delinmeleri:
7111 Olguluk Serinin Sonuçları
İnanç Şamil Sarıca, Ali Akyüz, Yılmaz Büyükuncu,
Necmettin Sökücü, Türker Bulut, Sümer Yamaner, Emre Balık,
Evrim Yılmaz, Emel Canbay, Dursun Buğra
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Giriş
Bu çalışmada, alt gastrointestinal sistem (GİS) endoskopileri
sırasında
ve
sonrasında
ortaya
çıkan
delinmelerin
değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
Endoskopi Ünitesinde, Ocak 2005 - Aralık 2010 tarihleri
arasındaki 6 yıllık sürede alt GİS endoskopileri sırasında ve
sonrasında oluşan iyatrojenik kolon delinmeleri ve yapılanlara ait
veriler retrospektif olarak arşiv çalışması ile değerlendirildi.
Bulgu
Altı yıllık süreçte, toplam 7111 alt GİS endoskopisi yapıldı. Alt
GİS endoskopisi yapılan 7111 hastanın 7’sinde (%0.1) kalın
bağırsak delinmesi meydana gelmiştir. Tanısal amaçlı yapılan alt
GİS endoskopilerinde, 1462 (%20.5) hastada polip, 336 (%4.7)
hastada kolon-rektum kanseri, 232 (%3.2) hastada inflamatuvar
bağırsak hastalığı, ve 5081 (%71.5) hastada normal endoskopik
bulgular saptandı. Tedavi amaçlı yapılan endoskopilerde, 1462
(%20.5) hastaya polipektomi, 142 (% 2) hastaya buji dilatasyon
ve endoskopik stent 25 (% 0.3) endoskopik stent hastaya
uygulandı. Bu hastaların 7’sinde (% 0.1) inen kolonda delinme
oluşmuştur. Bu olguların ikisinde malignite, üçünde inflamatuvar
barsak hastalığı, ikisinde de divertikül mevcuttu. Delinmelerden
3’ü anterior rezeksiyon anastomoz ile, 4’ü primer kapama ile
onarıldı.
Tartışma ve Sonuç
İyatrojenik alt GIS endoskopi delinmeleri nadir ancak ciddi
komplikasyonlardır. Sol kolon ve sigmoid kolon delinme açısında
risk altındadır. Delinme meydana gelmesi olasılığı yüksek olan
geniş polipektomi yapılan olgular, işlem sırasında ciddi karın ağrısı
tarif eden hastalar, endoskopiyi takiben akut karın düşündürecek
belirti ve bulgular gelişenler yakın takibe alınmalıdır. Gerekli fizik
muayene ve radyolojik incelemeleri takiben delinme düşünülen
olgular zaman geçirilmeksizin açık ya da laparoskopik cerrahi ile
tedavi edilmelidir.
79
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS13
17.000 Olguluk Serinin Analizi Ve Bu İşlemlerde
Endoskopik Olarak Çıkarılamayan Düşünülen
Poliplerin Değerlendirilmesi
Burak İlhan, Enver Kunduz, Emre Balık, Türker Bulut,
Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz,
Necmettin Sökücü, Sümer Yamaner
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
Giriş
İstanbul Tıp Fakültesi Cerrahi Endoskopi Ünitesinde 1996
-2009 döneminde gerçekleştirilen alt gastrointestinal sistem
endoskopisi uygulanan ve bu işlemlerde endoskopik olarak
çıkarılamayacağı düşünülen poliplerin histopatolojik olarak
değerlendirilmesi amaçlandı.
Metod
1996-2009 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Cerrahi
Endoskopi Ünitesinin prospektif olarak oluşturulan veri bankası
kullanılarak kolonoskopik polipektomi amaçlanan fakat
endoskopik olarak çıkarılmayacağı düşünülen polip bulunan
hastaların demografik bilgileri, polip yerleşim bölgeleri, işlem
sonuçları, polipektomi uygulanan poliplerinin patolojik verileri
retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgu
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
Endoskopi Ünitesi’nde 1996-2009 yılları arasında uygulanmış
16996 alt gastrointestinal sistem endoskopisinde saptanan
3875 polip vakası incelemeye alınmıştır. Endoskopik olarak
çıkarılamayan 74 vaka malignite ile ilişkileri açısından incelemeye
alınmıştır. Bu 74 vakanın 44’ü erkek,30’u kadın idi. Erkeklerde
ortalama yaş 62.29(31-80), kadınlarda ortalama yaş 62.4(44-81)
idi. Vakaların yaş dekatlarına göre dağılımında ise hem erkek
hem de kadın hastalarda 6,7 ve 8. dekatlarda polip görülme
sıklığının belirgin olarak arttığı gözlendi. Vakalarda en sık
hekime başvuru şikayeti rektal kanama idi 29(%39). Endoskopik
olarak çıkarılmayan poliplerde polip boyutları, endoskopik olarak
çıkarılabilen poliplere göre daha büyüktü. Ortalama polip boyutu
37.73mm (10mm.-100mm).
Tartışma ve Sonuç
Kolon
polipleri
total
polipektomi
ile
çoğu
zaman
sonlanabilmektedir. Vakalarımızın 5’inde (%8) cerrahi girişim
öncesinde histopatolojik incelemede displazi bulunmamasına
rağmen cerrahi girişim sonrasındaki incelemesinde ise malignite
saptanmıştır. istatistiksel olarak sadece histopatolojik incelemede
displazi bulunması ile cerrahi girişim sonrasında malignite
saptanması arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur(p=0.04). Bu
80
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
bulgular endoskopik olarak çıkarılamayan poliplerde boyut ve
polipin lokalizasyonu göz ardı edilerek cerrahi girişim öncesinde
biyopsi alınmasının gerekli olmadığı ortaya koymuştur.
Endoskopik olarak çıkarılamayan polip varlığında yerleşim yeri
uygun ise lokal girşimlerin yapılabileceği , aksi takdirde radikal
cerrahi girişimlerin uygulanması gerektiği görülmüştür.
Yaş dekatları
<50
Tümör yok (n=47)
6(%12.8)
Tümör var (n=27)
2(%7.4)
50-59
12(%25.5)
12(%44.4)
60-69
15(%31.9)
3(%11.1)
>69
14(%29.8)
10(%37)
47(%100)
27(%100)
Lokalizasyon
Tümör yok (n=47)
Tümör var (n=27)
Sağ-transvers
5(%10,6)
4(%14.8)
Sol - Sigmoid
16(%34)
13(%48.1)
Rektum
26(%55,3)
10(%37,0)
Tümör yok
(n=47)
11(%23,4)
Tümör var
(n=27)
7(%25,9)
Anterior rezeksiyon
8(%17,0)
5(%18,5)
Lokal eksizyon
15(%31,9)
4(%14,8)
Sigmoid rezeksiyon
3(%6,4)
5(%18,5)
Sağ hemikolektomi
4(%8,5)
4(%14,8)
Sol hemikolektomi
4(%8,5)
0
Total kolektomi
2(%4,3)
2(%7,4)
Aşağı anterior rezeksiyon
Ameliyat sonrası erken dönemde 6 hastada komplikasyon
gelişmiştir. Laparoskopi yardımlı ameliyat tekniği uygulanan
hiçbir hastada komplikasyon gelişmez iken laparotomi
uygulanan hastaların 3’ünde eviserasyon, 2’sinde anastomoz
kaçağı gelişmiştir. Karaciğer sirozu tanısı ile takip edilen ve
cerrahi uygulanan bir hastada ise erken dönemde özafagus varis
kanaması gelişmiştir.
81
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS14
Kolonoskopi Sırasında Rutin Terminal Ileum
Entübasyonu Yapılmalı mıdır?
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Rutin kolonoskopi sırasında terminal ileum’un her zaman
değerlendirilmesi yararlı bir yöntem olarak kabul edilse de ,klinik
değeri konusunda literatür tartışmalıdır.
Metod
2004-2011 yılları arasında ŞEAH Hastanesi Cerrahi Endoskopi
biriminde yaptığımız terminal ileumu entübe etmediğimiz ve
ettiğimiz 5355 kolonoskopiyi geriye dönük olarak taradık.Entübe
ettiklerimizdeki bulgularımızı ve etmediklerimizi çağrı göndererek
ya da hastene kayıtlarından araştırıp,klinik şikayetleri açısından
sorguladık.
Bulgu
4844 hastanın hiçbirinde terminal ileum entübasyonu
yapmamamıza karşın özellikle İBH düşündürecek bir bulgu
nedeniyle geri dönüş olmadığını belirledik.İshal,kan ve sağ
alt kadran ağrısı gibi İBH şikayetleri olan 511 (%9,5) hastanın
ise terminal ileumu entübe edilmişti.461 hastada sonuçlar
normal iken 18 hasta da ileal pataloji saptanmıştı.(Ülsere
lezyonlar,Lenfoid hiperplazi,eritematöz mukoza vs.) Bu oran
% 3,5 idi.Tüm hastalarımıza oranladığmızda ise terminal ileum
patolojisi saptama oranımız % 0.33 olarak belirlendi.
Tartışma ve Sonuç
Kolonoskopi sırasında rutin termianal ileum entübasyonu İBH
düşünderecek klinik semptomları olmayan hastalarda gerekli
olmasa da ,karar endoskopiyi yapan cerraha bırakılmadılır.Kesin
bir çıkarım için daha fazla araştırmaya gerek vardır.
82
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SS15
Bir Üniversite Hastanesindeki Alt
Gastrointestinal Sistem Endoskopik
İncelemelerinin Analizi
Fahrettin Acar, Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Alptekin, M. Ertuğrul Kafalı, Mustafa Şahin
Selçuk Üniversitesi, Selçuklu Tıp Fakültsi, Genel Cerrahi AD
Giriş
Endoskopik incelemeler, kolorektal adenom ve karsinomların
erken tanısı ile kolorektal kanser insidansını ve mortalitesini
azaltmada büyük potansiyele sahiptirler. Kolonoskopi kolorektal
patolojileri saptamada altın standart yöntemdir. Sigmoidoskopi
tam barsak hazırlığı gerektirmemesi, daha az komplikasyon riski,
daha ucuz, daha hızlı bir yöntem olmasıyla özellikle sol kolon
hastalıklarında ve rektum patolojilerinde tercih edilmektedir.
Kolonoskopi ve sigmoidoskopi yapılan hastalarda elde edilen
sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana
Bilim Dalı Endoskopi ünitesinde 2010 yıllında ayaktan ve yatan
hastalara yapılan tüm alt gastrointestinal sistem endoskopilerinin
hasta dosyaları ve patoloji sonuçları retrospektif olarak incelendi.
Bulgu
392 hastanın 287’sine (%73.2) kolonoskopi 105’ine (%26.7)
fleksible sigmoidoskopi yapılmıştır. Hastalar›n %54.6’sı erkek,
%45,4’ü kadın idi. Kolonoskopi yapılan hastaların yaş ortalaması
57.4 ±16.65 (17-92) yıl, sigmoidoskopi yapılan hastaların yaş
ortalaması 44.6±15.53 (18-86) yıl olarak bulundu. Normal
bulgular kolonoskopi yapılanların %74.6’sında, sigmoidoskopi
yapılanların %83.5’inde saptandı. Kolonoskopi planlanan
hastaların %84’ünde çekuma ulaşıldı. Benign endoskopik bulgular
kolonoskopi yapılanların % 8.8’inde, sigmoidoskopi yapılan
hastaların %3.7’sinde saptanmıştır. Polip kolonoskopi yapılan
hastaların 27 (%9.4)’inde, sigmoidoskopi yapılan hastaların
9’unda (%8.5) saptanmıştır. Kolorektal kanser kolonoskopi
hastalarının 21’inde (%7.3), sigmoidoskopi hastalarının 5’inde
(%4.7) saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Cerrahi endoskopi ünitemizde aynı dönem içinde kolonoskopi
sigmoidoskopiye göre daha fazla yapılmaktadır. Her iki yöntemde
de hastaların büyük çoğunluğunda endoskopik olarak normal alt
gastrointestinal bulguları mevcut olmasına rağmen son basamak
tedavide refere edilen hastalardan dolayı malignite oranlarımız
yüksek görünmektedir.
83
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
84
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SÖZLÜ BİLDİRİLER
85
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
86
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S1
Yardımcı Sağlık Çalışanlarının Kolorektal
Kanserler Hakkındaki Bilgi ve Farkındalık
Düzeyleri
Onur Hoca1, Oskay Kaya2, Hakan Kulaçoğlu2 1
S.B. Ankara Şereflikoçhisar Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
2
S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt E.A.H. 4. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolorektal kanserler ülkemizdeki son verilere göre kadınlarda
en sık ikinci, erkeklerde de dördüncü kanser türü olup sıklığı
artış göstermektedir. Endoskopi ünitelerinin ve yapan hekimlerin
sayısının artması gelecekte tanı sıklığının daha da artması
sonucunu çıkarabilir. Bu çalışmada yardımcı sağlık personelinin
kolorektal kanserler hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin
ne düzeyde olduğu ölçülmeye çalışıldı.
Metod
Bu çalışma, ikinci basamak bir sağlık kuruluşunun genel servis,
ameliyathane, acil servis, endoskopi ünitesi ve üçüncü basamak
bir sağlık kuruluşunun genel cerrahi servis ve ameliyathane
bölümlerinde çalışan hemşire, anestezi teknisyeni, servis
çalışanı ve ameliyathane çalışanı ünvanlarını taşıyan yardımcı
sağlık çalışanı ile yapılmıştır. Çalışma kapsamına alınan sağlık
çalışanları kolorektal kanserli hastaların, hastalıklarının herhangi
bir sürecinde aktif olarak çalışıyor olanlardan seçilmiştir.
Çalışmada katılımcılara kolorektal kanserlerin; ne olduğu,
görülme sıklığı, belirtileri, tanı-erken tanı yöntemleri, öncü
lezyonları, tarama yöntemleri ve genel bilgilerini sorgulayan 10
soruluk bir anket çalışması yapıldı ve verilen yanıtlar veri olarak
kabul edildi. Çalışma 25 ikinci basamak ve 75 üçüncü basamak
yardımcı sağlık çalışanı, toplam 100 kişiyi içermektedir.
Bulgu
Çalışmada yardımcı sağlık çalışanlarının kolorektal kanserlerin;
ne olduğu, görülme sıklığı, genel belirtileri ve korunma konusunda
tatmin edici bir bilgi ve farkındalık düzeyine sahip oldukları ortaya
çıktı (sayılan parametrelerde en az % 72 doğru cevap). Ancak
azımsanmayacak bir oranda da kolorektal kanserlerin erken
tanısı, öncü lezyonları, ailesel kalıtılan kolorektal kanserlerin
önlenmesi ve profilaktik kolektomi konusunda ise yetersiz/yanlış
bilgiye sahip oldukları anlaşıldı. % 28 oranında hemoroidal
hastalığın, kolorektal kanserlerin öncü lezyonu olarak bilindiği, %
55 oranında erken tanı ve tarama konusunda neler yapıldığının
bilinmediği ve %29 oranında da kolon polipleri ve kolorektal
kanserler arasında bir ilgi olduğunun bilinmediği sonucu ortaya
çıktı.
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanserler için genel bilinçlilik düzeylerinin artmaya
ve tarama testlerinin yaygınlaşmaya başladığı günümüzde bu
artışlarda olumlu katkı yapacak olan tüm sağlık çalışanlarının
eğitimine önem verilmeli, yanlış/eksik bilgileri giderilmeli ve bu
çalışanların çevrelerine de bu eğitimin sonuçlarını aktarması
sağlanmalıdır.
87
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S2
Rektum Kanserli Olguların Tedavi ve
Sonuçlarının Retrospektif Analizi
Yücel Özsoy1, Mümtaz Kahya1, M. Celalettin Keleş1, Erdem Nalbant1, Neşe Taşoluk1, Cağatay Gürkök1, İsmail Ferhat1, Mustafa Özsoy1, Olcay Ak Nalbant2, Ayla Yücetürk2, Safiye Vural2, Bengü Günay Yardım2, Murtaza Parvizi3, Sevil Güler Yıldırım3, Demet Özcan4, Beyhan Cengiz Özyurt5 Manisa Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Manisa Devlet Hastanesi Patoloji Laboratuarı
3
Manisa Devlet Hastanesi Radyasyon Onkoloji Kliniği 4
Manisa Devlet Hastanesi Radyoloji Kliniği
5
C.B.Ü. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD
1
2
Giriş
Kolorektal kanser insidansı Türkiye’de geniş bir coğrafi dağılım
göstermektedir. Bir çok hasta ileri evrelerde saptanabilmekte
ve çoğu zaman tek tip tedavi ile takip edilmektedir. Bu konuda
kliniğimizin yaklaşımını ortaya koymak amacıyla, 2005-2009
yılları arasında Cerrahi kliniğimizde kolorektal kanser tedavi
protokolüne alınmış rektum kanserli 40 hastanın dosyaları
retrospektif olarak tarandı ve hastaların sağ kalım ve nüks
paterni analiz edildi.
Metod
2005-2009 yılları arasında tedavi edilen 40 rektum kanserli hasta
retrospektif olarak incelendi. Elektif opere edilen hastalarda
preoperatif tarama olarak; batın BT(bilgisayarlı tomografi)
ve pelvik MR(manyetik rezonans) yapıldı. Onkolojik cerrahi
prensiplere göre ekip halinde aynı teknikle göbek altı median
kesiden operasyon uygulandı. Olgulardan dördüne anastomozu
korumak amacıyla ileostomi, 2 hastaya da diversiyon kolostomi
yapıldı. Üç hastaya ileus ve bir hastaya ülseratif kolit zemininde
adenokarsinoma bağlı rektal kanama nedeniyle acil cerrahi
uygulandı. Acil opere edilen 2 hastada tümör rezeksiyonu ve
Hartman kolostomi yapıldı. Kolostomi kemoradyoterapiden sonra
kapatıldı. Anastomozlar stapler ile yapıldı. Hastalara postoperatif
ardışık kemoradyoterapi uygulandı.
Bulgu
Hastalardan 23’ü(%57.5) erkek, 17’si(%42.5) kadındı. Hastaların
yaş ortalaması 65.2(41-82) idi . Hastaların en sık şikayeti dışkılama
alışkanlığında değişiklik ve rektal kanamaydı (Tablo-1). CEA ve
CA 19-9 düzeyleri 18 hastada yüksek bulundu. Rijit rektoskopide
tümör; 17(%42.5) hastada üst 1/3 rektum, 13 (%32.5) hastada
orta 1/3 rektum ve 10(%25) hastada alt 1/3 rektum yerleşimliydi.
Olgulardan 31’ine Low anterior rezeksiyon, 5’ine abdomino
perineal rezeksiyon, 2’sine anterior rezeksiyon, 1’ine familial
88
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
adenomatöz polipozis (FAP) nedeniyle total kolektomi ve ileal
poş anal anastomoz, 1’ine de palyatif amaçlı kolostomi uygulandı.
Hastaların 38(%95)’inin histopatolojik tanısı adenokarsinomdu.
Bir hastada primer rektal malign melanom, bir hastada da
malign karsinoid tümör görüldü. Hastaların evrelemesi şöyleydi:
4’ü(%10) evre I, 16’sı(%40) evre II, 18’i(%45) evre III ve 2’si(%5)
evre IV’tü(Tablo-2). Ortalama takip süresi 35.25 aydı (6-60 ay).
Preoperatif dönemde BT’de bir hastada karaciğer metastazı
ve bir hastada da üreter invazyonu saptandı ve rezeke edildi.
Postoperatif erken dönemde anastomoz yapılan 34 hastanın
3’ünde anastomoz kaçağı(%8) görüldü. 2(%5) hasta sepsis
nedeniyle kaybedildi. Bir hasta diversiyon kolostomi yapıldı
ve iyileşti. Uzun dönem takiplerinde 2 hastada enterokütan
fistül(%5), bir hastada rektovajinal fistül(%2.5), 3 hastada
insizyonel herni(%7.5) saptandı(Tablo-3). Takiplerde üç hastada
karaciğer metastazı ve bir hastada kemik metastazları saptandı.
Metastaz gelişen hastalar evre 3 hastalardı. Pelvik radyoterapi
uygulanan evre II ve III olgularda lokal nüks sırasıyla 2/16(%12)
ve 2/18(%11) idi. Uzak metastaz oranı %14.2(5 hastada) idi. 4
hasta(%10) uzak organ metastazlarına bağlı olarak kaybedildi.
Median sağ kalım süresi 26 aydır. Diferansiyasyon derecesine
göre sağ kalım oranları; İyi diferansiye tümörlerde median sağ
kalım 24.7 ay, orta derece diferansiye tümörlerde 20.7 ay, az
diferansiye tümörlerde 23 ay olarak hesaplandı. İstatistiksel
anlamlı fark saptanmadı.
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanserler gastrointestinal sistemin en sık karşılaşılan
tümörlerindendir. Erkeklerde görülme sıklığı biraz daha fazla
olmasına rağmen cinsiyet ayrımı yapmaz. En sık 5. dekatta pik
yapar(1). Serimizi oluşturan 23’ü erkek 17’si bayan olguların,
yaş ortalaması 65.2 idi. Kolorektal kanserlerin prognozu tam ve
doğru bir sınıflamaya bağlıdır. Damarların orjinde bağlanması,
genişletilmiş lenfadenektomi, total mezorektal eksizyon tedavide
dikkat edilmesi gereken ve prognoza olumlu etkileri gösterilmiş
uygulamalardır(2). Serimizde anastomoz kaçağı oranı %8’dir.
Kasperk yaptığı çalışmada 98 hastanın 18’inde anastomoz kaçağı
tespit edilmiş ve hastaların 2’si bu yüzden ölmüştür. Yapılan
çalışmalarda, anastomoz ayrılması için bağımsız risk faktörü
olarak sadece sigara içimi gösterilmiş olup, bunun dışındaki diğer
parametrelerle (protektif stoma, cerrahın deneyimi, tümör evresi,
radyoterapi veya kan transfüzyonu ihtiyacı) anlamlı birliktelik
bulunmamıştır(3). Hastaların ortalama 35 aylık takibi sonucunda
bir hastada nüks ve bir hastada metakron tümör görülmüştür.
Cerrahi kür oranımız %37 olup, sonuçlarımız, rektum kanserinde
postoperatif adjuvant radyoterapi uygulanan diğer benzer
serilerle uyumludur.
89
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S3
Rektum Kanserli Hastalarda Fast Track
Cerrahi Uygulaması
Coşkun Çakır2, İsmail Okan1, Gökhan Çipe2, Süleyman Bozkurt2, Fatma Yeşim Abut3, Adem Akçakaya1, Mustafa Şahin1, Mahmut Müslümanoğlu2
1
Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği
2
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
3
Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Anesteziyoloji ve
Reanimasyon Kliniği
Giriş
Rektum kanseri günümüzde kanserle ilişkili ölümlerin önemli bir
kısmını oluşturmaktadır. Rektum kanserinin cerrahi tedavisinde
birçok merkezde halen geleneksel cerrahi yöntemler (GC)
uygulanmaktadır. Fast Track Cerrahi (FC) fikri, son yıllarda
cerrahiye bağlı mortalite ve morbidite oranlarını arttırmaksızın
hastaların nasıl daha hızlı ve ekonomik bir şekilde tedavi
edilebileceği arayışının bir sonucu olarak ortaya konmuştur.
FC yöntemi preoperatif hasta eğitimi, epidural anestezi
kullanımı, postoperatif dönemde erken enteral beslenme, erken
mobilizasyon, bulantı-kusma profilaksisi ve solunum fizyoterapisi
bileşenlerinden oluşmaktadır. Bu çalışmamızın amacı, rektum
kanserli hastalarda, 2006 yılından beri kliniğimizde uyguladığımız
FC yönteminin sonuçlarını tartışmaktır.
Metod
Ocak 2006 ile Aralık 2009 tarihleri arasında kliniğimizde toplam
46 rektum kanserli ardışık hasta FC yöntemi ile tedavi edilmiştir
(FC grubu) ve bu grubun bilgileri prospektif olarak derlenmiştir.
Ocak 2004 ile Aralık 2005 tarihleri arasında geleneksel cerrahi
yöntemiyle tedavi edilen 29 ardışık rektum kanserli hastanın (GC
grubu) bilgileri retrospektif olarak derlenmiştir. Bu iki hasta grubu
postoperatif morbidite, mortalite ve hastanede yatış süreleri
açısından karşılaştırılmıştır.
Bulgu
GC grubunda morbidite %42,3 ve FC grubunda %32,6 ve
mortalite oranları GC grubunda %10,3 olup FC grubunda
mortalite saptanmamıştır. FC grubunda mortalite ve morbidite
oransal olarak düşük bulunmasına karşın bu durum istatistiksel
açıdan anlam ifade etmemektedir (p=0,45 ve p=0,054).
Hastanede yatış süresi GC grubunda ortalama 10,5 gün ve FC
grubunda ortalama 7,3 gün olarak tespit edilmiştir. Her iki grup
arasındaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (p=0,009).
Tartışma ve Sonuç
Fast Track Cerrahi yönteminde temel amaç hasta güvenliğini
riske atmadan yatışla taburculuk arasındaki süreyi kısaltmaktır.
90
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Burada ikincil olarak istenen bir diğer sonuç da harcanan zamanın
ve ekonomik maliyetin azalmasıdır. Son yıllarda yapılan birçok
klinik çalışmada Fast Track Cerrahinin hastaların %85’inden
daha fazlası tarafından tolere edilebildiği, epidural anestezi
ve erken enteral beslenmenin barsak fonksiyonlarının daha
erken normale dönmesine katkıda bulunduğu bildirilmektedir.
Sonuç olarak kliniğimizde uyguladığımız Fast Track Cerrahi
yönteminin rektum kanseri cerrahisinde mortalite ve morbiditeyi
arttırmaksızın hastanede yatış süresini kısalttığını söyleyebiliriz.
91
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S4
Rektum Kanseri Cerrahisinde Saptırıcı Stoma
Uygulamaları: 6 Senelik Cerrahpaşa Deneyimleri
Fahri Gökçal, Engin Hatipoğlu, Murat Şendur, Süphan
Ertürk, Serdar Yüceyar
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Günümüzde rektum kanseri cerrahisi sonrası yapılan
anastomozlar için geçici saptırıcı stoma açılması gereğinin
yanısıra, lup ileostomi veya lup kolostominin seçilmesi konusunda
tartışmalar devam etmektedir. Bu amaçla lup ileostominin daha
sık olarak tercih edildiği göze çarpmasına karşın lup kolostomi
uygulaması da azımsanmayacak oranda kullanılmaktadır. Bu
çalışmada kliniğimizde rektum kanseri cerrahisinde peritoneal
refleksiyon altı kolorektal veya koloanal anastomozları için
saptırıcı stoma uygulamaları incelendi.
Metod
Ocak 2005 – Aralık 2010 tarihleri arasında rektum kanseri
nedeniyle rezeksiyon ve peritoneal refleksiyon altı anastomoz
yapılan ve kayıtları incelenen 343 hasta çalışmaya alındı.
Bulgu
Kadın hasta sayısı 155, erkek hasta sayısı 188 idi. Yaş
ortalaması 61 idi. Rezeksiyon 62 hastada laparoskopi, 281
hastada laparotomi ile yapıldı. Üst rektum tümörü nedeniyle
231, orta rektum tümörü nedeniyle 101, orta-alt rektum tümörü
nedeniyle 11 hasta ameliyat edildi. Tümör seviyesine göre Low
Anterior Rezeksiyon (LAR) 231, Very Low Anterior Rezeksiyon
(VLAR) 112 hastaya uygulandı. Anastomoz işleminde 320
hastada sirküler stapler kullanılırken, 23 hastada el ile anastomoz
yapıldı. Rezeksiyon işlemiyle aynı seansta lup ileostomi 45 ,
lup kolostomi 15, tüp çekostomi 7 hastada uygulandı. Saptırıcı
stoma LAR’da %8 iken, VLAR’da %41 idi. Neoadjuvan tedavi
alan hastalarda saptırıcı stoma uygulanmasının %72’lik oranı
dikkati çekmektedir. İlk işlemde saptırıcı stoma uygulanmayan
276 hastanın 26’sında (%9,4) ameliyat sonrası erken dönem
takiplerinde anastomoz kaçağı kliniği saptandı. Bu 26 hastanın
8’i konservatif olarak takip edildi. 18 hastanın 12’sine ikinci
ameliyatla lup ileostomi, 5’ine lup kolostomi, 1 hastaya da uç
kolostomi işlemi yapıldı. Ameliyat sonrası genel erken dönem
mortalite %2 (10/343) olarak saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Kliniğimizde rektum kanseri nedeniyle yapılan cerrahi girişimlerde
lup ileostominin ve neoadjuvan tedavi yapılan hastalarda da ilk
işlemde saptırıcı stoma uygulanmasının tercih edildiği göze
çarpmaktadır.
92
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S5
Apendiksin Neoplastik Lezyonları
Lütfi Soylu, Uğur Aydın, Sezai Aydın, Fuat Atalay Özel Ankara Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü
Giriş
Apendiksin neoplazmları tüm apendektomi materyallerinin
% 0.5-1.1’inde tespit edilirler. Bu neoplazmların yalnızca
%0.2-0.4’ü benign tümörlerden olurken yaklaşık olarak %0.50.8’ini malign tümörler oluşturmaktadır. Apendiksin neoplastik
lezyonlarının tedavisinde apendektomi genellikle yeterli olurken
sağ hemikolektomi gerektiren durumlar da söz konusudur
Metod
Hastanemiz genelk cerrahide opere olan 3 hasta incelenmiştir.
Bulgu
Olgu 1: 35 yaşındaki erkek abdominal bilgisayarlı tomografi
incelemede apendikste 5x2,5 cm boyutunda apendiks mukoseli
ile uyumlu oluşum mevcuttu Patolojik incelemede apendiksin
müsinöz kistadenomu tespit edildi. Olgu 2: 67 yaşında erkek
abdominal BT incelemede 9x5 cm boyutunda kontraslanmayan
kistik-semisolid tümör tepit edildi. Patolojik incelemede apendiks
müsinöz kistadenom tespit edildi. Olgu 3: 53 yaşında bayan
adominal BT’de çekumda yaklaşık 4 cm çapında tümöral kitle.
Patolojik incelemede apendiksin karsinoid tümörü olduğu tespit
edildi.
Tartışma ve Sonuç
Apendiksin primer adenokarsinomlarının sağ hemikolektomi ile
tedavi edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Sağ hemikolektomi
sonrası 5 yıllık survi oranlarının yalnızca apendektomi yapılanlara
göre 3-4 kat daha iyi olduğu ve anlamlı derecede yüksek
bulunduğu tespit edilmiştir. Karsinoid tümörler, apendiksin en
sık görülen, epitelyal kaynaklı, benign veya malign olabilen,
tümörüdür. Bu tümörler, GIS endokrin tümörlerinin %55’ini,
ince barsak tümörlerinin %13-34’ünü oluştururlar. Apendektomi
materyallerinin %2’sinde, nekropsilerin %20’sinde rastlantısal
olarak karsinoid tümöre rastlanır. Malign potansiyeli ve metastaz
yeteneği, tümörün lokalizasyonu, büyüklüğü, invazyon derinliği
ve büyüme paternine bağlıdır. Apendiks karsinoidlerinin %3’ü
metastaz yaparken, ileal karsinoidlerde bu oran %35’tir. 1 cm’den
küçük olan tümörlerin metastaz riski sıfıra yakın iken, tümör
büyüklüğü ≥2 cm olduğunda bu oran %20-85’e çıkmaktadır.
Apendiks karsinoid tümörlerinin tedavisinde; apendektominin
yeterli tedavi olduğu belirtilmektedir. Tüm vakalarda nüks oranı
%2 kadardır. Çapı 1 cm’den küçük ve apendikste sınırlı vakaların
tedavisinde apendektomi yeterli iken, çapı 1-2 cm arasındaki
tümörlerin tedavisi tartışmalıdır. İki cm’den büyük tümörlerin
93
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
tedavisinde ise sağ hemikolektomi yapılmaktadır. Apendiks
neoplastik lezyonlarının preoperatif tanısı ve buna yönelik olarak
cerrahi yaklaşım önemlidir. Apendiksin 2 cm den büyük çaplı
lezyonlarında apendektomi ile sınırlı rezeksiyonlar yapılırken
malign potansiyeli olan lezyonlar göz önünde tutularak cerrahi
tedaviye karar verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.
94
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S6
Peritonitis Karsinomatozalı Hastaların
Tedavisinde Sitoredüktif Cerrahi ile Birlikte
Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapi
Uygulaması
Tahsin Çolak1, Ahmet Dağ1, Alper Ata2, Alper Sözütek1, Özgür Türkmenoğlu1, Ali Arıcan2, Hüseyin Abalı3
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD 2
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji AD 3
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji AD
Giriş
Bu çalışmada kliniğimizde peritonitis karsinomatoza nedeniyle
sitoredüktif cerrahi ile birlikte hipertermik intraperitoneal
kemoterapi (HİPEC) uygulanan hastaların sonuçlarını
değerlendirmek amaçlandı .
Metod
Kliniğimizde 2007-2010 yılları arasında peritonitis karsinomatoza
nedeniyle sitoredüktif cerrahi ile kombine HİPEC uygulanan
13 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların peritoneal kanser
indeksi ve sitoredüksiyon oranı Sugarbaker kriterlerine göre
değerlendirildi. HİPEC olarak 5 Fluorourasil ve Mitomisin
protokolü uygulandı. Hastaların klinik ve histopatolojik verileri,
cerrahinin süresi, postoperatif komplikasyonlar, hastanede kalım
süresi, morbidite ve ortalama yaşam süreleri değerlendirildi.
Bulgu
Çalışma grubuna iki erkek ve 11 kadın olmak üzere toplam
13 hasta dahil edildi. Ortalama yaş 52.2 (34-76) idi. Altı over,
iki appendiks, üç kolon kaynaklı adenokanserli ve iki malign
mezotelyomalı hastaya sitoredüktif cerrahi+ HİPEC uygulandı.
Dokuz hastada (% 64.2) komplet sitoredüksiyon (CC 0–1), dört
hastada (% 35.8) da debulking cerrahi (CC 2- CC 3) uygulanabildi.
Ortalama operasyon süresi 4.2 saatti (3-6 st). Kolon kanserli bir
hastamız ve malign mezotelyomalı bir hastamız postoperatif 48.
saatte kardiyak ve solunumsal problemler nedeniyle kaybedildi.
Postoperatif erken dönemde minör komplikasyon olarak üç
hastada plevral effüzyon, iki hastada ise lökopeni ve ateş görüldü.
Hastanede kalış süresi ortalama 18.2 gün idi (14-28 gün). Over
kanserli dört hastamız, appendiks kanserli bir hastamız ve kolon
kanserli bir hastamız halen hastalıksız olarak takip altındadır (1228 ay). Diğer beş hastamız ise 4-19 ay arasında kaybedildiler.
Morbidite oranımız % 38 idi. Hastalarımızın ortalama yaşam
süresi 13.6 ay idi (0-28 ay).
Tartışma ve Sonuç
Peritonitis karsinomatozalı ileri evre gastrointestinal ve over
kanserli hastalarda başarılı sitoredüksiyon, kabul edilebilir
komplikasyon ve mortalite oranlarıyla peritonektomi ile kombine
HİPEC uygulamasıyla sağlanabilir.
95
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S7
Sağ Kolon Kanserinde Tek Kesiden
Laparoskopik Kolektomi ( SILS Kolektomi):
10 olgu ile İstanbul Tıp Fakültesi Sonuçları
Derya Uymaz, Enver Kunduz, İlker Özgür, Emre Balık,
Sümer Yamaner, Türker Bulut, Oktar Asoğlu, Ali Akyüz,
Dursun Buğra
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
2003 yılından itibaren kliniğimizde
kolon ve rektum
hastalıklarının tedavisinde minimal invaziv teknikler
yoğun
olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda 2010 yılından itibaren
tekrar kullanılabilen el aletleri ile yapılan tek kesiden kolektomi
sonuçları değerlendirildi.
Metod
Tek kesiden Endocone( Storz®) trokar ve tekrar kullanılabilen
kıvrımlı el aletleriyle ( Storz®) sağ hemikolektomi ameliyatı
yapılan hastaların demografik, erken ameliyat sonrası ve patolojik
sonuçları ile standart laparoskopi yardımlı sağ hemikolektomi
olgularının sonuçları retrospektif olarak İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi veri bankası kullanılarak değerlendirilmiştir.
Bulgu
Çalışma döneminde toplam 175 olguya minimal invaziv teknikler
kullanılarak sağ hemikolektomi ameliyat gerçekleştirilmiştir.
Bu olguların 10’u tek kesiden (%5.7), 165’ i ( %94.3) standart
laparoskopik teknikler kullanılarak ameliyat edilmiştir. Tek
kesiden ameliyat edilen olguların %60’ı erkek, %40 kadın olup
ortanca yaş 47 ( 42-55)dir. Tek kesi ve standart laparoskopik
teknikle ameliyat edilen hastaların sırasıyla gaz ( 2,2 gün) , gayta(
2,3gün) oral gıda( 1,2 gün) alımı açısından değerlendirildiğinde iki
grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır.
Kesi uzunluğu tek kesi tekniği ile yapılan olgularda 4 cm iken
standart laparoskopi tekniğinde ortanca 7 cm dir. İki grup
arasında analjezik ihtiyacı açısından da fark saptanamamıştır.
Tek kesi tekniğinde açığa veya standart laparoskopik tekniğe
dönüş saptanmamıştır. Ameliyat sonrası erken dönem tüm
komplikasyonlar açısından değerlendirildiğinde tek kesiden
yapılan grupta oran %2 iken standart teknikte komplikasyon
oranı % 16 olarak saptanmıştır. Her iki grup patoloji verilerinin
değerlendirilmesi sonucunda; tek kesi- standart laparoskopi
ortanca piyes uzunluğu
(282 vs 332 mm), diseke edillen
ortanca lenf nodu sayısı ise ( 32, 30) olup istatistiksel olarak
farklılık saptanamamıştır.
Tartışma ve Sonuç
Tek kesi tekniği ile uygulanan kolektomi teknik ve onkolojik
olarak yapılabilir, ancak standart laparoskopiye göre erken
dönem sonuçları açısından kozmetik avantaj dışında belirgin
bir üstünlük gösterilememiştir. Tek kesiden yapılan kolektomiler
hakkında
kesin bir karara varabilmek için çok merkezli,
randomize çalışımlara ihtiyaç bulunmaktadır.
96
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S8
Rektum Tümörü Tanısıyla Ameliyat Edilmiş
Hastaların Cinsel ve
Anal Fonksiyonlarını Etkileyen Faktörler
Ceyhun Aydoğan, Enver Kunduz, Burak İlhan, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut, Dursun Buğra,
Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Necmettin Sökücü
İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Bu çalışmada kliniğimizde gerçekleştirilen laparoskopik ve
açık rektum rezeksiyonu vakalarının cinsel fonksiyonları ve
inkontinens değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
Ekim 2005 ile Temmuz 2009 tarihleri arasında rektum kanseri
tanısı ile cerrahi tedavisi yapılan 232 hastanın yaş, cins, tümör
lokalizasyonu, tümör boyutu, neoadjuvan tedavi, uygulanan
cerrahi tipi, cinsel fonksiyonlar, fekal inkontinens skorları anket
yöntemiyle değerlendirilmiştir.
Bulgu
Çalışmaya dahil edilen 232 hastanın, ameliyat sonrası cinsel
aktivitelerinin devam ettiği saptanmıştır. Hastaların ortalama
yaşı 52 olup, her iki grupta da erkekler sayıca fazla bulunmuştur
(E: 137/ K: 95). 159 hastaya (% 60) laparoskopik cerrahi, diğer
hastalara ise açık cerrahi uygulanmıştır. Hastaların 127’si (%
54,7) neoadjuvan kemoradyoterapi almıştı. Erkek hastalarda
laparoskopik cerrahi uygulanan grubun, 1.değerlendirme
döneminde (6 – 9. ay) ve 2. değerlendirme döneminde (15 – 19.
ay) ED skorlarının açık cerrahi uygulanan gruba göre daha iyi
olduğu izlendi (p<0,001). Neoadjuvan kemoradyoterapi alan
erkek hastaların, her iki ölçümde de ED skorlarının neoadjuvan
tedavi almayan gruptan daha düşük olduğu saptandı (p<0,05).
Proksimal yerleşimli tümörlerde, orta ve distal yerleşimli gruba
göre ED skorları anlamlı derecede yüksekti (p<0,01). Uygulanan
cerrahi tipine göre değerlendirildiğinde ise SKC (sfinkter
koruyucu cerrahi) uygulanan grubun, APR (abdominoperineal
rektum amputasyonu) uygulanan gruba göre ED skorları anlamlı
derecede yüksekti (p<0,01). Kadın hastalarda ise laparoskopi
grubunda vaginal kuruluk ve ağrı, açık gruba göre her iki
değerlendirme döneminde de anlamlı derecede azdı (p<0,01).
Neoadjuvan tedavi alan grupta vaginal kuruluk ve ağrı oranları,
neoadjuvan tedavi almayan gruba göre anlamlı derecede yüksekti
(p<0,01). Uygulanan cerrahi tipine göre değerlendirildiğinde ise
SKC uygulanan grubun, APR uygulanan gruba göre vaginal
kuruluk ve ağrı oranının anlamlı derecede az olduğu görüldü
(p<0,05). Fekal inkontinans açısından, laparoskopik cerrahi
uygulanan grubun her iki değerlendirme döneminde de açık
97
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
gruba oranla inkontinans skorunun düşük olduğu izlendi
(p<0,05). Neoadjuvan tedavi alan grupta, inkontinans skoru her
iki değerlendirme döneminde de tedavi almayan gruba oranla
daha yüksekti (p<0,001). Proksimal yerleşimli tümörlerde, orta
ve distal yerleşimli gruba göre inkontinans skorları anlamlı
derecede düşük olduğu saptandı (p<0,001).
Tartışma ve Sonuç
Erkek va kadın hastalarda, laparoskopik cerrahi, neoadjuvan
tedavi almamış olmak, proksimal yerleşimli tümörler ve SKC
uygulanan olguların cinsel işlev bozukluğunun daha az olduğu,
inkontinans skorlarının daha düşük ve depresyon riskinin daha
az olduğu saptandı.
98
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S9
Neoadjuvan-Kemoterapi Uygulanan Rektum
Kanserli Hastalarda Saptırıcı Stoma
Uygulaması ve Sonuçları
Ömer Alabaz1, Tolga Akçam1, Okan Dalyan2, Orçun Yalav1,
Cem Kaan Parsak1, Abdullah Ülkü1,Deniz Örener1
1
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Adana
2
BSK Metropark Hastanesi, Adana
Giriş
Rektum kanseri nedeniyle ameliyat edilen hastalarda postopertif
kaçak riskini azaltmak amacıyla uygulanan saptırıcı ileostomi
sonuçlarını irdelemek ve neoadjuvan radyo-kemoterapinin
(NEO-RKT) anastomoz bölgesine ait komplikasyonlar üzerine
etkisini araştırmaktır.
Metod
Rektum kanseri nedeniyle 2005Eylül -2010 Kasım tarihleri
arasında başvuran ve düşük anterior rezeksiyon uygulanan 186
olgunun verileri değerlendirildi. Olguların 97(%52.1)’sine NEOKRT aldı ve bu hastalardan hastalardan 82(%94.2)’sine saptırıcı
stoma uygulandı. NEO-KRT uygulanmadan ameliyata alınan 89(
%47.8) hastanın ise 69(%90.7)’una saptırıcı stoma uygulandı.
Erken ve geç dönem anastomoz hattında gelişen kaçak, darlık
ve ayrışma nedenleri incelendi.
Bulgu
Çok düşük anterior rezeksiyon sonrası anastomoz yapılan ve
saptırıcı stoma açılan toplam 151 () hastanın 19(12.6)’unda
anastomoz bölgesinde erken ve geç komplikasyon gelişti.
Stoma açılmayan 35 olgunun ise 4(%11.2)’ünde komplikasyon
gelişti. Stoma açılan hastalarda görülen komplikasyonların
11(%7.3)’inde anastomoz kaçağı, 6(%4)’sında anastomoz
darlığı, 2(%1.3) anastomozda erken dönemde ayrışma meydana
geldi. Anastomoz kaçağı gelişen 11 hastanın 8(%73)’i NEOKRT alan, 3(%27)’ü almayan hastalardı. Anastomoz bölgesinde
geç dönemde meydana gelen diğer komplikasyon anastomoz
darlığı 6(%4) olguda gelişti. Bu hastaların ise 3(%50)’ü NEOKRT alan diğer 3(%50)’ü NEO-KRT almayan hastalardı. Erken
dönem anastomoz bölgesinin tam ayrışması 2 hastada görüldü.
Bu ayrışma ilk hastada 4.gün diğerinde 7. gün fark edildi. Her
iki hastada saptırıcı stoma mevcuttu. Batın içi peritonit tablosu
gelişen bir hastanın anastomozu bozularak uç kolostomi şeklinde
dışarı alındı. Diğer olguya lokalize debritman yapıldı ve sekonder
iyileşmeye bırakıldı. Rezeksiyon sonrası yapılmış olan stomaları
ortalama kapatma süresi 251 gün idi . Stoması kapatılan 4
hastada kapatılan bölgede, distalde gelişmiş olan darlık nedeni
basınç artışına bağlı kaçak oluştu. Toplam 20(%13,2) olguda
ileostomiye bağlı komplikasyonlar gelişti, bunların 14(%70)’ü
99
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
NEO-RKT alan olgulardı.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışmanın sonucu olarak, anastomoz bölgesini korumak
amacıyla yapılan saptırıcı stomanın NEO-KRT uygulanmış
hastalar dahil kaçakları önlemediği, hatta defonksiyone bağırsak
bölgede kalan anastomozlarda darlıklara yol açtığı ve ileostomiye
bağlı komplikasyonların hastanın yaşam kalitesini etkilediği
sonucuna varıldı.
100
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S10
Lokal İleri Kolerektal Kanserlerde Küratif Amaçlı
Yapılan Ek Organ Rezeksiyonun
Morbidite ve Mortaliteye Etkisi
Murat Ulaş, Yusuf Bayram Özoğul, Ali Sürmelioğlu,
Samet Yardımcı, İsmail Gömceli, İlter Özer, Metin Ercan,
Tahsin Dalgıç, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
Giriş
Kolorektal kanserlerin yaklaşık %5-10’u komşu organları
infiltre etmiş lokal ileri dönemlerde yakalanmaktadır. Halen bu
hastalarda tek kür şansı cerrahi rezeksiyondur. Bu çalışmanın
amacı lokal ileri kolorektal kanserlerde ek organ rezeksiyonunun
morbidite ve mortaliteye etkisini araştırmaktır. Bu amaçla
Ocak 2002-Ocak 2010 arasında küratif amaçla yapılmış,uzak
metastazı olmayan ve neoadjuvan tedavi almayan 705 hasta
çalışmaya alındı. Hastalar ek-organ rezeksiyon grubu (ERG)
ve standart rezeksiyon grubu (SRG) olarak iki gruba ayrıldı.
Hastalar yaş, cins, hastanede yatış süresi, özgeçmişte hastalık
öyküsü, tümör lokalizasyonları, operasyon süresi, kan kaybı,
postoperatif morbidite ve mortalite açısından karşılaştırılmıştır.
Bulgu
705 hastanın 70’i ERG (%9,9), 635’i SRG’da (%90,1) idi. ERG
ve SRG gruplarında sırasıyla yaş (57,8 ± 13,9’e karşılık 59,5 ±
13,7 yıl), erkek/kadın oranı (36/34’e karşılık 389/246), yandaş
hastalık (%40’a karşılık %46.8) oranı açısından anlamlı bir
fark yoktu (p>0.05). Tümör lokalizasyonları ERG’ de sağ kolon
%14.3, sol kolon %22.9, rektum % 62.9 idi. SRG da sağ kolon
%24.7, sol kolon %22.4, rektum %52.9 idi ve fark yoktu (p>0.05).
ERG ve SRG grupları arasında hastanede yatış süresi (11.9±6.8
’e karşılık 11.5±6.9 gün) açısından da anlamlı fark bulunmadı
(p>0.05). Ancak ERG’de operasyon süresi (178±59.2 ‘ye karşılık
217±71 dk.) ve kan kaybı(297.1±399’a karşılık 150.1±286.4 cc)
anlamlı olarak daha fazlaydı. ERG ve SRG arasında postoperatif
morbidite ( % 17.1’e karşılık %21.4) ve mortalite açısından
anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanserlerde küratif amaçlı çoklu organ rezeksiyonu
kabul edilebilir morbidite ve mortaliteyle yapılabilir.
101
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S11
Kolorektal Kanserli Hastalarda Preoperatif
Değerlendirmede 18F-FDG PET/BT’nin
Yeri ve Tedavi Planına Etkisi
Ali Emre Atıcı1, İlter Özer2, Erdal Birol Bostancı2, Murat Ulaş2, Enver Reyhan1, Mustafa Duman1, Feza Ekiz1, Şükrü Taş1, Musa Akoğlu2
Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniği
2
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
1
Giriş
Kolorektal kanserli hastalarda erken teşhis ve preoperatif
evreleme, tedavi planına, prognoza ve sağkalıma etki eden
en önemli faktörlerdendir. Bu amaçla günümüzde kullanılan
non-invaziv görüntüleme metodlarından hiçbiri, tümörün
rezektabilitesi, cerrahi tedaviye uygun olup olmadığı veya
uzak organ metastazının bulunup bulunmadığı konusunda
yeterince
bilgi
verememektedir.Kolorektal
kanserlerin
preoperatif değerlendirilmesinde bilgisayarlı tomografi (BT)
son yirmi yıldır standart bir yöntem haline gelmiştir. PET/BT
ise daha çok hastaların takibi, uzak metastaz ve rekürrenslerin
değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.Günümüzde kolorektal
kanserli hastaların preoperatif değerlendirilmesinde PET/BT’nin
kullanıldığı oldukça az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmanın
amacı; PET/BT’nin kolorektal kanserli hastalar için preoperatif
değerlendirmede yerini belirlemek ve tedavi planına etkisini
araştırmaktır.
Metod
Çalışmaya Eylül 2008-Haziran 2010 tarihleri arasında kliniğimizde
ya da başka merkezlerde tanısı konan ve ameliyat planlanan
14 erkek 16 bayan toplam 30 kolorektal kanserli hasta dahil
edildi. Tüm hastalara hastanemizde veya geldikleri merkezlerde
bilgisayarlı tomografi çekilmişti, ek olarak hastanemizin
Nükleer Tıp bölümünde PET/BT çekimi yapıldı.Görüntüleme
yöntemlerini takiben tüm hastalara onkolojik prensipler temelinde
lenfadenektomi ile birlikte radikal cerrahi rezeksiyon uygulandı.
Çıkarılan tümör ve doku spesmenleri incelenerek histopatolojik
evreleme yapıldı. Her iki görüntüleme yöntemi kendi aralarında
ve histopatolojik TNM sınıflaması ile karşılaştırıldı ve PET/BT’nin
tedavi planına etkisi araştırıldı.
Bulgu
PET/BT toplam 30 hastanın 4’ünde (%13.3)ek bilgi sağladı ve
bu hastalardan 1’inde (1/30-%3.3)tedavi planını etkiledi. Bu
hasta için planlanan medikal tedavi kararının cerrahi tedavi
yönünde değiştirilmesine neden oldu. Ayrıca lokal lenf nodu
102
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
değerlendirmesinde BT’nin sensivitesini %20 spesifitesini %100,
PET/BT’nin sensivitesini %30 spesifitesini %100 olarak bulduk.
Uzak metastaz değerlendirmesinde ise BT’nin sensivitesini %50
spesifitesini %95, PET/BT’nin sensivitesini %80 spesifitesini
%100 olarak saptadık.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak kolorektal kanserli hastaların preoperatif
değerlendirmesinde PET/BT’nin BT’ye göre ek bilgiler sağlaması,
tedavi planını düşük oranda etkiliyor gibi görünmesine rağmen
yapılacak olan cerrahi girişimin büyüklüğünü (metastazektomi,
ek organ rezeksiyonu)etkileyebilmesi nedeniyle kullanılmasının
yararlı olduğunu düşünmekteyiz. Ek olarak lokal lenf nodu ve
uzak organ metastazlarını değerlendirmede BT’ye göre üstün
olduğunu saptadık.
103
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S12
Kolon Kanserinde Mezenterik Tümör
Nodüllerinin Önemi
Osman Yüksel, Zeki Gürler, Emre Karaahmetli, B. Bülent Menteş Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Ankara, Türkiye
Giriş
Kolon mezosu üzerindeki tümör nodülleri preoperatif dönemde
zor değerlendirilen ve tümörün evresinde karmaşalara neden
olan bulgulardandır. Bu çalışmada kolon kanseri nedeniyle opere
edilen hastalarda mezenterik nodüllerin varlığı ve bu nodüllerin
seçilen tedavi yöntemi üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi
amaçlanmaktadır.
Metod
2000-2010 yılları arasında ameliyat edilen ve tamamı
histopatolojik olarak teyit edilmiş evre II ve III kolon kanseri olan
230 hasta değerlendirmeye alındı. Geriye dönük olarak hasta
kayıtlarından mezenterik nodüllerin preoperatif ve postoperatif
tespit edilme oranları, uygulanan cerrahi yöntemler, adjuvan
tedavi alternatifleri ve sağkalım oranları değerlendirildi. Vasküler
yapıya yakın olmayan, düz ve yuvarlak olan nodüller mezenterik
tümör nodülleri olarak alındı.
Bulgu
Mezenterik tümör nodülleri evre II hastalıkta %1 iken evre III
hastalıkta %15 oranında bulundu. Evre II hastalıkta 1 hastada
mezenterik nodüller preoperatif dönemde tespit edilirken evre
III hastalıkta 10 hastada preoperatif dönemde tespit edildi.
Mezenterik nodül tespit edilen evre III hastalıkta ortalama
metastatik lenf nodu sayısı/total lenf nodu sayısı 7.8/21 olarak
bulundu. Mezenterik nodül varlığı kötü prognostik kriter olarak
kabul edilerek bu grup hastalar evre IIIC olarak sınıflandırıldı ve
kemoterapi protokolleri buna göre düzenlendi. Genel sağkalım
oranları mezenterik nodül tespit edilen evre II hastalıkta %76
iken evre III hastalıkta %42 olarak bulundu.
Tartışma ve Sonuç
Kolon kanserlerinde vasküler invazyonun farklı bir tipini oluşturan
perikolonik tümör depozitleri veya mezenterik tümör nodülleri
lenf nodu yayılımından bağımsız olarak görülebilmektedir. Bu
hastalar lenf nodu metastazı olmaksızın evre IIIC olarak kabul
edilmeli ve tedavi seçimi buna göre yönlendirilmelidir.
104
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S13
Kolon Kanserinde Minimal İnvaziv Cerrahide 8
Yılda Gelinen Nokta: Tek Merkez Deneyimi
Anıl Savaş, Metin Keskin, Burak İlhan, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Dursun Buğra
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Bu çalışmada Mart 2003 – Mart 2011 tarihleri arasında kolon
kanseri nedeniyle laparoskopik girişim yapılan 424 olgunun
sonuçlarının sunulması amaçlanmıştır.
Metod
Olgular prospektif olarak toplanan demografik, ameliyat
patolojik inceleme, mortalite ve morbidite nedenleri, hastanede
kalış süreleri, açığa geçiş oranları, vücut kitle indeksi, en uzun
kesi boyu, pasaj ve gıda başlama süreleri retrospektif olarak
değerlendirilmiştir.
Bulgu
Hastaların yaş ortalamalası 58 idi (27-90). Hastaların 238 (%56)
erkek, 186 (%44) kadındı. Tümör lokalizasyonları ve yapılan
ameliyatlar tablo 1 ve 2 de gösterilmiştir.
Tümörün Yerleşim Yeri n
%
Sol kolon 252
59
Sağ kolon 169
40
Çok odaklı 3
1
Toplam
424
100
Ameliyatlar n
%
Sağ Hemikolektomi 168
40
Anterior Rezeksiyon
189
45
Sol Hemikolektomi 52
13
Total Kolektomi-Proktokolektomi 15
4
Toplam
424
100
Hastaların ortalama vücut kitle indeksi 25.50 (18.3-37) idi.
Hastaların gaz pasajı ortalama 2 günde (1-7), gaita pasajı 3
günde (1-10) gerçekleşirken; oral alımlarına ortalama 3 (115) günde başlanılmıştır. Kesi uzunuluğu ortalama 5.8 cm’di.
Hastanede kalış süresi ortalama 7 gün iken, 48 (% 11) olguda
açığa dönüldü. Erken dönemde mortalite olmayıp, genel mobidite
oranı %13.9’ (n=59) du. Major komplikasyon (anastomoz
kaçağı,batın içi abse, batın içi kanama, vs ) 16 (%3.7) olguda
görülmüştür. Piyeslerin ortalama uzunluğu 29 cm (12-142) iken
ortalama tümör çapı 4.8 cm (1 – 11.5), diseke edilen lenf nodu
105
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
sayısı ortalama 28 adet (5-94) olarak saptanmıştır.
Hastaların ortalama takip süresi 23 (4-93) aydı. Uzun dönem
takiplerimizde 7 (%1.5) hastada lokal nüks, 53 (%12.5) hastada
uzak nüks, 2 (%0.5) olguda da hem lokal hem de uzak nüks
tespit edilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik kolon cerrahisindeki erken ve geç dönem
sonuçlarımız gerek teknik açıdan gerekse de onkolojik yeterlilik
açısından literatür verileriyle eş doğrultuda gitmektedir. Erken
dönem sonuçları umut verici ve yüz güldürücü olan bu teknik,
ileri laparoskopi deneyimi olan merkezlerde uygulanmalıdır.
106
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S14
Laparoskopik Yardımlı Kolorektal Cerrahideki
Artan Tecrübemiz ve Bunların Sonuçları
Anıl Savaş, Enver Kunduz, Metin Keskin, Emre Balık,
Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner, Türker Bulut,
Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Dursun Buğra
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Laparoskopi cerrahide deneyim ve teknik ekipman çok önemlidir.
Biz bu bildirimimizde 2007 öncesi ve 2007 sonrası dönemdeki
kolorektal kanser cerrahisindeki
laparoskopi deneyimimizi
karşılaştırmayı amaçladık.
Metod
2002- 2006 ve 2007-2011 dönemleri arasındaki kolorektal kanser
nedeniyle laproskopik cerrahi uygulanan vakalar prospektif olarak
toplanan, demografik, ameliyat patolojik inceleme, mortalite
ve morbidite nedenleri, hastanede kalış süreleri, açığa geçiş
oranları, vücut kitle indeksi, kesi boyu, pasaj ve gıda başlama
süreleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
Bulgu
2002 -2011 yılları arasında 1257 olguya kolorektal kanser
nedeniyle girişim yapılmıştır. 2002- 2006 döneminde 384, 20072011 döneminde 873 kolorektal kanser olgusu ameliyat edilmiştir.
2002- 2006 döneminde olguların %42’sine (n:165) laparoskopik
girişim yapılırken, aynı oran 2007- 2011 döneminde %58 (n:811)
olmuştur. 2002- 2006 döneminde laparoskopik 165 vakanın 71 ‘si
(%43) kolon tümörü, 94’ü (%57) rektum tümörüydü. Hastaların
84’ü (%51) erkek, 81’si (%49) kadındı. Ortalama yaş 57’ ydi
(19-85) . Hastaların vücut kitle indeksi ortalama 24.5’ ti (18-32).
19 (%11.5) vakada açağı geçilmiştir. Ortalama kesi uzunluğu 5
cm’di (4-12). Gaz pasajı 2 (1-5) günde, oral gıda alımına 3.günde
(1-15) başlandı. Ortalama lenf nodu sayısı 21 (3-80), tümör
boyutu 3.8 (1-9.5) cm, piyes uzunluğu 23 (10-97) cm’di. Erken
dönemde morbidite 37 (%22) hastada görülmüştür. 2007-2011
döneminde laparoskopik 811 vakanın 353’ü (%42) kolon, 458’i
(%58) rektum tümörüydü. Hastaların 468’i (%59) erkek, 353’ü
(%41) kadındı. Ortalama yaş 59’ du (24-91) . Hastaların vücut
kitle indeksi ortalama 25.9’ di (18.3-45.9). 64 (%7.8) vakada
açağı geçilmiştir. Ortalama kesi uzunluğu 5 cm’di (0-13).Gaz
pasajı 2 (1-15) günde, oral gıda alımına 3 günde (1-25) başlandı.
Ortalama lenf nodu sayısı 27 (4-165), tümör boyutu 4.1 (1-15)
cm, piyes uzunluğu 28 (6-142) cm’di. Erken dönemde morbidite
145 (%18) hastada görülmüştür.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik kolon ve rektum cerrahisindeki deneyimimiz
artıkça, teknik ekipmanımız geliştikçe toplam vaka sayısı oranı
artmıştır. Açığa geçiş oranı azalmıştır. Komplikasyon oranı, lenf
bezi sayısı, piyes uzunluğu ve tümör çapında gelişme sağlamıştır.
107
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S15
Laparoskopik Yöntemle Tedavi Edilmiş 513
Rektum Kanserli Olgunun Değerlendirilmesi
Enver Kunduz1, Burak İlhan1, İlker Özgür1, Gülçin Yeğen2, Emre Balık1, Mine Güllüoğlu2, Oktar Asoğlu1, Yersu Kapran2, Sümer Yamaner1, Türker Bulut1, Yılmaz Büyükuncu1, Ali Akyüz1, Dursun Buğra1
1
İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
2
İstanbul Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı
Giriş
Çalışmamızda rektum kanserli olgularda uygulanan laparoskopik
cerrahi yönteminin onkolojik sonuçlarını gözden geçirmek.
Metod
2002 -2010 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
AD’da laparoskopik yöntemle cerrahi tedavisi yapılmış 513
rektum kanserli olgunun verileri prospektif olarak elde edilmiş ve
SSPS 16 ortamında değerlendirilmiştir.
Bulgu
Toplam 513 olgunun %58 erkek, %42 si kadın olup, hastaların
ortanca yaşı 58 yıldır ( 19-91). Olguların vücut kitle indeksinin
ortanca değeri %25 (18-46) olup, olguların 322’sine ( %63)
neoadjuvan tedavi uygulanırken , 191 (%37) olguya neoadjuvan
tedavi gereksinimi göstermemiştir. Ortanca takip süresi 26 (097) aydır. Tümör yerleşimine göre hastaların % 51’i distal, % 28’i
proksimal ve %21’i orta yerleşimlidir. Olguların 389’una (%76)
sfinkter koruyucu cerrahi, 124 ( %24) olguya ise abdominoperineal
rektum amputasyonu uygulanmıştır. Olguların %65’ine (n:253)
geçici stoma açılmıştır. Ameliyat oral gıda alımı ortanca 2 (1-25)
gün, gaz 2 (0-12) gayta pasajı 2 ( 0-21) günlerde gerçekleşmiştir.
Hastanede kalış süresi 6 ( 0-20) gündür. Diseke edilen lenf nodu
sayısı 23 , dir. Erken dönem mortalite oranı,genel morbidite ….
Hastaların %79’unda ( n: 404) mezorektum komplet ve near
komplet olarak değerlendirilmiştir. Ortanca 29 ay takip süresinde
Lateral cerrahi sınır pozitifliği %8.4 ( n:43) , lokal nüks oranı %3
( n:16), sistemik yayılım %11,3 (58)’dür. Genel sağkalım oranı
%91 iken hastalıksız sağ kalım %86.9‘dır.
Tartışma ve Sonuç
Rektum kanserinin cerrahi tedavisinde laparoskopi yöntem,
yüksek volümlü merkezlerde erken dönem cerrahi sonuçları ve
de onkolojik sonuçlar yönünden güvenli ve açık cerrahiye eş
değer sonuçlarla uygulanabilmektedir.
108
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S16
Rektum Kanseri Tedavisinde Robotik Cerrahi
Gelip Geçici Bir Heves midir?
Tayfun Karahasanoğlu1, İsmail Hamzaoğlu2, Bilgi Baca1,
İlknur Ergüner2, Erman Aytaç1, Cihan Uras2
1
İstanbul Üniv. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, İstanbul
2
Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, İstanbul
Giriş
Robotun minimal invaziv cerrahide kullanımı son yıllarda giderek
yaygınlaşmaktadır. Kolorektal cerrahide robot kullanımı henüz
yaygınlaşmamıştır. Çalışmamızda rektum kanseri nedeniyle
robot yardımlı rezeksiyon yapılan olgularımızın takip sonuçları
sunulmuştur.
Metod
Ocak 2010-Ocak 2011 tarihleri arasında robotik rektal rezeksiyon
yapılan olguların demografik verileri, rezeksiyon piyesinin
patolojik değerlendirme sonuçları ve ameliyat sonrası takip
verileri değerlendirildi.
Bulgu
30 hasta (13 kadın, 17 erkek) ameliyat edildi. Ortanca yaş değeri
54 (24-78) idi. Ortanca vücut kitle indeksi değeri 27.8 (19.834.2) idi. Yirmi yedi olguya aşağı anterior rezeksiyon, üç olguya
abdominoperineal rezeksiyon yapıldı. Mezorektum TME yapılan
tüm olgularda (n=22) komplet olarak çıkarıldı. Ortanca çıkarılan
lenf nodu sayısı 15 (3-38) idi. Ortalama ameliyat süresi 270 dk
(175-480) idi. Hiçbir hastada açık cerrahiye geçilmedi. Ameliyat
sonrası hastanede kalış süresi ortanca değeri 4 (4-20) gündü.
Ameliyat sonrası komplikasyon oranı % 13.3, reoperasyon
oranı %3.3 olup, bu olgu marjinal arter iskemisine bağlı sepsis
nedeniyle kaybedildi.
Tartışma ve Sonuç
Rektum kanserinin cerrahi tedavisinde robotik yaklaşım güvenli
ve etkili bir yöntemdir.
109
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S17
Laparoskopik Kolorektal Cerrahide Transvajinal
Piyes Çıkarılması
İlknur Ergüner1, Erman Aytaç2, Bilgi Baca2, İsmail Hamzaoğlu1,
Tayfun Karahasanoğlu2
2
1
Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, İstanbul
İstanbul Üniv.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, İstanbul
Giriş
Laparoskopik rezeksiyon sonrası piyesin karın dışına alınması
için ek kesi yapılmasını gerektirmektedir. Bu kesi trokar giriş
yerlerine göre daha fazla ağrı, enfeksiyon,hematom ve fıtık
oluşma riski taşır. Ayrıca estetik görüntüyü kötüleştirir. Transoral,
transanal ve transvajinal yollar gibi doğal boşluklar rezeke
edilen piyesin çıkarılması amacıyla kullanılabilir. Bu çalışmada
kolorektal rezeksiyon sonrası (laparoskopik veya robotik)
ameliyat piyesinin vajinal yoldan çıkarıldığı olgular sunulmuştur.
Metod
Ocak 2010-Mart 2011 tarihleri arasında robotik low anterior
rezeksiyon yapılan altı hasta ve transvajinal yardımlı tek port
sağ hemikolektomi yapılan bir hastada piyes rezeksiyon sonrası
posterior kolpotomi yapılarak vajinal yolla çıkarıldı. İşlem sonrası
vajinal açıklık altı hastada intrakorporeal olarak, bir hastada
ise vajen yoluyla kapatıldı. Posterior kolpotomi kapatım süresi
ortalama 14 (10-25) dakikaydı. Taburcu edildikten bir hafta
sonra vajinal kanama gelişen bir hasta dışında komplikasyon
görülmedi.
Tartışma ve Sonuç
Vajinal yol laparoskopik veya robotik kolorektal rezeksiyon
sonrası piyesi dışarı almak için yapılacak ilave karın kesisi
ihtiyacını ve buna bağlı olası komplikasyonları ortadan kaldıran
ve daha iyi kozmetik görüntü sağlayan bir yöntemdir. 110
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S18
Laparoskopik Kolorektal Cerrahide Maliyet
Düşürücü Yeni Bir Yöntem
Celalettin Vatansev, Tevfik Küçükkartallar, Ebubekir Gündeş, Şükrü Bülent Özer, Murat Çakır, Ali Bal Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi
Giriş
Laparoskopik kolon ve rektum cerrahisi bilindiği üzere son
yıllarda uygulamaya giren, hastanede yatış süresini kısaltan,
postop ağrı oluşumunu azaltan ve kozmetik açıdan avantajlı
bir yöntemdir. Fakat laparoskopik kolorektal cerrahide açık
prosedüre göre anlamlı derecede maliyet farkı bulunmaktadır.
Bu prospektif çalışmayla laparoskopik anterior ve aşağı anterior
rezeksiyon yapılan ve rektum güdüğü kesici lineer staplerle
kapatılıp anastomozu yapılan hastaların sonuçları irdelendi.
Metod
2007-2010 yılları arasında kliniğimizde rektum ve rektosigmoid
tümörü olan 21 hastaya laparoskopik anterior ve aşağı anterior
rezeksiyon yapıldı. Bu hastaların hepsinin rektum güdükleri kesici
lineer stapler ile kapatıldı. Çalışmada hastaların hiçbirisinde
rektum güdüğü kapatılmasında endoskopik lineer stapler
(endo GİA) kullanılmadı. Tüm hastalara laparoskopik olarak
total mezorektal eksizyon yapıldı. Diseksiyon sonrası piyesin
çıkarıldığı suprapubik trokar deliği genişletilerek (5 cm) 100
mm’lik kesici lineer stapler ile tümör dokusunun altına inilerek
rektum güdüğü longitudinal olarak kapatılıp distal uç rezeksiyonu
tamamlandı.
Bulgu
Hastaların 4’ü kadın 17 ‘si erkek olup yaş ortalaması 51 (46-80)
idi. Hastaların tümör yerleşimi; 10’unun rektosigmoid bölgede,
6’sının üst rektumda, 5’inin orta rektumdaydı. Olguların rezeksiyon
sonrası piyes kontrolünde tümörün cerrahi sınıra makroskopik
uzaklığı 2-6cm arasında idi. Hastanede kalış süreleri ortalama 4
gün idi. Mortalite ve morbidite yoktu. Olgularda kullanılan kesici
lineer stapler ortalama fiyatı 50 TL iken, endo GİA fiyatı 780 TL
idi.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik rektum ve rektosigmoid bölge cerrahisinde rektum
güdüğü longitudinal planda kesici lineer stapler ile güvenli ve
endoskopik lineer stapler (endo GİA) kullanımına göre daha az
maliyeti olacak şekilde kapatılabilir.
111
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S19
Alt Rektum Kanserinde Laparoskopik Miles
Ameliyatı Sonuçlarımız
Mehmet Mustafa Altıntaş, Ayhan Çevik, Yetkin Özcabı, Hüseyin Ekinci, Gülay Dalkılıç, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi
Kliniği
Giriş
Tüm dünyada laparoskopik kolorektal girişimler yaygın olarak
kullanılmaya başlanmıştır.Özellikle postoperatif seyrinin çok
daha konforlu olması bu cerrahinin en önemli artısıdır. Rektum
kanserinde temel prensip total mesorektal eksizyondur.TME
hem laparoskopik hemde açık cerrahinin temel prensibidir.Bizde
kliniğimizde küçük bir seri ile rektum kanserli hastalarımızda
uyguladığımız laparoskopik Miles ameliyatı sonuçlarımızı,
ameliyat süresini,morbidite ve mortalitesini değerlendirmeyi
amaçladık.
Metod
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. genel
cerrahi kliniğinde 2010-2011 yılları arasında rektum kanseri
nedeniyle polikliniğimize başvuran ve yandaş organ hastalığı
olmayan ve uygun koşulları sağladığımız 4 hastamızın 2 si kadın
2 si erkek olup en genci 45 en yaşlısı 62 idi. Hastalarımızın
tümörü rektumda parmak mesafesinde 3. cmden başlıyordu.
Bulgu
Hepsi
adenokanser
idi.Preoperatif
radyo-kemoterapi
uygulanmamıştı. Hastalarımızın hepsine laparoskopik Miles
ameliyatı uygulandı.Ameliyat 3 trokar ile yapıldı ve sol pelvik
trokardan piyes çıkarılıp kalıcı kolostomi yapıldı. Ortalama
ameliyat süremiz 3 saat olup, peroperatif kan ihtiyacı olmadı.
Hastalarımızda mortalite gelişmedi.TME uyguladığımız bu
hastaların piyeslerinde ortalama 15 lenf nodu çıkarılmıştır.
Hastanede kalış süreleri ortalama 6 gündü.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak; laparoskopik rektal cerrahi ileri düzeyde
laparoskopik deneyim ile birlikte onkolojik prensiplere uyularak
yapıldığında; açık cerrahinin uzun süreli sonuçları ile eşdeğer,
uygun, emniyetli ve etkili bir prosedürdür. Devam eden çok
merkezli, randomize,kontrollü çalışmaların sonuçları bu
cerrahinin geleceğine yön vereceğine inanmaktayız.
112
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S20
Laparoskopik Sigmoid Kolon ve Rektum Tümör
Cerrahisinde Splenik Fleksuranin Tam VS Kısmı
Mobilizasyonu: Karşılaştırmalı Bir Analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Osman Civil, Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Selahattin Vural, Metin Kement, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışmanın amacı laparoskopik sigmoid kolon veya
rektal kanser operasyonlarında splenik fleksuranın rutin
mobilizasyonunun gerekli olup olmadığını, bu işlemin tam veya
kısmi olarak yapıldığı olguların sonuçlarını değerlendirerek
kıyaslamaktır.
Metod
Sigmoid kolon veya rektum kanseri nedeniyle 2006-2011
tarihleri arasında laparoskopik olarak ameliyatına başlanan
hastaların perioperatif bilgileri prospektif olarak dizayn edilmiş
veri bankasından retrospektif olarak toplandı. Göbekle ksifoid
arasından 5. trokar konulmuş hastalarda splenik fleksuranın
tam, sadece 4 trokarla işlemin tamamlandığı olgularda ise kısmi
mobilizasyonunun yapıldığı öngörülerek bu iki grupta veriler
karşılaştırıldı.
Bulgu
154 hastanın (91 [%59,1] erkek, yaş: 59,2±13,2) 58’ inde(%37,7)
4 port kullanılarak splenik fleksuranın kısmi, 96’sında (%62,3)
5 port uygulanarak tam mobilizasyonu yapılmıştı. Gruplarda
hastaların demografik bilgileri (31 [%53,4] vs 60 [%62,5] erkek,
p=0,268 ve yaş 57,4±13,1 vs 60,3±13,3 p=0.187) benzerdi.
Gruplarda tümörlerin evresi (4[%6,9] /8[13,8]/19[32,8]/24[41,4
]/3[5,1] vs 11[11,5]/17[17,7]/34[35,4]/32[33,3]/2[3,1] p=0,593)
ve yerleşimi (31 [%53,4] vs 60 [%62,5] rektum, p=0,187) farklı
değildi. Operasyon süreleri (214,2±60,3 vs 208,9±55,6 dk,
p=0,584), kanama miktarları (150 [aralık:20-1800] vs 200
[aralık:50-1500], p=0.252), operasyon sırasında (0 [aralık 0-3] vs
0 [aralık 0-3], p=0,810) ve sonrasındaki transfüzyon miktarları
(0 [aralık 0-6] vs 0 [aralık 0-6], p=0,605) ve açığa dönüş oranları
(10 [%17,2] vs 7 [%7,3], p=0,056) benzerdi. Ancak splenik
fleksuranın tam mobilize edildiği olgularda rezervuar uygulaması
daha sıklıkla (7 [%12,1] vs 47 [%49,0] p=0,000) başarılmıştı.
Gruplarda ameliyat sonrası anastomoz kaçağı (4 [%6,9] vs 15
[%15,6] p=0,111) başta olmak üzere komplikasyon oranları (13
[%22,4] vs 28 [%29,2], p=0,358), reoperasyon gereklilikleri (2
[%3,4] vs 5 [%5,2], p=0,711), yatış süreleri (8,8±7,6 vs 8,1±6,6
p=0,541) ve 30-günlük mortalite riskleri (2 [%3,4] vs 5[%5,2]
p=0,711) benzerdi. Patolojik incelemede çıkartılan lenf bezi
113
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
sayıları (11,3±6,1 vs 12,8±6,0) ve piyes uzunlukları (28,3±10,8
vs 25,5±7,0 p=0,079) farklı değildi.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik sigmoid kolon ve rektum tümör ameliyatlarında
splenik fleksuranın tam mobilizasyonu ve bu amaçla 5. trokar
yerleştirilmesinin rutin uygulanması gerekli olmayabilir.
114
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S21
Laparoskopik Kolorektal Cerrahi: İlk
Sonuçlarımız
M. Tahir Oruç, M. Ümit Uğurlu, S. Yiğit Yıldız, İlknur Ergüner, Zehra Boyacıoğlu
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Randomize kontrollü çalışmalar kolorektal kanser cerrahisinde
laparoskopinin açık cerrahiye morbidite ve mortalite yönlerinden
eşdeğer olduğunu, uzun dönemde beraberinde avantajlar
sunduğunu göstermektedir. Bu çalışmada kliniğimizde
gerçekleştirilen laparoskopik kolorektal cerrahi vakaları ile ilgili
ilk sonuçlarımızı sunmaktayız.
Metod
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi
Kliniği’nde Şubat 2010-Mart 2011 arasında gerçekleştirilen
kolorektal cerrahi vakaları incelenmiş, laparoskopi vakaları için
sub-grup analiz yapılıp klinik ve patolojik datalar irdelenmiştir.
Obstrüktif olgular dışındaki tüm kolorektal kanser olgularında
diagnostik laparoskopik ekplorasyon yapılmıştır. Peroperatif
değerlendirmede çevre organ invazyonu olan ve tümör
büyüklüğü nedeniyle teknik zorluk olacağı düşünülen olgularda
açık cerrahiye geçilmiştir.
Bulgu
Toplam 62 hastaya (37 erkek, 25 kadın) kolorektal kanser
cerrahisi uygulandı. Açık cerrahi 41 hastada, laparoskopik cerrahi
21 hastada yapıldı. Laparoskopik cerrahi uygulanan vakaların
yaş ortalaması 62 ± 12 (67-81)’dir. Ortalama vücut kitle indeksi
24.5 (19.5-33.3)’tir. Anterior rezeksiyon (%33.3) en sık uygulanan
cerrahi olup, ortalama cerrahi süresi 103 (70-130) dakikadır.
Açığa dönme nedenleri 4 vakada komşu organ tutulumu olması,
1 vakada stapler ateşlenirken teknik problem oluşması, 1 vakada
hemostaz sağlanamamasıdır. Spesimenler incelendiğinde
ortalama tümör boyutu 5±1.3 (3-7) cm’dir. Diseksiyonu yapılan
ortalama lenf nodu sayısı 12 (6-30) olup, tümörlerin en sık
iyi diferensiye tümörlerdir (%37) . Dukes sınıflamasına göre
tümörler en sık B2 (%22) tümörlerdir. Ortalama hastanede yatış
süresi 7 gündür (4-10). Takiplerde loko-rejyonel metastaz ve
port metastazı görülmemiştir. Olgularda postoperatif dönemde
mortalite ya da anastomoz kaçağı görülmemiştir.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışmada yeni kurulan bir klinik olarak laparoskopik
kolorektal cerrahisi uyguladığımız vakalar sunulmuştur. Kısa
dönem sonuçlarımız kolorektal cerrahide laparoskopinin güvenli,
tercih edilebilir bir yöntem olduğunu göstermektedir.
115
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S22
Kolon Karsinomunu Taklit Eden Tüberküloz
Olgusu
Fatih Altıntoprak1, Enis Dikicier2, Güner Çakmak2, Yusuf Arslan2, Gökhan Akbulut1, Osman Nuri Dilek1
2
1
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi
Giriş
Kolon kanserini taklit eden bulgular ile prezente olan, fakat
nihai tanısı tüberküloz olarak sonuçlanan bir olguyu sunmayı
amaçladık
Bulgu
27 yaşında kadın olgu, 6 aydır olan karın ağrısı ve kilo kaybı
şikayetleri ile başvurdu. Fizik muayenede sağ alt kadranda
ele gelen kitle saptandı. Hemogram ve biyokimyasal tetkikleri
orta dereceli bir anemi (Hb: 9.2 g/dl) dışında normaldi. Tümör
markerleri normaldi. Kontrastlı abdominal bilgisayarlı tomografi
(BT) incelemesinde; sağ kolon seviyesinde duvar kalınlaşması
ve lümende daralma olduğu belirlendi (Resim 1). Kolonoskopik
incelemede; sağ kolon ortasında lümeni sirküler olarak saraltmış
ve distale geçişe izin vermeyen, kanamalı tümoral kitle saptandı.
İki sefer tekrarlanan kolonoskopik biyopsi materyallerinin
histopatolojik incelemesinde ağır dereceli kolit - malignite ayırımı
yapılamadı. Çift kontrastlı kolon pasaj grafisinde; sağ kolon
proksimalinde lümende sirküler daralma olduğu belirlendi (Resim
2). Olguda kısmi tıkanıklık bulguları olduğu için ve pasaj grafisinde
lümen devamlılığının çok azalmış olduğu belirlendiği için cerrahi
girişim kararı alındı ve laparoskopik sağ hemikolektomi ameliyatı
yapıldı. Eksplorasyonda kolon mezosunun kalınlaşmış olduğu
ve etraf dokuda inflamatuar değişiklikler olduğu (Resim 3)
belirlenen olgunun nihai histopatolojik incelemesi tüberküloz
olarak sonuçlandı. Ameliyat sonrası dönemi sorunsuz seyreden
olguya antitüberküloz tedavi başlandı. Takiplerinin 8.ayında olan
olgu sorunsuz olarak izleniyor
Tartışma ve Sonuç
Mycobacterium tuberculosis’in etkeni olduğu intestinal tüberküloz,
gastrointestinal sistemin herhangi bir lokalizasyonunda
görülebilmesine karşılık sıklıkla ileoçekal bölgeyi tutar. Gelişmiş
toplumlarda sıklığı daha az olmakla birlikte ülkemizde halen
önemli bir sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. İntestinal
tüberküloz multipl odaklar şeklinde tutuluma neden olabilirken,
izole olarak kolon tutulumu son derece nadirdir. Tüm intestinal
tüberküloz olgularında klinik bulgular genellikle non-spesifiktir.
Aktif veya geçirilmiş pulmoner hastalık yokluğunda ilk tanı olarak
düşünülmesi çok zordur. Görüntüleme yöntemlerinden abdominal
BT ile lenfadenopati, asit varlığı veya peritoneal kalınlaşma gibi
116
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
yandaş bulguların varlığında belki tanı seçenekleri arasında
düşünülebilir, fakat bu bulgular da tanı koydurucu değildir. Kesin
tanı için spesifik mikrobiyolojik incelemeler veya PCR incelemesi
gerekli olduğundan, özellikle malignite düşünülen fakat ilk
biyopsi sonuçları non-spesifik olarak sonuçlanan olgularda,
tekraralanacak biyopsiler sırasında bu incelemeler için de biyopsi
alınmasının akılda bulundurulması gerektiğini düşünüyoruz.
117
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S23
Daha Önce Laparotomi Yapılanlarda
Laparoskopik Rektum ve Rektosigmoid
Kanser Cerrahisi: Kıyaslamalı Bir Analiz
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Metin Kement, Selahattin Vural, Ersin Gündoğan, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışma daha önce yapılan laparatominin laparoskopik
rektum ve rektosigmoid kanser cerrahisine etkilerini araştırmayı
amaçlamaktadır.
Metod
Bilgi girişi prospektif olarak yapılan veri tabanından 20062011 yılları arasında rektum ve rektosigmoid kanser nedeni ile
laparoskopik ameliyat edilen hastaların demografi, tümöre ve
tedaviye ait değişkenleri derlendi. Olgular daha önce laparotomisi
olanlar ve olmayanlar olarak iki gruba ayrılarak veriler kıyaslandı.
Bulgu
Ameliyat edilen 148 hastanın 34’üne (%22,9) phannenstiel (n=16,
%10,8), McBurney (n=12, %8,1), orta hat (n=6, %4,1), subkostal
(n=4, %2,7) ve paramedian (n=1, %0,7) insizyonla daha önce
laparotomi yapılmıştı. Bu hastalar insizyonu olmayanlara
(n=115, %77,1) göre daha ileri yaştaydı (62,6±10,5 vs 57,2±14,6
p=0,021) ve daha çok kadın (25 [%75,8] vs 35[%30,4], p=0,000)
içermekteydi. Tümör yerleşimi (31[ %93,9] vs. 104[%90,4]
rektum, 2[%6,1] vs.11[%9,6] rektosigmoid; p=0,733) ve evresi
(0/I/II/III/IV olarak, 3[%9,1]/12[%36,4]/8[%24,2]/7[%21,2]/3[%
9,1] vs 13[%11,3]/17[%14,8]/36[%31,3]/42 [%36,5]/7[%6,1],
p=0,071), preoperatif radyoterapi alma (18[ %54,5]
vs.79[%75,9], p=0,052), ameliyat türü (8[ %24,2] vs. 22[%19,2]
abdominoperineal; (23[%69,7] vs.82[%71,3] aşağı anterior;
(2[%6,1] vs.9[%7,8] anterior rezeksiyon, (0[%0] vs.2[%1,7]
genişletilmiş sol hemikolektomi; p=0,876) ve süresi (220,9±61,3
vs 214,8±51,6 dk, p=0.573), ek organ rezeksiyonu (7[%21,2] vs
14[%12,2], p=0,255), intraoperatif kanama (275,50-1800 cc. vs
200,0-1300 cc., p=0,083) ile intra- ve (0,0-3 vs 0,0-3 Ü, p=0.726),
postoperatif transfüzyon (0,0-6 vs 0,0-6 Ü, p=0.848) değişkenleri
gruplarda benzerdi. Abdominal insizyonu olanlarda açığa dönüş
olasılığı (8[%24,2] vs.14[%12,1], p=0,099), komplikasyon riski
(6[%18,2] vs.37[%32,2],p=0,126) ve 30-günlük mortalite (2[%6,1]
vs.5[%4,3],p=0,650) artmamıştı ancak hastanede kalış süreleri
(6,7±3,1 vs 9,5±8,8 gün, p=0.004) kısalmıştı.
Tartışma ve Sonuç
Rektosigmoid veya rektum tümörlü hastalarda daha önceki
laparotomiler ameliyat sırası ve sonrası değişkenleri olumsuz
olarak etkilemediğinden laparoskopik cerrahi bu olgularda
denenebilir.
118
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S24
Robotik Kolorektal Cerrahide İlk Deneyimlerimiz
Halil Alış, Cemal Deniztaş, Mehmet Abdussamet Bozkurt, Mustafa Uygar Kalaycı, Hakan Yırgın, Ali Kocataş
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Arş.Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolorektal hastalık tanısı ile Da vinci Robotik sistemini kullanarak
ameliyat ettiğimiz olguları sunmak
Metod
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne
kolorektal patolojilerle Mayıs 2010 ile Mart 2011 arasında ameliyat
edilen olgular, demografik veriler, ameliyatlar, komplikasyonlar
yönünden incelendi
Bulgu
Olguların 7’sı kadın 1’i erkek, yaş 56.2 (34-79) idi. Olguların 7 sı
kanser (4 rektum, 2 rektosigmoid), 1’i rektal prolapsus idi. Yapılan
ameliyatlar, Miles ameliyatı 2, Ultra low anterior rezeksiyon 2, Low
anterior rezeksiyon 2, anterior rezeksiyon 1 idi. 2 olguda kanama
ve mesane invazyonu nedeni ile açığa geçildi. Ortalama ameliyat
süresi 360 dakika(100-780).idi. Kanser tanısı ile ameliyat edilen
olgularda uygulanan cerrahinin onkolojik prensiplere uygun
olduğu postoperatif patoloji ile doğrulandı.Ortalama yatış süresi
13.1 gündü (2-76) idi. Olgularda mortalite saptanmadı
Tartışma ve Sonuç
Da Vinci robotik sistem, açık cerrahi tekniklerin manuplasyon
yeteneklerini laparoskopik cerrahiye taşımakta ve cerrahinin
laparoskopiden sonraki dönemini simgelemektedir. Ancak
yüksek maliyetleri nedeniyle henüz kullanımı sınırlıdır.
119
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S25
Anterior Rezeksiyonlarda Anastomoz
İçin Kullanılan Staplerin Çeşitli Uygulama
Şekillerinin Postoperatif Anal Fonksiyonlar
Üzerine Olan Etkisi
Mustafa Berkeşoğlu1, Ayhan Bülent Erkek1, M. Ayhan Kuzu1, Erkinbek Orazokunov1, Gökçe Aylaz1, Sedef Kuran3, Can Ateş2, Semih Baskan1, Attila Törüner1
Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi ABD
2
Ankara Üniversitesi İstatistik Bölümü
3
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü
1
Giriş
Anterior(AR) yada aşağı anterior rezeksiyonlar(LAR); benign
yada malign nedenlerle sıklıkla başvurulan cerrahi yöntemlerdir.
Anastomoz için stapler kullanılan AR’dan sonra anorektal
fonksiyonlarda saptanan bozulmanın nedeni olarak ‘stapler
uygulanırken anal sfinkterlerin travmatize edilmesinin’ üzerinde
durulmuştur. ‘Dilatör’ kullanımıyla AR ameliyatlarında postoperatif
dönemde anorektal fonksiyonların korunması hedeflenmiştir.
Metod
Çalışma randomize, prospektif klinik çalışma olarak
düzenlenmiştir. AÜTF Genel Cerrahi Kliniği’nde Ocak 2009
- Eylül 2010 tarihleri arasında ‘dairesel stapler kullanılması
planlanan’ AR yapılacak olan hastalar çalışmaya alınmıştır.
Anastomoz aşamasında bir grupta (n=21) ‘parmak dilatasyonu
sonrası direkt olarak’ dairesel stapler uygulanmıştır (SS=‘sadece
stapler’ grubu). Diğer grupta (n=19) ise stapler yerleştirilirken
‘anal dilatör’ içerisinden ilerletilmiştir (DS=‘dilatör+stapler’ grubu).
Bulgu
SS grubunda yaş için ortanca değer; 60(31–70), DS grubunda
ise; 63(36–70)’dir. Anastomozun ‘anal verge’den uzaklığı
bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark
saptanmamıştır. SS grubunda anastomoz hattının ‘anal
verge’den uzaklığı 12(8–20) cm’dir, DS grubunda ise 12(8–16)
cm’dir. Hiçbir grupta major inkontinansa rastlanmamıştır, toplam
9/40 hastada minör inkontinans saptanmıştır. Tüm hastalar
için hesaplanan Wexner inkontinans skoru; 0(0-3)’dır. Analiz
sonuçlarına göre gruplar arasında inkontinans varlığı, inkontinans
skoru, Ultrasonografik olarak İAS’de ve EAS’de değişiklik,
günlük defekasyon sayısı gibi değişkenler için istatistiksel
olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Yaşam Kalitesi
Skorunun her iki grupta da postoperatif dönemde daha yüksek
olduğu saptanmıştır. Postoperatif dönemde manometrik basınç
değerleri, RAİR (Rektoanal İnhibitör Refleks) pozitifliği ve FAKU
(Fonksiyonel Anal Kanal Uzunluğu) her iki grupta da azalmıştır.
ODB (Ortalama Dinlenim Basıncı) değeri ve FAKU’da saptanan
120
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
azalma; SS grubunda daha belirgindir. Fark istatistiksel olarak
anlamlıdır (ODB ve FAKU için sırasıyla p=0,044 ve p=0,013).
Tartışma ve Sonuç
DS grubunda anorektal parametrelerin nispeten daha iyi
korunmuş olmasının muhtemel nedeni sabit bir dilatörün
anal kanala yerleştirilmesi ile tüm anal kanala eşit oranda
kuvvetin, daha standart bir yöntemle uygulanmış olması
olarak düşünülmüştür. Dairesel stapler çapına uygun ve daha
küçük çaptaki dilatörler de kullanılabilir. Geniş hasta serileriyle
oluşturulan benzer şekilde oluşturulmuş randomize, prospektif,
klinik çalışmalarla daha iyi sonuçlar elde edilebilir.
121
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S26
STARR ( Stapled Transanal Rectal Resection)
Tekniği ile Rektosel Onarımı
Volkan Tümay, Osman Serhat Güner, Abdullah Zorluoğlu
Acıbadem Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Rektosel hastalığında anal yaklaşım ile onarım tekniği
olan STARR prosedürü ile olan sonuçlarımızı irdelemek ve
deneyimlerimizi paylaşmak.
Metod
Mart 2006- Mart 2011 arasında rektosel tanısı konularak STARR
prosedürü uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi.
Tanıda kullanılan tetkik, rektosel boyutu, kullanılan stapler
sayısı, preop ve postop defekasyon sıklığı ile preop ve postop
şikayetlerinin derecesi irdelendi.
Bulgu
Toplam 18 hastaya STARR operasyonu yapıldı. Olguların yaş
ortalaması 41,2±7,1 idi. Rektosel 16 olguda preop defekografi
yöntemi ile , 2 olguda anestezi altında muayene ile saptandı.
Rektosel çap ortalaması 27,8 ± 7,6 mm ve takip süresi 20 ± 13 ay
idi. 8 olguda 1 adet PPH kit , 10 olguda 2 adet PPH kit kullanıldı.
Hiç bir olguda abse veya fistül oluşmadı. Takipteki bulgular
tabloda özetlenmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Kabızlık şikayeti olanlarda rektosel olasılığı mutlaka akılda
bulundurulmalı ve şüphe halinde araştırma yapılmalıdır.
Defekografi kesin tanı koymaya olanak veren önemli bir
yöntemdir. PPH 32 kit kullanılarak yapılan STARR yöntemi
düşük morbidite oranı ile güvenle uygulanabilen, başarısı ve
hasta memnuniyeti yüksek bir cerrahi prosedürdür.
Defekasyon sıklığı
(gün)
Şikayet derecesi
( 1-10)
Preoperatif
2,6 ± 1,5
8,3 ± 1,2
Postoperatif
1,1 ± 0,5
3,2 ± 2,6
(ortalama ± std. sapma)
122
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S27
Kronik Konstipasyonda Cerrahi Deneyimlerimiz
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kronik konstipasyon yaşla birlikte sıklığı artan önemli ve
karmaşık bir problemdir. Tedavisi uzun ve zordur. Hasta uyumu
önemlidir.Medikal tedavivin başarısız kaldığı durumlarda cerrahi
tedavi düşünülmelidir.
Metod
2005 ile 2010 yılları arasında ŞEAH 1.Genel Cerrahi Kliniği’nde
kronik konstipasyon nedeniyle opere ettiğimiz 3 hastayı
retrospektif olarak araştırdık.Hastaları ameliyat öncesi ve
sonrası defekasyon sıklığı,laksatif kullanımı,abdominal şişkinlik
yönünden inceledik.
Bulgu
3 hasta da operasyondan olumlu bahsetti.Artık laksatif
kullanmadıklaını,abdominal şişkinlikleri olmadığını ortalama 1 /
gün defekasyona çıktıklarını söylediler.Genel olarak operasyon
yaşam kalitelerini arttırmıştı.Operasyon öncesi yapılan görsel
skala değerlendirmelerinde, yaşam kalitesi standartları ortalama
3 olarak belirlerken , operasyon sonrası bu değer ortalama
8 olarak belirlendi.Operasyonu sizin durumunuzdaki diğer
hastalara önerir misiniz sorusunu ise 3 hasta da evet şeklinde
yanıtladı.
Tartışma ve Sonuç
Cerrahi girişim konstipasyonda iyileşme sağlar ve hasta yaşam
kalitesi skorlarını arttırır.Ama en uygun tedavi yaklaşımını
belirlemek için, literatürde bu konuda kontrol grupları daha geniş
çalışmaların yayınlanmasına gereksinim vardır.
123
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S28
Fekal Inkontinens Tedavisinde Anal EMG
Biofeedback (Femiscan) Uygulanımının
Erken Dönem Sonuçları
Bahadır Ege1, Sezai Leventoğlu2, B. Bülent Menteş2, Bülent Aytaç2 2
1
Koru Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, Ankara
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Ankara
Giriş
Fekal inkontinens tedavisinde anal EMG biofeedback (FemiScan)
uygulanımının olası etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
Çalışmaya 2010-2011 yılları arasında fekal inkontinens
nedeniyle kliniğimize baş vuran 4 hasta dahil edildi. Anal EMG
biofeedback gün aşırı 3 hafta, 30 dakika süre ile anal prob ve
kulaklık aracılığıyla hastaya uygulandı. Birinci ayda prosedür
tekrar edildi. İşlem öncesi ve sonrası hastanın anal EMG
biofeedback sonuçları pelvik taban kasları averaj aktivitesi
(µV) seklinde elektronik ortamda kaydedildi. Anal manometre
(istirahat ve sıkma basınçları), pudental sinir terminal motor
latency değerleri, fekal inkontinens skoru (Cleveland clinic scoreCCIS), fekal inkontinens yaşam kalitesi indeksi (FIQLI) skoru
uygulama öncesi ve sonrası değerlendirildi.
Bulgu
Hastaların 2’si (%50) kadın, yaş ortalaması 60’dı (3080). Hastaların 2’sinde hemoroidektomi öyküsü saptandı.
FemiScan tedavisi sonrası hastaların pelvik taban kasları averaj
aktivitesinde yaklaşık 3 kat artış görüldü ( Mann- Whitney U, p‹
0,05). CCIS uygulama öncesi 12.3 iken sonrasında 2.3’e geriledi
(Mann- Whitney U, p‹ 0,05). FIQLI skoru (yaşam biçimi, davranış,
depresyon, utanma) işlem sonrası istatistiksel olarak anlamlı bir
düzelme gösterdi (Mann- Whitney U, p‹ 0,05 ). Hastanın anorektal
fizyolojik testlerinde de belirgin bir düzelme tespit edildi.
Tartışma ve Sonuç
Anal kanala yerleştirilen, bilgisayar destekli, ses komutlu
yüzeyel EMG probu ile yapılan pelvik taban biofeedback
tedavisi noninvaziv bir yöntem olup erken dönem sonuçları
anal inkontinensin tedavisinde efektif bir yöntem olarak
kullanılabileceği yönünde cesaret vermiştir.
124
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S29
Kabızlık Etyolojisi İncelemesinde Kolonik Transit
Zamanının Ölçümü Gerekli midir?
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Mustafa Uygar Kalaycı, Ali Kocataş, Ahmet Sürek, Halil Alış
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Arş. ve Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kabızlık ülkemizdeki prevalansı ile ilgili kesin veriler yoktur. Çıkış
obstruksiyonu olarak tanımlanan patolojilerle kolonik motite
problemlerinin ayrımında kullanılan kolonik transit zaman ölçümü,
kolay uygulanabilirliği ile tanıda ilk basamakta kullanılmaktadır.
Bu çalışmada kabızlık şikayeti ile başvuran hastaların etyolojik
incelemesinde kolonik transit zamanın ölçümünün inceledik.
Metod
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi Polikliniği’ne 1 Ocak 2009 ile 1 Ocak 2011 yılları arasında
kabızlık şikayeti ile başvuran ve Roma III kabızlık skalasına göre
kabız tanısı almış 130 olguya üç günlük dietin ardından Starlitz
marka içinde 21 adet radyoopak marker bulunan kapsül içirildi
ve 5’inci ve 7’inci günlerde Ayakta direkt batın grafisi ve pelvis
grafisi ile kolonik transit zamanına bakıldı. Olguların cinsiyet,
yaş, şikayet ve grafi sonuçları incelendi.
Bulgu
Çalışmaya dahil edilen 130 olgunun 102 tanesi (%78.4) kadın 27
tanesi (%21.6) erkekti. Olguların yaş ortalaması 38.4 ‘tü (16-65).
Kolonik transit zamanı 13 olguda uzamış olarak bulundu. Bu 13
olgunun 12 tanesi kadın bir tanesi erkekti.13 olgunun 9 tanesinde
kapsüllerin rektosigmoid bölgede biriktiği izlendi. Olguların 2
sinde sağ kolonda 2 olgunun ise sol kolonda kapsül birikimi oldu.
Tartışma ve Sonuç
Kolonik transit zamanı ölçümü kabızlık tanısının ortaya
konmasında, çıkış obstruksiyonlarını ayırmada ve diet
düzenlenmesinin etkinliğini araştırmada kullanılabilir.
125
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S30
Doğum Travmasına Bağlı Anal İnkontinans
Akın Önder, Zülfü Arıkanoğlu, Murat Kapan, Fatih Taşkesen, Abdullah Böyük, Celalettin Keleş
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Anal inkontinans, gaz ve dışkının istem dışı kaçırılması olup,
oldukça önemli kişisel ve sosyal bir problemdir. Görülme sıklığı
%2–7 olup, kadınlarda sıklıkla vaginal doğum esnasında
gerçekleşen travmaya bağlı ortaya çıkar ve bu durum hasta
populasyonuna yönelik yapılacak dikkatli bir sorgulama ile
kolayca ortaya konulabilir. Bu çalışmada doğum travmasına bağlı
anal inkontinans gelişen ve cerrahi uyguladığımız hastaların
sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
Ocak 2005-Aralık 2010 yılları arasında doğum travmasına
bağlı anal inkontinans nedeniyle overlapping sfinkter onarımı
uygulanan 15 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi.
Ateşli silah yaralanması, trafik kazası ve kesici-delici alet
yaralanmaya bağlı sfinkter yaralanmaları çalışma dışında
bırakıldı. Hastalar yaş, doğumun gerçekleştiği yer ve doğum
sayısı açısından irdelendi. Sfinkter hasarı “Royal College of
Obstetricians and Gynaecologists” skalasına göre evrelendirildi.
Uygulanan cerrahi tedavinin sonuçları ve morbidite oranları
kaydedildi.
Bulgu
Hastaların ortalama yaşı 34.7±9.2(18-49) idi. Üç hasta primipar,12
ise multipar idi. Hastaların 9’u evde doğumu yaparken, 6’sı
hastanede doğum yapmıştı. Hastanede doğum yapanların 4’ne
epizyotomi uygulanmıştı. Sfinkter hasarı hastaların tamamında
evre 4 idi. Yırtığın oluşması ile ameliyata kadar geçen süre;
hasar sonrası ilk gün ile 17 yıl arasında değişmekteydi.
Postoperatif dönemde hastaların 2’sinde yara yeri enfeksiyonu
gelişti. Drenaj ve pansuman ile tedavi edildi. Hastaların 1’inde
gaz-gaita inkontinansı, 3’ünde gaz inkontinansı devam ederken,
11 hastada kontinans sağlandı.
Tartışma ve Sonuç
Vaginal doğum travmalarına bağlı sfinkter hasarları ayrıntılı fizik
muayene ve dikkatli bir sorgulama ile kolaylıkla tanımlanabilir.
Hastalığın tespiti sonrası uygulanacak cerrahi tedavi ile
memnuniyet verici sonuçlar elde edilebilmektedir.
126
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S31
Fekal İnkontinensli Olgularımızda Tedavi
Sonuçlarımız
Musa Akoğlu, Erol Aksoy, Tahsin Dalgıç, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniği
Giriş
3 yaşından büyüklerde, en az 1 ay devamlı veya tekrarlayıcı
kontrol dışı dışkılama olması fekal inkontinans olarak tanımlanır.
Gerçek insidansı bilinmemekle birlikte genel popülasyonda
%0,8-15 arasında değişmektedir.
Metod
Haziran 2009 Şubat 2011 arasında TYİH GEC kliniğine fekal
inkontinans ile başvuran ve ameliyat edilen hastalar çalışma
kapsamına alındı. Fekal inkontinans minor ve major olmak üzere
ikiye ayrıldı. Minör inkontinans istemsiz gaz kaçışı veya sıvı dışkı
ile iç çamaşırın parsiyel kirlenmesi olarak, majör inkontinans ise
istemsiz feçes kaçırılması olarak tanımlandı. Bütün hastalara
preoperatif dönemde rektal digital muayene, rektosigmoidoskopi,
anal manometre, endoanal USG ve/veya pelvik MR yapıldı.
Hastaların preoperatif ve postoperatif inkontinas değerleri
Cleveland klinik inkontinas skorlama sistemine göre yapıldı (0
en iyi skor 20 en kötü skor değeridir). Tüm hastalar aynı cerrah
tarafından ameliyat edildi. Hastalar 3 ay aralıklarla izlendi.
Bulgu
7 olgu fekal inkontinas tanısı ile cerrahi olarak tedavi edildi.
Hastalarımızın hepsi kadın idi. Yaş ortalaması 45 idi ( 30-73 yaş ).
Bütün hastalarda majör inkontinas mevcuttu. Hastaların 6’sında
normal spontan vaginal doğum sonrası, birinde de travma sonrası
inkontinas hikayesi mevcuttu. Hastaların ortalama inkontinans
süreleri en az 8 ay ile en fazla 15 yıl arasında değişmekte idi.
Endoanal USG’de 3 hastada > %50 internal+eksternal sfinkter
defekti, 2 hastada internal sfinkterde tam defekt, 2 hastada da >
%50 eksternal sfinkter defekti mevcut idi. Preoperatif inkontinas
skoru 3 hastada 20, 2 hastada 18, 1 hastada 16 ve 1 hastada da
11 idi. Bütün hastalara primer sfinkter onarımı yapıldı. Bunlardan
2 hastaya aynı zamanda rektovajinal fistül nedeni ile rektovajinal
duvar tamiri de yapıldı. Postoperatif dönemdeki takiplerinde
hastaların inkontinas skorları değerlendirildi. 3 hastada inkontinas
skoru 0, 2 hastada 2, 1 hastada 3 ve 1 hastada da 6 idi. Klinik
izlemde 1 hastada ameliyat başarısız oldu ve bu hasta reopere
edildi
Tartışma ve Sonuç
Major inkontinansı ve eksternal sfinkter hasarı olan hastalarda
sfinkterotomi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir. Bu hastalar
tekrar ameliyat gerekebileceği konusunda bilgilendirilmelidir.
127
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S32
İrreduktabl Rektal Prolapsuslarda Altemier
Ameliyatı Sonuçlarımız
Ayhan Çevik, Gülay Dalkılıç, Işılay Demir, Hüseyin Ekinci, Mehmet Mustafa Altıntaş, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Rektal prolapsus elektif olarak cerrahi polikliniklerinde
değerlendirilen bir hastalık olmakla beraber, bu hastalarda
kanama, yırtık ve gelişen ödeme bağlı irredüktebl olması ile
barsak nekrozuna kadar ilerleyebilen önemli komplikasyonlar
gelişebilir. Bu durumların varlığında acil operasyon endikasyonu
mevcuttur. Amacımız kliniğimize acil olarak başvuran redukte
edilemeyen rektal prolapsus vakalarında uyguladığımız rektum
rezeksiyonu ve anastomozun morbidite ve mortalite oranlarını
irdelemektir.
Metod
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. genel
cerrahi kliniğinde 2009-2011 yılları arasında acil polikliniğimize
redukte edilemeyen rektal prolapsus nedeniyle başvuran
4 hastanın 3’ü erkek 1’i kadın olup en genci 28 en yaşlısı 82
yaşında idi.Hastalarımızın anamnezinde ortalama 4 yıldır varolan
rektal prolapsusları mevcuttu.3 hastamızda mental retardasyon
1 hastamızda ise senil demans vardı.Polikliniğimize başvuran
hastaların prolapsusları ortalama olarak 6-8 saattir dışarıda
olduğu içeri sokamadıkları anamnezi mevcuttu. Muayenelerinde
prolapsus olan rektal kısımda yer yer nekroz ve ülserli alanlar
vardı.
Bulgu
Tüm hastalarımıza perianal yoldan rektum rezeksiyonu ve
koloanal anastomoz uygulandı.1 hastamıza geçici ileostomi
eklendi.Hastalarımızın postoperatif takiplerinde önemli bir
komplikasyon saptanmadı.Hastalarımızın sfinkter tonusları
sağlamdı.İleostomi yapılan hastamızın ileostomisi kolonoskopiyi
takiben 6. haftada kapatıldı.
Tartışma ve Sonuç
Rektal prolapsusda oluş nedeninin tam olarak ortaya
konulmaması ve cerrahi tedavinin sonuçlarının farklılığı çok
sayıda operasyon şeklinin geliştirilmesine neden olmuştur.
Özellikle redükte edilemeyen rektal prolapsus olgularında rektum
rezeksiyonu ve koloanal anastomoz (Altemier prosedürü) tercih
edilebilen bir yöntem olarak kullanılabileceği düşüncesindeyiz.
128
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S33
Defekasyon Bozukluğu Olarak Konstipasyon:
Fizyolojik Testlerden Ne Bekleriz?
Ahmet Ziya Balta2, Sezai Demirbaş1, Ramazan Öztürk3, Ergün Yücel2, M. Tahir Özer1, Nail Ersöz1
2
1
GATA Genel Cerrahi AD
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
3
İzmir Asker Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği
Giriş
Konstipasyon sıklıkla sert gaita, tam olmayan defekasyon,
kronik ıkınma, abdominal ağrı ve tuvalette uzun süre kalma gibi
semptom ve/veya bulgularla birliktedir. Tanısal belirsizliklerin
bazıları anorektumun fonkiyonel ve yapısal değişikliklerinden
bazıları da az sayıda olan ve her zaman en iyi sonucu verebileceği
düşünülen fakat bekleneni vermeyebilen görüntüleme
yötemlerinin değerlendirilmesinden ileri gelmektedir. Bu nedenle
fizyolojik testler gerekli hale gelmektedir. Bu çalışmada amaç
hangi fizyolojik testin klinik semptomlarla korele ve değerli olduğu
saptamak, kronik konstipasyonlu hastalarda fizyolojik testlerin
uygulanabilirliğini ortaya koymaktır.
Metod
Roma II kriterlerine göre 127 konstipasyonlu hasta ( % 56,3
kadın, ortalama yaş 56,7 ) öncelikle diyet değişikliği ve fiziksel
aktivite artışı ile tedavi edildi. Tedaviye cevap vermeyen 80 hasta
fizyolojik testleler ( anal manometri, defekografi, kolonik transit
zamanı (KTZ))ve klinik semptomlar ile değerlendirilmeye alındı.
Dört farklı kategoriden köken alan fizyolojik test değerlendirmeleri
faktör analizi ile incelendi. ROC eğrisi analizi ise konstipasyon
durumu üzerinde büyük etki ilişkisini değerlendirilmede kullanıldı.
Bulgu
Çoğunluğu bayan olan 80 hastada (%89) 11.9 yıldır süren
birçok semptomlar mevcuttu. KTZ, skorlama sistemi, boşaltım
sorunu, sert gaita, laksatif kullanma alışkanlığı, parmak yardımlı
defekasyon çeşitli kategorilerden köken alan 17 faktör içinde
belirgin derecede farklı olanlarıydı. Konstipasyonda önemli
etkileri olan ve sıklıkla gerekli olduğu göz önünde bulundurulan
fizyolojik testler ve ilişkili semptomları analiz ettik.
Tartışma ve Sonuç
Skorlama sistemi, KTZ, anal manometri ve diğer fizyolojik testler
konstipasyon etyojisinin doğru tanısına karar vermede önemlidir.
Bunula beraber defekografi ve klinik semptomlar konstipasyonun
tanısında önemli etkiye sahip diğer faktörlerdir.
129
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S34
Anal Manometri Sonuçlarımız
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Eyüp Gemici, Mehmet İlhan, Cemal Deniztaş, Mahmut Doğan, Halil Alış
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim Arş.Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Anorektal manometri fekal inkontinens ve dışkılama güçlüğünün
tanısal değerlendirilmesinde kullanılır ve semptomların
fizyopatolojik mekanizmalarını ortaya koyar. Fekal inkontinens,
obstetrik, cerrahi veya travmatik bir yaralanmayla oluşan
sfinkter defektinin yerini ve büyüklüğünü saptamak, preoperatif
sfinkter fonksiyonlarını araştırmak kronik konstipasyonu ve
fonksiyonel “outlet” obstrüksiyonu değerlendirmede kullanılır.
Biz kliniğimizde son bir yılda yapılan anal manometrileri yapılan
hastaları inceledik.
Metod
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi polikliniğine anal inkontinans, hemoroidektomi sonrası
gaz kaçırma ve zorlu dışkılama ile başvurmuş ve anal manometri
yapılmış 25 olgu incelendi.Olgular yaş,cinsiyet,başvuru şikayeti
ve manometri sonucuna göre değerlendirildi.
Bulgu
Olguların 13 tanesi kadın 12 tanesi erkekti. Yaş ortalaması 39(1574)’tü. Olguların 14 tanesi anal inkontinans, 6 tanesi hemoroid
operasyonu sonrasında gaz kaçırma ve 5 tanesi defekografi
ile puborektal spazm düşünülen zorlu dışkılama şikayeti ile
başvurdu. Olguların ortalama rektal dinlenim basıncı 40.8(1185), internal anal sfinkter için ortalama dinlenim basıncı 43.1(1390), eksternal anal sfinkter için ortalama dinlenme basıncı 42.2(
8-78), anal ortalama dinlenme basıncı 37.4( 18-67), basınç artışı
68.68(3-229), ortalama sıkma basıncı 29.88(-1-110), spontan
eas cevabı 44.92 (5-167) ölçüldü.
Tartışma ve Sonuç
İnkontinans ve hemoroidektomi sonrası başvuran hastaların
tümünde dinlenme basınçları normalden düşük bulunurken
puborektal spzam olan 2 hastanın normal 3 hastada ise artmış
basınçlar izlendi. Tüm sonuçları ile birlikte değerlendirdiğimizde
toplam 20 olguda inkontinans saptandı.2 olgunun manometrik
incelenmesi normal 3 hastada ise eksternal sfinkter basınçları
artmıştı Anal manometri inkontinans başta olmak üzere anal
sfinkter patolojisi düşünülen hastalarda kullanılması gereken
bir yöntemdir. Geçirilmiş operasyonlara bağlı komplikasyonların
yönetiminde de kullanıldığından genel cerrahi kliniklerinde
uygulanmalıdır. Bunun dışında operasyon planlanan hastalara
uygulanması post op oluşan şikayetlerin preoperatif dönemde de
varlığını ortaya koyar.
130
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S35
Soliter Rektal Ülser Sendromunda Mesalazine
Etkinliği
Birol Ağca, Ali Durmuş, Sezgin Zeren, Erman Sobutay, Hakan Evrüke, Kazım Sarı SB Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Soliter Rektal Ülser Sendromu(SRÜS) erkek-kadın oranı aynı
olan,genellikle rektal kanama, ağrı, mukuslu dışkılama, rektum
boşalmasında gecikme ve zorlanma olarak kendini gösterir.
Hastaların büyük çoğunluğunda kanlı dışkılama ana semptom
olarak görülmekte ancak önemli bir kısmında herhangi bir
semptom bulunmamakta, tanı başka amaçlarla yapılan tetkikler
sırasında konulmaktadır.
Metod
OLGU 28 yaşında kadın olgu;karın ağrısı, dışkılama güçlüğü
ve tam olarak boşalmama hissi, rektal kanama ve mukuslu
dışkılama ile polkliniğimize başvurdu.Yapılan fizik muayenede
önemli bir özellik saptanmayan hastaya daha sonra yapılan
kolonoskopide rektum ön duvarında lokalize, anal kanal iç
yüzeyden itibaren5-10 cm kadar proksimalde yerleşmiş, etrafı
hiperemik ve ödemli kenarları düzgün ve zeminden fazla derin
olmayan tek bir ülser bulunması ve histolojik olarak verifiye
edilmesi neticesinde SRÜS tanısı konuldu(Resim 1).
Bulgu
Olguya Mesalazin(5-amino salicylic acid) lavman sabah ve
akşam 2 ay boyunca uygulandı.2 ay sonunda makroskopik
iyileşme görüldü.Takip edildiği 12 ay boyunca nükse ve rektal
kanamaya rastlanmadı(Resim 2).
Tartışma ve Sonuç
SRÜS tedavisinde birçok hastada diet ve lif desteği gibi konservatif
yaklaşımlar faydalı olabilmektedir.Konservatif yaklaşımdan
fayda görmeyen hastalar için ilaç tedavisi, biofeedback ve
cerrahi girişim gibi tedavi seçenekleri de uygulanabilir. Tedavi,
yakınmaların şiddetine ve rektal prolapsus olup olmamasına
göre belirlenir. Medikal tedavi seçenekleri arasında, her ne kadar
büyük çaplı çalışmalar bulunmasa da, 5-ASA enema, sükralfat
enema, steroid enema ve fibrin glue kullanımının semptomları
azalttığı yönünde bulgular vardır.
131
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S36
Anal İnkontinans Tedavisinde Anterior
Sfinkteroplasti ile Birlikte Levatoroplasti
Uyguladığımız Hastalarımızın Uzun Dönem
Sonuçları
Tahsin Çolak1, Alper Sözütek2, Ahmet Dağ1, Özgür Türkmenoğlu1, Ramazan Gündoğdu1
2
1
Mersin Üniversitesi Genel Cerrahi AD
Mersin Üniversitesi Gastroenteroloji Cerrahi BD
Giriş
Çalışmamızda, çeşitli nedenlerden dolayı anal inkontinans
gelişen ve tedavisinde anterior sfinkteroplasti ile birlikte
levatoroplasti uyguladığımız hastalarımızın uzun dönem
sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Metod
2007-2010 yılları arasında çeşitli nedenlerden dolayı anal
inkontinans gelişmiş ve tedavisinde anterior sfinkteroplasti
ile birlikte levatoroplasti uyguladığımız 23 hasta çalışmamıza
dahil edildi. Hastalar demografik özellikleri, ameliyat öncesi
inkontinans nedenleri ve şikayet süreleri açısından incelendi.
Ameliyat öncesi ve sonrası hastaların inkontinans şiddeti Wexner
inkontinans skorlama sistemi kullanılarak değerlendirildi.
Bulgu
Çalışma grubumuz, ortalama yaş oranı 40,1 (24-62) olan
5 erkek (%21,7), 18 kadın (%78,3) hastadan oluştu. Anal
inkontinans, 5 erkek hastanın 3’ünde fournier gangreni, 2’sinde
rektum yaralanmasını takiben gelişirken, 18 kadın hastanın
2’sinde fournier gangreni, 16’sında doğum travması nedeni ile
gelişmişti. Şikayet süreleri ortalama 16,2 ay (0-56) idi. Ameliyat
öncesi ortalama Wexner inkontinans skorları 16,3 iken (1320), sonrasındaki ortalama skor 6,5 (4-10) olarak kaydedildi.
Ortalama takip süresi 25,7 ay (5-48) idi.
Tartışma ve Sonuç
Anal inkontinans şikayeti olan hastaların cerrahi tedavisinde
yaralanmış sfinkterin tamirine ek olarak anterior levatoroplasti
eklenmesi ameliyat sonrası wexner inkontinans skorlarına
olumlu etkide bulunmaktadır.
132
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S37
Laparoskopik ve Açık Apandektomilerin
Karşılaştırılması: Prospektif Klinik Çalışma
Gökhan Çipe, Oğuz İdiz, Naim Memmi, Süleyman Bozkurt, Münire Kayahan, Yeliz Emine Ersoy, Hüseyin Kadıoğlu, Mahmut Müslümanoğlu
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Akut apandisit en sık acil cerrahi gerektiren hastalıktır.
Laparoskopik cerrahi akut apandisitin tedavisinde yıllardır
kullanılmasına rağmen, açık apandektomiye (AA) üstünlüğü hala
tartışma konusudur. Çalışmamızın amacı; AA ile laparoskopik
apandektomi (LA) yöntemlerinin birbirlerine karşı üstünlüklerinin
olup, olmadığını araştırmaktır.
Metod
Daha önce karın cerrahisi geçirmemiş ve Amerikan Anestezistler
Birliği sınıflamasına göre ASA 3 ve altı olan, apandektomi
yapılan hastalar prospektif olarak kaydedildi. AA ve LA yapılan
hastalar; yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi (BMI), ameliyat
süreleri, postoperatif 1., 6., 12., ve 24. saatlerdeki Vizüel Analog
Skala (VAS) skorları, analjezik ihtiyacı, hastanede yatış süresi
ve komplikasyon oranları açısından karşılaştırıldı. Grupların
karşılaştırılmasında Friedman kikare ve Mann Whitney U testleri
kullanıldı.
Bulgu
Akut apandisit tanısı ile AA(n=35) ve LA(n=21) yapılan 56
hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş(p=0.255), cinsiyet(p=0.61)
ve BMI(p=0.398) her iki grupta benzerdi. Ameliyat süresi AA
grubunda ortalama = 51.1±20.6 dk. iken, LA grubunda ortalama
= 52.1±14.3 dk. idi(p=0.737). VAS skorları 1. saatte(p=0.196),
6. saatte(p=0.522), 12. saatte(p=0.464) ve 24. saatte(p=0.140)
benzerdi. AA grubunda analjezik ihtiyacı 17 hastada 1 kez, 14
hastada 2 kez, 3 hastada 3 kez ve 1 hastada da 4 kez olurken,
LA grubunda 14 hastaya 1 kez, 3 hastaya 2 kez, 2 hastaya 3 kez
ve 2 hastaya da 4 kez olmuştur(p=0.42). Hastanede yatış süresi
AA grubunda ortalama=27±15.9 saat iken, LA ortalama=37.4±50
saat bulunmuştur(p=0.522). AA grubunda 1 hastada yara
yeri enfeksiyonu gelişirken, LA grubunda 1 hastada yara yeri
enfeksiyonu, 1 hastada atelektazi ve 1 hastada intraabdominal
abse görülmüştür. Toplam komplikasyon oranı açısından her iki
grup arasında anlamlı fark yoktu (p=0.11)
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızın ilk sonuçları göstermiştir ki; LA ile AA’nin
ameliyat süreleri, postoperatif VAS skorları, analjezik ihtiyacı,
hastanede yatış süresi ve komplikasyon oranları benzerdir.
Ayrıca çalışmamız, laparoskopi deneyimimizin LA’yi AA ile eşit
sürede yapacak kadar arttığını göstermektedir. LA, bir üstünlüğü
bulunmamakla birlikte, akut apandisitin tedavisinde AA gibi
güvenle uygulanabilir bir yöntemdir.
133
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S38
Akut Apandisit Nedeniyle Ameliyat Edilen
Hastalarda Lökosit ve C-Reaktif Protein
Değeri ile Batın Ultrasonografisinin Tanı
Duyarlılıklarının Karşılaştırılması
Cemal Kaya, Şener Okul, Uygar Demir, Tahir Atun, Mustafa Arısoy, Rıza Gürhan Işıl, Mehmet Mihmanlı
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3.Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisit, acil cerrahi kliniklerinde en sık karşılaşılan akut
batın nedeni olup geniş tanı olanaklarına rağmen yanılma
oranları hala yüksek seyretmektedir. Bu çalışmadaki amacımız
akut apandisit düşünülen olgulardaki lökosit ve C-Reaktif Protein
(CRP) değerleriyle batın ultrasonografi (USG) sonuçlarının tanı
duyarlılıklarını karşılaştırmak.
Metod
Ocak 2009-Mart 2010 tarihleri arasında akut apandisit ön tanısıyla
ameliyata alınmış 114 hastanın bulguları retrospektif olarak
incelenmiş.Tüm hastaların lökosit, CRP değerlerine bakılmış
ve batın USG’leri çekilmiştir. Hastaların ameliyat bulguları ve
histopatoloji sonuçları birlikte değerlendirilerek lökosit ve CRP
değerleriyle, batın USG sonuçlarının duyarlılıkları karşılaştırıldı
Bulgu
Hastaların yaş ortalaması 27.5 (15-82) olup 69’u erkek, 45’i
kadındı. Akut apandisit ön tanısıyla ameliyat edilen 114 hastanın
17’sinde (%14.9) makroskobik ve histopatolojik olarak akut
apandisit saptanmamıştır. Hastalardan 18’inin(% 15.7) lökosit
değerleri, 29’unun ( %25.4) CRP değerleri ve 24’ünün (% 21)
batın USG sonuçları doğal bulundu. Tüm hastalar içerisinde
lökosit değeri normal olan hastaların 9’unda (%7.8), CRP
değeri normal olan hastaların 20’sinde (%17.5) ve batın USG
sonucu doğal gelen hastaların 12’sinde (%10.5) histopatolojik ve
makroskobik olarak akut apandisit saptanmıştır. Lökosit ve CRP
değerleri birlikte normal çıkan hastalardan ise 2’sinde (%1.7)
akut apandisit saptanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Sonuçlar karşılaştırıldığında akut apandisit vakalarında lökosit ve
CRP değerinin birlikte bakılmasının özgüllüğünün düşük ancak
duyarlılığının yüksek olduğu (%98.2) anlaşılmıştır.Literatür
ile karşılaştırıldığında tek başına lökosit ve USG sonuçlarının
benzer oranlarda olduğu saptanmıştır. Akut apandisit, atlanma
oranlarının veya yanlış pozitiflik nedeniyle laparatomi oranlarının
yüksekliği nedeniyle laboratuar sonuçlarının klinik ile birlikte
değerlendirilmesinin en doğru sonucu vereceği düşüncesindeyiz.
134
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S39
Kolorektal Tümörlere Bağlı Kolon
Perforasyonları
Erdoğan Sözüer, Muhammet Akyüz, Hızır Akyıldız, Can Küçük, Alper Akcan, Tarık Artış, Murat Mert
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Kolorektal tümörlere bağlı kolon perforasyonları nadir görülen
ancak mortalitesi yüksek ve hastanın prognozunu olumsuz
etkileyen bir durumdur. Bu çalışmada kolorektal tümörlere bağlı
gelişen perforasyonda cerrahi tedavi sonuçlarının incelenmesi
amaçlanmıştır.
Metod
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim
Dalı’nda Ocak 2000 ile Aralık 2009 tarihleri arasında kolorektal
tümör tanısıyla ameliyat edilen 1203 hastadan tümöre bağlı
perforasyon saptanan 28 hastaya ait demografik bulgular,
ameliyat bulguları, yapılan ameliyatlar ve sonuçlar retrospektif
olarak incelendi.
Bulgu
Kliniğimizde 10 yıllık dönemde kolorektal tümör nedeniyle
ameliyat edilen 1203 hastanın 28’inde (%2,3) tümöre bağlı
perforasyon saptandı. Perforasyon nedeniyle ameliyat edilen
hastalarda kadın/erkek oranı eşitti. Hastaların yaş ortalaması 66
(41-92) idi. Bu hastaların 17’sinde (%69) hipertansiyon ve diabet
başta olmak üzere en az bir yandaş hastalık mevcuttu. Ameliyat
öncesi dönemde yapılan tetkiklerde 15 hastada (%53) lökositoz,
10 hastada (%36) ayakta direkt karın grafisinde serbest hava
veya hava sıvı seviyeleri ve 12 hastada (%43) USG’de karın
içi serbest sıvı ve barsak anslarında dilatasyon saptandı. Yirmi
hasta akut karın, 8 hasta ise intestinal obstrüksiyon ön tanısı
ile ameliyata alındı. Hastaların 20’sinde tümör bölgesinde,
8’inde ise tümörün yol açtığı tıkanıklık sonucu gelişen barsak
dilatasyonuna bağlı daha proksimalde perforasyon saptandı.
En sık görülen tümör yerleşim yeri sigmoid kolon(%46) idi. Beş
hastaya rezeksiyon ve primer anastomoz yapılırken 23 hastaya
rezeksiyon ve ileostomi veya kolostomi yapıldı. Postoperatif
mortalite oranı % 32, morbidite oranı % 46 bulundu. Hastaların
22’sinde (%78) tümör yerleşiminin splenik fleksura veya daha
distalde olduğu görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal tümör perforasyonları lokal nüks ve peritonitis
karsinomatozaya yol açması nedeniyle prognozu olumsuz
etkilemektedir. Ayrıca perforasyon sonucu gelişen peritonit ve
sepsis nedeniyle mortalite yüksek olmaktadır. Çalışmamızda
tümör perforasyonuna yol açan tümörlerin büyük çoğunluğunun
135
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
rektosigmoidoskopi ile tanı konulabilecek mesafede olduğu
saptanmıştır. Erken tanının perforasyon sürecini önleyecek
en etkili faktör olması nedeniyle, alt GİS şikayetleri ile
gelen hastalarda fizik muayenenin daha dikkatli yapılması
ve risk grubundaki hastalarda endoskopik incelemelerin
yaygınlaştırılması önemlidir.
136
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S40
Laparoskopik Apendektomi Ameliyatının Bir İlçe
Hastanesinde Uygulanabilirliğinin, Etkinliğinin
ve Güvenilirliğinin İrdelenmesi:
Toplam 51 Olgunun Analizi
Gültekin Ozan Küçük
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Samsun
Giriş
Ülkemizde nüfus çoğunluğunu kırsal alanda yaşayan insanların
oluşturduğu bölgelerde yapılan ameliyatlarla ilgili yayınlanan
çalışmalar sınırlıdır. Yurtdışında yapılan birçok çalışmada
bu bölgelerde yaşayan hastaların klinik bulgularının ve
hastalıklarıyla ilgili sonuçlarının şehirlerde ve gelişmiş bölgelerde
yaşayan hastalardan farklı olduğu gösterilmiştir. Hastaneye
başvuru durumu, hastaların eğitim durumu, bölgelerde etkin
olan sosyal ve kültürel inanışlar şehir ve kırsal alanda yaşayan
hastalar arasındaki farklılıkların temel nedenini oluşturmaktadır.
Bu çalışmada Samsun’a yaklaşık 110 kilometre uzaklıkta olan
ve 140 tane köyü olan Vezirköprü İlçesi Devlet Hastanesi’nde
yapılan laparoskopik apendektomi ameliyatlarının sonuçlarını
tartışılmıştır.
Metod
Nisan 2009 ve Aralık 2010 tarihleri arasında Samsun Vezirköprü
Devlet Hastanesi’nde akut apandisit tanı/ ön tanısıyla ardışık
olarak ameliyata alınan ve laparoskopik apendektomi yapılan
hastalar retrospektif olarak incelendi. Olguların demografik
özellikleri, açığa dönüş oranları, ameliyat süresi, hastanede kalış
süreleri ve postoperatif komplikasyonlar değerlendirildi.
Bulgu
Çalışmaya Nisan 2009 ve Aralık 2010 tarihleri arasında Samsun
Vezirköprü Devlet Hastanesi’nde akut apandisit tanı/ön tanısıyla
ardışık olarak aynı uzman tarafından ameliyata alınan toplam
51 hasta dahil edilmiştir. Toplam 50 hastada laparoskopik
apendektomi tamamlanmıştır. Hastaların 28’i erkek, 23’ü kadın
olup, ortalama yaş 27,7 (13-74) olarak hesaplandı. Hastaların
ameliyat bulguları perforasyon, flegmon, periapendiküler apse
veya çevre dokularla ileri derecede yapışıklık mevcudiyetine
göre ‘’komplike ve teknik olarak zor laparoskopik apendektomi’’
ve ‘’komplike olmayan apandisit ’’ olarak sınıflandırıldı. 20
hasta ‘’komplike apandisit ve teknik olarak zor laparoskopik
apendektomi’’ olarak değerlendirilmiştir. Komplike olguların 6
tanesinde intraoperatif olarak periappendiküler apse drenajı
yapılmıştır. Apendiks mezo diseksiyonunda 5 hastada endoklip,
46 hastada ise Ligasure kullanıldı. 4 hastada apendiks kökü
endoloop yardımıyla, 46 hastada ise intrakorporal olarak
bağlanıp, kesilmiştir. Mezo diseksiyonunda endoklip kullanılan 1
137
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
olguda apendiksin ekpozisyon güçlüğü nedeniyle açık ameliyata
geçilmiştir. Ortalama ameliyat süresi 41,9 (20-75) dakikaydı.
Hastanede yatış süresi ortalama 2,4 (1-5) gündü. Komplike
olgularda apendiks endobag yardımıyla dışarı alındı ve karın bol
izotonik sıvılarla yıkandı, douglasa 1 adet dren konuldu, antibiyotik
tedavisi yapıldı. Bütün ameliyatlar aynı uzman tarafından yapıldı.
2 hastada mevcut olan jinekolojik patolojiler nedeniyle eşzamanlı
jinekolojik girişim yapıldı. Patoloji değerlendirmesi sonucunda
1 olguda apendiks karsinoid tümörü, 1 olguda ise apendiks
divertikül perforasyonu saptanmıştır. Majör komplikasyon olarak
1 hastada batın içi apse, minör komplikasyon olarak ise 2 hastada
trokar yeri enfeksiyonu gelişmiştir
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik apendektomi ilçe hastanelerinde güvenle
yapılabilecek bir ameliyattır. Hasta popülâsyonunun kırsal
alandan olması ve farklı demografik özellikler taşıması, hastalığın
evresi ve komplikasyonları açısından literatürde bildirilen
sonuçlarla çelişmemektedir.
138
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S41
Akut Mezenter İskemide Plazma D-Dimer ve
Biyokimyasal Parametrelerin
Zamana Bağlı Değişimi: Deneysel Çalışma
Yılmaz Yiğit1, İbrahim Yetim1, Akın Aydoğan1, Orhan Veli Özkan1, Ahmet Koç2, Zafer Yönden3
Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Genel
Cerrahi AD
Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji-Embriyoloji AD
3
Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi
Biyokimya AD
1
2
Giriş
Akut mezenter iskemi (AMİ) akut karına yol açan, tanıdaki
gecikmeye bağlı prognozu oldukça kötü bir patolojidir. Günümüzde
AMİ’de tanı daha çok barsak duvarında geri dönüşümsüz nekroz
geliştikten sonra konuabilmektedir. Bu çalışmada, D-dimer ve
biyokimyasal parametrelerin AMİ’de zamana bağlı değişimlerini
inceleyerek erken tanıda önemini araştırmayı amaçladık.
Metod
Bu çalışmada Wistar-Albino cinsi kırk adet erkek rat dört
gruba(n:10) ayrıldı. Grup 1’e (sham) sadece laparotomi ve
mezenter arter diseksiyonu yapıldı. Sırasıyla grup 2, grup 3,
grup 4’e laparotomi ve mezenter arter bağlanarak 2, 4 ve 6 saat
süreyle iskemi oluşturuldu. Ratların serumlarında D-dimer, ALT,
AST, ALP, LDH, CK ve P düzeylerine bakmak için kan alındı.
Histopatolojik incelemede iskemi düzeylerini belirlemek için
ileumdan örnek alındı.
Bulgu
Sham grubu ve iki, dört, altı saatlik iskemi sonrası D-dimer, AST,
ALT, LDH, CK ve P değerleri açısından gruplar arasında anlamlı
farklılık bulundu(p<0.05). ALP değerleri açısından anlamlı farklılık
saptanmadı(p>0.05). İskemi süresi arttıkça D-dimer, AST, ALT,
LDH, CK ve P değerlerinin arttığı ve gruplar arasında anlamlı
farklılık olduğu gözlendi(p<0.05). Histopatolojik incelemede,
iskemi süresinin artışıyla paralel olarak, oluşan iskemik hasarın
anlamlı düzeyde artıp derinleştiği saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Daha ileri klinik ve deneysel çalışmalarla desteklendiği takdirde
D-dimer ve biyokimyasal parametrelerin, AMİ’nin erken tanısında
belirteç olarak faydalı olacağı kanaatindeyiz.
139
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S42
Laparoskopik ve Açık Apendektomi
Sonuçlarımız
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Hastane satınalma politikası yüzünden geç başlayabildiğimiz
laparoskopik apendektomi deneyimlerimizi aynı dönem
yaptığımız açık apendektomiler ile karşılaştırıp erken dönem
sonuçlarımızı yayınlamak istedik.
Metod
Bu çalışmada ŞEAH 1.Genel Cerrahi Kliniği’nde 2009 ile 2010
yılları arasında akut apandisit tanısı ile opere ettiğimiz 20
laparoskopik apendektomi ile aynı dönemde yapılan 20 açık
apendektomiyi ardışık olarak karşılaştırdık.
Bulgu
Yara infeksiyonu laparoskopi grubunda %5 iken açık grupta % 8
idi.Hastane de yatış süresi laparoskopik grupta 1 gün açık grupta
1,5 gün idi.Operasyon süresi laparoskopik grupta 38 dakika ,açık
grupta 35 dakika idi.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik apendektomi, açık apendektomi kadar güvenli
ve etkin bir ameliyat yöntemidir.Belirgin bir şekilde postoperatif
yara infeksiyonu azaltmaktadır. Fakat bu konuda deneyimi
olmayan ve malzeme satınalma konusunda problem yaşanan
hastanelerde hala tercih edilse de, laparoskopik apendektomi
fiziki şartlar iyileştirildiğinde, geç kalındığı fikrine kapılmadan
yapılmaya başlanmalı hatta tercih nedeni olmalıdır.
140
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S43
721 Apendektomi Olgusunun
Retrospektif Analizi
Fatih Başak, Aylin Acar, Mustafa Hasbahçeci, Ali Kılıç, Müjgan Çalışkan, Orhan Alimoğlu
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Acil kliniklerde en sık gerçekleştirilen ameliyat akut apendisit ön
tanısı ile apendektomidir. Apendiks ayrıca değişik tümör ve nadir
inflamatuar durumların görüldüğü bir bölgedir. Bütün bu faktörlerin
varlığı akut apendisit tanısının etkin şekilde konulmasını ve
uygun tedavinin gerçekleştirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu
çalışmada apendektomi ameliyatı yapılan olguların retrospektif
olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
2009 - 2010 yılları arasında tek merkezde gerçekleştirilen
apendektomi olguları tarandı. Olgular demografik veri ve
histopatolojik özellikleri açısından incelendi.
Bulgu
Apendektomi yapılan toplam 721 olgunun demografik verileri
243 kadın, 478 erkek, erkek/kadın oranı 1.96, yaş aralığı 15 –
76, yaş ortalaması 30.2 idi. Olgular histopatolojik verilere göre 3
gruba ayrıldı. Birinci grubu akut apendisit saptananlar oluşturdu.
Bu grupta olgu sayısı 610 (%84.6), erkek/kadın oranı 2.21, yaş
aralığı 15 – 69, yaş ortalaması 29.9 idi. Olguların %74’ü 15 –
35 yaş aralığındaydı. İkinci grubu apendikste akut apendisit
dışı patoloji saptananlar oluşturdu. Bu grupta olgu sayısı 10
(%1.3), erkek/kadın oranı 1.5, yaş aralığı 23 – 76, yaş ortalaması
40.9 olarak saptandı. Üçüncü grubu apendikste patolojik bulgu
saptanmayanlar (negatif apendektomi) oluşturdu. Bu grupta olgu
sayısı 101 (%14), erkek/kadın oranı 1.06, yaş aralığı 15 – 69, yaş
ortalaması 30.6 idi. Olguların %72.2’si 15 – 35 yaş aralığındaydı.
Negatif apendektomi kadın olgularda %20.1, erkek olgularda
%10.8 oranında görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Kabul edilebilir negatif apendektomi oranı %10 – 20 olarak
bildirilmektedir. Bu oran mevcut çalışmada %14 olarak saptandı.
Ayrıca %1.3 oranında apendikste apendisit dışı patoloji saptandı.
141
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S44
Akut Apandisitte Helicobacter Pylori’ nin
Rolü Var mı?
Kemal Atahan1, Mehmet Deniz1, Erdinç Kamer2, Haluk Recai Ünalp2, Süreyya Gül Yurtsever3, Neşe Ekinci4, Atilla Çökmez1, Ercüment Tarcan1
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Cerrahi Kliniği
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 4. Cerrahi Kliniği
3
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Lab.
4
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Patoloji Kliniği
1
2
Giriş
Helicobacter pylori’nin akut apandisit etiyolojisindeki rolü ile ilgili
ülkemizde yapılan bir çalışma bulunmamaktadır. H. pylori’nin
normal veya iltihaplı apendiksin mikroflorasının bir bileşeni
olmadığına işaret etmekle birlikte H. pylori’nin (veya hücresel
ürünlerinin), güçlü sitokin tepkileri meydana getirme yoluyla
apandisiti “hazırlayıcı” etki yapıyor olması mümkündür sonucuna
varılmıştır. Bu çalışmanın tasarlanma amacı, H. pylori’nin
apendiksin normal mikroortamının bir parçasını oluşturup
oluşturmadığını, H. pylori serolojisi ile akut apandisit arasındaki
olası ilişkinin ortaya konmasıdır
Metod
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi
Kliniği’nde Aralık 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında karın ağrısı
ile acil servise başvuran ve akut apandisit tanısı ile apendektomi
uygulanan 44 (Çalışma Grubu) ve daha önce apendektomi
uygulanmamış yaş ve cinsiyet uyumlu asemptomatik 47
(Kontrol Grubu) gönüllü olmak üzere toplam 91 olgu prospektif
olarak çalışmaya alındı. Çalışma grubundaki tüm hastalara
apendektomi açık yöntemle uygulandı. Apendiks numuneleri
rutin histopatolojik analize gönderildi ve önceden belirlenmiş bir
derecelendirme sistemi kullanılarak, tek, kör bir patolog tarafından
bu numunelere enflamasyonun kapsamına bağlı olarak bir skor
(1- 4) verildi ve H. pylori varlığı Hematoksilen- Eozin ile boyama
ile araştırıldı. 44 hastalık çalışma ve 47 asemptomatik kontrol
gruplarının tamamı Dışkı Antijen Kart Test ile tarandı.
Bulgu
Çalışmamıza dahil edilen 91 olgunun 44’ ü çalışma grubu (%48,3)
ve 47’si kontrol grubunda (%51,7) yer aldı. Yaş ortalaması
çalışma grubunda 26,80 ± 8,52 ve kontrol grubunda 32,45 ±
10,18 olarak bulundu. Çalışmamızda H. pylori Gaita Antijen Kart
Test kullanıldı. Test sonuçları çalışma grubunda %69, kontrol
grubunda %85 ve patolojik olarak apendikste enflamasyon
saptanan grupta %80 pozitifti. Her iki grupta da yüksek pozitiflik
oranı saptansa da kontrol grubundaki yüksek pozitiflik oranı
dikkat çekici idi ve çalışma grubu ile kıyaslandığında istatistiksel
olarak anlamlı yüksek bulundu. Çalışma grubunda histopatolojik
142
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
inceleme ile H. pylori kanıtına rastlanan 9 hastanın 5’inde
patolojik derecelendirmeye göre şiddetli enflamasyon (flegmone
ve gangrenöz/ perfore) saptanırken, bu durum histopatolojik
inceleme ile H. pylori kanıtına rastlanmayan 35 hastanın 20’sinde
mevcuttu.Bu oran ise istatistiksel olarak anlamlı değildi. Çalışma
grubunda Dışkı Antijen Kart Test pozitif 30 hastanın 20’sinde
patolojik derecelendirmeye göre şiddetli enflamasyon(flegmone
ve gangrenöz/ perfore) saptanırken, bu durum Dışkı Antijen Kart
Test negatif 14 hastanın 5’ inde mevcuttu.Bu oran istatistiksel
olarak anlamlı idi.
Tartışma ve Sonuç
H. pylori apendiksi kolonize veya enfekte etmemekle birlikte,
H. pylori’ nin gastroduodenal enflamasyonunun etkileri, olası
apandisit durumunda hastada enflamasyon şiddetini artıran
immünolojik bir durum meydana getiriyor olabilir.
143
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S45
Akut Apandisitte Jinekolojik Kaynaklı
Tanı Yanılmaları
Bülent Çitgez, Gürkan Yetkin, İsmail Ethem Akgün, Mehmet Uludağ, Mehmet Velidedeoğlu, Adem Akçakaya
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisit her yaş grubunda görülebilen, erişkinde akut
karın hastalıklarının yarısından fazlasının nedenini oluşturan
bir hastalıktır. Tüm özellikleri ve cerrahi tedavisi tam olarak
tanımlanmış olmasına rağmen, akut apandisitte tanı yanılması
oranları hala yüksek seyretmektedir. Kadın hastalarda jinekolojik
patolojilerin akut apandisiti taklit etmesi nedeniyle bu oran
daha da yükselmektedir. Biz bu çalışmada, akut apandisit
ön tanısıyla ameliyat edilen ve normal apendiks tespit edilen
kadın hastalardaki tespit ettiğimiz jinekolojik patolojilerin tedavi
yaklaşımlarını ve oranlarını sunmayı amaçladık
Metod
01.01.08-01.01.2011 tarihleri arasında kliniğimize başvuran ve
akut apandisit ön tanısıyla opere edilen 420 hasta retrospektif
olarak incelendi. Hastaların tanıları fizik muayene, laboratuar
bulgular ve radyolojik bulgulara göre konulmuştur. Hastalarımızda
jinekolojik patoloji ve peroperatif apendiksin durumu makroskobik
olarak değerlendirilmiştir.
Bulgu
Dörtyüz yirmi hastanın 282’si (%67,2) erkek, 138’i (32,8) kadındı.
Tüm hastaların 28 (%6,6)’inde ameliyat esnasında normal
apendiks ile karşılaşılmıştır. Negatif apenektomi saptanan
28 hastanın 19’u kadındı. Negatif apendektomiler kadınlarda
erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha sık
gözlenmiştir (χ² =8.34 p<0.01). Normal apendiks tespit edilen
28 hastanın 18 (%64,2) başka bir patoloji ile karşılaşılmamıştır.
On olguda (%35,8) ise jinekolojik patoloji ile karşılaşılmıştır. Bu
hastaların 4’ünde (%40) korpus hemorajikum kist rüptürü, 4’ünde
(%40) pelvik inflamatuar hastalık, 1’sinde (%10) over kisti,
1’sinde (%10) over torsiyonu tespit edilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Tanı ve tedavi araçlarının gelişmiş olmasına rağmen negatif
appendektomi halen yapılabilmektedir. Negatif appendektomiyi
önlemek için özellikle bayanlar daha dikkatli değerlendirilmeli ve
jinekolojik patolojilerinde akut apandisiti taklit edebileceği akılda
tutulmalıdır.
144
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S46
Laparoskopik Apendektomi Yapılan Perfore
Apandisit Olgularımızın Değerlendirilmesi
Ali Kocataş, Ahmet Nuray Turhan, Mehmet Abdussamet Bozkurt, Fatih Yanar,
Cemal Deniztaş, Hakan Yırgın, Ahmet Sürek, Halil Alış
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Arş. Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışmada akut apandisit tanısıyla laparoskopik apendektomi
yapılan perfore apandisitli olgularımız sunuldu.
Metod
Ocak 2008 ve Aralık 2010 tarihleri arasında BEAH Genel Cerrahi
Kliniğine baş vuran ve akut apandisit tanısıyla laparoskopik
apendektomi uygulanan ve operasyonda perfore akut apandisit
saptanan toplam 98 olgu retrospektif olarak değerlendirildi.
Değerlendirmede yaş, cins, operasyon süresi, ameliyat sonrası
komplikasyon ve açık ameliyata dönüş oranı ve hastanede kalış
süresi kriter olarak alındı.
Bulgu
Olguların yaşları 13 ile 69 arasında değişmekte olup ortalama
33,07 idi. İncelenen 98 olgunun 39’u kadın (% 39,80), 59’u erkek
(% 60,20) idi. Operasyon süresi 30 ile 150 dakika arasında
değişmekte olup ortalama 74,49 dakika idi. Opere edilen perfore
apandisit olgularımızdan hiç birinde açığa dönülmedi. Hastanede
kalış süresi 1 ile 9 gün arasında değişmekte olup ortalama 1,78
gün idi. Ameliyat sonrası toplam 98 olgunun 16’sında (%16,33)
komplikasyon gelişti. Komplikasyon gelişen 16 olgunun 9’unda
(%56,25) ileus, 5’inde (%31,25) yara enfeksiyonu ve 2’sinde
(%12,50) batın içi abse saptandı. Batın içi abse gelişen 2 olguya
operasyon sonunda dren konuldu. Bu olgulardan birisinin
hastanede yatış süresi 9 gün, diğerinin ise 2 gün idi. Ameliyat
sonrası ileus gelişen 9 olgudan 5’ine(%55,56) dren konulmuştur.
Komplikasyon gelişen olguların hepsine ameliyat öncesi
antibiyotik verildi. Olguların hastanede kalış süresi 1 ile 9 gün
arasında değişmekte olup ortalama 1,83 gün idi.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik apendektomi akut apandisit tedavisinde kısa
operasyon süresi, düşük operatif ve postoperatif morbidite, kısa
yatış süresi ile güvenle uygulanabilir.
145
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S47
Fournier Gangreni: 100 Olguluk Seri Sunumu
Tuncay Yılmazlar1, Ersin Öztürk1, Ali Özer1, Özgen Işık1, İlker Ercan2
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
2
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Bioistatistik AD
Giriş
Fournier gangreni yüzyıllık geçmişine rağmen halen daha
yüksek mortalite ile seyretmektedir. Bu çalışmada literatürdeki
en geniş serilerden biri sunulmuş ve mortaliteye etkili faktörler
incelenmiştir.
Metod
Kliniğimizde Fournier Gangreni nedeniyle takip ve tedavi edilmiş
hastaların prospektif olarak toplanan verilerini retrospektif olarak
inceledik. Hastaların demografik özellikleri, semptom süreleri,
yoğun bakımda ve hastanede kalış süreleri, Uludag Fournier
Gangrene Severity Index (UFGSI) skorları, yandaş hastalıkları,
etiyoloji, mikrobiyal kültür sonuçları, ostomi ihtiyacı, debridman
sayısı, cilt kapama yöntemi, mortalite oranı ve mortaliteye etkili
faktörleri araştırdık.
Bulgu
Hastaların 69 u erkek, 31 i kadındı. Ortanca yaş 57 (22-85) di.
72 hasta dış merkezden sevk edilmişti. Semptom süresi 7 (122) gündü. 39 hastada yoğun bakım, 18 hastada respiratör
desteği gerekmişti. Yoğun bakımda kalma süresi 8 (1-40) gündü.
Respiratörde kalış süresi 7 (1-24) gündü. Ortanca UFGSI skoru 9
(1-30) du. Hastaların 56’sında diyabet vardı. Gangren 45 hastada
perianal, 49 hastada ürogenital ve 6 hastada cilt kökenliydi. 5
hastada üreme saptanamamıştı. Üreme saptanan tüm hastalarda
multibakteriyel üreme vardı. En sık rastlanan bakteri E.Coli ve
enterik bakterilerdi. 3 hastada mantar üremişti (3’ü de öldü).
26 hastada ostomi açılmıştı. 76 hasta spinoepidural anestezi
ile ameliyat edilmişti. Debridman sayısı 3 (1-12) tü. 20 hastada
Vacuum Assisted Closure (VAC) tedavisi uygulanmıştı. VAC
tedavisinin mortaliteye etkisi yoktu ancak debridman ihtiyacını
ortanca 4(1-12) den 2 (1-7) e indirmişti (p=0,0184). 38 hastada
cilt kapama için STSG kullanılmıştı. Mortalite %19 du. Mortalite
sebepleri 12 hastada sepsis, 3 hastada kardiyak, 2 hastada
pnömoni ve 2 hastada çoklu organ yetmezliğiydi. Kadınlarda
daha sık mortalite görüldü (%47 vs %15; p=0,023). Taburcu
olanların UFGSI skoru 7 (1-17) iken, mortalite gelişenlerin skoru
17 (1-30) idi (p<0,0001).
Tartışma ve Sonuç
Fournier gangreni multibakteriyel kökenli yüksek mortalite ile
seyreden cerrahi bir enfeksiyondur. UFGSI’nin temelini oluşturan
akut fizyolojik durum, yaş ve gangrenin yaygınlığı en önemli
prognostik faktörlerdir. VAC kullanımı cerrahi tedavide hekime
ve hastaya kolaylık getirmiştir.
146
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S48
Görüntüleme Bulguları ve Yakın Klinik
Değerlendirmenin Akut Apendisit Tanısı
Üzerindeki Etkisi
Mustafa Hasbahçeci, Cengiz Erol, Mehmet Şeker Özel 29 Mayıs Hastanesi, İstanbul
Giriş
Bu çalışmada hikaye ve fizik muayene bulguları ile akut apendisit
(AA) tanısı konulan hastaların, görüntüleme yöntemleri ve klinik
şüphe durumunda tekrar klinik değerlendirme ile gerçekleştirilen
tedavilerinin etkinliği retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
Metod
Ocak 2007-Haziran 2010 tarihleri arasında Genel Cerrahi
bölümü tarafından hikaye ve fizik muayene bulguları ile AA
tanısı konulan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Görüntüleme
amacı ile hastalara, hastaların bulguları ve özellikleri dikkate
alınarak ultrasonografi (US) ve/veya bilgisayarlı tomografi (BT)
istenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre hastalara ya ameliyat
kararı alınmış ya da yakın klinik değerlendirme ile takip sürecine
dahil edilmişlerdir. Ameliyat bulguları, patolojik değerlendirme
ve en az 24 saatlik takip sonuçlarına göre duyarlılık, özgüllük,
pozitif kestirim değeri ve negatif kestirim değeri hesaplamaları
yapılmıştır.
Bulgu
Çalışma grubunu 109 hasta (60 erkek, 49 kadın, yaş ortalaması
32, median yaş 31, yaş aralığı 10-83 yıl) oluşturmaktadır.
Çalışma grubunda 83 hastaya US ve 46 hastaya BT uygulandı.
AA tanısı ile 55 hastaya Mc Burney insizyon ile apendektomi
ameliyatı yapıldı. İntraoperatif bulgular ve patolojik inceleme
sonucunda üçer (% 5.5) hastada negatif apendektomi ve akut
apendisite bağlı perforasyon saptandı. Ellidört hasta görüntüleme
yöntemlerinin sonuçlarına göre AA olarak değerlendirilmeyip,
yakın klinik değerlendirme ile takip sürecine alınıp, sonucunda
herhangi bir fizik muayene bulgusu saptanmadı. US’nin sırası
ile duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri ve negatif kestirim
değeri 85.37, 61.90, 68.63 ve 81.25 iken; US ve BT’nin birlikte
uygulanması ile bu değerler 100.00, 66.67, 73.24 ve 100.00
olarak hesaplandı. Çalışma grubunu oluşturan tüm olgular, kadın
ve erkek olgular göz önüne alındığında AA uyumu, en iyi BT olan
gruplarda sağlandı (p<0.05).
Tartışma ve Sonuç
AA tanısı ile tedavi planlanan hastalarda hikaye, fizik muayene ve
görüntüleme uyumu öncelikle dikkate alınmalıdır. Görüntüleme
yöntemi olarak BT’nin US’ye olan üstünlüğüne, her bir hasta
için maliyet, tetkike bağlı gecikme ve verilen radyasyon miktarı
göz önüne alınarak karar verilmelidir. Klinik şüphe durumlarında
hastalar yakın klinik değerlendirme ile takip sürecine alınmalıdır.
147
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S49
Pilonidal Sinüs Tedavisinde Fenol Prosedürü ve
Tedavide Başarısızlıkta Risk Faktörleri
Ahmet Dağ, Tahsin Çolak, Özgür Türkmenoğlu, Alper Sözütek, Ramazan Gündoğdu
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Bu çalışmada, konservatif olarak uygulanan fenolizasyon
prosedürünün pilonidal sinüs tedavisinde ideal bir cerrahi
yöntemin gereklerini yerine getirip getirmediğini ve tedavide
başarısızlıktaki risk faktörlerini araştırmayı amaçladık.
Metod
Haziran 2005 ve Temmuz 2009 arasında fenolizasyonla tedavi
edilen rekürren olmayan ardışık 76 pilonidal sinüs hastası
çalışmaya dahil edildi. Hastaların; klinik özellikleri (yaş, cinsiyet,
apse drenaj öyküsü, ko-morbidite), operasyon özellikleri (sinüs
lokalizasyonu ve sayısı, kavite hacmi) ve takip bilgileri (iyileşme
süresi, işe dönüş süresi, komplikasyonlar, morbidite, fenolizasyon
sayısı) kaydedildi. Cinsiyet, yaş, apse drenaj öyküsü, sinüs
sayısı, sinüs lokalizasuyonu, kavite hacmi, fenolizasyon sayısı
risk faktörleri olarak analiz edildi
Bulgu
Toplam başarı oranı 76 hastada 51 (67%) idi. Ortalama iyileşme
süresi 16 gün (10-45 ) idi. İşe dönüş süresi 0 gün’ idi. Yaş ve
cinsiyet anlamlı bir risk faktörü olarak bulunmadı (p> 0.05). Apse
drenaj öyküsü olan ve 3’ ten fazla sinüs ağzı bulunan hastalarda
anlamlı derecede yüksek oranda tedavide başarısızlık saptandı
(p=0.001 ve p=0.046, sırasıyla). Sinüs lokalizasyonu anlamlı bir
risk faktörü değildi (p>0.05). Kavite hacmi ve fenolizasyon sayısı
ile uygulamada başarısızlık arasında anlamlı ilişki saptandı
(p=0.016 ve p=0.001, sırasıyla). Hastalar ortalama 25 ay takip
edildi (13-48 ay). Uygulamanın başarılı olduğu hastalardan
birinde(2 %) nüks gelişti.
Tartışma ve Sonuç
Seçilmiş hastalarda erken işe dönüş, düşük komplikasyon
ve nüks oranları ile fenolizasyon pilonidal sinüs tedavisinde
günübirlik uygulanabilir bir tedavi yöntemidir.
148
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S50
Perianal Fistüllerde Uygulanan Tedavi
Sonuçlarımız
Ömer Alabaz1, Orçun Yalaz1, Okan Dalyan2, Tolga Akçam1, Cem Kaan Parsak1, Abdullah Ülkü1
1
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Adana
2
BSK Metropark Hastanesi, Adana
Giriş
Oluşumunda en sık neden apse olan perianal fistüllerin(PF)
tedavisinde en önemli sorun nüks ve anal sfinkter fonksiyon
bozukluğudur. Teşhisinde de büyük zorluklar olan PF’lere
değişik tedavi yöntemleri uygulanmakta ve sonuçları halen
tartışılmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, olgularımızın
sonuçlarını literatür ışığında değerlendirmektir.
Metod
2007 Kasım-2010 Kasım tarihleri arasında ayni cerrah ve ekibi
tarafından ameliyat edilen 97 hasta çalışmaya alındı. Hastaların
tümü yaş, teşhis kriterleri, tedavi yöntemleri, postoperatif erken
ve geç komplikasyonları ve nüksleri yönünden araştırıldı.
Ameliyat öncesinde tüm hastalara endoanal USG ve manometri
yapıldı.
Bulgu
Opere edilen 97 hastanın 55(56.7)’i erkek ve , 42(43.3)’ü bayan
olup yaş ortalaması 47.2 idi. Toplam 97 olguya birincil ve nüks
gelişmesi nedeniyle 34 ikincil veya daha fazla olmak üzere
toplam 131 girişim uygulandı. Ortalama takip süresi 253 gün idi.
Olguların tümü ameliyat öncesi yapılan endoanal USG sonucuna
göre sınıflandırıldı. İlk girişim yapılan toplam 97 olgunun
67(%69) komplike, 30(%31) basit fistüldü. İlk ameliyatları
yapılan olguların 56’sı primer, 41’i ikinci ve daha fazla girişimli
idi. Ameliyat öncesi yapılan manometrik çalışmalarda olguların
39(%40) ‘unda normalin altında istirahat ve sıkma basıncı
tespit edildi. İlk girişimde 97 olgunun 25(%25.7)’ine fistülotomi,
24(%24.7)’üne fistülektomi, 20(%20.6)’sine seton, 15(%15.4)’ine
fistülektomi+flep, 6(%6.2)’sına
anal plug, 4(%4.1)’üne
fibrin yapıştırıcı, 3(%3)’ne intersfinkterik onarım uygulandı.
Uygulanan toplam 97 birincil girişim sonrası tedavisinde başarı
sağlanamayan 14(%14.4) olguya ikincil ve daha fazla olmak
üzere 34 girişim daha uygulandı. Bu girişimlerin 20(%58.8)’si
seton, 8(%23.5)’i fistülotomi, 5(%14.7)’i fistülektomi, 1(%2.9)’i
flep uygulaması idi. İlk girişimlerimizden sonra erken dönemde
3(%3) olguda perianal abse ve 1(%1) olguda gaz inkontinansı
gelişti. Geç dönemde nüks gelişen 14 olguya uygulanan ikincil
ve daha fazla toplam 34 ameliyat sonrasında 7(%20.5) olguda
geçici gaz ve sıvı inkontinansı, 1(%2.9)olguda gaita inkontinansı
gelişti. Birincil ameliyatı yapılan 97 olgunun 2(%2)’sine, ikincil ve
daha fazla ameliyat uygulanan 34 olgunun 3(%8.2)’üne saptırıcı
kolostomi uygulandı.
149
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Perianal fistül ameliyatlarında nüksü önlemede dikkat edilmesi
gereken, enfekte bölgelerin drenajı ve iç ağzın dogru teşhis
edilerek onarılmasıdır. Bizim serimizde ise; teşhiste perianal
USG incelemesinin çok etkin bir yöntem olduğu bulundu.
Tedavide ise; basit ve ilk girişimlerde kesilen kas miktarını göz
önünde tutularak yapılan fistülotominin, komplike fistüllerde ise
inkontinans riskinin en düşük olduğu seton uygulamasının etkin
yöntemler olduğu sonucuna varıldı.
150
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S51
Erişkin Perianal Bölge Hastalıkları Cerrahisinde
Kaudal Anestezi
Mehmet İnce1, Güven Yiğit2, Bora Çata2
2
1
Konya Asker Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Kıbrıs Asker Hastanesi Genel Cerrahi ve Anestezi Kliniği
Giriş
Perianal bölge hastalıklarının ameliyatlarında, ameliyat sonrası
ağrıyı azaltmak ve hastanede kalış süresini sınırlamak için
değişik cerrahi ve anestezi teknikleri kullanılmaktadır. Biz
çalışmamızla, çocuk cerrahisinde yaygın olarak kullanılan
kaudal anestezinin seçilmiş erişkin hastalarda kullanabilirliğini
göstermeyi amaçladık.
Metod
Retropsektif çalışmamıza 2007-2008 yılları arasında opere
edilen 71 hasta alındı. Hastalar kaudal ve spinal anestezi
uygulananlar olarak 2 gruba ayrıldıktan sonra; ameliyat süresi,
erken komplikasyon oranı, ağrı şiddeti, motor fonksiyon, ilk ağrı
kesici ihtiyacının zamanı açısından değerlendirildi.
Bulgu
Kaudal anestezi 49, spinal anestezi 22 hastaya uygulandı.
Anestezi memnuniyeti, ameliyat süresi, ortalama kan basıncı ve
hemoglobin oksijen saturasyonu açısından istatistiksel olarak
anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak spinal anestezi grubundaki
hastaların %13’ünde baş ağrısı, %9’unda mide bulantısı,
%4.5’inde kusma ve %9’unda idrar retansiyonu görülürken,
kaudal anestezi grubunda komplikasyon görülmedi ve bu fark
istatistiksel olarak da anlamlıydı (p<0.05). Ayrıca ilk 6 saatte ağrı
kesici ihtiyacı spinal grupta kaudal gruba göre anlamlı şekilde
daha fazla bulundu.
Tartışma ve Sonuç
Kaudal anestezi, spinal anesteziye alternatif olarak tecrübeli
hekimler tarafından; perianal cerrahi geçirecek seçilmiş
uygun eriskin hastalarda güvenli, etkili, ekonomik ve hastanın
memnuniyetini sağlayacak şekilde uygulanabilir.
151
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S52
Pilonidal Sinüs Cerrahi Tedavisinde
Primer Onarım, Karidakis ve Limberg Flep
Uygulamalarının Karşılaştırılması
S. Yiğit Yıldız, M. Ümit Uğurlu, M. Tahir Oruç, İlknur Ergüner, Zehra Boyacıoğlu, Ali Çiftçi Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Pilonidal sinüs (PS) hastalığında cerrahi tedavide en önemli
sorunlar postoperatif yara enfeksiyonu, yara ayrılması ve
nükstür. Kliniğimizde opere edilen PS hastalarında kullanılan
farklı cerrahi teknikler arasındaki farklar çeşitli parametreler
kullanılarak irdelenmiştir.
Metod
Ocak 2009-Şubat 2011 tarihleri arasında kliniğimizde PS hastalığı
tanısı ile opere edilen 319 hastanın verileri incelenmiştir. Sinüs
ağızları orta hatta bulunan daha az diseksiyon gerektiren sınırlı
sayıda vakada primer onarım tercih edilirken gluteal bölge ve
sakral bölgeye doğru daha geniş eksizyon gereken vakalarda
ise Karidakis prosedürü veya Limberg flep uygulanmıştır.
Tüm vakalarda profilaktik antibiyotik kullanılmıştır. Olguların
tamamında kapalı aspirasyon sistemi ile drenaj uygulanmış
olup postoperatif 20cc ve altındaki değerlerde dren çekilmiştir.
Postoperatif dönemde yara yerleri cerrahi alan enfeksiyonu
(CAE) klasifikasyonuna göre değerlendirilmiştir. Operasyon
teknikleri postoperatif yara enfeksiyonu, nüks ve dren çekilme
süreleri karşılaştırılmıştır.
Bulgu
PS nedeniyle opere edilen 319 hastanın ortalama yaşı 27.2 olup
hastaların 264’u erkek 55’ise kadındı. 26 hastaya primer onarım,
163 hastaya Karidakis prosedürü 130 hastaya ise Limberg flebi
uygulanmıştır. Yüzeyel CAE, primer onarım yapılan 3 hastada
(%11.5), Karidakis prosedürü uygulanan 5 hastada (%3.06),
Limberg flep uygulanan 5 hastada (%3.8) tespit edilmiştir.
Olguların tamamı değerlendirildiğinde enfeksiyon oranı %4.07’dir.
Hastalık nüksü ise primer onarım yapılan 2 hastada (%7.6),
Karidakis prosedürü uygulanan 2 (%1.2) hastada, Limberg flep
uygulanan 2 (%1.5) hastada tespit edilmiştir. Tüm olgularda nüks
oranı %1.88’dir. Dren çekilme süreleri ise ortalama olarak primer
onarımda 1.2 gün, Karidakis prosedüründe 1.3 gün ve Limberg
flepte ise 1.8 gün olarak tespit edilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
PS hastalığının cerrahi tedavisinde 1-2 dekat öncesine kadar
en çok uygulanan teknik primer onarım iken hastalığın fizyopatolojisinin anlaşılması ile yeni cerrahi teknikler uygulanmaktadır.
152
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Son yıllarda en çok tercih edilen yöntemler ise orta hattın
kaydırıldığı yöntemler ve diğer flep teknikleridir. Çalışmamızın
sonuçlarından elde edilen veriler ışığında orta-hattın kaydırıldığı
Karidakis yöntemi ve Limberg flep yöntemi enfeksiyon ve nüks
oranları açısından primer onarım tekniğine belirgin üstünlük
göstermekte iken her iki yöntemin başarı oranları arasında ise
fark görülmemektedir.
153
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S53
Stapler Hemoroidopeksi’de 10 yıllık Deneyimimiz
Engin Hatipoğlu3, Cavit Hamzaoğlu1, Şaban Bayyozgat2, Hasan Taşçı3 1
Türkiye Gazetesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Türkiye Gazetesi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Kliniği
3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
2
Giriş
Hemoroidal hastalık her yaş grubunda görülebilen ve güç klinik
durumlar yaratabilen bir hastalıktır. Evre I ve Evre II hemoroidal
hastalık non-operatif yöntemlerle tedavi edilirken, evre III ve
IV’ te ilk seçenek cerrahidir. 1998’te Longo tarafından modifiye
edilen stapler hemoroidopeksi (SH) yönteminde amaç, standart
yöntemlere oranla daha az ağrılı veya ağrısız bir postoperatif
dönem sağlamaktır. Bu çalışmamızda, kliniğimizde uygulanan
stapler hemoroidopeksi yönteminin uzun dönem sonuçlarını
sunmayı amaçladık.
Metod
Ocak 2001 ve Aralık 2010 tarihleri arasında kliniğimizde stapler
hemoroidopeksi yöntemiyle opere edilen 282 hasta çalışmaya
dahil edildi. Düzenli kontrollere tabi tutulan hastaların öne
çıkan semptomları, cinsiyetleri, yaşları, ameliyat ve hastanede
kalış süreleri, yandaş hastalıkları, gelişen komplikasyonları
değerlendirildi.
Bulgu
Hastaların 211’i erkek (%74.8), 71’i kadın (%25.2) olup, yaş
ortalamaları erkeklerde 45 ve kadınlarda 43’tü. Hastaların
polikliniğe başvuru şikayetleri sırasıyla makatta şişlik(%76),
kabızlık(%40), kanama(%15), makatta kaşıntı(%15), ağrı(%10),
akıntı ve çamaşırda kirlenme (%8) idi. Hastalarımızın tamamına
laringeal maske uygulandı. Ortalama ameliyat süresi 20 dakika
olarak tesbit edildi. 84 hastada (%29.7) hemoroidal hastalığa
yandaş hastalık tespit edilerek hastalar aynı seansta opere
edildi. Bunlar sırasıyla; fissür (n=72), fissür + polip (n=2),
prolapsus (n=5), pilonidal sinüs (n=2), rektosel (n=1), bilateral
inguinal herni (n=1), kondilom (n=1) idi. Hastaların hastanede
yatış süresi ortalama 1 gün olarak belirlendi. İntraoperatif stapler
hattındaki kanamalar komplikasyon olarak değerlendirilmezken,
1 hastada postoperatif 1.günde,1 hastada postoperatif 9.günde,1
hastada postoperatif 10.günde kanama olması sebebiyle stapler
hattı süture edilerek kanama kontrolü sağlandı. Erkek hastaların
%10’unda idrar retansiyonu gelişti. Geç komplikasyon olarak 1
hastada (35.ay) nüks ve anal fissür saptandı, hastaya SH+LİS
yapıldı.
Tartışma ve Sonuç
Longo tedavisi uygulanan 282 hastamızda, 3 hastada kanama ve
sadece 1 hastada nüks saptanması literatürle karşılaştırıldığında
kliniğimiz adına bir başarıdır. Stapler hemoroidopeksi, deneyimli
bir cerrahi ekip tarafından uygulandığında, ileri hemoroidal
hastalığın cerrahi tedavisinde ilk seçenek olmalıdır.
154
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S54
Kronik Anal Fissür Tedavisinde Açık Lateral
İnternal Sfinkterotominin Yeri
Cengiz Tavusbay, Hüdai Genç, Mehmet Hacıyanlı, Kemal Atahan, Haldun Kar, Necat Cin, Özlem Gür, Burhan Yolcuoğlu, Kürşat Yemez
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Kronik anal fissür genel cerrahi polikliniklerinde oldukça
sık rastlanılan bir hastalıktır. Etiyolojisi tam olarak
aydınlatılamadığından optimum tedavi konusundaki tartışmalar
halen devam etmektedir. Bu çalışmamızda poliklinik koşullarında
lokal anestezi ile yapılan açık lateral internal sfinkterotomi
seçeneğini irdelemeyi amaçladık.
Metod
Bu çalışmaya İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi genel
Cerrahi polikliniğine Ocak 2008- Ocak 2011 yılları arasında
kronik anal fissür nedeniyle opere edilen 180 hasta dahil edildi.
Ameliyat sonrası dönemde hastalar belirli aralıklarla kontrole
çağırıldı. Kontrole gel(e)meyen hastalara telefonla ulaşılarak
bilgi edinildi.
Bulgu
Hastalarımızın 129’u(%71,7) kadın ve 51’i(%28,3) erkek olup,
yaş ortalaması 40,7 idi. 8(%4) hastada minimal derecede
inkontinans, 6(%3,3) hastada yara çevresinde ekimoz ve/veya
hematom, 3(%1,6) hastada erken nüks, 2(%1,1) hastada yara
yeri enfeksiyonu görüldü. Ortalama takip süresi 44,2 aydı.
Tartışma ve Sonuç
Gerek hızlı iyileşmeyi sağlaması ve gerekse ağrıyı dramatik bir
şekilde ortadan kaldırması nedeniyle poliklinik şartlarında lokal
anestezi altında yapılan açık lateral internal sfinkterotomi kronik
anal fissürün cerrahi tedavisinde etkin bir yöntem olma özelliğini
devam ettirmektedir.
155
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S55
Kompleks Perianal Fistüllerde Seton
Uygulamalarımız
Ayhan Çevik, Mehmet Mustafa Altıntaş, Serkan Zenger, Hüseyin Ekinci, Gülay Dalkılıç, Nejdet Bildik, Tayfun Yücel Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kompleks perianal fistül tedavisi yüksek morbidite içerebilir.
Yüksek transsfinkterik,ekstrasfinkterik veya multipl fistül ağzı olan
perianal fistüllerde cerrahi tedavide seton uygulaması nükslerin
ve cerrahi sonrası gelişebilecek inkontinansın önlenmesinde
yararlı olabilir.Amacımız kompleks perianal fistüllerde seton
uygulamalarımızı iyileşme sürelerini,nüks oranlarını ve
inkontinans oranını irdelemektir.
Metod
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. genel cerrahi
kliniğinde 2008-2011 yılları arasında kompleks perianal fistül
nedeniyle seton uyguladığımız 8 hasta irdelendi.Hastalarımızın
7 si erkek 1 i kadın olup 35-65 yaşları arasında idi.Hastalarımızın
3ünde yüksek transsfinkterik,3ünde ekstrasfinkterik, 2 sinde ise
en az 2 adet sinüs ağzı mevcuttu.Tüm hastalarımıza kolonoskopi
uygulandı. Kolonoskopi ile 4 hastamızda sinüs iç ağzı görülebildi.
Diğer hastalarımızda ise iç ağız görülemedi.İç ağzı görülemeyen
hastalarımıza rektal manyetik rezonans ile görüntüleme yapıldı.
Fistül traktları görülerek preoperatif kompleks fistül tanısı ile
seton uygulaması planlandı.Kolonoskopide görülen iç ağzı olan
hastalarımızın seton uygulaması ameliyat masasında karar
verildi.
Bulgu
Uyguladığımız setonlar gevşekti ve 1 numara ipek ile yapıldı.
Seton uyguladığımız hastaların postoperatif 20 günde
setonlarının kontrolünde 3 hastamızda setonların düştüğünü 5
hastamızda ise setonun gevşediği görüldü.3 tanesini anestezi
altında fistül traktını keserek işleme son verildi.En az 2 sinüs ağzı
olan 2 hastamızda ise setonlar tekrar yenilendi.Bu hastalarımızın
2. ameliyatlarının postop 20 gününde tekrar kontrollerinde
setonların düştüğü gözlendi.Hiç bir hastamızda nüks yoktu ve
inkontinans gelişmedi.
Tartışma ve Sonuç
Seton uygulaması özellikle kompleks perianal fistüllerde tercih
edilen bir cerrahi yöntem olmalıdır.Özellikle sfinkter tonus kaybı
olabileceği düşünülen vakalarda preoperatif veya peroperatif
planlanmalıdır.Fistül iç ağzını preoperatif görmek peroperatif
cerrahi komplikasyonların önlenmesinde önemlidir.Seton
uygulamasının en büyük dezavantajı yara iyileşme sürecinin
uzun olmasıdır.Ancak inkontinans riski az olduğundan hastalarla
konuşup planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
156
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S56
Perianal Fistüllerde Cerrahi Tedavi
Deneyimlerimiz
Birol Ağca, Ali Durmuş, Sezgin Zeren, Erman Sobutay, Hakan Evrüke, Bayram Kaya, Kazım Sarı
SB Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Perianal fistüller daha çok anorektal abselerin kronik hale
gelmesiyle oluşan ve nükslerle seyredebilen, tedavisinde başarı
elde etmek için fistül traktı ile sfinkterler arasındaki ilişkinin ortaya
konulması gereken bir hastalıktır.
Metod
Ocak2007-Aralık 2010 tarihleri arasında kliniğimizde ameliyat
edilien toplam 62 olgunun kayıtları retrospektişf olarak incelendi.
Olguların yaş,cinsiyet,geliş şikayetleri,fistülün lokalizasyonu ve
cerrahi tedavi yöntemleri kaydedildi.
Bulgu
Olguların 54’ü(%87) erkek, 8’i(%13) kadın olup yaş ortalaması
36,3 idi. Olguların 9’u daha önce bu hastalık nedeniyle en az bir
kez ameliyat edilmişlerdi. Geliş şikayetleri tüm olgularda akıntı
ve yer yer eşlik eden ağrı idi.Olgularda fistüllerinin 8’i(%13)
submukozal,36’sı(%58) intersfinkterik,10’u (%16) transsfinkterik,
4’ü(%6,5) suprasfinkterik ve 4’ü(%6,5) ekstrasfinkterik yerleşimli
idi. Olguların 42’sine(%67,7) fistülotomi+küretaj,11’ine(%17,7)
parsiyel fistülektomi+küretaj+seton,9’una(%14,5) ise fistülektomi
ameliyatı uygulandı.Ortalama yara iyileşme zamanı 6,8 gün idi.
Ameliyat sonrası 4 olguda nüks gelişti. 3 olguda ise geç yere
infeksiyonu görüldü. Olguların hiçbirinde fekal inkontinans
gelişmedi.
Tartışma ve Sonuç
Perianal fistülün cerrahi tedavisinin etkinliği fistülün
yerleşim yeri kadar bu konuda sahip olunan klinik ve cerrahi
deneyimede bağlıdır. Tedavi yöntemlerinin etkinliği, nüksün
ve anal inkontinansın önlenmesindeki başarının derecesiyle
ölçülebilmektedir.
157
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S57
Pilonidal Hastalıkta Etyolojide Suçlanan
Faktörler Sinüs Özelliklerini Etkiliyor mu?
Osman Doğru, Said Kökçam, Kemal Arslan, Bülent Erenoğlu, Saygın Kerimoğlu
Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Sinüs pilonidalis etyolojisinde suçlanan faktörlerin sinus özellikleri
üzerine etkisini ve sinüs özelliklerinin birbiri ile ilişkisini ortaya
koymak amacıyla prospektif bir çalışma düzenlendi.
Metod
Pilonidal sinüs sebebiyle kristalize fenol tedavisi uygulanan
344 hasta çalışmaya alındı. Demografik bilgiler yanında aile
anamnezi, vücut kitle indeksi (VKİ), ten rengi, kıllanma durumu,
mesleği gereği çok oturup oturmadığı kaydedildi. Sinüs özellikleri
olarak da sinus delik sayısı, sinüs yönü, abse oluşumu ve
konumu belirlendi. Daha sonra sinüs özellikleri ile aile anamnezi,
VKİ, ten rengi, kıllanma durumu ile çok oturma arasında bir ilişki
olup olmadığı sorgulandı.
Bulgu
Çalışmaya alınan 344 hastadan 325’i (% 94.5) erkek, 19’u (%5.5)
kadın ve bu seride ortalama yaş 27.95 (14-71) idi. Orta derecede
kıllanması olan, kilolu ve esmer hastalar daha çoğunluktaydı.
Aile anamnezi hastaların yaklaşık 1/3’ünde pozitifti ve mesleği
gereği çok oturanlar serinin yaklaşık yarısını oluşturuyordu.
Hastalarda ortalama delik sayısı 2.38 (1-10 ) idi ve 131 (% 38.1)
hastada abse gelişmişti. Abse %39.7 ile en fazla sol sefalad,
sinüs ise %69.8 ile en fazla sefalad yönde yerleşmişti. VKİ ve
Kıllanma durumu sinüs özelliklerini etkilememişti (p>0.05). Aile
anamnezi pozitif , esmer ve çok oturanlarda ortalama sinüs delik
sayısı daha fazla (p<0.05), abse gelişen hastalarda sinüs delik
sayısı daha az (p<0.05) olarak tesbit edildi.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak, sinüs pilonidalis etyolojisinde suçlanan
faktörlerden aile anamnezi pozitif olanlar, mesleği gereği çok
oturanlar ve esmer hastalarda ortalama sinüs delik sayısı daha
fazlaydı. Kilolu olmak ve kıllanma durumu sinüs özelliklerini
değiştirmemişti. Abse gelişen hastalarda sinus delik sayısı daha
azdı. Sinus delik sayısının artması ilk bakışta kötü bir özellik gibi
görünse de enfeksiyöz komplikasyonlar bu hastalarda daha azdı.
158
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S58
Pilonidal Hastalığın Cerrahi Tedavisinde
Gerilimsiz Primer Kapama ile Limberg Flebin
Etkinliğinin Karşılaştırılması
Ahmet Okuş, Ömer Karahan, Mehmet Ali Eryılmaz Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Pilonidal hastalık sıklıkla genç erkekleri etkileyen ve yetersiz
tedavi edilen kişilerde yaşam konforunu bozarak morbiditeye
neden olan bir hastalıktır. Bu çalışmada son yıllarda bir çok
çalışmada daha az nüks görüldüğü gösterilen limberg flep
ile gerilimsiz primer kapamanın etkinliğinin araştırılması
amaçlanmıştır.
Metod
Aynı cerrah tarafından ardışık olarak olarak opere edilen 93
(88 erkek-5 kadın) pilonidal sinus olgusu prospektif olarak
incelenmiştir. Hastaların 44 tanesine eksizyon ve gerilimsiz
primer kapama (grup1), 49 tanesine ise eksizyon ve limberg
flep rekonstrüksiyonu (grup 2) uygulanmıştır. Tüm hastalara
dren konuldu ve drenaj 20cc/gün altına inince dren alındı. Tüm
hastalara ameliyat sonrası iki gün aralıklar ile duş almaları ve
intergluteal sulkusun kuru tutulması için telkinde bulunuldu.
Hastalar 1., 6. ve 12. ayda ve takiben yıllık kontrole çağrıldı.
Bulgu
Hastaların yaş ortalaması 26, ortalama takip süresi 32 ay olup
her iki grup arasında yaş cinsiyet ve takip süresi açısından
anlamlı fark yok idi. İlk 6 aylık takip süresince hiçbir hastada nüks
görülmedi. Uzun dönem takipte ise 1. grupta iki olguda(%2,2) 2.
grupta 3 olguda(%3,2) nüks gözlendi. İstatiksel açıdan anlamlı
fark yok idi.
Tartışma ve Sonuç
Hastalığın etyolojisi halen tartışmalı olmakla birlikte edinsel bir
hastalık olduğu artık genel kabul görmektedir. Temel sorun kıl
olmakla birlikte bazı kolaylaştırıcı faktörler mevcuttur. Vücudun
kıllı olması ve dökülen kıl miktarı, intergluteal sulkusun dar ve
derin olması ve kötü hijyen sayılabilir. Yaptığımız bu çalışmada
gerilimsiz primer kapama ve limberg flep rekonstrüksiyonuyla
her iki yöntemde de gerilimsiz iyi bir yara iyileşmesi sağlanmıştır.
Postoperatif lokal temizliğin iyi yapılarak risk aktörlerinin bir kısmını
ortadan kaldırılmasının nüks gelişmemesi açısından önemli
olduğunu düşünmekteyiz. Yapılan bir çok çalışmada bölgeden
kılların lazer epilasyon vb yöntemlerle uzaklaştırılmasının
tedavide etkin olduğu gösterilmiştir. Gerilimsiz bir iyileşme
hattı sağlanması ve lokal temizliğin nüksü engellemede önemli
faktörler olduğunu düşünmekteyiz. Bu çalışmada gerilimsiz
primer kapama, limberg flep kadar etkin bulunmuştur.
159
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S59
Nüks Pilonidal Hastalıkta Lay Open Ameliyatı
Mehmet Mihmanlı1, Tahir Atun1, Uygar Demir1, Ece Dilege2, Cemal Kaya1, Özgür Bostancı1, Mustafa Arısoy1, Gürhan Işıl1
1
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3.Genel Cerrahi Kliniği
2
Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Pilonidal hastalık, sıklıkla sakrokoksigeal alanda görülen , kronik
inflamatuar bir hastalık olup literatürde %0-15.5 oranında nüks
oranına sahiptir. Hastalığın tedavisinde, nüks olan olguların
tedavisi için ideal tedavi yöntemi tarif edilmemiştir. Amacımız
lay open tekniğinin nüks pilonidal hastalıktaki etkinliğini ortaya
koymaktır.
Metod
Kliniğimizde Haziran 2009 ile Aralık 2010 yılları arasında nüks
pilonidal hastalık nedeniyle ameliyat edilen hastaların sonuçları
değerlendirildi. Hastalar yaş, cinsiyet, boy (cm), kilo (kg),
vücut kitle indeksi, intergluteal kleft derinliği, operasyon süresi,
uygulanan anestezi, , sinüs hacmi, sinüs tipi, yapılan operasyon,
postoperatif ağrı, postoperatif komplikasyon, tam iyileşme süresi,
rahat oturma, rahat yatma, araç kullanabilme ve işe dönüş
süreleri, postoperatif memnuniyet, yaşam kalitesi açısından
değerlendirildi.
Bulgu
Hasta sayısı 18 idi. Hastaların 17’si erkek, 1’i kadın ve yaş
ortalaması 30.6(17-53)idi. Sinüs hacmi ortalama 5,7cc(1-20cc),
BMI ortalama 25.6(21-29), Kleft derinliği ortalama 13.2 mm(728mm). Ameliyat sonrası nüks oluşmasına kadar geçen süre
ortalama 13,1 ay (1-48 ay). Ortalama operasyon süresi 13.8
dakika(10-18dakika). Ameliyat sonrası ortalama ağrı VAS
skalasına göre 0.8 olup, 6 hasta hiç ağrı tariflemez iken, 10 hasta
hafif ağrı (analjezik ihtiyacı olmayan) tariflemiştir, 2 hasta orta
düzüyde ağrı tariflemiş ve analjezik ihtiyacı olmuştur. Lay open
uygulanan hastalarda sosyal faaliyetler rahat yatma ortalama 1.4
gün, rahat oturma ortalama 3.1 gün, işe dönüş süreleri ortalama
10.6 gün(10-20gün) olarak saptandı. Hastaların yara kapanma
süreleri ortalama 22.5 gündür(7-50gün). Çalışmamızda ortalama
10.6 aylık (3-21 ay) takipte nüks saptanmamıştır.
Tartışma ve Sonuç
Lay open tekniği lokal anestezi altında kolaylıkla uygulanabilen,
gerek kısa operasyon süresi, hastanede kalış ve işe dönüş süreleri,
gerekse hasta konforu ve memnuniyeti açısından uygun bir
ameliyattır. Ancak nüks açısından anlamlılığı değerlendirebilmek
için daha uzun süreli takip süresi gerekliliğine inanıyoruz. Flep
ameliyatlarına göre minimal invaziv bir teknik olan lay open
tekniğinin, nüks pilonidal sinüslü hastaların tedavisinde iyi bir
alternatif olduğu kanaatindeyiz.
160
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S60
Kronik Anal Fissürde Subkutan Lateral Internal
Parsiyel Sfinkterotomi Sonuçları
Gürel Neşşar
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniği
Giriş
Kronik anal fissürde uyguladığımız lateral internal parsiyel
sfinkterotomi (LİPS) tekniği ve sonuçları bildirilmiştir.
Metod
2009-2010 yılları arasında 5 tanesi akut olmak üzere 43
hastaya litotomi pozisyonunda, lokal anestezi altında subkutan
LİPS yapıldı. Aynı anda 6 hastaya internal kanamalı hemoroid
nedeniyle üç kadran band ligasyonu ve bir hastaya eksternal
tromboze hemoroid boşaltılması yapıldı. Hastalara preoperatif
lavman ve perine traşı yapılmadı, postoperatif dönemde analjezik
ve sıcak su oturma banyosu tavsiye edildi. Hastalar ameliyattan
sonraki ilk hafta, 1. ve 6. aylarda telefonla aranarak kontrolleri
aynı hekim tarafından yapıldı. Gereken durumlarda hastalar
çağırılarak poliklinikte muayene edildiler.
Bulgu
Hastaların 32 tanesi (‰74,4) erkek, yaş ortalaması 41,7 ± 13,2,
median 39 (17-69 arası) idi. Bütün hastalarda ortak şikayet
defekasyon sırasında başlayıp sonrasında devam eden ağrı
idi. Ameliyat sonrası 40 (‰93) hastanın ağrı şikayeti geçti. Üç
hastaya (‰7) persistan ağrı nedeniyle ilk bir ay içinde tekrar
LİPS yapıldı. En çok görülen komplikasyon defekasyon sonrası
yanma hissi idi (9 hasta, ‰20,9). İki hastada kaşıntı (‰4,7), bir
hastada gaz kaçırma ve bir hastada kanama şikayetleri oldu
ancak bunlar birinci aydan sonra geçti.
Tartışma ve Sonuç
Lateral internal parsiyel sfinkterotomi kronik anal fissür
tedavisinde anal kanal anatomisini bozmayan, tekrar edilebilen
ve başarı oranı yüksek bir tekniktir. Medikal tedaviye cevapsız
akut vakalarda da güvenle kullanılabilir.
161
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S61
Ratlarda Oluşturulan Hipoperfüzyon İskemisinde
Tirofiban Hidroklorid’in Kolon Anastomoz
İyileşmesi Üzerine Etkisi
Güvenç Diner1, Orhan Veli Özkan1, İbrahim Yetim1, Akın Aydoğan1, Oktay Hasan Öztürk2, Ahmet Aslan1, İlhan Paltacı1, Esin Atik3 1
Mustafa Kemal Üniversitesi Genel Cerrahi AD 2
Mustafa Kemal Üniversitesi Biyokimya AD 3
Mustafa Kemal Üniversitesi Patoloji AD
Giriş
Bu çalışmanın amacı hipoperfüzyon ile iskemi yaratılan kolon
anastomoz modelinde anti-trombosit ve antiagregan bir ajan
olan glikoprotein IIb/IIIa inhibitörü tirofiban’ın kolon anastomoz
iyileşmesine etkisini incelemektir.
Metod
Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr arasında değişen 21 adet
Wistar-albino cinsi erişkin erkek rat kullanıldı. Ratlar rastlantısal
olarak 7’şerli 3 gruba ayrıldı. A grubu sadece laparotomi
yapılan sham grubundan oluştu. B grubu hipoperfüzyon+kolon
anastomozu yapılan grup ve C grubu hipoperfüzyon+kolon
anastomozu+tirofiban tedavisi uygulanan grup olarak oluşturuldu.
Grup B ve C’deki ratlarda peritoneal refleksiyonun 3 cm üstü kolon
anastomoz hattı olarak belirlendi. Anastomoz hattı belirlendikten
sonra bu hattın 2 cm distal ve proksimalindeki marjinal arterler
ligature edilerek hipoperfüzyon oluşturuldu. Hipoperfüzyon
sonrası 10 dk. beklenerek kolon tam kat kesildi. Her rata aynı
cerrahi materyal ve teknik uygulanarak kolon anatomozu yapıldı.
Ratlar postoperatif 5. güne kadar takip edildi. Grup C tedavi
grubu olup kolon anastomozu sonrası 5 gün, günde 1 kez ,
24 saat arayla intraperitoneal olarak 1cc‘de 0.125 mg tirofiban
serum fizyolojik ile verildi. Grup B ‘ye ise kolon anastomozu
sonrasında 5 gün, günde 1 kez, 24 saat arayla 1cc SF (%0.9
NaCL) verildi. Tüm gruplara 5. günde tekrar laparotomi yapılarak
anatosmoz hattı iyileşmeleri değerlendirildi. Tüm denekler kolon
patlama basınçları ölçüldükten sonra kolon anastomoz hatları
çıkarılarak sakrifiye edildi. Alınan kolon anastomoz örneklerine
biyokimyasal parametreleden doku hidroksiprolin (HP) ve doku
malonildialdehid (MDA) düzeyleri çalışıldı. Ayrıca Garcia’nın
geliştirdiği mikroskopik iyileşme kriterlerine göre histopatolojik
inceleme yapıldı
Bulgu
Kolon
anastomozu
sonrasında
patlama
basınçları
değerlendirildiğinde tirofiban tedavisi alan grup C’deki ratların
anastomoz patlama basınç değerleri (PBC=170.8±8.1mmHg)
grup B’deki ratların anastomoz patlama basınç değerlerine
(PBB=97.8±16.1mmHg) göre daha yüksek bulunmuştur
162
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
(p<0.0001). Biyokimyasal parametlerde ise Grup C’deki HP
düzeylerinin (HPC=4.80±0.9mg/g) grup B’deki HP düzeylerine
(HPB=3.70±0.3mg/g) göre daha yüksek olduğu saptanmıştır
(p<0.042). Grup C’nin MDA düzeyleri (MDAC=7.07 ±2.36nmol/g)
ise grup A’ya göre artmış düzeylerde saptanmış olup grup
B’nin MDA düzeyleri (MDAB=13.4±5nmol/g) çok daha yüksek
bulunmuştur (p<0.0001). Histopatolojik incelemelerde grup
C’deki iyileşmenin histolojik skoru HSC= 210 , grup B’de
ise HSB=176 olarak ölçülmüştür. Grup C’nin grup B’ye göre
epitelizasyon, iskemik nekroz, lenfositoz ve fibrozis açısından
daha iyi iyileştiği saptandı
Tartışma ve Sonuç
Kolon anastomoz iyileşmesinde tirofiban tedavisinin iyileşme
üzerine olumlu etkilerinin olduğu söylenebilir. Özellikle
mezenterik vasküler hastalıklarda rezeksiyon + anastomoz
sonrası postoperatif anastomoz kanlamasının yetersiz olduğunun
düşünüldüğü durumlarda tirofiban tedavisinin daha yararlı
olacağının kanısındayız. Ancak bu verilerin desteklenebilmesi
için daha çok deneysel ve çok kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç
vardır.
163
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S62
Kolorektal Kanserli Hastalarda Serum Metastin
Düzeyleri
Emel Canbay1, Arzu Ergen2, Dursun Buğra3, Bedia Agachan2,
Sümer Yamaner3, İlhan Yaylım Eraltan2, Yılmaz Büyükuncu3,
Mine Güllüoğlu4, Türker Bulut3
1
Başakşehir Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi, İstanbul
İstanbul Üniversitesi, Deneysel Tıp ve Araştırma Enstitüsü, Moleküler
Tıp AD, İstanbul
3
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD, İstanbul
4
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Patoloji AD, İstanbul
2
Giriş
Günümüzde, kolorektal kanserlerin cerrahisi ve moleküler
patolojisi alanında elde edilen gelişmelere rağmen, tanı amaçlı
ve/veya prognozu belirleyebilecek serum belirteçleri konusunda
henüz tam bir kesinlik yoktur. Son zamanlarda yapılan ve
pankreas kanserli hastaların serumlarında Metastin düzeylerinin
yükseldiğini gösteren çalışma, serum metastin düzeylerinin
kolorektal kanserli hastaların serumlarında da belirlenmesini
düşündürmüştür.
Metod
Bu çalışmaya İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel
Cerrahi Anabilim Dalı’na başvuran ve kolorektal kanser tanısı
alan 81 hasta ile yaş ve cinsiyetin eşitlendiği 59 sağlıklı kontrol
alındı. Hasta ve sağlıklı kişilerden alınan venöz kan örneklerin
serumları ayırıldı ve çalışmaya kadar -20°C’de saklanıldı.
Kisspeptin-54 düzeyleri enzim-immunoassay (EIA) yöntemi
kullanılarak belirlendi.Sonuçların anlamlılığı student T-test ve
one-way Anova ve Tukey HSD Post Hoc yöntemleri kullanılarak
belirlendi.
Bulgu
Kolorektal kanserli hastalarda, Kisspeptin-54 düzeyleri (86.2
± 20.5 ng/ml) kontrol grubuna göre (49±12.7ng/ml) yüksekti
(p=0.000). Serum eşik değeri 46ng/ml olarak saptandı, 46ng/
ml Kisspeptin-54 düzeyleri için, sensitivite, spesifisite, pozitif
prediktif değer, negatif prediktif değer, pozitif olasılık, ve negatif
olasılık değerleri sırasıyla 63%, 81.4%, 82.2%, and 61.5%,
3.38 and 0.46 olarak saptandı. Serum Kisspeptin-54 düzeyleri
ile kolorektal kanserli hastaların klinikopatolojik özellikleri
karşılaştırıldığında, serum Kisspeptin-54 düzeyleri ile nodal
tutulumu arasında ilişki olduğu (Spearman, rs=0.345, p=0.002)
ve Kisspeptin-54’ün nodal tutulum için prediktif olduğu (p=0.000;
Exp(B):2.053; 95%CI:1.255-2.851)bulundu.
Tartışma ve Sonuç
Bizim çalışmamızın ön sonuçları Kisspeptin-54 düzeylerinin
Kolorektal kanserli hastalarda yüksek olduğunu ve tümörün lenf
nodu tutulumu ile de ilişkili olduğunu desteklemektedir. Klinik
açıdan, kolorektal kanser gelişimi ve prognozunda Kisspeptin54’ün öneminin araştırılması ve aydınlatılması için yapılacak
çalışmalara ihtiyaç vardır.
164
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S63
Ülseratif Kolitin Cerrahi Tedavisinde 101 Olgu İle
11 Yıllık İstanbul Tıp Fakültesi Deneyimi
Murat Akıcı, Osman Anıl Savaş, Emre Balık, Oktar Asoğlu,
Türker Bulut, Sümer Yamaner, Yılmaz Büyükuncu,
Necmettin Sökücü, Dursun Buğra, Ali Akyüz
İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Bu çalışmamızda ülseratif kolit nedeniyle, girişimde
bulunduğumuz olgularının cerrahi tedavisi ve komplikasyonlarını
değerlendirmeyi amaçladık.
Metod
Kasım 2000-Ocak 2011 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi B Servisinde, ülseratif kolit tanısı ile cerrahi
uygulana 101 hastanın prospektif olarak oluşturulan veri
tabanında demografik verileri, hastalık yaşı, cerrahi tedavi
endikasyonları, cerrahi tedavi tipleri ve sonuçları Microsoft Excell
2007 veri tabanında retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgu
Çalışma döneminde değerlendirmeye alınan 101 olgunun 64’i
(%63) erkek, 37’i (%37) kadın idi. Ortanca yaş 37 (16-79) olup,
ortanca hastalık yaşı 10 (0-31) aydı. Hastalık, 30 olguda (%32)
distal yerleşimli, 3 hastada (%4) proksimal yerleşimliyken, 68
olguda (%64) pankolit mevcuttu. Cerrahi tedavi endikasyonunu,
en sık medikal tedaviye cevapsızlık oluştururken, acil girişim 12
(%12) olguya yapıldı. Açık cerrahi 80 olguya (%79) yapılırken, 21
(%21) olguya minimal invaziv cerrahi uygulandı. Olguların 78 ‘una
(%77) poş cerrahisi, 18’sine (%18) total kolektomi, 5’sine (%5)
total proktokolektomi + end ileostomi, 5’ine (%6) perianal abse
ve fistül cerrahisi yapılmıştır. Poş cerrahisi uygulanan hastaların
tamamına saptırıcı ileostomi açıldı. Mortalite 4 (% 3) olguda,
morbidite 9 (%9) olguda görüldü. Mortal seyreden 1 olgu pelvik
sepsis, diğer 3 olgu ise toksik megakolon nedeniyle acil ameliyat
edilmiş olan hastalardı. Batın içi kanama, anastomoz kaçağı
gibi major komplikasyon 4 (%6) olguda görüldü. Poş cerrahisi
geçiren hastaların 17’sinde (%24) çeşitli poş komplikasyonları
( anastomoz kaçağı, poş fistülleri, poşit, anastomoz darlığı,
vs.) görüldü. 3 olguya (%4) poş rezeksiyonu yapılmak zorunda
kalınmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Ülseratif kolitte, cerrahi girişim için hasta seçimi ve zamanlaması
doğru planlanmalıdır. Cerrahi tedavide minimal invaziv yöntemler
artan deneyimle giderek daha fazla güncel pratiğimizde yer
bulmaktadır.
165
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S64
Tavşanlarda Deneysel Abdominal Kompartman
Sendromunun Tanısında Kobalt-Albümin
Bağlanma Analizinin Rolü
Erol Ender Ünlüer1, Turgay Yılmaz Kılıç1, Evren Akgöl1,
Duygu İşgüven1, Enver Vardar3, Ümit Bayol3, Osman Yılmaz2, Nazif Erkan4, Necati Gökmen2
2
1
İzmir Atatürk EAH, Acil Tıp Kliniği
Dokuz Eylül Üniversitesi Hayvan Araştırmaları Merkezi
3
İzmir Tepecik EAH Patoloji Kliniği
4
İzmir Bozyaka EAH Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Çalışmanın amacı, abdominal kompartma sendromunun (AKS)
erken tanısında kobalt-albümin bağlanma testinin (KABT) rolünü
incelemektir.
Metod
Her grupta altı hayvan olmak üzere, 24 anestezi uygulanmış
ve ventile edilen tavşan rastgele dört gruba ayrıldı. 25 mmHg
karın içi hipertansiyon gaz verme yoluyla, sırasıyla 15., 30., 45.
ve 60. dakikalarda elde edildi. Hayvanlar öldürülmeden önce
her birinden 5 mL kan örneği alındı. Örnekler üzerinde KABT
testi uygulandı ve hasar şiddet skoru olarak gösterilen bağırsak
örneklerinin patolojik tanıları ile karşılaştırıldı.
Bulgu
Dördüncü gruptaki iskemi modifiye albümin (İMA) hem Grup
1 hem de Grup 2?den istatistiksel olarak daha büyük bulundu
(sırasıyla 0,65±0,16, 0,60±0,25 ve 0,61±0,14) (p<0,05). Grup 3 ve
Grup 4?ün İMA değerleri arasında istatistiksel bir fark bulunmadı.
Grup 4, Grup 1 ve Grup 2 ile karşılaştırıldığında (sırasıyla
p<0,004 and 0,006) ve Grup 3, Grup 1 ile karşılaştırıldığında
hasar şiddet skoru istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,004).
Grup 1 ve Grup 2 arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark
bulundu (p<0,004).
Tartışma ve Sonuç
AKS’nin erken tanısında iskeminin başlangıcında KABT önemli
bir rol oynamaktadır.
166
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S65
L-Karnitin’in Sıçanlarda Deneysel Olarak
Lipopolisakkarit (LPS) ile Oluşturulan Sepsis
Modelinde Kolon Anastomozunun İyileşmesi
Üzerine Etkileri
Hakan Canbaz1, Hamdi Akça1, Ahmet Dağ1, Musa Dirlik1, Lülüfer Tamer Gümüş2, Ebru Serinsöz Pfeifer3, Ülkü Çömelekoğlu4, Arzu Kanık5
2
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya AD 3
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji AD
4
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD
5
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik AD
Giriş
Sepsis kolon anastomozu (KA) kaçağı için risk oluşturmaktadır
ve sepsiste amaç rezeksiyon sonrası primer anastomozu düşük
kaçak oranı ile başarabilmektir. Çalışmada L-Karnitin’in deneysel
sepsis modelinde kolon anastomozu iyileşmesine etkilerinin
araştırılması amaçlandı.
Metod
Etik kurul onayı alındı. Çalışma dört gruptan (10’ar rat) oluştu.
Gruplardan KA’da kolon anastomozu, LPS+KA’da LPS
ortamında KA, KA+Karnitin’de KA’da L-Karnitin tedavisi ve
LPS+KA+Karnitin’de LPS ortamında KA ve L-Karnitin tedavisi
uygulandı. Sepsis oluşturmak için LPS (2 mg/kg, i.p.) KA’dan
18 saat önce uygulandı. L-Karnitin (2x100 mg/kg/gün, s.k.)
tedavisi KA’dan 12 saat önce başladı ve 7 gün sürdü. KA’dan 7
gün sonra ratlar sakrifiye edildi; KA’dan hemen önce kan, deney
sonunda kan ve anastomotik kolon segmenti doku örnekleri
alındı. Değerlendirme parametreleri ağırlık değişimi, anastomoz
patlama basıncı, biyokimyasal (kanda lökosit ve tümör nekroz
faktör-α [TNF-α]; anastomoz dokusunda miyeloperoksidaz
[MPO], malondialdehit [MDA], süperoksit dismutaz [SOD],
Nitrit-nitrat, Hidroksiprolin, TNF-α) ve histopatolojik inceleme
skorları (Hematoksilen-Eozin [H-E] ve immünohistokimyasal
indüklenebilir nitrik oksit sentaz [iNOS]) idi. İstatistiksel analizler
SPSS 11.5, Statistica 6.0, MedCalc® 11.0.1 istatistik paket
programlarında yapıldı.
Bulgu
KA ratlarda anlamlı ağırlık azalmasına neden oldu (p< 0.001). LPS
ile KA’da anlamlı ağırlık değişikliği oluşmadı (p>0.05); Karnitin
ağırlık azalmasını anlamlı oranda önledi (p<0.001). LPS’ye
kıyasla LPS ortamında uygulanan Karnitin ağırlık azalmasını
KA öncesi engellerken (p=0.036), KA sonrası engellemedi
(p>0.05). LPS serum TNF-α’yı anlamlı şekilde arttırdı, lökosit
sayısı ve anastomoz patlama basıncını anlamlı şekilde azalttı
167
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
(sırasıyla p=0.021, p=0.003, p=0.011). Karnitin serum TNF-α’yı
anlamlı şekilde arttırırken, lökosit sayısını anlamlı şekilde azalttı
(sırasıyla p=0.035, p=0.045). LPS ile kıyaslandığında LPS ile
oluşturulan sepsiste Karnitin tedavisi serum TNF-α’yı anlamlı
şekilde azalttı, lökosit sayısı ve anastomoz patlama basıncını
ise anlamlı şekilde arttırdı (sırasıyla p=0.024, p=0.009, p=0.018).
İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da LPS ile oluşturulan sepsiste
uygulanan Karnitin tedavisi LPS’nin arttırdığı MPO, MDA ve nitritnitrat düzeylerini azalttı, LPS’in azalttığı SOD ve hidroksiprolini
arttırdı (p>0.05 tüm parametreler için). LPS doku TNF-α’yı azalttı,
LPS ortamında Karnitin tedavisi doku TNF-α’yı daha fazla azalttı
(p>0.05). H-E boya skoru bakımından gruplar farksızdı (p>0.05).
LPS ve LPS ortamında Karnitin tedavisi anlamlı olmasa da iNOS
boyanma skorunu arttırdı (p>0.05).
Tartışma ve Sonuç
LPS ile oluşturulan sepsis ortamında uygulanan Karnitin
tedavisinin sepsis nedeniyle artmış olan serum TNF-α düzeyini
azalttığını ve azalmış olan anastomoz patlama basıncını artırarak
kolon anastomozunda yara iyileşmesini olumlu etkilediğini
düşünmekteyiz.
168
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S66
Aşağı Anterior Rezeksiyon Sonrası Saptırıcı
Stoma Gerekli mi?
Hüdai Genç, İsa Sahar, Mehmet Hacıyanlı, Cengiz Tavusbay, Özlem Gür Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği, İzmir
Giriş
Rektum tümörlerinin aşağı anterior rezeksiyonu sonrası
anastomoz güvenliğini sağlamak için saptırıcı stomanın gerekliliği
hala güncel tartışma konularından birisidir. Bu çalışmada rektal
kanser nedeni ile yapılan aşağı anterior rezeksiyonlarda saptırıcı
stomanın komplikasyonlar üzerine etkisi araştırıldı.
Metod
Ocak 2007-Mart 2010 tarihleri arasında kliniğimizde elektif
olarak opere edilen rektum kanserli olgular retrospektif olarak
incelendi. Senkron kolorektal tumörü olanlar, inflamatuar barsak
hastalığı zeminide tümörü olanlar ya da immünsüpresif ilaç
kullananlar çalışma dışı bırakıldı. Hastalar rezeksiyon sonrası
direk kolorektal anastomoz yapılanlar ve anastomoz ve lup
ileostomi yapılanlar olarak iki gruba ayrıldı ve klinik anastomotik
risk oranları karşılaştırıldı.
Bulgu
Her iki grupta da 27 hasta vardı. Preoperatif kemoradyoterapi
saptırıcı stoma grubunda anlamlı olarak daha fazla idi (p>0.05).
Klinik olarak saptanan beş anastomoz kaçağının tümü (%9.3)
saptırıcı stoma açılmayan grupta idi ve ikisi preoperatif
kemoradyoterapi almıştı. Bu beşhastanın ikişi lup ileostomi ve
drenaj, diğer üçü de Hartman prosedürü ile tedavi edildi.
Tartışma ve Sonuç
Rektum tümörlerinin aşağı anterior rezeksiyonu sonrası saptırıcı
stoma klinik belirgin anastomoz kaçağını ve ilişkili morbiditeyi
engellemede yardımcı olabilir. Saptırıcı stoma açma kararında
preoperatif kemoradyoterapi alınmış olması majör belirleyicidir.
169
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S67
İdiopatik Yavaş Geçişli Konstipasyon
Tedavisinde Posterior Tibial Sinir Stimülasyonu
Osman Yüksel, Kürşat Dikmen, Hasan Bostancı, Tugan Tezcaner, Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Ankara, Türkiye
Giriş
İdiopatik yavaş geçişli konstipasyonda (İYGK) primer neden
kolonun motilite bozukluğudur. Bu çalışmada amaç posterior
tibial sinir stimülasyonunun İYGK’daki etkinliğinin artan olgu
sayısı ile ortaya konulmasıdır.
Metod
2005-2010 yılları arasında ileriye dönük olarak konstipasyonla
başvuran 23 hasta çalışmaya alındı. İYGK tanısı hikaye, klinik
muayene yanında endorektal ultrasonografi, anorektal fizyoloji
testleri, baryumlu kolon grafisi ve kolonun geçiş zamanı
ölçülerek konuldu. Konstipasyon derecesi Wexner konstipasyon
skoru ile belirlendi. Cerrahi işlem geçirmiş olan veya diğer tedavi
yöntemleri uygulanan hastalar çalışmaya alınmadı. Stimülasyon
200µs genişliğinde bir akım ile yapıldı. Başlangıçta 4 hafta
günaşırı sonrasında 2 ayda bir 3 seans yapılan stimülasyon
işleminden sonra hastalar ortalama 36 ay takip edildi. Stimülasyon
sonrasında hastalara yıllık olarak Wexner skoru, anorektal
fizyoloji testleri ve kolonun geçiş zamanı testleri tekrarlandı.
Bulgu
Stimülasyon ile Wexner konstipasyon skorlamasında, anorektal
fizyoloji testlerinde ve kolonun geçiş zamanı değerlerinde
stimülasyon öncesindeki değerlere göre düzelmelerin olduğu
gözlendi (p<0.05). 3. yıldaki kontrollerde bu değerlerde negatif
yönde değişimlerin olmadığı gözlendi.
Tartışma ve Sonuç
Sakral sinirin posterior tibial sinirin stimülasyonu ile indirekt olarak
uyarılımı İYGK tedavisinde kullanılabilecek bir tedavi şeklidir. Bu
yöntemin avantajları diğer invaziv tedavi yaklaşımlarına göre
daha fazladır.
170
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S68
Tavşanlarda Elektrotermal Bipolar Damar
Kapama Sistemleri ile Apendiks
Güdüğünün Kapatılması
Vefa Evren Ayaydın1, Aslan Sakarya1, Teoman Coşkun1, Yavuz Kaya1, Eray Kara1, Ahmet Var2, Seda Vatansever3, Burcu Kara3
1
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
2
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı
3
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Embriyoloji ve Histoloji AD
Giriş
Apendektomi akut apandisit başta olmak üzere apendiksin birçok
hastalığında tercih edilen tedavi yöntemdir. Akut abdominal
ağrı ile acil servislere başvuran hastalarda en sık görülen
nedenlerden biri akut apandisittir. Bu durum apendektomiyi
hastanelerin genel cerrahi bölümlerinde en sık uygulanan acil
cerrahi girişimlerden biri haline getirir. 100 yıldan fazla bir süre
boyunca açık apendektomi akut apandisitin tedavisinde oldukça
iyi sonuçlar veren bir tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır.
Laparoskopinin daha hızlı yara iyileşmesi, postoperatif ağrıda
azalma, hastanede kalış süresinde azalma ve daha iyi kozmetik
sonuç sağlaması gibi avantajları laparoskopik minimal invaziv
cerrahi tekniklerin yaygınlaşmasını sağlayarak özellikle son on
yılda tekniğin daha çok kullanılmasını sağlamıştır. Elektrotermal
damar kapama sistemi yeni kullanıma giren primer olarak
abdominal cerrahi için geliştirilen hemostaz sağlayıcı bir cihazdır.
Bu sistem ısıyla damar veya diğer dokuların içerisinde bulunan
kollajen ve elastin liflerini denatüre edip birbirine yapıştırarak
bir tıkaç oluşturur ve hemostazı sağlar. Bu deneysel çalışma,
elektrotermal damar kapama sistemlerinin damar dışında bir
kullanım alanı olabilecek, apendiks güdüğünün kapatılmasında
güvenilir ve etkin bir şekilde kullanılabilirliğini doku iyileşmesini
değerlendirerek incelemek amacıyla yapıldı.
Metod
Sekizer tavşandan oluşan dört grup oluşturuldu. İlk iki grubun
apendiks güdükleri ipek bağlamalar ile kapatıldı. Son iki
grubun apendiks güdükleri ise elektrotermal bipolar damar
kapama sistemi olan Ligasure yardımıyla kapatıldı. Apendiks
güdüğü ipek bağlama ile kapatılan gruplardan biri ve apendiks
güdüğü Ligasure ile kapatılan gruplarından biri 3. günde diğer
iki grupta 7. günde tekrar opere edilerek erken ve geç dönem
doku iyileşmelerini değerlendirmek üzere örnekler alındı.
Dokuların kollajen 1, IL-1-β, FGF-2 ve TGF-β antikorları ile
immünreaktiviteleri
değerlendirilerek
immunohistokimyasal
inceleme yapıldı. Biyokimyasal olarakta dokulardaki hidroksiprolin
düzeyleri ölçüldü.
171
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Bulgu
3. günde gruplarda inflamatuar yanıtın istatistiksel bir fark
göstermediği, 7. günde ise bu yanıtın güdüğün Ligasure
ile kapatıldığı grupta daha belirgin olduğu görüldü. Doku
hidroksiprolin düzeyinin geç dönemde Ligasure grubunda
daha fazla olduğu tespit edildi ve dolayısıyla yara iyileşmesinin
Ligasure grubunda daha iyi olduğu görüldü. TGF-β’ nın geç
dönem gruplar arasında fark göstermediği ve iyileşen yarada
fibrozisin eşit düzeyde olduğu belirlend
Tartışma ve Sonuç
Elektrotermal damar kapama sistemlerinin apendiks güdüğünün
kapatılmasında alternatif ve güvenilir bir yöntem olarak
kullanılabileceği görülmektedir. Ancak bu tekniğin insanlarda
uygulanabilmesi için daha fazla deneysel çalışmaya ihtiyaç
bulunmaktadır.
172
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S69
Saptırıcı İleostomi Kapatılmasının Morbidite ve
Mortalitesi
Gökhan Çipe1, Bülent Erkek2, Ayhan Kuzu2, Ethem Geçim2
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
1
2
Giriş
Saptırıcı ileostomi açılması, distal kolorektal, koloanal ve
ileoanal anastomozlarların korunması amacıyla kolorektal
cerrahların sıkça başvurduğu bir yöntemdir. Açılan her ileostomi
kapatılırken muhtemel bir komplikasyon ve hatta ölüm olabileceği
bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı ileostomi kapatılmasının
morbidite ve mortalitesini belirlemek ve tek merkezin deneyimini
paylaşmaktır.
Metod
Ekim 1999-Mayıs 2010 arasında saptırıcı ileostomi kapatılması
ameliyatı yapılan 255 hastanın dosyaları retrospektif olarak
incelendi. Hastalar komplikasyon, mortalite ve hastanede yatış
süresi açısından değerlendirildi.
Bulgu
Yüzotuzdokuz erkek, 116 kadın hastaya ileostomi kapatılması
ameliyatı yapıldı. Hastaların ortalama yaşı 54 (17-79) idi. Kırkyedi
hastada (%18.5) komplikasyon gelişti. Onaltı (%6.3) hastada
intestinal obstrüksiyon, 11 hastada (%4.3) yara enfeksiyonu,
6 hastada (%2.3)akciğer komplikasyonları, 5 hastada (%1.9)
anastomoz kaçağı, 3 hastada (%1.2) ileus, 2 hastada (%0.8)
miyokard infarktüsü, 2 hastada (%0.8) hematom, 1 hastada
(%0.4) üriner retansiyon ve 1 hastada da (%0.4) geçici iskemik
atak saptandı. Ortalama hastanede yatış süresi 6 (2-14) gündü.
İntestinal obstrüksiyonu olan iki hastaya laparotomi ve bridektomi
yapıldı. Anastomoz kaçağı olan hastaların hepsine laparotomi
yapıldı. Bu hastaların ikisine rezeksiyon anastomoz, diğerlerine
tekrar stoma açıldı. Tekrar stoma açılan hastalardan ikisi daha
sonra sepsis nedeniyle, miyokard infarktüsü geçiren hastalardan
biri de kardiyojenik şok nedeniyle kaybedildi.
Tartışma ve Sonuç
Anastomoz kaçağı sık olmasa da kolorektal cerrahinin
kaçınılamaz bir komplikasyonudur. Saptırıcı ileostominin amacı
anastomozdan kaçağı önlemek veya kaçağın olumsuz etkilerini
en aza indirmektir. Bir anastomozun ne zaman ileostomi ile
korunması gerektiği hala tartışmalıdır ve bu konuda kesin bir
algoritma bulunmamaktadır. Ancak distal rektuma veya anal
kanala yapılan anastomozlar, anastomoz kaçağı açısından
yüksek riskli kabul edilip, bu hastalara saptırıcı ilestomi açılması
sıklıkla tercih edilen bir seçenek olmayı sürdürmektedir. Geçici
173
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
olarak yapılan saptırıcı ileostominin kapatılması ameliyatı
güvenle yapılabilir ve düşük mortalite oranına sahiptir. Toplamda
göz ardı edilemeyecek kadar morbiditesi olmasına rağmen,
tekrar cerrahi gerektirecek ciddi komplikasyonlarla karşılaşılma
riski düşüktür. Cerrahlar, saptırıcı ileostomi kararı vermeden
önce bilinen risklerle beklenen faydayı hastaya özgü olarak
analiz ederek karar vermelidir.
174
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S70
Kolorektal Cerrahide Rektum Güdüğünün
Kapatılmasında Yeni Bir Teknik
Celalettin Vatansev, Murat Çakır, Ali Bal, Ahmet Tekin, Tevfik Küçükkartallar, Ebubekir Gündeş
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi
Giriş
Bilindiği gibi aşağı anterior rezeksiyonda rektum güdüğünün
kapatılmasında sıklıkla TA stapler ve retikülatörlü stapler
kullanılmaktadır. Bu prospektif çalışmada açık cerrahi de
kullanılan kesici lineer stapler ile kapattığımız rektum güdüğü
olgularının sonuçlarını sunmayı amaçladık.
Metod
Kesici lineer stapler kullanılarak rektum güdüğü kapatılan 25
hastanın sonuçları; tümörün yerleşimi, tümörün distal cerrahi sınıra
uzaklığı, hastanede kalış süresi, morbidite, mortalıte ve maliyet
açısından incelendi. Teknik olarak rektum onkolojik prensiplere
uygun olarak diseke edildikten sonra tümör distaline gelecek
şekilde kesici lineer stapler longitudinal planda yerleştirilerek
kapatılıp rektum transeksiyonu gerçekleştirildi. Kolorektal ve
koloanal anastomozlar sirküler staplerle tamamlandı.
Bulgu
Hastaların 5’i kadın 20’si erkek olup, yaş ortalaması 57 (4571) idi. Hastaların tümör yerleşimleri; 9‘unun rektosigmoid
bölgede, 4’ünün üst rektumda, 6’sının orta rektumda ve
6’sının da alt rektumdaydı. Olguların rezeksiyon sonrası piyes
kontrolünde tümörün cerrahi sınıra makroskopik uzaklığı 1.26cm arasındaydı. Hastanede kalış süreleri ortalama 7 gün idi.
Üç hastaya koruyucu ileostomi açıldı. Bir hastada anastomoz
kaçağı gelişti. İki hastada yara yeri enfeksiyonu görüldü. Mortalite
gelişmedi. Olgularda kullanılan kesici lineer staplerin ortalama
fiyatı 50 TL iken retikülatörlü stapler fiyatı 330TL’idi.
Tartışma ve Sonuç
Rektum ve distal kolon cerrahisinde rektum güdüğü longitudinal
kesici lineer stapler ile güvenli bir şekilde kapatılabilir. Bu
çalışmada oldukça düşük maliyetle yapılan longitudinal
düzlemdeki kapatma işlemi diğer stapler çeşitleri ile yapılan
transvers kapatma işlemleri arasında bir fark olmadığı
kanısındayız.
175
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S71
Vakum Yardımlı Yara Örtüm Sistemlerine Ait
Klinik Uygulamalarımız
Cengiz Tavusbay, Mehmet Hacıyanlı, Kemal Atahan, Necat Cin, Haldun Kar, Özlem Gür, Önder Karahallı, Hüdai Genç
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Bu çalışma vakum yardımlı yara kapama sistemlerinin (VACS)
değişik klinik uygulamalardaki etkinliğini araştırmak amacıyla
yapıldı.
Metod
2008-2011 yılları arasında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Genel Cerrahi kliniklerinde değişik nedenlerle vakum
yardımlı yara kapama sistemi ile tedavi gören toplam 30 hastanın
dosyası retrospktif olarak irdelendi. Hastlara ait demografik
veriler, primer hastalıkları, ameliyatları, komplikasyonlar,
hastanede kalma ve VACS uygulama süreleri, mortalite ve
morbidite yönünden irdelendi.
Bulgu
Hastalarımızın 18’i (%60), kadın 12’si (%40) erkek olup ortalama
yaş 55 idi. Vakum yardımlı yara kapama sistemi, 13 (%43,3)
olguda open abdomen+enteroatmosferik fistül, 8(%26,6) olguda
nekrotizan fasiit ve yara ayrışması 6(%20) olguda open abdomen,
2 (%6,6) olguda Fournier gangreni ve 1 (%3,3) olguda dekübit
ülseri nedeniyle nedeniyle kullanıldı. 12 hastada ameliyat kesisi
geç dönemde kapatıldı. 7 olgu primer hastalıklarından dolayı
kaybedildi. VACS uygulamasına bağlı sadece 1 olguda enterik
fistül gelişimi görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Tedavisi ve yönetimi zor yaraların bakımında ve enteroatmosferik
fistül ile birlikte ya da tek başına olan açık abdomen olgularında
VACS uygulaması yara bakımını kolaylaştırmakta, hastanın
definitif ikinci cerrahi tedavi için gerekli zamanı sağlamaktadır.
Böylece cerrahın elinde değerli alternatif bir yöntem olarak
karşımıza çıkmaktadır.
176
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
S72
Kolorektal Karsinomlarda CD133
İmmunhistokimyasal Ekspresyonunun
Klinikopatolojik Parametrelerle ve Prognoz ile
İlişkisinin Araştırılması
Tuba Devrim1, Nermin Karahan1, Şirin Başpınar1,
K. Kürşat Bozkurt1, Murat Koçer2, F. Nilgün Kapucuoğlu1
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji AD
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Onkoloji AD
1
2
Giriş
Kolorektal kanser tedavisinde başarı elde edilebilmesi için erken
tanının yapılabilmesi, bunun için de kolorektal karsinomun
prekürsör lezyonlarının bilinmesi ve kolorektal karsinogenez
modelinin araştırılması gerekmektedir. CD133 bir kök hücre
markır’ı olup, bazı malign tümörlerde prognostik belirteç olarak
bildirilmekte ve kolon kanseri kök hücrelerinin karakterizasyonunda
kullanılan en iyi markır olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma ile
CD133 ekspresyonunun klinikopatolojik parametreler ve prognoz
ile ilişkilerini araştırarak, CD133’ün kolon kanserindeki yerinin
daha iyi anlaşılması, ayrıca tümör tedavisine yönelik çalışmalara
da katkı sağlanabileceği amaçlanmıştır.
Metod
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi (SDÜTF) Patoloji
Anabilim Dalı’nda 1999-2006 yılları arasında kolorektal
adenokarsinom tanısı alan 70 olguya ait hematoksileneozin boyalı preparatları tekrar gözden geçirilerek CD133
immünohistokimya boyama protokolü uygulandı. Neoplastik
hücrelerde, CD133 için apikal ve lüminal boyanma varlığı ile
boyanmanın yüzdeleri değerlendirilip 0 (negatif), +1 (≤%50) ve
+2 (>%50) skorları verildi. Olgularda prognostik paremetreler
(tümörün diferansiyasyonu, lenf nodu metastazı, lenfovasküler
invazyonları, perinöral invazyon, sağkalım) ile tümör hücrelerinin
CD133 ile immünreaktivitesi değerlendirilmiştir.
Bulgu
Değerlendirilen toplam 70 kolorektal adenokarsinom olgusunun
yaşları 29-86 (ortalaması 59,7) değişim göstermekte olup,
40’ı erkek ve 30’u kadın idi. Yetmiş olgunun 41’inde (%58,5)
tümör rektosigmoid bölgede lokalize olarak belirlendi. Lenfatik
invazyon 70 karsinom olgusunun 31’inde (%44,3) pozitifken
39’unda (%55,7) negatifti. Perinöral invazyon ise 70 olgunun
28’inde pozitif (%40), 42’sinde (%60) negatifti. Tümör olguların
% 2,9’unda T1 iken % 7,1’inde T2 % 88,6’sında T3, % 1,4’ünde
ise T4 tespit edildi. Olgularımızın iyi diferansiye olanlarından
13 tanesinde, orta diferansiye olanlarından 16 tanesinde, kötü
diferansiye olanların ise 6’sında lenf nodu metastazı vardır. Otuz
beş olguda (%50) lenf nodu metastazı tespit edilmezken, 20
177
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
(% 28,6) olgu pN1, 15 (%21,4) olgu ise pN2 olarak tespit edildi.
Yetmiş olgunun 22’sinde (%31,4) uzak metastaz saptandı. Bu
vakaların 16’sında (%72,7) karaciğere, 6’sında (%27,3) ise diğer
organa (2 olguda akciğer, 1’er olguda over, inguinal kitle, kemik,
aksiler lenf nodu olmak üzere) metastaz belirlendi. Yukarıdaki
veriler ışığında yapılan evrelemede, olguların 7’si (%10) evre I,
22’si (%31,4) evre II, 17’si (% 24,3) evre III ve 24’ü (%34,3) evre
IV olarak değerlendirildi. Yetmiş olgunun 58’inde (%82,9) CD133
ekspresyonu saptandı. CD133 pozitif boyanan örneklerden 26’sı
(%37,2) +, 32’si (45.7%) ise ++ olarak değerlendirildi. On iki
(%17,1) olguda ise hiçbir boyanma gözlenmedi.
Tartışma ve Sonuç
CD133 boyanması ile tümör lokalizasyonu, histolojik grade ve
metastaz arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki (sırasıyla
p değerleri 0,007, 0,021, 0,025) saptandı. Tümör CD133 ile
rektosigmoid lokalizasyonda, diğer kalın barsak yerleşimlerine
göre daha güçlü bir boyanma görüldü. Yüksek gradeli tümörlerde
CD133 ekspresyonunun artış gösterdiği belirlendi. Metastaz
göstermeyen 48 olgunun 11’inde, metastaz gösteren 22 olgunun
ise sadece 1’inde CD133 ile boyanma saptanmadı. İstatistiksel
olarak CD133 ekspresyonu ile sağ kalım arasında istatistiksel
olarak anlamlı ilişki (p=0.019) tespit edildi. Kuvvetli CD133
ekspresyonu gösteren olgularda sağ kalım süresinin daha kısa
olduğu gözlendi. CD133 ekspresyonu ile hasta yaşı, cinsiyeti,
tümör çapı, lenf nodu tutulumu ve klinik evre arasında istatistiksel
olarak anlamlı bir ilişki belirlenemedi (p› 0,05). Diğer çalışmalarla
uyumlu olarak araştırmamızda da, kolorektal karsinomlu
hastalarda sağ kalım ile CD133 ekspresyonu arasında anlamlı
ilişki saptandı. Yaptığımız çalışma sonucunda CD133’ün
kolorektal karsinomlarda kullanılan prognostik belirteçlerden biri
olabileceği düşünüldü.
178
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SEÇKİN
POSTER BİLDİRİLER
179
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
180
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP1
İlginç Bir İleus Vakası: Morgagni Herni
Samet Yalçın, İ. Çağatay Şişman, S. Muhsin Sarıkaya, Ömer Parlak, A. Erkan Uçar, Ahmet Kuşdemir
T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Konjenital diyafragmatik hernilerin çoğu sol posterolateral
foramenden gelişir ve Bochdalek hernisi olarak bilinir. Morgagni
hernisi ise, Larrey aralığından diyafragmatik krusların sternal
ve kostal elementlerinin gelişmemesi sonucu oluşan konjenital
bir defekttir ve %5 olarak görülür (1,2). Bu hastalar genellikle
doğumdan sonra asemptomatiktir. Yetişgin döneme kadar
da bulgu vermeyebilirler. Semptomatik hastalarda hafif, orta
derecede substernal ağrı, inkarserasyon ve strangulasyon
gelişen hastalarda ise, şiddetli ağrı olabilir. Bu olgunun ayrıcalığı
hastanın bu şikayetlerle gelmeyip, acil ileus bulguları ile gelmesi
ve ileri yaşta olmasıdır.
Metod
Olgu sunumu.
Bulgu
Yetmiş altı yaşında erkek hasta şiddetli karın ağrısı, on gündür
gaz gaita çıkaramama ve karın şişkinliği ile acil servise başvurdu.
Özgeçmişinde yıllar önce dizinde meniskus yırtığı nedeniyle
operasyon geçirmesi dışında, ek hastalığı olmayan hastanın
yapılan fizik muayenesinde karın distandü, yaygın hassasiyet
ve defansı mevcuttu. Acil çekilen ayakta direkt batın grafisinde
hava sıvı seviyeleri vardı. İleus ön tanısı ile acil olarak oprasyona
alınan hasta, göbek üstü ve altı median kesi ile karnına girildi.
Eksplorasyonda, transvers kolon ve omentumun sağda Larrey
aralığından toraksa çıktığı görüldü. Defektin büyüklüğü yaklaşık
10 cm kadardı. Herniye olan transvers kolonda nekrotik veya
iskemik bir bölge görülmedi. İskemik görünümlü olan herni
içerisindeki omentumun bir kısmı rezeke edildi. Postoperatif gaz
gaita çıkaran, genel durumu düzelen hasta postop.10. günde
önerilerle taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Morgagni Hernisi doğuştan bir defekt olup, %90’nı sağ taraftan
gelişir(2). %95 olguda herni kesesi bulunur, omentum ve
transvers kolon kese içinde bulunmaktadır(3). Bu olguda da aynı
şekilde görülmüştür. Morgagni hernilerinde cerrahi yaklaşım
genellikle transabdominaldir(4). Bizim olgumuzda da hastaya
transabdominal yaklaşım ile cerrahi müdahalesi yapılmıştır.
Ancak bu olguda özellikle ileri yaşta olması, ileus tablosu ile
gelmesi ,zaten çok nadir görülen Morgagni Hernisini hiç akla
dahi getirmemiştir. Sonuç olarak, ileus tablosu ile acil servise
gelen herhangi bir hastada, ileus nedeninin çok nadir de olsa,
Morgagni Hernisine bağlı olabileceği unutulmamalıdır.
181
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP2
Rekto- Peritoneal Apsenin Nadir Bir Sebebi:
Prostat Biyopsisi
Hakan Buluş, Alper Yavuz, Ahmet Koyuncu, Tonguç Sugüneş, Ali Coşkun, Altan Aydın
Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Prostat biyopsisi, prostat patolojilerinin tanısında günümüzde
yaygın olarak kullanılan basit güvenli bir yöntemdir. Prostat
biyopsisi genellikle düşük komplikasyon oranları ile uygulanmakla
birlikte çok nadir de olsa hayatı tehdit eden komplikasyonlar
görülebilir. Biz 47 yaşında prostat biyopsisi sonrası çok nadir
olarak görülen rekto peritoneal apse nedeniyle opere ettiğimiz
erkek bir hastayı sunduk.
Metod
Acil servise karın ağrısı ateş bulantı kusma şikayetleri ile
başvuran hastanın hikayesinde 8 gün önce Üroloji kliniğinde tanı
amaçlı transrektal prostat biyopsisi olduğu öğrenilmiştir. Bununla
birlikte biyopsi sırasında geniş spektrumlu antibiyotik proflaksisi
yapıldığı fakat buna rağmen ateşlerinin olduğu anlaşılmıştır.
Fizik muayenesinde karında suprabubik alanda daha fazla
olmak üzere yaygın hassasiyet ve rbound mevcuttu. Rekta
tuşede rektum boş olmakla birlikte fazla derecede hassasiyet
ve dolgunluk vardı. Laboratuvar değerlendirmesinde Ateş 39.8
derece, nabız 122 / dakika, tansiyon arteryal 98 / 52 mm/ Hg
olarak ölçülmüştür.Ayrıca beyaz küre sayısı 19 x10 3 ml/dl olarak
yüksek bulunmuştur. Prostat spesifik antijen ( PSA) değeri de
16.4 ng /ml ölçülmüştür.
Bulgu
Hastaya bu değerlendirmeler sonrası tüm karın bilgisayarlı
tomografi incelemesi yapıldı ve buna göre mesane inferioru,
rektum posterior bölgesinde yaklaşık 15x18x8 cm çapında
içerisinde yer yer hava değerleri bulunan apse ile uyumlu
olabilecek lezyon izlendi. Bunun üzerine hastaya drenaj amaçlı
girişimsel radyoloji kinliğine konsulte edildi fakat drenajın
yapılamaması üzerine hastaya göbek altı median kesi ile
laparatomi uygulanarak apse drene adildi. Postoperetif kültür
antibiyogram sonucuna göre tedavisi planlanan hastanın 3.
günde yara yeri enfeksiyonu gelişmesi üzerine basit drenaj ve
yara yeri bakımı uygulandı. Daha sonra takiplerinde komplikasyon
gelişmemesi üzerine postoperatif 16. günde hasta taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Transrektal prostat biyopsisi çok yaygın olarak basit ve güvenilir
bir yöntem olarak kullanılmakla birlikte bu işlem sırasında biyopsi
tekniği ve asepsi, antisepsiye dikkat etmek gerekmektedir. Tüm
bunlara ve antibiyotik proflaksisine rağmen hastada hayatı tehtit
eden peritonit ve sepsis tablosu gelişebilir. Bunedenle hastaların
işlem sonrası yakından takip edilmesi önem arzetmektedir.
182
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP3
Yetişkin Bayan Bir Hastada
İnvaginasyon Olgusu
Samet Yalçın, Çağatay İbrahim Şişman, Seyit Muhsin Sarıkaya, Ali Erkan Uçar, Birol Korukluoğlu
T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.
Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
İnvaginasyon yetişkinlerde nadir görülen bir durum olup,
%1-%3 barsak obstrüksiyonuna neden olur. Yetişkinlerde
invaginasyonun tanısı zor olup, genellikle laparotomi sonrası
konulur.
Metod
Olgu sunumu.
Bulgu
Şiddetli karın ağrısı nedeniyle acil servise gelen 20 yaşında
genç bayan bir hasta öncelikle kadın doğum tarafından görülen
ve yapılan suprapubik pelvik USG’de, patolojik görüntü olarak
sağ over vizualize edilemedi, uterus sağ lateral kesimde sağ
over lojuna uyan bölgede yaklaşık olarak 75*66*50 mm boyutlu
kalın duvarlı kalın duvarlı kistik lezyon izlenmiş (over torsiyonu?),
douglasta ve periuterin en derin yeri 70 mmye ulaşan serbest
sıvı izlendi. Sağ alt kadran yüzeyel USG’de ise, periuterin ve sağ
alt kadranda en derin yeri 70 mm ulaşan serbest sıvı, sağ alt
kadranda barsak ansları hafif dilate ve peristaltizmi artmış olarak
görüldü. Lökositozu da bulunan hasta, sağ over torsiyonu ön tanısı
ile kadın doğumcularca acil olarak ameliyata alındı. Phannenstiel
kesisi ile operasyona alınan hastada overlerde herhangi bir
patoloji olmadığı ve ince barsakta kitle nedeniyle peroperatif
genel cerrahiye danışıldı. Yaptığımız explorasyonda ileoçekal
valvin 40 cm proximalinde yaklaşık 20 cm’lik ince barsak ansında
invaginasyon saptandı. İnvaginasyon manuel olarak redükte
edildi. Barsak segmentinin beslenmesinin düzeldiği görüldü.
Bunun yanında explorasyonda invaginasyonun başlangıç
seviyesinin yaklaşık 15 cm proximalinde, antimezenterik yüzünde
yaklaşık olarak 2cm çapında sert polpoid tümoral kitle olduğu
görüldü. Bu polipoid kitlenin üzerinde ise, 1 cm çapında yeşilimsi
renkte bir lezyon görüldü. Bu polipoid lezyonlu yaklaşık 8 cm’lik
ileum segmenti rezeke edilerek, uçuca anastomoz yapıldı.
Patoloji sonucu ise, SMA, S-100, CD-117 immünhistokimyasal
boyalarında boyanma oluşmayan, Mason Trikrom ile bağ dokusu
yönünde byanma gösteren, inflamatuar myofibroblastik tümör
olarak geldi.
Tartışma ve Sonuç
Yetişkinlerde intussuscepsion nadir görülmektedir. Mekanizması
183
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
tam olarak bilinmemekte olup, barsak duvarında bir lezyon
veya barsak lümenindeki bir irritanın normal peristaltik aktiviteyi
değiştirip, invaginasyonu başlattığı düşünülmektedir. İnce
barsaklarda innaginasyonun genelde sebepleri, iyi huylu
neoplazmlar, inflamatuar lezyonlar, Meckel’s divertikuli, appendix,
adezyonlardır. Malign lezyonlar (primer veya metastaz) ise %30’nu
oluşturur. Bizim olgumuzda da patoloji iyi huylu olup, inflamatuar
myofibroblastik tümör olarak geldi. Yetişkinlerde invaginasyon
sıklıkla kronik olup, genellikle nonspesifik semptomla gelir.
Karın ağrısı en genel semptomudur. Bizim hastamızda da
asıl şikayet şiddetli karın ağrısı idi. Yetişkinlerde invaginasyon
tanısı zor konulur ve genellikle de ameliyat sırasında tanı alırlar.
Nitekim bizim vakamız da öncelikle over torsiyonu ön tanısı ile
ameliyata alınmış, ameliyatta torsiyon olmadığı anlaşılmış ve
genel cerrahi tarafından ileoileal invaginasyon tanısı alıp, gerekli
tedavisi yapılmıştır. İnvaginasyon tanısında bazen ayakta direkt
karın grafisi ileusu varsa faydalı olabilir. Bizim vakamızda da
ileus bulgusu olmadığı için ayakta direkt batın grafisi normaldi.
Literatürde invaginasyon içi en faydalı tetkik Abdominal CT
olarak görülmektedir. Biz vakamızda Preoperatif abdominal CT
çektirmedik. Çünkü hastaya çekilen suprapubik pelvis USG’si
over torsiyonu ile uyumlu jinekolojik patoloji düşünülmesi ve
kadın doğumcuların ameliyata karar vermesi nedeni ile CT
çektirmeyi hiç düşünmedik. Sonuç olarak karın ağrısı ile acil
servise gelen yetişkin bir hastada, invaginasyonun da olabileceği
akla getirilmeli ve daha dikkatli bir şekilde hastaya yaklaşılması
gerektiğini düşünmekteyiz.
184
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP4
Rektum Kanseri Nedeniyle Aşağı Anterior
Rezeksiyon Yapılan Hastalarda Anastomoz
Kaçağını Etkileyen Faktörler
Samet Yardımcı, Yusuf Bayram Özoğul, Ali Sürmelioğlu, Murat Ulaş, Erdal Polat, Tahsin Dalgıç, İlter Özer, Metin Ercan, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
Giriş
Rektum kanseri için aşağı anterior rezeksiyon yapılan
hastalarda anastomoz kaçağı sonu ölümle bitebilen en önemli
komplikasyondur. Bu çalışmada anastomoz kaçağını etkileyen
faktörler ve kaçak olanların kısa dönem sonuçları incelendi.
Metod
Kliniğimizde rektum kanseri tanısıyla aşağı anterior rezeksiyon
yapılan ardışık 260 hasta çalışmaya dahil edildi. Kaçak olan(kaçak
+) ve kaçak olmayan (kaçak-) hastalarda risk faktörleri olarak
yaş, cinsiyet, yandaş hastalık, beden kitle indeksi (BKİ), preop
serum hemoglobin(Hb) ve albumin (alb) düzeyi, tümörün yerleşim
yerleşim yeri, ameliyat süresi, kan kaybı, saptırıcı stoma olması
analiz edildi. Kaçak + lerde kaçağın hastanede kalış süresi ve
mortaliteye etkisi araştırıldı. İstatistiksel olarak Ki kare ve Man
Whitney U testleri kullanılarak p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi.
Bulgu
İkiyüzaltmış hastanın 27(%10.6)’sinde anastomoz kaçağı
görüldü. Kaçak + ve Kaçak – hastalarda sırasıyla; yaş
(60.4±15.2’e karşılık 60.3±13.6 yıl), yandaş hastalıklar (%59.3’e
karşılık %45.6), beden kitle indeksi (25.4±4.0’e karşılık
26.0±4.3 kg/m²), Hb (12.9±1.5’e karşılık 12.8±1.9g/dl), alb
(4.1±0.6’e karşılık 4.2±0.5g/dl), ameliyat süresi (223.3±77.1’e
karşılık 199.2±64.9 dk.), kan kaybı (249.6±311.6’e karşılık
270.6±488.7cc) yönünden anlamlı fark yoktu (p>0.05). Saptırıcı
ileostomi açılan 74 hastanın 5’inde(%6.8), yapılmayan 181
hastanın 22’sinde (%12.2) anastomoz kaçağı vardı ve fark anlamlı
değildi. (p>0.05). Tümörün yerleşim yerine göre rektosigmoid
yerleşimli 26 hastadan 1’inde(%3.8), üst rektum yerleşimli 46
hastanın 4’ünde(%8.7), orta rektum yerleşimli 130 hastanın
17’sinde (%13.1), alt rektum yerleşimli 53 hastanın 5’inde (%9.6)
anastomoz kaçağı görüldü. Kaçak + hastaların 21’i ( %77.8)
erkek, 6’sı (%22.2) kadındı (p=0.051). Kaçak + hastalarda
ortalama yatış süresi (ort. 24.07±12.2 gün) kaçak - hastalara
göre (ort. 11.4±5.4) anlamlı olarak daha uzun bulundu. (p<0.05).
Kaçak + hastaların da 3’ünde (%11.1), kaçak - hastaların 3’ünde
(%1.3) mortalite görüldü, fark anlamlıydı (p<0.05).
185
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızda rektum kanseri nedeniyle aşağı anterior
rezeksiyon yapılan hastalarda anastomoz kaçağının hastanede
yatış süresi ve mortalitede artışa neden olduğu gösterilmiştir ve
anastomoz kaçağına erkeklerde daha sık rastlanmaktadır.
186
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP5
Kolorektal Kanserlerde Metastatik Lenf Nodu
Oranını Etkileyen Faktörler
Ali Sürmelioğlu, Yusuf Bayram Özoğul, Murat Ulaş, Samet Yardımcı, Süleyman Orman, Metin Ercan, Tahsin Dalgıç, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gastroenteroloji
Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolorektal kanserlerde; duvar tutulum derecesi (T), bölgesel lenf
nodları pozitifliği (N), metastaz (M) kadar metastatik lenf nodu
oranı (MLNO)’ da prognozda önemli olduğu belirtilmektedir.
Bu çalışmada kolorektal kanser nedeniyle ameliyat edilen
olgularımızda metastatik lenf nodu oranını etkileyen faktörlerin
belirlenmesi amaçlandı.
Metod
Çalışmaya kolorektal kanser nedeni ile ameliyat edilen ardışık
776 hasta alındı. MLNO; yaş, cins, CEA, Ca19.9, tümör boyutu,
tümör yerleşimi, intramural tutulum (T) ve karaciğer metastazı
yönünden analiz edildi. İstatistiksel yöntem olarak Mann-Whitney
U ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi.
Bulgu
Hastaların 301(%38.8)’i kadın, 475(%61.2)’i erkekti. Ortalama
yaş 59.7 ± 13.4, ortalama MLNO 13.1 ± 22.1, ortalama çıkarılan
lenf nodu sayısı 22.8 ± 15.0, ortanca CEA düzeyi 4.4 (0.2>1000), ortanca Ca19.9 düzeyi 12.9(0.1->1000), ortanca tümör
büyüklüğü 5.5(1-20) cm, tümör diferansiyasyonu %34.4 iyi,
%49.5 orta, %6.6 kötü, %9.5 müsinöz tipteydi. İntramural tutulum
derecesi ; Tis %1.8, T1 %1.6, T2 %10.9, T3 %74.8, T4 %10.9
bulundu. 666 hastada karaciğer metastazı yokken, 100 hastada
karaciğer metastazı vardı. Tümör yerleşimi sağ kolon %20.3,
sol kolon %17.6, Transvers kolon %2.5, rektum %59.6 olarak
bulundu. Tek değişkenli analiz sonrası yapılan çoklu değişkenle
doğrusal regresyon analizinde sırasıyla; intramural tutulum
derecesi, rektum yerleşimi, karaciğer metastaz varlığı, müsinöz
tip, sol kolon yerleşimi ve genç yaş anlamlı olarak artmış MLNO
ile birlikteydi.
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızda kolorektal kanserlerde;duvar tutulumunun
derecesi, rektum ve sol taraf yerleşimi, karaciğer metastaz
varlığı, müsinöz tip ve genç yaş metastatik lenf nodu oranını
etkileyen faktörler olarak bulunmuştur.
187
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP6
Rektal Kanserlerde Yeni Modifiye-Tek Stapler
Anterior Rezeksiyon Tekniği
Soner Akbaba1, P. Eren Ersoy1, R. Haldun Gündoğdu1,
Murat Ulaş2, Ebru Menekşe1
2
1
Ankara Atatürk E.A. Hastanesi, 3.Genel Cerrahi Kliniği
Ankara, Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Gastroenteroloji Cerrahisi
Giriş
Kolorektal cerrahide anastomoz kaçakları önemli bir morbidite
ve mortalite sebebidir. Anastomoz kaçaklarını önlemede
cerrahi teknik çok önemlidir ve kaçak oranları cerrahi kalitenin
göstergesidir. Genel tercih; teknik avantajları ve kaçak riskini
azaltması sebebiyle stapler kullanılmasıdır. Ancak stapler ile
anastomoz yapılırken distal çevre sütürün geçilmesi zor bir
manevradır ve anastomoz yetmezliğinin en sık sebebidir. Bu
sorunu çözmek için yapılan çift stapler tekniğinde ise yine teknik
sorunlar yaşanmakta ve benzer komplikasyonlar görülmektedir.
Farklı bir bakış açısı oluşturması nedeniyle rektum kanseri tanısı
ile peş peşe opere ettiğimiz 6 hastada uyguladığımız modifiye
tek stapler tekniğini tanıtarak erken dönem sonuçlarını bildirdik.
Metod
Rezeke edilecek segmentin proksimal kısmı kesilip, traksiyona
alınarak pelvik diseksiyon yapıldı ve distal çevre sütürü geçildi.
Distal rezeksiyon yapılmadan anal yoldan ilerletilen staplerin
şaftı açılarak etrafından daha önce geçilmiş olan çevre sütürü
bağlandı ve takiben segmentin rezeksiyonu yapıldı. Şaftı ile
anvili kilitlenen stapler ateşlenerek anastomoz tamamlandı.
Bulgu
Hastalarımızın hiçbirinde leak saptanmadı. Bir hastada subileus
ve bir hastada cilt altı yağ nekrozu dışında morbidite olmadı.
Tüm hastalar şifa ile taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Bu teknikte rektumun pelvis içinde diseksiyonu ve çevre
sütürü atılması daha kolaydır. Distal ucun aşağı kaçması
engellendiğinden açık yönteme göre daha aşağı seviyede ve
daha emniyetli seromüsküler çevre sütürü geçmek mümkündür.
Çift stapler tekniği ile karşılaştırıldığında linear staplerin inebildiği
seviyeden daha aşağı seviyeye inilebilmekte ve “dog ear” oluşma
riskini ortadan kaldırmaktadır. Lümen kapatılarak rezeksiyon
yapıldığı için kontaminasyon daha azdır. Distal rezeksiyon
yapılmadan stapler anal kanaldan daha rahat ilerletildiği için
mukoza ve anal sfinktere zarar verme olasılığı azalmaktadır.
Ayrıca tek stapler kullanıldığı için ekonomik avantajı vardır.
Tanımladığımız tekniğin henüz olgu sayısı az olduğundan yeni
ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
188
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP7
İleri Evre Jinekolojik Malignansilerde
Sitoredüksiyon Amaçlı Kolorektal Rezeksiyonlar
ve Sonuçları
Feza Y. Karakayalı1, Seda Yüksel2, Tugan Tezcaner1, Ebru Soy1, Ali Ayhan2
2
1
Başkent Üniversitesi Genel Cerrahi AD
Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD
Giriş
Jinekolojik malignansilerin lokal intraperitoneal yayılımı
nedeniyle, başta rektosigmoid bölge olmakla beraber kolon
tutulumunun sık olması, kolorektal rezeksiyonları sitoredüksiyon
cerrahisinin bir parçası haline getirmiştir. Bu çalışmada ileri evre
jinekolojik malignansi hastalarında, sitoredüksiyon cerrahisi
sırasında yapılan kolorektal rezeksiyonların sonuçlarının ortaya
konulması amaçlanmıştır.
Metod
Temmuz 2007- Ocak 2011 tarihleri arasında Jinekolojik Onkoloji
Kliniği tarafından sitoredüksiyon cerrahisi uygulanan 73 ileri evre
jinekolojik malignansi hastasından, 81 kolorektal cerrahi girişim
uygulanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Kolorektal
girişimlerin %90’ı primer, %10’u ise sekonder sitoredüksiyon
amacı ile yapıldı.
Bulgu
Hastaların ortalama yaşları 57 (28-85) iken, %88’i (n:64) over
, %7’si endometrium kanseri % 5’i ise (n:4) primer peritoneal
karsinom hastasıydı. Hastaların ameliyat öncesi serum
albumin değerleri ort. 3,5 ±0,5 (2,2-5,1) mg/dl ve %27’sinde
(n:20) asit mevcuttu. Yirmiyedi vakada hartman prosedürü, 24
anterior rezeksiyon, 18 aşağı anterior rezeksiyon, 5 subtotal
kolektomi,, 4 ileoçekal rezeksiyon ve anterior rezeksiyon, 3
pelvik egzantrasyon yapıldı. Vakaların %26 sında (n: 22) uç
uca anastomozu takiben koruyucu stoma oluşturuldu. Ayrıca
22 olguda eş zamanlı incebarsak rezeksiyonu yapıldı. Operatif
mortalite 2 hastada görüldü. Postoperatif komplikasyon olarak
%24 solunum yetmezliği, %13 yara yeri enfeksiyonu, % 8
anastomoz kaçağı, %14 intraabdominal abse ve %5 ileus
saptandı. Ortalama takip süresi 21,6 ± 10,7 (2-43) ay idi ve bu
sürede 2 hasta dışında hiçbir hastada oluşturulan ostomiler
kapatılmadı. Yirmiüç hastada (% 32) ise takiplerde nükslere
bağlı ileus gelişmesi nedeniyle palyatif amaçlı cerrahiler yapıldı.
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal rezeksiyonlar ileri evre jinekolojik malignansilerde
optimal sitoredüksiyonun sağlanmasında sıklıkla gerekli
olmakla beraber, hasta ve hastalığın kendine özgü risk faktörleri
komplikasyon oranlarının yüksek olmasına neden olabilir. Tercih
edilecek cerrahi yöntem kararı, hasta bazında ve bu konuda
tecrübeli bir cerrahi ekip tarafınca verilmelidir.
189
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP8
Rektal Karsinoid Tümörlerde Transanal Lokal
Eksizyonun Yeri
Osman Yüksel, Emre Karaahmetli, Zeki Gürler, B. Bülent Menteş Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Ankara, Türkiye
Giriş
Rektum tümörlerinin %1.8’ini oluşturan karsinoid tümörlerde
genel tedavi yaklaşımı; iyi diferansiye karsinoid tümörlerde boyut
<2 cm ve tümör submukoya sınırlı ise lokal eksizyon lehindedir.
Bu çalışmada rektum karsinoid tümörü nedeniyle lokal eksizyon
yapılan hastaların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Metod
2004-2011 yılları arasında rektum karsinoid tümörü tanısı alan ve
cerrahi tedavi uygulanan hastalar geriye dönük olarak irdelendi.
Tümör boyutu >1 - ≤2 cm olan ve transanal lokal eksizyon yapılan
11 hasta çeşitli parametrelerle değerlendirildi.
Bulgu
Hastaların yaş ortalaması 48 (21-85), K/E oranı 1.2/1 idi.
Hastaların çoğunluğu asemptomatik idi ve farklı nedenlerle
endoskopik değerlendirme esnasında tanı konulan hastalardan
oluşmakta idi. En sık karşılaşılan semptom hematokezya
(%21) olarak bulundu. Teşhis endoskopi ile tespit edilen
lezyondan alınan biyopsinin HE ve immünohistokimyasal olarak
değerlendirilmesi ile konuldu. Lezyonun derinliğini ve lenfatik
invazyonunu değerlendirmek için endoultrasonografi veya MR
tetkikleri yapıldı. Uzak metastaz değerlendirmesinde karaciğere
yönelik CT tetkikine ilave olarak özellikle T2 lezyonu olan
hastalarda somatostatin reseptör sintigrafisi yapıldı. 8 hastada
T1 lezyon, 3 hastada T2 lezyon bulundu. Lokal eksizyon sonrası
patolojik değerlendirmede 2 hastada cerrahi sınır yakınlığı
nedeniyle anterior rezeksiyon yapıldı. 5 yıllık takipte 1 hastada
lokoregional nüks tespit edilirken 1 hastada ise karaciğer
metastazı gözlendi. 5 yıllık genel sağkalım %94 olarak bulundu.
Tartışma ve Sonuç
Tümör boyutu >1 - ≤2 cm olan rektal karsinoidlerde özellikle T2
tümörlerde iyi preoperatif değerlendirme yapılarak lokal eksizyon
yapılabilir. Endoskopik polipektomilerden sonra yapılacak lokal
eksizyonda lezyonun lokalizasyonunun değerlendirilmesi güçlük
oluşturabilir. Özellikle T2 lezyonlarda veya uzak metastaz
olasılığını arttıran risk faktörlerinin varlığında hastaların
lokoregional veya sistemik yayılım açısından değerlendirilmesi
önemlidir.
190
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP9
Kolon Kanserine Bağlı Koloduodenal Fistül:
Olgu Sunumu
Aylin Acar, Mustafa Hasbahçeci, Fatih Başak, Ali Kılıç, Gürhan Baş, Orhan Alimoğlu
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışmada transvers kolon tümörü tanısı konulan ve
intraoperatif koloduodenal fistül saptanan olgunun sunumu
amaçlandı.
Metod
Olgu sunumu
Bulgu
Altmış-üç yaşında erkek hasta bir ay önce başlayan ishal,
karın ağrısı, kilo kaybı ve bulantı şikayetleri ile başvurdu. Fizik
muayenede epigastrik bölgede minimal hassasiyeti mevcuttu.
Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Laboratuar
tetkikleri normaldi. Kolonoskopide transvers kolonda lümeni
tama yakın tıkayan lezyon görüldü. Histopatolojik incelemede
az diferansiye adenokarsinom saptandı. Karın tomografisinde
hepatik fleksura seviyesinde 8 cm kitle görüldü. Eksplorasyonda
bu kitlenin duodenuma invaze olduğu görüldü. Peroperatif
endoskopi ile koloduodenal fistül saptandı. Sağ hemikolektomi ve
negatif sınırla fistülü içine alacak parsiyel duodenum rezeksiyonu
yapıldı. Postoperatif yara yeri enfeksiyonu gelişti ve 10. Günde
taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Koloduodenal fistül oldukça nadir görülen bir durumdur ve
tümörün negatif sınır ile rezeksiyonu tedavi seçeneğidir.
191
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP10
Rektum Karsinomunu Taklit Eden Nadir
Görülen Bir Olgu: Radyasyon Proktiti
Fahrettin Acar, Hüsnü Alptekin, Hüseyin Yılmaz, M. Ertuğrul Kafalı, Mustafa Şahin
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Karın ve pelvis bölgelerine radyasyon tedavisiıalan hastaların
yaklaşık %0.5-5.2’sinde gastrointestinal komplikasyonlar
gelişmektedir. Radyasyona bağlı gelişen barsak hasarının
yaklaşık %80’ini jinekolojik malignite nedeni ile radyoterapi
uygulanan hastalar oluşturmaktadır. Tüm karın bölgesine
radyasyon alan hastalarda insidans % 8’e, paraaortik bölgeye
verilmiş ise %35’e çıkmaktadır. Radyasyona bağlı gelişen
intestinal komplikasyonların %90-95’i kolonun distal kesimini
ilgilendirmektedir (rektosigmoid). Semptomları nonspesifik olup
enfeksiyoz, inflamatuar (ülseratif kolit) ve malignite gibi diğer
abdominal hastalıkları taklit edebilir. Biz burada rektum kanserini
taklit eden, izole rektum tutulumu olan radyosyona bağlı proktit
olgumuzu sunuyoruz.
Metod
Olgu Altmış altı yaşında bayan hasta Ekim 2009 yılında
endometrium kanseri nedeniyle Total Abdominal Histerektomi+
Bilateral Salpingoooferektomi ve aynı seansta geçici ileostomi
ameliyatı geçirmiş. Ameliyat sonrası kemoradyoterapi alan
hasta tedaviden 3 ay sonra kliniğimize ileostomi kapatılması
nedeniyle müracaat etti. Preoperatif genel durumu, kan değerleri
ve kolonoskopisi normal olan hastanın ileostomisi kapatıldı.
Oral alımı takiben hasta 7. günde taburcu edildi. Postoperatif 1.
ayda poklinik kontrolleri normal olan hasta 4. ayda kliniğimize
karın ağrısı, tenezm, aralıklı kanlı ishal, halsizlik, çabuk yorulma
ve kilo kaybı yakınmaları ile başvurdu. Fizik muayenede hafif
hafif soluk görünüm dışında patoloji saptanmadı. Laboratuvar
bulguları anemi (Hb=8.9 g/dl), üre ve kreatinin yuksekliği
(üre=74, kreatinin=2.2 mg/dl), sedimantasyon yuksekliği
(sedimentasyon=90) ve hipoalbunemi (albumin=2.5 gr/dl)
dışında tamamen normaldi. Kolonoskopik incelemede altorta rektum bölgesinde lumeni çepeçevre saran ve gecişe izin
vermeyen malign görünümlü kitle saptandı (Resim 1). Kitleden
yapılan biopsi örnekleri nonspesifik proktit ile uyumlu gelmesi
üzerine biopsi tekrarlandı ve radyosyon proktitine ait bulgular
elde edildi. Kortikosteroidler , salisilazosülfapiridin ve total
parenteral nütrisyon tedavisi ile kliniği düzelen hasta düşük
posalı diyet ile oral alımı sonrasında taburcu edildi. Semptomatik
tedavisi devam eden hasta polklinik kontrolü ile takip edilmekte
ve herhangi bir yakınması bulunmamaktadır.
192
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak, izole radyosyon proktiti nadir görülmekle birlikte
radyoterapi sonrasında karşılaşılabilecek bir durumdur.
Kolonoskopide malignite şüphesi olan hastaların ayırıcı tanısında
göz önünde bulundurulmalıdır.
193
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP11
Manisa Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Gastroskopi ve Kolonoskopi Sonuçları
Erdem Nalbant1, Olcay Ak Nalbant2, Yücel Özsoy1, Mümtaz Kahya1, Celalettin Keleş1, Neşe Taşoluk1, İsmail Ferhat1, Çağatay Gürkök1, Safiye Vural2, Ayla Yücetürk2, Bengü Günay Yardım2
1
Manisa Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Manisa Devlet Hastanesi Patoloji Laboratuarı
2
Giriş
Özofagus, mide, kolon ve rektumun benign ve malign
lezyonlarının çoğunun tanısında gastroskopi ve kolonoskopi
en önemli tanı, bazen de tedavi yöntemi olmaktadır. Ülkemizde
genel cerrahi kliniklerinin çok azında gastroskopi ve kolonoskopi
ünitesi bulunmaktadır. Bu çalışmada hastanemiz genel cerrahi
kliniğinde yapılan gastroskopi, kolonoskopi ve rektoskopi
sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Metod
01.01.2010-31.12.2010 tarihleri arasında gastroskopi, rektoskopi
ve kolonoskopi yapılan 1977 olgu çalışmaya alındı. Gastroskopi
yapılan hastaların çoğuna %10 xsilocain ile lokal anestezi ve
ardından dormicum ve buscopan ampul iv (intravenöz) uygulandı.
Az sayıda hastada ise ileri yaş, ilaç alerjisi gibi nedenler ve hasta
isteğine bağlı olarak sedoanaljezi uygulanmadı. Kolonoskopi
yapılan hastalara da dormicum ve buscopan ampul iv ya
da fentanyl ampul iv yolla uygulandı. Dormicum uygulanan
hastalarda işlem bittiğinde anexate iv yolla verildi. Dormicum
ve anexate dozu hastanın kilosuna göre ayarlandı. Özellikli
lezyonlar yanı sıra lezyon izlenmese de gastroskopi yapılan tüm
olgulardan Helikobakter pilori (HP) tespiti için biopsiler alındı.
Bulgu
Olguların 927’i kadın, 1050’si erkekti. Bu süreç içinde 1053
(%53.3) olguya gastroskopi, 526 (%26.6) olguya kolonoskopi,
398 (%20.1) olguya rektoskopi yapıldı. On erkek, beş kadın
hastada mide Ca; ikisi kadın, biri erkek üç hastada özofagus
Ca; sekiz kadın, altı erkek hastada kolon Ca; beş kadın, dört
erkek hastada rektum Ca olmak üzere toplam 41 (% 2) olguda
malignite saptandı. Bu olguların 37’si kliniğimizde opere edildi.
Tartışma ve Sonuç
Ülkemizde genel cerrahi asistan eğitimi sırasında gastroskopi
ve kolonoskopi eğitiminin yaygın olarak verilmeye başlanması
ile genel cerrahi klinikleri tarafından tanı konulup, tedavi edilen
üst ve alt gastrointestinal sistem tümörlü olguların sayısının
artacağını düşünüyoruz. Pek çok merkezde bu girişimlerin
yapılır hale gelmesi preneoplastik lezyonların tanınmasını, bu
194
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
olguların takibini mümkün kılacak ve tümörlerin erken evrede
yakalanmasına da yardımcı olacaktır. Gastroskopi sırasında
alınan mide biopsilerinde mide kanseri etyolojisinde suçlanan
Helikobakter pylorinin varlığının saptanması ve eredikasyonu
malignite insidansını düşürebilecektir.
195
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP12
İleusa Nadir Bir Sebep: Endometrioma
Lütfi Soylu1, Sibel Sarıkaya2, Uğur Aydın1, Sezai Aydın1, Fuat Atalay1
2
1
Ankara Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü
Ankara Güven Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm
Giriş
Endometriosis; endometrial gland ve dokuların uterin kavite
dışında görülmesidir. Reprodüktif dönemde bulunan kadınların
% 7-15’i endometriosisden etkilenmektedir. Tüm endometriosis
olgularının yaklaşık %12-35’i intestinal sistemde görülmektedir.
Metod
Ankara güven hastanesinde opere olan 2 hasta sunulmaktadır.
Bulgu
Olgu 1: 41 yaşındaki bayan hastaya ileus nedeni ile yapılan
laparotomide sigmoid kolon ve çekumda senkron endometrioma
tespit edilmiştir. Olgu2: 45 yaşında bayan hasta sık sık subileus
atakları geçirmekteydi. Hastaya yapılan laparotomide çekumda
endometriomal kitle tespit edilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Endometrios endometrial dokunun uterin kavitenin dışında
görüldüğü kronik bir hastalıktır. Bening bir hastalık olan
endometriosis sellüler proliferasyon, sellüler invazyon,
neoangiogenesis ile karakterizedir. Genel popülasyonda
prevalansı çok iyi bilinmemekle beraber reprodüktif dönemdeki
kadınların % 10-15’ inde görülmektedir. Pelvik endometriosisli
hastaların %5-15’inde barsaklar endometriosisten etkilensede
obstrüksiyon çok nadirdir. Küçük ve yüzeyel serozal implantlar
sıklıkla asemptomatiktir fakat siklik hormanal etki ile bu
implantlar prolifere olarak barsak duvarına invaze olmaktadır.
Siklik kanamalarla endometrioma lokalize barsak duvarında
fibrotik kalınlaşmalara neden olur. Endometriosisli hastalarda
dışkılama değişikliği ve abdominal agrı görülmektedir.
Preoperatif tanı genellikle zordur. Kolonoskopi ile stenoz
ve kitle nadiren görülebilir. Endometriotik lesyon daha çok
serosa, muscularis mukoza ve submukozayı etkiler. Mukozayı
çok nadir tutar. Histolojik degerlendirme tanının esasını
oluşturur. Son zamanlarda MR görüntülemelerin sensitivitesi
%84 spesifitesi %99 olarak intestinal endomertiosis tanısında
tavsiye edilmektedir. Kolorektal endometriosisin tedavisi net
olarak bildirilmemektedir. Kanama, perforasyon, obstrüksiyon
gibi komplikasyonları olmayan vakalarda hormonal tedavi ilk
seçenektir. Malignensi ekarte edilememiş ya da abstruksiyon
ve akut abdomen varsa cerrahi tedavi düşünülmelidir. Definitif
cerrahi yapılmadıkça endometriosis nüks etmektedir. Nüks oranı
yaklaşık her yıl %5-20 iken kümülatif olarak 5 yıllık nüks %40’dır.
196
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Barsak rezeksiyonunu takiben genç hastalarda hormonal tedavi
nüksün önlenmesi açısından yeterli iken yaşlı hastalarda şiddetli
endometriosis vakalarında barsak rezeksiyonu, abdominal
histerektomi ve bilateral salpingooferektomi nüksün önlenmesi
açısından önerilmektedir. İleus nedeni degerlendirilen reprodüktif
dönemde bulunan kadın hastaların öyküsünde endometriosis
ve buna baglı semptomlar varsa tanıda endometriomalar
düşünülmelidir.
197
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP13
Meckel Divertikülünde Gastrointestinal
Stromal Tümör:
İntestinal Volvulusun Nadir Sebebi
Fevzi Cengiz1, Mehmet Ali Sun1, Özgür Sipahi Esen2,
Nazif Erkan1
İzmir Bozyaka EAH, Genel Cerrahi
İzmir Bozyaka EAH, Radyoloji Kliniği
1
2
Giriş
Meckel divertikülü(MD) gastrointestinal sistemin en sık görülen
konjenital anomalisidir. Olguların çoğunluğu asemptomatiktir.
Bununla birlikte, semptom veren hastalarda sıklıkla başlangıçta
yanlış tanılara neden olur. MD’nin tümörleri nadirdir. Bu çalışmada,
barsak tıkanması tablosuyla, volvulusa neden olan, MD kaynaklı
gastrointestinal stromal tümörlü bir olgu sunulmuştur.
Metod
Olgu Sunumu.
Bulgu
Daha önceden sağlık problemi olmayan, 53 yaşında bayan
hasta , karında şişlik, bulantı ve kusma şikayetleriyle acil servise
başvurdu. Yapılan fizik muayenesinde, batın distandü, tüm
kadranlarda periton irritasyonuyla uyumlu defans ve rebound(+)
idi. Batın tomografisinde, ince barsak volvulusunu gösteren
“whirl sign” ve volvulusa neden olan pelvik kitle tespit edildi.
Acil şartlarda, hasta mekanik barsak tıkanıklığı ve akut karın
tanılarıyla ameliyat edildi. Ameliyatta, MD’den kaynaklanan
ve volvulusa sebep olan kitle tespitedildi, kitleyi içine alacal
tarzda segmenter barsak rezeksiyonu yapıldı. Patolojisi MD’nin
gastrointestinal stromal tümörü olarak gelen hasta, sorunsuz
olarak 2 yıldır takip edilmektedir.
Tartışma ve Sonuç
Oldukça nadir olmasına rağmen, barsak kökenli intraabdominal
kitlelerin ayırıcı tanısında MD ve tümörleri düşünülmelidir.
198
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP14
Retrorektal Kitle Nedeni ile Multidisipliner
Yaklaşım Yapılan Bir Olgu Sunumu
Baha Arslan1, Mehmet Can Yakut1, Cem Terzi1, Ömer Akçalı2, Funda Obuz3, Burçin Tuna4
2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi AD
Dokuz Eylül Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji AD
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Radyoloji AD
4
Dokuz Eylül Üniversitesi Patoloji AD
Giriş
Sıklıkla asemptomatik olan fakat semtomatik olduğunda klinikte
ağrı ya da obstrüksiyonla bulgu veren retrorektal kitleler,
nörojenik kökenli kitlelerden inflamatuar süreçlere dek uzanan
bir spektrumda yayılırlar. Retrorektal kitlenin cerrahi tedavisinde
tercih edilen yaklaşım kitlenin boyutu, çevre organlarla olan ilişkisi,
cerrahın pelvik anatomiye aşinalığı göz önünde bulundurularak
planlanmalıdır. Burada retrorektal kitle multidisipliner cerrahi
yaklaşım ile ameliyat edilen bir olgu sunulmaktadır.
Metod
OLGU 71 yaşında erkek hastaya üç yıl önce benign prostat
hipertrofisi nedeni ile transüretral prostatektomi yapılmış ve
üroloji tarafından düzenli izlenmiştir. Takip sırasında dışkılama
güçlüğü şikâyetleri olan hastanın rektal tuşesinde, rektum arka
duvarında bası oluşturan ve lümende darlığa yol açan kitlesel
oluşum saptanması üzerine hasta kliniğimize yönlendirilmiştir.
Hastanın fizik bakısında rektal tuşede rektum arka duvarından
lümen içine uzanımı olmayan yumuşak kıvamlı, rektumda
darlığa neden olan kitle palpe edildi. Hastaya yapılan bilgisayarlı
tomografide rektum posteriorunda düzgün konturlu, düşük
dansıtelı 4.5 x 3 .5 x 4 .5 cm boyutlarında lezyon saptandı.
Çekilen pelvik manyetik rezonans görüntülemede, presakral
bölgede, anal kanal ve rektum üzerinde bası oluşturan, yaklaşık
4 x 3 x 3 cm boyutlarında, düzgün konturlu, iç yapısı homojen,
T2A sekansta kas dokusuna göre hafif hiperintens, T1A sekansta
hafıf hiperintens, kontrast tutulumu göstermeyen kistik oluşum
izlenmekteydi.
Bulgu
Ameliyatta posterior yaklaşım ile sakrum ve koksikse ulaşıldı.
Sakrum ve koksiks kas ve ligamanlardan serbestleştirildi.
Koksiks ile birlikte sakral 4 ve 5 enblok çıkartıldı. Kemik yapı
ortadan kalktıktan sonra rektal tuşe ile kitle ortaya kondu, keskin
diseksiyonla kitle rektumdan ayrıdı ve bütünlüğü bozulmadan
ekstirpe edildi. Hasta ameliyat sonrası beşinci gün sorunsuz
taburcu edildi. Patolojik incelemede matür kistik teratom saptandı.
Amelyat sonrası 18. ayda hasta sorunsuz olarak izlenmektedir.
199
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Retrorektal alan önde rektumun fasya propiryası arkada sakrum
ile presakral fasya, üstte peritoneal refleksiyon altta levator
kasları her iki yanda üreterler ile sınırlıdır. Bu alan embriyolojik
olarak son barsak, nöroektodermal ve kemik pelvisten köken alan
yapılardan oluşur . Retrorektal kitlelerin tanısında bilgisayarlı
tomografi, transrektal ultrason ve manyetik rezonans görüntüleme
çevre dokular ile ilişkiyi ve kitlenin yapısal özellikleri açısından
klinisyene yol göstericidir . Ameliyat esnasında beklenmedik
kemik ya da nöral invazyon olması kuşkusu ile hastalara
multidispliner yaklaşım iönemlidir. Alternatif cerrahi yaklaşımlar
posterior (transakral), transsfinkterik, transrektal, tranvajinal
veya aşamalı abdominosakral yaklaşımlardır. Aşağı yerleşimli
lezyonlar için sadece posterior yaklaşımlar yeterli olabilirken
büyük vasküler kontrol gerektiren olgular için abdominal ya
da aşamalı abdominosakral yöntemler tercih edilebilir. Bizim
olgumuzda kitlenin çevre organlarla ilişkisi, yerleşimi ve boyutu
göz alındığında transsakral yaklaşım ortopedistlerle birlikte
başarı ile uygulandı.
200
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP15
Santulli Ameliyatı: Proksimal Jejunostomi
Gerektiren Olgularda Önemli Bir Alternatif
Ersin Öztürk, Tuncay Yılmazlar, Abdullah Zorluoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Proksimal
jejunum
rezeksiyonları
sonrasında
ostomi
gerektiğinde, ostomiden oluşan gastrointestinal (GİS) kayıplar
gerek fizyolojik gerekse ostomi bakımı açısından hastaya ciddi
sıkıntı vermekte ve hastanede yatış süresini belirgin olarak
uzatmaktadır. Proksimal ucun ostomi şeklinde çıkarılıp, distal
ansın ostominin hemen altına anastomoz yapılması olarak
tanımlanabilecek Santulli prosedürü bu hastalar için önemli bir
alternatiftir. Bu prosedürü kullanarak ameliyat ettiğimiz olguların
özeti sunulmuştur.
Metod
Kliniğimizde proksimal ileum ya da jejunum rezeksiyonu sonrası
ostomi gerektiğinde Santulli prosedürünü uygulamaktayız.
Proksimal ucu uygun karın bölgesinden ostomi şeklinde
çıkararak, distal ansı bu ostominin 20 cm proksimaline anastomoz
yapmaktayız. Bu şekilde tedavi ettiğimiz 10 olgu retrospektif
incelenerek verileri sunulmuştur.
Bulgu
Hastaların ortanca yaşı 51 (37-64) tü. Altı erkek, 4 kadın vardı. 5
hasta Crohn hastalığı, bir hasta intestinal amiloidoz, 4 hasta da
malignite nedeniyle ameliyata alınmıştı. Yedi hastada rezeksiyon
orta jejunumda, üç hastada proksimal ileumda idi. Üç hastada
anastomoz eğri dairesel stapler ile oluşturulurken, 7 hastada elle
çift kat anastomoz yapıldı. Ostomi miktarının azalıp, defekasyon
olan zaman kadar geçen süre ortanca 18 (15-27) gündü.
Hastaların ortanca hastanede kalış süresi 21 (15-29) gündü.
Hiçbir hastada cerrahi alan enfeksiyonu gelişmedi. Ortanca
ostomi kapatma zamanı 3 (3-4) aydı. İntestinal amioloidozlu
hastada ostomi kapatılamadı. Dört hastada ostomi kapatılması
sedasyon ve lokal anestezi altında gerçekleştirilebildi.
Tartışma ve Sonuç
Santulli ameliyatı, daha önceleri sıvı ve elektrolit desteği ile
yakın ostomi bakımı yapılarak birkaç ay hastanede yatırılmak
zorunda kalınan proksimal ince barsak ostomili hastaların normal
fizyolojik parametrelere çok çabuk dönmesini sağlamaktadır. Bu
sayede hastanede kalış süresi kısalmakta ve hastalar normal
hayatlarına daha çabuk dönmektedirler. Özellikle anastomoz
hattında ödemin belirgin olduğu ilk haftada GİS içeriği daha
çok ostomiden gelmekte, ödemin çözülmesiyle birlikte lümen
içeriği distale geçerek daha çok fizyolojik yolu kullanmaktadır.
Böylece hastalarda sıvı ve nütrisyon kaybı erken dönemde
belirgin olarak azalmakta, bu da hastanın çok daha erken evine
gönderilebilmesine olanak tanımaktadır.
201
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP16
Kolorektal Adenokarsinomlu Hastalarda
Serum İnsan Büyüme Faktörlerinin, Tümör
Anjiyogenezi ve Klinik Değişkenlerle İlişkisi
İsmail Gömceli1, Erdal Birol Bostancı1, Murat Ulaş1, Nesrin Turhan2, Ahu Sarbay Kemik3, Mesut Tez4, Samet Yardımcı1, Tahsin Dalgıç1, Musa Akoğlu1
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
2
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği 3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyokimya AD 4
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 5. Genel Cerrahi Kliniği
1
Giriş
Kanser gelişimi geçtiğimiz yüzyılda üzerinde oldukça çok
çalışılmış bir durumdur. Birçok sitokin ve büyüme faktörü;
hücre proliferasyonunu, diferansiyasyonunu, kemotaksisini,
migrasyonunu ve apoptoz’unu durdurabilir. Çalışmamızın
amacı; epidermal büyüme faktörü (EGF), hepatosit büyüme
faktörü (HGF), plasental büyüme faktörü (PlGF), sinir büyüme
faktörü (NGF)’nün kolorektal adenokanser hastalarında, tümör
anjiyogenezi ve klinik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmektir.
Metod
Kolorektal adenokanserli 96 hasta ve kontrol grubunu oluşturan
70 gönüllü’nün serum EGF, HGF, PlGF ve NGF düzeyleri
ölçüldü. Hastaların; yaşları, cinsiyetleri, cerrahi sonrası tümör
çapları, lokalizasyonları, diferansiyasyonları, pozitif lenf nodu
oranları, tümör stage’leri, perinöral ve vasküler invazyon
durumları tespit edilerek, serum büyüme faktörleri ile olan ilişkileri
değerlendirildi. Kolorektal kanserli hastalardan serum büyüme
faktörü en yüksek olan ve en düşük olan hastaların tümör
dokuları, immünohistokimyasal olarak anjiyogenez açısından
değerlendirildi. İstatistiksel incelemede p<0,05 değerleri anlamlı
kabul edildi.
Bulgu
Kolorektal adenokanserli hastaların serum growth faktör düzeyleri
kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; istatistiksel olarak anlamlı
yükseklik tespit edildi. Hasta değişkenleri ve patolojik veriler
ile büyüme faktörlerinin serum düzeyleri karşılaştırıldığında,
istatistiksel düzeyde anlamlı farklılık tespit edilmedi. Büyüme
faktörü serum düzeyi yüksek olan hastaların tümör dokularında
anjiyogenezin, anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edildi.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışmada; kolorektal adenokanser hastalarının serumlarında
EGF, HGF, PlGF ve NGF düzeylerinin kanser olmayan
gruptan anlamlı olarak yüksek olduğunu tespit ettik. Tümör
anjiyogenezinin de yüksek serum büyüme faktör düzeylerinde
202
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
belirgin artmış olması, bu faktörlerin kolorektal kanser tanı
ve izleminde kullanılabilirliğini desteklemektedir. Ancak
klinikopatolojik değişkenlerle ilişki tespit edilememiş olması,
hasta sayısının azlığı yanı sıra, hastaların önemli bir kısmının
Evre III tümöre sahip olması ile açıklanabilir. Bu çalışma; sözü
edilen büyüme faktörlerinin erken evre tümörlerdeki düzeylerinin
tespit edileceği sonraki çalışmaların önünü açarak, erken tanı
olanaklarına zemin oluşturacaktır.
203
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP17
Gebelikte Akut Apandisit
Akın Önder1, Murat Kapan1,Zülfü Arıkanoğlu1, Erdal Sak2,
Metehan Gümüş1,İbrahim Aliosmanoğlu1, Bilsel Baç1
1
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Diyarbakır
2
Dicle Üniv.Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD, Diyarbakır
Giriş
Akut apandisit, gebelik esnasında en sık karşılaşılan obstetrik dışı
cerrahi mü­dahale gerektiren hastalıktır. Gebelikte akut apandisit
sıklığı gebe olmayan kadınlarla aynı sıklıkta olup 1/1250-1/5000
oranında görülür. Gebeliğin en sık 2. ve 3. trimesterinde görülür.
Gebelik sırasında anatomik ve fizyolojik değişiklikler, spesifik
klinik belirtiler ve fizik muayene bulguları bulunmayışı nedeniyle
tanıda gecikmeye bağlı olarak fetomaternal morbidite ve fetal
mortaliteye yol açabilir. Bu çalışmada akut apandisit ön tanısıyla
opere edilen gebe hastalarda kısa dönem maternal ve fetal
komplikasyonları değerlendirmektir.
Metod
Ocak 2005-Aralık 2010 tarihleri arasında gebeliği döneminde
akut apandisit ön tanısı ile ap­endektomi yapılan 77 gebe
olgu retrospektif ola­rak incelendi. Hastaların rutin preoperatif
tetkikleri ve karın ultrasonografileri yapıldı. Hastalar preoperatif
ve postoperatif dönemde Kadın hastalıkları ve Doğum Kliniği
tarafından değerlendirildi.
Bulgu
Olguların ortalama yaşı 29.3 (19-45) idi. Hastaların 40’i (%51.9)
2. tri­mester, 19 (%24.7) 1. trimester ve 18 (%23.4) 3. trimesterde
idi. En sık şikayetleri sağ alt karın ağrısı(%64.9) ve bulantıkusma(%70.1) idi. Fizik muayenede en sık %100 hassasiyet ve
%66.2’sinde rebound mevcuttu. Ultrasonografi incelemesinde
hastaların %83’i akut apandisit ile uyumlu bulgular saptandı.
Lökosit sayımı ortalama 14.025 (6000-19000) idi. Tüm hasta­lara
apendektomi yapıldı. 50’sinda (%64.9) akut apandisit, 16’sında
(%20.8) perfore apandisit, 11’inde (%14.3) hastada apandiks
normal olarak gözlendi.Histopatolojik değerlendirmelerinde
%96’sı apandisitle uyumlu idi. Hastaların postoperatif hastanede
yatış zamanı ortalama 3.4 gün(2-14) idi. Perfore apandisitlerde
hastanede yatış süreleri daha uzundu. Altı hastada yara yeri
enfeksiyonu, 4’inde paralitik ileus,3’inde preterm eylem,1’inde
evisserasyon, 1’inde erken uterin kontraksiyon ve 1’inde ise Akut
respiratuar distress sendromu olmak üzere toplam morbidite
%20.8 idi. Bir hastada aile istemiyle medikal abortus uygulandı.
Bir hastada spontan abortus gelişti. Postoperatif anne ölümü
gözlenmedi.
Tartışma ve Sonuç
Gebelikte fizyolojik değişiklikler ve farklı klinik semptomların
olması nedeniyle akut apandisit tanısında gecikme fetomaternal
morbidite ve fetal mortaliteyi arttırmaktadır. Akut apandisit
şüphesi bulunan gebe hastalarda hızlı ve multidisipliner yaklaşım
ile cerrahi geciktirilmemelidir.
204
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP18
Rektumun Primer Malign Melanomu
Cengiz Tavusbay, Mehmet Hacıyanlı, Kemal Atahan, Necat Cin, Haldun Kar, Özlem Gür, Erdinç Kamer, Neşe Ekinci, Hüdai Genç
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Rektumun malign melanomu oldukça nadir görülen
tümörlerdendir. Tanının genellikle geç konulması nedeniyle
prognozu oldukça kötüdür. Cerrahi tedavi seçenekleri hala
tartışma konusudur.
Metod
Bu çalışmamızda 2000-2010 yılları arasında hastanemizde
tedavi gören rektum malign melanomlu toplam 8 olgu retrospektif
olarak irdelendi. Bu olgulara ait demografik veriler, tanı ve tedavi
yöntemleri, komplikasyonlar ve alınan sonuçlar literatür verileri
ile karşılaştırıldı.
Bulgu
Olguların 7’si (%87.5) kadın, 1 (%12.5)’i erkek idi. 6 (%75)
olguda abdominoperineal rezeksiyon, 1 olguda lokal rezeksiyon
ameliyatı uygulandı. 1 olgu ise ameliyat olmayı kabul
etmediğinden ötürü onkoloji birimince takip edildi. Hastalardan
sadece 6’sının kayıtlarına ulaşılabildi. 3 hasta hastalığa bağlı
metastazlar nedeniyle, 1 hasta ameliyat sonrası 1. ayda ameliyat
dışı nedenlerden dolayı, 1 hasta ise postoperatif dönemde
solunum yatmezliğinden dolayı kaybedildi. Bir hastamız halen
yaşamakta olup takip altındadır.
Tartışma ve Sonuç
Rektum malign tümörü oldukça agresif seyirlidir. Her ne kadar
serimizdeki olgu sayısı kısıtlı ve çoğunlukla radikal yöntemler
tercih edilmiş olsa da çalışmamızda elde olunan veriler ve literatür
sonuçlarına göre günümüzde radikal bir cerrahi seçeneğin
sadece kısıtlı, iyi seçilmiş bir hasta grubunda yararlı olabileceği,
yaşam süreleri göz önüne alındığında daha konservatif cerrahi
seçeneklerinde ciddi bir alternatif olduğu kanısındayız.
205
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP19
Spontan Apendikokutanöz Fistül
Hakan Buluş, Şevket Barış Morkavuk, Ahmet Murat Koyuncu, Altan Aydın, Alper Yavuz, Ali Coşkun
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Fistül içi boş iki organ arasında yada içi boş organ ile cilt
arasında oluşmuş olan anormal traktüs olarak tanımlanabilir.
Gastrointestinal sistem organları arasında olan fistüllere internal
fistüller,barsak içeriğinin cilde fistülizasyonuna da eksternal
fistüller denilmektedir.Apendikokutanöz fistüller enterokutanöz
fistüller arasında oldukça nadir görülür.Perfore apandisitlerin
bir komplikasyonu olarak kabul edilir.Biz 24 yaşında perfore
apandisit sonrası karın ön duvarında apse ve sonrasında
apendikokutanöz fistül gelişmiş,nadir görülen bir vakayı sunmayı
amaçladık.
Metod
24 yaşında bayan hasta acil servise 4-5 gündür olan karın ağrısı
şikayeti ile başvurdu.Hastanın yapılan fizik muayenesinde karın
sağ alt kadranda belirgin suprapubik yayılım gösteren hassasiyet
, defans ve rebaund saptandı.Hastaya yapılan tüm abdomen
tomografide öncelikle plastrone apandisit ile uyumlu görünüm
izlendi.
Bulgu
Servisimize yatırılarak takip ve tedavisi planlanan hastada
yatışının 4.gününde karın ön duvarında hiperemi,endürasyon
veren apse görünümü izlendi.İğne ile ponksyon yapılan bölgeden
aktif pürülan vasıfta mayi aspire edilmesi üzerine yapılan küçük
bir insizyon ile apse drene edildi.Apse drenajı sonrası hastanın
insizyon bölgesinden kolonik içerik akışı görüldü.Hastaya
yapılan tomografide karın ön duvarı ile net ayırımı yapılamayan
plastrone apandisit ile uyumlu görünüm ve orta hatta rektus
kasları arasında 3x2 cm boyutlarında apse ile uyumlu sıvı
koleksiyonu izlendi.Hastaya operasyon planlandı.Rektus ön kılıfı
altında apse loju ve uç kısımdan perfore olmuş,bu bölgeden
batın ön duvarına yapışık fistülize apandisit izlendi.Apendektomi
yapılıp,apendikokutanöz fistül hattı kürete edilip sekonder
iyileşmeye bırakıldı.
Tartışma ve Sonuç
Enterokutanöz fistüller %75-85 oranında operasyonlara veya
iatrojenik nedenlere bağlı, % 15-25 oranında inflamatuar
olaylara,kanser vakalarında,radyasyon tedavisi alan hastalarda
görülebilmektedir.Kolon fistülleri genellikle divertikülit,inflamatuar
barsak hastalıkları,cerrahi operasyonlara sekonder olarak
yada perfore apandisitlerin nadir görülen bir komplikasyonu
206
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
olan apendikokutanöz fistül şeklinde görülür.Apendikokutanöz
fistül tanısı konulması oldukça zordur.Fistülografi metodu
bu nadir görülen komplikasyonun tanısının konulmasında
yardımcı olmaktadır.Plastrone apandisit tanısı ile takip edilen
hastalarda,çekilen tomografide karın duvarında apse izlenmesi
durumunda apendikokutanöz fistül akla getirilmelidir.Uygun
tedavi yöntemi hastanın durumunun stabilleştirilmesinden sonra
apendektomi ve fistül traktının çıkartılmasıdır.
207
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP20
Rektal Prolapsusta Cerrahi Tedavi Seçenekleri
ve Sonuçları: 73 Olgunun Analizi
Süleyman Bademler, Aykut Maral, Serhat Meriç, Derya Uymaz,
Mesut Çaynak, Emre Balık, Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner,
Ali Akyüz, Yılmaz Büyükuncu, Necmettin Sökücü, Türker Bulut
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Rektal prolapsus etiyolojisi uzun yıllardır net olarak ortaya
konulamayan bir patoloji olup, kesin bir tedavi metodu da
tanımlanmamıştır. Bu çalışmamızda kliniğimizde rektal
proplasusa yönelik uygulanan tedavi seçenekleri ve sonuçlarının
değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD’da 1997-2011 yılları
arasında ameliyat edilen toplam 73 olguların şikayet süreleri,
eşlik eden semptomlar, cerrahi tedavi seçenekleri ve sonuçları
değerlendirilmiştir.
Bulgu
Çalışma döneminde toplam 73 olguların 71 cerrahi olarak tedavi
edilmiştir. Olguların %31 erkek, %42 kadın olup ortanca yaş
45’dir. Ortanca şikayet süresi 49 aydır. Olguların %25 (n:18) nüks
olgular olup ilk tedavileri başka merkezlerde yapılmıştır. Olguların
%12(n:9) inde konstipasyon, %21 (n:16)fekal inkontinens
mevcuttu. Olguların 16’sına perineal yaklaşımla (Altemeier veya
Delorme) onarım yapılırken, 55’ ine abdominal yolla onarım
yapıldı. Abdominal yolla yapılan onarımların 16’ sında greft, 13’
ünde sütür rektopeksi ve 11’inde Frykman Goldberg ameliyatları
yapıldı. Ameliyat sonrası erken dönemde mortalite yok, morbidite
% 12 (n:9) idi . Takipler sırasında nüks gelişen %19 (n:14)
olguya ikincil, %4 (n:3) olguya üçüncül girişim yapıldı. Hastaların
17’sinde eşlik eden inkontinens, 6’sına mukozal prolapsuslarına
yönelik toplam 23 cerrahi girişim yapılmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Rektal prolapsusun nedenleri tam olarak ortaya konulamadığı
gibi tedavi seçenekleri de çok çeşitlidir. Bu olgularda tedavinin
planlanması aşamasında hastaların ek semptomlarına ve genel
durumlarına uygun olguya özgün tedavi yöntemlerinden birisinin
seçilmesi başarıyı artıracaktır.
208
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP21
Crohn Hastalığında Cerrahi Tedavi ve Sonuçları:
İstanbul Tıp Fakültesi Deneyimi
Yalın İşcan, Enver Kunduz, Burak İlhan, İlker Özgür,
Emre Balık, Sümer Yamaner, Oktar Asoğlu, Türker Bulut,
Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Giriş
Çalışmamızda Crohn Hastalığı nedeniyle, tedavi
olgularımızın sonuçlarını gözden geçirmeyi amaçladık.
edilen
Metod
Kasım 2000 - Mart 2011 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi B servisinde 111 Crohn hastalığı olgusu prospektif
olarak oluşturulmuş olan veri tabanında demografik veriler,
hastalık yaşı, hastalığın tipi, uygulanan tedavi yöntemleri ve
tedavi sonuçları retrospektif olarak Microsoft Excell 2007 veri
tabanında değerlendirildi.
Bulgu
Çalışma dönemi içinde inflamatuar bağırsak hastalığı tanısıyla
tedavi gören toplam 249 hastanın 112’ini (%47) Crohn Hastalığı
olguları oluşturmaktadır. Crohn hastalığı tanısı olan olguların 66’i
(%58) erkek, 46’i (%42) kadın idi. Ortanca yaş 34 ( 14-80) olup,
ortanca hastalık yaşı 4 yıl (1-42) olarak saptandı. Olguların 50’si
(%45) tıkayıcı tip, 41’i (%36) fistülizan, 21’si (%19) inflamatuar
tip olarak değerlendirildi. Fistülizan tipleri enterokütanöz,
enteroenteral, perianal, enterovezikal ve anovaginal fistüller
oluşturmaktaydı. Olguların 93’üne (%82) bağırsak rezeksiyonu
yapılırken, geri kalan olgulara stoma açılması ve anal girişim
yapıldı. 3 (%2) olguya striktüroplasti uygulandı. Ameliyat sonrası
dönemde mortalite olmayıp, batın içi abse, anastomoz kaçağı
ve fistül gibi major morbidite 13 (%11) olguda gelişti. Cerrahi
geçirmiş 6 olguya (%5) ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlar
nedeni ile ikincil girişim yapılmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Crohn Hastalığı’nda cerrahlarla, gastroenterologların bir ekip
çalışması içinde bulunması gerektiği, komplikasyonlarının
multidisipliner yaklaşım gerektiren ve deneyimli merkezlerde
müdahalesinin uygun olacağı inflamatuar bağırsak hastalığıdır.
209
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP22
İleo-Çekal Bölgede Lokalize Nöroendokrin
Tümörlerde Laparoskopik Sağ Hemikolektomi
Ediz Altınlı1, Aziz Sümer2, Serkan Senger1, Ersan Eroğlu1,
Neşet Köksal3
2
1
HNEAH, 2.Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Cerrahi ABD, Van
3
Kafkas Üniversitesi Genel Cerrahi ABD, Kars
Giriş
Nöroendokrin tümörler nadir görülen neoplazmalardır. Akciğer,
over ve gastrointestinal sistemde görülebilirler. Görülme sıklığı
% 000,1-2 dir. Nöroendokrin tümörler Kulchitsky ve Lieberkühn
kriptalarının enterokromaffin hücrelerinden kaynaklanırlar.
Ektodermal kaynaklı olup gümüş boyamaya olan ilgilerinden
dolayı argentaffinoma olarak da adlandırılırlar. Bu çalışmada
İleo-çekal bölgeye lokalize nöroendokrin tümörlerde uygulanan
laparoskopik sağ hemikolektomi olgularını sunduk.
Metod
2008-2011 tarihleri arasında kliniğimizde nöroendokrin tümör
tanısı konularak laparoskopik sağ hemikolektomi uygulanan
olgular çalışmaya alındı.
Bulgu
Olguların ikisi de erkek olup yaşları 36 ve 54 idi. Olgulardan
birine kronik karın ağrısı, diğerine anemi etiyolojisini araştırmak
için uygulanan kolonoskopi tetkikinde ileoçekal valvden yaklaşık
15 ve 8 cm proksimalde 1x1,5 cm ve 1x 1 cm boyutlarında
kitlesel lezyon saptandı ve alınan biyopsi sonucu nöroendokrin
tümör olarak tespit edildi. Her iki olguya da laparoskopik sağ
hemikolektomi uygulandı. Onkolojik prensiplere uygun olarak
barsak mezosu vasküler köklerde diseke edilip bağlandı ve kesildi.
Patoloji sonucu hastalarda T1 N0 M0 olarak değerlendirildi.
İmmünokimyasal incelemede kromogranin (+), sinaptofizin (+)
olduğu görüldü. Dokulardan bir olguda 16, diğer olguda 20 lenf
nodu disseke edildi. İki olgu da postoperatif 4.ü gün sorunsuz
olarak taburcu edildiler. İlk olgu 32 aylık, ikinci olgunun 6 aylık
takiplerinde herhangi bir patolojiye rastlanılmadı.
Tartışma ve Sonuç
Kronik karın ağrısı ve anemi etiyolojisi araştırmalarında
kolonoskopi tetkiki yararlıdır. Az görülmesine rağmen rastlantısal
olarak saptanan ileoçekal bölge nöroendokrin tümörlerinde,
onkolojik prensiplere sadık kalarak laparoskopik sağ
hemikolektomi uygulaması güvenilir ve morbiditesi düşük olan
bir yöntemdir.
210
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP23
Güdük Apandisit: Bir Olgu Sunumu
Altan Aydın, Hakan Buluş, Tonguç Sugüneş, Alper Yavuz, Ahmet Koyuncu, Ali Coşkun
Keçioren Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefliği
Giriş
Akut apandisit en sık cerrahi akut karın nedenlerinden birisidir.
İnsanların yaşamları boyunca bu hastalıkla karşılaşma
ihtimali Yaklaşık %7’dir.İnkomplet olarak yapılan apendektomi
sonrasında kalan rezidüel apandiksin enflamasyonu sonucu
oluşan güdük apandisit ise çok nadir görülen bir komplikasyondur
. Biz; 7 yaşında apendektomi öyküsü olan ve hastanemize sağ
alt kadran ağrısı şikayeti ile başvuran, güdük apandist nedeniyle
opere edilen 23 yaşındaki bir erkek hastayı sunduk.
Bulgu
Olgumuz yaklaşık 2 gün önce sağ alt kadran ve kısmen de
suprapubik alana doğru yayılan ağrı şikayeti ile acil servisimize
başvurmuştur. Hastanın zaman zaman bulantısı olmasına
rağmen kusması olmamaktaymış fakat özelikle son bir gündür
artış gösteren iştahsızlığı mevcuttu.Yapılan karın muayenesinde
sağ alt kadranda bir insizyon skarı olduğu tespit edildi. Hastanın
öyküsünden mevcut olan bu skarın, 7 yaşında iken yapılan
apendektomiye ait olduğu öğrenildi. Muayenede karın sağ alt
kadranda hassasiyet, istemli defans ve rebaund tespit edildi.
Hastanın laboratuvar değerlerinden beyaz küre(WBC) 17600/
mm³ olarak yüksek saptandı. Çekilen karın tomografisinde sağ
alt kadranda mezenter planlarında heterojenite ve kirlenme
ile beraber 2-2,5 cm lik enflame apandiks ile uyumlu görünüm
tespit edildi.. Sağ alt kadranda yapılan Rocky-davis insizyonla
karına ulaşıldı. Periton açılıp karına girildiğinde çok miktarda
reaksiyonel mayi ile karşılaşıldı. Mayi aspire edilip eksplorasyon
yapıldığında çekum distalinde güdük şeklinde, yaklaşık 2-2,5
cm uzunluğunda enflame, üzeri yer yer fibrin ile kaplı durumda
apandiks güdüğü görüldü. Güdük apendektomi yapıldı.Post
operatif dönemde 2.gün dreni çekilen hasta gerekli önerilerle
3.gün taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak güdük apandisit, apendektomi sonrası nadir
görülen bir komplikasyondur. Akut karın tablosu ile başvuran
ve öyküsünde apendektomi ve özellikle de laparaskopik
apendektomi olan hastalarda, akut karın nedenleri arasında
güdük apandisit mutlaka göz önünde tutulmalıdır.
211
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP24
Sigmoid Divertikülite Bağlı Kolovezikal Fistülde
Cerrahi Tedavi: Bir Olgu Sunumu
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolovezikal fistül divertiküler hastalıkta görülen önemli bir
komplikasyondur. Koloenterik, kolovaginal ya da kolokutanöz
fistüllere oranlar daha sık görülür. Burada kolovezikal fistülü olan
bir hastamızın cerrahi tedavi sonuçlarını yayınlıyoruz.
Metod
ŞEAH 1.Genel Cerrahi kliniğine Eylül 2010 tarihinde kolovezikal
fistül nedeniyle başvuran 57 yaşındaki erkek hastada ameliyat
öncesi, ameliyat ve sonraki dönemdeki tedavimizi gözden
geçirdik.
Bulgu
57 yaşındaki erkek hasta Eylül 2010 tarihinde kliniğimize yattı.
Kontrastlı BT, USG vs. yapıldı. Üroloji, konsültasyonu yapıldı.
Yatışından bir hafta sonrasında yapılan ameliyatta sigmoid
rezeksiyon ve uç uca anastomoz yapıldı. Operasyona dahi olan
üroloji ekibi mesane onarımı yaptı. Foley sonda uzun dönem
tutuldu.
Tartışma ve Sonuç
Kolovezikal fistül gelişen hastaların yaklşık %75‘de pnömatüri,
fekalüri ve sık geçirilen idrar yolları infeksiyonları mevcuttur.
Tanıda laboratuar testleri, görüntüleme yöntemleri ve kolonoskopi
ve sistoskopi gibi endoskopik yöntemler kullanılır. Tedavi
planlanmasında üroloji klinikleri ile ilişkide olmak yararlıdır.
Kliniğin deneyimine göre laparoskopik ve açık yöntemlerle
cerrahi uygulanır. Tüm gelişmelere rağmen hala yüksek mortalite
ve morbidite oranlarına sahiptir.
212
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP25
Sedasyonsuz Kolonoskopi:
Neden Standardize Değildir?
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolonoskopi GİS cerrahisi ile uğraşan cerrahların mutlaka
yapması gereken ve yararları iyi bilinen bir işlemdir. Çoğu
merkez sedasyon ve/veya anestezist desteği ile daha ağır bir
sedasyon altında bunu geçekleştirmektedir. Bu çalışmada
hiç ilaç verilmeden yaptığımız kolonoskopileri uygulanabililiği
açısından inceledik.
Metod
2008 ile 2010 yılları arasında hiçbir anestezik ilaç uygulamadan
yaptığımız 50 kolonokopi işlemini, eş sayıda sedasyonlu
ve anestezist eşliğinde daha ağır sedasyonla yapılan
kolonoskopilerimizle karşılaştırdık.
Bulgu
Toplam 138 hastada çekuma ulaşıldı. Sedasyonsuz 48 hastada
çekuma ulaşılırken ortalama süremiz 16 dakika idi. Hafif
sedasyonlu hasta grubunda çekuma ulaşma sayımız 46, süre
15 dakika idi. Anestezist eşliğindeki ağır sedasyon grubunda
kolonoskopilerde çekuma ulaşma sayımız 44 dakika, süre ise 17
dakika idi. Hastalara bu işlemi tekrar yaptırmaları gerektiğinde 45
kişi sedasyonsuz kolonoskopiyi diğer hastalara önerebileceklerini
belirttiler.
Tartışma ve Sonuç
Sedasyonsuz kolonoskopi baryum enemadan daha fazla ağrı
vermez. Loop oluşması, aşırı gaz distansiyonu gibi ağrı oluşturan
etkenlerden kaçınıldığında doktora hastayı sağ yan, sol yan ya da
diz dirsek gibi pozisyonlar vererek doğal köşeleri dönme kolaylığı
da sağladığından dikkate alınmalıdır. Anastezist yokluğu, ikinci
hastanın hazırlanması ve kolonoskopi yaptıran kişinin günlük
yaşama dönüş zamanını kısalığından dolayı özellikle hasta
sayısı yüksek merkezlerde önerilir.
213
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP26
Perianal Basal Hücreli Karsinom:
Vaka Sunumu
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ, Kemal Bulut,
Korhan Mercan, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Basal hücreli karsinom derinin en sık görülen tümörlerinden biri
olmasına rağmen anal bölgede görülmesi son derece seyrektir.
Bu lokalizyondakiler diğer deri bölgelerindekilere göre daha
saldırgan davranırlar.
Metod
….yaştaki erkek hasta perianal BCC tanısıyla kliniğimize
başvurdu.
Bulgu
Hastaya genel anestesi altında geniş lokal eksizyon uygulandı.
Frozen ile cerrahi piyes sınırları incelendi. İlk frozenda anal
böldege sınırda pozitif sonuç gelince eksizyon sırıları genişletildi.
İkinci frozen sonuçları negatif gelince operasyona son verildi.
Tartışma ve Sonuç
Peraianal basal cell karsinom seyrek görülen bir tümördür.
Daha agresif olan ve farklı bir tedavisi olan basaloid hücreli
karsinomdan ayrılmalıdır. Diğer bölgelerdeki BCC’lerden farklı
olarak daha az agresif seyirlidir. Tedavisinde lokal eksizyon
yeterli olmaktadır.
214
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP27
Kolonoskopi Yaşını Daha Öne Çekmek
Gerekir mi?
Fevzi Celayir, Hakan M. Köksal, Mehmet Uludağ,
Korhan Mercan, Kemal Bulut, Evren Peker, Adil Baykan
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kliniğimizde 50 yaş kolonoskopi için başlangıç yaşı olarak
kullanılmaktadır. Bu literatürle de uyumludur. Acaba bu yaş sınırı
daha aşağıya çekilmeli midir?
Metod
ŞEAH cerrahi endoskopi biriminde 2005- 2010 yılları arasında
3979 kolonoskopiyi yaş gruplarına göre ikiye ayırdık. Çekuma
ulaşamadıklarımızı ve bize başka yöntemlerle belirlenip belli bir
ön tanıyla gelenleri çalışma haricinde tuttuk. 50-70 yaş ile 30- 50
yaş arsı yaptığımız kolonokopilerde saptadığımız polip, neoplazi
vs açısından iki grubu karşılaştırdıktık. Toplam sayımız 3589 idi.
Bulgu
50-70 yaş grubunda 1330 kişiden 200Ünde (%15) polip ve/veya
neoplazi saptarken; 30-50 yaş grubunda 2659 kişiden 106’sında
(%4) polip ve/veya neoplazi saptadık.
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızdan çıkan sonuçlara göre screening kolonoskopi
yaşının daha öne çekilmesi gereksizdir.
215
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP28
Rektal Adenokarsinom İle Eş Zamanlı Saptanan
Skalp Metastazı: Olgu Sunumu
Ahmet Ziya Balta1, Ergün Yücel1, Hüseyin Sinan2, Yavuz Özdemir1, İlker Sücüllü1, Levhi Akın1
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi 2
GATA Acil Cerrahi AD
Giriş
Viseral organ kanserlerinin yaklaşık % 0,7-10,4’ünde kutanöz
metastaza rastlanmaktadır. Kutanöz tutulum en sık meme
kanserinde, en az prostat kanserinde görülür. Toraks ve abdomen
cildi en sık, yüz ve skalp ise en az sıklıkta rastlanan kutanöz
metastaz lokalizasyonlarıdır. Kutanöz tutulum hematojen,
lenfatik, direkt invazyon ya da operasyon sırasında implantasyon
ile gelişebilir ve sıklıkla kötü prognoz ile birliktedir.
Metod
Seksendört yaşında, kadın hasta saçlı deride 1 ay önce ortaya
çıkan ve hızla büyüyen şişlik yakınması ile servisimize müracaat
etti. Fiziki muayenede sol oksipital bölgede, yaklaşık 3 cm
büyüklüğünde, yarı mobil, lastik kıvamında, ağrısız şişlik saptandı.
Hasta hipertansif olup son zamanlarda dışkılama alışkanlığında
değişiklik ve ara sıra olan rektal kanama yakınması mevcuttu.
Bulgu
Saçlı derideki lezyondan alınan tru-cut biyopsinin sonucunun
adenokarsinom metastazı gelmesi üzerine çekilen craniaotorako-abdomino-pelvik tomografi de saçlı deride, skalp altında
yerleşmiş lezyon ve rektumda diffüz duvar kalınlık artışı
mevcuttu.Kolonoskopide 1/3 proksimal rektum da lümenin
yarısını dolduran, ülserovejetan kitleye rastlandı.
Tartışma ve Sonuç
Rektum kanserlerinde kutanöz metastaz %4’den daha az oranda
rastlanmaktadır. Kutanöz tutulum rektum kanseri nedeniyle
opere edilen hastalarda implantasyona bağlı olarak postoperatif
1-2 yıl içine sıklıkla abdominal insizyon skarı üzerinde görülür.
Kolorektal kanserler çok nadir olarak da hastamızda olduğu gibi
scalp de kitle lezyon olarak prezante olabilir. İlk tanı anında da cilt
tutulumuna rastlanabilmektedir. Sonuç olarak kolorektal kanser
metastazları olgumuzda olduğu gibi atipik lokalizasyonlarda
karşımıza çıkabileceği akılda bulundurulmalıdır.
216
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP29
Aynı Zaman Diliminde Kolon ve Midede
Görülen Senkron Tümör
Fuat İpekçi, Ömer Engin, Süleyman Aksoy, H. Oğuzhan İnan,
Ender Bademkıran, Murat Güner, Kamil Pehlivanoğlu
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Senkron tümör bir organın farklı iki ayrı yerini;(örneğin kolonun
sağ ve rektumunu) tutacak şekilde görülen tümörler olarak
tanımlanırken, aynı zaman dilimi içersinde 2 ayrı organda görülen
tümörlere de aynı tanım yapılmaktadır Bazı bilimsel çalışmalara
göre primer tümörden hemen, bazılarına göre ise en az 6 ay
sonra olmak üzere farklı zaman dilimlerinde farklı 2 ayrı organda
görülen tümörlere metakron tümörler denmektedir.
Metod
Eş zamanlı mide antrum ve rektum yerleşim gösteren,
ameliyatları da aynı seansta yapılmış nadir bir senkron tümör
olgusunu sunmayı ve kavramları tartışmayı amaçladık.
Bulgu
Olgu; A.S. 59 Yaşında erkek: dış merkezde eşzamanlı mide
antrum ve rektosigmoid bölge yerleşimli senkron tümör ön
tanısıyla kliniğimize sevkle 07.05.2010 tarihinde yatırıldı.
Endoskopik ve kolonoskopik yerleşim ve histopatolojik tanıları
olan hastanın preoperatif tüm tetkik ve görüntüleme yöntemleri
tamamlanarak 12.05.2010 tarihinde karın orta hat kesiyle karına
girilip önce mide korpusuna uzanan antral yerleşimli mide
tümörüne; 2/3 gastrektomi ve polya, roux-en- y tipi retrokolik
gastrojejunostomi yapıldı. Daha sonra yine aynı seansta; anal
kanaldan yaklaşık 7-8 cm mesafedeki rektum tümörüne low
anterİor mezorektal eksizyon uygulandı.Ameliyat sonu sorunsuz
seyreden hasta şifayla taburcu edildi. Gastrektomi materyelinin
histopatolojik sonucu; subserozaya invaze, İntestinal tipte mukus
yapan az diferansiye adenkarsinom+lenf bezi metastazları
(2/20), Rektumdaki tümör rezeksiyon materyali histopatolojik
sonucu; serozayı aşmış, mukus yapan orta derecede diferansiye
papiller adenokarsinom+reaktif lenf nodları(0/24) şeklindeydi.
Tartışma ve Sonuç
Aynı zaman dilimi içersinde görülen 2 ayrı tümörün gastrointestinal
sistemde senkronize görülmesi çok nadirdir. Histopatoloji ve
evrelenmeleri değişik olabilir. Senkron yada metakron tümör
terminolojisinde de konsensüs yoktur. Biz; eş zamanlı 2 ayrı
organda görülen tümörlere senkron diğerlerine metakron ve aynı
organdaki birden fazla tümöre ise multiple tümör denmesinin
uygun olacağı kanısındayız.
217
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP30
Kolonoskopik Rezeke Edilen Dev Rektal
Kanamalı Lipom; Olgu Sunumu
Savaş Yakan, Fevzi Cengiz, Enver İlhan, Kemal Emre Telciler, Ali Galip Deneçli
İzmir Bozyaka Egitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Lipomlar adenomatöz poliplerden sonra kolonun en sık görülen
benign tümörüdür. Genellikle kolonoskopi, operasyon veya otopsi
sırasında insidental olarak saptanırlar. Çoğu asemptomatik olup
, 2cm’yi aşıp ağrı, diare, obstruksiyon, intussepsiyon ve kanama
sebebi olan vakalar hariç tedavi gerektirmezler.
Metod
Bu yazımızda endoskopik olarak tedavi edilmiş masiv kanamalı
dev rektum lipom olgusu sunularak kolon lipomları irdelenmiştir.
Bulgu
57 yaşında bayan hasta acil servise masif rektal kanama
şikâyetiyle başvurmuştur. Hastanın özgeçmişinde bir özellik
olmayıp, son 24 saatte 10 kez kanlı dışkılama tarif etmektedir.
Fizik muayenesinde rektal tuşede taze kan bulaşı mevcuttu.
Laboratuarında hemoglobini 8,9mg/dl, hematokrit 26,3 olan
radyolojik ve laboratuar başkaca patoloji saplanmayan hasta
hemodinamik stabil edilip destek tedavisinden sonra genel
cerrahi endoskopi ünitesinde kolonoskopik olarak incelendi.
Kolonoskopide hastanın anal wergeden 10cm mesafede yaklaşık
5x5cm ebatlarında kanamalı, yüzeyi düzgün, lümene protruze
kitle görüldü. Snare ile kitlenin tabanına inilerek koagülasyon
ile kitle total olarak eksize edildi. İşlem sonrası 24 saat izlenen
hasta perforasyon veya kanama gözlenmemesi üzere taburcu
edildi. Patolojik inceleme sonra kitlenin submukozal lipom olduğu
raporlandı.
Tartışma ve Sonuç
1757 yılında ilk kez Bauer tarafından tarif edilen gastrointestinal
lipomlar, nadir nonepitelyal belign tümörlerdir. Genellikle kolonda
lokalize olup tüm özefagus, ince bağırsak ve midede görülebilir.
Genellikle 50 ve 60 dekatlarda, kadın ve erkekte eşit olanda
görülürler. Malign değişiklik gösterdikleri bildirilmemiştir. Yaklaşık
%90 submukozal olarak, %10 subserozal izlenirler. İnsidental
olarak %0,035-4,4 arasında kolon lipomları raporlanmış olup
bunların %25 semptomatiktir. Dev lipomların peroperatif
tanılarının malignite şüphesi nedeniyle ayırt edilmesi zor olup,
endoskopik olarak küçük pediküllü lipomlar gibi tedavisinin,
perforasyon ve kanama riski nedeni ile genel cerrahi endoskopi
ünitelerinde deneyimli ellerde müdahalelerinin uygun olacağı
kanısındayız.
218
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP31
Dosetaksel Bazlı Kemoterapi Tedavisi Alan
Meme Kanserli Hastada Gelişen Kolit Olgusu
Haldun Kar, Necat Cin, Yasin Peker, Cengiz Tavusbay, Özgün Akgül, Fatma Tatar, Hüdai Genç İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Servisi
Giriş
Dosetaksel bazlı kemoterapi tedavisi alan kanserli hastalarda
iskemik kolit nadir görülen bir komplikasyondur. Kolit akut karına
eşlik eden nötropeni, ateş ve/veya diyareyi içine alan semptomlar
kompleksi olarak tanımlanır. Tanı ve tedavideki gecikmeler ciddi
morbidite ve mortalite ile sonuçlanır.
Metod
Çalışmamızda meme kanseri tanısı ile dosetaksel bazlı ilk kür
kemoterapi tedavisi sonrasında akut karın tablosu gelişen olguyu
sunmayı amaçladık.
Bulgu
39 yaşında bayan hasta. Karın ağrısı, bulantı-kusma, ishal ve
yüksek ateş şikayetleri ile acil servise başvurdu. Hasta meme
kanseri tanısıyla 6 gün önce ilk kür kemoterapisini (dosetaksel
100mg/m2, siklofosfamid 650mg/m2, epirubicin 100mg/m2)
aldıktan sonra şikayetlerinin başladığını tarif ediyor. Fizik
muayenesinde tüm batında hassasiyet, sağ alt kadranda
rebaund ve defans mevcut olup, barsak sesleri azalmışdı.
Laboratuvarında lökosit: 0,667 mm3, hemoglobin: 11.9gr/dl,
protrombin zamanı:23.3sn, INR:2.04 idi. Batın ultrasonunda,
ileoçekal bölgede diffüz duvar kalınlaşması izlendi. Batın
tomografisinde çekum, asendan kolon ve orta kesimine kadar
transvers kolonda, diffüz konsantrik duvar kalınlaşması, bu
düzeylerde kolon duvarında submukozal ödemi düşündüren
hipodansite, perikolonik alanda, kolon mezosunda ve infrarenal
düzeyde sağ retroperitoneal bölgede yaygın inflamatuvar
dansite artışı ve sıvı izlendi. Hasta akut batın ve nötropenik ateş
ön tanılarıyla servisimize yatırıldı. Operasyon öncesinde hastaya
granülosit koloni-uyarıcı faktör, taze donmuş plazma ve geniş
spektrumlu antibiyotik tedavisi uygulandı. Hasta operasyona
alındı. Explorasyonda batın içinde seröz karakterde sıvı
mevcuttu. Sağ kolon ve transvers kolon proksimalinin omentum
majus tarafından sarıldığı izlendi. Omentum kaldırıldığında sağ
kolonun ve transvers kolon proksimalinin ödemli, duvarının
kalınlaşmış olduğu görüldü. Appendix salim idi. Sağ hepatik
flexurada yaklaşık 5 cm lik bir segmenti içine alan beyaz renkte
nekrotik duvarı incelmiş alan izlendi. Sağ hemikolektomi yapıldı.
Patoloji raporu akut hemorajik infarktüs olarak geldi. Postoperatif
izleminde sorun olmayan hasta şifa ile taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Dosetaksel bazlı kemoterapi alan meme kanserli hastalarda
gelişen akut karın tablosunda iskemik kolit tanısı mutlaka göz
önünde bulundurulmalıdır. Abdominal tomografinin tanıda önemli
yeri vardır.
219
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP32
İzole Çekum Nekrozu:
İki Ayrı Olgu
Kemal Arslan, Bülent Erenoğlu, Said Kökçam, Osman Doğru, Arif Atay, Ersin Turan
Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolonun bir segmentini tutan iskemik kolit yaşlılarda sık
görülmesine rağmen, izole çekum nekrozu oldukça nadir görülen
bir durumdur. Durum çoğunlukla akut apandisit ile karışır.
Preoperatif tetkikler ayırıcı tanıda yardımcı olmayabilir. Akut
apandisitin medikal tedavisinin de tartışıldığı günümüzde erken
teşhis ve tedavinin hayati önemi olduğu açıktır.
Metod
Son 3 yıl içersinde kliniğimizde tedavi ettiğimiz iki izole çekum
nekrozu olgusunu sunarak konuyu hatırlatmak ve literatür
eşliğinde tartışmak istedik.
Bulgu
Otuzaltı saat önce başlayan ve gittikçe artan karın ağrısı,
iştahsızlık, bulantı ve kusma şikâyetleriyle başvuran 67
yaşındaki, Tip II diyabeti olan bayan hastada akut karın bulguları
vardı. Laboratuvarında lökositoz ve USG’de minimal serbest
sıvı dışında patolojik bulgusu olmayan hasta akut apandisit
ön tanısıyla acil ameliyata alındı. Eksplorasyonda batında
serbest sıvı vardı. Appendiks normal,çekum ön duvarında
yaklaşık 3 cm²’lik alanda nekroz vardı. Nekrotik çekum duvarı
rezeke edildi. Tüp çekostomi uygulandı. Onbeşinci günde tüp
çekostomisi çekildi. Hasta postoperatif 24. ayında ve problemi
yok. Diğer olgumuz 3 gün önce başlayan karın ağrısı, bulantı ve
kusma şikayetiyle başvuran ve koroner by-pass öyküsü olan 55
yaşındaki erkek hastanın fizik muayenesinde akut batın bulguları
vardı, laboratuvarında patoloji tesbit edilemedi. Akut apandisit ön
tanısıyla acil ameliyata alınan hastanın karın eksplorasyonunda
karın içi yaygın serbest sıvı ve çekum ön duvarında yaklaşık 5
cm²’lik alanda nekroz tesbit edildi. Sağ hemikolektomi yapılan
hasta postoperatif 4. ayda ve problemi yok. Her iki hastanın
patoloji raporunda, akut iskemik değişiklikler ve transmural
nekroz bildirildi.
Tartışma ve Sonuç
Kolonda diffüz iskemi mevcudiyetinde mortalite yüksek iken
izole çekum nekrozunda erken müdahale sonrası morbidite ve
mortalite düşük ve postoperatif prognozda iyidir. İzole çekum
nekrozu, özellikle vasküler sistemi tutan ek hastalığı olan yaşlı,
sağ alt kadran ağrısı ile gelen hastaların ayırıcı teşhisinde
mutlaka akılda tutulması gereken bir durumdur.
220
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP33
Kolonoskopik Polipektomide Adrenalin
Enjeksiyonu Gerekli midir?
Manuk Manukyan1, Uğur Deveci1, Melih Özel2, Oya Uygur Bayramiçli2, Melda Oltulu1, Kağan Gökçe1, Abut Kebudi1
Maltepe Üniversitesi Genel Cerrahi ABD
Maltepe Üniversitesi Gastroenteroloji BD
1
2
Giriş
Kolonoskopik inceleme sırasında tespit edilen saplı poliplerin
snear ile rezeksiyonu sırasında oluşabilecek önemli
komplikasyonlardan biri kanamadır. Çalışmamızın amacı
rezeksiyon öncesi polip tabanına adrenalin enjeksiyonunun
gerekliliğini ortaya koymaktır.
Metod
Kolonokopik inceleme sırasında saplı polip tespit edilen hastaların
polipleri aynı işlem sırasında, kan sulandırıcı ilaç kullanan
hastalarda ise ilacın kesilmesini takiben ikinci bir işlem sırasında
rezeke edildi.Birinci gruptaki hastalara rezeksiyon sadece snear
ile 50 watt ayarlı koter yardımı ile gerçekleştirildi.İkinci gruptaki
hastalara ise kolon sapına izotonik ile 1/10 sulandırılmış adrenalin
enjeksiyonu sonrası polipektomi gerçekleştirildi.
Bulgu
Hastalar iki grupta toplam 24er hasta olacak şekilde randomize
edildi.Her iki gruptada işlem sonrası takipte klinik olarak anlamlı
kanamaya rastlanmadı.Adrenalin enjeksiyonu yapılmadan
polipektomi uygulanan grupta bir hastaya sapta kanama sebebi
ile aynı seansta kanama odağı koterizasyonu yapıldı. Hastalarda
adrenalin enjeksiyonuna bağlı olarak vital bulgularda herhangi
bir patoloji saptanmadı.
Tartışma ve Sonuç
Kolonoskopi sırasında tespit edlen poliplerin koter yardımı
ile rezeksiyonu standart bir işlemdir. Polip sapı kalınlaştıkca
kanama riski artmaktadır. Kanama riskini engellemek için çeşitli
yöntemler denenmiştir. Polip tabanına vazokonstriktör bir ajan
olan adrenalinin 1/10 oranında sulandırılarak enjekte edilmesi
bu yöntemlerden en yaygın olarak kullanılandır. Adrenalini
sistemik etkilerinin bu dozlarda lokal enjeksiyon sırasında
ortaya çıkmadığı temel hareket noktasıdır.Çalışmamızda da
adrenalin enjeksiyonuna bağlı yan etki ortaya çıkmamıştır.
Her iki grup kıyaslandığında adrenalin enjekte edilmeksizin
polipektomi yapılan grupta sadece 1 hastada perop durdurulan
bir kanama görülmüştür. Sonuç olarak polipektomi öncesi saplı
poliplerin tabanına adrenalin enjeksiyonu güvenilir bir yöntemdir
ancak enjeksiyon yapılmadan da güvenle polipektomi işlemi
gerçekleştirilebilir.
221
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP34
Akut Appendisitli Hastalarda Total Oksidan
Status, Total Anti-Oksidan Status, Paraoksanaz
Aktivitesi ve İskemi Modifiye Albumin
Değerlerinin İncelenmesi
Hande Köksal1, Sevil Kurban2, Ekrem Erbay2
2
1
Konya Numune Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi, Biyokimya AD
Giriş
Bu çalışmanın amacı akut appendisit tanısı alan hastalarda
total oksidan status (TOS), total anti-oksidan status (TAS),
paraoksanaz aktivitesi ve iskemi modifiye albumin (İMA)
değerlerine bakılarak oksidatif stresin değerlendirilmesidir.
Metod
Akut appendisit tanısı ile opere edilen 68 hasta (Grup I) çalışmaya
dahil edildi. Kontrol gubu 30 sağlıklı gönüllüden oluşmaktaydı
(Grup II). Diabetes mellitus, neoplastik hastalık, otoimmun
bozuklukları da içeren inflamatuar hastalıklar, hiperlipidemi, antihipertasif ilaç kullanımı, anti-hiperlipidemik ilaç kullanımı, antioksidan ajan kullanımı, bilinen sekonder hipertansiyon varlığı,
kronik böbrek yetmezliği, serebrovasküler hastalık, iskemik kalp
hastalığı, konjestif kalp yetmezliği, gastrointestinal sistem ya da
karciğer hastalığı varlığı çalışmadan çıkartılma kriterleri olarak
belirlendi. Hastaların demografik özellikleri, tam kan sayımlarının
sonuçları ve patoloji sonuçları kaydedildi. Histopatoloji
sonuçlarına göre hastalar 1)akut fokal appendisit (AFA), 2)
akut ilerlemiş appendisit (AİA), 3)akut perfore appendisit (APA),
4) subakut appendisit (SA) gruplarına ayrıldı. TAS, TOS,
paraoksanaz aktivitesi ve İMA düzeylerini ölçmek için preoperatif
dönemde kan alındı.
Bulgu
Grup I’de TOS ve TAS değerleri kontrol grubuna göre yüksek
bulundu (sırasıyla; p=0,0001 ve p=0,004). Grup I’in paraoksanaz
ve İMA değerleri Grup II ile karşılaştırıldığında anlamlı fark
saptanmadı. Hastaların TOS, TAS, paraoksanaz ve İMA
değerleri lökosit sayısı, nötrofil oranları, semptomların süresi ve
patoloji sonuçlarına göre analiz edildi. Akut perfore appendisit
grubundaki hastaların TOS ve TAS değerlerinin diğer patolojik
subgruplara göre daha yüksek olduğu görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Akut appendisitli hastalarda görülen artmış oksidatif stresin akut
appendisitin seyrinde önemli olabileceği düşünülmektedir.
222
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP35
Preperitoneal Kateter Analjezisi (PPKA)
Kolorektal Cerrahide Postoperatif Ağrı
Kontrolünde Etkin Bir Yöntemdir
Ali Özer1, Ersin Öztürk1, Aysun Yılmazlar2, Tuncay Yılmazlar1
2
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji & Reanimasyon AD
Giriş
Kliniğimizde PPKA uygulanan tüm hastaların verilerinin
prospektif olarak toplandığı bu çalışmada, kolorektal rezeksiyon
uygulanan hastalarda PPKA’ nın postoperatif ağrı kontrolündeki
etkinliği incelenmiştir.
Metod
Kolorektal rezeksiyon uygulanan tüm hastalarımızda ameliyat
sonunda preperitoneal alana çok delikli bir kateter yerleştirildi.
Analjezi kateterden 10 ml %0,2 levobupivacaine solüsyonunun
postoperatif ilk 3 gün her 4 saatte bir uygulanması ile
sağlandı. Postoperatif ağrı vizüel analog skala (VAS) skoru ile
değerlendirildi. Hastaların demografik bilgileri, hastalık özellikleri,
insizyon boyu (> veya < 25 cm), ameliyat tipi, ağrı skorları, ek
analjezik ihtiyacı, zamanı ve miktarı, klinik sonuçlar ve morbidite
kaydedildi.
Bulgu
Mayıs 2009 ile Ekim 2010 arasında 100 hasta (71 kadın / 29
erkek) çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortanca yaşı 59 (1885) idi. 56 hastada rektum [4 hastaya abdominoperineal rektum
rezeksiyonu (APR) yapıldı], 35 hastada kolon rezeksiyonu, 9
hastada total veya subtotal kolon rezeksiyonu yapıldı. 7 hasta
acil şartlarda ameliyat edildi. 52 hastada insizyon boyu <25 cm,
48 hastada >25 cmdi. Ortanca ağrı skoru, postoperatif 0, 1, 2
ve 3. gün sırasıyla 4 (0 - 9), 0 (0 - 6), 0 (0 - 6) ve 0 (0 - 3) idi.
34 hastada ek analjezik ihtiyacı oldu. Narkotik analjezik ihtiyacı
sadece 13 hastada, ilk gün gerekli oldu. Ek analjezik ihtiyacı olan
hastalar, perineal insizyonun eklendiği APR yapılan hastalar
ve teknik nedenlerle başlangıç dozunun ameliyathanede
yapılamadığı hastalardı. Gaz ya da gaita çıkarma zamanı 40
saat (8-72 saat), oral beslenme başlama zamanı 73 saat (7168 saat) idi. Hastanede kalış süresi 156 saat (48-480 saat)
idi. PPKA’ya bağlı bir morbidite görüldü (evisserasyona bağlı
intestinal strangülasyon). İki hastada cerrahi alan enfeksiyonu
görülürken 4 hastada anastomoz kaçağı gelişti.
Tartışma ve Sonuç
PPKA kolorektal rezeksiyon yapılan hastalarda güvenle
kullanılabilecek etkili bir analjezi metodudur. Doğru teknikle
yerleştirilip uygun bir şekilde kullanıldığında, oldukça önemli bir
hasta grubunda tek başına yeterli bir analjezi yöntemi olabilir.
223
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
SP36
Apendiksin Karsinoid Tümörü; Olgu Serisi
Fatih Başak, Mustafa Hasbahçeci, Aylin Acar, Tolga Canbak, Gürhan Baş, Orhan Alimoğlu Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Apendiks karsinoid tümörlerin en sık görüldüğü bölgedir. Nadir
görülmesine rağmen, sıklıkla apendektomiler ile insidental olarak
tespit edilir.
Metod
Retrospektif olarak 2009 – 2010 yılları arasında tek merkezde
gerçekleştirilen tüm apendektomiler incelendi. Histopatolojik
incelemede karsinoid tümör olarak rapor edilen olgular bulgu,
klinik sunum, ameliyat bulgusu, histopatoloji ve takipleri
yönünden incelendi.
Bulgu
Toplam 721 apendektomi gerçekleştirildi. Beş (%0.7) olguda
karsinoid tümör saptandı. Bu olguların demografik verileri yaş
aralığı 23 – 30, yaş ortalaması 27, dört erkek bir kadın idi.
Olguların klinik bulgusu akut karın ile uyumlu olarak bulundu.
Ameliyat sırasında hiçbir olguda tümöral bir oluşum düşünülmedi.
Histopatolojik incelemede tüm olgular iyi diferansiye karsinoid
tümör olarak değerlendirildi. Olgular içerisinde en büyük tümör
boyutu 1.2 cm idi. Tüm olgularda tümör apendiks ile sınırlı olup
cerrahi sınırlar negatifti. Patolojik incelemede bir olguda karsinoid
tümör ile birlikte akut apendisit bulguları saptandı. Tüm olguların
takipleri sorunsuz seyretti. Ameliyat sonrası dönemde hastalar
kolon tümörü riski nedeniyle kolonoskopi işlemi yapılması için
bilgilendirildi.
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızda akut apendisit ön tanısı ile apendektomi yapılan
hastalarda literatür ile uyumlu olarak %0.7 oranında karsinoid
tümör saptanmıştır.
224
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
POSTER BİLDİRİLER
225
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
226
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P1
Distal Yerleşimli Rektum Kanserinde İnfralevator
Transsfinkterik Girişimlerimiz
Ali Naki Yücesoy, M. Burak Kadıoğlu Batı Bahat Hospital-Genel Cerrahi
Giriş
Distal yerleşimli rektum kanserlerine yönelik cerrahi
girişimler;özellikle erkek hastalarda daha belirgin olmak
üzere,yüksek abdominoperineal rezeksiyon oranlarına sahiptir.
Barsak devamlılığının sağlanabildiği distal rektum kanserlerinde
ise yüksek oranda lokal nüks ve sfinkter kusurları gözlenmektedir.
Metod
Distal rektum kanserli hastalar opere edildi.Klasik abdominal yolla
önce levator kas üzerinedeki sigmoid kolon ve rektum,levator
kas seviyesine kadar serbestleştirildi.İnfralevator yerleşimli distal
rektum disseksiyonu;kadınlarda transvaginal yoldan,erkeklerde
transperineal yoldan sağlandı.Rezeksiyon ve anastomoz için
transvaginal ve transperineal yol kullanıldı.
Bulgu
Abdominoperineal rektum rezeksiyonu önerilmiş,distal rektum
kanserli 2 kadın hasta ve 1 erkek hasta infralevator transsfinkterik
yaklaşımlar ile opere edildi.Ameliyatların aşamaları dokümante
edildi.Bütün hastalarda barsak devamlılığı ve kontinans sağlandı.
Postop dönemde erkek hastada minimal anastomoz darlığı
mevcut.
Tartışma ve Sonuç
Distal rektum tümörleri,cerrahinin tartışmalı bölümlerinden
birisidir.İnfralevator yaklaşım ile distal rektum ve external anal
sfinkterler üzerinde direkt vizyon ve operasyon alanı sağlanır.
Bu şekilde hem external anal sfinkterleri korumak,hemde
distal seviyelerde direkt vizyon altında anastomoz yapmak
mümkündür. İnfralevator transsfinkterik cerrahi girişimler ile
puborektal kas altındaki distal rektum seviyelerinde full-thickness
rezeksiyon ve anatomoz yapılabilir. İnfralevator transsfinkterik
yaklaşımlar ile abdominoperineal rezeksiyon ve lokal nüks
oranlarının dahada düşeceğini; aynı zamanda pudendal
sinir veya external anal sfinkter harabiyetine bağlı kontinens
problemlerinin dahada azalacağını umuyoruz. Not:Transvaginal
yoldan gerçekleştirdiğimiz ameliyat yayınlanmıştır(Technique in
Coloproctology 2008-12:83-86)Abdominoperineal transsfinkterik
yoldan gerçekleştirdiğimiz diğer ameliyat yayın için kabul edilmiş
olup,basım sırasındadır.
227
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P2
Kolorektal Kanser Nedeniyle Opere Edilen
Hastalarda Preoperatif Vücut Kitle İndeksi,
Postoperatif Morbiditenin Belirleyicisi midir?
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Yusuf Özoğul, Ali Sürmelioğlu, İlter Özer, Tahsin Dalgıç, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
Giriş
Kolorektal kanser nedeniyle yapılan cerrahi girişimler sonrasında
morbidite ve mortalite oranları merkezlerin deneyimleri ölçüsünde
önemli değişkenlikler göstermektedir. Ancak cerrahi deneyimin
yanı sıra preoperatif bir takım komorbid durumların postoperatif
morbidite ve mortalite üzerine etkili oldukları konusunda bir
çok çalışma mevcuttur. Bu yazının amacı kolorektal kanser
nedeniyle operasyona hazırlanan hastaların vücut kitle indeksleri
(VKİ) ile postoperatif dönemde gelişen morbiditelerin ilişkisini
değerlendirmektir.
Metod
Ocak 2002 ile Aralık 2009 yılları arasında kliniğimizde kolorektal
kanser nedeniyle cerrahi uygulanan hastaların preoperatif
VKİ’leri hesaplandı. VKİ 18,5’dan düşük olanlar “düşük kilolu”,
18,6- 23,9 arası “normal kilolu”, 24- 29,9 arası “kilolu”, 30- 40
arası “obez”, 40 ve üzeri “morbid obez olarak sınıflandırıldı. Bu
hastalarda postoperatif dönemde gelişen; yara yeri enfeksiyonu,
anastomoz kaçağı, ostomi ile ilgili sorunlar, evisserasyon ve
ileus oranları retrospektif olarak elde edildi. Sonuçlar SPSS 16
istatistik programı ile değerlendirildi.
Bulgu
Ocak 2002 ile Aralık 2009 arasında kliniğimizde kolorektal kanser
nedeniyle cerrahi uygulanan hastalardan 894’ünün verileri
değerlendirildi. Yaş ortlaması 59 (19-99) idi. Hastaların 345’i
(%38,5) kadın, 549’u (%61,4) erkekti. Postoperatif dönemde
22 hastada yara yeri enfeksiyonu gözlendi. VKİ ile olan ilişkileri
değerlendirildiğinde, yara yeri enfeksiyonlarının, gruplar arasında
istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği gözlendi (p>0,05).
Postoperatif dönemde 20 hastada anastomoz kaçağı gözlendi.
VKİ ile olan ilişkileri değerlendirildiğinde, anastomoz kaçağının
“normal kilolu” 9 hastada, “kilolu” 9 hastada ve “obez” 2 hastada
gözlendiği ve istatistiksel anlamlılık gösterdiği tespit edildi
(p=0,04). Postoperatif dönemde 6 hastada uygulanan ostomilerle
ilişkili komplikasyon ve bunların revizyonu gerekti. VKİ ile olan
ilişkileri değerlendirildiğinde, ostomilerle ilgili komplikasyonların
gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği
gözlendi (p> 0,05). Postoperatif dönemde 4 hastada evisserasyon
gelişti. VKİ ile olan ilişkileri değerlendirildiğinde, evisserasyonun
228
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği
gözlendi (p>0,05). Postoperatif dönemde 21 hastada ileus
gelişti. VKİ ile olan ilişkileri değerlendirildiğinde, gelişen ileus’un
gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği
gözlendi (p>0,05).
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanser nedeniyle cerrahi uyguladığımız hastalarımızın
verilerini retrospektif olarak değerlendirdiğimizde; VKİ’nin
postoperatif dönemde anastomoz kaçağı gelişimi ile ilişkili olduğu;
ancak yara yeri enfeksiyonu, ostomi ile ilgili komplikasyonlar,
evisserasyon ya da ileus ile ilişkili olmadığı gözlendi. Ancak her
ne kadar preoperatif VKİ, postoperatif anastomoz kaçağı ile ilişkili
gibi görünse de, anastamoz kaçağı sorununun multifaktöryel
olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
229
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P3
Kolon Kanserli Hastalarda CEA ve CA
19-9 Düzeyleri İle İntraoperatif Bulgular ve
Histopatolojik Özellikler Öngörülebilir mi?
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Yusuf Özoğul, Ali Sürmelioğlu, Metin Ercan, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği
Giriş
Kolon kanserli hastalarda; preoperatif öngörülerde bulunabilmek
için halen tüm dünyada arayışlar devam etmektedir. Postoperatif
sağkalım tahmini yanı sıra peroperatuvar karşılaşılabilecek
durumları öngörmek, preoperatuvar hazırlık aşamasında
oldukça değerli olacaktır. Çalışmamızın amacı kliniğimizde kolon
kanseri hastalarında preoperatuvar rutin olarak çalışılan CEA ve
CA 19-9 değerlerinin bu öngörülere ne kadar katkısı olabileceğini
araştırmaktır.
Metod
Ocak 2002 ve Aralık 2009 tarihleri arasında kolon kanseri
nedeniyle küratif cerrahi uygulanan 498 hastanın, preoperatif
CEA ve CA 19-9 düzeyleri ile operasyon sırasındaki eksplorasyon
bulguları ve postoperatif histopatolojik değerlendirmeleri
incelenmiştir. Sonuçlar arasındaki ilişki SPSS 16 istatistik
programı ile değerlendirilmiştir.
Bulgu
Ocak 2002 ve Aralık 2009 tarihleri arasında küratif cerrahi
uygulanan kolon kanserli 498 hastanın; ortalama yaşı 58,7
(19- 84) idi. Hastaların 180’i (%36,1) kadın, 318’i (%63,8)
erkekti. Preoperatif CEA ile operasyon sırasındaki peritoneal
asit, karaciğer metastazı, peritoneal karsinomatosis, senkron
tümör varlığı ile histopatolojik olarak tümör differansiyasyonu,
metastatik lenf nodu oranı karşılaştırıldığında: karaciğer
metastazı, peritoneal karsinoz varlığı ve pozitif lenf nodu oranı
arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05).
Preoperatif CA 19-9 ile operasyon sırasındaki peritoneal asit,
karaciğer metastazı, peritoneal karsinomatosis, senkron tümör
varlığı ile histopatolojik olarak tümör differansiyasyonu, metastatik
lenf nodu oranı karşılaştırıldığında: peritoeal asit, karaciğer
metastazı, peritoneal karsinomatosis arasında istatistiksel olarak
anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05).
Tartışma ve Sonuç
Her iki parametre değerlendirildiğinde; karaciğer metastazı ve
peritoneal karsinomatosis’in artan tümör antijen değerleri ile
ilişkili olduğu gözlendi. Kolon kanserlerinde son dönemde giderek
230
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
önem kazanan metastatik lenf nodu oranı kavramı ile preoperatif
dönemde tespit edilen yüksek CEA düzeylerinin doğru orantılı
olduğunun saptanması da bu antijenin, pozitif lenf nodu oranının
preoperatif dönemde değerlendirilebilmesi açısından anlamlı
olabileceğini düşündürmektedir.
231
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P4
Andiferansiye Kolon Karsinomunun Olağan Dışı
Rekürrens Bölgesi: Avuç İçi
Ahmet Ziya Balta1, Hüseyin Sinan2, Yavuz Özdemir1, Ergün Yücel1, Mehmet İnce3, Sezai Demirbaş2
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
2
GATA Genel Cerrahi AD
3
Konya Asker Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
Giriş
Andiferansiye kolon karsinomu (AKK), kolon spesimeninin
mikroskopik incelenmesinde, diferansiyasyon olmaması olarak
tanımlanır. UICC (International Union Aagainst Cancer) tömür
sınıflandırmasına göre AKK 4. derece, AJCC (American Joint
Committee on Cancer) 7. baskısına göre de yüksek dereceli
olarak tanımlanır. Patolojik spesimenin diferansiyasyon
seviyesi önemli prognostik faktördür, iyi diferansiye tümörlerle
karşılaştırıldığında kötü diferansiye tümörlerin prognozu da
kötüdür. AKK’li hastalar tanı anında, genellikle ileri evre tümörler
olup lenf nodu tutulumu ya da hematojen yayılımla birlikte olurlar.
Bu durum prognozu olumsuz etkiler. AKK’li hastalarda 5 yıllık
sağ kalım oranı %34’tür.
Metod
Bizim AKK’li hastamız, 38 yaşında erkek, Gastroenteroloji
polikliniğine karın ağrısı, kilo kaybı ve anemi belirtileriyle
başvuruyor. Kolonoskopisinde çıkan kolonda ülserovejetan kitle
tespit ediliyor. Histopatolojisi grade 2 adenokarsinoma olarak
geliyor. Preoperatif laboratuar bulguları: CEA, AFP ve CA 19-9
ve tam kan sayımı normal sınırlar içindeydi. Abdomen BT’de;
hepatik fleksura düzeyinde çıkan kolonda 10 cm’lik kitle tespit
ediliyor. Metastaz bulgularının olmadığı değerlendiriliyor.
Bulgu
Ameliyatta, genişletilmiş sağ hemikolektomi ile birlikte kitlenin
abdomen ön duvarından eksizyonu gerçekleştiriliyor. Kitlenin
histopatolojik değerlendirmesinde; pT4 tümör, vasküler
invazyonun olduğu, perinöral invazyonun olmadığı AKK tespit
ediliyor. Cerrahi spesimenin alt uç sınırında kanser görülmedi.
Perikolik ve periintestinal toplam 65 lenf nodunda metastatik
tutulum görülmedi. Yine incelemelerde pansitokeratin, sitokeratin
20 ve CEA ekspresyonu gözlendi. Tüm bu değerlendirmeler
sonucunda tümörün Evre IIB (T4a N0 M0) olarak tanısı konuldu.
Sekiz aylık hastalıksız dönem sonrasında, hasta sol avuç içinde
kitle ile Genel Cerrahi polikliniğine başvurdu. Avuç içindeki kitle
ağrısız, solid ve immobil özelliklerdeydi. Hasta Plastik Cerrahi
kliniğine yönlendirildi ve sol avuç içindeki bu kitle sebebiyle
ameliyat edildi. Patolojik değerlendirmesinde AKK olarak
sonuçlandırıldı.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak, kolon kanserlerinin çoğu adenokarsinoma olarak
görülürken, AKK ile nadir de olsa karşılaşılabilir. Tanı anında,
AKK’nin ileri evre ve agresif özellikler gösterebileceği akılda
bulundurulmalıdır.
232
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P5
Rektum Kanserlerinde Preop Kısa Süreli
Radyoterapi ile Uzun Süreli Kemoradyoterapinin
Operatif Komplikasyonlara ve Ostomi Tercihine
Olan Etkileri
Fazilet Erözgen1, Naim Memmi2, Ahmet Kocakuşak1, Mehmet Gülen1, Adem Duru1, Adil Koyuncu1, Muzaffer Akıncı1, Serap Pamak1, Adnan Hut1, Rafet Kaplan1
1
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Cerrahi Kliniği
2
Bezmi Alem Üniversitesi
Giriş
Cerrahi operasyon rektum kanserinde prognozu belirler.Ancak
son zamanlarda cerrahi zamanlama, preop uygulanan radyo
kemoterapi protokollerinin seçimi tartışma yaratmaktadır.Biz bu
konudaki deneyimimizi paylaşmayı amaçladık.
Metod
2010 Ocak -2010 Aralık ayları arasında orta ve distal rektum
yerleşimli toplam 78 vaka incelenmiştir.
Bulgu
78 vakadan 36 tanesine preop neoadjuvan radyokemoterapi
uygulanmıştı.14 vakaya kısa dönem radyoterapi, 22 vakaya
uzun dönem kemoradyoterapi protokolü verilmişti.Preop T3N,T2N+ hastalardı.Kısa dönem (5 gün) radyoterapi sonrası
hastalar 2 haftada opere edilmişti. Vakaların 8’i kadın, 6‘sı
erkeki,10 vakada tm iyi diferansiye adenokarsinom, 4 vakada
orta diferansiye adenokarsinomdu.Operasyon sırasında doku
ödemi ve kanama eğilimi gözlendi.Ancak kan trasfüzyonuna
gerek duyulmadı.Yaş ortalaması 54.7yıl (36-63), uzun dönem
kemoradyoterapi uygulanan hastaların yaş ortalaması 56.9yıl
(32-69) ve hastalara neoadjuvan sonrası 6-8 haftada operasyon
uygulanmıştı.22 hastadan 14 tanesine ostomi açılmıştı.
Operasyonda kanama eğiliminin olduğu tespit edilmişti.Ostomi
açılan 1, ostomi açılmayan 1 hastada 2. Gün başlayan ve
operasyon gerektirmeyen ileus atakları gelişti. Her iki grup
hastada en geç postop 8. günde çekilen ortalama 4.8 gün kalan
batın dreni mevcuttu.
Tartışma ve Sonuç
Rektum kanserlerinde preop uygulanan uzun ya da kısa dönem
radyoterapinin postoperatif total sağ kalımı arttırdığı ve lokal
nüksü azalttığı çeşitli çalışmalarda (Alman, İsveç, Hollanda
gibi) ortaya konmuştur. Evre 2-3 rektum kanserlerinde preop
radyokemoterapi artık TME gibi standardizedir. Ancak kısa mı?
Yoksa uzun süreli protokollerin seçiminde hasta bazlı ve cerrah,
onkolog beraber karar vermeli diye düşünmekteyiz.
233
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P6
Genişletilmiş Abdominoperineal Rezeksiyon
(APR) Sonrasında Pelvik Boşluğun Rektus
Abdominis Myokutan Flebi ile Kapatılması
Hüseyin Sinan1, Sezai Demirbaş1, İlker Sücüllü2, Haluk Duman3, Ergün Yücel2, Mustafa Deveci4
1
GATA Genel Cerrahi AD
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
3
GATA Haydarpaşa Eğitim Hast. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Servisi
4
GATA Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi AD
2
Giriş
Rektal karsinoma, komşu organlara, sfinkter mekanizmalarına
invaze olursa, özellikle genç ve seksüel aktif kadınlar için yıkıcı
özellik taşır. Bu alandaki ilerlemiş bir kanser, APR ve D2-3 lenf
nodu diseksiyonu ya da pelvik organ çıkarılması gibi bir ameliyata
gereksinim gösterir. Bu hastaların çoğu başlangıçta neoadjuvan
kemoradyoterapi (KRT) alırlar. Perineal bölgedeki her ameliyat
yara ayrılması, yara iyileşmesinde gecikme ve fonksiyonel
vajinal rekonstrüksiyonda zorlanmayı da beraberinde getirir.
Enfeksiyon ve perineal yaraların sekonder olarak ayrılması bu
tür vakaların %10-40’ında görülür. Bu sebeple, pelvik boşluğun
bağırsaklar ya da omentum dışındaki bir dokuyla, özellikle
genişletilmiş APR’den sonra vajina rekonstrüksiyonunda ve
pelvik boşluğun kapatılmasında, radyasyona maruz kalmamış
bir deri ile kapatılması, seksüel aktif genç kadınlar için takipte
önemli bir konudur.
Metod
Biyopsiyle doğrulanan lokal ileri adenokanserli iki kadın
hastaya, başlangıçta tümörü küçültmek için Neoadjuvan KRT
(5Flurouracil 425mg/m2+ Leucovorin 20 mg/m2 +45 Gray
radyoterapi) uygulandı ve genişletilmiş APR planlandı. Seksüel
aktif kadın hastalar olduklarından dolayı, sinir koruyucu APR,
sağ rektus abdominis myokutan flebi ve kalıcı ostomi ameliyatı
uygulandı. Flap hazırlarken, inferior epigastrik damarlardan
köken alan periumbilikal perforan damarlar korundu. Rektus kası
cildiyle birlikte, pelvik boşluğu doldurmak ve vajina posterioru
rekonstrüksiyonunu sağlamak üzere bölgeye getirildi.
Bulgu
Ameliyat sonrasında perineal enfeksiyon ve pelvik herniasyon
görülmedi. Her iki hastaya da R0 rezeksiyon uygulandı, 42 aylık
takipte lokal rekürrens ya da uzak metastaza rastlanmadı. Bu
teknik yeni değildir, jinekolojik malignansilerde perineovajinal
rekonstrüksiyon için kullanılmaktadır. Hastalarımız da flep
rekonstrüksiyonundan üst düzeyde memnun kalmışlardır. Birinci
yılın sonunda hastaların, SF-36 QOL anketlerinde geri bildirimleri
olumlu olmuştur. Dahası postoperatif birinci yıl içinde hastalar
234
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
seksüel aktivitelerine tekrar başlamışlardır.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak, neoadjuvan KRT uygulanmış lokal ileri evre rektal
kanserli seksüel aktif genç kadın hastalarda, APR sonrasında
pelvik boşluğu kapatmak için vasküler pediküllü rektus
abdominis myokutan flep uygulamasını dolaylı olarak da vajinal
rekonstrüksiyon yapılmasını öneriyoruz.
235
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P7
Yetmiş Yaş Üzerindeki Hastalarda Yaşın Rektum
Kanseri Tedavisi Sonuçlarına Etkisi
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Selahattin Vural, Nuri Okkabaz, Metin Kement, Nihat Aksakal, Uygar Düzci, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş.Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışma spesifik olarak ileri yaştaki hastalarda rektum kanseri
operasyonların sonuçlarını araştırmayı amaçlamaktadır.
Metod
Bilgi girişi prospektif olarak yapılan veri tabanından 2000-2011
yılları arasında rektum kanseri nedeni ile ameliyat edilen olguların
hastalara, tümöre ve operasyona ait değişkenleri retrospektif
dosya tarama yöntemiyle derlendi. Olgular 70 yaş altı ve üstü
olarak iki gruba ayrılarak veriler kıyaslandı.
Bulgu
Rektum kanserli 221 olgudan (136 [%61,5] erkek, 58,6±13,8)
56’sı (%25,3) 70 yaş üstü (74,9±3,9), 165’i (%74,7) 70 yaş
altı (53,1±11,4) grupta yer almaktaydı. Gruplardaki hastaların
cinsiyetleri farklı değildi (31[ %55,4] vs105[%63,6] erkek,
p=0,271). Tümörlerin evreleri (0/I/II/III/IV olarak, 3[%5,5]/13[%23
,6]/17[%30,9]/19[%34,5]/3[%5,5] vs 13[%7.9]/28[%17.1]/48[%29
.3]/54[%32.9]/21[%12.8], p=0,465) ve dentate çizgiye uzaklıkları
(4,8±3,6 cm vs 4,9±3,8 cm, p=0.807) benzerdi. 154 (%69,7)
hasta preoperatif radyoterapi aldı (39[%69,6] vs 115[%69,7],
p=0,994). 70 yaş üstü ve altı hastalarda sonuçlar laparoskopik
operasyon (28[%50,0] vs 105[%63,6]; p=0,072), açığa geçiş
(5[%17,9] vs 14[%13,3], p=0,999) sfinkter koruyucu prosedür
(36[%64,3] vs 118[%71,5], p=0,492) ve ek organ rezeksiyonu
(16[%28,6] vs 31[%18,8], p=0,122) açılarından benzerdi.
Ameliyat bilgilerinden operasyon süresi (219,7±60,4 vs 230±61,9
dk, p=0.263 ), peroperatif kanama (300[aralık:5-2000] vs 250[04000] cc, p=0.845), peroperatif transfüzyon (0[aralık:0-6] vs
0[aralık:0-7] Ü, p=0,178), postoperatif transfüzyon (0[aralık:0-10]
vs 0[aralık:0-12] Ü, p=0,840) gruplarda farklı değildi. Operasyon
sonrasındaki veriler incelendiğinde; anastomoz kaçağı (1[%1,8]
vs 15[%91,1], p=0,127) ve reoperasyon (0 vs 7[%4,2]; p=0,199)
başta olmak üzere komplikasyon (53[%32,1] vs 12[%21,4],
p=0,188) ve 30 günlük mortalite (4[%7,1] vs 8[ %4,8], p=0,493)
oranlarında farklılık yoktu ve hastanede kalış süreleri (9,7±8,4 vs
9,3±7,2 gün, p=0.740) benzerdi. Kaplan-Meier testi 70 yaş üstü
ve altı gruplarda benzer sağkalım göstermekteydi (p>0.05).
Tartışma ve Sonuç
70 yaş üzeri hastalardaki tümöre ve tedaviye ait veriler, ameliyat
değişkenleri, operasyonların erken sonuçları ve sürvi 70 yaş altı
hastalardan farklı değildir. Bu hasta grubunda sadece yaşa bağlı
olarak sağaltımda bir değişiklik yapmak gerekli olmayabilir ve
rutin uygulamalar güvenle takip edilebilir.
236
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P8
Primer Rektal Malign Melanom ve Pararektal
Liposarkom
Celalettin Keleş1, Yücel Özsoy1, Ayla Yücetürk2, Olcay Ak Nalbant2
1
Manisa Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Manisa Devlet Hastanesi Patoloji Laboratuarı
2
Giriş
Anorektal yerleşimli malign melanom ender görülen ve agresif
seyirli bir tümördür. Bu bölgedeki malignitelerin %0.8-1’ini, tüm
malign melanomların ise %0.7’sini oluşturur. Bu tümörlerin anüste
çok katlı yassı epitel, transizyonel epitel ve rektumda kolumnar
epiteldeki melanositler ya da melanositik proliferasyon zemininde
geliştiği düşünülmektedir (1). Yine pelvik retroperitoneal tümörler
oldukça ender görülen tümörlerdir. Tüm tümörlerin %0.16%0.2’sini oluşturur. Retroperitoneal neoplazilerin birçok tipi
mevcuttur. Malin tümörleri benin lezyonlardan daha sık gözlenir ve
%70-80 oranındadır. Bunlar içinde de en sık liposarkom gözlenir.
Liposarkomu leiyomiyosarkom, malin fibröz histiyositoma gibi
tümörler izler (2*1. Bu çalışmada, rektal kanama yakınması ile
hastanemize başvuran 28 yaşında anorektal malign melanom ve
35 yaşında pararektal liposarkom olgusu incelendi.
Metod
Olguların preoperatif tanısında fizik muayene, rektal tuşe,
laboratuar testleri, bilgisayarlı batın tomografisi (B.T.) ve pelvik
manyetik rezonans (M.R.) ve rektosigmoidoskopi tetkikleri
yapıldı. kullanıldı.
Bulgu
Rektal malign melanom tanısı konulan 28 yaşında bayan hasta
makattan kanama şikayeti ile başvurdu. Rektal tuşede dentate
çizginin hemen üstünde başlayan polipoid yapıda kitle saptandı.
Preoperatif B.T. ve M.R.I. taramalarında metastaz saptanmadı
(Şekil-1). Hastaya rektoskopik biopsi yapıldı. Patolojik tanı
olarak kötü diferansiye karsinom, öncelikle adenokarsinom
düşünüldü. Hastaya Miles operasyonu uygulandı. Tümörlerin
en büyük boyutları sırasıyla 5,5, 6 ve 7 cm idi. Tümör hücreleri
HMB45, S100 proteini ve Melan-A ile immünreaktivite
gösterirken, pansitokeratin ile reaksiyon gözlenmedi. Lenf nodu
diseksiyonunda 7/20 lenf nodunda malign melanom metastazı
izlendi (Resim-1). Pararektal liposarkom tanısı konulan 35
yaşında erkek hasta, kabızlık, makatta dolgunluk ve kitle şikayeti
ile başvurdu. Preoperatif yapılan B.T. ve M.R.I. taramalarında
kitle retroperitoneal bölgede ,rektumun sağında rektuma ve
mesaneye bası yapmış ancak vasküler yapılardan net olarak
ayrılabilir özellikte izlendi (Şekil-2). Rektosigmoidoskopide
rektumda bası ve sola deviye olarak izlendi. Hasta litotomi
237
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
pozisyonunda operasyona hazırlandı. İnferior median kesiden
girildi. Sağ pararektal alanda çevre dokuya fazla adezyonu
olmayan üzeri lobüle yaklaşım 15x10 cm kitleye ulaşıldı. Kitle
pelvik tabana kadar devam ettiği ve batından çıkarılamayacağı
anlaşıldı. Anal kanaldan yaklaşık 5 cm uzakta sagpararektal
alana girildi. Kitlenin kasla kadar ulaştığı ve invaze olduğu
görüldi. Kitle çevre doku ile beraber eksize edildi (Resim-2).
Histopatolojik incelemede düzgün yüzeyli ve sarı renkte idi.
İmminohistokimyasal boyamada S-100 ile kahverengiye
boyanan,kitlenin patolojik incelemesi Enzinger’in yaptığı
sınıflandırmaya göre iyi diferansiye liposarkom olarak belirlendi
(Resim-3). Yapılan patolojik incelemelerde çevre dokulara
invazyon olmadığı, cerrahi sınırın negatif olduğu görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Primer retroperitoneal tümörün prognozu kötüdür. Beş yıllık
sağ kalım oranları %5-20 arasında değişmektedir (1). Geniş
bir eksizyon ve cerrahi sınır negatifliği son yıllardaki verilerde 5
yıllık sağ kalım oranını %65’lere kadar çıkarmıştır. Lokal nüks
retroperitoneal tümörlerde sık gözlenir. Bu nedenle radikal
cerrahi gereklidir. Lokal nüks gözlenen olgularda tekrar cerrahi
ve radyoterapi önerilmektedir. Cerrahi, bu tümörlerde zor hatta
bazılarında imkansız olmasına rağmen etkili bir kemoterapi
olmayışı ve radyoterapinin toksisitesi nedeniyle primer ve
tekrarlayan tümörlerde cerrahi en etkili tedavi yöntemidir(4). Yine
diğer olgumuz olan Anorektal malign melanomların prognozları
primer deri yerleşimli tümörlere göre daha kötüdür. Bunun
sebepleri arasında tümörün tanı anında ileri evrede olması,
rektumun vaskülarizasyonunun zengin olması, ülseratif formun sık
görülmesi ve tümörün yüksek biyolojik agresivitesi sayılabilir(5).
Tümörün radyoterapiye cevap vermemesi, kemoterapinin ve
immünoterapinin rolünün belirsiz olması nedeniyle, cerrahi
rezeksiyon vakaların büyük çoğunluğunda öncelikle seçilecek
tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Ortalama sağ kalım süresi
25 ay, 5 yıllık sağ kalı m oranı %6’dır. Operasyon tipinden ziyade
evre ve erken tanı, yaşam süresini belirlemede önemlidir (6)
238
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P9
Kolorektal Kanserlerde Saptırıcı İleostominin
Kapatılamamasını Etkileyen Risk Faktörleri
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Nuri Okkabaz, Selahattin Vural, Metin Kement, Alev Karaöz, Nihat Aksakal, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışma kolorektal kanser nedeniyle ameliyat edilen ve saptırıcı
ileostomi açılan hastalarda ileostominin kapatılamamasını
etkileyen faktörleri irdelemektedir.
Metod
2000-2011 yılları arasında kolorektal kanser nedeniyle ameliyat
edilip saptırıcı ileostomi açılan olgular, hastalara, tümöre ve
operasyona ait değişkenler için tarandı. Bulgular ileostomisi
kapatılanlarda ve kapatılamayanlarda kıyaslandı.
Bulgu
Olgulardan (n=182), son 9 ay içinde yapılanlar (n=26,[%14,3]),
erken dönemde kaybedilenler (n=14,[%7,7]), bilgisine
ulaşılamayanlar (n=10,[%5,5]) dışlandı. Kalan hastalara (n=132)
rektum (n=111,[%84,1]) veya rektosigmoid (n=17,[%12,9])
kanseri veya ailevi polipozis sendromuna eşlik eden kolorektal
kanser (n=4,[%3,0]) nedeniyle aşağı anterior rezeksiyon
(n=112,[%84,8]),
anterior
rezeksiyon
(n=14,[%10,6]),
proktokolektomi (n=5,[%3,8]) veya subtotal kolektomi (n=1,[%0,8])
işlemleri uygulandı. Hastaların stoması ilk ameliyattan 7,8±4,4
ay sonra kapatıldı (n=93[%70,5]). Bu olgularla kapatılamayanlar
(n=39,[%29,5]) yaş (58,1±15,3 vs 60,7±11,4, p=0,3), cinsiyet
(53,[%55,9] vs 27[%69,2] erkek, p=0,189) ve tümör evreleri (0/I/
II/III/IV olarak, 8[%]/15[%]/31[%]/25[%]/6[%] vs 3[%]/7[%]/10[
%]/11[%]/8[%],p=0,279) açılarından benzerdi. Tümör yerleşimi
(p=0,445) ve rezeksiyon türü (p=0,314) stoma kapatılamamasını
etkilemiyordu. Laparoskopik (n=35,[%37,6]) veya açık tekniğin
(n=18,[%46,2]) kullanılması (p=0,362), anastomozun staplerle
(n=29, [%29,9]) veya elle (n=10,[%28,6]) yapılması (p=0,883),
ek organ rezeksiyonu gerekip (n=12,[%37,5]) gerekmemesi
[n=27,[%27]),(p=0,257) ve rezervuar oluşturulup (n=31,[
%75,6]) oluşturulmaması (n=62,[%68,1]),(p=0,384) stomanın
kapatılamamasını etkilemiyordu. Alt-orta rektum rektum
tümörlerinde (n=96) stoma kapatılamama olasılığı neoadjuvan
radyoterapi alanlarda (n=22,[%31,0]) almayanlarla (n=8,[%32])
benzerdi. Ortanca peroperatif kanama (250[aralık:50-4000] vs
400[aralık:10-2200]cc, p=0.257) ve postoperatif transfüzyon
(0[aralık:0-14] vs 1[0-6]Ü, p=0.363) miktarları farklı değildi.
Stoma kapatılamama olasılığı karaciğer metastazı olanlarda
(n=6,[ %42,9]) olmayanlara göre (n=31,[%26,3]) daha yüksekti
239
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
(p=0,027). Stoması kapatılamayanlarda ameliyat (224,8±54,5
vs 249,3±72,4 dk) ve hastanede kalış (7,5±4,9 vs 12,7±11,1
gün) süreleri daha uzundu (p=0,045 ve p=0,008) ve ortanca
peroperatif transfüzyon miktarı (0[aralık:0-4] vs 0[aralık:0-4]
Ü) daha fazlaydı (p=0.019). Anastomoz kaçağı olanlarda
(n=6,[%75]) olmayanlara (n=33,[%26,6]) ve genel komplikasyon
gelişenlerde (n=14,[48,3]) gelişmeyenlere (n=25,[%24,3] göre
stoma kapatılamama olasılığı artmıştı (p=0,009 ve p=0,013).
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanserli olgularda açılan saptırıcı ileostomilerin
kapatılamama olasılığı sanılandan yüksektir. Bu risk karaciğer
metastazı olması, peroperatif transfüzyon miktarı, anastomoz
kaçağı veya bir başka komplikasyon gelişmesi ve ameliyat ve
yatış süreleriyle ilintilidir.
240
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P10
Rektum Kanserinde Tek Hekim Tarafından
Yapılan Standart Total Mezorektal
Eksiyonun Onkolojik Sonuçları
Gürel Neşşar, Ali Sürmeli, Akif Türkoğlu, Orhan Elbir, Ali Eba Demirbağ
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniği
Giriş
Rektum kanseri nedeniyle tek hekim tarafından total mezorektal
eksizyon (TME) yapılan hastaların radyal margin pozitifliği, lokal
nüks ve hastalıksız yaşam süreleri bildirilmiştir.
Metod
2003-2009 yılları arasında toplam 169 hastaya aşağı anterior
rezeksiyon (LAR, N:117, %69,3) ve abdominoperineal
rezeksiyon (APR, N:52, %30,7) yapıldı. Bu hastalardan düzenli
takip edilen ve sonuçları güvenilir olan 124 hastanın (%73,4)
bilgileri değerlendirildi.
Bulgu
Hastaların ortalama takip süresi 42,6 ± 25,8 aydı. Lokal nüks
LAR için ‰12,2, APR için ‰4,8; 5 yıllık hastalıksız sağ kalım
oranı LAR için ‰38,2, APR için %42,3 oldu. Radyal margin
pozitifliği LAR için %12,2, APR için ‰11,9 idi. Hastaların 78’i
erkek (‰62,9), yaşları median 58 (26-85 arası) idi. Hastalardan
8 tanesi (‰6,4) neoadjuvan kemoradyoterapi almıştı ve patolojik
değerlendirme sonucu 2 hastada (%25) tam cevap elde edildi.
Diğer hastalar Evre 1: 21 hasta (‰17,2), Evre 2: 41 hasta
(‰33,6), Evre 3: 54 hasta (‰44,3) ve Evre 4: 6 hasta (‰4,9) idi.
Tartışma ve Sonuç
Rektum kanserinde LAR-APR oranı literatürle uyum
göstermesine rağmen elde ettiğimiz onkolojik sonuçlar, büyük
merkezlerin sonuçlarına göre daha az başarılı bulunmuştur.
Bunun muhtemel sebebi ileri evre hastalarımızın çokluğu ve
neoadjuvan kemoradyoterapinin gerekenden az kullanılmış
olması ile açıklanabilir.
241
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P11
Rektum CA Olgusunda Malrotasyon Anomalisi
ve Rudimenter Apendiks
Hasan Bostancı1, Sezai Leventoğlu2, Ali Cihat Yıldırım1, Bahadır Ege3, Seda Bozkurt3, Bülent Menteş2
1
Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
2.Genel Cerrahi
2
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
3
Özel Koru Hastanesi Genel Cerrahi
Giriş
İntestinal malrotasyon midgut’ın embriyolojik dönemde 270
derecelik rotasyonu tamamlayamaması ile ortaya çıkan
gelişimsel bir anomalidir. Bu anomaliye bağlı gelişen semptomlar
yetişkinlerde insidental olarak tespit edilmektedir. Bu çalışmada
rektum kanseri nedeniyle opere edilen bir hastada rektum
kanserinin intestinal malrotasyon ve beraberinde rudimenter bir
appendisitin birlikteliğini irdelemeye çalıştık.
Metod
Makattan kanama şikayeti ile başvuran altmış yedi yaşındaki
erkek hastanın kolonoskopide anal kanaldan itibaren 5. cmde
lümeni daraltmış kitle görüldü.Biyopsi sonucu adenokarsinom
olarak geldi. Tetkikler sonucunda hastaya neoadjuvan
kemoradyoterapi verildi. Ameliyatta incelemede çekum, çıkan
kolon ve transvers kolonun ortasına kadar olan bölümü içeren
segmentin peritona fiske olmadığı ve karın sol üst kadranında
yerleştiği ve apandisitin ince fibröz band şeklinde olduğu görüldü.
Low anterior rezeksiyon + saptırıcı ileostomi+apendektomi
yapıldı. Postoperatif 5. gün taburcu edildi.
Bulgu
Normal rotasyon ve fiksasyon işlemleri embriyonun 5. ve 1012. haftaları arasında gerçekleşmektedir. Barsaklar SMA
etrafında saatin tersi yönünde üç kez 90 derecelik dönme
hareketi yetişkin pozisyonunu almış olur. Rotasyon sonrası
kolonun karın arka duvarına sabitlenmesi doğuma kadar
devam etmektedir. Rotasyon tamamlanamazsa fiksasyon
işlemide gerçekleşemez. Bu anomaliler non-rotasyon, inkomplet
rotasyon, reversed rotasyon, fiksasyon anomalileri olarak
sınıflandırılırlar. Malrotasyonların %80’i infantil dönemde bulgu
vermektedir Erişkinlerdeki malrotasyon genellikle rastlantısal
olarak saptanmaktadır. Kontrastlı tetkikler direk grafilere göre
daha değerlidir. Malrotasyon anomalisi olan hastalarda sadece
%5-20 oranında çekum normal pozisyonundadır.
Tartışma ve Sonuç
Hastamızda çekum sol üst kadranda yerleşmiş olarak görüldü.
Ayrıca bu hastalarda SMA ve SMV anatomik lokalizasyonunda
değildir. Malrotasyonların çoğunda ek anomaliler görülebilirken,
242
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
izole
olgulara
saptanabilmektedir.
Preoperatif
olarak
malrotasyonun tespiti ameliyat planını değiştirip, intraabdominal
komplikasyon oranının en aza inmesini sağlar. Olgumuzda
malrotasyon insidental olarak operasyonda farkedilmiştir.
Olgumuzdaki gibi apendiksin rudimenter olmasına literatürde
rastlanılmamıştır. Solda yerleşimli apendikse tanı koymaktaki
güçlük nedeniyle apendisit komplike olabilmektedir. Bu
nedenle ek olarak apendektomi de uygulanmıştı.İnen kolonun
mobilizasyonunda bu anomali ile beraber olabilecek vasküler
lokalizasyon değişiklikleri dikkatli bir şekilde incelenmiş titiz bir
diseksiyon yapılmıştır.
243
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P12
Kolorektal Kanser Cerrahisi: İlk Sonuçlarımız
M. Ümit Uğurlu, M. Tahir Oruç, S. Yiğit Yıldız, Zehra Boyacıoğlu, İlknur Ergüner
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kolorektal kanser malign hastalıklar arasında rastlanma
sıklığı açısından 3. sırada olup tümöre bağlı ölüm nedenleri
arasında önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmamızda kliniğimizde
gerçekleştirilen kolorektal kanser cerrahisi sonuçlarımızı
sunmaktayız.
Metod
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi
Kliniği’nde Ocak 2009-Mart 2011 arasında müdahale edilen
kolorektal kanserli hastalar dahil edildi. Hasta kayıtları incelenerek
klinik ve patolojik veriler analiz edildi.
Bulgu
Toplam 62 olgunun (37 erkek, 25 kadın) 41’ine açık cerrahi,
21’ine laparoskopik cerrahi uygulandı. Ortalama yaş 63±12.7
(37-85) olup, ortalama Vücut Kitle İndeksi 24.8 (19.5 - 33.3)
’di. Tümörlerin %16.3’ü (n:10) sağ kolonda, %4.9’u transvers
kolonda, %39.3’ü (n:25) sigmoid kolonda, %14.7’si (n:8)
rektosigmoid bölgede ve %24.5’i (n:15) rektumdaydı. Hastaların
%29.5’ine (n:17) anterior rezeksiyon, %34.4’üne (n:22)
aşağı anterior rezeksiyon, %4.9’una (n:3) subtotal kolektomi,
%16.3’üne (n:10) sağ hemikolektomi, %4.9’una (n:3) sol
hemikolektomi, %4.9’una (n:3) J-poş koloanal anastomoz,
%5.1’ine (n:4) Miles operasyonu uygulanmıştır. Bir vakada aynı
seansta karaciğer metastazektomi yapılmıştır. Ortalama tümör
boyutu 5±1.7 (3-9) cm’dir. Diseke edilen ortalama lenf nodu
sayısı 14.3’tür, ortalama lenf nodu pozitifliği 5.2 ± 4.2’dir. Dukes
sınıflandırmasına göre vakaların 8’i Dukes A, 10’u Dukes B1, 15’i
Dukes B2, 11’i Dukes C1, 10’u Dukes C2 ve 8’i Dukes D’dir.
Perinöral ve perilenfatik invazyon 5 vakada görülmüş olup, bir
vakada kapsül invazyonu izlenmiştir. Hastanede ortalama yatış
süresi 8 gündür (7-21). Ortalama cerrahi süresi 108 dakikadır
(70-130). 21 laparoskopik vakanın 6’sında açığa dönülmüştür
(%33.3). Açığa dönme nedenleri 4 vakada komşu organ tutulumu
olması, 1 vakada stapler ateşlenirken teknik problem oluşması,
1 vakada hemostaz sağlanamamasıdır. Postoperatif dönemde 6
hastada cerrahi alan enfeksiyonu (%9.8), 1 hastada idrar fistülü
ve bir hastada anastomoz kaçağı görülmüştür. İdrar fistülü olan
vakada spontan kapanma olmuş, anastomoz kaçağı olan vakaya
Hartmann kolostomi uygulanmış ve mortaliteye rastlanmamıştır.
Operatif mortalite 2 (%3.2) olguda görülmüştür: Bir olguda (78
yaş) dekompanse KKY ve KOAH gibi komorbidite mevcut olup,
244
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
diğer olguda (80 yaş) HCV enfeksiyonun eşlik ettiği ve hemostatik
bozukluğa sebep olan idiyopatik hiperbilirubinemi mevcuttur.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışmada yeni kurulan bir cerrahi kliniği olarak uyguladığımız
kolorektal kanser cerrahisi sonuçları analiz edilmiştir.
245
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P13
Kolorektal Kanserlerde “MetastasisAssociated in Colon Cancer–1(MACC1)”
Gen Ekspresyonunun Prognostik Değeri: Ön
Bulgular
Ersin Öztürk1, Berrin Tunca2, Gülçin Tezcan2, Ünal Egeli2, Gülşah Çeçener2, Serhat Parlak1, Abdullah Zorluoğlu1, Tuncay Yılmazlar1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
2
Uludağ Üniversitesi Tıbbi Biyoloji AD
Giriş
Kolorektal kanserli hastalara cerrahi sonrası tedavi ve takip
programların doğru ve etkin bir şekilde planlanması için birçok
biyolojik belirteç üzerinde çalışılmış ancak bugüne kadar istenen
etkinlikte bir belirteç saptanmamıştır. 2009 yılında tanımlanan
metastasis-associated in colon cancer–1 (MACC1) geni hepatosit
büyüme faktörü reseptörü (MET) sinyal yolağında rol oynayan bir
gen olup ekspresyonunundaki artışın malign transformasyon ve
metastatik potansiyel ile korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Bu
çalışmada kolorektal kanserli hastalarda tümör dokuda MACC1
gen ekspresyon seviyesinin tümörün agresifliği ile ilişkisinin
araştırıldığı ön bulgular sunulmuştur.
Metod
Eylül/2010 tarihinden itibaren kliniğimizde kolorektal kanser
nedeniyle ameliyat edilen hastalardan çalışmaya katılmayı kabul
edenlerin ameliyat esnasında cerrahi spesimen çıkarıldığı anda
sağlam görünümlü mukoza ve tümöral dokudan taze olarak
alınan örneklerde RT-PCR yöntemiyle APC, MACC1, MET ve
Nm23-H1 gen ekspresyonları incelenmektedir. Hasta verileri,
hastalık verileri ve genetik inceleme sonuçları prospektif olarak
takip edilmektedir.
Bulgu
Takip edilen 18 hastanın ortanca yaşı 70 (34-83) olup yarısı
erkekti. 14 hasta kolon 4 hasta da rektum kanseri nedeniyle
ameliyat edilmişti. Gen ekspresyon sonuçları incelendiğinde,
MACC1 gen ekspresyonu T evresi ile korelasyon göstermekteydi.
T2 ortanca seviyesi 0,005 (0,005-0,001) iken, T3 ortanca
seviyesi 5,876 (0,405-538,4) idi (p=0,026). Ancak tümör hacmi
ile MACC1 gen ekspresyon seviyesi arasında korelasyon
yoktu (p=0,99). Bununla birlikte, metastaza karşı koruyucu etki
gösteren Nm23-H1 gen ekspresyonu da yine T evresiyle paralel
olarak artmaktaydı [T2 ortanca Nm23-H1: 0,72 (0,37-1,01) vs. T3
ortanca Nm23-H1: 3,89 (1,44-474,40); p=0,028].
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamız prognostik sonuçlar vermek için henüz oldukça erken
bir dönemdedir. Ancak, ilk bulgular MACC1 gen ekspresyonunun
önemli bir prognostik faktör olan T evresiyle korelasyon içinde
olduğunu göstermektedir.
246
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P14
Subileus’a Neden Olan Rektal Tutulumlu
Buschke-Lowenstein Tümörü; Olgu Sunumu
Savaş Yakan, Fevzi Cengiz, Kemal Emre Telciler, Murat Uz, Ali Galip Deneçli
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Buschke-Lowenstein tümörleri (BLT) veya dev kondiloma
acumilata ilk olarak 1925 de Buschke tarafından tarif edilmiştir.
Nadir görülen(%0,1), seksüel yola bulaşan insan papilloma
virüsü tarafından tetiklenen bir hastalıktır. BLT’leri invaziv
büyüyen, tedavi sonrası tekrarlayan ve malignleşme olasılığı
olan bir hastalıktır.
Metod
Bu yazımızda anal ağrı, akıntı ve defekasyon zorluğu nedeni
ile rektumu 2-20cm’lerini tutmuş BLT’ünü literatür eşliğinde
irdeledik.
Bulgu
48 yaşında bayan hasta, 3 ve 15 yıl önce değişik merkezlerde
vajinal ve rektal kondiloma acumilata nedeni ile eksizyon ve
elektrokoagülasyon uygulanmıştır. Fizik muayenede perianal
bölgede multiple karnabahar görünümünde tümöral, en büyüğü
5x3cm olan perianal fistül formasyonunda kitle görüldü.
Distal ucu 9,8mm olan endoskop ile ancak geçilebilen, anal
wedgeden yaklaşık 2 cm’den başlayıp 20 cm’e dek uzanan
tüm mukozayı anüler tarzda tutmuş enflame, vejetan görünüm
mevcuttu. Rektumdan yapılan endoskopik biyopsilerin patolojik
incelemelerinde birçok odakta şiddetli displazi içeren skuamöz
hücreler ve koilosit hücreler izlendi. Bu tümörün geniş invazyonu
olarak değerlendirildi ve küratif cerrahi için abdominoperineal
rezeksiyon planlandı. Operasyonu kabul etmeyen hasta
radyokemoterapi için medikal onkolojiye devredildi ve klinik
takibe alındı.
Tartışma ve Sonuç
BLT puberteden sonra genellikle 40-60 dekatlarda ortaya
çıkar. Sıklıkla erkeklerle ilişkili olup kadın erkek oranı 3,3 dür.
Kadınlarda genellikle vulvada (%90) daha az sıklıkla anorektal
bölgede (%10) görülür. BLT’ü hastalarda %30-50 oranında malign
transformasyon gösterdiği raporlanmıştır. Süperenfeksiyon, fistül
ve nekroz komplikasyonları olgumuzda olduğu gibi izlenebilir.
BLT’un lokal kontrolü için geniş rezeksiyonu gereklidir ancak
eksizyon tek başına yeterli olmadığı, tekrarlayan, operasyonu
kabul etmeyen vakalarda radyoterapi nadiren kullanılır.
Kemoterapi kitleyi küçültmede yararlıdır. Bazen cerrahi öncesi
kitleyi küçültmek için kemoterapi ve radyoterapi önerilmektedir.
Tedavi sonrası klinik takip mutlaka yapılmalıdır.
247
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P15
Prostatik Kitle Kliniği Gösteren Rektal
Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu
Haldun Kar1, Necat Cin1, Kutan Özel2, Yasin Peker1, Sacit Gövde2, Çetin Dinçel2, Hüdai Genç1
1
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştirma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniği
2
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştirma Hastanesi 1. Üroloji Kliniği
Giriş
Rektal gastrointestinal stromal tümörler(GİST) nadir görülür.
Özellikle anterior perirektal alanda yerleşmiş GİST’lerin, prostatın
iğsi hücreli lezyonlarından preoperatif ayırıcı tanısının yapılması
GİST tedavisinin (neoadjuvan, adjuvan imatinib) farklılığından
dolayı çok önemlidir.
Metod
Çalışmamızda prostatik kitle kliniği gösteren rektal GİST
olgusunu sunmayı amaçladık.
Bulgu
61 yaşında erkek hasta. İlk şikayeti makatta ağrı olan hastanın
yapılan kolonoskopisinde rektal extra luminal kitle tespit edilmiş.
Batın tomografisinde (BT) prostat boyutu artmış ve sekel kalsifiye
alanlar izlenmiş. PSA: 1.1 ng/ml (0-3.1) bulunmuş. Hastanın 3
ay sonra yapılan kontrol batın BT’sinde prostat bezinde izlenen
kitlesel lezyonun sağ seminal veziküle ve perirektal alana invaze
olduğu saptanmış. Toraks BT ve kemik sintigrafisi normal
olarak değerlendirilmiş. Transrektal tru-cut biyopsi sonucunda
prostat mezenkimal tümörü tanısı almış. Pelvik egzantrasyon
operasyonu planlanmış hasta operasyonu kabul etmemiş.
Hasta şikayetlerinin artması üzerine 3 ay sonra hastanemiz
üroloji polikliniğine başvurdu. Rektal tuşesinde anal vergeden 4
cm mesafede sağ lateral duvardan başlayıp anteriorda devam
eden rektum mukozasını öne doğru iten nodüler yapıda sert kitle
lezyonu palpe edildi. Çekilen kontrol BT’lerinde prostat 66x56
cm boyutlarda glandın tümünü diffüz tutan, anteriorda mesane
tabanını, posteriorda rektum ön duvarını, sağ seminal vezikülü
infiltre eden görünümde tümöral kitle lezyonu izlendi. Hasta
operasyona alındı. Operasyonda mesane tabanından başlayıp
prostat posterioru ile rektum ön duvarı arasında ilerleyen kapsüllü,
tümöral doku kitlesi izlendi. Üroloji ekibi tarafından kitle mesane
tabanı ve prostatdan ayrıldıktan sonra rektum ön duvarı ile ilişkili
nodüler yapıdaki kitle keskin disseksiyonla ayrılarak total olarak
çıkarıldı. Patoloji sonucu extra GİST geldi. 6 cm çapında ve mitoz
sayısı 4/50 olan tümör, orta risk grubunda değerlendirildi. R1
rezeksiyon kabul edilen olguya imatinib tedavisi başlandı. Hasta
3 aydır imatinib tedavisi altında kontrol BT’sinde nüks lehine
bulgu saptanmadı.
248
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Rektal veya extraintestinal GIST klinik olarak prostatik lezyon
izlenimi verebilir. Prostat biyopsilerinde prostatik stromal tümör,
leiomyosarkom veya soliter fibröz tümör tanısı konmadan önce
mutlaka CD 117/c-kit immunuhistokimyasal inceleme yapılarak
GİST tanısının dışlanması şartdır.
249
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P16
Pulmoner Karsinoid Tümör ve Kolon Adeno
Kanseri Birlikteliği: Olgu Sunumu
Soner Akbaba, Bahadır Bozkırlı, Mehmet Oduncu, Serap Ulusoy, Haldun Gündoğdu
Ankara Atatürk E.A. Hastanesi, 3.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Karsinoid tümörler; enterokromafin hücrelerden gelişen, yavaş
ilerleyen ve nadir görülen tümörlerdir. En sık görüldüğü yer sindirim
sistemi olup, %25-30 oranında solunum sisteminde görülür ve
tüm akciğer malignitelerinin %1-2’sini oluşturur. Literatürde
karsinoid tümörlü olgularla birlikte çeşitli sindirim sistemi
tümörlerinin görülebildiği ve hatta kanser gelişme olasılığının
normal populasyondan fazla olduğunu bildiren yayınlar vardır.
Bu bilgilerden yola çıkarak pulmoner karsinoid tümör bulunan bir
hastada saptadığımız kolon kanseri olgusunu sunmak istedik.
Amacımız; karsinoid tümörlü hastalarda sekonder malignitelerin
bulunabileceği veya gelişebileceği olasılığının tanı ve takiplerde
akılda tutulması gerektiğini vurgulamaktır.
Metod
Olgu Sunumu.
Bulgu
Olgumuz (SÇ) 55 yaşında bir erkek hastadır. Yaklaşık 2 ay
önce nefes darlığı göğüs ağrısı yakınmaları ile gittiği bir sağlık
merkezinde yapılan BT ve intratorasik biopsi ile sol akciğerde
tipik karsinoid tümör tanısı konmuş. Aynı dönemde yapılan
tüm vucut PET’te sol akciğerde, mediastinal lenf nodlarında ve
kolonda splenik fleksura düzeyinde artmış tutulum saptanmış.
Kliniğimizde yapılan karın USG de karaciğer sağ lob anteriorinferiorda çevresinde kanlanma izlenen etrafı hipoekoik 32x
36mm ebatlı solid lezyon, safra kesesi lümeni içinde büyüğü
20mm ebatlı çok sayıda taş ekosu izlendi. Takiben yapılan MRG
de karaciğerde en büyüğü segment 5’de 38x32 mm boyutlarında
olmak üzere birkaç adet T2A incelemede hiperintens, T1A
incelemede karaciğer parankimine göre hafif hipointens
özellikte belirgin diffüzyon kısıtlanması gösteren ve iv. GadDTPA enjeksiyonu sonrasında kontrast tutulumu gösteren
solid lezyonlar (met?) vardı. Kolonoskopide splenik fleksurada
tümöral kitle, alınan biyopsilerde adeno kanser saptandı. Hasta
ameliyata alınarak sol hemikolektomi, uç uca anastomoz,
kolesistektomi ve karaciğer biopsisi yapıldı. Postoperatif patoloji
raporunda kolondaki kitlenin orta derecede diferansiye adeno
ca, müskülaris mukozaya kadar tutulum, perikolik 2 adet LAP
tutulumu (T2N1Mx) bildirildi. Karaciğerdeki kitlelerden alınan
biopsi sonucu nöroendokrin tumor metastazı ile uyumlu olduğu
düşünüldü. Postoperatif 3. günden itibaren günde sayısı ona
250
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
varan diyare yakınması oldu. Yakınmaları giderek azalan hasta
postoperatif 9.gün taburcu edildi
Tartışma ve Sonuç
Karsinoid tümörler; ilk kez 1867 de Theodor Langhans tarafından
tanımlandı. Tüm vücutta saptanabilen ancak esas olarak
gastrointestinal ve pulmoner sistemde bulunan enterokromafin
hücrelerinden köken alırlar. Pulmoner karsinoidlerin %12’sinde
tanı anında metastaz vardır ve en sık metastaz görülen yer
bölgesel lenf nodları ve karaciğerdir. Gelisen semptomlar
tümörün periferik veya santral yerlesimli olmasıyla iliskilidir.
Genellikle periferik yerlesimli olanlar asemptomatik iken, santral
yerlesimlilerde endobronsiyal obstrüksiyon bulguları (atelektazi,
amfizem) vardır. Metastazı ve cerrahi kontrendikasyon olmayan
olgularda tek tedavi cerrahidir. Cerrahi yapılabilen olgularda 5
yıllık survi %75 iken metastatik olgularda bu oran 14-25’e düşer.
Semptomlar çoğunlukla seratonin (İshal, flushing, wheezing ve
karsinoid kalp hastalığı) veya diğer aktif tümör ürünleri salınımı ile
ilişkilidir ve nadirdir (%1-3). Karsinoma hücrelerinin nöroendokrin
farklılaşmalarının ve karsinoid tümör bulunan hastalarda diğer
malignitelerin normal populasyondan daha sık görülmesinin
nedenleri henüz bilinmemektedir. Ancak bu olasılıkların bilinmesi
hastaların tanı, tedavi ve takiplerinin yönlendirilmesinde hekime
yardımcı olacaktır.
251
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P17
Kolonoskopi Uygulamalarında Deneyimimiz
Deniz Güzey, Baha Temizgönül, Süleyman Büyükaşık, Ali Kocataş, Osman Köneş, Mustafa Uygar Kalaycı, Mehmet Karabulut, Hüseyin Alkım, Halil Alış Sağlık Bakanlığı Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğ. ve Arş. Hast.,
Endoskopi Ünitesi, İstanbul
Giriş
Diagnostik ve terapötik amaçla uygulanan kolonoskopi,
kolorektal hastalıklarda tanı koymada temel yöntemdir. Mekanik
intestinal obstrüksiyon ve alt gastrointestinal sistem kanamaları
gibi acil durumlarda da başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir.
Çalışmamızın amacını 2010 yılı ikinci yarısında hastanemiz
endoskopi ünitesinde gerçekleştirilen kolonoskopi sonuçlarını
irdelemek oluşturdu.
Metod
Endoskopi ünitesinde 2010 yılı ikinci yarısında gerçekleştirilen
kolonoskopi
işlemlerinin
sonuçları
retrospektif
olarak
değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri, işlemin başarısı,
tespit edilen bulgular ve özellikleri, yapılan terapötik işlemler ve
sonuçları incelendi.
Bulgu
Serimizde 356’si kadın olmak üzere 688 olguda, 31’i acil olmak
üzere 727 kolonoskopi işlemi gerçekleştirimiştir. Yaş ortalaması
52,6±14,8, ortanca; 53 yaş (range; 15-91)’dır. İntolerans, yetersiz
temizlik, obstrüksiyon vs. gibi nedenlerle olguların %9,8’sinde
işlem erken sonlandırılmıştır. Seride %87,8 oranda ileum veya
çekuma ulaşılmış, olguların %56,4’sında patolojik bulgu tespit
edilmiştir. Yandaş proktolojik bulgular %57,8 oranındadır.
106 olguda (%15,4) polip tespit edilmiş ve 156 polipektomi
yapılmıştır. Acil işlemlerde temizliğin yetersiz oluşu ve
intoleransın sık görülmesi başarı oranını %51,6’a düşürmektedir.
Yaş ortalaması 69,7±7,2 olan 10 hastaya malign obstrüksiyon
nedeni ile kolonik stent uygulanmıştır. Bu olgular seriden ayrı
olarak değerlendirilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Acil işlemlerde yeterli kolonik temizlik oranına ulaşamamakla
birlikte, klinik tedavi programını yönlendirecek bilgiler elde
edilebilmektedir. Randevulu işlemlerde barsak temizliği
başarıyı etkileyen önemli bir faktör olarak kendisini
belirtmektedir. Serimizde tespit edilen patolojik bulgu oranı ve
bu olgularda gerçekleştirilen terapötik işlem oranı beraberce
değerlendirildiğinde, kolonoskopi işleminin, hasta müracaatı
yoğun olan her klinikte gerçekleştirilmesi gerekliliği yanı sıra,
uygulama oranının da artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
252
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P18
Rektosel Olgularında Cerrahi Tedavi
Yaklaşımımız
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Fatih Yanar, Hakan Yırgın, Mustafa Uygar Kalaycı, Halil Alış
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim Arş. Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Anterior rektosel toplumumuzda sıklığı tam olarak bilinmeyen
önemli bir zorlu dışkılama nedenidir. Kabızlık ile karıştırılabilir ve
çıkış obstrüksiyonu meydana getirir. İlerlemiş hastalığı olanlarda
vajinal dijitalizasyon ile dışkılama görülür. Bu çalışmada rektosel
nedeniyle ameliyat ettiğimiz hastaları ve sonuçlarını inceledik.
Metod
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi Kliniği’nde 1 Ocak 2010 ile 1 Şubat 2011 tarihleri
arasında kabızlık ve çıkış obstruksiyonu şikayeti ile başvurmuş
ve defekografi ile rektosel tanısı almış ve opere edilen 13 hasta
incelendi. Olgular cinsiyet, yaş, tanı çalışmaları, yapılan ameliyat
ve sonuçları yönünden incelendi.
Bulgu
Hastaların 9’una levatoroplasti 3 tanesine longo operasyonu 1
tanesinede STARR operasyonu uygulandı. Rektosele internal
mukozal intusseptionun eşlik ettiği hastalarda longo operasyonu
uygulandı, bir hastaya da STARR operasyonu yapıldı. Post op 1.
Gününde tüm hastalar taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Obstrükte Defekasyon Sendromu (ODS) yetişkin kadın
toplumunda %15-20 oranında görülen önemli bir sağlık
sorunudur. ODS nin etyolojisinde rektosel, rektal intususeption
gibi mekanik problemler önemli rol alır. Seçilecek ameliyat
şekli hastanın şikayetleri ve ön tanıları göz önüne alınarak
planlanmalıdır.
253
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P19
Kabızlık Etyolojisi İncelenmesinde Defekografi
İlk Basamak mıdır?
Mehmet Abdussamet Bozkurt, Ahmet Sürek, Osman Köneş, İrfan Başoğlu, Halil Alış
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim Arş. Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kabızlık, gastrointestinal sistem ile ilgili en sık yaşanan ve hekime
yöneltilen şikayetlerden biridir. Kabız olduğunu ifade eden
hastalara çok sayıda gereksiz tetkik yapılmaktadır. Bu çalışmada
kabızlık ile başvuran olgularda defekografik incelemenin kabızlık
etyolojisini araştırmadaki katkısını araştırdık.
Metod
Bu retrospektif çalışmada Bakırköy Dr Sadi Konuk Eğitim
Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine kabızlık şikayeti
ile başvuran olgular değerlendirildi.Şikayetleri sorgulanarak
Roma 3 kriterlerine göre kabızlık teşhisi konan 250 olguya
defekografi yapıldı. İnceleme de yaş, cins, başvuru zamanı,
şikayetler ve inceleme sonuçları kriter olarak alındı.
Bulgu
Hastaların 48 (% 19.2) tanesi erkek, 202 (%80.8) tanesi kadındı.
Yaş ortalaması erkeklerde 35 kadınlarda 37.6 idi . İnceleme
sonuçlarında en sık bulgu rektoseldi. 114 hastada rektosel (%
45.6) görüldü. Olguların % 10 nun da defekografi normaldi.
Erkeklerde en sık bulgu %27 ile intusseption iken kadın olgularda
rektoseldi (% 68).
Tartışma ve Sonuç
Kabızlık ülkemizde cerrahi kliniklerinde araştırılması ihmal
edilmiş, etyolojiye yönelik cerrahisi çok az yapılan önemli bir
gastrointestinal yakınmadır.Defekografi kabızlık etyolojisinin
saptanmasında birinci basamakta kullanılması gereken önemli
bir tetkiktir.Kolay uygulanabilir ve ucuz olmasının yanında çıkış
ostrüksiyonlarının değerlendirilmesinde önemli bir yol gösterici
olabilir.
254
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P20
Genç Yetişkin Anal İnkontinans Cerrahi
Tedavisinde Bir Seçenek:
Posterior Sagittal Anorektoplasti
Hüseyin Sinan1, Sezai Demirbaş1, Suzi Demirbağ2
2
1
GATA Genel Cerrahi AD
GATA Çocuk Cerrahisi AD
Giriş
Anal inkontinans, fekal içeriğin istem dışı anüsten dışarı
çıkmasıdır. Özellikle yaşlı kadınlarda görülebilen bu durumun
temelinde kadınlarda azımsanmayacak sıklıkta doğum
travmaları, erkeklerde ise bazı nörolojik bozukluklar yatmaktadır.
Çok fazla etyolojik sebebi olan, ve bir o kadar da cerrahi ve
cerrahi dışı tedavisi olan bir hastalıktır. Risk faktörleri olarak;
ileri yaş, kadın cins, kötü yaşam şartları ve sınırlı fiziksel aktivite
bulunmaktadır.
Metod
Olgumuz, 21 yaşında erkek hasta, gaz ve büyük abdestini
tutamama, makattan kanama şikayetleriyle hastanemiz genel
cerrahi polikliniğine başvurdu. Yapılan muayenesinde; rektal
tuşede anüs gevşek, parmağı kavramıyor ve sfinkter tonusunun
olmadığı değerlendirildi. Hastanın anamnezinde; küçüklüğünde
anüs imperforatus sebebiyle 3 kez ameliyat edilmiş. Ancak
şikayetlerinin devam etmesi üzerine hastanemize başvurmuş.
Yapılan endo anal ultrasonografisinde sfinkter bütünlüğünün
olmadığı gözlendi. Hastanın, Roma III fonksiyonel fekal
inkontinans kriterlerine göre 1b grubunda olduğu saptandı.
Bulgu
Hastamıza öncelikle kolostomi açıldı. İki aylık istirahat süresinden
sonra geri çağrılarak “Posterior Sagittal Anorektoplasti” ameliyatı
uygulandı. Hasta, spinal anesteziyi takiben çakı pozisyonunda
yatırılarak, anüs posteriorundan sagittal kesiyle anal kanal çevre
kaslarına ulaşıldı. Ancak burada levator ani kas grubunun,
normalden farklı olarak, tübül oluşturan bir kas demeti halinde
direk koksigeal bölgeye ulaştığı görüldü. Anüs çevre yapılardan
serbestleştirilerek askıya alındı ve levator ani kas demeti ortadan
ikiye ayrılarak sağ ve sol parçalar anüsün ön ve arkasında
sütüre edildi. Sonrasında anüs tekrar anatomik yerine getirilerek
ameliyat sonlandırıldı. Ameliyat sonrasında rektal tuşede; anüs
girişinden itibaren yaklaşık 2. cm’de anüsün çepeçevre daraldığı
görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Özellikle çocuk cerrahları tarafından sıklıkla uygulanan bu
ameliyat tekniği, genç yetişkinlerdeki anal inkontinans sorununun
palyatif çözümlerinden biri olarak kabul edilebilir. Sonuçlarını
belirleyebilmek için, uzun takip süreleri gerektiren vaka kontrol
çalışmalarına ihtiyaç vardır.
255
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P21
Aralığın Doğuşdan Sonra Yaralanmasının
Cerrahi Tedavisi
Eldar Aliyev1, Hasan Sultanov1, Azer Hummatov1, Abbas Abbasov1, Aynur Safiyeva2
1
Azerbaycan Tıp Üniversitesi
2
Merkezi Gümrük Hospitali
Giriş
Aralığın doğum travmasından sonra yaranan sfinkter yetmezliyi
tüm anal inkontinansın 20% belirlemişdir Amac- Cerrahi girişim
metodunu ve postoperativ donemde tedavini optimallaşdırmaqla
aralığın doğumdan sonrakı yaralanmaları olan hastaların
reablitasiyon sonunclarını iyileşdirmek
Metod
Aralığın cırılması olan 65 hastanın cərrahi tedavinin sonuncları
öyrənilmişdir. Hastaların yaşı 18-50 arasında olmuştur. Ararlık
yaralanmalarının sebepleri: vajinal və yaralanması (10 hasta),
vajinal, aralık ve sfinkter yaralanması (15 hasta) ve rektum
duvarının travması ilə olan yaralanma (40 hasta). Anal sfinkterin
funksional gostericisini ve sfinkter yetmezliyinin dərəcəsini
differense etmek üçün sfinkterometri ve anal manometri
uygulanmişdır. Tüm hastalara preoperativ hazırlık yapılmışdır.
Bulgu
Aralığın cırılması olan 65 hastanın cərrahi tedavinin sonuncları
öyrənilmişdir. Hastaların yaşı 18-50 arasında olmuştur. Ararlık
yaralanmalarının sebepleri: vajinal və yaralanması (10 hasta),
vajinal, aralık ve sfinkter yaralanması (15 hasta) ve rektum
duvarının travması ilə olan yaralanma (40 hasta). Anal sfinkterin
funksional gostericisini ve sfinkter yetmezliyinin dərəcəsini
differense etmek üçün sfinkterometri ve anal manometri
uygulanmişdır. Tüm hastalara preoperativ hazırlık yapılmışdır.
Tartışma ve Sonuç
Vajinal və aralığın doğumdan sonra yaralanması zamanı
levatoronarımı uygulanır. Eger sfinkterin yaralanmasi ise
sfinkteroplastinin uygulanmasi gerekir. Uygulanan sfinkteroplasti
ile aralık yaralanmalarının cərrahi tedavinin sonuncları 9,2%
iyileşmişdir. Postoperativ dönemde lokal lazerterapinin kompleks
tedavi de tetbiqi enfeksiyon komplikasyonların sayını düşürmüş,
tedavi sürüsi isü kısalmışdır.
256
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P22
Yavaş Geçişli Kronik Konstipasyonlu (Arbuthnot
Lane Disease) 3 Olgunun Cerrahi Sonuçlarının
İrdelenmesi
Gülten Çiçek Okuyan1, Yılmaz Bilsel2, Metin Tilki1, Mehmet Talu1, Varol Esatoğlu1, Yılmaz User1
1
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2
Özel Hisar İntercontinental Hospital
Giriş
2004-2010 yılları arasında HNH 3. Genel Cerrahi Kliniğinde
yavaş geçişli konstipasyon ön tanısı ile tetkik edilen hastaların
irdelenmesi.
Metod
HNH 3. Genel Cerrahi Kliniğinde yavaş geçişli konstipasyon
sebebiyle incelenen 3 hastanın ameliyat endikasyonu ve seçilen
ameliyat şeklinin sonuçlarının değerlendirilmesi.
Bulgu
2004-2010 yılları arasında ağır konstipasyon şikayeti ile kliniğimize
başvuran 3 hasta retrospektif olarak incelendi. Yaş ortalamaları
21,4, takip süreleri 3,6 yıldı. Hastalara batın tomografisi, direkt
grafi, kolon transit zamanı, anal manometri ve defekografi
tetkikleri yapıldı. Hastaların radyolojik tetkiklerinde kolonun ve
rektumun ileri derecede dilate olduğu gözlendi. Ayrıca kolon
transit zamanı uzun olarak değerlendirildi (7. günde radyopak
belirteçlerin tamamına yakını halen kolonun farklı yerlerinde sebat
etmekteydi). Hastaların barsak temizliği ortalama 14.7 gün sürdü.
Bir hasta barsak temizliği esnasında elektrolit dengesizliğine bağlı
olarak konvülzyon geçirdi. Fonksiyonel defekasyon bozukluğunu
değerlendirmek amacıyla tüm hastalara anal manometri ve
defekografi tetkikleri yapıldı. Manometrik incelemeler normal
olarak değerlendirilmesine rağmen defekografilerde hastaların
rektum içeriğini yeterince boşaltamadıkları gözlendi. Olgulara
cerrahi olarak total proktokolektomi, ileal J poş ileoanal
anastomoz ve koruyucu ileostomi ameliyatı uygulandı. Olguların
ameliyat sonrası erken dönem takiplerinde anastomoz sorunu
ve ürolojik komplikasyonlar görülmedi. Hastalar ortalama 7,3
günde taburcu edildi. Piyes patolojilerinin incelenmesinde 1
hastada hipoganglionozis, diğer hastalarda da normal ganglion
sayısı rapor edildi. İleostomi ortalama 1,5 ay sonra kapatıldı. Bu
hastaların uzun dönem takiplerinde poşa ait komplikasyon ve
konstipasyon sorunu gözlenmedi.
Tartışma ve Sonuç
Kronik konstipasyon nedeniyle takip edilen hastalarda etyolojide
bir çok neden bulunmaktadır. Yavaş geçişli konstipasyon
bunlardan biridir. Tanıda anamnez, konservatif tedaviye
257
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
cevapsızlık, görüntüleme yöntemleri, kolon transit zamanı
bakılması, defekografi ve anal manometriden yararlanmak
gerekmektedir. Cerrahi tedavide literatürde total kolektomi
ileorektal anastomozda %88, total proktokolektomi ileal poş
ileoanal anastomozda % 70-100 başarı oranı bildirilmiştir.
Hastalarımızda pelvik kasların defekasyon esnasında
relaksasyon ve kontraksiyonlarında yetersizlik gözlendiği
için total proktokolektomi ameliyatı tercih edildi. Klinik olarak
olumlu sonuçlar gözlendi. Defekografisi patolojik olarak
değerlendirilen yavaş geçişli kronik konstipasyonlu hastalarda
total proktokolektominin ön planda tutulabileceği düşünüldü.
258
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P23
Rektal Prolapsus Nedeni Ile Opere Edilen
Olguların Analizi: Kişisel Seri
Ali Uzunköy
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Rektal prolapsus rektum duvarının tam kat veya sadece
mukozasının anal kanaldan dışarı sarkarak çıkmasıdır. Tedavisi
cerrahi olarak gerçekleştirilir. Bu amaçla pek çok yöntem
tariflenmiş, ancak henüz ideal bir cerrahi metodu bulunamamıştır.
Bu çalışmada, rektal prolapsus nedeniyle opere edilen olguların
sonuçları değerlendirilmektedir.
Metod
1994-2011 tarihleri arasında rektal prolapsus nedeni ile opere
edilen 17 olgu değerlendirmeye alındı. Olguların hastane kayıtları
incelenerek sonuçlar değerlendirildi.
Bulgu
15 olgu total rektal prolapsus, 2 olgu mukozal rektal prolapsus
nedeni ile opere edilmişti. 14 olgu abdominal ve 3 olgu perineal
yolla tamir edildi. Rektal mukozal prolapsuslu 2 olguya hemoroidal
pake eksizyonu ve mukozal rektopeksi uygulandı. Genel durumu
bozuk bir olguda Thiersch yöntemi kullanıldı. 12 olguya modifiye
Notaras tekniği ile posterior mesh rektopeksi uygulandı. Kronik
kabızlık ve dolikokolonu bulunan 2 olguya sigmoid rezeksiyon
sütür rektopeksi uygulandı. Seride operatif mortalite gözlenmedi.
Postoperatif ortalama hastanede kalış süresi 7 gün (3-11 gün)
idi. Bir olgu (%5.8) dışında tüm olguların inkontinas skorlarında
düzelme gözlendi. Thiersh uygulanan olguda rekürrens gözlendi
ve abdominal yolla mesh rektopeksi uygulandı. Mesh rektopeksi
uygulanan 1 olguda (% 5.5) konstipasyonda kötüleşme gözlendi.
1 olguda (%5.5) medikal tedavi gerektiren konstipasyon gelişti.
Tartışma ve Sonuç
Total rektal prolapsusun tedavisinde çok fazla prosedür
tanımlanmıştır. Kişisel serinin sonuçlarına göre; abdominal
yaklaşımla posterior mesh rektopeksi yöntemi, komplikasyon ve
rekürrens oranı az bir yöntemdir. Kronik kabızlık ve dolikolonu
bulunan olgularda sigmoid rezeksiyon tercih edilebilir. Rektal
mukozal prolapsuslu olgularda mukozal rektopeksi yeterli olabilir.
259
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P24
Akut Apandisitin Nadir Bir Komplikasyonu:
Perinefritik Abse
Gökhan Çipe1, Ethem Geçim2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
2
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Giriş
Akut apandisit günlük pratiğimizde sıkça karşılaştığımız ve
tedavisi zamanında yapıldığında morbiditesi oldukça düşük olan
ancak perforasyon ve abse ile komplike olduğunda tedavide
güçlüklerle karşılaşılan bir hastalıktır. Burada apandisitin nadir
bir komplikasyonu olan perinefritik abse ile tanısı konan perfore
apandisit sunulmaktadır.
Metod
OLGU SUNUMU
Bulgu
Elli yaşında erkek hasta bir hafta önce başlayan ateş, istahsızlık
ve bulantı şikayeti ile dahiliye polikliniğine başvurmuş. Hastanın
38 ºC ateşi olduğu görülmüş. Yapılan muayanesinde karında
hassasiyet, defans ve rebound saptanmamış. Hastada hıçkırığın
da ortaya çıkmasıyla çekilen acil kontrastlı abdominopelvik
bilgisayarlı tomografide sağda perinefritik ve gerota fasyasının
arkasında 6×5 cm. boyutlarında multiloküle abse ve bu abse
odağı ile iştirakli yukarı doğru uzanan perfore apandisit (Şekil
1) saptanması üzerine hasta tarafımızca konsülte edildi ve bu
bulgularla laparotomi planlandı. Hastanın yapılan laparotomisinde
intraperitoneal patoloji saptanmadı. Periton açılarak çekum ve
sağ kolon mobilize edilirken yaklaşık 100 cc pü drenajı oldu
(Şekil 2). Apandiksin retroperitoneal olarak subhepatik bölgeye
kadar uzandığı ve burada perfore olarak gerota fasyasının da
arkasında bir abse odağı oluşturduğu gözlendi. Apandektomi
ve abse drenajı yapıldı. Hasta postoperatif 8. gün sorunsuz bir
şekilde taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Retroperitoneal abseler genellikle hayatı tehdit edebilecek organ
perforasyonları sonucu oluşur. Çok az klinik bulgu ile karşımıza
çıktığı için genellikle geç tanı konur. Apendiksin retroperitoneal
alana perforasyonu muhtemelen perinefritik abselerin en sık
nedenlerinden biri olmasına rağmen, literatürde sadece birkaç
olgu bildirimi mevcuttur. Absenin kaynağı ve yayılımı konusunda
fikir edinebilmesi için abdominopelvik tomografi oldukça faydalıdır.
Abse dranajı ile birlikte apandektomi uygun tedavi yöntemidir.
Enfeksiyon kaynağı kontrol altına alınamazsa, süreç genel
durumda ani kötüleşme ve ölümle sonuçlanabilir. Bu hastalarda
uygun tedaviye rağmen, uzun hastanede yatış süresi ve yavaş
260
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
iyileşme kaçınılmazdır. Sonuç olarak; perfore apandisitler bazen
hiçbir abdominal semptom olmadan, perinefritik abse şeklinde
karşımıza çıkabilir. Bu nedenle retroperitoneal enfeksiyon
bulgusu olan hastalarda nedenin perfore apandisit olabileceği
daima akılda bulundurulmalıdır.
261
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P25
Akut Appendisitli Hastada Appendiks Mukoseli
Hakan Buluş, Ahmet Koyuncu, Alper Yavuz, Altan Aydın, Ali Coşkun
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Appendiks mukoseli nadir karşılaşılan bir durumdur. Genellikle
asemptomatik seyreder ve radyolojik olarak genellikle batın sağ
alt kadranda kistik kitle olarak izlenir. Biz 77 yaşında appendiks
mukoseli saptanan bir olguyu sunduk. Batın sağ alt kadranında
izlenen kistik kitlelerde appendiks mukoseli klinik ön tanılar
arasında mutlaka yer almalıdır.
Bulgu
Karın sağ üst kadranda 6 aydır olan sağ üst kadran ağrısı
nedeniyle hastanemize başvuran 77 yaşında bir bayan hastayı
sunduk. Karın ağrısına ara sıra olan şişkinlik, bulantı, iştahsızlık
gibi semptomlar da eşlik etmekteydi. Fizik muayenede sağ üst ve
alt kadranda hassasiyet mevcuttu.Görüntüleme yöntemlerinden
karın ultrasonografisinde karın sağ alt kadranda çekum
komşuluğunda 5 cm çapında kistik kitle görünümü mevcuttu.
Bunun üzerine hastaya bilgisayarlı tomografi (BT) planlandı.
Bilgisayarlı tomografi incelemesinde pelvik bölgede geniş,
tübüler, hipodens, kistik kitle izlendi. Hastaya bu bulgular ile
laparotomi yapıldı ve eksplorasyonda apendiks vermiformis
hafif inflame görünümdeydi. Apendiks komşuluğunda çevre
dokuları destrukte eden 5 cm çapında 11 cm uzunluğunda içerisi
mukoid vasıfta apendiks mukoseli olabileceğini düşündüğümüz
kistik görünüm mevcuttu. Makroskopik görünüm her ne
kadar maligniteyi düşündürmese de frozen section inceleme
ile tanı doğrulandı. Postoperatif spesmenin Histo-patolojik
değerlendirilmesinde kistadenom ile uyumlu olduğu rapor edildi.
Hasta postoperatif 4. gün komplikasyon gelişmemesi üzerine
taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Appendiks mukoseli nadir görülen ve çoğu zaman tesadüfen
rastlanan bir lezyondur. Appendiks mukoselinin tanısını koymada
farklı görüntüleme yöntemleri kullanılmakla birlikte kesin tanı
histopatolojik değerlendirme sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Apendiks mukoselinin optimal tedavi yöntemi appendektomi
olmakla birlikte mukosel perforasyonu, pozitif cerrahi sınır,
pozitif apendiküler lenf nodu veya pozitif sitoloji mevcutsa sağ
hemikolektomi uygulanabilir.
262
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P26
Fitobezoarın Neden Olduğu İnce Barsak
Obstrüksiyonu
Hakan Buluş, Şevket Barış Morkavuk, Alper Yavuz, Altan Aydın, Cihan Fidan, Ali Coşkun
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bezoar insanlarda yeterli sindirilemeyen sebze, meyve veya
sindirilemeyen saç gibi besin ve maddelerin gasrointestinal
sistemde koleksiyonu sonucu oluşan lümen içi yabancı cisimlerdir.
Bezoarlar oluşma mekanizmalarına göre sınıflandırılmaktadırlar.
Saç, kıl ve tüy içerenler trikobezoar, sindirilemeyen bitkisel gıdalar
sonucunda oluşanlar fitobezoar, süt ve süt ürünleri neticesinde
oluşanlar laktobezoar ve bunların dışında olanlar diğerleri olmak
üzere dört grupta sınıflandırılabilir. Biz bu olguda; Nadir bir ileus
nedeni olan fitobezora bağlı opere edilen 56 yaşında bayan
hastayı sunmayı amaçladık.
Metod
Elli altı yaşında bayan hasta beş gündür gaz gaita yapamama
ve son bir gün içinde başlayan bulantı ve kusma şikayetleri ile
acil servise başvurmuştur. Hastanın yapılan fizik muayenesinde
karın distansyonu ve göbek üstü median insizyon skarı vardı.
Hikayesinde hastanın on yıl önce akut kolesistit tanısı ile opere
edidiği öğrenildi. Palpasyonda karında yaygın hassasiyet vardı
alındı. Ayakta direkt batın grafisinde geniş tabanlı hava sıvı
seviyesi içeren ince barsak ansları izlendi. Bunun üzerine çekilen
tüm abdomen bilgisayarlı tomografide hava sıvı seviyeleri
oluşturan dilate ince barsak ansları izlendi.
Bulgu
Hasta servisimize yatırıldı.Takibinde gaz gaita deşarjı izlenmeyen
hastaya laparotomi planlandı. Yapılan eksplorasyonda
kolesistektomi operasyonu yapıldığı bilinen hastada treitz
ligamentinden 150 cm distalde ince barsak ansları arasında yanyan anastomoz izlendi. Treitz ligamentinın 200 cm distalinde
lümeni tama yakın tıkayan, kompresyon ile parçalanan 3x5x4
cm boyutlarında bezoar ile uyumlu kitle izlendi. Ayrıca kitlenin
proksimalindeki barsak anslarında dilatasyon izlendi. Kitle
kompresyon ile parçalandı ve milking yapılarak ileoçekal
valvden çekuma ilerletildi. Operasyon sonlandırıldı. Hastada
operasyondan iki gün sonra spontan defekasyon izlendi.
Tartışma ve Sonuç
Fitobezoarlar distal gastrointestinal sistem mekanik ileusları
arasında düşük bir paya sahip olmak ile birlikte bezoarlar
arasında en çok görülen türüdür. Tedavide medikal yada cerrahi
yöntemler uygulanmaktadır. Oluşum mekanizması arasında en
çok geçirilmiş gastrointestinal sistem cerrahi operasyonları ve bol
lifli gıda tüketimi sorumlu tutulmaktadır. Bundan dolayı hastalara
taburculuk sonrası bezoar ve ileus oluşumunu azaltmak amacı
ile bitkisel lifli gıdalardan fakir bir diyet programı önerilmektedir.
263
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P27
Akut Apandisiti Taklit Eden Çekal Divertikülit
Hakan Buluş, Ahmet Koyuncu, Alper Yavuz, Altan Aydın, Ali Coşkun Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Çekal divertikül nadir görülen bir hastalıktır. Genellikle akut
apandisit kliniği ile karışır. Divertikül, barsak duvarının tüm
katlarını içerir. İleri yaş grubunda karın sağ alt kadranda bulunan
kitle tümör ile karıştırılabilir.
Metod
56 yaşında erkek hasta, 2 günlük karın ağrısı nedeniyle
hastanemize başvurdu. Hastanın daha öncesinde herhangi
bir hastalığı yoktu. fizik muayenede karın sağ alt kadranda
hassasiyet ve rebaund mevcuttu. Hastanın yapılan tetkiklerinde
beyaz küre ve akut faz reaktanları artmıştı.
Bulgu
Hastanın çekilen bilgisayarlı tomografide çekumda çevresi
inflamasyonla çevrilmiş tümör görüldü. Hastaya ameliyat
planlandı. Hastanın operasyon esnasında apendiks normaldi.
Çekum medialinde soliter divertikül mevcuttu. Hastaya
divertikülektomiye ek olarak apendektomi yapıldı. Hasta
postoperatif 4. gün elektif kolonoskopi planlanarak taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Çekum divertikülü, karın sağ alt kadranda ağrı yapan çeşitli
nedenler arasında çok nadir görülen bir nedendir. Ultrason ve
bilgisayarlı tomografi ameliyattan önce doğru tanıyı koymada
yardımcı olabilir. Çekum divertikülü cerrahi tedavisinde klinik
senaryoya göre divertikülektomi, sınırlı ileoçekal rezeksiyon ve
sağ hemikolektomi yapılabilir.
264
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P28
Abdominal Koza: Nadir Bir Ileus Nedeni
Nuraydın Özlem, Elif Çolak, Metin Kement, Umut Yılmazyıldırım
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi
Giriş
Abdominal Koza(AK) ilk defa 1978’de Foo ve ark.tarafından
tanımlanıp isimlendirilen, ince barsakların tamamen ve ya
parsiyel kapsülizasyonudur. O zamandan bu yana bildirilen
vakalarda AK’ya retrograd menstruasyonun oluşturduğu düşük
derece peritonitin neden olduğu savunuldu. Ancak daha sonraki
litaretürlerde sadece genç bayanları değil yaşlı ve her iki cinsi
içeren vakalar bildirildi.
Metod
Kliniğimizde ileus nedeniyle başvuran ve peroperatuar AK tanısı
koyduğumuz 63 yaşındaki erkek hasta sunuyoruz.
Bulgu
Hastanın bize ilk başvuruşunda karın ağrısı ve kusma şikayetleri
mevcuttu. Geçirilmiş batın cerrahisi öyküsü yoktu.Yapılan
muayenesinde batın epigastriumun solunda yaklaşık 10 cmlik
yumuşak mobil bir kitle palpe edildi. Ayakta direkt batın grafisinde
ince barsaklara ait hava sıvı seviyesi mevcuttu.Yapılan kontrastlı
batın CT’de epigastrik bölgede 5x8x10 cmlik yumak görünümlü
dilate barsak segmentine ait görünüm mevcuttu.Bunun
üzerine yapılan üst GİS endoskopisinde antrumda erezyone
gastrit,bulbit,duodenit ve duodenuma dıştan bası tespit edildi.
Hasta bu bulgularla operasyona alındı.Yapılan eksplorasyonda
tüm ince barsakları içine alan fibröz beyaz kapsüler oluşum tespit
edildi.Kapsül açılarak tüm ince barsak segmentleri arasındaki
yapışıklıklar ayrıldı.Kapsül duvarından patoloji için örnek alındı.
Patoloji raporu nonspesifik iltihabi hücre içeren fibroadipo doku
olarak geldi.
Tartışma ve Sonuç
Tarafımızca yapılan medline taramasında AK şeklinde
yayınlanan 47 vaka tanımlanmıştır. Bu vakalar ışığında AK
idiopatik ve sekonder olarak sınıflandırılabilir. İdiopatik form
primer olarak tropik bölgede yaşayan genç kadınları sekonder
form da uzun süre peritoneal dializ, ventriküler şant, uzun dönem
ß bloker kullanımı, tüberküloz,abdominal cerrahi, karaciğer
transplantasyonu,sarkoidoz, SLE, GİS malignite,protein S
defekti ile ilişkili olabilir. Bu durumlarda peritoneal irritasyon ve
inflamasyon sonucunda fibrogenezisin uygun hale geldiğine
inanılır. Bizim hastamızda suçlanan bu faktörlerden hiçbirisi
yoktu. Bu hastalar sıklıkla akut ya da subakut ince barsak
obstruksiyonu, kronik obstruksiyon ve/veya abdominal şişlik ile
alakalı ağrı şikayetinde bulunurlar. Preoperatif tanı neredeyse
hiç konulamaz.Ve non spesifik semptomlar nedeniyle tanı
gecikmesine neden olabilir. Çoğu tanı obstruktif semptomlar
sonucun laparotomi ile konulmuştur. Biz bu vaka ile adezyonun
olağandışı nedeni olarak abdominal kozanın akılda tutulması
gereken bir antite olduğu sonucuna vardık.
265
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P29
Apendiks Mukoseli; Olgu Sunumu
Murat Akın1, Ramazan Kozan1, Deniz Yücel1, İlkin İsmayilov1, Nalan Akyürek2, Zafer Ferahköşe1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
2
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji AD
Giriş
Apendiks mukoseli nadir görülen, apendiks vermiformis
lümeninin kistik dilatasyonu ile karakterize bir patolojidir.
Obstrüktif nedenlere bağlı olarak lümen içinde anormal mukus
birikimi sonucu kistik bir kitle halini alır . Bu hastalık sıklıkla
asemptomatik olarak seyreder ve cerrahi sırasında rastlantısal
olarak tanı alabilir. Cerrahi tedavi şekli mukoselin boyutu ve
histolojik tipi ile ilişkilidir. Bu yazıda müsinöz kistadenoma bağlı
bir apendiks mukoseli olgusu sunulmaktadır.
Metod
71 yaşında, erkek hasta bilinen Viral Hepatit-B nedeni ile başka
bir merkezde tetkik edilirken çekilen karın ultrasonografisinde
sağ alt kadranda kistik kitle saptanması üzerine tarafımıza
başvurdu. Hastanın yapılan fizik muayenesinde ve öyküsünde
herhangi bir özellik yoktu. Yapılan tam kan sayımı, biyokimyasal
labaratuar tekikleri, CA 19-9 ve CEA serum değerlerinin normal
aralıklar içinde olduğu saptandı.
Bulgu
Çekilen Abdominopelvik BT’de; çekum inferoposteriorundan
kaynaklandığı düşünülen inferiora ve mediale doğru uzanan,
yaklaşık 10 cm uzunluğunda ve çapı en geniş yerinde 4 cm
olarak ölçülen, ince duvarlı tübüler karakterde, yoğun içerikli
kistik dansite lezyonu görülmüş olup bu lokalizasyonda
apendiksin izlenemediği görüldü. Kolonoskopi tetkikinde çekuma
kadar ilerlendi ancak intarluminal patolojik görünüm saptanmadı.
Ameliyat esnasında mukosel dikkatli bir şekilde apendiks
radiksinin inferior seviyesinden lineer stapler ile kesilmek sureti
ile rüptüre olanak vermeksizin eksize edildi. Apendektomi
materyalinin histopatolojik incelemesi sonucunda 17x4x4 cm
boyutlarında apendiks kökenli kistadenom olduğu tespit edildi.
Hasta postoperatif 6. günde taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Yapılan çalışmalar sonucunda apendiküler mukozada gelişen
bazı neoplastik süreçlerin esas etken olduğu görülmüştür.
Apendektomi serilerinde insidans oranı % 0.2-0.4 arasında
değişmekle beraber hastalığın sıklıkla ileri yaşlarda ve bayanlarda
görüldüğü ortaya konmuştur. Genellikle asemptomatik
seyretmekle beraber hastalar sağ alt kadranda ağrı veya
palpable kitle ile de başvurabilirler. Olgumuz asemptomatik
seyreden ve radyolojik görüntüleme esnasında insidental
266
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
olarak tespit edilen grupta yer almaktadır. Tanısal yöntemler
açısından değerlendirildiğinde Abdominal USG, BT, kolonoskopi
ve baryumlu grafiler karşımıza çıkar. Tedavisi mutlak cerrahidir.
Perforasyon sonucu oluşabilecek pseudomiksoma peritonei
komplikasyonuna engel olmak için kist içeriğinin karın içine drene
olmamasına ve perforasyona mutlak itina göstermek gereklidir.
Bu nedenle operasyonun laparaskopik yapılmasına karşı çıkan
çalışmalar oldukça fazladır.
267
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P30
Acil Karın Ameliyatlarında Optimal “End”
Kolostomi Metodları
Nuru Bayramov, Namiq Novruzov, Aynur Sefiyeva, Aygun Gedirova
Cental Custom Hospital Genel Cerrahi
Giriş
Kolon kanserinin komplikasyonlarında və Kalın bağırsağın
sol yarısında rast gələn acil cerrahi hastalıkların 8.8-63%-de
emeliyyat “end” kolostomi ile sonlanır. Bu hastaların uzun süre
takibinde 90% parakolostomi komplikasyonlari izlenir. Amac:
Akut cerrahi durumlarda optimal “end” kolostomi metodunun
seçilmesi
Metod
Çalışma 145 hasta üzerinde aparılmışdır. Hastalar kolostomi
yapılmasının yöntemine göre iki qrupa bölünmüşdür. I qrup 72
hastada kalın bağırsaq rezeksiyasından sonra klassik yöntemde
“end” kolostomi yapılmışdır (intraabdominal columnar kolostomi).
Bu yöntemde pariyetal periton deriye dikilmekle yara kanalı
peritonize edilmişdir. II qrupda 73 hastaya farklı metodlarla
“end” kolostomi uygulanmışdır. 44 hastada prestomal bağırsaq
seqmentini özel torbaya fiksə edərək karnın ön duvarına
çıkarılıb, içten pariyetal peritona, tışdan deriye tek dikişlerle fikse
edilmişdir. Bu hastaların 25-de kolostomi deri düzeyinde, 19da deriden fazla çıkartılarak(columnar) fikse edilmişdir. II qrup
18 hastada kolostomi deriden yukarı tartılarak yalnız etrafında
çevresel “sponge” fikse edilir (Kanşin yöntemi). Bu metod yaygın
peritoniti olan vakalarda uygulanmışdır. II qrup 11 hastada
bağırsak segmenti petroperitoneal tunelden çıkartılarak deri
düzeyinde fikse edilmişdir.
Bulgu
I qrupda (klassik yöntem) parakolostomi komplikasyonları 19
(26,4±5,2%) hastada izlenmişdir. II qrupda 3 (4,1±2,3%) hastada
parakolostomi komplikasyonları izlenmişdir: retroperitoneal
yöntemde yapılan kolostomiden sonra 1 hastada parsiyal
bağırsak nekrozu, özel torbaya fiksə edilib karnın ön divarına
çıkarılmakla yapılan kolostomidən sonra 1 vakada aponevroza
kadar kolostomi parsial retraksiya etmiş , diger hastada ise yara
enfeksiyonu izlenmişdir.
Tartışma ve Sonuç
Akut ileus ve peritonit fonunda farklı metodlarla yapılan “end”
kolostomi sonuncları klassik yöntemde yapılan kolostomilerden
daha başarlı olmuşdur.
268
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P31
Epiploik Apendagitis’in Klinik ve
Radyolojik Tanısı
Mustafa Hasbahçeci, Cengiz Erol, Mehmet Şeker
Özel 29 Mayıs Hastanesi İstanbul
Giriş
Bu retrospektif çalışma Epiploik Appendagitis (EA) klinik ve
radyolojik özelliklerinin, etkin bir tanı ve tedavi için tanımlanması
amacı ile yapılmıştır. EA klinikte en sıklıkla akut apendisit ve
akut divertikülit ile karışabilen, herhangi bir tedavi olmaksızın
kendiliğinden geçebilen ve nadir görülen bir patolojik olaydır.
EA’nın klinik bulgularının ve radyolojik görüntüleme özelliklerinin
bilinmesi, doğru bir şekilde EA tanısının konulabilmesine ve
bu şekilde gereksiz cerrahi işlemlerin ve hastane yatışlarının
engellenmesine imkan sağlayacaktır.
Metod
Haziran 2006 ile Haziran 2010 tarihleri arasında EA tanısı
alan hastalar, bu çalışmaya dahil edilmiştir. EA tanısı konulan
hastaların klinik, laboratuar ve görüntüleme bulguları çalışılmış,
özellikle EA’nın tipik radyolojik özelliklerine yoğunlaşılmıştır.
Bulgu
Çalışma grubunu EA tanısı olan 20 hasta (13 erkek ve 7 kadın,
ortalama yaş 43.2 yıl, yaş aralığı 26-75 yıl) oluşturmakta idi.
Bütün hastalarda bulantı, kusma ve ateş olmaksızın lokalize
karın ağrısı en sık görülen majör başvuru şikayeti olarak tespit
edildi. Bir hasta da lökositoz ve iki hastada CRP artışı dışında
herhangi bir laboratuar patolojiye rastlanmadı. Ultrasonografi
(US) yapılan 6 hastanın beşinde çevresinde hipoekoik bir sınırı
olan, komprese edilemeyen hiperekoik ovoid bir kitle saptandı.
Yapılan Doppler incelemede santral kan akımı tespit edilemedi.
Tanının kesinleştirilmesi amacı ile bilgisayarlı tomografi (BT)
yapılan 20 hastanın hepsinde, hiperattenue sınırı ve orantısız
komşu yağ çizgilenmesi olan yağlı ovoid bir kitle saptandı.
Santral nokta bulgusu, eşlik eden eski infarkt ve lobülasyon
sırası ile hastaların %75, %20 ve %10’unda tespit edildi. EA
tanısı konulan bütün hastalara konzervatif tedavi uygulandı.
Takip süresinde (ortalama 24.8 ay, aralık 6-52 ay) ulaşılan 18
hastada (%90), herhangi bir rekürrens saptanmadı.
Tartışma ve Sonuç
Eşlik eden başka bulgular olmaksızın lokalize karın ağrısı
ile başvuran hastalarda, EA mutlaka olası bir tanı olarak
değerlendirilmelidir. EA için tipik US ve BT bulgularının bilinmesi,
doğru bir tanının konmasına ve bu şekilde gereksiz cerrahi
işlemlerden kaçınılabilmesine imkan tanıyacaktır.
269
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P32
Karın Ağrısının Nadir Bir Sebebi:
Chiliaditi Sendromu
Murat Akın, Seçil Soydan, Ramazan Kozan, Alp Yıldız, Tufan Arslanca Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Giriş
Diyafragma altında gözlemlenen serbest hava, pnömopertoneum
gibi ciddi bir rahatsızlığa işaret edebileceğinden acil cerrahi
müdahale için bir endikasyon olabilmektedir. Ancak böyle bir bulgu
her zaman bu tür acil tedbirleri gerektirmeye bilir.1910 yılında
Demetrius Chiliaditi üç vakada böyle bir olguyu radyografiyle
belirlemiş ve bu durum için anatomik, fizyolojik ve patolojik bir
açıklama önermiştir.Bu duruma Chiliaditi İşareti adı verilmektedir
ve klinik olarak semptomatik bir hastada radyografik bulgularla
doğrulandığında Chiliaditi Sendromu olarak adlandırılmaktadır.
Karın ağrısı nedeniyle tetkik edilen hastada tespit edilen Chiliaditi
Sendromlu vaka sunulmaktadır.
Metod
Beş aydır sürmekte olan karın ağrısı şikayetiyle hastanemize
başvuran 70 yaşındaki bayan hastanın ağrısı giderek artan
şiddette olup özellikle sağ üst kadrana yayılmaktadır. Hastanın
özgeçmişinde ilgili bir özellik yoktur. Sistem sorgusunda disfaji,
hematokezya, kaşıntı, dışkılmada değişiklik, bulantı, ishal,
kusma, kabızlık, polidipsi gibi şikayetlerin olmadığı görülmüştür.
Fiziksel muayenesinde abdomen bağırsak seslerinin normal
olduğu ve defans veya rebound olmadığı belirlenmiştir.
Bulgu
Hastanın akciğer radyografisinde sağ diyafragma altında hava
görülmektedir. Üst abdomen tomografisinde karaciger normal
boyut ve konfigürasyondadır. Karaciger anteriorunda hepatik
fleksuraya ait kolon segmentleri izlenmiştir.Tümör markları da
normaldi. Hasta cerrahi müdahaleyi gerektirecek bir durum
gözlenmediğinden konservatif tedaviyle hastanın durumunun
izlenmesine karar verilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Chiliaditi sendromu kolon ve daha az olarak da ince barsakların
karaciğer ile sağ hemidiafragma arasında yer alması ile meydana
gelen ve nadir görülen bir sendromdur.Bazı araştırmacılar
Chiliaditi
Sendromu’nun
etyopatogenezinde
Karaciğerin
özellikle falciform bağındaki bir gelişme kusurunu sorumlu
tutmaktadır. Diğer bazıları ise astenik bünyelilerde yaşlılığa bağlı
olarak karaciğer pitozu nedeniyle transvers kolonun hepatik
fleksurasının karaciğer ile diafragma arasına girmesinin bu
sendroma yol açacağı fikrini desteklemektedir.Tanı genelde rutin
270
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
akciğer grafisi ve direkt batın grafisinde tesadüfen konur. Ayırt
edici tanı için tomografi ve ultrasonografi de gereklidir. Ayırt edici
tanıda subdiyafragmatik abse, karaciğerin posterior lezyonları
ve retroperitoneal kitleler göz önüne alınmalıdır. Genellekile
önerilen tedavi konservatif olup nazogastrik dekompresyon ve
yatak istirahatinden oluşur. Cerrahi nadiren endikedir.
271
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P33
Akut Mekanik İntestinal Obstrüksiyon Nedeniyle
Ostomi Açılan Olgularımızdaki
Klinik Deneyimimiz
Mehmet Karabulut, Mustafa Uygar Kalaycı, Selin Kapan, Mahmut Doğan, Nurettin Şahin, İlhan Gök, Halil Alış
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Arş. Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut mekanik intestinal obstrüksiyonda (AMİO) acil ostomi açılan
olgularımızdaki deneyimlerimiz ve sonuçları sunuldu.
Metod
Mayıs 2005- Ocak 2010 yılları arasında Bakırköy Eğitim
ve Araştırma Hastanesi acil cerrahi kliniğine akut mekanik
intestinal obstruksiyon (AMİO) nedeniyle başvuran 889 olgudan
çeşitli nedenlerle ostomi açılan 170 olgu retrospektif olarak
değerlendirildi. İncelemede olguların demografik bulguları,
etyolojik faktörler, kapatılma süreçleri, komplikasyonlar, kriter
olarak alındı.
Bulgu
Acil ostomi açılan 170 olgunun 127’si (%75) erkek, 43’ü
(%25) kadındı. Ortalama yaş 59 (18-89) idi. En sık kolorektal
problemler nedeniyle, 107 (%63) olguda ostomi açılırken,
63 (%37) olguda diğer nedenlerle (batın içi abse, travma vb.)
ostomi açıldı. Bunlardan 60 olgu merkezimizde 20 olgu takipleri
esnasında başka merkezlerde olmak üzere toplam 80 (%47)
olgunun ostomisi kapatılabildi. Olguların 45’i (%26) eksitus oldu.
Olgularımızdan 45’i (%26) ostomi ile yaşamaktadır. Ostomi
kapatılması ve sonrasında 20 (%25) olguda komplikasyon
gelişti. Bu olgularda en sık görülen komplikasyon yara yeri
enfeksiyonuydu.
Tartışma ve Sonuç
AMİO nedeniyle ostomi açılması cerrahi tedavide sık kullanılan bir
seçenektir. Bu olgularda mevcut klinik tablo ve komplikasyonlar
nedeniyle ostomisi kalıcı hale gelebilir.
272
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P34
Over Tümörünü Taklit Eden Sol Pelvik
Aktinomikoz
Mehmet İlhan, Cemal Deniztaş, Kaplan Baha Temizgönül, Ahmet Nuray Turhan, Mehtap Ece Dilege, Halil Alış
Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Arş. Hastnesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Pelvik kitle oluşturarak klinik ve radyolojik bulguları ile maligniteyi
düşündüren aktinomikozlu bir olgu literatür eşliğinde sunuldu.
Metod
OLGU: Meme tümörü tanısıyla 9 ay önce opere edilen 51 yaşında
kadın olgu karın ağrısı şikayetiyle başvurdu. Fizik muayenede
sol alt kadranda hassasiyet mevcuttu. Ultrasonografide sol
adneksiyel kitle saptandı. BT incelemesinde; sol pelvik bölgede
9x10 cm kitlesel lezyon, sol üreterde dilatasyon ve sigmoid
kolonda duvar kalınlaşması, uterus, sigmoid kolon ve sol adneks
arasındaki yağlı planlar silinmiş olarak izlendi. Kitlenin sigmoid
kolon ya da sol over orjini net olarak saptanamadı. Kolonoskopide
dış bası nedeniyle 40 cm den proksimale geçilemedi.
Bulgu
Hasta ekspolre edildi.Eksplorasyonda sol pelvisi dolduran,
sigmoid kolonu tutan ve çevre dokularını infiltre eden tümoral
kitle saptandı. Hastaya sol ooferektomi, Hartmann prosedürü
uygulandı, batın içi sıvı örneklemesi yapıldı. Histopatolojik
incelemede sülfür granülleri görülerek aktinomikoz tanısı kondu.
Hastaya intravenöz penisilin-G, sonrasında oral ampisilin tedavisi
uygulandı. Hasta postop 5. gününde sorunsuz taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
İntrauterin kontraseptif araçların yaygın kullanımı ile pelvik
aktinomikozlu olguların sayısı artmıştır. Klinik, radyolojik bulgular
ve hatta laparotomide oluşturduğu kitlesel lezyon ve yoğun fibröz
dokunun varlığı maligniteyi taklit edebilir.
273
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P35
Perianal Kaynaklı Nekrotizan Fasiit Tedavi
Yaklaşımları 5 Yıllık Tek Merkez Deneyimi
Mehmet İlhan, Ali Kocataş, Hakan Yırgın, Süleyman Büyükaşık, Kaplan Baha Temizgönül, Deniz Güzey, Halil Alış Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi Kliniği
Giriş
Perianal bölgeden başlayan nekrotizan fasiit (NF), nadir görülen,
ilerleyici ve ölümcül seyredebilen bakteriyel bir infeksiyondur.
Kliniğimizde NF tanısıyla tedavi edilen loop kolostomi, Topikal
negatif basınç (TNB) uygulanan ve diğer vakalar retrospektif
olarak değerlendirildi.
Metod
Ocak 2005-Kasım 2010 tarihleri arasında kliniğimizde perianal
bölgede başlayan NF tanısı ile tedavi edilen 39 hasta retrospektif
olarak değerlendirildi .İncelemede yaş, cinsiyet, etyoloji,
predispozan faktörler, kültür sonuçları, TNB uygulanan hastalar,
loop kolostomi açılan, tedavi yöntemleri ve sonuçlar kriter olarak
alındı.
Bulgu
Hastaların 20’si kadın, 19’u erkek, yaş ortalaması 55.7 idi. En
sık karşılaşılan etyolojik faktör perianal apse (%25.6); en sık
görülen risk faktörü ise diyabet (%43.5) idi Tüm hastalara geniş
cerrahi debridman ve antibiyoterapi uygulandı. Kültürde en sık
pseudomonas aeruginosa izole edildi. Olguların 21’inde (% 53.8)
birden fazla debridmana gerek duyuldu. 6 hastaya (% 15.3)
infeksiyon kaynağını kontrol etmek için loop kolostomi açıldı.
12 hastaya (% 30.7) cerrahi debritman sonrası topikal negatif
basınç(TNB) uygulandı. Ortalama hastanede kalış süresi 29
gün; dağılım (2-185 gün). Mortalite % 17.9 olarak saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Perianal NF de erken tanı ve tedavi yaşam kurtarıcıdır. Perianal
sepsis kontrolü için loop kolostomi açılabilir. TNB uygulaması
yara iyileşmesini hızlandırabilir. Geniş cerrahi debritman ve
uygun antibiyotik tedavisi yaşam kurtarıcıdır.
274
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P36
Kolon Tümörlerinde Stentlerin Yeri
Fazilet Erözgen1, Murat Akaydın2, Muzaffer Akıncı1, Mehmet Gülen1, Adnan Hut1, Adem Duru1, Adil Koyuncu1, Ahmet Kocakuşak1, Suat Benek1, Rafet Kaplan1
1
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
2
Taksim Eğitim Araştırma Hastanesi
Giriş
Mekanik intestinal obstrüksiyon nedeni olan kolon tümörü
hastalarını acil stomadan korumak ,inoperable hastalarda
palyasyonu sağlamak için kolonik stentler kullanılmaktadır.
Bu çalışmanın amacı obstrüktif kolon tümörlerindeki klinik
deneyimimizi paylaşmaktır.
Metod
2010 Ocak -2010 Aralık ayları arasında 4ü ‘elektif 3’ü acil toplam
7 vakaya obstrüktif kolon-rektum tümörü tanısıyla kolon stenti
yerleştirildi.Stentler kolonoskopik direkt görüş ve floroskopik
kontol altında yapıldı.Bir hasta işlem esnasında perfore oldu
ve acil operasyona alındı.Bir hastanın stenti kaydığından stent
içinden yeni bir stent yerleştirildi.Kullanılan tüm stentler TTS idi.
Bulgu
Yaş Cinsiyet Tümörün yeri(anüsten cm) Patoloji Tutulan
segment(cm) Stente cevap süresi(saat) 93 E 15 İyi dif adeno 6
24 65 E 30 İyi dif adeno 5 36 58 K 35 Orta dif adeno 7 38 52 K
40 Orta dif adeno 8 28 49 E 25 İyi dif adeno 5 perfore 43 E 30
İyi dif adeno 6 30 43 E 10 Yi dif adeno 6 32 Perfore alan vakaya
tümör rezeksiyonu ile hartman prosedurü uygulandı.ADBG ilk
kez işlemden 24 saat sonra çekildi.Tek vaka hariç 24 saatte
seviyelerin tamamen kaybolmadığı gözlendi.CEA =>1000 olan
iki vaka onkolojiye sevk edildi.Kalan 4 vaka elektif şartlarda ve
en geç 1 ay içinde radikal ameliyata alındı. ½½¾¾
Tartışma ve Sonuç
Obstrüksiyon bulguları tespit edilen kolon tümörlü vakalarda
stent yerleştirme işlemi kolay ve acil operasyona alternatif bir
yöntemdir. Deneyim arttıkça oluşabilecek komplikasyonlarda
azalmaktadır.
275
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P37
Ender Rastlanan Bir Akut Batın Vakası:
İnflamatuar Miyofibroblastik Tümör
Ömer Gündoğan1, H. Berna Tırpancı1, Ahu Senem Demiröz2
1
Viranşehir Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
2
Şanlı Urfa Devlet Hastanesi, Patoloji Kliniği
Giriş
İnflamatuar miyofibroblastik tümor (IMT) etyolojisi tam bilinmeyen
ve nadir görülen bir tümördür. Bening karakterde olmasına
rağmen, nadiren klinik olarak agresif davranış gösterir. Genellikle
akciğerde ve intraabdominal olarak yerleşim gösterirken
retroperitoneal bölgede sadece birkaç vaka bildirilmiştir . Akut
batın tablosu ile gelen ve retroperitoneal bölgede IMT saptanan
olgumuzu nadir görülmesi sebebiyle değerlendirdik.
Metod
Olgu sunumu.
Bulgu
Olgu: Beş yaşında kız hasta 2 gündür süren karın ağrısı,
yüksek ateş ve iştahsızlık yakınmalarıyla acil servise başvurdu.
Anamnezinden 2 yıldır aralıklı olarak karın ağrısı ve iştahsızlığının
olduğu, büyüme geriliği nedeniyle sağlık kurumlarına başvurduğu
ve semptomatik tedaviler aldığı öğrenildi. Fizik muayenede barsak
sesleri normo-hipoaktif, sağ alt kadranda defans ve rebound
mevcuttu. Defans nedeniyle karında herhangi bir kitle palpe
edilemedi. Rektal muayene yapılamadı. Aksiller ateş 38 decere
idi. Laboratuar testlerinde beyaz küre:11200, hemoblobin:9.24,
platelet:725000 idi. Ultrasonografi akut apandisitle uyumluydu.
Operasyonda çıkan kolonun arkasında, hepatik fleksura
komşuluğunda 7x7 cm boyutunda, mobil, düzgün kenarlı,
hiperemik, olasılıkla kolon serozasından köken alan, kolon dışına
protrüze olmuş mobil kitle ve çıkan kolonun mezenterinde multipl
lenfadenopatiler saptandı. Uzak organ metastazı yada senkron
kitle yoktu. Hastaya sağ hemikolektomi ve uç-uca anastomoz
uygulandı. Postoperatif komplikasyon olmayan hastanın 15.gün
kontrolünde muayenesi normaldi. Kitlenin patolojik incelemesi
IMT, appendikste lenfoid hiperplazi, mezenterik lenf nodlarında
reaktif hiperplazi ve sinüs histiositozu ile uyumluydu.
Tartışma ve Sonuç
Değişik isimlerle de adlandırılan IMT psödo-sarkomatöz ve
enflamatuar nitelikte bir durumdur. Yerleşim yeri genellikle
akciğerler, orbita, intraabdominal bölgede mezenter ve
omentumda, gastrointestinal ve genitoüriner trakt iken nadiren
karaciğer, dalak, baş ve boyun, merkezi sinir sistemi, kalp,
appendiks ve yüzeyel yumuşak dokulardır. Üriner trakt
lezyonları hariç retroperitoneal yerleşimli IMT ise sadece 10
276
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
vakada bildirilmiştir. Yerleşim bölgesine göre klinik bulgu veren
IMF’da tanı histopatolojik incelemeyle konur. Tedavi için lezyon
bütünüyle çıkarılmalı, ancak spontan gerileyen ve inkomplet
rezeksiyon sonrası steroid uygulanan vakalarda bildirilmiştir.
Akut batın bulguları olan IMT’li bir kız çocuğu, nadir yerleşim
yeri olarak retroperitoneal bölgeden köken alması bakımından
sunulmuştur.
277
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P38
Obturator Herni Nedeniyle Opere Edilen
Olgularımızın Değerlendirilmesi
Ali Kocataş, Murat Gönenç, Mehtap Dinç, Osman Köneş, Eyüp Gemici, Halil Alış Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Obturator herni akut mekanik intestinal obstruksiyonun nadir
rastlanan bir nedenidir Müphem şikâyetlerle tekrarlayan
inkarserasyon ve strangule ince barsak obstrüksiyonlarına neden
olabilir. Kliniğimizde opere edilen dört olgu literatür eşliğinde
sunuldu.
Metod
Eylül 2005 ve Eylül 2010 tarihleri arasında obturator herni
tanısıyla opere edilen dört olgu şikâyetlerin başlaması ile
hastaneye başvuru arasında geçen süre, tanı yöntemleri,
hastaneye başvuru ile ameliyata alınma arasında geçen süre,
operasyon tekniği, hastanede kalış süresi ve ameliyat sonrası
dönemde gelişen komplikasyonlar yönünden incelendi.
Bulgu
1.olgu: 77 yaşında kadın, karın ağrısı, gaz-gaita çıkaramama
şikâyetiyle başvurdu. Obturator herni tanısı ADBG’ de hava sıvı
seviyeleri, BT de obturator foramende ince barsak herniasyonu
saptanması ile konuldu. İnkarsere sol obturator herni saptanarak
seğmenter ince barsak rezeksiyonu ve uç uca anastamoz
uygulandı. Postoperatif 4. gün şifa ile taburcu edildi. 2.olgu: 91
yaşında kadın, karın ağrısı ve gaz-gaita çıkaramama şikâyetiyle
başvurdu. ADBG de hava sıvı seviyeleri saptanan ve akut
batın tanısıyla ameliyata alınan olguda obturator herni tanısı
peroperatif konuldu. Seğmenter ince barsak rezeksiyonu, uç uca
anastamoz ve primer tamir uygulandı.Postoperatif 5. Gün şifa ile
taburcu edildi. 3.olgu: 75 yaşında kadın, karın ağrısı, gaz-gaita
çıkaramama şikâyetiyle başvuran olgunun ADBG sinde serbest
hava saptanması ve BT incelemede serbest hava ve obturator
foramende inkarsere sağ obturator herni saptanması üzerine
acil olarak operasyona alındı. İnce barsak ansının sağ obturator
foramene herniye olduğu ve treitzden itibaren 150 ve 180.cm
de perforasyonlar olduğu gözlendi. Seğmenter ince barsak
rezeksiyonu uygulanarak çifte namlusu ileostomi ve plak mesh
uygulandı. Postoperatif 9.gün şifa ile taburcu edildi. 4.olgu: 46
yaşında kadın, sağ kasıkta ağrısı nedeniyle polikliniğe başvuran
olgu bu şikâyetle daha önce acil polikliniğe başvurmamış. Erken
dönemde elektif operasyon planlandı. Yapılan eksplorasyonda
obturator kanaldan herniye olan ve adduktor adale üzerine doğru
uzanan fıtık kesesi açıldığında içinde omentum izlendi ve 2 cm
olan defekte prolen plug mesh takviye uygulandı. Postoperatif 1
278
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
gün şifa ile taburcu edildi
Tartışma ve Sonuç
Obturator herniye tüm fıtıklar arasında %0.05-0.07 oranında
rastlanır. Teşhisinde fizik muayene diğer herni tiplerine göre daha
az yardımcı olurken gecikmiş olgularda ağır komplikasyonlar
gözlenebilir. BT bulguları teşhiste yol göstericidir. Cerrahi
tedavide plug mesh ve yama kullanılabilir.
279
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P39
Laparoskopik Apendektomi Komplikasyonları:
Geriye Dönük Analiz
Murat Gönenç, Selin Kapan, Mehtap Dinç, Mahmut Doğan, İlhan Gök, İrfan Başoğlu, Süleyman Büyükaşık, Halil Alış Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Arş. Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisit hastalığının cerrahi tedavisinde laparoskopi, tüm
dünyada, giderek artan oranlarda uygulanmaya başlanmıştır. Bu
nedenle, laparoskopik apendektominin komplikasyonları ile daha
sık karşılaşılmaktadır.
Metod
Ocak 2007 ve Ocak 2011 tarihleri arasında akut apandisit tanısı
laparoskopik apendektomi uygulanan hastaların tıbbi verileri
gözden geçirildi. Demografik bilgiler, toplam yatış süreleri,
ameliyat teknikleri, komplikasyonlar ve oranları, ölüm oranları
kaydedildi.
Bulgu
Toplam 421 hastanın kayıtları incelendi. Yaş ortalaması 23.4
(16-82) iken, erkek/kadın oranı 1.8 (268/153) idi. Ortalama
yatış süresi 14 saat (7-264) idi. Toplam 409 (%97) hastaya 3
trokarlı geleneksel laparoskopik apendektomi uygulanırken, 12
(%3) hastaya tek trokar tekniği ile laparoskopik apendektomi
uygulanmıştı. Apendiks güdüğü olguların 247’sinde (%59) metal
klipler ile, 153’ünde (%36) intrakorporeal düğüm ile ve 21’inde
(%5) Endoloop ile kapatılmıştı. Toplam 48 (%11) hastada
komplikasyon meydana gelmişti. Bu komplikasyonlar sıklık
sırasına göre cerrahi alan enfeksiyonu (yüzeyel, derin ve organ/
boşluk tiplerinin tümü) (%68), ameliyat sonrası paralitik ileus
(%46), kanama (<%1), karın içi organ yaralanması (<%1) idi.
Ölüm oranı %1.5 (7 hasta) olarak saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Akut apandisit hastalığının cerrahi tedavisinde laparoskopinin
oldukça güvenli bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.
280
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P40
Akut Apandisitin Cerrahi Tedavisinde
Zamanlamanın Komplikasyonlarla İlişkisi
İsmail Ethem Akgün, Gürkan Yetkin, Bülent Çitgez, Esin Gürbulak, Mehmet Velidedeoğlu, Atilla Karakelleoğlu, Adem Akçakaya
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisit genel cerrahi acillerinde en sık karşılaşılan acil
cerrahi patolojilerdendir. Zamanında yapılan cerrahi tedavi ile
düşük komplikasyon, mortalite ve morbidite oranları ile seyreden
akut apandisit, geciken tedavi nedeni ile ölümle sonuçlanabilen
bir hastalıktır. Çalışmamızda akut apandisitli hastalarda cerrahi
tedavi ile semptomların başlangıcı arasında geçen sürenin,
komplikasyonlar ve hastanede kalış süresine etkisini araştırmayı
planladık.
Metod
Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniğinde
Ocak 2008-Ocak 2011 tarihleri arasında akut apandisit tanısı
ile açık cerrahi yöntemle apendektomi uygulanan 420 hasta
çalışmaya alınarak retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar,
karın ağrısı, bulantı, kusma gibi semptomların başlangıcı ile
cerrahi tedavi arasında geçen zamana göre gruplara ayrıldı.
İlk 24 saat içinde hastaneye başvuranlar ( Grup I n=194), 2448 saat arasında hastaneye başvuranlar (Grup II n=170) ve
48 saat geçtikten sonra hastaneye başvuranlar (Grup III n=56)
olarak 3 gruba ayrıldı.Gruplar arasındaki yara yeri infeksiyonu,
perforasyon, batın içi apse gelişimi ve hastanede kalış süreleri
karşılaştırıldı.
Bulgu
Olguların 138’i kadın, 282’si erkek iken yaş ortalaması 26,2 (14
– 82) idi. Grup I’deki(n=194) perforasyon oranı %1,54 olarak
gözlenirken, Grup II’de (n=170) bu oran %3,52, Grup II’de ise
%8,92 olarak bulundu (p<0,001). Yara yeri infeksiyon oranı Grup
I’de %5,67, Grup II’de %7,05, Grup III’de %12,5 idi (p<0,002).
Batın içi apse gelişimi Grup I’de gözlenmez iken, Grup II’de
%1,17, Grup III’de %5,3 oranında tespit edildi (p<0,001).
Hastanede kalış süresi Grup I’de belirgin olarak daha kısa idi.
(Grup I: 1,86 gün, Grup II: 3,6 gün, Grup III:5,6 p<0,02).
Tartışma ve Sonuç
Akut apandisitli olgulardan, semptomların başlangıcından
itibaren geçen ilk 24 saat içerisinde hastaneye başvuran ve tanı
konarak cerrahi tedavi yapılanlarda komplikasyon gelişme oranı
ve hastane de kalış süresi belirgin olarak azalmaktadır.
281
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P41
Mekanik İnce Bağırsak Tıkanıklığı Olan
Hastalarda İnce Bağırsak Sağılmasının (Milking)
Klinik Sonuçları: Prospektif Randomize Çalışma
Ali Ezer1, Nurkan Törer1, Tamer Çolakoğlu1, Şule Çolakoğlu2, Alper Parlakgümüş1, Sedat Yıldırım1, Gökhan Moray1
2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Başkent Üniv. Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD
Giriş
Genişlemiş ince bağırsakları mideye doğru sıvazlayıp içeriği
aspire etmek, mekanik bağırsak tıkanıklığın cerrahi tedavisinde
kullanılan bir yöntemdir. Çalışmamızda bağırsak sağılmasının
klinik etkileri araştırılmıştır.
Metod
Güç analizinde her grup için 20 hasta gerektiği hesaplandı.
Mekanik bağırsak tıkanıklığı tanısıyla ameliyat edilen 40 hasta
çalışmaya alındı ve iki gruba ayrıldı. Hastaların ameliyat öncesi
ve sonrası batın içi basınçları ölçüldü. Her iki grupta batına
girildiğinde ve batın kapatılmadan önce mezenterik lenf nodundan
doku kültürü ekildi. Çalışma grubunda tıkanıklık ortadan
kaldırıldıktan sonra ince bağırsak içeriği mideye sıvazlanarak
aspire edildi. Kontrol grubunda ise sağılma yapılmadı. Tüm
hastalarda nazogastrik sondayla duodenuma 6 adet radyoopak
kapsül yerleştirildi ve günlük ayakta batın grafileriyle çekuma
geçiş süreleri izlendi. Ayrıca hastaların 48. saatte solunum işlev
testleri, gaz çıkarma, ağızdan gıda alabilme, ameliyat sonrası
hastanede yatış süreleri, pulmoner komplikasyonlar ve cerrahi
alan enfeksiyonu (CAE) gelişmesi kaydedildi.
Bulgu
Hastaların yaş ortancası 57 (32 – 87), kadın/erkek oranı 1/1
idi. Onaltı hastada (% 40) komplikasyon gelişirken mortalite %
0 idi. Yedi hastada CAE, 5 hastada pulmoner komplikasyon
gelişmişti. Ameliyat öncesi translokasyonu olmayıp, sonrasında
aerob kültürlerde translokasyon saptanan hastalar her
grupta birer taneydi. Yeni gelişen ananerop translokasyon
ise sıvazlama yapılan 2, yapılmayan 1 hastada gözlendi.
Sıvazlama yapılanlar ile yapılmayanlar arasında gelişen toplam
komplikasyon, pulmoner komplikasyonlar ve CAE açısından
anlamlı fark saptanmadı. Sıvazlama yapılan hastaların karın
içi basınçlarının belirgin olarak azaldığı gözlendi (p=0,014).
Duodenuma yerleştirilen opak kapsüllerin çekuma geçiş süresi
sıvazlama yapılanlarda belirgin olarak daha kısa idi (p=0,034).
Ancak solunum fonksiyon testleri, ilk gaz çıkarma, ağızdan gıda
alabilme, ameliyat sonrası hastanede yatış süresi açısından
gruplar arasında fark saptanmadı.
282
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
İnce bağırsak tıkanıklıklarında sıvazlama işleminin bağırsak
pasajını hızlandırdığı, karın içi basıncını azalttığı ancak bakteriyel
translokasyon, solunum fonksiyonları, hastanede yatış süresi,
komplikasyon oranları gibi kliniğe yansıyan bir etkisinin olmadığı
görülmüştür.
283
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P42
Mesanede Yabancı Cisim
Yıldıray Kuruçay1, Halil Dinçer1, Ahmet Şanlı2
1
Karaman Devlet Hastanesi Genel Cerrahi
2
Karaman Devlet Hastanesi Üroloji
Giriş
Pediatrik grupta sık gözlenen erişkinde de özellikle zihinsel
özürlü, psikolojik rahatsızlıklarda gözlenen yabancı cisim
yutma vakaları; cismin özelliklerine bağlı olarak nadiren cerrahi
gerektirir, genelde hiçbir müdahelede bulunmadan medikal
tedavi ve takiple rectal yolla atıldığı gözlenmektedir. Acil servise
bu şikayetlerle başvuran, anemnez ve radyolojik bulguların,
klinik bulgularla uyum sağlamayan ilginç vakayı tartışmak istedik.
Metod
Hasta 2 gün önce yanlışlıkla kalem yuttuğunu belirtiyor. Bilinen
ek hastalığı yok.
Bulgu
ilk muayenesinde akut batın bulguları yok. Biyokimya ve
hemogram değerleri normal. ADBG:Normal.Yabancı cisim
görüntüsü veren radyoopak imaj yoktur. Abdominal USG: Pelvik
bölgede mesaneyle süperpoze yaklaşık 10 cm uzunluğunda lineer
hiperekoik lezyon vardır.Lokalizasyonu net anlaşılamamaktadır.
CT önerilir. Abdominal CT: Alt kadranda orta hatta muhtemelen
ilio-çekal-valva komşu seviyede ileal segment içeresinde lokalize
lineer konfigürasyonlu yabancı cisime ait olması muhtemel
yoğun hipo ve hafif izodens odaklar barındıran imaj mevcuttur.
Mesane normal
Tartışma ve Sonuç
Hasta hospitalize edildi, takipte 2.günde ateş yükselmesi bulantı
göbek altında hassasiyet,defans rebaund vb.akut batın bulguları
gelişti.İntestinal perforasyon? peritonit öntanısıyla laparatomi
yapıldı, laparatomide pelvik peritonit tablosu mevcuttu.
Douglasta yaklaşık 150 cc seropürülan mayi vardı. İntestinal
yapılarda yabancı cisim saptanmadı. operasyon sırasında rektal
tuşe yapıldı yabancı cisim yoktu, vajinal tuşe yapılamadı. Uterus
içinde yabancı cisim palpe edilemedi, mesane çevresi ödemli,
frajildi, palpasyonda yabancı cisim hissedilemedi, intraoperatif
üroloji konsültasyonu istendi, sistoskopi önerildi ve yapıldı.
Sistoskopide mesane içinde, 10 cm uzunluğunda ucunda
kapağı olan kalem benzeri yabancı cismin mesane sağ üst
kadranda, ektra peritoneal alana yaklaşık 3-4 cm penetre olduğu
gözlendi ve sistoskopik olarak çıkarıldı. Bu tür vakalarda hasta
anemnezinin önemi, radyolojik tetkiklerin ve klinik bulguların da
önüne geçebilmektedir.Bu vakada başlangıçtan itibaren böyle
bir yabacı cismin yutulması zorluğu düşünülerek ısrarla başka
neden sorgulandı. Hasta ve aile anamnezi değiştirmedi. Ayrıca
284
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
PACS sistemininde(internet aracılığıyle hastayı hiç görmeden),
klinisyenle radyoloğun vakayı tartışamaması ve uzaktan
radyolojik değerlendirmenin olumsuzlukları hizmet satınalmada
oluşan olumsuzlukların ve sistemin (hastayı görmeme, az
kesit,çok hasta bakılması v.b. nedenlerle ) tartışılması gerektiği
kanısındayız.
285
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P43
Tekrarlayan Subileus ve
Karın Ağrısının Nadir Bir Nedeni:
Lipomun İnverte Ettiği Meckel Divertikülü
Orhan Veli Özkan1, Akın Aydoğan1, İbrahim Yetim1, Ramazan Davran2, Güvenç Diner1, İlhan Paltacı1, Yılmaz Yiğit1
1
Mustafa Kemal Üniversitesi, Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi, Genel
Cerrahi AD
2
Mustafa Kemal Üniversitesi, Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi,
Radyoloji AD
Giriş
Meckel divertikülü incebarsağın en sık görülen doğumsal
anomalisidir. Otopsi çalışmalarıda insidansı %1-2 olarak
bildirilmektedir. Meckel divertiküllerinin büyük çoğunluğu
semptomsuz olarak laparatomi veya laparoskopi esnasında
tesadüfen saptanabileceği gibi gangrene Meckel divertikülü,
barsak obstrüksiyonu, masif gastrointestinal kanama, divertikül
perforasyonu, kısmi ince barsak obstruksiyonu, ince barsak
ve Meckel divertikülü nekrozu gibi yaşamı tehdit eden
komplikasyonlara neden olabilir. Lipom gastrointestinal sistemin
yaygın görülmeyen, submukozal veya subserozal yerleşimli iyi
huylu tümörlerindendir. Özellikle ince barsak lipomu çok nadir
görülür. Çoğunlukla asemptomatik olmasına rağmen karın ağrısı,
gastrointestinal kanama, ileus, subileus veya invaginasyona
neden olabilir. Çoğunlukla insidental olarak ameliyat esnasında
tanı konur. Bu çalışmada tekrarlayan subileus ve karın ağrısına
neden olan ve bilgisayarlı tomografi ile ameliyat öncesi tanı
konulan lipomun inverte ettiği meckel divertikülü olgusu
sunulmuştur.
Metod
Hastamız 54 yaşında bayan ve yaklaşık olarak bir yıldır zaman
zaman meydana gelen bulantı, kusma ve karın ağrısı şikayetleri
oluyor. Özgeçmişinde geçirilmiş batın ameliyatı ve yandaş
hastalığı yoktu.
Bulgu
Fizik muayenede, batın serbest, rebound yok, defans yok,
epigastrik bölgede derin palpasyonda minimal hassasiyet
mevcut ve barsak sesleri normoaktif. Tüm batın tomografisinde
jejunal ansların olduğu bölgeye uyan lokalizasyonda 32mm
çapında lümeni daraltan invertasyona neden olan lipom
saptandı. Hastanın şikayetlerinin buna bağlı olacağı düşünülerek
elektif ameliyat planlandı. Ameliyatta yaklaşık 7cm göbek üstü
orta hat insizyonu ile batına girildi. İleoçekal valvden yaklaşık
170cm uzakta 4cm çapında subseroz lipom ve bunun lümene
inverte ettiği Meckel divertilülü saptandı. Lipom eksize edildikten
sonra divertikülektomi yapıldı ve jejunum lümeni çift kat
286
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
kapatıldı. Ameliyat sonrası dönemde herhangi bir komplikasyon
gelişmeyen hasta dördüncü gün taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Daha önce ameliyat geçirmemiş, atipik karın ağrısı ve subileus
bulguları olan erişkin hastalarda lipomun neden olduğu Meckel
divertikülüne bağlı komplikasyon olabileceği düşünülmeli ve
ameliyat öncesi tanıda bilgisayarlı tomografinin faydalı olabileceği
hatırda tutulmalıdır.
287
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P44
1,5 Yıllık Appendisit Olgularımızın Radyolojik
Görüntüleme İle Birlikte Değerlendirilmesi
Murat Gürbüz1, Ali Görkem Yıldırım2, Kaan Esen3, Ramazan Sarıbay2
2
1
Silifke Devlet Hastanesi Genel Cerrahi
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
3
Adana Numune Hastanesi Radyoloji
Giriş
Akut appendisit cerrahi kliniklerinde acil cerrahide en sık
karşılaşılan hastalıktır. Dolayısıyla morbidite ve mortalitenin
de başta gelen nedenlerindendir. Radyolojik görüntüleme
yöntemlerinden Ultrasonografi (USG) Gson yıllarda Akut
Appendisit tanısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu
çalışmamızda Ultrasonografinin Akut Appendisit tanısındaki
yerini ve önemini ortaya koymayı amaçladık.
Metod
Kliniğimizde 2009 Ocak-2010 Haziran tarihleri arasında Akut
Appendisit ön tanısıyla ameliyat edilmiş toplam 349 olgunun yaş
ortalaması 32 (7-66) idi. Çalışma süresi iki bölüme ayrılmıştır.
Sürenin ilk yarısında Radyoloji Uzmanı olmadığı halde,
ikinci yarısında vardı. Bu nedenle 137 (%39) hastaya USG
yapılamamış, 212 (%61) hastaya ise yapılmıştır.
Bulgu
Çalışmamızda hastalar yaş, cinsiyet gibi gruplara ayrılmamıştır.
USG yapılamayan gruptaki 137 hastadan 112’sinde (%81,75)
ameliyatta Akut Appendisit saptanmış, 21 (%15,3) hastada
diğer akut karın nedenleri ile karşılaşılmıştır. 4 (%2.29)hastada
ise Mezenter Lenfadenit saptanmıştır. USG yapılan grupta ise
sırasıyla %92,2, %5, %2,8 bulunmuştur.
Tartışma ve Sonuç
Bulunan sonuçlarda USG lehine sayısal üstünlük bulunmakla
birlikte Ki-Kare testi uygulandığında istatistiksel anlamlılık
bulunmamıştır. Ancak vaka sayısı arttığında USG lehinde
anlamlılık bulunabileceğini düşünmekteyiz.
288
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P45
Kolon Karsinomlu Bir Olguda
Ventriküloperitoneal Şant Tıkanıklığına Bağlı
Olarak Gelişen Abdominal Serebrospinal
Psödokisti
Fatih Altıntoprak1, Enis Dikicier2, Güner Çakmak2, Taner Kıvılcım2, Gökhan Akbulut1, Osman Nuri Dilek1
2
1
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi
Giriş
Kolon karsinomu tanısı ile ameliyat edilen ventriküloperitoneal
şantlı bir olguda karşılaştığımız nadir komplikasyonları ve bu
komplikasyonlara yaklaşımımızı sunmayı amaçladık.
Bulgu
68 yaşında kadın olgu karın ağrısı ve kilo kaybı şikayetleri ile
başvurdu. Hikayesinde 10 sene önce intraserebral yer kaplayıcı
lezyon nedeni nedeni ile gelişen kafa içi basınç artışı sendromu
tanısı ile ventriküloperitoneal şant uygulanması anamnezi
mevcuttu. Yapılan tetkiklerinde transvers kolon karsinomu
saptanan olguya transvers kolektomi ameliyatı yapıldı. Ameliyat
sonrası dönemi sorunsuz seyreden olgu 8. gün taburcu edildi.
Ameliyattan 44 gün sonra karın ağrısı şikayeti ile takrar başvuran
olgunun abdominal bilgisayarlı tomografi incelemesinde karaciğer
üzerinde, içinde ventrilüloperitoneal şantın ucunun sonlandığı
görülen, düzgün sınırlı, 13x15 cm boyutlarında kistik kitle
saptandı (Resim 1). Abdominal serebrospinal psödokist tanısı
ile ameliyat kararı verilen olgunun batın eksplorasyonunda; karın
içinde yoğun yapışıklık olduğu ve karaciğer üzerinde içinde BOS
olan kistik kitle olduğu saptandı. Kist duvarı parsiyel eksize edildi
ve içeriği boşaltıldı (Resim 2). Karın içinde yoğun yapışıklıklar
olduğu için şantın ucu sağ intraplevral alana yerleştirildi.
Ameliyat sonrası takiplerinde ilk 3 gün solunum sıkıntısı olan ve
akciğer grafisinde sıvı toplanmasına ait bulguları olan (Resim
3) olgunun 3. günden sonra klinik bulguları düzeldi ve 5.gün
çekilen akciğer grafisi normal olarak değerlendirildi. Ameliyat
sonrası 10.gün sorunsuz taburcu edilen olgu 22 gün sonra genel
durum bozukluğu, ateş ve solunum sıkıntısı şikayetleri ile tekrar
başvurdu. Tetkiklerinde sol akciğerde lober pnömoni saptanan
olgu yoğun bakım şartlarında takibinin 17.günü eks oldu.
Tartışma ve Sonuç
Hidrosefalinin geleneksel tedavisi aşırı BOS akımını ventriküler
sistemden şant yardımı ile değiştirmektir. Bu amaçla en sık
kullanılan yöntem ventriküloperitoneal (VP) şanttır. Genel olarak
VP şantta %26 oranında görülebilen komplikasyonlar arasında;
şant blokajı, infeksiyon, intestinal obstrüksiyon ve visseral organ
perforasyonu sayılabilir. Abdominal BOS psödokisti VP şantın
289
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
nadir görülen bir komplikasyonudur ve görülme sıklığı %1-4.5
olarak bildirilmektedir. Etyolojisi tartışmalıdır. Bugün için en çok
kabul gören varsayım, predispozan faktörlerin varlığında oluşan
inflamasyon (steril veya infekte) görüşüdür. Abdominal BOS
psödokistinde en sık klinik bulgular karın ağrısı(63%), distansiyon
(37%), hassasiyet (31%) ve abdominal kitle (29%)’dir. Tedavi
seçenekleri hastanın özelliklerine, cerrahın deneyimine ve
ameliyat sırasındaki bulgulara göre değişmektedir. Laparotomi ile
veya minimal invaziv yöntemlerle geniş kist duvarı eksizyonu, BT
veya USG eşliğinde psödokist aspirasyonu veya eksizyonu, şant
çıkarımı veya revizyonu, intra atrial şant gibi tedavi alternatifleri
bildirilmiştir. Ventriküloperitoneal şant uygulaması anamnezi
olan olgularda non-spesifik gibi görünen abdominal şikayetler
varlığında bu nadir komplikasyon hatırlanmalıdır.
290
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P46
Detorsiyone Edilmiş
Sigmoid Volvulus İçin Elektif Cerrahi Tedavi:
Hangi Hastaya, Niçin ve Ne Tür Cerrahi?
S. Selçuk Atamanalp, M. İlhan Yıldırgan, Durkaya Ören, Gürkan Öztürk, Bülent Aydınlı, Bünyami Özoğul, Abdullah Kısaoğlu
Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı,
Erzurum
Giriş
Başarılı detorsiyon sonrası hastaların % 3-44’ünde karşılaşılan
nüks, sigmoid volvulus (SV) tedavisinde önemli bir sorundur. Bu
çalışmanın amacı, başarılı nonoperatif detorsiyon sonrası elektif
şartlarda yapılan cerrahi işlemlerin sonuçlarını tartışmaktır.
Metod
Haziran 1966-Ocak 2011 arasındaki 44.5 yıllık sürede başarılı
nonoperatif detorsiyon sonrası elektif cerrahi uygulanan 101
hastanın kayıtları retrospektif olarak irdelendi. Ulaşılabilen 64
hastanın son durumları değerlendirildi.
Bulgu
Acil şartlarda tedavi edilen 921 SV hastasından başarılı
nonoperatif detorsiyon uygulanan 509’u içinden 463’üne (%
91.0) elektif cerrahi önerildi ve kabul eden 101 hasta (% 21.8)
ameliyat edildi. Hastalar 18-78 yaşlarındaydı (ortalama: 56.0
yıl) ve 84 hasta (%83.2) erkekti. SV nedeniyle daha önce 89
hastaya (% 88.1) 1 kez, 10’una (% 9.9) 2 kez, 1’er hastaya da
(% 1.0) 3 ve 4 kez nonoperatif detorsiyon uygulanmışken, 5
hasta (% 5.0) da cerrahi detorsiyon geçirmişti. 16 hastada (%
15.8) eş hastalık vardı. Hastalardan 91’ine (% 90.1) açık, 10’una
(% 9.9) laparoskopi yardımlı sigmoid rezeksiyon ve anastomoz
uygulandı. Bu seride hasta kaybedilmedi, 13 hastada (% 12.9)
komplikasyon görüldü ve bunlar açık cerrahi grubundaydı. Yatış
süresi açık cerrahi uygulanan hastalarda ortalama 10.0 gün (526 gün), laparoskopi yardımlı grupta 6.4 gündü (5-10 gün). 64
hastada ortalama 25.2 yılda nüks görülmedi.
Tartışma ve Sonuç
Başarılı nonoperatif tedavi sonrası SV tedavisinde temel strateji,
iyi seçilmiş (ASA Grup 4 ve 5 hastalar hariç) ve iyi hazırlanmış
hastalarda elektif cerrahi tedavi olmalı ve laparoskopik işlemler
açık olanlara tercih edilmelidir.
291
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P47
Jejunal Divertikülit Perforasyonu:
Olgu Sunumu
Yusuf Sevim, Utku Tantoğlu, Volkan Genç, Cihangir Akyol, Ebru Esen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Jejunal divertiküller nadirdir (insidans<%0.5) ve sıklıkla
asemptomatik seyreder. Kolon divertikülleri ince barsak
divertiküllerine göre daha sık görülür. İnce barsak divertikülü
prevalansı otopsi serilerinde %0.06 ile %1.3 arasında
değişmektedir. Prevalans yaş ile artar ve 6.-7. dekatlarda pik
yapar. İnce barsak divertiküllerinin %8’i jejenumda, %15 i ileumda
, %5 oranında da jejenum ve ileumda birlikte görülür. Jejunal
divertiküller sıklıkla tamamen asemptomatik olmasına rağmen
komplikasyonlar %10-30 arasında görülür. Bu komplikasyonlar;
kronik abdominal ağrı, malabsorbsiyon, hemoraji, divertikülit,
obstrüksiyon,abse oluşumu ve nadiren perforasyondur.
Metod
Acil servise karın ağrısı ile başvuran hasta sunulmaktadır.
Bulgu
54 Yaşında erkek hasta acil servise 1 günlük karın ağrısı
şikayetiyle başvurdu. Fizik muayenede karın muayenesinde
jeneralize hassasiyeti ve sol tarafta rebound saptandı.
Labarauvar incelemede beyaz küre sayısı 16.000di. Hastaya
etyolojiyi aydınlatmak için çekilen abdominopelvik tomografide
solda anterior perirenal fasyada kalınlaşma,komşu jejenum
segmentinde yaklaşık 4 cm divertikül, divertikülde duvar
kalınlaşması, komşu yağ dokusu dansitesinde artış belirlendi.
Divertüklit perforasyonu tanısıyla opere edilen hastada Treitz
ligamanından yaklaşık 30 cm distalden başlayan yaklaşık 70
cm’lik jejenum ansının etkilendiği multipl divertikül ve birinde
divertüklite bağlı perforasyon saptandı. Etkilenmiş segment
rezeke edildi ve uçuca anastomoz uygulandı.
Tartışma ve Sonuç
Jejunal divertiküloziste gerçek etiyolojik neden bilinmemekle
birlikte bu durumun anormal peristaltis, intestinal diskinezi
ve artmış segmental intraluminal basınç kombinasyonuyla
oluştuğuna inanılmaktadır. Sık görülen akut komplikasyonlar
olarak divertikülit, kanama, perforasyon ve intestinal obstrüksiyon
görülür. Jejunal divertikülozis tanısı tartışmalı olup gerçek
diagnostik bir tetkik bulunmamaktadır. Komplike semptomatolojiye
sahip olan hastalarda değerlendirme için diagnostik laparoskopi
kullanışlıdır. Eğer diagnostik laparoskopide perforasyon, abse,
mekanik obstrüksiyon gibi bulgular tespit edilirse laparotomi
292
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ve ince barsak rezeksiyonu gerekir. Jejunal divertikülit sadece
lokalize peritonit yapıyorsa ve hasta stabil ise iv antibiyotik ve
destek tedavisi yeterli olabilir. Bununla birlikte perfore olmuş
jejunal divertikül generalize peritonite neden oluyorsa laparotomi
yapılarak segmental ince barsak rezekisyonu ve anastomoz
uygulanır. Akut karın hastaları değerlendirilirken nadir bir neden
olan jejenal divertikülit perforasyonu akılda tutulmalıdır.
293
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P48
Nadir Bir İntestinal Obstrüksiyon Nedeni:
Herni Kesesi İçerisinde İnce Barsak Divertikül
Perforasyonu-Olgu Sunumu
Güner Çakmak2, Enis Dikicier2, Fatih Altıntoprak1, Gökhan Akbulut1, Osman Nuri Dilek1
2
1
Sakarya Ün.Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniği
Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Genellikle komplikasyona neden olduğu zaman farkedilen
bir klinik tablo olan yaygın jejunal divertikülozisli bir olguyu
sunmayı ve bu olgu eşliğinde akut batın sendromunun çok nadir
nedenlerinden birini hatırlatmayı amaçladık.
Metod
Seksenüç yaşında kadın olgu 6 saat önce ani olarak başlayan
şiddetli karın ağrısı ve bulantı-kusma şikayetleri ile acil polikliniğe
başvurdu. Fizik muayenede; karında yaygın hassasiyet ve
periton irritasyon bulguları olduğu saptandı, barsak sesleri
hipoaktifti. Hemogram incelemesinde lökosit düzeyi 18.000 gr/
dl olarak saptanan olgunun konvansiyonel ayakta direk karın
grafisinde yaygın ince barsak tipi hava-sıvı seviyeleri mevcuttu
(Resim 1). Olgu akut mekanik intestinal obstrüksiyon ön tanısı ile
acil şartlarda ameliyata alındı. Karın eksplorasyonunda jejenum
anslarının mezenterik kenarlarında çok sayıda divertikül olduğu
(Resim 2), ileuma yakın olan divertiküllerden birinin karın sağ alt
kadranında peritona yapışık olduğu ve perfore olduğu saptandı.
Perfore olan kısmı içine alacak şekilde kısmi ince barsak
rezeksiyonu sınrası çift kat üzerinden jejunojejunostomi yapıldı.
Ameliyat sonrası 4. gün oral gıda başlanan olgu 6. gün sorunsuz
taburcu edildi.
Bulgu
Jejunum divertikülozisi nadir görülen ve genellikle asemptomatik
bir hastalıktır. Toplumda görülme oranı yaklaşık % 1 civarında
olduğu tahmin edilmektedir. Tanı genellikle başka bir patoloji
nedeni ile veya divertiküllere bağlı gelişen komplikasyonlar
nedeniyle yapılan laparotomilerle konulur. Divertiküller tek başına
kanama, perforasyon ve tekrarlayan pseudoobstürksiyon gibi
komplikasyonlara neden olabilirler. Perforasyon geliştiği zaman
perfore olmuş divertikülün sınırlı rezeksiyonu değil etkilenmiş
olan jejunal segmentin rezeksiyonu önerilen tedavidir.
Tartışma ve Sonuç
Jejunal divertikülozisin görülme sıklığı yaşla doğru orantılı
olarak arttığı için özellikle yaşlılarda görülen kronik karın ağrısı
ve malnütrisyon durumlarında akla getirilmelidir. Fakat nadiren
gelişebilecek komplikasyonlara bağlı olarak tek başına akut
batın sendromu nedeni olabileceği de unutulmamalıdır.
294
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P49
Acil Olgularda İleoçekal Rezeksiyon
Sonuçlarımız
Gülten Çiçek Okuyan, Metin Tilki, Mehmet Talu, Alper Poyraz, Yılmaz User
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Arş. Hastanesi 3.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Hastanemiz 3. Genel Cerrahi Kliniğinde acil polikliniğimize akut
batın bulgularıyla başvuran ve izole ileoçekal bölgeyi tutan
olgulara ileoçekal rezeksiyon, anastomoz uygulanmasının
değerlendirilmesi
Metod
HNH 3. Genel Cerrahi kliniğinde acil polikliniğimize başvuran
daha önceden patolojileri bilinmeyen ileoçekal alana lokalize
Crohn hastalığı ve diğer izole patolojilere uygulanan ileoçekal
rezeksiyonun acil olgulardaki sonuçları değerlendirildi
Bulgu
Ağustos 2008- Eylül 2009 tarihleri arasında acil polikliniğimize
akut batın nedeni ile başvuran 8 hasta eksplore edildi. Bu
hastaların dördünde Crohn hastalığına bağlı komplikasyon, bir
hastada terminal ileumda radyoterapiye sekonder striktür, bir
hastada volvulusa sekonder terminal ileumda nekroz ( ileoçekal
valvi içine alan ) , iki hastada ise çekumda nekroz tespit edildi.
Hastaların dördü kadın, üçü erkek olup yaş ortalaması 46 idi.
Preoperatif değerlendirmede akut batın bulguları mevcuttu.
Hastaların tümüne ileoçekal rezeksiyon, bir hasta dışında tümüne
anatomoz uygulandı. Bir hastamıza uç ileostomi, müköz fistül
yapılıp 2 ay sonra kapatıldı. Ortalama postoperatif 3,2 günde
oral gıda başlandı. Anastomoz sorunu yaşanmadı. Ortalama 5,3
günde taburcu edildiler.
Tartışma ve Sonuç
İleoçekal bölgeyi tutan hastalıklarda ileoçekal rezeksiyon
günümüzde özellikle Crohn hastalığında sağ hemikolektominin
yerini almaya başlamıştır. Bu güne kadar ileoçekal rezeksiyon
ile ilgili bildirilmiş çalışmalar acil olmayan koşullardaki olguları
içermektedir. Çalışmada bu cerrahi prosedürün acil olgularda
ve Crohn dışı hastalıklarda da uygulanabileceğinin ve sınırlı
rezeksiyonun tüm hastalar için ön planda tutulabileceğinin
vurgulanması amaçlandı. Literatürde yapılan Crohn ile ilgili
araştırmalarda ileoçekal rezeksiyonun geniş rezeksiyonla
karşılaştırılmasında postoperatif komplikasyon ve rekürrens
açısından fark olmadığı bildirilmiştir. Kliniğimizde son
zamanlarda bu tip hastalarda ileoçekal rezeksiyon ön planda
tutulmaya başlanmıştır. Klinik olarak peroperatif ve ortalama
10,3 aylık takiplerde acil hastalarda yöntemin güvenilir bir şekilde
uygulanabileceği gözlendi.
295
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P50
Oral Antikoagülan (Warfarin) Kullanımına
Bağlı Gelişebilen Akut Batınlı Hastaların
Değerlendirilmesi
Gülten Çiçek Okuyan, Metin Tilki, Mehmet Talu, Varol Esatoğlu, Yılmaz User
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Arş. Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
HNH 3. Genel Cerrahi Kliniği acil polikliniğine akut batın
bulgularıyla başvuran hastalarda oral antikoagülan (OAK)
kullanımının göz önüne alınması sonrası tedavi yaklaşımının
değerlendirilmesi
Metod
HNH 3. Genel Cerrahi Kliniği acil polikliniğine 2006-2010
yılları arasında akut batın bulguları ile başvuran 4 hasta
irdelendi. Hastalarda tesbit edilen oral antikoagülan (Warfarin)
kullanımı sonrası ortaya çıkan intestinal intramural hematom
komplikasyonu gelişen acil olgulara yaklaşım incelendi.
Bulgu
Hastalarımızın yaş ortalamaları 56,2 olup ikisi kadın ikisi erkek
idi. Acil kliniğimize akut batın ve mekanik intestinal obstrüksiyon
bulgularıyla başvurdular. Hastaların sorgulanmasında kardiak
nedenlerden dolayı OAK kullanımı mevcuttu. Hastaların yapılan
tetkiklerinde INR değerleri ölçülemeyecek kadar yüksekti.
Radyolojik tetkiklerde ince barsak anslarında intramural hematom
ve proksimalinde ince barsak dilatasyonu saptandı. Hastaların
tümüne konservatif olarak yaklaşıldı. Ortalama 2 ünite eritrosit
süspansiyonu replasmanı yapıldı. TDP ve K vitamini replasmanı
ve NG dekompresyon tedavisi uygulandı. Takiplerinde batın
bulguları geriledi. Oral alımı tolere ettiler ve ortalama 6,4 günde
taburcu edildiler.
Tartışma ve Sonuç
Kardiak hastalıklar nedeniyle OAK kullanımı oldukça yaygındır.
OAK kullanan hastalar kanamaya eğilimlidir. Hematemez,
hematüri, GIS kanama, intrakranial kanama intraartiküler
kanama şeklinde görülebilirler. Acil cerrahi polikliniğinde
intestinal intramural hematom, GIS kanama, batın içine kanama,
intestinal obstrüksiyon veya rektus kasında hematom şeklinde
karşımıza çıkabilir. Hastaların iyi sorgulanmaması halinde
gereksiz ve riskli bir operasyona neden olabilir. Bu hastalar
konservatif tedaviye oldukça iyi cevap vermekte olup, çok az
bir kısmı intestinal obstrüksiyon veya iskemi nedeni ile cerrahi
işleme gerek duymaktadır. Acil hastaları değerlendirirken iyi
bir anamnez ile OAK kullanımının sorgulanması ve doğurduğu
sonuçların tedavisinde ilk seçeneğin konservatif tedavi olduğu
göz önünde tutulmalıdır.
296
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P51
Preoperatif Tanı Konmuş Soliter Çekal
Divertikülit’in Başarılı Tedavisi: Olgu Sunumu
Murat Akın1, Zeki Gürler1, Leyla Acu2, Ramazan Kozan1, Orhan Aslan1, Gonca Erbaş2
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
2
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji AD
Giriş
Çekal divertikülit oldukça nadir görülen karın ağrısı nedenidir.
Etiyolojisi ve sıklığı net olarak bilinmeyen klinik bir durumdur.
Genellikle apse, delinme veya kanama gibi komplikasyonlar
dışında asemptomatiktirler. Klinik bulgular çoğu kez akut
apandisiti taklit eder. Tanı sıklıkla ameliyat sırasında konulur.
Bu çalışlmada, akut karın bulguları ile kliniğimize başvurup,
preoperatif yapılan tetkiklerde çekum divertiküliti saptanan ve
divertikülektomi ile tedavi edilen olgu sunulmaktadır.
Metod
36 yaşında erkek hasta. Yaklaşık 3 gün önce karın sağ alt
kadranında başlayan ve ara ara şiddetlenen ve son 1 gündür
hiç azalmayan ağrı, bulantı yakınmaları ile acil servise getirildi.
Karın sağ alt kadranda palpasyonla hassasiyet, rebound ve
defans olan hastanın diğer sistem muayeneleri normaldi. Rutin
hematolojik ve biyokimyasal tetkiklerinde lökositoz (15900/
mm3) dışında normaldi. Direkt karın filmlerinde ve abdominal
USG’de appendisit ile uyumlu bulgu saptanmadı. Hastanın atipik
öyküsü ve akut karın bulguları olması üzerine yapılan abdominal
tomogrofide appendisit bulgusu saptanmaz iken çekal divertikülit
görüntülendi.
Bulgu
Laparotomide çekum ön yüzünde yaklaşık 7 mm çapında
fekalomla tıkalı divertikül perforasyon tespit edildi. Appendiks
retroçekal ve sağlıklı olduğu görüldü. 60 mm’lik stapler ile
divertikül tabanını içerecek şekilde divertikülektomi yapıldı.
Appendiks yerinde bırakıldı. Postoperatif dönemde sorunu
olmayan hasta 3 gün taburcu edildi. Patolojik tetkik sonucu
soliter çekal divertikül delinmesi olarak rapor edildi
Tartışma ve Sonuç
Çekum divertiküllerinin kesin sıklığı bilinmemekle birlikte, her
34-300 appendektomi olgusunda 1 olgu olarak rapor edilmiştir.
Özellikle erkeklerde ve genç nüfus arasında (35-45 yaş) daha
sık rastlanılmaktadır. Acil olarak başvuran hastalarda klinik ve
laboratuvar bulguları genellikle akut apandisiti taklit ettiğinden
tanı çoğunlukla appendektomi sırasında konmaktadır. Baryumlu
kolon grafisi kesin tanı metodu olmakla birlikte, bu yöntemin
kullanılması hemen hemen tüm çekal divertikül vakalarında
297
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
zordur, zira çoğunlukla hasta acil gelmiş ve apandisit ön tanısı
almıştır. Uzun süreli yakınmaları olan hastalarda, ameliyat öncesi
dönemde yapılan bilgisayarlı karın tomografisi ve kolonoskopinin
kesin tanı konulmasında faydalı olduğu bildirilmiştir. Bilgisayarlı
karın tomografisi ile, çekum divertiküliti olgularında kolon
duvarında incelme, perikolonik yağ infiltrasyonu, apse
formasyonu ve ekstralüminal hava varlığı tespit edilebilir, ancak
bunlar nonspesifiktir ve çekal karsinomda da olabilir. Bizim
vakamızda abdominal tomografide çekal divertikülit başarılı bir
şekilde preoperatif tespit edildi. Literatürde çekal divertikilitin
tedavisinde belirgin bir fikir birliği yoktur aappendektomi ile
beraber konservatif tıbbi tedaviden sağ hemikolektomiye kadar
değişen bir spektrumdadır. Vakamızda preoperatif doğru tanı ile
sadece divertikülektomi yapıldı. Sonuç olarak, çekal divertikül
nadir görülmektedir ve genellikle asemptomatik seyretmektedir.
Ancak sağ alt kadran ağrısı ile gelen hastalarda akla getirilmelidir.
298
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P52
Obstrüksiyon Bulguları ile Karşımıza Çıkan
Submukozal Gastrointestinal Lipom Olgusu
Alptekin Tosun1, Salih Tosun2, Hakan Baysal2, İbrahim Ali Özemir2, Haydar Yalman2
2
1
Giresun Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD
İstanbul Göztepe Eğitim ve Arş. Hastanesi III. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Gastrointestinal sistem lipomları benign karakterli tümörler olup,
seyrek görülen neoplazmlar arasındadır. Genellikle submukozal
yağ dokusundan gelişir, ancak daha az sıklıkla subseröz
yerleşimde izlenebilir. Lipomlar çoğunlukla tek, küre şeklinde ve
kapsüllü olurlar. Nadiren multipl olabilir. Submukozal lipomlar
intrensik, subseröz lipomlarsa ekstrensik büyürler. Genellikle
klinik olarak sessiz olmakla birlikte, iştahsızlık, bulantı, kusma
gibi nonspesifik semptomların yanı sıra, akut gastrointestinal
kanama ve hatta oklüzyona bile yol açabilmektedir.
Metod
55 yaşında erkek hasta, yemek sonrası artan şişkinlik ve kusma
şikayeti nedeniyle acil cerrahi polikliniğinde görüldü. Abdominal
ultrasonografi tetkikinde, parankimatöz organlara ait gros patoloji
saptanmadı. Ancak yüzeyel probla yapılan incelemede, midede
lümen içerisine uzanan hiperekojen lezyon saptanması üzerine
olgu, oral ve iv kontrastlı Bilgisayarlı Tomografi (BT) tetkikine
yönlendirildi. Mide lezyonu 5 mm kesit kalınlığı ve 5 mm aralıkta
görüntülendi.
Bulgu
Hastanın yapılan ultrasonografi tetkikinde, mide duvarından
köken alarak lümeni daraltan, 4 cm çapında, düzgün sınırlı,
oval, heterojen hiperekojen solid lezyon saptandı. BT tetkikinde
prepilorik antrum lokalizasyonunda, mide duvarından lümen
içerisine uzanan, uniform, homojen, yağ dansitesinde solid
lezyon mevcuttu. Lezyonda ülserasyonu temsil edebilecek
yüzey depresyonu izlenmedi. iv kontrastlı incelemede lezyonda
kontrastlanma görülmedi.
Tartışma ve Sonuç
Hazımsızlık, kusma, şişkinlik gibi nonspesifik ön tanılar ile rutin
abdominal US tetkikine yönlendirilen olgularda, gastrointestinal
sistem lipomları ayırıcı tanıda yer almalıdır. Parankimatöz
organların derin prob ile incelenmesine ek olarak yüzeyel prob
ile gastrointestinal sistemin dikkatle değerlendirilmesi elzemdir.
BT tetkikinde duvardan köken alan yağ dansitesinde lümene
protrüde lezyonla karşılaşıldığında, lipom tanısı konabilir.
Böylelikle gastrointestinal sistem semptomları olan hastalarda
endoskopik tetkiklerle tanı konulamayan benign karakterli
tümörler radyolojik olarak tespit edilebilir.
299
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P53
Yabancı Cisimin Perineal Penetrasyonu
İle İnce Barsak Yaralanması:
Nadir Bir Barsak Yaralanma Nedeni ve Şekli
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan, Kadir Yıldırım
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Avrupa da abdominal yaralanmaların çoğu künt travma ile
olurken(trafik kazası düşmeler ve kişiler arası şiddet gibi) penetran
yaralanmalardan ateşli silah yaralanması USA da dominant ken
kesici delici aletle yaralanma Finlandiya ve güney Afrika da
daha sıktır. kesici delici yada ateşli silahın giriş yeri yarası ön
karın duvarı dışında (örn:sırtta flankte kalçalarda perinede üst
uyluk yada koltuk altında) olsa bile hasta internal abdominal
organ yaralanmasına sahip olabilir. İngilizce literatürde perinenin
ardından ince barsağın penetre olduğu bir olguya rastlayamadık.
giriş yeri perine olan yabancı cisimle oluşmuş bir ince barsak
perforasyonu olgusu sunulacaktır.
Metod
Yirmiyedi yaşında bayan 2 m yükseklikten düşerek perineye
yabancı cisim penetrasyonu nedeniyle getirildi. Vajen 2.5cm sağ
lateralinde 20cm uzunlukta 3cm genişlikte 1cm kalınlıkta ağaç
parçası penetran travması mevcuttu.
Bulgu
Rektal ve vajinal tuşe normal. Karın incelemesi normaldi. Pelvik
fraktur? idi; ADBG çekilemedi. Mesai dışı USG çekilemedi.
Hemodinami stabil, Lab normal LM anestezisi ile yabancı cisim
çıkarıldı. Yara irrige edildi; Post op 6. saatte akut batın gelişti.
ADBG’de serbest hava görülmesi üzerine acil laparotomi yapıldı.
(Resim 1) Uterus sağ kenarından yabancı cismin peritoneal
kaviteye giriş deliği + ileoçekal valvden 50.cm de 4mmlik
perforasyon vardı;primer onarıldı. Periton drene edildi.Post op
komplikasyon olmadı; evine çıkarıldı.
Tartışma ve Sonuç
İnce barsak yaralanmalarında düz karın grafileri ve abdominal
BT genellikle sonuç vermez pnömoperitoneum %15 civarında
görülür, mesai dışı saatlerde radyoloji departmanımında Usg
ve BT görüntüleme yapılamamakta idi. Karın intestinal içerik ile
kontamine olmamışsa DPL yardımcı olamayabilirdi, yapılmadı.
Hastanın ajitasyonu ve penetre olan cismin dramatik görünümü
nedeniyle yabancı cisim çıkarılması ile alınan anestezi etkisiyle
gizlenen peritoneal iritasyon bulgularının saptanması için sık
olarak karın muayenesi yapıldı. Bulgular berraklaşınca da acil
operasyon yapıldı. Sonuç: 1.Penetran cisim giriş yeri perine
300
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
bile olsa yinede karın içi organ yaralanma olasılığı akıldan hiç
çıkarılmamalıdır. 2.Peritoneal iritasyon bulgularının saptanması
için sık olarak karın muayenesi yapılmalıdır. 3.İngilizce literatürde
perinenin ardından ince barsağın penetre olduğu bir olguya
rastlayamadık.
301
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P55
Çok Nadir Yerleşimli (Subhepatik) Perfore
Apandisitin Laparaskopik Sağıtımı Olgu Sunumu
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan, Kadir Yıldırım Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisitten oluşacak inflamasyonun yeri ve yayılımı
appendiksin yerine bağlıdır. Eğer appendix retroçekal yerleşimli
ise pararenal aralıkta abse gelişebilir, karaciğerin çıplak
alanına, sağ parakolik oluk boyunca, sağ posterio subhepatik
ve sağ subfrenik aralığa yayılabilir. Çıkan retroçekal apandisitli
hastaların yarısından fazlasında atipik klinik prezentasyon
bulunabilir. Palanivelu ve ark geniş apendektomi serilerinde
%0.08 subhepatik apendisit, perfore subhepatik apendisit
%0,01 sıklığı bildirmişlerdir. Bu nadir tip apendisitte cerrahiden
bahseden literatürde çok az sayıda yayın vardır. Burada,
atipik klinik prezantasyonlu,subhepatik yerleşimli apandisitin
laparaskopik apendektomisi sunulacaktır.
Metod
Olgu yirmiiki yaşında erkek 4 günlük sağ hipokondriumda ağrı,
ateş (38°C), bulantı ile başvurdu.
Bulgu
Fİ: sağ üst kadran, epigastriumda duyarlılık var. BK:14000/
dl. USG’de safra kesesi normaldi. Tanısal laparaskopi
yapıldı; appendix subhepatik yerleşimliydi. Sağ kolon devrildi;
apendektomi yapıldı(Figure1) Postop komplikasyon olmadı.
Tartışma ve Sonuç
Apendix retrocekal pozisyonda olduğunda; sağ flank ve
hipokondriumdaki patolojileri taklit edebilir; a.kolesitit, divertikülit,
a.gastroenterit, uretral kolik, a.pylonefrit, kolon ca, İBS. Akut
inflame assendan retrocekal apendixten kaynaklanan iltihabi
değisiklikler perineal adrenal ve subhepatik bölgelere yayılabilir.
Nadir olarak da psoas kası boyunca aşağıya uyluğa doğru
yayılabilir.İnflamatuar değişiklikler en cok retrokolik alanda
gerçekleşir. Olağan dısı yerleşimli apendisitler Ong ve ark.nın
da belirttiği gibi birçok hastalığı taklit edebilir.Olgumuz olağan
dışı yerleşimli apendisit nedeniyle hem geç başvurmuş, hem de
tanı koyma zorluğu yaratmıştır. Mesai dışı zamanlarda tanısal
araçlar elde olmadığı için laparoskopi tanısal amaçla kullandık.
Laparoskopinin tanı dışında ek iki yararı; anormal pozisyondaki
apendisitlerde açık apendektomide kesinin genişletilmesi yada
ikinci bir insizyon yapılmasını da önleyebilmektir, zayıflara
göre obezlerde daha büyük insizyon yapılmasından böylelikle
sakındırabilmektir. Ateş ve ark tanının kesin olmadığı olgularda
302
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
tanısal
laparoskopinin
uygulanmasını
önermektedirler.
Serilerindeki hastaların %50sinde apendisit ile karşılaşmışlar.
Bunların da %16’sında retroçekal ve perfore olması nedeniyle
açığa dönmek zorunda kalmışlardır. Biz subhepatik yerleşimli ve
perfore apendisit olgumuzun tanısını, ardından apendektomisini
laparoskopi ile başardık. Çıkarımlarımız: 1. Sağ hipokondriumda
ağrı ateş vb. bulguları olan hastalarda atipik yerleşimli apendisit
akla getirilmelidir. 2.Tanısı şüpheli akut karınlarda laparoskopiyi
giderek artan oranda kullanmalıyız.
303
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P57
Behçet Hastalığında Kolon Divertiküliti:
Olgu Sunumu
Zülfü Arıkanoğlu, Fatih Taşkesen, Akın Önder, Murat Kapan, Abdullah Böyük, Sadullah Girgin
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Behçet hastalığı vaskülit ile karakterize multisistemik bir hastalık
olup, gastrointestinal sistem tutulumu nadirdir. En sık tutulum
yeri terminal ileum ve iloçekal bölgedir. Ağızdan anüse kadar
gastrointestinal sistemin her yerinde görülebilir. Bu çalışmanın
amacı Behçetli bir hastada divertikülit birlikteliğini sunmak ve bu
iki hastalık arasındaki ilişkiyi irdelemektir.
Metod
Sekiz yıldır behçet hastalığı tanısıyla takipte olan 36 yaşında
kadın hasta karın ağrısı ve kusma şikâyetiyle kliniğimize
başvurdu. Kolşisin kullanmakta olan hasta iki ayda bir kez oral
aft ve yılda birkaç kez genital ülser atağı geçiriyormuş. Fizik
muayenede dilinde aft mevcuttu. Sol alt kadranda palpasyonla
hassasiyet vardı. Labaratuvar bulguları olarak WBC: 18200,
hemoglobin:9.6, hemotokrit: 29.1, sedimantasyon: 97, CRP: 19.1
idi. Diğer biyokimyasal parametreler normaldi. Batın tomografide
de sol alt kadranda barsak duvarından ekzofitik uzanım gösteren
yaklaşık 1x1 cm çaplı hipodens lezyon izlendi (Divertikülit?).
Çevre mezenterde minimal dansitede artışı izlendi. Divertikülit
ön tanısıyla kliniğimize yatışı yapılan hastaya medikal tedavi
başlandı. Takiplerinde kliniği gerileyen ve ateşi olmayan hastaya
oral başlandı. Oral alımı tolere eden hastanın kontrol endoskopi
ve kolonoskopisi normaldi.
Tartışma ve Sonuç
Behçet hastalığının gastrointestinal tutulumu, literatürde enterobehçet veya intestinal behçet hastalığı şeklinde kullanılmasına
rağmen, ağızdan anüse kadar tüm gastrointestinal trakt
etkilenebildiği için bu tanımlama eksiktir. İntestinal tutulum
mukozal ülserasyon ve iskemi/infarktüsler şeklinde izlenir.
Mukozal ülserasyonların ven ve venüllerin vaskülitine ikincil
olduğu düşünülürken, iskemi ve infarktüsün mezenterik arter
ve major dallarının tutulumuna bağlı olduğu düşünülmektedir.
Kolonun divertikülleri mukozayı besleyen vasa rektilerin kas
tabakasına penetre olduğu yerdeki zayıflık nedeniyle bu alanda
daha sık görülürler. Behçet hastalığında kolonik divertikül
birlikteliği ile ilgili literatürde sadece bir yayın varken, behçet
hastalığında divertikülitle ilgili literatürde yayın yoktur. Behçet
hastalığı vaskülit olduğu için, bu hastada vasa rektilerin
inflamasyonu divertikülitin gelişmesi için predispozan bir faktör
olabilir. Bu iki hastalık arasında patolojik olarak ilişki olup
olmadığını kanıtlamak için literatürde daha fazla olgu ya da olgu
serisine ihtiyaç vardır.
304
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P58
Akut Batının Nadir Bir Nedeni:
Gastrointestinal Stromal Tümöre Bağlı İzole
İncebarsak Tıkanması
Murat Okudan1, Fatih Taşkesen2, Tufan Egeli1, Zülfü Arıkanoğlu2, Abdullah Böyük2, Akın Önder2
1
Genel Cerrahi Kliniği, Batman Bölge Devlet Hastanesi
2
Genel Cerrahi AD, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi
Giriş
Gastrointestinal stromal tümörler (GİST), gastrointestinal
sistemin en sık karşılaşılan mezenkimal tümörleridir. En sık
mide ve ince barsaklarda tutulum görülürken, gastrointestinal
sistemin her yerinde görülebilirler. Bu çalışmadaki amacımız,
ileus nedeniyle akut batına neden olan GİST olgusunu literatür
eşliğinde irdelemektir.
Metod
Seksenyedi yaşında kadın hasta, karın ağrısı, bulantı, kusma
şikâyetleriyle hastanemiz acil servisine başvurdu. Fizik
muayenede batında distansiyon, hassasiyet, rebaund olup,
göbek altında yaklaşık 6x8 cm ebatlarında kitle palpe edildi.
USG’de pelvik alanda mesane superiorunda, mezenterle ilişkili,
lobule dış konturlu, hipoekoik-heterojen yapıda, 70x60x45
mm boyutunda kitle ve dilate ince bağırsak ansları saptandı.
Hasta ileus sonucu akut batın nedeniyle operasyona alındı.
Eksplorasyonda proksimal ince barsaklarda dilatasyon izlendi.
Trietz ligamanından yaklaşık 100 cm distalde lümeni tıkayan sert,
hemorajik 7x6 cm lik tümöral kitle gözlendi. Parsiyel rezeksiyon
ve uç uca anastomoz yapıldı. Kitlenin histopatolojik incelemesi
sonucu gastrointestinal stromal tümör olarak rapor edildi.
Tartışma ve Sonuç
Gastrointestinal Stromal Tümörler, özefagustan anüse tüm
gastrointestinal sistem boyunca ve omentum, mezenter ve
retroperitondan gelişebilen, interstisyal Kajal hücrelerinden
kaynaklanan mezenkimal tümörlerdir. GİST’ler 8-93 yaşları
arasında, ortalama olarak 60’lı yaşlarda görülür. GİST ince
barsağın en sık karşılaşılan mezenkimal tümörüdür ve tüm ince
bağırsak tümörlerinin %15-20’sini oluşturur. Semptomatik olanlar
yerleşim yerlerine göre karın ağrısı, gastrointestinal kanama,
anemi, karında kitle, dispeptik yakınmalar, disfaji gibi şikâyetlere
neden olabilirler. Bazen acil abdominal şikâyetlerle (karın ici
kanama, masif gastrointestinal kanama, perforasyon veya
obstruksiyon) bulgu verebilirler. Medikal tedavideki ilerlemelere
rağmen, cerrahi rezeksiyon GİST tedavisinin halen en başarılı
olan tedavi yöntemidir. GİST tanısı konulan olgularda thyrozin
kinaz inhibitörü olan imatinib (Gleevec) kullanımıyla %50–80
vakada remisyon ve regresyon sağlanabilmektedir. Ayrıca
imatinip unrezektabl, nüks ya da metastatik GİST tedavisinde ilk
305
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
seçenektir. Sonuç olarak GİST’de eğer rezeksiyon mümkünse
total olarak rezeke edilmeli, rezeke edilemiyorsa bu kitleden
biyopsi alınıp patolojik incelemeye gönderilmeli ve sonucuna
göre hastaya kemoterapi planlanmalıdır.
306
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P59
Mekanik İntestinal Obstrüksiyona Neden
Olan Gossypiboma: Olgu Sunumu
Akın Aydoğan1, Orhan Veli Özkan1, İbrahim Yetim1, Ramazan Davran2, Güvenç Diner1
1
Mustafa Kemal Üniv. Tayfur Ata Sökmen Tıp Fak.Genel Cerrahi AD
Mustafa Kemal Üniv.Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Radyoloji AD
2
Giriş
Gossypiboma(GP), ameliyatda kullanılan pamuklu spançların
unutulmasıyla ortaya çıkan kitleyi ifade etmek için kullanılan bir
terimdir. Hastaneler ve cerrahlar için medikolegal bir problem
olmasından dolayı bildirimi tam olarak yapılmamaktadır. GP
sıklıkla ileus, abse, fistül, barsak nekrozu gibi mortaliteye
neden olabilecek klinik durumlara yol açabilir. GP nadiren
gastrointestinal lümen içine defekt oluşturmadan transmural
migrasyona uğrayabilir. İntestinal yol ile vücut dışına atılabileceği
gibi endoskopik veya laparatomiyle çıkarılması gerekebilir. Bu
çalışmada, mekanik intestinal obstriksiyona neden olan GP
olgusu sunuldu.
Metod
Hasta 51 yaşında bayan ve bulantı, kusma, karın ağrısı,
karında şişlik, gaz ve gayta çıkaramama gibi mekanik intestinal
obstriksiyon şikayetleriyle acil servise başvurdu. Özgeçmişinde,
20 yıl önce açık kolesistektomi ameliyatı vardı.
Bulgu
Fizik muayenesinde, sağ subkostal insizyon skarı ile beraber
batında yaygın distansiyon görüldü. Oskültasyonda barsak
seslerinde hiperaktivite saptandı. Palpasyonda defans ve
rebound yoktu. Labaratuar tetkiklerinde anormallik gözlenmedi.
Ayakta direkt batın grafisinde hava-sıvı seviyeleri görüldü.
Abdomen bilgisayarlı tomografide ince barsaklarda terminal
ileum düzeyinde dilatasyon mevcutdu. Hasta brid ileus ön tanısı
ile takip edildi. Klinik semptomları ve radyolojik tetkiklerinde
mekanik intestinal obstrüksiyonunda düzelme görülmeyen hasta
yatışının 2. gününde ameliyata alındı. Laparatomide ileoçekal
valvin 40 cm proksimalinde lümeni tamamen tıkayan yaklaşık
5 cm çapında kitle tespit edildi. Enterotomi yapılarak, çıkarılan
kitlenin spanç olduğu saptandı. Spanç çıkarıldıktan sonra ince
barsak çift kat üzerinden kapatıldı. Eksplorasyonun devamında
safra kesesi lojunda karaciğerin duodenuma ileri derecede
yapışık olduğu görüldü. Bu bulgular kolesistektomi sonrası
batında unutulan spancın duodenuma defekt oluşturmadan
transmural migrasyona uğradığını ve çapından dolayı ileumda
mekanik intestinal obstrüksiyona neden olduğunu düşündürdü.
Hasta ameliyat sonrası 4. günde problemsiz olarak taburcu edildi.
307
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
GP günlük klinik pratikte nadir görülmesine rağmen mekanik
intestinal obstriksiyon tanısı konan daha önce laparatomi geçirmiş
hastalarda ayırıcı tanıda düşünülmelidir. GP mortaliyeye sebep
olabilecek durumlara yol açabildiğinden bunu önlemek için tüm
tedbirler alınmalıdır.
308
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P60
CA 125, CA 19-9 ve CEA Gibi Tümör
Belirteçlerinin Akut Appendisitli
Hastalarda Önemi
Hande Köksal1, Sevil Kurban2
2
1
Konya Numune Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Biyokimya AD
Giriş
Bu çalışmanın amacı CA 125, CA 19-9 ve CEA gibi tümör
belirteçlerinin akut appendisit (AA) tanısında faydası olup
olmadığının araştırılmasıdır.
Metod
Akut appendisit tanısı alan 74 hasta ve 30 sağlıklı insan çalışmaya
dahil edilmiştir. Hastaların yaşı, cinsiyetleri, klinik bulguları,
lökosit/ nötrofil sayıları ve patoloji sonuçları kaydedilmiştir.
Patoloji sonuçlarına göre hastalar; 1) akut fokal appendisit (AFA),
2) süpüratif, flegmanöz ve gangrenöz appendisitleri de içeren
akut ileri appendisit (AİA), 3) akut perfore apendisit (APA) olarak
gruplanmıştır. Tümör belirteçleri için gerekli olan kan örnekleri
preoperatif dönemde alınmıştır.
Bulgu
CA 125, CA 19-9 ve CEA sonuçları hasta ve kontrol grubunda
sırasıyla 13,34±9,26 u/ml ve 13,33±8,73 u/ml; 20,15±28,5u/ml
ve 12,75±17,6 u/ml; 1,34±0,96 ng/ml ve 1,33±0,97 ng/ml olarak
bulunmuştur.Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır
CEA hem hasta grubunda hem de sağlıklı insanların olduğu grupta
normal sınırlar içinde bulunmuştur. CA 125, 74 hastanın 3’ünde
ve 30 sağlıklı gönüllünün 1’inde yüksek olarak saptanmıştır.
CA 19-9 ise 15 hastada ve 2 sağlıklı gönüllüde yüksek olarak
bulunmuştur. Buna rağmen sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı
değildir. CA 19-9; semptomları 24 saatten az süredir devam eden
45 hastanın 13’ünde ve semptomları 24 saatten uzun süren 29
hastanın 2’sinde yüksek saptanmıştır. Bu bulgu ise istatistiksel
olarak anlamlıdır (p=0,02). CA 125, CA 19-9 ve CEA düzeyleri;
lökosit sayıları, nötrofil oranları, semptomların süresi ve patoloji
sonuçlarına göre değerlendirildiğinde CA 19-9 düzeylerinin
semptomları 24 saatten az olan hastalarda daha uzun süredir
semptomları olanlara göre yüksek olduğu görülmüştür (p=0,04).
Akut fokal apendisit grubunda CA 19-9 düzeyleri akut perfore
appendisit grubuna göre yüksek bulunmuştur (p=0,02)
Tartışma ve Sonuç
Akut appendisitli hastalarda CA 19-9 düzeylerinde görülen
değişikliklere rağmen tanı hala temel olarak anamnez ve klinik
bulgulara dayanmaktadır.
309
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P61
Mekanik İntestinal Obstruksiyon Nedeni
Olarak Akut Apendisit
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan, Kadir Yıldırım Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
New York’tan Lewis Kenneth M ilk kez 1936’da 10cm
uzunluğundaki akut apendisitin bir terminal loopu tamamen
sardığını buna bağlı terminal ileumun siyah renk alıp belirgin
ödematöz olduğunu gördü. Bu literatüre geçen ilk akut apendisitin
neden olduğu ilk akut mekanik intestinal obstruksiyon vakası
idi. AnnualsofSurgery’de Harris ve Rudolph 1966’da 10 akut
apendisite sekonder ince barsak mekanik obstrüksiyon vakasını
literatüre kattı. Bu tarihten sonra da üç vaka literatüre eklendi.
Mekanik intestinal obstruksiyon nedeni olarak akut apendisit
olgusu sunmaktayız.
Metod
Yirmiyedi yaşında erkek 12 saattir ara ara kolikleşen sabit,
yaygın karın ağrısı ile başvurdu. Operasyon öyküsü yok. Bulantı
kusma var.
Bulgu
Fİ’de sağ ve sol alt kadranda hassasiyet dışında özellik yok.
BK:12000 ateş yok. ADBG’de ince barsaklarda hava-sıvı
seviyeleri mevcuttu. Operasyonda apendix akut inflame 8cm
uzunluğunda distal kısmının bir terminal ileum loopunu tamamen
sardığı görüldü. Bu bölgenin proksimalinde looplarda dilatasyon
vardı,distalindeki looplar ise kollabe idi. Apendektomi yapıldı.
Tartışma ve Sonuç
Çoğu mekanik ince barsak obstruksiyonu serilerinde etyolojik
faktörler arasında akut apendisit yer almamıştır. Otörler
perforasyonlu apendix hastalığının %1-5 oranında ileus
ile beraber olabileceğini işaret etmektedirler. İnce barsak
obstruksiyonuna sebep olmuş apendisiti olan hasta sayısı
az olmasına rağmen Harris ve Rudolph aşağıdaki nedenlerle
preoperatif tanı koymanın, bu birlikteliği ortaya çıkarmanın
zorluğunu şu şekilde açıklamışlarıdır; 1.mekanik ince barsak
obstruksiyonundaki opere etmek, kesin preoperatif tanı koymak
şeklindeki davranış kalıbının zorunlu olduğuna inanılmamaktadır.
2.Bu durumdaki belirti ve bulguları lokalize etmek mümkün
değildir. 3.operasyonda apendisit primer hastalık olarak aşikar
hale gelir ve obstruktif elementler unutulur ve ileusa atfedilir.
4.inflame perfore apendisit körlemesine mobilize edildiğinde
obstruksiyona neden olan adezif bantlar visualize edilmelidir.
Akut perfore apendisit,mekanik ince barsak obstruksiyonun
310
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
sebebi olarak gösterilmiştir. Fakat yaygın olarak bilinen ve
rastlanan durum değildir. Sonuçlar: 1-Literatüre göre perfore
apendisit çok nadiren mekanik ince barsak obstruksiyonuna
neden olabilse de,buna karşılık olgumuzdaki perfore değil
akut apendisit obstruksiyon yapmıştır. 2-mekanik obstruksiyon
nedeniyle operasyona alınan hastalarda nedenin akut apendisit
olabileceği akla getirilmelidir.
311
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P62
Apendiksin Müsinöz Kistadenomu:
Olgu Serisi
Fatih Başak, Tolga Canbak, Mustafa Hasbahçeci, Aylin Acar, Müjgan Çalışkan, Orhan Alimoğlu
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Apendiksin nadir görülen, kistik dilatasyonlar içeren tümörü
müsinoz kistadenomdur.
Metod
Retrospektif olarak tek merkezde 2009-2010 yılları arasında
apendektomi yapılan olgular incelendi. Histopatolojik olarak
müsinöz kistadenom olarak rapor edilen olgular demografik
veriler, klinik ve ameliyat bulguları açısından irdelendi.
Bulgu
Toplam 721 apendektomi spesimeni incelendi. Dört (%0.6)
olguda müsinoz kistadenom saptandı. Yaş aralığı 27-76, yaş
ortalaması 59.3, cinsiyet dağılımı iki erkek, iki kadın idi. İki olguda
apendiks boyutundaki anormallik ve makroskopik görünüş
nedeniyle apendisit dışı patolojiler düşünüldü. Olgular içinde en
büyük tümör çapı 4 cm (0.5 – 4 cm) olarak bulundu. Bir olgu
apendiks güdük kaçağı nedeniyle tekrar ameliyata alındı. Güdük
eksizyonu ve onarımı yapıldı. Diğer olgularda komplikasyon
görülmedi. Olgular muhtemel gelişebilecek diğer maligniteler için
tarama programına alındı.
Tartışma ve Sonuç
Apendiksin müsinoz kistadenomunun tedavisi çekum tutulumu
olmayan olgularda apendektomidir. Eğer çekumda tutulum
varsa sağ hemikolektomi önerilmektedir. Bizim olgularda çekum
tutulumu saptanmadı ve bu nedenle apendektomi yeterli görüldü.
312
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P63
Kolonik Bezoar;
Nadir Bir İleus Nedeni
Nuraydın Özlem, Yunus Öztürk, Alper Ceylan, Sadık Keşmer, Umut Yılmazyıldırım Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bezoar GİSin herhangi bir yerinde oluşabilir. Mide,sonra
incebarsak en sık tutulan yerdir. Primer kolonik bezoarlar
oldukça nadirdir. Literaturde 2007’ye kadar 4 kolonik lithobezoar
vardır. Bala ve ark 2009’da bir olgu daha bildirdiler. Burada kolon
obstrüksiyonu yapmış bir bezoar bildirilecektir.
Metod
Kırk yaşında erkek.Bir aydır karın ağrısı var.Gastrik cerrahi,çiğneme
problemi,kronik konstipasyon yok. kolonoskopide 60cmde lümeni
tama yakın tıkayan bezoar; arkasında lümeni tama yakın tıkayan
polipoid yapıda kitlesel oluşum(resim1).kolonoskopi sanrası gaz
gaita çıkışının olmaması üzerine yatırıldı.
Bulgu
Fİ;batında hafif distansiyon, duyarlılık var, rektal tuşede; ampulla
boş. Lab:normal ADBG; hava sıvı seviyeleri , sol kolonda bezoar
la ilişkili olduğu düşünülen cut-off sign ve noktalanma tarzında
hava izlendi.(resim2) BT; barsak segmentlerinde dilatasyon,hava
sıvı seviyeleri,sol hemikolonda 15 cmlik duvarda kalınlaşma ve
lümende hipodens lezyon
Tartışma ve Sonuç
Kolon bezoarları obstrüksiyon ve bası nekrozuna yol açabilir 2
Olgumuzda parsiyel bir obstrüksiyon vardı. Kolonik bezoarlarin
kliniği bazen palpable kitle ile birlikte karın ağrısı abdominal
distansiyon kusma konstipasyon yada diare şeklinde olabilir.
Olgumuzda
karın
ağrısı(+)palpable
kitle(–)abdominal
distansiyon(+) kusma(+) konstipasyon(–)di. Tanı ADBG,
kontrast enema/CT ile (noktalı hava kalıbı ki % 18 görülür
ince barsak obstrüksüyonlularda) tipik olduğu bildirilmiştir.
Baryum çalışmasında villöz tümöre benzer noktalanma şeklinde
dolma defekti olmalıdır.ADBG’de inen kolonda iyi tanımlanmış
intraluminal kitle cut-off işareti olan distandü kolon görüldü.
(resim3) Gastrointestinal bezoarların tanısında seçilecek
görüntüleme yöntemi CT olarak kabul edilebilir.2Distandü
kolon lopları iyi tanımlanmış ovoid lümen içi kitle içerisinde
noktalanma şeklinde gaz paterni bulunabilir. Olgumuzun CT
bulguları da aynı şekilde idi. CT; obstrüksiyonun; düzeyini,
neden olarak bezoarı,ek yerleşimli diğer bezoarları saptar.
Olgumuzda CT ile ek bezoar saptayamadık. Bezoarın çıkarılma
yöntemine oturduğu yere, boyutuna natürüne, komplikasyon
313
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
yapıp yapmamasıyla karar verilir. Konseravatif yöntemler
içerisinde enema ve manual çıkarım vardır.Enema başarısız
olursa kolonoskopik çıkarım düşünülür.Cerrahi konservatif
yaklaşımın başarısız olduğu, hemokezya volvulus peritonit
gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlar için saklanmalıdır.Biz
non operatif tedaviyi seçtik hasta halen izlemizdedir. Sonuç;
kolonik bezoarlar kanama, volvulus, peritonit medikal tedavinin
başarısız olmasında cerrahiye gitmelidir.Tanısında CT seçilmeli,
kolonoskopi ise tanı ve tedaviyi sağlayabilir.
314
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P64
Komplike ve Teknik Olarak Zor Laparoskopik
Apendektomilerde Ligasure Kullanımı
Gültekin Ozan Küçük
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Samsun
Giriş
Apendiks mezosunun ileri derecede ödemli ve iltihaplı olduğu
durumlarda laparoskopik apendektomi yapılması teknik olarak
zorlaşmaktadır. Mezoapendiks diseksiyonunda birçok teknik
tanımlanmış ve yayınlanmıştır. Bu çalışmada özellikle komplike
ve teknik olarak zor laparoskopik apendektomilerde Ligasure’nin
etkinliğinin gösterilmesi amaçlanmıştır
Metod
Bu çalışmada Vezirköprü Devlet Hastanesi (VDH) ve Samsun
Gazi Devlet Hastanesi’ne (GDH) Kasım 2009 ve Şubat
2011 tarihleri arasında karın ağrısıyla başvuran ve akut
apandisit tanı/ön tanısıyla Ligasure yardımıyla ardışık olarak
laparoskopik apendektomi yapılan toplam 48 (VDH; 46, GDH;
2) hasta değerlendirilmiştir. Mezodiseksiyonunda Ligasure enerji
jeneratörü ve Ligasure Lap Atlas 10 mm el aleti kullanılmıştır.
Hastaların demografik özellikleri, ameliyat süreleri, açığa dönme
oranı, hastanede kalış süreleri ve postoperatif komplikasyonlar
tartışılmıştır.
Bulgu
Hastaların 25’i erkek, 23’ü kadın ve yaş ortalaması 28,2 (13-74)
olarak bulundu. Ortalama ameliyat süresi 40,3 (20-75) dakikaydı.
Hastanede ortalama kalış süresi 2,4 (1-5) gündü. Hastaların
ameliyat bulguları perforasyon, flegmon, periapendiküler apse
veya çevre dokularla ileri derecede yapışıklık mevcudiyetine
göre ‘’komplike ve teknik olarak zor laparoskopik apendektomi’’,
ve ‘’komplike olmayan apandisit ’’ olarak sınıflandırıldı. 20
hasta ‘’komplike apandisit ve teknik olarak zor laparoskopik
apendektomi’’ olarak değerlendirildi. Komplike olguların 6
tanesinde intraoperatif olarak periapendiküler apse drenajı
yapılmıştır. Tüm vakalarda apendiks kökü intrakorporal olarak
atılan düğümle bağlanıp, kesildi. Komplike olgularda apendiks
endobag yardımıyla dışarı alındı ve batın bol izotonik sıvılarla
yıkandı, douglasa 1 adet dren konuldu ve antibiyotik tedavisi
yapıldı. Bütün ameliyatlar aynı uzman tarafından yapıldı. Hiçbir
hastada açık ameliyata geçilmedi. 2 hastada mevcut olan
jinekolojik patolojiler nedeniyle eşzamanlı jinekolojik girişim
yapıldı. 1 olguda apendiks karsinoid tümörü, 1 olguda ise
apendiks divertikül perforasyonu saptanmıştır. Hiçbir hastada
majör komplikasyon görülmedi. 2 hastada trokar yeri enfeksiyonu
görüldü.
315
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Laparaskopik apendektomi, laparoskopi konusunda tecrübeli bir
cerrah tarafından apandisitin etiyolojisi ve evresinden bağımsız
olarak ligasure yardımıyla etkin, hızlı ve güvenli bir şekilde
yapılabilir.
316
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P65
Apendiks Divertikül Perforasyonu
ve Laparoskopik Tedavisi:
Olgu Sunumu
Gültekin Ozan Küçük
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Samsun
Giriş
Apendiks divertikülleri ilk olarak Kelynack tarafından 1893 yılında
tarif edilmiştir. Genelde asemptomatik seyrederler. Konjenital
veya edinsel olabilirler. Patoloji spesimenlerinde %0,2-1,5
arasında görülür. Genelde apendiks 1/3 distal uç kısmında
lokalizedir. Perforasyon oranı akut apandisitlere göre daha
yüksek oranda görülmektedir. Perforasyon geliştiğinde morbidite
ve mortalitesi akut apandisite göre daha yüksek seyretmektedir.
Metod
Bu olguda sağ alt kadran ağrısı nedeniyle acil polikliniğine
başvuran ve yapılan muayene ve tetkikleri sonucunda apendiks
divertikül perforasyonu saptanan ve tedavisinde laparoskopik
apendektomi yapılan bir hasta literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Bulgu
40 yaşında bayan hasta 3 günlük karın ağrısı nedeniyle acil
polikliniğine başvurdu. İştahsızlık, bulantı ve kusma mevcuttu.
Yapılan muayenesinde sağ alt kadranda hassasiyet mevcuttu.
Ağrısının ilk olarak sağ alt kadrandan başladığını ifade etti.
Ayakta direkt batın grafisinde ve akciğer filminde özellik
yoktu. Yapılan ultrasonografide apendiks kalibrasyonunun
artmış olduğu, çapının en geniş yerinde 11 mm olduğu, duvar
kalınlığının en kalın yerinde 3 mm olduğu ve apendiks distal ucu
komşuluğunda 7 mm çaplı loküle sıvı koleksiyonu izlenmiştir.
Sonuç perfore apandisit lehine yorumlanmıştır. Hastaya
laparoskopik apendektomi ameliyatı yapılmıştır. Post op Yapılan
patoloji değerlendirmesinde 7 cm uzunluğunda, 1 cm çapında
apendiks izlenmiş olup apendiks üzerinde multiple divertiküllerin
mevcut olduğu, bir adet divertikülün perfore olduğu izlenmiştir.
Takiplerinde komplikasyon gelişmeyen hasta postoperatif 3.
günde taburcu edilmiştir. Hasta 6 aydır sorunsuz olarak takip
edilmektedir.
Tartışma ve Sonuç
Akut apandisit acilde en sık karşılan akut karın nedenidir. Ağrı
yer değiştirmesi izlenmeyen ve sağ alt kadranda başlayan
akut karın ağrılarında apendiks divertikülü tanısı ayırt edici
tanıda düşünülmelidir. Tanısal laparoskopi ve laparoskopik
apendektomi, apendiks divertiküllerinin tanı ve tedavisinde etkin
yere sahip olan yöntemlerdir.
317
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P66
Sol Kolon Malign Tıkayıcı Lezyonlarında
Alternatif Bir Cerrahi Yaklaşım;
Total-Subtotal Kolektomi Primer Anastomoz
Ahmet Okuş, Barış Sevinç, Abdülhalim Serden Ay, Ömer Karahan Mehmet Ali Eryılmaz, Kemal Arslan Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Kalın barsak kanserlerinin %8-24 ‘ü tıkanma bulguları ile
başvurmaktadır. Kolon tıkanmalarının büyük bir çoğunluğu sol
kolon yerleşimlidir ve cerrahi tedavide tam bir konsensus yoktur.
Bu çalışmada sol kolon malign tıkayıcı lezyonlarında subtotaltotal kolektomi primer anastomozun etkinliğinin diğer cerrahi
yöntemler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Metod
Son 4 yıl içinde Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi Kliniğinde sol kolon malign tıkanıklığı nedeni ile yatırılan
ve acil opere edilen tüm hastalar retrospektif olarak incelendi.
Hastaların demografik özellikleri, yandaş hastalıkları, yapılan
ameliyatlar, yatış süreleri, postoperatif morbidite- mortalite ve
hastane maliyeti bilgileri bilgisayar kayıt sisteminden ve hasta
dosyalarından ulaşılarak kaydedildi.
Bulgu
Son 4 yıl içinde malign kolonik obstrüksiyon nedeni ile acil
opere edilen 25 hasta mevcut idi. Dosya bilgileri eksik olan
4 hasta ve karsinamatozis peritonei nedeni ile rezeksiyon
yapılamayan 1 hasta çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya alınan 20
hastanın 11 tanesine suptotal-total kolektomi primer anastomoz
(ileoproktostomi veya ileokolostomi) yapılmış idi (Grup 1).
Kalan 9 hastanın ise 6’ sına hartman prosedürü, 3 hastaya ise
rezeksiyon ve primer anastomoz yapılmış idi.(Grup 2) İki grup
arasında yaş, cinsiyet ve yandaş hastalık açısından istatiksel
anlamlı fark saptanmadı.(P>0.05) Grup 1 de ortalama hastanede
kalış sürei 9,2 gün iken, Grup 2 de 12 gün idi.(P>0.05) Grup 1’de
2 hasta (mortalite % 18) ve Grup 2’de de 2 hasta (mortalita %22)
kaybedilmişti. (p>0.05) Grup 1 de hastane maliyeti ortalama
hasta başına 6.460 türk lirası iken iken grup 2 de bu 9.102 türk
lirası idi ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
(P<0.05)
Tartışma ve Sonuç
Sol kolon malign obstrüksiyonlarında suptotal-total kolektomi
primer anastomozun hastanede kalış süresi daha kısa ve maliyeti
daha düşük bulunmuştur. Sol kolon malign tıkayıcı lezyonlarında
senkron tümör olasılığı da göz önüne alınınca suptotal-total
kolektomi primer anastomozun deneyimli ellerde diğer tek ve iki
aşamalı ameliyatlara iyi bir alternatif olabileceği ve bunun içinde
daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu kanısına varılmıştır.
318
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P67
İzole Jejunal Bezoar Olgu Sunumu
Zafer Şenol, Özgür Türkmenoğlu, Ahmet Ziya Balta, İlker Sücüllü, Ergün Yücel, Ali İlker Filiz
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
Giriş
Bezoarlar intestinal obstruksiyona nadiren neden olmaktadırlar.
Beraberinde midede bezoar olmadan sadece ince barsak da
bezoar oluşumu oldukça nadirdir. Burada sunacağımız olgumuz
da sadece jejunumda irili ufaklı çok sayıda bazoar mevcuttu ve
akut intestinal obstruksiyona neden olmuştu.
Metod
Hasta son bir haftadır, şiddeti giderek artan şekil de bulantı,
kusma, yemek yiyememe ve karın ağrısı, son 3 gündür de
gaz-gaita çıkaramama şikayetleri ile hastanemiz Acil Servisine
müracaat etti. Hikayesinde 30 yıl önce mide ülseri nedeniyle
distal gastrektomi + gastroduodenostomi, 23 sene önce
total tiroidektomi, 10 yıl önce apendektomi ve bir yıl önce de
endometrium ca nedeniyle TAH + BSO operasyonları mevcuttur.
Bulgu
Hastanın yapılan batın muayenesinde; tüm kadranlarda
palpasyonla hassasiyet ve rebound mevcuttu. Düz karın,
grafisinde jejunal anslar da hava-sıvı seviyeleri mevcuttu. Batın
BT inceleme de; jejuno-ileal geçiş kalibrasyonunda belirgin
derecede azalma ve ince barsak ansların da belirgin dilatasyon
ve kontrast hava seviyeleri tespit edildi. Hastaya bu bulgular ile
ileus tanısıyla laparatomi uygulandı, yapılan eksplorasyon da
treitz’ın 100 cm. distaline dek devam eden, ince barsak lümeninde
tıkanmaya neden olmuş, irili ufaklı çok sayıda, toplamda 1/2 kg
ağırlığa ulaşan bezoar tespit edildi. Yapılan enterotomi ile tüm
bezoarlar çıkarıldı. Ameliyat sonrası dönemi sorunsuz seyreden
hasta şifa ile taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
İntestinal obstuksiyona neden olan bezoarlar ilk kez 1779’da
Baudamant tarafından rapor edilmiş, ilgili yayınlar 18.yüzyıldan
itibaren bildirilmektedir. Gastrik cerrahi sonrası motilite bozulur,
gastrik asidite azalır, boşalma problemiyle de birlikte bezoar
oluşum olasılığı artar. Ancak cerrahi geçirmemiş olgularda da
bezoar gelişimine rastlanmaktadır. İntestinal obstruksiyona
neden olmuş bezoarlar da preoperatif dönemde tanının uygun
konulması durumun da cerrahinin yanında medikal ve endoskopik
tedavi yöntemleri kullanılabilir. Bezoarlar özellikle gastrik cerrahi
öyküsü olan intestinal obstrüksüyonlu hastaların tanısın da akıl
da tutulmalıdır.
319
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P68
Berberlerde Parmaklar Arasında
İnterdigital Pilonidal Sinüs:
Bir Yabancı Cisim Olarak Kıl Granülomu
Hakan Buluş, Altan Aydan, Alper Yavuz, Tonguç Sugüneş, Ali Coşkun
Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi
Giriş
Pilonidal sinüs en sık sakrokoksigeal bölgede görülmekle
birlikte, vücutta kılların mevcut olduğu herhangi bir bölgede
de ortaya çıkabilmektedir. İnterdigital pilonidal sinüs ise,
lokalizasyon bölgesinde kıl bulunmamasına rağmen pilonidal
sinüsün görüldüğü tek bölgedir.Vücut kıllarının cilt içine doğru
penetrasyonu inflamasyona, apse, kist ya da fistüle neden
olmaktadır. Biz de bu olgu sunumunda nadir görülen bir hastalık
olan interdigital pilonidal sinüsü bulunan 34 yaşında, berberlik
yapan bir erkek hastayı sunduk.
Bulgu
Hastanemizin Genel Cerrahi Polikliniğine 34 yaşında, sol el 3 ve 4.
parmakları arasında ara sıra ortaya çıkan şişlik, kızaHikayesinde
14 yıldır erkek berberi olarak çalıştığını ve başka bir hastalığının
olmadığını ifade etti. Elindeki kısmi fonksiyon kaybının sonucu
olarak, mesleğini icra ederken zaman zaman zorluklar yaşadığını
belirtti.İnterdigital pilonidal sinüs tanısı ile hastaya lokal anestezi
eşliğinde eliptik eksizyon uygulandı(Resim-2). Eksizyon yerinde
inflamasyon, ödem ve yer yer hipereminin mevcut olmasından
dolayı, oluşan defektin primer olarak kapatılmasından vazgeçildi.
Dolayısı ile eksizyon sonrası oluşan defektin flep ile veya
primer kapama gibi teknikler ile kapatılması yerine sekonder
iyileşme ile kapanması tercih edilmiştir. Eksize edilen doku histo
patolojik olarak incelenmiş, suguamöz epitelyum ve akut-kronik
inflamasyon hücreleri izlenmiştir. Günlük yara bakımı ile takip
edilen hastanın 2 hafta sonra yarasının sekonder olarak iyileştiği
görülmüştür.
Tartışma ve Sonuç
İnterdigital pilonidal sinüs çok nadir görülen bir meslek hastalığıdır.
Bu hastalıktan korunmak için deri ile temas halinde olan kılların
bölgeden uzaklaştırılmasının yanında; kılların deri ile temasını
engelleyen koruyucu kremler ve eldivenler de kullanılabilir.
320
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P69
Spinal Anestezi Sonrasında
Abducens Sinir Paralizisi:
Olgu Sunumu
Mehmet İnce1, Leyla İnce2, Seda Özbek2
Konya Asker Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Meram Eğitim Araştırma Hastanesi Radyoloji Servisi
1
2
Giriş
Kranial sinir paralizileri, anestezi ve tanı için kullanılan lomber
ponksiyon sonrasında çok nadir görülen bir komplikasyondur
ancak 6.sinir kafa içi uzun trasesinden dolayı daha sık
etkilenmektedir.
Metod
Yirmi yedi yaşındaki erkek hastamıza spinal anestezi ile sağ
inguinal herniorafi uygulandı.
Bulgu
Postoperatif 3. günde, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı ve kusma
şikâyetleri başlayan hastaya nonsteroid anti-inflamatuar ve sıvı
tedavisi uygulandı. Tedaviye yanıt veren ancak postoperatif
8. günde abducens siniri paralizisine bağlı çift görme ve sol
gözde dışa hareket kısıtlılığı şikâyetleri başlayan hastanın beyin
magnetik rezonans görüntülemesinde; sağ kavernöz sinüs ve
tentorial düzeyde kalınlaşma saptandı. 6 hafta sonra hastanın
şikâyetleri konservatif tedavi ile tamamen düzeldi ve 1 yıllık takibi
süresince patolojik bulgu saptanmadı.
Tartışma ve Sonuç
Abducens sinir paralizisi, spinal anestezi sonrasında nadir
görülen ve düzelebilen bir komplikasyondur. Bunan dolayı spinal
anestezi cerrahlar ve hastalar için birçok avantajı olan bir yöntem
olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Atravmatik veya daha
ince çaplı spinal iğnelerle yapılacak olan anestezi, abducens
sinir paralizisi gibi komplikasyonların oranını düşürebilir. Bu
komplikasyonla karşılaşılan hastalara düzelebilecekleri ve
paralizinin en fazla 6 ay sürebileceği anlatılmalı, yatak istirahatı
ve bol sıvı alımı önerilmelidir.
321
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P70
Prololabe Hemoroidlerde Çift Purse String
Tekniği ile Stapler Hemoroidopeksi.
Daha Güvenli, Daha Az Postoperatif
Ağrı ve Nüks?
Yücel Özsoy1, Çağatay Gürkök1, Mümtaz Kahya1, Celaletin Keleş1, İsmail Ferhat1, Erdem Nalbant1, Mustafa Özsoy1, Olcay Ak Nalbant2, Ayla Yücetürk2, Safiye Vural2, Bengü Günay Yardım2, Beyhan Cengiz Özyurt3
1
Manisa Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Bilim Dalı
2
Manisa Devlet Hastanesi Patoloji Bilim Dalı 3
Celal Bayar Üniv. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Giriş
Üçüncü ve dördüncü derece prolabe hemoroidlerde sirküler
stapler mukozektomi (PPH) tekniğine ait literatürde mükemmel
sonuçlar olmakla birlikte uygulanan tekniğe bağlı olarak yetersiz
rezeksiyon veya erken nüksler görülmektedir. Yine PPH tekniğine
spesifik rektal obstruksiyon, rektal duvar hematomu, perforasyon
ve pelvik sepsis sonucu diversiyon ostomiye kadar giden
komplikasyonlar görülebilir. Bu konuda prosedürün en önemli
kısmı olan purse konulma tekniği sorumlu tutulmaktadır (1). Son
yıllarda yetersiz rezeksiyon, erken nüks ve komplikasyonları
önlemede çift purse uygulama tekniği gündeme gelmiştir. Bu
çalışmamızda çift purse tekniği uygulanan hastalarımızda erken
sonuçlarımızı sunmayı istedik
Metod
Semptomatik üçüncü ve dördüncü derece prolabe hemoroidi
olan 20 hasta seçildi. Hastaların 11 si erkek (%55) ve 9’u(%45)
bayandır. Hastaların yaş ortalaması 48.4 tür (Tablo-1).Hastalar
spinal anestezi altında ve jinekolojik pozisyonda ameliyata
hazırlandı. Anal ekartör yerleştirilip sabitlendi (şekil-1). Çevre
sütürlerinden birincisi denatate çizgiden 3 cm yukarıya konuldu.
İkinci çevre sütürü 4. cm’ ye konuldu (şekil-2). Birinci sütür
saat 3 hizasında başlandı ve 3 veya 4 sütür ile aynı noktada
sonlandırıldı. İkinci sütür saat 9 hizasında başlandı ve aynı
şekilde ilk sütürün ara bölgelerinden geçen 3 veya 4 sütürle saat
9 hizasında sonlandırıldı. Bu sayede saat 3 ve 9 hizasındaki iki
adet çevre sütürü staplerin aynı hizadaki deliklerinden geçirildi
(şekil-3). Sütürler çekilirken stapler kapatıldı ve ateşlendi. Bir
dakika hemostaz için beklenildi ve stapler açıldı (Şekil-4).
Bulgu
Patolog tarafından doughnut açılarak uzunluğu ve mukozal
kalınlığı ölçüldü (Tablo-1). Doughnut uzunluğu (5.38 cm)
ve kalınlığı (1.44) cm olarak literatürde standart PPH
hemoroidektomi için verilen değerlerden anlamlı olarak yüksek
bulundu (2,3). Yine stapler hattının dentate çizgiye uzaklığı (3.52)
322
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
anlamlı olarak yüksekti (1,2). Erken postoperatif dönemde Lineer
analog skalaya göre (0-10) ağrı skoru 2.1 hesaplandı (Tablo-1).
Postoperatif hemoraji 1 hastada oldu (%5) ve sütüre edildi. Kronik
anal fissürü olan 3 hastaya aynı seansta kapalı teknikle lateral
internal sfinkterotomi yapıldı.bir hastada büyük ve dışarıda kalan
eksternal bir pake eksize edildi. Hastalar ortalama 12.3 ay (24-4)
takip edildi. Postoperatif persistan ağrısı, inkontinansı olan hasta
olmadı. Rekürrens gelişen hasta olmadı.
Tartışma ve Sonuç
Stapler
hemoroidopeksi
sayesinde
konvansiyonel
hemoroidektomiye göre hastalarda postoperatif ağrıda ve
hastanede kalış süresinde ve günlük aktiviteye dönüş süresinde
azalma olmuştur (3, 4). Bununla beraber PPH tekniğinde mukozal
prolaps ve skin tag görülme oranı daha yüksek bulunmuştur.
Bu nedenle prolabe hemoroidlerin tedavisinde sirküler stapler
mukozektomide çift çevre sütürü uygulaması ile daha tatminkar
ve büyük doughnut’ lar rezeke edilerek rekürrens ve prolapsus
önlenebilir (2). Yine tek çevre sütürüne göre daha iyi kozmetik
sonuç ve daha az ağrı olmaktadır (3). Rekürrensi azaltması
konusunda daha geniş randomize çalışmalara ihtiyaç vardır.
323
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P71
Kronik Pilonidal Sinüs Tedavisinde Limberg
Flep, Karyadakis Flep ve Primer Kapama
Yöntemlerinin Karşılaştırılması:
Klinik Prospektif Çalışma
Erman Sobutay, Birol Ağca, Sezgin Zeren, Ali Durmuş, Bayram Kaya, Hakan Evrüke, Kazım Sarı SB Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Pilonidal sinüs hastalığı genç erişkinlerde sık olarak görülen
edinsel bir hastalıktır.Hastalığın tedavisnde şimdiye kadar birçok
yöntem geliştirilmiş olup günümüzde daha sıklıkla flep yöntemleri
ağırlık kazanmıştır.Çalışmamızda deiğiş flep yöntemleri ve
primer kapama yöntemlerinin karşılaştırlaması amaçlanmıştır.
Metod
Kliniğimizde Ocak 2010 tarihi ile Aralık 2010 tarihleri arasında
ameliyat edilen 30 olgu çalışmaya dahil edildi.Olgular üç gruba
ayrıldı.Birinci grupta ki 10 olguya Limberg flep,ikinci gruptaki 10
olguya Karyadakis flep ve üçüncü gruptaki 10 olguya da Primer
kapama yöntemi uygulandı.Olguların yaş.cinsiyet.ameliyat
süreleri,hastanede kalış süreleri,dren miktarları ve normal işe
dönüş süreleri kaydedildi.Daha önce ameliyat edilen nüks
olgular çalışmaya dahil edilmedi.Olgulara spinal ya da genel
anestezi altında Jack-knife pozisyonunda ameliyat uygulandı.
Tüm olgulara ameliyat sonrası aspiratif dren yerleştirldi.Dren
20cc/gün altındayken alındı.
Bulgu
Olguların 22’si(%73,3) erkek,8’i(%26,7) kadın olup yaş
ortalaması 25,2 idi.Birinci gruptaki olguların hastanede kalış
süresi ortalama 1,8,ikinci grupataki olguların hastanedeki kalış
süresi 2,1 ve üçüncü gruptaki olguların hastanede kalış süresi
1,9 gün olarak hesaplanıldı.Dren alınma günleri ortalaması
birinci grupta 2.4 gün,ikinci grupta 2 gün,üçüncü grupta ise 1,8
gün idi.Olguların normal aktivitelerine dönme zamanları birinci
grupta 7.2 gün,ikinci grupta 7,1 gün üçüncü grupta ise 6,8 gün
idi.Primer kapama yapılan 2 olguda 2. ay içinde sütür hattının
altındaki alanda sinüs(nüks) geliştiği görüldü.Bu olgular daha
sonra Limberg flep yöntemi ile tekrar ameliyata alındı.Ortalama
takip süresi 7 ay idi.Karyadakis grubundaki 1 olguda yara
infeksiyonu saptandı.
Tartışma ve Sonuç
Pilonidal sinüs tedavisİnde son yıllarda daha fazla yapılan
flep yöntemleri intergluteal hattın düzleştirilmesi ve orta hatta
oluşabilecek skar dokusunu azaltması nedeniyle primer kapama
yönteminden daha iyi sonuçlar verdiği düşünülmektedir.
324
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P72
Perianal Fistülde Cerrahi Teknik Seçimi
Fazilet Erözgen, Adem Duru, Adil Koyuncu, Adnan Hut, Ahmet Kocakuşak, Mehmet Gülen, Muzaffer Akıncı, Suat Benek, Rafet Kaplan
Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi 1.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Perianal fistül operasyonlarında çeşitli ameliyat teknikleri
kullanılmakta, ancak %20 lerde dolaşan nükslerin ve inkontinans
probleminin önüne geçilememektedir. Fibrin glue, plug gibi
yöntemlerde klasik cerrahiye alternatif olarak sunulmaktadır.
Biz bu çalışmamızda kullandığımız klasik cerrahi yöntemlerini
paylaşmak istedik.
Metod
2009 Ocak-2010 Aralık ayları arasında kliniğimizde perianal fistül
tanısı ile opere olmuş 58 vakayı retrospektif olarak inceledik.
Bulgu
42 erkek , 16 kadın vaka mevcuttu , yaş ortalaması 43.7 yıl (20
yaş-73 yaş) Preop bu hastaların 43 tanesine endoskopi yapılmış
, 33 tanesine pelvik kontrastlı MRG istenmişti.1 hasta preop
ERUS yaptırabilmişti. Preop tanı yöntemlerinden yararlanarak
29 hastaya iç ağız tespit edilebildi. İç ağız endoskopla 2 hastada
gözlenebilirken pre op iç ağzın tespit edildiği 27 vaka MRG ile
tanınmıştı. MRG+endoskopi olan hasta sayısı 24 idi. Dış ağız
jinekolojik pozisyonda en çok saat 6 (15 hasta) hizasındaydı.
Hiç dış ağzın gözlenmediği saat 10 yönüydü. Ameliyat tipi olarak
fistülotomi 24, fistülektomi 7, seton 10, sfinkterotomi ile kombine
11, sinüs eksizyonu 2 ,setonla fistülotomi 4 vakaya uygulanmıştı.
Bu vakalardan 12 tanesi nükstü,
1 hastanın 4. nüksü, 4 hastanın 3. nüksü, 7 hastanın 2. nüksü idi.
Hastaların 1 tanesinde Behçet, 1 tanesinde diabet öyküsü vardı.
Hiçbir hastaya daha önce perianal abse drenajı yapılmamıştı.
Klinik serimizde ençok fistülotomi ve seton yöntemi teknik olarak
seçilmişti.
Tartışma ve Sonuç
•Seton tekniği: Yüksek yerleşimli veya eksternal anal sfinkteri
içine alan bir fistül varlığında seton tekniği tercih edilir.
Seton tekniğinde, nedbe oranı azdır, ancak % 2-20 oranında
(inkontinens) gelişebilir. Bu yöntem sonrası perianal fistül
nüksü % 0-10 arasında görülür. •Fistülotomi veya fistülektomi
tekniği: Fistülotomi veya fistülektomi tekniği, aynı zamanda layopen adlandırılır. Bu yöntem sonrası perianal fistül nüksü %
2-10 arasında görülür. •Flep tekniği: Endorektal ilerletme flebi
tekniğinde % 20 (inkontinens) ve % 20 oranında nüks görülür.
Teknik ne olursa olsun amaç önce kontinensi korumak olmalıdır.
Nüksü önlemek ise ikinci hedeftir. Tüm bunlar göz önüne
alındığında hasta ve fistül tipine uygun cerrahi teknik, cerrahın
seçimi ve tecrübesi ile ilgilidir.
325
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P73
Perianal Fistülde Tercih
Endoskopi mi, MRI mı, Olmalı?
Fazilet Erözgen, Rafet Kaplan, Ahmet Kocakuşak, Mehmet Gülen, Adil Koyuncu, Muzaffer Akıncı, Adnan Hut, Suat Benek, Adem Duru
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Perianal fistülün tanısı sıklıkla genel cerrah muayenesi ile
konulur.Komplike vakalarda, kolonoskopi tetkiki ile, iltihabi
bağırsak hastalıklarını ekarte etmek gerekir. Bundan sonra
ise ilaçlı (kontrastlı) manyetik rezonans görüntüleme (MRG)
ile veya endorektal ultrason (ERUS) ile fistül yolunun (trakt)
seyri araştırılır.ERUS az merkezde ve uzun randevular sonrası
yapıldığından sadece nüks fistüllü bir hastada yapılabilmiştir.
Çalışmamızda operasyon tekniğinin planlanmasında bize en
fazla yardımcı olabilecek tetkiki tespit etmeyi amaçladık.
Metod
2009 Ocak-2010 Aralık ayları arasında kliniğimizde perianal fistül
tanısı ile opere olmuş 58 vakayı retrospektif olarak inceledik.
Bulgu
42 erkek , 16 kadın vaka mevcuttu , yaş ortalaması 43.7 yıl (20 yaş73 yaş) Preop bu hastaların 43 tanesine endoskopi yapılmış,33
tanesine pelvik kontrastlı MRG istenmişti.Bir hastaya preop
ERUS yapılabilmişti . Preop tanı yöntemlerinden yararlanarak
29 hastada iç ağız tespit edilebildi.İç ağız endoskopla 2 hastada
gözlenebilirken pre op iç ağzın tespit edildiği 27 vaka MRG ile
tanınmıştı.MRG+endoskopi olan hasta sayısı 24 idi.Dış ağız
jinekolojik pozisyonda en çok saat 6 (15 hasta) hizasındaydı.
Hiç dış ağzın gözlenmediği saat 10 yönüydü. Ameliyat tipi olarak
fistülotomi 24 , fistülektomi 7 , seton 10 , sfinkterotomi ile kombine
11, sinüs eksizyonu 2 ,setonla fistülotomi 4 vakaya uygulanmıştı.
Bu vakalardan 12 tanesi nükstü,1 hastanın 4. nüksü,4 hastanın
3.,7 hastanın 2. nüksü idi.Hastaların 1 tanesinde Behçet,1
tanesinde diabet öyküsü vardı.Hiçbir hastaya daha önce perianal
abse drenajı yapılmamıştı.
Tartışma ve Sonuç
2,500 yıldan beri bilinmekte olan perianal fistül hastalığının
tedavisi ameliyat sonrası nüks (% 2-10 oranında) veya tekrarlama
oranlarının yüksek olması ve ameliyat sırasında eksternal
sfinkterin yaralanma olasılığıdır ki inkontinans (% 0-20 oranında)
ile sonuçlanır ve düzeltilebilmesi çok güç bir durumdur. Nüks
vakalar arttıkça inkontinans olasılığı artar ve ilk ameliyatın doğru
uygulanması ile önlenebilir.Doğru teşhiste ise ilk önce endoskopi
yapılmasının gerektiği, ancak traktın doğru ortaya konmasında
özellikle MRG istenmesinin doğru olduğu görüşündeyiz.
326
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P74
Perianal Fistüllerde 9 Yıllık Cerrahpaşa Deneyimi
Engin Hatipoğlu, Fahri Gökçal, Murat Şendur, Serdar Yüceyar, Süphan Ertürk
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Perianal fistüllerde (PAF) cerrahi tedavinin amacı, anal kontinansı
bozmadan perianal infeksiyonun eradikasyonudur. Seçilecek
cerrahi tedavinin belirlenmesinde, fistül traktının seyri (inter/
trans/supra/ekstra-sfinkterik) ve yapısı (basit/komplike) önemli
rol oynar. Cerrahi tedavide temel seçenekler, fistülün tipine ve
cerrahın tercihine bağlı olarak fistülotomi, fistülektomi ve seton
(gevşek/kesici) uygulamasıdır. Ayrıca, mukozal ilerletme flapları
ve fistül traktını tıkayıcı çeşitli yöntemler de, seçilmiş olgularda
kullanılabilir.
Metod
Ocak 2002–Aralık 2010 tarihleri arasında perianal fistül (PAF)
tanısı ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniği’nde
opere edilen ve kayıtlarına ulaşılabilen 510 hastaya ait veriler,
retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri,
PAF’ların anatomik lokalizasyonları, mevcut yandaş perianal
hastalıklar, uygulanan cerrahi tedavi yöntemleri ve postoperatif
nüksler gözden geçirildi.
Bulgu
Hastaların 381’i erkek (%74,7), 129’u kadındı (%25,3). Yaş
ortalaması 41,8 olarak bulundu. 510 hastanın 466’sı (%91,3)
primer PAF, 38’i (7,4) primer PAF’a ek olarak çeşitli yandaş
perianal hastalıklar ve 6’sı (%1,3) da nüks PAF tanısıyla opere
edildi. 245 (%48) hastaya fistülotomi yapıldı, bunların 22’ine
yandaş perianal hastalık sebebiyle ek işlem uygulandı. 105 (%20)
hastaya fistülektomi yapıldı, bunların 12’ine yandaş hastalık
sebebiyle ek işlem yapıldı. Fistülektomi uygulanan hastaların
22’sinde (%21) işlem, fistülektom aracılığıyla gerçekleştirildi. 116
(%22) hastaya seton uygulandı, bunların 4’ü yandaş hastalık
sebebiyle ek operasyon geçirdi. 5 (%1) hastaya genel anestezi
altında anorektal muayene yapıldı, ancak cerrahi girişime gerek
görülmedi. 39 hasta (%7,6) komplike PAF olarak belirlenip,
bunlardan 1’ine sigmoid lup kolostomi ve 1’ine posterior internal
sfinkterotomi, geri kalan 37 hastaya ise fistülektomi + fistülotomi
uygulandı. Opere edilen 510 hastanın 67’sinde (%13) nüks gelişti
ve ilave operasyonlara ihtiyaç duyuldu.
Tartışma ve Sonuç
Fistülotomi, fistülektomi ve seton uygulanan hastaların sayısı
literatürle benzerlik göstermiştir. PAF tedavisinde kullanılacak
uygun yöntemin seçimi, tedavinin başarısı ve nüksün önlenmesi
kilit rol oynamaktadır.
327
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P75
Pilonidal Sinüs Hastalığı Olan Hastalarda
Yapılan Cleft Lift İle Rhomboid Eksizyon
Yöntemlerinin Karşılaştırılması
Adem Şahin1, Hasan Bostancı1, Kürşat Dikmen2, Ali Cihat Yıldırım1, Ahmet Volkan Yıldırım1, Nizamettin Kutluer1, Önder Meriç1, Göktürk Gürsoy1, Hülagü Kargıcı1
1
Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Arş. Hast. 2. Genel Cerrahi
2
Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
Giriş
Pilonidal sinüs tedavisinde birçok yöntem olmasına rağmen nüks
oranları yüksek olup,ideall bir tedavi arayışı sürmektedir. Cerrahi
teknikleri karşılaştıran çalışmalar yapılmaya devam etmektedir.
Bu çalışmanın amacı; pilonidal sinüste limberg flep ve kleft-lift
tekniğinin sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Metod
Haziran 2009 ile Haziran 2010 tarihleri arasında, Dışkapı Yıldırım
Beyazıt EAH 2. Genel Cerrahi polikliniğine başvuran ve pilonidal
sinüs tanısı konan olgular üzerinde prospektif randomize
klinik bir çalışma olarak uygulanmıştır. Toplam 82 pilonidal
sinüs hastası iki gruba randomize edilmiştir. 1. gruba kleft-lift
yöntemi (n=40), 2. gruba rhomboid eksizyon ve limberg flep
tekniği (n=42) uygulanmıştır. Nüks ve enfekte olgular çalışma
dışında bırakılmıştır. Hastanede kalış ve işe dönüş süreleri,
rekürrens oranı, ağrısız yürüme ve tuvalete oturma zamanı
karşılaştırılmıştır.
Bulgu
Ortalama takip süresi grup 1 de 9.1±3.2 (1-12) ay ve grup 2 de
7.7±4.4 (1-14) aydı. Grup 1’deki hastaların %17.5’inde (n=7),
Grup 2’dekilerin %19.0’unda (n=8) komplikasyon görülmüştür
(p>0.05). Grup 1’de 3 kişide dehissens saptanmışken, Grup 2’de
görülmemiştir (p>0.05). Grup 1’in iyileşme süresi ortancası 14
gün , Grup 2’nin 15 gündür (p>0.05). Grup 1’in hastanede kalış
süresi ortancası 1 gün, Grup 2’nin 2 gündür (p>0.05). Grup 1’in
işe dönüş süresi ortancası 18 gün, Grup 2’nin 20 gündür (p>0.05).
Toplamda 4 hastada rekürrens görülmüştü. Bunların biri Grup
1’de, diğerleri Grup 2’dedir. Grup 1’in %17.5’inde, Grup 2’nin
%21.4’ünde reküren cerrahisi yapılmıştır (p>0.05). Grup 1’deki
hastaların ağrısız tuvalete oturma zamanı ortancası 6 iken, Grup
2’dekilerin 9’dur (p<0.05). Grup 1’deki hastaların ağrısız yürüme
zamanı ortancası 3 iken, Grup 2’dekilerin 5’dir (p<0.05).
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamıza göre, kleft lift yöntemi, limberg flebin sağladığı
avantajlara sahip ve ağrısız tuvalete oturma ve ağrısız
yürüme zamanının kısalığı nedeniyle daha üstün bulunmuştur.
Semptomu olan kronik pilonidal sinüs olgularında ve rekürrens
sinüs cerrahisinde ideal yöntemin özelliklerini taşıyan kleft lift
yöntemi ilk seçenek olarak tercih edilebilir.
328
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P76
Oldukça Nadir Perianal Fistül Nedeni;
Perianal Pilonidal Fistül
Nuraydın Özlem, Kadir Yıldırım, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Pilonidal hastalık oldukça yaygın görülür. En sık presakral
bölgede yerleşiktir. Diğer yerleşimler oldukça nadirdir. Burada
perianal fistül öntanısıyla operasyona alınıp perianal pilonidal
fistül saptanıp başarılı tedavisi yapılan bir olgu sunulacaktır.
Metod
Yirmidört yaşında erkek 5-6 aydır anal akıntı kaşıntı ve gaz
inkontinensi ile başvurdu öyküsünden perianal abse drenajı
geçirdiği öğrenildi.
Bulgu
Fizik incelemede perianal bölgede saat 1 hizasında anal kanala
1cm uzaklıkta fistül dış ağzı saptandı. Operasyonda stile ile
kontrol edildi; iç ağzın anal kanalda saat 5 hizasında olduğu
görüldü. fistülotomi yapıldı. Fistül zemininde kıl yumağı görüldü.
(Resim I) fistül total olarak altaki internal sfinkterden ekstirpe
edildi. Postop komplikasyon olmadı; 1.günde evine yollandı.
Tartışma ve Sonuç
BJS’de 1982 mart sayısında anal fistül olarak başlangıçta tanı
alan 4 pilonidal sinus olgusu sunuldu. Bunların sadece 1i perianal
pilonidal fistül diğer 4ü perineal pilonidal sinüs olarak bildirildi.
Yazarlar bildirildiğinden daha sık görülmekte olduğunu; anal
fistül semptomları olan hastalarda perianal fistülün dışlanması
gerektiği bildirilmiştir. bizim olgumuzda da ilk fizik incelememizde
fistül tanısı almasına rağmen perianal pilonidal fistül olduğu
anlaşıldı. Testini ve ark 2002 yılında bir abse öyküsü olan ancak
fistül gelişmemiş olan bir perineal pilonidal sinus olgusu bildirdiler.
bizim olgumuzda da bir abse öyküsü aldık ancak farklı olarak
olgumuzda bir perineal fistül oluşmuştu. 1.İngilizce literatürde
perianal pilonidal fistüle bir olgu dışında rastlanılamadı. 2.perianal
fistüllerde akla, perianal fistül oluşturmuş pilonidal hastalık akla
getirilmelidir.
329
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P77
Çok Nadir Pilonidal Sinus Yerleşimi;
Anal Kanal Pilonidal Sinusu
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Kadir Yıldırım, Sadık Keşmer
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Anal kanalda lokalize kıl içeren lezyonlar oldukça nadirdir.
Burada anal kanal pilonidal sinüslü iki olgu sunulacaktır.
Metod
Olgu 1: 45 yaşında bayan hasta. 2004 yılında anal bölgede
akıntı kaşıntı kanama yakınmasıyla basvurdu. Fizik incelemede
anal kanalda pilonidal sinus rastlandı. Olgu 2: 30 yaşında erkek.
Makatta ağrı kanama ile basvurdu. Dış merkezde 1997’de ve
2000’de abse drenajı olmuş. Ağustos 2010’da fizik incelemede
dizdirsek pozisyonunda saat 5 hizasında anal kanalda bir adet
pilonidal sinus saptandı.
Bulgu
Olgu 1’e eksizyonel biopsi ve primer kapama uygulandı. Hasta
takiplerine gelmedi. Olgu 2’ye sinusektomi uygulandı. Takibinde
sorunu olmadı.
Tartışma ve Sonuç
Ortiz ve ark 1987 yılında kendi olgularıyla beraber 10 vaka
bildirmişlerdir. Bildirdikleri 5 vakanın ikisinde mukozal açıklıktan
anal kanala doğru uzanan kıl demetleri görülmüştür. 1382 olguluk
pilonidal hastalık serimizde anal kanalda çok nadir rastlanan
pilonidal kisti saptadık. Birine eksizyonel biopsi diğerine sinus
traktı eksizyonu yapıldı.
330
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P78
Eski Limberg Flaplı Hastada LİST
Hemoroidektomi Fissürektomi Sonrası
Dev Perianal Abse
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan, Kadir Yıldırım Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Perianalabselerin tedavisi; derin, büyük, fistülle birlikte daha
komplekstir derin postanal boşluk abselerinde fistül eşliği ana
sorunu oluşturur;bildirilen insidans %35-65 tir Traktın guided
künt problanması absede drenaj seton yerleştirilmesini , daha
sonrada external anal sfinkterin tanınmasını sağlar. sepsis
elimine olduğunda belli aralıklarla değiiştirilen yada sıkıllan
bir cutting uygulanabilir . cutting seton sfinkter retraksiyonunu
önleyecek şekilde fibrozis yaparak kası kesecektir bu yöntemle
iyileşme oranı yüksek ve fistül nüksü sadece %4-6 bildirilmiştir
Literatürde uzun süre önce geçirilmiş flap operasyon sonrası
geçirilen hemoroidektomi+sfiinkterotomi ye sekonder flap altına
ilerlemiş anal sepsis ve fistüle rastlanmamıştır.
Metod
Otuzaltı yaşında erkek hasta her ikisi de dış merkezde olmak
üzere yedi yıl önce pilonidal sinusu için rhomboid eksizyon
limberg flap, 3 ay önce sfinkterotomi+hemoroidektomi almıştı.
Kliniğimize postop 1.ayında kranial de flap altına caudal de
perine skrotuma yanlarda gluteal bölgeye ilerlemiş yaklaşık
15x20x15 cm boyutlarında derin abse ile başvurdu.
Bulgu
Pürülan materyal GAA da drene edildi tekrarlayan drenaj
girişimlerine rağmen abse kavitesi kollabe olmadı, drenaj
kesilmedi; anal kanal/rektumla ilişkisi saptandı presakral bölgede
dış ağzı olan bir yüksek yerleşimli (suprasfinkterik)perianal
fistülü vardı drene eden seton ile tedaviye başlandı cutting
setonla tedavisi son aşamaya geldi şu anda sfinkter yetmezliği
semptomları yok.
Tartışma ve Sonuç
öneriler: 1.kronik anal fissürde cerrahi sağıtım ilk seçilecek tedavi
olmamalıdır yalnızca nonsurgical tedavi başarısız olduğunda
internal anal parsiyel sfinkterotomi yapılmalı 2.LİST kapalı
teknikle anal kanal içindeki parmak yada anoskop yardımlı
yapılmalı LİST anal kanal anatomisinde iyi olan cerrah gerektiriir
3.anorektal sepsis ve absenin devam tedavisinde drenaj
seton kalıcı tedavisinde kesici seton uygun seçenek olabilir
4.abse drenajı sonrası drenaj setonu yapılabirse intersfinkterik
mesafeden yapılmalıdır 5.böylesi ağrılı bölgede vede tekrarlayan
girişimlerde mutlaka sedasyon ya/yada sinir block u spinal yada
genel anestezi altında yapılmalıdır.
331
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P79
Kronik Pilonidal Sinüs Tedavisinde Geniş
Tabanlı Limberg Flep Yöntemi
10 yıllık Deneyim
Cavit Hamzaoğlu1, Engin Hatipoğlu3, Şaban Bayyozgat2, Hasan Taşçı3
1
Türkiye Gazetesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Türkiye Gazetesi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Kliniği
3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
2
Giriş
Geçmişte sıkça kullanılan primer tamir ve marsupiyalizasyon
yöntemleri, yüksek nüks ve düşük yaşam kalitesi nedeni
ile günümüzde yerini çeşitli flep yöntemlerine bırakmıştır.
Çalışmamızda pilonidal sinüs hastalığı sebebiyle Limberg Flep
uyguladığımız olgular ve sonuçları sunulmuştur.
Metod
Ocak 2001 – Aralık 2010 tarihleri arasında pilonidal sinüs
tanısıyla opere edilen 464 olgu değerlendirildi. Olguların
tamamına rhomboid sinüs eksizyonu ve geniş tabanlı Limberg
flep uygulandı. Hastanede yatış süresi, komplikasyonlar ve
nüksler araştırıldı.
Bulgu
Olguların 397’si (%85.56) erkek, 67’si (%14.64) kadın olup,
ortalama yaş 25.4’dir. Olguların 442’si ilk kez, 24’ü ise daha
önce başka merkezlerde opere edilmiş olan nüks vakalardı. 9
olgu pilonidal sinüs hastalığına yandaş hastalık sebebiyle aynı
seansta opere edildi. Olgularımızın tamamına laringeal maske
uygulandı, cilt dikişleri intrakutan rapid vikril ile sütüre edildi.
Olguların ameliyat sonrası ortalama hastanede yatış süresi 1
gün, günlük aktiviteye dönüş zamanı ise ortalama 14 gün olarak
tesbit edildi. Tüm olgular 7. günde kontrole çağrılmış ve hiçbir
hastadan sütür alınmamıştır. 15 olguda (%3.4) nüks görüldü.
Nüks olgulara karşı taraftan Limberg flep uygulandı.
Tartışma ve Sonuç
Kliniğimizde 1996-2002 yıl aralığının incelendiği benzer bir
yayımlanmış çalışmamızla kıyaslandığında, sonuçlarımız
birbiriyle uyumludur. Primer pilonidal sinüs cerrahisinde
rhomboid sinüs eksizyon ve Limberg flep yöntemi hastanede
kalış süresinin kısa olması, erken işe dönüş süresi, nüks ve
komplikasyon oranlarının düşük olması açısından güvenilir ve
uygulanabilir etkin bir metottur.
332
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P80
Pilonidal Sinüs Tedavisindeki
Klinik Tecrübemiz
Necat Cin, Fatma Tatar, Yasin Peker, Haldun Kar, Cengiz Tavusbay, Özgün Akgül, Hüdai Genç
İzmir Atatürk Eğitim Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Pilonidal sinüs, cerrahi pratikte özellikle genç yaş grubunda sık
görülen, çeşitli tedavi yöntemleri uygulanan benign karakterli
bir hastalıktır. Tedavide genel kabul görmüş tek bir yöntem
olmamasına rağmen postoperatif komplikasyon ve nüksü
azaltmak ve en az iş gücü kaybına sebep olmak hedeflenmektedir.
Metod
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Cerrahi Kliniği’nde
Ocak 2002- Şubat 2011 tarihleri arasında pilonidal sinüs tanısı
ile opere edilen 350 hastanın dosyaları retrospektif olarak
incelenmiştir.
Bulgu
Hastaların 302’si erkek, 48’i kadın, yaşları 14-56 arasında
değişmekte idi. Hastaların yaş ortalaması 27 idi. 263 hastaya
sinüs eksizyonu ve primer tamir, 31 hastaya sinüs eksizyonu ve
marsupializasyon, 41 hastaya sinüs eksizyonu ve flep rotasyonu
(limberg flep) uygulandı. 15 hasta sinüs eksizyonu sonrası
sekonder iyileşmeye bırakıldı. Postoperatif dönemde toplam 40
hastada enfeksiyon gelişti(33’ü primer tamir, 2’si flep rotasyonu,
4’ü marsupializasyon uygulanan hastalardı. Sekonder iyileşme
sürecinde 1 hastada enfeksiyon gözlendi). 12’sine primer tamir,
5’ine flep rotasyonu uygulanan toplam 17 hastada nüks gelişti.
İşe dönüş,eksizyon sonrası açık bırakılan hastalarda daha geç
(45 gün), primer tamir ve flep rotasyonu uygulanan hastalarda
daha erken (30 gün) oldu. Postoperatif hastanede kalış süresi
primer kapatılan olgularda 1 gün, açık bırakılan olgularda 3 gün,
flep rotasyonu uygulanan hastalarda 2 gün idi.
Tartışma ve Sonuç
Pilonidal sinüs cerrahi tedavisinde farklı yaklaşımlar mevcut olup,
sıklıkla uygulanan fakat yüksek enfeksiyon ve nüks oranlarına
sahip sinüs eksizyonu ve primer tamir yöntemi ile ilgili hasta
seçimi konusunda daha titiz olunması gerektiği kanısındayız.
333
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P81
Anal Fistüllerde Gevşek Seton Uygulaması
Mehmet Hacıyanlı, Cengiz Tavusbay, Özlem Gür, Nurullah Damburacı, Yusuf Kumkumoğlu, Hüdai Genç Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Cerrahi Kliniği, İzmir
Giriş
Perianal fistüllerin tedavisi cerrahi girişimler olmasına karşın
hangi hastada hangi prosedürün uygulanması gerektiği
konusunda tam bir fikir birliği yoktur. Bu çalışmada transsfinkterik
fistüllerde uygulanan gevşek seton tedavisinin etkinliği ve tedavi
süresi araştırıldı.
Metod
Ocak 2000-Temmuz 2010 tarihleri arasında kliniğimizde opere
edilen ve gevşek seton uygulanan hastalar hastane kayıtları
retrospektif olarak incelendi. Perianal Chron hastaları çalışma
dışı tutuldu. Hastaların demografik özellikleri, fistül tipi, iç ağzının
bulunma oranı, setonun uygulama süresi, seton alınması sonrası
akıntının kesilme sürei ve nüks-başarı oranları araştırıldı.
Bulgu
Sözü edile sürede kliniğimizde 20 hastaya gevşek seton
uygulandı. Hastaların 15’i erkek, 5’i kadın idi. İç ağız 18 hastada
net olarak ortaya kondu. Seton uygulama süresi ortalama 3.5
(3-6) ay idi. Seton alındıktan sonra akıntı 18 hastada ortalama 7
(3-14) günde kesildi. İki hastada fistül devam etti. Akıntı kesilen
hastaların 2’sinde de hastalık izlemde nüks etti. Gevşek seton
uygulanan hastaların %80’inde tedavi başarısı sağlandı.
Tartışma ve Sonuç
Transsfinkterik fistüllerde gevşek seton uygulaması uzun
sürmesine karşın etkili bir tedavi seçeneğidir.
334
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P82
Hemoroidal Hastalıkta Matriks Metalloproteinaz
Seviyeleri ve Klinik Anlamlılığı
Erol Kisli, Ahu Kemik, Aziz Sümer, Özgür Kemik,
İsmail Hasırcı, Çetin Kotan
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Van
Giriş
Hemoroidal hastalığın etyolojisi bilinmemektedir. Epidemiyolojik
veriler ve histopatolojik bulgular, azalmış konnektif doku
stabilitesi ile hemoroidal hastalık insidansının birlikteliği hipotezini
desteklemektedir. Bundan dolayı bu çalışmanın amacı internal
(IH) (grade I, II, III, IV) ve external hemoroidal (EH) hastalıkta
matrix metalloproteinaz (MMP) kan seviyelerinin araştırılmasıdır.
Metod
Bu prospektif çalışmaya; kontrol grubu, grade I, grade II, grade III,
grade IV IH ve EH hastalığı olan (her grup için 20 hasta) hastalar
dâhil edildi. Gruplar için yaş ortalaması sırası ile 41,5 ± 17,9,
42,3 ± 13,9, 40,7 ± 15,6, 44,5 ± 16,9, 41,9 ± 18,2 ve39.6 ± 14,1
idi. Tüm hastalardan 10 cc kan alınarak MMP–1, -2, -7 ve -9 ve
TIMP–1 ve TIMP–2 plazma değerleri ELISA yöntemi ile ölçüldü.
Analizler için ANOVA testi kullanıldı. Grupların karşılaştırılması
için Mann-Whitney U test veya Fisher’s exact test kullanıldı.
Plazma seviyeleri arasındaki ilişkiyi tanımlamak için Spearman
correlation analizi kullanıldı. P < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı
kabul edildi.
Bulgu
Gruplar arasında yaş farklılığı yoktu. External ve grade1 arasında
TIMP-2 düzeyinde ileri derecede fark var. (p<0.001). Grade 1 ve
grade 2 arasında tüm parametreler arasında ileri derecede fark
vardı (p<0.001). Grade 3 ve grade 4 evreleri arasında, MMP-1,
-2, -7 ve -9 parameterelri arasında fark yoktu (p>0.05). TIMP-1
ve TIMP 2 düzeyleri arasında ise, ileri derecede anlamlılık vardı
(p<0.001). Grade 2 ve Grade 4 evreleri arasında MMP-1, -2, -7
ve -9 ve TIMP-1 ve TIMP-2 parametereleri arasında anlamlılık
vardı (p<0.001). Ancak bu evreler arasında, MMP-1, -2, -7 ve
-9 parametreleri arasında korelasyon pozitifti (r=0.53). TIMP-1 ve
TIMP-2 düzeyleri arasında ise negatif korelasyon vardı (r=-0.49).
Grade 1 ve Grade 3 evreleri arasında MMP-1, -2, -7, -9 ve TIMP1 düzeyleri arasında ileri derecede anlamlılık vardı (p<0.001).
TIMP-2 düzeyi açısından ise fark yoktu (p>0.05). External
ve grade 4 arasında TIMP-1 ve TIMP-2 düzeyleri hariç, ileri
derecede anlamlılık var (p<0.001). Kontrol grubu ile diğer tüm
gruplar arasında ileri derecede anlamlılık tespit edildi (p<0.0001) ve pozitif korelasyon (r=0.71).
335
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışma hemoroidal hastalığın patogenezinde kollajen
metabolizması bozukluğunun temel bozukluklardan biri olduğunu
desteklemektedir. Ancak bu değişimlerin eksojen veya endojen
etkilerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı açık değildir.
336
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P83
İleri Evre Hemoroidal Hastalıkta Hemoroidal
Arter Ligasyonu İle Eksizyonel
Yöntemlerin Birlikte Kullanımı
Cemal Kara1, Semih Yürekli1, İsmail Yaman2, Arif Uğuz1,
Turgay Özer1, Atilla El1
2
1
Karşıyaka Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İzmir
Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı,
Balıkesir
Giriş
Hemoroidal arter ligasyonu (HAL) özellikle evre 2 ve evre
3 hemoroidal hastalığı olanlarda kullanılırken, hemoroidal
pakelerin ileri derecede büyük olduğu hastalarda ise sıklıkla
eksizyonel yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada HAL ile
çeşitli eksizyonel yöntemlerin kombine olarak uygulanması ile
elde edilen sonuçlar sunulacaktır.
Metod
Mayıs 2009 ile Mart 2009 arasında evre 4 hemoroidal hastalık
nedeniyle opere edilen 44 hastanın dosyaları retrospektif olarak
incelendi. Hastaların tamamında spinal anestezi altında jack knife
pozisyonu kullanıldı. Hemen pakenin başlangıcına dentat linenın
yaklaşık 2-3 cm üstüne yaklaşık 0,5 cm derinlikte submukozal
absorbabl sütür konarak hemoroidal arter ligasyonu yapıldı.
Daha sonra hastalardan 30’una Ferguson, 12’sine Milligan
Morgan ve 2 hastaya da White- heat hemoroidektomi uygulandı.
Bulgu
Hastaların 17’si kadın ve ortalama yaş ise 41 idi. Ortalama yatış
süresi 2,2 gün oldu. Erken dönemde hiçbir hastada cerrahi
müdahale gerektiren komplikayon gözlenmedi.
Tartışma ve Sonuç
Hemoroidal hastalık toplumda % 4 ile 36 oranında görülmektedir.
Pek çok cerrahi tedavi yöntemi tanımlansa da özellikle ileri
evrelerde bu işlem oldukça zorlu olabilmektedir. HAL sıklıkla erken
evre hemoroidal hastalıkta güvenle uygulanmaktadır. Hemoroidal
hastalıkta HAL diğer yöntemlerle beraber kullanılabilmektedir.
Ama bu birliktelik sıklıkla HAL ile sorun çözümlenemediğinde
daha sonra ikinci bir cerrahi müdahalenin yapılması şeklindedir.
Hemoroidal pakelerin boyutunun artması ile beraber cerrahi
tercih eksizyonel yöntemlere kaymaktadır. Buradaki sıklıkla
karşılaşılan sorun ise işlem sırasındaki kanama ve pakelerin
büyüklüğü nedeniyle yeterli görüş alanının sağlanamamasıdır.
Bu haliyle işlem cerrah için oldukça sıkıcı hal alabilmektedir.
Bizde işlem öncesi HAL uygulayarak kanlanmanın azalması ile
daha az kanama ve pakelerin küçülmesini sağlamaktadır. Bu
işlem ameliyat süresini önemli ölçüde uzatmamakla beraber
hemoroidektomide önemli ölçüde konfor sağlamaktadır.
337
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P84
Her Perianal Abse Fistüle Dönüşür mü?
Kemal Eyvaz1, Cemile Kurt2, Yıldıray Tuncer1,
Mukaddes Demiray1, Hüseyin Uzun1
1
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi 3.Cerrahi Kliniği
2
Aile Hekimi Uzmanı
Giriş
Perianal abselerin tedavisinde ilk etapta cerrahi drenaj +
antibiyoterapi uygulanmasının yeterli olacağı, fistül traktüsünün
bulunarak fistülotomi veya seton uygulanması gibi cerrahi
tedavilere baş vurmanın gereği vurgulanacak.Anorektal sepsiste
akut fazda gelişan perianal abse ya spontan veya cerrahi olarak
drene edilir. Bunların %25-30’unda ilk altı ay içinde fistül traktı
gelişir ve zaman zaman sepsis ataklarına apse oluşumuna
neden olurlar. Anorektal sepsis çoğunlukla dentat çizgideki anal
glandlardan orjin almakta ve çoğunlukla E.Coli etken olmaktadır.
Bazı perianal abseler anal kanal çevresindeki fronkül, karbonkül
gibi kıl dibi infeksiyonlarından menşey alabilir. Öte yandan
Crohn hastalığı, kolitis ülseroza, malign hastalıklar, radyoterapi,
divertiküler hastalık, tüberküloz ve aktinomikoz gibi hastalıklara
sekonder olabilirler. Anorektal sepsise bağlı perianal abselerde
tedavi drenaj + antibiyoterapi ,drenaj + fistülotomi ,drenaj + seton
ve flep uygulamadır.
Metod
Acil ve elektif cerrahi polikliniklerin de perianal abse nedeniyle
drenaj + antibiyoterapi tedavisi uygulanmış hastalar çalışmaya
alınmıştır. Sekonder nedenlere bağlı olarak gelişen abseler
çalışma dışı bırakıldı.
Bulgu
Toplam 36 hasta çalışmaya alınmış olup bunlardan 22’si (%61)
erkek, 14’ü (%38) kadın hasta idi. Yaş ortalaması 33,2 olan
hastalararın 32’sinde lokal anestezi, 4’ünde genel anestezi
altında drenaj uygulanmıştır. Altı ay boyunca takip edilen
hastaların 12’sinde (%33) fistül gelişmiş , 24’ünde (%66) ise fistül
gelişmemiştir.
Tartışma ve Sonuç
Perianal apselerin cerrahi tedavisinde her ne kadar definitif
cerrahi düşünenler varsa sadece drenaj ile fistül traktüsü
gelişmeden yüksek oranda iyileşme olduğundan tedavide drenaj
+ küretaj yeterlidir.
338
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P85
Perianal Fistül Tedavisinde Nüksü
Artıran Nedenler
K. Eyvaz, H. Uzun, S. Balin, M. Eser, Y. Tuncer, N. Kurt
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Perianal fistül perirektal sepsisin devam eden kronik dönemini
anlatır. Daha önce spontan veya cerrahi olarak drene edilmiş
perirektal apse öyküsü genellikle bulunabilir.Anal fistülün
etkin tedavisi için önce fistül traktı saptanmalı ve onun sfinkter
kompleksi ile anatomik ilişkisi dikkatlice kategorize edilmelidir.
Bütün fistüllerin tedavisi için uygun olan tek yöntem yoktur.
Optimal tedavi cerrahın deneyimi ve takdirine bırakılmalıdır.( 1 )
Perianal fistül tanısı alan hastalarda komplike fistüllerde nüks
oranı yüksekliği ve iyileşme süresinin uzun olacağı dikkate
alınarak öncelikle fistülün basit veya komplike fistül olup
olmadığı öngörülmeli ve tedavi yöntemi bu öngörüler ışığında
seçilmelidir.
Bu poster sunumunda nüksü artıran nedenleri irdeleyerek
iyileşme süresine etkilerini sunmak istedik.
Metod
Kliniğimizde 2004-2010 yılları arasında perianal fistül tanısıyla
opere edilen 112 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi.
Fistüller Park sınıflandırılmasına göre tanımlandı. Nüks riski
olmadığı düşünülen olgular grup1, nüks riski olan olgular grup 2
olarak belirlendi.
Bulgu
112 hastanın 79’u erkek(%70.25.),33u bayan(%29.75).ortalama
yaşı 41.70(17–80) olarak saptandı. Preoperatif tanısal işlem
olarak endoskopi, MR, BT, EMG uygulandı. Hastalarımızda
kliniğimize kabullerinde perianal fistülle birlikte hemoroid,
anal fissür, polip perianal kitle, plonidal sinüs ve hidradenitis
süpürativa olduğu saptandı. Ek hastalıkları olan hastalarımıza
aynı seansta hemoroidektomi, LİS, polip ve sinüs eksizyonu gibi
işlemler ek işlem olarak uygulandı Fistül tipi olarak, intersfinkterik
tip:68(%60,71) ,transifinkterik tip24(%21,42), suprasfinkterik tip
12 (%10,71), extra sfinkterik tip 7 (%6,25), adet saptandı. Grup
1 deki hastalara yalnız seton veya seton ve fistülektomi veya
fistülotomi
Grup 2 deki hastalara klasik fistül tedavine ek
olarak ek hastalıkları ile ilgili işlemler uygulandı Grup 1 deki
4 (%6. 34) ve grup 2 de 7 (%14,28 ) hastada nüks saptandı.
Gruplar arasındaki nüks yüzdelik oranı farkı istatiksel olarak
anlamlı bulundu.( t=1,2 p <0,05 ) . İyileşme süresi grup 1 de
ortalama 4,6(2-8 hafta )ve grup 2 de 9,5 (5-22 hafta ) hafta
idi. İyileşme süreleri arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı
bulundu.(U=23 P <0.05 )
339
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Perianal fistülle beraber hemoroid, analf fissür, perianal kitle,
pionidal sinüs,hidradenitis supurativa gibi sekonder hastalıkların
da aynı seansta tedavi edilme düşüncesinin fistül nüksünü
artıracağı, zorunlu kalınmadıkça yandaş hastalıkların tedavisinin
daha sonraya bırakılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.
340
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P86
Apendiks Güdüğünün Lineer Stapler ile
Kapatılarak Laparaskopik Appendektomi
Uygulanması
Hakan Buluş, Ahmet Koyuncu, Mustafa Doğan, Tonguç Sugüneş, Ali Coşkun
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Akut apandisit batı yarım kürede acil cerrahi müdahale
gerektiren akut karın sebeplerinin en önemli nedenidir.
Laparaskopik apendektomi, akut apandisit şüphesinde yada
tanıyı doğrulamak amacıyla hastalarda giderek artan oranlarda
kabul edilen bir ameliyat olmuştur. Bu çalışmadaki amacımız
appendiks güdüğünün lineer stapler ile kapatıllmasının etkinliğini
araştırmaktı.
Metod
Akut apandisit tanısıyla Nisan 2010- Haziran 2010 tarihleri
laparoskopik apandektomi uygulanan 24 hasta çalışmaya dahil
edilmiştir. Çalışma prospektif nonrandomize olarak planlanmıştır.
Hastalar hastanede yatış, operasyon, işe başlama süresi, açığa
dönme oranı, güdük kaçağı, yara yeri infeksiyon oranı ve maliyet
açısından değerlendirilmiştir.
Bulgu
Lineer stapler ile kapatılarak laparaskopik appendektomi
uygulanan 8 kadın, 16 erkek hasta çalışmaya dahil edilmiştir
(ortalama yaş 33.1). Ortalama hastanede yatış süresi 2.8
gün bulundu (2-6). Sadece 1 hastada postoperetif yara yeri
infeksiyonu gelişti (% 4). Çalışmamızda hiç bir hastada açığa
dönülmedi ve bunula birlikte hiç bir hastada güdükten kaçak ve
buna bağlı apse izlenmedi. Ortalama ameliyat süresi 13 (7-21)
dakika, normal oral gıdaya ve günlük aktiviteye dönüş süresi
sırasıyla 16 (12-26) saat ve 3.8 (3-9) gün bulunmuştur. Bunlara
ek olarak mevcut maliyet 320 USD artmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışma göstermiştir ki apendiks güdüğünün laparaskopik
lineer stapler ile kapatılması güvenli bir tekniktir. Appendiks
güdüğünün lineer stapler ile kapatılması ayrıca kolay, hızlı ve
ucuz bir prosedürdür.
341
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P87
Laparoskopik Appendektomi:
Klasik? Tek Port?
Alper Sözütek1, Tahsin Çolak2, Musa Dirlik1, Ahmet Dağ2, Özgür Türkmenoğlu2
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Cerrahisi BD
2
Mersin Üniversitesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Akut apandisit, acil servise başvuran hastalarda en sık rastlanan
akut karın nedenlerinden biridir. Minimal invazif cerrahinin,
kozmezisin ve erken iyileşmenin güçlü bir şekilde savunulduğu
günümüz modern cerrahisinde laparoskopik appendektomi, açık
tekniğin yerini günden güne almaktadır. Son yıllarda, daha az
invazif ve skarsız bir yöntem olan transumblikal tek insizyondan
yapılan laparoskopik appendektomi yöntemi (TILA) apandisitin
cerrahi tedavisinde iyi bir alternatif yöntem olarak görülmektedir.
Doğal bir skar dokusu olan umblikusa yapılan kesi ile yerleştirilen
özel üç delikli trokar sayesinde gerçekleştirilen işlem ile
hasta skarsız iyileşmekte, ameliyat sonrası ağrı potansiyel
olarak azalmakta ve daha erken işe dönüş sağlanmaktadır.
Çalışmamızda, akut apandisit nedeni ile klasik laparoskopik veya
TILA uygulanan hastalarımızın sonuçlarını prospektif randomize
olarak değerlendirmeyi ve yöntemlerin uygulanabilirliğini
tartışmayı amaçladık
Metod
Kasım 2009-Ocak 2011 yılları arasında kliniğimiz tarafından
akut apandisit nedeni ile laparoskopik (grup 1, n=26) veya TILA
(grup 2, n=25) uygulanan toplam 51 hasta çalışmaya dahil
edildi. Gruplar demografik özellikleri, vücut kitle indeksleri (VKİ),
operasyon süreleri, peroperatif ve postoperatif erken dönem
komplikasyonlar, ağrının şiddeti, analjezi gereksinimi, hastanede
kalış süreleri ve ameliyattan 1 hafta ve 1 ay sonra olmak üzere
yara yeri komplikasyonları ve kozmetik görünüm açısından
değerlendirildi. Hastaların ağrı skorları ameliyat sonrası sırası ile
3, 6,12. saatte görsel ağrı skalası (VAS) kullanılarak kaydedildi.
Bulgu
Grup 1’de kadın/erkek oranı 18/8, median yaş 26 (15-62) iken
grup 2’de kadın/erkek oranı 15/10 median yaş 25 (18-54) idi.
Ortalama VKİ grup 1’de 23,9 kg/m2 (19-31) iken grup 2’de 23,6
kg/m2 bulundu. Her iki grup cins, yaş ve VKİ açısından benzerdi
(p≥0.05). TILA, klasik yöntemle karşılaştırıldığında; sırası
ile ortalama ameliyat süreleri (30.6± 10 vs. 30± 7 dk, p=0.76)
hastanede kalış süresi (1.2±0.43 vs. 1.3± 0.83 gün, p=0.72) ve
analjezi ihtiyacı (0.62±0.71 vs. 0.96±0.77, p=0.11) açısından
istatiksel bir farklılık saptanmadı. Grup 1 ve 2 VAS skorları sırası
ile 3 h (5.1±1.26 vs. 4.1±1.23, p<0.05) ve 6 h (3.3 ±1.09 vs.
342
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
2.6±1.08, p<0.05) karşılaştırıldığında TILA uygulanan hastalar
açısından istatiksel anlamlı bulunurken 12 h’ de VAS skorları
(2±0.84 vs. 1.9±0.92, p=0.74) benzerdi. Ameliyat esnasında her
iki grupta laparoskopik girişime ait herhangi bir komplikasyon
gelişmezken TILA uygulanan bir hastada yaygın abse nedeni ile
açık işleme geçildi. Bu hastada gelişen erken dönem subileus
tablosu medikal tedavi ile kontrol altına alındı. Birinci hafta
takiplerinde her iki grupta 5’er hastada yüzeyel deri enfeksiyonu
gözlendi, pansuman ve medikal tedavi ile kontrol altına alındı.
Birinci ay takiplerinde ise operasyon izi klasik yöntemin aksine
TILA de belirgin kaybolmuştu.
Tartışma ve Sonuç
TILA, klasik laparoskopik yöntem ile karşılaştırıldığında
ameliyat sonrası erken dönemde hastalar tarafından daha az
ağrı duyulan bir girişim olmakla birlikte analjezi ihtiyacında
anlamlı bir farklılık yaratmamaktadır. Bununla birlikte, klasik
yöntemle kıyaslandığında diğer postoperatif sonuçlar açısından
da herhangi bir farklılık göstermeyen bu teknik kabul edilebilir
komplikasyon oranı ve sağladığı daha iyi kozmetik sonuçlarla
akut apandisitin tedavisinde uygulanabilir iyi bir alternatif cerrahi
yöntemdir.
343
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P88
Tek Porttan Laparoskopik Kolorektal Cerrahi,
Erken Dönem Sonuçlarımız
Merter Gülen, Ö. Sezai Leventoğlu, B. Bülent Menteş, Deniz Yücel, Mehmet Oğuz
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi
Giriş
Tek kesiden laparoskopik kolorektal cerrahi son yıllarda kozmezis
ve minimal morbidite açısından konvansiyonel laparoskopi kadar
popülarize olmaya başlamıştır. Bu çalışmadaki amaç tek kesiden
laparoskopik kolorektal cerrahi uygulanan 5 vakanın erken
dönem sonuçlarının irdelenmesidir.
Metod
Kasım 2010-Mart 2011 tarihleri arasında malign patoloji nedeniyle
5 hastaya tek kesiden laparoskopik (TKL) cerrahi uygulandı.
Hastaların demografik özellikleri, operasyon süresi, insizyon
uzunluğu, açığa dönme oranı, postoperatif komplikasyonlar ve
patolojik sonuçlar önceden hazırlanmış standart formlara kayıt
edildi.
Bulgu
Üç hastaya TKL sağ hemikolektomi, 1 hastaya anterior
rezeksiyon, 1 hastaya da segmenter ince barsak rezeksiyonu
uygulandı. Tüm operasyonlar umblikal insizyondan SILS multiport (SILS™ Port, Covidien Ltd, Norwalk, CT, USA) yerleştirilerek
yapıldı. TKL sağ hemikolektomide ortalama operasyon süresi
115 dak (90-135), ortalama insizyon uzunluğu 5 cm (3-7) olarak
saptandı. Hastanede kalma süresi ortalama 4,2 (3-7) gündü.
TKL anterior rezeksiyon uygulanan hastada operasyon süresi
175 dak, insizyon uzunluğu 4 cm olarak saptandı. Postoperatif
4. günde hastaneden taburcu edildi. TKL segmenter ince barsak
rezeksiyonunda ameliyat 48 dakikada tamamlandı. İnsizyon
uzunluğu 4 cmdi. Hastanede kalma süresi 3 gündü. Hastaların
tamamı TKL cerrahi prosedürü olarak tamamlandı. Postoperatif
TKL sağ hemikolektomi uygulanan 1 hastada ileus gelişti,
konservatif olarak tedavi edildi.
Tartışma ve Sonuç
TKL cerrahi tekniği kolorektal cerrahide onkolojik olarak güvenli
ve uygulanabilir görünmektedir. Ancak rutin cerrahi prosedür
olarak yer almasına yapılacak geniş serili prospektif, randomize
çalışmaların uzun dönem takip sonuçlarına göre karar verilmelidir.
344
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P89
5 Yıllık Laparoskopik Apendektomi Sonuçları
İsmail Ethem Akgün, Gürkan Yetkin, Bülent Çitgez, Mehmet Velidedeoğlu, Ferhat Ferhatoğlu, Esin Gürbulak, Atilla Karakelleoğlu, Adem Akçakaya
Şişli Etfal Eğitim ve Aratırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Laparoskopik apendektomi genel cerrahlar tarafından, açık
cerrahiye kesin bir üstünlüğü kanıtlanamamasına rağmen her
geçen gün daha fazla tercih edilmeye başlanmış bir yöntemdir.
Kliniğimizde yapılan laparoskopik apendektomilerin sonuçlarını
literatür eşliğinde değerlendirmeyi amaçladık.
Metod
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.Genel Cerrahi
Kliniğinde Ocak 2006- Ocak 2011 tarihleri arasında,
anamnez, fizik muayene, labratuar bulguları, USG ve/veya
batın tomografisi yardımı ile akut apandisit tanısı alan 142
laparoskopik apendektomi olgusunun sonuçları retrospektif
olarak değerlendirildi.
Bulgu
Olguların 58’i erkek (%59), 84’ü kadın (%41) idi. Ortalama yaş 28
(14–54) olarak bulundu. Tüm apendektomiler 2 adet 10mm trokar
ve 1 adet 5mm trokar ile gerçekleştirildi. 10mm’lik göbek portu
kamera için kullanılırken, 10mm’lik suprapubik ve 5mm’lik sağ alt
kadrandaki port disseksiyon ve ekartasyon için kullanıldı. Apendiks
mezosu endoklips ve/veya ultracision ile ayrıldı. Apendiks radiksi
endoloop ile bağlanarak apendektomi uygulandıktan sonra
apendiks endobag ile karın dışına alındı.10(%7) olguda açık
apendektomiye konversiyon yapıldı.10 olgunun tümünde açık
ameliyata konversiyon nedeni disseksiyonun ilerletilememesi
idi. 6 olguda retroçekal subseröz apendiks nedeniyele güçlük
yaşanırken, 4 olguda retroçekal apendiks visüalize edilemedi.
2(%1,4) hasta da ise plastron saptanarak apendektomi
yapılmadı ve dren yerleştirilerek operasyona son verildi.13(%9)
olguda perfore apendiks ile karşılaşıldı, ancak bunların tümünde
operasyon laparoskopik olarak sonlandırılabildi. 19(%14) olguda
operasyon, apendiks lojuna dren yerleştirilerek sonlandırıldı. 2’si
perfore apendiks olgusu olmak üzere 5(%3,7) hastada batın içi
apse gelişti. Bunların 4’ü perkütan drenaj ile tedavi edilirken 1
hastamız laparatomi ile drene edilmek zorunda kalındı. Oral gıda
alımına başlangıç ortalama 10.saat (6-48saat) iken, hastanede
kalış süresi ortalama 1,6gün (1-13gün) olarak bulundu.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik apendektomi minimal invaziv cerrahinin
avantajlarına sahip olan, hem cerrahlar hem de hastalar
tarafından daha çok tercih edilmeye başlayan güvenli bir tekniktir.
345
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P90
Laparoskopik Yöntemin Alt ve Alt-Orta Rektum
Kanserlerinde Sfinkter Koruma Üzerine Etkisi
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Selahattin Vural, Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Metin Kement, Mustafa Haksal, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Rektum kanserlerinde laparoskopik yöntem artan sıklıkla
kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı laparoskopinin sfinkter
koruma üzerine etkisini araştırmaktır.
Metod
Bilgi girişi prospektif olarak yapılan veri tabanından 2000-2011
yılları arasında ameliyat edilen alt (<6 cm) ve alt-orta (<12
cm) yerleşimli rektum kanserli olguların hastalara, tümöre ve
ameliyata ait değişkenleri derlendi. Alt ve alt-orta yerleşimli
tümörlerde laparoskopik ve konvansiyonel yöntemlerde sfinkter
koruyucu ameliyat oranları birincil çıkarım olarak kıyaslandı.
Bulgu
Alt-orta yerleşimli 195 hasta (123[%63,1] erkek, 58,2±14,0)
laparoskopik (n=121, %62,0) veya konvansiyonel olarak
(n=74, %38) opere edildi. Açığa dönüş oranı %15,7 (n=19) idi.
Laparoskopik ve konvansiyonel olarak ameliyat edilenlerde yaş
(57,1±14,0 vs 60,0±14,1, p=0.170 ), cinsiyet (74 [%61,2] vs 49
[%66,2] erkek; p=0,477), tümör evresi (0/I/II/III/IV olarak 12[%1
0,0]/26[%21,7]/35[%29,2]/39[%32,5]/8[%6,7] vs. 5[%6,8]/11[%
15,1]/22[%30,1]/24[%32,9]/11[%15,1], p=0,307) ve preoperatif
radyoterapi alma oranları (97 [%80,2] vs. 56 [%75,7],p=0,459)
benzerdi. Bu olgularda sfinkter koruyucu ameliyat yapılabilme
oranı laparoskopik teknikte belirgin olarak yüksekti (91 [ %75,2]
vs. 37 [ % 50,0], p=0,000). Çalışma kapsamı sadece alt rektum
tümörlerine daraltıldığında 129 hastanın (83 [%64,3] erkek,
57.7±14.8) laparoskopik (n=78, %60,5) veya konvansiyonel
olarak (n=51, %39,5) opere edildiği gözlendi. Açığa dönüş
oranı %15,9 (n=12) idi. Laparoskopik ve konvansiyonel olarak
ameliyat edilenlerde yaş (57,1±14,7 vs 58,5±14,8, p=0.592
), cinsiyet (51 [%65,4] vs 32 [%62,7] erkek; p=0,760), tümör
evresi (0/I/II/III/IV olarak 7[%9,1]/19[%24,7]/20[%25,9]/26[%33,
8]/5[%6,5] vs 3[%6,0]/7[%14,0]/16[%32,0]/19[%38,0]/5[%10,0],
p=0,549) ve preoperatif radyoterapi alma oranlarının (71 [%91,0]
vs. 40 [%78,4], p=0,044) farklı olmadığı görüldü. Alt-orta rektum
kanserli olgularda olduğu gibi bu hastalarda da laparoskopik
teknik sfinkter koruyucu ameliyat yapılabilme oranını arttırmıştı
(49 [ % 62,9] vs. 18 [ % 35,3], p=0,002).
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopi diğer olumlu özelliklerinin yanı sıra gerek alt-orta
ve gerekse alt rektum kanserlerinde muhtemelen daha iyi bir
görünüş sağladığı için sfinkter koruma olasılığını arttırabilir.
Laparoskopik teknik bu özellik açısından araştırılmalıdır.
346
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P91
Laparoskopik Rektum ve Sigmoid Tümör
Rezeksiyonlarında 10 mm ve 5 mm’lik
Mühürleyicilerin Karşılaştırılması
Cem Gezen, Yunus E. Altuntaş, Osman Civil, Nuri Okkabaz, Selahattin Vural, Uğur Can, Mustafa C. Haksal, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Bu çalışmanın amacı 10 mm ve 5 mm’lik mühürleyici cihaz
(Ligasure®) kullanılarak yapılan laparoskopik rektum ve sigmoid
tümörlerindeki sonuçların irdelenmesidir.
Metod
Bilgi girişi prospektif olarak yapılan veri tabanından 2006-2011
yılları arasında laparaskopik olarak ameliyatına başlanan rektum
ve sigmoid tümörlü olgular retrospektif bir çalışmaya dahil
edildi. Adenokarsinom dışında kalan tümörler dışlandı. Hastalar
diseksiyonda 10mm ve 5 mm’lik mühürleme cihazı kullanılanlar
olarak 2 gruba ayrıldı ve gruplararası sonuçlar irdelendi.
Bulgu
191 hastanın (112 [%58,6] erkek, yaş: 59,4±13,9) 164’ünde
(%85,8) 10 mm’lik, 27’sinde (%14,2) 5 mm’lik mühürleme
cihazı kullanılmıştı. Hastaların demografik bilgileri (98 [%59,7]
vs 14 [%51,8] erkek, p=0,528 ve yaş 58,8±13,6 vs 59,5±14,0,
p=0.905) benzerdi. 10mm’lik ve 5mm’lik mühürleme cihazı
kullanılan olgularda tümör çoğunlukla rektumda bulunmaktaydı
(125 [%76,2] vs 25 [%92,6], p=0,055). Mühürleme sonrası
inferior mezenterik arter kanaması 4 olguda (%2,1) görüldü,
ancak hastaların birisi hariç kanama kontrolü için açığa dönüş
gerekmedi. Bu komplikasyon her iki grupta istatistiki olarak
benzerdi (2 [%1,2] vs 2 [%7,4], p=0,097). Operasyon süreleri
(210,1±53,5 vs 209,0±56,7 dk, p=0,907), kanama miktarları
(200 [aralık:0-1800] vs 150 [aralık:50-800], p=0.066), operasyon
sırasında (24 [%14,6] vs 1 [%3,7], p=0,97) ve sonrasında
transfüzyon gereklilikleri (45 [%27,4] vs 4 [%14,8], p=0122),
uzamış hemorajik dren gelen olma olasılıkları (4 [%2,4] vs 2
[%7,4], p=0,202) ve açığa geçiş oranları (25 [%15,2] vs 1 [%3,7],
p=0,084) farklılık göstermiyordu.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik rektum ve sigmoid tümör rezeksiyonlarında
10mm’lik ve 5mm’lik mühürleme cihazları benzer sonuçlar
vermektedir. Daha küçük trokardan geçebilme avantajı nedeniyle
bu olgularda 5mm’lik mühürleme cihazı kullanılması uygun bir
yaklaşım olabilir.
347
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P92
Laparaskopik Sağ Hemikolektomi Sonrasında
Erken Süperior Mezenterik Ven Trombozu:
Mühürleme Cihazına Bağlı İlginç Bir
Komplikasyon
Cem Gezen, Metin Kement, Osman Civil, Nuri Okkabaz, Mustafa C. Haksal, Yunus E. Altuntaş, Selahattin Vural, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Süperior mezenterik ven (SMV) yaralanması nadir görülen ve
mortal seyredebilen bir komplikasyondur. Bu çalışmada ameliyat
sonrasında SMV trombozu oluşan bir olgu sunulmaktadır.
Metod
Çekum tümörü tanısıyla laparoskopik sağ hemikolektomi
uygulanan olguda, postoperatif erken dönemde görülen SMV
trombozunun tanı ve tedavi yöntemi irdelenmektedir.
Bulgu
69 yaşında kadın hasta çekumda yerleşmiş adenokarsinoma
nedeniyle laparoskopik sağ hemikolektomi planlanarak
operasyona alındı. Medialden laterale doğru diseksiyon tekniği
uygulanarak tüm damarlar kökünden 5 mm’lik mühürleme cihazı
(Ligasure®) ile kapatıldı. Anastomoz ileum ve trasnvers kolon
arasında stapler kullanılarak yapıldı. Operasyon süresi 120 dk
ve kanama miktarı 200 cc idi. Ameliyat sonrasında hastanın
genel durumu bozuldu. Dreninden 5 saatte yaklaşık 6000
cc serohemorajik mayi geldi ve hasta oligürikti ve abdominal
distansiyonu vardı. 5000 cc kolloid ve kristalloid verilmesine
karşın santral venöz basıncı -4 cm-H2O idi. Lökosit değeri artmış
(15.700) ve metabolik asidozu gelişmişti, ancak hemoglobin
değerleri normaldi. Hastaya ameliyat bitiminden 6 saat sonra
laparotomi uygulandı. İnce bağırsaklarda venöz staz bulguları
(batın içi mayi, ödem, yer yer iskemik alanlar) mevcuttu. SMV
ortaya konuldu. Mühürlemenin bu bölgeden ve vene çok yakın
mühürleme yapılması sonucu ven akımının burada tamamen
durduğu veya azaldığı gözlendi. Mühürleme bölgesi tamamen
açıldı ve kanamanın gözlenmesi sonrasında ven duvarı 5:0 prolen
ile onarıldı. Anastomoz bozularak uç stoma yapıldı. Abdominal
kompartman sendromunu önlemek için fasya açık bırakılarak
cilt kapatıldı. Ameliyat sırasında başlanılan heparin uygulaması
sonrasında da devam ettirildi. İşlem sonrasında hastanın
değerleri dramatik olarak düzeldi. Ek problem gelişmeyen hasta
sorunsuz şekilde postoperatif 21.gün taburcu edildi. Hasta herni
tamiri ve stoma kapatılması için beklemektedir.
348
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Mühürleme cihazının bipolar olması nedeniyle çevresinde
hasar oluşturma potansiyeli olmadığı belirtilse de, mühürleme
cihazının büyük damarlara yakın bölgelerde kullanımında dikkatli
olmak gerekmektedir. SMV trombozu laparoskopik operasyon
sonrasında görülebilir. Erken tanı bu olgularda hayatidir ve
şüpheli olgularda reoperasyondan çekinilmemelidir.
349
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P93
Laparoskopik Total Rektal Prolapsus Tedavisi
Sonrasında Hastaların Hastane Deneyimi, Vücut
İmajı ve Kozmezis, Yaşam Kalitesi Sonuçları
Sezai Demirbaş1, Ergün Yücel2, İlker Sücüllü2, Ahmet Ziya Balta2, Hüseyin Sinan1
2
1
GATA Genel Cerrahi AD GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
Giriş
Son yıllarda total rektal prolapsus (TRP) tedavisi için laparoskopik
yaklaşım tercih edilen bir seçenek olmaktadır. Çalışmamızın
amacı, açık yöntem ve laparoskopik yöntemle ameliyat edilen
TRP’li hastaların, ameliyat sonrasında vücut imajı ve kozmezis,
fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi yönünden sonuçlarını
değerlendirmektir.
Metod
Hastalar kontrole geldikleri sırada ya da veri tabanımızdaki
telefonlarından aranarak anketteki sorulara cevapları alındı.
Toplam 105 (68’i Laparoskopik Rektopeksi, 37’si Açık Rektopeksi
yöntemi ile opere edilen) hasta çalışmaya dahil edildi.
Bulgu
Rektopeksi endikasyonu, prolapsustan olumsuz etkilenme süresi
ve demografik bulgular yönünden istatistiksel olarak anlamlılık
yoktu. Ameliyat öncesinde konstipasyon ve fekal inkontinans
gibi fonksiyonel bozuklukların dağılımı, sırasıyla % 35,2 ve %
16.2 idi. Ameliyat sonrası komplikasyonlar yönünden iki grup
arasında farklılık yoktu. Hastanede kalış süresi laparoskopik
rektopeksi grubunda anlamlı olarak kısaydı (p<0,0001). Her iki
grup; hastaların hastane deneyimi, vücut imajı ve kozmezis anket
skorları karşılaştırıldığında laparoskopik grupta skorlar daha
yüksekti. Her iki grup arasında konstipasyon ve fekal inkontinans
yönünden değişiklik olmadı. Sağlıkla ilgili spesifik anket (SF-36),
laparoskopik yöntem lehine istatistiksel olarak anlamlı sonuç
ortaya çıkardı.
Tartışma ve Sonuç
Laparoskopik rektopeksi, TRP’nin tedavisinde giderek artan
sıklıkta kullanılan bir tedavi yöntemi olmaktadır. Bu yöntem,
perioperatif ve postoperatif daha iyi sonuçlar için özellikle
hastaların daha iyi hastane deneyimi, vücut imajı ve kozmezis
için tercih edilebilir. Sonuçlarımız, her iki cerrahi yöntemden
sonra fonksiyonel durumda iyileşme olduğunu ve laparoskopik
yöntem sonrasında SF-36 sonuçlarına göre daha iyi bir mental
durum oluştuğunu gösterdi.
350
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P94
Kolon ve Rektum Tümörlerinde Laparoskopik
Cerrahi Tedavi Sonuçlarımız
Ediz Altınlı1, Aziz Sümer2, Neşet Köksal3, Serkan Senger1,
Ömer Faruk Özkan4, Ersan Eroğlu1
2
1
HNEAH, 2.Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Cerrahi ABD, Van
3
Kafkas Üniversitesi Genel Cerrahi ABD, Kars
4
TNEAH,Genel Cerrahi Kliniği, Trabzon
Giriş
Kliniğimizde yapılmış olan laparoskopik kolorektal cerrahi
girişimin sonuçlarını irdelemek.
Metod
2003-2011 tarihleri arasında kliniğimizde laparoskopik kolorektal
cerrahi işlem uygulanmış 38 olgu, yaş, cinsiyeti, transfüzyon
ihtiyacı, ameliyat süreleri, postoperatif analjezi ihtiyacı, oral
başlanma süreleri, hastanede kalış süreleri, postoperatif
komplikasyonları açısından retrospektif olarak incelendi.
Bulgu
Olguların 15 i rektum, 23 ü kolon tümörüdür. Olguların 18 i
erkek 20 si kadın olup, yaş ortalaması 51 yıl, kan transfüzyon
ihtiyacı 200±120 mL., ameliyat süresi rektum tümörlerinde
140 ± 40 dk, kolon tümörlerinde 110±35 dk dır. Postoperatif
analjezi ihtiyacı 2.2±0.88 gün, oral başlanma süresi 2 ± 0.9 gün,
hastanede kalış süresi 4 ±0.98 gün, olarak bulundu. Preoperatif
neoadjuvan radyo kemoterapi alan 1 rektum tm olgusunda teknik
nedenlerden dolayı açık ameliyata geçildi. Bir olguda pelvik abse
oluştu ve laparoskopik olarak drene edildi. Ortalama 39 aylık
takiplerde 1 kolon tümörü olgusunda trokar bölgesinde nüks
tespit edilmiş olup, geniş batın ön duvar eksizyonu ve mesh ile
onarım uygulanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Minimal invazif cerrahinin avantajları göz önüne alındığında,
kolon ve rektum tümörlerinin cerrahisinde laparoskopik
uygulamalar, iyi seçilmiş olgularda güvenli tedavi yöntemidir.
351
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P95
Kolostomi Prolapsusunda
Altemeier Benzeri Onarım:
Olgu Sunumu
Ahmet Ziya Balta1, Ergün Yücel1, Yavuz Özdemir1, Hüseyin Sinan2, İlker Sücüllü1
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
2
GATA Acil Cerrahi AD
Giriş
Kolostomi prolapsusu kolon duvarının stomadan tam kat protrüze
olmasıdır. En sık acil cerrahi esnasında belirgin yandaş hastalığı
olan hastalara açılan loop kolostomilerde görülse de nadir olarak
uç kolostomi uygulamalarından sonrada karşılaşılabilmektedir.
Bu komplikasyon geç dönemde ortaya çıkan, ölümcül olmayan
ancak fiziksel ve psikolojik açıdan hastayı, tedavi yönteminin
seçimi ve başarısı açısından da cerrahı sıkıntıya sokan bir
durumdur.
Metod
Kolostomi prolapsusu olan 30 yaşında erkek hastada şikayetler
yaklaşık 8 ay önce başlamış. Yüksek hızlı mermi ile 1995 yılında
yaralanan hastada grade 3-4 distal rektum ve torakal 11. vertebra
seviyesinden medulla spinalis yaralanması saptanmış. Hastaya
ilk başvurduğu hastanede Hartman operasyonu ve presakral
drenaj yapılmış ve hastanın postoperatif dönemi sorunsuz
olarak geçmiş. Paraplejik olması nedeniyle kolostomi onarımını
reddeden hasta yaklaşık 14 yıl kolostomi ile sorunsuz olarak
yaşamış. Hastada sekiz aydan beri giderek büyüdüğünü ifade
ettiği kolostomi prolapsusu mevcuttu.
Bulgu
Ameliyata cilt-stoma bileşkesine yapılan sirküler kesi ile başlandı
ve kolon serbestleştirildi. Prolabe kolon segmenti serozası ile düz
bir segment haline getirildi. Ardından mezo diseksiyonu yapılarak
prolabe kısım rezeke edildi. Eski stoma etrafındaki genişlemiş
olan cilt proksimal ve distalden yaklaştırılarak kolostomi yeniden
oluşturuldu. Hasta ameliyat sonrası 3. günde taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
Kolostomi prolapsusunun patofizyolojisine bakıldığında karın
içi basıncında yükseklik, fasyadaki defektin büyük açılması,
kolon mezenterinin paryetal peritona yetersiz fiksasyonunun rol
oynadığı düşünülmektedir. Kolostomi prolapsusları sıklıkla loop
kolostomilerde görülmekle birlikte nadir de olsa uç kolostomi
prolapsuslarına da rastlanmaktadır. Kolostomi prolapsusları
günümüzde laparatomili yada laparatomisiz, lokal yada genel
anestezi altında birçok teknikle tedavi edilmektedir. Kolostomi
prolasusu ile rektal prolapsus patofizyolojik mekanizmaları
352
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
incelendiğinde benzer predispozan faktörler göze çarpmaktadır.
Biz de bu bilgi ışığında olgumuzda Altemeier’in tarif ettiği perineal
rektosigmoidektomiye benzer teknikle onarım gerçekleştirdik.
Sonuç olarak kolostomi prolapsusları sık olmasa da
karşılaşıldığında hastayı ve cerrahı sıkıntıya sokan bir durumdur.
Genellikle laparotomi ve stoma yerinin değiştirilmesi şeklinde
tedavi edilen bu hastalarda, Altemeier benzeri stoma onarımıda
minimal invazif ve konforlu cerrahi seçeneklerden biridir.
353
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P96
Küçük Pelviste Yapılan Ameliyatlarda Özel
Işıklandırma Yöntemiyle Aydınlatma
Shebruz Novruzova1, Xatire Abbasova2, Sevda Aliyeva1, Parviz Abbasov1
1
Azerbaycan Tıb Universitesi, Cerrahi Hastalıklar Ana bilim Dalı
2
Elmi Cerrahiyye Merkezi
Giriş
Abdominal kavitenin derin yerlerinde, aynı zamanda küçük
pelviste yapılan ameliyatlarda cerrah ve cerrahi aletlerin dışarıdan
gelen ışığın önünü kesmesi sonucunda ameliyat sahasında gölge
oluşması ameliyatın teknik zorluklarını arttırmaktadır. Bu zaman
ameliyat sahasında anatomik oluşumların diferensasyonu ve
hemostazın sağlanması zor olduğundan iatrojen zedelenme
riski artıyor ve ameliyat süresi uzuyor. Ameliyat sahasının derin
yerlerinde iyi aydınlanmanın sağlanması için biz özel bir lamba
kullanımını öneriyoruz.
Metod
Modelin temelini elastik ayakcıklı lamba oluşturuyor. Lamba,
içerisinde pil yerleştirilmiş silindir şeklinde korpusun üzerinde
yer alıyor. Metal korpus ameliyat alanını genişleten aletlere
takılıyor. Lamba elastik ayakcık üzerinde bulunduğu için istnilen
tarafa kolayca yöneltilebilir, böylece ameliyat alanında yeterli
aydınlanma ve görüntünün netleşmesi sağlanabiliyor.
Bulgu
Lambaya formalinin %50`lik solüsyonuyla kemikal sterilizasyon
uygulanıyor. Bu sterilizasyon yöntemi pillerin zarar görmemesini
sağliyor. Kullanım süresi dolmuş piller, metal korpusun yukarı
kapakcığını açmakla yenisiyle degiştirilebilir. Lambanın başka bir
avantajı ise onun intraoperasyon transilüminasyon aracı olarak
kullanılabilir olması.
Tartışma ve Sonuç
Böylece bizim önerdiğimiz özel lamba ameliyatin derin alanlarında
efektif aydınlanmanın sağlanmasına yardım ediyor.
354
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P97
Radyasyon Proktiti Oluşturulan Sıçanların
Tedavisinde Probiyotik ve 5-ASA Etkinliklerinin
Fekal Biyobelirteçler Yardımı ile Karşılaştırılması
(Deneysel)
Özgür Dandin1, Ahmet Ziya Balta2, Ergün Yücel2, Yavuz Özdemir2, İlker Sücüllü2, Sezai Demirbaş3, M. Levhi Akın2
2
1
Bursa Asker Hastanesi
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi
3
GATA Genel Cerrahi AD
Giriş
Radyasyon proktiti özellikle rektum, prostat ve jinekolojik
kanserlerin tedavisinde uygulanan radyoterapinin sık görülen
komplikasyonlarından biridir.Radyoterapinin barsağa olan etkileri
klinik ve patolojik temel alınarak akut ve kronik hasar olarak
ikiye ayrılır. Pelvik radyoterapi alan hastaların %75’inde rektal
semptomlar görülür ve bunların %20’sinde kronik proktit gelişir.
Mukozal inflamasyonun şiddeti dolayısıyla hastalığın tedaviye
olan yanıtının takibi ya endoskopik muayene ile invazif olarak ya
da fekal biyobelirteçler ile non-invazif olarak saptanabilir.
Metod
Çalışmada 32 adet dişi/erkek sıçan kullanıldı. Dört grup
oluşturuldu. Kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmadı.
Proktit modeli pelvik bölgeye uygulanan tek doz 17,5 Gy
radyasyon ile oluşturuldu.Proktit oluşturulan 3 gruptan ilkine
tedavi verilmedi. İkincisine radyasyon sonrası 14 gün boyunca
5-ASA (5-aminosalisilik asit), son gruba ise radyasyon sonrası
14 gün boyunca LGG (Lactobacillus rhamnosus LGG) uygulandı.
Denekler gün aşırı tartıldı. Yedi ve 14üncü günlerde deneklerden
fekal biyobelirteç ölçümleri için feçesler toplandı. Çalışmanın
14üncü gününde deneklerin rektumları laparatomi ile çıkarıldı.
Sonuçlar makroskopik ve mikroskopik olarak değerlendirildi.
Bulgu
Deneklerin kilo değişimleri değerlendirildiğinde, radyasyon verilip
tedavi almayan grupta istatistiksel olarak anlamlı derecede kilo
kaybı mevcutken (p<0,05) 5-ASA ve probiyotik gruplarının kontrol
grubuyla beraber kilo aldığı görüldü. Makroskopik ve histolojik
açıdan probiyotik ve 5-ASA verilen gruplarda tedavi yapılmayan
gruba göre anlamlı derecede iyileşme saptandı (p<0,05). ASA
ve probiyotik grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı
(p>0,05).
Tartışma ve Sonuç
Akut radyasyon hasarı genellikle radyasyon tedavisinin 2nci–
4üncü haftalarında başlar ve en sık görülen belirtisi diaredir.
Pelvik radyoterapi alan hastaların %75’inde rektal semptomlar
355
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
görülür ve bunların %20’sinde kronik proktit gelişir. Radyasyona
bağlı proktitin ilaç ile tedavisinde öncelikle oral veya enema
formu tercih edilen steroidler veya çeşitli 5-ASA preparatları
gibi anti-inflamatuar ajanlar tercih edilir.Ayrıca yapılan birçok
deneysel çalışmada probiyotiklerin de radyasyonun barsakta
meydana getirdiği hasarı önlemede ve tedavide faydası olduğu
gösterilmiştir.Sonuç olarak probiyotiklerin radyasyon proktiti
tedavisinde 5-ASA kadar etkili olduğu, fekal biyobelirteçlerin
radyasyon proktitinin tanısı ve tedavinin etkinliğinin
değerlendirilmesinde uygun belirteçler olabileceği kanısına
varılmıştır.
356
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P98
İleal Poş- Vajinal Fistüllü Hastaya Yaklaşım
Gülten Çiçek Okuyan, Metin Tilki, Mehmet Talu, Varol Esatoğlu, Güven Erdoğdu, Yılmaz User Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Giriş
Kliniğimizde rektum ca ve hepatik fleksura ca nedeniyle total
proktokolektomi, ileal J poş ileoanal anastomoz uygulanan
hastada gelişen ileal poş-vajinal fistül komplikasyonuna
yaklaşımın değerlendirilmesi.
Metod
2009 yılında HNH 3. Genel Cerrahi Kliniğinde rektum ca ve
senkron hepatik fleksura ca nedeniyle total proktokolektomi,
ileal j poş ileoanal anastomoz ve koruyucu ileostomi uygulanan
hastada gelişen ileal poş-vajinal fistül komplikasyonun literatür
eşliğinde incelenmesi.
Bulgu
67 yaşında bayan hasta senkron rektum ca ve hepatik fleksura
tm nedeni ile opere edildi. Hastanın daha önceden endometrium
ca nedeniyle operasyon ve pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü
mevcuttu. Postoperatif 10. gününde vajenden intestinal mayi
gelmesi şikayeti olan hastaya endoskopi, fistülografi ve jinekoloji
konsültasyonları yaptırıldı. Ameliyat sonrası 30. gününde
operasyona alınan hastaya abdominal yaklaşım tercih edilerek
eksplorasyon yapıldı. Stapler hattından fistülizasyon olduğu
anlaşıldı. Ayrıştırılarak vajen ve anastomoz bölgesi primer olarak
onarıldı. Hastanın takibinde sorun yaşanmadan postoperatif 7.
gününde taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç
İleal poş-vajinal fistül sıklığı literatürde % 3-16 olarak
bildirilmektedir. İlealpoş-ileoanal anastomoz son yıllarda
chron, ülseratif kolit, familyal polipozis koli gibi bir çok nedenle
uygulanan bir operasyon olup, poş-vajinal fistül istenmeyen
bir komplikasyonudur. Çoğunlukla fistül ileoanal anastomoz
hattındadır. Diğerleri anastomoz hattının altındadır. Bizim
hastamızda fistül anastomoz hattında idi.Tanıda endoskopi,
fistülografi, vajinal muayene yaptırıldı. Tedavide lokal ve
abdominoperineal yaklaşımlar vardır. Fibrin glue enjeksiyonu,
transvajinal ve transanal flep kaydırma, gracilis flep ilerletme
lokal tamir seçenekleri arasındadır. Ancak abdominoperineal
yaklaşımın daha üstün olduğu belirtilmiştir.Ayrıca rekürrens
durumlarında poşun çıkarılabileceğinin bir seçenek olabileceği
belitilmektedir. Hastamızda abdominal yaklaşımla başarılı sonuç
almış bulunmaktayız. Az görülen ve tedavisi komplike olan ve
rekürrens sıklığı yüksek olan bu komplikasyona yaklaşımımız
literatür bilgileri doğrultusunda olmuştur. Bu hasta için de
abdominal yaklaşımın olumlu sonucu görüldü ve bu tip hastalara
daha komplike bir yol olmasına rağmen abdominal yaklaşımın
daha uygun olduğu düşünüldü.
357
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P99
Mezenterik Epidermoid Kisti:
Çok Nadir Bir Yerleşim
Nuraydın Özlem, Umut Yılmazyıldırım, Alper Ceylan, Kadir Yıldırım, Sadık Keşmer
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Giriş
Epidermoid kist mezenterde çok nadir görülür. Testis epididim
çekum appendiks dalak aksesuar dalak karaciğer beyin gibi diğer
iç organlarda da bildirilmiştir. Burada bir mezenterik epidermoid
kist olgusunu sunmaktayız.
Metod
Kırksekiz Y ♀ 7 günlük karın ağrısı ve konstipasyon yakınmasıyla
başvurdu. Hastalık trauma operasyon geçirmemişti.
Bulgu
Fİ sol hipokondriumda mobil kitle vardı. Batın USG; umblikusun
sol üstünde mezenterik yağlı dokuda R:65 mmlik kitle. CT;
pankreas kuyruk inferior düzeyinde duodenum 3. kısım distal
anterior komşulunda yumuşak doku dansitesi bulunan yaklaşık
75 mm çapında oldukça iyi sınırlı kitle vardı. MRI;kist duvarı
kontrastlanma, çevre barsak mezenterinin bölgeye toplanması
ince barsak intusepsiyonunu düşündürmüştür. Kolonoskopi;
normal.Laboratuar: normal , Kist hidatik İHA:- Laparotomide
treitzdan itibaren 10. cm’de başlayan jejenum mezosunda 7
cmlik düzgün kenarlı kitle mevcuttu. Total ekstirpe edildi.(şekil 1)
Post op komplikasyon olmadı. Post op 3. gün evine gönderildi.
Spesmenin kesitinde sarı yeşil kötü kokulu sebaseous materyal
vardı. Epidermoid kist düşünüldü.
Tartışma ve Sonuç
Pubmed de “epidermoid cyst”,“ abdomen” anahtar kelimeleri ile
tarama yapıldığında 7 yayın bulunmuştur. Bunlardan yalnızca
1 inde mezenter yerleşimli idi. Epidermoid kistin histogenezisi
bilinmiyor. Kistler genellikle sekestrasyon yapan kistlerdir.
Doğumsal yada kazanılmış olabilir. Kazanılmış olanlar travmatik
yada iatrojenik (epidermisin lokal implantasyonu; intraoperatif
deri eklerinin karın içi herhangi bir yere implante edilmesi)
olabilir. Horibe ve ark pankreas içi aksesuar dalaktaki epidermoid
kisten pankreatik kanallardaki epitelin kronik inflamasyona bağlı
skuamoz metaplazisinin sorumlu olabileceğini düşündüler. Bükte
ve ark çekal epidermoid kist olgularının etiopatogenesinde,
embriogenezis sürecinde embriyonik ekdodermin abberant
yerleşmesini olası sorumlu olarak görmüşlerdir. Olgumuzda
epitelyum göçünü kazanılmış nedenlerle açıklayamıyoruz.
Epidermoid kistler benign olarak bilinir; nadiren malign potansiyel
taşıyabilir;skuamoz hücre ca ya dönüşebilir. Olgumuzda böyle bir
progresyon oluşmamıştı. Konstipasyonlu yada intraabdominal
kitlesi olan hastaların ayırıcı tanısında çok çok nadir de görülse
mezenkimal epidermoid kist akla getirilmelidir.
358
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P100
Crohn Hastalığına Eşlik Eden Pyoderma
Gangrenosum
Ebru Kırbıyık, Erman Aytaç, Bilgi Baca
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Crohn Hastalığı temel patogenezinin halen açıklık kazanmamış
olması ile birlikte eşlik eden farklı ekstraintestinal patolojilerin
varlığı ile tedavi sürecinde ciddi sorunlar yaratan bir patolojidir.
Bu çalışmada fistilüzan Crohn Hastalığı ile birlikte pyoderma
gangrenosum (PG) gelişen bir olgumuzun klinik takibi ve tedavi
sürecini sunmayı amaçladık.
Metod
24 yaşında kadın sekiz yıldır Crohn Hastalığı nedeniyle
kliniğimizde takip ve tedavi edilmekteydi. Eşlik eden Hermansky
Pudlak sendromu ve generalize albinizmi mevcuttu. On yıl önce
hemoroidektomi geçirmiş ve iki defa perianal fistül nedeniyle
opere edilmişti. Ayrıca eşlik eden hepatit C virus enfeksiyonuda
mevcuttu. Bir yıl önce rektovajinal fistül nedeniyle lup ileostomi
açılan hastanın ameliyat sonrası birinci ayında stoma çevresinde
ağrılı nekrotik görünümde eksudatif iki adet lezyon gelişti. Steroid
ve çinko içeren topikal tedavi ve yara örtüsü ile yara iyileşmesi
sağlanamayınca stoma yeri değiştirildi. Ancak takiplerinde stoma
çevresinde tekrar pürülan görünümlü, eksudatif, ülsere yara
oluştu ve hastanın perianal hastalığında gerileme olmadı. Mevcut
parastomal yerleşimli lezyonların PG olduğu teşhis edildi.
Bulgu
Topikal steroidli krem, ek sistemik steroid tedavisi ve yara
örtüsü ile PG tedavisi başlandı. Hastanın karaciğer fonksiyon
testlerindeki yükseklik nedeniyle PGye yönelik sistemik tedavi
uygulanamadı.
Tartışma ve Sonuç
PG izole olarak görülebilsede bazı kronik patolojilere eşlik
edebilmektedir. İnflamatuvar bağırsak hastalıkları ile de çok
nadir olarak görülmektedir. PG nin klinik olarak tanınması ve
özellikle Crohn Hastalığı gibi kronik hastalığı olan olgularda
tedavisi multidisipliner yaklaşım ve klinik tecrübe gerektirmekdir.
Olgumuzda ayrıca eşlik eden hepatit C enfeksiyonu varlığı ve
ileri perianal tutulum immunsupresif tedavi uygulanmasını
engellemiştir.
359
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P101
İnflamatuar Barsak Hastalıklarında Mezenkimal
Stromal Kök Hücre Naklinin Etkileri
Volkan Şenkal2, Baki Ekçi1, Cengiz Pata2,
Mehmet Çağlıkülekçi1, Ümit Akyüz2, Fırat Yanlız2
2
1
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Gastroenteroloji BD
Giriş
İnflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH), doğal ve adaptif
immun sistemin, kommensal bakteri ve mikrobiyal ürünleri
de içeren birçok normal öğeye karşı kontrol dışı reaksiyonu
ile giden hastalıklarıdır. Hastalığın tedavisinde değişik ilaçlar
kullanılmaktadır. Son yıllarda ön plana çıkan kök hücre nakli ile
tedavi protokolleri değişik hastalıklarda kullanılmakta ve umut
verici sonuçlar gözlenmektedir. Mezenkimal stromal hücreler
(MSH), ilk olarak insan kemik iliğinden ancak daha sonraları yağ
dokusu, kord kanı, fetal karaciğer, kan gibi diğer dokulardan da
izole edilebilen, mezoderm kökenli, fibroblast benzeri, nadir hücre
topluluklarıdır. Deneysel inflamatuar barsak modelinde tedavi
protokolleri ve MSH naklinin etkinlini araştırmayı planlandık.
Metod
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deneysel Hayvan
Laboratuvarında gerçekleştirilen çalışmada 180-250 gr
ağırlığında 42 genç erişkin dişi Wistar türü rat kullanıldı. Her
grupta randomize olarak seçilmiş 6 rat olmak üzere toplam
yedi grup oluşturuldu. Ratlarda, Dekstran sülfatsodyum (DSS)
konularak Inflamatuar barsak hastalığı modeli oluşturuldu.
MSH, hastanemizde seksiyo ile doğum yapan, aydınlatılmış
onam formu alınmış bir gebenin 100 cc kordon kanı alınarak
İstanbul Teknik Üniversitesi, Kök Hücre Teknolojileri ONKİM
laboratuarında üretildi. Çalışma grupları ve tedavi protokolleri
aşağıdaki gibi planlandı. Grup 1) DSS verilmeyip takip edildi
(sağlıklı kontrol grubu). (n=7)
Grup 2) DSS verilip placebo
uygulandı. (n=7) Grup 3) DSS verildi, steroid (metilprednisolon
1 mg/kg, po) uygulandı. (n=7)
Grup 4) DSS verildi, 5 ASA
(mesalazin 100 mg/kg, po) uygulandı. (n=7) Grup 5) DSS verildi,
MSH (106 hücre/rat, intraperitoneal) uygulandı. (n=7) Grup
6) DSS verilip streoid (metilprednisolon 1 mg/kg, po) ve MSH
(106hücre/rat, intraperitoneal) uygulandı. (n=7) Grup 7) DSS
verilip 5ASA (mesalazin 100 mg/kg, po) ve MSH (106 hücre/rat,
intraperitoneal) uygulandı. (n=7) DSS, %3 oranında hazırlanarak
içme suyuna konuldu ve ratlara 14 gün süresince verildi. MSH,
14 günlük sürecin sonunda (14.günde), bir defa olacak şekilde
intraperitoneal olarak, 106 hücre/rat olarak uygulandı. Steroid
(1 mg/kg) ve 5 ASA (100 mg/kg dozunda), 14 günlük siklüsün
8. gününden başlayarak hergün (8., 9., 10., 11., 12., 13., 14.
günlerde) içme suyuna konuldu. Dışkılama değişiklikleri ve
360
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
içtikleri suyun miktarın daha doğru takip edilmesi amacı ile her
kafeste tek rat olacak şekilde takip edildi. Tüm ratlar 17. günde
dekapite edildi. Gruplar; klinik olarak (kilo kaybı, diare, sağkalım,
rektal kanama), histopatolojik olarak (total kolektomi sonrası
kolon mukozasında hiperemi, ülserasyon, duvar kalınlaşması)
ve biyokimyasal olarak (IL-10, TNF-α, IFN-γ) ile birbirleri ile
kıyaslandı.
Bulgu
Araştırmanın ilk günü (1. gün) ile son günü (17. gün) arasındaki
vücut kilo kaybı yüzdeleri; Grup 1 için %3.3±1.1, Grup 2 için
%14.1±2.2, Grup 3 için 11.3±3.3, Grup 4 için %10.6±6.6, Grup 5
için %9.1±1.1, Grup 6 için %8.3±2.2 ve Grup 7 için %12±1.1 idi.
MSH uygulanan gruplarda kilo kaybı daha az olma eğilimindeydi.
Bu azalma steroid ilavesi ile bir miktar daha belirginleşmesine
rağmen gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Patolojik
kesitlerdeki kolit skoru Grup 1 için 0, Grup 2 için 2.83±0.16, Grup
3 için 2.16±0.16, Grup 4 için 2.5±0.22, Grup 5 için 1.0±0, Grup
6 için 1.16±0.16, ve Grup 7 için 1.33±0.21 idi. Grup 1 ile tüm
gruplar ve Grup 2 ile 4, Grup 2 ile 5, Grup 2 ile 6, Grup 3 ile 6,
Grup 4 ile 5 ve Grup 4 ile 6 arasında istatistiksel olarak anlamlı
fark bulundu. Serum sitokin düzeylerinde IL-10 düzeyi Grup 1
için 108.33±2.23 pg/ml, Grup 2 için 80.83±3.62 pg/ml, Grup 3 için
112.23±3.62 pg/ml, Grup 4 için 128.66±2.74 pg/ml, Grup 5 için
131.66±3.83 pg/ml, Grup 6 için 138.33±3.19 pg/ml ve Grup 7 için
115.33±5.21 pg/ml idi. Serum IL-10 düzeyleri Grup 2 ile 5, Grup
2 ile 6 ve Grup 3 ile 6 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark
bulundu. Patoloji kesitlerindeki kolit skoru ile serum IL-10 düzeyi
arasında ters korelasyon olduğu görüldü ancak istatistiksel
olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Diğer gruplarda görmediğimiz
ancak MSH verdiğimiz gruplarda kolon mezosundaki vaskülarite
artışı görüldü.
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamızda patolojik incelemedeki kesitlerde saptanan kolit
skoru ve serum IL-10 düzeyi baz alınarak MSH verilen gruplarda
kolit skoru daha düşük ve serum IL-10 düzeyini daha yüksek olma
eğiliminde olduğunu gördük. MSH, Crohn hastalığı tedavisinde
etkili bir tedavi potansiyeli taşımaktadır. Steroid ile birlikte
kullanılması tedavi yanıtını artırıcı etkisi olduğu düşünülebilinir.
Ancak insan tedavisinde kullanılabilmesi için, MSH ile ilgili;
etki mekanizmaları, güvenilirlikleri ve yan etkileri ile ilgili yeni
çalışmalara ihtiyaç vardır.
361
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
P102
Konstipasyon Nedeni Rektosel Olabilir mi?
Fırat Tutal1, Cemile Kurt2, Manuk Manukyan1,Necmi Kurt1,
Mehmet Gökçeimam1, Salim Balin1, Hüseyin Uzun1
1
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi 3.Cerrahi Kliniği,
2
Aile Hekimi Uzmanı
Giriş
Konstipasyon nedeniyle önemli yakınmaları olan kadın
hastaların dikkatli muayeneleriyle mevcut rektoselin saptanması
ve cerrahi tedavileri ile yüksek oranda başarı elde edildiğinin
vurgulanması. Rektosel rektum ön duvarının vajinaya doğru
prolabe olması, fıtıklaşmasıdır. Konstipasyona neden olabildiği;
konstipasyonunda rektoseli arttırdığı bilinmektedir. Etyolojisinde
çok doğum yapma, pelvik taban bozukluğu, konstipasyon,
nöropatiler, anal kanal basınç yüksekliği, paradoksal müsküler
kontraksiyonlar rol oynar.
Metod
Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Maltepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi departmanında yapılan
toplam 16 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların
rektosel tanıları hastanın parmakla defekasyona yardımcı
olması anamnezi, litotomi pozisyonunda vajinadan prolapsusun
görülmesi, genupektoral veya litotomi pozisyonunda rektal tuşe
ile vajinaya herniasyonun parmakla tespit edilmesi, defagografi
ile 2 cm den büyük prolapsusun görülmesi ile kondu. 16 hastanın
hepsi transvajinal yolla vajina ve rektum arasından levator
adelelerinin ve çevre dokularının pilikasyonu ile greftsiz cerrahi
olarak onarılmışlardır.
Bulgu
Hastaların yaş ortalaması 46,3 olup 8’inde etyolojik neden,
multipariteye sekonder olduğu 3 ünde anal kanal basıncının
yüksekliğini takiben konstipasyona sekonder geliştiği, 3 hastada
obezite ve konstipasyon, bir hastada pelvik taban bozukluğuna
sekonder rektoselin oluştuğu tespit edilmiştir. Birinde etyolojik
neden saptanamamıştır. Ameliyat hastaların takip süreleri 11
ila 36 ay arasında yapılmış olup, 8 hastada (%50) tam iyileşme
4 hastada (%25) iyi derecede başarı elde edilmiş 2 hastada
(%12.5) kısmı başarı 2 hastada ise yakınmalar devam etmektedir.
Ortalama başarı oranı %75 olarak bulunmuştur.
Tartışma ve Sonuç
Kronik konstipasyonu olan ve parmak yardımıyla defekasyon
yapmaya çalışan kadınlarda büyük vajinal rektosel beklemeden
fizik muayene defagografi yapılmalıdır. Rektal tuşede anal kanal
sıkma basıncı yüksek olduğu düşünülüyorsa anal kanal basıncı
ölçülerek cerrahi tedavi yapılmalıdır.
362
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
VİDEO BİLDİRİLER
363
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
364
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
V 01
Laparoskopik Aşağı Anterior Rezeksiyonda Teknik Adımlar
Mehmet Fatih Can, Gökhan Yağcı, Nail Ersöz,
İsmail Hakkı Özerhan, Sezai Demirbaş, Sadettin Çetiner
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
V 02
Tek Port Kullanılarak Transanal Endoskopik Cerrahi
Sezai Demirbaş, M.Tahir Özer, Eyüp Duran, Muharrem Öztaş,
Hüseyin Sinan, Sadettin Çetiner
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
V 03
Komplike Apandisit Kliniğiyle Presente Olan Karsinoid
Tümör Ve Laparoskopik Tedavisi
Gültekin Ozan Küçük
Samsun Gazi Devlet Hastanesi
V 04
Apendiks Divertikül Perforasyonu ve Laparoskopik
Tedavisi
Gültekin Ozan Küçük
Samsun Gazi Devlet Hastanesi
V 05
SILS
Emre Balık
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 06
Fistülizan Crohn
İlker Özgür, Emre Balık, Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner,
Türker Bulut, Dursun Buğra,Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 07
Laparoskopik Komplet Mezokolik Eksizyon
Muhammet Üçüncü, Emre Balık, Oktar Asoğlu,
Sümer Yamaner, Türker Bulut, Yılmaz Büyükuncu,
Dursun Buğra, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 08
Kolon Cerrahisinin Kalite Kontrolü: Komplet Mezokolik
Eksizyonun Patolojik Değerlendirilmesi
Gülçin Yeğen, Mine Güllüoğlu, Yersu Kapran, Emre Balık,
Oktar Asoğlu
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
365
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
V 09
Laparoskopik Rektum Kanseri Cerrahisinde Inferior
Mezenterik Arterin Bağlanma Seviyesi: Nerede? Nasıl?
Enver Kunduz, Emre Balık, Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner,
Türker Bulut, Yılmaz Büyükuncu, Dursun Buğra, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 10
Laparoskopik Hartmann Kolostomi Kapatılması:
Yapılabilirliği Belirleyen Faktörler
Yalın İşcan, Emre Balık, Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner,
Türker Bulut, Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 11
Laparoskopik Enblok Sigmoid Rezeksiyon, Parsiyel
Mesane Rezeksiyonu, Kısmi Üreter Rezeksiyonu, Sistorafi.
Üreteroneosistostomi
Serhat Meriç, Emre Balık, Oktar Asoğlu, Sümer Yamaner,
Türker Bulut, Yılmaz Büyükuncu, Dursun Buğra, Ali Akyüz
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
V 12
Sigmoid Kolon Kanserinde Laparoskopik Anterior
Rezeksiyon
Gökhan Çipe, Naim Memmi, Süleyman Bozkurt,
Münire Kayahan, Emine Ersoy, Hüseyin Kadıoğlu,
Mahmut Müslümanoğlu
Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi
366
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HEMŞİRELİK
SÖZLÜ BİLDİRİLER
367
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
368
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS1
Parastomal Bölgede Nekroz
Eylem Toğluk
İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Stoma açılması, çeşitli cerrahi disiplinler tarafından yaygın olarak
başvurulan ameliyat tekniklerinden biridir. Stomalı bireylerin
yaşamını olumsuz yönde etkileyen önemli etmenlerden birisi
stoma veya parastomal ciltte gelişen komplikasyonlardır. Bu
komplikasyonların birey üzerindeki etkileri basit bir rahatsızlıktan
yaşamı tehdit etmeye kadar değişebilmektedir. Bu nedenle
komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi önemli olmaktadır.
Metod
M.Ö. erkek, 63 yaşında 82 kg, 1.65 cm boyunda evli, 5 çocuk
babası ve ilkokul mezunudur. Özgeçmişinde DM, HT ve
KBY ek hastalıklarıdır. 04.10.2010 tarihinde sol fleksura ca
tanısıyla servise yatırılmıştır. 07.10.2010 tarihinde segmenter
transvers koloktomi kolo-kolonik anastomoz yapıldı.27.10.2010
tarihinde anastomoz kaçağı nedeniyle subtotal kolektomi+end
ileostomi+distal rektal güdük kapatılması ameliyatı olmuştur.
Hastanın stoma ve parastomal alan değerlendirilmesi: parastomal
alanda 7x3 cm boyutlarında nekrozu mevcuttu, stoma çapı 30cm
yuvarlak, kırmızı renkte, nemli ve stoma yara yatağının içindeydi.
Bulgu
Hastanın yara örtüsü ile birlikte adaptör ve torba
uygulandı. Parastomal alanın depritmanı yapıldı yaranın
boyutları:7x4x1,2’dir. Uygulanan hemşirelik bakımında: yara
depridmanı yapılan bölge 0,9’luk SF ile temizlendi yaraya
kalsiyum alginat içeren pansuman materyali ile doldurularak
dışkı ile teması önlemek amacıyla pasta kullanıldı. Adaptörün
ciltte kalması sağlamak, düz bir zemin oluşturmak ve sağlam cildi
maserasyondan korumak amacıyla hidrokolloidli yara örtüsü,
stoma retraksiyonunu önlemek amacıyla da conveks adaptör ve
kemer kullanıldı. Adaptör ciltte 3 gün kaldı. Bakımdan 2 ay sonra
parastomal cilt tamamen kapandı.
Tartışma ve Sonuç
Stoma komplikasyonları hastaları fiziksel, duygusal ve
psikososyal açıdan olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle
komplikasyona yönelik uygun bakım ve tedavinin planlanması
için bu konuda eğitim almış kişilerin sayısının artması önemli
olmaktadır.
369
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS2
Kolorektal Kanser Ameliyatı Geçiren Hastaların
Ameliyat Öncesi ve Ameliyat Sonrası Dönemde
Yaşadıkları Deneyimlerin İncelenmesi
Türkan Özbayır, Selda Karaveli, Kevser Karacabay
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu
Giriş
Kanser günümüzde morbidite ve mortalite oranları açısından
önde gelen bir sağlık problemidir. Kanser insan yaşamını fiziksel,
emosyonel, ruhsal, sosyal ve ekonomik yönden etkilemektedir.
Bu çalışma kolorektal kanser ameliyatı geçiren hastaların
ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemdeki deneyimlerini
incelemek amacı ile yapılmıştır.
Metod
Araştırma bir üniversite hastanesinde 15 Mayıs – 15 Eylül
2010 tarihleri arasında 8 kolorektal kanser ameliyatı geçirmiş
hasta ile yapılmıştır. Araştırmada veriler niteliksel araştırma
türlerinden derinlemesine görüşme yöntemi ile toplanmış, her bir
görüşme ortalama 20-35 dakika kadar sürmüştür. Araştırmanın
yürütülebilmesi için Etik Kurul’dan, araştırmanın yapıldığı
hastaneden ve hastalardan yazılı izin alınmıştır. Verilerin
toplanmasında Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu ve
Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formları kullanılmıştır. Sosyo
demografik verilerin sayı ve yüzde değerleri hesaplanmıştır.
Görüşmelerin analizi için ses kayıtlarının ham dökümleri Microsoft
Word belgesi haline getirilmiş ve uygun temalar çıkarılmıştır.
Bulgu
Araştırma kapsamına alınan hastaların en küçüğünün 36, en
büyüğünün 85 (ortalama 52.12±17.97) yaşında, 5 (%62.5) ’inin
erkek, 4 (%50)’ünün evli olduğu belirlenmiştir. Bulgular 5 tema
altında incelenmiştir. Bunlar; “inanamama, korku, bağımlılık,
utanma ve pişmanlık” olarak saptanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Kolorektal kanser ameliyatı geçiren hastaların ameliyat öncesi
ve ameliyat sonrası deneyimlerinin yoğun olduğu sonucuna
varılmıştır. Bütün hastalar hastalık, tanı ve tedavi süresinde
yorucu bir dönem yaşamışlardır. Araştırmanın sonucuna göre
hastaların yaşadıkları güçlükleri bilmenin, hastalara sunduğumuz
bakımın kalitesini arttıracağını düşündürmektedir.
370
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS3
Ostomili Bireylerde Yaşam Kalitesini
Değerlendirmek İçin Umut Merkezi Ostomi
Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin Geçerlilik ve
Güvenilirliğinin Saptanması
Figen Erol1, Fatma Vural2 1
Çankırı Karatekin Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Dokuz Eylül Üniversitesi, Hemşirelik Yüksekokulu
2
Giriş
Ostominin açılması hem ilk görüldüğü anda, hem de taburculuktan
sonra bireylerin sosyal ve psikolojik açıdan çeşitli sorunlar
yaşamasına neden olmaktadır. Ostominin kalıcı ve geçici
olmasına bakılmaksızın fiziksel, sosyal ve psikolojik alanlarda
yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yaygın şekilde depresyon ve
anksiyeteye yol açtığı bulunmuştur. (Kılıç ve ark., 2007; Nugent
Daniels, Stewart, Patankar, Johnson ve ark., 1999). Ostomili
hastaların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi için, hastaların yaşam
kalitelerinin özel yaşam kalitesi ölçekleri ile değerlendirilmesi
gerekmektedir. Bir yaşam kalitesi ölçeğinin ostomili bireylerde
kullanılabilmesi için bu ölçeğin klinik araştırma sonuçlarının
ölçülmesine yardım etmesi, ostomi tiplerini karşılaştırması ve
bakımı yönetmeye yardımcı olması gerekmektedir (Baxter ve
ark., 2006; Pittman, Kozell ve Gray, 2009). Ostomili bireylere
yönelik özel ölçekler kullanılarak bu bireylerde yaşam kalitesinin
değerlendirilmesinin
bireylerin
ostomiye
adaptasyonunu
kolaylaştıracağı, psikolojik, sosyal, manevi ve fiziksel boyutları
ile bakıma yön vereceği bilinmektedir. Literatür tarandığında
Türkiye de ostomili bireylerin yaşam kalitelerini ölçen bir ölçüm
aracına rastlanılmamıştır. Bu nedenle ostomili bireylerinin yaşam
kalitelerini değerlendirmek için yurt dışında kullanılan geçerli ve
güvenilir bir ölçüm aracı olan City of Hope Quality of Life Ostomy
-COHQOL-O (Umut Merkezi Ostomi Yaşam Kalitesi Ölçeği)
ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliğinin saptanarak Türk toplumuna
uyarlanması amaçlanmıştır.
Metod
City of Hope Quality of Life Ostomy -COHQOL-O ölçeğinin dil
geçerliliği sonrasında kapsam geçerliliği için 17 hemşire ve 1
doktor öğretim üyesinin uzman görüşüne sunulmuştur. Dil ve
kapsam geçerliliği yapıldıktan sonra 8 hastaya ön uygulama
yapılmış ve uygulama sonunda gerekli düzeltmeler yapılmıştır.
Ön uygulama sonrasında en az bir aydır ostomiye sahip 153
ostomili hastaya ölçek uygulanmıştır.
Bulgu
İç tutarlılığı .95 olan Avrupa da bir çok araştırmada veri toplama
aracı olarak kullanılan geçerli ve güvenilir bir ölçek olan Umut
Merkezi Ostomi Yaşam Kalitesi Ölçeği ölçeğinin Türkiye de
371
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ki iç tutarlılığı .92 bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarının iç
tutarlılık güvenirlik katsayısı incelendiğinde “Fiziksel İyilik
Hali” altboyutunun .72 katsayısı ile oldukça güvenilir olduğu,
“Psikolojik İyilik Hali” altboyutunun .84 ile oldukça güvenilir,
“Sosyal Kaygı” altboyutunun .85 ile oldukça güvenilir olduğu
bulunmuştur. “Manevi İyilik Hali” .52 ile düşük güvenilirlikte olduğu
saptanmıştır Ölçek ve alt boyutlarının iç tutarlılığının sağlandığı
görülmektedir. Ölçek madde analizinde ölçek alt boyutları ile
değerlendirildiğinde bütün maddelerin ölçülmek istenen niteliği
ölçtüğünü göstermektedir. Ölçeğin altboyutları ile test tekrar test
altboyutları arasındaki korelasyon katsayılarının incelendiğinde
korelasyon katsayılarının en düşük “manevi iyilik hali”. 36 ile en
yüksek “fiziksel iyilik hali”. 82 arasında değiştiği görülmektedir.
Test tekrar test alt boyutları ile ölçeğin alt boyutları arasında
pozitif yönde iststistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Yapılan Hotelling T2 testinde (Hotelling T2 =2516.6, p=.000)
madde ortalamalarının farklı olduğu saptanmıştır. Elde edilen
bu sonuç COHQOL-OTr maddelerinin hastalar tarafından aynı
şekilde algılandıklarını göstermektedir.
Tartışma ve Sonuç
Elde edilen bulgular; ölçeğin ülkemizde ostomili bireylerin yaşam
kalitelerini değerlendirmede geçerli-güvenilir bir ölçüm aracı
olduğunu göstermektedir.
372
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS4
2010 Yılı Boyunca İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi ABD Endoskopi Ünitesinde
Kullanılan Endoskoplarda Oluşan
Arızalar ve Nedenleri
Evrim Yılmaz, Hatice El, Gönül Yapıcı, İlknur Moğul
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Cerrahi Endoskopi Ünitesi
Giriş
Günümüzde tanı ve tedavi amacıyla yaygın kullanılan
yöntemlerden biri olan endoskopi işlemleri, ileri teknolojili hassas
cihazlarla yapılmaktadır. Bu cihazların temini ve onarımı ciddi
maliyetlere yol açarken, arızalar verilen hizmetlerin aksamasına
neden olmaktadır.
Metod
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi
Anabilim Dalı Cerrahi Endoskopi Ünitesi’nde 2010 yılı boyunca
endoskoplarda ortaya çıkan arızalar ve nedenleri, ilgili firmaların
veri tabanından da yararlanılarak retrospektif olarak taranmıştır.
Bu arızalar görüntü sorunları, cihazda kaçak bulunması ve
hareket mekanizması sorunları olarak sınıflandırılmıştır. Cihazın
kullanımı sırasında bir arıza oluşabileceği fark edildiğinde, tedbir
olarak cihaz bakıma gönderilmiş ve bu durum genel bakım olarak
adlandırılmıştır.
Bulgu
Çalışmamız boyunca 1465 (%43.07) üst GİS, 1768 (%51.98)
alt GİS endoskopisi, 168 ERCP (% 4.9), toplam 3401 işlem
yapılmıştır. Endoskoplarda bir yıl içinde 25 arıza tespit edilmiş
olup, bu arızaların %64’ü (n:16) kolonoskoplarda, %20
’si (n:5) gastroskoplarda, %16’sı (n:4) duedenoskoplarda
görülmüştür. Oluşan arızaların kullanım sıklıkları eşitlendiğinde,
kolonoskoplarda
%24.85,
gastroskoplarda
%9.34,
duodenoskoplarda %65.76 olduğu belirlenmiştir. Endoskoplarda
oluşan arızalar görüntü ile ilgili sorunlar (%40), hareket
mekanizması ile ilgili sorunlar(%24), cihazda kaçak saptanması
(%20), genel bakım (%16) olarak dört ana gurupta toplanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Endoskopların oluşan arıza nedenlerinin başında kullanım
sıklığından ziyade yapılan işlemin cinsinin önemli olduğu
saptanmıştır. Tanısal işlemlerde arıza oranları daha düşük olup
tedaviye yönelik girişimsel işlemlerde bu oranın katlanarak arttığı
gözlenmiştir. Girişimsel işlemlerde kullanılan duodenoskop
arızalarının gastroskoplardan 7,04 kat, kolonoskoplardan 2,65
kat daha fazla olduğu saptanmıştır.
373
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS5
Stomaterapi Ünitesinde İzlenen Hastaların
Uzun Dönem Sonuçları: 10 Yıllık İzlem Sonuçları
Ayişe Karadağ1, Zehra Göçmen Baykara1, Ali Ay1, Sezai Leventoğlu2, B. Bülent Menteş2
1
Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü
2
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Giriş
Stoma açılması, bireyin uyku, beslenme, boşaltım gibi fizyolojik
gereksinimlerini, beden imajı, cinsel yaşam, aile ilişkileri, iş yaşamı
gibi psikolojik ve sosyal gereksinimlerini değişik düzeylerde
etkilemektedir. Özellikle kalıcı stomalarda, uzun dönemde gelişen
parastomal herniasyon gibi bazı komplikasyonlar stoma bakım
malzemelerinin kullanımını zorlaştırarak bireyin yaşam kalitesini
ciddi boyutlarda düşürmektedir. Stomalı bireylerin yaşamlarının
her boyutunu etkileyen bu değişime uyum sağlamalarında
ve komplikasyonların azaltılmasında profesyonel yardım
alabilecekleri stomaterapi ünitelerinin yeri tartışılmazdır. Gazi
Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi (GÜSAUM)
stomaterapi ünitesi, ülkemizde stomalı bireylere bakım, eğitim,
danışmanlık ve rehabilitasyon hizmeti veren ilk merkezdir.
Merkez, kurum içinde ve/veya kurum dışında ameliyat olarak
stoma açılan tüm bireylere hizmet vermektedir.
Metod
Bu araştırmanın amacı; GÜSAUM stomaterapi ünitesinde takip
edilen hastaların 10 yıllık izlem sonuçlarını ortaya koymaktır.
Araştırma rektospektif olarak yapılmıştır. Araştırmanın
evrenini Aralık 2000-Ocak 2011 tarihleri arasında GÜSAUM
stomaterapi ünitesinde takip edilen 1021 hasta oluşturmuştur.
Ancak istatistiksel değerlendirmeler veri kayıtları tam olan 840
hasta üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler SPSS 11 paket
programında sayısallaştırılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde
sayı ve yüzdelik hesabı kullanılmıştır.
Bulgu
Araştırma kapsamına alınan bireylerin yaş ortalaması 57,29
 14,11 (16- 93 yaş)’dir. Bireylerin % 58,5’i erkek ve %35,2’si
emeklidir. Bireylerin %72,8’ine kanser nedeniyle %52,1’ine kalıcı
stoma açılmıştır. Stomaların %54,6’sını kolostomi, %33,5’ini
ileostomi ve %13,3’ünü ürostomi oluşturmaktadır. Stomalı
bireylerin %6.5’ine kolostomi irrigasyonu öğretilmiştir. Stomalı
bireylerin hepsine stoma bakımı yapılmış ve stoma bakımına
yönelik eğitim verilmiştir. Bireylerin sadece %18.2’sinde
stomal veya parastomal komplikasyonlar gelişmiştir. Gelişen
komplikasyonların yarıdan fazlasını (%10.5) parastomal
cilt irritasyonu oluşturmaktadır. Diğer komplikasyonlar ise
sırasıyla parastomal herniasyon (%2,5), mukokütanöz ayrılma
374
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
(%1.5), stomal prolapsus (%1), stenoz (%1) ve diğerler
komplikasyonlardır (%1.7) Komplikasyonlara yönelik tedavi ve
bakımda; stoma bakımı işlem basamaklarının yeniden birey ve
aileye gösterilmesi, eksik ve yanlış uygulamalarının düzeltilmesi,
stoma bakım ürünlerinin değiştirilmesi, yardımcı bakım ürünlerini
kullanılması (pudra, pasta, yara örtüsü, cilt bariyeri, kemer, korse
vb.) ve stomanın cerrahi girişimle revizyonunun yapılması gibi
uygulamalar yapılmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak, ünitede takip edilen stomalı bireylerin stoma
bakımına ve gelişecek komplikasyonlara yönelik doğru ve yeterli
eğitim aldıkları, stomal veya parastomal komplikasyon oranlarının
düşük olduğu ve komplikasyonlara yönelik profesyonel boyutta
girişimlerin yapıldığı belirlenmiştir. Bu bağlamda stomaterapi
üniteleri, stoma ameliyatı olacak bireylerin; ameliyata hazırlığı,
ameliyat sonrası stoma bakımını öğrenmeleri, stomaya ve yeni
yaşamalarına uyum sağlamaları, gelişebilecek komplikasyonların
önlenmesi, tedavisi ve böylece bireylerin yaşam kalitelerinin
yükselmesi bakımından oldukça önemlidir. Ülkemizde, stomalı
bireylerin rahatlıkla ulaşabileceği nitelikte ve nicelikte stomaterapi
ünitelerinin kurulması, gereksinimi karşılayacak sayıda sertifikalı
stoma bakım hemşiresinin yetiştirilmesi önerilmektedir.
375
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS6
Peristomal Cilt İrritasyonu, Peristomal Bölgede
Bası Yarası Oluşumu, Maserasyon ve Hiperplazi
Yasemin Akıl, Rabia Cihan, Ömer Alabaz Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi
Giriş
Stoma açılan bireylerde, cerrahi işleme, altta yatan patolojiye,
ameliyat öncesi yetersiz hazırlığa ya da ameliyat sonrası
bakımdaki eksikliğe bağlı olarak birçok komplikasyon
gelişebilmektedir (Herlufsen 2006; Husain and Cataldo 2008).
Ameliyattan sonra gelişen komplikasyonlar arasında; peristomal
cilt irritasyonu, hiperplazi,maserasyon,yara oluşumu vb.
bulunmaktadır (Brian and Kaan 2008). Peristomal cilt irritasyonu,
maserasyon ve hiperplazi stomadan gelen drenajın cilde sızması,
cildin ıslak kalması, adaptörün/torbanın çok sık değiştirilmesi,
yapıştırıcıların çıkartılması sırasında oluşan travma, sürtünme,
adaptöre karşı gelişen alerjik reaksiyon, kimyasal tahriş ve
stoma bakımının uygun yapılmaması gibi faktörlerin neden
olduğu cilt komplikasyonlarındandır. (Brian and Kaan 2008,
Woo 2009). Aşağıdaki vaka örneğinde, Çukurova Üniversitesi
Hastanesi Stomaterapi Ünitesi (ÇÜHSÜ) ekibinin işbirliğiyle;
peristomal cilt irritasyonu, baget kullanımına bağlı gelişen bası
yarası, maserasyon ve hiperplazi gelişen bir hastaya uygulanan
bütüncül bakım sürecine yer verilmiştir.
Metod
Bayan EK 41 yaşında, ilkokul mezunu, ev hanımı, eşinden
ayrılmış ve 2 çocuk annesidir. Oğlu ve gelini ile şehir merkezinde
yaşamaktadır. Bayan EK’ya Over Ca +Batın içi apse tanısı ile
22 Temmuz 2010 tarihinde BÜ Hastanesi’nde TAH+BSO ve
Subtotal Kolektomi ameliyatı yapılmış ve ileostomi açılmıştır.
Bulgu
Bayan EK BÜHSÜ’nde 09 Ağustos 2010 tarihinde
değerlendirilmiştir. Hastanın çift parçalı torba/adaptör kullandığı,
sızıntısının olduğu, adaptörün cilde yapışmadığı ve sürekli
açıldığı bilgileri elde edilmiştir. Stomaterapi ekibi tarafından
yapılan değerlendirmede; Bayan EK’nın stomasının, sağ
alt abdominal kadranda, ciltten yüksek, yuvarlak şekilde, 35
mm çapında, kırmızı renkli, nemli olduğu ve peristomal ciltte
tahriş olduğu, peristomal alanda baget uygulanmasına bağlı
stomanın 2 cm altında 2x1 cm ve stomanın 1cm yukarısında
2x05mm çaplarında bası yarası olduğu saptanmıştır. Bayan
EK’nin parastomal alandaki bası yarası için alginat, hidrocolloid
örtü kullanılmış, stoma bakımı yapılmış, ciltteki irritasyon için
pudra ve cilt bariyeri kullanılmıştır. Stoma bakımı konusunda
eğitim verilmiş, peryodik aralıklarla takibe alınmıştır. Bayan
EK’nın; daha sonraki dönemlerde bakımına devam edilmiş, bilgi
eksiklikleri tamamlanmıştır.
376
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak; stomal ve peristomal komplikasyonlar, bireyin
yaşam kalitesini önemli ölçüde, olumsuz etkilemekte ve sağlık
bakım hizmetlerinin maliyetini artırmaktadır. Bu komplikasyonlar;
sertifikalı stoma bakım hemşireleri ve cerrahın yakın işbirliğine
dayalı; ameliyata hazırlık, düzenli izlem, hasta eğitimi,
sürekli danışmanlık ve uygun ürünlerin doğru kullanımı ile
azaltılabilmektedir (Karadag, 2004).
377
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS7
Stomalı Hastaların Ailelerinin Bakım Verme
Yükünün Belirlenmesi
Yasemin Akıl, Rabia Cihan, Zeynep Çam, Ömer Alabaz Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi
Giriş
Barsak stoması, barsağın karın duvarına ağızlaştırıldığı yapay
bir açıklıktır.Stoma açılması yaşam tarzı değişikliğine neden
olabilen ve yaşam kalitesini etkileyen girişimlerdendir. Stomalı
bireyler fizyolojik, psikolojik ve sosyal olmak üzere pek çok
problemle karşılaşabilmektedirler. Stoma açılması yaşamı tehdit
eden, bakım verenlerin yükünü artıran bir hastalıktır. Bakım
yükü hasta yakınlarının fizyolojik, psikolojik, ekonomik ve sosyal
rollerini etkilemektedir. Bakım verenlerin aile ilişkileri ve sosyal
yaşantıları olumsuz yönde etkilenmekte ve kendilerini toplumdan
soyutlama eğilimi göstermektedirler.Stomalı bireylerin bakımı
genellikle aileler tarafından verilmekte ve bu bakım, aile içinde
yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olarak algılanmaktadır.
Bakım verme tek bir yardım çeşidi ile sınırlı olmayıp, emosyonel
destek, fiziksel ya da maddi destek vermeyi kapsamaktadır
(Toseland et al.2001). Diğer yardım çeşitleri ise sağlık bakımını
ve aldığı bazı sosyal hizmetleri koordine etme, rutin sağlık bakımı
(ilaç alımı, tedavisi, takip etme vb.), kişisel bakım (yıkanma,
beslenme, tuvalete egitme, giyinme vb) ulaşım, alışveriş, küçük
ev işlerini yapma, para yönetimi, maddi yardım ve aynı evi
paylaşmadır(Toseland et al. 2001).Bakım verme, bakım veren
bireyler açısından çok boyutlu olarak algılanan bir deneyimdir.
Amaç: Bakım yükü, hasta yakınlarının; fizyolojik, psikolojik,
ekonomik ve sosyal rollerini etkilemektedir. Bu çalışma; stomalı
hastalara bakım verenlerin yükü ve etkileyen faktörleri belirlemek
amacıyla yapılmıştır.
Metod
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Balcalı
Hastanesinin Genel Cerrahi bölümünde takip edilip stoma
açılan 14 kadın, 16 erkek toplam 30 hasta ve bu hastaların
bakıcısı durumundaki kişiler alındı. Hastaların sosyodemografik
özellikleri, bakıcının yaşı, akrabalık ilişkileri ve bakıcılık süreleri
belirlendi. Bakıcı durumundaki kişilere 22 sorudan oluşan Zarit
Bakıcı Yükü Ölçeği (ZBYÖ), (Zarit Caregiver Scale – ZCBS)
uygulandı ve hastaların takiplerinde Günlük Yaşam Aktivitesi
(GYA) ölçeği kullanıldı. Bakıcılara ZBYÖ verilerek puanlama
yapmaları sağlandı ve toplam bakıcı yükü değeri belirlendi. Elde
edilen puanlar (0-20) az/hiç yük olmaması, (21-40) hafif/orta
derecede yük, (41-60) orta/ileri derecede yük ve (61-88) aşırı yük
olması şeklinde derecelendirerek SPSS 18.0 paket programında
değerlendirildi. Verilerin tiplerine göre kategorik ölçümler ki kare
test istatistiği ile sürekli değişkenler de dağılımlarına göre t-testi
378
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ve mann whitney u analizleri ile test edildi.
Bulgu
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 55,0±14,3 , stoma süreleri
4,6±3,6 ay olarak saptandı. Ortalama GYA 22,0±5,4 idi. Yaş
ortalaması 43,6±14,3 olan bakıcıların 22 (%73,3) ‘si kadın (yaş
ort; 41,0±14,4), 8 (%26,7) ‘i erkekti.(yaş ort;51,1±12,0). Bakıcı
olarak çoğunlukla eşler, daha sonra sırası ile kız çocuklar, erkek
çocuklar ve 2. derece akrabalar vardı. ZBYÖ değeri ortalama
28,6±22,3 olarak tespit edildi. GYA puanları yüksek olan
hastaların, bakıcı yükünün değerinin de arttığı görüldü. Buna ek
olarak bakıcılık süresinin, stoma süresinin, bakıcının yaşadığı
aile ortamının ve medeni durumunun da bakıcı yükü puanını
artirdığı görüldü. Fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildi.
(p>0,05)
Tartışma ve Sonuç
Sonuç: Bu çalışmanın bulguları göz önüne alındağında, bakıcıların
yaşadığı yer ile bakıcı yükü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde
kırsal kesimde yaşayanların bakıcı yükünün daha fazla olduğu
saptandı ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p=0,04,
p<0,05). Bunun yanında okur yazar olmayanların, kadınların, evli
olanların ve geniş ailede yaşayanların bakıcı yükü puanları daha
yüksek olmakla birlikte isatistiksel bir fark gözlenmemiş.
379
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS8
Özel Durumlarda Bir Stoma Örneği
Zehra Göçmen Baykara1, Hatice Korkut1, Ayişe Karadağ1, Rabia Cihan2 1
Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Giriş
Gebelik, kadının hayatında yaşadığı en önemli deneyimlerden
birisidir. Gebelik süreci, hem duygusal hem de fizyolojik pek çok
değişikliği beraberinde getirir. Stoma açılması doğurgan yaştaki
bir kadın için gebe kalmaya engel değildir. Ancak stoması olan
kadınlar normal gebelik değişikliklerinin yanı sıra beden imajı ve
benlik kavramı, günlük stoma bakımı ve fizyolojik değişiklikler
ile de baş etmek durumundadırlar. Bu süreçte, retraksiyon,
kanama, parastomal herniasyon, darlık ve laserasyon gibi birçok
komplikasyon gelişme riski vardır. Bu olası komplikasyonların
bilinmesi ve gebe olacak kadının gebelikten önce, gebelik
sürecinde ve gebelik sonrasında değerlendirilmesi önemlidir.
Metod
Bu vakada, stomaya sahip olan bir kadının gebelik süreci
boyunca yaşadıkları, duygu ve düşünceleri ile hemşirelik bakımı
yer almaktadır.
Bulgu
ZY. makattan bağırsak prolapsusu şikâyetiyle bir hastaneye
başvurmuştur. Rektum kanseri tanısı alan hastaya 10.10.2004
tarihinde total proktokolektomi ameliyatı yapılmış ve end
ileostomi açılmıştır. Ameliyat öncesinde hastanın stoma bölgesi
belirlenmemiştir. ZY ameliyat sonrası dönemde Gazi Üniversitesi
Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Stomaterapi Ünitesi
tarafından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmede; ZY’nin
stomasının sağ alt kadranda, kırmızımsı pembe renkte, 28 mm
çapında, nemli, tomurcuk şeklinde ve yuvarlak, parastomal
alanın yumuşak olduğu belirlenmiştir. Hasta düzenli aralıklarla
stomaterapi izlemine alınmıştır. ZY. 2007 yılında bebek sahibi
olmak isteğini belirtmiştir. Stoma bakım hemşiresi, ZY’nin genel
cerrahıyla ve kadın doğum anabilim dalında uzman bir hekimle
görüşmesi önermiştir. ZY’nin gebe olmasına engel olabilecek bir
faktörün olmadığına karar verilmiştir. ZY. 2008 yılında hamile
kalmıştır. ZY hamilelik sürecinde riskli gebelikler biriminde ve
stomaterapi ünitesinde takip edilmiştir. Gebelik süresince stoma
çapında 2-3 mm’lik bir büyüme dışında stomaya ilişkin herhangi
bir sorun yaşanmamıştır. ZY. 2009 yılında 38 haftalık gebeyken
sezaryenle doğum yapmıştır. Bebeğin fiziksel gelişim özellikler
normal olarak değerlendirilmiştir. ZY. stomalı bir anne olmanın
duygusunu; “Her insan gibi ben de stomalı olmak istemezdim.
Ama şimdi bir çocuğum var. O olmasaydı daha fazla psikolojik
sorunlar yaşardım” şeklinde ifade etmiştir.
380
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Sonuç olarak ZY, stomalı bir birey olarak çocuk sahibi olmayı
kendini hayata bağlayacak en önemli şey olarak görmüştür. ZY.
hamileliği ve doğum sonrası dönemde stomaya yönelik herhangi
bir problem yaşamamıştır. ZY. stomalı bireylerin de anne
olma haklarının olduğunun ve anne olabileceklerinin somut bir
örneğidir.
381
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS9
Stoma Yaşam Kalitesi Ölçeği:
Türkçe Uyarlama Çalışması
Ayişe Karadağ, Deniz Öztürk, Bülent Çelik Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Giriş
Stoma açılması bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde
etkilemektedir. Literatürde stomalı bireylere özgü yaşam kalitesi
ölçeklerin kullanıldığı çalışmalar az sayıdadır. Ayrıca ülkemizde
stomalı bireylere özgü yaşam kalitesi değerlendirme ölçeğine
rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı, Baxter ve ark. (2006)
tarafından geliştirilen “A Stoma Quality of Life” başlıklı “Stoma
Yaşam Kalitesi Ölçeği-SYKÖ”ni Türkçeye uyarlamaktır.
Metod
SYKÖ’nin uyarlama çalışması için yazarlardan izin alınmıştır.
Ölçeğin uyarlama çalışması iki aşamada gerçekleştirilmiştir.
Birinci aşamada, ölçeğin dil uyarlaması yapılmıştır. Ölçek
önce beş uzman tarafından Türkçeye çevrilmiş, daha sonra
ölçeğin geri çevirisi yapılmıştır. Ölçeğin ifadelerinin anlaşılıp
anlaşılmadığını belirlemek için stomalı 5 hasta ile ön uygulama
gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada, geçerlik güvenirlik
çalışmasına ilişkin veriler toplanmıştır. Verilerin toplanmasında
anket formu ve SYKÖ kullanılmıştır. Anket formu, hastaya ilişkin
kişisel bilgiler ve stomaya ilişkin bilgileri sorgulayan sorulardan
oluşmuştur. SYKÖ 21 maddelik, 5’li likert tipindedir. Ölçekte;
iş/sosyal yaşam (6 madde), cinsellik/beden imajı (5 madde),
stoma fonksiyonu (6 madde)’dan oluşan üç alt boyut, ayrıca
değerlendirilen ekonomik boyut (1soru), cilt tahrişi (1 soru),
genel memnuniyet (2 soru) maddeleri bulunmaktadır. Gazi
Üniversitesi Stomaterapi ünitesinde izlenen hastalara araştırma
hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden
70 hastaya ölçek yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak, 3
hafta aralıklarla iki kez uygulanmıştır. SYKÖ’nin geçerliliği için
doğrulayıcı faktör analizi (DFA), güvenirliği için Cronbach Alpha
iç tutarlılık katsayıları hesaplanmıştır.
Bulgu
Hastaların, yaş ortalaması 57,8±12,9; % 58,6’sı erkek; %82,9’u
evli, %92,9’u ailesi ile birlikte yaşamakta, %57,1’inin stoması
kalıcıdır. Yapılan analizler 14 ve 19. soruların modelden
çıkartılması gerektiğini göstermiştir. Bu maddeler ölçekten
çıkarılarak 3 faktörlü, 17 maddeden oluşan yeni modelde DFA
sonucunda, χ2/df=1.29, RMSEA=0.065, CFI=0.95, NNFI=0.94,
SRMR=0.010, GFI=0.80 uyum indeksleri elde edilmiştir. Bu
indekslere göre 3 faktör ve 17 sorudan oluşan modelin uyumu
kabul edilebilirdir. Ölçeğin geneline ait güvenirlik katsayısı 0,87
ve alt ölçeklerin güvenirlik katsayıları sırasıyla 0.77, 0.72 ve 0.76’
dir.
Tartışma ve Sonuç
Stoma Yaşam Kalitesi Ölçeği Türk toplumu için geçerli ve
güvenilir bulunmuştur.
382
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS10
Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ünitesinde
Yapılan Bağırsak ve Rektum Operasyonlarının
Retrospektif İncelenmesi
Seçil Taylan, Sevban Arslan, Ömer Alabaz Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi
Giriş
Yaşam kurtarmak, yaşam kalitesini artırmak, insan ömrünü
uzatmak gibi birçok nedenlerle cerrahi girişimler yapılmaktadır. Bu
çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi
Ana Bilim Dalında yapılan barsak ve rektum operasyonlarının
retrospektif olarak incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
Metod
Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmada 2010 yılına ait
operasyon kayıtları incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 2010
yılında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi
Ana Bilim Dalında bağırsak ve rektum operasyonu geçiren 547
hasta oluşturmuştur. Çalışmada örneklem seçimine gidilmemiş
tüm evrene ulaşılmaya çalışılmıştır.
Bulgu
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Ana
Bilim Dalında 2010 yılında 1562 operasyon yapılmıştır ve
bu operasyonların % 35.1’inin ( n:547 ) bağırsak ve rektum
operasyonları olduğu saptanmıştır. Hastaların % 56’sının erkek
olduğu saptanmıştır. Bağırsak ve rektum operasyonlarının
%77,8’nin kanser dışı nedenlerle yapıldığı, bu operasyonların
% 18.3’ünün stoma cerrahisi olduğu, stomaların %65,3’ünün
kanser nedeni ile açıldığı, stomaların %56.3’ünün kolostomi
olduğu saptanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Bağırsak ve rektum operasyonları incelendiğinde travma, kitle ve
kitle dışı nedenlerle oluşan bağırsak tıkanıklıkları, perforasyonlar,
daha önce yapılan ameliyatların komplikasyonları gibi sebeplerle
onarım, abdominal stomalar, rezeksiyon ve anastomoz
ameliyatlarının yapıldığı saptanmıştır.
383
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS11
Major Cerrahi Sonrası Gelişen, Postoperatif
Geniş Yara Evisserasyonu, Stoma Retraksiyonu
ve Ayrışması İle Bacak Venöz Ülserleri ve
Bası Yaralarının Yatak Başı Yönetimi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil, Metin Ercan, Tahsin Dalgıç, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştirma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği Ostomi ve Yara Bakimi Ünitesi Giriş
Major cerrahi girişimler sonrası hastalar birçok komplikasyona
açık hale gelirler. Çalışmamızda major cerrahi girişim sonrası
aynı hastada gelişen postoperatif evisserasyon, stoma
retraksiyonu ve ayrışması ile bacak venöz ülserleri ve bası
yaralarının yönetimi anlatılacaktır.
Metod
Kalp ve damar cerrahisi kliniğinde, aortabifemoral pantolon
greft+sol femoral popliteal greft uygulanan 70 yaşındaki erkek
hasta, postoperatif dönemde gelişen karın ağrısı nedeniyle
Gastroenteroloji cerrahisi kliniğince değerlendirildi ve ameliyat
edildi. Sigmoid perforasyon saptanarak kolostomi açıldı.
Operasyon sonrası yoğun bakım takibi sırasında hastada
evisserasyon gelişti. Takipleri sırasında femoral greft alanında
derin ülserasyon, stomada retraksiyon ve ayrışma, alt
ekstremitede venöz yetmezliğe bağlı ülserler gelişti. Hastanın
bundan sonraki süreçte ostomi ve yara bakımı ünitesi tarafından,
komplikasyonlarına yönelik yönetimi değerlendirilmiştir.
Bulgu
Postoperatif dönemde gelişen evisserasyon ve ileri derecede
distansiyon nedeniyle hastaya açık abdomen uygulandı. Yara
kenarları aralıklı olarak debride edildi ve yara bakım ürünleri
ve negatif basınçlı pansuman uygulandı. Kolostomi bakımına
devam edildi. Ancak kolostomide gelişen ayrışma ve retraksiyon
lokal anestezi ile yatak başında revize edildi. Femoral greft
alanında ve sakrumda gelişen ülserlere yara bakım ürünleri ile
bakıma devam edildi. Alt ekstremitede gelişen venöz ülserlere
debridman uygulanarak standart yara bakımı ve yara bakım
ürünleri uygulandı. Özellikle yara yerlerinde gelişen resistan
mikrobiyolojik etkenlere yönelik antibiyoterapi uygulandı. Hasta
yaklaşık 120. günde taburcu edilebilecek duruma getirildi. Ancak
bir hafta sonra taburcu edilmesi planlanırken, gelişen kardiyak
arrest sonucu kaybedildi (Resim 1-19).
Tartışma ve Sonuç
Aortabifemoral
greft
operasyonu
sonrasında
major
komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonlar şüphesiz hem
cerrah hem de hasta için yönetimi oldukça güç durumlardır.
Ancak yara bakım kurallarının ve çağdaş yara bakım ürünlerinin
akılcı ve titiz kullanımı bu sorunların çözümünde anahtar olabilir.
384
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS12
Kolorektal Cerrahide Ostomi Komplikasyonları
ve Vücut Kitle İndeksi İle İlişkisi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil, Metin Ercan, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştirma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği Ostomi ve Yara Bakimi Ünitesi
Giriş
Ostomi klasik olarak, vücudun kolostomi ya da ileostomi
aracılığıyla yapay olarak dışa açılmasıdır. Ostomide cilt
komplikasyonlarının %6 ile %80 arasında değişmektedir. Bu
çalışmanın amacı, ostomi komplikasyonları üzerine vücut kitle
indeksinin etkisini araştırmaktır.
Metod
2009-2010 yılları arasında, ardışık 239 ostomi hastasından elde
edilen veriler retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların vücut
kitle indeksleri (VKİ), postoperatif stoma tipleri ve stomalara
ilişkin komplikasyonlar tespit edildi. VKİ değerlendirmesinde;
18,5’den küçük değerler ‘düşük kilolu’, 18,6-23,9 arasındaki
değerler ‘normal kilolu’, 24-29,9 arasındaki değerler ‘kilolu’,
30-39,9 arasındaki değerler ‘obez’ ve 40’ın üzerindeki değerler
‘morbid obez’ olarak kabul edildi. VKİ 24’ün altında ve üzerindeki
hastalar ostomi komplikasyonları açısından karşılaştırıldı.
Bulgu
Hastaların 153’ü erkek (%64), 86’sı kadındı (%36). Yaş
ortalaması 56,10±15,9 (Min: 17, Maks:98) idi. Hastaların 35’ine
uç ileostomi(%14,6), 80’ine loop ileostomi (%33,5), 93’üne uç
kolostomi (%38,9), 31’ine loop kolostomi (%13,0) uygulanmıştı.
183 (%76,6) hastada komplikasyon görülmezken, 56 (%23,4)
hastada komplikasyon gözlendi. Komplikasyon gelişen 56
hastanın 21’inde (% 37,5) birden fazla stoma ilişkili komplikasyon
vardı. Ortalama vücut kitle indeksi 25,15±4,8 (Min: 14,38 Maks:
44,14) idi. Hastaların 103’ünün (%43,1) VKİ 23,9 ve altında,
136’sının (% 56,9) VKİ 24 ve üzerinde idi. VKİ arttıkça stoma
ilişkili komplikasyonların artış gösterdiği gözlendi (p<0,05).
Tartışma ve Sonuç
Stoma ilişkili komplikasyonlar ile VKİ arasında tespit edilen ilişki
değerlendirildiğinde; VKİ arttıkça komplikasyon oranının arttığı
ve özellikle yüksek VKİ değerlerinde, parastomal herni, stoma
nekrozu ve striktür oranlarının arttığı gözlendi.
385
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS13
İnsizyon Yerinde Ayrılma: Vaka Yönetimi
Aysel Ören Hin1, Hatice Korkut2, Emine Akar1, Ayişe Karadağ2, Sezai Leventoğlu3
2
1
Gazi Üniversitesi Hastanesi Stomaterapi Ünitesi
Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü
3
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilimdalı
Giriş
Cerrahi yaralarda primer iyileşmeyi sağlamak amacı ile insizyon
bölgesi doku kapama ilkelerine uygun olarak kapatılır. Ancak,
özellikle abdomendeki insizyonlar, altta yatan patoloji, cerrahi
teknik ve intraabdominal basınçta artma gibi nedenlerle yara
açılması ile sonuçlanabilmektedir. Önemli bir komplikasyon olan
yara açılması durumunda, tıbbi tedavi ve yara bakımının düzenli
yapılması yara enfeksiyonunu önleyerek iyileşmeyi hızlandırır.
Bu sunuda insizyon yerinde ayrılma sonucu oluşan bir cerrahi
yaranın bakımı ele alınmıştır.
Metod
Bayan AA; 31 yaşında evli, ev hanımı ve lise mezunudur.
Bayan AA bel ağrısı, idrarda yanma şikâyetleri ile bir üniversite
hastanesinin genel cerrahi bölümüne başvurmuş, akut pankreatit,
sindirim organları kanseri ve karaciğer bozukluğu tanısı
konulmuştur. Hastanın özgeçmişinde, 2008 yılında pankreas
Ca ve karaciğer metastaz tanısı ile wipple ameliyatı geçirdiği,
Aralık 2010’da karaciğerde tekrar kitle tespit edilmesi nedeni
ile metastazektomi yapıldığı belirlenmiştir. Hastanın takibinde
bilurubin yüksekliği nedeni ile karaciğer parankiminden peritona
safra sızdığı düşünülmüş, insizyon yeri açılarak pansumana
geçilmiştir.
Bulgu
Stoma bakım hemşireleri tarafından yapılan değerlendirmede;
abdomenin orta hattından sağ tarafa kadar uzanan, sınırları
düzensiz olan bir insizyon ayrılmasının olduğu, yara yerinden
peritonit sıvısının geldiği ve kötü koku saptanmıştır. Yara
boyutları 16x5.5x1.5 cm ve saat 3 ile 9 yönünde uzunluğu 2-7 cm
arasında değişen tüneller mevcuttur, yara yerinde ağrı yoktur.
Tartışma ve Sonuç
Yara bakımı düzenli olarak şu şekilde yapılmıştır; yara serum
fizyolojik ile yıkanmış, Octanisept sprey ile temizlendikten sonra
Ag içeren köpük pansuman ile kapatılmış, steril gaz spanç ise
sekonder pansuman olarak kullanılmıştır. Yaradaki tüneller de
Ag içeren köpük örtü ile doldurulmuştur. Düzenli bakım ve izlem
sonucunda yarada granülüzasyon ve epitelizasyonun olduğu
gözlenmiş, yara boyutlarında küçülme tespit edilmiştir.
386
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS14
Cerrahi Endoskopi Ünitesindeki Endoskopi
Uygulamalarında Hasta Memnuniyetini Etkileyen
Faktörler
Hülya Akdemir Acarlar, Zeki Gürler, Sezai Leventoğlu, A. Mert Atak, B. Bülent Menteş, Ahmet Karamercan, Mehmet Oğuz Gazi Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Bu çalışmada amaç cerrahi endoskopi ünitesindeki endoskopi
uygulamalarında hasta memnuniyetini etkileyen faktörlerin
irdelenmesidir.
Metod
Hastaların demografik ve klinik bilgileri prospektif olarak kayıt
altına alındı. Kolonoskopi ve özofagogastroduodenoskopi (ÖGD)
için endoskopi ünitesine giren hastalara işlemin yapıldığı gün
işlem öncesi ve sonrası hasta memnuniyeti anketi uygulandı. Bu
sorular Amerikan sağlık birliği grubunun (MGHAA-9) sorularının
modifikasyonundan hazırlanmıştı. Hasta memnuniyetini etkileyen
faktörler değerlendirildi.
Bulgu
Ocak 2010-Ocak 2011 tarihleri arsındaki ardışık 223 hasta
çalışmaya dahil edildi (%61’i erkek, yaş ortalaması 46.2±1.43).
Bu hastaların %78.5’ine kolonoskopi prosedürü uygulandı.
Hastaların işlem öncesi anksiyete oranı %47 idi. İşlem
öncesi hastaların %87.2 si endoskopi uygulanmasında çeşitli
derecelerde ağrı hissedeceklerini düşünmüşlerdir. İşlem sonrası
hasta memnuniyeti overall olarak değerlendirildiğinde %41
mükemmel, %34 çok iyi, %20 iyi ve %5 kötü olarak saptanmıştır.
Hastaları memnun eden olumlu faktörlerin başında fiziksel
ortam (ve sonuçların doktor tarafından hastalarla paylaşılması
geliyordu (sırasıyla, odds ratio (OR) 2.92 [%95], OR 2.72 [95%]).
Endoskopi sırasında ağrı ve rahatsızlık hisseden hastaların
memnuniyetleri daha az saptanmasına rağmen bu istatistiksel
açıdan anlamlı olarak tespit edilmedi (p=0.054).
Tartışma ve Sonuç
Endoskopi uygulanan hastalarda hasta memnuniyeti yeterli
olarak bulunmuştur. Hasta memnuniyetini etkileyen faktörlerin
başında fiziksel ortam, sonuçların doktor tarafından hastalarla
paylaşılması, işlem sırasındaki ağrı ve rahatsızlık gelmektedir.
387
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS15
Stomalı Hastaların Yaşam Kalitesi Ölçeği’ni
Türk Toplumuna Uyarlama Çalışması
Deniz Harputlu1, Cem Terzi2, Ceylanım Ceylan1, Selman Sökmen2, Mehmet Füzün2
2
1
Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Stomaterapi Ünitesi
Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Giriş
Barsak stomaları gerek stomalar içinde fazla görülmesi, gerekse
bireyin koku, gaz, dışkı sızıntısı nedeniyle kendini toplumdan izole
etmesi nedeniyle ayrı bir önem taşır. Stomalı hastaların yaşam
kalitesi, giderek artan bir şekilde klinik deneylere ve epidemiyolojik
çalışmalara konu olmaktadır. Bununla birlikte bu çalışmaların
büyük çoğunluğunda kullanılan yaşam kalitesi ölçüm araçları
stoma hastalarına özgü olarak ülkemizde doğrulanmamıştır. Bu
araştırma, stomalı hastaların yaşam kalitesini değerlendirmek
için Luis Prieto, Hanne Thorsen, Kristian Juul tarafından 2005
yılında geliştirilen “Stomalı Hastaların Yaşam Kalitesi Ölçeği
(stoma-QOL)”nin Türk toplumunda kullanılabilecek geçerli ve
güvenilir bir araç olup olmadığını incelemek amacıyla planlanmış
metodolojik bir araştırmadır.
Metod
Araştırmanın evrenini, Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi,
Gazi Üniversitesi Hastanesi, Çukurova Üniversitesi Hastanesi
Stomaterapi Ünitelerinde 2008-2009 yıllarında takip edilen
kolostomili ve ileostomili hastalar oluşturmuştur. Araştırmaya
katılmayı kabul eden ve stoma ameliyatı sonrası en az 2 ay
geçmiş olan 105 hasta da (ölçek madde sayısı: 20) araştırmanın
örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri hastalarla tek
tek görüşülerek toplanmıştır.
Bulgu
Ölçeğin dil geçerliliği sağlandıktan sonra kapsam geçerliği
için kendi alanında uzman 8 kişinin görüşleri alınmış, bunun
sonucunda her bir maddenin 4 üzerinden en düşük ortalaması
3.30 en yüksek ortalaması 4.00 olarak bulunmuş ve maddelerin
uygun olduğu saptanmıştır. İç tutarlılık için yapılan testlerde,
ölçeğinin tümünün Cronbach alpha katsayısı 0.89, Spearman
Brown korelasyon katsayıları > 0.88 (p<0.01) ve test tekrar test
sonuçlarının da güvenilirliği yüksek çıkmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Yapılan geçerlik ve güvenirlik testleri sonucunda “Stomalı
Hastaların Yaşam Kalitesi Ölçeği”nin Türk toplumunda
kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir.
388
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HS16
Stoma ve Hemşirelik Bakımının Etkinliği
Özlem Dede1, Emine Savran2
1
Bursa Acıbadem Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Hemşiresi
2
Bursa Acıbadem Hastanesi Stomaterapi Hemşiresi
Giriş
Acıbadem Bursa Hastanesi olarak stoma ve hemşirelik
bakımında öncelikli amacımız hastalarımızın yaşam kalitesini
yükseltmek, iyileştirici sağlık hizmetlerinden maksimum düzeyde
yararlanmalarını sağlamak, yeni uygulamaları araştırarak kurum
politikasına uygun hizmete geçirmek, bu uygulamalardan hasta
ve hasta yakınlarının haberdar olmasını sağlamak, eğitimler
düzenlemek, hasta ve hasta yakınlarının gereksinimleri
doğrultusunda etkin şekilde bu eğitimleri vermek, sadece
hastanın hastanede yatış sürecinde değil taburculuk sonrasında
da hastaya bakımı için destek olmaktır.
Metod
Bu sunuda stomalı olan hastaların stoma bakımını anlaması,
gerekli psikolojik desteğin sağlanması, bireylerin eğitimler ile
desteklenmesi ve bunun sonucunda bireylerin olası komplikasyon
riskinin en aza indirilmesi veriler ile desteklenmiştir.
Bulgu
Acıbadem Bursa Hastanesinde 2009 Ocak ayı ile 2010 Ocak ayı
arasında ostomi açılan kolon ca tanısı almış hasta sayısı 15
tir. Bu olgulardan 13’üne kolostomi 2’sine de ileostomi açılmıştır.
Pre-op dönemde bu olgulardan 13’üne pre-op eğitim verilmiştir.
Pre-op eğitim verilmeyen 2 olgu acil vaka olduğu için eğitim
planlanamamıştır. Post-op dönemde verilen eğitim sayısı 15
tir. Post-op stoma problemi olarak 1 olguda erken irritasyon, 2
olguda muko-kutanöz ayrışma gelişmiştir.
Stomal enfeksiyon, stomal retraksiyon, nekroz prolapsus gelişen
olgu olmamıştır.
Dış merkezden gelen ve hastanemizde kemoterapi, radyoterapi
programı devam eden aynı zamanda bakımı ve eğitimi yapılan
stomalı olgu sayısı 82’dir. Bu olgularda görülen stoma problemleri;
deri problemi, parastamal enfeksiyon, kanama, parastamal
herni, stoma prolapsusudur. Stoma terapi ünitemizde izlenen
olgu sayısı 1 yıl içinde 97’dir.
Tartışma ve Sonuç
Acıbadem Bursa Hastanesi’nde stoma açılarak takip edilen ya
da dış merkezden gelen olgularda stoma terapi hemşiresinin
eğitimleri ve bakımları sayesinde bakıma yönelik stoma problemi
gözlenmemiştir. Stoma bakım hemşireliğinin gelişmesine paralel
olarak, bu ünitemiz sayesinde birer eğitim ve danışmanlık
merkezi oluşturulmuştur. Olgulara verilen eğitim amacına
ulaşmıştır ve taburculuk sonrası da hastaların olası stoma
389
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
problemleri önlenmiştir.
Sonuç olarak; stoma bakım merkezleri ve stoma hemşireliği
stomalı bireylerin karşılaştıkları sorunların çözümünde ve
stomayla birlikte yaşamaya uyum sağlamalarında kolorektal
cerrahinin vazgeçilmez unsurudur.
390
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HEMŞİRELİK
POSTER BİLDİRİLER
391
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
392
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP1
Stomalı Hastalarda Yaşam Kalitesini Arttırmada
Grup Eğitiminin Rolü
Yunus E. Altuntaş, Cem Gezen, Nuri Okkabaz, Nihat Aksakal, Uğur Can, Metin Kement, Halime Aydın, Selahattin Vural, Mustafa Öncel
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Arş. Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği Giriş
Bu çalışmadaki amaç stomalı hastalara verilen grup eğitimi
uygulamasının yaşam kaliteleri üzerine etkilerini incelemektir.
Metod
Stomalı olgulara ve yakınlarına Mart 2007 ile Eylül 2010 tarihleri
arasında stomaterapi ünitesinde 1 günlük eğitimler düzenlendi.
Bu programların öncesinde ve 3 ay sonrasında prospektif olarak
dizayn edilen bir çalışma doğrultusunda “Short Form-36” yaşam
kalitesi anketi (SF-36) yüzyüze bu hastalara uygulandı. SF-36 8
alt (Fiziksel fonksiyon [PF], Fiziksel rol [RP], Vücut ağrısı [BP],
Genel sağlık [GH], Canlılık [VT], Sosyal fonksiyon [SF], Duygusal
rol [RE], mental sağlık [MH]) 2 ana (Fiziksel kompanent skoru
[PCS], mental kompanent skoru [MCS]) bölüm içermektedir.
Hasta demografileri, sosyal durumları, hastalığa ait değişkenler
derlendi. Eğitim öncesi ve sonrası SF-36 verileri kıyaslandı.
Bulgu
72 hasta (yaş ortalaması 56,5 ±13,5 44’ü erkek [%61.1], 28’i
kadın [ %38.9]) çalışmaya dahil edildi. Birincil hastalıkları rektum
(n=56, %77,8), genitoüriner (n=7, %9,7) veya kolon kanserleri
(n=5, %6,9) veya benign-premalign kanser dışı sorunlardı
(n=4, %5,6). Hastaların 51’inde (%70,8) ileostomi, 18’inde
(%25,0) kolostomi,3’ünde (%4,2) ürostomi vardı. Operasyondan
sonra eğitime kadar geçen ortanca süre 7 (aralık:1-75) aydı.
Hastalara verilen grup eğitimi sonrası her iki ana bölüm (PCS
[47,2±9,2 vs 52,3±6,9] ve MCS [44,6±10,6 vs 49,6±6,7)] skoru
anlamlı düzeyde artmıştı (p=0,000 ve p=0,000) gözlendi.
Alt kompanent skorlarından VT (VT 52,3±9,6 vs 54,3±8,8;
p=0,159) haricindekiler (PF [46,8±9,8 vs 53,1±7,7; p=0,000], RP
[35,7±11,9 vs 44,1±7,0; p=0,000], BP [51,9±10,6 vs 56,4±9,1;
p=0,001], GH [48,1±10,6 vs 51,4±11,0; p=0,006], SF [47,7±10,2
vs 51,4±6,5; p=0,003], RE [34,2±14,1 vs 43,8±11,1; p=0,000] ve
MH [48,2±10,7 vs 53,2±7,9; p=0,000]). İstatistik olarak anlamlı
derecede yükselmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Grup eğitimleri hastaların sorunlarının çözümlerini öğrendikleri
ve başka hastalarla tanıştıkları ortamlar üretmektedir ve
stomalı olgularda yaşam kalitesine ait değişkenleri belirgin
olarak iyileştirmektedir. Bu nedenle grup eğitimleri stomaterapi
ünitelerinin çalışma planlamalarının içerisine dahil edilebilir.
393
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP2
Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ünitesinde
Açılan Stomaların Retrospektif İncelenmesi
Seçil Taylan, Sevban Arslan, Yasemin Akıl, Rabia Cihan, Ömer Alabaz Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi
Giriş
Stoma (kolostomi, ileostomi, vb) barsak ve rektum cerrahisinde
kullanılan bir yöntemdir. Abdominal stomalar; acil durumlarda
yaşam kurtarmak, girişim uygulanan bölgeyi korumak,
cerrahi olarak anüsü tamamen ortadan kaldırmak veya
anüsün kullanılamaması durumlarında dışkılama işlevinin
gerçekleştirilmesi amacıyla da yapılabilir. Bu çalışma Çukurova
Üniversitesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim
Dalında açılan abdominal stoma vakalarının retrospektif olarak
incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
Metod
Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmada 01.06.2010 - 01.01.2011
tarihleri arasında stoma açılan hastaların stoma kayıt formları
retrospektif incelenmiştir.
Bulgu
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim
Dalında 01.06.2010 - 01.01.2011 tarihleri arasında 88 hastaya
stoma açılmış, 74 tanesinin kaydına ulaşılmıştır. Ulaşılamayan
vakaların resmi tatillerde yatış işlemlerinin yapıldığı ve stoma
terapi hemşireleri ile bu sebeple görüşemediği, 8 hastanın
öldüğü, 6 hastanın ise taburcu olduğu saptanmıştır. Ulaşılan
74 hastanın bulguları incelendiğinde %55,4’ünün (n:74)
erkek, %45,9’unun ilköğretim mezunu, %47.3’ünün ev hanımı,
%71,6’sının evli olduğu, %54,1’inin eş ve çocukları ile yaşadığı,
%33,8’inin Rektum kanseri tanısı konduğu, %43,2’sinin sigara
kullandığı, %24,3’ünün kemoterapi, %17,6’sının radyoterapi
aldığı, saptanmıştır. Hastaların % 79’3’ünün stoma açılmadan
önce bilgilendirilmediği, %94,6’sının ameliyatının Çukurova
üniversitesinde yapıldığı, %27’sinin stomasının end kolostomi
olduğu, %82,4’ünün geçici olarak açıldığı, %67,6’sının
stomasının renginin kırmızımsı pembe olduğu, %52,7 sinin
parastomal cildinin yumuşak olduğu, % 50’sinin stoma altında
bagetinin olduğu, %94,6’ sına alttan bpşaltmalı düzçift parça
stoma torbası önerildiği, %98,6’sına pasta, %13,5’ine pudra
önerildiği saptanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
Hastaların %58,2’sine kanser nedeni ile stoma açıldığı
saptanmıştır. Stoma açılan hastaların hala operasyon öncesi
stoma yerleri işaretlenmemektedir. Bu durum hastaların stoma
bakımında güçlük yaşamalarına ve bilgilendirilmediği için
anksiyeteye neden olmaktadır.
394
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP3
Endoskopik Aletlerin Arızalanması İle Kullanıcı
Kişilerin Deneyimi Arasındaki İlişki
Evrim Yılmaz, Hatice El, Gönül Yapıcı, İlknur Moğul İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Cerrahi Endoskopi Ünitesi
Giriş
Endoskopi eğitimi veren birimlerde, eğitim için gelen kişilerin
deneyimi ile endoskopi aletlerinin arızalanması arasında ilişki
olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
Metod
Bu çalışmada Ocak2010-Şubat2011 arasında İstanbul
Üniversitesi , İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı,
Genel Cerrahi Endoskopi Ünitesine eğitime gelen 19 kişinin 3
aylık eğitimleri süresinde, endoskopi aletlerinde oluşan arızalar
1. 2. ve 3. ay olarak incelenmiştir kişilerin eğitim sürelerine göre
araştırılmıştır. Oluşan arızalar aylık olarak ortaya çıkmasına
göre arıza katsayısı alarak belirtilmiştir. Kullanıcıların gözlem
yaptığı endoskop kullanımının en az olduğu 1.ay arıza kat sayısı
1, endoskop kullanımının kısmen arttığı, pratik olarak işlem
yapmaya başladıkları 2. ay arıza kat sayısı 2, kullanıcıların
yoğun olarak endoskopi yaptıkları 3. ay arıza katsayısı 4
olarak tanımlanmıştır. Sonuçların anlamlılığı korelasyon analizi
yapılarak değerlendirilmiştir.
Yeni başlayan
kursiyer sayısı
1.Ay
arıza
2. Ay
arıza
3.Ay
arıza
Arıza
katsayısı Katsayı1
Katsayı2
Katsayı4
Ocak 10
2
4
1
3
26
Şubat 10
0
1
3
3
16
Mart 10
Nisan 10
Mayıs 10
Haziran 10
Temmuz 10
Ağustos 10
Eylül 10
Ekim 10
Kasım 10
Aralık 10
Ocak 11
Şubat 11
3
2
0
1
2
2
3
3
0
1
3
3
0
3
3
1
0
2
1
0
0
0
3
0
3
3
1
0
2
1
0
0
0
0
0
3
3
1
0
2
1
0
0
0
0
0
15
21
12
18
13
10
5
9
4
0
Korelasyon analizi:0,096
Bulgu
Bu çalışmanın sonucunda endoskopik eğitim alan toplam 19
kişinin 1. aylarında 21, 2. aylarında 17,3.aylarında 16 endoskop
395
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
arızası saptanmıştır. Deneyim süresi ile endoskop arızaları
arasındaki ilişki korelasyon analizi( Tablo1 - r= 0,096) ile
incelendiğinde, herhangi bir ilişki bulunamamıştır.
Tartışma ve Sonuç
Çalışmamız, endoskopi eğitimi veren birimlerde, eğitim için gelen
kişilerin deneyimi ile endoskopi aletlerinin arızalanması arasında
ilişki olmadığını desteklemektedir.
396
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP4
Rektum Kanseri Nedeniyle Postoperatif
Dönemde Uygulanan Radyoterapiye Bağlı
Gelişen Parastomal Dermatit’in Yönetimi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği Ostomi ve Yara Bakımı Ünitesi Giriş
Radyasyon tedavisi kanser hastaları için oldukça yaygın olarak
kullanılan bir tedavidir. Özellikle rektum kanserlerinde lokal
nüksleri önlemek için kullanılan radyoterapi’nin en sık yan
etkisi radyasyon dermatitidir. Radyasyon dermatiti, hafif bir
rash’dan ciddi ülserasyona kadar değişen bir yelpazede bulgu
verebilir. Radyasyon tedavisi gören hastaların yaklaşık %85’i
orta’dan ciddiye kadar değişen cilt reaksiyonları ile karşılaşırlar.
Çalışmamızda bu şekilde postoperatif dönemde uygulanan
radyoterapi sonrası gelişen radyasyon dermatiti’nin yönetimi
anlatılacaktır.
Metod
Rektum kanseri nedeniyle abdominoperineal rezeksiyon
uygulanan 65 yaşındaki kadın hastada, postoperatif dönemde
uygulanan radyasyon tedavisi sonrası gelişmiş olan parastomal
radyasyon dermatiti’nin yatak başı yönetimi değerlendirilmiştir.
Bulgu
Postoperatif radyasyon tedavisine bağlı olarak gelişen 8x3 cm
boyutlarındaki ülsere parastomal radyasyon dermatiti, lokal yara
bakım ürünleri ile (Resim 1,2) tedavi edildi. Tedavi sonrası ülsere
lezyon tamamen iyileşti (Resim 3,4,5). Sonrasında radyasyon
tedavisine devam edilen hastanın ülsere lezyonunun nüks ettiği
görüldü (Resim 6).
Tartışma ve Sonuç
Radyasyon dermatiti’nin tedavisine ilişkin literatürde tanımlanmış
topikal, oral ve intravenöz ajanlar mevcuttur. Ancak bu ajanların
kullanımları hem maliyet hem de hastanede kalış süreleri
açısından tartışmaya açıktır. Kliniğimiz hidrofilik yara örtüleri ve
toz halindeki yara bakım ürünleri ile radyasyona bağlı parastomal
dermatitin akılcı ve maliyet etkin şekilde çözümlenebileceğini
düşünmektedir.
397
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP5
Enteroatmosferik Fistül İçeren Geniş Cerrahi
Yaralarda Yatak Başı Yönetimi
İsmail Gömceli, Murat Ulaş, Sercan Karadağ, Dilek Bil, İlter Özer, Erdal Birol Bostancı, Musa Akoğlu
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji
Cerrahisi Kliniği Ostomi ve Yara Bakımı Ünitesi
Giriş
Enteroatmosferik fistül (EAF) major abdominal operasyonlar
sonrası, oldukça korkulan, bağırsak ile dış ortam arasındaki
doğal olmayan ilişkidir. EAF’ler major cerrahi nedeniyle zaten
oldukça zayıf düşmüş hastalarda ciddi sıvı elektrolit imbalansı
ile malnutrisyona neden olurlar. Bu çalışmada; major cerrahi
sonrası geniş cerrahi alan defekti yanı sıra EAF gelişen üç
hastanın yatak başı yönetimi sunulacaktır.
Metod
İntihar amaçlı korozif madde içimine bağlı yaygın gastrointestinal
sistem hasarı gelişen 27 yaşındaki kadın hasta, mide ca
nedeniyle küratif mide rezeksiyonu uygulanan 76 yaşındaki
erkek hasta ve mide ca nedeniyle dış merkezde gastrektomi
uygulanarak postoperatif morbidite nedeniyle merkezimize sevk
edilen 70 yaşındaki erkek hastanın geniş cerrahi alan defekti ve
EAF’lerinin yatak başı yönetimi değerlendirildi.
Bulgu
Postoperatif dönemde her üç hasta da ameliyat edilerek
Bogota bag uygulandı. Ameliyat sonrası gelişen EAF’lerinden
enteral beslenme yapıldı. İleri yara bakım ürünleri ve negatif
basınçlı pansuman ürünleri ile yara bakımı, ardışık yatak başı
debridmanları, yara kültürlerinde gelişen enfeksiyonlara yönelik
antibiyoterapi, yeterli granülasyon dokusu oluşumunu takiben
kontrollü bir stoma haline getirilen EAF’lere standart stoma
bakımı uygulandı. Bir hastaya yaklaşık 103, diğerine 170 ve
sonuncusuna 235 gün yatak başı tedavi uygulandı. Hastalar
komorbid nedenlerle bu sürelerin sonunda kaybedildi (Resim
1-37).
Tartışma ve Sonuç
Major cerrahi girişimler sonrası gelişen cerrahi alan defektleri ve
EAF’lerin yönetimi, hem bu hastaların komorbid faktörleri, cerrahi
girişimin büyüklüğü ya da cerrahi girişim gerektiren etyolojik
faktörün getirdiği olumsuz faktörler nedeniyle oldukça güçtür.
Diğer taraftan EAF’lere bağlı morbidite oranları da oldukça
yüksektir. Hastalarımız ortalama 170 günlük mücadelemize
rağmen ex olmuşlardır. Ancak bir hastadaki korozif madde içimine
bağlı farenksten duodenuma kadar yaygın doku hasarı, diğer
hastalarda malinite nedeniyle geçirilen cerrahi ve postoperatif
sepsis gelişimi gibi sıra dışı morbidite nedenleri düşünüldüğünde,
bu hastalardaki yönetimin oldukça başarılı olduğu ve EAF’lerin
yönetiminde başarı ile uygulanabilecek uygulamalar sunduğu
düşünülmektedir.
398
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP6
Kronik Bir Yara Yönetimi: Basınç Ülseri
Hatice Korkut1, Aysel Ören Hin2, Emine Akar2, Ayişe Karadağ1
1
Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, 2
Gazi Üniversitesi Hastanesi Stomaterapi Ünitesi
Giriş
Basınç ülseri (BÜ), kemik çıkıntılarının üzerindeki deride ve/veya
deri altındaki dokularda uzun süreli basınca maruz kalma ya
da basınçla birlikte sürtünme ve yırtılmanın etkisi ile meydana
gelen lokalize doku hasarıdır. Sağlık sektöründeki teknolojik
gelişmelere, tedavi ve bakıma ilişkin bilimsel bilginin artmasına
rağmen, BÜ hala; hastanın hastanede kalış süresini ve sağlık
bakımı maliyetini arttıran, yüksek mortalite ve morbidite oranına
sahip büyük bir sağlık bakım problemi olmaya devam etmektedir.
BÜ’nin oluşumunu önlemek yarayı tedavi etmekten daha kolay
ve ucuz bir yöntemdir. Ancak yara oluşmuşsa tedavisi; yaranın
evresine, özelliklerine, bölgesine ve hastanın genel durumuna
göre değişmektedir ve maliyeti daha yüksektir. Tedavide temel
amaç; uygun yara bakım ürünleri ile bakım vererek iyileşme
sürecini hızlandırmaktır. BÜ’nin önlenmesi, erken saptanması ve
tedavisinde stoma ve yara bakım hemşirelerine önemli görevler
düşmektedir. Bu sunuda, BÜ olan bir hastanın hemşirelik bakımı
ele alınmıştır.
Metod
Bayan ÇÜ; 30 yaşında, 1.55cm boyunda, 53 kg ağırlığında,
evli, 2 çocuk annesi ve ilkokul mezunudur. Bayan ÇÜ, çarpıntı,
ağrı, bacaklarda şişlik ve sırtta morluk şikâyetleri ile bir
üniversite hastanesinin acil servisine başvurmuş ve durumunun
kötüleşmesi nedeniyle yoğun bakım ünitesine alınmıştır.
Yoğun bakımda yaklaşık 12 gün kalan Bayan ÇÜ’nün sol ayak
topuğunda renk değişiklikleri (morarma) oluşmuştur. Bayan
ÇÜ’ye Akut Miyeloblastik Lösemi tanısı konmuş ve Hematoloji
bölümüne yatırılmıştır.
Bulgu
Bayan ÇÜ; stoma bakım hemşiresi tarafından değerlendirilmiş ve
sol ayak topuğunda, slough doku içeren, orta derecede eksudalı,
6 x 4 cm boyutlarında BÜ geliştiği belirlenmiştir. Hastanın
genel değerlendirilmesinde ise kemoterapi tedavisi aldığı,
kan değerlerinin düşük olduğu, immün sistemin zayıfladığı,
beslenmesinin yetersiz olduğu ve antibiyotik tedavisi (targosid
1x400mg, tienam 4x500mg) aldığı belirlenmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Yara bakımı şu şekilde yapılmıştır; yara değerlendirilmiş, %0,9
NaCl ile temizlendikten sonra yara içine Octanisept sprey
ve çevredeki cilde bariyer sprey uygulanmış, gümüşlü yara
örtüsü yerleştirilmiş, üzerine gazlı bez konularak kapatılmıştır.
399
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Hastanın bakımı düzenli olarak yapılmış ve plastik cerrahi ekibi
ile işbirliğinde nekrotik dokular debride edilmiştir. Hastanın iki ay
sonraki izleminde yaranın oldukça küçüldüğü, iyileşmenin hızla
arttığı görülmüştür. İzleminde herhangi bir sorun gelişmemiştir.
Sonuç olarak yara konusunda özel eğitim almış hemşireler,
yara iyileşme sürecine çok boyutlu katkı sağlamaktadır. Bu
nedenle sağlık kurumlarında stoma ve yara bakım hemşirelerinin
sayısının artırılması önerilmektedir.
400
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP7
Stoma Endikasyonları ve
Komplikasyonlarının Yönetimi
Ebru Kırbıyık1, Arzu Kader Armancı2, Bilgi Baca1 2
1
İ.Ü. C.T.F Genel Cerrahi AD İ.Ü. Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi
Giriş
Bu çalışmada, kliniğimizde 2009 Ocak ayından 2010 Ocak ayına
kadar geçen 1 yıllık sürede ileostomi veya kolostomi açılan
vakaların demografik verilerinin, tanılarının, erken ve geç dönem
komplikasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Metod
Çalışmada 2009 yılı Ocak ayından 2010 yılı Ocak ayına kadar
kliniğe yatırılan; ileostomi veya kolostomi açılan hastaların
dosyaları ve bu hastaların izleminde kullanılan stoma takip
formu kayıtları incelenmiş; elde edilen veriler SPSS 11,5 paket
programında analiz edilmişt
Bulgu
Yapılan istatistiksel analizde, hastaların yaş ortalamasının
49,12±15,8 olduğu, % 59,7’sinin erkek (37 kişi), % 40,3’ünün
kadın (25 kişi) olduğu tespit edilmiştir. Hastaların yatış tanıları
incelendiğinde; toplam 62 hastanın %29’unun ( 18 kişi) Rektum
tümörü tanısı ile, % 21’inin ( 13 kişi) ülseratif kolit tanısı ile, %
14,5’inin ( 9 kişi ) Crohn hastalığı tanısı ile, % 8,1’inin ( 5 kişi
) kolon tümörü tanısı ile, % 6,5’inin ( 4 kişi ) FAP tanısı ile
yatırıldığı saptanmıştır.Yukarıdaki tanılarla yatırılan hastalara
yapılan ameliyatlar incelendiğinde; % 19,4’üne Abdomino
Perineal Rezeksiyon (12 kişi ), % 16,1’ine Low anterior
rezeksiyon (10 kişi), % 9,7’sine ( 6 kişi) karsinomatöz peritonei
nedeniyle İlestomi veya jejunostomi yapıldığı saptanmıştır. Yine
hastaların % 24,2’sine Res. prtokolektomi+ ileal poş ( 15 kişi ),
% 19,4’üne Subtotal kolektomi ( 12 kişi) operasyonu yapıldığı
belirlenmiştir. Hastalara açılan stoma türü incelendiğinde; %
66,1’ine Loop ileostomi ( 41 kişi ), %17,7’sine end kolostomi
(11 kişi), % 6,5’ine end ileostomi ( 4 kişi ) açıldığı saptanmıştır.
Açılan stomaların % 72,6’sı geçici ( 45 kişi) , % 27,4’ü kalıcı (17
kişi ) stomadır. Hastaların % 62,9’unda ( 39 kişi ) komplikasyon
geliştiği saptanmıştır. Komplikasyon gelişen toplam 39 vakanın
8 tanesinde 2 veya daha fazla komplikasyon görülürken 31
vakada tek bir komplikasyon gelişmiştir. Komplikasyonlar
arasında kontakt dermatitin % 27,4 oranında ( 17 kişide) en
sık görülen komplikasyon olduğu, parastomal ülserlerin de en
sık görülen ikinci komplikasyon olduğu saptanmıştır. Yapılan
karşılaştırmalarda yaş, cinsiyet, kronik hastalık varlığı gibi
değişkenlerle komplikasyon görülme sıklığı arasında anlamlı bir
ilişki saptanmamıştır (p >0,05).
401
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Tartışma ve Sonuç
Kliniğimizde yapılan operasyonlar sonrası açılan stomalarda
vakaların %62,9’unda en az bir komplikasyon geliştiği
saptanmıştır. Yapılan karşılaştırmalarda cinsiyet, yaş,tanı, kronik
hastalık değişkenleri ile kompliksayon görülme sıklığı arasında
anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. 62 hastanın %37,09 stoması
kapatıldı ve 5 hasta %8,06 exutus. 1 hasta Nekrotik stoma
nedeniyle 1 hasta parastomal herni nedeniyle stoması revize
edildi. MKA olan hastaya alginatlı yara bakım ürünü kullanıldı
ve parastomal cilt problemleri olan hastalara çinko oksit pomad
pudra vb. ürünler kullanıldı. Parastomal cilt problemi olan
hastanın %76,31 hemşirelik bakımı ile iyileşti. 4 hasta %6,45
exutus olmuştur. Bu değerlendirmelerin yıllık olarak yapılması,
vakaların takibi ve seyri açısından önemli görülmektedir.
402
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP8
Fournier Gangreni:
Negatif Basınçlı Pansuman Deneyimi
Eylem Toğluk, Mustafa Taşkın İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Giriş
Fournier Gangreni, sıklıkla kolorektal ve genitoüriner kaynaklardan
köken alarak perianal ve genital bölgeleri tutan, mortalitesi ve
morbiditesi yüksek sinerjistik infektif nekrotizan fasitistir. Negatif
basınçlı pansumanlar dokuda daha hızlı bir granülasyon sağlar,
fazla eksudayı ortamdan uzaklaştırır, yaradaki kan akımını arttırır,
yara boyutunu küçültür ve enfeksiyon kontrolünü kolaylaştırır.
Metod
19.02.2010 tarihinde fournier gangreni tanısıyla acil ameliyata
alınan hasta, 23.02.2010 tarihinde enterokütan fistül nedeniyle
segmenter ince barsak rezeksiyonu ve end ileostomi ameliyatı
olmuştur.18.03.2010 YBÜ’den servise transver edilmiştir.
Hastanın yarası batın sağ alt kadranında (19x18cm), sağ gluteal
ve uylukta (21x17cm) boyutlarında ve 2cm derinliğinde, 385 cm2
alanında bol eksudalı yarası mevcuttu. Yapılan ıslak pansuman
yara yatağında bulunan fistül nedeniyle sürekli kontamine
olmakta, yara iyileşmesini geciktirmekte, hastanın hareketlerini
kısıtlamakta ve maliyettin artmasına neden olmaktadır. Hastanın
yara sürüntü örneğinde Acinetobacter spp ve Pseudomonans
aeruginosa üremesi ve HK MRSA üremesi nedeniyle gümüşlü
negatif basınçlı yara kapama örtüsü kullanıldı. 11.06.2010 PRC
tarafından deri grefti ameliyatı yapıldı
Bulgu
Hastanın ostomi bakımı serum fizyolojik ile yapılmış, kızarıklık
alana pudra uygulanmış bariyer mendil kullanılarak adaptör
ve torba uygulanmıştır. Hastanın yara pansumanı öncesi IV
analjezik uygulanmış, yarası streil şekilde 0,9’luk serum fizyolojik
ile yıkanmıştır. Sağlam cildi maserasyondan korumak amacıyla
hidrokolloidli yara örtüsü şeritler halinde kesilerek yaranın
kenarlarına yapıştırılmıştır. Hastanın yarası gümüşlü negatif
basınçlı yara kapama süngeri ve drep kullanılarak kapatılmıştır.
Yaranın üst kısmında(saat 12 yönünde) bulunan fistülü izole
etmek ve fistül drenaj torbasını kolayca yerleştirmek amacıyla
bariyer halka kullanıldı ve yapıştırıcı sprey yardımıyla drenaj
torbası yerleştirildi. Fistül çıktı miktarı fazla olduğundan dolayı
drenaj torbasına aspiratör yardımıyla dolması engellendi.(100
basınç ile ). Ortalama 2-2,5 günde bir hastanın pansumanı
değiştirildi. 11.06.2010 PRC tarafından deri grefti ameliyatı
yapıldı. Grefti korumak amacıyla pektin içeren pasta ile fistül
yatağına bariyer uygulandı. Aspiratör yardımıyla fistül içeriği
uzaklaştırıldı. Hastanın takipleri sırasında grefte herhangi bir
403
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
komplikasyona rastlanmadı. Fistül drenajı için musluklu postop
torba uygulandı. Drenaj torbasını yapışacağı cildi ve grefti
korumak amacıyla pudra ve bariyer mendil kullanıldı. Düz
bir zemin oluşturmak amacıyla pasta kullanıldı ve yapıştırıcı
yardımıyla torbanın ciltte kalması sağlandı. Torba ciltte 2 gün
kalması sağlandı.
Tartışma ve Sonuç
Negatif basınçlı pansuman tedavisi kronik veya akut problemli
yaralarda oldukça başarılı sonuçlar veren bir yöntemdir.
404
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP9
Hemşirelik Klinik Oryantasyon Eğitimi
Değerlendirmeleri
Cemile İstek1, Ayfer Karakoyun2
Acıbadem Bursa Hastanesi Eğitim ve Gelişim Hemşiresi
Acıbadem Bursa Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürü
1
2
Giriş
Bursa Acıbadem Hastanesi’nde 2010 yılı içinde işe yeni başlayan
hemşirelerin klinik oryantasyon sürecinde aldıkları oryantasyon
eğitimlerinin etkinliğinin değerlendirilmesidir.
Metod
Hemşirelere işe başladıklarında Genel Hemşirelik Oryantasyon
Eğitimi verilir. Eğitim öncesi ve sonrası bilgi düzeyini ölçmek amacı
ile ön test ve son test uygulaması yapılır. Hemşirelerin çalıştıkları
bölüm ile ilgili klinik oryantasyon süreçleri önceden belirlenmiştir
ve klinik oryantasyon süreci tamamlanmadan Bölüme Özel
Oryantasyon Eğitimleri’ni alırlar. Klinik oryantasyon süreci
tamamlanan hemşireler Genel Hemşirelik Oryantasyon Eğitimi
ve Bölüme Özel Oryantasyon Eğitimi konularını içeren Klinik
Oryantasyon Son Test sınavına katılırlar. Hemşirelere uygulanan
ön test, son test sınav sonuçları ve klinik oryantasyon son test
sonuçlarının ortalamaları değerlendirilmiştir. Oryantasyon süreci
tamamlanan hemşirelere Bölüm Oryantasyon Değerlendirme
Formu doldurtulmuştur ve oryantasyon eğitimleri hakkındaki
görüşleri alınmıştır.
Bulgu
Bursa Acıbadem Hastanesi’nde 2010 yılı içinde toplam 56
hemşireye Genel Hemşirelik Oryantasyon Eğitimi verilmiştir.
Genel Hemşirelik Oryantasyon Eğitimi’ne katılan 56 hemşirenin
eğitim öncesi uygulanan ön test ortalaması 62 iken; eğitim
sonrası uygulanan son test ortalaması 82 ‘dir. Hemşirelerin bilgi
düzeyinde %20’lik bir artış gözlenmiştir. 56 hemşirenin 22’si klinik
oryantasyon sürecinde Bölüme Özel Oryantasyon Eğitimi’ne
katılmıştır. Bölüme Özel Hemşirelik Oryantasyon Eğitimi’ni alan
22 hemşirenin Klinik Oryantasyon Son Test sınav ortalaması
ile bu eğitimi almayan 34 hemşirenin sınav ortalaması arasında
anlamlı
istatistiksel bir fark bulanamamıştır, ancak Klinik
Oryantasyon Süreci sonunda hemşireler tarafından doldurulan
Bölüm Oryantasyon Değerlendirmesi’nde çalışanlar bölüme özel
oryantasyon eğitimlerini aldıklarında bölüme daha hızlı adapte
olduklarını, uygulamalarda rehber hemşireden olumlu geribildirim
aldıklarını ve bu geribildirimlerin kendilerini motive ettiğini, vaka
tartışmalarında daha fazla söz hakkı tanındığını ve kendilerine
güvenlerinin daha fazla olduğunu dile getirmişlerdir.
Tartışma ve Sonuç
Bu dönemde; işe yeni başlayan hemşirelere Genel Hemşirelik
405
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Oryantasyon Eğitimi yanı sıra Bölüme Özel Oryantasyon
Eğitiminin verilmesi hem bilgi düzeyini arttırmada hem de
hemşirelerin adaptasyonunu hızlandırmada rolü büyüktür.
Oryantasyon Eğitimleri ile çalışanlar uygulamalarda daha aktif
rol almışlar ve ekip çalışmasına ortak olmuşlardır, çalışanlara
verilen olumlu geribildirimler çalışanları motive etmiş ve kuruma
alışmada fayda sağlamıştır.
406
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP10
Kolo-Rektal Kanserli Hastalar ve
Hemşirelik Bakımı
Ümran Özyıldız1, Cemile İstek2
2
1
Bursa Acıbadem Hastanesi Cerrahi Kliniği Hemşiresi
Bursa Acıbadem Hastanesi Eğitim Ve Gelişim Hemşiresi
Giriş
Cerrahi kliniğinde kolo-rektal kanser nedeni ile ameliyat olan
hastaların hemşirelik bakım ve takip sürecini incelemek.
Metod
Mart 2010-Mart 2011 yılları arasında kolo-rektal kanserli 48
hastada yapılan operasyonların; çeşidi,
yaş grupları, cinsiyet, kalıtsal yatkınlık, yandaş hastalık, sigara
kullanımı, mobilizasyon, solunum egzersizi, kateter girişimleri ve
stoma yönünden eski kayıtların incelenmesi.
Bulgu
48 olgunun hastanede kalış süresi 4 gün ile 18 gün arasında
olduğu belirlenmiştir. Bu olguların %58,3’ünü erkekler, %41,7’sini
bayanlar oluşturmaktadır. Yatış yapılan hastaların %50’sinde
yandaş hastalık tespit edilmiştir. Kolo-rektal kanserli hastaların
%43,7’si sigara kullanmaktadır. Hasta anamnezlerinde %
37,5’inde ailelerinde kanser öyküsü tespit edilmiştir. Ameliyat
sonrasında %83,3’ünde sonda-dren takibi yapılmıştır. Ameliyat
sonrasında %31,2’sine santral kateter, %35,4 oranında port
kateter uygulanmıştır. Ağrı kontrolü %58,3 olguda Epidural PCA
ile , %8,3 olguda IV PCA ile sağlanmıştır.
Ameliyat sonrasında %37,5’ine kolostomi, % 12,2’ sine ileostomi
uygulanmıştır. Beslenme durumunun %83.3’ü TPN ile, % 16.6’sı
enteral yol ile beslendiği görülmüştür. Ameliyat sonrası oral alım
başlama süresinin post-op 2.gün ile 10.gün arasında değişitiği
gözlenmiştir. İlk 24 saat içinde mobilizasyon oranı %89,5’tir.
Ameliyat öncesi ve sonrası her hastaya solunum egzersizi
(triflow) eğitimi verilmiştir. Cerrahi kliniğindeki kolo-rektal yara
enfeksiyonu gelişmemiştir.
Tartışma ve Sonuç
Kolo-rektal ameliyat olan hastaların risk faktörü yüksek olduğu
için bakım süreci ciddi önem ve dikkat gerektirmektedir. Bu
nedenle yapılan her türlü müdahale hasta açısından hayati
önem taşımaktadır. Bu aşamada hemşirenin rolü ve bakımdaki
yetkinliği önem teşkil etmektedir.
407
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP11
Komplike Bir Hastada Stomaterapi
Yara Bakımı Yönünden Hemşirelik Girişimleri
Durucan Aydın Koç
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama
Hastanesi Stomaterapi Hemşiresi
Giriş
Kolostomi,
ileostomi,
ürostomi,
nefrostomi,
fistüller
(enterokütonöz 3, enterovezikal 1) ve dreni olan M.S.adlı erkek
hastamızda stomaterapi ve yara bakım yönünden hemşirelik
girişimleri planlayarak uygulamak ve bireyin yaşam kalitesini
artırmaktır.
Metod
Kimlik ve sistem bilgileri sorgulanarak kayıt edildi. Hemşirelik
bakımındaki hedefler belirlendi. Hastanın karın bölgesinde
tam kalınlıkta doku kaybı olup,10cm x 20cm çapında,2cm
derinlikte,bol eksudalı,yara yatağı karışık bir yapıda olan açık
karın yarası değerlendirildi ve hastaya yapılan bütün hemşirelik
girişimleri yara tanılama formuna kayıt edildi. Yara yatağından
kültür alındı. Kültür sonucunda Klebciella oxytoca,E.coli üredi.
Kültür sonucuna göre ciprofloksazin, metronidazol tedavisi
başlandı. Yara bakım ünitesi ile işbirliği yapılarak yara bakımında
SF(izotonik sodyum klorür) % 5 Oktenidin dihidroklorür, Kliptonit
toz pudra, Ag Hydrofiber yara örtüsü ve bariyer sprey kullanıldı.
Yaranın ebatı 5x6 cm’ye kadar düşürüldü. Fistüller;4 adetken
yapılan bakım sonucunda kapanmış olarak taburcu edildi.
Beslenme düzeni diyetisyen ve nutrisyon hemşiresiyle işbirliği
yapılarak ayarlandı. Hastaya psikiyatri desteği sağlandı.
Tartışma ve Sonuç
Hastaya yapılan bütün hemşirelik girişimleri hemşire gözlem
formuna kayıt edildi. Hasta ve hasta yakınlarına sözel ve
uygulamalı eğitim verilerek ekiple iş birliği sağlandı.
•
•
•
•
•
•
Fistüllerin, yaranın, stomaların bakımının yapılması ve
sıvı gelişinin kontrol altına alınmasıyla hastanın yaşadığı
sıkıntının giderilmesi sağlandı.
Hastanın vucut hijyeni ve konforu sağlandı.
Yattığı klinikte çalışanların ve diğer hastaların-yakınlarının
yara idrar ve gaita kokusundan duydukları rahatsızlığın
giderilmesi sağlandı.
Hasta ve ailesinin anksiyetesi giderildi.
Hasta yatağa bağımlı olmasına rağmen basınç yarasının
oluşumu önlendi.
Hastanın eşine ürostomi, kolostomi bakımı ve yara bakımı
konusunda eğitim verildi.
408
•
•
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Hasta ve ailesi verilen stoma-yara bakımından ve eğitimden
memnuniyetini belirtti.
Hasta ve hasta yakınına verilen eğitim sonrasında katılım
sağlandı, olumlu geri bildirim alındı.
409
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP12
Komplike Stomalı Bir Hastada Fistül ve
Yara Yönetimi
Durucan Aydın Koç
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-İ Sina Araştırma ve Uygulama
Hastanesi Stomaterapi Ünitesi
Giriş
Genel Cerrahi ve üroloji ameliyatlarında çok sayıda hastaya
geçici veya kalıcı stoma açılabilmektedir. Ayrıca bazı
ameliyatlar sonrasında istenmeyen komplikasyonlar sonucunda
çeşitli fistüller (enterokutanöz fistül ve vezikokutenöz fistül)
gelişebilmektedir. Fistüller genellikle bakımı zor yerlerde olup,
ciltle aynı seviyede ya da cilt seviyesinden aşağıda bulunabilirler.
Fistül sonucu ortaya çıkan akıntı, genellikle kötü kokulu, yüksek
debili, cilt irritasyonuna ve yaraya neden olur. Yara açılması
durumunda, tıbbi tedavi ve yara bakım maliyeti artmaktadır. Bu
sunuda ostomi bakımları, fistüllerden gelen sıvının kontrol altına
alınması, insizyon yerinde oluşan açık karın ve yara bakımının
düzenli olarak yapılması ve yaşam kalitesinin artırılması ele
alınmıştır.
Metod
Bay M.S; 53 yaşında, 1.85 boyunda, 90 kilo ağırlığında, evli ve
2 çocuk babası ve emekli memurdur. Bay M.S’ye karın ağrısı,
bulantı, kusma, kanlı dışkılama gibi şikâyetler ile başvurduğu dış
merkezde rektum kanseri tanısı konulmuş; 17.06.2005 tarihinde
anterior rezeksiyon ve Hartman prosedürü yapılarak uç kolostomi
açılmıştır. 07.10.2010 tarihinde hasta, metastaz nedeniyle
A.Ü.T.F. İbni Sina Hastanesi Genel Cerrahi kliniğine yatırılmıştır.
26.11.2010 tarihinde yapılan ameliyatta ileostomi, ürostomi
açılmış; sağ-sol nefrostomi ve pelvik dren yerleştirilmesi işlemi
yapılmıştır. Ameliyat sonrası komplikasyon olarak hastanın
abdomen bölgesinde insizyon dikişlerinin açılması, açık karın
yarası, beş adet fistül ve cilt irritasyonları gelişmiştir.
Bulgu
Stomaterapi hemşiresi tarafından yapılan değerlendirmede
hastanın abdomenin orta hattından sol tarafa uzanan, sınırları
düzensiz bir insizyon ayrılması olduğu görülmüştür. Hastanın
karın bölgesinde 10cm x 20cm çapında, 4 cm derinlikte, bol
eksudalı, kötü kokulu, gaitanın ve periton sıvısının da geldiği
açık karın yarası tespit edilmiştir. Yara yatağından alınan
kültür sonucunda Klebciella oxytoca ve E.coli üremiştir. Kültür
sonucuna göre hastaya uygun antibiyotik tedavisi başlanmış.
Yara bakım ünitesi ile işbirliği yapılarak yara bakımında
%0,09 NaCL ile temizlendikten sonra yara içine oceptin spreyi
(Oktenidin dihidroklorür), Kliptonit toz pudra, Ag içeren köpük
örtü, Ag Hydrofiber yara örtüsü ve yara çevresine bariyer sprey
410
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
kullanılmıştır. Yaranın iyileşmesi ve fistüllerden gelen sıvının
kontrol altına alınabilmesi için dren torbaları kullanılmıştır.
Kolostomi, ürostomi, ileostomi bakımları düzenli yapılmış
ve parastomal cilt bakımı için bariyer sprey uygulanmıştır.
Nefrostomilerin ve pelvik dren çıkışının pansumanı günlük
yapılmıştır.
Oral alımı olmadığından nutrisyon ekibiyle işbirliği yapılarak
TPN tedavisi uygulanmıştır. Hastanın yaşadığı hastalık ve
sıkıntılardan ötürü hastaya psikiyatri desteği alması sağlanmıştır.
Tartışma ve Sonuç
• Hasta yatağa bağımlı olmasına rağmen basınç yarasının
oluşumu önlenmiştir.
• Fistüllerin, yaranın, stomaların bakımının yapılması ve gaitaidrar gelişinin kontrol altına alınmasıyla hastanın yaşadığı
sıkıntının giderilmesi sağlanmıştır.
• Hastanın üç ay sonraki izleminde yaranın oldukça
küçüldüğü, iyileşmenin hızla arttığı görülmüştür. Yaranın
ebatı 5x6 cm’ye kadar düşürülmüştür.
• Hastanın eşine stoma bakımı ve yara bakımı konusunda
eğitim verilmiştir.
• Fistüllerden gelen sıvının kesilmesi ve hastanın genel
durumunun iyileşmesi sonucunda hasta taburcu edilmiştir.
Stoma ve yara bakımında, komplikasyon gelişen hastalarda
stomaterapi hemşiresinin hasta ve ailesine sağlık çalışanlarına,
hastane ve ülke ekonomisine çok katkısı çok büyüktür.
Bu nedenle stoma ve yara bakımında özel eğitim almış
hemşirelerin görevlendirilmesi, stomaterapi ünitelerinin açılması
önerilmektedir.
411
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP13
İkinci ve Üçüncü Ostomilerdeki Güçlükler:
Olgu Sunumu
Gülden Bilir2, Hülya Aydoğan2, İsmihan Çalışkan2, Enver İlhan1
1
2
SB İzmir Bozyaka Eğitim ve Arş. Hastanesi I. Genel Cerrahi Kliniği
SB İzmir Bozyaka Eğitim ve Arş. Hastanesi I. Genel Cerrahi Kliniği
Hemşiresi
Giriş
Hastanın hayatını kurtarabilecek bir fonksiyona sahip olan
ostomiler gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle fiziksel ve
psikolojik olarak önemli bir sağlık sorunudur.
Metod
Kısa barsak sendromu nedeniyle ikinci ve üçüncü defa
jejunostomi yapılmak zorunda kalınan ve komşu insizyon
hattında defekt meydana gelen olgumuzu sunduk.
Bulgu
Karın ağrısı, bulantı kusma yakınmaları ile başvuran 49yaşında
kadın hasta acil karın tanısıyla ameliyat edildi. Ameliyatta
mezenter arter trombozuna bağlı ince barsak ve proksimal kolon
iskemisi saptanan hastaya 40 cm ince barsak kalacak şekilde
ince barsak rezeksiyonu ve sağ hemikolektomi yapılarak kalan
jejenum ucu karın sol üst kadrana ağızlaştırıldı(birinci jejunostomi).
Ameliyat sonrası 7.günde ostomi nekrozu nedeniyle tekrar
ameliyata alındı ve mevcut jejunostomi bozularak karın sağ üst
kadranına ikinci jejunostomi yapıldı. Total parenteral beslenme
uygulanan hasta 2 ay sonra ikinci jejunostomisinin kapatılması
amacıyla tekrar ameliyat edildi ve jejunostomi bozularak ince ve
kalın barsak arasında anastomoz yapıldı. Ameliyattan iki gün
sonra fistül gelişen hasta tekrar ameliyata alındı. Anastomoz
bozularak jejenum zorunlu olarak ikinci ostomi yerinden dışarıya
ağızlaştırıldı(üçüncü jejunostomi). İkinci ostomi bozulurken
ostomi çevresinden bir miktar da cilt çıkarıldığı için ostomi karın
orta hat insizyonuna yaklaşmış oldu. Ameliyat sonrası sızıntı
sonu bulaşa bağlı olarak insizyon hattında yaklaşık 5 cm çapında
defekt meydana geldi. Bunun üzerine konveks tipi kolostomi
torbası kullanıldı ve ostomi ağzı ile cilt insizyonu arasında pasta
ile bariyer oluşturuldu. Ciltteki defekt sık aralıklarla yıkandı ve
pansuman edildi. Uygulamanın 10. gününde defekt çapının
yaklaşık 3 cm e , 20. günde ise 1cm e gerilediği görüldü(Resim
1, 2). Olgunun tedavisi devam etmektedir.
Tartışma ve Sonuç
Ostomilerin kanama, iskemi, fazla çıkıntı, obstrüksiyon,
retraksiyon, peristomal abse, fistül ve akut parastomal
herniasyon, alerjik dermatit, peristomal deri irritasyonu, irritan
dermatit, folikülit, mekanik travma gibi istenmeyen yan etkileri
bulunmaktadır. Özellikle ikinci ve üçüncü ostomilerde ince
barsağın her santimetresinin büyük önem arzettiği durumlarda
hasta ameliyat öncesi ostomi ekibi ve hemşiresi tarafından iyice
değerlendirilmelidir.
412
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
HP14
Stomalı Hastalarımızın Değerlendirilmesi
Gülden Bilir2, Hülya Aydoğan2, İsmihan Çalışkan2, Enver İlhan1
1
2
SB İzmir Bozyaka Eğitim ve Arş. HastanesiI. Genel Cerrahi Kliniği
SB İzmir Bozyaka Eğitim ve Arş.Hastanesi I. Genel Cerrahi Kliniği
Hemşiresi
Giriş
Ostomi sık uygulanan bir cerrahi yöntem olmasından dolayı,
cerrahi tekniklerdeki gelişmeye ve alınan önlemlere rağmen
komplikasyon oranı yüksek olarak kalmaya devam etmektedir.
Metod
SB İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi I. Genel Cerrahi
Kliniği’nde 2009 ve 2010 yıllarında ostomi yapılan toplam 41hasta
dosya kayıtları baz alınarak retrospektif olarak incelendi.
Bulgu
Toplam 41hastaya ostomi yapılmıştır. Olguların 9(%21.9)’u
kadın 32(%78.1)’si erkektir. Ortalama yaş 61.9(aralık 24-87) ‘dur.
Hastalardan 27 sine malignite, 4’üne Fournier gangreni, 3’üne
volvulus, 2’sine mezenter iskemi, 2’sine ateşli silah yaralanması,
1’ine ileum perforasyonu nedeniyle ostomi yapılmıştır.
Ostomilerin 28(%68.3) i kolostomi, 11(526.8) i ileostomi, 2(%4.9)
si jejunostomi şeklindedir. Bir hastada kolostomi ve ileostomi
aynı anda uygulanmıştır. Ostomilerin 31’i (%75.6)geçici, 10’u (%
24.4) kalıcı ostomidir. 2 hastada ostomide beslenme bozukluğu
ve nekrozu, 3 hastada ostomi ağzı ve kenarında maserasyon
ile karşılaşılmıştır. Maserasyonlardan 1’i hassas cilt yapısı, 2’si
ise uygunsuz malzeme kullanımı sonucu meydana gelmiştir.
Beslenme bozukluğu ve nekroz meydana gelen ostomiler
cerrahi olarak, maserasyonlar ise uygun malzeme kulanımı ile
tedavi edilmişlerdir. Kalıcı ostomi uygulanan hastalarda daha
fazla olmak üzere psikolojik problemler görülmüş olup karşılıklı
görüşme ve bazı hastalarda psikiyatr desteği ile problemlerin
çözümü yoluna gidilmiştir.
Tartışma ve Sonuç
Stoma çoğunlukla gastrointestinal ve üriner sistemin malignite
durumlarında hayat kurtarıcı bir yöntem olarak uygulanmakta ve
başarılı da olunmaktadır. Ancak ostomilerde kanama, iskemi,
fazla çıkıntı, obstrüksiyon, retraksiyon, peristomal abse,fistül,
akut parastomal herniasyon, alerjik dermatit, peristomal deri
irritasyonu, irritan dermatit, folikülit, mantar enfeksiyonu ve
mekanik travma gibi fiziksel, ağır tablolara kadar gidebilen
psikoljik yan etkileri bulunmaktadır. Bu komplikasyonlar stomalı
bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde, olumsuz etkilemekte ve
sağlık giderlerini arttırmaktadır. Ameliyat öncesi ve sonrası cerrah
ve sertifikalı stoma bakım hemşireleri yakın işbirliği ile ameliyata
hazırlık, düzenli izlem, hasta eğitimi, sürekli danışmanlık ve uygun
413
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
ürünlerin doğru kullanımı ile komplikasyonlar azaltılabilecektir.
Ayrıca stomaterapi ünitelerinin yaygınlaştırılması ve stoma bakım
hemşirelerinin sayısının artırılması, hasta ve hasta yakınlarının
bilinçlendirilmesinin stomal ve parastomal komplikasyonların
önlenmesine katkı sağlayacağını düşünüyoruz.
414
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
STAND PLANI
415
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
416
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Stand Listesi
1. COVIDIEN
2. COVIDIEN
3. COVIDIEN
4. ABDICA
5. ABDICA
6. ABDICA
7. FİLMED
8. FİLMED
9. FİLMED
10. ABDİ İBRAHİM
11. ABDİ İBRAHİM
12. ABDİ İBRAHİM
13. MEDİTERA
14. NESTLE
15. INTRA MEDİKAL
16. ALİ RAİF
17. ALİ RAİF
19. NOVARTİS
18. NOVARTİS OTC
20. ETHICON
21. ROCHE
22. CONVATEC
23. CONVATEC
24. ABBOTT
25. DOĞSAN
26. KRONİK YARA
27. MERCK SERONO
29. MEGA OLYMPUS
30. TUTKU SAĞLIK
31. GENTEK
32. ASTRA ZENECA
33. LAPROMED
37. HEKİMSAN
38. HEKİMSAN
39. CORDAMED
42. CORDAMED
47. KONFORT
48. AMD MEDİKAL
417
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
418
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
YAZAR İNDEKSİ
419
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
420
18-22 Mayıs 2011, Antalya
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
-AAbalı, Hüseyin
95
Abbasov, Abbas
256
Abbasov, Parviz
354
Abbasova, Xatire
354
Abut, Fatma Yeşim
90
Acar, Aylin
141, 191, 224, 312
Acar, Fahrettin
83, 192
Acarlar, Hülya
78
Acarlar, Hülya Akdemir 387
Acu, Leyla
297
Agachan, Bedia
164
Ağca, Birol
131, 157, 324
Akar, Emine
386, 399
Akaydın, Murat
275
Akbaba, Soner
188, 250
Akbulut, Gökhan
116, 289, 294
Akcan, Alper
135
Akça, Hamdi
167
Akçakaya, Adem
90, 144, 281, 345
Akçalı, Ömer
199
Akçam, Tolga
99, 149
Akgöl, Evren
166
Akgül, Özgün
219, 333
Akgün, İsmail Ethem
144, 281, 345
Akıcı, Murat
165
Akıl, Yasemin
376, 378, 394
Akın, Levhi
216
Akın, M. Levhi
355
Akın, Murat
266, 270, 297
Akıncı, Muzaffer
233, 275, 325, 326
Akoğlu, Musa
101, 102,127, 185,187, 202, 228, 230,384, 385, 397, 398
Aksakal, Nihat
73, 113, 118, 236, 239,346, 393
Aksoy, Erol
127
Aksoy, Süleyman
217
Akyıldız, Hızır
135
Akyol, Cihangir
292
Akyol, Mesut
75
Akyürek, Nalan
266
Akyüz, Ali
72, 77, 79, 80, 96, 97, 105, 107,108, 165, 208,209, 365, 366
Akyüz, Muhammet
135
Akyüz, Ümit
360
Alabaz, Ömer
99, 149, 376, 378, 383, 394
Alış, Halil
Alimoğlu, Orhan
Aliosmanoğlu, İbrahim
Aliyev, Eldar
Aliyeva, Sevda
Alkım, Hüseyin
Alptekin, Hüsnü
Altınlı, Ediz
Altıntaş, Mehmet Mustafa
Altıntoprak, Fatih
Altuntaş, Yunus E.
Arıcan, Ali
Arıkanoğlu, Zülfü
Arısoy, Mustafa
Armancı, Arzu Kader
Arslan, Baha
Arslan, Kemal
Arslan, Sevban
Arslan, Yusuf
Arslanca, Tufan
Artış, Tarık
Aslan, Ahmet
Aslan, Orhan
Asoğlu, Oktar
Ata, Alper
Atahan, Kemal
Atak, A. Mert
Atalay, Fuat
Atamanalp, S. Selçuk
Atay, Arif
Ateş, Can
Atıcı, Ali Emre
Atik, Esin
Atun, Tahir
Ay, Abdülhalim Serden
Ay, Ali
Ayaydın, Vefa Evren
Aydan, Altan
Aydın, Altan
Aydın, Halime
Aydın, Sezai
Aydın, Uğur
Aydınlı, Bülent
421
119, 125,130, 145,252, 253, 254, 272,273, 274, 278, 280
141, 191, 224, 312
204
256
354
252
83, 192
210, 351
112, 128, 156
116, 289, 294
73, 113, 118, 236, 239,346, 347, 348, 393
95
126, 204, 304, 305
134, 160
401
199
158, 220, 318
383, 394
116
270
135
162
297
77, 96, 97, 105, 107, 108,165, 208, 209, 365, 366
95
142, 155, 176, 205
78, 387
93, 196
291
220
120
102
162
66, 134, 160
318
374
171
320
182, 206, 211, 262, 263, 264
393
93, 196
93, 196
291
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
Aydoğan, Akın
Aydoğan, Ceyhun
Aydoğan, Hülya
Ayhan, Ali
Aylaz, Gökçe
Aytaç, Bülent
Aytaç, Erman
139, 162, 286, 307
97
412, 413
189
120
65, 78, 124
109, 110, 359
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Bozkırlı, Bahadır
250
Bozkurt, K. Kürşat
177
Bozkurt, M. Abdussamet 119, 125,130, 145, 253, 254
Bozkurt, Seda
65, 71, 242
Bozkurt, Süleyman
90, 133, 366
Böyük, Abdullah
126, 304, 305
Buğra, Dursun
72, 77, 79, 80, 96, 97, 105, 107,108, 164, 165,209, -B
365, 366
Baca, Bilgi
109, 110, Buluş, Hakan
182, 206,211, 359, 401
262, 263,264, Baç, Bilsel
204
320, 341
Bademkıran, Ender
217
Bulut, Kemal
82, 123, 140, Bademler, Süleyman
208
212, 213,214, Bal, Ali
111, 175
215
Balık, Emre
72, 77, 79, Bulut, Türker
72, 77, 79, 80, 96, 97, 80, 96, 97, 105, 107,108, 105, 107,108, 165, 208,209, 164, 165,208, 365, 366
209, 365, 366
Balin, S.
339
Büyükaşık, Süleyman
252, 274, 280
Balin, Salim
362
Balta, Ahmet Ziya
68, 129, 216, Büyükuncu, Yılmaz
77, 79, 80, 232, 319,350, 97, 105, 107, 352, 355
108, 164,165, Baskan, Semih
120
208, 209,365, Baş, Gürhan
191, 224
366
Başak, Fatih
141, 191, 224, 312
Başoğlu, İrfan
254, 280
-CBaşpınar, Şirin
177
Can, Mehmet Fatih
365
Baykan, Adil
82, 123, 140, Can, Uğur
347, 393
212, 213, Canbak, Tolga
224, 312
214, 215
Canbay, Emel
72, 79, 164
Baykara, Zehra Göçmen 374, 380
Canbaz, Hakan
167
Bayol, Ümit
166
Celayir, Fevzi
82, 123, 140, Bayramiçli, Oya Uygur
221
212, 213,214, Bayramov, Nuru
268
215
Baysal, Hakan
299
Cengiz, Fevzi
198, 218, 247
Bayyozgat, Şaban
154, 332
Ceylan, Alper
300, 302,310, Benek, Suat
275, 325, 326 313, 329,331, Berkeşoğlu, Mustafa
120
358
Bil, Dilek
384, 385, Ceylan, Ceylanım
388
397, 398
Cihan, Rabia
376, 378,380, Bildik, Nejdet
112, 128, 156 394
Bilir, Gülden
412, 413
Cin, Necat
155, 176,205, Bilsel, Yılmaz
257
219, 248, 333
Bostancı, Erdal Birol
101,102,127, Civil, Osman
73, 113, 347, 185,187, 202, 348
228, 230,384, Coşkun, Ali
182, 206,211, 385, 397, 398 262, 263,264, Bostancı, Hasan
170, 242, 328 320, 341
Bostancı, Özgür
66, 160
Coşkun, Mustafa
68
Boyacıoğlu, Zehra
115, 152, 244 Coşkun, Teoman
171
422
-ÇÇağlıkülekçi, Mehmet
Çakır, Coşkun
Çakır, Murat
Çakmak, Güner
Çalışkan, İsmihan
Çalışkan, Müjgan
Çam, Zeynep
Çata, Bora
Çaynak, Mesut
Çeçener, Gülşah
Çelik, Bülent
Çetiner, Sadettin
Çevik, Ayhan
Çiftçi, Ali
Çipe, Gökhan
Çitgez, Bülent
Çolak, Elif
Çolak, Tahsin
Çolakoğlu, Şule
Çolakoğlu, Tamer
Çökmez, Atilla
Çömelekoğlu, Ülkü
-DDağ, Ahmet
Dalgıç, Tahsin
Dalkılıç, Gülay
Dalyan, Okan
Damburacı, Nurullah
Dandin, Özgür
Davran, Ramazan
Dede, Özlem
Demir, Işılay
Demir, Uygar
Demiray, Mukaddes
Demirbağ, Ali Eba
Demirbağ, Suzi
Demirbaş, Sezai
Demiröz, Ahu Senem
Deneçli, Ali Galip
Deniz, Mehmet
Deniztaş, Cemal
Deveci, Mustafa
Deveci, Uğur
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
360
90
111, 175
116, 289, 294
412, 413
141, 312
378
151
208
246
382
75, 365, 365
112, 128, 156
152
90, 133, 173, 260, 366
144, 281, 345
265
69, 95, 132, 148, 342
282
282
142
167
Devrim, Tuba
Dikicier, Enis
Dikmen, Kürşat
Dilege, Mehtap Ece
Dilek, Osman Nuri
Dinç, Mehtap
Dinçel, Çetin
Dinçer, Halil
Diner, Güvenç
Dirlik, Musa
Doğan, Mahmut
Doğan, Mustafa
Doğru, Osman
Duman, Haluk
Duman, Mustafa
Duran, Eyüp
Durmuş, Ali
Duru, Adem
Düzci, Uygar
-EEge, Bahadır
Egeli, Tufan
Egeli, Ünal
Ekçi, Baki
Ekinci, Hüseyin
95, 132, 148, Ekinci, Neşe
67, 342
Ekiz, Feza
101, 127,185, El, Atilla
187, 202,228, El, Hatice
384
Elbir, Orhan
112, 128, 156 Engin, Ömer
99, 149
Eraltan, İlhan Yaylım
334
355
Erbaş, Gonca
286, 307
Erbay, Ekrem
389
Ercan, İlker
128
Ercan, Metin
66, 134, 160
338
Erdoğdu, Güven
76, 241
Erenoğlu, Bülent
255
Ergen, Arzu
68, 75, 129, 232, 234,255, Ergüner, İlknur
350, 355, 365 276
Erkan, Nazif
218, 247
Erkek, Ayhan Bülent
142
Erkek, Bülent
Eroğlu, Ersan
119, 130, Erol, Cengiz
145, 273
Erol, Figen
234
Erözgen, Fazilet
221
423
177
116, 289, 294
170, 328
66, 160, 273
116, 289, 294
278, 280
248
284
162, 286, 307
167, 342
130, 272, 280
341
158, 220
234
102
365
131, 157, 324
233, 275, 325, 326
236
65, 71, 124, 242
305
246
360
112, 128, 156
142, 205
102
337
373, 395
76, 241
217
164
297
222
146
101, 185,187, 230, 384, 385
357
158, 220
164
109, 110,115,
152, 244
166, 198
120
173
210, 351
147, 269
371
233, 275,325,
326
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
Ersoy, Emine
Ersoy, P. Eren
Ersoy, Yeliz Emine
Ersöz, Nail
Ertürk, Süphan
Eryılmaz, Mehmet Ali
Esatoğlu, Varol
Esen, Ebru
Esen, Kaan
Esen, Özgür Sipahi
Eser, M.
Evrüke, Hakan
Eyvaz, K.
Eyvaz, Kemal
Ezer, Ali
366
188
133
75, 129, 365
92, 327
159, 318
257, 296, 357
292
288
198
339
131, 157, 324
339
338
282
-FFerahköşe, Zafer
Ferhat, İsmail
Ferhatoğlu, Ferhat
Fidan, Cihan
Filiz, Ali İlker
Füzün, Mehmet
266
88, 194, 322
345
263
319
388
-GGeçim, Ethem
Gedirova, Aygun
Gemici, Eyüp
Genç, Hüdai
Genç, Volkan
Gezen, Cem
Girgin, Sadullah
Gök, İlhan
Gökçal, Fahri
Gökçe, Kağan
Gökçeimam, Mehmet
Gökmen, Necati
Gömceli, İsmail
Gönenç, Murat
Gövde, Sacit
Gülen, Mehmet
Gülen, Merter
Güllüoğlu, Mine
Gümüş, Lülüfer Tamer
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Gümüş, Metehan
Gündeş, Ebubekir
Gündoğan, Ersin
Gündoğan, Ömer
Gündoğdu, Haldun
Gündoğdu, R. Haldun
Gündoğdu, Ramazan
Güner, Murat
Güner, Osman Serhat
Gür, Özlem
Gürbulak, Esin
Gürbüz, Murat
Gürkök, Cağatay
Gürkök, Çağatay
Gürler, Zeki
Gürsoy, Göktürk
Güzey, Deniz
-HHacıyanlı, Mehmet
Haksal, Mustafa
Haksal, Mustafa C.
Hamzaoğlu, Cavit
Hamzaoğlu, İsmail
173, 260
Harputlu, Deniz
268
Hasbahçeci, Mustafa
130, 278
155, 169,176, Hasırcı, İsmail
205, 219,248, Hatipoğlu, Engin
333, 334
292
Hin, Aysel Ören
73, 113, 118, Hoca, Onur
236, 239,346, Hummatov, Azer
347, 348, 393 Hut, Adnan
304
272, 280
92, 327
221
362
-I166
Işık, Özgen
Işıl, Gürhan
101, 202,228, Işıl, Rıza Gürhan
230, 384,385, 397, 398
278, 280
248
-İ233, 275,325, İdiz, Oğuz
326
İlhan, Burak
344
77, 108, 164, İlhan, Enver
365
İlhan, Mehmet
167
İnan, H. Oğuzhan
424
204
111, 175
118
276
250
188
132, 148
217
122
155, 169,176, 205, 334
281, 345
288
88
194, 322
104, 190, 297, 387
328
252, 274
155, 169,176, 205, 334
346
347, 348
154, 332
109, 110
388
141, 147,191, 224, 269, 312
335
92, 154, 327, 332
386, 399
87
256
233, 275,325, 326
146
160
134
133
77, 80, 97, 105, 108, 209
218, 412, 413
130, 273, 274
217
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
İnce, Leyla
İnce, Mehmet
İpekçi, Fuat
İsmayilov, İlkin
İstek, Cemile
İşcan, Yalın
İşgüven, Duygu
321
151, 232, 321
217
266
405, 407
209, 366
166
-KKadıoğlu, Hüseyin
Kadıoğlu, M. Burak
Kafalı, M. Ertuğrul
Kahya, Mümtaz
Kalaycı, Mustafa Uygar
Kamer, Erdinç
Kanık, Arzu
Kapan, Murat
Kapan, Selin
Kaplan, Rafet
Kapran, Yersu
Kapucuoğlu, F. Nilgün
Kar, Haldun
Kara, Burcu
Kara, Cemal
Kara, Eray
Karaahmetli, Emre
Karabulut, Mehmet
Karacabay, Kevser
Karadağ, Ayişe
Karadağ, Sercan
Karahallı, Önder
Karahan, Nermin
Karahan, Ömer
Karahasanoğlu, Tayfun
Karakayalı, Feza Y.
Karakelleoğlu, Atilla
Karakoyun, Ayfer
Karamercan, Ahmet
Karaöz, Alev
Karaveli, Selda
Kargıcı, Hülagü
Kaya, Bayram
Kaya, Cemal
Kaya, Oskay
Kaya, Yavuz
Kayahan, Münire
Kebudi, Abut
Keleş, Celaletin
Keleş, Celalettin
Keleş, M. Celalettin
133, 366
227
83, 192
88, 194, 322
119, 125,252, 253, 272
142, 205
167
126, 204, 304
272, 280
233, 275,325, 326
77, 108, 365
177
155, 176,205, 219, 248, 333
171
337
171
104, 190
252, 272
370
374, 380,382, 386, 399
384, 385,397, 398
176
177
159, 318
109, 110
189
281, 345
405
78, 387
239
370
328
157, 324
66, 134, 160
87
171
133, 366
221
322
126, 194, 237
88
Kement, Metin
Kemik, Ahu
Kemik, Ahu Sarbay
Kemik, Özgür
Kerimoğlu, Saygın
Keskin, Metin
Keşmer, Sadık
Kılıç, Ali
Kılıç, Turgay Yılmaz
Kırbıyık, Ebru
Kısaoğlu, Abdullah
Kıvılcım, Taner
Kisli, Erol
Kocakuşak, Ahmet
Kocataş, Ali
Koç, Ahmet
Koç, Durucan Aydın
Koçer, Murat
Korkut, Hatice
Korukluoğlu, Birol
Kotan, Çetin
Koyuncu, Adil
Koyuncu, Ahmet
Koyuncu, Ahmet Murat
Kozan, Ramazan
Kökçam, Said
Köksal, Hakan M.
Köksal, Hande
Köksal, Neşet
Köneş, Osman
Kulaçoğlu, Hakan
Kumkumoğlu, Yusuf
Kunduz, Enver
Kuran, Sedef
Kurban, Sevil
Kurt, Cemile
Kurt, N.
Kurt, Necmi
Kuruçay, Yıldıray
Kuşdemir, Ahmet
Kutluer, Nizamettin
Kuzu, M. Ayhan
Küçük, Can
Küçük, Gültekin Ozan
Küçükkartallar, Tevfik
425
73, 113, 118, 236, 239,265, 346, 348, 393
335
202
335
158
105, 107
313, 330, 358
141, 191
166
359, 401
291
289
335
233, 275,325, 326
119, 125,145, 252, 274, 278
139
408, 410
177
380, 386, 399
183
335
233, 275,325, 326
182, 211,262, 264, 341
206
266, 270, 297
158, 220
82, 123, 140,
212, 213,214, 215
222, 309
210, 351
252, 254, 278
87
334
77, 80, 96, 97, 107, 108, 209, 366
120
222, 309
338, 362
339
362
284
181
328
120, 173
135
137, 315,317, 365, 365
111, 175
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
-LLeventoğlu, Sezai
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Orman, Süleyman
187
65, 71, 78, Oruç, M. Tahir
115, 152, 244
124, 170,344, 242, 374,386, 387
-ÖÖncel, Mustafa
73, 113, 118, 236, 239,346, -M
347, 348, 393
Manukyan, Manuk
221, 362
Önder, Akın
126, 204,304, Maral, Aykut
208
305
Memmi, Naim
133, 233, 366 Ören, Durkaya
291
Menekşe, Ebru
188
Örener, Deniz
99
Menteş, B. Bülent
65, 71, 78, Özbayır, Türkan
370
104, 124,170, Özbek, Seda
321
190, 344,374, Özcabı, Yetkin
112
387
Özcan, Demet
88
Menteş, Bülent
242
Özdemir, Yavuz
216, 232,352, Mercan, Korhan
82, 123, 140, 355
212, 213,214, Özel, Kutan
248
215
Özel, Melih
221
Meriç, Önder
328
Özemir, İbrahim Ali
299
Meriç, Serhat
208, 366
Özer, Ali
146, 223
Mert, Murat
135
Özer, İlter
101, 102,127, Mihmanlı, Mehmet
66, 134, 160
185, 187,228, Moğul, İlknur
373, 395
230, 397, 398
Moray, Gökhan
282
Özer, M. Tahir
129, 365
Morkavuk, Şevket Barış 206, 263
Özer, Şükrü Bülent
111
Müslümanoğlu, Mahmut 90, 133, 366
Özer, Turgay
337
Özerhan, İsmail Hakkı
75, 365
Özgür, İlker
77, 96, 108, 209, 365
-NÖzkan, Orhan Veli
139, 162,286, Nalbant, Erdem
88, 194, 322
307
Nalbant, Olcay Ak
88, 194, 237, Özkan, Ömer Faruk
351
322
Özlem, Nuraydın
265, 300,302, Neşşar, Gürel
76, 161, 241
310, 313,329, Novruzov, Namiq
268
330, 331, 358
Novruzova, Shebruz
354
Özoğul, Bünyami
291
Özoğul, Yusuf
228, 230
Özoğul, Yusuf Bayram
101, 185, 187
Özsoy, Mustafa
88, 322
-OÖzsoy, Yücel
88, 194, 237, Obuz, Funda
199
322
Oduncu, Mehmet
250
Öztaş, Muharrem
365
Oğuz, Mehmet
71, 344, 387
Öztürk, Deniz
382
Okan, İsmail
90
Öztürk, Ersin
146, 201, Okkabaz, Nuri
73, 113, 118, 223, 246
236, 239,346, Öztürk, Gürkan
291
347, 348, 393 Öztürk, Oğuz
72
Okudan, Murat
305
Öztürk, Oktay Hasan
162
Okul, Şener
66, 134
Öztürk, Ramazan
129
Okuş, Ahmet
159, 318
Öztürk, Yunus
313
Okuyan, Gülten Çiçek
257, 295,296, Özyıldız, Ümran
407
357
Özyurt, Beyhan Cengiz 88, 322
Oltulu, Melda
221
Orazokunov, Erkinbek
120
426
-PPaltacı, İlhan
Pamak, Serap
Parlak, Ömer
Parlak, Serhat
Parlakgümüş, Alper
Parsak, Cem Kaan
Parvizi, Murtaza
Pata, Cengiz
Pehlivanoğlu, Kamil
Peker, Evren
Peker, Yasin
Pfeifer, Ebru Serinsöz
Polat, Erdal
Poyraz, Alper
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
162, 286
233
181
246
282
99, 149
88
360
217
82, 123, 140, 212, 213,214, 215
219, 248, 333
167
185
295
-RReyhan, Enver
102
-SSafiyeva, Aynur
Sağlam, Esra
Sahar, İsa
Sak, Erdal
Sakarya, Aslan
Sarı, Kazım
Sarıbay, Ramazan
Sarıca, İnanç Şamil
Sarıkaya, S. Muhsin
Sarıkaya, Seyit Muhsin
Sarıkaya, Sibel
Savaş, Anıl
Savaş, Osman Anıl
Savran, Emine
Sefiyeva, Aynur
Senger, Serkan
Sevim, Yusuf
Sevinç, Barış
Seyhan, M. Fatih
Sinan, Hüseyin
Sobutay, Erman
Soy, Ebru
Soydan, Seçil
Soylu, Lütfi
Sökmen, Selman
Sökücü, Necmettin
Sözüer, Erdoğan
256
77
169
204
171
131, 157, 324
288
79
181
183
196
105, 107
165
389
268
210, 351
292
318
72
68, 69, 75, 216, 232,234, 255, 350,352, 365
131, 157, 324
189
65, 270
93, 196
388
77, 79, 80, 97, 165, 208
135
Sözütek, Alper
95, 132, 148, 342
Sugüneş, Tonguç
182, 211,320, 341
Sultanov, Hasan
256
Sun, Mehmet Ali
198
Sücüllü, İlker
68, 69, 216, 234, 319,350, 352, 355
Sümer, Aziz
210, 335, 351
Sürek, Ahmet
125, 145, 254
Sürmeli, Ali
76, 241
Sürmelioğlu, Ali
101, 185,187, 228, 230
-ŞŞahin, Adem
Şahin, Mustafa
Şahin, Nurettin
Şanlı, Ahmet
Şeker, Mehmet
Şendur, Murat
Şengül, Neriman
Şenkal, Volkan
Şenol, Zafer
Şişman, Çağatay İbrahim
328
83, 90, 192
272
284
147, 269
92, 327
69
360
319
181, 183
-TTalu, Mehmet
257, 295,296, 357
Tantoğlu, Utku
292
Tarcan, Ercüment
142
Taş, Şükrü
102
Taşçı, Hasan
154, 332
Taşkesen, Fatih
126, 304, 305
Taşkın, Mustafa
403
Taşoluk, Neşe
88, 194
Tatar, Fatma
219, 333
Tavusbay, Cengiz
155, 169,176, 205, 219,333, 334
Taylan, Seçil
383, 394
Tekin, Ahmet
175
Telciler, Kemal Emre
218, 247
Temizgönül, Baha
252
Temizgönül, Kaplan Baha 273, 274
Terzi, Cem
69, 199, 388
Tez, Mesut
202
Tezcan, Gülçin
246
Tezcaner, Tugan
78, 170, 189
Tırpancı, H. Berna
276
Tilki, Metin
257, 295,296, 357
427
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
Timirci, Özlem
Toğluk, Eylem
Tosun, Alptekin
Tosun, Salih
Törer, Nurkan
Törüner, Attila
Tuna, Burçin
Tunca, Berrin
Tuncer, Y.
Tuncer, Yıldıray
Turan, Ersin
Turhan, Ahmet Nuray
Turhan, Nesrin
Tutal, Fırat
Tümay, Volkan
Türkmenoğlu, Özgür
Türkoğlu, Akif
72
369, 403
299
299
282
120
199
246
339
338
220
145, 273
202
362
122
95, 132, 148, 319, 342
76, 241
-UUçar, Ali Erkan
Uğurlu, M. Ümit
Uğuz, Arif
Ulaş, Murat
Uludağ, Mehmet
Ulusoy, Serap
Uras, Cihan
User, Yılmaz
Uymaz, Derya
Uz, Murat
Uzun, H.
Uzun, Hüseyin
Uzunköy, Ali
181, 183
115, 152, 244
337
101, 102,185, 187, 188,202, 228, 230,384, 385, 397, 398
82, 123, 140, 144, 212,213, 214, 215
250
109
257, 295,296, 357
96, 208
247
339
338, 362
259
-ÜÜçüncü, Muhammet
Ülkü, Abdullah
Ünalp, Haluk Recai
Ünlüer, Erol Ender
365
99, 149
142
166
-VVar, Ahmet
Vardar, Enver
Vatansev, Celalettin
Vatansever, Seda
171
166
111, 175
171
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Velidedeoğlu, Mehmet
Vural, Fatma
Vural, Safiye
Vural, Selahattin
144, 281, 345
371
88, 194, 322
73, 113, 118, 236, 239,346, 347, 348, 393
-YYağcı, Gökhan
75, 365
Yakan, Savaş
218, 247
Yakut, Mehmet Can
199
Yalav, Orçun
99
Yalaz, Orçun
149
Yalçın, Samet
181, 183
Yalman, Haydar
299
Yaman, İsmail
337
Yamaner, Sümer
72, 77, 79, 80, 96, 97, 105, 107,108, 164, 165,208, 209, 365, 366
Yanar, Fatih
145, 253
Yanlız, Fırat
360
Yapıcı, Gönül
373, 395
Yardım, Bengü Günay
88, 194, 322
Yardımcı, Samet
101, 185,187, 202
Yavuz, Alper
182, 206,211, 262, 263,264, 320
Yeğen, Gülçin
77, 108, 365
Yemez, Kürşat
155
Yetim, İbrahim
139, 162,286, 307
Yetkin, Gürkan
144, 281, 345
Yıldırgan, M. İlhan
291
Yıldırım, Ahmet Volkan 328
Yıldırım, Ali Cihat
242, 328
Yıldırım, Ali Görkem
288
Yıldırım, Kadir
300, 302,310, 329, 330,331, 358
Yıldırım, Sedat
282
Yıldırım, Sevil Güler
88
Yıldız, Alp
270
Yıldız, S. Yiğit
115, 152, 244
Yılmaz, Evrim
79, 373, 395
Yılmaz, Hüseyin
83, 192
Yılmaz, Osman
166
Yılmazlar, Aysun
223
Yılmazlar, Tuncay
146, 201, 223, 246
Yılmazyıldırım, Umut
265, 300,302, 310, 313, 329, 330, 331, 358
428
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
Yırgın, Hakan
Yiğit, Güven
Yiğit, Yılmaz
Yolcuoğlu, Burhan
Yönden, Zafer
Yurtsever, Süreyya Gül
Yücel, Deniz
Yücel, Ergün
Yücel, Tayfun
Yücesoy, Ali Naki
Yücetürk, Ayla
Yüceyar, Serdar
Yüksel, Osman
Yüksel, Seda
Yürekli, Semih
119, 145, 253, 274
151
139, 286
155
139
142
71, 266, 344
68, 129, 216, 232, 234,319, 350, 352, 355
112, 128, 156
227
88, 194, 237, 322
92, 327
104, 170, 190
189
337
-ZZenger, Serkan
Zeren, Sezgin
Zorluoğlu, Abdullah
156
131, 157, 324
122, 201, 246
429
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
NOTLAR
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
430
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
>
18-22 Mayıs 2011, Antalya
NOTLAR
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
431
XIII. Ulusal Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi
>
VI. Kolorektal Cerrahi Hemsireligi
Kongresi
.
18-22 Mayıs 2011, Antalya
NOTLAR
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
..................................................................................................................
432
Download