SU KİMYASI - Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri

advertisement
SU KİMYASI
Su, bütün canlılarda ve tüm gıdaların yapısında, dehidrasyon işlemi uygulanmamışsa,
yüksek oranda bulunmaktadır. Dolayısı ile su, birçok gıdanın ana bileşenidir (Tablo 1). Diyete
kalori eklemese bile hayat için esansiyeldir. Suyun proteinlerle, lipidlerle, polisakkaritlerle ve
tuz ile fiziksel olarak etkileşmesi sonucu gıdaların tekstürü etkilenir. Gıdalara gevrek bir
tekstür kazandırması veya meyve ve sebzelere turgoru sağlamasının yanında, etin yumuşaklık
hissini de etkilemektedir. Patates cipsi, tuz, şeker gibi bazı gıda ürünlerinde suyun
bulunmaması ürünlerin kalitesi bakımından önemlidir ve bu tür gıdaların kalitelerinin
korunması için sudan uzak tutulmaları önemlidir.
Kimyasal reaksiyonların oluşmasında önemli rol oynayan su, hidrolitik proseslerde
direkt reaksiyona girer. Bundan dolayı, gıdadan suyun uzaklaştırılması veya şeker ve tuz
ilave edilerek suyun bağlanmasıyla birçok reaksiyon yavaşlatılabilir, mikroorganizmaların
üremesi inhibe edilebilir. Böylelikle gıdaların raf ömrü uzatılır.
Su, küçük moleküllerin gerçek solüsyon oluşturmasında önemli bir çözücü ve büyük
moleküllerin dağılarak kolloidal solüsyonlar oluşturmasında önemli bir dağıtıcı ortamdır.
Asitler ve bazlar su içerisinde iyonize olurlar. Aynı zamanda önemli bir ısıtıcı-soğutucu ortam
ve temizleyici ajandır.
Suyun gıda bilimcileri için önemli olan birçok fonksiyonu vardır, suyun kendine özgü
özelliklerini bilmek önemlidir. Bir gıdanın su içeriğini değiştirirken, işlem sırasında
gıdalardaki değişimleri tahmin etmek bu fonksiyonların anlaşılmasıyla mümkün olabilir.
Tablo 1- Gıdaların su miktarı
Gıda
Su miktarı (Ağırlıkça, %)
Et
65-75
Süt
87
Meyve-Sebze
70-90
Ekmek
35
Bal
20
Tereyağı, margarin
16-18
Un
12-14
Süt tozu
4
SUYUN YAPISI
Suyun kimyasal formülü H2O’dur. Bir su molekülü 2 hidrojen, 1 oksijen atomundan
oluştuğu için bir H iyonuna bağlanmış OH iyonu şeklinde tanımlanabilir. Alternatif olarak su
dihidrojenmonoksit, hidrojen hidroksit olarak da isimlendirilebilir. Su molekülünde oksijen
atomu ile iki hidrojen atomu arasında kuvvetli kovalent bağ vardır ve bağ açısı 104.5° dir. Su
buz haline dönüştüğünde daha büyük bir açıyla 109.6° olur. Su molekülünde oksijen
tetrahedral yapının merkezinde yer alır.
Şekil 1- Su molekülünün yapısı
Her bir H atomu oksijen ile bir çift elektron paylaşarak kovalent bağ ile bağlıdır.
Oksijen aynı zamanda iki paylaşılmamış elektron çiftine sahiptir. Böylece, oksijen atomunun
4 elektron çiftinden ikisi hidrojenle kovalent bağ içerir, ikisi ise paylaşılmamış haldedir.
Oksijen hidrojene kıyasla elektronegatiftir.
Farklı iki atom kovalent bağ ile birbirlerine bağlandıklarında bağ elektronlarını farklı
şekillerde çekerler. Bu tip durumlarda bağ dipolardır (iki kutupludur), yani bir tarafı negatif
(), diğer tarafı pozitif yüklü () dür. Aynı iki atom arasında oluşmuş bağlar ise nonpolar
(polar olmayan) bağlar olarak adlandırılır ve bağın iki tarafındaki atomlar elektronları eşit
şekilde çektiğinden bir elektrik yükü oluşturmazlar.
Su polar moleküldür. Su molekülü nötr olmasına (yani eşit sayıda elektron ve proton
içermesine) rağmen, elektronların asimetrik şekilde dağılımı molekülü polar hale getirir.Yani
elektrik yükü dağılımı asimetriktir. Su molekülü oksijen atomuna yakın bölgede negatif
elektrik yükü, H atomuna yakın bölgede ise pozitif elektrik yükü taşır. Oksijen çekirdeği
hidrojenlerden elektron çeker ve molekülün H atomları tarafında kalan kısmı () yüklü hale
geçer. Oksijen atomu etrafında ise, elektron yoğunluğu arttığından molekülün bu tarafı ()
yüklü hale gelir.Bu farklı elektrik yükü nedeniyle su molekülleri kendi aralarında H bağları ile
bağlıdır (Şekil 2).
Hidrojen köprüsü
Şekil 2- Su molekülleri arasında hidrojen bağları
Hidrojen bağı kovalent ve iyonik bağlar gibi diğer bağlarla kıyaslandığında daha
zayıftır. Fakat sayıları çok fazla olduğundan bileşik üzerine kümülatif bir etki yaparlar. Her
bir su molekülünde 4 hidrojen bağı vardır. Su, periyodik tablodaki yerine bakılıp benzer
bileşikler ile kıyaslandığında oda sıcaklığında gaz olması beklenirken, içerdiği fazla hidrojen
atomlarından dolayı sıvıdır. Hidrojen ve oksijen atomları arasındaki hidrojen bağları
yaygındır. Sadece su molekülleri arasında değil, gıdaların önemli bileşenlerinden şeker,
nişasta, pektin ve protein gibi moleküller arasında da oluşmaktadır.
V şeklindeki yapısından dolayı her su molekülü yakınındaki moleküllerle dört hidrojen
bağı yapabilmektedir. Her hidrojen atomu bir hidrojen bağı yapabilirken oksijen atomu iki
hidrojen bağı yapabilmektedir. Böylece buzun üç boyutlu yapısı oluşmaktadır. Buzun yapısı
dinamiktir ve hidrojen bağları su molekülleri arasında devamlı parçalanıp yeniden
oluşmaktadır. Su da hidrojen bağları içermektedir ve bu bağlar da değişik bir düzenle yıkılıp
yeniden oluşmaktadır. 100°C’de su moleküllerinin % 80’i hidrojen bağı içerirken, 0°C’de bu
değer % 90 civarındadır.
Su molekülleri arasında buzdan daha küçük bir bağ açısı olduğundan moleküller daha
sıkı olarak bir arada bulunurlar. Bu nedenle koordinasyon numarası olarak ifade edilen komşu
molekül sayısı suda buzdan daha yüksektir. Su molekülleri arasındaki ortalama uzaklık
sıcaklıktan etkilenir ve sıcaklık artışıyla birlikte moleküllerin daha fazla kinetik enerjiye sahip
olup daha hızlı hareket etmesinden dolayı uzaklık artar. Her iki faktör de suyun yoğunluğunu
etkilemektedir. Fakat koordinasyon numarasının etkisi daha fazladır. Buz sudan daha küçük
bir koordinasyon numarasına sahip olmasından ve moleküllerin su kadar birbirine yakın
olmamasından dolayı daha az yoğundur. Bundan dolayı buz suyun üzerinde yüzer. Su
donarken yoğunluğu düşer ve hacmi % 9 civarı artar. Su miktarı fazla olan gıdalarda bu
oldukça belirgindir. Kap ve ekipmanlar dondurma işlemi sırasındaki hacim artışına uyum
gösterecek şekilde dizayn edilmelidir. Örneğin buzlu şekerler için üretilen kaplar genişlemeye
izin vermelidir. Bu hacim artışı aynı zamanda yumuşak meyveler dondurulurken çeşitli
hasarlara da sebep olmaktadır. Su, 4°C’nin üzerine ısıtıldığında moleküllerin birbirinde
uzaklaşmasıyla yoğunlukta azalma oluşur.
SUYUN ÖZ ISISI ve LATENT ISISI
Buz ısıtıldığında, sıcaklık uygulanan ısıyla orantılı olarak artar. Suyun öz ısısı 1 gram
suyun sıcaklığını 1˚C yükseltmek için gerekli olan enerjidir. Gerekli olan enerji miktarı su ve
buz için aynıdır, değişmez ve hidrojen bağları nedeniyle diğer maddelere kıyasla daha
yüksektir. Suyun öz ısısı her ˚C için 1 cal/g dır. Bu, 1 g suyun sıcaklığını 0°C’ dan 100˚C’ye
çıkarmak için 100 cal gerektiği anlamına gelmektedir.
Tablo 2 - Çeşitli maddelerin öz ısıları
Madde
Öz ısı (j/g °C)*
Madde
Su
4.18
Oksijen
Alkol
2.54
Civa
Zeytinyağı
1.96
Alüminyum
Demir
0.46
Kurşun
Bakır
0.37
*Bir kalori yaklaşık 4,184 joule'e eşittir
Öz ısı (j/g °C)
0.92
0.12
0.91
0.13
Erime ısısı: Erime sıcaklığına ulaşmış 1 gram saf katı maddenin tamamen erimesi için
gerekli ısı miktarına erime ısısı denir. Hal değiştiren bir maddenin aldığı ısı enerjisi, maddenin
tanecikleri arasındaki mesafeyi artırarak moleküller arasındaki çekim kuvvetinin azalmasını
sağlar. Her maddenin tanecikleri arasındaki çekim kuvveti aynı değildir. Bu nedenle çekim
kuvvetinin zayıflatılması için maddelere verilmesi gereken ısı miktarları da aynı olmayacaktır.
Yani her maddenin erime ısısı birbirinden farklıdır. Bu nedenle erime ısısı maddeler için ayırt
edici bir özelliktir. Erime ısısı sadece erime sıcaklığındaki maddeler için söz konusudur.
Örneğin buzun erime ısısı 334,4 J/g (80 cal) ’dır. Bu ısı -20 ºC’deki bir buza verildiğinde
buzun sıcaklığı artar ama buz erimez. Ancak aynı ısı 0 ºC’deki buza verildiğinde buzun
sıcaklığı artmaz ama erir. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Hal değiştiren bir maddenin
sıcaklığı sabit kalır. Çünkü bu sırada maddeye verilen ısı, maddenin taneciklerinin birbirinden
uzaklaştırılması için kullanılır. Latent erime ısısı 1 g buzun 0˚C de suya dönüşmesi için
gereken enerjidir ve 80 cal dir, donma noktasındaki 1 g buz gerekli olan 80 cal enerjiyi
absorbe eder ve sıvı faza geçer.
Buharlaşma ısısı: Kaynama sıcaklığındaki 1 gram saf sıvıyı aynı sıcaklıktaki 1 gram
buhar haline getirmek için gerekli ısıdır. Sıvı halde bulunan bir maddenin gaz haline geçmesi
olayına buharlaşma denir. Buharlaşma olayının gerçekleşmesi için maddenin ısıya ihtiyaç
vardır. Maddenin aldığı bu ısı, tanecikler arasındaki bağların yok olacak kadar zayıflamasına
neden olur ve tanecikler birbirinden bağımsız hale gelir. Bu sırada maddenin sıcaklığı
değişmez. Sıvı buharlaşırken çevresinden ısı aldığı için ve çevresini soğutur. Latent
buharlaşma ısısı 1 g suyun 100˚C de buhara dönüşmesi için gereken enerjidir ve 540 cal dir,
kaynama noktasındaki 1 g su gerekli olan 540 cal’i absorbe eder ve buhar haline dönüşür.
Diğer birçok bileşikle kıyaslandığında suyun hem öz ısı hem latent ısısı oldukça
yüksektir ve bu durum ısı transfer medyumu olarak su kullanıldığında göze alınması gereken
önemli bir etmendir. Önemli miktarda enerjiyle suyun sıcaklığı yükseldikten sonra sıcaklık
gıdaya
transfer
olabilmektedir.
Suda
ısıtılan
gıdalar
yavaş
ısınmaktadır.
Suyun
buharlaşabilmesi için de önemli miktarda ısı gereklidir. Isıyı etrafından aldığından iyi bir
soğutucu ajandır.
Buz vakumlanır ve ısıtılırsa, sıvı faza geçmeden doğtudan buharlaşır. Bu olay
sublimleşme olarak bilinir ve bu, gıdalarda uygulanan liyofilizasyon (soğuk kurutma)
işleminin temelidir. Kahve bu işlem ile elde edilen gıdalara bir örnektir. Bu pahalı bir işlemdir
ve sadece yüksek fiyatla satılan kahve gibi gıdalarda uygulanır. Kahve çekirdekleri
dondurulur ve ardından yüksek vakum uygulanırken ısı işlemi uygulanır ve neredeyse tüm su
süblimleştirme ile uzaklaştırılır. Donma yanığı da yine süblimleşmenin bir sonucudur.
BUHAR BASINCI ve KAYNAMA NOKTASI
Buhar basıncı
Eğer küçük bir su birikintisi bir veya iki gün yerde kalır ise, sıvı buharlaşacağından
kuruyacaktır. Su kaynamadığı halde birkaç su molekülü sıvıdan gaz hale geçecek enerjiye
ulaşarak buharlaşmaktadır. Bir süre sonunda açık küçük bir havuz bu yolla kuruyabilir. Eğer
sıvı kapalı bir kapta ise, dengeli olarak, bazı moleküller buharlaşırken bazı moleküller
yoğunlaşır, bu sayede sistem içersinde bir değişiklik olmaz. Sıvı halden ayrılmış olan buhar
molekülleri sıvının yüzeyine buhar basıncı adı verilen bir basınç uygular.
Buhar basıncı yüksekken, sıvı kolayca buharlaşır ve birçok molekül buhar halde
bulunur, kaynama noktası düşer. Tersine, düşük bir buhar basıncı ise sıvının kolay
buharlaşmasını engeller ve az molekül buhar halde bulunur. Bu tür sıvıların kaynama noktası
yüksektir. Sıvılar, buhar basıncı ile dış basınç eşit olduğunda kaynarlar.
Buhar basıncı yükselen sıcaklıkla birlikte yükselir. Yüksek sıcaklıklarda, moleküller
daha fazla enerjiye sahiptirler ve kendilerini tutan güçlere karşı gelip sıvıdan gaz hale kolayca
geçerler; bu sayede çok sayıda buhar halinde molekül bulunur.
Buhar basıncı tuz veya şeker gibi çözünebilen maddelerin eklenmesiyle düşer.
Çözünen madde suyu seyreltir, bundan dolayı daha az su molekülü (aynı hacimde)
buharlaşabilir halde olur ve az miktarda molekül buhar halinde kalır ve buhar basıncı düşer.
Çözünen maddenin çekimi de buharlaşmayı kısıtlar.
Kaynama noktası
Eğer dış basınç ısıtma ile artırılırsa, kaynama noktası yükselir ve gıdalar normalden
daha kısa sürede pişirilebilir (konserve teknolojisinde olduğu gibi). Örneğin, gıdalar konserve
kutularına konup ısıtılırken buhar basıncı arttırılıp kaynama noktası 239-250˚F(115-121˚C)
civarına çıkarılabilir. Aksine, eğer dış basınç düşürülürse, örneğin yüksek bir yerde, su daha
düşük sıcaklıklarda kaynar ve gıdalar daha uzun sürede pişerler.
Su yüksek kesimlerde daha hızlı kaynasa bile, sıcaklık deniz seviyesiyle aynı değildir.
BİR ÇÖZÜCÜ OLARAK SU
Maddelerin çözünen, su içerisinde dağılmış veya süspansiyon halinde olmaları sudaki
partikül büyüklüklerine ve çözünürlüklerine bağlıdır. Su genel çözücü bir ortamdır.
Solüsyon
Su tuzlar, şekerler veya suda çözünen vitaminler gibi küçük molekülleri iyonize veya
moleküler olarak çözer ve gerçek solüsyonlar oluşturur.
Tuzlar, asitler veya bazlar su içerisinde iyonize olarak iyonik solüsyonlar oluştururlar.
Örneği Sodyum klorürde sodyum (Na+) ve klor (Cl-) iyonlarını bir arada tutan iyonik bağlar
bulunur. Suyun içerisine konulduğu zaman zıt yüklü iyonlar arasındaki çekim kuvveti su
molekülleri tarafından azaltılır, iyonik bağlar yıkılır ve iyonların etraflarını su molekülleri
çevirir başka bir deyişle hidrate olurlar. Her iyon altı tane su molekülü ile çevrelenir; iyonlar
birbirlerinden bağımsız halde hareket ederler (Şekil 3).
NaCl’ün kristal
yapısı
Suda çözünen
NaCl
Şekil 3- NaCl’nin suda çözünmesi
Şekerler gibi polar moleküller yapılarında hidrojen bağları içerirler ve çözünerek
moleküler solüsyonlar oluştururlar. Bir şeker kristali çözündüğünde, şeker molekülünün
hidroksil grupları arasındaki hidrojen bağları kopar ve su molekülleri ile aralarında tekrar
oluşur. Bu sayede şeker molekülleri yavaş yavaş hidrate olur ve her şeker molekülü su
molekülleri tarafından çevrelenmiş olur.
Su molekülleri, şeker moleküllerindeki polar grupları hidrojen bağları ile bağlarlar.
Şeker molekülleri şeker kristalinden ayrılır ve etraflarındaki su molekülleri ile hidrate olur ve
hidrojen bağları ile bağlanırlar.
Hidrojen bağları arasındaki değişim söz konusu olduğunda, çözünürlük yükselen
sıcaklıkla birlikte artar. Isıtma hidrojen bağlarını bozar ve su-su, sukroz-sukroz çekimini
azaltır, bu durum,
su ve sukroz molekülleri arasında hidrojen bağlarının oluşmasını ve
sukrozun hidrate olmasını kolaylaştırır. Bundan dolayı, sukroz sıcak su içerisinde soğuk su
içerisinden daha fazla çözünebilir haldedir. Çözünen madde suyun kaynama noktasını
yükseltir ve sukrozun çözünürlüğü sıcaklık ile birlikte artar, özellikle 100˚C üzerindeki
sıcaklıklarda, sukroz solüsyonlarında sukroz konsantrasyonu, solüsyonun kaynama noktası
ölçülerek bulunabilir. Bu şekerleme veya pektin jölesi yapımında önemlidir.
Kolloidal Dağılım
Gerçek solüsyon oluşturamayacak kadar büyük moleküller su içerisinde dağılım
gösterirler. Boyutlar 1-100 nm arasında olan parçacıklar ayrışarak kolloidal yapı veya sol
oluştururlar. Selüloz, pişmiş nişasta, pektin bileşikleri, sakızlar ve bazı gıda proteinleri gibi
moleküller buna örnektir. Kolloidal ayrışma genellikle değişkendir; eğer bir gıda üretimi söz
konusu olacaksa kolloidal durum stabilize edilmelidir. Isıtma, dondurma veya pH
değişiklikleri gibi faktörlerler bu değişkenliği etkiler. Koşulları değiştirerek stabil bir ayrışma
sağlanması çökme veya jelleşmelere sebep olabilir; bu pektin jöleleri yapımı gibi bazı
durumlarda istenen bir durumdur.
Gel sistemlerinde elastik bir katı sıvı içerisinde ayrışmış bir halde bulunmaktadır.
Gıda teknolojisinde kollodial faz içeren gıdaların stabilitesi ve çeşitli reaksiyonlara
olan hassaslıkları, kolloid bilimi kapsamında incelenir.
Süspansiyon
Su içersinde bulunan 100 nm den büyük partiküller kolloidal ayrışma göstermek için
fazla büyüktürler. Bunlar su ile karıştırıldıklarında süspansiyon oluştururlar. Süspansiyon
içerisinde bulunan partiküller zamanla ayrılırlar. Buna örnek olarak su içerisine katılmış olan
pişmemiş nişasta gösterilebilir. Geçici olarak dağılım gösterir ve kolayca ayrılabilir,
bekledikçe içerisinde bulunduğu kabın dibine çökmeye başlar.
Nişastalar, karıştırma işlemi sayesinde sıvı içerisinde dağılmış olarak bulunur.
Nişastalar çözünmezler. Sabit bir şekilde bırakılırlarsa kabın dibine çökmeye başlarlar.
SERBEST, BAĞLI ve TUTULAN SU
Su bütün canlı varlıklar içerisinde bol miktarda bulunur, bunun sonucu olarak eğer
uzaklaştırma işlemi yapılmamış ise gıdalarda da yüksek miktarlarda bulunmaktadır. Çoğu
gıda dehidrasyona tabi tutulmamış yapısında % 70 e kadar su içerir, sebze ve meyveler de su
oranı % 95 ve üzerindedir. Sudan kolayca sıkma, kesme veya presleme ile çıkarılan su serbest
su olarak, bu tür yöntemlerle kolayca çıkarılamayan su ise bağlı su olarak adlandırılır.
Bağlı su çeşitli yollar kullanılarak belirlenebilir; farklı metotlar bir gıda içerisindeki bağlı
su değerini ölçmek amacıyla kullanılır. Gıdaları oluşturan bir çok madde kolayca
ayrılmayacak şekilde suyu bağlayabilir veya su moleküllerine tutunabilir. Bağlı suyun bazı
karakteristikleri şunlardır:
-
Tuzlar ve şekerler için çözücü olamaz,
-
Suyun donma noktasının altındaki sıcaklıklarda donar.
-
Buhar basıncı gösteremez,
-
Yoğunluğu serbest suyun yoğunluğundan daha fazladır.
Bağlı su yapısal bağlılık gösterdiğinden çözücü olarak görev yapamaz. Moleküller buhar
haline geçemez, sıvı haldeki sudan daha sıkı bir yapı gösterir bundan dolayı yoğunluğu
yüksektir. Bağlı suya örnek olarak kaktüslerdeki veya çam ağaçlarının iğnelerindeki su
verilebilir, bu su sıkarak veya preslenerek dışarı çıkarılamaz; çölde yüksek sıcaklık veya kışın
oluşan donma olayları bu bağlı suyu etkilemez ve bitkiler bu şekilde canlı kalır.
Dehidrasyondan sonra bile gıdalar bağlı su içerirler.
Su molekülleri nişastalar, pektinler ve proteinler gibi moleküllerin polar gruplarında veya
iyonik bölgelerine bağlanırlar.
Su aynı zamanda pektin jelleri, meyveler ve sebzeler gibi gıdalarda tutulmuş formda
bulunurlar. Tutulmuş olan su kapiller yapılarda veya hücreler içinde hareketsizdir, fakat
kesilme veya hasar alma sonrasında serbest hale geçebilirler. Tutulmuş su, bağlı suyun değil
serbest suyun özelliklerine sahiptir.
Bir ürünün tazeliği içerdiği su miktarına bağlıdır. Gıdalar dehidrasyonla yüksek oranda su
kaybederlerse solmuş bir görünüme sahip olurlar.
SU AKTİVİTESİ (Aw)
Su aktivitesi, veya Aw, bir solüsyondaki suyun buhar basıncının (Ps), saf suyun buhar
basıncına (Pw) olan oranıdır.
Aw=Ps/Pw
Bakteri, maya ve küf gibi mikroorganizmalar yüksek Aw değerinde çoğalırlar. Bu
mikroorganizmaların gelişmelerinin kontrol edilmesi gerektiğinden, gıdanın su aktivitesi bu
açıdan göz önüne alınmalıdır. Su aktivitesi 0.85 ten daha aşağıya düşürüldüğünde daha az bir
bakteri gelişimi söz konusu olmaktadır. Bunun dışında bakteriyel gelişimi etkileyen başka
faktörlerde bulunmaktadır. (Gıda, optimum pH vb.)
Yüksek şeker konsantrasyonu kullanılarak hazırlanan reçel ve jöle gibi gıdalar, yüksek
tuz konsantrasyonları ile hazırlanan salamura gıda ürünlerinde, tuz ve şeker, su aktivitesini
düşürmek amacıyla kullanılmaktadır. Tuz kimyasal yapısı sayesinde iyonize olarak ve suyu
çekerek su aktivitesini şekerden daha fazla etkiler.
Tablo 3- Bazı gıdaların su aktivitesi değerleri
Gıda
Su aktivitesi aw
Saf su
100
Taze et ve balık
0.99
Ekmek
0.95
Eski kaşar
0.85
Reçel ve marmelat
0.8
Kuru meyve
0.6
Baharat
0.5
Yumurta tozu
0.4
Bisküvi, kraker
0.3
Süt tozu
0.2
İnstant kahve, toz çorba
0.03
GIDA MUHAFAZASINDA SUYUN ROLÜ
Kurutma ve dondurma gıda muhafazasında uygulanan tekniklerdendir. Gıdalar
dehidrate edilerek veya dondurularak su miktarları düşürülür ve raf ömürleri uzatılır.
Gıdalardaki su miktarı, gıda kalitesini ve raf ömrünü etkilediğinden büyük önem taşır
Örneğin, gıdalar gevrek veya kuru olarak sunulabilmektedir. Dondurma ve kurutma, gıdaların
raf ömrünü gıdadaki suyu patojen ve bozulmaya neden olan bakterilerin kullanamayacağı hale
getirerek uzatmak amacıyla kullanılan yöntemlerdir. Gıda içerisindeki su ne kadar hızlı
dondurulursa, gıdalarda da hücresel açıdan o oranda daha az hasar meydana gelir.
Küf veya mayaların üremesini engellemek amacıyla koruyucu maddeler eklenebilir.
Suya affinitesi olan nem tutucular belli bir oranda nemin tutulması amacıyla gıdalara
katılabilir.
Download